AÐUSTOS 2014
59.sayý
Tasavvuf Kültürü Dergisi
gazze
EDÝTÖRDEN...
Merhaba Her Nefes dostlarýmýz,
Aðustos 2014 sayýmýz biraz geç elinize ulaþýyor. Öncelikle gecikme için
hoþgörünüze sýðýnýyoruz. Geç çýkma sebebimize gelince… Aslýnda Aðustos
sayýmýz için planladýðýmýz konumuz “Tasavvuf ve Eðitim”di; fakat dünyada ve
özellikle Gazze’de yaþananlar bizi derinden sarstý. Ülkemizin elinden gelen
ilgiyi ve desteði Gazze’ye ve Gazzeli kardeþlerimize gösterdiði bu zor günlerde
bizler de bu destek ve ilgiye kendi çapýmýzda destek vermek istedik. Konumuzu
deðiþtirdik ve çok kýsa bir süre içinde, þu an karþýnýzda bulunan “Gazze” sayýmýzý
hazýrlamaya çalýþtýk.
Burada amacýmýz, ancak ülkelerarasý iliþkiler ile çözülebilecek bu konu üzerinde
kesinlikle siyâsî yorumlar ve eleþtiriler yapmak deðildir. Sadece yaþananlarý
“ne yazýk ki” seyrederken, bizim gönüllerimizdeki yansýmalarý ve yangýnlarý
becerebildiðimiz kadar dile getirmeye çalýþmaktýr. Hissettiklerimizi dilimizin
döndüðünce anlatmaya çalýþtýk. Kendi çapýmýzda maddî-mânevî her türlü
desteði vermeye çalýþtýðýmýz Gazzeli kardeþlerimizin yaþadýðý bu zor günlerde,
cân-ý gönülden, samimiyetle elimizden geleni yapmaya inþaallah devam
edeceðiz. Elbette hâdiseler için derinden üzüntü duyuyoruz.
Tepki göstermek bir yöntem olsa da gerek muhteþem güzellikteki dinimiz,
gerek almakta olduðumuz tasavvuf eðitimimiz bizi “edeb”e davet ediyor.
Mesnevî hikâyesini bilirsiniz. Hz. Ýsa’ya sorarlar: “Allah’ýn en çok neyinden
korkarsýnýz?” Hz. Ýsa “gazabýndan” diye buyururlar. “Allah’ýn gazabýndan nasýl
korunuruz?” diye sorulduðunda, Hz. Ýsa “Kendi gazabýnýzý yenerek” diye cevap
verirler. Özetle, zâlimin zulmüne eþlik etmemek için gönlümüzden geçenleri
paylaþmak istedik. Elbette lisân-ý münâsiple ve inþaallah bizlere yakýþan
edebimizle… Yine de bir eksiðimiz, kusurumuz, haddi aþmamýz olduysa
hoþgörünüze sýðýnýyoruz. Kusurlarý elbette bizlere, güzellikleri âlemlerin
Rabbine aittir.
Cân-ý gönülden dualarýmýzla…
Yosun Mater
SOHBETLER
-Etrâfýmýza nasýl hizmet eylemeliyiz?
- "Allah rýzâsý için mü'min kardeþine hizmet eden kimse, Allâh'ýn
himâyesindedir. Kulun kusurlu olduðunu bile bile hizmet ve yardýmý
esirgememelidir. Onun için kardeþlerinize dâimâ yardým etmelisiniz. Bizim
aramýzda fakirlik zenginlik yoktur. Hepiniz bir vücutsunuz."
(Ken'an Rifâî, Sohbetler, Kubbealtý Neþriyâtý, Ýstanbul, 2000, s. 643)
****
Sâmiha Haným:
-Hadîs-i þerifte ‘Ýnsanlar arasýnda en þiddetli belâya duçar olan¬lar nebilerdir.
Sonra
onlara yakýn olanlar, sonra da bu yakýnlara yakýn olanlar gelir’ buyruluyor.
Hamlarýn tahammülü olmadýðý için mi bu böyledir?
-"Tabiî... Pek çok kimse vardýr ki en küçük sýkýntý karþýsýnda þikâyet ve
feryada baþlar. Çünkü ýztýrâba tahammül edecek olgunluða sahip olmamýþtýr.
Onun için en büyük belâ en üst derecede olanlara verilir."
Sâmiha Haným:
-Daðýna göre kýþ...
-"Evet, daðýna göre kýþ. Bilmiyor musunuz, Resûlullah Efendimiz ‘Hiçbir
peygamber benim kadar ezâ çekmemiþtir!’ diyor."
(Ken'an Rifâî, Sohbetler, Kubbealtý Neþriyâtý, Ýstanbul, 2000, s. 109)
****
- "Bir müridin ayaðýný yýlan sokmuþ. Ayaðý þiþen mürit þeyhine gelerek: Siz
bana her þeyin Hak olduðunu söylediniz. Halbuki yýlan beni soktu! demiþ.
Þeyhi de ona “Cenâb-ý Hakk'ý celâl sýfatýnda görürsen kaç!
Yýlan da Cenâb-ý Hakk'ýn celâl sýfatýnda görünüþüdür, diye cevap vermiþ!"
(Ken'an Rifâî, Sohbetler, Kubbealtý Neþriyâtý, Ýstanbul, 2000, s. 319)
****
-Tevekkül, sebebi terketmek ve Allâh'a güvenmektir ve kaderden kaçmaya
uðraþmak ise kendinden kaçmaya uðraþmak gibidir deniyor:
-"Kader demek, senin vücûdunun yuðurulmuþ topraðýdýr. Her ne olup ne
bitecekse topraðýnla berâber yuðurulmuþtur. Zamâný geldikçe vukua gelir.
Fakat bütün bunlar sebeplere baðlanmýþtýr. Ancak, sen sebepleri görme..
Hep Allah'tandýr. Evvel de odur, âhir de odur. Zâhir de odur, bâtýn da odur.
Þimdi bir el resmi çizsem bu, elin ancak sûretidir ve þeklidir. O benim elim
gibi tutamaz. Ýþte sebep de bir þekildir."
(Ken'an Rifâî, Sohbetler, Kubbealtý Neþriyâtý, Ýstanbul, 2000, s. 600)
“Gazze’de Ýslâm âlemini büyük bir
hizmet bekliyor”
cemâlnur sargut’la söyleþi
Gazze’de yaþanan zulüm, geçen
Temmuz ayýna damgasýný vurdu. Filistin
halký, Ýsrail’in havadan ve karadan
yürüttüðü askerî operasyonlarýn tazyiki
altýnda inliyor. Bu halk, her bakýmdan
yaralý, sýkýntýlý, muhtaç… Ortadoðu’da
bir þehir, o þehrin Müslüman halký, bütün
dünyanýn gözleri önünde katliama
uðruyor. Bu vahþet ve bizlerin almamýz
gereken tavýr hakkýnda Cemâlnur Sargut
Hocamýzla sohbet ettik.
---------------------------------------------Soru: Çok elim bir hâdise yaþanýyor
Gazze’de… Allah’ýn zulmetmeyeceðine,
cemâlinin celâlini örteceðine, dolayýsýyla
bütün bu sýkýntýlarýn sonunda bir hayýr
olacaðýna imân ediyoruz. Bu bakýmdan
Gazze’de yaþanan bu hâdiseyi nasýl
anlamalý, nasýl deðerlendirmeliyiz?
Ýdrâkimizde nereye koymalýyýz?
Cemâlnur Sargut: Takdir edilmelidir ki
çok acý þeyler yaþanýyor Gazze’de… Asýl
þaþýlacak þey, bu ara Müslümanlarýn
baþýnda bu sýkýntýlý hâdiselerin oluþu…
Maalesef Batý âlemi kendisine düþman
olarak Ýslâm’ý seçtiðinden beri Ýslâm
dünyasý çok acý þeyler yaþýyor. Bunu
görmemek mümkün deðil.
Peygamber’in “Komþun açken tok
yatamazsýn” hadisi bile bize Gazze’de
yaþananlara bîhaber kalamayacaðýmýzý
anlatýyor. Tabiî ki iþin iç yüzünde Allah’ýn
takdiri var, o takdire karþý gelmek
mümkün deðil tabiî ki ama Allah, zâlimin
zulmüne eþlik etmeyi bize yasakladýðý
için bizden büyük bir hizmet bekliyor.
Ben böyle zamanlarý hep Allah’a
yaklaþmak için bir fýrsat olarak deðerlendirir ve hep nasýl hizmet edebileceðimi düþünürüm. Dolayýsýyla da bu
hâdisede kalbimizi döndürmeden,
olanlarý büyük bir üzüntüyle karþýladýðýmýz hâlde, Allah’ýn takdirine itiraz
etmeden, çok büyük bir hizmet Ýslâm
âlemini bekliyor diye düþünüyorum. Bu
hizmetin çeþitli þekilleri var. Duâlar,
maddî yardýmlar, mânevî destekler vs.
Þu an çeþitli kuruluþlardan öðrendiðimize
göre 250 bin kiþi maalesef sokakta, 10
bin tane ev yýkýlmýþ, 35 bin ev içine
girilmez durumda… Orada bir soykýrým
yapýlýyor, bunu kabul etmek lâzým. Ve
karþýsýnda Yahudi âleminden çok siyonist
âlem var. Siyonist âlem, “izm”lerle
hareket edenler, karþýsýndakini insan
olarak görmeyip yok etmeye yönelik
hareket eden gruplardýr. Onun için
mücâdelemizi “izm”lerle yapmalýyýz.
Dinlerle, imanlarla, inançlarla deðil,
“izm”lerle yapmalýyýz.
“Ýlk yapmamýz gereken,
Gazze’deki yetimleri
devralmak olmalý”
Gazze bizim için kanayan bir yaradýr. Gece
rahat uyumak Ýslâm âlemi için mümkün
deðil. Yani yemek yerken bile insan çok
büyük bir hüzün duyuyor; onlar açken,
onlar yemek bulamazken ben bu lezzetli
yemeði nasýl yiyorum diye… Tabiî insanlarý,
kamuoyunu bilinçlendirmek gerektiðini
de düþünüyoruz. Çünkü birçok kiþi
televizyonda seyretmiyor, hâdiselerden
haberi yok. Allah razý olsun, çok ciddi
þekilde çalýþan kuruluþlar var. Ýnsanlar
onlara hizmet edilebilir.
Ama ben yeni duyduðum bir kampanya
için aktif olmak istiyorum: Yetime hizmet
kampanyasý… Mâlûm, Gazze’de yetim
sayýsý çok artmýþ durumda… ÝHH, 90 TL’lik
bir kampanya açmýþ. Herkes istediði sayýda
yetime bakabiliyor bu sâyede. Dolayýsýyla
ilk yapmamýz gereken, oradaki yetimleri
devralmak çünkü bu, âyet ve hadislerde
de bize çok hatýrlatýlan ve evlâdýn zekâtý
olan bir þey.
Soru: Bu tür hâdiseler karþýsýnda
hissettiðimiz çâresizlik, aczimizi bilmemiz
için midir?
Cemâlnur Sargut: Mutlaka bizim de
çabalarýmýz belli bir acz içinde yapýlýyor;
aczimizi biliyoruz, idrak ediyoruz. Ama
aczimizi bilmek çabamýzý engellememeli.
