LAR
KADIN
İ
L
’
N
E
S
R
E
B
A
H
l olmasını
smi tati
• 8 Mart’ın re
istiyor
i sömürenlere
in
n
e
d
e
b
i
in
ğ
e
• Em
kseltiyor
ü
y
i
in
s
e
s
ı
rş
a
k
rgütlü toplum
ö
r,
la
ın
d
a
k
ü
• Örgütl
büyütüyor!
i
in
s
le
e
d
a
c
ü
için m
Savaşa ve erkek şiddetine karşı
yaşasın kadınların eşitlik,
özgürlük ve barış mücadelesi!
Adres: Fidanlık Mahallesi Adakale Sokak No: 28/1-4 Yenişehir/ANKARA
Telefon: (0312) 434 37 30-40 (0533) 657 69 96 Faks: (0312) 434 37 10
E-posta: [email protected] veya [email protected]
web adresi: www.habersen.org.tr
Haber-Sen Basın Yayın İletişim ve Posta Emekçileri Sendikası Adına
Sahibi: Cemalettin YÜKSEL
Sorumlu Yazı İşleri Müdürü: Veli Korhan RÜZGAR
Genel Basın Yayın Eğitim Sosyal ve Dış İlişkiler Sekreteri
Baskı: Mattek Matbaacılık Basım Yayın Tanıtım Tic. San. Ltd. Şti.
Ağaç İşleri Sanayi Sitesi 1354 Cad. 1362 Sk. No: 35 İvedik/Ankara
Tel: 0312 433 23 10
Basım Tarihi: Şubat 2015
8 MART’IN TARİHÇESİ
8 Mart 1857 tarihinde ABD’nin New York kentinde
40.000 dokuma işçisi, iyi çalışma koşulları istemiyle
bir tekstil fabrikasında greve başladı. Ancak polisin
işçilere saldırması ve işçilerin fabrikaya kilitlenmesi,
arkasından da çıkan yangın sırasında fabrika önünde
kurulan barikatların işçilerin kaçabilmesini engellediği için çoğu kadın 129 işçi can verdi. İşçilerin cenaze
törenine 100.000 ne aşkın kişi katıldı.
26-27 Ağustos 1910 tarihinde Danimarka’nın Kopenhag kentinde 2. Enternasyonale bağlı kadınlar toplantısında (uluslararası sosyalist kadınlar konferansı)
Almanya sosyal demokrat partisi önderliğinden Clara
Zetkin elli üç yıl önceki direnişte hayatını kaybeden
kadın işçilerin anısını yaşatmak için o günün “Dünya
Kadınlar Günü” olarak anılması önerisini getirdi ve
öneri oybirliğiyle kabul edildi.
İlk yıllarda belli bir tarih saptanmamıştı ve değişen
tarihlerde ve genelde ilkbaharda anma törenleri
yapılıyordu. Tarihi 8 Mart olarak saptanması, 1921
de Moskova da gerçekleştiren 3. Uluslar arası kadın
konferansında gerçekleşti.
Birinci ve ikinci dünya savaşı yılları arasında bazı
ülkelerde anılması yasaklanan “Dünya Kadınlar
Günü” nün, 1960 lı yılların sonunda Amerika Birleşik Devletleri’nde de anılmaya başlamasıyla daha
güçlü bir şekilde gündeme geldi dünya kadın hareketinin de etkisiyle Birleşmiş Milletler Genel Kurulu
16 Aralık 1977 tarihinde 8 Mart’ın “Dünya Kadınlar
Günü “ olarak anılmasını kabul etti. Ancak Birleşmiş
Milletler in web sitesinde günün tarihine ilişkin bölümde kutlamanın New York ta ölen işçilerin anısına yapıldığı yazılmamıştır.
3
TÜRKİYE’DE 8 MART DÜNYA EMEKÇİ KADINLAR
GÜNÜ
Türkiye’ de 8 Mart kadınların birlik dayanışma ve
mücadele günü ilk kez 1921 yılında “Emekçi Kadınlar Günü” olarak kutlanmaya başlandı. 1975
yılında ve onu izleyen yıllarda daha yaygın ve kitlesel olarak kutlandı. Kapalı mekanlardan sokaklara
taşındı. 12 Eylül 1980 Askeri Darbesinden sonra
dört yıl süreyle herhangi bir kutlama yapılmadı.
1984’ten itibaren her yıl çeşitli kadın örgütleri tarafından “Dünya Kadınlar Günü” kutlanmaya devam ediyor.
ŞİMDİDE KADINLAR MÜCADELESİNİ BÜYÜTEREK
8 MARTI KUTLUYOR
8 Mart, Kadının örgütlülüğünü yükselttiği, kadının
politikleştiği yaşamın bütün alanlarında aktif ve
özgür bir birey olduğunun haykırdığı bir gündür.
