1
Prof. Dr. Rıfat Bozkurt ile bir
Bahar Söyleşisi
1
Faruk Ocakoğlu (F.O)- Değerli Rıfat hocam, Ülkemizden jeolojinin geçmişi, bölümümüzün
kuruluşu ve bugünlere gelişi konusundaki söyleşi davetimizi kabul ettiğiniz için teşekkür
ederek başlamak istiyorum sözlerime. Tarihi bütün bilimlerin anası olarak kabul eden
anlayışlar var. Jeoloji, tarihsel doğası ağır basan bir bilim olduğundan ben de kendimi bu
anlayışa yakın hissediyorum. Tarih bilgisi ve bilinci olmadan toplumsal yapılarda süreklilik
sağlamanın zor olduğuna inananlardanım. Bu nedenle sizin ülkemiz ve üniversitemizde
jeolojinin geçmişi konusundaki canlı tanıklığınızı çok önemli ve yararlı buluyorum. Bugün şu
ortamda 3 kuşağı bir araya getirmiş bulunuyoruz. Siz, şimdi emekli bir çınar; ben, yolun
sonunu gören bir araştırmacı ve Bölümümüzün Araştırma Görevlileri temsilcisi Kübra, çiçeği
burnunda bir araştırmacı. İkimizin de kendi kuşaklarımız ve öğrencilerimiz için merak
ettiğimiz, sizden yararlanacağımız konularımız var. Söyleşinin ana temalarına geçmeden önce
biraz ailenizden, çocukluğunuzdan, o zamanki ortaokul ve lise eğitiminizden söz eder misiniz?
Rıfat Bozkurt (R.B) – Öncelikle bana hayatımla ve mesleğimizle ilgili bir söyleşi olanağı
verdiğiniz için teşekkür ederim. Söyleşimizin öğrencilerimize ve genç meslektaşlarımıza
yararlanacakları bilgiler vereceğine inanmaktayım.
Söyleşimize istediğiniz gibi aile yapımız ve çocukluk hayatımdan başlıyorum.
2
Dedesi Çanakkale’de şehit kolağası Rifat olan bir asker ailesinin evladı olarak 16 Eylül
1836’da İstanbul, Fatih, Atikali semtinde yüz yıllık üç katlı ahşap bir evde doğmuşum.
Üniversiteyi bitirene kadar orta katta iç içe geçmeli bir odada yaşadım. Belki şaşıracaksınız
üniversite son sınıfta evlendim ve bu ikili odada bir yılımız geçti. İlkokula babamın sınır
komutanı olduğu Ardahan, Damal’da başladım. Toprak damlı evimizden yolun karşısındaki
okula kar altındaki tünelden geçerek gittiğimi hatırlıyorum. İkinci ve üçüncü sınıfı babamın
görev gereği bulunduğu Akşehir’de ve dördüncü beşinci sınıfları İstanbul, Çarşamba’daki 15.
İlkokul’da okudum. Ortaokul ve Lise’yi İstanbul Erkek Lisesinde okudum. Lise’ye geçtiyimde
lise dört yıla çıkartıldı son sınıfa geçince üç yıla indirildi; Devlet bana bir yıl borçlandı. Lise’de
meşhur hocalarımız vardı. Coğrafyacı Uzun Şükrü, matematikçi Ömer Beygo ve bana midilli
diyen edebiyat âleminde yeri olan Hakkı Suha bunlardan bir kaçıdır. Tarih hocamız Veysi
Yardımcı’nın abisi Celal Yardımcı Eğitim Bakanı idi. O yıl okulun eğitiminin Almanca olması
sağlandı.
F.O. Üniversiteye ne zaman başladınız? Jeolojiyi seçiminiz nasıl gerçekleşti? Sanırım lisans
eğitiminizi İstanbul Üniversitesinde aldınız. O zaman hangi hocalar vardı orada?
R.B. – Üniversite’ye 1955’te başladım. Matematik Bölümü’nü seçtim, yandal jeofizik idi.
Matematik’te okurken Prof. Dr. Cahit Arf hocam oldu. O sene meşhur Arf Teoremi’nin
çözümünde çalışan hocamız zaman zaman dersi yarıda kesip odasına kapanırdı.
