EUROPEAN COMMISSION
[CHECK AGAINST DELIVERY]
Neelie KROES
Dijital Gündem'den sorumlu Avrupa Komisyonu Başkan Yardımcısı
İfade özgürlüğü gülünesi bir şey değildir
Internet Çağında Medya Özgürlüğü, İstanbul Bilgi Üniversitesi
İstanbul, 2 Eylül 2014
To add your comment to this speech, see the social version of the speech here
Özgür ifade ve özgür bir medya, AB'nin Temel Haklar Şartı, Türkiye'nin de imzalamış
olduğu Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ile Türkiye Cumhuriyeti Anayasası gibi en temel
belgelerde korunan özgürlüklerdir.
Bu koruma, iyi bir amaca hizmet etmektedir: Özgür ifade, özgürlüğün müjdecisi ve
demokrasinin yaşamsal bir bileşenidir. Her yurttaşa paylaşma, ifade etme ve diğerlerinin
görüşlerini dinlemenin yanı sıra nasıl yönetildiklerine dair bilgilenme ve adil ve açık seçim
hakkı tanır.
Bu özgürlüğün dijital çağ öncesinde bile el üzerinde tutulup korunmasına şaşırmamak
gerek.
Artık elimizde Internet var: özgür ifade için kullanılabilecek yeni bir platform… Bilgi
yaymak için yeni yöntemler... Tüm çeşitliliği ve dinamizmiyle insanların söylemini
dinleyebilmemize olanak sağlayan yeni bir yol.
Artık "bilgi tekeli"ne yer yok. Artık bu gücü, yeniden yurttaşların eline teslim edebiliriz.
Bu dijital değişim ifade, iletişim ve diğer insanlardan yeni şeyler öğrenmek için yeni
fırsatların önünü açmıştır.
Yurttaşlar, şirketler ve hükümetler olarak hepimizin bu değişiklik karşısında verilecek
tepki konusunda bir karara varıyoruz. Bunun pek çok yolu var. Kimileri bu değişikliklere
kucak açarak uyum göstermek isterken, diğerleri bunu direnilmesi gereken bir şey,
kazanılmış haklara veya yetkilere yönelik bir sınama olarak görebilir.
Ancak, açık ve net olan bir şey var ki o da [bu değişimle] başa çıkmak üzere seçtiğimiz
yöntem geleceğimiz açısından belirleyici olacaktır.
Öyleyse nasıl bir tepki vereceğiz?
Yenilikten, değişime uyum sağlamaktan ve gelişmekten yanı mı duracağız; yoksa
değişimin bir şekilde çekip gitmesini mi bekleyeceğiz?
Artılarını mı göreceğiz; yoksa irkilip geri çekilecek, bu değişimi geri püskürtecek veya
baskılayacak mıyız?
Yeni fırsatların arkasından mı gideceğiz; yoksa kapımızı bu fırsatlara sımsıkı kapatacak
mıyız?
AB içinde ve dışında; burada Türkiye'de ve dünyanın her yerinde bu sorularla karşı
karşıyayız.
SPEECH/14/575
Geride kalan on yıl içinde Türkiye, önemli bir büyüme ve kalkınma deneyimi yaşadı.
Internet de buna yardımcı oluyor.
Internet'in sunduğu fırsatlara şöyle bir bakınız: alışverişten sosyalleşmeye, ulaşımdan
televizyona kadar uzanan bir yelpaze.
Türkiye nüfusunun %80'i günde en az bir kez internete bağlanarak [Internet'in sunduğu]
fırsatlardan faydalanmaktadır. Bu durum, sınıfında uzun dalga ve sanal öğrenim imkânı
bulunan öğrenciler için de; İstanbul gibi bir merkezinde her web girişimcisi, bu inanılmaz
platformda yeni fikirler üreten dijital yenilikçiler için de, aklınıza gelebilecek her alanda
geçerlidir.
