7.4.1. Komşularla İletişim
“Allah’a ibadet edin ve ona hiçbir şeyi ortak
koşmayın.
Anaya, babaya, akrabaya, yetimlere,
yoksullara,yakın komşuya, uzak komşuya,
yanınızdaki arkadaşa, yolcuya ve elinizin
altındakilere iyilik edin. Şüphesiz,
Allah kibirlenen ve övünen kimseleri
sevmez.” (Nisa sûresi, 36. ayet)
Komşuluk, birbirine bitişik veya yakın yerlerde
yaşayan kişilerin arasındaki sosyal ilişkidir. İnsan
sosyal bir varlıktır. Mutlulukları paylaşmak,
hayatın zorluklarını aşabilmek ve Allah’ın
rızasına uygun bir hayat yaşayabilmek için Hz.
Âdem’den bugüne kadar insanlar hep bir arada
yaşamış, bundan dolayı da sosyal kurallar
oluşmuştur. Güzel dinimiz İslam da biz insanlara
toplum içinde nasıl mutlu bir hayat
yaşayacağımızı öğretmiştir.
“Ey insanlar! Doğrusu biz sizi bir erkekle bir
kadından yarattık. Ve birbirinizle tanışmanız
için sizi kavimlere ve kabilelere ayırdık.
Muhakkak ki Allah yanında en değerli olanınız,
ondan en çok sakınanınızdır. Şüphesiz Allah
bilendir, her şeyden haberdardır.” ayetiyle
Yüce Allah bizlere insan ilişkilerinin önemine ve
toplum içinde ona yöneldiğimiz takdirde
yaptıklarımızın daha değerli olacağını
belirtmektedir.
İşimiz, hâlimiz ve mevkimiz ne olursa olsun,
yaşadığımız müddetçe etrafımızda mutlaka
insanlar olacaktır. Bu, toplum hayatının bir
sonucudur.
Hayatı yaşanır kılan, insanın diğer
insanlarla bir arada bulunması, zorlukları ve
güzellikleri paylaşmasıdır. Bu paylaşımın
olmadığı ortamlarda, sağlıklı bir toplum
hayatından söz etmek mümkün değildir.
Bir bireyin etrafında çekirdek ailesi, geniş
ailesi, akrabaları, ayette ifade edildiği gibi
yakın ve uzak komşusu ve ait olduğu millet
adını verdiğimiz toplumdan oluşmuş bir
çevresi vardır. Bireyin içinde bulunduğu bu
sosyal yapı içerisinde komşuluk, bireyle
toplum arasında önemli bir basamağı
oluşturur.
Öyle ki ailemizden sonra en yakın ilişki
kurduğumuz insanlar, şüphesiz komşularımızdır.
Onlar, günün her saatinde farklı sebeplerle yüz
yüze geldiğimiz insanlardır. Hatta zamanla
komşularımız aile fertlerimizden daha yakın
hâle gelir. Komşularımız, zor zamanlarımızda
yardım istediğimiz, sevinçli anlarımızda
mutluluğumuzu paylaştığımız insanlardır.
Komşularımız aile fertlerimiz gibidir.
Dinimiz, insan ilişkilerinde, iyilik etmek ve
mütevazı olmak esaslarına dikkat etmemizi
istemektedir. Her insanın Allah’ın kuluolduğu
gerçeğinin göz önünde bulundurulması ve
diğer insanlarla ilişkilerde bu gerçeğin asla
unutulmaması gerekmektedir. Rabb’imizin
komşuluk ilişkilerine ne kadar önem
verdiğini Peygamberimiz şu hadis-i şerifte
ifade etmektedir:
“Cebrail bana komşu hakkında o kadar tavsiyede
bulundu ki, Allah Teâlâ komşuyu komşuya mirasçı
kılacak sandım.”
Komşuluk, toplumsal ilişkilerin temelini oluşturur. Bu
sebeple komşuluk ilişkilerinde ortaya çıkan sorunlar
toplumun tamamına etki eder.
Yaşadığımız şehir hayatı, insanı kalabalıklar
içinde birbirine yabancı komşular durumuna
getirmiştir. Günümüzde hem iş ortamında hem
de komşuluk ilişkilerinde herkesin kendi işine
baktığı, kendi özel hayatı içinde “yalnızlık”
yaşadığı bir hayat anlayışı hâkimdir. Bu durum
psikolojik ve sosyal olumsuzlukları da
beraberinde getirmektedir.
