SOSYOLOJİK
YAKLAŞIMLAR
TEMELİNDE AİLE
KURAMLARI
Hazırlayan
Tuba YAZICIOĞLU
Bilimsel anlamda bir çok kavram günlük
anlamından farklı anlamlar taşır. Buna neden
olanların en başında onlara felsefi bazı
anlamlar yüklenmesidir. Örneğin felsefenin
dört çalışma alnı vardır;
Metafizik
Epistemoloji
Ontoloji
Ahlak
Bilginin kaynağı ve bilginin değerini ontoloji
ve epistemloji ile açıklarız.
Bilginin kaynağı akıldır: Rasyonalizm
Bilginin kaynağı deneydir: Empirizm
Bilginin kaynağı sezgidir: Enstüizyonizm
Bilginin kaynağı faydadır: Pragmatizm olarak
anılır.
Hatta son yıllarda bir gelişme yaşanarak,
bilginin kaynağının, “Kadının öznel deneyimleri
ve algıları” olduğu ileri sürüldüğünden
Feminizmde epistemoloji tartışmalarında
yerini aldı.
KURAM
Bilimsel çalışmaların yapılmasına
olanak sağlayan en geçerli ve
güvenilir yollarla ilgili epistemolojik
tartışmalardır.
YAKLAŞIM
Daha çok toplumsal yaşamın
temel ontolojik özellikleri ile
ilgili temel kabul ve sayıtlılara
işaret eder.
Burada önemli olan aile çalışmalarında birbirinden
oldukça farklı çok sayıda kuramsal ve metodolojik
yaklaşımın kullanıldığının bilinmesidir. Araştırmacıların
mikro öznelden, makro nesnel boyutlara kadar uzanan
geniş bir alanda araştırma yapması meşru olduğu gibi,
aynı araştırmanın değişik aşamalarında da bunların
bazılarından yararlanmaları mümkündür. Önemli olan
kuram ve uygulama bütünlüğüne sahip bir araştırma
planlamak ve yürütebilmektir.
Diğer sosyolojinin pek çok alanında olduğu gibi aile
çalışmalarında da mevcut tüm metodolojik (pozitivist,
antipozitivist/yorumlayıcı,eleştirel)
ve
kuramsal
yaklaşımlardan yararlanıldığı gözlenmektedir. Sosyolojideki
kuramsal yaklaşımların, modernist çerçevede “Sembolik
Etkileşimcilik”
gibi
daha
mikro
yaklaşımlardan,
“İşlevselcilik” ve “Çatışmacılık” gibi daha makro yapısal
yaklaşımlara doğru genişlediği ve hatta son yıllarda
sosyolojiye meydan okuyan feminist ve postmodernist
yaklaşımlarla da zenginleştiği söylenebilir.
1.SEMBOLİK ETKİLEŞİMCİLİK
Psikoloji gelenek içinde gelişen bir sosyoloji
ekolü olarak adlandırılan bu kuramsal yaklaşımın
tarihsel
analizi
onun
epistemolojik
olarak
Amerika’da yaygın kabul gören pragmatizm
içinde geliştiğini göstermektedir. Bu yaklaşımı
sosyolojiye taşıyan en önemli savunucuların
başında George Herbert MEAD (1863—1931) ve
onun öğrencisi olan Blumer gelmektedir.
Sembolik etkileşimin pragmatizm’e
dayanan üç temel ilkesi vardır:
a) İnsanlar kendileri tarafından anlam
yüklenilen davranışlarda bulunur.
b) İnsanların davranışları toplumdaki diğer
insanlarla giriştikleri sosyal etkileşimden
kaynaklanır.
c) İnsanlar karşılaştıkları durumları
yorumlar ve ulaştıkları sonuca bağlı olarak
da davranışlarını değiştirirler.
Blumer’ in temel iddiası
insanların öncelikle
karşıdakinin davranışını
yorumladıklarını ve daha
sonra eyleme karar verdikleri
yönündedir.
1.1. SEMBOLİK ETKİLEŞİMCİLİK VE
AİLE
Sembolik etkileşimciliğin aile ve boşanma konusundaki görüşlerini
daha iyi anlayabilmek için bazı kavramlardan yararlanarak yaşanan
değişimleri görmek mümkündür.
* Duygusal Doyum:
- Kişilik özellikleri
- Duygusal tatmin
- Mahremiyet talebi
- Gerilimi düşürmede bir çözüm
- Beklenti düzeyinin yüksek olması boşanmalara neden olmuştur.