Internet'in Türkiye'ye getirmiş olduğu değişiklikler, dünyanın dört bir köşesine gelen
değişikliklerin de bir yansımasıdır. Buna AB de dâhil; ancak [bu durum], sadece gelişmiş
dünyayı değil, en yoksul ve en mahrum bölgeleri de içine almaktadır. [Internet] sadece
eğlenceyi değil, eğitimi, güçlenmeyi ve ekonomik büyümeyi de beraberinde
getirmektedir.
Hiçbir kişi veya hükümet, bu başarılara sırtını dönmek veya bu fırsatın önünü kapatmak
gibi bir adım atma eğilimine girmemelidir.
Lafı dolandırmak istemiyorum ve bunun için özür de dilemeyeceğim – çünkü bu benim
doğamda var: Türkiye'nin geleceğini, kalkınmasını ve kaderini önemsediğim içindir ki
Türkiye'deki insanların hak ettikleri özgürlük ve refahtan faydalanmalarını istiyorum.
Verilen bu sözün gereğinin yerine getirilmesi, hem yeni hükümetin, hem de yeni
Cumhurbaşkanının da yararlarınadır.
Bundan birkaç ay önce Türk Hükümeti, Twitter ve YouTube'a erişimi yasaklamıştı. Web
sayfalarını tamamen kapatarak milyonlarca sesi susturmuştu.
O karar orantısız, özgürlüklere aykırı ve insan haklarıyla uyumsuz bir karardı. Neyse ki
kısa bir süre sonra, ifade özgürlüğü ve Anayasa'ya aykırılık nedeniyle Anayasa
Mahkemesi tarafından bozuldu; [bu web sitelerine] erişim artık normale dönmüş
durumda.
Ancak bu noktada iki hususu vurgulamak istiyorum:
Bunlardan birincisi: söz konusu kararlar Mahkeme tarafından bozulmadan önce bile
Türkiye'de halk, bu yasağı aşmak üzere yöntemler bulmuştu. Aslına bakarsanız bazı
raporlara göre, Türkiye'de Twitter trafiği, bu gelişmenin ardından doğrudan bir artış
gösterdi.
İletişim arzusu insani ve evrensel bir arzu; bunu kolaylaştıran teknolojik seçenekleri
bulmak ise her zamankinden de kolay bir hale geldi. İnsanların kendilerini ifade etmesini
engellemeye çalışmak boşuna bir çaba: bu tıpkı kadına toplum içinde gülmemesini
söylemek gibi bir şey… Ama sizi temin ederim ki bu, hiç de gülünesi bir şey değil.
Türkiye dışına bakacak olursak, tüm bu gelişmeler uluslararası kamuoyunun ilgisini çekti.
Dünyanın çoğu Twitter'in yasaklanmasından sonra konudan haberdar oldu.
İnternetin sansür ve baskıyı çok daha zorlaştırdığı artık hiç olmadığı kadar net;
Hükümetler, düşüncelerin serbest bir şekilde yayılmasını önleme noktasında giderek güç
kaybediyorlar.
Belki de bu hükümetler buradan bir anlam çıkararak akıntıya karşı yüzmekten
vazgeçmelidirler.
Şimdi değinmek istediğim ikinci hususa geçmek istiyorum. Ne Twitter ne de YouTube tek
ya da özel bir araç değildir. Gerçek şu ki, her araç iyi ya da kötü niyetle kullanılabilir.
Medya özgürlüğünün sağlanması pek çok farklı düzeyde ve - radyo, televizyon, basılı ya
da online olsun- pek çok farklı platformda adım atılmasını gerektirir. Bunun için kuvvetler
2
ayrılığına, kurumlara ve ruh haline gereksinim duyulmaktadır. Hiç bir web sitesi kendi
başına bunu garanti altına alamaz. Bu yalnızca bir uygulama değil, bütüncül bir ortam
gerektirir.
Twitter ve YouTube meselesi karşısında insanlar seslerini yükseltmiştir. Türk sivil
toplumunun canlı sesi ve Anayasa Mahkemesi yasağa karşı durmuştur. Bu kendi başına
olumlu bir sinyal teşkil etmektedir.
