Excavation
W o r k s
o f
Ç AN A KKA LE
Kazı Rehberi
Maydos
Kilisetepe
1
Maydos Kilisetepe Höyüğü
Maydos Kilisetepe Mound
‘Madytos’ antik kenti Çanakkale Boğazı’nın Avrupa yakasında, Kilye Koyu’nun hemen güneyinde,
1950’li yıllara kadar ‘Maydos’ olarak bilinen
bugünkü Eceabat ilçesinin bulunduğu alandadır.
Maydos Kilisetepe Höyüğü ise Eceabat ilçesinin
tam ortasında yer alır. İsmini de daha önceleri
üzerinde bulunan bir kiliseden almaktadır. 200 x
180 m. büyüklüğü ve deniz seviyesinden 33 m.
yüksekliği ile Gelibolu Yarımadası’nın en büyük
höyüklerinden biridir. Höyüğün, batı kısmındaki
kesitten elde edilen bilgilere göre, M.Ö. 3. binden
günümüze kadar iskan gördüğü anlaşılmıştır.
Höyükteki arkeolojik çalışmalar 2010 yılından itibaren Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi Arkeoloji Bölümü tarafından yürütülmektedir.
The ancient city of Madytos is located on the European side of The Dardanelles, in the south of
Kilye Bay. It was established in the area where
the district of Eceabat (formerly called Maydos
until 1950s) is located today. Maydos Kilisetepe
Mound is located right in the middle of the district
of Eceabat. It took the name of the church which
was formerly situated on the mound. It is one of
the largest mounds in Gallipoli Peninsula with its
size of 200 x 180 m. and altitude of 33 m. above
sea level. According to the finds recovered from
the west section of the mound, there happened to
be settlements on the site dating from 3000 BC.
The archaeological researches in the mound have
been conducted by Çanakkale 18 Mart University’s Department of Archaeology since 2010.
Eceabat İlçesi
ve ortasında
yer alan
Maydos
Kilisetepe
Höyüğü
(H. Öğe)
2
The Province
of Eceabat
and Maydos
Kilisetepe
Mound which
is located in
the middle of
the province
(H. Oge).
Höyükteki tabakalar arasında en dikkat çekici dönem, hatırı sayılır bir kalınlığa sahip Tunç Çağı
dolgularıdır. M.Ö. 3000’ lerde metal ticareti deniz
ticaretinin önemini artırmıştır. Bu yüzden Çanakkale Boğazı’nı kontrolü altında tutan topluluklar,
boğaz girişindeki uygun rüzgarın esmesini bekleyen antik denizcilerin ihtiyaçlarını karşılayarak ve
belki de boğazdan geçiş için bir çeşit vergi alarak
kısa süre içerisinde yüksek refah düzeyine ulaşmışlardır. Ancak Çanakkale Boğazı’nı tek kıyı yerleşimi ile kontrol altında tutmak hiç bir dönemde
mümkün olmamıştır. Fatih Sultan Mehmed
Çanakkale Boğazı’nı kontrol altına alabilmek için
Anadolu yakasına Çimenlik Kalesi’ni, Avrupa
yakasına ise Kilitbahir Kalesi’ni inşa ettirmiştir.
Aynı şekilde I. Dünya Savaşı sırasında kullanılan
bataryalar karşılıklı olarak her iki kıyıya inşa
edilmişlerdir. Bu durum Tunç Çağı için de geçerli
olmalıdır. Troia’nın en güçlü olduğu dönemlerden
biri olan ve meşhur Troia hazinelerinin bulunduğu Troia II yerleşmesinin Avrupa yakasındaki
karşılığı, boğaz girişindeki ilk koy olan Morto
Koyu’nun hemen arkasındaki çağdaşı Protesilas/
Karaağaçtepe yerleşmesi olmalıdır. Daha sonraları
M.Ö. 2000’lerde Troia önündeki koyun Dümrek
ve Karamenderes ırmaklarının getirdiği alüvyonlarla dolması sonucu, Troia yerleşmesinde yoğun
bir fakirleşme görülür. Aynı şekilde Protesilas/
Karaağaçtepe yerleşmesi de terkedilmiştir.
