MAKALE
İki Vitesli Değil Çok Vitesli AB’ye Doğru
TÜRK AKADEMİSİ
SİYASİ SOSYAL STRATEJİK ARAŞTIRMALAR VAKFI
AÇIK TOPLUM VE
KARL RAIMUND
POPPER
Rahmi ŞEYHOĞLU
Sosyal ve Kültürel Araştırmalar Merkezi
Makale No. 8 // Mart 2014
www.turkakademisi.org.tr
İki Vitesli Değil Çok Vitesli AB’ye Doğru
TÜRK AKADEMİSİ Siyasi Sosyal Stratejik Araştırmalar Vakfı (TASAV)
Türkiye’de ve dünyada, yaşanmış ve yaşanmakta olan olayları; siyasî, sosyal,
tarihî ve kültürel derinlik içinde ve stratejik bir bakış açısıyla değerlendiren,
yeni tasarımlar ortaya koyarak gelecek vizyonu oluşturan bir düşünce
kuruluşudur.
TASAV, bilimsel kıstasları esas alarak ulusal, bölgesel ve uluslararası düzeyde
araştırma, inceleme ve değerlendirme faaliyetlerinde bulunmaktadır.
Çalışmalarını hiçbir kâr amacı gütmeden ilgililer ile paylaşan TASAV; tarafsız,
doğru, güncel ve güvenilir bilgiler ışığında kamuoyunu aydınlatmaya
çalışmaktadır.
TASAV’ın amacı; ülkemizin ekonomik, sosyal, siyasî, kültür ve eğitim hayatının
geliştirilmesine; millî menfaat ve birlik anlayışının, insan hak ve
özgürlüklerinin, demokrasi kültürünün, jeopolitik ve jeostratejik düşünce
biçiminin yaygınlaştırılmasına; toplumda millî, vicdanî ve ahlâkî değerlerin
hâkim kılınmasına ve Türkiye’nin dünyadaki gelişmelerin belirleyicisi
olmasına bilimsel faaliyetler aracılığıyla katkı sağlamaktır.
ARAŞTIRMA MERKEZLERİ
TASAV, aşağıda belirtilen altı Stratejik Araştırma Merkezi vasıtasıyla
çalışmalarını yürütmektedir:
1.
2.
3.
4.
5.
6.
Dış Politika Araştırmaları Merkezi
Güvenlik Araştırmaları Merkezi
Siyaset, Hukuk ve Yönetim Araştırmaları Merkezi
Sosyal ve Kültürel Araştırmalar Merkezi
Ekonomi Araştırmaları Merkezi
Enerji Araştırmaları Merkezi
İki Vitesli Değil Çok Vitesli AB’ye Doğru
AÇIK TOPLUM VE
KARL RAIMUND POPPER
Rahmi ŞEYHOĞLU
Sosyal ve Kültürel Araştırmalar Merkezi
Makale No: 8 // Mart 2014
www.turkakademisi.org.tr
Bu yazının tüm hakları saklıdır. Yazının telif hakkı TASAV’a ait olup kaynak gösterilerek
yapılacak makul alıntılamalar dışında önceden izin almadan kullanılamaz ve çoğaltılamaz.
