874
II. ULUSLARARASI SOSYAL BİLİMCİLER KONGRESİ
KÜRESEL VE BÖLGESEL NÜKLEER GÜÇLERİN
KISKACINDA ORTA ASYA
Sibel Turan*
Yasin Usta**
Soğuk savaşın hâkim olduğu yıllarda ABD ve Sovyetler Birliği (SB) hızlı bir nükleer
silahlanma yarışı içine girmişlerdir. 1949 yılına kadar tek nükleer güce sahip olan ABD’yi,
1949’da SB, 1952’de İngiltere, 1960’da Fransa, 1964’te Çin, 1969’da İsrail, 1974’te Hindistan
ve 1998’de Pakistan, 2006’da Kuzey Kore izlemiştir1049. Böylece nükleer aktörlerin sayısı
artmış arttıkça da caydırıcılık daha karmaşık bir hale bürünmüştür. Kore Savaşı, Küba Krizi ya
da Yom Kippur Savaşı sırasında yaşanan gelişmelerin tırmanarak nükleer silahların
kullanılabileceği “III. Dünya Savaşı”na yol açmasından ve kıyametin eşiğine gelinmesinden
korkulmuştur1050.
Soğuk savaş yıllarında iki süper gücün stratejik bölgelerindeki gelişmeler hep
izlenmiştir. ABD açısından sadece SB’nin elindeki nükleer silahlar değil SB’nin Ukrayna,
Kazakistan gibi şuan için kendi topraklarında olmayan bölgelere yerleştirdiği nükleer
silahlarda önemliydi. Orta Asya bu noktada o kadar önemlidir ki bu ülkeler tarih boyunca
Rusya'nın yumuşak karnı olarak kabul edilmiştir. Daha 2. Dünya Savaşı'nda Hitler'in orduları
Moskova'ya girmeden önce Orta Asya ve Kafkaslara sızabilmek için Stalingrad'da Uralların
güneyindeki Kavimler Kapısı'nı zorlamıştır. Harita değişmediğine göre jeo strateji de
değişmemiştir1051.
1904’te Mackinder’in Orta Asya’yı Heartland olarak adlandırması ve büyük güçlerin
oyun alanı olarak görmesi kara hâkimiyet teorisini (Kalpgah-heartland kuramı) ortaya
çıkarmıştır. Mackinder, Heartland’ı kontrol edecek gücün küresel bir güç olacağını fikrindeydi.
Ayrıca sanayisini ve iletişimin modern araçlarını uygun bir şekilde kullanmayı başaran kara
gücünün sadece bölgenin zengin doğal kaynaklarını işletmekle kalmayacağını, adasal
özelliklere sahip deniz gücünün de üstesinden geleceğini ileri sürmüştü1052. Sovyetler
Birliği’nin (SB) dağılmasından sonra eski Sovyet Orta Asya’sının siyasi ve coğrafi çehresi
tamamen değişmiş ve Orta Asya bölgesinde küresel ve bölgesel dış güçlerin “nüfuz kurma”
*
Prof. Dr. Trakya Üniversitesi, İİBF, Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi
**
Trakya Üniversitesi, SBE, Uluslararası İlişkiler Anabilim Dalı
1049
1050
Kenan Dağcı,Atilla Sandıklı, Satranç Tahtasında İran, Tasam Yayınları, İstanbul,2007, s.7
Mustafa Kibaroğlu, “Kitle İmha Silahları ile Terör: Kıyametin Yeni Eşiği mi?”, Avrasya Dosyası, Güz: 2006,Cilt:
12,Sayı:3, s:119
1051
http://www.yarindergisi.com/index.php?option=com_content&task=view&id=125&Itemid=126,Erişim Tarihi
(12.08.2008)
1052
Emre İşeri, “Amerika’nın Soğuk Savaş Sonrası Büyük Stratejisi, Avrasya Heartland’ında Petrol ve Boru Hatları
Jeopolitiği”, Geçmişten Günümüze Orta Asya ve Kafkasya, Der: Yelda Demirağ ve Cem Karadeli, Palme Yayıncılık,
Ankara, 2006, s.51.
875
II. ULUSLARARASI SOSYAL BİLİMCİLER KONGRESİ
alanı haline gelmiştir1053 . Bunun iki nedeni vardır ki ilki Orta Asya konumudur; ikincisi de
enerji kaynakları nedeniyle jeo-politik ve jeo-ekonomik bakımdan büyük bir öneme sahip
olmasıdır. Orta Asya’nın bu jeopolitik öneminin bir diğer nedeni de Nükleer güce sahip dört
devlet arasında yer almasıdır. Orta Asya’nın yüzölçümü olarak en büyük ülkesi olan
Kazakistan nükleer güç sahibi Rusya ve Çin gibi iki ülkeyle binlerce km’lik sınırlara sahiptir.
Günümüzde Orta Asya üzerinde plan ve proje tasarlayan ülkeler arasında Rusya, Çin,
İran, Pakistan, Hindistan, Türkiye ve hepsinden önemlisi Amerika Birleşik Devletleri (ABD)’
gelmektedir. Gerçekten de Rusya’nın bölgedeki varlığının azalmasıyla birlikte, hem ABD, Çin
gibi uluslararası güçler ve hem de İran, Pakistan, Hindistan gibi bölge devletleri, jeopolitik ve
jeoekonomik avantajlar edinmek amacıyla bu yeni oyunda yerlerini almaya başlamışlardır1054.
Hatta ABD bölgede toprağı olmadan bölgeye hakim tek güç durumudur.
Orta Asya, Rusya ve Batı için, Çin’den gelecek tehdide karşı, Çin için batıdan (Rusya)
gelecek tehdide karşı bir güvenlik alanını oluşturmuştur. Aynı ülkelerin etkinliklerini artırmak
için bir hedef, daha fazla etkinliklerini yaygınlaştırabilmeleri için bir üs olma değeri
taşımaktadır1055. Orta Asya Cumhuriyetleri Napolyon’un “Devletlerin politikaları
coğrafyadandır” yorumundan hareketle güvenlik ve dış politikalarını içinde bulundukları tehdit
algılamalarına göre şekillendirmişlerdir. Bu bağlamda Orta Asya devletleri güvenlik
endişelerini ortadan kaldırmak için üç temel stratejiyi izlemişlerdir.
•
ABD, Çin, Rusya ve İran gibi Orta Asya coğrafyasındaki etkin güçlerle
aralarındaki siyasi ve güvenlik ilişkilerinde denge politikası yürüterek ilişkilerden maksimum
fayda sağlamaya çalışmışlardır.
•
Bağımsız Devletler Topluluğu (BDT), Şanghay İşbirliği Örgütü (ŞİÖ) ve Orta
Asya İşbirliği Örgütü gibi bölgesel örgütlenmeler vasıtasıyla karşılıklı bağımlılık artırılmaya
çalışılmıştır
•
Ülke içindeki güvenlik politikalarının güçlendirilmesi hedeflenmiştir1056.
SB’ nin Kazakistan’a verdiği önem nükleer denemelerden ve bu ülkede uranyumun
çabuk temin edilmesinden kaynaklanmıştır. Kazakistan’da Semipalatinsk’te 1949-1963’e kadar
124 nükleer deneme yapılmış olması SB’ nin bu Kazakistan’a verdiği önemin bir kanıtıdır.
Ancak dağılma sonrasında Kazakistan 1996 itibariyle silahların tümünü Rusya Federasyonu’na
devretmiştir. Kazakistan bu silahları o kadar çabuk Rusya’ya devretmiştir ki bunda Kazak halkı
arasında oluşan “nükleer alerji” etkili olmuştur. Diğer, Orta Asya ülkeleri olan Türkmenistan,
Tacikistan, Türkmenistan ve Kırgızistan’da aynı Kazakistan gibi NPT’ ye (Non-Proliferation
Treaty) nükleer silaha sahip olmayan ülke statüsü ile taraf olarak nükleer tesis ve
malzemelerini IAEA (International Atomic Energy Agency) denetimine açmıştır. Ancak
yinede sorun bu ülkelerin silahlanması değil bilimsel birikim, malzeme ve teknolojinin bölge
dışına çıkarılmasıdır. Her ne kadar Orta Asya devletleri başta ABD olmak üzere Batılı
devletlerle ikili anlaşmalar yoluyla bunu engellemeye çalışsalar da tam bir başarı
1053
Şatlık Amanov, ABD’nin Orta Asya Politikaları, Gökkubbe Yayınları İstanbul, 2007, s. 89.
