Ders : 5
KTÜ – UZEM 2014-2015
1
JÖN TÜRK HAREKETİ VE
İTTİHAT VE TERAKKİ CEMİYETİ
Jön Türkler Osmanlı Devleti içinde 19. yüzyılın ikinci
yarısında Meşruti bir temele dayalı bir sistem kurmak,
Kanun-i Esasi ilanıyla da serbest seçimlere gitmek ve
böylece oluşturulacak meclise, ülke geleceğini teslim etmek
gibi fikirlerle yola çıkan, hedef olarak Batı örnekliğini seçen
Osmanlı aydınlarının ortak adıdır.
Bu
isim
Yeni
Osmanlılar karşılığı
olarak
benimsenmiştir. Ayrıca, ı. ve II. Meşrutiyet dönemlerinde
de bütün ihtilalciler için bu isim kullanılmıştır. Jön Türk
hareketi, Osmanlı tarihinin son kesitinde en önemli sosyal
ve siyasal harekettir.
JÖN TÜRK HAREKETİ VE
İTTİHAT VE TERAKKİ CEMİYETİ
Tanzimat döneminde çıkarılan fermanlarla kabul
edilen tabii haklar ve yükümlülükler giderek
unutulmuş, istibdat devirlerine has keyfi ve takdiri
idare
tekrar
başlamıştır.
Padişah
Abdülaziz
memurların sürgün etme hastalığına tutulmuş, büyük
memuriyetler rüşvet karşılığı dağıtılır olmuştur.
Yönetimin bu keyfi ve mutlakıyetçi tutumuna, Avrupa
ekolünde yetişen bazı aydınlar karşı çıkmaya
başladılar; bunlar "Genç Osmanlılar" adı verilen bir
grup aydındır.
JÖN TÜRK HAREKETİ VE
İTTİHAT VE TERAKKİ CEMİYETİ
İstibdat yönetimine karşı ve meşrutiyet taraftarı
olan bürokratik bir grubun girişimiyle 30 Mayıs 1876
da Abdülaziz tahttan zorla indirildi. Yerine V. Murat
tahta çıkarıldı. Bu padişahın da rahatsızlığından dolayı
31 Ağustos'ta tahttan indirilmesiyle, yerine meşrutiyeti
ilan etme konusunda olumlu görüşleri bulunan II.
Abdülhamit tahta çıkarıldı. Abdülhamid’in Kanun-i
Esasi'nin 7. maddesine dayanarak meclisi tatil
etmesiyle Kanun-i Esasi, hukuken değilse bile fiilen
hükümsüz duruma düştü. Bu tarihten sonra Osmanlı
Devleti, Abdülhamit'in 30 yıl sürecek mutlakıyetçi
yönetimine sahne olacaktır.
JÖN TÜRK HAREKETİ VE
İTTİHAT VE TERAKKİ CEMİYETİ
Sultan II. Abdülhamİt'in Meclis-i Mebusan'ı kapatıp,
Kanun-i Esasi'yi rafa kaldırması sonrası dağınık olan Jön
Türk hareketinin derlenip toparlanmaya ve teşkilatlanmaya
başladığı görüldü. Jön Türklük kendine göre bir siyaset
tutan ve bir idare usulü kuran Sultan Abdülhamite karşı
İstanbul'un yüksek mekteplerinde ve sonra Paris'te bir
zümre tarafından girişilmiş muhalefet idi. Meşrutiyeti
yeniden yürürlüğe koymak uğrunda Sultan II.
Abdülhamit'le mücadelede Yeni Osmanlıların yerini,
onların uzantıları olan "Jön Türkler" alıyorlardı. Sonunda,
Jön Türklerin büyük bir kısmını içinde toplayacak olan
İttihat ve Terakki cemiyeti 19. Yüzyıl ıslahat hareketlerinin
ve özellikle Genç Osmanlıların 'Yeni Osmanlılar' çizgisinde
bir uzantıdan ibaretti.