Mesela, yıllardır aynı binada yaşadıkları halde
birbiri ile tanışmayan, komşuluk ilişkilerine
girmeyen ve komşu haklarından haberi
olmayan nice insanların, ailelerin varlığını
görmekteyiz.
“Yapacağı kötülüklerden komşusu emniyette
olmayan kimse cennete giremez.” buyuran
Peygamberimiz, komşular arasında asgarî
seviyede bile olsa güven duygusunun oluşacağı
kadar bir görüşmenin öneminden
bahsetmektedir.
Komşusuna güven duygusu bile veremeyen,
mesafeli duruşlarla oluşturulmuş hayat
tarzında, komşuluk ilişkisinden söz etmek
mümkün değildir.
Aslında komşuluk ilişkileri biraz da endiliğinden
oluşur. Soğuk ilişkileri, yapacağımız ufak
müdahalelerle dinimizin istediği insan
ilişkilerine dönüştürebiliriz. İlk bakışta basit gibi
görünen küçücük girişimler, böyle bir komşuluk
ilişkilerinin oluşmasını ve devamını sağlayabilir.
Merdivende karşılaştığımız komşumuza
vereceğimiz bir selam, göstereceğimiz bir güler
yüz, samimi bir hâl hatır sormak, gerektiğinde
pişirdiğimiz yemekten ona bir tabak ikram
etmek, komşular arasında oluşacak sıkı bağların
ilk adımını oluşturacaktır.
Sevgili Peygamberimiz, “Komşularına,
iyi komşuluk et ki gerçek Müslüman
olasın.” hadis-i şerifleriyle bir anlamda
gerçek Müslüman olmayı, komşularla iyi
ilişkiler içinde bulunmaya bağlamıştır.
Böylece insan ilişkilerinin dinimizdeki yerini
bizlere hatırlatmakta, komşuluğun önemini
vurgulamaktadır.
“Ev alma, komşu al.” atasözü ile atalarımız
komşuluğun hayatın merkezinde olduğunu
vurgulamaktadırlar. Peygamber Efendimiz, “İyi bir
komşu, rahat bir binek ve geniş bir ev, insanı
mutlu eden sebeplerdendir.” hadis-i şerifleriyle
insan merkezli bir hayatın mutluluk ölçülerini
vermektedir
2. Komşularla Sevinci ve Üzüntüyü
Paylaşmak
Peygamber Efendimiz, hayatı boyunca tüm
insanların yardımına koşmuş, bilhassa
mazlumların sıkıntılarını, üzüntülerini gidermeye
çalışmıştır. Peygamber olmadan önce bile nerede
yardım isteyen biri varsa mutlaka onun yanında
olmuştur. Hılfü’l-Füdûl (Erdemliler Birliği) adı
verilen derneğinin üyelrinden biri olması, onun
ne kadar yardımsever bir insan olduğunu
göstermektedir.
Ayrıca tüm şehir halkının kendisine
“Muhammedü’l-Emin” demeleri, ona bu kadar
büyük bir güven duymaları, onun arkadaşlarına,
komşularına, ayrım yapmaksızın tüm insanlara
değer verdiğini göstermektedir. Arkadaşlığı ve
komşuluğu böyle güzel olan bir insanın
peygamberlikle vazifelendirilmiş olması, en güzel
davranışlarla bizlere örnek olması anlamına
gelmektedir. Bizler de her konuda olduğu gibi onun
izinden gidip komşuluk, arkadaşlık ilişkilerimizde
onu örnek almalıyız.
“Kullarıma söyle, sözün en güzelini
söylesinler! Sonra şeytan aralarını bozar.
Çünkü şeytan, insanın apaçık düşmanıdır.”
ayeti, çevremizdeki insanlara güzel söz
söylemenin önemini vurgulamaktadır.
Komşularımızda sosyal hayatta en çok
karşılaştığımız insanlar olduğu için onlara
söyleyeceğimiz güzel bir söz veya onları
kırmaktan çekinerek yaptığımız her görüşme
bizlere sevap kazandıracaktır. Bu noktada
Peygamber Efendimizin, “Güzel söz sadakadır.”
ifadesi ne kadar da anlamlıdır.
