TAKİP HUKUKU İLE İLGİLİ
BİR KISIM DAVALAR
1
2
Kimler ihalenin feshi davası açabilir ?
 İİK m.134/2’e göre;
- Satış isteyen alacaklı,
- Borçlu,
- Tapu sicilindeki ilgililer,
- Pey sürmek suretiyle ihaleye iştirak edenler
İhalenin feshini isteyebilirler.
Dava dilekçesinde Türkiye’de bir adres bildirmek zorundadırlar.(İİK m.134/2)
 Menkul malların ihalesinde haciz alacaklısının ihalenin feshi davası açma imkanı
sınırlıdır. «Satışı yapılan menkul hakkında, ihaleden önce kendi dosyasından satış
isteminde bulunmayan haciz alacaklısının, ihalenin feshi davası açmasına yasal
imkan yoktur.» (Yargıtay 12.HD., 24.02.2015, E.501, K.3636)
 Gayrimenkul mallarda haciz alacaklıları ihalenin feshi davası açabilir. Kendi
dosyalarından satış talep etmelerine gerek bulunmamaktadır.
 Taşınmazın hissedarları –hissesi satışa konu edilmeyen- tapu sicilindeki ilgililerden
sayıldığı için ihalenin feshi davası açabilirler. «İhalenin feshini talep eden K. S.,
taşınmazda hissedar olduğu için ihalenin feshini isteyebilecek ilgililerdendir.»
(Yargıtay 12.HD., 23.10.2010, E.24950 K.6680)
 Müflisin kendisi ihalenin feshi davası açabilir. «Müflis İİK. nun 191. maddesi gereğince iflas
masasına giren mallar hakkında tasarruf hakkını kaybeder. Bu mallar için tasarruf yetkisi iflas
masasına geçer ise de Dairemiz içtihatlarında da benimsendiği üzere müflisin ihalenin feshi davası
açmasında hukuki yararı olduğundan dava açabilir.» 8Yargıtay 12.HD., 23.02.2004, E.25598,
K.3655)
 İflas masasına alacak kaydı yaptırmış olan alacaklılar ihalenin feshi davası açamaz. «Şikayetçinin
tek başına iflas masasına alacak kaydı yaptırması kendisine İİK'nun 134. maddesinde belirtilen
dava açma hakkı bulunan kişilerden olma hakkını kazandırmaz.» (Yargıtay 12.HD., 02.20.2014,
E.22346, K.23326)
 İhale alıcısı malın esaslı unsurlarında hataya düştüğünü ileri sürerek, öğrenme tarihinden itibaren 7
gün içinde ve her halükarda 1 yıl içinde ihalenin feshi davası açabilir. (İİK m.134/7)
 Fabrika gibi içinde eklenti (teferruat) bulunan taşınmazlar paraya çevrildiğinde mutlaka koruma
önlemi alınması değerlendirilmelidir. (İİK m.150/g, İİK m.92/3, MK. m.865) Kıymet takdirinde ve
satış ilanında yer alan eklentilerin teslim sırasında taşınmazda bulunmaması ihalenin feshine neden
olabilecektir. (MK.m.865 «Malik, rehinli taşınmazın değerini düşüren davranışlarda bulunursa;
alacaklı, hakimden bu gibi davranışları yasaklamasını isteyebilir. Alacaklıya, gerekli önlemleri
almak üzere hakim tarafından yetki verilebileceği gibi; gecikmesinde tehlike bulunan hallerde
alacaklı, böyle bir yetki verilmeden de gerekli önlemleri kendiliğinden alabilir. Alacaklı, önlem
için yapmış olduğu giderleri malikten isteyebilir ve bu alacakları için taşınmaz üzerinde, tescile
gerek olmaksızın ve tescil edilmiş olan diğer yüklerden önce gelen bir rehin hakkına sahip olur.
 Herkes ancak kendisi ile ilgili olan bir hususu ileri sürerek ihalenin feshini talep edebilir. Örneğin,
bir haciz alacaklısı borçluya satış ilanının usulüne uygun tebliğ edilmediğini iddia ederek ihalenin
feshini isteyemez. «İhalenin feshini isteyen borçlunun, diğer borçluya satış ilanı tebliğ
edilmediğinden bahisle ihalenin feshini isteme hakkı olmadığından Mahkemece takibin diğer
borçlusuna satış ilanı tebliğ edilmediğinden bahisle ihalenin feshine karar vermesi isabetsizdir.»
(Yargıtay 12.HD., 11.11.2008, E. 16106 K.19669) Mahkeme dahi satış ilanının borçluya usulüne
uygun tebliğ edilmediğini resen değerlendirip ihalenin feshi sebebi yapamaz.
 Malın aynına ilişkin davada konulanlar hariç olmak üzere, ihtiyati tedbir şerhi ilgilileri
ihalenin feshi davası açamaz.
 Aile konutu şerhi sahibi olan eş ihalenin feshini talep edemez. «Borçlunun eşinin, tapu
kaydındaki ayni hak doğurmayan «aile konutu şerhi»ne dayalı olarak «ilgili» sıfatıyla
İİK’nun 134. maddesine göre, ihalenin feshini isteyemeyeceğine..» (Yargıtay 12.HD.,
21.04.2004, E.5195, K.9980)
 Satış tarihi itibarıyla haczi düşmüş olan haciz alacaklısı ihalenin feshi davası açamaz.
 Satışa konu mal hakkında istihkak davası açan üçüncü kişi ihalenin feshini talep edemez.
 Satış yapılan dosyanın borçlusu olmayan kefil ihalenin feshi davası açamaz.
İhalenin feshi davalarında, davacı öncelikle hangi hususu ispat etmelidir ?
 İhalenin feshine karar verilebilmesi için İİK m.134/7 gereğince “zarar unsurunun”
gerçekleşmesi gerekir. Bu bir dava koşuludur. Dolayısıyla ihaleye çıkartılan mal
muhammen bedele yakın veya onun üzerinde satılmış ise ortada zarar unsuru
bulunmadığından ihalenin feshine karar verilemez. (İİK.m.134/7 – “İhalenin feshini
şikayet yolu ile talep eden ilgili, vaki yolsuzluk neticesinde kendi menfaatlerinin
muhtemel olduğunu ispata mecburdur.)
“……..Somut olayda, 320.000,00 TL muhammen bedelli 589 ada, 18 parsel,
A Blok, 4. kat, 9 nolu bağımsız bölümün 380.000,00 TL'ye satıldığı ve dolayısıyla satış
bedelinin taşınmazın muhammen bedelinin üzerinde olduğu anlaşılmaktadır. Her ne
kadar borçlu vekiline yapılan satış ilanı tebliğ işlemi usulsüz ise de, yerleşik Yargıtay
uygulamasına göre satış bedelinin muhammen bedelin üzerinde olması halinde zarar
unsuru oluşmayacağından, yukarıda açıklanan yasa hükmü gereğince anılan taşınmaza
ilişkin ihalede zarar unsurunun gerçekleşmediğinin kabulü gerekir. O halde
mahkemece, ihalenin feshi isteminin reddi gerekirken istemin kabulü yönünde hüküm
tesisi isabetsizdir.” (Yargıtay 12.HD., 18.04.2013, 2013/7693 E. – 2013/14984)
İcra memuru ihaleyi re’sen feshedebilir mi?
 İhale alıcısı kendisine verilen süre içerisinde satış bedelini yatırmazsa icra memuru ihale
kararını kaldırır (İİK m.133) ve taşınmazı yeniden satışa çıkartır. Bu ilanın ilgililere tebliğ
edilmesine gerek yoktur. Gazetede satış gününden 7 gün önce yayınlanması yeterlidir.
 İcra müdürünün ihaleyi kaldırma yetkisinin yalnızca bu hal ile sınırlı olup olmadığı
konusunda farklı Yargıtay kararları bulunmaktadır.
«İcra Müdürü ancak İİK’ nun 133. maddesinde belirtilen koşulun gerçekleşmemesi
halinde ihaleyi kaldırır. Bir başka anlatımla icra müdürünün ihaleyi kaldırma yetkisi 133.
madde ile sınırlıdır. Bunun dışında borçluya yapılan tebligatın usulsüz olup olmadığının
inceleme yetkisi yoktur. Satış ilanının tebliğ edilmemiş olması veya usulsüz tebliğ edilmiş
bulunması, ancak ilgilisi tarafından İcra mahkemesine açılacak ihalenin feshi davasında
incelenir.» (Yargıtay 12.HD., 05.03.2012, E.20837, K.6111)
«Adreste bulunmama nedeni tevsik edilmeden yapılan tebligat Tebligat Yasasının
21. maddesine aykırıdır. İcra Dosyasında mevcut tebligat bu açıklamalar ışığında
incelendiğinde davacının adreste bulunmama nedeninin tevsik edilmediği, dolayısıyla
tebligatın Tebligat Yasası 21. maddeye aykırı olduğu görülmektedir. İcra Müdürü tebligatın
Tebligat Yasası hükümlerine uygun olarak tebliğ edilip edilmediğini denetlemekle
yükümlüdür.» (Yargıtay 4.HD., 16.01.2003, E. 8860,K.344)
İhaleden sonra borçlunun borcunu ödemesi ihalenin feshine neden olur mu?
 İhaleden sonra borcun ödenmesi – ihalenin kesinleşmesinden önce dahi- ihalenin feshi
nedeni değildir.
«Somut olayda mahkemece ihalenin feshi gerekçesi olarak kabul edilen diğer
husus olan borcun haricen ödenmiş olması yukarıda açıklanan fesih nedenleri arasında
bulunmamaktadır:» (Yargıtay 12 HD., 01.11.2012, E.16982, K.31153)
«Ödeme ihale tarihinden önce olsa bile bu hususta ihaleden önce mahkemeye
başvurularak takibin iptalinin sağlanması yoluna gidilmesi gerekip, itfa nedenine dayalı
olarak ihalenin feshi istenemez» (Yargıtay 12.HD., 14.10.2008, E.19368, K.17352)
 İhale tarihinden sonra ancak tescil tarihinden önce alacağın ve satışa konu taşınmaz
üzerindeki ipoteğin üçüncü bir kişiye temliki ancak ihale fesholursa mümkündür.
Kıymet takdiri aşamasındaki eksiklikler sonradan ihalenin feshi sebebi olarak
ileri sürülebilir mi?
 Kıymet takdiri aşamasındaki eksiklikler veya hatalar, rapor kesinleşmiş olsa dahi sonradan
ihalenin feshi sebebi yapılabilir. «Kıymet takdirine karşı yapılan şikayetler üzerine verilen
kararlar kesin olmakla birlikte anılan hükümler ihalenin feshi aşamasında incelenebilir. »
(Yargıtay 12.HD., 28.02.2013, E.320, K.6656)
 Bununla birlikte ayrık kararlar da vardır. «İhale edilen taşınmazın esaslı vasıflarında hata var ise,
bu durum kıymet takdiri tebliği ile öğrenilmiş sayılacağından, İİK'nun 134/2. maddesindeki ıttıla
tarihi kıymet takdiri tebliği ile başlar. Somut olayda, kıymet takdiri raporu şikayetçi borçluya
21/03/2013
tarihinde
tebliğ
edildiği
halde
7
günlük
yasal
sürede
icra
mahkemesine kıymet takdirine itirazda bulunmamıştır. Borçlunun aynı sürede icra mahkemesi
yerine icra dairesine yaptığı kıymet takdirine itiraza ilişkin başvurusu hukuki sonuç doğurmaz.
Hal böyle olunca, icra mahkemesi nezdinde itiraz edilmediği için kıymet takdirinin kesinleştiği,
satış ilanının tanzimi sırasında kesinleşen kıymet takdirinin esas alındığı görülmektedir. O halde,
mahkemece; satış ilanının, itiraz edilmeden kesinleşen kıymet takdirine uygun olarak
düzenlendiği hususu göz ardı edilmek sureti ile bu aşamada borçlunun, taşınmazın oda ve balkon
sayısının eksik, m2 miktarı ve değerinin düşük gösterildiğinden kıymet takdiri işleminin hatalı ve
satış ilanında taşınmazın esaslı unsurlarının yanlış ve eksik gösterildiğine yönelik iddiasının artık
dinlenilmesine olanak bulunmadığı düşünülmeksizin istemin kabulü ile ihalenin feshine karar
verilmesi isabetsizdir.» (Yargıtay 12.HD., 29.01.2015, E.34765, K.2224)
 Ayrık kararlar genelde; kıymet takdir raporunun usulüne uygun olarak tebliğ edilmiş olmasına
rağmen itiraz edilmemiş olduğu, rapora icra mahkemesinde yapılan itirazın yasal süre içerisinde
gerekli masrafların yatırılmamış olması nedeniyle reddedildiği veya ortada zarar unsurunun
bulunmadığı durumlara ilişkindir.
 Yargıtay özellikle ortada zarar unsuru yoksa, yani taşınmaz değerinin üzerinde satılmış ise bir
takım eksiklikleri göz ardı edebilmektedir. Bu nedenle, satışa hazırlık aşamasında fark edilen
hataların ileride ihalenin feshine neden olmasından endişe ediliyor, ancak satışın durdurulup bu
eksikliklerin tamamlanması da arzu edilmiyorsa, ihalenin muhammen bedel üzerinden
gerçekleşmesine çalışılması ve bu suretle dava koşulu olan zarar unsurunun oluşmaması
sağlanmalıdır.
 Yargıtay bir kısım kararlarında, kıymet takdir raporu usulüne uygun tebliğ edilmemiş olmasına
rağmen satış ilanının ilgiliye usulüne uygun olarak tebliğ edildiğini, ilgilinin kendisine tebliğ
edilen bu satış ilanı ile taşınmazın kıymet takdirine ilişkin hususlara vakıf olduğunu, tebliğden
itibaren 7 gün içinde buna herhangi bir itirazının bulunmadığını, bu sebeple de ihaleden sonra
kıymet takdirine ilişkin hususları ihalenin feshi sebebi olarak ileri süremeyeceğini kabul
etmektedir. «Borçluya satış ilanı tebligatı 9.2.2010 tarihinde yapılmış, bu tebligatın usulsüzlüğü
ileri sürülmemiştir. Bu durumda borçlu varsa ihale öncesi usulsüzlüklere en geç bu tarihte muttali
olmuştur. Ittıla tarihine göre ihaleden önce şikayet konusu yapılabileceği kıymet takdiri ve
şartnamenin usulsüzlüğüne dair şikayet nedenlerini ileri sürerek ihalenin feshini isteme olanağı
bulunmamaktadır.» (Yargıtay 12.HD., 14.07.2011,E.34096, K.15724)
 Borçlu taşınmazın değerinin düşük belirlendiği gerekçesiyle kıymet takdir raporuna itiraz etmiş,
icra mahkemesi tarafından düzenlenen raporda ise daha düşük bir bedel belirlenmiş ise taşınmazın
hangi bedel üzerinden satışa çıkartılacağı uygulamada tereddüt uyandırmaktadır. Yargıtay’ın
konuya ilişkin görüşü ise; böyle bir durumda icra mahkemesinin şikayeti reddetmesi ve icra
müdürlüğü tarafından düzenlettirilen rapordaki değer üzerinden taşınmazın satışa çıkartılması
yönündedir. «Somut olayda icra müdürlüğünce 25.1.2011 tarihinde yapılan kıymet takdirinde
taşınmazın değeri 750.000,00 TL olarak belirlenmiş, borçlu vekilinin kıymet taktirine itirazı sonucu
Bergama İcra Hukuk Mahkemesi'nin 26.10.2011 tarih ve 2011/167-310 E.-K.sayılı kararı ile
gayrimenkulün değeri 550.000,00 TL olduğuna karar verildiği, satışın da mahkemece belirlenen bu
değer üzerinden yapıldığı anlaşılmaktadır. Bu hali ile borçlunun kıymet takdirine itirazı üzerine
aleyhine hüküm tesis edilmiş olmakla, icra mahkemesinin bu şekilde belirlediği değer esas alınarak
yapılan ihalenin feshi gerekir.» (Yargıtay 12.HD., 11.02.2014, E.35958, K.3330)
 Kıymet takdir raporunun geçerlilik süresi 2 yıldır. Bu süre; satış karar tarihine göre değil, satış
gününe göre hesaplanır. Sürenin başlangıcı rapor tarihi değil, taşınmazın fiilen görüldüğü tarihtir.
“……..Somut olayda, satışa esas teşkil eden kıymet takdiri, itiraz üzerine Kayseri 3. İcra Hukuk
Mahkemesi'nin 28.12.2010 tarih ve 2015/615-1093 E./K. sayılı dosyasında mahkemece 18.10.2010
tarihinde yapılan keşif sonucunda belirlenmiştir. Yukarıda sözü edilen H.G.K. kararında da
belirtildiği üzere 2 yıllık sürenin başlangıcı olan bu tarihten itibaren 09.02.2012 tarihinde yapılan
ihaleye kadar 2 yıllık sürenin geçmediği, görülmekte olup, mahkemece bu yönde verilen karar
yerinde değildir.”(Yargıtay 12.HD., 18.12.2012, E.26725 E., K.38465 K.)
 Kural olarak 2 yıl geçmedikçe taşınmazın yeniden kıymet takdirinin yapılması istenemez. İmar
durumu değişiklikleri ve doğal afet durumlarında yeniden kıymet takdiri istenebilir. (İİK m.128/a)
 Kıymet takdirine icra mahkemesinde itiraz edilmiş ve bu itiraz düzenlenen yeni bir rapora istinaden
red edilmiş ise 2 yıllık süre yine de icra müdürlüğü nezdinde düzenlenen rapor tarihinden itibaren
başlar.
