YÜKSEK FLORÜRLÜ YERALTI SUYUNA SAHİP BİR
SAHANIN TIBBİ JEOLOJİK AÇIDAN HARİTALANMASI
M.İrfan Yeşilnacara, Ayşegül Demir Yetişb, Tuba Rastgeldi Doğana, A. Dilek Atasoya,
S.İsmail Tekinera, İbrahim Bayhana, İ.Halil Direka, Şule Serina
Üniversitesi Çevre Mühendisliği Bölümü/Şanlıurfa
bBitlis Eren Üniversitesi Çevre Mühendisliği Bölümü/Bitlis
aHarran
ÖZET
BULGULAR
Yer kabuğunun % 0.032’inin florür iyonundan oluştuğu tahmin
edilmektedir. İnsan sağlığını etkileyen florürün esas kaynağı; içme
ve kullanma suları, çay gibi yüksek florür içeren bazı bitki çeşitleri,
yenilebilir bazı deniz canlıları, dünyanın bazı bölümlerindeki
aerosoller ve bazı temel endüstriyel proseslerdir. EPA ve U.S.
Department of Health & Human Services (HHS)’e göre tavsiye
edilen florür limitleri 0.7-1.2 mg F-/L iken optimal değer HHS
tarafından 0.7 mg F-/L olarak revize edilmiştir. Dünyada 200
milyondan fazla insan Dünya Sağlık Örgütü’nün önerdiği
konsantrasyonların üzerinde ( > 1.50 mg F-/L) florür içeren içme ve
kullanma sularını tükettiklerinden dolayı olumsuz etkilenmiştir.
Anadolu’nun bazı bölgelerinde de florür konsantrasyonu yüksek
olan içme sularının tüketiminden kaynaklanan endemik florozis
vakaları görülmektedir. Yeraltı sularında florür konsantrasyonun
yüksek olduğu bölgeler genellikle volkanik kayaçların bulunduğu
alanlardadır.
Arazi çalışmaları, florür analizleri ve diş tarama sonuçlarının CBS
ortamında değerlendirmesi suretiyle elde edilen ön tıbbi jeoloji
haritasına göre çalışma sahası içerisinde birkaç noktada daha florozis
vakası ilk defa ortaya çıkarılmıştır ( Şekil 6).
Çevre bilimleri açısından yüksek florürlü içme - kullanma sularında
florür giderimi için defloridasyon çalışmaları kapsamında modifiye
edilmiş killer (boksit, kil, diatome) üzerinde florürün adsorpsiyon ile
giderimi araştırılmış ve bu kapsamda florür adsorpsiyon kinetikleri,
sonrasında florür adsorpsiyonunda adsorban dozu belirlenmiştir.
Tıp bilimi (Diş hekimliği) açısından, 46 adet köyde 210 öğrenci
üzerinde diş taraması yapılmış, Sarım ve Karataş köyleri dışında da
birkaç florozis vakası daha tespit edilmiştir (Şekil 5).
Şekil 1. Florürün doğada bulunuşu ve hidrojeokimyasal
döngüsü (Selinus, 2005)
Çalışma alanını oluşturan Şanlıurfa merkeze bağlı Sarım ve
Karataş köylerinde bu vakalar henüz tespit edilmiştir. Bu çalışmada
iki köy merkez alınarak daha geniş bir alandaki bölge yer ve tıp
bilimleri açısından incelenerek elde edilen bulgular ışığında yöre
halkının diş yapısıyla da karşılaştırarak, sorunlu alanların oluşum
mekanizması, coğrafi dağılımı ve önemli bir halk sağlığı probleminin
boyutları ortaya konmaya çalışılmıştır.
TÜBİTAK tarafından finansal olarak desteklenen bu projenin ilk
bulgularının değerlendirilmesi sonucuna göre; hidrojeolojik açıdan,
en az 100 köy merkezindeki içme suyu kuyularından su örnekleri
alınarak bu örnekler üzerinde F, Ca, Mg, Na, K, HCO3, SO4, Cl,
NO3, NO2, pH, EC, sıcaklık, Al, Cd, Co, Cr, Fe, Mn, Ni, Pb, Si, Zn ve
Ba parametrelerinin analizleri yapılmıştır. Daha sonra yapılan
değerlendirmelerde, dört mevsim boyunca izleme noktası
oluşturmak amacıyla 65 adet sabit örnekleme kuyusu belirlenmiştir.
Sonuç olarak; yapılan diş muayeneleri ve su kalitesi sonuçlarına
göre sadece bu iki köyde değil birçok kırsal yerleşim merkezinde de
benzer
sorunla
karşılaşılmıştır.