“Ant olsun, size kendi içinizden öyle bir
Peygamber gelmiştir ki, sizin sıkıntıya
düşmeniz ona çok ağır gelir. O size çok
düşkün, müminlere karşı da çok şefkatli ve
merhametlidir.” (Tevbe sûresi 128. ayet)
Peygamberimiz birçok hadisinde insanın sosyal
hayata karşı olan sorumluluklarını, Allah ile insan
arasındaki konulardan biri olarak tanımlamıştır.
Çünkü Allah hem insana kendisi için vazifeler
vermiş, hem de ondan başkalarına örnek olmasını
istemiştir. Şüphesiz bu örnekliğin başında
komşuluk ilişkileri gelmektedir. Hz. Peygamber bir
hadisinde, “… Allah Teâlâ’ya göre komşuların
hayırlısı, komşusuna karşı daha hayırlı olandır.”
buyurarak komşuluğun vazifelerimizden biri
olduğunu dile getirmiştir.
Komşuluk bilinci ile hareket eden insan,
komşularına yaptığı yardımın, paylaşmanın Allah
katında bir karşılığı olduğunu bilir. Bir gün
Peygamber Efendimizin ailesi bir koyun kesmişti.
Peygamber Efendimiz bir ara, “Ondan geriye ne
kaldı?” diye sordu.Hz. Aişe, “Sadece bir kürek
kemiği kaldı.” cevabını verdi.
Resûlullah,
“Hakikatte bir kürek kemiği hariç, hepsi
duruyor!” buyurarak yapılan yardımların hiçbir
boşa gitmediğini bizlere öğretmektedir.
Her anını insanlara iyilik yapmak, onların sevinç
ve üzüntülerini paylaşmakla geçiren Peygamber
Efendimiz, yardımlaşmayan ve görüşmeyen
komşuların, kıyamet günü birbirinden şikâyetçi
olacağını bildirmiştir.
Hz. Ömer, Peygamber Efendimizi şöyle
anlatır:
“Biz öyle zamanlar gördük ki, içimizden hiç
kimse kendisinin altın ve gümüşe (maddi
imkânlara) Müslüman kardeşinden daha
lâyık olduğunu düşünmezdi.
Şimdi öyle bir devirdeyiz ki, altın ve gümüş
(dünya menfaatleri) bize, Müslüman
kardeşimizden daha sevimli geliyor.
Peygamber Efendimizin şöyle
buyurduğunu işitmiştim:
“Kıyamet gününde nice komşular vardır
ki, komşusunun yakasına yapışmış, ‘Ya
Rabb’i! Bu, kapısını yüzüme kapattı ve
iyilik, ihsan ve yardımını benden esirgedi!’
der.”
“Komşuluk hakları” denilince sadece,
komşulara zarar vermemek akla gelmemelidir.
İyi bir komşuluk için sadece komşuya zarar
vermemek yetmez, iyilikte de bulunmak
gerekir. Sevgili Peygamberimiz, “Kim Allah’a ve
ahiret gününe iman ediyorsa komşusuna iyilik
etsin.” hadisi ile bu gerçeği ifade etmiştir.
Bir sahabe Peygamber Efendimize gelerek,
“Komşumun benim üzerimdeki hakkı nedir?” diye
sorduğunda Peygamber Efendimiz, “Komşun
hastalandığında onu ziyarete gidersin. Başına bir
kötülük geldiğinde onu teselli edersin. Evinin
çatısını onunkinden yüksek yapma ki onun
havasını kesmiş olmayasın. Ya ne pişirdiğini ona
hissettirme ya da pişirdiğin yemeği fark ettiğinde
o yemekten ona ikram et.” buyurarak komşuluk
ilişkilerimizde yapmamız gereken davranışları
bizlere bildirmiştir.
Sevgili Peygamberimiz şöyle buyurmuştur:
“Müminler birbirlerini sevme, birbirlerine
merhamet etme ve birbirlerine şefkat göstermede
tek bir beden gibidir. O bedenin bir organı (bir
mümin) acı çektiği zaman, bedenin diğer organları
(diğer müminler) da uykusuz kalıp acı
çekerler.”(Müslim, Birr ve Sıla, 66)
Peygamber Efendimiz bir hadis-i şeriflerinde,
“Müslüman, elinden ve dilinden Müslümanların
emin olduğu kimsedir.” buyurmuştur.