Gamze Güngörmüş Kona, “Çin Halk Cumhuriyeti ve Orta Asya” http://www.turksam.org/tr/a1395.html Erişim Tarihi:
(15.08.2008).
1055
Servet
Cömert,
“Jeopolitik
Ve
Türkiye’nin
Yer
Aldığı
Yeni
Jeopolitik
Ortam”,
http://www.jeopolitik.org/index.php?Itemid=28&id=14&option=com_content&task=view, Erişim Tarihi (05. 08. 2008).
1056
A. Kayyum Kesici ve Pınar Özden Cankara, “Çin’in Orta Asya’da ki Stratejik Hedefleri”, SSCB Sonrası Orta Asya Türk
Cumhuriyetlerinde Sosyal, Siyasal ve Ekonomik Değişim, Kocaeli Büyükşehir Belediyesi Yayını Kocaeli, 2006, s. 317.
1054
876
II. ULUSLARARASI SOSYAL BİLİMCİLER KONGRESİ
sağlanamamıştır. ABD bu konuda “Ortak Tehdidi Azaltma Programını” yürürlüğe koymuştur.
Bu girişimle özellikle KİS geliştirilmesinde çalışan kişilerin yurt dışına çıkmamaları sağlamak
ve araştırma merkezleriyle laboratuarlarla işbirliği yapılması sağlandı. Ancak yinede binlerce
bilim adamı arasından birkaçının sahip olduğu bilginin askeri veya terörist faaliyetler
çerçevesinde kullanılması dünya için önemli sorunlar yaşatacaktır1057 .
2005’de Orta Asya’da nükleer silahlardan arınmış bölge sağlanması için Kazakistan,
Tacikistan, Özbekistan, Kırgızistan ve Türkmenistan arasında bölgede nükleer silah
bulundurulmaması için anlaşma imzalanmıştır. İmza töreni, Kazakistan’ın Semey kentinde,
eski bir nükleer silah deneme alanında yapılmıştır. Aslında Orta Asya Nükleer Silahlardan
Arındırılmış Bölge (CANWFZ) fikrinin tarihi, Moğolistan’ın kendisini nükleer silahlardan
arındırılmış bölge (NWFZ) olarak ilan ettiği 1992 yılına kadar gitmektedir. Moğolistan
bölgede bir NWFZ’ nin oluşturulması için çağrıda bulunmuştur. Bu anlaşmaya katılım ise
ancak 2005 yılını bulmuştur. Bu gecikmenin sebebi Rusya’nın uyguladığı nükleer ve askeri
politikalardır. Anlaşmanın en büyük eksikliği ise CANWFZ’ nin yürürlüğe girdiği tarihten
önce imzalanmış anlaşmaların taraflara yüklediği hak ve yükümlülükleri ortadan
kaldırmamasıdır. Buna özellikle ABD, İngiltere ve Fransa karşı çıkmaktadır. Çünkü Rusya
1992 Taşkent Kolektif Güvenlik Anlaşması gereğince gelecekte Orta Asya üzerinden nükleer
silahları taşıma ve konuşlandırma hakkını muhafaza etmektedir1058.
Rusya ise dağılma sonrası kaybettiği itibarı tekrar kazanmak ve bölgenin öneminden
kaynaklanan sebeplerden ötürü bu etki alanı tekrar kurmak ve gücünün bitmediğini
hissettirmek istemiştir. Rusya’nın nükleer gücünü oluşturan silahların envanteri şu şekilde
karşımıza çıkmaktadır.
Tip
Silah Sistemi
Fırlatma
Aracı
Savaş
Başlıkları*
Stratejik Saldırı silahları
Kıtalararası
Balistik füzeler
SS-18 (144), SS-19 (137), SS-24 (36), SS-25 706
(360), SS-27 (29)
Denizaltılalardan SS-N-18 (96), SS-N-20 (40), SS-N-23 (96)
atılan
balistik
füze
1057
232
3,011
1,072
Mustafa Kibaroğlu “Orta Asya’da Kitle İmha Silahları ve Silahsızlanma”, Küresel Politikada Orta Asya, Der: Mustafa
Aydın, Nobel Yayınevi, Ankara, 2005, s.s. 322-329.
1058
Amanov, op. cit., s.s 276-278
877
II. ULUSLARARASI SOSYAL BİLİMCİLER KONGRESİ
Fırlatma
Aracı
Tip
Silah Sistemi
Bombalar
15 Blackjack, 32Bear-H6, 31 Bear-H16 (AS-15 78
ALCMs, AS-16 SRAMs, bombalar)
Toplam Stratejik Saldırı silahları
Savaş
Başlıkları*
868
~5,000
Stratejik Defans
Karadan havaya SA-5B Gammon, SA–10 Grumble
füzeler
1,200
Toplam Stratejik Defans
1,200
1,200
Karadan atılan Stratejik olmayan silahlar
Bomba ve savaş Backfire (105), Fencer (280) (AS-4 ASM, AS-6 385
uçakları
ASM, AS-16 SRAM,
1,540
Toplam Karadan atılan Stratejik olmayan silahlar
1,700
Denizden atılan stratejik olmayan
Hücum
uçağı
savaş Backfire (45), Fencer (50) (AS-4 ASM, bomba)
SS-N-9, SS-N-12, SS-N-19, SS-N-21, SS-N-22
Dennizaltıdan
atılan
Cruise
füzleri
ASW silahlar
SS-N-15, SS-N-16, torpidolar
Toplam Denizden atılan Stratejik olmayan
Kaynak: http://www.nrdc.org/nuclear/nudb/datab13.asp
95
190
--
240
210
540
878
II. ULUSLARARASI SOSYAL BİLİMCİLER KONGRESİ
Rusya’nın Orta Asya’ya ilgisi uzun zamanlar öncesine dayanmaktadır. Çünkü
geleneksel Rus politikası sıcak denizlere açılmak olduğundan önünde iki seçenek bulunmuştur.
Bunlardan ilki İstanbul ve Boğazlardır. İkinci yol ise Orta Asya olmuştur (Amanov, 2007: 72).
Bölge bu yüzden Rusya için önemli bir geçiş noktası olmaktan çok diğer güçleri dengeleyici
bir manivela görevi görmesi bakımından da önemlidir. Sovyetler Birliği yıkılmadan önce
soğuk savaş sırasında 35 000’e yakın nükleer başlık üretmiş ve bunları Sovyetler Birliği’ni
oluşturan cumhuriyetlere yerleştirmiştir. Dağılma sonrası bu silahların yapımında kullanılan
malzemeler hukuken birliğin mirasçısı Rusya Federasyonuna devredilmesini gerektirmiştir. Bu
söz konusu devletlerde anılan silahlar bulunmasa da sorun Kitle İmha Silahları’nın (KİS)
araştırılmasında, yapılmasında, denenmesinde, stoklanmasında ve askeri amaçlı
kullanılmasında rol alan Orta Asya devletlerinin bu bilgi ve teknolojiyi öğrenmeleriyle
yaşanmıştır1059.
Günümüzde nükleer silahlanma ve silahsızlanma girişimlerinin içi içe geçtiği
uluslararası konjonktür de dikkate alındığında, özellikle ABD’nin ulusal hava savunma sistemi
konuşlandırma isteği ve bu girişime başta Rusya Federasyonu ve Çin Halk Cumhuriyeti’nin
kesin ve sert tavırlarla karşı çıkmaları ve bu bağlamda yaptıkları açıklamalar, yakın gelecekte
söz konusu Rus güvenlik belgesinin ve askeri doktrininin nükleer silahlara ve diğer kitle imha
silahlarına daha fazla yoğunlukta operasyonel görev tanımları yapmasına sebep olabilir
endişesi yaratmaktadır1060.