Açık Toplum ve Karl Raimund Popper
İÇİNDEKİLER
GİRİŞ: POPPER’IN HAYATI VE FİKİRLERİ........................................................................................ 1
1) POPPER’İN SİYASET FELSEFESİ..................................................................................................... 2
2) POPPER’IN AÇIK TOPLUM FİKRİ ................................................................................................... 5
2.1) Açık Toplum ve Kapalı Toplum ............................................................................................. 6
2.2) Açık Toplumun Doğuşu ve Büyük Kuşak .......................................................................... 8
2.3) Açık Toplum ve Devlet............................................................................................................... 9
2.3.1) Korumacı Devlet.................................................................................................................10
2.3.3) Araya Girmeci Devlet.......................................................................................................10
2.3.2) Denetlenen Devlet .............................................................................................................11
2.4) Özgürlükler ve Paradokslar ..................................................................................................12
2.4.1) Egemenlik Paradoksu .....................................................................................................12
2.4.2) Demokrasi Paradoksu.....................................................................................................13
2.4.3) Hoşgörü Paradoksu .........................................................................................................13
2.4.4) Özgürlük Paradoksu ........................................................................................................14
2.4.5) Ekonomik Özgürlük Paradoksu ..................................................................................14
SONUÇ ............................................................................................................................................................14
Türk Akademisi Sosyal ve Kültürel Araştırmalar Merkezi
Makale No. 8 // Mart 2014
i
Açık Toplum ve Karl Raimund Popper
AÇIK TOPLUM VE
KARL RAIMUND POPPER
GİRİŞ: POPPER’IN HAYATI VE FİKİRLERİ
Karl Popper, 28 Temmuz 1902’de, Protestanlığa geçmiş bir Yahudi avukatın oğlu
olarak doğmuştur. Viyana Üniversitesi’nde matematik ve fiziğin yanı sıra felsefe,
müzik ve psikoloji eğitimi almıştır. 1919’da komünistlere katılan Popper, komünist
ve (silâhsız) sosyalist işçilerin hayatlarını kaybettiği sokak kavgalarına da
karışmıştır; ancak sonu olmayan şiddet hareketleri, onun daha sonraları Marksizm’e
mesafeli durmasına ve şiddetten nefret etmesine sebep olacaktır.
1920’de Arnold Schönberg’ten çağdaş müziği öğrenen Popper, Schönberg’in “yeni
müzik”inden hiçbir zevk alamayınca, Viyana Konservatuarı’nda kilise müziği
öğrenmeye başlamıştır. 1922’de dışarıdan öğrenci olarak olgunluk sınavını veren
Popper, öğreniminin yanı sıra bir mobilya ustasına da çıraklık etmiş ve sertifika
almıştır. 1924’de halk okullarında ders vermek üzere öğretmenlik formasyon belgesi
kazanmış, sınavlardan sonra ilkin bir çocuk sığınma evinde çalışmış, 1925’de
Viyana’da yeni kurulan Pedagoji Enstitüsü’nde çalışmalarını sürdürmüştür.
Karl Popper doktorasını 1928’de psikolog Karl Bühler’in yanında yapmıştır:
Düşünme Psikolojisinde Yöntem Sorunları. 1930-37 arasında Viyana’da ortaokul
öğretmenliği (matematik, fizik) ile meşgul olan Popper, arada öğrenci olarak
İngiltere’de de bulunmuştur.
1937’den İkinci Dünya Savaşı’nın sonuna kadar Yeni Zelanda-Christchurch’teki
Cantenbury Koleji’nde felsefe okutmanlığı yapan Popper, 1946’da İngiltere’ye
dönmüş ve arkadaşı Hayek’in de desteği ile London School of Economics and Political
Sciences’ta okutman olmuştur. 1949’dan itibaren London School of Economics and
Political Sciences’ta mantık ve bilim profesörlüğü yapmış ve bunu 1969’da emekli
olana kadar sürdürmüştür. Pek çok nişan almıştır. Bunlar arasında Kraliçe
tarafından asalet verilmesi (1965) ve Birleşmiş Milletler’in Otto Hahn Barış
Madalyası (1993) da bulunmaktadır. Popper 17 Eylül 1994’te Londra’da Croydon’da
ölmüştür.
Popper, 20’nci yüzyılda yaşamış ve filozof tanımına uyan en son filozoftur denilebilir.
Daha çok bilim felsefesine yaptığı katkılar ile tanınmıştır. Onun siyaset felsefesi,
bilim felsefesinin yansıması ve o alana uygulanmış bir hâli gibi durur.
