“AB Sürecinde Avrupa’daki Türk İşadamlarının Konumu” Paneli
30.Mayıs.2014, Münih
Avrupa Birliği Bakanı Sayın Mevlüt Çavuşoğlu,
AB Parlamentosu Almaya Milletvekili Sayın İsmail Ertuğ,
Değerli MÜSİAD Başkanları, Yöneticileri, Üyeleri, Dostları,
Kıymetli Hanımefendiler, Beyefendiler,
"AB Sürecinde Avrupa’daki Türk İşadamlarının Konumu” temalı panelimize gösterdiğiniz
alaka ve katılım için teşekkür ediyorum, hoş geldiniz, şeref verdiniz.
Sayın Bakanım, Değerli Misafirler,
Avrupa'daki Türk İşadamları'nı konuşacağız. Ancak, bu fırsatla, Türkiye AB ilişkilerinin de bir
değerlendirmesini yapmamızın doğru olacağını düşünerek, ben, giriş konuşması olarak,
izninizle, bu konuyu değerlendireceğim. Daha sonra, hem Sayın Bakanımız ve Sayın MV'den
görüşlerini alıp, sizlerin de katkılarıyla devam edeceğiz.
Avrupa ile olan ilişkileri yüzyıllar öncesine uzanan Türkiye, sadece Kıta Avrupası’ndaki
iktisadi, siyasi ve sosyo-kültürel gelişmeleri etkilemekle kalmamış, bununla beraber, kendisi de
bu gelişmelerden etkilenmiştir. Dolayısıyla, AB ile olan ilişkilerimiz, Türkiye’nin en temel dış
politika konularından biridir. Bu çerçevede de, Avrupa Birliğine üyelik hedefi, hükümetlerin
stratejik bir hedefi olmuştur.
MÜSİAD olarak, AB ile olan ilişkilere bakış açımızı şöyle ifade etmek isterim. Biz AB’yi,
ekonomik kalkınmada, tek başına bir alternatif olarak görmüyoruz. Türkiye, sadece refah
düzeyini arttırmak için AB’ye girmek istememelidir. Tarihsel süreç içerisinde, ekonomik,
siyasi, hukuki, askeri ve toplumsal nedenler, hep birlikte toplumumuzu etkilemiş ve sonuçta
AB üyeliği de, bir tercih haline gelmiştir.
Devamla, Türkiye AB ilişkileri, Türkiye’nin AB üyeliği çerçevesini aşan bir öneme sahiptir.
Türkiye, kendi iç dinamikleri bakımından medeniyet iddiası olan ve kendini merkez olarak
görmesi gereken bir ülkedir. AB üyeliği, Türkiye’nin Merkez Ülke ve Bölgesel bir güç olma
iddiasından vazgeçeceği anlamına da, gelmemelidir.
Diğer taraftan, 53 yıllık AB üyeliği maceramızda, özellikle 1995 yılında imzalanan Gümrük
Birliği anlaşmasıyla sağlanan Avrupa ile Entegrasyonun, Ekonomik Getirileri ortadadır.
Gümrük Birliği, Türk Özel Sektörünün rekabet gücünün artmasında oldukça etkin bir rol
oynamıştır.
Nitekim, İkili Ekonomik İlişkiler açısından da bakıldığında, AB, Türkiye'nin dış ticaretinin
% 40'ını ve yıllık ihracatının yaklaşık yarısını gerçekleştirdiği ,Türkiye’nin en büyük ticaret
ortağıdır.
Gümrük Birliği'nin uygulama döneminde, AB ile Türkiye arasındaki ikili ticaret hacmi,
1995-2013 yılları arasında, 30,2 milyar $ seviyesinden, 155 milyar $ seviyesine yükselmiştir.
Gümrük Birliği'nin yürürlükte olduğu 17 yıl boyunca, Türkiye'ye gelen Doğrudan Yabancı
Sermaye Yatırımları, önemli bir artış kaydetmiş ve özellikle, Türkiye'nin AB'ye üyelik
müzakerelerinin başladığı 2005 yılından itibaren, artarak devam etmiştir. Türkiye'ye,
2002-2013 yılları arasında giriş yapan toplam 111 milyar $ Doğrudan Yabancı Sermaye
Yatırımının, % 75'i AB kaynaklıdır. Türkiye'nin yurtdışında gerçekleştirdiği Doğrudan
Yatırımların ise, yaklaşık yarısı AB'ye yapılmaktadır.