Putin 43. Münih Güvenlik Konferansında nükleer silahlar üzerine söyledikleri bunu
doğrular niteliktedir. Uluslararası ilişkilerin istikrarsızlaşmasından kaynaklanan potansiyel
tehlike, silahsızlanma konusunda görülen duraksama ile bağlantılıdır. ABD ile nükleer
stratejik füze kapasitemizi 31 Aralık 2012 tarihine kadar 1700–2000 nükleer savaş başlığına
kadar düşürmeyi kararlaştırdık… Umuyoruz ki ortaklarımız da zor günler için bir köşeye
gereğinden fazla nükleer savaş başlığı ayırmazlar… ABD Savunma Bakanı ABD’nin bu
gereğinden fazla silahları bir depoda, ya da tabiri caizse, yastık altında, saklamayacağını
açıklarsa, bu açıklamayı hep beraber ayakta alkışlamayı öneriyorum… Bugün, pek çok diğer
ülke füzelere sahip; bunlar arasında, Kore Demokratik Halk Cumhuriyeti, Kore Cumhuriyeti,
Hindistan, İran, Pakistan ve İsrail yer almaktadır. Birçok ülke bu sistemler üzerinde
çalışmakta ve bunları silah stoklarının bir parçası haline getirmeyi planlamaktadır. Ve bu
silah sistemlerini üretmeme sorumluluğunu sadece ABD ve Rusya taşımaktadır. Bu koşullar
altında, kendi güvenliğimizi sağlama konusunda bir kez daha düşünmemiz gerektiği
aşikârdır1061.
ABD’nin füze kalkanı projesi Başkan Bush’un deyimiyle haydut devletlere (rogue
states) İran ve Kuzey Kore- karşı olduğunu ileri sürse de Putin’i ikna etmeye yetmemiştir.
Çünkü füze kalkanı, Rusya’ya büyük güç rolünü sağlayan en önemli etkenlerden olan nükleer
silahlarının ikinci vuruş kapasitesini etkisizleştirmektedir. Bundan dolayı, füze kalkanı
projesinin aslında Soğuk Savaş döneminin bir kalıntısı olarak, ABD-Rusya ilişkilerinde bir
kırılma noktası teşkil ettiğini göstermektedir.
1059
Kibaroğlu,op.cit., s. 320
Mustafa Kibaroğlu, “Rusya’nın Yeni Ulusal Güvenlik Konsepti ve Askeri Doktrini”, Avrasya Dosyası-Rusya Özel,
İlkbahar 2001, Cilt: 7, Sayı: 1, ASAM, Ankara, s. 98
1061
http://www.tsk.mil.tr/diger_konular/putin_konusma.html
1060
879
II. ULUSLARARASI SOSYAL BİLİMCİLER KONGRESİ
Putin’in bu söyleminden hareketle enerji gelirlerini hazineye aktaran Rusya bir trilyon
dolar gibi büyük bir tutarı askeri modernleşmeye ayırarak silahlanmaya başlamıştır. Putin,
Bush Yönetimini füze kalkanı projesinden vazgeçirmek amacıyla öncelikle söylem bazında
eleştirilerini dile getirmiş, daha sonra da Polonya ve Çek Cumhuriyetlerinin Rus füzelerinin
hedefi olabileceği tehdidinde bulunmuştur.
1990’larda Rusya nükleer stratejisi sık sık gözden geçirmiş ve her başarılı durumda
daha büyük bir güven sağlamıştır. Örneğin 1997’deki askeri doktrini nükleer silahların
kullanımına ancak Rusya Federasyonu’nun varlığına bir tehdit meydana gelirse izin veriyordu.
Bu doktrin 2000’de Rusya veya onun müttefiklerine karşı ağır silahlarla yapılacak bir saldırıda
Rusya nükleer silah kullanabilir şeklinde genişletildi.
Rusya Genelkurmay Başkanı General Yuri Baluevsky yaptığı açıklamada Hiç kimseye
saldırı planlarımız yok ama dünya toplumundaki tüm ortaklarımızın şunu anlamasını zorunlu
görüyoruz… Rusya’nın ve müttefiklerinin egemenliğini ve toprak bütünlüğünü korumak için
önleyici olarak nükleer silahların kullanımı dahil olmak üzere askeri güç kullanacaktır1062.
Böylece Rusya ABD’nin Orta Asya’daki varlığından ve politikalarından rahatsızlığını belirtmiş
ve olası bir sorunun nükleer silahlarla çözülebileceğini belirtmiştir.
ABD ve Rusya arasında bir süre, dengeleme konusunda ne yapacaklarını bilemeyen
Orta Asya Cumhuriyetleri'nin eski yöneticileri, Rusya'yı dengelemek için koz olarak ABD'yi
kullanmışlardır. Özellikle 11 Eylül saldırılarından sonra bölgede önemli kazanımlar elde eden
ABD bu gücünü yavaş yavaş kaybetmeye başlamıştır. Bunda Rusya’nın bölgede daha aktif
politikalar üretmeye başlaması etkili olmuştur.
Rusya, Kırgızistan'da bulunan Kant Hava Üssü, Tacikistan'da bulunan 201. Motorize
Piyade Üssü ve bağlı diğer birimleri güçlendirme kararı almıştır. Buna göre Kant üssüne An–
26 ulaştırma uçakları, Su–27 savaş uçakları ve üste bulunan 500 askere ek olarak 400 asker
göndermiştir. Kolektif Güvenlik Anlaşması Örgütü (Collective Security Treaty OrganizationCSTO) Genel Sekreteri Nikolay Bordyuzha, bu üsde yapılacak gelişimin Rusya'nın savaş gücü
kabiliyetinin güçlendirilmesi çalışmalarında ne kadar kararlı olduğunun işareti olarak
görülmesini istemiştir. Rusya'nın Orta Asya ülkelerine yönelik askerî güvenlik şemsiyesi
oluşturma çabasının bir örneği de Tacikistan'da gerçekleşmiş ve Bordyuzha’da ki, 201.
Motorize Piyade Üssü geliştirilmiştir. Duşanbe üsü, 11 Eylül sonrası bölgeye düzenlenen
operasyonlarda destek sağlanması amacı ile oluşturulmuştu. Rusya, Özbekistan'da bulunan
askerî üssünün de geliştirilmesi ve modernize edilmesi için çalışmalara başlamıştır. Taşkent,
ABD'nin bölgedeki Hanabad üssünü Andican olayları nedeni ile kapatmıştı1063 .
Rusya, askeri alanda Orta Asya devletleriyle ilişkilerini Mayıs 2002’de kurulan
Kolektif Güvenlik Anlaşması Örgütü (ODKB) aracılığıyla pekiştirmek istemiştir. Kazakistan,
Özbekistan, Kırgızistan’ın da dâhil olduğu bu örgüt 2006 yılında Kazak ve Kırgızistan
cumhurbaşkanlarının da katılımıyla “İttifak Kalkanı–2006” tatbikatını gerçekleştirmiştir. Bu
1062
1063
Cumhuriyet, 20.01.2008
Zaman, 15. 08. 2008
880
II. ULUSLARARASI SOSYAL BİLİMCİLER KONGRESİ
tatbikat sırasında yeni silahlar denenmiş ve boru hatlarının güvenliğinin sağlanabileceği mesajı
verilmiştir1064.
Nükleer enerjinin üretilmesinde kullanılan uranyumunda, Avustralya ve Kanada dışında
Orta Asya ülkelerinden, Kazakistan ve Özbekistan’dan sağlanıyor olması Orta Asya’nın gerek
nükleer enerjinin gerekse nükleer silahların temini için önemli bir bölge olmasını
sağlamaktadır.
Dünya uranyum kaynakları sıralamasında Kazakistan 858 000 Ton uranyum ile 1.
sırada, Özbekistan 225 000 Ton uranyum ile 7. sırada yer alırken dünya uranyum üretiminde
ise Kanada, Avustralya ve Nijerya’dan sonra %7’lik pay ile Özbekistan ve Kazakistan
gelmektedir1065.
Avrasya’nın gelişen nükleer yakıt pazarında Orta Asya uranyumuna olan ihtiyacın
giderek arttığını gören Rusya, bir yandan sayısını artırmaya planladığı atom enerjisi
istasyonlarına yakıt sağlamak, diğer yandan İran krizinin çözümü olarak ortaya attığı
uluslararası nükleer yakıt merkezleri projesini hayata geçirebilmek açısından nükleer alanda
Orta Asya ülkeleriyle işbirliğine yönelmektedir1066. 2007’de Rusya ve Kazakistan hükümetleri
arasında birlikte uranyum ihracatı yapma konusunda da anlaşmaya varılmıştır. Vladimir Putin
imza töreninden sonra yaptığı konuşmada, Rusya olarak daha önce çok kez dile getirdikleri
Birleşmiş Milletler (BM) gözetimi altında uluslararası uranyum zenginleştirme merkezlerinin
kurulması konusunda Kazakistan ile yaptıkları anlaşmanın ilk adım olduğunu söylemiştir.