Türk Akademisi Sosyal ve Kültürel Araştırmalar Merkezi
Makale No. 8 // Mart 2014
1
Açık Toplum ve Karl Raimund Popper
Popper’ın hayatında fikirlerini etkileyen ve şekillendiren şahıslar ve onların teorileri
vardır. Bunlar; Marx, Freud, Einstein ve Adler’dir. Bunlardan Einstein’ın teorisinin
yanlışlanabilir, diğerlerinin ise yanlışlanamaz oluşları onu çok etkilemiştir. Buradan
hareketle bilimsel olan ile olmayan arasındaki ayırım kriterini, o zamana kadar genel
kabul gören pozitivistlerin “doğrulamacı” anlayışı yerine “yanlışlama” üzerine
kurmuş ve “tümevarım” anlayışını da reddetmiştir.
Siyaset felsefesini ise, “Tarihselciliğin Sefaleti” ve iki ciltlik “Açık Toplum ve
Düşmanları” eserleri ile ortaya koymuştur. Popper’ın siyaset felsefesinin temeli,
“tarihsicilik” ve bunun yansıması olan “kapalı toplum” dediği bütün otoriter ve
totaliter görüş ve rejimlerin eleştirisi ile insanlığın ideali olması gerektiğini söylediği
“açık toplum” anlayışının savunulması üzerine kuruludur.
Popper’a göre kapalı toplum ruhunu tarihsicilikten alan ve Platon, Hegel ve Marx’ın
devam ettirdiği bir düşünce geleneğidir. Bunun yansımaları ise bütün otoriter,
totaliter, faşist ve komünist ideoloji ve yönetimlerdir. Bunlarla mücadele edilmelidir.
Kapalı toplumun karşısına diktiği ve insanlığın ideali olarak sunduğu anlayış ve
felsefe ise “açık toplum” anlayışıdır. Bu anlayışın temelleri -ona göre- Perikles,
Sophokles, Thukydides, Euripides, Protagoros, Herodotos, Demokritos ve Sokrates
gibi “büyük kuşak” dediği filozoflar zinciri tarafından atılmıştır.
Popper’ın aslında “açık toplum”dan anladığı, bütün kurum ve değerleri ile “liberal
demokrasi”dir. Ancak 18’nci yüzyılda Adam Smith tarafından sistemli bir şekilde
ortaya konan liberalizmden önce de bu anlayışın köklerinin bulunduğu Popper
tarafından dile getirilmiştir. Popper’ın anladığı “liberal demokrasi”; ayakları yere
basan, klâsik liberalizmden yer yer ayrılan, hatta bazen liberallerce onun liberalliğini
tartışılır hâle getiren, “sosyal” yönleri de bulunan bir anlayıştır.
1) POPPER’İN SİYASET FELSEFESİ
“Platon’dan Marx’a kadar önemli siyaset felsefecileri, yalnızca toplumsal ve tarihsel
gelişme üstüne değil, mantık ve bilim, giderek de bilgi kuramı üstüne, birbirleriyle
irtibatlı görüşlerden hareket etmişlerdir.” 1 Popper de büyük filozoflar zincirinin
geleneğini takip etmiş, mantık ve bilim felsefesine önemli katkılarda bulunurken
kendi siyaset felsefesini de ortaya koymuştur.
Şüphesiz Popper bunu yaparken kendi döneminin şartlarından da bir dereceye
kadar etkilenmiştir: “Siyaset felsefesi, bir yönüyle, düşünürün metodoloji konusundaki görüşlerinin uygulandığı bir alan durumundadır. Fakat Popper’ın siyaset
felsefesiyle ilgilenmesinin ana motiflerinden birisi, I. ve II. Dünya Savaşları’nı ve
Bryan Magee, Karl Popper’ın Bilim Felsefesi ve Siyaset Kuramı, Çev. Mete Tunçay, Remzi Kitabevi,
İstanbul, 1990, s.67.
