HER YÖNÜYLE PARAGRAF
Paragraf Nedir?
Paragraf, herhangi bir yazının bir satırbaşından öteki
satırbaşına kadar olan bölümüne denir.
Daha geniş bir ifadeyle paragraf "bir duyguyu, bir düşünceyi
bir isteği, bir durumu, bir öneriyi, olayın bir yönünü, yalnızca bir
yönüyle anlatım tekniklerinden ve düşünceyi geliştirme yollarından
yararlanarak anlatan yazı türüdür.
Kelimeler cümleleri, cümleler paragrafları, paragraflar da yazıları
oluşturur. Paragraf bir yazının küçültülmüş bir örneğidir. Bu yönüyle
yapı bakımından bir yazıya benzer. Nasıl yazıda giriş, gelişme, sonuç
bölümleri varsa paragrafta da aynı bölümler vardır.
Her paragrafta bir düşünce savunulur.
Paragrafın bir bütün oluşturabilmesi için
cümlelerin de yapı ve anlam yönüyle
bütünlük oluşturması gerekir. Paragraftaki
düşünceler hem kendi aralarında birbirine
bağlı hem de ana düşünceye bağlıdır.
Paragraf kendi içinde bir bütünlük
oluşturduğu gibi yazı içinde de yazıyla
bir bütünlük oluşturur. Üniversite
sınavlarında seçilen paragraflar böyle
kendi içinde bütünlüğü olan ve dışına
çıkılmayı gerektirmeyen paragraflardır.
Paragraf Sorularını
Çözerken Nelere Dikkat
Etmelidir?
1. Paragraf sorularının çözümüne
mutlaka soruyu okuyarak başlayın. İşe
doğrudan paragraf okunarak başlanırsa
paragrafta ne arandığı, paragrafın niçin
okunduğu bilinmediğinden, paragraf,boş
yere okunmuş olur. Bu durumda paragrafı
iki defa okumak zorunda kalırız ki bu da
bizim için büyük zaman kaybı olur.
PARAGRAF
Soru
A)……………………………
B)……………………………
C)……………………………
D)……………………………
E)……………………………
2.Paragraf sorularında "soru kökü"
çok dikkatli okunmalıdır.
Değinilmemiştir, vurgulanmamaktadır,
çıkarılamaz tarzındaki soruları"
değinilmiştir, vurgulanmaktadır,
çıkarılır" diye okursak soruları yanlış
cevaplarız.
Örnek 1: Yüz yılı aşkın bir tarihe sahip olan çizgi romanın sanat olup olmadığı
çoğu Batı ülkesinde tartışılmıyor bile. Ülkemizde ise bu sanat kolu, ne yazık ki
okunup atılan, yoz ürünlerin kaynağı olarak görülmekte, az okumanın
göstergelerinden biri sayılmaktadır. Çocukların okuma alışkanlığı edinmesini
engellediği düşünülmektedir. Gerçekten de evlerde, okullarda çizgi roman
okuyanların uyarıldığı, ayıplandığı bir çocukluk dönemini çoğumuz az çok yaşadık.
Oysa okuyanların üzerinde birleştiği ortak bir nokta, çizgi romanın bütün
sevimliliğiyle, kendine özgü mizahıyla hiç de incitici olmayan, sayısız örnek
içerdiğidir.
Bu parçaya göre çizgi romanla ilgili olarak aşağıdakilerden hangisi söylenemez?
A) Sanat değeri yönünden eleştirilere konu olduğu
B) Okumayı olumsuz yönde etkilediğine inanıldığı
C) Düş gücünü geliştiren özellikler içerdiği
D) Okurların hoşuna giden yönlerinin bulunduğu
E) Gülmecesel nitelikler taşıdığı
CEVAP
C
Düş gücünü geliştiren özellikler içerdiği
Örnek 2: Bu öyküde, ölülerin canlandığı bir sahne yer almaktadır. Yazar bu
sahneyi çıkarsa ve “kahramanların vücutlarını öpen sayısız kırmızı kelebek”
imgesini “vücutları kana bulandı” gibi sıradan bir ifadeyle değiştirseydi belki
öykünün tadı azalır, fantastik boyutu kaybolurdu. Ama öykü, anlamından ve
temasından hiçbir şey yitirmezdi. İyi bir fantastik öykü de böyle olmalı. İçinden
hayal gücünü çıkardığınızda kalan metin hâlâ eskisi kadar okunurluğunu
koruyorsa, işte o, iyi bir edebiyat yapıtıdır.
Bu parçada, iyi bir fantastik edebiyat yapıtında bulunması gerekli niteliklerden
hangisine değinilmemiştir?
A) Düşsel öğeler üzerine temellenmesine
B) Klişe sözlerin yeni çağrışımlarla biçimlendirilmesine
C) Anlatımla anlatılan arasında bağıntı bulunmasına
D) Güçlü bir içeriğinin olmasına
E) Öğretici bir yönünün bulunmasına
CEVAP
E
Öğretici bir yönünün bulunmasına
3. Paragraf soruları diğer sorulardan daha
kolaydır. Çünkü paragraf sorularının hem
cevabı paragrafın bütünlüğü içindedir, hem
de bu sorularda gramer ya da edebiyat
bilgisine gerek yoktur. Okuma alışkanlığı
olan, az çok kitap okuyan öğrenciler bu
soruları çok rahat çözer.
4.Paragrafta anlatılan şeyler mutlaka paragrafın
bütünlüğü içinde değerlendirilmelidir.
Paragrafta inanmadığımız ve bize göre doğru
olmayan şeyler anlatılsa bile bunlar doğrudur.
Çünkü sorular mutlaka "parçaya göre"
cevaplandırılmak zorundadır.
Bu yüzden paragraf sorularında kesinlikle
paragrafın dışına çıkılmamalı.
5.Paragraf soruları uzun göründüğü için birçok
öğrenci zaman kaybetmemek için paragraf
sorularını çözmeden geçer. Oysa bizim sınavda her
bir soruya çok fazla ihtiyacımız vardır. Paragraf
dışındaki kısa sorulardan zaman tasarrufu yaparak,
paragraf sorularında ise sorudan başlayarak paragraf
sorularını yeterli zamanda rahatlıkla çözebiliriz.
Zaten paragraf sorularının büyük çoğunluğunun
uzun metinler olmasına rağmen çok basit sorular
olduğunu göreceksiniz.
6.Paragraf sorularındaki metinlerde anlamını
bilmediğimiz, daha önce duymadığımız ya da
duyup, okuyup sık kullanmadığımız bazı özel
kelime ve kavramlar karşımıza çıkabilir. Bu
kelime ve kavramların bilinmesi metni daha iyi
anlamamızı sağlar. Bakınız 161-162-163.
slaytlar
7.Paragraf sorularında genel bir insan
tipinden söz edilir. Bu insan tipi sınav
sorularını hazırlayan kişilerin yetiştirmek
istedikleri (ya da üniversitede okumasını
istedikleri)insan tipidir. Bu insan tipinin
özelliklerinin bilinmesi paragrafların
çözümünü çok kolaylaştıracaktır.
Bu genel insan tipinin özelli şunlardır:
a) Savaşlara, teröre, sömürüye karşıdır.
b)Hızlı sanayileşme sonucu doğanın tahrip edilmesini onaylamaz.
c)Doğayı fazlasıyla sever. Yeşile ve yeşilliğe tutkundur. Beton yığınları arasında
yaşamaktan sıkılır. Doğaya yönelmek, doğayla iç içe olmak onu rahatlatır. İnsanlardaki
doğa sevgisi azaldıkça birbirlerine olan sevgilerinin de azaldığına inanır.
d) Saygılı, hoşgörülü ve sevecendir. İnsanları düşüncelerinden dolayı kınamaz.
e) Düşünce özgürlüğünden yanadır. Herkesin düşüncelerini açıkça ve rahatça
söyleyebilmesi tarafındır.
f)Akla ve bilime çok önem verir. Bâtıl düşüncelere, hurafelere ve geçerliliği
kanıtlanmamış (ispatlanmamış) düşüncelere karşıdır.
g)Yenilikçidir. Yeniliklere açıktır. Sürekli yenilenmeyi ve değişimi savunur.
Kendini yenilemeye, değişimlere karşı duran insanları onaylamaz.
h)Sanata tutkundur. Sanatın her dalını sever. Sanata ve sanatçıya büyük önem verir.
Sanatın insanı yücelttiğine inanır.
ı)Eğitimi her şeyin üstünde görür. Eğitimin olmadığı yerde hiçbir gelişmenin
olmayacağına inanır.
i)Okuma tutkunudur. Okumanın insan düşüncesini ve evrenini genişlettiğine inanır.
En büyük ıstırabı insanların okumamaları,okumaya gayret etmemeleridir.
j)Sanat ve edebiyatta ulusallığı (millî olmayı) savunur. Sanatçılar ve edebiyatçıların
önce yerli olanı iyice tanıyıp incelemeden evrensel olanı yakalayamayacaklarına inanır.
k)Sanatın ve müziğin evrensel olduğuna inanır. Bir insanın Yunus Emre'yi sevdiği
gibi Hugo'yu da sevebileceğini savunur.
I)Geçmişini iyi bilmeyen toplumların geleceklerinin karanlık olacağına inanır.
m) Dürüst, yardımsever ye nazik bir insandır.
n)İnsana çok fazla önem verir. Evrendeki her şeyin temelinde insan vardır. İnsanın
olmadığı yerde hiçbir şeyden söz edilemez.
o)Çocukluğuna ve çocukluk günlerine büyük bir özlem duyar. Sık sık çocukluğuna,
anılarına döner.
ö)Aydınların ve sanatçıların görevlerinin toplumun sorunlarına sahip çıkmak ve
toplumu yüceltmek olduğunu düşünür.
p)İyimser ve mutludur. En küçük olaylardan ve durumlardan bile kendisine
mutluluk adına bir pay çıkarır.
r)Mücadeleci, kararlı ve iradeli bir insandır. Umutsuzluğa kapılmaz. Her şeyin
üstesinden gelinebileceğine inanır.
s)Dilini ve edebiyatını çok sever. O dili konuşan herkesin(dilci olsun
olmasın)konuştuğu dili çok iyi bilmesini ve konuşmasını ister.
ş)Kabalığa, her türlü yalan dolana ve haksızlığa karşıdır.
PARAGRAFTÜRLERİ
Olay Paragrafı: Bu tür paragraflarda
bir olay anlatılır.
Bu olay, yazarın savunduğu düşünceyi
açıklamak ve onu inandırmak için bir araçtır.
Eğer olayda bir bütünlük varsa yani olayın
başı, sonu belliyse, ana düşünceyi
buldurmaya yönelik sorular için kullanılır.
Durum Paragrafı: Bu tür
paragraflarda bir doğanın, şehrin ya da
bir insanın betimlemesi yapılır. Bu tür
paragraflar genellikle anlatım biçimleri
ve gözlemle ilgili sorularda kullanılır.
Duygu (Çözümleme) Paragrafı: Bu
paragraflarda roman veya hikaye
kahramanlarının iç dünyaları anlatılır.
Yazar, kahramanların psikolojik
yapılarını, hayallerini bazen yorum katarak
anlatır. Bu paragraflar insan karakterini
bulmaya ve yoruma dayalı sorularda
kullanılır.
Düşünce Paragrafı: Belirli bir düşüncenin
anlatıldığı, savunulduğu paragraflardır.
Makale, deneme, fıkra, eleştiri gibi türlerden
seçilir. Konuyu, yardımcı düşünceleri veya
ana düşünceyi buldurmaya yönelik sorularda
genellikle bu tür paragraflar kullanılır.
PARAGRAFIN ÖĞELERİ
Konu: Paragrafta işlenen düşünce, olay
ya da durumdur. Her şey paragrafın konusu
olabilir. "Yazar, bu paragrafta ne anlatıyor?“
sorusunun cevabı bize konuyu verir.
Konu en fazla bir iki cümleyle verilir.
Ana Düşünce: Paragrafta üzerinde
durulan konuya bağlı olarak yazarın asıl
anlatmak istediği düşüncedir. Kesin bir
yargı niteliği taşır, genellikle bir
cümleden oluşur.
*Bütün yardımcı düşünceler, ana
düşünceyi haklı çıkarmaya hizmet
eder.
Yardımcı Düşünceler: İkiden fazla
cümleden meydana gelir. Yardımcı
düşünceler, paragrafta ana düşünceyi
destekleyici niteliktedir. Yazar burada
konuyla ilgili açıklamalar yapar ve
düşüncelerinin haklı gerekçelerini sıralar.
GİRİŞ - GELİŞME - SONUÇ CÜMLESİ
Giriş Cümlesinin Özellikleri
- Konunun ortaya konulduğu cümledir.
- Paragraf genelden özele dayalı bir düşünce zincirine
dayalı ise giriş cümlesi konuyla birlikte ana düşünceyi de
yansıtır. Bu durumda genel bir yargı niteliği taşır.
- Paragraf özelden genele dayalı bir düşünce zincirine
göre kurulmuşsa, giriş cümlesi sadece konuyu verir.
- Dil ve düşünce yönünden, kendinden sonra gelen
cümlelerle bağlantılıdır.
- "Böylece, üstelik, bununla beraber, nitekim..." gibi
bağlantı öğeleriyle başlayamaz.
Paragrafta giriş bölümü genellikle tek, bazen
de iki cümleden oluşur. Giriş bölümünün ilk
cümlesi önemlidir. Bu aynı zamanda bir yazının
veya paragrafın ilk cümlesi olacağından bu
cümlede bir önceki cümleyi gerektirecek
ifadeler bulunmaz. ÖSYM sorularının bir kısmı,
bir yazının ilk cümlesi olmaya uygun olan
cümleyi bulmamızı isteyen sorulardır.
Aşağıdaki örnekleri dikkatlice inceleyelim:
Bir yazının ilk cümlesi olmaya uygun olan cümleler:
Eleştirmenlerin görüşlerine güvenmeyen sanatçının başarılı olacağına
inanmıyorum.
Türk şiirinde kullanılmış birçok ölçü vardır.
Her eser, yazarından okuyucuya bir mektuptur.
Okumayan insanlar ile hiçbir işin başarılamayacağını birçok insan kabul
ediyor.
Dikkat edilirse bu sütundaki cümleler, kendilerinden önce başka
cümlelere gerek duymadan bir paragraf başlatabilirler. Çünkü bu cümlelerde,
sonraki cümlelerde ispatlanması gereken birer yargı vardır. Bağlayıcı öğe
yoktur. Demek ki bu cümleler bir yazının ilk cümlesi olabilir.
Bir yazının ilk cümlesi olmaya uygun olmayan cümleler:
Eleştirmenin bu görüşüne güvenmeyen sanatçı başarılı olamaz.
Türk şiirinde kullanılmış bunun gibi daha birçok ölçü vardır.
Özetle, her eser yazarından okuyucuya bir mektuptur.
Bundan dolayı, okumayan insanlar ile hiçbir iş başarılamayacağını
savunuyorum.
Dikkat edilirse bu cümleler daha önceki cümleye bağlanıyor. Demek ki
bu cümlelerden önce başka cümleler var. Öyleyse bunlar bir yazının ilk
cümlesi olmaya uygun değildir. Öyleyse şunu bilmemiz gerekiyor ki bir
yazının ilk cümlesi olacak cümlede "bundan dolayı, çünkü, ama, ancak, şöyle
ki, fakat, yalnız, özetle" gibi önceki bir cümlenin habercisi, bağlayıcı
sözcükler bulunmamalıdır.
Örnek Soru: Aşağıdaki cümlelerden bir paragraf oluşturulmak istense,
bunlardan hangisi o paragrafın giriş cümlesi olur?
A) Nice eserler, biçimce zayıf ve çirkin olduklarından başarı kazanamamıştır.
B) Sanat eseri, içerikle biçimden örülmüş bir bileşim, bölünmez bir bütündür.