Rusya ayrıca, Kazakistan'da kurulacak olan nükleer santral inşası projesinde de yer almaya
hazırlanmaktadır1067.
Bölgenin yeni aktörü sayılan ABD bölge içinde huzursuzluğa neden olmuştur. Çünkü
Rusya ve Çin küresel güçler ABD’ nin bölgede ki politikalardan rahatsızlık duymaktadırlar.
ABD nükleer gücü şu şekilde karşımıza çıkmaktadır.
Savaş Başlığı
İlk Üretim
Ağırlık
Kullanıcı
(Sayı)
B61-7 Strategic
10/66
10 - 350
Hava Kuvvetleri
470
B61-11
11/97
10 -350
Hava Kuvvetleri
55
B83/B83-1
6/83
Düşük-1,200
Hava Kuvvetleri
620
1064
Vügar İmanov, “Rus Dış Politikasında Türk Cumhuriyetleri: Eski Sovyet Yandaşları, Yeni Avrasyacı Kardeşler”, SSCB
Sonrası Orta Asya Türk Cumhuriyetlerinde Sosyal, Siyasal ve Ekonomik Değişim, Kocaeli Büyükşehir Belediyesi
Yayınları, Kocaeli, 2006,s. 308.
1065
Amanov, op. cit., s. 275
1066
Anar Somuncuoğlu, “Asya Devletlerinin Orta Asya İlgisi”,
Erişim
Tarihi
http://www.turkgundem.net/icerik/index.php?option=com_content&task=view&id=975&Itemid=34,
(23.07.2008)
1067
Abdullah Aydoğan Kalabalık, “Putin Orta Asya'ya Demir Attı”, 2007,
http://www.ortaasyahaber.kg/index.php?view=article&id=1, Erişim Tarihi: (08.08.2008)
881
II. ULUSLARARASI SOSYAL BİLİMCİLER KONGRESİ
Savaş Başlığı
İlk Üretim
Ağırlık
Kullanıcı
(Sayı)
W76/Trident I C4
6/78
100
Deniz Kuvvetleri
3,200
W88/Trident II D5
9/88
475
Deniz Kuvvetleri
400
W62/Minuteman III
3/70
170
Hava Kuvvetleri
615
W78/Minuteman III
8/79
335
Hava Kuvvetleri
920
W87-0/MX
4/86
300
Hava Kuvvetleri
550
W80-1/ALCM
12/81
5 ve 150
Hava Kuvvetleri
1,400
W80-1/ACM
?/90
5 ve 150
Hava Kuvvetleri
400
Savaş
Başlığı
İlk Üretim
Ağırlık
Kullanıcı
0.3- 170
Hava Kuvvetleri 1,290
B61 Tactical
Bomb
3/75
W800/SLCM
12/83 5 ve 150
Sayı
NATO
Deniz
Kuvvetleri
320
Kaynak: http://www.nrdc.org/nuclear/nudb/datab12.asp
ABD tarafından Orta Asya bölgesi ancak Amerikalı jeopolitikçi Spykman’ın
geliştirdiği “İç Hilal” denklemi ve Zbigniev Brzezinski tarafından 1970’lerin sonlarında ortaya
atılan “Yeşil Kuşak” projesi çerçevesinde gündeme gelebilmiştir. Yine, soğuk savaş yıllarında
yoğunlaşan nükleer çalışmalar (özellikle’de Kazakistan’ın Baykonur üssünde çalışmalar)
Amerika’yı bölgeye yönelik planlar yapmaya sevk etmiştir1068.
Rusya’nın 1993’te ilan ettiği “Yakın Çevre Doktrini” ile Orta Asya’da etkinliğini tekrar
artırma çabası içine girmesi, Avrupa Birliği’nin Avrupa-Kafkasya-Asya Taşıma Koridoru
(Transport Corridor Europa –Caucasus-Asia, TRACECA) ve Avrupa Devletlerarası Petrol ve
Gaz Taşıma (Interseta Oil and Gas Transport to Europa, INOGATE) projelerini geliştirmesi ile
Çin’in bölgede etkin olmaya başlaması, diğer taraftan ise o zamana kadar desteklediği
Türkiye’nin bölgede beklenen etkiyi gösterememesi ve ABD merkezli petrol şirketlerinin
1068
Amanov¸op.cit., s. 93
882
II. ULUSLARARASI SOSYAL BİLİMCİLER KONGRESİ
bölgede ortak çıkarları gibi faktörler 1990’ların ortasından itibaren ABD’nin bölgeye ilgisini
artırmıştır1069.
George Bush döneminde Kongre tarafından 1992 Ekiminde çıkarılan Özgürlüğü
Destekleme Yasası ile bağımsızlığını kazanan eski Sovyet Cumhuriyetlerine yardımların
yapılabilmesinin önü açılmıştır. Washington’un Orta Asya’ya yönelik güvenlik alanındaki ilk
angajmanıysa bölgede SB’den kalan nükleer silahların ve diğer kitle imha silahlarının
geleceğine yönelik olmuştur. Çünkü 1990’ların başında sadece Kazakistan sınırları içinde 104
tane SS-18 tipi kıtalar arası balistik füze ( toplam 1400 nükleer başlıklı) ve 240 kanatlı nükleer
rokete sahip Tu-95 tipi 40 adet stratejik bombardıman uçağı bulunmaktaydı. 22 Mayıs 1992’de
Kazakistan nükleer silahlardan arınmış ülke statüsünün yükümlülüklerini yerine getirmek
üzere, Stratejik Saldırı Silahları Anlaşmasının (SNV-1) yanı sıra Lizbon Protokolünü
imzalamıştır1070. Nitekim özellikle Kazakistan’da bulunan nükleer silahlara ilişkin olarak
Kazakistan ile Washington arasında 1993’ün Aralık ayında imzalanan Karşılıklı Tehdit
Azaltma Şemsiyesi Anlaşması’yla Kazakistan’da bulunan nükleer füzeler, savaş başlıkları ve
silolar imha edilmiştir. Ayrıca Kazakistan ve Özbekistan’da bulunan nükleer tesisler ve
kimyasal – biyolojik silahlarla bunların altyapıları da aynı anlaşma kapsamında ortadan
kaldırılmıştır1071. Anlaşma gereği atılmış en ciddi adım ise “Sapphire” projesi olmuştur. Bu
proje kapsamında 1994’te Kazakistan bölgesinden 581 kg zenginleştirilmiş uranyum Amerikan
uçağıyla Tenessede’ki Oak Ridge Ulusal Laboratuarına götürülmüştür. Amanov’a göre söz
konusu uranyum SB’ nin gizli “Alfa denizaltı programı”ndan kalmıştır1072.
ABD bölgeye yönelik olarak 1999’da “İpek Yolu Strateji Yasası”’nı kabul etmiş ve
uygulamaya koymuştur. Bu yasa gereğince iletişim, ulaşım, eğitim, sağlık, enerji ve ticaret
alanlarında bölgedeki alt yapının gelişmesine katkı sağlanması hem bölgeye istikrarın gelmesi
açısından hem de uluslararası özel sektör yatırımcılarının bölgeye girişlerini teşvik etmesi
bakımdan önemli olmuştur1073. Böylece ABD’nin ve Amerikalı girişimcilerin bölgedeki
ekonomik ve ticari çıkarlarının sağlanması kolaylaştırılmıştır1074. Son olarak da demir ipek
yolu yaşama geçirilmiştir.
ABD nükleer silahların tasfiyesini sağlamak ve bu silahları Rusya’nın bölgede
kullanmasını engellemek istemektedir. Ayrıca ABD, herhangi bir nükleer araştırmanın
yürütülmesine ve bu bölgede nükleer reaktörlerin kurulmasına da karşı çıkmaktadır. Bu
bağlamda bölge devletlerine silahsızlanma yardımları yapılmıştır.