Florürün
kaynağı
ve
mekanizmasının anlaşılması için açılan araştırma sondajlarından
alınan numunelerin analizleri devam etmektedir.
SONUÇLAR VE ÖNERİLER
Bugüne kadar yapılan çalışmalarla volkanik arazi yapısına sahip olan
bölgelerde doğal florozis ve bunun sağlık üzerindeki etkileri
belirlenmiştir. Şanlıurfa bölgesinin jeolojik yapısı incelendiğinde, (Şekil
3) volkanikler ve sedimanter kayaçlar olarak iki temel oluşum görülür.
Çalışma alanı olarak seçilen bölgenin ortalama 132 km yakınında
bulunan bir volkanik oluşum olan Karacadağ çevresindeki bazalt
akiferlerden alınan sular yüzyıllardır içme suyu kaynağı olarak
kullanılmaktadır. Sonuç olarak; yapılan diş muayeneleri ve su kalitesi
ölçümlerine göre sadece bu iki köyde değil birçok kırsal yerleşim
merkezinde de benzer sorunla karşılaşılmıştır. Florürün kaynağı ve
mekanizmasının anlaşılması için açılan araştırma sondajlarından
alınan numunelerin analizleri devam etmektedir.
Şekil 2. Türkiye’de florozis problemlerinin görüldüğü
bölgeler (Demirel, 2010)
GİRİŞ
Florit, kriyolit, florapatit, mika, hornbled ve turmalin florürce en
zengin olan minerallerdendir Volkanik kayalar, mika mineralleri ve
termal kaynaklar doğal sularda yüksek florür konsantrasyonlarına
neden olmaktadır. Florürce zengin minerallerle temas eden derin
yeraltı sularında veya daha sıcak kaynak sularında bu miktar daha
da yükselir (Şekil 1). Yüzeysel sularda florür iyonu konsantrasyonu
genelde 0.01 – 0.30 mg/L arasında bulunur. Yeraltı sularında florür
iyonu konsantrasyonları akiferin jeolojik, kimyasal ve fiziksel
karakteristiklerine, toprak ve kayaların porozite ve asiditesine,
sıcaklığa, diğer kimyasal elementlerin hareketine ve kuyuların
derinliğine bağlıdır (Yeşilnacar ve ark., 2011a; Yeşilnacar ve ark.,
2011d).
EPA ve U.S. Department of Health & Human Services (HHS) ’ye
göre tavsiye edilen florür limitleri 0.7-1.2 mg F-/L iken optimal değer
HHS tarafından 0.7 mg F-/L olarak revize edilmiştir. İçme sularında
0.50 - 1.50 mg/L arasındaki florür konsantrasyonu diş sağlığına
katkıda bulunurken 0.50 mg/L florür konsantrasyonu diş çürümesine
neden olur (WHO, 1984). İçme sularında 1.50 - 4.00 mg/L
arasındaki konsantrasyonlar “dental florozis”e yol açar (Hussain ve
ark., 2010).
Resmi ve kesin olmayan tahminlere göre, tüm dünyada 200
milyondan fazla insan Dünya Sağlık Örgütü’nün (WHO) önerdiği
optimal florür düzeyini aşan içme suyu kullanmaktadır. Yüksek
düzeyde florür içeren içme sularına sahip olan bazı bölgelerimizde
endemik
florozis
görülmektedir.
Bu
bölgelerde,
florür
konsantrasyonunun kaynağı, bölgenin jeolojik yapısından dolayı
yapı genellikle volkanik kayalardan oluşmuştur (Yeşilnacar ve
Rastgeldi, 2011b). Birleşmiş Milletler Gelişme Programı (UNDP)’ye
ve WHO’ya göre florozis, Türkiye ve diğer 24 ülkede endemik bir
halk sağlığı problemidir. Son bilimsel çalışmalarda florozis
probleminin yaşandığı 12 ana bölge tanımlanmıştır (Şekil 2). Buna
göre florozis probleminin farklı tipleri, çeşitli faktörlerden dolayı
Türkiye’nin farklı bölgelerinde görülür. İlginç biçimde bu 12 bölge
birbirinden oldukça uzaktır. Ancak florozis probleminin yaşandığı
bölge sayısı bu çalışmayla birlikte 13’e ulaşmıştır (Yeşilnacar ve
ark., 2011c).