Bu yıl 8 Marta damgasını vuran, kadının muazzam
öncülük gücünü bütün dünyaya gösteren Rojava
kadın devrimi oldu. Gerici ve kadın düşmanı olan
IŞİD çetesine karşı Kobané ve Şengal’deki kadının
direniş gücü, dünyadaki bütün kadınlara moral
olup güç verdi. Biz kesk haber-sen’li kadınlar her
yerde ve her platformda savaşa karşı barışı savunduk bu günde bölgemizde devam eden savaşa karşı barış sesimizi 8 Martta alanlarda tüm kadınlarla birlikte yükselteceğiz. Tabi her konuda olduğu
gibi kadın mücadele günlerini de egemen sistem
kendi lehine kullanma yollarını arıyor 8 Mart’ı da
anneler günü, sevgililer günü gibi tüketim günlerine çevirip kadının mücadele gününü gölgelendirmek istiyor. Türkiye’de de durum farklı değil AKP
hükümeti sadece 8 Mart ile kalmayıp kadının her
gününü sömürme ve tüketme olarak görüyor. Kadını aile kurumu içinde tanımlayarak kadının doğurganlık özelliğinin ülke nüfusunun artışındaki
önemine değinip duruyor ve kadının emeğini nasıl
değişik versiyonlarla daha çok sömürebileceğinin
4
peşinde. Son zamanlarda paket diye topluma ve
kadına yutturmaya çalıştığı yasalar çıkartıp 6 ayda
bir” kadınlara müjde” diyen hükümet aslında kadını tümden yok sayan bir politika yürütüyor. Son
pakette kadınlar için vahim bir durumu ve erk zihniyet tasarısını yaşamsallaştırmak istiyor. Biz kadınlar tarihten bu güne hiçbir zaman alternatifsiz
olmadık olmayacağız bu zihniyete karşı mücadelemizi büyütüyoruz.Ve 8 martta alanları dolduruyoruz.
KADINLARA PAKET DEĞİL ÖZGÜR - GÜVENLİ BİR
YAŞAM VE GÜVENCELİ İŞ LAZIM!
Düzenli olarak her altı ayda bir AKP hükümeti ‘kadın istihdam paketi’ müjdesi vermektedir. Paketin
içerisinde cümlelerin sıraları işverenlerin hassasiyetleri dikkate alınarak bürokratik şekilde değiştirilmektedir. Ancak, kadınlar cephesinden sürekli
bedenleri üzerine açılan tartışma konularının tek
bir anlamı vardır. Hem doğur, çok doğur, daha fazla doğur hem de part-time, güvencesiz, sendikasız, düşük ücretli çalış, dışarıda az çalış ve evde çok
çalış. AKP’nin ideal kadını, ideal ailesi, ideal toplumu içerisinde daralan nefeslerimizle itaat etmemiz beklenirken; biz kadınların paketten çıkanlara
katlanacak sabrı kalmadı. Evde ücretsiz, iş yerinde
düşük ücretli çalışan kadınlar olarak AKP hükümetinin paketlerine değil, eril sistemi paketlemeye
ihtiyacımız var.
2015 yılının ilk günü Sağlık Bakanı tarafından dile
getirilen ‘annelik kariyeri’ sözleri bir hafta sonra Başbakan Davutoğlu’nun açıkladığı ‘Ailenin ve
Dinamik Nüfus Yapısının Korunması’ programı ile
perçinlendi. AKP hükümeti önceki hükümetlerin
de izlemiş olduğu kadın düşmanı politikaların sürdürücüsü olmakla kalmayıp, lideri olma yolunda
ilerliyor. AKP’nin yıllardır toplumsal yaşamı parçalayıcı politikalarının iki belirgin özelliği bulunmaktadır. Bir yandan ulusal ve uluslararası sermayeye
5
bütün nimetler sunulurken; birlik, kardeşlik, dayanışma gibi toplumsal değerlerin yerine dini referanslı itaat kültürü getirilmektedir. Bu saldırının
en aşikâr yaşandığı alanlardan biri kadınların bedenidir. Kadınlar sermayeye ucuz iş gücü yapılmak
istenmekte, kamusal hizmetler özelleştirilirken
maddi karşılığı olmayan ev içi işler kadınlara yaptırılmaktadır. Diğer taraftan gerek başörtüsü gerek
mini etek tartışmalarında olduğu gibi erkek egemen zihniyet kadınları giderek daha fazla köleleştirmenin yollarını aramaktadır. Kadınların nerede,
ne zaman, nasıl, kiminle gezeceği üzerine imamlardan kocalara, Cumhurbaşkanından sevgililere
kadar her erkek vaaz verme hakkını kendinde bulmaktadır. Suskunlaştırılan kadınlar adına konuşan
erkekler ödüllendirilmekte, bu sırada şiddetin her
türlüsüne göz yumulmaktadır. AKP’nin bu iki yönlü
saldırısına karşı kadınların vereceği mücadelenin
özgürlük için olacağı ortadadır. Bugün paketlerle
fethedilmek istenen yaşamın dışında paralel evrenler değil, birebir hayatlarımızın ta kendisidir.
Aileyi Değil Kadını Koru!
Geçen sene erkekler en az 281 kadını öldürmüşken ve öldürülen kadınların faillerinin %51’i kocaları ve eski kocaları iken ailenin korunması ile kast
edilen şey merak konusudur. 2014 yılı son beş yıl
içerisinde kadın cinayetleri açısından en kötü yıl
olmuştur. (bkz. Grafik 1) Bu kötü tablo karşısında
herhangi bir açıklama yapma sorumluluğu hissetmeyen Başbakan Davutoğlu’nun ağzı kulaklarında
aileyi korumaktan bahsetmesi pişkinlik gösterisidir. Erken evlilik ve zor boşanma için elinden geleni
yapan hükümet aile içerisinde katledilen kadınları
görmek istememektedir. Bu soruna bulunmayan
çözümler kutsal aile içerisinde kadınları canlı cenazelere döndürecektir.