 İçinde teferruat niteliğinde menkuller bulunan bir taşınmazın kıymet takdiri yaptırılırken sadece
tapu sicil müdürlüğüne tescil edilen teferruat niteliğindeki menkullerin değil, fiilen taşınmaz
içerisinde bulunan mülkiyeti borçlu firmaya ait tüm menkullerin kıymet takdirinin yaptırılması
gerekir. Çünkü bunlar da ipoteğin güvencesi altındadırlar.
 İpotek resmi senedinde/teferruat listesinde yer alan veya fiilen taşınmazda yer alan teferruat
niteliğindeki menkul mallar üçüncü şahıslar tarafından haczedilerek muhafaza altına alınmak
istendiğinde, İİK m.83/c gereğince, söz konusu menkullerin taşınmazdan ayrı olarak
haczedilemeyeceği yönünde şikayet yapılarak muhafaza işlemine engel olunmalıdır. (İİK m.83/c
«Taşınmaz rehni ipotek akit tablosunda sayılı bulunan eklenti taşınmazdan ayrı olarak
haczedilemez.»
«Haczedilen malların ipotek listesinde belirtilmemiş olması onun teferruat niteliğinde olup olmadığının
incelenmesine engel değildir….. Şayet yapılacak inceleme sonucunda şikayete konu malın teferruat
niteliğinde olduğu belirlenirse, İİK’in 83/c maddesi ve TMK’nın 862/1 maddesi uyarınca rehin
kapsamında kalacağından haczi mümkün değildir.» (Yargıtay 12 HD., 29.09.2009, E.8522, K.17344)
 Ekonomik birliktelik içerisinde bulunan taşınmazların birlikte satışa çıkartılması gerekir. (Örneğin
birden fazla parsele yayılmış fabrika binası, farklı bağımsız bölümlerden oluşan otel vs)
Dolayısıyla, kıymet takdiri raporunda taşınmazlar arasında ekonomik birliktelik bulunup
bulunmadığı mutlaka irdelenmelidir.
 Satışa çıkarılan taşınmazda eklenti niteliğinde teşvikli mal varsa, icra müdürlüğü bu malların
kıymetini ayrıca takdir ettirir. Satıştan önce ilgili kurumlardan bu mallar üzerindeki vergi, resim,
harç gibi yükümlülükler sorulur. Satış isteyen alacaklının talebi üzerine bu mallar satış dışında
tutulabileceği gibi, üzerlerindeki vergi, resim, harç gibi malın aynından kaynaklanan kamu
alacakları dikkate alınarak 129 uncu madde hükümlerine göre taşınmazla birlikte ihale de edilebilir.
(İİK m.128/2)
İhalenin feshi davasında verilen karar kesin hüküm teşkil eder mi?
 İcra mahkemesinin sınırlı yargılama yetkisi bulunduğundan verdiği kararlar kural olarak maddi
anlamda kesin hüküm teşkil etmez. Yargılama esnasında maddi gerçeği aramaktan çok, takip
hukuku çerçevesinde uyuşmazlığı çözüme ulaştırmayı amaçlar.
 Doktrinde icra mahkemesinin istihkak davalarında, İİK m.89/4 gereğince açılan tazminat
davalarında ve ihalenin feshi davalarında verdiği kararların maddi anlamda kesin hüküm teşkil
ettiği ileri sürülmektedir.
 Bununla birlikte Yargıtay son dönemde verdiği kararlarında, ihalenin feshi konusunda icra
mahkemesinin verdiği kararın kesin hüküm teşkil etmediğini, açtığı ihalenin feshi davası
reddedilen ilgilinin aynı gerekçelerle sonradan genel mahkemede tapu iptal davası da
açabileceğini, bu suretle ihaleye ilişkin eksiklik veya hataları yeniden dava konusu
yapabileceğini kabul etmektedir. «Hemen belirtilmelidir ki, taşınmazının usulsüz takip ve buna
bağlı olarak yapılan ihale ile elinden çıktığını iddia eden tarafın başvuracağı yollardan birisi
yukarda açıklanan şekilde ihalenin feshi şikayetini yapmaktır. Ancak, bunun yanında ihale
sonucu edinilen mülkiyete dayalı tescilin yolsuz olduğunu ileri sürerek, tapu iptal ve tescil
davası açmasına da yasal bir engel bulunmamaktadır.» (Yargıtay HGK., 01.06.2011, E.1-321,
K.382)
Satış isteme süreleri hangi durumlarda ihalenin feshi istemine konu olur ?
 Satış isteme sürelerine riayet edilmemesi mutlak ihalenin feshi nedeni olarak kabul edilmektedir.
«Yasanın 150/e maddesindeki hükmü emredici nitelikte olup, mahkemece re’sen gözetilmesi
gerekir. Öte yandan, takibin düştüğü tarihten sonra yapılan işlemler yok hükmünde olacağından
bu tarihten sonra yapılan ihalenin de sırf bu nedenle feshi gerekir.» (Yargıtay 12.HD., 24.10.2013,
E.25497, K.33225)
Satış İsteme Süreleri:
A) Hacizde satış isteme süreleri (İİK m.106);
- Menkul mallarda kesin haciz tarihinden itibaren 6 ay
- Gayrimenkul mallarda kesin haciz tarihinden itibaren 1 yıl
(İhtiyati haciz sonrası başlatılan icra takibine itiraz üzerine itirazın iptali davası açılmışsa, satış isteme
süreleri, kesinleşme tarihinden itibaren değil mahkemenin karar tarihinden itibaren işlemeye başlar –
İİK m.264/son)
Satış isteme süreleri hangi durumlarda ihalenin feshi istemine konu olur ?
B) Rehinde satış isteme süresi (İİK m.150/e);
- Menkul rehninde, ödeme emrinin tebliğinden itibaren 6 ay
(Ödeme emrine itiraz edilirse itiraz tarihinden itirazın iptaline ilişkin hükmün kesinleşmesine
kadar geçen süre hesaba katılmaz)
-İpotekte, ödeme veya icra emrinin tebliğinden itibaren 1 yıl
(Ödeme süresi dikkate alınmaz)
(İpotek takiplerinde ipotek verenin borçtan şahsen sorumlu olmayan üçüncü kişi olması halinde
takipten önce kendisine M.K.m.887 gereğince usulüne uygun muacceliyet ihbarının yapılmış
olmasına özel önem gösterilmelidir. – Bu ihbar kat ihtarı ile de yapılmış sayılır.)
 Hacizde :Yasal süresi içerisinde satış istenmez ise haciz düşer. (İİK m.110)

Menkul Rehni ve İpotekte: Yasal süresi içerisinde satış istenmez ise takip düşer. (İİK
m.150/e)
 Alacaklı satış talebini geri almışsa (satışı durdurmuşsa) hiç satış talep etmemiş gibi süreler
hesaplanır.
 İhale feshedilmişse, satış isteme süreleri fesih tarihinden itibaren baştan başlamaz. İlk satış
talep tarihi esas alındığında satış talep edebilmek için ne kadar süre kaldıysa, ihalenin feshi
kararının kesinleşmesinden itibaren ancak o süre içinde yeniden satış talep edilebilir. (Örneğin
- menkul bir mal için- Haciz Tarihi: 1.1.2014 Satış Talep Tarihi: 1.6.2014, İhalenin Feshi
Kararının Kesinleşme Tarihi:1.5.2015 ise ihale fesh olduğunda yeniden satış ancak 1.6.2015
tarihine kadar talep edilebilir)
 Alıcı çıkmadığı için satış düşmüşse, satış isteme süreleri satışın düştüğü tarihinden itibaren
baştan başlamaz. İlk satış talep tarihi esas alındığında satış talep edebilmek için ne kadar süre
kaldıysa, ihalenin feshi kararının kesinleşmesinden itibaren ancak o süre içinde yeniden satış
talep edilebilir.
 Yasal süre içerisinde satış talep etmek yeterli değildir. Aynı zamanda satış için gerekli avansın
da yatırılması gerekir. İcra müdürü tarafından verilecek olan karar için gerekli gider 15 gün
içinde yatırılmazsa o mal üzerindeki haciz kalkar. (İİK m.110) –satış talep etmek için daha
süre olsa dahi- Kıymet takdiri talebinde bulunup avans yatırmak satış talep etmek anlamına
gelmez.
 İcra müdürü satış şartları oluşmadığından satış talebini reddederse (örneğin rehinli aracın
yakalanamamış olması, taşınmazın kıymet takdir raporunun kesinleşmemiş olması, vs) satış
isteme sürelerinin durup durmayacağı konusunda Yargıtay kararları çelişkilidir. Ancak son
zamanda satış talep edip avans yatırmanın yeterli olduğu yönünde kararlar verilmektedir.
«Somut olayda. 24.02.2010 tarihindeki satış talebinin icra müdürlüğünce kabul
edildiği ancak 04.05.2010 tarihinde alacaklı vekilinin talebi üzerine satışın düşmesine karar
verildiği. 01.11.2010 tarihli satış talebinin, icra müdürlüğünce satış aşamasında olmadığından,
reddedildiği, takiben dosyaya satış avansının alınmasına karar verildiği ve alacaklı tarafından
01.11.2010 tarihinde 500 TL satış avansının dosyaya yatırıldığı anlaşılmıştır. Bu durumda
alacaklı tarafından, hacizden itibaren 2 yıllık süre dolmadan satış talep edilerek bir miktar satış
avansı dosya yatırıldığından İİK’nun 106-110. maddelerinde düzenlenen sürenin dolmadığı
anlaşılmaktadır.» (Yargıtay 12.HD., 14.04.2014, E.7949, K.10881)
«Şikayet olunanın satış istemi, icra müdürünce şartların oluşmadığından bahisle
reddedilmiş ve bu kararın kaldırılması için İcra mahkemesine başvurulmamıştır. Reddine karar
verilen bir istemin yasaya uygun bir satış istemi olarak kabulüne yasal olanak bulunmamaktadır.»
(Yargıtay HGK., 17.10.2012, E.19-507, K.722)
 Haricen yapılan borç taksitlendirme anlaşmaları (protokoller) satış isteme sürelerini
durdurmaz. (İİK m.111/3) Bunların satış isteme sürelerini durdurması isteniliyorsa icra
dosyasından yapılması gerekir.
 Kıymet takdirine yapılan itirazlar satış isteme süresini durdurmaz. Kıymet takdir raporuna
itiraz davası devam ediyor olsa dahi, yasal süresi içerisinde satış talep edilmelidir.
 İstihkak davası devam ettiği müddetçe satış isteme süreleri işlemez. (İİK m.97/8) Doktrinde
bu hükmün icra mahkemesi tarafından takibin talikine karar verilmesi halinde uygulanacağı,
takibin devamına karar verilmiş ise bu hükmün uygulanmayacağı ileri sürülmekte ise de
Yargıtay bir ayrım yapmaksızın anılan hükmü uygulamaktadır.
 İtirazın iptali davası devam ederken borçlu itirazını icra dairesinde geri alırsa, satış isteme
süreleri itirazın iptali davasında davanın konusunuz kaldığına ilişkin karar verildiği tarihten
itibaren değil, icra müdürlüğünde itirazın geri alındığı tarihten itibaren yeniden işlemeye
başlar.
 İİK m.107 «Her alacaklı mensup olduğu derece namına satış talebinde bulunabilir. 100
üncü maddenin son fıkrası mucibince hacizleri evvelki dereceden artacak bedeller için
muteber olan alacaklılardan her biri dahi mensup olduğu derece namına satış
isteyebilir.»
Alacağa mahsuben yapılan ihalede tahsil harcının matrahı nedir ?
 İhalenin alacağa mahsuben yapıldığı durumlarda tahsil harcı ihale bedeli üzerinden ödenmez.
 Tahsil harcı ödenirken;
•Emlak vergi borcu/motorlu taşıtlar vergisi
•Tellaliye
•Satış masrafları,
•Tapu satım harcı (ödenmiş ise)
•Menkul mal satışlarında yedieminlik ücreti,
gibi satış bedelinden öncelikle ödenmesi gereken, ancak alacağa mahsuben ihale yapıldığı için
alacaklı tarafın uhdesinde kalan harç ve masrafların ihale bedelinden düşülmesi ve bakiye kalan
matrah üzerinden tahsil harcının hesaplanması gerekir.
 Harçlar Kanunu m.123/3 «….bankalar, yurt dışı kredi kuruluşları ve uluslararası
kurumlarca kullandırılacak kredilere, bunların teminatlarına ve geri ödenmelerine
ilişkin işlemler (yargı harçları hariç) bu Kanun'da yazılı harçlardan müstesnadır." Tapu
harçları yargı harcı olmadığından alacağa mahsuben bankaya yapılan ihalelerde bankadan tapu
harcı alınmaması gerekir.
 Ancak Yargıtay Harçlar Kanunu m.123/3 hükmünün belli bazı istisnai krediler için
uygulanabileceği görüşündedir. «Yasa koyucu, finansman sıkıntısı çeken bankalar, yurtdışı
kredi kuruluşları ve uluslararası kurumların, müşterilerine kullandırmak amacıyla
sendikasyon kredisi gibi büyük miktarlı kredilere kendi portföylerinde yer vererek yurt içi veya
yurt dışı kredi kuruluşlarından finansman desteği alabilmelerini kolaylaştırmak ve kredi
maliyetlerini azaltmak amacıyla bu nitelikteki kredilerin temini ve bunların teminatları ile geri
ödemelerine ilişkin işlemlerden harç alınmayacağını öngörmüştür. Yasa koyucu anılan
maddede; bankalar, yurt dışı kredi kuruluşları ve uluslararası kurumlarca kullandırılmak üzere
temin edilen kredilere ait bazı işlemlerden harç alınmayacağını belirttiğine göre; bankaların,
kendi öz kaynaklarından veya diğer kredi kurumlarından temin ettikleri kredileri, genel kredi
sözleşmesiyle gerçek veya tüzel kişilere teminatlı veya teminatsız olarak kullandırmaları
halinde, 492 sayılı Kanunun değişik 123 /son maddesindeki istisnadan faydalanmaları olanaklı
değildir.» (Yargıtay HGK, 15.01.2014, E.12-2258, K.7)
Cebri icra yoluyla yapılan satışlarda hangi durumlarda KDV istisnası uygulanır ?
 Katma değer vergisi ihale alıcısına ait bir vergidir. Satış bedelinden ödenmez. İhale kesinleştikten
sonra ödenir. İhale feshedilirse ödenmez.
 150 m2’ den büyük konutlarda ve metrekareye bakılmaksızın tüm işyerlerinde %18, 150 m2’den
düşük konutlarda %1 olarak uygulanır.
 2012/4116 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı gereğince, büyükşehir belediye sınırları içerisindeki 150
m2 den küçük kimi konutların birim metrekare maliyet değerine göre KDV oranının %8 veya %18
olabileceği dikkate alınmalıdır.
 KDV ile ilgili ihtilaflar vergi mahkemelerinin değil, icra mahkemesinin görev alanına girer.
(Uyuşmazlık Mahkemesi, 11.03.2013, E.182, K.321)
 KDV ödenmeyecek haller;
- Gayrimenkulün kredi alacağına mahsuben bankaya ihale edilmesi (3065 S.K. m.17/4-r)
halinde ihale alacaklı banka yönünden KDV’den istisnadır. (Satış ilanında istisnaya yer verilmez)
- Satışa konu edilen taşınmaz gayrimenkul bir şirkete ait ve iki yıldan fazladır bu şirketin
aktifinde yer alıyorsa ihale tüm alıcılar yönünden KDV’den istisnadır. (Satış ilanında bu istisnaya yer
verilmemesi, ihaleye katılımı azaltıcı bir eksiklik olduğundan ihalenin feshi nedeni olabilir.) (Satışa
konu taşınmaz gayrimenkul ticareti ile uğraşan bir firmanın ticari amaçla elinde bulundurduğu bir
taşınmaz ise istisna uygulanmaz)
İhale fesh olduğunda yatırılan tellaliye harcı iade alınabilir mi?
 Tellaliye ihale bedeli üzerinden hesaplanır. Tahsil harcında olduğu gibi satış bedelinden
ödenmesi gereken masraflar ihale bedelinden düşülerek hesaplanmaz.
 Tellaliye harcının sorumlusu malı satılan borçludur. (2464 S.K m.68) Bu nedenle, ilan ve
şartnamede tellaliye harcının ihale alıcısından talep edileceğine yer verilmemelidir.
 Tellaliye harcı Harçlar Kanunun gereği değil, 2464 Sayılı Belediye Gelirleri Kanunu gereği
tahsil edildiğinden, Harçlar Kanunu’nun 123/3 maddesinde yer alan istisnanın uygulanma
imkanı bulunmamaktadır.