3
Jeoloji’yi seçmeme Prof.Dr. Mehmet Akartuna ile tanışmam sebep oldu. Dersinde bir
konuyu tartıştık, hoşuna gitti ve bana Jeoloji’ye geçmemi önerdi; Jeoloji dersleri almaya
başladım.
İstanbul Üniversitesi, Fen Fakültesi Jeoloji Bölümü’nde bu günkü Ana Bilim Dallarına
karşılıklı gelen kürsü düzeni vardı. Kürsü başkanları Profesör olurdu. Zamanın hocalarına
gelince Prof.Dr. Fuat Baykal Stratigrafi – Paleontoloji Kürsü Başkanıydı. Doç. Dr. Atife Dizer
Paleontoloji dersini veriyordu. Mineraloji – Petrografi’ye Prof.Dr. Ahmet Can Okay başkanlık
ediyordu. Baş assistanı Dr. Samime Artüz idi. Ben Petrografi dersini İ.T.Ü’den gelen Prof. Dr.
Galip Sağıroğlu’ndan okudum. Genel Jeoloji Kürsü Başkanı Prof.Dr. Mehmet Akantuna ve
Tatbiki Kürsü Başkanı Prof. Dr. Enver Altınlı idi. Prof. Dr. Enver Altınlı Jeoloji Sözlüğü’nü
hazırlarken talebe olarak yardımcı asistanlığını yaptım. Her gün getirdiği yüzlerce kelime
açıklamalarını bir düzen içinde sıraya koyup yerleştiriyordum.
A.I.D. desteği ile 1960 – 1961 yılında A.B.D’den Prof.Dr. Singwold, Tatbiki Jeoloji
Kürsü’süne geldi ve Maden Jeoloji’si dersini verdi. Onun yanında ücretli olarak yardımcı
asistan olarak görevlendirildim. Eğitime Amerikan standartlarını getirdi. Kendisinden meslek
hayatımda uyguladığım çok şey öğrendim. O yıl A.I.D. ve T.O.B. Birliğinin oluşturduğu Maden
Yardım Komisyonunda staj yaptım.
Mezun olunca da aynı kurumda iki sene çalıştım. 1964 yılında askere gittim, 1966 ya
kadar iki sene askerlik yaptım; hayatın cilvesine bakın ki benden sonraki dönem bir buçuk
yılda görevini tamamladı; Devlet bunda da bana yarım yıl borçlu kaldı.
Kübra Okur (K.O). Araştırmacılık yolunuz daha sonra KTÜ ile buluştu. Bu nasıl oldu? KTÜ
Cumhuriyetin 2. Kuşak üniversitelerinden biri. O zaman jeoloji kadrosu kimlerden oluşuyordu
orada? Orada kimlerle çalıştınız?
R.B. Askerlik görevim bitince Prof. Dr. Mehmet Akartuna’yı ziyarete gittim. Bana
asistanlık teklif etti. Maden Yardım Komisyonunda iki sene maden jeolojisi konusunda
tecrübe kazandığımı söyleyince K.T.Ü’ye girmemi önerdi. K.T.Ü Başkanı Prof.Dr. Phulug’un
bölümde misafir olduğunu söyleyerek kendisi ile tanıştırdı. Prof.Dr. Phulug beni mülakata
aldı, bilgimi sınadı ve “hemen git, K.T.Ü’de işe başla” dedi. Prof. Dr. M. Akartuna telefon ile
Prof. Dr Galip Sağıroğlu’nu arayarak bana doktora verip veremeyeceğini sordu. Petrografi
4
dersinde kendisinden en yüksek notu almıştım; beni hatırladı ve doktora verebileceğini
söyledi.
(K.O)- Hocaların öğrencilere desteğinin ne denli önemli olduğunu ortaya koyan en büyük
örneklerden birisiniz. Lisans ve lisans üstü öğrenimi için hoca- öğrenci ilişkisinin önemi
hakkında neler söylemek istersiniz?
(R.B)-Benim bu konuda öğrencilere vermek istediğim öneri her zaman hocalarla iyi ilişki
içinde olmaları ve derslerinde başarıyı yakalamak için çabalamalarıdır. Benim bugünlerle
gelmemde hocalarım çok büyük bir katkısı vardır.