6
Grafik 1. Kaynak: http://www.bianet.org/bianet/
erkek-siddeti/161582-erkek-siddetinin-2014grafigi
“Ailenin tarihin başlangıcından beri çok önemli
bir kurum olduğunu” söyleyen Davutoğlu; aileyi
korumak için tedbirler alacaklarından söz etmektedir. Aile kurumu ve kadınlar arasındaki bağlantı
önemlidir çünkü her seferinde iktidardakiler dokunulmazlık atfettikleri bu kurum ile varlıklarını sürdürmektedir.
Aileyi birikimin korunması için oluşturulan bir kurum olarak gören anlayışa göre ev dışında üretim
araçlarının sahibi olan erkek ev içinde de egemenliğini sağlamış ve çocuklarına mirasını bırakmak
amacıyla aile kurumunu işletmiştir. Burada üretim araçları derken kast edilen tarımsal aletlerden
diğer üretim araçlarına kadar geniş bir çerçeveyi
içermektedir. Avcılık-toplayıcılık döneminde toprakla ve bitkilerle iç içe olan kadının doğa ile bağlantısı hakkında yazılan onlarca makale vardır. Tarımsal devrimin kadınların etkisiyle gerçekleştiği;
Tanrıça kültürlerine bakarak da anlaşılabilir. Bereketi simgeleyen genellikle kadın tanrıçalardır. Kadınların o dönem sahip olduğu ayrıcalıklı durum;
birikimin başlaması ve hiyerarşik toplumların ortaya çıkmasıyla birlikte yok olmuştur. Bu dönemde kadınlar genellikle doğurganlığından ötürü ev
7
içinde kalmıştır. Ancak doğurganlık bile kadınların
sahip olduğu bir özellik olmaktan çıkarılıp ‘taşıyıcılık’ haline gelmiştir. Yani aslında çocuğu yaratan
da erkektir. Kadın ise erkeğin yarattığı çocuğa bakmak, beslemek ve büyütmekle görevlidir. Ev içinde
kalan kadın toplumsal yaşamdan uzaklaşmıştır. Bu
ise onu edilgen hale getirmektedir. Bir diğer deyişle; erkek aktif ve üretken olabilmekte, nesneler
aracılığıyla kendini gerçekleştirebileceği yaratım
süreçlerine girmekte, özneleşmektedir. Kadın ise
erkeğin tersine nesne konumuna getirilmiştir. Tarih boyunca değişik şekillerde karşımıza çıkan şey
nettir. Evlilik aracılığıyla oluşturulan aile kurumu
bile bir erkek ve bir kadının karşılıklı sözleşmesi
olarak değil, bir erkeğin başka erkeklerle ilişkisini
sürdürmesi için ortaya çıkmaktadır. Yani kadınlar
asla erkekler gibi özerk ve bağımsız olmamışlardır.
Kadının aile içerisinde yaşamış olduğu kölelik tarih
boyunca yaşanan köleliklerin en eskilerinden biridir. Avrupa dillerinde genellikle ‘familia’ kökeninden türeyen bu sözcük; Roma döneminde köleleri
tanımlamak için kullanılmıştı.
Türkçeye, Arapça
ilat
sözcüğünden geçen aile sözcüğünün etimolojik kökeni ‘bağımlılar’
anlamını taşımaktadır. Yani aile kurumu kadınlar
için bağımlılık ve kölelik durumunun cisimleşmiş
halidir. Bunu şu an tarihe adını yazdırmış sayısız
edebiyatçının gözünden de izleyebiliriz. Örneğin;
yunan tragedya yazarlarında Aishkylos ‘İyilik Perileri’ adlı oyununda sanat ve güneş tanrısı Apollon;
“Çocuğu meydana getiren ana değildir. O yalnızca
karnına bırakılan tohumu besleyip büyütür; çocuğu meydana getiren babadır” diye seslenmektedir.
Aristo ise “doğan varlıkların hepsinde bulunan erkek ögesinin bütün diğerlerinden daha kutsal ve iyi
olduğunu” düşünüyordu. Hristiyan düşünürlerden
Saint Paul hem Tevrat’ı hem de İncil’i inceleyerek;
“erkek kadından değil, kadın erkekten doğmuştur;
erkek kadın için değil, kadın erkek için yaratılmıştır” sonucuna varmıştı. Günümüze yaklaştığımızda
8
ise Fransız devrimcisi Rousseau kadına yalnızca
eşliği ve analığı layık görmektedir. Rousseau şöyle
seslenir “Kadının eğitimi kocasına göre ayarlanmalıdır. Kadın erkeğin sözünü dinlemek ve onun
bütün haksızlıklarına katlanmak için yaratılmıştır.”
Siyaset biliminde önemli bir yere sahip olan Montesqui ise ‘Bir kadının evin efendisi olması doğaya
ve akla aykırıdır ama devletin başına geçebilirler’
demektedir. Balzac ise “Kadın, sözleşme yoluyla
elde edilen bir mülktür. Kim alırsa onun olur.” diye
seslenmektedir. Tarihin koridorlarında yankılanan
tüm bu sesler hala yok olup gitmemiştir. Din bilimcilerden siyasetçilere, edebiyatçılara kadar erkek
egemen sistem kadın düşmanlığını üretmekte, günümüz ailesine ihtiyaç duymaktadır.
Dünya üzerinde farklı aile biçimleri olmasına rağmen; Davutoğlu’nun aile ile anlatmak istediğinin
alternatif modellerden biri olduğu söylenemez.