 İhalenin kesinleşmesiyle tellaliye harcı ödeme yükümlülüğü doğar. İhalenin
kesinleşmesinden sonra icra müdürlüğünce ödeme için süre verilmeden ihalenin feshine
karar verilemez. (23.3.1955 tarihli ve 1/5 sayılı İBK)
 Çağrılmasına rağmen tellal ihaleye gelmezse icra memuru bu durumu satış tutanağına
geçirir ve herhangi bir üçüncü kişiyi tellal olarak görevlendirir. – Kendisi ve ihaleye iştirak
edenler dışındaki bir üçüncü kişiyi-
«Tellaliye harcı, 2464 Sayılı Belediye Gelirleri Kanunu'nun 67. maddesinde düzenlenmiştir. Buna
göre; gerçek veya tüzel kişiler tarafından her ne suretle olursa olsun her çeşit menkul ve
gayrimenkul mal ve mahsul satışı tellallık harcına tabidir. Aynı Kanunun 68. maddesinde ise;
"tellallık harcını, mal ve mahsullerini satan gerçek veya tüzel kişilerin ödemekle mükellef
oldukları" hüküm altına alınmıştır. Bu bağlamda ihalenin feshedilmesi halinde, tellaliye harcının
iade edileceği konusunda yasal bir düzenleme bulunmamaktadır. Somut olayda, ihale sırasında
tellaliye hizmeti verilmiş ve bu hizmetinin gereği olarak da tellaliye harcı alınmıştır. İhalenin
feshedilmiş olması bu hizmetin yapılmadığı sonucunu doğurmayacağından ihalenin feshi halinde
tellaliye harcının iadesi istenemez.» (Yargıtay 12.HD., 13.01.2015, E.33352, K.406)
«Yine 2464 sayılı yasa ile malını satan gerçek veya tüzel kişinin tellaliye harcı mükellefi kabul
edilmesi ve matrahın da satışın gayri safi tutarı üzerinden hesaplanması gereği karşısında satışın
gerçekleşmesi ve ihalenin kesinleşmesi halinde satış bedeli üzerinden bir defaya mahsus olmak
üzere alınacağının kabulü gerekir. İhalenin feshi kararının kesinleşmesi üzerine alıcı daha önce
ödemiş olduğu tellaliye resmini de kural olarak geriye isteyebilir. Ancak ihale alıcısının kusuru (
mesela ihaleye fesat karıştırılmış olması ) nedeni ile feshedilmiş ise alıcı tellaliye resmini geri
isteyemez.» (Yargıtay 12.HD., 18.04.2000, E.5210, K.6175)
Konut kredisi alacağından kaynaklanan ipoteğin paraya çevrilmesi yoluyla icra
takiplerinde ayrık hükümler nelerdir?
Konut finansmanından kaynaklanan alacakların güvencesini teşkil etmek üzere alınan ipotekler
hakkında yapılan takiplerde;
Taşınmazların kıymet takdirlerinin ancak gayrimenkul değerleme faaliyeti konusunda yetki
verilmiş kişi veya kurumlarca yapılabileceği,
İhalenin feshi davasının reddi halinde hükmedilen %10 para cezasının %20 olarak
uygulanacağı,
Gönderilen icra emrine karşı icranın geri bırakılması talebinde bulunan ve bu talebi reddedilen
borçlunun kararı temyiz etmesi halinde satışı durdurmak için ödeyeceği teminatın %30 olarak
uygulanacağı,
Tahsil harcının ¼ oranında uygulanacağı,
Yapılacak olan ihalelerin gerek Banka gerekse üçüncü kişiler yönünden damga
vergisi ve katma değer vergisinden istisna olduğu,
göz önünde bulundurulmalıdır.
“……Somut olayda, ihalesi yapılan taşınmazın, konut finansmanı amacı ile
teminat gösterilen ve üzerine ipotek konulan taşınmaz olduğu hususu taraflar arasında
tartışma konusu değildir. Bu durumda, sözü edilen konut satışının, yukarıda açıklanan
yasal düzenleme kapsamında Katma Değer vergisine tabi olmadığı ve bu vergiden
istisna tutulduğu halde, bunun ilan ve şartnameye geçirilmemesi ve satış ilanı
ve şartnamesinde Katma Değer Vergisine tabi olacağının belirtilmesinin talep ve talibi
menfi yönde etkileyeceği kuşkusuzdur ( HGK’nun 1991/12-98 Esas ). Alıcı çıkmadığı 2.
açık artırma günü ise satışa yalnızca alacaklı bankanın iştirak ettiği ve aynı gün
alacağa mahsuben taşınmazın adı geçene ihale edildiği de düşünüldüğünde 3.
kişilerin ihaleye rağbeti ve katılımının olumsuz yönde etkilendiği sonucuna
varılmalıdır.” (Yargıtay 12.HD, 28.05.2012, E.4269, K.17917)
Hangi masraflar karşılama prensibinde göz önünde bulundurulur?
 Tellaliye harcı satış bedelinden öncelikle ödenir ise de masraf değil harç olduğundan karşılama
prensibinde göz önünde bulundurulmaz. Dolayısıyla asgari ihale bedeline eklenmesi gerekmez.
(İİK m.129)
 Emlak vergi borcu/ motorlu taşıtlar vergisi satış bedelinden öncelikle ödenir ise de masraf değil
vergi olduğundan karşılama prensibinde göz önünde bulundurulmaz. Dolayısıyla, asgari ihale
bedeline eklenmesi gerekmez. (İİK m.129)
 Kıymet takdir için yapılan masraflar, satış için yapılan masraflar (ilan, tebligat vs.), paylaştırma
masrafları karşılama prensibinde göz önünde bulundurulur. Birden fazla taşınmaz için tek bir
kıymet takdiri ve satış ilanı düzenlenmiş ise satış masrafları taşınmazların muhammen bedeline
oranlanarak asgari ihale bedeli saptanır.
«Somut olayda, taşınmazın muhammen bedelinin 150.000 TL olduğu, 1.satış günü
77.000 TL'ye ihale edildiği anlaşılmıştır. Satış dosyasında gazete ilan gideri 5.175 TL ile tebligat
gideri olan 64.00 TL'nin eklenmesiyle oluşan 5239 TL'lik masraf dosyadaki 4 adet taşınmaz için
yapılmış olup feshi istenen taşınmazın muhammen bedeli üzerinden yapılan oranlama neticesinde
bu taşınmazın satış masrafının 2568 TL olduğu görülmüştür. Bu masraf nazara alındığından
satışın asgari 77.568 TL'yi geçmesi gerekirken 77.000 TL üzerinden yapıldığı anlaşılmakla İİK.nun
129/1. maddesi gereğince, bu husus tek başına ihalenin feshi nedeni olup mahkemece re’sen
gözetilmelidir.» (Yargıtay 12.HD., 30.09.2014, E.22254, K.22866)
 İhale bedelinin satış isteyen alacaklının alacağına rüçhanı olan alacakları karşılaması zorunludur.
(Rehinli alacaklar) Rehinli alacaklılar karşılama prensibinde bu alacağın göz önünde
bulundurulmamasına birinci ihale gününden önce muvafakat verebilirler. Muvafakat yazısında
rehin hakkından vaz geçilmediğinin, satış neticesinde elde edilecek bedelden öncelikle kendilerine
pay ayrılması gerektiğinin belirtilmesinde yarar bulunmaktadır.
«Satış isteyen ipotek alacaklısının ihale konusu taşınmazın ipotek bedeli altına satılmasına
dair muvafakati satıştan önce vermediği diğer bir anlatımla; ikinci satış gününün temeli olan birinci
satış gününden ve elektronik ortamda pey sürmeye başlanılmadan ipotek bedelinden aşağıya
satılabileceğine dair bir izni bulunmadığı, dolayısıyla 2. arttırmanın yapıldığı gün olan 23.09.2013
tarihinde verilen muvafakatin, tanıkların da beyanı göz önüne alınarak, talep ve talibi azaltıcı nitelikte
olduğu ve bu davranışın fesat sebebi olarak kabulü gerekir.» (Yargıtay 12.HD., 15.09.2014, E.17996,
K.21333)
 İİK m.129 «Taşınmaz üç defa bağırıldıktan sonra, elektronik ortamda verilen en yüksek teklif
de değerlendirilerek, en çok artırana ihale edilir. Şu kadar ki, artırma bedelinin malın
tahmin edilen bedelinin yüzde ellisini bulması ve satış isteyenin alacağına rüçhanı olan diğer
alacaklar o malla temin edilmişse bu suretle rüçhanı olan alacakların mecmuundan fazla
olması ve bundan başka paraya çevirme ve paraların paylaştırılması masraflarını aşması
gerekir.»
Satışa konu malın muhammem bedelinin %50’si ile satış isteyen alacaklının alacağına rüçhanı olan
alacak tutarından hangisi fazla ise ihale bedelinin onu karşılaması yeterlidir. Her ikisinin toplamını
karşılaması gerekmez.
 Menkul satışlarında yeddi eminlik ücreti karşılama prensibinde göz önünde bulundurulur.
«Taşınırın muhammen değerinin %40'ı 6.000 TL, gazete ilan masrafı 263.73 TL,
tebligat masrafı 21 TL, 1. ve 2. ihale yolluğu 98,90 TL, çekici ücreti 400 TL olduğu, yediemin
ücreti de dahil ihale bedelinin satış masrafını karşılamadığı anlaşılmaktadır. Bu durumda
mahkemece, yasanın emredici kuralına aykırı ve kamu düzenine ilişkin olan bu eksikliğin
res'en nazara alınarak ihalenin feshine karar verilmesi gerekirken anılan husus göz ardı
edilerek istemin reddi isabetsizdir.» (Yargıtay 12.HD., 03.07.2013, E.17721, K.24968)
 Satış isteyen alacaklı karşılama prensibinde göz önünde bulundurulması gereken
masraflara ilişkin alacak hakkından vazgeçerse, asgari ihale bedelinin altında kalındığı
gerekçesiyle ihalenin feshine karar verilemez.
“Alacaklı vekilinin, yaptıkları takip masraflarını talep hakkından vazgeçmesi
nedeniyle borçlunun ihalenin feshini istemekte (diğer fesih nedenleri de Dairemizce yerinde
görülmediğinden) yararı kalmamıştır.” (Yargıtay 12.HD., 01.04.2013, E.4981, K.12319)
Kimlere satış ilanı tebliğ edilmelidir?
 Menkul mallarda; icra memuru ayrıca karar vermediyse satış ilanının tebliğine gerek yoktur.
“…Menkul malların icra müdürlüğünce satışına karar verilmesi halinde satış kararının taraflara
İİK'nun 114. maddesi uyarınca tebliği zorunlu değil ise de, icra müdürlüğünce bu hususun
kararlaştırılması halinde karar gereğinin yerine getirilmesi ve bunun usulüne uygun olarak tebliğ
edilmesi zorunludur.” (Yargıtay 12.HD., 10.07.2012, E.14157, K.24108)
 Gayrimenkul mallarda; İİK m.127 «İlanın birer sureti borçluya ve alacaklıya ve taşınmazın
tapu siciline kayıtlı bulunan ilgililerinin tapuda kayıtlı adresleri varsa bu adreslerine
tebliğ olunur. Adresin tapuda kayıtlı olmaması hâlinde, varsa adres kayıt sistemindeki
adresleri tebligat adresleri olarak kabul edilir. Bunların dışında ayrıca adres tahkiki
yapılmaz, gazetede veya elektronik ortamda yapılan satış ilanı tebligat yerine geçer.»
-Takibin tüm borçlularına,
-Haciz alacaklılarına,
-İpotek alacaklılarına,
-Tapu kaydından anlaşılan ilgililere (intifa hakkı, irtifak hakkı, kira şerhi vs.)
-Taşınmaz hisseli ise tüm hissedarlara, vefat etmiş iseler mirasçılarına,
-İhtiyati tedbir şerhi ilgililerine,
 Müflisin ihalenin feshi davası açma hakkı var ise de kendisine satış ilanı gönderilmesine gerek
yoktur. İflas idaresine tebligat yapılması yeterlidir.
Satış ilanının tebliğinde hangi hususlara dikkat etmek gerekir?
 Vekil aracılığıyla takip edilen işlerde tebligat vekile yapılır. (Tebligat Kanunu m.11)
 Vekaleten tesis edilen ipoteklerdeki adres bilgisinin vekile ait olabileceğine İİK m.148/a
uygulaması bakımından dikkat edilmelidir.
 Borçlu vekili icra dosyasına vekalet ibraz etmemiş, ancak müvekkili için takipten doğan
herhangi bir işlem için icra mahkemesine şikayette bulunmuşsa (örneğin kıymet takdirine
itiraz etmişse) tebligatın vekile gönderilmesi gerekir.
“……Somut olayda, borçlunun, vekili aracılığıyla İzmir 1. İcra Hukuk Mahkemesi’nin
22/09/2011 tarih ve 561 E. – 827 K. Sayılı dosya üzerinden kıymet takdiri raporuna itiraz ettiği
ve kararın takip dosyası arasında bulunduğu görülmektedir. Bu durumda, yukarıda açıklanan
maddeler gereğince, satış ilanının kıymet takdirine itiraz eden vekile tebliği gerekir.” (Yargıtay
12.HD., 27.09.2012, E.15070, K.28251)
 Tebligat Kanunu m.32 «Tebliğ usulüne aykırı yapılmış olsa bile, muhatabı tebliğe muttali
olmuş ise muteber sayılır.» Ancak bu maddenin uygulanabilmesi için usulsüz de olsa bir
tebliğin varlığı gerekir. Hiç tebligat çıkartılmamış veya çıkartılan tebligat bila dönmüş ise bu
madde uygulanmaz.
 Borçlunun veya vekilinin ihalede hazır bulunması, kendilerine usulüne uygun bir şekilde satış
ilanı tebliği konusundaki zorunluluğuna riayet etmemenin yarattığı hukuki sakıncayı ortadan
kaldırmaz.
 Hasma tebligat yapılamaz. (Tebligat Kanunu m.39) (Örneğin, ipotek borçlusuna gönderilen
satış ilanının aynı adreste oturuyor olsa dahi asıl borçluya tebliğ edilemez)
 Satıştan önce satışın durdurulmasını isteyen borçlunun satıştan sonra satış ilanının kendisine
usulüne uygun tebliğ edilmediğini ileri sürmesi mümkün değildir. «Davacı-borçlu şirket,
haberdar olmadığını beyan ettiği tebligat gereğini yerine getirmek üzere işlemlere başlamış,
vekili aracılığıyla açtığı davalarda satışın tedbiren durdurulmasını talep etmiş olmakla artık,
vekilin de haberdar olduğu açık olan satış tarihinin tebliğ edilmediğinden bahisle tebligat
yokluğuna dayanarak ihalenin feshini talep etmesi açıkça TMK.' nun 2.maddesindeki iyiniyet
kurallarına da aykırılık teşkil etmektedir. (Yargıtay HGK, 06.07.2011, E..12-108, K.505)
 Satış ilanının borçluya satıştan makul bir süre önce tebliğ edilmiş olması gerekir. Satıştan 1-2
gün önce yapılan tebliğlerde makul süre koşuluna riayet edilmiş olmaz.
 İpotek borçlusunun MERNİS kayıtlarında adresi varsa İİK m.148/a hükmünden yararlanılarak
ipotek resmi senedindeki adresine T.K. m.35 gereğince tebligat yapılamaz.
«Somut olayda, kıymet taktir raporunun ve satış ilanı tebligatının borçlunun ipotek
resmi senedinde beyan ettiği adresi olan Yüzüncüyıl Mah. Matbaacılar Sitesi 222/B Bağcılarİstanbul adresine Tebligat Kanunu'nun 35. maddesine göre tebliğ edildiği, yukarda belirtilen yasal
düzenlemeler doğrultusunda adres kayıt sisteminde adresi bulunan kişilere Tebligat Kanunu'nun
35/2. maddesi uyarınca tebligat yapılmasının söz konusu olamayacağı…» (Yargıtay 12 HD.,
18.06.2012, E.6315, K.20870)
Satışa konu malın kaydında ihtiyati tedbir şerhi varsa ne şekilde hareket
edilmelidir?
 İhtiyati tedbirin mahiyeti ilgili mahkemeden sorulmalıdır.
 İhtiyati tedbir kararı para alacağı için açılmış olan bir dava kapsamında konulmuş ise tedbir
kararı cebri icra yoluyla satışa engel değildir.
 Yargıtay, ihtiyati tedbir kararında cebri icra yoluyla satışı engelleyen bir ifade bulunmaması
halinde, cebri icra yoluyla ihale yapılabileceği kanaatindedir. Ancak, ihtiyati tedbir kararı
gayrimenkulün aynına yönelik bir dava kapsamında verilmiş ise tedbir kararında cebri icra
yoluyla satışı engelleyici bir ifade olmasa dahi ilgilinin ihalenin feshi davası/tapu iptal davası
açma hakkı bulunduğundan, tedbirli davranılması uygun olur.
«Dairemizin süregelen içtihatlarına göre tedbir kararları, sadece malikin taşınmazı
üçüncü kişilere rızai devrini ve tasarruflarını engeller. Yoksa üçüncü kişilere cebri icra yolu ile
satışını engellemez. O halde mahkemece ileri sürülen diğer fesih sebepleri incelenerek oluşacak
sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken, tedbir verilen davaların tamamının taşınmazın
aynından kaynaklanan davalar olduğu ve tedbirin de kaldırıldığının bildirilmediği gerekçesiyle
davanın kabulüyle ihalenin feshine karar verilmesi isabetsizdir.» (Yargıtay 12.HD., 05.04.2011,
E.22335, K.5578)
 Savcılık talebi üzerine Sulh Ceza Mahkemesi tarafından konulan tedbir kararları cebri icra
yoluyla satışa engel değildir.
İpotekli taşınmaz kiraya verilmiş ise nelere dikkat edilmelidir?