K.T.Ü’ye gittim; orada M.T.A’da uzun seneler çalışmış Dr. Togan Önay ile asistan
olarak Ökkes Agar ve Türker Özsayar vardı. Derslere onlar giriyordu, ben gelince bazı sorunlar
yaşandı dersleri bana devrettiler, biz doktora çalışmalarımızı yapacağız dediler.
Böylece Dr. Togan Önay’ın asistanı oldum, Ondan da çok şey öğrendim. Kendisi kalp
hastası idi; Bütün bilgi birikimini ve sahip olduğu M.T. A ile ilgili yazılı belgeleri, haritaları bana
verdi. Tüm literatürü halen arşivimdedir.
5
Dr. Togan Önay vefat edince Dr. Önder Öztuna’lı ile görüştüm; kendisi K.T.Ü’ye
gelmedi, M.T.A’da çalışan Dr. Altan Gümüş ile görüştüm; Bölüm’ün maden Ağırlıklı eğitim
yapmasını arzu ediyordum, bu yönde epeyi yatırım yaptırmıştım.
Dr. Altan Gümüş geldi, Bölüm Başkanı oldu. Zaman içinde Dr. Mustafa Aslaner ve Dr.
Güner Göymen Aslaner kadroya dahil oldu. İ.T.Ü’den Prof.Dr. Galip Sağıroğlu, Prof.Dr.İhsan
Ketin, Prof.Dr. Ekrem Göksu ve Prof.Dr. Kazım Engin, İstanbul Üniversitesi’nden Prof.Dr. Fuat
Baykal ders vermeye geliyorlardı.
Dr. Altan Gümüş ile yıldızımız barışmadı. Nedenini sonra Dr. Güner Göymen bana
söyledi. Aralarında anlaşma yapmışlar, kendileri doçent olmadan bizlerin doktora yapmamızı
engelleme kararı almışlar. Bu gün de üniversitelerde benzer oyunların oynandığını maalesef
görmekteyiz.
O zaman 1750 sayılı kanun geçerli idi. Asistan Temsilcisi Yönetim Kurulu’na oy hakkı
ile katılıyordu; ben de Asistan Temsilcisi idim; bir miktar gücüm vardı.
O zaman doktorasını bitirenin kadroda kalabilmesi için Bölüm Başkanı’nın görüşü
alınıyordu. Dr. Altan Gümüş doktora sınavına girmek için İstanbul’a giden Ali Keçeli’ye izin
vermemiş ve hakkında “izinsiz gitti” diye soruşturma açmıştı.
Doktora sınavına girmeyi geciktirdim. Sonuçta doktora hocam Prof. Dr. Galip
Sağıroğlu’nun “çekinme sınava gir, o bana Doçentlik için muhtaç, korkma” demesi üzerine
sınava girdim, doktoramı aldım.
Dr. Altan Gümüş kadroya katılana kadar bölümde Fotoğraf Laboratuarı, Kitap Baskı
(ofset) atölyesi kazandırdık. Mineral ve Kayaç koleksiyonlarını WARD’S dan satın aldık.
Mineraloji ve Petrografi derslerini veriyordum. Laboratuarlara mikro sertlik ve sıvı kapanım
mikroskopları dahil çok sayıda binoküler, petrografi ve cevher mikroskopları kazandırdık.
Dr. Altan Gümüş doçent olup Dokuz Eylül Üniversitesi’ne geçti. İngiltere’de doktora
yapıp bölüme dönen Dr. Erdoğan Tülümen’in gayretleri ile Bölüm Laboratuvarlarına X.R.D,
X.R.F ve hatta yaş tayin cihazları kazandırıldı.
Doktora sonrası araştırma yapmak için 1973 – 1974’te Kanada’ya gittim, cevher
mikroskobisinde tecrübeler kazandım.
6
Yurda dönünce 1974’te İstanbul Üniversitesi’nde mühendislik fark derslerini alarak
Yüksek Mühendis Diploması aldım.
F.O- Peki Eskişehir’de Anadolu Üniversitesi’ne nasıl düştü yolunuz? O zaman jeoloji bölümü
yoktu burada, değil mi?