Ahlaki ve politik olarak kadınları bağımlı kılan aynı
zamanda sadece doğurganlık özelliği ile kadını insan sermayesi üreticisi olarak değerlendiren yaklaşımı tercih ettiği kesindir. Burada doğurganlıkla;
zaten devlete ve millete ait olan çocukların kadınlar tarafından kendilerine yeniden verilmesinden
bahsedilmektedir. Beden üzerindeki bu tahakküme dair farklı örnekler verilebilir. Ulus aile olmakla, vatan kadın bedeni ile reisler ve yöneticiler ise
ailedeki baba konumu ile sıklıkla özdeşleştirilir.
Devlet bu yönüyle hem kendisini meşrulaştırmakta hem de aile içerisindeki tahakkümün benzerini
sürdürmektedir. İktidarın her yerde üretildiği düşünülürse, ailenin bu iş için son derece elverişli olduğu söylenebilir. AKP hükümeti kendi İslamcı ve
liberal yönetim anlayışını bu aile modeli üzerine
kurmak istemektedir.
Bu modelde kadınlara verilen görev çocuk doğurmak, part-time işlerde, esnek ve güvencesiz çalışmak ve çocuk, hasta, engelli ve yaşlı bakımını da
üstlenmektir. Toplumsal sorumluluk olarak görül9
mesi gereken ve kamu hizmeti olarak sunulması
beklenen tüm hizmetler kadınların ücretsiz şekilde ev içlerinde çalışmaları ile karşılanmaktadır.
Çocuk, engelli, hasta ve yaşlı bakımında toplumsal
sorumluluğu ortadan kaldıran bu yaklaşım kadınların daha fazla ev içlerine kapanmasına neden
olmakta, hak arama mücadelesinin baştan önünü
kesmektedir.
İstihdamda Cinsiyet Eşitsizliği
AKP’nin aile içine kadını hapsetme projesi istihdamdaki cinsiyet eşitsizliğini derinleştirmektedir.
Eğer istihdam alanını cinsiyet gözlüğünden inceleyeceksek ilk bakmamız gereken nokta kadınların
hangi işlerde istihdam edildiğidir. Kadınlar genellikle evle bağlantılı işlerde çalışmaktadır.
Türkiye’de kadınların istihdam edildiği alanların
yarısı ücretsiz aile işçiliği, ev işçiliği ya da ev eksenli çalışma biçimindedir. Türkiye’de erkeklerin
iş gücüne katılımı %71.5 iken kadınlarda bu oran
sadece %29.7’dir. OECD ülkelerinde sonuncu sırada yer alan Türkiye’de kadınlar son yıllarda daha
fazla iş aramaya başlasa bile hala 4 kadından üçü
iş gücüne dâhil değildir. Kadınların işsizlik oranı ise
(%17.4) erkeklere göre (%10) bir hayli yüksektir.
Yani evden çıkıp iş aramaya başlayan kadın sayısı
10
çok azken, iş bulamayan sayısı bir o kadar yüksektir. Bu oran özellikle üniversite mezunu kadınlarda
artmaktadır.
Kadınların iş gücü piyasasına dâhil olmamalarını
bir problem olarak değerlendiren AKP hükümeti
iki yönlü bir çalışma başlatmıştır. İlki AB ülkelerine
şirin gözükmek için istatistiklerle oynamaktır. Yani
son dönemde kadın istihdamındaki artış sanal bir
artıştır. Hükümet engelli bireylere verdiği aylık
sosyal yardımları istihdam artışı için kullanmıştır.
2010-2013 yılları arasında kentli kadınların istihdamı 936.000 kişi kadar artmıştır. Artış en fazla
hizmetler sektöründe görülmektedir. Engelli aylığı
bağlanan ailelerdeki kadınların istihdamda gösterilmesi sonucunda %16’lık bir artış sağlanmıştır.
Benzer şekilde kendi hesabına çalışan gündelikçi
kadınların sayısı bu üç yılda %93 oranında artmıştır. Gündelikçi kadınlarla birlikte kadın istihdamındaki artışın %32’sinin hükümetin yarattığı bir illüzyon olduğu görülmektedir.
Ancak AKP hükümetinin sanal artışların yanında
gerçek bir artışa ihtiyaç duyduğu bir gerçektir. Bugün üzerinde konuştuğumuz paket tam da bunun
sonucudur. Pakette doğum yapan kadınlara yarı
zamanlı çalışma imkânı getirildiği söyleniyor. İlk
çocuktan sonra iki ay ikinci çocuktan sonra 4 ay,
11
üçüncü çocuktan sonra 6 ay boyunca yarı zamanlı
çalışma düzenlemesi yapılacak. Bu süre içerisinde
yarı zamanlı çalışan kadınların tam ücret alacağından bahsediliyor. Eğer bu sürenin sonrasında kadınlar yarı zamanlı çalışmaya devam etmek
isterse, yarım ücret alarak çalışacaklar. Böylece
profesyonel hayattan kopulmayacak deniliyor. Bir
önceki pakette memurlara 5.5 yıl olan bu süre için
zaman belirtilmemesi ise ilginç. Ancak yeni pakette böyle bir şeyden bahsedilmiyor.