 İİK m.150/b «Rehin, kiraya verilmiş bir taşınmaz ise icra memuru, alacaklının talebi
üzerine takibin kesinleşmesini beklemeden kiracıları da takipten haberdar eder ve
işleyecek kiraların icra dairesine ödenmesini emreder. Şu kadar ki, bu şekilde işlem
yapılması 132 ve 135 inci maddelerdeki hakları ortadan kaldırmaz. Kiracı ihtara
rağmen kira paralarını icra dairesine yatırmazsa hakkında 356 ncı madde hükmü
kıyasen uygulanır.»
 M.K.m.863 «Kiraya verilmiş taşınmaz üzerindeki rehnin kapsamına, borçluya karşı
rehnin paraya çevrilmesi yoluyla takibe başlanmasından veya borçlunun iflâsının
ilânından başlayarak rehnin paraya çevrilmesi anına kadar işleyen kira bedelleri de
girer. Rehin hakkı, kiracılara karşı ancak cebrî icra yoluyla takibin kendilerine
bildirilmesi veya iflâs kararının ilânından sonra ileri sürülebilir. Rehinli taşınmaz
malikinin henüz muaccel olmamış kira bedelleri üzerinde yaptığı hukukî işlemler ile
diğer alacaklılar tarafından koydurulan hacizler, kira alacaklarının muaccel
olmalarından önce rehnin paraya çevrilmesi yoluyla takibe başlamış olan rehinli
alacaklılara karşı geçerli değildir.»
 İİK m.150/b gereğince tahsil edilen kira bedelleri limit ipoteklerinde limitten düşülür.
Hangi durumlarda mükellefiyet listesi düzenlenmelidir?
 Taşınmazda mükellefiyet varsa (kira şerhi, intifa hakkı, irtifak hakkı vs.) mükellefiyet
listesi düzenlenerek ilgililere tebliğ edilmelidir. Ayrıca bu mükellefiyete satış ilanında yer
verilir.
 Kıymet takdir raporunda, mükellefiyetin taşınmazın değerine etkisi olup olmadığı
irdelenmiş olmalıdır. (İİK m.128/2)
 İpotek bir mükellefiyet değildir. Taşınmazda ipotek varsa mükellefiyet listesi
düzenlenmez. İpotek satış ile birlikte ihale bedeli üzerine kayar. Ancak, ipotek ile teminat
altına alınmış alacak muaccel halde değil ise ihale alıcısına intikal edeceğinden
mükellefiyet listesi düzenlemesi gerekir. (İİK m.125 «Taşınmaz rehinle temin edilmiş
muaccel borçlar, müşteriye devredilmeyip satış bedelinden tercihan ödenir.»)
 Satışa çıkartılan taşınmazda ipotekten sonra tesis edilmiş bir mükellefiyet varsa, ipotek
alacaklısının İİK m.132 gereğince taşınmazın o mükellefiyetten ari olarak satışa
çıkartılması talep etmesi gerekir.
Elektronik ortamda teklif verilmesi hususunda getirilen yenilik ile ilgili olarak
nelere dikkat etmek gerekir?
 İhale başlamadan, elektronik ortamda verilmiş herhangi bir teklif olup olmadığı
sorgulanmalı, neticesi tutanağa geçirilmeli ve teklif varsa ihalenin açılış limiti buna göre
belirlenmelidir.
«Satış ilanı ve şartnamesi incelendiğinde, İİK.nun 126. maddesine uygun olarak elektronik
ortamda satışın başladığı tarihlerin gösterilmediği ve bu haliye satışın İİK nun 126.
maddesine aykırı olduğu... İİK.nun 129. maddesi uyarınca birinci ve ikinci ihalenin
elektronik ortamda verilen en yüksek teklif üzerinden başlatılması gerektiği, ancak
elektronik ortamda verilmiş teklif olup olmadığının anlaşılamadığı zira ihale tutanağında
bu hususa yer verilmediği..., kaldı ki İİK 114 gereği taşınmaz satış ilanının elektronik
ortamda da yayınlanmasına ilişkin düzenleme bulunmasına rağmen satış dosyasında böyle
bir ilanın varlığına rastlanmadığından...” (Yargıtay 12.HD., 26.03.2014, E.6410, K.8805)
Satışta nelere dikkat etmek gerekir?
 Müşterek ipotekli taşınmazlar için birlikte satış talep edilmeli, muhammen bedeli en yüksek
olan taşınmaz için satış saati önce verdirilmelidir. –İpotek limiti karşılandığında satışlara
devam edilmeyeceğinden MK.m.854 «Aynı alacak için birden çok taşınmazın rehnedildiği diğer hallerde, her
taşınmazın alacağın ne miktarı için güvence oluşturduğu rehin kurulurken belirtilir.
Aksine bir anlaşma bulunmadıkça, tapu idaresi, re'sen güvenceyi taşınmazların her
birine değeri oranında dağıtır.» - Aksine sözleşme ipotek resmi senedinde
kararlaştırılabilir«İncelenen taraflar arasında mevcut ipotek akit tablosuna göre her bir taşınmazın
borcun tamamından sorumlu tutulacağı hususu kararlaştırılmıştır. Bu durumda aksine sözleşme
olduğuna ipotek borcunun her bir taşınmazdan istifade ile alınabileceğine nazaran yerinde olan
merci kararını onanması gerekirken aksine sözleşme olduğu hususu gözden kaçırılarak
bozulduğu anlaşıldığından mercii kararının onanması gerektiği sonucuna varılmıştır.» (Yargıtay
12.HD., 23.10.1996, E.12606, K.12979)
 Satış şartnamesinin hazırlanarak en geç birinci ihale gününden 10 gün önce icra
müdürlüğünde herkesin göreceği şekilde hazır bulundurulmasına, konu hakkında askı
tutanağı düzenlenmesine özen gösterilmelidir. (İİK m.125)
 Birinci ihale gününden en geç 1 ay önceki tarihte gazete ilanı yapılmış olmalı ve satış
öncesinde gazete icra dosyasına ibraz edilmelidir. (İİK m.126)
 İçtihat değişikliklerinden etkilenmemek için mümkün olduğu müddetçe idari tatil günlerine,
mesai saati dışı saatlere (öğlen tatili dahil) satış gün ve saati alınmamaya çalışılmalıdır.
 İştirak için belirlenen limite kadar olmak üzere, pey ileri sürenden hemen sonra yeni pey
ileri sürülmelidir. – İhale alıcısı ihale bedelini yatırmadığında ondan sonra en yüksek pey
ileri sürmüş olan alıcıya teklif yapılacağından İhale tutanağında;
-İhalenin yapıldığı yer, gün ve saate,
-İhalenin başlama ve bitiş saatlerine,
-İcra memurunun, tellalın, ihale alıcısının isim ve imzasına,
-İhale alıcısının adresine, TC kimlik numarasına,
-İhaleye iştirak için teminat alınmış ise alınan teminata ilişkin bilgilere,
-İhale bedeline,
-İhale alıcısından sonra gelmek üzere en çok pey sürmüş olan ihale alıcısının isim,
imzası, TC kimlik numarası ve adresi ile ileri sürdüğü pey tutarına,
-Bakiye ihale bedeli için ihale alıcısına ne kadar süre verildiğine,
-KDV, Tellaliye, Damga Vergisi yatırılacaksa bunlar için ne kadar süre verildiğine yer
verilmeli, -bu sürenin ihalenin kesinleşmesini müteakip ….gün şeklinde olmasına özen
gösterilmelidir.
 İcra memuru düzeni sağlamak için teminat yatırmamış olan kişileri ihale salonundan
çıkartabilir. «İhaleye katılmak isteyenlerin teminat yatırması zorunlu olup, teminat
yatırmayanların ihale mahallinde ihalenin sağlıklı şekilde yürütülmesini engelleyecek
tavırda bulunmaları halinde icra müdürü gerekli tedbirleri ve önlemleri alabilir. Somut
olayda icra müdür yardımcısının ihalenin sağlıklı şekilde yürütülmesini sağlamak amacıyla
teminat yatırmayanları ihale salonu dışına çıkarmasında engel bir durum yoktur.» (Yargıtay
12.HD. 02.12.2014, E.30451, K.29082)
 Organize sanayi bölgesinde yer alan taşınmazlar sadece bölgenin kuruluş protokolünde
yazılı alıcılara ihale edilebileceğinden –alacaklı bankalara alacağa mahsuben yapılacak
ihaleler hariç- satış şartnamesi ve ilanda bu hususa açıkça yer verilmelidir.
 Harçlar ile ilgili hatırlatmalar;
- Takibi olmadan ipotek alacaklısına ödeme yapılacaksa, %2,7 oranında tahsil harcı,
%2 oranında cezaevi harcı tahsil edilir. H.K. eki 1.Sayılı Tarife «Takip talebi bulunmayan
alacaklılara İcra ve İflas Kanununun 125 inci maddesinin 3 üncü fıkrası gereğince ödenen
paralardan yüzde 2,7»
- İcra dosyasına yatan para çekilirken baştan yatırılan peşin harç mahsup edilir. H.K.
m.29/2 «Peşin harçlar takip sonunda alınacak asıl borca mahsup olunur.»
- Takipten sonra işleyen faiz alacakları için yapılacak ödemelerden tahsil harcı
alınmaz. H.K. m.20 «İcra takiplerinde takipten sonra işleyecek olan faizler, harcın
hesabında nazara alınmaz.»
Hangi durumlarda alacağa mahsuben ihale yapılabilir?
 Öncelikli olduğu anlaşılan alacaklıya (ipotek veya 1.sırada hacizli) alacağa mahsuben ihale
yapılabilir.
 Taşınmaz üzerinde başkaca alacaklıların haczi veya ipoteği varsa icra dairesi sıra cetveli
yapmak zorundadır. (İİK m.140)
 Düzenlenen sıra cetveli neticesinde kendisine ihale yapılan alacaklının öncelikli olmadığı
anlaşılırsa icra memuru alacaklıya ihale bedelini yatırması için süre verir.
 Sıra cetveli düzenlenmeden icra memuru, başka takyidatların da bulunduğu gerekçesiyle
alacağa mahsuben taşınmazı alan alacaklıdan ihale bedelini yatırmasını isteyemez.
«O halde, mahkemece, birden fazla alacaklı bulunması nedeniyle, İİK.nun 140. maddesi
gereğince icra müdürlüğünce sıra cetveli yapılarak alacaklının ihale bedelini yatırmasının
gerekip gerekmediği belirlendikten sonra, alacaklı aleyhine fark doğduğu tespit edilir ise
alacaklıya ihale bedelini yatırmak üzere süre verilmesi yönünde işlem yapılması gerektiğine
karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsizdir.» (Yargıtay 12.HD.,
24.03.2015, E.32102, K.6955)
 Sıra cetveline genel mahkemede itiraz davası açıp kazanan alacaklı doğrudan – kendisi
hangi sırada olursa olsun- sırasına itiraz ettiği alacaklının yerine geçer.
 Birden fazla alacaklı genel mahkemede sıra cetveline itiraz ederse, bu alacaklılar sıralarına
ve dava açma tarihlerine bakılmaksızın sırasına itiraz edilen alacaklıya düşen payı
garameten paylaşılırlar.
«Davacı alacaklılar değişik sıralarda yer alıyorlarsa, iflasta kayıt terkini davaları yönünden
İsviçre Mahkeme İçtihatları ve doktrini, İsv. İİK m. 260, f. 2’yi (İİK. m. 245, c. 2) kıyasen
uygulayarak dağıtımın davacı alacaklıların alacaklarının sıra cetvelindeki sıralarına göre
yapılacağını; bir üst sıradaki davacı alacağını ve dava masraflarını tamamen almadıkça,
ondan sonra gelen davacı alacaklılara -dava masrafları da dahil olmak üzere- bir şey
verilmeyeceğini belirtmektedir. Dairemizin uygulaması ise, davacı alacaklılar aynı sırada
kabul edilip, garame yöntemiyle (alacakları oranında) pay almaları şeklindedir.» (Yargıtay
23.HD., 15.03.2012, E.4289, K.5859)
 İcra dairesi taşınmazın verimli çalışması için ihalenin feshi davası devam ederken gerekli
tedbirleri alabilir. Bu tedbirler arasında taşınmazın ihale alıcısına teslimi dahi olabilir.
43
Bilirkişi incelemesi sırasında takipte uygulanan temerrüt faiz oranı
ne şekilde ispat edilir?
 Taraflar sözleşmede uygulanacak temerrüt faiz oranını serbestçe kararlaştırabilirler. (3095
S.K. m.1)
 Ticari işlerler faiz oranı serbestçe belirlenebilir. (TTK m.8)
 Henüz çelişkili kararlar verilmekte ise de; Yargıtay ticari işlerde temerrüt faizinin TBK
m.120 sınırlamasına tabi olmaksızın taraflar arasında serbestçe belirlenebileceğini kabul
etmektedir.
44
Muacceliyet ile temerrüt arasında ne fark vardır?
 Muacceliyet ile temerrüt farklı hukuki kavramlardır. Vadesi belli olmayan borçlarda
borçlunun temerrüde düşürülmesi için ihtar şarttır. (TBK m.117) Ancak, muacceliyet için
ihtarın tebliğine gerek yoktur.(6502 sayılı Kanuna tabi krediler hariç) Bankanın krediyi kat
ederek ihtarname düzenlemiş olması alacağı muaccel (istenebilir) kılmak için yeterlidir.
 İhtiyati haciz talebinde bulunabilmek için alacağın muaccel olması yeterlidir. (İİK m.257)
Ayrıca borçlunun temerrüde düşmüş olması aranmaz. Bu nedenle, borçlu hakkında ihtiyati
haciz talep edebilmek için hesap kat ihtarnamesinin tebliğ edilmiş olması gerekmez.
Kredinin kat edilerek ihtarname düzenlenmesi yeterlidir. (Kredi sözleşmesindeki
muacceliyet şartına uygun olarak)
“…Alacaklı banka tarafından hesap kat edilerek borçlulara ihtarname gönderilmiştir. Alacağın
muaccel hale gelebilmesi için kredi hesabının kat edilmesi yeterli olup, ayrıca hesabın katına
ilişkin ihtarnamenin borçlu veya kefile tebliği zorunlu değildir.” (Yargıtay 11.HD., 18.09.2008,
E.9613, K.10190)
45
Bileşik faiz nedir?
BİLEŞİK FAİZ: Faizin ana paraya ilave edilerek toplam tutar üzerinden yeniden faiz uygulanması.
ANA KURAL: Bileşik faiz uygulamak yasaktır. (3095 S.K. m.3 “Kanuni faiz ve temerrüt faizi
hesaplanırken mürekkep faiz yürütülemez.”
 İSTİSNA 1: Her iki taraf için de ticari olan işlerde, cari hesap şeklinde işleyen borçlarda, ticari
iş niteliğinde olan ödünç sözleşmelerinde, 3 aydan aşağı olmamak üzere faizin ana paraya ilave
edilerek toplam tutar üzerinden tekrar faiz uygulanması mümkündür. (TTK m.8)
 İSTİSNA 2: “Faiz veya irat borcunu ya da bağışladığı bir miktar parayı ödemekte
temerrüde düşen borçlu, icra takibine girişildiği veya dava açıldığı günden başlayarak,
temerrüt faizi ödemekle yükümlüdür.” (Faiz alacağının kapitalize edilmesi) (TBK m.121)
SONUÇ : Banka kredi sözleşmesi gereğince hak ettiği faiz alacağına, takip veya davadan sonraki
dönem için temerrüt faizi talep edebilir. (Tahakkuk etmemiş faiz alacağının ana para alacağa
eklenerek temerrüt faizi uygulanması uygulamamız)
 Tüketicinin Korunması Hakkındaki Kanuna tabi kredilerde ve kredi kartından kaynaklanan
alacaklarda TBK. m.121’in uygulanamayacağı düşünülmektedir. (6502 S.K. m.4/7 ve 5464
S.K. m.26/2 - “Temerrüt hâli de dâhil olmak üzere, tüketici işlemlerinde bileşik faiz
uygulanmaz.”
46
İtirazın iptali davalarında borçlu hangi durumlarda kötüniyet tazminatı talep
edebilir?
 Alacaklı icra takibinde haksız ve kötü niyetli ise aleyhine kötü niyet tazminatına karar
verilebilir.
 Borçlunun talepte bulunmuş olması gerekir. Mahkeme itirazın iptali davasını
reddettiğinde kendiliğinden alacaklı aleyhine kötüniyet tazminatına karar veremez.
 HMK m.141 «Taraflar, cevaba cevap ve ikinci cevap dilekçeleri ile serbestçe; ön
inceleme aşamasında ise ancak karşı tarafın açık muvafakati ile iddia veya
savunmalarını genişletebilir yahut değiştirebilirler.»
 Kredi sözleşmesindeki kredi borçlusuna ait imza sahte ise diğer kredi evrakı ve banka
kayıtları da değerlendirilerek dava açılıp açılmayacağına karar verilmelidir. Kredi
sözleşmesindeki kefile ait imza sahte ise özellikli bir durum olmadıkça kefil hakkında
itirazın iptali davası açılmamalıdır.
47
İcra inkar tazminatı takip tutarı üzerinden mi yoksa asıl alacak tutarı üzerinden mi
hesaplanır?
