EĞİTİM SEN
2013–2014 EĞİTİM-ÖĞRETİM YILI
EĞİTİMİN DURUMU RAPORU
EĞİTİM VE BİLİM EMEKÇİLERİ SENDİKASI
11 Haziran 2014
Eğitimin Sorunlarına Kalıcı Çözümler Üretilememiş,
Eğitim Sisteminde Çelişkiler ve Eşitsizlikler Artmıştır!
Eğitim sisteminin, eğitim ve bilim emekçilerinin yıllardır birikerek artan sorunları 2013-2014
eğitim-öğretim yılı süresince katlanarak artmış, Milli Eğitim Bakanlığı’nın çözüm üretmekten çok,
yeni sorunlar yaratan politika ve uygulamaları nedeniyle eğitim emekçileri, öğrenciler ve veliler
sürekli mağdur edilmiştir.
AKP hükümetinin, kendisinden önceki iktidarların izinden giderek, eğitim sistemini piyasacı
projeler, angarya çalışma uygulamaları ve son olarak iki yıldır eğitim biliminin en temel ilkelerine
meydan okuyarak hayata geçirdiği eğitimde 4+4+4 dayatması, derinleştirdiği sorunlarla 2013-2014
eğitim-öğretim yılına damgasını vurmuştur.
2013-2014 eğitim-öğretim yılında, daha önceki dönemlerde olduğu gibi, eğitimin çözüm
bekleyen en temel sorunlarını çözme noktasında yeterince adım atılmamıştır. Geçtiğimiz dönem
içinde eğitimin mevcut sorunları artmış, eğitimde yaşanan ticarileştirme uygulamaları hız
kazanmıştır.
Eğitim harcamaları bakımından Türkiye’de en zengin yüzde 20 ile en yoksul yüzde 20’nin
arasında 14 kat fark bulunmaktadır. Öğrencilerden katkı payı adı altında para toplanırken okullar,
‘kendi kaynaklarını arttırması’ için gelir getirici işler yapmaya zorlanmaktadır. 2002-2003
eğitim-öğretim yılında ilkokul 4. sınıfta okuyan bir öğrenci için, Anayasa’da parasız olduğu
belirtilmesine rağmen yıllık ortalama 720 TL eğitim harcaması yapan ailelerin, 2013-2014
eğitim-öğretim yılında eğitim masrafı tam 5 kat artarak 3 bin 602 TL’ye yükselmiştir. Eğitime
yeterli bütçe, okullara ihtiyacı kadar ödenek ayrılmazken özel okulların vergi muafiyeti ve diğer
teşvik uygulamaları ile doğrudan desteklenmesi uygulamaları tüm hızıyla sürmüştür.
Eğitim sisteminin yapısal sorunları çözüm beklerken eğitimde dini içeriğin arttırılması amaçlı
“seçmeli dersler”in gündem olması üzerinden eğitimde yaşanan piyasalaşma süreci gizlenmeye
çalışılmaktadır. AKP hükümeti, Türkiye gibi farklı inanç gruplarının, dinlerin, mezheplerin, sayısız
tarikat ve cemaatlerin olduğu bir ülkede din eğitimini “tek din, tek mezhep” anlayışıyla devlet
tekeline alarak toplumu kendi dünya görüşü doğrultusunda dönüştürmek için tehlikeli adımlar
atmayı sürdürmektedir.
Okullarda fiziki donanım ve altyapı sorunları, kalabalık sınıflar, taşımalı eğitim, zorunlu ve
“zorunlu seçmeli” din dersi dayatması sürmektedir. Kamusal, bilimsel, demokratik, laik ve
anadilinde eğitimin önündeki engeller 2013-2014 eğitim-öğretim yılında da devam etmiştir.
2013-2014 eğitim-öğretim yılını önceki eğitim-öğretim dönemlerinden ayıran bir özellik de
Gezi direnişi sonrasında özellikle Eğitim Sen üyelerine yönelik soruşturma, sürgün ve görevden
alma girişimlerinin belirgin bir şekilde artmış olmasıdır. Kamusal eğitimin zayıflatılması, eğitimin
tamamen paralı hale getirilmek istenmesi, okullarda cinsiyet, etnik kimlik ve mezhep ayrımcılığına
ilişkin uygulamaların sürmesi, ataması yapılmayan öğretmenlerin durumu, ücretli-vekil öğretmenlik
uygulamalarının devam etmesi, eğitim yöneticilerinin siyasi referanslarla belirlenmek istenmesi gibi
sorunlar artarak sürmüştür.
Okullarda ve diğer eğitim kurumlarında yıllardır üvey evlat muamelesi gören ve iş tanımı hala
yapılmayan yardımcı hizmetlilerin, kadro bekleyen 4-c’li çalışanların, memur ve teknik personelin
sorunları, üniversitelerde yaşanan soruşturma ve görevden almalar, her geçen gün artan akademik,
idari sorunlar ve özellikle Eğitim Sen üyelerine yönelik mobbing uygulamaları ve baskılar gibi pek
2
çok sorun 2013–2014 eğitim-öğretim yılına damgasını vuran diğer konu başlıkları olarak öne
çıkmıştır.