Allah, Kur’ân-ý Kerim’de çalýþmamýzý
emrettiði için, biz gayretimizi göstermekle
vazifeliyiz. Þu anda öðrendiklerimize göre
–yakýn tâkipteyiz- Gazze’ye hiçbir þey
sokulamýyor. Ne eþya, ne saðlýk yardýmý…
Ancak orada ticaret devam ettiði için
para gönderilebiliyor. Herkes güvendiði
kuruluþlar vâsýtasýyla oraya para
gönderebilir. Bu arada Baþbakanlýk’ýn
kampanyasý var. Ayrýca Kýzýlay’ýn ve
ÝHH’nýn… Bunlar en güvenilen, orada
ciddi çalýþan kuruluþlar… Yâhut herkes
bir proje yapabilir, bu projeler
deðerlendirilebilir.
cemâlnur sargut’la söyleþi
Soru: Zulüm karþýsýnda mutasavvýf bir
Müslümanýn tavrý ne olmalýdýr? Sâmiha
Ayverdi'nin "zâlim ile deðil, zulüm ile
mücâdele etmek" düsturunu bu
çerçevede nasýl deðerlendirebiliriz?
Cemâlnur Sargut: Yardým, insan olma
yolunda en büyük hizmettir diye
düþünüyorum ben… Ýnsaný diri tutar,
çünkü “Sadaka verenin ömrü uzar”
hadisinden anlaþýldýðýna göre, insanýn
ömrü ezelden belirlendiðine ve asla
þeklen uzamayacaðýna göre, demek ki
sadaka verince ölü olan hayatýmýz diriye
dönüyor. Dirilmemiz için hizmet
etmemiz ve yardým etmemiz þart.
Kendimizin maddî imkânlarý olmayabilir
ama maddî imkânlarý olanlarý
uyandýrmak bile çok büyük bir
yardýmdýr. Mümkün olduðu kadar bol
bol duâ çok büyük bir yardýmdýr. Dokuz
kiþi birleþip her biri 10 TL vererek hizmet
edebilirler; bu çok büyük bir yardýmdýr.
Kurban paralarýný oraya göndererek
yardým yapabilirler. Öðrendik ki orada
bir kurban 5 bin lira, çok pahalý…
Ýnsanlar açlar, dolayýsýyla kurban paralarý
oraya giderek çok büyük bir hizmet
yapýlabilir. Tabiî ki bu yeterli deðil. Ýnsan
her an ne yapacaðým diye düþünmelidir.
“Kiþilerle kavgalý
deðiliz; mücâdelemiz
zulümle…”
Maalesef Türkiye’nin çok büyük bir
eksiði, hâdiseler patlak verdiði anda
büyük tepkiler gösterip sonra asýl ihtiyaç
olduðu anda insanlarýn çok çabuk
hâdiseleri unutmasý… Halbuki buraya
bir yardýmýn senelerce ve düzenli olarak
gitmesi gerekebilir. Çünkü hiçbir þeyleri
kalmadý insanlarýn; çok feci durumdalar.
Tabiî ki bütün dinlerden insanlara ve
sýkýntýlý olan herkese yardým etmek
vazifemiz ama “önce komþun” denildiðine göre, Müslümanlýk âlemi bu kadar
sýkýntýdayken önce onlardan baþlamak
gerektiðine inanýyorum. Ve Gazze’den
baþlamak gerektiðine… Kiþilerle kavgalý
deðiliz; zulümle mücâdele etmenin ön
p l a n d a o l d u ð u n a i n a n ý yo r u m .
Soru: Sizin Gazze problemi karþýsýnda
yapmayý planladýðýnýz ne gibi faaliyetler
var?
Cemâlnur Sargut: Ben þahsen bir
kitabýmýn -ölüm ile ilgili hazýr bir
kitabýmýn- gelirini tamamen Gazze’ye
býrakýyorum. Bu da benim için bir çaba
olmayacak, çünkü ben kitaplarýmdan
para almýyorum. Ama Allah razý olsun,
çalýþtýðým Nefes Yayýnevi, bu kitabýn
gelirini tamamen Gazze’ye býrakmaya
karar verdi. Ben de çeþitli kampanyalarda, konuþmalarda Gazze’nin ne
kadar maðdur durumda olduðunu
anlatmaya çalýþacaðým.
Bu yolda yapýlan her þey, Allah’a
þükürdür. Biz bu durumda olmadýðýmýz
için âdetâ utanç duyup yardým ederek
Allah’a þükretme yoluna gidebiliriz. Artýk
rahat uyuyamayýz, rahat yemek
yiyemeyiz. Hepimizin yapmasý gereken
çok þey var. Bu sýrf Gazze deðil; daha
sonra Irak’ta, Türkistan’da yaþananlar,
Çin’de yaþananlar… Bu, baþka Müslümanlara da nasýl hizmet edebileceðimiz
þeklinde bir düþünce de getiriyor insanýn
aklýna… Görülüyor ki Ýslâm âlemi
hakikaten zor durumda. Tamam,
duâmýzý edelim bütün gücümüzle; ben
de yeni geldim umreden ve orada da
imamlar bütün Ramazan ve bayram
boyunca aðlayarak duâ ettiler, ama bu
da yeterli deðil. Daha fazla çalýþmamýz
lâzým. El ele vermemiz lâzým… Ben
þahsen, halký yetim için kampanyaya
dâvet ediyorum. Bir 10 lira en fakirin
bile bütçesini zedelemez. Ama 10 lira,
bir insana yaþam gücü verebilir.
Afrika’dan bir yetimin, kendisine yardým
eden bir Türk hanýma yazdýðý mektup
beni çok etkiledi. “Anacýðým” diye
baþlamýþ, “Beni düþündüðün için sana
teþekkür ediyorum” demiþ. Orada hiç
tanýmadýðý bir kadýna “anacýðým” diyecek
kadar ona sýðýnmýþ bir çocuk var . Bir
Müslüman çocuk… Onun için insanlar
lütfen artýk harekete geçsinler ve hizmet
etsinler.
Dirilmemiz için hizmet
etmemiz ve yardým
etmemiz þart.
Kendimizin maddî
imkânlarý olmayabilir
ama maddî imkânlarý
olanlarý uyandýrmak
bile çok büyük bir
yardýmdýr.
Mümkün olduðu
kadar bol bol duâ çok
büyük bir yardýmdýr.
emine ebru
GAZZE YANIYOR!
Yurdumdaki insanlarýn ekserisi gibi ben
de televizyon izlemeyi severim. Diziler,
filmler, yarýþma programlarý derken
haber programlarý da kumandamýn
tuþlarýna takýlýr. Genelde gazetelerin
üçüncü sayfalarýnda yer bulan cinsten
adlî vakalar “Allahým, sen evlerden uzak
et!” minvalinde bir duâ ve kulaðý çekiþtirip
tahtalara vurmakla geçiþtirilir. Ama bazen
öyle haberler takýlýr ki insanýn gözüne,
ne yutabilirsin ne geçebilirsin... Midene
bir yumruk iner gibi olur, bir dakika
nefessiz kalýr, sonra tekrar nefes almaya
baþlamak için beklemek zorunda kalýrsýn.
Son günlerde Gazze’den gelen çocuk
görüntüleri yumruk üzerine yumruk
indiriyor mideme. Nefes alamýyorum.
Kimisinin cansýz bedeni iniyor darbe
olarak, kimisinin yaralarýnýn acýsýyla
kývranan yüzü. Bazýsý ise anasýný, babasýný
kaybetmiþ olmanýn verdiði o korunaksýzlýk
içinde, korku ve çaresizlik dolu bakýþlarýyla
çýkýyor karþýma. Söylesenize hangisine
daha fazla üzüleyim?
Savaþ var Gazze’de. Yok, hayýr aslýnda
savaþ demek yanlýþ bir ifade olur: Kýyým
var Gazze’de! Gücü elinde tutanýn
güçsüze zorbaca yaptýðý kýyýmýn çýðlýklarý
var. Ve çocuklar yine baþrolde.
Filistinli hemcinsim aðlýyor; doðduðu,
büyüdüðü, atasýndan miras aldýðý vatan
topraðýný yýllardýr kendine dar edenler
var. Oysa ben sýnýrlarý belli ve dünyaca
tanýnan baðýmsýz bir ülkenin
vatandaþýyým. Söylesenize, nasýl anlarým
ben onu?
Benim hemcinsim evinin üzerinde
toplarla, tüfeklerle sürekli dans ettikleri
için sabah çatýsý yerinde kalmýþ olacak
mý bilemiyor. Oysa ben eskiyen
koltuklarýmýn yüzünü ne zaman
deðiþtirsemplanýyapýyorum. Söylesenize,
nasýl anlarým ben onu?
Hemcinsim evlâdýna çorba kaynatacak
erzaðý bulamýyor. Oysa ben deðiþiklik
olsun çocuklara diye haftanýn belli
öðünlerinde dýþarýdan yemek söylerken
bulabiliyorum kendimi. Söylesenize, nasýl
anlarým ben onu?
O kardeþim evlâtlarý için gece silâh
seslerinden uyuyamadýlar diye
üzülemiyor; evlâdý en azýndan o an için
sað ve yanýnda diye þükrediyor muhakkak.
Hele yanýbaþýndaki anacýk, ölen evlâdýnýn
acýsýndan göðsünü yumruklarken…
Gazze’de yine çocuklar baþrolde. Biliyor
musunuz, çocuk cesetlerini dondurma
dolaplarýnda bekletiyorlarmýþ. Bu yaz
günü neþe ile dondurma yemeleri
gerekmiyor muydu onlarýn? Bu nasýl bir
ironidir ki bize ibret olsun diye vuku
bulmuþ.
Yapan yaptýran Allah’týr muhakkak.
Söyleyecek sözüm, isyan edecek haddim
yok elbet. Yine de zulümle mücâdele
üzerime vebaldir. Bu mesele farklý siyâsî
görüþlerin münâzara malzemesi olmanýn
çok daha ötesinde insan olmakla ilgilidir.
Hangi siyâsî görüþü temsil ediyor olursam
olayým, biliyorum ki hiçbir önemi yok.
Ben dindar da olabilirim, dinsiz de…
Zengin de olabilirim, fakir de… Birilerini
seviyor da olabilirim, nefret ediyor da…
Bu konu farklý; bu konu insan olmakla
ilgili. Eðer içimde zerre kadar insan olma
kaygýsý varsa, Gazze konusuna duyarsýz
kalamam, kalmamam lâzým.
Beni oradaki hemcinsimden daha
ayrýcalýklý ya da daha üstün kýlan gerçekte
hiçbirþeyimin olmadýðýnýn bilinciyle
duyarsýz kalmamalýyým. Ben yalnýzca
daha þanslýyým. Ne yapabilirim
bilmiyorum ama iþe önce onun acýsýný
paylaþmakla baþlamam gerektiðini
biliyorum. Yürekten paylaþmakla…
Sonra belki oralara hizmete gidemem
ama buradan da olsa çaba gösterebilirim.
Öncelikle belli markalarý artýk satýn
almayý bile býrakýrsam biliyorum ki
baþlarýna inen kurþunlarý gönderenlere
ortaklýk etmemiþ olurum.
Belki kendi bütçem içinde planladýðým
bir harcamadan onlar için vazgeçerim.
Açýlan kampanyalardan birine az da olsa
bir katkýda bulunurum. Belki ilâç, belki
gýda olarak ulaþýr hemcinsime.
Ama asýl dualarýma katarým onlarý. Bu
zorbalýk son bulsun ve geceleri rahat bir
uykuya kavuþabilsinler diye…
Gazze’de bombalar patladý: Her yer toz
duman. Sarý sýcak bir yaz yaþanýyor,
çocuklarýn dondurma yiyemediði…
elif hilâl doðan
DEFÎNE
“Gazze’de yaþanan insanlýk dramý devâm
ediyor…” Genelde Gazze haberlerine
böyle baþlýyor sunucular. Aslýnda bundan
sonra söyleyeceklerini söylemeseler,
sâdece görüntüleri izlesek de yeterli.