AKP hükümeti kadın istihdamına yarı zamanlı çalışma ile çözmeye çalışmaktadır. Ancak bilinmelidir
ki bütün yarı zamanlı işler;
* Düşük ücretlidir. Hükümet maaşların yarısını
ödese bile geri kalan zamanda çalışan kadın düşük ücretli çalışmış olacaktır. İlk gelen kazanır
yaklaşımı ile istihdamdaki problemlerin çözülmesi imkânsızdır. Diğer taraftan hükümet tarafından
ödenecek olan yarım maaşın ‘İşsizlik Fonu’ndan
karşılanması akla gelen ilk seçenektir. Bu durumda
yine işçilere sormadan işçilerin paraları harcanacaktır. Bunun ne demokrasi ne de onurlu çalışma
hakkı ile ilgisi vardır. Bunun bile ne kadar hayata
geçirileceği bilinmemektedir.
* Yarı zamanlı çalışma güvencesizliktir. Emeklilik,
sosyal sigorta gibi kazanılmış hakların ancak yarısından faydalanabilirsiniz. O da eğer yeterince
şanslıysanız mümkündür. Yani yarı zamanlı çalışma
genellikle kayıt dışı şeklinde yayılmaktadır. Dünyadan buna dair onlarca örnek verilebilir. Kanada’da
her üç çalışandan ikisi part-time istihdam edilmekte, kazanılmış haklardan yararlanmalarına izin verilmemektedir.
* Yarı zamanlı çalışma kötü çalışma koşulları demektir. Çalışma koşulları ve yaptığınız işin tanımı
sürekli olarak değiştirilebilir. Yarı zamanlı çalıştığınız için iş yerinde maruz kaldığınız ayrımcılık ve
12
hak ihlallerine karşı çıkma olanağınız son derece
azdır. Çünkü;
* Yarı zamanlı çalışma örgütsüzlüktür. İşçilerin demokratik hak örgütleri olan sendikalara üye olmanız ve burada hak mücadelesi vermeniz çok zordur.
Yarı zamanlı çalışma tüm dünyada kadın istihdamını arttırmanın bir yolu olarak görülmektedir.
AB parlamentosu 2010 yılında tüm üye ülkelerine
çağrıda bulunmuş ve kadın istihdamındaki artışın
güvencesiz iş kollarında yarı zamanlı çalışan kadınların sayısındaki artışla ilgili olduğunu belirtmişti.
Parlamento üye ülkelerinin gerekli yasal tedbirleri
alması için uyarmış ve sıfır süreli iş sözleşmesine
son verilmesini istemişti. Ancak tüm bunlara rağmen yarı zamanlı çalışmanın atipik çalışma biçimleri arasındaki yeri büyümektedir. Yarı zamanlı
çalışanların büyük çoğunluğunu kadınlar oluşturmaktadır.
Mevcut yasal düzenleme içerisinde yarı zamanlı
çalışma 4857 sayılı kanunda ‘kısmi süreli çalışma’
olarak tanımlanmaktadır. Bu çalışmanın alt kolları
olan yan işte çalışma, iş paylaşımı, kayan iş süresi
ve çağrı üzerine çalışma biçimlerinden sadece çağrı üzerine çalışma biçimi yasal olarak tanımlanmıştır.
 4857 sayılı İş kanununda;
Madde 13 - İşçinin normal haftalık çalışma süresinin, tam süreli iş sözleşmesiyle çalışan emsal
işçiye göre önemli ölçüde daha az belirlenmesi
durumunda sözleşme kısmî süreli iş sözleşmesidir.
Kısmî süreli iş sözleşmesi ile çalıştırılan işçi, ayırımı
haklı kılan bir neden olmadıkça, salt iş sözleşmesinin kısmî süreli olmasından dolayı tam süreli emsal
işçiye göre farklı işleme tâbi tutulamaz. Kısmî süreli çalışan işçinin ücret ve paraya ilişkin bölünebilir
menfaatleri, tam süreli emsal işçiye göre çalıştığı
süreye orantılı olarak ödenir. Emsal işçi, işyerinde
aynı veya benzeri işte tam süreli çalıştırılan işçidir.
13
İşyerinde böyle bir işçi bulunmadığı takdirde, o işkolunda şartlara uygun işyerinde aynı veya benzer
işi üstlenen tam süreli iş sözleşmesiyle çalıştırılan
işçi esas alınır.
Kısmi süreli çalışmanın ne olduğunu tanımlamaktadır. İlk bakışta bir işin kısmi süreli olabilmesi için
iki koşulun gerçekleşmesi beklenmektedir. Hem iş
süresinin önemli ölçüde az olması hem de iş süresinin daha iş sözleşmesi yapılırken taraflar tarafından kurulması gerekmektedir. Burada dikkat
edilmesi gereken nokta ‘önemli ölçüde daha az’
derken neyin kast edildiğidir. Madde gerekçesinde normal çalışma süresinin 2/3’ünden daha az
olanlar denilirken kanunda açıkça belirtilmemiş
olması karmaşaya neden olmaktadır. Hangi işlerin
yarı zamanlı olacağı konusu tartışılmaya devam
edilmektedir.
Kanunda geçen emsal işçi kavramı ise sendikaların
etkisini hiçe saymaktadır. Örneğin bir iş yerinde
toplu iş sözleşmesi ile garanti altına alınan çalışma
süreleri yerine karşılaştırılabilir bir tam zamanlı işçinin çalışma süresi dikkate alınmaktadır. Sendikaların etkisi ile daha az çalışılan iş yerlerinde; yarı
zamanlı çalışanların çalışma süreleri üzerinde bu
durumun hiçbir etkisi olmayacaktır.