2013-2014 EĞİTİM-ÖĞRETİM YILINDA EĞİTİMİN DURUMU
2013-2014 eğitim-öğretim yılında örgün eğitimde 61 bin 936 okulda, 9 milyon 27 bin 343'ünü
erkeklerin, 8 milyon 505 bin 645'ini kızların oluşturduğu toplam 17 milyon 532 bin 988 öğrenci
eğitim görmüştür. Bu kurumlarda 405 bin 496'sı erkek, 468 bin 251'i kadın olmak üzere toplam 873
bin 747 öğretmen, 562 bin 882 derslikte görev yapmıştır.
Türkiye’de 28 bin 532 ilkokulda, 2 milyon 850 bin 72’si erkek, 2 milyon 724 bin 844’ü kız
olmak üzere, 5 milyon 574 bin 916 öğrenci eğitim görmüştür. Bu okullarda 243 bin 305 derslikte,
288 bin 444 öğretmen görev yapmaktadır. Ortaokulda ise 17 bin 19 eğitim kurumunda okuyan 5
milyon 478 bin 399 öğrencinin, 2 milyon 762 bin 595’ini erkekler, 2 milyon 715 bin 804’ünü ise
kızlar oluşturmuştur. Ortaokullarda 128 bin 551 derslikte, 280 bin 804 öğretmen görev yapmıştır.
4+4+4 nedeniyle okulöncesi eğitimde okullaşma azalmıştır
Eğitimde 4+4+4 dayatması uygulanmadan bir yıl önce, 2011-2012 eğitim-öğretim yılında, 5 yaş
grubunda okulöncesi eğitimde genel okullaşma oranı yüzde 65,69 (Erkek: %66,20; Kız: 65,16) iken
4+4+4’ün ilk yılında 2012-2013 eğitim-öğretim yılında okulöncesi eğitimdeki okullaşma oranı
belirgin bir şekilde azalarak yüzde 39,72’ye (Erkek: %41,03; Kız: 38,33) kadar gerilemiştir.
Okulöncesi Eğitimde Okul, Öğrenci ve Öğretmen Sayıları
Eğitim Yılı
2011/’12
2012/’13
2013/’14
Okul
28.625
27.197
26.698
Öğrenci
1.169.556
1.077.933
1.059.495
Öğretmen
55.883
62.933
63.327
MEB verilerine göre, 4+4+4 uygulanmadan önce, 2011-2012 eğitim-öğretim yılında, 28.625
okulöncesi eğitim veren okul varken bu yıl bu sayı 26.698’e gerilemiştir. Aynı dönemde öğrenci
sayısı ise 1 milyon 169 bin 556’dan, 1 milyon 59 bin 495’e düşmüştür. Söz konusu azalışın en
önemli nedeni, 4+4+4 dayatmasının belki de en acımasız uygulaması olan okulöncesi çağdaki
çocukların zorla ilkokula kaydettirilmesindeki anlamsız ısrardır. MEB, Eğitim Sen’in ve eğitim
bilimcilerin bütün itirazlarına rağmen bu konudaki ısrarını hala sürdürmekte ve açıkça çocukların
geleceği ile oynamaktadır.
2012-2013 eğitim-öğretim yılı sonunda MEB’in ilkokula başlama yaşını 66 aydan 69 aya
çekmek zorunda kalması sonucunda okulöncesi eğitimdeki okullaşma oranı bir önceki yıla göre çok
az bir artışla net yüzde 42,54’e (Erkek: %44,27; Kız: %40,72) çıkmıştır. MEB’in her fırsatta çok
önemsediğini iddia ettiği okulöncesi eğitimde, artan çağ nüfusuna rağmen okul ve öğrenci sayısında
azalma olması dikkat çekicidir.
Eğitimde okullaşma oranları yeterli değildir
Milli Eğitim Bakanlığı’nın (MEB), 2013-2014 örgün eğitim istatistiklerine göre, okullaşma
oranları eğitimin tüm kademelerinde artış göstermiştir. Buna göre, okullaşma oranları 3-5 yaş
grubunda okulöncesinde net yüzde 26,6’dan yüzde 27,7’ye, ilkokulda yüzde 98,8’den yüzde 99,5’e,
ortaokulda yüzde 93’ten yüzde 94,5’e, ortaöğretimde ise yüzde 70’ten yüzde 76’6’ya yükselmiştir.
Okulöncesinde Okullaşma Oranları Azalıyor
Yıllar
2011/’12
2012/’13
2013/’14
3-5 yaş
% 30.87
% 26.63
% 27.71
4-5 yaş
% 44.04
% 37.36
% 37.46
5 yaş
% 65.69
% 39.72
%42.54
3
2012-2013 eğitim-öğretim yılında 4+4+4 sistemine geçilmesiyle birlikte okulöncesi çağdaki
çocukların zorla ilkokula başlatılması nedeniyle okullaşma oranı, bütün yaş gruplarında düşüş
göstermiş, özellikle 5 yaş grubunda 4+4+4’ün ilk yılında yüzde 65,69’dan yüzde 39,72’ye inmiştir.