Gazze’de ve dünyânýn birçok yerinde
yapýlan zulümler, soykýrýmlar, medenî
devletlerin insanlýkla dalga geçiþi gibi.
Medeniyetin teknolojiyle, ekonomiyle,
askerî güçle kurulamamýþ olduðunu tüm
açýklýðýyla görüyoruz. Bu medeniyet
kavramýnýn içinde insan yok, sâdece
deðiþken menfaatler var. Hak-hukuk,
özgürlük, insanlýk konularýnda mangalda
kül býrakmayanlarýn ne kadar dürüst
olduklarý da apaçýk meydanda.
Düþünün; bir an için yaþam duruyor, her
þey donuyor, sesler susuyor, iþte
oradasýnýz. Seyrediyorsunuz etrâfýnýzda
olan yýkýmý, Allah’tan baþka kimsenizin
olmayýþýný seyrediyorsunuz. Öylesi bir
gariplik hissi sarýyor ki insaný, bir anda
her þey yabancý geliyor. Menfaatlerini
ilgilendiren bir þeyiniz olmadýðý için bütün
dünyâ size kör, saðýr. Bu nasýl bir
umursamazlýk, nasýl bir
vurdumduymazlýk? Hani insan haklarý,
hani medeniyet, özgürlük hani, hukuk
hani?
Hayâtýný yitirdi dediðimiz insanlar için, o
minik bebeklerden, yürümeye mecâli
olmayan ninelerimize kadar bütün
þehitlerimiz için hiçbir sorgunun,
sýkýntýnýn olmamasý, lûtuf üstüne lûtuf
olmasý nedeniyle mahzun deðilim. Onlar
için baþým hep dik, gözlerim sâdece
onlardan ötürü duyduðum gururdan
dolayý yaþarabilir. Çünkü onlar Allah
tarafýndan en nasipdar kýlýnan kullar. Asýl
boynumu büken, Cemâl’e yürüyenlerin
ardýndan kalýp bütün bu zulmün içinde
yaþamaya çalýþan âilelerinin, yakýnlarýnýn
durumu. Kendini kaybetmemek zorunda
olanlarýn, baþýný dik tutarak hak mücâdelesine
devâm etmek zorunda olanlarýn hâli en zoru.
Maddî þartlarýn olumsuzluðu bir yana, mânevî
þartlarýn olumsuzluðu yakýyor insanýn içini.
Bâzen yemekten, ilâçtan daha çok ihtiyaç olan
þey “insan” oluyor. Ýnsan, kardeþ eli, dost yüreði
sizinleyse, yaranýzý, açlýðýnýzý hissetmeden
mücâdele etme gücünü bulabiliyorsunuz.
Çünkü bâzen âilenizden birinin cenâzesinin
nerede olduðunu bile bilmiyorsunuz. Bâzen
cenâzenin yerini bilseniz, yanýna
gidemiyorsunuz, defnedemiyorsunuz. Bâzen
de bir kayýbý “ya yaþýyorsa, nerede, ne hâlde?”
diye bir ümitle gözünü kýrpmadan, zaman
donmuþçasýna beklemek, cenâze haberinin
gelmesinden daha zor oluyor. Bunlarý
yaþayanlar biliyor. Her gün bu ve benzeri nice
olaylar yaþanýyor.
Filistin gibi, Doðu Türkistan gibi daha birçok
ülkede yaþanan zulümlerin, soykýrýmlarýn
boyutlarýyla, medeniyet dediðimiz “tek diþi
kalmýþ canavar”ýn geliþim boyutlarý yarýþ
hâlinde gibiler. Târihi bilmemek, ondan ibret
alamamak, eðitime-öðrenmeye gayrette gevþek
davranmak ne yazýk ki bizleri kültürümüzden,
özümüzden nihâyetinde birbirimizden
uzaklaþtýrarak zayýf býrakýyor, yaban
rüzgârlarýnýn önünde savrulmaya doðru itiyor.
Hepimizin geleceði için bu gidiþâta karþý bir
uyanýþla birlik olup, diriliði saðlamak zorundayýz.
Önce biz uyanýk olalým, bilinçli ve güçlü olalým
ki milletimize, kardeþlerimize de faydalý
olabilelim. Acýda, umutta, mutlulukta bir bütün
olan bizler; her zorlukla birlikte Allah’ýn
tecellisini daha bir güzel görebilme direnciyle
hak mücâdelesini sürdürmede de birlikte
olalým. Bu celâlî tecelliyle birlikte, her þeyde
Hakk’ý görerek çok çalýþalým. Elbet bu enkâzýn
altýnda gün ýþýðýna çýkacak bir defîne vardýr. Ve
kimbilir, belki de her þey bunun içindir…
AYNI ÇATI
Son zamanlarda Müslümanlarýn çektiði
acýlar hepimizin içini kan aðlatýyor. Birçok
bölgede Müslümanlar zulüm altýnda.
Peki biz bu hâdiselere nasýl bakmalýyýz?
Ýslâm gözlüðünü takarak olaylarýn iç
yüzünü nasýl idrâk etmeliyiz?
banu büyükçýngýl
Hayýr ve þerrin Allah’tan geldiðine
inanýyorsak, Gazze’deki hâdiselerin de
Allah’tan geldiðini idrâk etmeliyiz. Allah
bize birþey göstermek ya da öðretmek
için bizi çeþitli sýnavlarla kendimize
getirmek ister. Gazze’de acý olaylarýn
yaþanmasý bizim Yahudilere karþý
düþmanlýk beslememiz için deðil, Ýslâm
dünyasý olarak kendi eksiklerimizi görüp
düzeltmemiz gerektiðini göstermek
içindir. Âcizane, bu þerrin hayra
dönüþmesi için, ah edip vah etmek
yerine zâlim ile deðil, onlarýn yaptýðý
zulüm ile mücâdele ederek kendimize
çeki düzen vermeliyiz.
Sâmiha Ayverdi Hocamýzýn, saðlýðýnda
Arap emirlerine ve devlet baþkanlarýna,
Ýslâm dünyasýnýn birleþmesi konusunda
birçok mektup yazdýðýný biliyoruz. Bu
büyük sultan, bugünleri önceden
görmüþ olacak ki, Ýslâm dünyasýnýn
mezhep ve düþünce farklýlýklarýyla
bölünüp pâre pâre olacaðýnýn uyarýsýný
önceden yapmýþ. Þimdi birçok Ýslâm
devleti, Ortadoðu’nun ortasýndaki bu
hâdiseye karþý kulaklarýný týkamýþ
oturuyor. Her ne kadar kulaklarýmýz
týkasak da, gözlerimizi sýmsýký yumsak
da bu hâdisede bizim de payýmýz var.
Biz meþrep ayrýlýklarýný bahâne edip
bölüne bölüne Peygamber Efendimizin
yolundan arka sokaklara saptýk. Kimimiz
yolunu kaybetti ve savruldu, kimimiz
kendi mezhebi daha iyi diye böbürlendi.
Oysa büyük olan Allah, Peygamber ve
onun izinden gidenler… Bize düþen,
farklýlýklara saygý göstermek,
Peygamber’in yolundan gitmek ve farklý
devletler olarak beraberce ayný sancaðýn
altýnda yaþamak.
Allah bizi uyandýrmak, harekete
geçirmek için celâliyle tek yolu iþaret
ediyor. Zâlimi týpký bir maþa gibi
zulmettiriyor. Ama unutmayalým ki, zâlim
de Allah’ýn kuludur. Âcizane Gazze bize
diyor ki, artýk Ýslâm devletleri birleþmeli.
Mezhep ve düþünce farklýlýklarýný
vurgulamayý býrakýp ayný çatý altýnda
mezhep ve meþreplere saygý göstererek
Peygamber’in sancaðý altýnda
toplanmalý. Biz de bu birleþme için önce
kendi çevremizdeki farklý meþreplere
saygý gösterip kabul etmeyi
öðrenmeliyiz. Ve bu halka büyüyerek
kocaman bir Ýslâm dünyasý haline
gelmeli.
Farklýlýklarý hoþgörerek birlik beraberlik
içinde yaþamayý ve sevgi ve merhamet
ile birleþip tek bir yürek olmayý Allah
nasip etsin inþaallah.
nazende yýlmaz
GECE YÜRÜYEN
KURTULUÞ
FIRKASI
Dünya perdesinde oynanan oyunun
yine en ateþli sahnelerinden birini
yaþýyoruz. Kimimiz huzurlu hayatýnda
bir fark hissetmiyor. Kimimiz bu huzurun
içinde, ilâç tadýnda bir sýzýyý yüreðinde
duyuyor. Belki de çoðunlukla unutup
kahkahasýnýn son deminde Filistin’de
yaþananý hatýrlýyor.
Nedir bu beþ vakit duâlarýmýza dahil
olan savaþ yerlerinin hikmeti? John
Lennon’ýn algý seviyesi düþük “Imagine”
þarkýsý gibi mi düþünmeliyiz? “Savaþlarýn
olmadýðý, herkesin barýþ içinde
yaþadýðý”ný mý hayal edeceðiz?
Allah bizi böyle yaratmadý. Melekler
dahi insan yaratýldýðýnda idrakte
zorlandýlar. “Ve düþün ki rabbin
melâikeye «Ben Yerde muhakkak bir
halife yapacaðým» dediði vakit «Â!..
Orada fesat edecek ve kanlar dökecek
bir mahlûk mu yaratacaksýn?. biz
hamdinle tesbih ve seni takdis edip
dururken» dediler. «Her halde ben sizin
bilemeyeceðiniz þeyler bilirim» buyurdu”
(Bakara, 30).
Fakat Allah savaþmaktan hoþlanmayan
insanlara, zulme karþý savaþý farz kýldý.
Bunu da kaidelere baðladý. Bir fýrka ise
tarih boyunca savaþmayý sevdi, saldýran
olmayý seçti. Bu da mülk âleminin kuralý
deðil mi?
Neticede cihat hepimize farz, ama
nefsimiz ve zulme karþý mý, mazluma
karþý mý cihat edeceðimiz mühim. Bugün
dünyayý kan dökerek idare eden zümre,
atalarýnýn yazdýklarý dinde kendilerini
seçilmiþ ýrk olarak adlandýrýrlar. Peki
nedir seçilmiþ olmak? Tevrat’ta Hz.
Musa’nýn Mýsýr’dan çýkardýðý, kutsal
topraklara yol alan Ýsrailoðullarý’na
Allah’ýn böyle bir vaadi vardýr. Ancak
þartý da vardýr bu vaadin. “Ýsrailoðlu”
olabilmek; yani dünya karanlýðýnda,
zulmette Allah yolunda sapmadan
yürüyor olmak. Allah’ýn güçlü kýldýðý kul
olmak. Hakiki Musevîler bu ayýrýmý pek
de güzel bilirler. Bu yüzden her sene
New York gibi bir metropolde toplanýp
zorbalýkla kurulmuþ olan devleti protesto
ederler. Ama haber kanallarýnda denk
gelmeyiz bu görüntülere.
Hz. Peygamber (s.a.s) Ebû Hureyre'den
rivayet edilen bir hadislerinde: "....