11 Eylül saldırılarından sonra ABD’nin Afganistan operasyonuna Orta Asya devletleri
de hava sahalarını ve üslerini açarak yardımcı olmuşlardır. Özbekistan, Termiz ve Hanabad,
Kırgızistan Manas, Tacikistan Kulyab, Kurgan-Tyube ve Hokand, Kazakistan ise Almatı
havaalanını açarak yardımcı olmuştur1075. Ancak bu yardımlar Orta Asya civarındaki asıl
1069
Çağrı Erhan , “ABD’nin Orta Asya Politikaları ve 11 Eylül Sonrası Açılımları”,Küresel Politikada Orta Asya, Der:
Mustafa Aydın, Nobel Yayınevi, Ankara,2005, s.s. 20-21
1070
Amanov¸op.cit., s.s. 206-207
1071
Ferhat Pirinççi, “Soğuk Savaş Sonrasında ABD’nin Orta Asya Projesi:Beklentiler ve Gerçeklikler”,Ankara Üniversitesi
SBF Dergisi, Cilt: 63, Sayı:1,Ankara, 2008, s.209
1072
Amanov, op.cit.,s. 295
1073
http://www.tusam.net/makaleler.asp?id=79&sayfa=46, Erişim Tarihi (10.08.2008)
1074
Erhan¸op.cit., s. 25
1075
Erhan¸op.cit., s. 35
883
II. ULUSLARARASI SOSYAL BİLİMCİLER KONGRESİ
güçlerin hoşuna gitmemiştir. Bu diğer güçler tarafından Amerikanın bölgeye yayılma planı
olarak yorumlanmış ve güvenlik tehdidi olarak düşünülmüştür.
ABD’nin, Şanghay İşbirliği Örgütü aracılığıyla sınırlanmak istenen etkisini başta ikili
ilişkileri geliştirmek olmak üzere çeşitli yollarla aşmaya çalıştığı görülmektedir. Aslında, bir
taraftan İran’ı nükleer güce sahip olmakla suçlayıp müdahale sinyalleri veren ABD’nin diğer
taraftan nükleer denemeler nedeniyle yaptırım uyguladığı Hindistan’la son dönemde
geliştirdiği nükleer işbirliği, bu bağlamda düşünülmesi gereken bir olgudur. ABD bunun
haricinde Orta Asya’da geçici olduğunu iddia ettiği askeri varlığını bölgede kalıcı üsler elde
ederek sağlamlaştırmaya çalışmaktadır. Ancak Özbekistan’daki üssün boşaltılmasının ardından
Kırgızistan’ın da Manas üssünün statüsünü tartışmaya açması ABD’yi zor durumda
bırakmaktadır1076.
Bölgenin yükselen ama en eski geçmişe sahip ülkesi Çin’in envanterinde ise ABD ve
Rusya ile kıyaslanamayacak da olsa önemli sayılabilecek nükleer silahlar bulunmaktadır. Bu
nükleer silahların gelişimi için Çin askeri alandaki bütçesini artırmıştır. Çin Kuzey Kore’nin
nükleer politikasını desteklemekte ve bölge kazanımlar elde etmeye çalışmaktadır.
Silah
Sistemi
Model
Savaş Başlıkları
Yerleştirilen
Yerleştirildiği
sayı
Yıl
Savaş
Füzenin başlığı
Menzil Ağırlığı *Sayı
Stok
sayısı
Hava Kuvvetleri
Hong-6
(B-6)
100
1965
3,100
4,500
1-3x
100
bombalar
Qian-5
(A-5)
30
1970
400
1,500
1x
30
bombalar
Mayıs 1971
2,800
2,150
1 x 3.3 40
Mt
Karadan Atılan Füzeler
40
Dong
Feng3A/CSS-2
1076
Pirinççi, op.cit., 232
884
Silah
Sistemi
Dong
Feng4/CSS-3
II. ULUSLARARASI SOSYAL BİLİMCİLER KONGRESİ
Savaş Başlıkları
2,200
1 x 3.3 20
Mt
Dong
20
Feng5A/CSS-4
Ağustos 1981 13,000+ 3,200
1 x 4- 5 20
Mt
48
Dong
Feng21A/CSS5
1985-86
1,800
600
1 x 200- 48
300 Kt
1990’lar
8,000
700
1 x 200- 0
300 Kt
Dong
Feng31/CSSX-9
20
Kasım 1980
0
4,750
Denizaltılardan Atılan Füzeler
Julang-1 (CSS-N- 12
3)
1986
Julang-2 (CSS-N- 0
4)
2010?
1,700
600
1* 200-300 Kt
Stokta 12 tane
bulunmakta
8,000
700
1* 200-300 Kt
Stokta ki sayısı
belli değil
Taktik Silahlar
Ağır
silahlar/Roketler
--
1970’ler
--
--
--
Kaynak:http://www.nrdc.org/nuclear/nudb/datab17.asp
Nükleer kulübe katılan diğer bir devlet olan Çin Halk Cumhuriyeti Mao-Zedong
yönetimi tarafından hem ideolojik ve stratejik bir düşman olarak gördüğü Amerika Birleşik
Devletleri’ne, hem de 1961 yılından itibaren giderek kötüleşen ilişkiler içinde bulunduğu
Sovyetler Birliği’ne karşı bir caydırıcılık unsuru olarak nükleer silahlarını üretmiştir.
885
II. ULUSLARARASI SOSYAL BİLİMCİLER KONGRESİ
Çin-Orta Asya ilişkileri üç ana dönem içinde incelenebilir. İlk dönem Orta Asya
Cumhuriyetlerinin bağımsızlıklarını kazandıkları 1991 ile 1996 arası dönemdir ki ilişkilerin,
“birbirini tanıma” ve “Pekin’in önceliklerinin vurgulanması” dönemi olduğu söylenebilir. Çin
açısından Orta Asya’da kurulan yeni devletler, Sincan eyaletinde yaşayan Türk azınlıkların
akraba devletleri olarak ortaya çıkması, önceleri Çin’e rahatsızlık vermiştir. Ancak daha sonra
Çin’in büyüyen ekonomisi için ihtiyaç duyduğu enerji kaynaklarının bu cumhuriyetlerden
karşılanabileceği olasılığının doğması iyi ilişkilerin doğması açısından önemli iki neden
olmuştur1077.
Bu dönemde dinî akımlarla ve terörizmle mücadele, Pekin tarafından da
desteklenmiştir. İkinci dönem Şanghay Beşlisi’nin kurulduğu dönemdir. Bu dönemde özellikle
Rusya ve Çin’in Orta Asya için politikalarının uyuşması sonucu (ABD’nin bölgedeki
nüfuzunun kırılması) iki ülke ilişkileri ilerlemiştir. Üçüncü dönemse 11 Eylül saldırılarından
sonra yaşanmıştır. ABD’nin Afganistan Operasyonu sonucu bütün Orta Asya
Cumhuriyetleri’nin ABD’ye destek vermesi ve ABD’ye üslerini açması Çin tarafından
güvenlik tehdidi olarak algılanmıştır1078.
ABD bu dönemde Orta Asya’da 13 askerî üs tesis etmiştir. ABD’nin Kırgızistan’daki
askerî üssü Doğu Türkistan’a 400 km mesafededir. 2005’te Washington, Kırgızistan’da erken
uyarı ve hava gözetleme E-3 keşif uçağı konuşlandırmayı planlamıştır. Bu tür keşif uçakları
havalandığında bütün Doğu Türkistan bölgesindeki hedefleri takip altına alabilmektedir. Çinli
uzmanlara göre, ABD’nin Kırgızistan’daki üssünden kalkan uçaklar 10–20 dakika içinde Doğu
Türkistan’a girebilmektedir. ABD’nin Kırgızistan’daki tüm bu askerî girişimleri doğrudan
Doğu Türkistan’ı tehdit etmekte ve şüphesiz Çin’i kuşatmaktadır1079. DF–31 (CSS–9) araç
üstünde taşınabilen balistik füze sisteminin yanı sıra denizaltından atılabilen JL–2 (CSS-N–2)
çok başlıklı balistik nükleer füze platformlarıyla ABD’yi tehdide yeltenen Çin, Rusya ve Çin’e
karşı, Orta Asya’da üsleriyle yerleşmeye çabalayan ABD’nin bölgedeki nüfuzunu kırmaya
çalışmaktadır1080.