Bu yıl bu oran beklentilerin çok altında artarak yüzde 42,54’e ancak ulaşabilmiştir. Bu yıl
okulöncesi çağda olmasına rağmen 5 yaşındaki 350 bin çocuk ailelerin isteğiyle ilkokula
başlatılmıştır.
MEB’in 2013-2014 örgün eğitim istatistiklerine göre Türkiye’de okulöncesi, ilkokul ve
ortaokulda en düşük okullaşma oranı Hakkâri’dedir. Hakkâri’de okulöncesi eğitimde okullaşma
oranı erkeklerde yüzde 17,88, kızlarda yüzde 16,78’dir. Ortaöğretimde ise en düşük okullaşma
oranının olduğu il yüzde 42,12 ile Ağrı olmuştur.
Derslik başına öğrenci sayısı hala yüksektir
MEB örgün eğitim istatistiklerine göre derslik başına öğrenci sayısı geçtiğimiz yıllara göre
düşmekle birlikte, özellikle göç alan illerde ve yoksul emekçi semtlerindeki okullarda Türkiye
ortalamasının çok üzerinde kalabalık sınıflar bulunmaktadır.
İstanbul, Gaziantep, Mersin, Batman gibi çok göç alan illerimizdeki sınıf mevcutlarıyla derslik
başına öğrenci sayısıyla Anadolu’nun iç göçten etkilenmeyen diğer illerindeki ve ilçelerindeki
okullardaki rakamlar arasında ciddi uçurum bulunmaktadır. MEB’in derslik başına düşen öğrenci
sayısını nüfus yoğunluğunu gözetmeden hesaplaması, derslik başına düşen ortalama öğrenci
sayısının gerçekte olduğundan daha düşük görünmesine neden olmaktadır.
Türkiye’de ilkokul ve ortaokullarda derslik başına düşen öğrenci sayısına bakıldığında en
yüksek oranlara sahip iller sırasıyla 46 öğrenciyle Ş.Urfa, 42 öğrenciyle Diyarbakır, 40 öğrenciyle
Gaziantep olmuştur. İstanbul’da ilkokul ve ortaokullarda derslik başına düşen öğrenci sayısı 39,
Ankara ve İzmir’de ise 30 olarak gerçekleşmiştir. Liselerde ise dersliklerin öğrenci ortalaması 29
olarak açıklanmasına rağmen Hakkâri’de derslik başına 66 öğrenci, Şırnak’ta 63 öğrenci,
Diyarbakır’da ise 61 öğrenci düşmektedir. İstanbul’da liselerde derslik başına düşen öğrenci sayısı
33, Ankara’da 29, İzmir’de ise 27 olarak açıklanmıştır.
4+4+4 sonrasında özel okul sayısındaki belirgin artış dikkat çekicidir
Eğitim Sen, ilk gündeme geldiği günden itibaren eğitimde 4+4+4 dayatmasına yönelik olarak
siyasi iktidarın iki temel hedefi olduğunu vurgulamıştır. Bunlardan birincisi siyasi iktidarın eğitim
sistemini kendi siyasal-ideolojik çizgisinde biçimlendirerek “eğitimde dindar nesiller yetiştirmek”
hedefi, diğeri ise 4+4+4 düzenlemesinin asıl amacını oluşturan kamusal eğitimi daha da zayıflatmak
ve kamu kaynaklarını özel okullara aktararak özel öğretimi büyük ölçüde devlet desteği ile
güçlendirmektir.
MEB’in örgün eğitim istatistikleri, devlete ait ilkokul ve ortaokul sayısı azalırken özel ilkokul
ve ortaokul sayısının ve bu okullara yönlendirilen öğrenci sayısının belirgin bir şekilde artmaya
başladığını göstermektedir.
İlkokul ve Ortaokulda Okul, Öğrenci ve Öğretmen Sayıları (Resmi)
İlköğretim
Okul sayısı
Eğitim Yılı
2011-2012
2012-2013
2013-2014
İlkokul
28.177
27.461
32.108
Ortaokul
16.083
16.047
İlköğretim
Öğrenci Sayısı
10.979.301
İlkokul
Ortaokul
5.426.529
5.402.692
5.390.591
5.296.380
İlköğretim
Öğretmen Sayısı
İlkokul
261.497
267.171
515.852
Ortaokul
269.759
280.804
İlkokul ve Ortaokulda Okul, Öğrenci ve Öğretmen Sayıları (Özel)
4
Eğitim Yılı
2011-2012
2012-2013
2013-2014
İlköğretim
Özel Okul sayısı
931
İlkokul
Ortaokul
992
904
1.071
972
Öğrenci Sayısı
286.972
İlkokul
Ortaokul
167 381
164 294
184 325
182 019
Öğretmen Sayısı
31.691
İlkokul
Ortaokul
20 546
18.926
21 273
21.459
Kaynak: MEB İstatistikleri Örgün Eğitim (2013-2014)
2013-2014 eğitim-öğretim yılında devlet okullarının sayısı belirgin bir şekilde azalırken her
fırsatta kamu kaynakları ile desteklenen, çeşitli muafiyet ve istisnalar ile açılması teşvik edilen özel
ilkokul ve ortaokul sayılarındaki artış sürmüştür. Velilerin çocuklarını özel okullara yönelmesinde
kamu eğitim kurumlarının 4+4+4 nedeniyle yaşadığı tahribat belirleyici olmuştur. Zorunlu-seçmeli
din dersleri, aşırı kalabalık sınıflar, öğretmen yetersizliği, fiziki koşullar gibi pek çok neden birçok
velinin özel okullara yönelmesini beraberinde getirmiştir.