(Buhari, İman 4-5; Müslim, İman, 64-65)
3. Komşu Haklarını Gözetmek
“Şüphesiz Allah, adaleti, iyilik yapmayı,
yakınlara yardım etmeyi emreder; hayâsızlığı,
fenalık ve azgınlığı da yasaklar. O, düşünüp
tutasınız diye size öğüt veriyor.” (Nahl sûresi,
90. ayet)
Rabb’ine karşı içten bir sevgi, saygı duyan bir
Müslüman, tüm insanlara hatta tüm canlılara
merhamet eder. Bu merhamet de yakından uzağa
doğru ilerler. İnsanın aile fertlerinden sonra
en çok görüştüğü kimseler komşulardır. Bu nedenle
komşularımız için, iyi şeyler düşünüp mutlu
olmalarını istemeli, mallarının ve canlarının zarar
görmemesi için gayret etmeli, komşumuz hatalı
bir iş yaptığında onlara doğru yolu göstermeliyiz.
Komşumuz yardıma çağırdığında hemen gitmeli,
sıkıntılarını paylaşmalıyız. Bu konuda Peygamber
Efendimizin, ashabından Ebu Zer’e tavsiyesi
güzel bir örnektir:
“Çorba pişirdiğin zaman suyunu çok koy. Sonra da
komşularını gözden geçir ve gerekli
gördüklerine güzel bir şekilde ikram et!”
Yüce Allah Kur’an-ı Kerim’de Müslümanların
esas vazifelerinden birini şöyle ifade eder: “Siz,
insanların iyiliği için ortaya çıkarılmış en hayırlı
ümmetsiniz; iyiliği emreder, kötülükten
sakındırır ve Allah’a inanırsınız…” (Âl-i İmran
sûresi, 110. ayet)
İyiliğini, mutluluğunu istediğimiz komşularımızla
imkân buldukça vakit geçirmeli, onlara çeşitli
ikramlarda bulunmalıyız. Peygamber Efendimiz, tüm
komşularımızla aynı yakınlığı kurmanın mümkün
olmadığını, bu yüzden komşular arasında yakından
uzağa bir iletişim kurmamız gerektiğini belirtmiştir.
Hz Aişe şöyle anlatıyor: “Ya Resûlallah, iki komşum
var; (öncelikle) hangisine hediye sunayım?” Allah’ın
Resûlü, “Kapısı sana daha yakın olana.”
buyurdular.”
Komşular arasında samimiyet ve yakınlık
sadece mesafe ile ölçülmez. Ayrıca komşumuzla
aramızda akrabalık ve din kardeşliği bağı varsa,
bunlar da komşuluk hakkında yakınlaşmanın
başka sebeplerini oluşturur.
Komşumuzun bizimle aynı dinden olmaması,
ona karşı komşuluk vazifemiz olmadığı
anlamına gelmez. Bizim gibi yaşamasa da bize
benzemese de bizim gibi düşünmese de
etrafımızda yaşayan insanlar komşularımızdır.
Komşumuz sayılan her insanla insanî ilişkileri
geliştirmek zorundayız.
Peygamber Efendimiz, komşuluk ilişkileri konusunda
dikkat etmemiz gereken noktaları bizlere bildirmiştir.
Bir sözünde, “Vallahi iman etmiş olamaz, vallahi
iman emiş olamaz, vallahi iman etmiş olamaz.”
buyurmuşlar.
Sahabeden biri, “Kim iman etmiş olmaz ey Allah’ın
Resûlü?” diye sorunca, Resûlullah Efendimiz,
“Kötülüğünden komşusunun emin olmadığı
kimse.”cevabını vermiştir.
Bu hadis-i şeriften,komşuluk ilişkilerinde, karşılıklı
güven duygusunun Müslüman olmakla eşdeğer
olduğunu görmekteyiz. Güven ortamında komşuların
birbirlerine iyilik yaparak hem huzurlu bir ortam tesis
ettiklerini hem de Rabb’imizin sevgisini
kazandıklarını söyleyebiliriz. “Komşuna ihsanda
bulun ki (kâmil bir) mümin olasın…” emriyle
Peygamber Efendimiz komşuluk ilişkilerinde iyilik
yapmayı, ikramda bulunmayıbunun karşılığında da
Allah’ın rızasının kazanılacağı bildirmektedir.