İşte, böyle bir resim içerisinde, AB, çok önemli bir gerçek, bizim açımızdan. Avrupa’da, 4
milyonun üzerinde insanımız yaşıyor. Yaklaşık 150.000 girişimcimiz var. Ekonomimiz,
yatırımlarımız ve turizmimiz açısından, karşı koyulamaz bir etkileşim var. Ekonomik olarak,
zaten bir entegrasyon ve birlikteliğimiz söz konusu.
Tam da bu noktada, vurgulamak istediğim bir konu var. Son 10 yıl içinde, ülkemizde; hukuki,
siyasi ve ekonomik alanda, pek çok ilerlemeler kaydedildi. Bu çerçevede, Türkiye’nin son 10
yılda attığı adımlarda, AB çıpasının ne kadar etkili olduğunu da, hep birlikte gördük. AB üye
adayları arasında, en çok reform yapan ülkelerden biriyiz. Yine, kriz döneminde, AB üye
ülkeleri kendi şartları olan Maastricht Kriterlerini yerine getirmede başarılı olamazken,
Türkiye, son 7 yıllık dönemde, bütçe dengesi ve borç yönetimi açısından, bu kriterleri yerine
getirmede, en başarılı ülkedir.
Bugün gelinen noktada ise, tam üyeliğin en önemli aşamalarından biri olan Gümrük Birliğinin,
şu ana kadar Türkiye ve AB için karşılıklı ekonomik faydalar getirmesine rağmen, Gümrük
Birliği ticaret entegrasyonu, artık değişen küresel ekonomik şartlara cevap verememekte ve
Türkiye’nin aleyhine sonuçlar doğurmaktadır. Biz, AB ile Gümrük birliği anlaşmasını
imzaladığımızda, üye sayısı 15 idi, şimdi 28. Dolayısıyla, Gümrük Birliği, bu yeni 13 AB
ülkesine karşı, Türkiye’nin rekabet koşullarını koruyamıyor. Yeni AB ülkeleri, vize sorunu
olmadan seyahat ederlerken, Türk işadamları, vize çilesi ile uğraşmaya devam ediyor.
Bir başka somut bir örnek verecek olursak; Türkiye, 28 AB üyesi ile beraber, AB’nin ortak
gümrük alanında yer almakta. Ancak, Türkiye, AB’nin politikaları ve mevzuatı ile
uyumlaşmayı sağlamakla yükümlü olmasına rağmen, AB’nin Gümrük Birliği ile ilgili
alanlardaki karar verme mekanizmalarına katılamamaktadır. Böyle bir asimetri, Türkiye
aleyhine işlemektedir. Mesela, AB ile ABD, AB ile Meksika arasında yapılan STA
görüşmelerine ve bu anlaşmalara, Türkiye’nin dâhil olamaması, ekonomimiz için büyük bir
kayıptır.
Bu şekilde, AB’nin Türkiye’yi dışarıda bırakarak imzaladığı STA’lar ile, üçüncü ülkeler,
ürünlerini AB üzerinden Türk pazarına gümrüksüz sokabilme imkânına sahip olabilecekken,
Türkiye’nin bu ülkelere olan ihracatı, gümrüğe tabii olmaya devam edecektir. Bu durum, hem
bu ülkeler ile olan ticaret dengemizi olumsuz etkileyecek, hem de AB ürünleri karşında,
Türkiye’nin rekabet gücünü azaltacaktır. Türkiye’nin bu durumda önünde 3 seçeneği
bulunmaktadır:
1. Üçüncü ülkelerle alternatif bir STA imzalaması
2. Türkiye’nin AB ile birlikte STA’lara dâhil olması
3. Gümrük birliği temelinde, AB’nin tüm üçüncü ülkelerle imzaladağı STA’lara, Türkiye’nin
otomatik dâhil edilmesi.
Diğer taraftan, AB tarafından, aşağıdaki alanlarda da, politik adımların atılmasına ihtiyaç
vardır:
* Karayolu taşımacılığı ruhsatları, özellikle transit geçiş için, gümrük birliği kapsamındaki
mallarda, serbest hale getirilmelidir.
* İş amacıyla AB’ye seyahat eden işadamlarının, daha basit belge koşullarıyla, uzun vadeli,
çoklu giriş vizeleri veya AB ülkesine girişte vize alabilmeleri sağlanmalıdır. Bu doğrultuda,
Aralık 2013’de, Türkiye-AB Vize Serbestisi Diyaloğu Mutabakat Metni imzalandı. Bu
anlaşmanın yürürlüğe girmesi ile birlikte, AB sürecinin daha farklı bir boyut kazanabileceğini
düşünüyoruz.