JÖN TÜRK HAREKETİ VE
İTTİHAT VE TERAKKİ CEMİYETİ
İttihatçılar
da
Genç
Osmanlılar
gibi
yalnızca
İmparatorluğun nasıl kurtulacağı sorunu ile ilgilenmişlerdi.
Temelde Jön Türkler, 1860-1870 yıllarında Genç Osmanlıların
getirdikleri çözüm yolundan başka bir yol bulmuş değillerdi. Bu
da, Meşruti bir hükümet kurarak Padişah'ın yetkisini kısıtlamak
ve azınlıklara kanun önünde eşitlik tanıyarak, onların isteklerini
yerine getirmekti.
II. Meşrutiyet'in doğumunu hazırlayan ana etken,
Abdülhamit rejimine karşı yürütülen muhalefettir. Aslında bu
baskıcı yönetim kendi kendini ve devleti ayakta tutabilmek için
"kurumsal modernleşme" ye önem vermiş, askeri ve sivil eğitim
alanında bir takım girişimlerde bulunmak zorunda kalmıştı.
Gerek bu kurumlarda ve gerekse aydınlar arasında giderek
birtakım ilerici fikirler filizlenmeye başladı.
JÖN TÜRK HAREKETİ VE
İTTİHAT VE TERAKKİ CEMİYETİ
Oldukça kısa süren I. Meşrutiyet denemesinden sonra II.
Abdülhamid tarafından baskıcı bir yönetimin kurulması, birçok
değerli Osmanlı aydın ve fikir insanının faaliyetlerini yurt
dışında devam ettirmelerine neden olmuştur. Fakat bu insanlar,
görüş ve düşünceleri ile özellikle batılı tarzda eğitim veren
Tıbbiye, Harbiye ve Mülkiye öğrencilerini etkilemişlerdir. İlk
olarak bu okulların öğrencilerinin etkilenmesinin sebebi ise bu
okullarda yabancı dil (özellikle Fransızca) eğitimi verilmesidir ki
aldıkları dil eğitimi sayesinde yurtdışında faaliyet gösteren
aydınların yazılarını ve posta yolu ile elde ettikleri gazeteleri
okuyabiliyor olmalarıdır. İşte bu etkilenmenin bir neticesi olarak
Mekteb-i Tıbbiye-i Şahane’nin (Askeri Tıp Okulu) öğrencileri
tarafından “İttihad-i Osmani” adında ileride İttihat ve Terakki
Cemiyeti’ne dönüşecek olan gizli bir örgüt İstanbul’da
kurulmuştur.
JÖN TÜRK HAREKETİ VE
İTTİHAT VE TERAKKİ CEMİYETİ
Türk siyasi tarihinde 1908–1918 yılları arasına damgasını
vuran fakat o dönem yaratmış olduğu siyasal etkiyi bugün dahi
hissettiren Osmanlı İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin kuruluşu,
Fransız İhtilali’nin yüzüncü yıldönümü olan 1889’dur. Mekteb-i
Tıbbiye öğrencilerinin Abdülhamid istibdadına karşı kurdukları
gizli cemiyetin orijinini 1865 yılında kurucuları arasında Ziya ve
Namık Kemal Beylerin de bulunduğu “İttifak-ı Hamiyet” adlı
gizli örgüte kadar götürebiliriz. Sultan II. Abdülhamit'e
muhalefet olarak doğan ilk Jön Türk teşkilatının adı ise “İttihad-ı
Osmaniye Cemiyeti" olmuştu. Bu girişim, tam bir teşkilat özelliği
taşımamasına rağmen, Jön Türklerin teşkilatlanmasına bir
başlangıç olarak değerlendirilmiştir. Osmanlı Devleti tarihinde
siyasal açıdan son derece önemli olan ve son dönemine döneme
damgasını vuracak olan İttihat Terakki Selanik’te bulunan
Osmanlı Hürriyet Cemiyeti ile birleşmesiyle son halini almıştır.