C) Öyleyse, tek başına ne içerik ne de biçim bir eseri değerli kılmaya yetmez.
D) Bundan ötürü, bir eserin değerlendirmesini yalnızca biçim ya da yalnızca
içeriğe göre yapmak yanlıştır.
E) Özce anlamsız, içeriği hiçe sayan eserler de kısa sürede unutulmuştur.
CEVAP B
Örnek: Aşağıdaki parçada giriş bölümüne dikkat edelim.
Yakup Bey, çocuklarına modern eğitim sistemlerine örnek
olacak değerde bir eğitim metodu uygular. Çocuklarına kızmayı
adet edinmemiş bu olgun baba, yaramazlık yapan çocuklarını
azarlamak ya da dövmek yerine, ellerine birer kâğıt kalem
tutuşturur, önlerine de bir vazo çiçek veya başka bir örnek koyar,
elindeki bozuk paraları şangırdatırmış. Çocukları, şangırdayan
paraların ödül olarak verileceğini hayal ederken bir taraftan da pür
dikkat resim yaparlarmış.
Örnek: Aşağıdaki parçada yazarın birinci bölümde bir fikir öne sürdüğüne
ve ikinci bölümde bu fikrini desteklemek için örnek verdiğine son bölümde bir
sonuca ulaştığına dikkat ediniz. Bunlar giriş, gelişme ve sonuç bölümleridir.
Sanatta güzelliğin onun anlaşılırlığı ve yararlılığı gibi durumlarla ilgisiz
olduğu iyi bilinmeli. Antep'in ünlü sinemacısı Nakıp Ali, o sıralar çok tutulan
"Beyaz Yele" ve "Kırmızı Balon" filmlerini kente getirtmiş, oynatacakmış da pek
umudu yokmuş. Umulmadık bir seyirci kitlesiyle karşılaşmış. Filmden ne
anladıkları konusunda sorulan sorulara seyirciler düz bir yanıt vermişler:
"Bilmem... Çok güzeldi." Güzelliğin başlı başına bir işlevi var anlaşılan. Yararlı
ya da anlaşılır olması önemli değil, var olması yetiyor. Bu da ister aydınların
ister halkın neyi anlayıp anlamadığı, neyi sevip sevmeyeceği, ona nelerin
sunulması gerektiği konusunda ahkâm kesmekten alıkoymalı bizleri.
Giriş bölümü konuya giriştir. Sonrasında mutlaka örnek gelecek diye bir
şart yoktur. Aşağıdaki paragrafta giriş bölümünde konuya giriş yapılmıştır.
Sonraki cümlelerde ise birinci cümlede sözü edilen insanlara çengel atmak
sözünün anlamı açıklanmıştır. Konuya nasıl girildiğine, açıklamanın nasıl
yapıldığına dikkat edelim.
Örnek: Ben yazılarımda sadece, insanlara çengel atmaya çalışırım.
Onların düşüncelerine, sözlerine, düşlerine, mutluluklarına, acılarına,
sevinçlerine ve bu yiğitlerin yoğurt yiyişlerine eğilirim. Bir başka deyişle
yaşayanları kitaplara geçirerek ölümsüzleştiririm, onları tekrar yaşatırım.
Kaleme gelmezlerden, gönül belasına düşenlerden tutun da çanak yalayıcılara,
hıkmıkçılara, iyilik pehlivanlarına, diktatörlere uzaktan merhabacılara değin
herkes benim tenceremde pişer.
Gelişme Cümlelerinin Özellikleri
- Gelişme bölümündeki cümleler, giriş cümlesinde
belirtilen konuyu açıklığa kavuşturur; ana düşüncenin
belirginleşmesine yardımcı olur.
- Her biri dil ve düşünce yönünden diğer cümlelere
bağlıdır.
- Tümevarım (özelden genele) yöntemiyle oluşturulan
paragraflarda gelişme cümlelerinden biri ana düşünceyi
verebilir.
- Karşılaştırma, örnekleme, tanık gösterme,
benzetme... gibi yöntemlere en çok gelişme cümlelerinde
rastlanır.
Giriş bölümünde öne sürülen düşünce bu
bölümde desteklenir, ispatlanır. Yazar, ortaya attığı
düşüncesini geliştirmek veya ispatlamak için
düşünceyi geliştirme yolları kullanır. Bu bölümde
açıklama, destekleme, ispatlama esas olduğu için
bağlayıcı öğe dediğimiz bundan dolayı, çünkü,
ama, ancak, bu görüşe göre, öyle ise gibi,
bulunduğu cümleyi bir önceki cümleye bağlayan
sözler göze çarpar.
Örnek: Aşağıdaki örnek parçada bağlayıcı öğelere dikkat
edelim. Böylece gelişme bölümünün hangi cümleyle başladığını
bulalım.
Sözcükler zamanla, çeşitli sebeplerle, çok değişik kavramları
karşılar hale gelebiliyorlar. Sözgelimi, önceleri sırf koyun, sığır,
deve gibi hayvanların topuna birden mal denirken, bu sözcük
bugün daha çok, her türlü taşınabilen servet anlamında
kullanılmaktadır. Çünkü bir zamanlar çobanlıkla geçinen
dedelerimiz servet olarak yalnız bu büyükbaş hayvanları
tanıyorlardı; başka kültür çevreleriyle temasa geçince, servet
olarak başka nesneleri de öğrendiler. Böylece mal sözcüğü kültür
değişimi sonunda öteki nesneleri de içine aldı.
Parça okunduğunda görülüyor ki ilk cümle giriş
bölümünü oluşturuyor. Ana fikir bu cümleden
anlaşılıyor. Daha sonraki bölümde ana fikir
ispatlanıyor. Sözgelimi ifadesiyle örnek veriliyor.
Çünkü ifadesiyle açıklama yapılıyor. Böylece
ifadesiyle anlatılan örnek derlenip toparlanıyor.
Bugün biz insanlarımıza, kendi dillerinde, kendileri için gerekli temel bilgileri
verecek olan kitapları dahi okutabilme konusunda tam bir başarısızlık içindeyiz.
Basılan gazete, dergi ve kitap sayılarına baktığımızda bunun çarpıcı bir olumsuzluk
olarak karşımızda durduğunu görmekte gecikmeyiz. Buna kütüphanelerden yararlanma
oranlarını da ekleyebiliriz. Hatta kitapların baskı adetlerine de bir göz atabiliriz. İtiraf
etmeliyiz ki insanlarımızın kitaplardan yararlanma oranı çok düşük.
Yukarıdaki parçada ilk işarete kadar olan kısım giriş cümlesidir. Burada
insanımızın kitaplardan yararlanmadığı görüşü belirtilmiştir. Sonraki bölümde yani
gelişme bölümünde bu düşünceyi inandırıcı hale getirmek amacıyla deliller sıralanmış
ve sonuç bölümü olan son cümlede de düşünce yinelenmiş, derli toplu bir şekilde
belirtilmiştir.
Sonuç Cümlesinin Özellikleri
- Dil ve düşünce yönünden kendinden önceki cümleye
bağlıdır.
- Özele ilişkin bir yargıyla başlayan paragraflarda ana
düşünceyi verebilir.
- Genelde kendisinden önceki düşünceleri bir sonuca
bağlayan, özetleyen bir cümle niteliği taşır. Bu yüzden, özet
anlamlı bağlaçlarla başlayan cümleler sonuç cümlesi
olmaya daha elverişlidir.
Yazar giriş bölümünde bir fikir öne sürmüştü.
Gelişme bölümünde bu fikri, düşünceyi geliştirme
yollarıyla desteklemiş ve inanılır hale getirmişti. Son
bölüm olan sonuç bölümünde ise yazar, fikrini
derleyip toparlar ve bir sonuca bağlar. Bu bölüm
genellikle tek cümledir.
Sanatçılar eserlerine yapılan eleştirileri nedense kabul etmek
istemiyorlar. Çok açık gaflarını bile bir türlü görmek istemiyorlar.
"Evet, ama fakat, hayır, şey yani, tabii ki dediğiniz yanlış"
laflarıyla işi idareye çalışıyorlar. Bilmiyorlar ki iyi sanatçı olmak,
eleştiriye açık insanların harcıdır. Eleştirilmeden başarılı olmak
olanaksızdır.
Bu parçada giriş bölümünde sanatçıların eleştiriye tahammülleri
olmadığı belirtilmiş, sonuç bölümünde de eleştirilmeden başarılı eser
vermenin olanaksız olduğu anlatılmıştır. Ortadaki gelişme
bölümünde sanatçıların konuyu destekleyen sözlerinden alıntılar
yapılmış.
Önceleri taşradan da büyük sanatçılar çıkacağını
zannederdim, ilk romanımı yayımlayınca pek ses getirdi
diyemem. Bir şeyi çok iyi anladım o zaman. Gerçek bir yazar
olmak gerçek bir üne kavuşmak bir taşra kentinde kesinlikle
mümkün değildi. Ben de kalktım İstanbul'a gittim, yani büyük
kente. Evet, İstanbul büyük kenttir ve büyük kentlere özgü
kurallar uygulanır orada. Hiçbir zaman, hiçbir taşra kentinde ben
yazarım deyip yazar olamazsınız, kimse olamaz.
Yazar bu parçada taşra kentlerinde büyük bir yazar
olunamayacağını anlatmış. Konuya girebilmek için kendi yaşamından
örnek vermiş ve anlatmak istediği sonuca bu örneğin desteğiyle
ulaşmıştır.
Her Paragraf İdeal Olarak Bölümlenmez
Giriş, gelişme ve sonuç bölümü olan paragraflar ideal
paragraflardır. Şunu çok iyi bilmeliyiz ki bütün paragraflar
ideal değildir. Yani her paragrafın giriş, gelişme, sonuç
bölümlerinin olması gerekmez. Bazıları giriş ve gelişme,
bazıları gelişme ve sonuç, bazıları da sadece gelişme
bölümünden oluşmaktadır.
Örnek: Aşağıda sadece gelişme bölümünden oluşmuş bir paragraf
verilmiştir. Gelişme bölümünde neyin ispatlanmaya çalışıldığını bulunuz. Yani
giriş cümlesi veya sonuç cümlesi olabilecek cümleyi ana fikir cümlesini
çıkarınız.
Türkiye'de yaşayan insanların kitap okumak için boş zamanları yoktur.
Çünkü burada kitap boş zamanda okunur bir nesnedir. Otobüste giderken her
gün seyrettiğimiz yerleri seyretmekten daha önemli ne olabilir ki? Belki yol
kenarındaki çimler biraz daha büyümüştür. Gazetelerin promosyon olarak
verdiklerinin haricinde kitaba ayıracak para da yoktur. Bunlar da vitrindeki
kullanılmayan fincanlarla ebedi komşu olmuşlardır.
Evet, bu parça sadece gelişme bölümünden oluşuyor. Görülüyor ki bu
paragraf Türkiye'de insanların kitap okumaya gereken önemi vermedikleri ana
fikrini desteklemek amacıyla yazılmış. Ana fikir cümle halinde belirtilmemiş. O
halde bize düşen parçayı özümleyip ana fikri çıkarmaktır.
Örnek: Aşağıdaki parçada giriş bölümünde yazarın bir fikir ortaya
attığına, gelişme bölümünde bu fikri desteklemek amacıyla televizyondaki
tartışma programlarından örnek verdiğine ve sonuçta ana fikri, derli toplu bir
cümle şeklinde ortaya koyduğuna dikkat edelim.
Konuşma ve dinlemeyi, anlaşma madalyonunun iki yüzü gibi birbirini
tamamlayan yönler olarak düşünmek gerekir. Televizyondaki tartışma
programlarını izleyenler, dinleme bakımından ne kadar yetişmemiş
olduğumuzu anlamakta güçlük çekmezler. Genelde güzel konuşan çoktur; fakat
kendini vererek dikkatle dinleyenlerin sayısı pek fazla değildir. Oysa konuşma
öyle bir diyalogdur ki buna katılan bir insan, sırası geldikçe aktif veya pasif rol
oynar. Bu sanatta sivrilebilmek için saygı ile hitap etmesini bildiğimiz gibi
dinlemesini de bilmemiz gerekir.
Paragrafta Başlık
Başlık aslında ana fikirle doğrudan ilgilidir. Konu ve ana
fikir bulunduktan sonra başlığı bulmak oldukça basittir. Başlık
genellikle tek, bazen iki kelimeden oluşur. Hatta konuyu oluşturan
kelime çoğunlukla başlık yerine de geçer. Başlığa bakınca parça,
parçaya bakınca başlık akla gelir. İki kavram birbiriyle o denli
ilişkilidir.
Adlandırma, bir varlığı tanıtma yoludur. Nasıl, her varlığı
tanıtan bir sözcük varsa, her yazıyı, yapıtı da tanıtan bir söz
vardır. Osmanlı adlandırma olgusunu şöyle belirliyor: "İsimle
cisim birbirine müsemma olmalıdır." Yani bir varlıkla adı, uyum
içinde olmalıdır.
Bir paragrafta, parçaya (metne) ya da yapıta ad vermek ciddi
bir iştir.
Başlık, yapıtın ana düşüncesini sezdirmeli bize. Yani önce
paragrafın, parçanın ya da yapıtın ana düşüncesi saptanacak,
bunun temel kavramları başlık olarak kullanılacak. Ana
düşünceyi bulmak, konuyu da kapsayacağından başlık konuya da
uygun olmalı demeye gerek yoktur.
Şimdi sorun, herhangi bir konuda yazmaya niyetlenen kişi,
önce başlığı koyup mu yazmalı; yoksa önce yazıp sonra başlığı
mı koymalı? Yanıt; ikisi de olabilir. Eğer usta bir yazarsanız fark
etmez sizin için. Eğer yazmaya yeni başlıyorsanız önce adını
koyun. Önce adını koyun ki ana düşünceden uzaklaşmayasınız.
Çünkü başlık hem konuyu, hem de ana düşünceyi gösterir bize.
Yazımızda büyük sapmalar meydana gelmez.
Örnek Soru: Eğitim ve dil, birbiriyle yakından ilgili iki alan. Kuşkusuz dili
kullanmanın tek amacı eğitim değildir; ama eğitimi dilsiz gerçekleştiremezsiniz.
Bu yüzden eğitici yayınların dili, açık seçik, doğru ve seslendiği kitlenin
düzeyine uygun olmalıdır. Bu koşullara sahip olmayan bir kitap, içindeki bilgiler
ne kadar yararlı olursa olsun, işlevini yerine getiremez. Aktarılamayan,
anlaşılmayan bilgi de bir bakıma yok sayılır.
Bu parçaya konulabilecek en uygun başlık aşağıdakilerden hangisidir?
A) Eğitim ve Toplum
B) Kitaplar ve Toplum
C) Eğitici Yayınlarda İçerik
D) Eğitimin Amacı
E) Eğitici Yayınların Dili
CEVAP E
Paragrafta Ana Fikir (Paragrafta Ana Düşünce)
Yazarın parçada anlatmak istediği düşünceye ana
fikir denir. Yazıda birçok fikir bulunabilir. Ama asıl
anlatılmak istenen fikir tektir. Ana fikir, kısaca, parçanın bir
cümlelik özetidir. Ana fikir bazen parçanın içinde bir cümle
halinde verilmiş olabilir. Bu durumda o cümleye ana fikir
cümlesi diyebiliriz. Ana fikir parçada cümle halinde
verilmemişse parçanın bütününden ana fikri kendimiz
çıkarmamız gerekir. Bazı parçalarda birden çok ana fikir
var gibi görünebilir. İyi hazırlanmış bir parçada kesinlikle
tek ana fikir vardır. İkinci ana fikir dediğiniz ikinci görüş,
esas ana fikri desteklemek için vardır.
Ana düşünce Nasıl Belirlenir?