The most impressive period among the layers
of the mound is the one with Bronze Age fillings
which has a considerable thickness. Metal trade
increased the significance of maritime trade
around 3000 BC. Therefore, the communities who
held the control of the Dardanelles gained high
standards of living in a very short time by supplying the needs of ancient sailors waiting for the
fair wind in the entrance way of the strait. They
probably imposed some sort of tax to the passers
through the strait. However, it had never been
possible to control The Dardanelles with a single
coastal settlement throughout history. Fatih Sultan Mehmed (Mehmet the Conqueror) had Çimenlik Castle built on the Asian side and Kilitbahir
Castle on the European side in order to take the
control of the Dardanelles. In a similar manner,
the batteries used in The World War I were placed
to both sides of the strait in a position to face
each another. This situation must have been the
same in Bronze Age, too. On the European side,
the counterpart of Troia II settlement, which embodied the famous Troia treasury and which was
the most powerful period in Troia history, should
be its contemporary settlement of Protesilas/
Karaağaçtepe which is just behind Morto Bay, the
first bay in the entrance of the strait. In the following eras, around 2000 BC, the bay ahead of Troia
was filled with alluvium deposits carried by the
rivers of Dümrek and Karamenderes. This situation caused Troia settlement to shrink. In the same
way, the settlement of Protesilas/Karaağaçtepe
was abandoned, too.
3
Troia tekrar yüksek refah düzeyine M.Ö. 2. binin
ortalarında Homeros’un Troiası denilen Troia VI
Dönemi’nde ulaşmıştır. Dönemin limanı artık
Troia’nın yaklaşık 7 km. güneybatısında bulunan
Beşiktepe Koyu’dur. Çanakkale Boğazı’nın kontrolünü ise Anadolu’da Troia yerleşmesi sağlarken
Avrupa yakası için en önemli aday Maydos Kilisetepe Höyüğü’dür.
Maydos Kilisetepe Höyüğü’nün yüzeyinde 20.
yüzyıl başlarına kadar işlevi devam eden ve
höyüğe ismini veren kiliseye ait kalıntılar ile
kilisenin mezarlığına ait buluntular tespit edilmiştir. Höyükteki bir sonraki tabaka ise Bizans
Dönemi’ne aittir. Bu tabakada kalın temelleriyle
askeri yapı olma olasılığı olan bir yapı ortaya
çıkarılmıştır. Yapı inşa edilmeden önce höyükte bir
teraslama yapılmış ve höyüğün eğimli olan kısımları kille doldurularak düz bir zemin oluşturulmaya çalışılmıştır. M.Ö. 1. bin yılına ait Geometrik,
Arkaik, Klasik ve Hellenistik Dönem buluntuları,
söz konusu Bizans teraslaması sırasında tahrip
edilmiştir.
4
Troia regained its high living standards in the mid
2000 BC, which is also known as Troia of Homeros in the period of Troia VI. The harbour of the
time was Beşiktepe Bay, located in 7 km southwest
of Troia. The control point of The Dardanelles was
most probably Maydos Kilisetepe Mound during
the settlement process of Troia in Anatolia.
Remains of the church graveyard and the church
itself were traced on the surface of Maydos Kilisetepe Mound. This church which gave the mound
its name was actively used until the early years
of the 20th century. The next layer in the mound
is about the Byzantium Period. A structure which
is assumed to be a military construction due to
its thick foundation was uncovered in this layer.
Before the construction of this building, terracing
had been done in the mound and the inclined sections of the mound were filled with clay in order to
form a flat ground. The finds of Geometric, Archaic, Classical and Hellenistic period, dating back
to 1000 BC were destroyed during the mentioned
Byzantium terracing.
20. Yüzyıl başlarında Maydos (Eceabat). Arka
kısımda höyük üzerinde kilise görünmektedir.
Maydos (Eceabat) in the early 20th century. The
church on the mound is seen at the back section.
Ege ve Doğu Akdeniz Bölgesi’nin M.Ö. 1200800 yılları arası, neredeyse hiç yazı kullanılmadığı
için, ‘Karanlık Dönem’ olarak bilinir. Yazının
tekrar tarihsel olaylar hakkında bilgi verdiği M.Ö.