 “Bu davada borçlunun itirazının haksızlığına karar verilirse borçlu; takibinde haksız ve
kötü niyetli görülürse alacaklı; diğer tarafın talebi üzerine iki tarafın durumuna,
davanın ve hükmolunan şeyin tahammülüne göre, red veya hükmolunan meblağın
yüzde yirmisinden aşağı olmamak üzere, uygun bir tazminatla mahkûm edilir.” (İİK
m.67/2)
 Yargıtay mahkemenin asıl alacak tutarı üzerinden mahkemenin icra inkar tazminatına
hükmetmesi gerektiği görüşündedir. “……..Daire'mizin yerleşik uygulamalarına göre
kabulüne karar verilen asıl alacak üzerinden icra inkar tazminatına hükmedilmek gerekirken
asıl alacağa işlemiş faiz tutarı da eklenerek toplamı üzerinden icra inkar tazminatının
tahsiline karar verilmesi de doğru olmamıştır.” (Yargıtay 15.HD, 01.02.2011, E.817, K.458)
 Henüz nakde dönüşmemiş teminat mektupları ile çek asgari ödeme tutarları için depo kararı
verildiğinden bu miktarlar üzerinden ayrıca icra inkar tazminatına hükmedilmez.
48
Birden fazla takip borçlusu varsa mahkeme her biri hakkında icra inkar
tazminatına hükmedebilir mi?
 İİK m.67 «Bu davada borçlunun itirazının haksızlığına karar verilirse borçlu;
takibinde haksız ve kötü niyetli görülürse alacaklı; diğer tarafın talebi üzerine iki
tarafın durumuna, davanın ve hükmolunan şeyin tahammülüne göre, red veya
hükmolunan meblağın “yüzde yirmisinden” aşağı olmamak üzere, uygun bir
tazminatla mahkûm edilir.»
«Mahkemece icra takibine borçlular tarafından ayrı ayrı yapılan itirazın aynı alacağa
ilişkin bulunduğu gözetilmeden davalıların ayrı ayrı icra inkar tazminatıyla sorumlu
tutulması doğru değildir.» (Yargıtay 3.HD., 29.11.2007, E.16254, K.18173)
49
“…….Bu durumda, dava konusu kredi sözleşmesinin düzenlenmesi aşamasında bu
sözleşmeye müşterek borçlu ve müteselsil kefil sıfatı ile imza atan kişilerin kimliklerini
bilmek (ve denetlemek) sözleşmenin hakim tarafı olan[b] davacı bankanın yükümlülüğünde
olup, sözleşmede yer alan imzaların kime ait olduğunu bilebilecek durumdadır. Bu nedenle
de alacaklı bankanın, sözleşmedeki sahte imzaya dayalı olarak davalılar aleyhinde icra
takibine başlaması ve imza itirazına rağmen itirazın iptali davasını açması onun takipte
haksız ve kötü niyetli olduğunu gösterir.” (HGK, 29.01.2014, E.10-649, K.45)
 Ciro yoluyla bankaya intikal eden kambiyo senetlerinde keşideciye ait imza sahte olsa
dahi, banka aleyhine kötüniyet tazminatına hükmedilemez.
“…….Somut olayda; dayanak çek hamiline düzenlenmiş olup, çekin arkasında ilk cironun
M.'a ait olduğu, onun cirosu ile K.'a, daha sonra ... San. Tic. Ltd. Şti.'ne, en son takip
alacaklısı bankaya geçtiği anlaşılmaktadır. Alacaklının kötü niyetli ve ağır kusurlu kabul
edilebilmesi için borçlu ile doğrudan ilişki içinde olması gerekir. Çeki, üç cirantadan sonra
teslim alan banka, imzanın keşideciye ait olup olmayacağını bilebilecek durumda değildir.”
(Yargıtay 12 HD., E.9855, K.26258)
50
Vekil aracılığıyla ödeme emrine itiraz edildiğinde, itirazın iptali dava dilekçesi
vekile tebliğe çıkartılmalı mıdır?
ANA KURAL : “Vekil vasıtasıyla takip edilen işlerde tebligat vekile yapılır.” (Tebligat
Kanunu m.11)
 İtirazın iptali davası icra takip dosyasının bir devamı mıdır?
“………Vekilin umumi vekaletnameyle yetkilendirilmiş olması, müvekkilin talimatı
olmadan tüm davaları takip etme yetki ve zorunluluğunu ona yüklemez. Örneğin,
hakkında icra takibi yapılan borçlu, vekili aracılığıyla takibe itiraz etmiş olsa dahi,
alacaklının açtığı itirazın iptali davası bakımından, borçlunun takibe itiraz aşamasında
tayin ettiği vekilin, bu davada da yetkili bulunup bulunmadığı davanın açılması sırasında
belirli olmadığından, dava dilekçesinin vekil yerine asile tebliği gerekir.” (Yargıtay
7.HD., 11.09.2014, E.9607, K.17060)
 (İİK m.62/3)“Borçlu veya vekili, dava ve takip işlemlerine esas olmak üzere
borçluya ait yurt içinde bir adresi itirazla birlikte bildirmek zorundadır. Adresini
değiştiren borçlu yurt içinde yeni adres bildirmediği ve tebliğ memurunca yurt
içinde yeni adresi tespit edilemediği takdirde, takip talebinde gösterilen adrese
çıkarılacak tebligat borçlunun kendisine yapılmış sayılır.”
51
 İtirazın kaldırılması davası icra takip dosyasının bir devamı mıdır?
“………İcra takibi ile borca itiraz üzerine icra mahkemesinde açılan itirazın
kaldırılması davası, birbirini tamamlayan ve bütünlük arz eden takip hukuku
işlemleridir. Tebligat Kanunu'nun 11. maddesine göre, vekille takip edilen işlerde
tebligatın vekile yapılması zorunludur. Ödeme emrinin borçluya tebliği üzerine borca
itiraz, vekaletname sunarak borçlu vekili tarafından yapılmıştır. Bu durumda, dava
dilekçesinin vekile tebliğ edilerek, usulüne uygun olarak taraf teşkili sağlandıktan
sonra işin esasının incelenmesi gerekirken, asile tebligat yapılmak suretiyle, taraf
teşkili sağlanmadan, davalı borçlunun savunma hakkı kısıtlanmak suretiyle karar
verilmesi doğru değildir.” (Yargıtay 6.HD., 27.01.2014, E.495,K.891)
 SONUÇ 1: Vekil aracılığıyla ödeme emrine itiraz edildiğinde, itirazın iptali davası
açılacaksa dava dilekçesinin asile, itirazın kaldırılması talep edilecekse dava
dilekçesinin vekile gönderilmesi gerekir.
52
 İİK m.75 “İtirazının iptaline veya kat'i veya muvakkat surette kaldırılmasına karar
verilen borçlu, bu kararın kendisine tebliğinden itibaren üç gün içinde yukarıdaki
maddede gösterildiği üzere beyanda bulunmaya mecburdur. İptal veya kaldırma
kararı borçlunun vicahında verilmiş ise bu müddet, kararın tefhiminden başlar.”
 SONUÇ 2: Mal beyanında bulunmayan borçlu hakkında hapis ile tazyik müracaatı
yapılması düşünülüyorsa, itirazın iptali veya kaldırılmasına ilişkin kararın vekil ile
birlikte asile de gönderilmesi gerekir. (Karar asile tefhim edilmemiş ise)
53
Ödeme emri bila tebliğ edilmiş olmasına rağmen borçlu ödeme emrine karşı itiraz
etmiş ise itirazın iptali davası açılabilir mi?
 Yargıtay’ın son zamanlardaki görüşü, ödeme emrinin tebliğ edilmemiş olmasının
borçlunun itiraz ve şikayette bulunmasına engel teşkil etmeyeceği ve alacaklının böyle
bir durumda itirazın iptali davası açabileceği yönündedir.
“……Mahkemece, davalılar aleyhine girişilen icra takibinde borçlulara ödeme emrinin
tebliğ edilmediği, davalıların usulüne uygun ödeme emri tebligatı olmadan itirazda
bulundukları ve iş bu davanın açıldığı, bu durumda geçerli bir itirazda bulunmadığı gibi
henüz dava açma zamanı gelmediğinden dava açılmasında hukuki yarar da
bulunmadığından usul yönünden davanın reddine karar verilmiş, hüküm davacı vekili
tarafından temyiz edilmiştir. Borçlu davalılara aleyhlerindeki icra takibi sebebiyle
gönderilen ödeme emirleri bila tebliğ geri dönmüş ise de, davalılar ihtiyati haciz sırasında
aleyhlerine girişilen icra takibini öğrenip takibe itiraz ettiklerine göre alacaklının itirazın
iptali davası açmakta hukuki yararı vardır.” (Yargıtay HGK, 11.02.2009, E.18-900, K.56)
54
“………..Somut olayda borçlu hakkında genel haciz yoluyla ilamsız icra takibine başlandığı ve
borçlular adına çıkarılan ödeme emri tebligat evrakının bila tebliğ iade edildiği, 20.7.2011
tarihinde ise borçlular tarafından icra müdürlüğüne verilen dilekçeyle borca itiraz edildiği
anlaşılmıştır. Her ne kadar borçlular vekili ise icra dosyasına sunduğu 30.5.2011 tarihli
vekaletname ile dosya suretinin kendisine verilmesini talep etmiş ve bu tarihte takipten
haberdar olmuş ise de daha önce borçluya usulsüz de olsa bir ödeme emri tebliğ
edilmediğinden itiraz süresinin başladığının kabulü mümkün değildir. Öte yandan, borçluya
"ödeme emri tebliğ edilemese" bile, alacaklının anlaşmazlığı ve takibi sürdürme iradesi
mevcut bulunduğu sürece borçluya ödeme emrinin tebliğ edilmemesi şikayet ve itirazda
bulunulmasına engel teşkil etmez. Alacaklının icra dosyasına yansıyan takibi devam ettirme
iradesi dikkate alındığında, borçluların itiraz hakkının doğduğunun kabulü gerekir.”
(Yargıtay, 12 HD., 05.11.2012, E.14953, K.31384)
55
Alacaklının, tebliğ işlemi olmaksızın borçlunun itirazına muttali olması itirazın
iptali davası açma süresini başlatır mı?
 “Takip talebine itiraz edilen alacaklı, itirazın tebliği tarihinden itibaren bir sene
içinde mahkemeye başvurarak, genel hükümler dairesinde alacağının varlığını ispat
suretiyle itirazın iptalini dava edebilir.” (İİK m.67/1)
 İtirazın iptali davasına ilişkin 1 yıllık sürenin başlaması için itirazın alacaklıya tebliği
gerekir. Alacaklının dosyada işlem yapması tebliğ yerine geçmez.
“…….İİK'nun 67/1'inci madde ve fıkra hükmünde, açıkça dava açma süresinin ödeme
emrine vaki itirazın alacaklıya tebliği tarihinden itibaren başlayacağı belirtilmiş, bunun
dışında bir yol ( harici öğrenme v.s. ) öngörülmemiştir. Dosyanın incelenmesinde itirazın
davacıya tebliğ edilmediği açıkça anlaşılmakla davacının dosyada takip işleminde
bulunması tebliğ yerine geçmez.” (Yargıtay 13.HD., 26.12.2011, E.16322, K.20632)
56
Takip öncesinde ihtiyati haciz kararı alınıp uygulanmış ise hangi sürede itirazın
iptali davası açılabilir?
 İtirazın iptali davaları kural olarak itirazın alacaklıya tebliğ tarihinden itibaren 1 yıl içinde
açılabilir.
 Takip öncesinde ihtiyati haciz kararı alınıp uygulanmış ise yine itirazın alacaklıya tebliğ
tarihinden itibaren 1 yıl içinde itirazın iptali davası açmak mümkündür.
 ANCAK; ihtiyati haczin devamı isteniyorsa itirazın alacaklıya tebliğ tarihinden itibaren 7
gün içinde itirazın iptali davasının açılması gerekir. (İİK m.264/2) Aksi takdirde ihtiyati
haciz düşer.
“……..Somut olayda; Bilecik Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2012/47 D. İş Sayılı 14.03.2012
tarihli ihtiyati haciz kararının süresinde 14.03.2012 tarihinde icra müdürlüğüne başvurularak
uygulanmasının istendiği, alacaklının talebi ile ihtiyati haciz müzekkereleri yazıldığı, yine
yasal sürede 21.03.2012 tarihinde 7 örnek ödeme emri ile ilamsız icra takibine geçildiği;
ödeme emrinin 21.03.2012 gününde tebliği üzerine yasal 7 günlük süresinde icra takibine itiraz
edildiği ve itiraz dilekçesinin alacaklı vekiline 03.04.2012 tarihinde tebliğ edildiği
görülmektedir. O halde Mahkemece İİK'nun 264/2. maddesi gereğince itirazın alacaklı tarafa
tebliğinden itibaren yasal süresinde itirazın iptali veya itirazın kaldırılmasının istenip
istenmediği, ihtiyati haczin hükümsüz kalıp kalmadığı araştırılarak sonucuna göre bir karar
verilmesi gerekirken eksik inceleme ile sonuca gidilmesi isabetsizdir.” (Yargıtay 12.HD.,
57
14.02.2013, E.1002, K.4233)
Borçlu hem borca hem de icra dairesinin yetkisine itiraz etmiş ise itirazın iptali
davasında mahkeme ne şekilde hareket etmelidir?
 Mahkeme öncelikle icra dairesinin yetkisine yönelik itirazı incelemelidir.
 İcra dairesi yetkili ise mahkeme davayı görmeye devam edip borca ilişkin itirazı incelemeye
geçecektir.
 Mahkeme icra dairesinin yetkisiz olduğuna karar verirse itirazın iptali davasını reddedecektir.
Zira, itirazın iptali davası açısından yetkili bir icra dairesinde takip başlatılmış olması bir
dava şartıdır. Mahkeme dosyanın yetkili icra dairesine gönderilmesine karar veremez.
“………Davalı borçlu, aleyhindeki icra takibinde hem borca hem de icra dairesinin yetkisine
itiraz etmiştir. Bu durumda mahkemece İİK'nun 50. maddesi uyarınca öncelikle icra dairesinin
yetkisine yönelik itiraz incelenip, yetkisiz olduğu sonucuna varıldığı takdirde dava koşulları
oluşmayacağından davanın reddine, icra dairesinin yetkili olduğu sonucuna varılması
durumunda işin esasına girilerek uyuşmazlığın çözümlenmesi gerekirken, yanılgılı gerekçelerle
yazılı şekilde hüküm kurulmasında isabet görülmemiştir.” (Yargıtay, 19 HD., E.11781, K.7612)
58
Borçlu ödeme emrine karşı sadece yetki itirazında bulunmuşsa ne şekilde
hareket edilmelidir?
 Borçlu gönderilen ödeme emrine karşı sadece yetki itirazında bulunmuşsa ve itirazı haksız
ise itirazın kaldırılması yoluna başvurulmalıdır.
 “Takip talebine itiraz edilen alacaklı, itirazın tebliği tarihinden itibaren bir sene içinde
mahkemeye başvurarak, genel hükümler dairesinde alacağının varlığını ispat suretiyle
itirazın iptalini dava edebilir.” (İİK m.67)
 Sadece Tacirler ve kamu tüzel kişileri ile yapılan yetki sözleşmeleri geçerlidir. (HMK m.17)
 Kredi sözleşmesi özelinde kanunen yetkili olabilecek yerler;
 -Borçlunun ikametgahı, (HMK m.9)
-Sözleşmenin ifa edileceği yer (HMK m.10) (TBK m.89 -para borçlarında alacaklının
ikametgahı)
-Şubenin bulunduğu yer (HMK m.12)
 HMK m.7 “Davalı birden fazla ise dava, bunlardan birinin yerleşim yeri mahkemesinde
açılabilir. Ancak, dava sebebine göre kanunda, davalıların tamamı hakkında ortak
yetkiyi taşıyan bir mahkeme belirtilmişse, davaya o yer mahkemesinde bakılır.”
59
İtirazın iptali davası devam ederken ödeme yapılırsa mahkeme ne şekilde karar
verecektir?
 Her dava açıldığı tarihteki duruma göre neticelendirilir.
 Davadan sonra yapılan ödemeler infazda dikkate alınır. Mahkeme kısmi ödeme
nedeniyle itirazın iptali davasını kısmen reddedemez.
“………Davadan sonra yapılan ödemeler infazda nazara alınabileceğinden, dava
tarihinden sonra yapılan ödemeler sebebiyle davanın kısmen reddi usul ve yasaya
aykırıdır. Bu yön gözetilerek, icra-inkar tazminatı, yargılama giderleri ve vekalet ücreti
de dahil olmak üzere uygun sonuç dairesinde bir karar verilmesi gerekirken, yazılı
şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırıdır.) (Yargıtay, 19.HD., 19.01.2011, E.
7205, K.338)
60
İtiraz tarihinden sonra ama dava tarihinden önce ödeme mahkeme ne şekilde
karar verecektir?
 Her dava açıldığı tarihteki duruma göre neticelendirilir.
 Dava tarihinden önceki ödemeler düşülerek itirazın iptali davası açılmalıdır.
 Alacaklının bu miktar için dava açmakta hukuki menfaati bulunmamaktadır.
“……..Takip konusu borca ilişkin olarak davadan önce 26.01.2009 tarihinde 28.800.-TL.
ödeme yapıldığı anlaşılmaktadır. Bu durumda davadan önce yapılan ödeme yönünden
davacının dava açmakta hukuki yararının bulunmadığı gözetilmeden yazılı şekilde hüküm
kurulması doğru değildir.” (Yargıtay HGK., 20.02.2013, E.19-780, K.258)
61
İtirazın iptali davası devam ederken borçlu iflas ederse ne olur?