R.B. – Büyük oğlum İstanbul Erkek Lisesi’nde yatılı okuyordu. Kendisine sağ ve sol gruplardan
“bize katıl” çağrısı yapıldığını öğrendik. Yakınında olma kararı verdik. Galip hocam İ.T.Ü’ye
geçmemi söyledi,
İstanbul’da ekonomik koşullar zor idi. O zaman Eskişehir Devlet
Mühendislik Akademisi’ne geçmemi önerdi. Akademilerin de Üniversitelere dönüşeceğini
söyledi. Kendisi ve kadrolu olarak Prof.Dr. Güner Göymen Maden Mühendisliği Bölümü’nde
ders veriyorlardı. Akademi Başkanı Prof. Dr. Suat Mirza idi; Beni 1977’de davet etti.
Eskişehir’e geldim, ortamı pek beğenmedim. K.T.Ü’de alıştığımız araştırma ortamını bırakıp
Eskişehir’e gelmeyi uygun bulmadım.
Sağ-sol olayları artarak üniversitelerde hocaları öldürme düzeyine çıkınca, hocam
Prof. Dr. Galip Sağıroğlu’nun tavsiyesine uyarak Ankara Üniversitesi’ne geçmiş olan Prof. Dr.
Güner Göymen’in yerine 1978 yılında Eskişehir’e geldim. Maden Mühendisliği Bölüm Başkanı
oldum. O zaman bölüm kadrosunda Kadir Sarıiz ve Mithat Vıcıl vardı. Sonradan İlyas Nuhoğlu
kadroya dahil oldu.
O zaman Jeoloji Bölümü yoktu. Jeoloji Mühendisi arkadaşların kadro sıkıntısı
çekmemeleri için YÖK ile yakın ilişki kurarak YÖK başkan yardımcısı Prof. Dr. Mümin
Köksoy’un desteği ile Maden Mühendisliği Bölümü içinde Jeoloji Anabilim Dalını oluşturdum.
Bu oluşum üniversitelerdeki ilk ve son uygulama oldu.
Jeoloji A.B.D oluşturulunca Laboratuarları geliştirme olanağı bulduk. Bu arada
K.T.Ü’den 15 mikroskobu beş seneliğine ödünç aldık ve İnce kesit atölyesini şekillendirdik.
Jeoloji mühendisi asistanlara ders ve araştırma olanakları yaratmak için Fen Bilimleri
Enstitüsü’nde yan dal olarak Maden Mühendislerine Y. Lisans yapmaları için eğitim programı
yapılmasını sağladım. Prof. Dr. Altan Gümüş beni tüm Jeoloji Bölümlerine meslek elden
gidiyor diye şikâyet etti. Bölümdeki Jeoloji Mühendisi arkadaşlarımız da buna katıldılar.
Sonuçta yandal Y. Lisans eğitimine son verdik.
7
Jeoloji Bölümü’nü 1995 yılında kurduk. Bölüm Başkan Yardımcılığına Doç. Dr. Kadir
Sarıiz’i atadık. Bölüm’ ün gelişmesi için kadrolara yeni elemanlar sağlama çalışmalarımız oldu.
Bölüm 1997 – 1998 da 30 kontenjan ile Lisans eğitimine başlandı. Jeoloji Bölümü ile Maden
Bölümü arasında sıkı ilişkiler kurularak değişik konularda araştırma projeleri geliştirildi;
Laboratuvarlara yeni olanaklar sağlandı.
K.O.- Bölümümüzün kurulmasından bugüne epey değişiklik oldu. Mekânlar değişti, kadromuz
zenginleşti, sonra yeniden daraldı. Siz nasıl görüyorsunuz bu değişimleri? Bölümün nereye
doğru yöneleceğini tahmin edersiniz ya da ümit edersiniz?
R.B.– Kadroya sizin gibi önce bölüm diyen kıymetli elemanların katılmasını sağlamak için
gayret göstermeye çalıştık. Sizlerin sayesinde bölümümüz araştırma ve uygulama laboratuvar
ve atölyeleri geliştirildi, her türlü araştırmanın yapılabileceği bir düzeye çıktı. Laboratuvarlara
analiz imkânları sağlanırsa Bölümümüzün gelişmiş bölümlerle yarışacak hale geleceğine
inanmaktayım. Bu görev arkadaşlarıma düşüyor. Netice ortada; günün koşullarına uygun
derslerin yer aldığı bir eğitim kurumu şekillendi.