Diğer taraftan, geçen hafta gerçekleştirilen Avrupa Parlamentosu seçim sonuçları, sadece
Avrupa Birliği’ni değil, katılım müzakerelerini yürüten bir ülke olarak, Türkiye’yi de yakından
ilgilendirirken, Avrupa genelinde 14 ülkede, 33 temsilciliği bulunan MÜSİAD için de, önem
arz etmektedir. Seçim sonuçları değerlendirildiğinde, aşırı sağ ve AB karşıtı görüşleri temsil
eden partilere verilen desteğin, ciddi bir şekilde arttığını görmekteyiz. Bu durum, elbette AB
üyesi ülkeleri olduğu kadar, bizi de endişeye sevk etmektedir. Irkçılık, yabancı düşmanlığı,
etnik ayrımcılık ve farklılıklara karşı hoşgörüsüzlük, kriz dönemlerinde hep yükselişe
geçmiştir. Bazı AB üyesi ülkelerde, şiddetli bir şekilde hissedilen ekonomik kriz, uçtaki
partilerin yükselişini de beraberinde getirmiştir.
Avrupa Parlamentosu seçim sonuçları, Türkiye'nin Avrupa Birliği üyeliğinin, kıtanın geleceği
ve huzuru açısından, elzem hale geldiğini, ortaya koymaktadır. Bu arada, AB sınırları içinde
yaşayan çok geniş Müslüman bir nüfus bulunduğu da unutulmamalıdır. Kriz sonrası giderek
artan, İslamafobia ve Türkofobia’dan, endişe duymaktayız. Bu sürecin, ciddi olumsuzlukları
üretmesi, bizi derinden yaralayacaktır. Özellikle, son dönemlerde Almanya özelinde yaşanan
ırkçı hadiseler, bizi kaygıya sevk etmektedir. Oysa uzun bir süredir AB sınırları içinde yaşayan
Türk kardeşlerimizin, yeni bir AB vatandaşlığı fikri altında toplandıklarını görmekteyiz ve bu
süreci de, AB’nin sosyal politikaları adına, olumlu bir gelişme ve katkı olarak görüyoruz.
Ancak, burada yaşayan Türk kardeşlerimizin, AB vatandaşlığı fikrini içselleştirmeleri, bazı
sorunları hala çözmemektedir. Örneğin, din hususu, hala çözülememiş bir sorundur. Özellikle,
hala, birçok AB ülkesinin, İslam’ı resmi bir din olarak kabul etmemeleri, İslamafobianın
oluşmasına da, katkı sunmaktadır. Öte yandan, İslam karşıtlığının bir ayrımcılığa yol açtığı ise,
başka bir gerçektir.
Tarihi komşulukları, yüzyılları aşan birlikteliğimizle, biz, birbirimizi iyi tanırız. Bu da, pek tabii
bir süreçtir. Kimi dönemler, biz AB’yi örnek aldık, kimi dönemler ise, AB bizi örnek aldı.
AB birliği üye ülkeleri içinde yaşanan sorunların, önemli çözüm yollarından birinin de,
örgütlenmiş bir STK yapısına sahip olmak olduğunu düşünüyoruz. Bu kanaatimizin referansı
ise, aslında AB’nin ürettiği değerler silsilesidir. Pek tabii ki, hemen çözülemeyecek sorunlar,
mutlaka olacaktır. Ancak, örgütlü, kurumsal geleneği olan STK’ların, sorunların çözümüne çok
olumlu katkılarının olacağını düşünüyoruz.
Özellikle bu nokta da, MÜSİAD olarak, çeyrek yüzyıla yaklaşan STK tecrübemizle, buradaki
dostlarımızın yanında olduğumuzu ifade etmek isterim. Hem entelektüel derinliğimizle, hem
de kurumsal tecrübelerimizle, istenilen her türlü desteği verebiliriz.
Değerli Misafirler,
“AB Sürecinde Avrupa’daki Türk İşadamlarının Konumu” Panelimizi onurlandırarak, yarın
yapacağımız, MÜSİAD Avrupa Genişletilmiş İstişare Toplantımızı da zenginleştiren, AB’den
sorumlu Bakanımız Sayın Mevlüt Çavuşoğlu’na, AB Parlamentosu Almaya Milletvekili Sayın
İsmail Ertuğ’a,panelimizin gerçekleşmesinde büyük emeği geçen Münih MÜSİAD Başkanımız
Salim Şahin ve arkadaşlarına teşekkür ederim. Panelimizi onurlandıran kıymetli
temsilcilerimize, değerli üyelerime, siz değerli misafirlere ve basının değerli temsilcilerine de
teşekkür ediyor, hepinize saygılar sunuyorum.
Nail Olpak
Genel Başkan
MÜSİAD
Download

30 Mayıs 2014 AGİT - Avrupa Genişletilmiş İstişare Toplantısı