Kanunda geçen ‘ayırımı haklı kılan bir neden olmadıkça’ ibaresi gerekçeli kararda açıklanmaktadır.
Ayrımın haklı olduğu alanlar şu şekilde örneklendirilmektedir;
• hafta tatili ücreti alamaz,
• iş yeri servisinden yararlanamaz,
• öğle yemeği yemesi mümkün değildir,
• iş yeri kreşinden yararlanamaz
Bölünebilir menfaatler ise genellikle iş yerlerinde
kazanılmış yakacak yardımı gibi sosyal hakların
maddi olarak bölünmesidir.
14
Yasaya göre kısmi süreli çalışmada ücret; çalıştığı
süre için belirlenen asgari ücretten az olamaz. Ancak kısmi süreli çalışan işçinin fazla mesai alması
mümkün değildir. Çünkü ‘fazla mesai’ alınabilecek koşulları belirleyen maddeye göre fazla mesai
ücreti almaya hak kazanmak için haftalık en az 45
saat çalışılması gerekmektedir. Kısmi zamanlı çalışan bir kişi ise bu kadar süre çalışsa zaten tam zamanlı çalışmış olurdu. Hafta tatili, yıllık ücretli izin
gibi haklardan yararlanabilir. Sendika üyesi olabilir
ve toplu sözleşmede çalışma süresi haricindeki
tüm maddelerden bölünebilir menfaatler şeklinde yararlanabilir. Ne yazık ki kanunda belirtilen ve
olumlu sayılabilecek bazı düzenlemelerin hayata
geçmesinde son derece sıkıntı yaşandığı bilinmektedir. Kadınların doğum yapacağı sırada işten
çıkarılması, hamile kalmayacağına dair sözleşme
imzalaması bilinen durumlardır. İşveren sırf bu
nedenlerle daha az kadın istihdam etme yolunu
seçecek ya da istihdam edilen kadınlar kayıt dışı
çalışacaktır.
Doğum İzinleri ve Doğum Yardımı
Yeni istihdam paketinde doğum izinleri ile ilgili
bir düzenleme yok. 16 hafta olarak kalacak. Ancak prematüre doğum yapan kadın memurların
normal doğumdan önceki süreleri doğum iznine
15
eklenecek. Çocuğun yüzde 70 engelli olması durumunda ebeveynlerden birine 1 yıl içinde 10 güne
kadar ek izin getiriyor.
Doğum yardımı konusu ise sıkça gündeme getirilmektedir. Sosyal medyada da alay konusu olan bu
düzenleme ile ilk çocuğa 300, ikinci çocuğa 400,
üçüncü çocuğa ise 600 TL yardım yapılacaktır. Üç
çocuğu olan bir kadının alacağı toplam yardım
1.300 TL iken sadece bir çocuğun mezun olana
kadar ailenin cebinden çıkan para 80.000 TL’dir.
Bu yardım komik olmanın ötesinde aşağılayıcıdır.
Kadınlardan 300 TL için çocuk doğurmalarını beklemek saçmadır. Bu karar ne olursa olsun kadınlara
aittir. Öncelikle bir çocuğun bütün hayatı boyunca
onurlu şekilde yaşama, eğitim alma, sağlık hizmetinden yararlanma ve çalışma koşulları garanti altına alınmalı, sonrasında koşulsuz olarak kadınların
kararlarına saygı gösterilmelidir.
Kreş Teşviği
Özel kreş ve gündüz bakım evlerinin sayılarına
dair Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı 2013 Aralık
ayından beri açıklama yapmamaktadır. Son yayımlanan istatistiğe göre bir yıl önce 109.000’in üzerinde çocuk özel kreşlerden faydalanmıştır. Ancak
yaş grubuna dair bir bilgi yoktur. Özel kreşlerin
16
desteklenmesinin; eğitimi piyasaya açmaktan başka anlamı yoktur. Eşitlik ilkesine aykırı olan bu yaklaşım herkesin eğitim almasını engellemektedir.
Özellikle yoksul çocukların kreşlere gitme olasılığı
giderek düşmektedir.
Türkiye’nin OECD ülkeleri sıralamasında okul öncesi eğitimde okullaşma oranında son sıradadır. 3-5
yaş arası çocukların sadece %27’si okullaşmıştır.
Okul öncesi eğitim hem çocuk için hem de anneler
için son derece önemlidir. İlginçtir; okul öncesinde
sonuncu olan Türkiye, kadın istihdamında da son
sırada yer almaktadır. Bu ikisi arasındaki ilişki çok
önemlidir. Kadınları istihdamdan uzaklaştıran en
önemli etken çocuk bakımıdır. Kamusal bir hazmet olarak sunulan çocuk bakımı, binlerce kadının
onurlu, iyi koşullarda, güvenceli ve tam zamanlı
şekilde çalışmalarını sağlayacaktır.
17
Sonuç
Sendikalar olarak ne talep ediyoruz?
Her şeyden önemlisi kadınların bedeni, kadınların
kararı!!!
* Doğum izni değil; dönüşümsüz ebeveyn izni için
* Çocuk bakımında erkeklerin de eşit sorumluluk
almasını sağlayacak yasal düzenlemeler için
* Tam zamanlı, kadrolu ve hiçbir hak kaybı olmadan çalışmak için
* Kadın emeğinin güvencesiz ve esnek istihdamın
bir aracı olarak görülmemesi için
* 7/24 açık, kamusal, ücretsiz, erişilebilir, anadilinde kreşler için
* ILO 183 No’lu Analığın Korunması Sözleşmesinin
bir an önce imzalanması için 8 Martta alanlardayız.