Ümmetim yetmiþ üç fýrkaya ayrýlacak,
kurtuluþa eren fýrka (Fýrka-ý Naciye)
dýþýnda kalan yetmiþ iki fýrka Cehenneme
gidecektir" buyurmuþlardýr. Ayrýca bu
türden olan hadislerin devamýnda
sahâbîlerin, Fýrka-ý Naciye'den sormalarý
üzerine Hz. Peygamber, Fýrka-ý Naciye'yi
"Benim yürüdüðüm yola ve bu yolda
beni takip eden ashâbýmýn yoluna
uyanlardýr" diye tarif etmiþtir. Bu “Fýrkaý Naciye”, “Ýsrailoðullarý” kavramýyla ne
güzel örtüþmektedir. Yani kurtulan fýrka,
ayný zamanda Peygamberinin izinde,
mülk âleminin karanlýðýnda yürüyen
zümre olmalýdýr. Tasavvufta bu zümrenin
özelliði ayrýlýk yaratan deðil birleyici
olarak tarif edilir. O halde üzerine füze
düþen çocuðun acýsýný, Ýstanbul’daki
konforlu ortamýnda hissetmeyen,
kurtuluþ fýrkasýna dahil olamaz deðil
mi? Ya da “ben yaratýlýþ itibariyle
diðerlerinden üstünüm” diyen gece
yürüyebilmiþ, kurtuluþa ermiþ sayýlamaz.
Kur’an bize piyonlara bakmayý deðil,
Yaradan’ýn sembollerini okumayý
öðütlüyor. “Âyet”in kelime mânâsý dahî
“iþaret”. Ýþaretleri okumaya çalýþýrsak
karþýmýza, yolunu terk etmiþ bir
zümrenin yaptýðý katliamý görüyoruz.
Diðer tarafta Ýbranice kökü “Kuvvet
sahibi, saðlam” anlamýna gelen bir
yerde, Gazze’de ise mazlum ama
Allah’ýna teslim bir Ýslâm topluluðu.
Allah hepimize “saðlam” tarafta ve
kurtuluþ yolunda olmayý nasip etsin.
hundi
Kelimeleri bir araya getirsem,
bütünlesem ne fayda
Her þey, her yer paramparça…
Lokmalar dizilse boðazýma
Onlarýnkinden geçer mi?
Herkes susarsa olmamýþ mýdýr olanlar?
Konuþursak durur mu akan kanlar?
Sevgi de mi her þeyle birlikte yanar?
Zalim zulmüne ne zaman kanar?
Dua en büyük silah,
Muzaffer eylesin Allah…
SEBEPLER
KÝFÂYETSÝZ
KALINCA
Tasavvuf ile tanýþmýþ her kim var ise bilir
ki, her iyide biraz kötü, her kötüde biraz
iyi vardýr; ve ikisinin de kaynaklandýðý yer
mutlak sûretle aynýdýr. Fakat bazý
hikâyeler vardýr, neyin iyi, neyin kötü,
kimin haklý, kimin haksýz olduðunun hiçbir
önemi yoktur. Zira mühim olan sonuçtur.
Ýþte haftalardýr Gazze’de yaþananlar
benim için böyle bir hikâye…
Ben kendimi dünya politikasý üzerine
beyânatta bulunacak kadar donanýmlý
görmüyorum. Benim iþim, benim içim,
bizim iþimiz, bizim içimiz, siyâset deðil;
hiçbir zaman olmadý. Fakat bu konularda
çalýþan birçok kýymetli hocamýzýn
yazýlarýný okumaya devam etmekte,
öðrenmeye, anlamaya çalýþmaktayýz.
sesil pir
Bugün herhangi bir kimse internette, tek
bir dilde þöyle kabaca bir araþtýrma,
tarama yapsa, Filistin taraftarý sayýsýz
profesörün yazýlarýný ve hemen yanýnda
Ýsrail taraftarý sayýsýz profesörün
savunmalarýný bulabilirler.
Benim gibi þanslý iseniz, belki üst
komþunuz Ýsrailli’dir ve uyayamadýðý
geceler, kapýnýzý çalýp su kaçaðýný tâmir
etmeye gelen Türk teknisyene Kanada
doðumlu olduðunu söylediðini anlatýr.
Babasýný da eþi diye tanýttýðýný... Zira
ülkesinde yaþananlardan utanmaktadýr.
Korkar garip...
Diyelim birimiz veya hepimiz, bütün
günlerimizi ve hattâ aylarýmýzý iþin
‘gerçeði’ni bulmaya adadýk. Bu konudaki
uzmanlarýn araþtýrmalarýný bulduk,
okuduk; komþumuzu, arkadaþlarýmýzý
dinledik. Diyelim ki, bir sürü yeni ve
deðerli bilgi kazandýk. Peki elimize geçen
bütün verileri tartarken, netice fark eder
mi? Biz kim haklý, kim haksýz diye
düþünürken, ölen çocuklarýndan bir teki
bile azalýr mý? Bir tek anne bile daha az
aðlar mý elimizdeki veriler sayesinde?
Ýþte tam da bu yüzden, Gazze’de
yaþananlar, o veya bu çýkýþ sebebinden
öte, kimin haklý, kimin haksýz olduðundan
baðýmsýz, baþlý baþýna bir insanlýk ayýbýdýr.
Bu yüzyýlda, bu donanýmda, geliþmiþ
diplomasi yapýlarý ve olasýlýklarý varken,
politika aracý olmuþ taraflar, diyalog
kurabilme yetisini yetirmiþ liderler
yüzünden yüzlerce çocuk gün ve gün
ölmektedir. Aileler evlerini kaybetmekte,
ülke talan olmaktadýr. Ýþin en acýklý kýsmý
da bizler, yani dünyalýlar, bütün bu olanlarý
sessizce izlemekle yetinmekteyizdir.
Benim duâm odur ki, takdiri ve
merhameti sonsuz olan Rabbim, tez
zamanda ilgili kimselerin gözlerine
indirdiði perdeleri kaldýrsýn ve inþaallah
bu yaþananlar bir daha tekrar edilmemek
üzere son bulsun.
Bizler de, bu zor zamanlarda, insan
olmanýn getirisi ile, orada olan
kardeþlerimize yardým edebilecek
vâsýtalar bulup, peþlerinden gidebilmeyi
meþgale edinelim.
yavuz celep
FÝLÝSTÝN’DE KATLÝAM VAR!
Dünyanýn ruhu mesâbesindedir Doðu.
Dünyadaki neredeyse bütün bilgelik, ilim,
mânevî deðerler Doðu'ya aittir. Buna
karþýlýk Batý, maddî ilimlerde ilerlemenin
zuhur yeri olarak ruhu ayakta tutan vücud
gibidir. Hep eleþtiririz, yazýnýn devamýnda
belki ben de yine eleþtireceðim ama
Doðu'nun mânevî büyüklüðü ve Batý'nýn
maddî büyüklüðü olmadan dünyanýn
dengesinden söz etmek mümkün olur
muydu bilmiyorum? Tabiî kimimize göre
dünyada denge yoktur, o da ayrý bir
tartýþma konusu...
Kadim bilgeliðin kaynaðý, anasý olan
Doðu'nun ortasýnda kýyametler kopuyor.
Bütün deðerler resmen bir kýyým içinde.
Bütün önemli bilgi kaynaklarý, içinde
bulunan insanlarla birlikte yok ediliyor.
Ve bunu yapan, ruhu ayakta tutan
vücudun ta kendisi. Ýnsanýn kendisiyle
olan savaþlarýna ne kadar da benziyor
durum: Maddî isteklerimiz ve tutkularýmýz
yüzünden ihmal ettiðimiz ve hattâ
zulmettiðimiz iç dünyamýz gibi...
Batý'nýn özenilen, kýskanýlan, bazen insaný
kendi deðerlerinden ferâgat ettiren
"deðerlerinin", söz konusu Doðu olduðu
zaman nasýl da etkisiz kaldýðýna þâhit
oluyoruz. Ýnsan haklarý ve barýþ adýna
mücâdele ettiðini ileri süren önemli Batý
kurumlarýnýn, soykýrýma, kýllarýný
kýpýrdatmak bir yana dursun, þiddetle
destek verdiðini görüyoruz. Yani aslýnda
Batý'nýn insan haklarý kavramýný, sadece
ve sadece kendi halklarý için bir hak olarak
gördüðüne ve dünyanýn geri kalanýný,
çeþitli yollarla paraya dönüþtürülmesi
gereken bir materyal olarak algýladýðýna
þâhitlik ediyoruz.
Peki tüm katliamlarýn sorumlusu sadece
Batý mý? Vücudumuzun bitmek tükenmek
bilmeyen istekleri yüzünden susturulan,
aþaðýlanan, pasifleþtirilen, güçsüz düþen iç
dünyamýzýn hiç suçu yok mu?
Ne yazýk ki belki en büyük suç, Doðu'nun
kendisinin. Kendi ektiðini biçer bir durumda.
Geçenlerde ateist olduðunu söyleyen bir
kiþinin internet üzerinde þöyle bir eleþtirisine
rastladým: "Müslümanlar ne kadar aptal,
1400 yýldýr orucu neyin bozup neyin
bozmayacaðýný tartýþýyorlar, hâlâ
öðrenememiþler." Ne kadar haklý bir eleþtiri!
Doðu, eðitimi, birliði, ahlâký, insânî deðerleri
bir kenara býrakýp þeklî uygulamalar ile
problemlerini çözmeye çalýþtýðý için çok ciddi
kan kaybýna uðradý. Saðlam bir kale
yapamayýp savaþta neden kaybettim diye
aðlayýp inleyen bir rol içinde þu an.
Bilgeliðinin temeli olan tevhid akidesini bir
kenara býraktýkça zelilliðe daha fazla yaklaþtý.
Belki de Doðu'yu katleden düþman
Doðu'nun kendisidir demek çok daha uygun
bir taným olacaktýr.
Batý'nýn sadece ve sadece para için yaptýðý
bu soykýrýmýn ve zulmün, bir gün kendisini
de boðacaðý muhakkak. Çünkü her þeye
raðmen þu kaçýnýlmaz bir gerçektir ki,
vücudun ihtiraslarý yüzünden güçsüzleþen
iç âlem, katliama, huzursuzluða ve
mutsuzluða mahkûm býrakýldýkça vücud da
bundan nasibini alacak ve bir noktada
patlamak zorunda kalacaktýr.
Mühim olan, Doðu'nun bir an önce silkinip
kendine gelmesi ve belki de birlik ve
beraberlik anlayýþýný bir devlet kuralý haline
getirerek toplumlara yayma yolunda bir
gayret içine girmesidir.
ALLAH’IN ASKERÝ
Adým Omid Safi. Kuzey Karolayna’da
yaþayan Ýranlý bir Amerikalý’yým.
Gazze’ye destek veriyorum çünkü ben
bir insaným ve hiçbir insan Filistin
halkýnýn yaþamaya zorlandýðý
þartlarda yaþamamalýdýr.
Filistinlilerin içinde bulunduðu zor
durumla yakýndan ilgileniyorum
çünkü ben bir insaným ve derûnumda
biliyorum ki hepimiz özgür olana dek
hiçbirimiz tam anlamýyla özgür
olamayýz.
Son nefesime kadar özgür Filistin’i
görmek için çalýþacaðým çünkü hiçbir
insan hiçbir zaman, ama hiçbir zaman
iþgal altýnda yaþamamalýdýr.
hüseyin gökhan
Hepimiz kalplerimizin derinliklerinde
biliyoruz ki bizim özgür olmamýz için
baþkalarýnýn esâret altýnda olmasýna
gerek yok ve hepimiz ayný anda özgür
olabiliriz. Hepimiz birbirimize baðlýyýz.