Ana düşünceyi belirlemek, bir sözcüğün cümlede
kazandığı anlamı, yaptığı görevi, cümlelerin ilettikleri
yargıyı kavramaya bağlıdır. Ana düşünceyi belirlemede
yanılgıya düşmemek için parçayı bütünüyle kavramayı
amaçlayarak okumak gerekir. Parça okunduktan sonra, "Bu
parçada yazarın asıl anlatılmak istediği nedir?" sorusuna
doğru bir cevap alınırsa, ana düşünce belirlenmiş olur.
Ana Düşünce Cümlesinin Yeri
Ana düşünce cümlesi, yazarın amacını belirleyen
cümledir. Paragrafta anlatılan her şeye bu cümle yön
verir. Ana düşünce cümlesi yazarın tutumuna bağlı
olarak paragrafın başında, ortasında ya da sonunda
bulunabilir. Kimi paragraflarda ise ana düşünce somut
olarak paragrafın herhangi bir yerinde görülmez;
paragrafın tümüne sindirilmiş olur.
* Paragraf tümdengelim yöntemiyle oluşturulmuşsa ana
düşünce cümlesi başta yer alır; ilk cümle hem konuyu hem ana
düşünceyi yansıtır.
Örnek: Tiyatro, sınırları o kadar geniş bir bilgi ve çalışma
alanı ki insanın bir ömrü değil, yüz ömrü bile olsa, onu
bütünüyle öğrenmeye yetmez. Öyle ki insan, bütün bir yaşamını
tiyatroya ayırmış olsa da ömrünün sonunda tıpkı başlangıçtaki
gibi boş ve bilgisiz görür kendini. Çünkü yaşam, nasıl yeni
günler getiriyorsa, yeni günler de tiyatroya yeni yeni üsluplar,
yeni yeni düşünceler, yeni yeni deneyimler getiriyor.
Bu parçanın ana düşüncesi ilk cümlede belirtilmiştir. Yazara
göre, "Tiyatro öyle geniş bir çalışma alanıdır ki onu bütün
yönleriyle öğrenmeye bir insanın ömrü yetmez."
* Paragraf tümevarım yöntemiyle kurulmuşsa ana
düşünce cümlesi sonda olur. Bu durumda sonuç cümlesi, parçada
anlatılanların tümünü özetler.
Örnek: Dil, bir toplumu başka bir toplumdan ayıran en
önemli öğedir. Şair ise dildeki sözcüklere yeni anlamlar, çağdaş
yorumlar katan kişidir. Bir toplum, yeni şairlerini anladığı ölçüde
daha çağdaş bir toplum olma çizgisine ulaşır. Kısacası şair,
toplumun dilini, dolaylı olarak da duyarlığını zenginleştirir ve
canlı tutar.
Verilen parçanın son cümlesi "Kısacası......" biçiminde
başlıyor. Buradan anlıyoruz ki yazar, parçada anlattığı her şeyi
burada kısaca belirtecek. Parçanın son cümlesi, ana düşüncedir.
Ana düşünce kimi zaman da paragrafın orta bölümünde yer alabilir.
Örnek: (I) Sanatın insanoğluyla yaşıt olduğu
söylenebilir. (II) İnsanoğlu, geçirdiği evrimlere uygun olarak
sanatı da değiştirmiş, geliştirmiştir. (III) İlk sanat örneklerini
incelediğimizde sanatın ilkel bir nitelik taşıdığını görürüz. (IV)
İnsanın, yerleşik yaşama geçmesiyle birlikte kültür düzeyi de
yükselmiştir. (V) Bu da ister istemez sanata yeni nitelikler,
yeni boyutlar kazandırmıştır.
Bu parçayı dikkatlice okursak (II) numaralı cümlenin ana
düşünceyi yansıttığını görebiliriz.
Ana düşünce Cümlesinin İşlevi ve Nitelikleri
Ana düşünce cümlesi, anlatacaklarımızı bulma
işini kolaylaştırır. Yazıya birlik, bütünlük kazandırır.
Çünkü yazının örgüsü, ana düşünce cümlesi üzerine
kurulur. İyi bir ana düşünce cümlesinde şu nitelikler
bulunur:
Ana düşünce cümlesi konu değil, düşünce belirtmelidir.
Örnek: "Yaban romanı" ==>Konu ama ana düşünce
cümlesi değil.
"Yaban, köy ve köylü sorununa parmak basan gerçekçi bir
romanımızdır." ==> Ana düşünce cümlesi.
* Ana düşünce cümlesi, açık ve özlü olmalıdır.
Örnek: "Yaban romanı Anadolu halkının yaşayışı
üzerine yazarın türlü görüşlerini kapsar ki her biri
okuyanı ve halkı acı acı düşündürür." ==> Ne açık ne de
özlü.
"Yaban'da Türk köylüsüyle Türk aydını arasındaki
derin uçurum ortaya konmuştur." ==> Ana düşünce
cümlesi.
* Ana düşünce cümlesi açık ve anlaşılır olmalı, değişik yorumlara yol
açmamalıdır.
Örnek: "Bu yaz, Anadolu'da yaptığım bir geziden türlü izlenimler edindim
ki, her biri bölgesel bir değer ve renk taşımaktadır." ==> Açık ve anlaşılır değil.
"Anadolu'daki gezimden Doğu Anadolu köylerindeki ev tipleriyle Batı
Anadolu'dakiler arasında büyük farklılıklar olduğunu öğrendim." ==> Ana
düşünce cümlesi.
* Ana düşünce cümlesi açıklama yapmamıza, örnek vermemize,
karşılaştırmalara, nedenleri belirtmemize, etki ve sonuçları göstermemize,
kısacası geliştirilmeye uygun olmalıdır.
Örnek: "İstanbul Boğazı, Asya ile Avrupa'yı birbirine bağlar." ==>
Geliştirilmeye uygun değil.
"İstanbul Boğazı'nın Asya ile Avrupa'yı birbirine bağlamasının askeri yönden
değeri büyüktür."==> Geliştirilmeye uygun, ana düşünce cümlesi olabilir.
Örnek: Tutunamayanlar, Türk romanının zamansız doğmuş
çocuğudur. 1961'de ölen çok değerli Ahmet Hamdi Tanpınar'ı bile
ölümünden nice zaman sonra tanımaya ve anlamaya başlayan
Türkiye, Oğuz Atay'a ve hacimli romanı Tutunamayanlar' a zaman
ayıramazdı. Yediden yetmişe kendilerini memleketi kurtarmakla
görevli bilmiş insanların bireysel sorunlara ayıracak zamanları
yoktu.
Parçanın konusu Tutunamayanlar ve ana fikri de
Tutunamayanlar romanının değerinin anlaşılamamış olması
olmalıdır.
Örnek: Bizi geçmişe götüren en önemli üç uyarıcının koku,
ses ve müzik olduğu üzerine inancım her yeni olayda şiddetle
güçlenerek pekişiyor. Özel bir duyguyu yaşarken dinlenen bir
melodi kadar hangi dürtü insanı, unutulmuş sanılan geçmişe
götürebilir? Ses tonları, özel bir ses, özlenen bir kahkaha, nasıl da
aniden durdurur zamanı ve kuvvetle çekip götürür insanı o başka
zamanlara.
Bu parçanın konusu; koku, ses ve müziktir. Ana fikri ise
koku, ses ve müzik geçmişteki bir olayı veya kavramı kolayca
çağrıştırırdır.
Örnek: Bir zamanlar her edebiyatçının elinin altında Yaşar
Nabi'nin yıllıkları vardı. 80'lerin başında kısa süreli de olsa birkaç
yıllık onların boşluğunu doldurmaya çalıştı. Haklarını yemiş
olmamak için yalnızca şunu söylemekle yetineyim, bu dönem
boyunca neredeyse bütün dergiler düzenli düzensiz yıllıklar
yayımladılar. Sonra yavaşça, iş, dergilerdeki önce kapsamlı, sonra
kapsamsız yıllık değerlendirmelere dönüştü ve son yıllarda da iyice
sıradanlaştı ve yok oldu.
Bu parçanın konusu, yıllıklardır. Ana fikri de yıllıklar, zaman
geçtikçe, kapsamlı olmaktan uzaklaşmış, sıradanlaşmıştır.
Örnek: Bir kitabı iki kez okumak hiçbir zaman iki ayrı kitap
okumaktan farklı değildir. İlk okuyuştaki siz ve yaşamınız, ikinci
okuyuştaki siz ve yaşamınızdan son derece farklıdır. Anlayışınız,
yorumlarınız, yaşam deneyimleriniz ilerler, siz gerçek siz olmaya
yakınlaşırsınız. Olayları daha derinden kavrar, yüzeysellikten
uzaklaşırsınız. Kitabı ikinci okuyuşta daha bir mutlu olursunuz
daha bir yararlanırsınız ondan kısacası. Mutluluğun sebebi de
kitaptan yararlanabilmenin rahatlığıdır.
Konu: İkinci okumadır.
Ana fikir: Bir kitabın ikinci kez okunuşunun ilkinden farklı
hatta daha yararlı olduğudur.
Örnek: Halk oyunlarımız hakkında neyi ne kadar biliyoruz.
Bugüne kadar halk oyunlarımıza ilgi nerelere taşındı diye
ipuçlarını gözden geçirdim. En çok sevindiğim şeylerin başında
ülkemizde bir konservatuar bünyesinde Halk Dansları bölümünün
bulunuyor olması geliyor. Henüz çok yeni olan bu bölüme
konservatuarda büyük ilgi olduğu haberini verebilirim. Artık, yeni
kuşaklara otantik kültürü aktaracak akademik yerlerimizin olması,
kişisel, büyük çabaları boşa çıkarmayacak.
Konu: halk oyunlarımız.
Ana fikir: halk oyunlarımıza ilginin giderek arttığı ve halk
oyunlarımızın geleceğinin parlak olduğudur.
Örnek: İkinci Meşrutiyet devrinin parti kavgaları üzerine kurulmuş bu
romanda, yaşamış kişilerin adlarıyla karşılaşınca, romanın gerçek yaşamı
anlattığını düşündüm. Yazara romandaki başkişinin kendisi olup olmadığını
sordum. O da romandaki kişilere kendisinden ve tanıdığı kimselerden bir şeyler
kattığını söyledi, romandaki filan tipin mutlaka hayattaki falan olmadığını da
eklemişti. Romanlarındaki kişiler tanıdığı birkaç kişinin hayal meyal
yansımasıydı. Yaşadığı olaylara dayanmakla birlikte onları oldukça
değiştirmişti.
Konu: adı geçen romanın kişileridir.
Ana fikir: adı geçen romandaki kişilerin gerçek hayattaki kişilerden
esinlenerek oluşturulmasına rağmen gerçek kişilerin aynısı olmadıklarıdır.
Örnek: Goethe, "Faust'ta ne demek istiyorsunuz?" diye soran bir
okuruna, "Ben de bilmiyorum" demiş. Faust'ta ne demek istediğini
bilmediğinden değil, hiçbir sanat yapıtının bütünüyle
açıklanamayacağını bildiğinden... Evet, evet gerçekten de hiç önemi
yok, birçok kimsenin Hamlet'i öve öve bitirememesinin ya da Eliot'ın
onu yerin dibine batırmasının. Hiç ama hiç önemi yok, Nihavent Saz
Semaisi'ni dinler ya da Guernica'ya bakarken sizin ne duyup
anladığınızla, Mesut Cemil ya da Picasso'nun ne anlatmak istediğinin.
Çünkü "sanatçının söylemek istediği" ile "bizim anladığımız" başka
başka şeyler çoğu zaman.
Konu: sanat yapıtının anlattıkları.
Ana fikir: sanat yapıtının bütünüyle açıklanamayacağıdır.
İyi olan bir paragrafta yalnızca bir ana fikir vardır.
Diğerleri yardımcı fikirdir.
ANA FİKRİ BULMANIN PÜF NOKTALARI
Düşünce Akışı Hangi Yönde?
Ana fikrin bulunmasında düşünce akışının hangi yönde olduğunu
bulmak da çok önemli bir kuraldır.
Anlatım tekniklerinin başında değindiğimiz tümdengelim ve tümevarım
yöntemlerine yeniden dönüyoruz. Düşünce akışının genelden özele gittiği
paragraflarda yani tümdengelim tekniğiyle yazılmış yazılarda ana fikir
baştadır. Yazar ilk cümlede fikrini söyler, sonrakilerde bu fikri destekler,
ispatlar.
Örnek: Aşağıdaki örnek paragrafta düşünce genelden özele gitmektedir. İlk
cümledeki ana fikri bulmaya çalışalım.
Elimdeki kitabın yani Çığlık'ın uzun zamandır okuduğum en iyi şiir kitaplarından
biri olduğunu itiraf etmeliyim. Şair, kendisine zor bir yol seçmiş; kendisinden önce
yazılan şiirin mirasçısı olarak görmüş kendisini. Gelenek denen şiir ailesinin bir ferdi
olmaya çalışmış. O, Yunus'la Baki'yle Galip'le Haşim'le yarışta.
Parçanın ana fikri yazarın sözünü ettiği kitabın iyi bir şiir kitabı olduğudur. Yazar
bu görüşü parçanın ilk cümlesinde yani giriş bölümünde belirtmiş. Sonraki cümlelerde
bunu açıklamış. Demek ki bu parçada tümdengelim uygulanmış.
Düşünce akışının özelden genele gittiği parçalarda ise ana fikir parçanın
sonundadır. Yazar düşüncesini anlattığı paragrafın sonunda fikrini derleyip toparlar ve
bir ana fikir cümlesi halinde belirtir.
Örnek: Yazarlar, ara sıra da olsa, hiç okumadıkları bir metinden
yararlandıkları suçlamasıyla karşı karşıya kalabiliyorlar. Bazen de okudukları
bildikleri bir metinden yararlandıklarında bu suçlamadan kurtaramıyorlar
kendilerini. Buna örnek mi? Orhan Pamuk'un Beyaz Kale'si. Bunu 16. yüzyılda
Osmanlı'ya esir düşen bir İspanyol'un anılarından yararlanarak yazdığı iddia
ediliyor. Bana göre, Pamuk o kitabı okumuş, ondan yararlanmış olabilir ve
bunda elbet bir sakınca yoktur. Her yazarın diğerlerinden etkilenme hakkı
vardır.
Bu parçada yazarın ana fikri, yazarların eserlerini oluştururken başka
eserlerden etkilenmelerinin oldukça doğal karşılanması gereken bir durum
olduğudur. Bu düşünce parçanın son iki cümlesinde verilmiştir, yani parçanın
sonuç bölümünde. Demek bu parçada düşünce özelden genele doğru gitmiş.
Yani tümevarım uygulanmış.
Örnek: Aşağıdaki örnek parçada düşünce akışının özelden genele
gittiği türden bir paragraftır. Yazarın ana fikrini parçanın sonunda nasıl derleyip
topladığına dikkat ediniz. Amacım, kesinlikle, Azra Erhat'ı kırmak değil.
Varlık'taki yazılarını severek, ilgiyle izliyorum. Yaptığı işin çok önemli bir iş
olduğunu ve hepimizin adına, belki de bizim yapmaktan kaçındığımız bir işi onun
yaptığını biliyorum. Şiirini ve şiir için yaptıklarını önemsiyor ve takdir ediyorum.
Ama genç bir şairin ilk kitabı için söylediklerinin kırıcı olabileceğini hatırlatmak
istiyorum kendisine.
Parçanın ana fikri Azra Erhat'ın eleştirisinin kırıcı olabileceğidir. Bu
düşünceye ulaşmak için ilk cümleden başlanarak zemin hazırlanmış ve son
cümlede fikir bir cümle halinde söylenmiştir.
Bazıları parçada ilk cümleden itibaren söylenenlere de ana fikir
diyebilir. Ama doğrusu bu değildir. Çünkü yazar parçayı Erhat'ın yazılarını
övmek için değil onun yazılarının aksak yönünü belirtmek için yazmıştır.