2013-2014 eğitim-öğretim yılında özel okulöncesi okul sayısı 3.927 olmuştur. 4+4+4 öncesinde
ilköğretimde toplam özel okul sayısı 931 iken 2013-2014 eğitim-öğretim yılında 1071 özel ilkokul,
972 özel ortaokul bulunmaktadır. 2011-2012 eğitim-öğretim yılı ile 2013-2014 eğitim-öğretim
yılını karşılaştırdığımızda özel okul sayısı 2,19 kat artmış, bu artışa paralel olarak özel okula giden
öğrenci sayısında da belirgin bir artış yaşanmıştır. Son iki yıl içinde özel liselerin sayısı 1.033’ten
1433’e çıkmıştır.
Bütün eğitim kademelerinde okul terki sorunları sürmektedir
2013-2014 eğitim-öğretim yılında 1 milyon 285 bin 200 öğrenci ilkokula kayıt yaptırmıştır.
2012-2013 eğitim-öğretim yılı sonunda 1 milyon 205 bin 507 öğrenci 8 yıllık ilköğretimden mezun
olmuş, ortaöğretime kayıt yaptırmak zorunlu olmasına rağmen 1 milyon 136 bin öğrenci liselere
kayıt yaptırmıştır. Hukuken zorunlu olmasına rağmen liselere kayıt yaptırmayan öğrenci sayısı 69
bin 500’dür.
Milli Eğitim Bakanlığı, 2013-2014 eğitim-öğretim yılı öncesinde ilkokul ve ortaokullarda
sürekli devamsız öğrenci sayısını (51 gün ve üstü özürsüz devamsız öğrenci sayısı) 90 bine
düşürmeyi hedeflemiş; ancak okula devam etmeyen öğrenci sayısı 174.625 olmuştur.
Ortaöğretime erişim ve devam konusunda bölgesel eşitsizlikler derinleşerek artmaktadır.
Ortaöğretimde yaşanan devamsızlık, sınıf tekrarı ve okul terki gibi ciddi sorunlar varlığını
sürdürmektedir. Türkiye’de ilköğretim öğrencilerinin yüzde 80’i ortaöğretime geçmesine karşın,
ortaöğretim öğrencilerinin önemli bir bölümü 9. veya 10. sınıfta okulu terk etmektedir.
Ortaöğretime geçiş sistemi öğrencileri özel liselere, meslek liselerine ve imam hatiplere
yönlendirme üzerine kurulmuştur
MEB’in 4+4+4 bünyesinde 12 yıllık zorunlu eğitimin ilk iki kademesinde yaşanan
değişikliklerin ardından ortaöğretimde gerçekleştirilen değişiklikler ile öğrencilerin bir bölümü
akademik liselere yönlendirilirken çok sayıda öğrencinin meslek liseleri, imam hatip liseleri ve açık
liselere gitmeye zorlanması dikkat çekicidir.
Ortaöğretime geçiş sisteminde yapılan değişikliklerin ilk sonuçları MEB istatistiklerine de
yansımış ve genel ortaöğretimde okul, öğrenci ve öğretmen sayısında belirgin bir azalma
başlamıştır. 2012-2013 eğitim-öğretim yılında ortaöğretimde yüzde 70 olan okullaşma oranı
2013-2014 eğitim-öğretim yılında yüzde 76’ya çıkarken aynı dönemde genel ortaöğretimde
okullaşma oranı yüzde 34,47 olmuştur.
Ortaöğretim sisteminde 4+4+4 düzenlemesi sonrasında hayata geçirilen değişikliklerle birlikte,
öğrencilerin büyük bölümü özel liselere, meslek liseleri, açık lise ve imam hatip liselerine
5
yönlendirilmiştir. Hükümetin özellikle mesleki eğitimdeki hedefi “ara eleman” ve “itaatkar” işçiler
yetiştirmektir. Son yıllarda çok sayıda öğrenci kaydını açık liseye alarak örgün eğitimin dışına
çıkmakta, pek çoğu ortaöğretim çağında olmasına rağmen çalışarak açık lise uygulaması üzerinden
eğitimini tamamlamaya çalışmaktadır. Bütün bu etkenler genel ortaöğretimdeki öğrenci sayısının
azalmasını, mesleki teknik eğitim gören öğrenci sayısının artmasını beraberinde getirmiştir.
Ortaöğretimde öğrenciler açık liseye yönelerek örgün eğitimin dışına çıkmaktadır
Hayat Boyu Öğrenme Genel Müdürlüğü’nün verilerine göre örgün ortaöğretimin zorunlu
olmadığı 2011-2012 eğitim-öğretim yılında açık liseye giden öğrenci sayısı 611 bin 44 iken 4+4+4
ile ortaöğretim zorunlu hale gelmesine rağmen, açık öğretim lisesindeki öğrenci sayısı 2012-2013
eğitim-öğretim yılında 804.523’e, 2013-2014 eğitim-öğretim yılında ise 901.487’ye çıkmıştır.