Çin’in 1980’lerden sonra hızlanarak artan kalkınma hamlesi, 1990’larda net petrol
ithalatçısı bir ülke konumuna gelmesine neden olmuştur. Soğuk savaş sonrası Çin dış
politikasını oluşturan seçkinler, ekonomik kalkınmalarını sürdürebilir kılmak amacıyla enerji
arzının güvenliğini, bir diğer deyişle petrol arzının sürekli ve istikrarlı bir şekilde sağlanmasını
öncelikli güvenlik sorunu olarak kabul etmişlerdir. Bundan dolayıdır ki özellikle ABD
baskısını Orta Asya ve Ortadoğu’da hisseden Çin gerek Ortadoğu ülkeleri gerekse Orta Asya
ve ABD’nin “haydut devletler” (rogue states) olarak nitelendirdiği devletlerle ekonomik ilişki
içerisine sokmuştur. ABD’nin Asya’da Afganistan’ı işgali ve Ortadoğu’da Irak’ı işgalinden
sonra, Çin -İran yakınlaşması başlamıştır. Her ne kadar bu yakınlaşma ABD ve batılı ülkeler
tarafından sert bir şekilde eleştirilse de Çin, BM Güvenlik Konseyinde İran’ın nükleer
politikasına karşı alınması olası kararlara veto kartını sürekli gündemde tutmakta ve böylece
ABD, İngiltere ve Fransa’ya karşı dengeleyici bir konumda durmaktadır1081. Dünyanın en
1077
Deniz Gökçe ve Metin Ercan, “Çin’in İyi Tanımak Gerekiyor”, Stratejik Analiz, Cilt:4, Sayı:48, Nisan 2004,s.67
Gökçen Oğan, “Çin Orta Asya’da Nüfuzunu Artırıyor”, Stratejik Analiz, Sayı: 66, Cilt: 6, Avrasya Stratejik Araştırmalar
Merkezi, Ankara, 2005,s.s. 16-17.
1079
Kona, op.cit.
1080
Ali Külebi, “Çin ve ABD’nin Güç Denemeleri”, http://usakgundem.com/haber.php?id=20095, Erişim Tarihi (18.07.2008)
1081
Hüseyin Emiroğlu, “Soğuk Savaş Sonrası Çin’in Ortadoğu’ya Yönelik Dış Politikası”, Ortadoğu Yıllığı, Der: Kemal İnat
ve Muhittin Ataman, Nobel Yayınevi, Ankara,2006, s.s. 469–477
1078
886
II. ULUSLARARASI SOSYAL BİLİMCİLER KONGRESİ
büyük ikinci enerji tüketicisi olan Çin nükleer enerjinin önemini anlamıştır. Bundan dolayı 8
adet yeni nükleer santral yapımına girmiştir. Çok başlıklı balistik nükleer füze platformlarıyla
ABD’yi tehdide yeltenen Çin, Rusya ve Çin’e karşı, Orta Asya’da üsleriyle yerleşmeye
çabalayan ABD’nin bölgedeki nüfuzunu kırmaya çalışmaktadır.
Çin enerjide ABD kontrolüne bağımlı kalmasını ulusal güvenliğine karşı önemli bir
tehdit olarak yorumlamaktadır. Bu nedenle de Çin ekonomisindeki ortalama %10’luk büyüme
hızıyla en önemli ihtiyacı olan Avrasya enerjisinin Washington’un tekeline geçmesine karşı
politikalar belirleyerek uygulamaya koymuştur. Bu bağlamda Çin’in stratejik hamleleri şu
şekilde olmuştur;
•
Kafkasya’da Rusya’nın Çeçenistan ile mücadelesine destek olmuştur
•
Güney Kafkasya ve Ortadoğu’da İran ve Mısır ile ilişkilerini kuvvetlendirmiş
•
ABD’nin başlattığı ulusal füze savunma kalkanı projesine karşı, nükleer güç
Rusya ile birlikte karşı dengenin oluşturulmasını ve “Rus kartını” Washington’a karşı daha
etkin kullanmayı amaç edinmiştir
•
Rusya’nın ileri teknoloji kara-deniz-hava silahları ile füze teknolojilerinin
transferinin yanı sıra enerji boru hattı projelerini eş zamanlı olarak hayata geçirmeyi öngören
bir atılım içerisine girmiştir1082.
Yeni ticaret yolları, boru hatları, kara ve demiryolları Orta Asya’yı Çin’le daha yakın
iliksilere sevk etmekte; özellikle Kazakistan ve Türkmenistan’la olan bağlantılar Çin petrol ve
madenlerinin iç pazara yetişemediği durumlarda açığı kapatmak açısından önem arz
etmektedir. 2004 Mayıs ayında Çin ve Kazakistan arasında imzalanan anlaşma ile
Kazakistan’ın Karaganda Bölgesi ve Çin’in Sincan Eyaleti arasında 1000 km’lik bir boru
hattı inşaatına başlanması ve 2005 yılı sonuna kadar bitirilmesi kararlaştırılmıştır. Bu proje
Çin’i Hazar Denizi petrollerine bağlayacak 3000 km’lik uzun vadeli bir planın ilk ayalı
sayılabilir1083.
Bölgenin en fakir ülkesi konumunda bulunan Pakistan ise nükleer aktör konumuna
Hindistan’dan etkilenerek yükselmiştir. Pakistan’ın envanterinde şu nükleer silahlar
bulunmaktadır.
1082
Kesici ve Cankara, Op.cit., s. 324.
http://www.tucem.com.tr/index.php?option=com_content&task=view&id=33&Itemid=50
1083
887
Model
II. ULUSLARARASI SOSYAL BİLİMCİLER KONGRESİ
Menzil
Füzenin ağırlığı
1,600
5,450
Ghauri I (Hatf-5)
1,300-1,500
500-750
Ghauri II (Hatf-6)
2,000-2,300
750-1,000
Savaş Uçağı
F-16A/B
Füzeler
Kaynak: http://www.nrdc.org/nuclear/nudb/datab21.asp
SB’ nin dağılmasının ardından değişen jeopolitik ortam Pakistan tarafından, Türkistan
bölgesinde Çin ve Hindistan’a karşı, Türkistan, Afganistan ve İran’ da içerisine alan bir İslam
imparatorluğu kurulabilir şeklinde algılanmış ve dönemin Pakistan lideri Benazir Butto
tarafından açıkça ifade edilmiştir1084.
Bağımsızlığını kazanmasının ardından Hindistan'la 4 kez savaşan Pakistan, günümüze
kadar konvansiyonel silahlanmanın yanı sıra nükleer silahlanmaya da özen göstermiştir.
Pakistan’ın nükleer faaliyetleri, daha sonra adı nükleer kaçakçılığa karışan ve dünya üzerinde
nükleer kaçakçılık diyince ilk akla gelen isim olan Abdulkadir Han’ın önderliğinde başlamıştır.
Pakistan nükleer silahlanmada özellikle Hindistan’ı takip eden bir politika geliştirmiştir. Ancak
yinede Pakistan’ın nükleer faaliyetleri başından beri Amerika’nın gözetiminde yürütülmüştür.
Ancak ABD bölgesel çıkarları ve konjonktür gereği sesini çıkarmamıştır.
ABD’nin en tehlikeli durum olarak gördüğü konu, özellikle 11 Eylül saldırılarından
sonra nükleer silahların Pakistan ordusundan El- Kaide ya da Taliban’a sızdırılması
durumudur1085. Graham Alison’a göre El Kaide yetenekleri, inançları ve bağlantılarından
dolayı Abdulkadir Han’ın öğrencisi olan ve Pakistan’ın önde gelen uranyum zenginleştirme
uzmanlarından Sultan Buşirüddin Mahmut ile irtibata geçmiştir. Mahmut 1999 yılında
Pakistan’ın nükleer olanaklarının “tüm Müslüman camiasının ortak malı” olarak tanımlamış ve
bundan dolayı da istifa etmeye zorlanmıştı1086. El-Kaide’nin elinde böyle bir nükleer silahın
olması sadece ABD için değil tüm dünya için bir tehlike arz etmektedir. Bu tür bir silahın ister
nükleer isterse de biyolojik ve kimyasal olması yinede Orta Asya ülkelerinden teminini
gerektirecektir. Orta Asya ülkelerinde, son derece zayıf olan sınır geçişleri böyle bir silahın
hazırlanmasını olanaklı kılmakta ve diğer ülkelerin endişesini artırmaktadır.