Parçayı Özetleyelim
Ana fikrin bir cümle halinde verilmediği paragraflar da vardır. Bunlar
sadece gelişme bölümünden oluşan paragraflardır. Bu paragrafların içinde
parçanın özeti şeklinde bir cümle bulunmadığı için bize düşen görev parçayı bir
cümle halinde özetlemektir.
Aşağıdaki parçada ana fikre bütün paragraf özetlenerek ulaşılabilir.
Çünkü ana fikir cümlesi parçada belirgin değildir. Dikkatli okuyarak ana fikre
ulaşmaya çalışalım.
Halk deyince aklıma gelen ilk şey: Halk sözcüğünü hayatında ancak bir
iki defa kullanan ve kendisi için yazılan binlerce yazıyı bir türlü vakit bulup
okuyamayan kitledir. Bu kişiler ömürlerinde tiyatroya ayak basmamıştır;
Shakspeare'i kavrayamadıklarından yakınılır. Kibrit kutuları ve iskambil kâğıtları
üzerindeki resimlerden başka resim görmemişlerdir; Rafael'i Picasso'dan
ayıramıyor diye üzülenlerimiz vardır.
Ana fikir: Sanat eğitimi almamış halktan sanat zevki beklemenin hatadır.
Ana Fikrin Habercisi Sözler
Parçadaki bazı ifadelere dikkat etmek, ana fikri bulmada yardımcı olacaktır.
Yazar, kanımca, bana göre, bence, yani, böylece gibi özetleyici sözlerle düşüncesini bir
merkeze odaklar. Biz bu ifadelerden sonra yazarın ana fikri açıklayacağım anlarız.
Aşağıdaki parçayı yukarıdaki özetleyici sözlere dikkat ederek okuyalım.
Nevzat Erkmen'in çevirisinde pek çok bölüm yerine oturuyor. Bunlara örnek
olarak cenaze bölümünü, giriş bölümünü, yürüyüş bölümünü sayabilirim. Bu bölümlerde
yetkin bir çevirmenle karşılaşıyoruz. Buna karşılık çevirmenin fiil yapılarını değiştirmesi
rahatsız ediyor bizi. Bence yazarın bir süre daha çalışıp çevirisini gözden geçirmesi
gerekiyor.
Ana Fikir: Yazar parçada bence ifadesinden sonra ana fikri açıklıyor: Erkmen
çevirisinde eksik olan yönleri gözden geçirmeli ve eseri üzerinde biraz daha çalışmalıdır.
Okuduğumuz parçalarda yukarıdaki açıklamada gördüğümüz özetleyici sözlere
dikkat edersek ana fikre daha çabuk ve yanlışsız ulaşırız.
Bakış Açısı
Parçanın ana fikrinin bulunmasında bakış açısının
belirlenmesi büyük önem taşımaktadır. Bakış açısı, yazarın konuya
karşı takındığı tavırdır, bu tavır nötr, eleştirel, destekçi, alaycı,
kötülemeci olabilir. Okuyucu yazarın takındığı tavrı belirleyebilirse
ana fikre daha çabuk ve güvenli ulaşabilir.
Bakış açısı üniversite sorularında doğrudan sorulmamaktadır.
Fakat bakış açısının bazı sorularda ana fikre ulaşmada göz ardı
edilemeyecek bir rolü vardır. Onun için okuduğumuz parçalarda
yazarın konuya karşı takındığı tavrı belirleyebilirsek parçayı
anlamamız daha kolaylaşır.
Örnek: Aşağıdaki parçanın yazarı, söz konusu insanlara
karşı kötülemeci bir tavır takınmıştır. Parçayı bu tavra dikkat
ederek okuyalım.
Mızmızcı dırdırcı insanları pek sevmem. Bu insanlar
yaşamanın sevinçlerine yan çizerler. Dertlere can atar, dertlerle
kaynaşırlar. Sinekler gibi, cilâlı, pırıl pırıl yerlerde tutunamaz;
pürtüklü pürüzlü yerlere abanır, orada rahat ederler; ya da sülükler
gibi kara kan içer, kanla beslenirler. Gülümseme ve iç huzuruna
düşmandır bunlar.
Yukarıdaki parçada yazarın kötülemeci tavrını gördük.
Örnek: Aşağıdaki parçanın yazan ise söz konusu kişiye ve onun
eserine karşı destekçi bir tavır takınmakta yani söz konusu kişinin
yaptıklarını onaylamaktadır.
Mehmet Şahinberk bu yılki şiir antolojisinde yansıtmacı
davranıyor. İyi de yapıyor. Giriş yazısını okuyunca bu kanım iyice pekişti.
Eleştirmen kimliğini mümkün olduğunca geri çekmiş. Hemen hiç
değerlendirme yapmıyor. Şairler için olumsuz görüş belirtmemeye özellikle
dikkat ediyor. Açıklama içeren yazılarını özellikle kısa tutuyor. Eleştirilecek
bir şey yokmuş gibi davranıyor. Sanıyorum bunun nedeni hakaretlere
vardırılan eleştirilerden usanmış olması. Şahinberk gibi yazarlarımız
çoğaldıkça yazınımızdaki düzeysizlikler, yerlerini güzelliklere bırakacaktır.
Okuduğunuz parçada yazarın özellikle ...iyi de yapıyor... sözünde
destekçi tavrını belirgin şekilde gördük.
Örnek: Aşağıdaki parçanın yazarı sözünü ettiği ürünlere
eleştirel bir tavırla yaklaşıyor. Onlar üzerinde iyi, kötü gibi
yargılara varıyor. Onları değerlendiriyor. Şimdiye kadar yer
aldığım seçici kurullara gönderilen ürünler genellikle gazete
okurlarınca yazılmış izlenimi veriyordu. Bu kurula gönderilenlerse
öykü okumuş, edebiyatsever bir kitlenin ürünleriydi. Ama öykü
okumuş olmakla öykü yazmak aynı değil. Ne yazık ki iyi öyküler
okuyup onları değerlendirmek, iyi öykü yazmaya yetmiyor. Bir şair
arkadaşın deyişiyle genç sanatçılar kendilerini önemsemekten,
yazdıklarını önemsemeye zaman ayıramıyorlar. Atalar ne güzel
demiş: Bakmakla öğrenilseydi köpekler kasap olurdu.
Okuduğunuz parçada yazarın eleştirel bakışını gördünüz.
Örnek: Aşağıdaki parçanın yazarı konu üzerine kişisel
görüş bildirmiyor. Bu tavrı nötr, objektif, nesnel bir tavır olarak
adlandırabiliriz.
Ali Hikmet genç bir şair. Küf ise bir ilk kitap. Bir şiir kitabı
elime geçtiğinde ilk yaptığım şeyi, Küf için de yaptım. Öncelikle
ön kapağa, ardından imza atılan ilk sayfaya, arka kapağa, daha
sonra kitabı oluşturan bölümlerin adlarına, şiir başlıklarına,
alıntılara bakıp en sonra da sırasıyla şiirleri okumaya başladım.
Yazar sözünü ettiği kitap için iyi veya kötü hiçbir değerlendirmede
bulunmadı. Yani nötr davrandı.
Bakış açısını ana fikir sorularında kullanırsak daha kolay
ve daha güvenli olarak ana fikre ulaşırız. Şimdi de ana fikri
bulmada bakış açısından nasıl yararlanacağımıza bakalım.
Ana fikir sorularında ilk önce
konu bulunur. Daha sonra
yazarın konuya bakış açısı,
daha sonra da ana fikir
bulunur. Bu yöntem ana fikri
bulmanın en güvenli yoludur.
Örnek: Aşağıdaki parçada ilk önce konuyu sonra
konuya bakış açısını daha sonra da ana fikri bulunuz.
Dünya yazınında bir başyapıt sayılan Ulysses'ın
Türkçeye çevrilmesi önemli bir olay. Bu çeviri önemine
uygun bir biçimde coşkuyla karşılandı yazın ve aydın
çevrelerinde. Gösterilen ilgi üzerine çeviri kısa sürede
tükendi ve ikinci baskısı hazırlandı. James Joyce'un bu
ünlü yapıtı, yıllar boyunca harcanan çabalarla yayın
dünyamızın seçkin ilkleri arasında yer aldı. Ulysses'ın
çevirisi epeyce konuşuldu ve dillerden düşmedi uzun
süre.
Konu: Ulysses'ın çevirisi.
Bakış açısı: Yazar, Ulysses'ın
çevirisine olumlu, ılımlı, destekçi bakıyor.
Ana fikir: Bir başyapıt olan Ulysses'ın
çevirisi haklı ve büyük bir ilgi görmüştür.
Örnek: Aşağıdaki parçada konuyu, yazarın konuya bakış
açısını ve parçanın ana fikrini bulmaya çalışın.
Yazarlığın mizah yanına çok önem verilmeli kanımca.
Çünkü bir yazarın yazdıklarını okuyabilmemizi sağlayan en
önemli yönü yazdıklarının arasına sıkıştırdığı mizah öğeleridir.
Kompozisyonu, kurgusu bir yazının olağan gereklerindendir.
Yazarların pek azında görülen alaycılık ise yazarın ince ve keskin
bir yargılama gücünden kaynaklanır. Eleştiren değil irdeleyen bir
mizah... Yazarın öykülerinde romanlarında olayların akışıyla
kaynaşmış olan bu irdeleme yöntemi, okuyucunun damağında
belli belirsiz bir tat bırakır. Okuyucuyu eserin okuma güçlüğüne
karşı işte bu tat bileyler. Bileylenen okuyucu yeni bir istekle esere
yönelir.
Konu: Yazarlığın Mizah Yönü.
Bakış Açısı: Yazar, yazarlığın mizah yönünü
destekçi bir yöntemle ele alıyor. Yani parçada olumlu,
ılımlı, destekçi bir bakış açısı var.
Ana fikir: Yazarlar yazılarında mizah unsurlarını
eksik etmemelidirler.
Örnek: Sanatçı gerçekleri anlatmalı. Çünkü
toplum ondan bunu bekler. Bu görevi
üstlenen sanatçı da gerçekleri arayıp bulur ve
topluma iletilir. Sanatçı, gerçek dışılıkları bir
yana bırakmalı. Gerçekler, sanatçının
materyalidir. Bunları en iyi biçimde işleyip
toplumu aydınlatmalıdır.
Konusu: Sanatçının görevi.
Bakış açısı: Gerçeklerin anlatılması.
Ana düşünce: Sanatçı, gerçekleri en iyi
işleyip toplumu aydınlatmalıdır.
Örnek: Doğa en büyük sanatçı. Baktım,
deniz kıyıyı bir dantel gibi işlemiş.
Binlerce yılın sabrıyla granitlerden çeşit
çeşit kolye yapmış. Allamış pullamış
balıklarını. Yakamozlarıyla âşıkları
büyülemiş.
Konusu: Doğanın niteliği
Bakış açısı: Sanatsal yaratıcılık
Ana düşüncesi: Doğa en büyük sanatçıdır.
Örnek: Divan edebiyatında özgünlük sadece söz
sanatlarına aittir. Buna, "marifet göstermek" de
denir. Şair aynı konuları, aynı kalıplarla ve aynı
edebi türlerle aynı anlayışla ele alır. Söz
sanatlarına gelince hiçbiri diğerine benzemez.
Şair, ustalığını burada konuşturur. Yani özgür
olduğu, özgün olduğu tek alan budur. Bu nedenle
geriye, beş on şairin sayısı yüzü geçmeyen özgün
şiiri kalmıştır.
Konusu: Divan edebiyatında özgünlüğün neye bağlı
olduğu.
Bakış açısı: Söz sanatlarında özgün olmak.
Ana düşüncesi: Divan şairi sadece söz sanatlarında
özgün olduğundan bugüne yüze yakın şiir gelebilmiştir.
Örnek: İnsanın içini dökmeden edemediği dakikalar olur.
Bir dost, bu dakikalarda erişilmez bir değer kazanır. Ama her
şey bir dosta söylenemez ki! Onun için, hele bu insan bir
yazarsa, içinin gizli kıvrımlarını görmesini biliyorsa,
masasının başına geçip kalemi eline almadan edemez. İşte
günlük dediğimiz yazarın kendi kendisi ile alçak sesle
konuşmasından başka bir şey olmayan, o günü gününe
tutulmuş hatıralar bu iç dökme ihtiyacından doğmuştur. Böyle
bir yazar, kendisi için günlüğünü tutar. Bu bakımdan sessiz
bir konuşma oları bu çeşit günlükleri bir edebiyat türü
saymaya imkân yoktur.
Ana Düşünce: Edebi değer taşımayan günlükler
yazarların içini döktüğü yazılardır.
Örnek: Övülmek her kişi için, hele tuttuğu işi kendine
gerçekten dert edinmiş her kişi için, gerekli bir azıktır.
Özenerek
ortaya
koyduğumuz
şey
beğenilsin,
benzerlerimizi ilgilendirsin isteriz. Pazara götürdüğü malı
alıcı bulamayan adamın içi ne oluverir, bir düşünürü Bu
dünya pazarında hepimiz bir malın satıcısıyız; alıcı
çıkmadı mı, şöyle kurularak: "Anlamazlar ki!" deriz ya,
bakmayın, gene boynumuz bükülmüştür, gene
özgüvenimize bir kurt düşmüştür. Neymiş eksiğimiz
söyleseler bari... Çünkü, yerme de bir bakıma övmenin
kardeşidir, bir ilgi gösterir.
Ana Düşünce: Her insan yaptıklarının ilgi
görmesini ve övülmeyi ister.
Örnek: Romanın hiçbir genel kuralı, belli hiçbir tekniği
yoktur. Türlü biçimlerinin amaçlarında da birlik yoktur; hem de
denilebilir ki kaynağı ve doğası bunların olmasına engeldir. O,
tarihin, destanın, felsefenin, şiirin, bilimin, masalın bir
mirasyedisidir. İstekleri günden güne artan, sınırları günden güne
genişleyen ve her yeni deha ile kendine bir kıta, bir dünya, bir
bilim daha bulan romanı bütün kapsamıyla anlatan bir tanım
bulmak güç değil, olanaksızdır. "Roman şudur, oysa bu değildir."
yollu tanımların hiçbiri onu anlatmaya yetmez. Çünkü daima
böyle belirlenen sınırların dışında kalan birçok değerli eserler, bu
sözlerin yeter bir kapsamı olmadığını gösterecektir. Roman,
uzunluğu kısalığı bakımından da hiçbir kurala bağlı değildir.
Ana Düşünce: Romanın ne olduğunu belirleyen
kesin kurallar ortaya koymak mümkün değildir.
Örnek Soru: "Edebiyatımız karamsar mı, değil mi? Tartışılması gereken bir konu. Yalnız
önce şunu belirtmeliyim: Karamsarlık konusunda sorun, en kötüyü, en dertliyi anlatmak sorunu
değildir. Sorun, en kötüye, en dertliye bakış sorunudur. Yani yazarın gerçeğe bakışı, gerçeğe
yaklaşma biçimidir. Çünkü acıyı dile getirmek başka şeydir, karamsar olmak başka şey."
Aşağıdaki cümlelerden hangisi, bu paragrafta söylenmek istenenle aynı doğrultudadır?
A) Aynı konuyu işleyen iki yazardan birinin eseri karamsar, öbürününki iyimser olabilir.
B) Karamsarlık sorununu tartışırken yazının konusundan çok, yazanın durumuna bakılmalıdır.
C) Gerçeği ele alıyorsa, yazarın karamsar olup olmaması önemli değildir.
D) Sorunların özüne inebilen yazar, ya karamsar ya da iyimser olmak zorundadır.
E) Bir yapıtın iyimser ya da karamsar olması edebiyatımız açısından önem taşımaz.