F.O. Değerli Rıfat hocam, emekliliğe yaklaştığınız günleri hatırlıyorum. Bölüm Başkanlığını
usulca öğrenciniz Kadir Sarıiz hocamıza devretmiştiniz. Doğayla ve eğitimle iç içe 50 yıllık bir
etkin iş yaşamından sonra emeklilik nasıl bir duygu?
R.B. – Bölüm Başkanlığını emekli olmadan altı ay evvel bıraktım. Amacım birlik beraberlik
içinde çalışarak bölümün gelişmesini sağlamaktır.
Emeklilikte, çeşitli uğraşları varsa, hayata tutunma bakımından insanların geçirmesi
gereken mutlu bir evre.
Meslek hayatımda, mesleğime yakın dallarda bilgi sahibi olmak için kendimi
yetiştirmeye çalıştım. Yakın dallar olmasa da arazi çalışmaları sırasında karşılaştığım olgulara
ilgi duydum. Arkeoloji konularında çalışmam bu nedenledir. Genç meslektaşlarıma yan
dallarda bilgi birikimlerini arttırmalarını öneririm.
Mermer işletme sahalarında üretim yöntemlerinin geliştirilmesi yönünde çalışmalar
yaptım. Çalışmalarımda antik maden ocakları saptadım. Örneğin Muğla Milas’a bağlı
Kıyıkışlacık yöresinde günümüz koşullarına benzer şekilde üretim yapılan bir alanın
korunması için SİT kararı çıkarttırdım.
8
Eskişehir yakın Yöresinden Topladığım
üzeri işli arkeolojik değerde çakıl
buluntularının, tarihin karanlığında kalmaması için 2006 yılından beri çalışmaktayım.
Eskişehir merkezli Tüketici Destekleme Derneği’nde Araştırma Komisyon Başkanlığı
görevini yürütmekteyim. Tüketicilerin aldatılmalarını önlemek için çalışmalar yapmaktayız.
Emeklilik hayatımda beni mutlu eden ve hayata bağlayan en önemli husus bölümüme
gelebilmem, odamda çalışabilmem ve genç arkadaşlarıma yardımcı olabilmemdir.
Bu gün için başlıca iki konuda araştırma çalışmaları yürütmekteyim. Bunlardan biri,
Osmanlı kayıtlarına geçen, Sivrihisar yöresinde varlığı söylenen Zümrüt oluşumunun
varlığıdır.
Sivrihisar kuzeyinde yer alan Jeolojik ortamlarda zümrüt oluşumunu sağlayacak
koşulların varlığı üzerinde çalışmalarımız oldu. Yrd. Doç. Dr. Hülya Erkoyun ile yaptığımız
çalışmada bu koşullardan birini Halilbağ köyü yakınında saptadık ve dere sedimanlarında 50
mikrona varan zümrüt taneleri bulduk.
İkinci çalışmam ise Afyon İlyaslı yöresinde yer alan olivinli Lamproitlerinde
bulunabileceğini düşündüğümüz Elmas varlığı üzerinedir. Bu tür kayaçlardan Avustralya’da
elmas
üretimi yapılmaktadır.
Bölgeden topladığım
sediman
örneklerini taramayı
sürdürmekteyim.
Emekliliğin de insan yaşamında önemli bir evre olduğuna inanmaktayım. Önemli olan
sağlık içinde aktif çalışmayı sürdürerek sonuca gitmektir.
Bana bu söyleşi olanağını sağladığınız için tekrar teşekkür eder, başarılı çalışmalarınızı
sağlık içinde yürütmenizi dilerim.
F.O- Bu tatlı ve tarih kokan söyleşi için teşekkür ederiz Değerli Hocam. Size mutlu, sağlıklı bir
emeklilik ve uzun ömür dileriz (1 Nisan 2014, Eskişehir).
9
Download

Günlük Haber Bülteni 18.03.2015