JÖN TÜRK HAREKETİ VE
İTTİHAT VE TERAKKİ CEMİYETİ
1895 yılında cemiyetin ilk tüzüğü hazırlandı. Tüzükte göze çarpan
maddelerden bazıları şöyledir: Cemiyetin, mevcut Osmanlı
hükümetinin adalet, eşitlik, özgürlük ve temel hakları ihlal eden tutum
ve idaresine karşı Osmanlı vatandaşlarını uyarmak maksadıyla
bilcümle kadın ve erkek Osmanlı vatandaşlarından teşekkül olunduğu
birinci maddede ifade edilmiştir. Keza cemiyetin, genel menfaatleri
gerçekleştirmek maksadıyla çalışacağı ve Osmanlı vatandaşları
arasında ırk, cinsiyet, din ve mezhep farkı gözetilmediği ikinci
maddede belirtilmiştir. Cemiyet, görevlerini yerine getirmesine engel
olacak yahut cemiyeti tehlikeye atacak kişileri üçüncü madde ile “vatan
düşmanı” olarak kabul etmiştir. Bir diğer maddede Osmanlı sülalesinin
tahtta ve hilafette kalmalarına karşı bir tutum içerisinde olmadıkları
fakat Şer ve Kanun’a aykırı davranışlarda bulunmaları, Meşrutiyet
idaresini kabul etmemeleri ve temel hak ve özgürlükleri korumamaları
hallerinde
haklarında
lazım
gelen
kanuni
muamelelerin
uygulanacağını ifade etmişlerdi.
JÖN TÜRK HAREKETİ VE
İTTİHAT VE TERAKKİ CEMİYETİ
1896’da Bab-ı Ali’yi basıp Abdülhamid’i tahttan indirmek
üzere bir de darbe planı yapmışlar fakat darbe önlenmiş ve birçok
öğrenci sürgüne gönderilmiştir. Abdülhamid’i devirme
girişiminin başarısızlıkla sonuçlanmasıyla birlikte 1894–1896
yılları arasında pek çok İT üyesi ya sürgüne gönderilmiş ya da
baskıcı ve sansürcü yönetim karşısında faaliyetlerini rahat bir
şekilde yürütemedikleri gerekçesiyle Avrupa’ya kaçmaya ve
özellikle Paris’te toplanmaya başlamışlar. Fransız İhtilali’nin ünlü
sloganı “hürriyet, uhuvvet (kardeşlik), müsavat (eşitlik)”
kavramları cemiyetin sloganı haline geldi. İttihatçıların gazete
kadrosu içinde Albert Fua gibi Selanikli Yahudi, Aristidi Paşa
gibi Rum, Halil Ganem gibi Lübnanlı Maruni’nin bulunması
gazetenin İslamist değil Osmanist bir yayın politikası takip
edeceğinin göstergesi olmuştur.
JÖN TÜRK HAREKETİ VE
İTTİHAT VE TERAKKİ CEMİYETİ
II. Meşrutiyet'in ilanında çok büyük rol oynayan
İttihat ve Terakki Cemiyeti, 1908-1913 yılları arasında
hükümetleri kontrol eden egemen bir güçtür. 1913
yılında kendini "siyası fırka" olarak ilan etmiştir. Bu
tarihte başlayan tek parti iktidarını 1. Dünya Savaşı'nın
bitimine (1918) kadar sürdürmüştür. Osmanlı
Meclisi'nin 1910 yılına kadar oldukça hür çalıştığı
söylenebilir. Bu tarihten itibaren İttihat Terakki tüm
sorunlara sahip çıkma durumuna gelince gittikçe
kabaran muhalefetin boy hedefi olmuş, ülke hızla
kutuplaşmaya sürüklenmiştir.