CEVAP: A
Örnek Soru: İnsan yaşlandıkça, anılarıyla yaşamaya başlar, belleğinin
girdilerinde çıktılarında birtakım güzellikler arar. Ne var ki anılar, eski bir sandık
odasında, karanlık dolabın içinde bulunan bir lamba gibidir. Tozlarını alın, fitilini
düzeltin, şişesini silip parlatın, gazyağını yenileyin, sonra bir kibrit çakıp yakın;
solgun bir ışık verir. O güzelim lambanın gizemli ışığı, hiçbir zaman elektriğin
yerini tutmaz.
Bu parçada anılarla ilgili olarak anlatılmak istenen aşağıdakilerden hangisidir?
A) Zihinde kalan ayrıntıların zamanla yok olması
B) İçerdiği olayların, yaşandıkları günkü güzelliklerini koruyamaması
C) İnsanı, yaşadığı zaman diliminden uzaklaştırması
D) Zaman içinde fazla değişikliğe uğramaması
E) Değerinin ve etki gücünün, kişiden kişiye değişmesi
CEVAP: B
Örnek Soru: "Gençliğimde okuduğum kitapları yeniden okuyacak yaşa
geldim." demiş bir yazar. Ne kadar doğru! On ya da yirmi yıl önce okuduğumuz
bir kitabı yeniden elimize aldığımızda ya da eski bir filmi tekrar izlediğimizde ne
kadar değişik izlenimler ediniyor, nasıl da farklı yorumlara varabiliyoruz! Aynı
durum, kuşkusuz, tiyatro için de geçerli. On yıl önce izlediğimiz bir oyunu, aynı
yönetmenin on yıl sonraki yorumuyla seyrederken, bu gerçeği daha iyi algılıyoruz.
Bu parçada asıl anlatılmak istenen aşağıdakilerden hangisidir?
A) Değişik sanat yapıtları temelde benzer nitelikler taşır.
B) Tiyatro yönetmenleri aynı oyunu zaman zaman farklı yorumlarla sunarlar.
C) Yazarlar yaşlandıkça yaratma güçleri artmaktadır.
D) İnsanların bakış açıları, değerlendirme ölçütleri yaşla birlikte
değişmektedir.
E) Tiyatro yapıtları, değişik biçimlerde yansıtılmaya uygundur.
CEVAP: D
Örnek Soru: Çocukları okumaktan soğutan bir neden de öğretici olmayı her şeyin
başında tutmamızdır. Ders vermeyen, hem de bunu açık seçik yapmayan hiçbir yazınsal
yaratı, anadili öğretiminde yer almaz; çünkü yazıların seçiminde, işlenişinde temel ölçüt
ders vericiliktir. Bir yazı, bir şiir ne denli güzel, renkli bir yaşantı birikimiyle yüklü
olursa olsun ders vermiyorsa hiç değeri yoktur. Oysa bu konuda Goethe şöyle der:
"Yalnızca ders vermekle kalan, duygu dünyasının sınırlarını genişletmede hiçbir katkısı
olmayan kitaplardan nefret ederim."
Bu parçada anlatılmak istenen aşağıdakilerden hangisidir?
A) Anadili öğretimi, çocukta okuma alışkanlığı geliştirme amacından yoksun
olmamalıdır.
B) Okuma-yazma becerisini sürekli kullanmayan kişi, dış dünyaya kapalı kalacaktır.
C) Öğrencilere okutulacak yazılar, onların yetişme ortamları göz önünde
bulundurularak hazırlanmalıdır.
D) Çocuklara okumayı sevdirmek için, öğretici nitelikli kitaplarda da onların iç
dünyalarını zenginleştirici özellikler bulunmalıdır.
E) Değişik yazı türleriyle sık sık karşılaşmayan çocuklar, tembel, edilgen bir
kafa yapısına sahip olurlar.
CEVAP: D
Dikkat
Bir yazının ya da paragrafın ana
düşüncesini
bulmakta
bazı ipuçları
işe yarayabilir.
Özlü sözler önemli bir ipucudur. Konuyu biraz açalım: İnsanlar kısa,
veciz, özlü sözleri severler. Bizim toplumumuzda özlü söz söyleme çok
önemlidir. Bakmayın son dönemlerde çok konuşan bir toplum olmamıza;
aslında az ve öz konuşmadan yanayızdır. Bu gerçeği atasözlerimizde de öne
çıkarmışızdır. Peki bunların ana fikirle ne ilgisi var? Yazar bir şeyler anlatır,
anlatır; daha sonra sözü bağlamak ister. Bunun için de kısa ve öz bir cümle
yazmak zorunda hisseder kendini. Unutmayın; toplumların genel özellikleri
barındırdığı bireylere de yansır. Yazarlar da bu toplumun içinden gelen kişiler.
Bir yazar, örneğin şu sözlerle başlayan cümlelerle anlatmak istediklerini
toparlar: "Asıl önemli olan... Kısacası... Gerçek olan şu ki... Bunlar
doğrudur, ancak... Anlatmak istediğim... ...olduğunu düşünüyorum.
Bence... İşin sırrı... Önemli olan..."
Benzeri bazı kalıp cümlelerle, yazar asıl anlatmak
istediğini söyler. Yazar "Ben ... olduğunu düşünüyorum."
diyorsa bize düşen onun görüşlerine katılmaktır; çünkü
paragrafta geçerli olan yazarın bakış açısıdır. Bu durum
tüm paragraf sorularında geçerli olacak şeklinde bir kural
yoktur. Böyle bir kolaylık birkaç soruda dahi olsa, on-on
beş satırlık paragrafın bir anda tek cümleye inmiş olması
önemli bir avantajdır.
Örnek Soru: Önemli bir edebiyat yapıtını çevirirken o yapıtın yazarıyla çok farklı bir
ilişki kurmanın mutluluğunu da tadar çevirmen. Bir yazarla çeviri aracılığıyla ilişki
kurmak, onun söyledikleri ve söyleme biçimleri üzerinde kafa yormayı gerektirir. Çünkü
çeviride yapılması gereken, yalnızca okumakla, okunanı anlamakla sınırlı değil; asıl
önemli olan, yazarın söylediklerine, söyleme biçimlerine, hangi dile çeviriyorsak o dilde
varlık kazandırmaktır.
Bu parçada vurgulanmak istenen aşağıdakilerden hangisidir?
A) Başarılı çevirmenler, yapıtları çevirirken tarihsel ve toplumsal koşulları da
düşünürler.
B) Bir çevirinin başarısı, yapıtın, çevrildiği dilde düşünce ve anlatım yönünden
yeniden oluşturulmasına bağlıdır.
C) Çevirmenle çevrilen yapıtın yazarı arasında duygusal yönden benzerlik olması,
çeviriyi olumlu yönde etkiler.
D) Çevirmenler, çeviriyi bitirinceye değin çok değişik duygular yaşarlar.
E) Anlatım olanakları birbirine benzeyen dillerde yapılan çeviriler daha başarılı olur.
CEVAP B
Örnek : Bir sanatçı için, romanı, şiir ya da öyküsü konusunda bilgiler vermek, o
yapıtı nasıl yazdığını orada neler söylemek istediğini anlatmaya girişmek, hem boş bir
çaba hem de okura karşı saygısızlıktır. Ayrıca böyle bir tutum yazarın kendine
güveninin olmadığını da gösterir. Doğrusu şudur: Sanatçı yapıtını ortaya koyar, sonra
bir yana çekilir. Artık yapıt kendi başına kalmıştır; kendi kendini savunmalı,
yaratıcısının koruyuculuğuna sığınmamalıdır.
Bu parçada asıl anlatılmak istenen aşağıdakilerden hangisidir?
A) Başarılı yapıt vermenin temel koşulu, okura saygı duymaktır.
B) Sanatçı, yapıtıyla ilgili değerlendirme yapmaktan kaçınmalıdır.
C) Sanatçının yapıtını açıklaması, onun anlaşılmasını kolaylaştırır.
D) Sanatçının yapıtını savunması olumsuz eleştirilere yol açar.
E) Değişik türlerde yazmaya çalışma, sanatçının başarısını güçleştirir.
CEVAP: B
Örnek: Anadili öğretimini Türkçenin söz değerlerine dayandırmak gerekir. Yıldız
yerine "star", gösteri yerine "şov" gibi yabancı sözcükleri kullanır; sürekli olarak, anlamını
bilmediğimiz Arapça sözcükleri yinelersek çocukların söz dağarcığı karmaşık bir hal alır.
Bundan da öte, sözcükler açık ve aydınlık bir anlam kazanamaz. Çocuklarımız arasından
sanatçıların, bilim adamlarının çıkmasını daha başlangıçta engellemiş oluruz. Çünkü bilgin
ya da sanatçı, bulgu ve yargılarını, gözlem ve deneyimlerini, anadilinin kavramları üzerine
kurar. Kavramlar açısından duruluk kazanmamış bir zihin, açık seçik düşünemeyeceğinden,
bir buluş ya da yapıt ortaya koyamaz.
Bu parçada asıl anlatılmak istenen aşağıdakilerden hangisidir?
A) Söz dağarcığının konuşma gücünü etkilediği
B) Dil eğitiminin toplumsal gelişme açısından önemli olduğu
C) Yaratıcılığın önkoşulunun yüksek düzeyde bir eğitim görmek olduğu
D) Kimi sözcüklerin anlamda bulanıklığa yol açtığı
E) Anadilini iyi bilmemenin yaratıcılığı engellediği
CEVAP: E
Örnek: İnsanların çoğu, ömürlerini, yarın ile uğraşırken bugünden tat almayı
unutarak geçirirler. Falan iş olacak mı? Filan sıkıntıdan nasıl kurtulacağım? Böyle
sorunlarla kaygılanarak ve günlük mutluluk olasılıklarını görmezden gelerek yılları
öğütürler. Ömrün sonu bir gün birdenbire çıkıverir karşılarına. O zaman dönüp geriye
bakar, "Demek dünyadaki serüvenim buymuş." diye şaşakalırlar. Onun için şu sözü çok
gerçekçi bulurum: "Yaşam, biz başka planlar yaparken başımızdan geçenlerdir." Bilinçli
insanın bu tuzaktan kaçınması gerekir.
Bu parçada anlatılmak istenen aşağıdakilerden hangisidir?
A) Gelecekle ilgili planlar, insanı hayal kırıklığına uğratır.
B) İnsanın, "Yaşadım." diyebilmesi, yaşadığı günün hakkını vermesine bağlıdır.
C) Yaşam, fark edilmeyecek kadar kısa ve üzüntü vericidir.
D) İnsan günlük yaşamında, geleceği düşünmemelidir.
E) İnsanlar, genellikle yaşamdan beklediklerine ulaşamazlar.
CEVAP: B
Örnek: Sanatta ustalık, sanıldığı gibi bir sanatçının tek başına oluşturduğu bir
nitelik değildir. Gerçekte bu, yüzyıllar boyunca bu alanda gösterilen çabaların ve
sürdürülen çalışmaların sonucudur. Bu yönden, bir sanatçının kendinden önce verilmiş
ürünleri iyice özümsemesi gerekir. Bunu yaparsa ilk yapıtlarında bile belirli bir çizginin
üstüne çıkar. Bu çizgi zamanla, kendinden sonrakilere örnek olabilecek biçimde gelişir
ve özgün bir nitelik kazanır. Öyleyse hiçbir sanatçı kendisinden önce ortaya konmuş
yapıtlara sırt çeviremez.
Bu parçada asıl anlatılmak istenen aşağıdakilerden hangisidir?
A) Sanat alanında belirli bir düzeye gelmek, geçmişteki birikimleri değerlendirmeyi
gerektirir.
B) Bir sanat yapıtı birçok sanatçının ortak çalışmasıyla ortaya çıkar.
C) Yeteneksiz bir sanatçı, başarılı yapıtları taklitten öteye geçemez.
D) Sanatçılar, kendilerinden öncekilerin ele aldığı sorunlar üzerinde durmalıdırlar.
E) Başarılı sanatçılar birbirlerini eleştirmekten kaçınırlar.
CEVAP: A
Örnek: Onu bir arkadaşımın aracılığıyla tanıdım. Buna tanıdım değil de gördüm demek
daha yerinde olur. Yanında en çok yarım saat kaldım. Yayımlanması için verdiğim şiir dosyasını
eline aldı, bir iki sayfasına donuk bir yüzle şöyle bir göz atarak: "Tamam." dedi. Sonra "Daha ne
duruyorsun, hadi gitsene!" der gibi yüzüme alaylı alaylı bakınca, çayımı bile bitiremeden
odasından çıkıp gittim. Doğrusu, en önemsiz görgü kurallarına bile ters düşen bu davranışı
karşısında, gençliğin ve deneyimsizliğin de etkisiyle yıkıldım. Kısacası bu incecik dev adamı ilk
görüşümde hiç sevmedim. Ama bir süre sonra yanıldığımı anladım. Hele şiir kitabım basılıp da
elinden bir zarf içinde paramı alınca onu yanaklarından öpmemek için kendimi zor tuttum.
Bu parçadan aşağıdaki yargıların hangisi çıkarılabilir?
A) Bazı kişiler, duygularını açığa vurmaktan kaçınırlar.
B) İlişkilerin resmi olması, insanı daha dikkatli davranmaya zorlar.
C) Saygı duyulan kişilerin davranışları, insanda daha derin izler bırakabilir.
D) Bir kimsenin nasıl bir insan olduğu ilk görüşte anlaşılmayabilir.
E) İnsanın bir davranışı bile, onun iç dünyasını yansıtır.
CEVAP: D
Örnek: "Bir zamanlar bir bahçıvanın yanında çalışıyordum. Bahçıvan, bir
defne ağacını budamamı istedi. Ağacın küre biçiminde olması gerekliydi. Ben
hemen fazla uzamış filizleri kesmeğe başladım. Ama bir defa bir yanını, bir defa
öbür yanını fazla kesiyordum. Sonunda ortaya bir küre çıktı, ama çok küçüktü.
Bahçıvan düş kırıklığıyla, 'Çok güzel! Bu bir küre, ama defne ağacı nerede?' dedi.
Bu durum şiirde de böyledir."
Bu hikâyeden çıkarılabilecek sanatla ilgili yargı, aşağıdakilerden hangisi
olabilir?
A) Sanatta güzellik kadar boyut da gözetilmelidir.
B) Biçimle uğraşırken içerik de korunmalı.
C) Sanatçılar, piyasa kurallarını yakından izlemeli.
D) Sanat eserlerinde toplumsal yarar da aranmalı.
E) Yeni sanatçılar, ustaların eleştirisinden yararlanmalı.
CEVAP: B
Özet
Ana fikir konuya bağlıdır, konudan yola çıkılarak bulunur. Ana fikir, bir
başkasının ya da toplumun değil, yazarın yorumunu ve bakış açısını yansıtır. Ana
düşünce cümleleri kesin yargı, sonuç bildirir. Bir sonuç bildirmeyen cümleler ana
düşünce olamaz. "Okumanın söz dağarcığına katkısı" sözü ana fikir olamaz. Böyle bir
konuda "Söz dağarcığının genişlemesinde okumanın önemi büyüktür." cümlesi ana
fikir olabilir.
Ana fikir yazarın bakış açısını yansıtmalıdır; bizim bakış açımızı ya da bir
başkasının bakışını değil. Ana fikir kapsamlı olmak zorundadır; bir parçada ya da
paragrafta anlatılanların bir bölümünü değil, bütün paragrafı kapsamalı, içermelidir.
Paragrafta anlatılanların bir bölümünü içeren yargılar ana fikir olamaz.
Ana fikir yazıdaki bakış açısıyla uyumlu olmalıdır. Verilen parçada bir saptama,
tespit varsa ana fikir de bu yönde olmalıdır. Verilen parçada bir öğüt, öneri söz
konusu ise ana fikir cümlesinde bir saptama olamaz. Verilen parçada geçen örnekler
ve ayrıntılar ana fikir olmaz. Ana fikir cümlesi öznel bakış açılarını yansıtamaz.
Parçada olaylara ve kavramlara olumlu bir bakış varsa, ana fikir cümlesinde olumsuz
bir bakış açısı dillendirilmez.