Bütün kadınları bizimle birlikte sokağa çıkmaya davet ediyoruz.
18
1. KADIN MECLİSİ TOPLANTISI SONUÇ
BİLDİRGESİ
27-28 Eylül 2014 tarihleri arasında 1. Kadın Meclisimiz Ankara’da aşağıdaki gündemle toplandı.
Gündem:
1- Açılış
2- Siyasal ve Sendikal Sürecin Değerlendirmesi
3- Çalışma programının oluşması ve yönetmeliğin
oluşturulması
4- Toplumsal cinsiyet konulu sunumun yapılması
5- Kapanış
SONUÇ BİLDİRGESİ
Binlerce yıldır ataerkil sistem, sermaye ve kar
sağlamak için doğanın, kadının ve toplumun bütünlüğünü birbirinden ayırarak parçalara bölerek
sömürüyor. Bu sömürüye karşı direniş sergileyen
mücadele eden kadınları acımasızca katledip kadının mücadele gücünü kırmak, sindirmek için erkek
egemen sistem bütün gücünü tarihte seferber ettiği gibi şimdi de ediyor.
Hegemonik güçler Ortadoğuyu yeniden dizayn
adı altında bölgeye adı konulmamış olsa da bir 3.
Dünya savaşı yaşatıyor. Bu savaşta en çok kadın ve
çocuklar mağdur oluyor, hegemonik güçlerin eliyle ve müttefiklerin desteğiyle oluşmuş İŞİD çetesi
kadınlara insanlık dışı trajediler yaşatmaktadır. Kadını savaş ganimeti olarak almakta, tecavüz edip,
19
köle olarak satıp kadına zorla fuhuş yaptırılıyor.
Bunları kadına reva görürken; Kadınlar Rojava ve
Şengal’de küllerinden oluşup örgütlenip bu vahşete karşı mücadele kahramanlığını gösteriyor. Kadılar kendini yönetme hakkının olduğu, emeğinin,
bedenin üzerinde hiç kimsenin söz söyleme hakkının bulunmadığı bir toplumun özgürlük mücadelesini vermektedirler.
Yine ülkemizde erkek egemen zihniyet kadına her
yerde şiddet ve cinayet kusmakta, kadınları sokak
ortasında, evlerinde ve iş yerlerinde akıl almaz bir
nefretle boğmaya çalışıyor. Yaşanan kadın cinayetlerinin mevcut AKP hükümetinden bağımsız olmadığını görüyoruz ve kadın cinayetleri adı altında
kadın kırımı yaşanmaktadır. AKP’nin kadın politikalarına baktığımızda; kadını metalaştıran, çocuk
doğurma makinesi olarak gören ve kadın emeğini güvencesizleştiren, esnek çalıştıran, sömüren
yasalar çıkarmaktadır. Biz düzenleme adı altında
çıkarılan yasaların kadınların aleyhine olduğunu
biliyoruz ve buna karşı örgütlü mücadelemizi büyüterek kadınlar hakkında çıkan her yasanın kadınlardan doğru kadınların lehine olması gerektiğini
söylüyoruz.
İŞİD terörünün yaptığı katliamlar ve kadına yaşattıkları için sınırda ve yerellerde konfederasyonumuzun eylem etkinliklerine kitlesel katılım sağlanması gerekir. Yine bu savaşa karşı iş yerlerinde
duyarlılık yaratmak için açıklamalar yapılıp bildiri
dağıtılmalı. Savaştan mağdur olanlarla dayanışma
adı altında genel merkezden kalem basılıp yerellerden yardımlar sağlanmalıdır. Üyesi olduğumuz
UNİ ye İŞİD terörüne karşı duyarlılık çağrısı yapılmalı.
İş kolumuzdan doğru; PTT Merkez Gişelerde bireysel ilişki ve sendikal ayırım baz alınarak adaletsiz
rotasyon uygulanıyor. Yasal olmadığı halde bazı
gişelerde bir kişinin çalıştırıldığı ve görünen odur
20
ki bazı gişelerde kadın tek başına çalışmaktadır. Bu
sorunların yaşanıldığı yerleri yazılı raporla yerellerde giderme girişiminde bulunulacak eğer çözülmezse basın açıklamaları yapılıp sorun giderene
kadar mücadele verilecek.
Şubelerde kargoda görev yapan kadınlar yük kaldırma konusunda zorlanmaktadırlar. Bu tür iş bölümlerinde, gelen kargo ağırlığına ve personelin
fiziki yapısına göre görevlendirme yapılmalıdır.
Adli tıp gönderilerinin kabul edildiği şubelerimizde
gerekli temizlik ve özellikle kokuya karşı önlemlerin alınmadığı personelin çalışma performansını
düşürüp sağlık sorunlarına neden olmaktadır. Özel
araçla getirilmesi gereken bu gönderiler uygun
ambalajlanması getirilmesi ve bu sorunların giderilmesi için girişimlerde bulunulması gerekir. İş yeri
koşullarının kadın çalışanlara göre düzeltilmelidir.