İTTİHAT VE TERAKKİ CEMİYETİ VE
TÜRKÇÜLÜK POLİTİKASI
XIX. yüzyıl sonlarına doğru Osmanlı modernleşmesi içinde
devleti kurtarma düşüncesiyle ortaya çıkan siyasal düşünce
akımlarından birisi de Türkçülük, siyasi derneklerden birisi de İttihat
ve Terakki Cemiyetidir. Türkçülük, II. Meşrutiyet döneminde özellikle
Balkan Savaşları sonucunda İttihat ve Terakki yönetiminin bu
düşünceyi sıcak bakması ile yükselişe geçti.
İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin ideolojisini net bir şekilde tespit
etmek hiç kolay değildir. Cemiyetin içinde Türk milliyetçiliği çerçevesi
içinde düşünenlerin sayısı çoktur. Ancak hatırı sayılır oranda
Osmanlıcı ve Batıcı aydınların yanı sıra az da olsa gayrimüslim unsurlar
da yer almaktadır. Bununla birlikte gelişen olaylar Cemiyetin
fikirlerinin daha iyi şekillenmesine katkı sağlamıştır. Bu itibarla
Cemiyetin fikir yapısını kesin çizgilerle olmamakla beraber iki aşamaya
ayırarak incelemek mümkündür. Bu aşamalardan ilki 1889’dan Balkan
Savaşı’na kadar olan Osmanlı birliğinin savunulduğu dönem diğeri de
Balkan Savaşları ve sonrasında Cemiyette Türkçülük fikrinin ön plana
çıkmaya başladığı dönemdir.
İTTİHAT VE TERAKKİ CEMİYETİ VE
TÜRKÇÜLÜK POLİTİKASI
Cemiyetin kuruluşunda prensip olarak hiçbir köken ayrımı
yapılmadan Osmanlı bütünlüğünü savunan herkesin cemiyete
katılabileceği ifade edilmişti. Bununla birlikte teşkilatının büyük bir
kısmı Müslüman gençlerden oluşturma ilkesi benimsemiş, Müslüman
üyelerinin çoğunluğu da Türk kökenlilerden oluşturulmasına özen
göstermiştir. Ayni şekilde Cemiyetin kurucuları arasında yer alan,
Ahmet Rıza Bey, Cemiyeti ‘halis bir Türk ve Müslüman cemiyeti’ olarak
tanımlar. Cemiyetin önemli isimlerinden Fethi Okyar ise cemiyetin
ideolojisi ile ilgili bilgi verirken Ahmet Rıza’dan bir adim daha ileri
giderek ‘İttihat ve Terakki’de milli olan ve olmayan unsurlar elbette
vardı. O şartlar içinde fikriyatçıları ve müesseseleri olmayan ve gizli
çalışan bir cemiyetin başka kaynaklardan ilham alması çok tabii idi.
Hatta zaruri idi. Fakat muhakkak olan şuydu. İttihat ve Terakki, o
günün şartları içinde açıkça ifade edilmesi imkânsız ve hatta
başındakilerin de felsefe ve fikir yapısı olarak ifade edemeyecekleri kadar
şekilde Türk milliyetçisiydi’ demektedir.
İTTİHAT VE TERAKKİ CEMİYETİ VE
TÜRKÇÜLÜK POLİTİKASI
Bununla birlikte Cemiyetin yurt içi ve yurt dışındaki
teşkilatında bazı gayrimüslim isimleri de görmek mümkündür.
Cemiyete gayrimüslimlerin hangi şartlarda alınacakları
02/06/1906’da Bulgaristan’da Kızanlık Şubesine yazılan bir
yazıda ‘Cemiyetimiz halis bir Türk cemiyetidir. İslamlığa ve
Türklüğe düşman olanların hiçbir vakit fikrine tebaiyet
edilmeyecektir’ denmektedir. Bu ifade de cemiyetin öncelikle
Türk sonra İslam cemiyeti olduğunu, gayrimüslimlerin ancak
beli şartlarda cemiyete girebileceklerini açıkça göstermektedir.