PARAGRAFTA
DÜŞÜNCEYİ
GELİŞTİRME YOLLARI
Bir metnin giriş, gelişme ve sonuç bölümlerinden meydana geldiğini
biliyorsunuz. Bir metinde giriş paragrafı, konunun ne olduğunun ortaya
konulduğu bölümdür. Burada ele alınan konu, tartışılacak sorun ortaya konur.
Bir bakıma bu bölüm tanıtma paragrafıdır. Giriş paragrafında ortaya atılan
görüşler metnin diğer paragraflarında (gelişme bölümünde) örneklerle,
karşılaştırmalarla ve açıklamalarla anlaşılır hâle getirilir. Giriş paragrafındaki
görüşler kanıtlanır. Sonuç paragrafında da anlatılanlardan bir sonuca varılır.
Metnin gelişme bölümü bir paragraf olabileceği gibi ele alınan konunun
boyutuna göre birden fazla paragraftan da oluşabilir. Metinde geliştirme
paragraflarda ileri sürülen düşüncelerin birbirine bağlanmasıyla sağlanır.
Paragraflar arası düşünceler âdeta bir zincirin halkaları gibi birbirine bağlanır ve
metinde mantıksal bir bütünlük kurulur. Metnin geliştirilmesinde örnekleme,
verilerden yararlanma, konuyla ilgili kanıtlar gösterme gibi çeşitli yöntemlere
başvurulur. Bu yöntemlerin hepsi bir arada kullanılmaz. Anlatılacak konunun
özelliğine uygun olan bir yöntem seçilir.
1.
2.
3.
4.
5.
6.
7.
8.
Tanımlama
Örnekleme
Karşılaştırma
Tanık Gösterme -Alıntı Yapma
Sayısal Verilerden Yararlanma
Soyutlama
Somutlama
Benzetme
1.TANIMLAMA : Bir varlığı, bir kavramı temel niteliğiyle
belirtmedir. Yazılarda çoğunlukla soyut kavramlar
tanımlanır. Yazar, okuyucunun kafasında sınırları tam
çizilemeyen bu kavramları tanımlayarak hem kavrama bakış
açısını verir hem de okurun kavrama gücünü artırır.
Kimi zaman sözlüksel tanımlara başvurulsa da
çoğunlukla, yazar tanımlayacağı şeye, yazdığı savunduğu
düşünceye uygun bir tanım getirmeyi dener.
Tanım cümleleri ya "... denir."ya da "...dir."şeklinde
biter. "Bu nedir?", "Kimdir?" sorusunun yanıtı tanım
cümlesidir.
"Dil insanlar arasında anlaşmayı sağlayan doğal bir
araçtır."cümlesinde dilin tanımı yapılmıştır.
ÖRNEKLER
1. Stendhal, 1804'te Pauline'e yazdığı bir mektupta şöyle
diyor:"... Gündelik sözcüklere verdiğimiz değişik anlamlar yüzünden yanlış
yollara sürükleniyoruz. Sözcüklerin gerçek anlamlarını bulmaya çalışalım.
Örneğin; "erdem" sözcüğünün büyük insan toplulukları için yararlı bir şeyler
yapmak anlamına geldiğini düşünmek gerek. "Eğitim" sözcüğünün de
kişioğlunun kafasını, ruhunu biçimlendirmek olduğunu bellemeli."
Bu parçada "erdem" ve "eğitim" kavramları öznel bir biçimde
tanımlanmaktadır.
2. Halk, senin benim, bütün teklerin buluştuğu, damlaların gök, elin
ayağın beden, akılla duygunun kafa olduğu değişik renk, ses ve kokuların
kaynaştığı, birliğe vardığı yerdir.
Bu cümlede halk, bireylerin maddi ve manevi bir birleşimi olarak
tanımlanmıştır.
ÖRNEK SORU
Korku bir ruh hâlidir, ikide bir gelip giden, bizi yoklayan,
dengeleyen... Yüreklilik ise büyük korkular önünde kendimizi yitirerek
yaptığımız atılımdır. Her şeyi göze almak değildir, ölüme, tehlikeye
meydan okumak değildir, yapacak başka bir şey olmaması
hâlidir.
Bu parçada düşünceyi geliştirmek için daha çok
aşağıdakilerden hangisine başvurulmuştur?
A) Betimlemeye
B) Tanımlamaya
C) Karşılaştırmaya
D) Tartışmaya
E) Örneklendirmeye
ÇÖZÜM: Parça "korku"nun tanımıyla başlamış,
arkasından "yüreklilik' tanımıyla devam etmiştir.
"Korku"nun tanımı "yüreklilik"! daha iyi
kavramamız bakımından yapılmıştır. CEVAP: B
2.ÖRNEKLEME: Soyut kavramları, düşünceleri
belirgin kılmak için uygulanan bir anlatım yoludur.
Örnekleme soyut bir düşünceye somutluk
katar, yazının anlaşılmasını kolaylaştırır. Bu nedenle
en sık kullanılan anlatım yoludur.
•
Yazıdaki örnekler, yazarın okuduklarından, dinlediklerinden seçilmiş
olabileceği gibi yaşadıklarından, duyup gözlemlediklerinden de seçilmiş olabilir.
Yazıda bir sanatçı ya da eser adı verilerek de örnekleme yapılabilir.
ÖRNEK
Ben her okuduğum romanda asıl kendime yaklaştığıma inanıyorum. Her
biri çok yanlı gerçeğimizi belli bir yandan açar bana. Neden söz ederse etsin, beni,
başkalarını, yaşamayı tanıtır. Balzac "Eugenie Grandef'i yazmasaydı, gecem
gündüzüm bencillerle geçtiği hâlde nerden bilecektim bencilliği? "Kızıl ile Kara"
olmasaydı benim de öz geçmişimden haberim olmayacaktı. Goste Berling'le kuzeyi
dolaşmasaydım, en soğuk geçen kışları bile sevmez, bahar gelince de toprağın
coşkusuna kapılmazdım ki.
Yazar, "Roman okumak, kişinin kendisini, başkalarını, yaşamı tanımayı
öğretir." düşüncesini bazı eserlerden öğrendiklerini örnekleyerek kanıtlamaya
çalışıyor.
ÖRNEK SORU
Ankara, tarihin şaşırtıcı terkipleriyle doludur. Burada kerpiç bir duvardan
İyonya tarzında bir sütun başlığı fırlar; bir türbe merdiveninin basamağında bir Roma
konsülünün şehre gelişini kutlayan bir baş görünür. Ahi Şerafettin'in türbesini, asırlardır
Greko Romen aslanları bekler. Bu yüzden Aslanhane adını alan caminin mihrabında
Etilerin toprak ve bereket ilahesinden başka bir şey olmayan bir yılan, meyveler arasında
dolanır.
Yazar, parçanın ilk cümlesindeki savını inandırıcı kılmak için aşağıdakilerin
hangisine özellikle başvurmuştur?
A)
B)
C)
D)
E)
Örneklemelere ağırlık verme
Öyküleyici anlatım yolunu seçme
Konuyu tartışma içinde sunma
Okurun hayal gücüne dayanma
Kanılarını öne çıkarma
ÇÖZÜM: Parçanın ilk cümlesinde "Ankara'nın, tarihinin şaşırtıcı
birleşimlerle (tertipleriyle) dolu" olduğu belirtilmektedir. Sonraki
cümlelerde ise bu birleşimi oluşturan kültür kalıntıları tek tek sayılmakta,
yani örneklendirilmektedir.
Böylece ilk cümledeki savı inandırıcı kılmak için örnekleme
yöntemine ağırlık vermiştir. YANIT: A
3. KARŞILAŞTIRMA: Herhangi bir düşünceyi açıklamak için iki varlık, iki
kavram arasındaki benzerlik ya da karşıtlıklardan yararlanmaktır.
Karşılaştırma da somutlaştırmayı sağlayan bir yoldur.
ÖRNEK
Arı, on binlerce yıldır aynı işi en kusursuz biçimde yapar: Düzgün,
geometrik ölçülerle peteğini örer ve topladığı bin bir çiçek tozundan, bir kimya
laboratuarının imbiklerinden daha üstün biçimde balını süzer. Oysa insanoğlu
uğraştığı on binlerce işi binlerce yıldır giderek geliştirmekte ve hâlâ en
kusursuza ulaşmaya çalışmaktadır, işte insan budur.
Bu parçada insanla arı karşılaştırılarak verilmiştir. Bu karşılaştırmadan
"İnsanoğlu, uğraştığı işi giderek geliştirmekte ve kusursuzluğa ulaşmaya
çalışmaktadır." ana düşüncesine ulaşılmıştır.
ÖRNEK SORU
İnsanlığın adım adım ilerlemesini sağlayan şey, kuşkusuz, kişisel
kazançların ürün ve buluşların kuşaktan kuşağa aktarılmasıdır. Hayvanlar
dünyasında buna benzer bir olay yoktur; eğitim görmüş bir köpek, başka bir
köpeği eğitemez.
Bu paragrafın anlatımında aşağıdakilerden hangisi daha ağır
basmaktadır?
A)Benzetme
B) Kanıtlama
C) Örneklendirme
D) Karşılaştırma
E) İlişki kurma
ÇÖZÜM: İnsanda bilginin kuşaktan kuşağa aktarıldığı o nedenle
insanlığın sürekli ilerlediği, oysa hayvanlarda bu olguların söz konusu
olmadığı anlatılmış, insan ile hayvan arasında karşılaştırma yapılmıştır.
YANIT : D
Karşılaştırma üç biçimde yapılır
1) Benzerliklerden Yararlanma :Varlık ya da kavramların yalnız benzeyen
yönleri ele alınarak karşılaştırma yapılır.
ÖRNEK
Andre Maurais'ya göre hikâye, romandan çok tiyatroya yakın bir
türdür. Tiyatro gibi onun da sağlam bir çatıya, örgüye, becerikli bir sona,
kısacası bir "perde"ye ihtiyacı vardır. Hikâyeden film çıkarmak, romandan film
çıkarmaktan daha kolay değildir.
Bu parçada öykü ile tiyatronun benzer yönleri sıralanarak karşılaştırma
yapılmıştır.
2) Karşıtlıklardan Yararlanma : Varlık ya da kavramların yalnız karşıt
yönleri ele alınarak karşılaştırmaya başvurulur.
ÖRNEK SORU
Edebiyatın konusu insandır, doğadır; edebiyat bütün olanaklarıyla insanı tanıtmaya
yönelmiştir. Eleştirinin konusu ise eserdir; amacı eseri tanıtmak ve değerlendirmektir. Edebiyatta
dolaysız bir yaratma söz konusudur. Eleştirmen ise dolaylı yaratan kişidir. Yargılanan bir eser
olmadıkça eleştiri de olmaz.
Bu parçanın anlatımında aşağıdakilerden hangisi ağır basmaktadır?
A) Örneklendirme
B) Karşılaştırma
C) Tanımlama
D) Tartışma
E) Öyküleme
ÇÖZÜM: Bu parçanın anlatımında kullanılan yöntem "karşılaştırma"dır.
"Edebiyat" ile "eleştiri" konuları yönünden; "edebiyatçı" ile "eleştirmen"
yaratmadaki nitelikleri yönünden karşılaştırılmıştır. Bu karşılaştırmada ayrı yönler
ele alınmıştır. YANIT: B
3) İlişki Kurma :İki olay ya da iki durum arasındaki
benzerlikten yararlanarak düşüncenin somutlaşması
sağlanır.
ÖRNEK
Okulda iken tahta sıraların üstüne isimlerini çakıyla kazıyan arkadaşlarımız
vardı. Bir gün bunlardan birisine:
Ne işe yarayacak bu? diye sormuştum. Küçücük bıçağın ucuyla tahtayı
oymaya devam ederek düşünmeden cevap verdi:
Hiiçç... yarına kalır.
Günlerden bir gün Persespolis'i geziyordum. Şehrin girişindeki aslanlı
kapının duvarında isimlere rastladım. Bunlar, vaktiyle harabeleri gezmeye gelmiş her
milletten gezginlerdi. Herkes zamanla yumuşamış taşlara kendi adını kazımıştı.
Bunlardan tarihin büyük duvarlarına tutunmak isteyen insanların duygularını gördüm.
Sanırım içlerinden birini okul arkadaşım gibi yakalayıp davranışının sebebini sormak
mümkün olsaydı, aynı cevabı verecekti.
- Hiiçç.... Yarına kalır.
Bu parçada "bilinçli" olmamakla birlikte sözün uçup gideceğini, ama
yazının, böylece insanın yarına kalacağını düşünenlerin davranışı verilmektedir. Yazar,
arkadaşı ile gezginlerin davranışlarındaki benzerlikleri arasında ilişki kurarak
düşüncesini sunmuştur.
4. TANIK GÖSTERME VE ALINTI YAPMA :Bir düşünceyi
savunmak, doğruluğunu kanıtlamak için aynı görüşü paylaşan,
destekleyen bir kişinin -kimi zaman karşıt görüşün yanlısı bir kişi
de olabilir- yazılarından veya konuşmalarından alıntı yapmaktır.
Tanıklığına başvurulan kişinin sözü edilen konuda yetkin olması
gerekir. Yazar, bu yetkin kişinin sözünü ya kendi sözü hâline getirir
(dolaylı anlatım) ya da sözünün tamamını veya bir bölümünü
tırnak içinde vererek kullanır (doğrudan anlatım).
Tanık gösterme iki yolla gerçekleşir: Yazar, ya tanığın
sözünden yola çıkarak, onun inandırıcılığına dayanıp düşüncelerini
geliştirir ya da kendi görüşünü belirttikten sonra tanığa başvurarak
düşüncesini inandırıcı kılmaya çalışır. Tanık gösterme atasözleriyle
de yapılır.
ÖRNEK SORU
Andre Gide bir yazısında şöyle der: "Sanatçının konusu insandır. Bir
insanın yaşamı o insanın düşlerinin de kaynağıdır." Bu söze katılıyorum. ;
Çünkü yaşananlarla düşler iç içedir. Sanatçı, yazar, ozan da insan yaşamını,
insan düşlerini bir yapıtta gerçeğe dönüştürendir. Başkasına, geleceğe
bakandır. Kendi yaşadıklarına, düşlerine herkesi ortak edendir.
Bu parçada yazarın, Andre Gide'den bir alıntı yapmış
olmasının nedeni aşağıdakilerden özellikle hangisi olabilir?
A) Anlatımına akıcılık kazandırma
B) Okuyucunun ilgisini çekme
C) Sanatçı konusundaki görüşlerini inandırıcı kılma
D) Karşıtlıklardan yararlanarak düşüncesini geliştirme
E) Yaşamla sanat eseri arasındaki ilişkiyi kanıtlama
ÇÖZÜM: Bu paragrafta yazarın düşüncesi şudur:"Sanatçı insanı konu alır ve
onun yaşamını, düşlerini bir yapıtta gerçeğe dönüştürür." Bu görüşünü
inandırıcı kılmak için, Andre Gide gibi ünlü bir sanatçının aynı konudaki bir
sözünü paragrafına katıyor, görüşün doğru olduğuna bir kanıt olarak
kullanıyor. Cevap bu yüzden C ' dir.
Yazıda tanık göstermeye ve alıntılamaya başvurulmasının nedeni, öne
sürülen düşüncenin inandırıcı olmasını, kanıtlanmasını sağlamaktır. Bu
yüzden atasözleri, özdeyişler düşünceyi inandırıcı kılmak için
kullanılabilir.
ÖRNEK
Herkesi her yönüyle bağışlamak bir bakıma herkesi kendinden küçük
görmek, kendini herkesten büyük görmek değil midir? Küçüktür, ne yaptığını,
ne dediğini bilmez, bağışla; diye diye kişi kendini ne kadar çok yüceltir.