1084
Haktan Birsel, Gizli Çember ve Özbekistan,IQ Kültür Sanat Yayıncılık, İstanbul, 2005,s.185
Nebil El-Fuli, “Abdulkadir Han, Suçlu mu Kurban mı?”, Dünya Gündemi, 20-27. 08. 2008, Sayı: 188, s.9
1086
Graham Allison, Nükleer Terörizm Önlenebilir Nihai Felaket, Çev: O. Güneş Ayas, Salyangoz Yayınları, İstanbul,
2006, s.s. 28-29
1085
888
II. ULUSLARARASI SOSYAL BİLİMCİLER KONGRESİ
Hindistan'ın 1998’de yapmış olduğu nükleer denemeler büyük tepki almış ve bu
nükleer denemelere, Pakistan'dan da nükleer denemeler yaparak cevap vermiştir. Pakistan,
Hindistan'ın 5 yeraltı nükleer denemesine misilleme olarak nitelendirilen denemesini
Afganistan sınırına yakın Belucistan eyaletindeki Quetta kentinin güneybatısındaki Changhi
bölgesinde gerçekleştirmiştir1087. Bu karşılıklı gövde gösterisinden de anlaşacağı gibi Pakistan
ve Hindistan nükleer güçlerini birbirine kullanmaktan kaçınmayacaklardır. ABD’nin Orta
Asya’ya üs açmak istemesinin bir diğer nedeni de bu çekişmedir. ABD bu üsler sayesinde
bölgeye daha kolay müdahale edebileceğini düşünmektedir. Tacikistan’daki üs ABD
kuvvetlerini Hint- Pakistan sınırına yaklaştırmış ve olası bir Hindistan- Pakistan nükleer
çatışmasında bölgeye müdahaleyi kolaylaştırmıştır.
Pakistan'daki belirsizlik ve nükleer güç olan bu ülkenin geleceğinin büyük ölçüde
Afganistan'daki gelişmelere bağlı olması ABD'nin Afganistan sorununu daha uzunca bir süre
çözmek istemeyeceğini açıkça ortaya koymaktadır. Çünkü sorun çözülürse bölge ülkeleri
ABD'ye "buralarda ne arıyorsun" sorusunu yöneltebileceklerdir1088.
Hindistan’ın elinde bulunan nükleer silah envanteri 2002 yılı itibariyle şu şekildedir.
Model
Menzil
Füzenin
Ağırlık
Savaş uçağı
MiG-27
800
Flogger/Bahadhur
3,000
Jaguar
IS/IB/Shamsher
1,600
4,775
Prithvi I
150
1,000
Agni I
1,500
1,000
Agni II
2,000
1,000
Füzeler
Kaynak : http://www.nrdc.org/nuclear/nudb/datab20.asp
1087
1088
http://arsiv.sabah.com.tr/1998/05/29/d05.html
http://www.hakimiyetimilliye.org/index.php?news=2174
889
II. ULUSLARARASI SOSYAL BİLİMCİLER KONGRESİ
Nükleer Silahların Sınırlandırılması rejiminin kurulmasından sonra “resmen” nükleer
silah geliştiren ve bunu açıklayan ilk devlet Hindistan olmuştur. İndira Gandhi hükümetinin
yönetimde olduğu 1970’li yılların başlarında Hindistan “barışçıl bir nükleer araç” olarak
adlandırdığı ilk nükleer bombasını geliştirmiştir ve “Gülümseyen Buddha” (Smiling Buddha)
adını verdiği silahı 1974 yılında Tar Çölü’nde patlatmıştır. Hindistan’ın, nükleer silah
programını, bölgesinde Çin ve Pakistan’ı tehdit olarak algılamasının bir sonucu olarak
geliştirdiği tespitini yapmak mümkündür1089.
Çin'in nükleer silah ve füze gücünü genişletme programları ve Pakistan'la yaşanan dört
savaş, Hindistan'ı da askeri gücünü genişletme ve yenileme sürecine götürmüştür. Hindistan,
Pekin'i kendi ulusal güvenliğine en büyük tehdit olarak algılamakta ve mevcut askeri gücünün
arttırılmasında Çin tehdidini, Pakistan tehdidinin önünde görmektedir. Pakistan'ın nükleer güç
olmasını destekleyen Çin, Pakistan'la olan silah ticaretini, ekonomik çıkardan çok stratejik
çıkar esasına göre değerlendirmiştir. Çin-Pakistan arasında 1988 yılında imzalanan füze
anlaşması, Pakistan'ın füze gücünü geliştirmesi açısından önemli rol oynamıştır. Pakistan'ın
nükleer güç arayışında olduğu bir dönemde Çin' in Pakistan' a füze satışı bir anda dünya
gündemine oturmuştur. 1993 yılında ABD yönetiminin baskılarına rağmen Pekin'in Pakistan' a
34 adet M–11 füzesi satmıştır1090. Nükleer silaha sahip olan ve yükselen bir güç olan Hindistan
bölgede Çin’e karşı bir dengeleyici güç olarak görülmektedir.
İran’ın Orta Asya politikası ise Pehleviler döneminden itibaren şekillenmeye
başlamıştır. Günümüzde İran Orta Asya bağlamında pragmatik bir dış politika izlemektedir.
Amanov’a göre Tahran yönetimi SB’ nin dağılmasından sonra Orta Asya halkları arasında ki
İslami canlanmayı desteklemesine rağmen, hiçbir zaman bölge ülkelerine İslam Devrimi
ideolojisini ihraç etmeye çalışmamıştır1091. Bu pragmatik yaklaşım Orta Asya devletlerinin açık
denizlere çıkışlarının olmamasından kaynaklanmıştır. Orta Asya devletlerinin doğalgaz ve
petrollerini dünya pazarlarına ulaştırılmasında köprü olmak gibi daha iddiacı bir yaklaşıma
kayılmıştır.
İran açısından Orta Asya’da zayıf ülkelerin ortaya çıkması, buradaki güç boşluğunun
ABD ve Amerikan yanlısı Avrupa devletleri ve İsrail tarafından doldurulması olasılığını ortaya
çıkarmıştır. Her ne kadar Humeyni SB’ni “Küçük Şeytan” olarak tanımlamışsa da, SB’nin
çöküşü İran’ın stratejik çıkarları bakımından pek de olumlu bir gelişme olmamıştır. İran,
ABD’nin etkisini, Rusya’nın “arka bahçe”si olarak tanımladığı Kafkasya ve Orta Asya
ülkelerinde hissetmeye başlaması Tahran’ı, Moskova ile stratejik konularda benzer çizgide
buluşturmuştur. Bu buluşmanın nedeni de Orta Asya’nın ihtiyaç duyduğu finansmanın İran
tarafından tek başına karşılayamayacağını bilmesidir.
Sonuç Yerine
Orta Asya, çevresine tehdit yaratan bir odak değil, çevresinin tehdidi altında olan bir
bölgedir. Orta Asya devletleri için özelikle, Orta Asya devletleri belki de Rus hâkimiyetininin
bölgeye ABD’yi sokarak kırılmasını istemiş olsa da bu Rus baskısının kırılmasını
1089
Ozan Arslan , "Nükleer Kulübe Yeni Bir Üye mi Geliyor?: Nükleer Silahlanlanmanın Önlenmesi Antlaşması ve Orta
Doğu’da Nükleer Güç Olma Arayışında bir İran", Siyasa, Vol: 1, Sayi:2, 2005, 32
1090
Cavid Veliev, “Asya’da Silahlanma Yarışı”, Cumhuriyet Strateji, 18.04.2005, Sayı:42, s.s 13-14
1091
Amanov, op. cit., s. 337
890
II. ULUSLARARASI SOSYAL BİLİMCİLER KONGRESİ
sağlayamamıştır. Aksine Rusya’dan sonra bölge politikalarına ABD’nin de dâhil olmasını
sağlamıştır. Özellikle bölge devletleri için ABD’nin bölgeye girmesi ancak yabancı
yatırımcının bölgeye girmesini sağlaması yönünde görece olumlu olmuşsa da bunun ileride bir
takım olumsuz sonuçlara yol açabileceği akıldan çıkarılmamalıdır.