Hal böyle olmasına rağmen Cemiyetin, devletin geleceği için
geliştirdiği fikrin temasını, devletin ana unsuru olarak gördüğü
Türkler üzerine kurmuş olmasına karşı bir süre bunu açıkça
dillendirmekten uzak durdu. Yaygın olarak ‘vatan, hürriyet,
anayasa ve devletin birlik ve bütünlüğü’ kavramlarını ön plana
çıkarıp şekillendirmeye çalıştı.
İTTİHAT VE TERAKKİ CEMİYETİ VE
TÜRKÇÜLÜK POLİTİKASI
İttihat ve Terakki Cemiyetinin meşrutiyetten
beklentisi, hiç olmazsa Osmanlı Devletinde elde kalan
topraklarını iyi yöneterek birlik ve bütünlüğü sağlamak,
egemen unsur olan Türkleri kuvvetlendirerek, Türk
egemenliğinin hakkını vermek şeklindeydi Ancak bunu
yaparken açıkça Türk milliyetçiliğini savunarak farklı etnik
grupları imparatorluktan uzaklaştırmakta da bir fayda
görmüyordu. Aksine Osmanlı Devletinin kurucu
unsurunun zaten Türkler olduğu düşüncesi ile
‘Osmanlıcılık’ tezini savunarak. Osmanlı topraklarında
yaşayan bütün etnik unsurları eşit hak, eşit kültür, din ve
inanç özgürlüğü, parlamento ve devlet hizmetlerinde eşit
temsil hakki çerçevesinde bir arada tutmaya çalışıyordu.
İTTİHAT VE TERAKKİ CEMİYETİ VE
TÜRKÇÜLÜK POLİTİKASI
İttihat ve Terakki’de Osmanlıcılık fikrinden uzaklaşıp
Türkçülük fikrine yöneliş İkinci Meşrutiyet (1908)
sonrasında daha belirgin bir hal aldı. Bu tarihten sonra
Balkanlarda, Arap topraklarında ve hatta Anadolu’da
Ermenilerin ardı arkası kesilmeyen örgütlenme ve isyanları
üzerine en azından tamamen Türk ve Müslümanların
hâkim olduğu Anadolu topraklarında merkeziyetçi
Osmanlı Devletini bir arada tutabilme mücadelesinin içine
girdiler. 1910 sonrasındaki dönemde İttihat ve Terakki
Cemiyeti de açıkça milliyetçi politikalar üretmeye başlamış,
parlamento içi ve dışı çalışmaları ile milli bir kadro
kurmaya yönelmişti.
İTTİHAT VE TERAKKİ CEMİYETİ VE
TÜRKÇÜLÜK POLİTİKASI
Cemiyette, Türkçülük politikasının ön plana çıktığı
dönemde İttihat ve Terakki, nüfusun çoğunluğunun
Hıristiyan olan Balkanlar ile Müslümanların yaşadığı
Arnavutluk ve Ortadoğu topraklarında Osmanlı
bütünlüğünü korumak için gerektiğinde zor kullanmaktan
da kaçınmadı. İttihat ve Terakki bu dönemde eğitimde,
kültürel alanda, iktisadi alanda milliyetçi politikalar
geliştirdi.
1913 yılında başlayan tek parti rejimi Harb-i Umumi
yenilgisi ile kapanacak, 1-5 Kasım 1918 Kasım tarihlerinde
son kongresini yapan İtttihat ve Terakki, "Teceddüt
Fırkası"na dönüştüğünü ilan edecek, liderleri (Talat, Enver
ve Cemal Paşa'lar) arkadaşlarıyla Avrupa'ya kaçacaklardır.
Download

"Türk Modernleşme Tarihi" ders notları 5 için tıklayınız.