8. yüzyıla ait belgelerde Madytos antik kentinin
ilk kurulduğunda bir Thrak yerleşmesi olduğu,
daha sonra M.Ö. 7. yüzyılda Midilli Adası´ndaki
(Lesbos) Mytelene yerleşmesinden gelen Aioller´in kontrolüne geçtiği belirtilir. Batı Anadolu
kıyılarındaki ilk Yunan göçlerine ait yerleşme
sayısı kısıtlı olmakla birlikte, Maydos Kilisetepe
buluntuları Aiollere ait bilinen en kuzeydeki buluntuları temsil eder.
The period between 1200 BC and 800 BC in the
Aegean and Mediterranean Region is known as
“The Dark Era”, because almost no writing was
used during this period. From the documentation
dating back to 8th century BC, in which writing
was reused to give information about historical
events, we learn that the ancient city of Madytos
was a Thrak settlement in the beginning, but later,
in the 7th century BC, it was occupied by Aiols
from Mytelene in Lesbos. Although the number of
Greek settlements on the coasts of Western Anatolia is few, the finds of Maydos Kilisetepe represent
the northernmost finds about Aiols so far known.
M.Ö. 1200’lerde Avrupa’da yaşanan büyük bir
kuraklık neticesinde insanlar doğuya doğru göç
etmeye başlamışlardır. Bu göç barışçıl olmamış,
önlerine çıkan ne varsa yakıp yıkmıştır. M.Ö. 2.
binin Troia ve Miken gibi önemli uygarlıkları bu
kavimlerin saldırıları sonucu yok olmuşlardır. Bu
saldırının izleri Maydos Kilisetepe Höyüğü’nde
de tespit edilmiştir. Büyük bir yangın ve tahribat
tabakasının üzerinde Thrak kavimlerine ait seramiklerle mimari kalıntılar ele geçmiştir.
People began to immigrate to the east as a result
of severe drought in Europe around 1200 BC. It
was not peace oriented immigration; they devastated whatever came on their way. Such major
civilisations of 2000 BC as Troia and Miken were
destroyed by the attacks of those people. Traces
of this attack were found in Maydos Kilisetepe
Mound. Ceramics and architectural ruins concerning Thrak tribes were found on a layer of a huge
fire and destruction range.
5
Thrak kavimlerinin yakıp yıktığı yerleşim,
bölgede Troia VI/ VIIa Dönemi olarak bilinen ya
da başka bir deyişle ‘Homeros’un Troiası’ olarak bilinen dönemle çağdaştır. Söz konusu Orta
ve Son Tunç Çağı’na ait, Kara Yunanistan’da,
Girit’te, Mısır’da, Mezopotamya’da ve Orta Anadolu’da idarecilerin, soyluların ve rahiplerin
yaşadıkları mekanlar bilinmekle birlikte, Batı
Anadolu’da fazla araştırılmış yerleşim olmadığı
için bu yapıların nasıl olduğu bilinmemektedir.
Bölgede en iyi araştırılan Troia’da ise merkezi
yapılar, Troia VIII Dönemi’nde (Hellenistik Dönem) Athena Tapınağı’nın inşası sırasında teraslandığı için bilinmemektedir. Ancak Maydos Kilisetepe Höyüğü’nde yan yana inşa edilmiş merkezi
yapılara ait kalıntılar söz konusudur.
Tunç Çağı’na ait
seramikler.
Ceramics from
the Bronze Age.
6
The settlements which were destroyed by Thrak
coincide with the period known as the Troia VI/
VIIa, in other words, “Troia of Homeros” in the
region. Although it is a clear fact that there were
residences of executives, the nobility and the clergy in Greek mainland, Crete, Egypt, Mesopotamia and Central Anatolia in the middle and late
Bronze Age, the appearance of those structures
is not definitely known, because not many settlements were enquired in Western Anatolia. As for
Troia, which is the most elaboratively excavated
site in the region, central buildings are well known
because they were terraced during the construction of the Temple of Athena in the period of Troia
VIII (Hellenistic Era). However remains of adjacent central buildings were also traced in The
Mound of Maydos Kilisetepe.