 “İflasın açılması, borçlu aleyhinde haciz yoluyla yapılan takiplerle teminat gösterilmesine ilişkin takipleri durdurur. İflas kararının kesinleşmesi ile bu takipler
düşer…..Rehnin paraya çevrilmesi yoluyla yapılan takiplere iflastan sonra da takip
alacaklıları tarafından iflas masasına karşı devam edilir ve satış bedeli 151 inci
maddeye göre rehinli alacaklılara paylaştırılır. ” (İİK m.193)
 İtirazın iptali davası ikinci alacaklılar toplantısından 10 gün sonraya kadar durur. (Rehnin
paraya çevrilmesi yoluyla takipten doğanlar hariç) (İİK m.194)
 İflas idaresi masaya kaydedilen alacağı kabul ederse itirazın iptali davasının konusu kalmaz.
 İflas idaresi masaya kaydedilen alacağı reddederse yeni bir kayıt kabul davası açılmaz,
itirazın iptali davasına kayıt kabul davası –sıra cetveline itiraz davası- (İİK m.235) olarak
iflas idaresine karşı devam edilir.
“………Dava konusu alacağın iflas masasına bildirilmesi ve ikinci alacaklılar toplantısında
kabulü halinde itirazın iptali davası konusuz kalacak, alacağın kabul edilmemesi halinde bu
davaya kayıt kabul davası olarak devam edilip iflas tarihi itibarıyla tespit edilen alacağın iflas
masasına kaydına karar verilecektir.”(Yargıtay 19.HD., 07.11.2012, E.8453, K.16194)
62
İtirazın iptali davası devam ederken borçlu ile protokol yapılırsa ne şekilde hareket
edilmelidir?
 Borçlunun icra müdürlüğünde itirazından vazgeçmesi sağlanmalıdır.
 İtirazın iptali davasını yürüten mahkemeye, borçlunun itirazından vazgeçtiği bildirilerek
davanın konusuz kaldığına dair karar verilmesi talep edilmeli ve böylelikle peşin harcın
iadesi sağlanmalıdır. (Alınacak idari karar bağlı olarak masraf ve vekalet ücreti talep edilip
edilmediği de mahkemeye beyan edilmelidir.)
 Böyle bir durumda satış isteme süreleri; mahkemenin davanın konusunun kalmadığına
karar verdiği tarihten itibaren değil, itirazdan vazgeçme tarihinden itibaren başlayacaktır.
63
İtirazın iptali davalarında görevli mahkeme neresidir?
Kısmi itirazın iptali davası açılabilir mi?
 İtirazın iptali davalarında görevli mahkeme, takip konusu alacağın türüne göre Tüketici
Mahkemesi veya Asliye Hukuk/Asliye Ticaret Mahkemesi’dir.
 Kredi kartı alacağı ile ilgili itirazın iptali davalarında 6502 Sayılı Kanun’un 83/2
maddesinde yer alan özel düzenleme gereğince Tüketici Mahkemeleri görevlidir.
«Bundan böyle 6502 sayılı Yasanın tüketici işlemleri ile tüketiciye yönelik uygulamaların
tüketici mahkemelerinde çözümünü öngören 73. maddesi hükmü ile içeriği az yukarda yer alan
83/2. maddesinin açık hükmü nedeniyle yukarda sayılan sözleşme ve işlemler tüketici
mahkemesinin görev alanına girmiştir. Tüm bu nedenlerle 5464 sayılı Banka Kartları ve Kredi
Kartları Kanununun 44. maddesinde yer alan kart hamilleri aleyhine açılacak davaları 1086
sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun görev ve yetkiye ilişkin hükümleri uygulanır.
Hükmünün de artık uygulanma imkanı kalmamıştır. Anılan yasa hükümleri gereği, 6502 sayılı
Tüketicinin Korunması Hakkında Kanunun yürürlüğe girdiği 28.05.2014 tarihinden sonra
davacı bankanın kredi kartı hamili olan tüketiciye karşı açtığı davaya bakma görevi tüketici
mahkemesine aittir. Hal böyle olunca, mahkemece işin esasına girilerek sonucuna uygun bir
karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Bozmayı
gerektirir.» (Yargıtay 19.HD., 30.12.2014, E.46629, K.42010)
 “Talep konusunun miktarı, taraflar arasında tartışmasız veya açıkça belirli ise kısmi
dava açılamaz.” HMK m.109/2 düzenlemesi 11.04.2015 tarihinde kaldırıldı. Bu nedenle, 64
kredi sözleşmesinden kaynaklanan alacak için artık kısmi itirazın iptali davası açılabilir.
İcra işlemlerine devam edebilmek için itirazın iptali davasında verilen kararın
kesinleşmesi gerekir mi?
 Sadece aile hukukuna, kişiler hukukuna ve taşınmazın aynına yönelik mahkeme kararları
kesinleşmeden icra edilemez. (HMK m.350/2)
 Para alacaklarına ilişkin mahkeme kararları kesinleşmeden icra edilebilir. Bu nedenle,
mahkemece itirazın iptaline karar verildiğinde, bu kararın kesinleşmesi beklenmeden icra
işlemlerine devam edebilmek mümkündür.
 Takip öncesinde ihtiyati haciz kararı alınıp uygulanmış ise mahkemenin itirazın iptaline
karar vermesi ile ihtiyati haciz kendiliğinden kesin hacze dönüşür ve satış isteme süreleri
işlemeye başlar. (İİK m.264/son) Kararın temyiz edilmiş olması bu sonucu değiştirmez.
65
İtirazın iptali davalarında hangi miktar üzerinden harç ödenir?
 İtirazın iptali davalarında harç takip konusu alacak miktarı üzerinden hesaplanır.
 İcra müdürlüğüne takip açılışı sırasında ödenen peşin harç, derkenar alınmak
suretiyle dava harcına mahsup edilir. (H.K. m.29/3 «İlama dayanmayan takiplerde
alacaklı mahkemeye müracaata mecbur kalırsa, peşin alınan harç kendisine iade
olunur. Veya alacaklının isteği üzerine mahkeme harçlarına mahsup edilir.»)
 İcra inkar tazminatı harcın hesaplanmasında dikkate alınmaz.
66
67
Tasarrufun iptali davası açma koşulları nelerdir?
Tasarrufun İptali davası açılabilmesi için ;
 Alacaklının elinde kesin veya geçici aciz vesikası olmalı,
(Rehin açığı belgesine dayanılarak tasarrufun iptali davası açılamaz)
 Borç tasarruf tarihinden önce doğmuş olmalı,
 Tasarruf tarihinden itibaren 5 yıl geçmemiş olmalı. (İİK m.284)
68
 Aciz vesikası koşulunun aranmadığı haller;
- Üçüncü kişinin hacizli bir mal hakkında istihkak iddiasında bulunması üzerine karşı dava
olarak açılan tasarrufun iptali davalarında (İİK m.97 «İstihkak davasına karşı haczi yaptıran
alacaklı bu kanunun 11 inci babı hükümlerine dayanarak ve muvakkat veya kati aciz
belgesi ibrazına mecbur kalmaksızın mütekabilen iptali davası açabilir»)
-Borçlunun iflas etmesi üzerine iflas idaresinden alınan yetkiye istinaden tasarrufun iptali
davası açıldığında, (İİK m.245)
-Borçlu mal beyanında borcu karşılamaya yeter malı bulunmadığını beyan etmiş ise (Yargıtay
17.HD., 08.02.2012, E.6296, K.1268)
aciz vesikası koşulu aranmaz.
 Davanın her aşamasında – hüküm kesinleşinceye kadar- aciz vesikasının alınıp mahkemeye
ibraz edilmesi mümkündür. Bu nedenle, mahkeme aciz vesikası yokluğu nedeniyle davanın
reddine karar vermiş ise temyiz veya karar düzeltme aşamasında aciz vesikası ibraz edilerek
hükmün bozulması sağlanabilir. – Yeni HMK m.137’e göre mahkeme dava koşulu olan aciz
vesikasının varlığını ön inceleme aşamasında değerlendirecektir69
Kesin aciz vesikası ve geçici aciz vesikası nedir?
 Kesin Aciz Vesikası:
-İİK m.143 gereğince düzenlenen kesin aciz vesikası.
(Borçluya ait malların paraya çevrilmesi sonrasında düzenlenen aciz vesikasıdır,
Yönetmelikte örneği var)
-İİK m.105/1 gereğince düzenlenen kesin aciz vesikası.
(Borçluya ait herhangi bir hacizli mal bulamadığında düzenlenen aciz vesikadır,
Yönetmelikte örneği yok, haciz tutanakları zaten kesin aciz vesikası hükmünde)
 Geçici Aciz Vesikası:
-İİK m.105/2 gereğince düzenlenen aciz vesikası.
(Borçluya ait hacizli malvarlığı var ama muhammen bedeli veya alacaklının hacizdeki
sırasına göre alacağı karşılamaya yeterli değil, geçici aciz vesikasının Yönetmelikte örneği
yok, haciz tutanakları zaten geçici aciz vesikası hükmünde)
70
 Tasarrufun iptali davası açılmadan önce mutlaka, takibin tüm borçlularının adreslerine
menkul haczine gidilmeli, ilgili bankalara haciz ihbarnamesi gönderilmeli, tapu/trafik
sorgulamaları yaptırılmalı ve bu suretle borçlunun aciz hali içerisinde olduğu icra dosyası
ile ispat edilmelidir.
 Yüksek mahkeme kimi kararlarında haciz tutanağında «borçlunun haczi kabil malının
bulunmadığının» ya da «borçlunun borcu karşılayacak yeterli malının bulunmadığının»
belirtilmiş olması halinde bu tutanağın aciz vesikası sayılacağını (niteliğinde olacağını)
belirtmişken, kimi kararlarında «haciz tutanağında ‘borçlunun başka haczi mümkün malları
bulunmadığının belirtilmemiş olması halinde, bu tutanağın ‘aciz belgesi’ niteliğini
taşımayacağını” belirtmiştir. Bu nedenle, menkul haciz zabıtlarında mutlaka borçlunun
haczi menkul malı bulunamadığına yönelik ifadelerin sadece haciz yapılan adrese yönelik
olmamasına dikkat edilmeli, başkaca bir haczi kabil malı bulunamadığının da
belirtilmesine özen gösterilmelidir.
71
Tasarrufun iptali davasında aciz vesikasının geçersizliği ileri sürülebilir mi?
 İcra müdürlüğü tarafından düzenlenen aciz vesikasının veya kesin/geçici aciz
vesikası hükmündeki haciz tutanaklarının hukuken geçersiz olduğu tasarrufun
iptali davasında ileri sürülemez. Böyle bir iddia ancak icra mahkemesinde şikayet
yoluyla ileri sürülebilir. «….Tasarrufun iptaline ilişkin olarak açılan davada aciz
belgesinin yetersizliği ve geçersizliği mahkemede tartışma konusu yapılamaz. Bu
belgeler şikayet veya itiraz yolu ile tetkik merciince ortadan kaldırılmadıkça
hukuken geçerliliğini muhafaza ederler.» (Yargıtay 15.HD., 09.12.2004, E.5440,
K.6398
72
Hangi alacaklar tasarrufun iptali davasına konu edilebilir?
 Tasarruf tarihinden önce doğan borçlar iptal davasına konu edilebilir.
 Henüz kesinleşmemiş olan alacaklar da tasarrufun iptali davasına konu edilebilir. Borçlu ödeme
emrine itiraz etmiş ve itirazın iptali davası açılmış ise, tasarrufun iptali davasına bakan mahkeme
itirazın iptali davasını bekletici mesele yapar. (Yargıtay 15.HD., 17.12.2013,E.4515, K.6078;
Yargıtay 15 HD., 16.02.2005, E.5141, K.808)
 İcra takibine konu edilmemiş olan alacaklar tasarrufun iptali davasının konusunu oluşturmaz.
73
Tasarrufun iptali davaları hangi sürede ve hangi mahkemede açılmadır?
Hangi miktar üzerinden harç ödenmelidir?
 Tasarrufun iptali davaları, mutlak ticari dava olmadığından ticaret mahkemesinde değil,
asliye hukuk mahkemesinde açılır. «……6102 Sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun yürürlüğe
girmesine, tasarrufun iptali davalarının mutlak ticari dava niteliğinde olmayıp şahsi
nitelikte ve borçlunun tasarruflarına yönelik bulunmasına bundan dolayı da asliye ticaret
mahkemelerinde değil asliye hukuk mahkemelerinde görülmesinin gerekmesine..» (Yargıtay
17.HD., 11.02.2013, E.13129, K.1301)
 Yetkili mahkeme; davalılardan birinin yerleşim yeri mahkemesidir. Borçlu ile yapılan borç
doğuran sözleşme (kredi sözleşmesi) ile kararlaştırılan yetkili mahkemede de tasarrufun
iptali davası açılabilir. Tasarrufun iptali davaları gayrimenkulün aynına yönelik davalar
olmadığından, gayrimenkulün bulunduğu yer mahkemesi yetkili değildir.
74
Tasarrufun iptali davası açabilmek için aciz halinin tüm takip borçluları yönünden
gerçekleşmesi gerekir mi? Yoksa sadece iptale tabi tasarrufu gerçekleştiren
borçlu için mi aciz hali aranmalıdır?
 Uygulamada tasarrufun iptali davası açabilmek için aciz halinin takibin tüm borçluları yönünden
gerçekleşmesi aranmaktadır. Bununla birlikte, doktrinde ve kimi Yargıtay kararlarında, aciz halinin
sadece iptale tabi tasarrufu gerçekleştiren borçlu yönünden aranması gerektiği yönünde görüşler
bulunmaktadır.
«…Bu itibarla, söz gelimi, genel kredi sözleşmesi uyarınca kullandırılan kredi sebebiyle asıl borçlunun
yanı sıra müteselsil kefiller varsa, bu borçlulardan hangisi hakkında iptal davası açılmak isteniyorsa, o
borçlunun aciz halinde olması ve aczinin aciz belgesi ile belgelendirilmiş bulunması gerekir. Diğer
borçluların aciz halinin gerçekleşmemiş olması, tasarrufun iptali davasının davalısı olan borçlu lehine
dikkate alınmaz.» (Cenk Akil, «Yargıtay Kararları Işığında Tasarrufun İptali Davası Bağlamında Aciz
Vesikası», Ankara Barosu Dergisi, S.2014/3, s.160 vd.)
«…..Borçlu hakkında İcra Müdürlüğü’nce verilmiş kesin bir aciz belgesi mevcut değil ise de, borçlunun
evinde ve eşinin huzurunda yapılan 8.4.1999 tarihli ihtiyati haciz zabıt varakasında borçlunun haczi
kabil mallarının bulunmadığı, haczedilenlerinde takip alacağına yetmediği belirlenmiş, borçlunun
haczedilen taşınmazının icraca yapılan kıymet takdirinde ise alacağın çok altında bir değerinin olduğu
görülmüştür. Diğer borçluların aciz halinin gerçekleşmemiş olması tasarrufun iptali davasının davalısı
olan borçlu lehine dikkate alınabilecek bir husus değildir. Dava konusu olayda, İİK.nunun 105/2
maddesi uyarınca dava şartı (aciz hali) gerçekleştiğinden mahkemece işin esasına girilerek sonucuna
75
uygun bir karar verilmelidir. Aksine görüşle davanın reddi doğru olmamış kararın bozulması
gerekmiştir.”(Yargıtay 15.HD., 06.11.2002, E.3313, K.4951)
Borcun tasarruftan önceki tarihte doğmuş olması ne ifade eder ?
 Borcun tasarruf tarihinden önce doğup doğmadığı kontrol edilirken hesabın kat edildiği tarihin değil,
kredi sözleşmesinin imzalandığı tarihin esas alınması gerekir.
 Borçlu kredi sözleşmesinin imzalanmasından sonra – kefiller için kefalet tarihinden sonra- üçüncü
kişiye malını devretmiş ise diğer koşullar da mevcut olmak kaydıyla iptal davası açılabilir.
«….Davacı banka ile borçlu şirket arasındaki ilişki, 15.07.1998 tarihli kredi sözleşmesi ile
başlamıştır. Kredinin kullandırılıp bilahare hesabın kat edilmesi alacağın kredinin kat edildiği
tarihte doğduğunu göstermez. Dairemizin bu yoldaki kararlı uygulamalarında da alacağın kredi
sözleşmesinin imzalandığı tarihte doğduğu iptal davaları bakımından kabul edilmektedir.»(Yargıtay
15.HD., 11.07.2006, E.2667, K.4335)
 Tasarrufun iptali davasına konu olan icra takibi kambiyo senedine dayalı takip ise her zaman için
borcun keşide tarihinde doğduğu ve bu nedenle keşide tarihinden sonra gerçekleştirilen devirler için
dava açılamayacağı kabul edilmemelidir. Kambiyo senedinin ileri tarihli düzenlenmesi ihtimali
vardır. Bu nedenle, kambiyo senedinin düzenlenmesine esas teşkil eden borç ilişkisinin doğduğu
tarihin araştırılması gerekir. «…Uygulamada temel ilişkinin, çekin keşide tarihinden evvel kurulduğu
halde borçlu tarafından borca karşılık ileri tarihli ( vadeli ) olarak çek veya çekler keşide edildiği
sıkça görülmektedir. Nitekim davacı vekili, çeklerin keşide tarihinden daha önce düzenlendiğini de
ileri sürmüştür. Bu durumda temel ilişki ve bu ilişkinin doğum tarihine dair bilgi ve belgelerin
nelerden ibaret olduğunun araştırılması, gerektiğinde ticari defterlerden de yararlanılarak bilirkişi
incelemesi yaptırılması ve sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, eksik inceleme ile yazılı
76
şekilde davanın reddine karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.» (Yargıtay
17.HD.,14.09.2009, E.5267, K.532)
«…..Davalılar birden fazla ise dava davalılardan birinin yerleşim yerinin bulunduğu yer
mahkemesinde açılabilir. Bu durumda davacı, davalılar ile aynı yerde oturuyorlarsa
davasını orada, ayrı ayrı yerlerde oturuyorsa seçimlik hakkını kullanarak dilerse
borçlunun, dilerse borçlu ile hukuki işlemde bulunan 3. şahsın yerleşim yeri mahkemesinde
davasını açabilir. Yine alacaklı ile borçlusında yazılı yetki sözleşmesi varsa sözleşmede
yetkili gösterilen yer mahkemesi de HUMK. 22. maddesine göre yetkilidir. Öte yandan
davalılar arasında zorunlu dava arkadaşlığı bulunduğundan borçlu davalı tarafından
yapılan yetki sözleşmesi diğer davalıyı da bağlar.» (Yargıtay 17.HD., 10.12.2009, E.6753,
K.8200)
 En geç tasarruf tarihinden itibaren 5 yıl içinde açılması gerekir.