MEB örgün eğitim istatistiklerine göre ise açık öğretim lisesinde okuyan öğrenci sayısı 1
milyon 12 bin 349’dur. Açık liseye giden öğrenci sayısında Bakanlık verileri birbiriyle çelişmesine
karşın, gerçek olan tek şey ortaöğretim çağındaki öğrencilerin açık liseye yönelişinin son üç yıl
içinde yüzde 40 artmış olmasıdır.
Devlet desteği ile özel mesleki ve teknik liselerin sayısı hızla artmıştır
Eğitimde 4+4+4 dayatması öncesinde, genel ortaöğretimde 4 bin 171 okul, 2 milyon 666 bin 66
öğrenci ve 122 bin 716 öğretmen varken 2013-2014 eğitim-öğretim yılında okul sayısı 3 bin 743’e,
öğrenci sayısı 1 milyon 805 bin 471’e, öğretmen sayısı ise 117 bin 353’e kadar düşmüştür.
2011-2012 eğitim-öğretim yılında Türkiye’de sadece 45 özel meslek lisesi varken son üç yıl
içinde kamu kaynaklarıyla yapılan doğrudan destek ve teşvikler sonucunda okul sayısı yaklaşık 10
kat artarak 2013-2014 eğitim-öğretim yılı itibariyle 426’ya çıkmıştır. Aynı dönemde özel meslek
liselerine giden öğrenci sayısı ise 4.348’den 54.153’e yükselmiştir.
Özel meslek ve teknik liselerde okul sayısı yaklaşık 10 kat artarken öğrenci sayısının 12 kattan
fazla artmış olmasının en temel nedeni, devletin özel mesleki ve teknik liselere giden öğrenci başına
doğrudan parasal destek sunmasıdır. Bu şekilde özel meslek liselerinde ucuz ve nitelikli işgücü
yetiştirilmesi hedeflenmektedir. Mesleki eğitim alan gençler ise geleceğin yeni işsizler olacaktır.
4+4+4 sonrasında imam hatip okullarındaki belirgin artış dikkat çekicidir
Milli Eğitim Bakanlığı, 4+4+4 ile birlikte getirilen “Kuran-ı Kerim”, “Hz Muhammed’in
Hayatı” ve “Temel Dini Bilgiler” gibi derslerin seçmeli olduğunu iddia etmiş; ancak söz konusu
derslerin Türkiye’nin pek çok bölgesinde “zorunlu seçmeli” hale getirildiği görülmüştür. İki yıldır
5. ve 9. sınıflarda uygulanan seçmeli dersler çeşitli okullarda, okul idarecileri tarafından adeta
“zorunlu seçmeli” dersler haline dönüştürülmüştür. En çok seçilen derslerin içinde bu üç dersin
olması, bu tespiti doğrulamaktadır. Bazı okullarda öğrencilerin ya da velilerin ellerine hazır listeler
verilerek öğrenciler içlerinde din temelli derslerin de bulunduğu dersleri seçmeye zorlanmıştır.
4+4+4 dayatmasının bütün itirazlara rağmen ısrarla uygulandığı son iki yılda yaşananlar,
Türkiye’de eğitim sistemi içindeki dini içeriğin belirgin bir şekilde arttırılarak, neredeyse bütün
okulların fiilen imam hatibe dönüştürülmek istendiğini göstermiştir.
2012-2013 eğitim-öğretim yılında 730’u bağımsız, 369’u imam hatip lisesi bünyesinde toplam
1099 imam hatip ortaokulu varken 2013-2014 eğitim-öğretim yılında 946’sı bağımsız, 415’imam
hatip lisesi bünyesinde 1361 imam hatip ortaokulu bulunmaktadır. İmam hatip ortaokullarındaki
sayısal artış sadece okul sayısı ile sınırlı değildir. 2012-2013 eğitim-öğretim yılında imam hatip
ortaokullarında okuyan toplam öğrenci sayısı 94 bin 467 iken 2013-2014 eğitim öğretim yılında bu
sayı toplam 140 bin 15’e kadar yükselmiştir.
İmam Hatip Liseleri (İHL) ve Okuyan Öğrenci Sayısı
Eğitim Yılı
Öğrenci Sayısı
Okul Sayısı
2002-2003
2003-2004
71.100
90.606
450
452
6
2004-2005
2005-2006
2006-2007
2007-2008
2008-2009
2009-2010
2010-2011
2011-2012
2012-2013
2013-2014
96.851
108.064
120.668
129.274
143.637
198.581
235.639
268.245
380.771
474.096
452
453
455
456
458
465
493
537
708
854
Kaynak: MEB Örgün Eğitim İstatistiklerinden derlenmiştir.
4+4+4 öncesinde 2011-2012 eğitim-öğretim yılında 537 İHL’de 268 bin 245 öğrenci varken
2013-2014 eğitim-öğretim yılında İHL sayısı 854’e, bu okullarda çıkan öğrenci sayısı ise 474 bin
96’ya yükselmiştir. AKP’nin yıllarca her açıdan istismar ettiği imam hatip liselerinin eğitimde
4+4+4 dayatması sonrasında önceki yıllarla kıyaslanamayacak kadar hızlı bir artış göstermiş olması
dikkat çekicidir.
