İLİ
: GENEL
TARİH : 26.09.2014
İŞ VE TİCARET AHLAKI-ÂHİLİK
Aziz Kardeşlerim!
Okuduğum âyeti kerimede Yüce Mevlamız, Kerim
Kitabında şöyle buyurmaktadır: “İnsan için ancak çalıştığı
vardır. Şüphesiz onun çalışması ileride görülecektir.
Sonra çalışmasının karşılığı kendisine tastamam
verilecektir.”1
Okuduğum hadis-i şerifte ise Sevgili Peygamberimiz
(s.a.s), şöyle buyurmaktadır: “Çalışana ücretini, teri
kurumadan önce veriniz.”2
Kardeşlerim!
Bir Müslümanın ticaret ve iş ahlakının nasıl olması
gerektiğini öğretir bizlere bu ilahi ve nebevi ilkeler. Buna
göre; dinimizin iş ve ticaret ahlakı doğruluk, dürüstlüktür;
helal-haram duyarlılığıdır; işçi-işveren hakkına riayettir;
alın terine saygıdır, onu heba etmemektir. Dinimize göre,
kazanç için her yol mübah sayılamaz. Kardeşin sırtına
basarak kazanca kazanç katılamaz. İşin ucuzu ve kolayına
kaçılamaz. Hele hele gelir elde etmek için insan onuru,
haysiyeti çiğnenemez, emek sömürülemez, can güvenliği
tehlikeye atılamaz. İnsan için vazgeçilmez olan hayat hakkı
hiçbir bedele değiştirilemez.
Değerli Müminler!
Yüce dinimiz, iş güvenliği ve ahlakına böylesine önem
vermişken günümüzde ihmalkârlıklar, vurdumduymazlıklar
sebebiyle yaşanan iş kazalarına hemen her gün üzüntüyle
şahit olmaktayız. Türlü eza, cefa ve meşakkatle çalışan
kardeşlerimizin fedakârlığı her türlü takdirin üstündedir.
Ancak onların en değerli kazancı elde etmek için akıttıkları
alın terlerinin heba edilişi, ölüm riski altında güvensiz
ortamlarda çalışmaya mahkûm edilişleri, hayat haklarının
hiçe sayılışı, vicdanların kabul edebileceği bir durum
değildir. Bu, apaçık bir haksızlıktır. Bu, insan hakkını,
hukukunu, saygınlığını çiğnemektir. İnsan hakkını
çiğnemek, onun saygınlığına halel getirmek aslında onu
yaratan Allah’a saygısızlıktır. Kaldı ki, mümin bir kimse,
kul hakkına riayetin Alemlerin Rabbine saygı olduğunu
gayet iyi bilir.
İş
hayatında
yaşadığımız
üzücü
hadiseleri
değerlendirirken Yaratıcının sonsuz kudretini hiçe saymak
ne kadar yanlışsa insanın ihmal kaynaklı suç ve
vurdumduymazlıklarına ilahi kudret üzerinden mazeret
üretmek de o kadar yanlıştır. Bu sebeple, ilahi adalete gölge
düşüren tez ve yorumlardan kaçınmak gerekir.
Kıymetli Kardeşlerim!
Günümüzde üretim ve tüketim konusunda bir takım
çarpıklıkların olduğu da açıktır. Bir tarafta helal-haram
düşünmeden konforun alabildiğine kuşattığı bir yaşam tarzı,
diğer tarafta tek kaygısı evine ekmek parası götürmek olan
insanlar. Bir tarafta, daha çok kazanma arzusunda olanlar;
diğer tarafta hayatını devam ettirebilmek için rızkının
peşinde koşanlar. Bir tarafta kolay yoldan zengin olmak
isteyenler, diğer tarafta bir helal lokma uğruna alın teri
dökenler...
Evet ne acıdır ki modern zamanlar, iş ve ticaret
ahlakımızı da etkiledi. Dürüst, güvenilir, işinin ve işçinin
hakkını verenlerin yanında sadece maddiyat ve kazanç
odaklı düşünenlerin de sayısı arttı. Rahmet Elçisi’nin “Bizi
aldatan bizden değildir”3 uyarısı, ticaretin de bir imtihan,
mesleğin gereğini yapmanın da bir ibadet olduğunu
unutanlarca dünyevi çıkarlara kurban edilir hale geldi.
Kardeşlerim!
Kişinin kimseye muhtaç olmadan hayatını sürdürmesi,
çoluk-çocuğunun nafakasını temin etmesi esastır. Bu
maksatla helal ve meşrû yoldan kazanç temini için
çalışmak, iş ve ticaret hayatının içinde bulunmak kutsal
sayılmıştır. Ancak Allah rızasının, helal-haram çizgisinin
gözetilmediği, haksızlık ve aldatma içeren her türlü ticaret
de yerilmiştir. Nitekim Efendimiz (s.a.s) böylelerinin
ibretlik durumunu şöyle bir soruyla ortaya koymuştur:
“Yediği haram, içtiği haram, giydiği haram bir kimsenin
duasına Allah cevap verir mi?”4
İşte dinimizin iş ahlakından, milletimizin değerlerinden
ilham alan ecdadımız, on üçüncü yüzyılda Ahilik Teşkilatını
kurmuştur. Bu teşkilat, iş ve ticaret hayatı içerisinde yer
alanları doğruluk, güvenilirlik, cömertlik, tevazu gibi
prensipler şemsiyesi altında birleştirmiş ve her şeyden önce
onları “kardeş” kılmıştır. Âhilik, ahlâkın ticari hayat için de
vazgeçilmez olduğunu mensuplarına her daim telkin
etmiştir. Ahîlik teşkilatı, insanların aldatılmasına engel
olmuştur. Mesleğe yeni başlayan kimselerin, işlerini iyice
öğrenip liyakatli hale gelmedikçe, iş hayatında yer
almalarına bu yapı tarafından müsaade edilmemiştir. Bu
bağlamda, Yüce Rabbimizin; “Emanetleri ehline verin”4
uyarısına her zaman sadık kalınmıştır.
Kardeşlerim!
Mümin, her şeyden önce güvenilir kişi demektir.
Öyleyse mümin, kazanırken de başkasının hakkına tecavüz
etmemelidir. O, helal kazanç uğruna dürüstçe yaptığı her
işin ibadet olduğu bilinciyle hareket etmelidir. Mümin,
çoluk çocuğuna yedireceği haram bir lokmanın, kendi
midesini kavuran bir ateş topu olacağını unutmamalıdır.
Rabbimizin şu ölçüleri, müminin kazanç felsefesi olmalıdır:
“Ölçüde ve tartıda hile yapanların vay haline! Onlar
insanlardan bir şey ölçüp aldıkları zaman, tam ölçerler.
Fakat, kendileri onlara bir şey ölçüp, yahut tartıp
verdikleri zaman eksik ölçüp tartarlar. Bunlar, büyük
bir günde tekrar dirileceklerini sanmıyorlar mı?”5,
“Ey İman edenler! Karşılıklı rızaya dayanan ticaret
dışında mallarınızı aranızda haksızlıkla yemeyin”6
1
Necm, 53/39-41.
İbn Mace, Rühûn, 4.
3
Tirmizi, Buyû’, 74.
4
Müslim, Zekât, 19
5
Mutaffifîn, 83/1-5.
6
Nisâ, 4/29.
2
Hazırlayan: Din Hizmetleri Genel Müdürlüğü
Download

İLİ : GENEL TARİH : 26.09.2014