Ancak bu mesele tek bir kararla sınırlı olmayıp, Türkiye'de ifade ve medya özgürlüğüne
ilişkin endişe verici eğilimin bir parçasını oluşturmaktadır. Bu husus, uluslararası camiada
pek çok kişinin bir süreden beri gündeme getirmekte olduğu bir eğilim ve endişe
kaynağıdır.
Meslektaşlarım Cathy Ashton ve Štefan Füle taslak internet yasasından dolayı ciddi kaygı
duydular ve hususu da Türk hükümetine net olarak ifade ettiler.
Kısa süre önce gerçekleştirilen seçimleri gözlemleyen AGİT, kamu yayın organı dahil
takip edilen TV kanallarının çoğunun belirgin şekilde iktidar yanlısı bir tutum
"sergilediklerini" saptadı.
Geçen yılki ilerleme raporumuzda ifade edildiği üzere, hukuki çerçeve ve onun
yorumlanma şekli ifade özgürlüğünü ve hür basını engellemeye devam etmektedir.
Medya sahipliği yapısı, yetkililerin tehditkâr açıklamalarıyla bir araya geldiğinde oto
sansürü yaygın kılmaktadır. Yayınları denetleyen kurumun bağımsızlığı ve bu kurumdaki
siyasi dağılım halen endişe kaynağıdır.
Daha da önemlisi: Gazetecileri Koruma Komitesi'ne göre – geçen yıl dünya çapında
cezaevinde bulunan 211 gazeteciden 40'ı Türkiye'deydi; bu da Türkiye'yi bu alandaki en
büyük suçlu konumuna getirmektedir. Bu verilerde ortaya çıkan ciddi düşüş olumlu bir
gelişmedir. Bununla birlikte bu trendin devam etmesi önemlidir; zira hiçbir gazeteci
mesleğini icra ettiği için hapse atılmamalıdır.
Türkiye pek çok stratejik alanda bizim önemli bir ortağımızdır. İstişari heyet ziyareti gibi
pek çok araçla, Türkiye ile ifade özgürlüğü alanında yakın işbirliği içerisinde
çalışmaktayız. Ayrıca, katılım öncesi fonlar da dahil olmak üzere, Türkiye'ye daha fazla
destek sunmaya da hazırız.
Ifade özgürlüğü dahil, insan hakları konusunda yapılacak değerlendirme Kopenhag
kriterlerinin, yani AB üyeliği yolunda ülkeler için yapılan değerlendirmelerin, merkezinde
yer almaya devam edecektir. Zaten Medyada Çoğulculuk ve Özgürlük için Üst Düzey
Grup yapılacak değerlendirmede bu konulara önemli bir yer verilmesini önermiştir. Bu da
son derece mantıklı bir tavsiyedir.
Bana kalırsa, AB ve Avrupa standartları Türkiye için reformların referans noktası olmaya
devam etmelidir.
Ancak burada sözünü ettiğimiz AB üyeliğinden daha fazlasıdır.
Zira bunlar tek bir kültürün değerleri, tek bir kıtanın tercihleri değildir. Bunlar insani
değerler, evrensel değerledir; insanların kendi hükümetlerine seslerini duyurma
haklarıdır. Duyulmayı bekleyen on milyonlarca ses, değer ve görüş varken, hükümetin
görevi onları susturmak değil, dinlemek, temsil etmek ve onlara saygı göstermektir.
Demokrasiyi geliştiren, ülkeyi güçlendiren kapsayıcı, özgür ve açık bir tartışma ortamı.