 Tasarrufa konu malın bedeli ile alacak tutarından hangisi az ise o miktar üzerinden harç
ödenir. «…Ancak tasarrufun iptali davalarında karar ve ilam harcının takip konusu
alacak miktarı ile tasarruf konusu malın tasarruf tarihindeki değerlerinden hangisi az
ise o değer üzerinden belirlenmesi gerekir.» (Yargıtay 17.HD., 18.03.2010, E. 1137,
K.2405)
77
Birden fazla kişi tasarrufun iptali davası açarsa satış bedeli ne şekilde
paylaştırılır?
 Mahkemenin İİK m.281/2 gereğince verdiği ihtiyati haciz kararı davanın kabulü kararı ile birlikte –
kesinleşmesi ile değil - kesin hacze dönüşür.
Bu nedenle, önce ihtiyati haciz koyan alacaklı değil, iptal davasını ilk sonuçlandıran alacaklı öncelikli
alacaklıdır.
 Tasarrufun iptali davası açıp aynı mal üzerine ihtiyati haciz koyan diğer alacaklılar ancak İİK
m.100’de belirtilen şartlar varsa iptal davasını ilk sonuçlandıran alacaklının haczine iştirak edebilir.
(İİK m.268) İİK m.100 şartlarının mevcut olup olmadığı iptal davasının dayanağı yapılan icra takip
dosyası esas alınarak belirlenecektir.
 İİK m.100 şartları;
-İştirak edilmek istenilen haczin dayanağını oluşturan takip ilamsız takip ise bu takibin
başlangıç tarihinden, ilamlı takip ise takibe konu edilen ilama ilişkin dava tarihinden daha önce
başlatılmış bulunan bir takip kapsamında aciz vesikası alınmış olması,
-Bu tarihlerden önce açmış olduğu bir dava kapsamında ilam alınmış olması,
-Bu tarihlerden önceki tarihli bir rehin açığı belgesine sahip olunması,
78
Tasarrufun iptali davalarında ihtiyati haciz ve ihtiyati tedbir taleplerinin önemi
nedir?
 Tasarrufun iptali davasında dava dilekçesiyle birlikte İİK m.281/2 gereğince ihtiyati haciz
talep edilmelidir. (İİK m.281/2 - Hâkim, iptale tabi tasarrufların konusu olan mallar
hakkında alacaklının talebi üzerine ihtiyati haciz kararı verebilir. Teminatın lüzum ve
miktarı mahkemece takdir ve tâyin olunur. Şu kadar ki, davanın elden çıkarılmış mallar
yerine kaim olan kıymete taallûku halinde, teminat göstermeksizin ihtiyati haciz kararı
verilemez.)
 Mahkemece verilen bu ihtiyati haciz kararı sadece tasarrufun iptali davasına konu olan mala
ilişkindir. Genel mahiyette bir ihtiyati haciz kararı değildir.
 Tasarrufun iptali davasında ihtiyati haciz müessesesi İİK m.281/2’de özel olarak düzenlenmiş
bulunduğundan mahkeme başkaca bir şartın varlığını arayamaz.
 Birden fazla alacaklı tasarrufun iptali davası açtığında davayı ilk neticelendiren alacaklıya,
yani ihtiyati haczi ilk kesin hacze dönüşen alacaklıya öncelik tanındığından ihtiyati haciz
tarihinden çok mahkeme karar tarihi önem taşımaktadır.
79
 İptal davasına konu olan mal üçüncü kişiye satıldığında yeni malikin kötü niyetini ispat
edilmesi sorunu ile karşılaşılacağından ve davaya onun da dahil edilmesi gerekeceğinden,
tasarrufun iptali davasında ihtiyati haciz talebi ile birlikte malın üçüncü kişilere devrinin
önlenmesi bakımından ihtiyati tedbir talebinde de bulunulmalıdır.
 Mahkemece sadece ihtiyati tedbir kararı verildiğinde derhal mahkemeye itiraz edilmeli ve
İİK m.281/2 gereğince aynı zamanda ihtiyati haciz talebinde bulunulduğu da ileri
sürülmelidir.
 İptal davasına konu olan mal için mahkemece sadece ihtiyati tedbir kararı verilir, ihtiyati
haciz kararı verilmez ise, o mal bir başka alacaklı tarafından satıldığında satış bedelinden pay
alınamaması gibi bir durum ile karşılaşılabilir.
80
Tasarrufun iptali davası devam ederken borçlu iflas ederse davanın
akıbeti ne olacaktır?
 İİK m.195 «Acele haller müstesna olmak üzere müflisin dâvacı ve davalı olduğu hukuk
davaları durur ve ancak alacaklıların ikinci toplanmasından on gün sonra devam
olunabilir.»
 Tasarrufun iptali davaları basit yargılama usulüne tabi davalardandır. (İİK m.281) Bu
nedenle, borçlu hakkında iflas kararı verilmesiyle dava durmaz.
 Ancak, borçlu hakkında iflas kararı verilmesiyle mahkeme davayı iflas idaresine bildirir ve
davayı iflas masası adına takip edip etmeyeceğini sorar.
 İflas idaresi davayı takip etmekte masanın menfaatini görürse davacı olarak davayı takip eder
ve elde edilen menfaat davayı açan alacaklıya değil, masaya ait olur.
 İflas idaresi davayı takip etmekte masa adına bir menfaat görmezse, davayı takip yetkisini
isteyen alacaklıya devredebilir. Böyle bir durumda elde edilecek olan menfaat davayı takip
eden alacaklıya ait olacaktır. (İİK m.245 - Alacaklıların masa tarafından
neticelendirilmesine lüzum görmedikleri bir iddianın takibi hakkı istiyen alacaklıya
devrolunur. Hâsıl olan neticeden masraflar çıkarıldıktan sonra devralanın alacağı
81
verilir ve artanı masaya yatırılır.»
Hangi durumlarda tasarrufun iptali davası yerine muvazaa iddiasına dayalı (TBK
m. 19) iptal davası açılmalıdır?
 Kesin veya geçici aciz vesikası temin edilemiyorsa,
 Tasarruf tarihinden itibaren 5 yıldan daha uzun bir süre geçmiş ise,
 İİK.nun 278,279 ve 280.maddelerinde yer alan 1,2 ve 5 yıllık süreler dolmuş ise,
Tasarrufun iptali davası yerine TBK m.19’a dayalı muvazaa davası açılması değerlendirilmelidir.
 Buna karşılık, tasarrufun iptali davaları için dava koşulu olan «borcun tasarruf tarihinden önce
doğmuş olması» kuralı TBK m.19 gereğince açılan iptal davaları için de geçerlidir.
82
«……..Dava dilekçesindeki ileri sürüşe ve yargılama sırasındaki sözlü ve yazılı açıklamalara
göre dava niteliği itibarıyla TBK 19. maddesinde tanımını bulan muvazaa hukuksal nedenine
dayalı iptal davasıdır. Yüzeysel bakıldığında iptal davaları ile muvazaa davaları arasında bir
benzerlik görülmekte ise de bu benzerlik her iki davanın güttüğü amaçtan öte gitmemektedir. İİK
277. maddesinde sözü edilen iptal davaları borçlu tarafından geçerli olarak yapılmış bazı tasarrufların hükümsüz kılınması için açılır. Oysa muvazaa davası borçlunun yaptığı tasarrufi
işlemlerin gerçekte hiç yapılmamış olduğunu tesbit ettirmeyi amaçlar. Kural olarak muvazaa
nedeniyle hakları ihlal olunan ve zarar gören 3. kişiler tek taraflı veya çok taraflı hukuki
işlemlerin geçersizliğini ileri sürebilirler. 3. kişinin danışıklı işlem ile hakkının zarar
gördüğünün benimsenebilmesi için onun danışıklı işlemde bulunandan bir alacağının var
olması ve bu alacağın ödenmesinin önlemek amacıyla danışıklı bir işlem yapılması gerekir.
Davacının bu davadaki amacı alacağını tahsil edebilmek için muvazaa nedeniyle temelde
geçersiz olan işlemin hükümsüzlüğünü sağlamaktır. Muvazaaya dayalı davalarda davacının icra
takibine geçmesi ve aciz belgesi almasına gerek yoktur. Çünkü yukarıda açıklandığı gibi İİK 277
ve izleyen maddelerinde iptal davasına konu tasarruflar özünde geçerli olmasına rağmen
kanunun icra hukuku yönünden iptaline imkan verdiği tasarruflardır. Muvazaaya dayalı iptal
davasında ise davacı muvazaalı işlemle kendisinin zararlandırıldığını ileri sürmektedir. İİK 277
ve izleyen maddelerinde düzenlenen iptal davası açma hakkı davacının genel hükümlere,
muvazaaya dayanarak dava açmasına engel değildir. Davacının iddiasını kanıtlaması halinde
iddianın taşınmazın aynına ilişkin olmadığı, alacağın tahsiline yönelik bulunduğu da gözetilerek
İİK 283/1 maddesi kıyasen uygulanarak iptal ve tescile gerek olmaksızın davacının
taşınmazların haciz ve satışını isteyebilmesi yönünden hüküm kurulması gerekecektir.» Yargıtay 83
17.HD., 10.06.2014, E.3653, K.9318)
Tasarrufun İptali Davası ile TBK m.19’a dayalı İptal Davası arasında ispat hukuku
bakımından farklar nelerdir?
Ana Kural: Müddei davasını ispat ile mükelleftir. (TMK m.6) Bu nedenle, TBK m.19’a göre açılan
muvazaa davasında ispat yükü davacının üzerindedir.
Tasarrufun iptali davalarında ise bir takım karineler vardır. Bu karilerin varlığı durumunda ispat yükü
genel kuralın aksine davalıların üzerindedir;
 İİK m.278 :Aşağıdaki tasarruflar bağışlama gibidir;
1.Karı ve koca ile usul ve füruu, neseben veya sıhren üçüncü dereceye kadar (Bu derece dahil) hısımlar,
evlât edinenle evlâtlık arasında yapılan ivazlı tasarruflar,
2. Akdin yapıldığı sırada, kendi verdiği şeyin değerine göre borçlunun ivaz olarak pek aşağı bir fiyat
kabul ettiği akitler,
3. Borçlunun kendisine yahut üçüncü bir şahıs menfaatine kaydı hayat şartiyle irat ve intifa hakkı tesis
ettiği akitler ve ölünceye kadar bakma akitleri.
 İİK m.279 :
1-Borçlunun teminat göstermeği evvelce taahhüt etmiş olduğu haller müstesna olmak üzere borçlu
tarafından mevcut bir borcu temin için yapılan rehinler ;
2-Para veya mutat ödeme vasıtalarından gayri bir suretle yapılan ödemeler;
3-Vadesi gelmemiş borç için yapılan ödemeler,
4-Kişisel hakların kuvvetlendirilmesi için tapuya verilen şerhler
84
Bu tasarruflardan istifade eden kimse borçlunun hal ve vaziyetini bilmediğini ispat ederse iptal davası
dinlenmez.
 İİK m.280: Malvarlığı borçlarına yetmeyen bir borçlunun, alacaklılarına zarar verme kastıyla
yaptığı tüm işlemler, borçlunun içinde bulunduğu mali durumun ve zarar verme kastının, işlemin
diğer tarafınca bilindiği veya bilinmesini gerektiren açık emarelerin bulunduğu hallerde iptal
edilebilir. Şu kadar ki, işlemin gerçekleştiği tarihten itibaren beş yıl içinde borçlu aleyhine haciz
veya iflas yoluyla takipte bulunulmuş olmalıdır.
 Üçüncü şahıs, borçlunun karı veya kocası, usul veya füruu ile üçüncü dereceye kadar (bu derece
dahil) kan ve sıhri hısımları evlât edineni veya evlâtlığı ise borçlunun birinci fıkrada beyan olunan
durumunu bildiği farz olunur. Bunun hilâfını üçüncü şahıs, ancak 279 uncu maddenin son fıkrasına
göre ispat edebilir.
Ticari işletmenin veya işyerindeki mevcut ticari emtianın tamamını veya mühim bir kısmını devir veya
satın alan yahut bir kısmını iktisapla beraber işyerini sonradan işgal eden şahsın, borçlunun
alacaklılarını ızrar kasdını bildiği ve borçlunun da bu hallerde ızrar kasdiyle hareket ettiği kabul olunur.
Bu karine, ancak iptal davasını açan alacaklıya devir, satış veya terk tarihinden en az üç ay evvel
keyfiyetin yazılı olarak bildirildiğini veya ticari işletmenin bulunduğu yerde görülebilir levhaları
asmakla beraber Ticaret Sicili Gazetesiyle; bu mümkün olmadığı takdirde bütün alacaklıların ıttılaını
temin edecek şekilde münasip vasıtalarla ilân olunduğunu ispatla çürütülebilir.
85
Üçüncü kişi tasarrufun iptali davasına konu taşınmaz hakkında meskeniyet
iddiasında bulunulabilir mi?
 Meskeniyet iddiasında bulunma yetkisi sadece takip borçlusuna aittir. (İİK m.82)
 Takip borçlusu konumunda olmayan üçüncü kişinin açılan tasarrufun iptali davası
sonrasında meskeniyet iddiasında bulunması hukuken mümkün değildir.
«….Meskeniyet şikayetinde bulunma hakkı borçluya ait olup icra takibinde borçlu sıfatı
olmayan tasarrufun iptali ilamının davalısı 3. kişinin şikayet hakkı yoktur.» (Yargıtay
12.HD.,08.02.2005, E. 24990, K. 2109)
«…….Hacze dayanak yapılan tasarrufun iptali ilamında da anılan yasa hükmüne uygun olarak
yalnızca satış işleminin iptaline karar verilmekle yetinilmiş olup 3. kişi adına olan tapu kaydının
iptali ile borçlu adına tesciline dair bir hüküm kurulmamıştır. Bu nedenle taşınmazın mülkiyeti
3. kişiye ait olup, borçlunun kendisine ait olmayan taşınmaz üzerine konulan haciz nedeniyle
İİK'nun 82/12. maddesine dayalı olarak haczedilmezlik şikayetinde bulunması mümkün olmadığı
gibi şikayette de hukuki yaran yoktur. O halde mahkemece, meskeniyet şikayetinin açıklanan
gerekçe ile reddi gerekirken istemin süre yönünden reddi isabetsiz ise de; sonuçta şikayet
reddedildiğinden sonucu doğru mahkeme kararının onanması gerekmiştir.» ((Yargıtay 12.HD.,
E.9692, K.12254)
86
Tasarrufun iptali davasına konu olan mal sonradan iyiniyetli bir üçüncü kişiye
devredilmiş ise ne şekilde hareket edilmelidir?
 Tasarrufun iptali davası açılmadan önce malın yeniden el değiştirip değiştirmediği mutlaka
tespit edilmelidir.
 Mal yeniden el değiştirmiş ise yeni malik yönünden de iptal koşullarının bulunup
bulunmadığı araştırılmalıdır.
 Yeni malik yönünden iptal koşullarının bulunduğu sonucuna ulaşılırsa, bu kişi de davalı
gösterilen tasarrufun iptali davası açılır. Ancak bu durumda mahkeme teminat aramaksızın
ihtiyati haciz kararı veremez. (İİK m.281/2)
 Yeni malik yönünden iptal koşullarının bulunmadığı sonucuna ulaşılırsa (kötü niyeti ispat
edilemezse) tasarrufun iptali değil, borçludan malı devralan kötüniyetli üçüncü kişiye karşı
tazminat talebinde bulunulmalıdır. –Her ne kadar tazminat talebinin muhatabı olmayacak
ise de bu davada zorunlu dava arkadaşı olan borçlu da taraf gösterilmelidir.- (İİK
m.283/2 – İptal davası, üçüncü şahsın elinden çıkarmış olduğu mallar yerine geçen
değere taalluk ediyorsa, bu değerler nispetinde üçüncü şahıs nakden tazmine
(Davacının alacağından fazla olmamak üzere) mahkum edilir.»
 Böyle bir durumda takdir edilecek olan tazminata tasarruf tarihinden itibaren değil
mahkeme kararı tarihinden itibaren faiz yürütülebilir.