* Aşk Sembolü:
* Çocuğun Anlamı:
* Ebeveynliğin Anlamı
* Evlilik Rolleri:
* Seçenekleri Algılama:
* Boşanmanın Anlamı:
* Yasal Değişiklikler:
Sonuç olarak bu yaklaşım evliliklerin boşanma ile
sonuçlanmasını sembollerdeki değişme ile açıklamıştır.
1.2. İŞLEVSELCİ / FONKSİYONALİST
YAKLAŞIM
Bu yakalım toplumu birbiri ile ilişkili parçaların görev
yaptığı bir sistem olarak görür. Talcot PARSONS
toplumun
koruyucu,
bütünleştirici,
yönlendirici
ve
uygulayıcı alt sistemlerden oluştuğunu savunur. Ailede
bu
bağlamda
kurumdur.
toplumun
Sembolikte
bütünlüğünü
vurgu
birey
sağlayan
üzerine
idi
bir
bu
yaklaşım ise daha çok yapı ve onun işleyişi üzerinedir.
Yapıyı oluşturan elementler olarak normlar, adetler,
gelenek ve kurumlar analiz edilir.
2.1. İŞLEVSELCİLİK VE AİLE
Onlara göre aile daima toplumun temelini oluşturur.
Ayrıca toplumdaki değişimlere paralel olarak aile
yapısında da değişmeler olduğu kabul edilir. Parsons’ a
göre, sanayi öncesi toplumda, aile temel üretim birimi
olduğundan ve emek yoğun üretim yapıldığından,
günümüzde daha yaygın olan anne- baba evlenmemiş
çocuklardan oluşan “çekirdek aile” yerine “geniş aile”
ye ihtiyaç vardır.
Aile konusunda İşlevselci Yaklaşıma dayanarak
çalışma yapmak yaygın bir gelenektir. Çünkü aile
modern sanayi toplumunun ürettiği sorunlara
karşı kurumsal emniyet sübabı işlevi görmektedir.
Ayrıca cinsellik aile yolu ile düzenlenmektedir.
Sanayileşme ve kentleşmenin ailenin geleneksel işlevlerini zayıflattığı
iddiasında bulunurlar. Ekonomik üretim, çocukların toplumsallaşması,
yaşlı
ve
hasta
bakımı
gibi
tartışılmasında yarar vardır.
*
Ekonomik Üretim:
* Çocukların Toplumsallaşması:
* Yaşlı ve Hasta Bakımı:
* Eğlenme/ Dinlenme:
* Üyelerin Cinsel Denetimi:
* Üreme/ Çoğalma:
temel
işlevler
aracığı
ile
konunun
Murdock (1949) ’un da belirttiği gibi, işlevselcilere göre yaşamak için
toplum belirli ihtiyaçları karşılamak ya da belirli işlevleri görmek
zorundadır. İşlevselcilerde ailenin toplumun diğer kısımları ile olan
ilişkisi üzerine odaklanır ve özellikle ailenin toplum refah ve mutluluğuna
yaptığı katkı ile ilgilenir. Her toplumda “evrensel” olarak aile bulunur.
Bunun sebebi, tüm toplumların refahı için temel olan yukarıda belirtilen
altı ihtiyacı karşılamasıdır.
İşlevselci
yaklaşımdan
hareketle,
aile
yapısındaki
değişmeler çeşitli ampirik araştırmalar yapılarak, surveyler
sonucu elde edilen istatistiksel veriler karşılaştırılarak
incelenebilir. Birey temelli mikro analizler yerine, makro ve
orta ölçekteki yapısal araştırmalar bu yaklaşım için daha
uygundur. Değişmeyi ortaya koyan çocuk sayısında düşme,
evlenme yaşı, boşanma oranı, yoksulluk, konut/barınma, ve
yüksek kiralar, işsizlik, enflasyon, hastalık, mevsimlik iş ve
göç oranları konularında araştırmalar yaparlar.
3.ÇATIŞMACI YAKLAŞIM
İşlevselcilerin
toplumu
ahenk
içinde
bütün
olarak
bir
görmelerinin aksine çatışmacılar,
toplumun birbiriyle kıt kaynaklar
için çatışan gruplardan oluştuğunu
kabul ederler. Dıştan bakıldığında
birlik ve beraberlik içinde görülen
ilişkilerin
ardında
bir
güç
mücadelesi olduğunu savunurlar.