ABD bölgenin gerçek etkin güçlerinin etkisini kırabilmiş değildir. Rusya Orta Asya
bölgesinin stratejik evriminde hala kilit ülke olmaya devam etmektedir. Orta Asya için en
büyük tehdit ise, çok uzak bir olasılık olmakla beraber olası bir Rusya-Çin-İran-Pakistan
ittifakı olabilir. Böyle bir olasılık, küremiz için yıkıcı sonuçlara yol açabilir. Böyle bir durumda
ABD, İsrail ve Hindistan üçlüsü birlikte bu dörtlü ittifaka karşı bir ittifak oluşturabilir. Soğuk
savaş yıllarındaki nükleer facia senaryoları bu ittifakların kurulması ile gerçekleşebilir.
Dünya’nın bu ittifakların kurulmasıyla nükleer tehlikenin eşiğine gelebilir.
Çin için bölge bir sıçrama tahtası niteliğindedir. Çünkü buradan sağlanacak enerji
gereksinimi küresel güç olma yolunda çok hızlı adımlarla ilerleyen Çin için geleceğin Süper
Gücü olma yolunu açacaktır. Her ne kadar Çin’in elinde ABD ile mücadele edecek kadar
nükleer silah bulunmasa da Çin Nükleer kulübün hatırı sayılır devletidir.
Olası bir nükleer savaş senaryosu üretmiş olsak bu senaryonun aktörleri Hindistan ve
Pakistan olurdu. Birbirleriyle uğraşmaktan bölgede aktif bir politika üretemeseler de olası bir
savaşta yine en çok etkilenecek devletler Orta Asya devletleri olurdu.
KAYNAKÇA
A.Kayyum Kesici ve Pınar Özden Cankara (2006): Çin’in Orta Asya’da ki Stratejik
Hedefleri”, SSCB Sonrası Orta Asya Türk Cumhuriyetlerinde Sosyal, Siyasal ve Ekonomik
Değişim, Kocaeli, Kocaeli Büyükşehir Belediyesi,(316–333)
Cavid Veliev (2005): “Asya’da Silahlanma Yarışı”, Cumhuriyet Strateji, 18.04.2005,
Sayı:42, (13–14)
Çağrı Erhan (2005): “ABD’nin Orta Asya Politikaları ve 11 Eylül Sonrası
Açılımları”,Küresel Politikada Orta Asya, Mustafa Aydın (Der), Ankara, Nobel Yayınevi,(13–
42).
Deniz Gökçe ve Metin Ercan(2004): “Çin’in İyi Tanımak Gerekiyor”, Stratejik Analiz,
Cilt:4, Sayı:48, Ankara, Avrasya Stratejik Araştırmalar Merkezi, (67-72)
Emre İşeri (2006): “Amerika’nın Soğuk Savaş Sonrası Büyük Stratejisi, Avrasya
Heartland’ında Petrol ve Boru Hatları Jeopolitiği”, Geçmişten Günümüze Orta Asya ve
Kafkasya, (Der): Yelda Demirağ ve Cem Karadeli, Ankara, Palme Yayıncılık.
Ferhat Pirinççi(2008): “Soğuk Savaş Sonrasında ABD’nin Orta Asya Projesi:
Beklentiler ve Gerçeklikler”, Ankara Üniversitesi SBF Dergisi, Cilt: 63, Sayı:1,Ankara, (207–
235).
Gökçen Oğan (2005): “Çin Orta Asya’da Nüfuzunu Artırıyor”, Stratejik Analiz, Sayı:
66, Cilt: 6, Ankara, Avrasya Stratejik Araştırmalar Merkezi, (16–18).
891
II. ULUSLARARASI SOSYAL BİLİMCİLER KONGRESİ
Graham Allison (2006): Nükleer Terörizm Önlenebilir Nihai Felaket, O. Güneş Ayas
(Çev), İstanbul, Salyangoz Yayınları.
Haktan Birsel (2005): Gizli Çember ve Özbekistan, İstanbul, IQ Kültür Sanat Yayıncılık
Hüseyin Emiroğlu (2006): “Soğuk Savaş Sonrası Çin’in Ortadoğu’ya Yönelik Dış
Politikası”, Ortadoğu Yıllığı, Kemal İnat ve Muhittin Ataman (Der), Ankara, Nobel Yayınevi
(461–480).
Kenan Dağcı, Atilla Sandıklı(2007): Satranç Tahtasında İran, İstanbul, Tasam
Yayınları.
Mustafa Kibaroğlu (2001): “Rusya’nın Yeni Ulusal Güvenlik Konsepti ve Askeri
Doktrini”, Avrasya Dosyası-Rusya Özel, İlkbahar 2001, Cilt: 7, Sayı: 1, ASAM, Ankara, (95 –
106).
Mustafa Kibaroğlu (2005): “Orta Asya’da Kitle İmha Silahları ve Silahsızlanma”,
Küresel Politikada Orta Asya, Mustafa Aydın (Der), Ankara, Nobel Yayınevi,(313–332).
Mustafa Kibaroğlu (2006): “Kitle İmha Silahları ile Terör: Kıyametin Yeni Eşiği mi?”,
Avrasya Dosyası, Cilt: 12,Sayı:3,ASAM, Ankara, (119–137).
Nebil El-Fuli (2008): “Abdulkadir Han, Suçlu mu Kurban mı?”, Dünya Gündemi, 20–
27. 08. 2008, Sayı: 188,(9).
Ozan Arslan (2005): "Nükleer Kulübe Yeni Bir Üye mi Geliyor?: Nükleer
Silahlanlanmanın Önlenmesi Antlaşması ve Orta Doğu’da Nükleer Güç Olma Arayışında bir
İran", Siyasa, Cilt: 1, Sayı: 2,(25-46).
Şatlık Amanov, (2007): ABD’nin Orta Asya Politikaları, İstanbul, Gökkubbe Yayınları.
Vügar İmanov(2006): “Rus Dış Politikasında Türk Cumhuriyetleri: Eski Sovyet
Yandaşları, Yeni Avrasyacı Kardeşler”, SSCB Sonrası Orta Asya Türk Cumhuriyetlerinde
Sosyal, Siyasal ve Ekonomik Değişim, Kocaeli, Kocaeli Büyükşehir Belediyesi, (297-315).
Abdullah Aydoğan Kalabalık (2007): “Putin Orta Asya'ya Demir Attı”,
http://www.ortaasyahaber.kg/index.php?view=article&id=1, Erişim Tarihi: (08.08.2008).
Ali
Külebi,
“Çin
ve
ABD’nin
Güç
http://usakgundem.com/haber.php?id=20095, Erişim Tarihi (18.07.2008)
Denemeleri”,
Anar Somuncuoğlu, “Asya Devletlerinin Orta Asya İlgisi”,
http://www.turkgundem.net/icerik/index.php?option=com_content&task=view&id=975
&Itemid=34, Erişim Tarihi (23.07.2008)
Gamze Güngörmüş Kona (2008): “Çin Halk Cumhuriyeti ve Orta Asya”
http://www.turksam.org/tr/a1395.html Erişim Tarihi: (15.08.2008).
Servet Cömert (2008): “Jeopolitik ve Türkiye’nin Yer Aldığı Yeni Jeopolitik
Ortam”,http://www.jeopolitik.org/index.php?Itemid=28&id=14&option=com_content&task=v
iew, Erişim Tarihi (05. 08. 2008).
Zaman, 15.08.2008
892
II. ULUSLARARASI SOSYAL BİLİMCİLER KONGRESİ
Cumhuriyet, 20.01 2008
http://arsiv.sabah.com.tr/1998/05/29/d05.html, Erişim Tarihi (03.08.2008).
http://www.hakimiyetimilliye.org/index.php?news=2174,Erişim Tarihi (26.07.2008)
http://www.nrdc.org/nuclear, Erişim Tarihi (12.08.2008).
http://www.tsk.mil.tr/diger_konular/putin_konusma.html,Erişim Tarihi (13.08.2008)
http://www.tucem.com.tr/index.php?option=com_content&task=view&id=33&Itemid=
50, Erişim Tarihi (28.07.2008).
http://www.tusam.net/makaleler.asp?id=79&sayfa=46, Erişim Tarihi (10.08.2008).
http://www.yarindergisi.com/index.php?option=com_content&task=view&id=125&Ite
mid=126, Erişim Tarihi (12.08.2008).
Download

indirmek için tıklayınız