Nöbetleşe çalışıldığı iş yerlerinde uygun çalışma
koşulları sağlanmamakta dinlenme, giyinme odaları ve dolapların bulunması gerektiği halde bunların olmadığı görülmektedir. İş yerlerinin yeterince
temizlik problemlerinin çözüme kavuşmadığı sağlıksız koşullarda çalışmaların devam ettiği ortadadır. iş yerlerimizde, özellikle PİM’ler de kadın ve
engelli çalışanlar için lavaboların olması gerektiği
halde bu düzenleme birçok iş yerinde bulunmamaktadır. Bu nedenle engelli çalışanlar ve kadınlarımız mağdur olmaktadırlar. Bu mağduriyetin giderilmesi ve çalışma koşulların düzeltilmesi için basın
açıklamaları yapılmalıdır. Dağıtıcı kadın personelin
yük taşıma ve cihet eşleştirme konusunda fiziki yapısı göz önünde bulundurarak dağılımın yapılması
gerekmektedir. Bu konuyla ilgili İLO nun 127. Sayılı
sözleşmenin 7. Maddesinin dikkate alınması gerekir. Erkek personelle kıyaslanma yapılmadan konuya ilişkin genelge çıkarılması ve gerekli önlemler
alınması gerekir. Yine Ağır ve tehlikeli işler yönetmenliğinin 6. Maddesinde yer aldığı biçimiyle ‘özel
gün izni’ adı altında kadınların belirlediği 2(iki) gün
izinli sayılması gerekmektedir.
21
Dağıtıcı kadın personelin kıyafetleri erkek beden
ve fiziğine göre tasarlanmaktadır.Kalitesiz kumaşlardan yapılan kıyafetlerin mevsim ve coğrafik koşulları gözetmeksizin dağılımı yapılmaktadır. Kıyafetlerle ilgili eş zamanlı basın açıklamalar yapılıp iş
aksama-durdurma ve grev gibi eylemler yapılmalıdır.
Yine bir çok kurumda kreşlerin olmaması en çok
biz kadınlara sıkıntılar yaşatmaktadır. Yıllardır ‘kreş
haktır bu hakkımız açıkça gasp ediliyor’ diye mücadele etmemize rağmen PTT yönetiminden kaynaklı bu hak verilmiyor. Kreş hakkımızı alana dek
konfederasyonumuzla beraber mücadelemize
devam edeceğiz. İş kolumuzun ilk önceliği eğitim
merkezlerinde çocuk bakım yerlerinin olması gerektiği, bunların olmaması en çokta kadın personelinin eğitimlerini aksamaktadır veya küçük çocuğu olan kadınlara eğitim verilmemektedir. Bu
konuda iş kolumuza bağlı bütün sendikalarla birleşip bu haksızlığın giderilmesi için eylem etkinlikler
yapmalıdır. Süt izinlerin kullanılmasında idarecilerin engeliyle karşılaşılıyor. Süt izni olan kadınlara
çalışma koşulları açısından pozitif ayırım yapılmalı.
Ve mutlaka süt izinlerini kullanmaları gerektiğine
dair iş yeri temsilcisi gerekli uyarıları yapmalıdır.
İş kollarımız bünyesinde görevde yükselme sınavlarında ve yapılan mülakatlarda cinsiyet eşitliği ve
adalet gözeterek yapılması gerekir.
Bir kamu hizmeti yayın kuruluşu olan yasanın verdiği görevleri yerine getirmesi gereken ve halkın
parasıyla yayın yapan TRT, halka ve kadın personeline resmen eziyet çektiriyor. Yapılan programlarla
kadını metalaştırıyor, ev içine hapsedip belirli kalıplar içinde gösteriyor. Bünyesinde çalışan kadın
emekçilere bütün angarya işleri yaptırıyor. Kadınları karar alma mekanizmalarından uzak tutuyor
yönetimlerde önü kesiliyor. TRT karar alma meka22
nizmalarında cinsiyet eşitliği göz önünde bulundurmalı. TRT yasalar ve altına imza atmış uluslar
arası sözleşmeler çerçevesinde hareket edip yayını
sürdürmelidir. TRT kadını yasal hakları konusunda
bilgilendirmek ve bilinçlendirmek, istihdam, eğitim ve şiddet konularındaki farkındalığı artırmak
için program üretmek, töre ve namus cinayetleri,
kadın intiharları, ensest, çocuk gelin gibi bir çok
toplumsal yarayı tüm boyutlarıyla tarafsız tartışmak ve kamuoyunun gündemine sunmak zorunluluğunu olduğunu hatırlatacak eylem etkinlikler
yapılmalıdır.
Kadının istihdam hakları ve kadının sendikal hakları ve toplumsal cinsiyet konulu yerellerde eğitimler yapılmalı. Diye tartışmalar yürütüldü ve kararlar alındı.
23
Ey güzel bakışlı kız
sen o güzel bakışlarınla bizden
çok şey bekliyorsun biliyoruz
sen o iki elinle verdiğin öz
savunmanın devamını istiyorsun
o yanmaya rağmen verdiğin
direnişin devamını istiyorsun
bizden...
Sen sadece kendini kurtarmak
için o direniş çığlığı atmadın
biliyoruz
sen bütün kadınların çığlığı
oldun
sen bütün kadınlar için
direndin...
Ve çığlığınla-direnişinleküllerinle bayrak oldun
bizde bu bayrağı hep yukarda
dalgalandıracağımıza söz
veriyoruz
sen rahat uyu güzel bakışlı
yoldaşım...
Jin jîyan azadî
kadın yaşam özgürlük
Download

kadın bildirisi BASKI 8 MART - haber-sen