Atalarımız boşuna dememişler: "Bağışlamak büyüklüğün ünündendir." Dahası
herkesi bağışlamak, biraz olsun tanrısallık, insanüstülük sınavında bulunmak
değil midir?
Yazar bu paragrafta düşüncesini inandırıcı kılabilmek için
atasözünden yararlanma yoluna gitmiştir.
5. SAYISAL VERİLERDEN YARARLANMA : Düşüncelerin
kanıtlanması, inandırıcı kılınması için araştırma sonuçlarından
yararlanma yoluna gidilir.
İstatistiklerin -sayılara karşı beslenen güvene bağlı olarakinandırıcı etkisi, savunulan düşüncelerin sayısal verilerle
desteklenmesini getirmiştir.
Güvenilir kaynakların sunduğu verilerin kullanılması
yazarın inandırıcılığını büyük ölçüde artırır. Ancak genelleşmiş
istatistik bilgiler ve kasıtlı olarak verilenler güvenirliği sarsar.
ÖRNEK SORU
(I) Dünyanın en güzel, en lezzetli inciri Türkiye'de yetişir. (II) Yıllık
üretim 185 bin ton civarındadır. (III) Kalkınabilmemiz için bu üretimi daha
da artırmalıyız. (IV) Öteden beri dışa sattığımız mallar arasında incir önemli
bir yer tutar. (V) Bu da incirlerimizin dış ülkelerde nasıl arandığını gösterir.
Bu paragrafı oluşturan cümlelerden hangileri, ötekilere göre daha
kesin bir biçimde ve kolaylıkla kanıtlanabilir yargılar niteliğindedir?
A) I. ile V.
B) I. ile IV.
C) I. ile III.
D) II. ile V.
E) II. ile IV.
ÇÖZÜM: İncir'in yıllık üretiminin 185 bin ton olduğu
sayısal verilerden yararlanarak kanıtlanabilir. Yine
incirin dışa satılan maddeler arasında önemli bir yer
tuttuğu da sayısal verilere bakılarak tespit edilebilir.
YANIT: E
6. SOMUTLAMA: Soyut kavramları benzetme yoluyla
açıklamaktır. Kavram, benzetilen varlığın bazı nitelikleriyle
kavratılmaya çalışılır. Bu yolla kavram zihinde canlanır,
görünürlük kazanır.
Örnekleme, tanımlama, karşılaştırma gibi düşünceyi
geliştirme yollarında somutlamaya başvurularak düşünce
kolayca kavratılır.
ÖRNEK
Benim ruhum hava ile dolu bir şişeye benzer. Bu
şişe hiçbir zaman hayat kaynağı olan oksijenden mahrum
kalmaz. Bu şişenin içindeki havayı bir boşaltgaç ile
istediğiniz kadar boşaltmaya çalışınız, yine içinde biraz
olsun oksijen kalır. Ruhumun kanına can veren manevi
oksijen de "ümit'tir.
Soyut bir kavram olan ümit, oksijene benzetilerek somutlaştırılmıştır.
7. SOYUTLAMA: Düşünceleri; somut kavramlara, soyut anlamlar
vererek açıklamaktır.
Soyutlama yoluyla anlam yoğunlaştırılır. Okurun bilgi ve yaşam
birikimine bağlı olarak yorumu sağlanır. Kavramın netleşmesi, okurun
çağrışımına bağlıdır. Bu yol daha çok şiirde kullanılır.
ÖRNEK
Saat Çini vurdu birden:
Ben gittim bembeyaz uykusuzluklardan
Kasketimi üstüne eğip acılarımın
Sen yüzüne sürgün olduğum kadın
Karanlık her sokaktaydın gizli bir köşedeydin
8. BENZETME: Çoğunlukla cümle düzeyinde kullanılan, anlamı zenginleştirmeyi
amaçlayan bir düşünceyi geliştirme yoludur. Paragrafın içinde yer yer bulunur, anlatıma
güç katar.
Benzetme, aralarında benzerlik olan iki şeyden benzerlikçe zayıf olanı güçlü
olanla anlatmaktır.
* Erkenden yağan yoğun kar, sanki beyaz bir ölümdü.
* Bu olaydan sonra kendimi kuş gibi hafif hissediyorum.
* Bülbülün güle kavuşması gibiydi iki sevgilinin buluşması.
* Güneş bu sabah, dalından koparılmış taptaze portakalı andırıyor.
Paragraf Sorularında Sıkça Kullanılan
Kavramlar, Terimler, Sözcükler
Aşağıda; sözcükte anlam, cümlede anlam ve paragraf
sorularında sıkça karşınıza çıkan sözcükler ve bunların anlamları
verilmiştir. Bu sözcüklerin anlamlarını bilmeniz şüphesiz ki söz
konusu sorularla ilgili karşınıza çıkacak soruları daha çabuk ve
daha kolay anlamanızı sağlayacaktır, bunun sonucunda ise bu
soruları hem daha kolay anlayacaksınız hem de soruyu doğru
cevaplama şansınız artacaktır.
Paragraflarda Sıkça Kullanılan Bazı Kelimelerin Anlamları
Adaptasyon:Uyarlama
Ağdalı:Anlaşılması güç, karmaşık
Akıcılık:Sürükleyici olma,okuyanı sıkmama
Alaturka:Türk geleneklerine uygun
Anlatı:Hikaye etme
Bağdaşmak:Uyuşmak
Banal:Bayağı, sıradan
Burjuva:İmtiyazlı,seçkin,soylu
Çağrışım:Hatırlatma
Çağdaş:Aynı çağda yaşayan,uygar
Devinim:Hareket,eylem
Duyarlılık:Hassasiyet
Dingin:Durgun,hareketsiz,sakin
Diyalog:Karşılıklı konuşma
Doğallık:Yapmacıksız, gösterişsiz
Edimsel:Hareketli,fiili
Eğreti:Geçici,sınırlı
Erek:Amaç,maksat
Fantezi:Sonsuz hayal
Fonetik:Ses bilgisi
Güdüm:1 . Yönetme işi, idare.
Bilişimde, bir olaylar dizisini, bir süreci veya bir aracı yöneltme ve
düzenlemeyle ilgili işlevlerin bütünü.
İkilem:Çatışma,iki durumdan birini seçme zorunluluğu
İma:Dolaylı, üstü kapalı anlatma
İnan:İnanma işi
İndirgeme:Bir işi daha kolay kısa ve yalın hale getirme
İşlev:Görev, fonksiyon
İvedi:Acele
Jest:El, kol veya baş ile yapılan uyumlu hareket
Mistik:Aklın erişemediği şey
Nicelik:Sayılabilen ölçülebilen,azlık,çokluk.
Nükte:İnce anlamlı, düşündürücü ve şakalı söz,espri
Özgün:Yalnız kendine has bir nitelik taşıyan,farklı,orijinal
Payanda:Dayanak
Realite:Gerçeklik
Sav:İddia, tez
Süreğen:Sürüp giden
Tem:Tema
Yadsımak:İnkar etmek, yabancı kalmak
Yazın:Edebiyat
Yetke:Otorite
Yoğunluk:Yazıda birçok anlamın bir arada olması
Salık vermek:Öğüt vermek, tavsiye etmek
Kanıksamak:Alışmak
Adapte:Uyarlanmış
Paragraf Soruları ve Çözme Teknikleri
Paragraf soruları aslında çözümü en kolay olan
sorulardır. Doğrudan bilgi gerekmediğinden biraz dikkat, biraz
gayret bu soruların çözümünde yeterlidir. Önemli olan her cümlenin
ana fikrini bulmaktır. İlk önce soru, sonra parça okunmalıdır. Direkt
parçayı okumak bize zaman kaybettirir. Çünkü parçayı neden
okuduğumuzu bilemediğimizden amaçsız bir okuma olur. Bu
nedenle ilk önce soru, sonra parça, sonra şıklar incelenmelidir.
Unutmayalım, paragraf soruları zor sorular değildir. Cevabı zaten
içerisinde olan bu sorular mutlaka yapılmalıdır.
Paragraf Sorularının Çeşitleri:
1. Ana fikir
2. Yardımcı fikir (olumsuz sorular)
3. Konu (duygu, kişilik)
4. Başlık
5. Paragraf tamamlama/ Araya cümle
6. Paragraf oluşturma
7. Paragrafın ikiye ayrılması
8. Düşüncenin akışını bozan cümle
9. Anlatım biçimleri
10. Düşünceyi geliştirme yolları
11. Paragrafın konusu
12. Düşsel Öğeler/ Duyu Aktarımı
Bu başlıklar içerisinde en önemli olanı Ana fikirdir. Ana fikir halledilirse diğer
konular rahatlıkla halledilir. Bazı konulardan seyrek olarak soru çıkmaktadır (paragraf
oluşturma, başlık...).
Örnek 1:
(I)Rize'nin Pazar ilçesinde, Verçenik Yaylası'na gidecek minibüse bindiğimizde,
uzun süren otobüs yolculuğunun yorgunluğunu unutmuştuk. (II)Yaklaşık beş saat
süren minibüs yolculuğundan sonra, kararlaştırılan buluşma noktasına ulaştık.
(III)Oradakilerle hoş beşten sonra çadırları kurduk; sırt çantalarımızı boşalttık.
(IV)İlk günler için getirilen taze yiyeceklerle, hemen küçük bir ziyafet sofrası kurduk
kendimize. (V)Geceleri fark ettik ki, gökyüzü burada her zaman yıldızlarla doluydu.
(VI)Hemen her gece yıldızlara bakarak düşler kuruyorduk.
Yukarıdaki parça iki paragrafa bölünmek istense, ikinci paragrafın kaçıncı
cümleyle başlaması uygun olur?
Cevap (V) ÖSS-2000
Örnek 2:
(I)Umarım siz benden çok daha fazla yaşarsınız; ama bu yaşlara gelince
insanda yaşlılığın farklı bir etkisi oluyor. (II)Yeni bir işe başlarken
endişeleniyorsunuz, bitirebilir miyim diye. (III) İtiraf edeyim ki "Köleler ve
Tutkular"a başlarken bu endişeyi yaşadım. (IV)Romanda her konu, yazılış
süresini kendi belirliyor. (V)Hiçbir kitabımın üzerinde bu kadar yoğun
çalıştığımı söyleyemem. (VI)Tam bir ağır işçi gibi sabah 8.30'dan akşam
20.00'ye kadar... (VII)Böylesine yoğun çalışmama karşın, kitabı
tamamlamam iki yılımı aldı.
Bu parçada numaralanmış cümlelerden hangisi düşüncenin akışını bozmaktadır?
A) II.
B)III.
C)IV.
D)V.
E)VI.
Cevap: C ÖSS-2000
Örnek 3:
Bir öykünün, yer aldığı kitaba adını verebilmesi için kitaptaki öteki öyküler
arasında seçkinlik kazanması gerekir. (I)Okuduğum son öykü de bu türden.
(II)Olay yine parçalı, kişilerin ağzından tek tek anlatılıyor. (III)Her anlatıcı
konunun bir yönünü tamamlıyor. (IV)Kişiler öylesine doğal, içten
konuşturuluyor ki hemen her kişi benliğinize girerek sizi zenginleştiriyor. (V)
Düşüncenin akışına göre, "Böylece siz de öykünün bir parçası
oluyorsunuz."cümlesinin yukarıdaki parçada numaralanmış yerlerden
hangisine getirilmesi uygun olur?
A)I.
B)II.
C)III.
D)IV.
E)V.
( Cevap: E ÖSS-2000 )
Örnek 4:
Dil, başkalarının düşüncelerini, duygularını öğrenmede temel araçlarımızdan biridir.
Bu, kendi düşüncelerimiz için de geçerlidir. Çünkü düşüncelerimizi dilin toprağında
oluşturur, geliştiririz. Geliştirdiğimiz düşünceleri de yine dilin yardımıyla başkalarına
iletiriz. Böylece...
Düşüncenin akışına göre bu parçanın sonuna aşağıdakilerin hangisi getirilmelidir?
A) Hiçbir dil olduğu gibi kalmaz, gelişir ve değişir.
B) Dilin yapısı toplumsal yaşamın koşullarına göre biçimlenir.
C) Duygu ve düşüncelerin iletimi kendine özgü bir dil gerektirir.
D) Dilin, düşünceyi oluşturan ve taşıyıp yayan bir araç olduğu söylenebilir.
E) Dillerin gelişimi toplumdan topluma değişiklik gösterir.
Cevap: D ÖYS-1995
Örnek 5:
Aşağıdakilerden hangisi bir yazının ilk cümlesi olmaya en uygundur?
A) Yeni öykücüler arasında Türkçeyi bütün güzelliği ile kullananlar var.
B) Başka öykülerini de dergilerde okumuştum ama bunu hepsinden güzel buldum.
C) Bunda, tiplerin çok canlı, öykülerinin otobiyografik olmasının da etkisi var.
D) Bir bakıma, bu son iki kitabı birer dil olayı olarak değerlendirilmelidir.
E) Birçok yeni öykücünün, buna gereğinden fazla önem verdiğini gördük.
Cevap: A ÖSS-1987
Örnek 6:
Her şeyden önce, sanatçının, baş kişisi kadın olan tek romanıdır. Romanın hemen tümü,
kahramanın güncesinden oluşmakta ve yaşadığı olaylar birinci tekil kişi olarak onun bakış
açısından anlatılmaktadır. Ayrıca, genellikle ele aldığı kentli aydın tipleriyle tanıdığımız yazarın bu
yapıtının kahramanı bir köylü kızıdır. Bu kızın köydeki yaşantısı belgesel sayılabilecek ayrıntılarla
işlenmiştir.
Düşüncenin akışına göre bu parçanın başına aşağıdakilerden hangisi getirilmelidir?
A) Sanatçı, bu yapıtında yerellikten yola çıkarak evrenselliğe ulaşabilen bir yazar olma
özelliğini korumuştur.
B) Bu roman, birçok yönüyle sanatçının öteki romanlarından oldukça farklı özellikler taşıyor.
C) Bu romanın kahramanı, gelişme çağında kentli ailelerin yanına evlatlık verilen bir köylü
kızıdır.
D) Bu romanda yazar, eğitim düzeyi çok düşük bir köylü kızının konuşmasını, doğallığını
bozmadan, ustalıkla işliyor.
E) Sanatçı bu romanda, kentin insanıyla kırsal kökenli insanların ilişkilerindeki çelişkileri, iki
yüzlülükleri sergiliyor.
Cevap: B ÖYS-1994
PARAGRAF SORULARI
1. Yabancı dillerin etkisinin artması, Türkçenin söz varlığını, söz dizimi
özelliklerini olumsuz yönde etkiliyor. Divan Oteli demek dururken Hotel Divan,
Marmara Oteli demek dururken The Marmara demek, Türkçenin sözdizimi
özelliklerini zorlamaktır. Son zamanlarda bir de çeviri yoluyla anlatım türü ortaya
çıktı. Sözler Türkçe, ama anlatım kalıbı yabancı kaynaklı... Doğru olmayan bu
kullanışlar da yaygınlaşıyor: Çay içmek, kahve içmek yerine çay almak, kahve almak;
özür dilerim yerine üzgünüm gibi kullanışlar bunlara sadece birkaç örnek. Türkçenin
yapısına ve mantığına aykırı bu yanlışlardan kurtulmamız gerekiyor.
Böyle düşünen bir yazar aşağıdakilerden hangisini söylemiş olamaz?
A) Türkçenin yabancı dillerin etkisinden kurtulmalıdır.
B) Yanlış kullanımlar dilimize zarar verir.
C) Bazı anlatım kalıpları olduğu gibi çevrilmemelidir.
D) Dilimizin kurallarına aykırı kullanımlardan kurtulmamız gerekir.
E) Yabancı kaynaklı kullanımlar bir dilin zenginliğinin göstergesidir.