Türkiye’de okulların fiziki donanım ve altyapı sorunları sürerken fiziki altyapı sorunları en az
olan, teknik olarak en donanımlı okulların imam hatibe dönüştürülmesi, siyasi iktidarın kamu
okulları arasında siyasi tercihleri üzerinden resmen ayrımcılık yaptığını göstermektedir. AKP
hükümetinin imam hatip aşkını yıllar içinde imam hatip liselerinin sayısındaki artışta görmek
mümkündür.
Milli Eğitim Bakanlığı kamu okulları karşısında özel okullara her fırsatta ayrıcalık tanırken
benzer bir durum imam hatip ortaokulları ve liseleri için de geçerlidir. Fiziki altyapı sorunları en az
olan, teknik olarak en donanımlı okullar imam hatibe dönüştürülmüş; yıllardır çok sayıda devlet
okulu ödenek yetersizliği nedeniyle sorunlarla baş başa bırakılırken, imam hatip okullarının ödenek
talepleri anında yerine getirilmiştir. Bugüne kadar özel okullar ve imam hatip okulları konusunda
eğitimle ilgili hemen her konuda ayrımcılık yapmayı kendisine görev edinmiş olan Milli Eğitim
Bakanlığı, bu konuda da ayrımcı uygulamalarını sürdürmüştür.
Taşımalı eğitim uygulamaları artarak devam ediyor
Milli Eğitim Bakanlığı, çeşitli nedenlerle okula erişimde sorunlar yaşayan ilkokul, ortaokul ve
lise öğrencileriyle özel eğitime ihtiyacı olan öğrencileri belirlenen okullara günübirlik taşımaktadır.
Türkiye’de 24 yıl önce, 1989-1990 eğitim-öğretim yılında sadece 2 ilde başlayan taşımalı eğitim
uygulaması, Türkiye’nin çağ atladığı, ekonomik olarak geliştiği iddialarına karşın günümüzde
Türkiye’nin neredeyse bütün illerinde uygulanır hale gelmiştir.
Milli Eğitim Bakanlığı’nın (MEB), 1989 yılında sadece 2 ilde, 305 ilköğretim öğrencisiyle
başlattığı ve günümüzde kapsamı giderek genişleyen taşımalı eğitimden, 2012-2013 eğitim-öğretim
yılında taşınan öğrenci sayısı 810 bin 809 olmuştur. 2013-2014 eğitim -öğretim yılı itibariyle
toplam 23 bin 880 okul, 10 bin 551 merkez okula taşınmaya başlamış, taşınan ilkokul ve ortaokul
öğrenci sayısı 825 bine çıkmıştır. Aynı dönemde 460 bin 917 ortaöğretim öğrencisi taşımalı
eğitimden yararlanmış, toplamda taşınan öğrenci sayısı 1 milyon 286 bin 726’ya ulaşmıştır.
MEB eğitim yöneticileri atamalarını siyasi referanslara göre yapmak istemektedir
Türkiye’de siyasi iktidarlar yıllardır, eğitim sistemini kendi siyasal-ideolojik görüşleri
doğrultusunda düzenlemek ve şekillendirmek istemiş, bu isteklerini gerçekleştirmek için başvurulan
ilk ve en etkili yöntem ise “siyasal kadrolaşma” olmuştur. Kamu personel rejiminde köklü
değişiklik hazırlıklarının yapıldığı bugünlerde, MEB tarafından yayınlanan “Eğitim Kurumları
Yöneticilerinin Görevlendirilmesine İlişkin Yönetmelik” ile yönetici atamalarında mülakat ya da
“sözlü sınav” yöntemi üzerinden siyasi referanslar esas alınarak yeni bir kadrolaşma politikası
izlenmektedir.
Milli Eğitim Temel Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik
Yapılmasına Dair Kanun’un iptali ve yürürlüğünün durdurulması istemiyle Anayasa
7
Mahkemesine CHP tarafından yapılan başvurunun 13 Haziran Cuma gününe kadar
sonuçlanmaması durumunda çok sayıda eğitim yöneticisinin görevi sona erecek ve okullarda
yeni bir kaos yaşanacaktır. Geçtiğimiz yıllarda çok sayıda Eğitim Sen üyesi yazılı sınavlardan
geçtiği halde sözlü sınavda elenmiş, Sendikamızın başvurusu üzerine Danıştay, sözlü sınav
uygulaması ile ilgili olarak; … en uygunun seçilmesi yönünde nesnel ölçüt öngörmeyen, …
atamaya yetkili makamın öznel değerlendirme ve mutlak takdirine meydan verecek mahiyet
taşıyan, … hukuka ve Danıştay’ın önceki kararlarına da aykırı” vb. ifadelerle, idarenin eğitim
yöneticilerini liyakate göre değil, siyasi görüşlerine göre belirlemesini sağlayacak olan
uygulamayı iptal etmiştir.