Maydos Kilisetepe’deki ilk verilere göre Troia
VI-VIIa çağdaşı evler, taş temelli ve kerpiç üst
yapıdan oluşmaktadır. Kerpiç üst yapının bir
bölümü, çok sayıda ele geçen rölyefli kerpiç
parçasından anlaşıldığı üzere rölyeflerle süslenmiştir. Söz konusu rölyeflerde spiral motifin çeşitli versiyonları, eli belinde denilen kilim motifi ve
konsantrik dairelerden oluşan motifler uygulanmıştır. Rölyeflerin üzerleri bej, beyaz ve kırmızı
renkte boyanmıştır.
Yapılan çalışmalarda yerleşmeyi çevreleyen bir de
sur bulunmuştur. Surun bulunması, kale karakterli
bir yerleşim olduğunu göstermektedir. Dönemin
önemli saraylarında kullanılan süslemelerin burada kullanılması ve sur yapısının bulunması yerleşmenin önemine işaret eder. Bu yüzden Orta ve
Son Tunç Çağı’nda boğaz kontrolü için Avrupa
yakasındaki kalelerden bir tanesinin Maydos Kilisetepe olduğunu düşünmek yanlış olmayacaktır.
According to the first findings in The Mound of
Maydos Kilisetepe, the residences which were
contemporary to the period of Troia/VIIa had
stone foundation and adobe upper structure. Plenty of relief adobe pieces were recovered and those
imply that some parts of the adobe upper structure were decorated with relief. Various versions
of spiral pattern, rug pattern called “hands on the
hips” and patterns composed of concentric circles
were applied to the previously mentioned relieves.
The surface of the relief was painted in beige,
white and red.
As a result of the researches, a protecting wall
which was encircling the site was also uncovered.
The uncovered wall suggests that the site was a
kind of castle. The fact that the decorations which
were used in the major palaces of the period were
also used here and the wall structures indicate the
importance of the site. Therefore, it will be rational to assume Maydos Kilisetepe was one of the
castles on the European side for the control of the
strait in the middle and late Bronze Age.
7
Çamburnu Mevkii’nde ortaya çıkartılan şarap
imalathanesi ve üzüm ezme havuzları.
The winery and grape mashing pools in the
district of Camburnu.
Maydos Çamburnu Mevkii’ndeki çalışmalar
Researches on Maydos Camburnu Location
Maydos Kilisetepe Höyüğü çalışmalarına paralel olarak Eceabat’ın Çamburnu Mevkii’nde
de araştırmalar yapılmıştır. Bu alanda farklı yerlerde yapılan sondaj niteliğindeki kazılarda M.S.
13- 14. yüzyıla tarihlenen Bizans yerleşmesine ait
kalıntılar ortaya çıkartılmıştır. Bu mimari kalıntılar
içerisinde en dikkat
çekici olanı şarap
imalathanesi
olarak kullanılmış bir
yapıya ait olanıdır.
Yapı almaşık duvar
örme tekniği denilen,
Bizans Dönemi’ne
özgü taş ve tuğla
kullanılarak örülmüş
temellere sahiptir ve
dört odadan oluşur.
Yapılan çalışmalar
ile, yapının kuzeybatı
odasındaki havuzlarda üzümlerin çiğnendiği, çıkan üzüm sularının
kanallar vasıtasıyla doğudaki yuvarlak küvette
biriktirildiği, daha sonra buradan alınan üzüm
sularının fermantasyon işlemi için yapının diğer
odalarındaki küplere konulduğu anlaşılmış ve
yapının şarap imalathanesi olması gerektiği sonucuna varılmıştır.
Researches on Maydos Camburnu location were
conducted in parallel with the excavations in Maydos Kilisetepe Mound. As a result of excavations
in the form of drilling, archaeological remains of
Byzantium settlement dating back to 13rd and 14th
centuries were uncovered. The most impressive
structure among these
architectural remains
is the ruins of a building which was used as
a winery. The building
had a foundation built
with a method called
alternative
building
walling method in
which stone and brick
walling peculiar to
Byzantium was used.
There were four rooms
in the structure. The
research offered that,
grapes were trampled in the northwest room; the
resultant grape juice was transferred to the basin
in the east section through ditches and collected
there. Then, the grape juice was taken from there
and put into earthenware jars in other rooms for
fermentation process. Thus, it was concluded that
the building was used as a winery.
8
Download

Broşürü indirmek için lütfen tıklayınız.