Býrakalým sevgi ve adâlet biribirine
karýþsýn, býrakalým tüm daðlarýn
tepelerinden hak çýð gibi yuvarlansýn,
tâ ki tüm vadiler onunla dolsun.
Hz. Ýbrahim’in evlâtlarý yeniden
beraberce yaþayabilsin, beraberce
sevebilsin, beraberce ibâdet edebilsin.
Kudüs tekrar isminin mânâsýnýn,
kutsal
þehirliðin
liyâkatini
yaþayabilsin.
Herkes için #Barýþ&Sevgi. Hiç kimse
için zulüm…
Mahmud Derviþ’ten bir þiir:
Biz Filistinliler “umut” denilen, þifâsý
olmayan bir hastalýktan muzdaribiz.
Özgürlük ve baðýmsýzlýk için umut…
Hiçbirimizin ne kahraman ne de kurban
olduðu normal bir hayat için umut…
Çocuklarýmýzýn tehlikesiz bir þekilde
okula gitmeleri için umut…
Hâmile bir kadýnýn bir askerî kontrol
noktasýnýn önünde ölü bir çocuk deðil,
Hastanede, canlý bir
doðurabilmesi için umut…
çocuk
Þâirlerimizin kýrmýzýnýn güzelliðini
güllerde görebilmeleri için umut…
Akan kanda deðil…
Bu vatanýn isminin gerçek mânâsýna
kavuþabilmesi, tekrar “umut ve barýþ
ülkesi” olabilmesi için umut…
Bizlerle bu umûdun bayraðýný
taþýdýðýnýz için hepinize teþekkürler.
***
Son zamanlarda sosyal paylaþým
sitelerine pek girmiyorum. Fakat
geçenlerde bir Amerikan haber sitesinde
Cemâlnur Hocamýzýn en sevdiði
öðrencilerinden Omid Safi hakkýnda
yazýlan menfî bir yazý okudum. Yazýda
Duke Üniversitesi Ýslâmî Araþtýrmalar
Merkezi Direktörlüðüne getirildiðinden,
bunun çok önemli bir görev olduðundan
ve pozisyonun milyonlarca dolar
araþtýrma bütçesinin olduðundan
bahsediliyordu. Bu Ýran asýllý
Amerikalý’nýn sosyal paylaþým hesabýnda
bu göreve getirildikten sonra verimli,
dönüþtürücü ve hepsinden önemlisi
faydalý ilim yapmak için elinden geleni
yapacaðýný yazdýðý söyleniyordu. Fakat
söylediklerinin önünde “Allah izin
verirse” mânâsýnda Arapça bir terim
olan ‘inþaallah’ kelimesini kullanmýþtý!
Yazýnýn geri kalanýnda Ýsrail’in 1948’de
Filistin’in Deir Yasin kasabasýna yaptýðý
saldýrýyý Omid’in Nazi’lerin Yahudi
katliamýna benzettiði ve bunun kabul
edilemez bir antisemitizm örneði olduðu
gösterilmeye çalýþýlýyordu. Bu tip
antisemitist yorumlar yazabilen bir
kiþiye Duke Üniversitesi gibi muteber
bir kurumda nasýl önemli bir görev
verildiði sorgulanýyordu.
Ýlk iþim, kapattýðým hesabýmý açarak
sosyal paylaþým aðýna girmek ve Omid’in
paylaþýmlarýný okumak oldu. Yazýmýn
baþýnda bunlardan iki tanesini
örnekledim. Onlarca yazý, haber ve
fotoðrafý insanlarýn Filistin’de neler olup
bittiðini daha iyi anlayabilmesi için
paylaþmýþ Omid. Belki fakir bu yazýyý
yazarken o da bilgisayarýnýn baþýna
oturmuþ bir þeyler daha ulaþtýrmaya
çalýþýyordur bizlere.
Amerika’da azýmsanamayacak kadar
büyük bir güce sahip olan Ýsrail lobisine
ve bu lobinin finanstan akademiye,
politikadan spora kadar her noktada
büyük etkisine raðmen Omid’in Filistin’i
destekleyen yazýlar yazmasý takdire
þâyandýr. Edward Said’in sembolik dahî
olsa Ýsrail’e fýrlattýðý taþýn devamýdýr bu
yazýlar. Omid’in hedefi, týpký Said’in taþý
gibi kimsenin canýný yakmak deðil.
Sayfasýndan alýntýladýðým paylaþýmlardaki gibi
onun hedefi ancak ve ancak hak. Bunu
yaparken de insaný özendiren derviþâne bir
üslûp kullanýyor. Ýsrailli dahî olsa, farklý
düþünceye sahip vicdan sahibi herkesi insanlýðý
kucaklamaya teþvîk ediyor. Bu tarz konularýn
genellikle kýrýcý ve saldýrgan atýþmalara
dönüþtüðü sosyal paylaþým mecrâsýnda o,
itidâli hiç kaybetmiyor.
Onun attýðý bu þefkat taþlarý ise eninde
sonunda en çok kendi canýný yakabilir. Yukarýda
bahsettiðim, hakkýnda yayýnlanan taraflý
makâleler ve daha birçok benzer silâh
aracýlýðýyla onun akademik itibârýný ve hakkýyla
geldiði makamlarý elinden alabilirler. Fakat o
gülümseyen yüzü, belki acý dolu vicdanýyla
yapabildiði hiçbir þeyi esirgemiyor. Bunu
yaparken de Allah’tan baþka kimseden
korkmuyor.
Sevgili Omid! Her ne kadar televizyonlarda
teröristleri, zâlimleri, câhilleri Ýslâm dininin
ideali olarak göstermeye çalýþsalar da bizler
Allah’ýn ordularýndaki gerçek neferlerin senin
gibi cesur, senin gibi ahlâklý ve senin gibi insan
olduklarýný biliyoruz. Duâlarýmýz seninle ve
savunduðun mazlumlarla beraber. Gazân
mübârek olsun!
umut alihan dikel
NEFESÝMÝZÝN YETTÝÐÝ KADAR
Bismillahirrahmanirrahim.
Allah'ým, kalbinde seni eksik etmeyenlerin omuzladýklarý acýlara iþtirak
etmeyi bizlere nasip eyle.
Küçükten büyüðe, uzaktan yakýna, her bir yönden el ele tutuþup
yardýmlaþabilelim.
Bir diðerini unutmanýn, kardeþ olanlarýn birbirine yaþattýðý çâresizlik
olduðunu hiçbir gün aklýmýzdan çýkarma.
Has kardeþliði hâl edelim ve yaþayalým.
Düþmanýmýz diye aklýmýzdan geçirdiklerimizin de gönülden kardeþimiz
olduklarýný bilelim.
Yapanýn da yaptýranýn da her dâim sen olduðunun idrâkiyle yaþayalým.
Eksik gördüðümüzün bizlerin eksikliðinden ötürü eksik göründüðünü hep
bilelim.
“Zâlimle deðil zulümle mücâdele edelim” sözünün hakikatini idrak edelim.
Yaþadýðýmýz dünyanýn içerisinde gönlümüzden birbirimize bakalým ve
görelim ki burada senden gayrý yok. Sen var olansýn, bizler de yalnýzca
yokuz.
Her yönden sayýsýz tecelliler ile gelenin yine sen olduðun hakikatiyle
yaþayalým.
Acý çekenlere ulaþmayý, yanlarýnda olmayý ve kendileri ile birlikte sabretmeyi lûtfet.
Yardýmlaþmanýn en gerektiði anda bizlere el ele vermeyi öðret.
Ufak adýmlar birleþip dev adýmlar olarak her yere vardýðýnda bizleri buna þâhit et.
Biz kullarýna senin gölgende yardýmlaþmayý ve herþey olup bittiðinde birbirimizi
hoþgörüp affetmeyi nasip et.
Peygamberimizin her yere ve herkese yetiþen hakikati bizlere uzansýn ve bizimle
olsun, inþaallah.
Âmin.
ÝÇÝMDEKÝ
GAZZE
Sýradan bir yaz günü iþten dönmüþ,
yemek yedikten sonra biraz televizyon
seyretmiþ ve ertesi gün iþe giyeceðim
kýyafetleri düþünüp karar verdikten
sonra uyumuþtum. Sýcak bir yaz
akþamýydý. Gece þiddetli bir sarsýntý ile
uyandým. Ne olduðunu anlamadým ilk
anda, sonra yataktan fýrladým. Dýþarýsý
kýzýl renkteydi, salona koþtum, ilk aklýma
gelen þeyi yaptým, kapý kiriþi altýnda
ellerimi baþýmýn altýna alarak
sarsýntýsýnýn geçmesi için duâ etmeye
baþladým. Evde yalnýzdým, dolaplarýn
kapaklarý açýlýp kapanýyordu ve içimden
þöyle duâ ettiðimi hatýrlýyorum:
“Allah’ým, evimiz baþýmýza yýkýlmak
üzere, merhamet et, dursun artýk.”
yeþim
Sarsýntý bittiði an, hýzla evden çýkmak
için harekete geçtim, merdivenleri
yürüyerek indim, bahçeye vardým. Pek
çok insan evlerinden çýkmýþtý. Yere
oturdum, bacaklarým titriyordu. Ne
yapacaðýmý düþündüm. Beklemeye
karar verdim. Bir süre sonra telefonum
çaldý, aðabeyim nasýl olduðumu soruyor,
beklememi, gelip beni alacaklarýný
söylüyordu. Rahatladým. Tarih 17
Aðustos 1999 idi ve birkaç saat sonra
Ýzmit merkezli depremin detaylarýný ve
yarattýðý hasarý öðrenecektim.
Sabah olduðunda iþe gitmem gerektiðini
düþündüm, tüm uyarýlara raðmen
hazýrlanmak üzere evimize girdim. Her
zaman sýðýnaðým olan eve girdiðimde
ise bir an önce dýþarý çýkmak istediðimi
fark ettim. Hýzla hazýrlandým ve
kelimenin tam anlamýyla kendimi evden
dýþarý attým.
Takip eden günler artçý sarsýntýlar, evinize
girmeyin uyarýlarý ile geçti. Bu dönemde
ülkemizde yaþanan bu acý olayýn
etkilerine, kayýplara, parçalanan ailelerin
yaþadýklarýna þâhitlik ederken, bir baþka
sarsýntý sonrasýnda evden çýkmýþtýk.
Dýþarýda küçük bir duvara yaslanmýþ
otururken þöyle düþündüðümü
hatýrlýyorum: “Allah’ým, ne kadar
büyüksün, her zaman en güvenli
olduðunu zannettiðim evimiz bir anda
tehlikeli oldu. Büyük zannettiðim
sýkýntýlarým bir anda önemsiz oldu.
Ýnsanýn kendi evine rahatça girememesi
ne korkunçmuþ, bugüne kadar þikâyet
ettiðim, üzüldüðüm her þey için beni
affet.” Ülkemizde büyük kayýplarýn
yaþandýðý o deprem ile ben bir insanýn
evinde, þehrinde, ülkesinde güven ve
huzur içinde yaþamasýnýn ne büyük bir
lûtuf olduðunu fark etmiþtim.