Etrafına huzursuzluk veren, birlikte insanca
yaşamanın gereklerini yerine getirmeyen bir
komşudan, hiçbir insan memnun olmayacağı gibi
Allah Teâlâ da memnun olmaz. Peygamber
Efendimiz bizlere bunu şöyle haber vermektedir:
Resûlullah ashaptan bir grup insanın yanında durdu
ve “Size, en hayırlınızın kim olduğunu, en
kötünüzün kim olduğunu haber vereyim mi?” diye
onlara sordu. Oradakiler bir şey söylemediler.
Allah’ın Resûlü sorusunu üç kere tekrarladı. Bunun
üzerine bir sahabe, “Evet ya Resûlullah, hangimizin
en hayırlı, hangimizin en kötü kimse olduğunu bize
haber verin.” dedi.
Resûlullah, “Sizin en hayırlınız, hayrı dokunması
umulan ve kötülüğünden emin olunan kimsedir; en
kötünüz de hayrı dokunması umulmayan ve
kötülüğünden emin olunmayandır.” buyurdu.
Yine Peygamber Efendimiz komşu haklarını şöyle
ifade etmiştir:
“Bir kişi, ehline ve malına gelecek kötülükten
korktuğu için kapısını komşusuna kapalı tutmak
zorunda kalıyorsa, o komşu, gerçek mümin
değildir. Aynı şekilde şerrinden emin olunmayan
komşu da gerçek mümin değildir.
Komşu hakkının ne olduğunu biliyor musun?
Senden yardım dilediğinde yardım etmen, borç
istediğinde vermen, muhtaç olduğunda ihtiyacını
görmen, hastalandığında ziyaret etmen, bir hayra
kavuştuğunda tebrik etmen, sıkıntıya uğradığında
taziyede bulunman, öldüğünde cenazesine
katılman, izni olmadıkça binanı onun binasından
daha yüksek yapıp rüzgârına mâni olmaman,
çorbandan az da olsa ona da göndermek
suretiyle yemeğin kokusuyla onu rahatsız
etmemendir.
Bir meyve satın aldığında ona da ikram et,
eğer bunu yapamazsan meyveyi evine
(komşuna göstermeden) gizlice getir. Onu
çocuğunda dışarı götürüp komşunun
çocuğunu özendirmesin.”
Komşu haklarının en önemlilerinden biri de
onlara manevi yönden yardımcı olmaktır. Dinî ve
manevi konulardaki eksiklerini tamamlamak,
yanlışlarını düzeltmeye çalışmaktır. Bu husustaki
dikkat çekici bir örneği Ebzâ el-Huzâî şöyle
anlatır:
“Bir gün Peygamber Efendimiz minbere çıkarak bir
konuşma yaptı. Müslümanlardan bazı kişileri
hayırla yâd ettikten sonra şunları söyledi:”
“Bazılarına ne oluyor ki komşularına meseleleri
anlatmıyor, bilmediklerini öğretmiyor, onları
anlayışlı hâle getirmiyor. Onlara iyiliği emretmiyor,
onları kötülükten sakındırmıyorlar?
Birtakım kimselere de ne oluyor ki, bilmediklerini
komşularından sorup öğrenmiyor, anlayışlı
olmaya çalışmıyorlar? Allah’a yemin ederim ki, bilgi
sahibi olanlar ya komşularına öğretir, onları
anlayışlı hâle getirir, iyiliği emreder, kötülükten
sakındırırlar; diğer taraftan bilmeyenler de
komşularından sorup öğrenir, dinî konuları
kavramaya çalışırlar...”
Başkalarını küçük görmek, onlarla alay etmek
İslam’ın yasakladığı çirkin işlerden biridir. Bir
kişinin kendisini komşularından üstün görmesi
veya komşuları ile alay etmesi doğru bir
davranış değildir.
“Ey iman edenler! Bir topluluk bir diğerini alaya
almasın. Belki onlar kendilerinden daha
hayırlıdır...” ayeti, insanlarla alay edilmesini
yasaklamaktadır. Peygamber Efendimiz de,
“İman etmedikçe cennete giremezsiniz, birbirinizi
sevmedikçe de gerçek anlamda iman etmiş
olamazsınız.” buyurarak insanların Allah’ın rızasını
kazanmak için birbirini sevmesi gerektiğini
bildirmektedir.