1
Türk Akademisi Sosyal ve Kültürel Araştırmalar Merkezi
Makale No. 8 // Mart 2014
2
Açık Toplum ve Karl Raimund Popper
totaliter rejimleri görmesidir. Popper’ın siyaset felsefesiyle ilgili olarak kaleme aldığı
‘Açık Toplum ve Düşmanları’(Cilt I ve II) ile ‘Tarihselciliğin Sefaleti’ isimli eserlerinde
totaliter rejimlere karşı olmasını, hem metodolojik gerekçelere hem de yaşadığı
olaylardan kazandığı tecrübelere dayanarak açıklamak mümkündür.” 2
“Popper yaşamayı her şeyden önce ve her şeyin üstünde bir sorun-çözme süreci
saydığı için, sorun-çözmeye elverişli toplumlar istemektedir. Sorun-çözme ise
deneme çözümlerinin cesaretle ortaya atılmasını, sonra da bunların eleştiriye ve
hata eleme işlemine tâbi tutulmasını gerektirdiği için, Popper karşıt önerilerin
engellenmeden ortaya atılmasına, bunların eleştirilmesine, sonra da eleştirilerin
ışığında bunlarda gerçek değişiklikler yapılmasına izin veren toplum biçimleri
istemektedir.” 3 Bunun için de açık ve kapalı toplum ayrımına giderek “açık toplum”
ismini verdiği özgürlükçü demokrasiden yana tercihte bulunmaktadır.
Popper’ın en büyük düşmanları, faşist ve komünist biçimler almış olan modern
totaliterliklerdir, ama Popper, buna karşı temel saldırısını liberal ve demokratik
anlayış çerçevesinde sürdürmemiştir. Demokratlar ve liberaller totaliterliği kısmen
otoriter olduğu ve kısmen de her alanı kapsadığı için reddederler. Popper’ın baş
hedefi ise, siyaset felsefesiyle değil, tarih felsefesiyle ilgili bir iddiadır: Tarihsicilik
öğretisi. Bu öğretiye göre, toplumsal ve tarihsel araştırmanın en uygun amacı ve
yararlı başarısı, toplumun tarihsel gelişiminin genel bir yasasını kurmaktır.
Popper’a göre tarihsicilik, “özellikle sosyal bilimlerde, geleceği önceden haber
vermek amacıyla toplumun evrim kanununu açığa çıkarmak inancı ve tarihin belirli
tarihsel ya da evrimsel yasalar tarafından yönetildiği ve bunları keşfetmekle insanın
kaderi hakkında kehanette bulunulabileceği yolundaki doktrindir.” 4
Popper, bütün diktatörlüklerin beslendiği kaynağın bu sakat tarih görüşü olduğunu
söyler. Tarihsici görüş insanlık tarihini tek yönlü, kuralı olan ve değiştirilemez olarak
görmektedir. Popper’ın Marksizm’i ve diğer otoriter ve totaliter fikirleri eleştirdiği
en temel unsur, siyaset felsefesine değil, tarih felsefesine ait tarihsicilik anlayışıdır.
Başta Platon’un “Bütün toplumsal değişim, bozulma ya da çürüme yahut
soysuzlaşmadır” diyerek insanlığın bozulmaya mahkûm bir tarih kanununa tâbi
olduğunu savunan tarihsici görüşü eleştirir. Popper; Platon’dan farklı olarak
Hegel’in, “oluşum içinde olan evrendeki eğiliminin bir düşme, bozulma veya
idealardan uzaklaşma değil, varlığa çıkış ya da yaratıcı bir evrim hâlindeki diyalektik
bir ilerleme olduğunu” ifade ettiğini söylemektedir. Önce tez, daha sonra anti-tez ve
bu iki görüşün çatışmasından oluşan sentez, sanki iki karşıt savın onları içine alarak
aşması şeklinde olmaktadır. Popper; “Hegel, bütün şeylerin kendi içlerinde çelişkili
olduklarını öne sürmekle aslında her türlü usavurmanın ve ilerlemenin sona ermesi
Şafak Ural, Popper’ın “Tarihselciliğin Sefaleti” kitabının Türkçe çevirisine sunuş yazısı, s.8.
Magee, a.g.e., s.67.