Çatışmacı yaklaşımda modernist
kuramlara
ve
makro
yapısal analizlere dayanır.
düzeyde
3.1. ÇATIŞMACI YAKLAŞIM VE AİLE
Yapısal işlevselcilik gibi Çatışmacı Yaklaşımda modern
ve
makro
yaklaşım
olarak
benzer
bazı
özelliklere
sahiptir. Çünkü Çatışmacı Yaklaşıma temel oluşturan
Marksizm de yapısalcı bir kuramdır.
D.
Abbot’a
kapitalist
iş
göre
Marksizm
yerindeki
çekirdek
gerilimlerden
ailenin,
kaynaklanan
tansiyonu düşürmede bir supab olarak modern toplum
için daha uygun bir form olduğunu kabul eder. Ancak
Marksistlerin
toplum
hakkındaki
görüşleri
işlevselcilerden son derece son derece farklıdır.
Onlara göre toplumu
karakterize eden özellik
sadece sanayileşme değil ve
fakat kapitalizmdir. Ekonomik
alt yapı istisnasız diğer tüm
üst yapı kurumları gibi aileyi de
belirler. Bu bağlamda çekirdek
aile hareket etmek bir yana,
kuşaklar boyunca kapitalizmin
tuzağına düşmüştür.
Kapitalizmin ideolojik koşullama
aracı olarak aile kapitalizmin
yeniden üretilmesinde
kullanılır.
4. FEMİNİST YAKLAŞIM
Feministlere
göre
kapitalizmin
ihtiyacı
üreterek
onu
aile
olan
destekleyen
sadece
emeği
birim
olmanın ötesinde ataerkilliği de yeniden
üreten birimdir. Diğer bir ifade ile aile
hem kapitalizmin hem de ataerkilliğin
emniyet supabıdır. Kapitalist sistemde
kadın hem yedek emek gücünü üretir
hem de piyasanın ucuz emek ihtiyacını
karşılar. Aksi taktirde aynı işi yapan
kadına erkekten daha az ücret nasıl
ödenebilir.
- Hem işlevselcilerin olumlu görüşlerine hem de çatışmacıların görüşlerine eleştirel
bakar. Bu eleştirinin altında tek bir neden yatar o da “ataerkilliktir”.
- Tüm feminist kuramlar aileyi ataerkil bir kurum olarak görürüler. Bu görüş ise
oldukça kapsamlıdır.
- İşlevselcilerin toplumsal cinsiyet rollerinin doğal ve değişmez olarak görmelerini
sorgularlar.
- Feministler, Marksist aile görüşlerini de toplumsal cinsiyete kapalı yada görmezden
gelinen tutumları yüzünden eleştirirler.
- Feminizm genel anlamda sosyolojininse yanlı olduğunu erkek egemen bir bilim olduğu
hususunda eleştirir.
Marksist feminizm:
Marksistler tarafından aile
yaşamı ve evlilikte kadının
sömürüldüğü kabul edilmekle
birlikte, bunun ailenin kadın
üzerinde, etkisinden çok, aile
ile kapitalizm arasındaki
ilişkiden kaynaklandığının ileri
sürülmesi önemlidir. Marksist
Feministler, Marksist
kavramları kullanmakla
birlikte kadının sömürüsünü
aile yaşamının anahtar özelliği
olarak görmektedirler.
Radikal Feminizm:
Ataerkil ideoloji kadını
ikincil ve zayıf cins olarak
görerek ev işi ve çocuk
yetiştirme rolüne indirger.
Ataerkillik farklı
toplumsal yapılarda
kültürel değerler ve
inançların bir sonucu
olarak görülebilir. Kültür
toplumsal yapının bir
parçasıdır; ancak,
Marksistlerden farklı
olarak sadece ekonomik
ihtiyaçlarla belirlenmez.
Ataerkillik bu nedenle
farklı toplumsal yapılarda
farklı biçimlerde ortaya
çıkabilir.
Sosyal Feminizm:
Onlara göre özel alan siyasaldır. Bu söyleme göre; özel bir kurum olan
aile içindeki kişiliklerin, özel ilişkilerin, diğer bir ifade ile mahrem
sayılacak konuların tümü politik boyutlara sahiptir. Özel alan yani aile,
kadının ezilmişliğinin, ikinciliğinin ortamını hazırlayan bir kurumdur.
Önerilen ise, aile ilişkilerinin de siyasal alan içinde görülmesidir.
Liberal Feminizm:
Yasal değişikliklerle
ailede ve toplumda
kadının konumun
iyileşebileceğini savunur.
1970’lerdeki eşit işe eşit
ücret getiren Eşit
Fırsatlar yasasını
savunurlar.
Teşekkürler…
Download

Slayt 1