SPOR KULÜPLERİNİN YENİDEN
YAPILANDIRILMALARI
KONFERANSI
28 MAYIS 2011 Cumartesi saat 14.00
İstanbul Barosu Kültür Merkezi
Av. KISMET ERKİNER’in Konferans’ın 2. Oturumunu açış konuşması:
Konferans’ımızın öğleden sonraki, bu İkinci Oturum’unda ele alacağımız ana konu,
sabah oturumunda söylenenlerden de yararlanarak, SPOR KULÜPLERİNİN
GELECEKTEKİ YAPILANMASININ NE OLACAĞI, NE OLMASI
GEREKTİĞİ’ hakkındadır.
Bu Ana konuyu işleyecek olan sayın Konferansçılarımıza sözü vermeden önce,
ben bir soru sorarak konuyu açmak istiyorum. Sorum şu şekilde:
“Türkiye’de neden spor federasyonları ve spor kulüplerinin tüzel kişilikleri
DERNEK niteliğindedir. Bilindiği üzere tüzel kişilikler Dernek, Vakıf, Şirket,
Kooperatif ve bunlaın türevleri olabilirler. Bunlardan, neden dernek tüzel kişiliği
benimsenmiştir de, özellikle spor kuruluşlarının gelişimi şirketleşmeye –şirket
kurmaya doğru giderken, şimdi, bir kez daha yeni spor kulüpleri yasa tasarısı
hazırlanırken, yine, arka planda “Dernek” niteliği benimsenmektedir.”
Benim bu soruma bu güne kadar alabilmiş olduğum cevap, ampirik bir şekilde:
“Çünkü .... .... öyle gördük de ondan.” olmuştur. Yani, özellikle Medeni
Kanunumuzu almış olduğumuz İsviçre’de kurulu Uluslararası Olimpiyat Komitesi
(IOC), merkezi İsviçre’de bulunan bütün uluslararası spor federasyonları, ki halen
IOC’nin olimpik federasyon ve tanıdığı federasyonların toplam sayıları 66 olup,
bunlardan 22’si İsviçre’dedir, DERNEK tüzel kişiliğine sahiptirler.
Ancak geri kalan federasyonlar da, yani 2/3 de İsviçre dışında kurulu olanlarının,bir
model seçerken, tüzel kişiliklerinin nitelikleri incelenmiş midir. Cevap: “ Hayır”.
Ancak, incelense de, özellikle kara Avrupasında kurulu olanları büyük çoğunluğunun
Dernek oldukları görülecektir. Doğrudur. Ancak, örneğin Birleşik Krallık (İngiltere)
da kurulu uluslararası federasyonların hukuki nitelikleri “ŞİRKET” dir. (Örnek.
Uluslararası Tenis Federasyonu “ITF”, Uluslararası Yelken Federasyonu “ISAF”,
Uluslararası Curling Federasyonu “WCF” ve diğerleri). Dolayısı ile sporda tüzel
kişiliğin mutlaka dernek olması gerekir diye bir kural yoktur.
Bu nedenle, sportif örgütlenmemizde yeni atılımlar, yeni düzenlemeler yaparken bu
alternatifin incelenmemiş olmasını bir eksiklik olarak görmekteyim. Herkesin bu
durumu düşünmesini ve incelemesini dilemekteyim. Zira sporda gelişme şirket
konseptine doğru gitmektedir ve bu durum ülkemizde de böyledir. Ancak Spor
Kulübü, arka planda dernek tüzel kişiliğine sahip olduğu sürece kuracağı yan
kuruluşlar ve diğer çok ihtiyaç duyduğu sermaye şirketleri ile ilişkilerinde sürekli
uyumsuzluklar, uyuşmazlıklar, sürtüşmeler kaçınılmaz olacaktır. Ve bunlar
yaşanmıştır ve bünye bu şekilde olduğu sürece yaşanmaya da devam edecektir.