4 Karl Popper, Tarihselciliğin Sefaleti, Çev. Sabri Orman, İnsan Yayınları, İstanbul,1995, s.114.
2
3
Türk Akademisi Sosyal ve Kültürel Araştırmalar Merkezi
Makale No. 8 // Mart 2014
3
Açık Toplum ve Karl Raimund Popper
gerektiğini işaret etmektedir. Çünkü çelişkiler bilimin gelişmesinin aracı olduklarına
göre, o çelişkilerin yalnızca kabul edilebilir ve kaçınılmaz olan şeyler değil, aynı
zamanda pek istenir şeyler olduklarını da kabul etmektedir. Onlar istenir şeylerse,
çelişkilerle serbestçe çalışacak her türlü ilerlemenin ortadan kalkması gerekir”
sözleriyle Hegel’i -yer yer aşağılayıcı ifadeler de kullanarak- eleştirmektedir.5
Popper, tarihin belli bir kuralı olduğu fikrini reddetmektedir. Bilhassa Marx’ın,
“insanlık tarihinin aşamaları” diye sıraladığı yaklaşımı ve kapitalist dönemi yaşayan
toplumların kaçınılmaz olarak komünist aşamaya geçecekleri “kehanet”ini de
şiddetle eleştirmiş, tarihî delillerle bu tezi çürütmüştür. 6
Popper, tarihsici anlayışın insanlık tarihi kadar eski olduğunu ve ilkel dönemlerden
kalan bir miras olduğunu belirtmektedir. Bu öğretiye göre, toplumsal ve tarihsel
araştırmanın en uygun amacı ve yararlı başarısı, toplumsal-tarihsel gelişimin
yasasını kurmaktır. Tarihsicilerin inancına göre, bu tür yasalarla toplumsal
gelişmenin gelecek aşaması önceden bilinebilir. Bu, önceden ne olacağını
kestirmenin içeriği, doğru siyasî eylemin, bu tahmine göre yapılabilmesidir. O zaman
Popper’ın temel iddiası, totaliter siyasetin de destek için tarihsiciliğe dayandığıdır. 7
Tarihsiciliğin en eski şekli, Tanrı’yı tarih sahnesinde oynanan piyesin yazarı olarak
kabul etmekle tarihi anlaşılabilir kılmak yolundaki girişimdir. Burada devreye
“seçilmiş halk” öğretisi girmektedir. Tanrı’nın kendi iradesinin seçkin aracı olarak iş
görmek üzere bir halkı seçmiş olduğu ve yeryüzünün bu halka kalacağı varsayılır. Bir
diğer tarihsici unsur kabileciliktir; yani onsuz bireyin bir hiç olduğunun
varsayılması, kabilenin büyük önemi üzerinde ısrarla durulmasıdır.
Tarihsiciliğin önemli iki modern anlatımı ise, ırkçılığın ya da faşizmin tarih felsefesi
ile Marksist tarih felsefesidir. En eski biçimli tarihsicilik olan seçilmiş halk yerine,
ırkçılık; sonunda yeryüzünün kendisine kalacağı, kaderin aracı olarak belirlenen
seçilmiş ırkı koyar. Marx’ın tarih felsefesi ise, sınıfsız toplumun yaradılışının aracı ve
aynı zamanda yeryüzünün kendisine kalması alnına yazılı olan “seçilmiş sınıf”ı
getirir. Her iki kuram da tarihî gelişimin yasasını keşfetmeye götüren bir tarih
yorumuna dayanır. Irkçılıkta, seçilmiş ırkın kanının biyolojik üstünlüğü tarihin
gelmiş geçmiş çizgisini açıklar. Marx’ın tarih felsefesinde ise, kanun iktisadîdir ve
bütün tarih, sınıfların üstünlük için savaşı diye yorumlanır. 8
Karl Popper, Açık Toplum ve Düşmanları, Çev. Harun Rızatepe, Remzi Kitabevi, İstanbul,1994, C.2,
ss.43-44.