87
Tasarrufun iptali davasına konu olan taşınmaz sonradan iyiniyetli bir üçüncü
kişiye ipotek edilmiş veya yeni malikin borcu için haciz konulmuş ise hangi
alacaklı öncelikli olacaktır?
 İİK m.282/son «İptal davası iyiniyetli üçüncü şahısların haklarını ihlal etmez»
 Bu nedenle, taşınmazı kötü niyetli olarak devralan üçüncü kişi bu taşınmazı iyiniyetli bir
kişiye ipotek etmiş ise ipotek alacaklısının iyi niyetinin korunması gerekir.
 Bununla birlikte Yargıtay, konu hakkında çelişkili kararlar vermektedir.
«Tasarrufun iptali davası, takıp alacaklısı Turgut Balcı ile taşınmaz maliki Oğuz Uçak arasında
görülmüştür. Tasarrufun iptali davasında ipotek alacaklısı banka taraf olmadığı gibi ipoteğin
kaldırılması da söz konusu değildir. Dolayısıyla tesis edilen ipotek bedeli rüçhanlı alacak
kapsamındadır.» (Yargıtay 12.HD., 10.12.2012, E:25903, K:37117)
88
«Somut olayda, dava konusu 1 ve 2 no.lu bağımsız bölümler 15.8.2007 tarihinde borçlu
tarafından davalı Seher'e satılmıştır. Anılan bağımsız bölümler üzerine 28.08.2007 tarihinde
davalı Seher'in borcu nedeniyle HSCB Bank lehine 400.000,00 TL ipotek konulduğu ve
taşınmazların davalı Seher'in anılan bankaya borcu nedeniyle Samsun 1. İcra Müdürlüğünün
2008/10458 sayılı takip dosyasından satış aşamasında olduğu anlaşılmaktadır. Mahkemece
verilen tedbir kararı icra yoluyla satışa engel olmadığından davacı vekiline 28.8.2007 tarihli
ipotek tesisi nedeniyle 4. kişi durumundaki HSCB Bank AŞ,'yi davaya dahil edip etmediği veya
davalı Seher Karataş hakkındaki davasını İİK 283/2 madde gereğince bedele dönüştürüp
dönüştürmediği hususunda seçimlik hakkının hatırlatılması, 4. kişi durumundaki HSCB Bank
AŞ, davacı tarafından davaya dahil edildiği takdirde adına davetiye tebliği ile taraf teşkilinin
sağlanması, davacı ve davaya dahil edilen HSCB Bank AŞ'in bildireceği delillerin toplanması,
davacının seçimlik hakkını davalı Seher yönünden İİK 283/2 madde gereğince bedele
dönüştürmesi halinde ise taşınmazların 4. kişi banka tarafından satılıp satılmadığı da
araştırılarak bedel yönünden değerlendirme yapılarak tüm delillerin birlikte değerlendirilmesi
ve sonucuna göre karar verilmesi gerekirken eksik incelemeye dayalı hüküm tesisi isabetli
görülmemiştir.» (Yargıtay 17.HD., 07.05.2013, E.5259, K.6454)
89
«Tasarruf, iptal davası açan alacaklıya karşı hüküm ifade etmeyeceğinden, iptal davasına konu
taşınmazı devralan borçlu Engin Alkın'ın alacaklıları tarafından uygulanan haczin iptal edilmiş
tasarruf oranında davayı kazanmış alacaklı H. Akın Sunucu'ya karşı önceliği bulunmamaktadır.
Diğer bir anlatımla, davayı kazanan alacaklı H. Akın Sunucu'ya iptal edilen tasarruf oranında,
sonradan haciz uygulayan T. Vakıflar Bankası T.A.O.'ından önce ödeme yapılmalıdır.» (Yargıtay
19.HD.,21.10.2004, E. 12360, K.10374)
«İİK.nun 283.maddesine göre; hacizde iptal davasını kazanan alacaklı, tasarruf konusu malın
borçlununmuş gibi haciz ve satışını isteyebilir. Satış sonucu elde edilen paradan alacağını alır.
Tasarruf iptal davası açan alacaklıya karşı hüküm ifade etmeyeceğinden, sonradan lehine ipotek
tesis edilen alacaklılar ile haciz uygulayan alacaklıların, iptal edilmiş tasarruf oranında davayı
kazanmış alacaklıya karşı önceliği bulunmamaktadır. Diğer bir anlatımla, davayı kazanan
alacaklıya iptal edilen tasarruf oranında, taşınmazı devralan kişinin verdiği ipoteklerle alacaklı
olanlar ile sonradan haciz uygulayan alacaklılardan önce ödeme yapılmalıdır.» (Yargıtay,
15.HD., 30.11.2000, E.7450, K.8250)
90
Tasarrufun iptali davası lehe sonuçlandığında, satış talebinde bulunabilmek için
kararın kesinleşmesi beklenilmeli midir?
 Sadece aile hukukuna, kişiler hukukuna ve taşınmazın aynına yönelik mahkeme kararları
kesinleşmeden icra edilemez. (HMK m.350/2) Tasarrufun iptali davası taşınmazın aynına
yönelik bir dava değildir. Çünkü, taşınmazın tapu kaydı iptal edilmemekte ve arta kalan bir
bedel olduğunda eski malik borçluya değil halen malik gözüken kişiye ödeme
yapılmaktadır. (İİK m.283) Bu nedenlerle, tasarrufun iptali davaları kesinleşmeden icra
edilebilir.
 Kaldı ki, mahkeme tarafından ihtiyati haciz kararı verilip sonradan dava kabul edildiğinde,
aksi yönde Yargıtay kararları bulunmakla birlikte, İİK m.264/3 gereğince karar tarihinden
itibaren 1 aylık süre içinde kararın ilgili icra dosyasına ibraz edilerek satış işlemlerine
başlanılması iddia edilebilir. (İİK m.264/3 «İhtiyati haciz, alacak davasının mahkemede
görüldüğü sırada konulmuş veya alacaklı birinci fıkraya göre mahkemede dava açmış
ise, esas hakkında verilecek hükmün mahkemece tebliğinden itibaren bir ay içinde
alacaklı takip talebinde bulunmaya mecburdur.»)
91
«Somut olayda, takip dayanağı ilam İİK'nın 277 ve müteakip maddelerine göre alınmış
tasarrufun iptaline ilişkin bir ilamdır. Aynı Yasa'nın 283. maddesine göre taşınmazın tasarrufun
iptaline konu edilmesi üçüncü şahıs üzerindeki kaydın tashihine mahal olmadan borçlunun
tasarrufa konu ettiği taşınmazdan alacaklıya haciz ve satışını isteyebilme hakkı verdiğinden
taşınmazın aynı ile ilgili değil şahsi hak doğurucu niteliktedir. HMK'nın 367/2. maddesi
kapsamında kalmadığından dayanak ilamın icrası için kesinleşme şartı aranmaz.» (Yargıtay
8.HD., 08.05.2012, E.3729, K.3956)
 Ana Kural: Aciz vesikasına konu olan alacak için faiz işlemez. (İİK m.143/4)
 İstisnası: Alacaklı iptal davası açıp kazanmış ise malın satış bedelinden işlemiş/işleyecek
faiz alacaklarını da tahsil edebilir. «İ.İ.K.'nun 143/4.maddesinde aciz belgesinde yazılı
alacak miktarı için faiz istenemeyeceği hükmü, alacaklının borçlunun malvarlığına dahil
mal ve haklardan tatmin edilmesi haline ilişkindir. Alacaklının, üçüncü kişinin malvarlığına
dahil mal ve haklardan tatmin edilmesi halinde alacaklı üçüncü kişilerden faiz isteyebilir.
Somut olayda tasarrufun iptali davasını kazanan alacaklı B... Demir Tic. ve San.Ltd.
Şti.,üçüncü kişi E... Petrol Sondaj Mak. Otom. San. Tic. Ltd. Şti.'nin malvarlığına dahil olan
emtiaların satış bedelinden tatmin edileceğinden ( İ.İ.K. 283. madde ve tasarruf iptal
edilmek suretiyle borçlunun malvarlığı meydana gelmiş olmakla, acizden
bahsedilemeyeceği için İ.İ.K.'nun 143/4.maddesinin uygulama yeri bulunmamaktadır. Bu
sebeple İ.İ.K. 143. maddesine göre icra emrinde faiz istenemeyeceğinin kabulüyle yazılı
şekilde hüküm tesisi isabetsizdir.» (Yargıtay 12 HD., 29.09.2011, E.1875, K.16987)
92
Borçlu hakkında iflasın ertelenmesi davası kapsamında verilmiş bir ihtiyati tedbir
kararı ile takipler durdurulmuş ise borçlunun muvazaalı olarak üçüncü kişiye
devrettiği mallar tasarrufun iptali davası açılabilir mi?
 İflasın ertelenmesi talebinde bulunulabilmesi için şirketin borca batık durumda bulunması gerekir.
(İİK m.179) Şirket borca batık durumunda olduğuna göre, iflasın ertelenmesini talep şirketin
muvazaalı tasarrufları bakımından açılan tasarrufun iptali davalarında aciz vesikası aranmaksızın
davaya devam edilmesi gerekir.
 Bununla birlikte Yargıtay, tasarrufun iptali davasında, iflasın ertelenmesi davasının bekletici mesele
yapılması ve bu davanın sonucuna göre karar verilmesi gerektiği görüşündedir.
«Dava; İİK.nun 277 ve devamı maddelerine göre açılan tasarrufun iptâli istemine ilişkindir.
Mahkemece "davacı tarafın aciz vesikası veya bu nitelikte haciz tutanağı ibraz edememesi nedeniyle
davanın reddine" karar verilmişse de verilen karar dosya içeriğine uygun düşmemektedir. Davalı
borçlu Gals Tekstil Konf. End. ve Tic. A.Ş. tarafından "iflâsın ertelenmesi" davası açıldığı ve davanın
halen derdest olduğu ve bu dava nedeniyle yapılan takiplerin tedbiren durdurulmuş olduğu, dosya
içeriğinden anlaşılmaktadır. İflâsın ertelenmesi kararı ile birlikte borçlu hakkında icra takibi
yapılamayacağı ve yapılan takipler de duracağından, alacaklılar tarafından takibe ilişkin bir işlemde
yapılamaz. Bu nedenle borçlu-davalı tarafından açılan iflâsın ertelenmesi davasının sonucunun
beklenilmesi, ondan sonra bir karar verilmesi gerekirken yazılı olduğu üzere "davanın reddine" karar
verilmesi doğru bulunmamıştır.» (Yargıtay, 17.HD, 10.7.2008, E.568, K.3930)
93
İptale tabi tasarruf aynı zamanda cezai müeyyideye tabi midir?
 İİK m.331 «Haciz yolu ile takip talebinden sonra veya bu talepten önceki iki yıl içinde
borçlu; alacaklısını zarara sokmak maksadıyla, mallarını veya bunlardan bir kısmını
mülkünden çıkararak, telef ederek veya kıymetten düşürerek hakiki surette yahut
gizleyerek muvazaa yoluyla başkasının uhdesine geçirerek veya asıl olmayan borçlar
ikrar ederek mevcudunu suni surette eksiltirse, aleyhine aciz belgesi aldığını veya
alacaklı alacağını alamadığını ispat ettiği takdirde, altı aydan üç yıla kadar hapis ve
bin güne kadar adli para cezası ile cezalandırılır.
……………
Taşınmaz rehni kapsamında bulunan eklentinin rehin alacaklısına zarar vermek
kastı ile taşınmaz dışına çıkarılması halinde, eklentinin zilyedi iki yıldan dört yıla
kadar hapis ve bin güne kadar adli para cezası ile cezalandırılır.»
 Şikayet Süresi: Öğrenme tarihinden itibaren 3 ay, her halükarda tasarruf tarihinden itibaren
1 yıl. (Şikayet süresi her halükarda 1 yıl olduğu için İİK m.331’de yer alan 2 yıl ifadesinin 1
yıl olarak kabul edilmesi gerekir.)
 Tasarrufun iptali davası açılmışsa İİK m.331 gereğince yapılan şikayette mahkeme,
tasarrufun iptali davasının sonucunu bekletici mesele yapacaktır.
94
İptale tabi tasarruflar nelerdir?
1.Karşılıksız Tasarruflar (İİK m.278)
–Hacizden veya acizden önceki son iki yıl içinde yapılan Bağışlamalar
 Bağışlama gibi kabul edilen tasarruflar
-Karı ve koca ile usul ve füruu, neseben veya sıhren üçüncü dereceye kadar (Bu derece dahil)
hısımlar, evlât edinenle evlâtlık arasında yapılan ivazlı tasarruflar,
-Akdin yapıldığı sırada, kendi verdiği şeyin değerine göre borçlunun ivaz olarak pek aşağı bir fiyat
kabul ettiği akitler,
-Borçlunun kendisine yahut üçüncü bir şahıs menfaatine kaydı hayat şartiyle irat ve intifa hakkı
tesis ettiği akitler ve ölünceye kadar bakma akitleri
2.Aciz Hali İçinde Yapılan Tasarruflar (İİK m.279)
-Haciz veya acizden önceki son 1 yıl içinde yapılan Önceden resmi olarak taahhüt edilmemiş olmak kaydıyla mevcut bir borcun teminatını teşkil etmek
üzere verilen rehinler,
 Mutad olmayan ödeme vasıtalarıyla yapılan ödemeler (Örneğin borca karşılık malın mülkiyetinin
alacaklıya devredilmesi)
 Henüz vadesi gelmemiş borçlar için yapılan ödemeler
 Kişisel hakların kuvvetlendirilmesi için tapuya verilen şerhler (kira şerhi, intifa hakkı vs.)
Bu tasarruflardan istifade eden kimse borçlunun hal ve vaziyetini bilmediğini ispat ederse iptal
95
davası dinlenmez.
3.Alacaklılara Zarar Vermek Maksadıyla Yapılan Tasarruflar (İİK m.280)
-Takipten önceki son beş yıl içinde yapılan-
 Muvazaalı icra takibi yapıp borçlunun malvarlığı üzerine haciz koymak.
 Haksız olarak yapılan bir icra takibine itiraz etmemek, zamanaşımı itirazında bulunmamak.-böyle
bir durumda mahkemece, icra dosyasından takip alacaklısına ödenecek olan tutarların iptal
davasını kazanan alacaklıya ödenmesine karar verilir Mirası reddetmek
 Miras taksim sözleşmesi ile diğer mirasçılar lehine miras hissesinden feragat etmek
 Boşanma protokolü ile malvarlığının eşe bırakılması
 Alacağı temlik etmek
 Borçlunun aleyhine açılan tapu iptal davasını kabul etmesi
 Borçlunun tacirin ticari işletmesinin önemli bir kısmını devretmesi, satması yahut işyerindeki ticari
mallarının tamamını veya önemli bir kısmını devretmesi, satması (Devir tarihinden en az üç ay önce
alacaklılara bildirmesi veya yine en az üç ay öncesinde durumu sicil gazetesi vs., yöntemlerle ilan
etmesi durumu hariç)
Bu işlemler, borçlunun içinde bulunduğu mali durumun ve zarar verme kastının, işlemin diğer
tarafınca bilindiği veya bilinmesini gerektiren açık emarelerin bulunduğu hallerde iptal edilebilir.
Üçüncü şahıs, borçlunun karı veya kocası, usul veya füruu ile üçüncü dereceye kadar (bu derece
dahil) kan ve sıhri hısımları evlât edineni veya evlâtlığı ise borçlunun birinci fıkrada beyan olunan
96
durumunu bildiği farz olunur.
Namı-ı müstear nedir? Nam-ı müstear iddiası tasarrufun iptali davası yoluyla
ileri sürülebilir mi?
 İcra ve iflas hukuku bakımından nam-ı müstear, borçlunun kendi üzerine mal edindiğinde
alacaklılarının söz konusu malı haczedebileceğini düşünerek doğrudan üçüncü kişi üzerinde
(nam-ı müstear) mal edinmesi durumudur. Borçlunun esasen parasını kendisi vererek eşi
veya bir üçüncü kişi adına gayrimenkul alması bu duruma örnek olarak gösterilebilir.
 Nam-ı müstear durumunun varlığının tespiti halinde iki şekilde hareket etmek mümkündür;
1. Borçlunun, kayden malik gözüken üçüncü kişiden taşınmazın kendi adına devredilmesini
talep etme hakkı bulunduğundan, bu hakkı haczettirip icra müdürlüğünden alacağı yetki ile
tescile zorlama davası açmak (TMK m.716)
2. İİK.nun 278.maddesinde tasarrufun iptali sebepleri arasında “bağışlama ve ivazsız
tasarruflar” da sayıldığından, ivazsız tasarruf yerine geçen taşınmaz için diğer koşullar da
bulunuyorsa tasarrufun iptali davası açmak.
«….Satın alınan taşınmaz bedeli borçlunun malvarlığından çıkmış fakat karşılığı olan taşınmaz
kendi isteği üzerine karısının malvarlığına karşılıksız olarak girmiştir. Borçlunun bağış olarak
karısı yararına ödediği bedel ve tapuda karısı adına ferağ verilmesi isteği, kapsam ve niteliği
itibariyle borçlu tasarrufu olup bu tasarruf sonucu davalı eşin edindiği taşınmazdan
İİK.m.278/1’deki şartlar mevcutsa İİK m.283 hükmünce tahsiline imkan verilmelidir.” (Yargıtay
15.HD., 21.10.1988, E.2561 K.3344)
97
Download

Kimler ihalenin feshi davası açabilir