Maalesef uzun zamandýr komþu
ülkelerde ve þimdi de Gazze’de insanlar
evlerinde rahat uyuyamýyorlar. Atýlan
bombalar, basýlan evler, çýkan yangýnlar,
feryatlar, kayýplar içinde hayatta kalmaya
çalýþýyorlar. Evlâtsýz anneler, annesiz
evlâtlar dolaþýyor her yerde. Çocuklar
için okula gitmek, oyun oynamak güvenli
deðil. Böyle bir durumda insan evinden
çýkarken nasýl ayrýlýr ailesinden? Çocuðunu
okula gönderirken ne der? Evini terk edip
yola düþtüðünde ne hisseder? Yýllardýr
sürüp giden bu þiddete insan alýþýr mý
dersiniz? Kanýksar mý? 4 yaþýndaki bir
çocuða nasýl anlatýrsýnýz sürekli
patlamalarý, kan göllerini, artýk eve
gelmeyen babasýný, amcasýný, ninesini?
Hepimizin medyadan takip ettiðimiz bu
elim olaylarý seyrederken insan insana
bunu neden yapar diye düþünüyorum. Hz.
Hamza’nýn kalbini söküp yiyen Vahþi’yi hiç
anlayamadýðým gibi, hiç tanýmadýðý
insanlarý öldürürken zevkten dans eden
insanlarý da anlayamýyorum. Anlayamamakla birlikte her þeyin Allah’ýn
idâresinde olduðuna da yürekten
inanýyorum. Bugüne kadar okuduklarým
ve dinlediklerim, “herkes yaratýlýþý gereði
hareket eder” diyor ve, en büyük cihâdýn
kendi nefsimiz ile verdiðimiz savaþ
olduðunu söylüyor. Ýçi cehennem olan
insanýn dýþýný da cehenneme çevirmek
istediðini, nefsin terk edilmesi gereken
kin, kibir, haset, öfke, riyâ, yalan gibi
özellikleri olduðunu, bu özellikleri terk
etmeden insan sûretinde de olsak tam
insan olamayacaðýmýzý...
Peki bu durumda ne yapmalý diye kendime
sormadan edemiyorum. Ne yapmalý? Her
zaman dýþarýdakini eleþtirmeden önce
kendini eleþtirmenin en iyi yol olduðunu
öðretmemiþler miydi bana? Öyleyse
öncelikle kendi evime bakmakla iþe
baþlamaya karar verdim. Kendi nefsimi
yenmek için daha sýký mücâdele etmeliyim
diye düþündüm. Çünkü nefis öyle bir
canavar ki kestiðimiz baþýn yerine yenisi
zuhur ediyor, yeteri kadar dikkatli
olmazsak… O zaman önce kendi nefsime
zulmü býrakmalýyým diye düþünüyorum,
dýþarýdaki zulümleri görüp ne kadar zararlý
olduðunu idrak ettikçe.
Mânâda bununla uðraþýrken dünyamýz
koþullarýnda ne yapmak gerekir peki? Yine
deprem günlerine gidiyor aklým, herkesin
tek vücut olduðu, acýnýn paylaþýldýðý, gücü
yettiðince herkesin diðerine yardýma
koþtuðu... Ýmanýmýzý kaybetmeden,
yapanýn ve yaptýranýn Allah olduðunu
bilerek fakat yaþananlardan ders alýp
tekrarlanmamasý için o zaman nasýl
seferber olduysak þimdi de her
zamankinden fazla birlik olup yaþanan bu
acýlarýn durmasý için, barýþ için, huzur için
gücümüz ölçüsünde çaba göstermeliyiz
diye düþünüyorum. Öfkenin öfkeyi yok
etmediðine, aksine arttýrdýðýna, sevginin,
saðduyunun her zaman kazandýðýna,
bazen daha uzun sürse bile daha kalýcý
sonuçlar yarattýðýna inanýyorum.
Bu yüzden bu mücâdele bize yakýþan
þekilde olmalý. Doðrudan þaþmadan,
bireye zarar vermeden, yalnýzca kavramlar
ile mücâdele ederken, yetim baþý okþamak
dahî dinimizde yüceltilmiþken, binlerce
yetime nasýl þifâ olunur diye araþtýrarak...
NE HABER?
Gazze Ateþ Altýnda!
ümit gülbüz ceylan
Ýsrail’in Gazze’ye 7 Temmuz’da önce
havadan ve denizden, 17 Temmuz’da
da karadan baþlattýðý saldýrýlar,
bugüne kadar yaklaþýk 2000
Filistinli’nin ölmesine, 11000
Filistinli’nin de yaralanmasýna sebep
olmuþ durumda... Ýsrail tarafý ise
64'ü asker 3'ü sivil 67 vatandaþýnýn
hayatýný kaybettiðini duyurdu.
Gazze’de 14 Aðustos tarihine kadar
alýnan son ateþkes kararýna kadar
36700, 152 cami, 189 okul ve 24
saðlýk merkezi hasar gördü. 5622 ev
ve 64 cami tamamen yýkýldý. Gazze’nin geleceði, 14 Aðustos
tarihine kadar alýnan ateþkes kararý
ile þimdilik belirsizliðini koruyor.
Ateþkes kararýyla evlerine dönenler,
yukýntýlar arasýnda hayatlarýný
sürdürmeye devam ediyorlar ve
saldýrýlarýn yeniden baþlamasýndan
endiþe ediyorlar.
Bu orantýsýz saldýrýlar, bugüne kadar
birçok ülke halklarý tarafýndan
protestolarla kýnandý. Oscar ödüllü
Ýspanyol sinema oyuncularý mektup
yazarak Ýsrail’i soykýrým yapmakla
suçladýlar. Birleþmiþ Milletler olaylarý
sadece eleþtirmekle kalýp ciddi
yaptýrýmdan uzak açýklamalar
yayýnladý. Öte yandan Hamas Siyasi
Büro Temsilcisi yardýmcýsý Ýsmail
Heniye kalýcý ateþkesin
saðlanabilmesi için Gazze’deki
ablukanýn kalkmasýnýn gerektiðini
söylüyor. Bu arada Ýsrail’in Gazze
sýnýrýna asker ve mühimmat
yýðdýðýnýn haberleri geliyor.
Bütün bunlar olurken, Türkiye, Saðlýk
Bakanlýðý’nýn ambulans uçaðý ile
Filistinli yaralýlarý Türkiye’ye getiriyor.
Yaralýlarýn sevkiyatýnda Ýsrail
havaalanlarýnýn kullanýlmasý
dolayýsýyla büyük güçlükler yaþanýyor
ve istenen yaralý sayýsýndan çok daha
azý Türkiye’ye ulaþabiliyor.
Uzmanlar, Ýsrail’in, bu saldýrýlar ile
amacýna da ulaþamadýðý
deðerlendirmesini
yapýyorlar. " uzmaný"
olarak bilinen Þeridi'ndeki
Ümmet Üniversitesi öðretim
üyesi Prof. Dr. Adnan Ebu Amir,
Ýsrail'in baþarýsýz olduðunu ifade
ederek, "Ýsrail, uðruna Gazze'ye
savaþ açtýðý hiçbir hedefi
gerçekleþtiremedi. Daha önceki
saldýrýlarýnda da hiç bu derecede
baþarýsýz olmamýþtý. Ýsrail çocuklarý,
kadýnlarý öldürmek ve
sivillerin baþlarýna evlerini yýkmaktan
baþka bir þeyde baþarýlý olmadý"
diyor.
Önümüzdeki zaman diliminde
Gazze’yi güzel günlerin beklemesi
için ve konu ile ilgili yetkililerin
inisiyatif alarak etkili olmalarý için
herkes duâ ediyor.
mehmet can taþçý
DÂVÂ ADAMI
“Dâvâ adamý olun.”
Sâmiha Anne’nin gençliðe tavsiyesiydi,
okuduðum kitaplarýndan birinde böyle
buyurmuþlardý. Ben o cümleyi okurken
kendisini bu fânî gözlerle görmeden âþýk
olmuþtum.
Ýçimde
hissetmiþ,
baðlanmýþtým. Kimseyi kýrmadan,
incitmeden, içinde hedefine doðru kararlý
bir þekilde yürümek, sýrât-ý müstakim
kadar þaþmaz olmak, “doðru” olmanýn
horlandýðý, ayýplandýðý günümüzde
“doðru” olmak...
Nereden geldiðimizi ve ne olduðumuzu
sonradan uydurulmuþ âyet gibi görülen
tabulardan, kitaplardan deðil, esas
olandan öðrenmek... Bugünü yaratmada
geçmiþte kurulan o müthiþ medeniyetin
evlâtlarý olduðumuz duygusunun
yerleþtirilmesi... Ýþte bunlar hep onun
güzel eserlerinde hâlen yaþýyor. Ýrþad,
sýr olunca daha mý güzel oluyor?
Yüz sene önce bütün topraklarý istilâ
edilmiþ, muâsýr medeniyetlere uyma
bahânesiyle dili yok edilmiþ, kendi
dedelerinin ninelerine yazdýðý aþk
mektuplarýný okuyamayacak duruma
gelmiþ, müthiþ medeniyetinin kafasý
giyotinde kurban edilmiþ, her köþe
baþýnda bulunan ve insanýný harmanlayan
mânevî kurumlarýna balyoz indirilmiþ,
ümmeti birleyen kurumu yok edilmiþ,
senelerce uyumuþ- uyutulmuþ bir milletin
çocuðu olarak ben Gazze’yi unutmadým,
Bosna’yý unutmadýðým kadar. Senelerce
Peygamber Efendimiz (s.a.v) Arap ýrkýnýn
mensubu olmasýna raðmen, planlýprogramlý bir þekilde bilinçaltýmýza
iþlenen “pis Araplar” sloganýný
unutmadým, “kardeþim” Araplarý
unutmadýðým kadar. Balkanlarý da
unutmadým… 1915 diye baðýrýrken tek
diþi kalmýþ canavar, milyonlarca Türk’ün
Anadolu’ya kaçarken katlediliþini
unutmadým. Unutmamalarýma karþý
ümmetini unutanlarý da unutmadým,
unutamýyorum, unutmayacaðým.
Bosna’da 90’larýn ortasýnda, -ironiktir,
adýna Zeus’un metresinin ismini verdikleri
o “iffetsiz” kýzýn kýtasý olan “medeniyet
beþiðinde”- milyonlarca insanýn sýrf
Müslüman diye katlediliþini unutmadým.
“Þimdi Türk’ten intikam zamanýdýr” diyip
Srebrenica’ya giren o komutaný
unutmadým.
Ýþte Gazze seni de unutmuyorum.
Peygamberi gözlerinin önünde denizleri
yaran, sayýsýz mûcize gösteren, halvete
çekildiðinde de kendi elleriyle buzaðý
yapýp tapaný unutmadýðým gibi
unutmuyorum seni Gazze.
Kudret helvalarý, býldýrcýnlar Rabbin
izniyle göklerden inerken, yetinmeyip
nimet beðenmeyen, nefsinin kurbaný o
kavmi unutmadýðým gibi unutmuyorum
seni Gazze.
Gazze sokaklarýnda bir umudun yansýmasý
olan, gençliðimize belki de kim olduðunu
en güzel öðretebilecek, hangi mirasýn
sahibi olduðunu, sorumluluðunun ne
kadar büyük olduðunu hatýrlatabilecek
o duvar yazýsýný da unutmuyorum.
Düþmanýn ellerinin kirlettiði, kurþun
yaralarýnýn hasar verdiði ama öldürmediði
ecdad duvarlarýndaki “Ottoman will
come back” haykýrýþýný.
Seni unutmuyorum Gazze.
Aklýmdasýn, memleketimin tevhid çekilen
tekkelerinde…
Gül gibi geçinip gittiðimiz taþlý, bakýmsýz
ama mutlu kaldýrýmlarýnda…
Stüdyo dairelerinde deðil, hep beraber
anamla, babamla, zevcemle, Allah’ýn
emâneti güzel yavrularla yaþadýðým o
rutûbetli konaklarda…
Boðaz’da, Rumeli’de, selâ sesleriyle
Hicaz’da, Kýzýl Sakal’ýn diyarý Kuzey
Afrika’da…
Ýþte biz böyle unutmaya unutmaya, gün
olur belki sana döneriz Gazze.