6 Popper, Açık Toplum ve Düşmanları, C.2, ss.176-177.
7 Popper, Açık Toplum ve Düşmanları, Çev:Mete Tunçay,Remzi Kitabevi,İstanbul,1994,C.1, ss.193194.
8 Jean Baudouin, Karl Popper, Çev. Bülent Gözkan; İletişim Yayınları, İstanbul, 1993, s.22.
5
Türk Akademisi Sosyal ve Kültürel Araştırmalar Merkezi
Makale No. 8 // Mart 2014
4
Açık Toplum ve Karl Raimund Popper
2) POPPER’IN AÇIK TOPLUM FİKRİ
Popper’ın demokrasi fikrinin özünü oluşturan şey, (toplumsal bir ideal olarak
tarihten geldiği şekilde) demokratik bir toplum anlayışına dayanan “açık toplum”
fikridir. Popper demokrasiyi yüceltmemiş, onu övmemiştir; onun için demokrasi,
şiddetsiz reforma izin veren ve aklı kullanmayı sağlayan bilinen tek rejim
olmasından dolayı tercih edilebilirdir.
Popper, demokrasiyi tanımlamaktan ziyade tarif ederek, onun zorunlu şartlarını
belirtmiştir. “Nedir?” yerine “nasıl?” sorusu onun için daha açıklayıcı ve
fonksiyoneldir. Popper “nedir?” sorusu ile uğraşmamış, “nedir?”li sorulara “özcülük
diyerek bunları herhangi bir amaca ulaştırmayan beyhude gayretler olarak
görmüştür. Onun için “nasıl?” sorusu önemlidir. Bu yüzden Popper, demokrasiyi,
yani açık toplum fikrini de “nasıl?” soruları ile inşa etmiştir.
Popper için hayat bir problem çözme süreci olduğuna göre, sistemler ve rejimler de
problem çözücü olmalıdır. O sebeple demokrasi problem çözmeye en yatkın sistem
olduğundan tercih edilebilir. Peki demokrasi nasıl düzenlenmelidir ki, şiddete
yönelim olmasın ve akıl ile eleştiri en ideal şekli ile uygulanabilsin? Bunun için “açık
toplum” anlayışında ruhunu bulan denetleyici, reforme edici, eleştirel ve kurumcu
bir demokrasi anlayışına yönelinmesi, temel bilim mantığına da uygundur. Popper,
kurumlara önem vermesine karşılık, insan unsurunu hiçbir zaman gözardı etmemiş
ve kurumların insanlarla düzeltilip yaşatılabileceğine inanmıştır.9
Popper, “açık toplum”un zıttı olarak “kapalı toplum” terimini kullanmıştır. Popper,
bu iki kavramın entelektüel geçmişi konusunda şunları söylemektedir:
“Benim bildiğim kadarıyla, açık toplum ve kapalı toplum terimlerini ilk defa
‘Ahlâk ve Dinin İlk Kaynağı’ adlı eserinde Henri Bergson kullanmıştır.
Bergson’un bu terimleri kullanışıyla benim kullanışım arasında (hemen bütün
felsefe problemlerine büsbütün farklı bir yaklaşımdan doğan) hayli büyük bir
başkalık olmakla birlikte, burada belirtmek istediğim belirli bir benzerlik de
vardır. (Bergson’un kapalı toplumu ‘tabiatın elinden yeni çıkmış insan toplumu’
diye anlatışı). Ancak esas fark şudur: Benim terimlerim adeta bir rasyonalizm
ayrımına dayanmaktadır; kapalı toplum sihirli tabulara inanışla nitelendirilebilir, açık toplum ise insanların tabulara karşı bir dereceye kadar eleştirici
olmayı öğrendikleri ve kararlarını (tartıştıktan sonra) kendi zekâlarına
dayanarak aldıkları bir toplumdur. Oysa Bergson’un kafasında bir çeşit dinsel
ayrım vardır. Bu, onun açık toplumuna niçin mistik bir sezginin ürünü diye
bakabildiğini açıklar; bense mistisizmin kapalı toplumun yitirilmiş bütünlüğüne
duyulan özlemin bir anlatımı ve dolayısıyla açık toplumun rasyonalizmine karşı
bir tepki olarak yorumlanabileceğini söylüyorum. Benim ‘açık toplum’ terimini
kullanışımla, Graham Wallas’ın ‘büyük toplum’ terimi arasında biraz benzerlik
görülmektedir; fakat benim terimim, Perikles Atinası gibi bir ‘küçük toplum’u da
kapsayabilir -öte yandan, bir ‘büyük toplum’un durdurulabileceğini ve
dolayısıyla kapatılabileceğini düşünmek mümkündür. Belki, benim ‘açık
9
Popper, Açık Toplum ve Düşmanları, C.1, s.298.