Yüksek yargı kararlarına rağmen MEB’in Bakanlık kadrolarını kendi siyasal tutum ve
anlayışları doğrultusunda yapılan atamalarla doldurmak için düzenlemeler yapması ya da daha
önceden yapılan düzenlemeleri kendi çıkarları doğrultusunda değiştirmek istemesi, MEB’de
tarihin en kapsamlı siyasal kadrolaşma hareketinin başlayacağını göstermektedir.
Milli Eğitim Bakanlığı geçmişte yapılan ve yüksek yargı duvarına çarpan düzenlemelerden
vazgeçmeli, eğitim yöneticilerinin belirlenmesinde mülakat gibi doğrudan “torpil” çağrıştıran
yöntemler asla kullanılmamalıdır. Eğitim yöneticilerinin belirlenmesi ve değerlendirilmesi
sürecinde siyasi referanslar değil, liyakat ilkesi temel alınmalıdır.
Yeni Ortaöğretime Geçiş Sistemi ile öğrenciler özel okullara, meslek liselerine ve imam hatip
liselerine yönlendirilmek istenmektedir
Eğitimde 4+4+4 dayatmasının kaçınılmaz bir sonucu olarak ortaöğretim kurumları (liseler),
tıpkı ilkokul ve ortaokullar gibi mevcut sistemin ekonomik ve siyasal ihtiyaçları doğrultusunda
yeniden yapılandırılırken genel liselerin ortadan kaldırılması ile lise çağındaki öğrencilerin büyük
bölümünün diğer okul türlerinin muhtemel kontenjanları dikkate alındığında, zorunlu olarak özel
liselere, meslek liselerine, imam hatip liselerine yönlendirilmeye çalışıldığı anlaşılmaktadır.
Geçtiğimiz iki yıl içinde 4+4+4 nedeniyle yaşanan tahribat, zorunlu-seçmeli din dersleri, aşırı
kalabalık sınıflar, öğretmen yetersizliği, fiziki koşullar ve altyapı yetersizlikleri gibi pek çok
nedenden dolayı velilerin özel okullara yöneliminde belirgin bir artış söz konusudur. Yeni sistem
özel liselere yönelik talebi arttırmakla birlikte, özellikle yoksul emekçi çocuklarını meslek liselerine
ve imam hatiplere yönlendirmeyi de hedeflemiştir.
Siyasi iktidar eğitimin bütün kademelerinde benimsemiş olduğu dayatmacı tutum ile eğitimde
yaşanan sorunları daha da derinleştirmekte, velilerin ve öğrencilerin tercihlerine saygılı olmak
yerine, öğrencilerin hangi okula gideceğini, hangi dersleri alacağını bizzat kendisi belirlemek
istemektedir.
MEB, yıllardır yaptığı değişikliklerle eğitim sistemini yap-boz tahtasına çevirmiş, öğrenci ve
velilerin kafasını karıştırmak dışında eğitimde somut ve çözüme dayalı politikalar geliştirememiştir.
Ortaokulda okuyan öğrencileri yarış atı gibi sınavdan sınava koşturarak oluşturulan bir ortaöğretime
geçiş sisteminin ne kadar doğru ve adaletli olacağı son derece şüphelidir.
Eğitimin hiçbir kademesinde öğrencilere ve ailelerine dayatmada bulunmamalıdır. Hiçbir
öğrencinin sınav baskısı altında kalmadan, kendi ilgi ve yetenekleri doğrultusunda, hangi alanda
okuyacağına kendisinin karar vereceği bir eğitim sistemi oluşturulmalı, bunun için eğitimde
cinsiyetler ve bölgeler arasında yaşanan eşitsizlikler en kısa sürede ortadan kaldırılmalıdır.
Özel okulları A, B, C, D şeklinde sınıflandırmanın bir benzeri, yakın zamanda devlet
okullarına da uygulanacaktır
MEB, özel okulları A, B, C ve D olmak üzere gruplara ayırarak, bu okullara puanlar vermeyi ve
her özel okula aldığı puana göre kamu kaynaklarını aktarmayı planlamaktadır. Eğitim sistemi içinde
özellikle özel okullarda sıkça duyulan “müşteri memnuniyeti”, “kalite”, “performans”, “yeterlilik”
gibi kavramlar, bizzat Bakanlık yetkilileri ve çeşitli düzeylerdeki eğitim yöneticileri tarafından
sıkça kullanılmaktadır.
8
Eğitimin piyasanın talep ettiği şartlara, müşterilerin ihtiyaçlarına, resmi alarak oluşturulmuş
standartlara uygunluğu üzerinden yapılacak bir sınıflandırma eğitim bilimlerinin temel felsefesine
aykırıdır. Türkiye’de özel okullar arasında fiilen benzer bir sınıflandırma zaten oluşmuş
durumdadır.
Hükümetin özel okulları kendi içinde sınıflandırmak istemesi, ileride devlete ait okullarda da
benzer kriterlerin gündeme geleceğinin habercisi niteliğindedir. Uzunca bir süredir toplumda
derinleşen sınıf farklılıklarına paralel olarak devlet okulları arasında da belirgin nitelik farkı olan
okulların ortaya çıktığı, hatta aynı okul içindeki sınıflarda bile farklılıklar oluştuğu bilinmektedir.