Eğer, Dernek olmakta benim göremediğim avantajlar var ise; veya şirket olmakta yine
benim görmediğim sakıncalar var ise, bunların ortaya konmasını ve ikna olmayı
beklemekteyim. Aksi takdirde, görüşümde israrcıyım; yani, spor kulüplerinin yeniden
yapılandırılmalarının arka planında DERNEK tüzel kişiliği değil, ŞİRKET tüzel
kişiliği olmalıdır. Bu demektir ki, en basit ifadesi ile :
 “bir kişi – bir oy” değil, “bir hisse – bir oy” kriteri hakim unsur olacaktır.
 Kulup doğrudan vergi mükellefi olacaktır,
 Yöneticilerinin kefaleti ile kredi aramayacak, kendi asetlerini ortaya
koyabilecektir,
 İflas edebilecek, ancak borçlarını karşılamak için sermaye arttırımı ve diğer
finansal enstrümanları da kullanabilecektir.
 Dernek ve şirketleri gibi uyumsuz bir bünyede, Medeni Hukuk – Ticaret
Hukuku bağdaştırması gerekmeyecek; Holding şirket ve alt şirketleri gibi tümü
Ticaret hukuku içinde uyumlu bir yapı oluşturabilecektir.
Spor Kulüpleinin tüzel kişiliklerinin, arka planda – temelde Dernek olmalarında
görmekte olduğum iki sakıncaya daha değinmek istiyorum.
Bunlardan birincisi, Kulüplerin Dernek olmaları ile Dernekler Müdürlüğünün denetim
yetkisidir. Bu Müdürlük, spor kulüplerini, özellikle tüzüklerinin içerikleri ve bu
tüzüklerinin uygulaması açısından incelemektedir. Ancak bunu yaparken spor
kulüplerinin hiç bir özelliğini gözönünde tutmamakta, birkaç onbin kişi üyesi olan, bir
çok şirkete ve gayri menkule sahip, yüzlerce bordrolu çalışanı olan bir Spor Kulübünü,
sadece birkaç on kişi üyesi bulunan herhangi bir dernekle aynı görektedir.
İkincisi, Dernek olmanın yaratmış olduğu ve mutlaka giderilmesi gereken sakınca,
Spor Kulübünün dernek olmasından ileri gelen, Adli Yargının yetkisidir. Diğer bir
ifade ile Adli Yargının Dernek Genel Kurul iradesi üzerindeki yetkisi meselesidir;
özellikle bir örneğini, büyük bir kulübümüzün Genel Kurulu sonrasında görmüş
olduğumu gibi, konuya sadece yasaların lafzı ile yaklaşan bir Hukuk Hakiminin
yaratabileceği kaos tehlikesidir. Bir Yandan, Anayasa’nın 59. Maddesine yapılan
ekleme ile sporun Devlet yargı mekanizması dışında tutulması için temel bir güvence
getirilirken, diğer yanda, sırf spor kulübünün dernek tüzel kişiliğine sahip olmasından
ötürü, kocaman bir gedik açık durmaktadır.. Bu durumun da giderilmesi
gerekmektedir.
Bu hususları da belirttikten sonra ifade etmek isterim ki, gençlik ve spor kulüpleri
tüzel kişilikleri için özel bir Kanun ile düzenleme yapılması girişimini, prensip olarak
faydalı ve gerekli bulmaktayım. Zira, bu güne kadar Gençlik ve Spor Kulüplerini de
düzenleyen Dernekler Kanunu, bu konuda bazı özel hükümler içeriyor olsa da,
uygulamada, özellikle spor kulüplerinin ulaşmış olduğu gelişime her zaman cevap
verebilecek kapsam ve nitelikte değildir. Dolayısı ile yeni bir düzenleme şarttır, ancak
şimdiye kadar ortaya konmuş olan Tasarı Taslakları beni, özellikle yukarıda sormuş
olduğum soru ışığında tatmin etmekten çok uzak kalmıştır.
Dileğim, bugün burada, yeni fikir ve söylemlerle, bu mesele hakkında kayda değer bir
ilerleme kayddedebilmemizdir. Bu dileğimin ifadesi ile şimdi sözü Sayın
Konfernansçılarımıza bırakıyorum. .....
Download

Yazının tamamını okumak için tıklayın