“Artık kim zerre ağırlığınca bir hayır işlerse, onun
mükâfatını görecektir.” (Zilzâl sûresi, 7. ayet)
7.4.4. Hediyeleşmek
Her konuda olduğu gibi insanlarla ilişkilerin
nasıl olması gerektiği hususunda da en güzel
örnek olan Peygamber Efendimiz, insanların en
cömerdi ve en misafirperveriydi. Kendisinden
yardım isteyen herkesin yardımına koşar,
kendisine yapılan iyiliği boş çevirmezdi.
Peygamberimiz kendisine sunulan hediyeyi
kabul eder, hatta hediye getiren veya
gönderen kişiye, hediye ile cevap verirdi.
İnsanlara hediye vermeyi de çok severdi.
Hediye vermenin önemini vurgulayan
Peygamber Efendimiz, hediyenin insanları
birbirine yakınlaştırdığını şu sözleri ile
açıklıyor: “Birbirinize hediye veriniz. Çünkü
hediye gönüllerdeki dargınlığı yok eder.
Komşu hanımlar birbiriyle hediyeleşmeyi
küçümsemesin! Alıp verdikleri şey
azıcık bir koyun paçası bile olsa...”
Komşular arasında ortaya çıkan sorunları
çözmenin bir yolunun da hediye vermek
olduğunu haber veren Peygamber Efendimiz,
hediyenin miktarının, içeriğinin önemli
olmadığını vurgulamaktadır. “Çam sakızı, çoban
armağanı” deyimi ile dilimize de yerleşen bu
bakış açısı, önemli olanın gönülden gelerek,
karşılık beklemeden bir şeyleri paylaşmak,
olduğunu ifade etmektedir.Kendisine hediye
gönderilen kimsenin, hediyeyi küçük görmemesi
istenmektedir.
Bununla beraber hediye gönderen kimsenin de,
hediyesini değersiz görerek bundan utanmaması
gerektiği ifade edilmektedir.
Hatırlanmak, insan için güzel bir duygudur. Katılaşmış
veya kırılmış birçok kalbin de anahtarıdır. Hediye
vererek bir insanı hatırladığımızı gösterdiğimizde,
onun gönlünü fethetmiş ve aramızdaki buzları
eritmiş oluruz. Diğer bir ifadeyle, komşularımıza
verdiğimiz küçük hediyeler, bilmeden üzmüş
olduğumuz komşularımızı da kazanmak için iyi bir
fırsattır ve komşularımızla dostluklarımızı
pekiştirmemizi sağlayacaktır.
Hediye vermek için olumsuz bir durum olmasına da
gerek yoktur. Var olan sevgi bağının güçlenmesi için
de hediye verilebilir. Komşumuzun, kendileri için
yaptığı yemekten bize de bir tabak göndermesi ne
güzel bir davranış ve vefa örneğidir
Sevgili Peygamberimiz, “Allah’a ve ahiret gününe
iman eden kimse komşusunu rahatsız etmesin.
Allah’a ve ahiret gününe iman eden kimse
misafirine ikram etsin. Allah’a ve ahiret
gününeiman eden kimse ya faydalı söz söylesin veya
sussun!” sözleriyle sosyal hayatta insanın dikkat
etmesi gereken davranışlarını özetlemektedir. O,
komşuyu rahatsız etmememizi, misafirlerimizi
mümkün olduğu kadar güzel ikramlarla ağırlamamızı,
konuşmalarımızla iyiliği yaymamızı bizden
istemektedir.
Peygamber Efendimizi, rehber ve önder kabul eden
bizler, onun bize öğrettiği ilkelere uygun bir şekilde
yaşamalıyız. Onun, “Allah Teâlâ’ya göre arkadaşların
hayırlısı, arkadaşına faydalı olandır. Yine Allah
Teâlâ’ya göre komşuların hayırlısı, komşusuna
faydalı olandır.” sözünden hareketle yaşadığımız
toplumun daha huzurlu olmasını ve oluşan huzurun
devamını sağlamak için komşularımızla aramızda
iyiliği çoğaltmalıyız. İslam’ın emrettiği komşuluk
ilişkisi bu dünyada huzurlu ve mutlu bir hayat
yaşamamıza imkân verirken Allah’ın rızasını
kazanmamızı da sağlayacaktır.
Download

7.4.4. Hediyeleşmek