Bakanlığın böylesi bir uygulamayı özel okullardan başlatması, ileride devlet okulları için bir “pilot
uygulama” olması nedeniyle dikkat çekicidir ve eğitimde piyasacı zihniyetin geldiği noktayı
göstermesi açısından ibret vericidir.
Sonsöz
Eğitimde 4+4+4 dayatması sonrasında okullarda yaşanan ve giderek derinleşen sorunlar, acil
çözüm bekleyen okula başlama yaşına ilişkin gelişmeler, kalabalık sınıflar, okullarda yeterli
altyapının olmaması, fiziki donanım eksiklikleri, kamusal, bilimsel, demokratik, laik ve anadilinde
eğitimin önündeki engelleri, eğitim sisteminde yıllardır çözüm bekleyen sorunlardan ayrı ve
bağımsız değerlendirmek mümkün değildir.
Eğitimde 4+4+4 dayatmasının uygulanmaya başlanmasından bu yana okullarda en çok gözlenen
sorunlar; 72 ay öncesi çocukların hala okula uyum sağlayamamaları, okula giriş çıkış saatleri,
velilerden para toplama uygulamalarının yaygınlığı, temizlik sorunu, imam hatiplerle ortak binaları
paylaşan okullarda öğrencilere yönelik çeşitli baskılar eğitim gündeminde ön sıralardaki yerini
korumaktadır.
Özellikle son 12 yıl içinde, eğitimin büyük ölçüde paralı hale getirilmesine paralel olarak
eğitimde dini inançların istismarı ve dinsel sömürüye kaynaklık eden kimi uygulama ve söylemlerin
yaygınlaşması, son yıllarda eğitimin bütün kademelerinde yaşanan bir sorun olarak dikkat
çekmektedir.
AKP iktidarının eğitim sisteminde yaşanan değişiklikler üzerinden bugüne kadar ortaya
koyduğu pratik, her türden dini inancı istismar ederek çocuklarımızı ve toplumu “tek din, tek
mezhep” anlayışı üzerinden “tek tip” hale getirmeye çalışmak olmuştur. Toplumda sürekli yeni
kamplaşmalar ve kutuplaştırmalar yaratarak egemenliklerini sürdürmek isteyenler, benzer bir
bölünmeyi öğrenciler arasında oluşturmaya çalışmış, bu durum okullarda şiddetin artmasından
başka bir sonuç vermemiştir.
Zorunlu din dersleri uygulamasına ek olarak, 4+4+4 ile zorunlu seçmeli derslerin getirilmesi ve
buna bağlı olarak eğitim müfredatında din derslerinin ağırlığının arttırılması, okullarda zorla mescit
açılmak istenmesi gibi girişimler, eğitim sistemini dört bir yandan kuşatmış ve eğitimde yaşanan en
temel soruların üzerini örten, bu anlamda iktidarın işini oldukça kolaylaştıran bir işlev görmüştür.
Milli Eğitim Bakanlığı eğitimdeki kaosun ve mevcut karanlık tablonun öncelikli sorumlusudur.
AKP iktidarı 4+4+4 düzenlemesi ile eğitim sistemini kendi siyasal çizgisinde biçimlendirmek
isterken Milli Eğitim Bakanlığı 4+4+4 dayatması ile bütün eleştirilere kulaklarını tıkayarak eğitim
biliminin en temel ilkelerini ayaklar altına almıştır.
MEB, yıllardır yaptığı değişikliklerle eğitim sistemini yap-boz tahtasına çevirmiş, öğrenci ve
velilerin kafasını karıştırmak dışında eğitimde somut ve çözüme dayalı politikalar geliştirememiştir.
Öğrencileri yarış atı gibi sınavdan sınava koşturan bir eğitim sisteminin ne kadar başarılı olacağı
şüphelidir.
Eğitim Sen olarak, Milli Eğitim Bakanlığı’na çağrımız tüm toplumun ve öğrencilerin geleceğini
doğrudan olumsuz etkileyecek politika ve uygulamalara derhal son verilmesidir. Bunun için
öncelikle hiçbir öğrencinin not ya da sınav baskısı altında kalmadan, kendi ilgi ve yetenekleri
doğrultusunda, hangi alanda okuyacağına kendisinin karar vereceği bir eğitim sistemi oluşturulması
gerektiğini düşünüyoruz. Eğitimin hiçbir kademesinde öğrencilere ve ailelerine dayatmada
bulunmamalıdır.
9
Okulöncesi eğitimden başlayarak eğitim yatırımlarına, ders kitaplarının hazırlanmasından
eğitim yöneticilerinin belirlenmesine; sınıf mevcutlarından eğitimin laik, bilimsel, demokratik ve
kamusal yönünün geliştirilmesine özen gösterilmelidir. Derslik, okul, öğretmen açıklarından
eğitimin genel bütçe içindeki payına kadar, eğitimin hemen her alanında köklü bir değişime
gereksinim vardır. Kamusal, parasız, demokratik, nitelikli, bilimsel ve anadilinde eğitimin önündeki
engellerin kaldırılması için derhal somut adımlar atılmalıdır.
10
Download

2013-2014