Selâm ve muhabbetler ile…
GAZZE’NÝN
DUÂSI
melike türkân baðlý
Zaman yaz günlerinde, bir filin yavaþ ve
telâþsýz adýmlarýyla ilerler gibidir bazen…
Güneþ, sisteminin ortasýndan maðrur
bir kraliçe gibi aðýr aðýr yükselir.
Yapraklar, ömürlerinin son demine
girdiklerini bildiklerinden rehâvet içinde
dallarýn ucunda salýnýrlar. Rüzgâr,
kararsýzca eser ve durur. Sonra yeniden
esmeyi düþünür ama bekler… Çiçeklerin
kokusu havada asýlý kalýr. Tatiller, planlarý
askýya alýr; hareketler yavaþlar…
Öðleden sonralarý, akþamüzerleri, her
þey uzar.
Fýrtýna öncesi sessizlik gibidir sanki bu
hâl…
Ama fýrtýna, sessizlikten sonra kopmaz
her zaman…
Fýrtýna, sessizliðin yanýbaþýnda, kýyýsýnda
ve bazen de paralelindedir. Sessizliðe
paralel bir þekilde, kendi seyrinde
ilerlemektedir. Yani, çoktan kopmuþtur;
delice savurmaktadýr, yeri göðü
inletmektedir. Maðrur güneþin önüne
kara bulutlarý geçirmiþ, ucunda
yapraklarýn sallandýðý aðaçlarý kökünden
sökmüþ, kararsýzlýðýna deli bir öfkeyle
son vermiþ, kadran içinde âheste âheste
týkýrdayan akrebi ve yelkovaný girdaba
sokmuþtur.
Gazze, sessizliðe paralel bu zamanda
kopmuþ olan fýrtýnadýr. Fýrtýnanýn maddî
tesirleri herkesin mâlûmudur. Kuvvete
ve þiddete mâruz kalan her madde gibi,
Gazze de þekil deðiþtirmiþtir. Taþlar
yerinden sökülmüþ, evler, okullar,
câmiler ve mahalleler yýkýlmýþ,
hastanelerin çatýsý uçmuþ, yollar harap
olmuþ, borular patlamýþtýr… Ayný
deðiþiklik Gazzeli’nin bedeni için de
geçerlidir: Kollar, bacaklar, kafalar
kopmuþ, yanmýþ; çocuklar, kadýnlar,
yaþlýlar ölmüþ, can candan, beden
bedenden ayrýlmýþtýr.
Bir de gönüller vardýr, yürekler vardýr…
Evlâdýný kaybetmiþ bir babanýn
gözlerinde, çocuðu için çâresizlikle
inleyen bir ananýn gökyüzüne doðru
açtýðý kollarýnda, hastasýna ilâç temin
edemediði için aðlayan doktorun
hýçkýrýklarýnda, cenâzelerin arkasýndan
tekbir sesleriyle yürüyen kalabalýklarýn
hançerelerinde, yüreklerde yaþanan
fýrtýnanýn alâmetleri vardýr.
Yüreklerindeki fýrtýna ile sarsýlan bu
insanlar, belki de þu an Allah’ýn en
y a k î n i d i r l e r. Ç ü n k ü C e m â l n u r
Hocamýzdan da sýk sýk iþittiðimiz gibi,
Allah, sýkýntý ve belâ ânýnda kuluna
yaklaþýr. Muhtemeldir ki bu yakýnlýk
dolayýsýyla da mazlumun duâsý,
Peygamber Efendimiz tarafýndan
reddedilmeyen duâlar arasýnda
sayýlmýþtýr.
Allah’ýn her fiilinde muhakkak ki büyük
hikmet vardýr. Bu zulmün ve fýrtýnanýn
hikmetli sýrrýný O bilmektedir. Bize düþen,
her bakýmdan yaralý bu insanlara elimizden
geldiðince yardým etmek, destek olmak,
yoldaþlýk ve hâldaþlýk eylemektir. Zâhirde
muhtaç olan onlardýr. Ancak unutulmamalý
ki, biz de onlarýn Peygamber Efendimiz
tarafýndan reddedilmediði buyrulmuþ olan
duâlarýna muhtâcýz. Ve dileriz ki, bu
vesileyle, onlarýn Allah’ýn kendisine
yakýnlaþtýrdýðý gönüllerinden kopacak bir
içten duânýn kelimelerinde adlarýmýz geçer
ve biz de o nebînin þefaatine nâil oluruz.
GAZZE ÝÇÝN
KELEBEK ETKÝSÝ
Antik filozof, Empedokles’e göre evrene
egemen iki güç vardýr: Sevgi ve nefret.
Sevgi ile var olanlar daima verirler,
birleþtirirler. Oysa nefret ayýrýcýdýr;
parçalar, böler ve yok eder.
Gerçek bir insan olmak, bir psikanalist
ve düþünür olan Erich Fromm’a göre
“olmak”la alâkalýdýr. Fromm, “Sahip
Olmak ve Olmak" baþlýklý kitabýnda
gerçekte bir insanýn ne olduðunu
sorgular.
eren bayar
Kendisi Yahudi asýllý bir Amerikalýdýr ve
muhtemelen o yýllarda Yahudi
olduðundan dolayý Almanya’dan
Amerika’ya göç etmek zorunda kalýr.
Çünkü bu mezâlime kendini çaðdaþ
olarak nitelendiren ülkeler suskun
kalmýþtýr. Ýlk düþündüðü þey, artan
þiddete karþý ne yapabileceðidir.
Kendince basit bir cevap bulur ve hemen
bir siyasi partiye üye olur. Fakat daha
sonra þunu fark ettiðini söyler: Hiçbir
siyasi parti, hiçbir politika ya da ideoloji
insana özgürlüðünü veremez. Bir insana
özgürlüðünü yalnýz hakikat verebilir.
Evet, Gazze için insanlýktan söz
edebilmek çok zor. Bu savaþa sebep
olanlara þu soruyu sormak isterdim:
Kendi çocuklarýnýzýn baþýný nasýl
okþayabiliyorsunuz? Ve neden? Bir avuç
toprak ya da petrol için mi? Deðer mi?
Aslýnda Gazze bir insanlýk sýnavý… Çoðu
insan þunu söylüyor: “Ben ne yapabilirim
ki?” Ýþte bu umursamazlýktýr asýl insanlýk
sorunsalý. Oysa bu dünyadaki her
hareket (yapraðýn yere düþmesi bile)
týpký bir kelebek etkisi gibidir. Bazen çok
cýlýz bir ses çok derin bir etki yaratýr ve
unutulmuþ insanlýðý uyandýrýr
uykusundan.
Düþman diye bir þey yoktur. Biz düþmaný
korkularýmýzý ve benliðimizi besleyerek
yaratýrýz. Fanatiklik, ucuz politikalar
insanlarý birbirine düþman eder.
Marmara depreminde Yunanlýlar canla
baþla koþtular yardýmýmýza. Biz de kýtlýk
zamaný onlara el uzatmamýþ mýydýk?
Tasavvuf, bize her varlýða hürmet etmeyi
öðretti, ince düþünmeyi ve sevginin
kendisine teslim olmayý…
Yapabileceðimiz çok þey var: Sanmasýnlar
ki o bebekler gerçekten öldü. Biz gayret
edip insanca mücâdele ettiðimiz sürece
onlar hep var olacaklar…
sezin özdemir
LÂ MEVCÛDE
ÝLLÂ HÛ
“Ýnsan ömrünün yaklaþýk 800-1000 sene
olduðu Nuh (a.s.) zamanýnda bir kadýn
aðlayarak hazrete gelir ve oðlu 275
yaþýnda öldüðü için ne kadar üzgün
olduðundan dert yanar. Hz. Nuh “Bu
kadar üzülme, âhir zamanda bir ümmet
gelecek ve ömürleri sadece 70 – 80 yýl
olacak, onlar ne yapsýn?” der. Kadýn çok
þaþýrýr ve sorar: “Ev de yapacaklar mý?”
Ýnsanoðlunun, aslýnda olmayan dýþ
âlemini mâmur etmekle hayli meþgul
olup hakîkati ve özü olan iç âlemiyle
baðlarýný kopardýðý ve bu kopukluðun
yansýmalarýna üzüntü içinde þâhit
olduðumuz bir devreden geçmekteyiz.
Hz. Þems’in Makâlat’ta,
“Kendi kendime dedim ki,“Beni bu
þekilde yaratan Tanrý ile doðrudan
doðruya konuþmadýkça ve sorduðum
sorulara cevap almadýkça benim yemek
ve uyku ile ne iþim var? Bu âleme körü
körüne yemek yiyip içmek için mi
geldim? O’na neden geldiðimi ve nereye
gideceðimi sormalýyým ancak ondan
sonra yemek yiyip uyuyabilirim”
buyurduðu gibi bizler de bu âleme
gelmekteki esas amacýmýzý unuttuðumuz
ve þehvetlerimizin esîri olduðumuz
sürece nefis ile ruh arasýndaki bu ezelî
çekiþmenin süregitmesi kaçýnýlmaz olsa
gerek…
Sâmiha Ayverdi’nin Dile Gelen Taþ adlý
eserinde,
“Âlem halký, ellerinde silahlar ve
imkânlarla birbirlerini tepeleyip
dururken, kapýnýn eþiðini atlayan
b a ht i y a r l a r a , e v v e l â ke n d i i ç
düþmanlarýna saldýrmayý öðrettiðini
olsun, ifþâ edeyim mi Devletlim?"
sözleriyle ifâde ettiði gibi, hýrs, öfke, kin,
nefret, haset, þehvet çamurlarýna batmýþ
ve tüm bu nifâkýn sebebi olan nefisleri
terbiye etmenin, o bireylerden oluþan
halklarda, ülkelerde ve tüm âlemde
barýþ, refah ve kemâl hâsýl edebilmenin
ön þartý olduðu açýkça görülmektedir.
Ken’ân Rifâî Hazretleri de ayný mânâyý
Sohbetler’de þöyle anlatýr:
“Biz derviþler, kimseye lânet etmez, þu
þudur, bu budur demeyiz. Bize ancak
Yezid nefsimize lânet etmek yaraþýr.
Çünkü biz hiçbir þeye sahip deðiliz. Af
da bizden deðil, cezâ da. La fâile illallah.
Yâni Allah’tan baþka fâil olmadýðýný
bilmiyorsak yazýk bize!
Yapan, yaptýran Allah’týr. Allah’ýn emri
olmaksýzýn bir kýl oynamaz. Lâyýðýna
cezâ, müstehakýna mükâfat vermek de
o irâdenin þânýdýr. Sen kendi baþýna bak.
Seni Allah’tan uzaklaþtýracak olan
nefsindir, onu ýslâha çalýþ.”
Aç olmadýðýmýz halde, zevk için yemek
yediðimizde, bize ters bir lâf eden, hattâ
sadece bizden farklý düþünen birine tüm
kibir ve benliðimizle cevap verdiðimizde
ya da bir sivrisineði sadece rahatsýz
olduðumuz için öldürdüðümüzde, baþka
ülkelerin topraklarýný ele geçirmek için
mâsum insanlarý bombalayanlar ile
aramýzda, fenâlýk derecesinden baþka ne
fark kalýyor?