2. Halit Ziya, eserlerinde insani değerleri esas aldığı için onun eserlerindeki
kahramanlar insanı her yönüyle adeta kuşatır. Toplumun her kesiminden seçilen
kahramanlar, yüzeysel bir şekilde tanıtılmaz. Yazar, kahramanlarının mizacı ve
psikolojileri üzerinde yoğunlaşarak onların iyiye ya da kötüye doğru yönelişini tarafsız
bir şekilde verir. Bunu yaparken de toplum gerçeklerini göz ardı etmez ve toplum
gerçeklerini olduğu gibi yansıtmaya çalışır.
Yukarıdaki paragrafta aşağıdakilerden hangisine değinilmemiştir?
A) Yazar, kahramanlarını gerçekçi bir şekilde tanıtmıştır.
B) Yazar, kahramanlarını tanıtırken onların ruhsal yönleri üzerinde de durmuştur.
C) Halit Ziya'nın eserlerinde toplumun her kesiminden insana rastlamak mümkündür.
D) Yazar, kahramanlarını tanıtırken yan tutmaz.
E) Halit Ziya'nın kahramanları ya tam iyidir ya da tam kötüdür.
3. Alman dilinin gelenekçi söyleyiş kurallarının dışına çıkan Nietzsche,
yazılarını bir şiir uyumu içinde yazar, aklından geçeni yazıya dökerken dil
bilgisi kurallarını bir yana iter; aforizmalar şeklinde yazdığı eserlerinin
büyük kısmı imalarla, düşüncelerine dair ipuçları ile doludur. Olumlu
başladığı bir cümleyi ya da paragrafı olumsuz bitirir ya da olumsuz başlar,
olumlu bitirir. Alaycı, iğneleyici bir anlatımı vardır.
Yukarıdaki paragrafta aşağıdakilerden hangisine değinilmemiştir?
A) Yazar dil bilgisi kurallarına uymamıştır.
B) Yazılarında şiir uyumu görülmektedir.
C) Gelenekçi söyleyiş kurallarının dışına çıkmıştır.
D) Yazılarının gidişatında istikrarlı davranmıştır.
E) Anlatımında kendi düşüncelerini de vurgulamıştır.
4. Türk kültür hayatındaki son on-on iki yıllık gelişme cumhuriyetin kuruluşundan sonra yapılan
reformlardan hız almıştır. Tanzimat döneminin reformlarıyla başlayan dönem Türkiye'de Doğu - İslam
müesseseleriyle Avrupa'dan müesseselerin yan yana yaşadıkları bir geçiş dönemidir. Cumhuriyetin
kuruluşuyla girişilen reformlar ise, Osmanlı İmparatorluğu'nun mirası olan ikililiğe son vermiş, Türkleri
kesin olarak batı kültürü ve medeniyeti çevresine sokmuştur.
Yukarıdaki paragraftan "Türk Kültür Hayatı”yla ilgili aşağıdakilerden hangisine ulaşılabilir?
A)Cumhuriyet döneminde yapılan reformlar bazı alanlarda ikililiğe yol açmıştır.
B)Cumhuriyetin kuruluşundan bu yana Doğu-Batı kültür öğeleri bir arada devam etmiştir.
C)Osmanlı İmparatorluğu'nda Tanzimat'tan sonra ikililik yaşanmıştır.
D)Türkiye'de yaşanan ikililik Türklerin batı kültürü ve medeniyeti çevresine girmesini zorlaştırmıştır.
E) Kültür hayatımızdaki gelişmeler cumhuriyetten sonraki reformların sayesinde olmuştur.
5. Çağdaşları arasında en büyük şairdi Atilla İlhan. Kendi
alanında bir virtüözdü. Ama artık yok! Şiirlerindeki serbestlik,
rahatlık ve ne olursa olsun doğruluk. Çoğu şairde
göremeyeceğimiz bir üslup. Lise sıralarına yazılan iki satırı, şiir
diye okuyan toplumumuzda bu ne büyük acıdır(!) Allah'ın rahmeti
üzerine olsun...
Yukarıdaki parçadan aşağıdakilerden hangisi çıkarılamaz?
A.Şair Türk edebiyatının en büyük şairiydi.
B.Doğruluktan yana olan bir şairdi.
C.Üslubu birçok şairden farklıdır.
D.Toplumumuzda şairin değeri bilinmemiştir.
E.Kendi alanında önde gelen bir şairdir.
6. Türkçenin şu andaki en önemli sorunu, dildeki yabancı öğelerin artmasıdır. Her
dilde yabancı kökenli söz vardır. Hiçbir dil saf değildir. Türkçe de pek çok dile söz
vermiş, pek çok dilden söz almıştır. Türkçenin verdiği sözler de vardır. Bunlardan en
ilgi çekici olanı son zamanlarda dilimize giren kiosk'tur. Bu söz Türkçeden İngilizceye
geçen köşk sözüdür. İngilizcede kiosk biçimine dönüşmüş ve bizim sözümüz bu defa
farklı bir anlamda karşımıza çıkmıştır. Dildeki yabancı sözlerin bir ölçüsü olmalıdır. Bu
ölçü dilin kimliğini bozacak derecede olmamalı- dır.Dil gerek duyduğu sözleri,karşılık
bulunmaması durumunda yabancı dillerden aynen veya ses değişikliğine uğratarak alır.
Yukarıdaki paragraftan aşağıdakilerden hangisi çıkarılamaz?
A.Türkçeden yabancı dillere sözcükler verilmiştir.
B.Dilimize giren sözcükler dilimizin yapısını bozacak derecede olmamalıdır.
C.Yabancı dillere geçen sözcükler değişime uğrayarak tekrar karşımıza çıkmıştır.
D.Dilimize yabancı sözcükler girmemelidir.
E.Yabancı sözcük kullanmayan hiçbir dil yoktur.
7. Klasik sözcüğü, üzerinden çok zaman geçtiği halde değerini yitirmeyen,
türünde örnek olarak gösterilen eserler için kullanılır. Klasikler, edebiyatı edebiyat
yapan gerçek değerlerdir. Böyle önemli eserlerin sahnelenmeleri çok dikkatli bir
çalışma gerektirir. Eserin özüne, ruhuna, geçtiği çağa, metinde yaratılan atmosfere
ve dil yapısına sadık kalmak esastır. Klâsikler çinko, kalay, bakır değildir, onlar
altındır,24 ayar altın. Altına altın muamelesi yapmak ve meseleye bir sarraf
hassasiyetiyle yaklaşmak gerekir.
Yukarıdaki paragrafta aşağıdakilerden hangisine değinilmemiştir?
A.Klasik eserler kalıcı eserlerdir.
B.Klasikler edebiyatın temel taşlarıdır.
C.Klasik eserler sahneleneceği zaman eserin genel yapısının bozulmamasına
dikkat edilmelidir.
D.Günümüzdeki klasikler gelecekte de varlığını sürdüreceklerdir.
E.Klasikler değerlendirmeye alınırken çok hassas davranılmalıdır.
8. Dil değişimine inananlar, ona yürekten katılanlar; evimizde oturup
düzgün uyaklı,Nedim ağzından gazeller yazarak kendimizi ve iki üç bağımlıyı
eğlendirmek hevesinde değiliz. Bizim bütün düşüncemiz, derisi katılaşmış eline
sapanını tutan,çatlak topuklu,çorapsız ayağıyla Türk topraklarının göbeğine
basan yurttaşlarımızın söylediğini anlamak, istediğini yapmak, yapmasını
istediğimizi ona kolayca anlatmaktır.
Böyle söyleyen bir yazar için aşağıdakilerden hangisi söylenebilir?
A) Nedim ağzından gazeller yazmak istemektedir.
B) Halkın kendisini kolayca anlamasını istemektedir.
C)Dilin değişiminin halkı zor durumda bıraktığını düşünmektedir.
D.Halkın üst tabakasına seslenmeyi yeğlemektedir.
E.Dilin değişmemesi taraftarıdır.
9. Kadınların gerçek yüzünü saklayıp makyaj yapmalarını modern toplumun,
çağdaş insanın kadın üzerindeki baskısı olarak görüyorum. Bu baskı altında kadınlar
hep kendini saklamak, kendini insanlara beğendirmek zorunda kalmıştır. Kadınların
bu baskıdan kurtulması, ancak toplumun kadına bakış açısının değişmesiyle mümkün
olacaktır.
Yukarıdaki paragraftan aşağıdakilerden hangisi çıkarılabilir?
A) Toplumsal bir sorun olan makyaj, kadınları toplumda küçük düşürmektedir.
B) Kadınlar, makyaj yaptıklarında kendilerini daha güzel hisseder.
C) Makyaj yapımıyla toplumsal anlayış arasında bir bağ vardır.
D) Eski çağlardan bu yana toplum, kadınlar her zaman ön planda olmuştur.
E) Kadın gerçekten güzelse onun makyaj yapmasına gerek yoktur.
10. Batılılaşmak Osmanlı'dan miras kalan ve Türkiye'nin de bir türlü dindiremediği
iki yüzyıllık bir sancı. İçinde bulunduğumuz günler, bu sancıyı azaltmak için en somut
adımların atıldığı bir tarihsel dilime rastlıyor. Avrupa Birliği'ne katılmak amacıyla peş
peşe uyum yasaları çıkarıldı, yıllardır yaşadığımız antidemokratik uygulamaları kınayanlar
Avrupa Birliği taraftarlarının katılımıyla artıyor, Türkiye'de Avrupa Birliği'nin getireceği
ekonomik artılar ve eksiler tartışılıyor. 3 Ekim'den sonra müzakerelerin başlamasıyla ve
tam üyelik vizesinin alınmasıyla her şey su yüzüne çıkacaktır.
Yukarıdaki parçadan aşağıdakilerden hangisi çıkarılamaz?
A) Batılılaşma yalnızca Türkiye'nin sorunu değildir.
B) Günümüzde Avrupa Birliği için bazı adımlar atılmaktadır.
C) Avrupa Birliği'nde Türkiye'nin tam üyeliğinin artıları ve eksileri tartışılmaktadır.
D) Batılılaşma süreci iki yüz yıl öncesine dayanmaktadır.
E) Avrupa Birliği taraftarları Türkiye'deki antidemokratik uygulamaları kınamaktadır.
11. Zavallı Osmanlıca! Ne kadar kolay yıkılıp gitti. Selanik'te başlayan,
kökenini halkın dil bilincinde ve konuşma dilinde bulan sade lisan akımı,
beslenip gelişerek, yirmi yılda Osmanlıcayı tahtından indirdi. Yüzyıllar
içerisinde oluşmuş bir yazı dilinin bu kadar kolaylıkla ortadan kalkması
üzerinde yeterince durulduğunu, bu olgunun yeterince incelendiğini
sanmıyorum.
Yukarıdaki paragrafta aşağıdakilerden hangisine değinilmemiştir?
A) Osmanlıca kısa bir süre içerisinde ortadan kalkmıştır.
B) Sade dil akımı konuşma diline yakındır.
C) Osmanlıca çok geniş bir coğrafyada kullanılmıştır.
D) Osmanlıcanın oluşumu kısa bir zaman almıştır.
E) Osmanlıcanın yıkılması üzerinde fazla durulmamıştır.
12. Az gelişmiş milletlerin geri kalma sebepleri incelendiğinde,
insanlarının milli ve çağdaş ihtiyaçlara göre eğitilmemiş olduğu görülür.
Gelişmiş milletlerin gücü ekonomi, endüstri ve ticaretteki başarılarından çok
eğitilmiş, vasıflı iş gücünden ileri gelir. Çünkü maddi güçler bir gün
kaybedilebilir. Onun için bir ulusun yaptığı en iyi yatırım eğitime yaptığı
yatırımdır.
Böyle düşünen bir yazara göre bir milletin gelişmesi aşağıdakilerden
hangisine bağlıdır?
A) Gelişmiş milletlerle iyi ilişkiler kurulmasına
B) Ticarette yeni atılımlar yapılmasına
C) Ekonomik alanda reformlara
D) Eğitim seviyesinin yükseltilmesine
E) Sanayileşme hızının arttırılmasına
13. Türk cumhuriyetlerinde, Sovyetler Birliği'nin dağılmasından sonra yeni bir süreç başlamıştır. Beş
Türk cumhuriyeti bağımsız olmuş, diğerleri de daha serbest hareket edebilme imkânlarına kavuşmuştur.
Nitekim bunun etkisi de kısa zamanda görülmeye başlanmıştır. 1991'de Azerbaycan, 1993'te Türkmenistan
ve Özbekistan, 1994'te de Karakalpakistan Lâtin alfabesine geçme kararı almıştır. Bu ülkelerde yeni
alfabeye geçiş kademeli olarak uygulamaya konmuştur. Diğer yandan Kırım Türkleri ile Gagavuzlar da
Lâtin alfabesine geçerek bazı süreli yayınlarını yeni alfabeyle basmaya başlamışlardır.
Yukarıdaki paragrafta aşağıdakilerden hangisi çıkarılamaz?
A) Bazı Türk cumhuriyetleri serbest hareket etme imkânına kavuşmuştur.
B) Latin alfabesine geçiş bu devletlerin daha kolay edebi ürünler ortaya koymasını sağlamıştır.
C) Bazı ülkelerde yeni alfabeye geçiş aşamalı olarak uygulamaya konmuştur.
D) Sovyetler Birliğinin dağılmasından sonra bazı Türk cumhuriyetleri bağımsız olmuştur.
E) Sovyetler Birliğinin dağılması Türklerin yeni alfabeye geçişi için bir fırsat olmuştur.
14. Gelenekler, bireysel yaratıcılık, grup farklılaşması ya da değişen koşullara
uyarlanma zorunluluğundan ileri gelen değişme dinamiği ile çatışır. Bu durum
nesil farklılaşmasına neden olur. Ama aynı zamanda da değişimle uzlaşır. Çünkü
gelenekler değişmeyi, gecikmeli de olsa, giderek özümler. Bugünün değişimleri,
yarının gelenekleri olur.
Yukarıdaki paragrafta "gelenek" ile ilgili olarak aşağıdakilerden
hangisine ulaşılamaz?
A) Geleneklerin değişimle çatışması nesiller arası kopukluğa neden olabilir.
B) Gelenekler de zamanla değişebilir.
C) Değişimin başlıca nedenleri yaratıcılık ve farklılaşmadır.
D) Gelenekle değişim bazı noktalarda zıt düşebilir.
E) Gelenekler değişen koşullara çabuk uyum sağlar.
15. Bilimde, teknolojide yaşanan gelişmeler dile de yansır. Yeni kavramlara, yeni ürünlere
dilimizin kaynaklarından yararlanarak karşılık bulmamız gerekir. Türkçe söz köklerinden işlek
eklerle yapılan yeni türetmelerle dilin söz varlığı zenginleştirildiği gibi, aynı yolla dile
kazandırılacak terimlerle Türkçenin bilim dili olarak gelişmesine katkıda bulunmuş olacağız. Aksi
halde dilimiz yabancı dillerin baskısı altında kalarak benliğini yitirir. Benliğini yitirmiş bir dilin
milleti de yok olmaya mahkumdur. Bu konuda aydınlara ve özellikle dil araştırmacılarına büyük
görevler düşmektedir.
Böyle düşünen bir yazar aşağıdakilerden hangisini söylemiş olamaz?
A)Teknoloji ve dil ilişkisi göz ardı edilemez.
B) Yapılan yeni türetmeler dilimizi zenginleştir.
C) Teknolojinin yeni ürünlerine Türkçe karşılıkların bulunması Türkçenin bilim dili
olmasını sağlar.
D) Bilim dili olan Türkçenin yeni kelimeler türetmesine gerek yoktur.
E) Teknolojiye paralel olarak yeni kelimeler türetmek dilimizi yabancı dillerin baskısından
kurtaracaktır.
Cevap anahtarı:1.E 2.E 3.D 4.C 5.A 6.D 7.D 8.B 9.C 10.C
11.D 12.D 13.B 14.E 15.D
HAZIRLAYAN
Hüseyin ÇATALKAYA
Download

Örnek