Bölge halkı için içme ve kullanma sularını temin etme maksadıyla
kendi imkânları ile açtıkları yüksek florür içeren içme suyu kuyularının
kullanımı yasaklanmalı ve içme suyu normlarına uygun yeni içme
suyu kaynakları sağlanmalıdır. Eğer bölgeye farklı kaynaklardan içme
suyu temin edilemiyorsa yüksek florür konsantrasyonu içeren içme
sularında defloridasyon çalışmaları yapılmalıdır. Bu ve benzeri
sorunların yaşandığı bölgelerde ilköğretim çağındaki öğrencilere
yapılan diş taramaları arttırılmalı ve sürekliliği sağlanmalıdır. Buna
ilaveten, diş taramalarının yapıldığı yerleşim yerlerindeki içme
suyunda florür konsantrasyonu yerinde portatif florür-metre ile
ölçülmelidir. Ayrıca, bölgenin hidrojeokimyasal yapısı incelenerek,
tespit edilen yüksek florürün kökeni araştırılmalıdır.
REFERANSLAR
- Demirel, 2010. “Medical Geology and Fluorosis Problem within the Context of
Medical Geology in Turkey”. Istanbul University, Istanbul, Turkey.
- Hussain, J., Hussain, I., Sharma, K.C., 2010. Flouride and Health Hazard:
Community Perception in Fluotic Area of Central Rajasthaqn (India) an Arid
Environment, Environ. Monit. Assess., 162:1.
Şekil 3. Çalışma alanın ait jeoloji haritası
- WHO, 1984. “Guidelines for drinking water”. Second ed., vol. 1. Reccomendations
Geneva.
- Selinus, O., 2005. “Essentials of Medical Geology: Impacts of the Natural
Environment on Public Health”. Elsevier Academic Pres.
- Yeşilnacar, M. İ., Rastgeldi D. T., 2011a. “Yeraltı sularında yüksek florürün tıbbi
jeoloji perspektifinden incelenmesi: Şanlıurfa örneği”, 64. Türkiye Jeoloji Kurultayı,
25 – 29 Nisan, MTA, Ankara.
- Yeşilnacar, M.İ, Rastgeldi D. T., 2011b. “Yeraltı sularında yüksek florür ve insan
sağlığına etkileri: Şanlıurfa örneği”. 1. Çıldır Gölü Çalıştayı, 21-22 Haziran, Ardahan
Üniversitesi, Ardahan.
- Yeşilnacar, M. İ., Özdemir Ş. M., Atasoy, D. ve Rastgeldi D. T., 2011c. “Florürün
İnsan Sağlığına Etkisi ve Killerle Sulardan Florür Gideriminin Araştırılması”. UKAY,
7-10 Eylül, Uluslararası Kıbrıs Üniversitesi, Lefkoşa, KKTC.
- Yeşilnacar, M. İ., Rastgeldi, D. T., Kumral, M., 2011d. “The effect of high fluoride in
groundwater on human health: Initial findings and recommendations of a case study
from Sanliurfa”. International Symposium on Environmental Biogeochemistry,
September 27-30, Istanbul, Turkey.
KATKI BELİRTME
Şekil 4. Arazi çalışmalarından görüntüler
Bu çalışma finansal olarak TUBİTAK tarafından desteklenmiştir (Proje
no: 110Y234).
YÖNTEM
Çalışma yer bilimleri, çevre bilimleri ve tıp bilimlerine ait
multidisipliner üç alanın bir araya gelerek işbirliği yapmasına
dayanmaktadır. Yer bilimleri disiplininin en önemli çalışması,
özellikle florozis sorununun ilk saptandığı Sarım ve Karataş
köylerinde sondaj yapılması, su ve zemin numunesi alınarak
bunların proje önerisinde belirtilen hidrojeolojik açıdan, en az 100
köy merkezindeki içme suyu kuyularından su örnekleri alınarak bu
örnekler üzerinde F, Ca, Mg, Na, K, HCO3, SO4, Cl, NO3, NO2, pH,
EC, sıcaklık, Al, Cd, Co, Cr, Fe, Mn, Ni, Pb, Si, Zn ve Ba
parametrelerinin analizleri yapılmıştır. Daha sonra yapılan
değerlendirmelerde, dört mevsim boyunca izleme noktası
oluşturmak amacıyla 65 adet sabit örnekleme kuyusu belirlenmiştir.
Jeolojik yapıyı aydınlatabilmek için Sarım ve Karataş köylerinde
toplamda 2 noktada sondaj yapılmıştır. Sondaj esnasında kırıntı
numunelerinin arazide tanımlanarak her kuyunun litolojik değişimi
izlenmiş ve mineralojik yapısı ve kimyasal kompozisyonunu
belirlemek için 2 metrede bir numune alınmıştır (Şekil 4). Bunun için
XRD (X-Ray Diffraction) ve XRF (X-Ray Fluorescence) analizleri
devam etmektedir.
Şekil 5. Çalışma alanında dental florozis
vakalarına ait görüntüler
Şekil 6. Çalışma alanı ön tıbbi jeoloji haritası
Download

6. Türkiye Jeoloji Kurultayı Poster Sunumu