Bu tür kapsayıcı tartışma ortamlarını faydalı buluyorum. Nitekim İstanbul'a da İnternet
Yönetişimi Forumu'na katılmak üzere geldim. Forum, internetin nasıl yönetildiğine ilişkin
önemli konuları tartışmak üzere farklı paydaşları ve ilgi gruplarını bir araya getiren bir
oluşumdur. Buradaki en temel hususlardan birisi yönetişimin şeffaf ve hesap verebilir
olmasıdır. Bu nedenle, medyaya sansür uygulandığı, fikirlerin tartışıldığı ve ifade edildiği
platformlar kapatıldığı takdirde bu şeffaflık ve açıklığı tesis edemeyiz.
3
Öte yandan eşit öneme sahip bir başka husus da, çok farklı düşünceleri olsa da tüm
paydaşların bu tür ortamlara katılabilmeleri ve buna istekli olmalarıdır. IYF ve benzeri
forumları güçlendirmek ve geliştirmek istiyorum. Ancak, bazı paydaşlar toplantılara
katılmadığı ve tartışmalara katkıda bulunmadığı takdirde bunu sağlamamız mümkün
olmaz. Sivil toplum ve diğer grupların seslerini duyurabilmeleri için mücadele ettik,
öyleyse onların da aramıza katılmaları gerekir.
Ne tür bir dünyada yaşadığımızı unutmayalım. Hızla değişen bir dünya bu. Kimse için
kolay değil bu değişime ayak uydurmak. Dijital değişime nasıl karşılık verilmesi gerektiği
her ülkenin dikkate alması ve cevap bulması gereken bir sorudur.
AB içerisinde bu güçlüklerle her gün yüzleşmek zorundayız; medya özgürlüğüne ilişkin
sorunlar devamlı karşımıza çıkar ve bunlarla karşılaştığımızda da düşündüklerimi
söylemekten çekinmem.
Bunların yanı sıra dijital alanda yaşanan değişimlerin temel haklar, medya sektörü ve
ekonomiyle alakalı diğer tüm sektörler için ne ifade ettiği sorusuyla da her gün
karşılaşıyoruz. Dijital alandaki fırsatlar iş, inovasyon ve muazzam sosyal ilerleme için
neler vadediyor? Özgür ifadenin önemi hiç bir zaman azalmayacağı gibi bu soruların da
sonu gelmeyecek.
Bu yüzden bir kez daha hatırlayalım; internetin bu kadar başarılı olmasını sağlayan
nedir? Nasıl bu kadar çeşitli ve yenilikçi, refah ve özgürlük alanı olabiliyor?
Cevabı çok basit; başarılı çünkü herkese açık. Bu açıklığa zarar vermek, potansiyeli,
amacı ve vadettikleriyle platformun bütününe zarar vermek anlamına gelir.
Liberal olmayan, gayri meşru ve hukuk dışı adımlar Türkiye'nin kalkınmasına zarar
verdiği gibi halkını da mağdur etmektedir.
Gerçek şu ki açık internette özgür ifade Türkiye'ye ve diğer birçok ülkelere yarar
sağlayabilir. Bu ülkelerin ilerlemesine ve halkına destek olabilir.
Artık buna kucak açmanın zamanıdır. Kalkınma ve demokrasiyi hedefliyorsanız, dijital
ortamların da peşinde olmalı, bu açık ve yenilikçi platformdan en iyi şekilde yararlanmalı,
böylece birçok kanaldan özgür ifade ve özgür medyayı korumalısınız.
Çağdaş Türkiye, değişimi kucaklayabilme becerisi üzerine kurulmuş, neticede uyumlu ve
kapsayıcı, pozitif ve ilerici bir ülke yaratılmıştır. Bugün de Türkiye bir çok alanda AB'nin
önemli bir stratejik ortağı olmaya devam etmektedir zira biliyorum ki Türk milleti ve Türk
hükümeti demokrasi ve özgürlük için ortak değerlerimizden bir çoğunu paylaşmaktadır.
Bu değerlere bağlılığımızı sürdürmekteyiz. Bu reformlara bağlılığımızı sürdürmekteyiz.
Türkiye'yi de bu yolda destekleme konusundaki kararlılığımızı da kesinlikle
sürdürmekteyiz.
Teşekkür ederim.
4
Download

European Commission