Ýþte kâinatta, tek vücut olan Hakk’ýn
vücudundan gayrýsýný görmeyen, âhirette
kendisini zindana atanlarýn peþinden
koþup “Ya Rabbi! Onlarý cennetine
almadan ben de girmem” diyerek
kendisine kötülük yapanlarý bile seven,
affeden ve onlar için duâ eden nûr-u
Muhammedî vârisi irfan sahipleri, Hakk’ýn
isim ve sýfatlarýnýn mazharý olan
mevcûdat ile iliþkilerimizi düzenlemekte
bizlere en güzel örnektir.
“Ben sanýrdým âlem içre bana hiç yâr
kalmadý,
Ben beni terk eyledim gördüm ki aðyâr
kalmadý.”
sýrrýna eren âriflere benzeyebilmek niyâzý
ile…
zehra karpuz
herkesin yapabileceði
bir þey var!
Ýnsan her yaptýðý þeyin kendisine dönebildiðini
görse bu kadar kötülük yapabilir miydi
bilmem? Gazze’de insanlar, çocuklar, binalar
yok edilirken, saldýrganlar aslýnda kendi
insanlýklarýný, vicdanlarýný, þereflerini,
haysiyetlerini de yok ediyorlar. Ýleride bu kadar
insanýn, mazlumun âhýný alan bir devlet
otoritesinin baþýna neler gelebileceðini
düþünemiyorum bile… Ýnsanlar gibi devletler
de her yaptýðýnýn karþýlýðýný alýyor veya alacaktýr
diye düþünüyorum. Bu dünyada ve öbür
dünyada…
Her gün bu acýnýn ne zaman biteceðini
düþünüyor, duâ ediyoruz. Çocuklarýn, hele
çocuklarýn böyle bir acýya mâruz kalmasý
gerçekten çok üzücü… Onlarýn küçücük
yüreklerinde ne yaralar açýlabileceðini
düþünmek gerekiyor. Ama düþünmek
yetmiyor, bunu biliyoruz.
Bir þeyler yapmalýyýz! Maddî ve mânevî olarak
kimin gücü neye yetiyorsa… O yaralarý sarmalý,
güçlü olmalý, bilinçli olmalý! Bu bilinç belki
aldýðýmýz bir ürünün nereye, kime hizmet
ettiðini bilerek hareket etmekten baþlýyor. Ve
bunu süregelen bir alýþkanlýk haline
getirebilmekten…
Çevremizi de bilinçlendirmek gerek… Maddî
destek gönderebilmek kadar, sabretmek ve
her þeyde olduðu gibi bunda da Allah’ýn bir
hikmeti olduðu bilip duâmýzý hiç eksik
etmemek.
Gazze için herkesin yapabileceði bir
þey var!
rânâ
ÝSRAÝL’Ý NASIL BÝLÝRÝZ?
Ýsrail’e kýzabilmeyi çok isterdim fakat
yapamýyorum. Çünkü bana kendimi
hatýrlatýyor.
Ben de tehdit altýnda olduðumu
düþündüðüm zaman kendimi korumaya
çalýþtýðýmda baþkalarý için bir acýma
duymuyorum. Bana zarar verildiðine,
haklý olanýn hep kendim olduðuna o
kadar ikna oluyorum ki karþýlýk
verebilmek için elimden geleni
yapmaktan
baþka
bir
þey
düþünemiyorum.
Belki benim füzelerim yok ama
kelimelerim var. Belki insanlarý
öldürmüyorum fakat þüphesiz kalplerini kýrabiliyorum. Bir kalbin kutsal
topraklardan ne farký olabilir?
“Onlar” diye baþlayan her cümlemde…
Bir grubu olumsuz
nitelediðimde…
bir
sýfatla
Karþýmdakinin hislerini hiç umursamadan sadece haklý çýkmak için bir
tartýþmaya giriþtiðimde…
Gülümseyiþim yerini çatýk kaþlara ve
anlayýþlýlýðým yerini nefrete býraktýðýnda…
Ýsrail çirkin yüzüme bir ayna tutuyor.
Nefret bir bireyde ne ise bir millette de
o deðil midir?
Eðer Gazze halký için gerçekten barýþý
istiyorsam nefret hissimden kurtulmam
gerek. Herkesten, her þeyden ayrý bir
“ben” olduðum fikrini kafamdan atmak
zorundayým. Bunu yaptýðým anda ne
üzülürüm, ne de baþkalarýný üzme
ihtiyacý duyarým. Sâmihâ Ayverdi’nin
tavsiyesi bu deðil mi? Kýrýlmadýðým için
kýrmam.
Yüce Kur’an’da “Ey inananlar, içinizden bir
topluluk, baþka bir toplulukla alay etmesin,
olabilir ki alay edilenler, öbürlerinden daha
hayýrlýdýr” (Hucûrat, 11) buyuruluyor.
Ýsrail’i her yeriþimizde biz daha mý iyiyiz
diye düþünelim. Kalplerimizde yeþerteceðimiz barýþýn dünyayý da barýþa
götürecek anahtar olduðunu görmemiz
için Allah hepimizin yardýmcýsý olsun.
“þimdi yeni bir
þeyler yapmak
lâzým”
…Þiddet, savaþ, saldýrganlýk, öfke her
yerde… Özellikle bizim coðrafyamýzda,
komþularýmýzda, akþam ekranlardan
yansýyan görüntülerde, sokaklarda,
yanýbaþýmýzda… Özellikle Gazze’de
yaþananlar, yürek yakan görüntüler
dayanma gücümüzü zorluyor. Ýnsan
olarak, olan bitenden utanç duyuyoruz,
anlamaya çalýþýyoruz ama çözemiyoruz.
Bir þeyler yapmak istiyoruz ama olay
öyle vahim ki ne yapacaðýmýzý
bilemiyoruz, çâresizlik belimizi büküyor.
sema süvarioðlu
Öte yandan paradoksal olarak müdâhale
etme (ya da edememe) þeklimizden ya
da içsel olarak kendi yaþadýklarýmýz
üzerinden de kavgaya tutuþuyoruz.
Þiddete karþý birtakým ses duyurma
çabalarý var ama onlar da ne yazýk ki
þiddet içeriyor.
Mevlânâ’nýn dediði gibi, þimdi yeni bir
þeyler söylemek lâzým…
Beyin çalýþmalarý, nörobilim çalýþmalarý
bize söylüyor ki bir kelimeyi zikrettiðimiz
zaman o kavramý dikkat alanýmýza
sokmuþ oluyoruz. Yani “Þiddete karþýyýz”
“Kahrolsun Savaþ” vs. diyerek bu duruma
karþý olumlu bir þeyler yapmýþ
olmuyoruz, hattâ bilmeden
körüklenmesine bile katkýda
bulunabiliyoruz.
“Peki ne yapacaðýz, susup oturacak
mýyýz?” diye sorabilirsiniz. Yine nörobilim
araþtýrmalarý bize söylüyor ki ne
istemediðimizi deðil, ne istediðimizi dile
getirirsek, söylemlerimizde,
düþüncelerimizde, hareketlerimizde
daha çok isteklerimize odaklanýrsak
yerine gelme olasýlýðý daha yüksek.
Psikoloji çalýþmalarýnda kullandýðýmýz
bir uygulama var; danýþanlarýmýzý içsel
bir sürece tâbî tutarak en içteki
arzularýna ulaþmalarýný saðlýyoruz. Bu
bir terapi tekniði, detaylarýna çok girmek
istemiyorum, ama asýl söylemek
istediðim þu: Bu tekniði uyguladýðýmýzda
görüyoruz ki, hangi ýrktan, hangi yaþtan,
hangi etnik kökenden, hangi sosyal
sýnýftan, hangi cinsiyetten (listeyi
uzatabilirsiniz) olursa olsun, “insan”
olduðumuz için hepimizin en
derinlerdeki ortak arzumuz barýþ, huzur,
birlik ve en önemlisi SEVGÝ.
Þimdi de diyebilirsiniz ki, biz tek baþýmýza
bu konuda ne yapabiliriz ki, sorun bu
kadar büyükken?
Çalýþmalarýmda sýklýkla kullandýðým kýsa
bir Hint filmi var, internet üzerinde.
Aslýnda Hindistan’ýn tanýtýmý için
çekilmiþ. Adý “Lead India”. Seyretmenizi
öneririm ama özetle içeriði ve mesajý
þöyle: Ýþlek bir yolun üzerine kocaman
bir aðaç devriliyor ve tabiî trafiði felç
ediyor. Okul servisleri, özel araçlar,
herkes koca kütüðün arkasýnda mahsur
kalýyorlar. Sonra çok þiddetli bir yaðmur
baþlýyor. Durum o kadar kontrol dýþý ve
kimsenin yapacak bir þeyi yok gibi
görünüyor ki, herkes çâresizlik içinde
araçlarýnýn içinde durumdan þikâyetçi
þekilde oturuyor. Bir þeyler yapmasý
gereken görevliler de durumun
vahameti karþýsýnda önce yüksek sesle
itiraz eden maðdur kiþileri
sakinleþtirmeye çalýþýyorlar, sonra da
çekip gidiyorlar. Herkes çaresizlik içinde
bekleþirken okul servisinden bir çocuk
atlýyor ve kendinden kat be kat büyük
kütüðe yüklenerek kaldýrmaya çalýþýyor.
Tabiî bu durum yetiþkinlere çok garip
görünüyor. Ancak çocuk aðacý yerinden
oynatacaðýna o kadar inançlý ve o kadar
gayretli ki önce diðer çocuklar sonra da
yavaþ yavaþ da olsa yetiþkinler yardýma,
duruma müdâhale etmeye geliyorlar.
Ortak amaçlarýna, kütüðü yoldan
kaldýrmaya hep bitlikte öyle bir
asýlýyorlar ki baþta çok uzak bir ihtimal,
hattâ imkânsýz gibi görünen hâl
gerçekleþiyor, yol açýlýyor.
Kýssadan hisse: Eðer inanýrsak ve çok
çok odaklanýrsak, vazgeçmeden o yolda
devam edersek, etrafýmýzdakileri de
harekete geçirme gücümüz var. Önce
biz sevmeyi öðrenerek baþlamalýyýz.
Koþulsuz, neden beklemeden, hepimiz
insan olduðumuz için, ayný kaynaktan
geldiðimiz, býkmadan usanmadan sevgi
gösterirsek, sevgiyi yayarsak bu sevgisiz
ortamý düzeltmeye baþlayabiliriz.
Hatice Cenan Hazretleri’nin hepimizin
bildiði sözlerini bir kere daha hatýrlatmak
isterim:
“Ýnsanlarý seveceksin. Senin içinde
tükenmez af, merhamet ve müsâmaha
hazineleri var. Onun için bütün
mahlûkatý ayný yorulmaz hýz ve ayný
tükenmez iþtiyakla seveceksin. Sende
mevcut cevheri cömertçe harcamalýsýn,
hatâlarýnda ve sevaplarýnda onlarla bir
olarak seveceksin. Doðumlarý ile çoðalýp
ölümleri ile eksilecek kadar onlarla
olacaksýn.”
SEVGÝ ile kalýn, sevgi hissedin, sevgi
yayýn, sevgi konuþun, sevgi gösterin.
Sevgiye odaklanýn, sadece sevmeye
inanarak…
görüþmek üzere...
w w w . n e f e s y a y i n e v i . c o m
h e r n e f e s d e r g i s i @ n e f e s y a y i n e v i . c o m
facebook.com/HerNefesDergisi
twitter.com/HerNefesDergisi
Download

AĞUSTOS 2014 - Nefes Yayınevi