Türk Akademisi Sosyal ve Kültürel Araştırmalar Merkezi
Makale No. 8 // Mart 2014
5
Açık Toplum ve Karl Raimund Popper
toplum’umla Walter Lippmann’ın hayran olunmaya değer kitabının başlığında
kullanılan terim arasında da bir yakınlık vardır: ‘İyi toplum’.” 10
Görüldüğü üzere Popper’in “açık toplum”u, benzerlik kurulabilecek diğer yazarların
eserlerindeki toplum tanımlarından farklıdır. Bergson’un kullanımından kriter
farkından dolayı ayrılmaktadır. Çünkü Popper “açık toplum”a rasyonel bir hüviyet
biçmesine karşılık, Bergson’un “açık toplum” anlayışında dinî ayrım söz konusudur.
Wallas’ın “büyük toplum”undan ise, Wallas’ın niceliğe, Popper’ın ise niteliğe önem
vermesi ile ayrılmaktadır. Dolayısıyla Popper’ın “açık toplum”unu diğerlerinden
farklı, onun kendine has düşünce şekli olarak saymamız gerekmektedir. Zira klâsik
liberallerin ve bilhassa 20’nci asrın önde gelen liberallerinden Hayek’in hukuka
dayalı, özgür toplum anlayışı ile de birebir örtüşmemektedir.
2.1) Açık Toplum ve Kapalı Toplum
Popper’ın tüm tarih görüşü “kapalı toplum-açık toplum” çifti çevresinde
şekillenmiştir. “Kapalı toplum” veya “kabile toplumu” ve “açık toplum”
kavramlarının, somut karşılıkları olan tarihsel nesneler olarak anlaşılmamaları
lâzımdır; bunlar Weberci anlamda ideal tipler olarak anlaşılmalıdır, yani tarihî
gerçeklikten yola çıkarak, bu gerçekliğin en tipik unsurlarıyla yeniden kurulan,
kısmen ütopik kurgular olarak.11
Bu iki kavramı “ideal” ve “ütopik” kelimeleri ile nitelendiren Baudouın’in görüşü için
Popper; “Benim, kapalı toplumu sihirci, açık toplumu da akılcı ve eleştirici diye
nitelendirişim, doğal olarak, söz konusu olan toplumu idealleştirmeden bu terimleri
uygulamamızı imkânsız kılmaktadır” 12 demektedir. İdealleştirmiş olmanın
gerekçeleri için belki en önemlisi, açık toplum ve kapalı toplumu “işte budur”
diyecek şekilde nesnel olarak gösteremeyeceğimizdir. Açık toplumda da kapalı
toplumun izlerini bulmamız ve bunların silinmesinin imkânsızlığı için Popper’ın
söylediği şu sözler daha önemlidir:
“Sihirci tutum, bugüne kadar gerçekleştirilmiş en ‘açık’ toplumda bile,
yaşantımızdan hiç de silinmiş olmadığı gibi, bana kalırsa, büsbütün silinebilmesi
mümkün de değildir. Buna rağmen, kapalı toplumdan açığına geçişin yararlı bir
ayracını vermek mümkün görünmektedir. Toplum kurumlarının insan yapısı
oldukları bilinçle kavranmaya, bilinçli olarak değiştirilmeleri ve insan amaç ve
hedeflerinin gerçekleştirilmesi bakımından uygunlukları tartışılmaya
başlayınca, geçiş olmaktadır. Ya da sorun daha az soyut bir biçimde konulmak
gerekirse, toplum düzenine doğaüstü bir huşuyla bakmak yerine, etkin bir
karışma ve birey ya da grup çıkarlarını bilinçli olarak izleme başlayınca, kapalı
toplum çökmektedir.” 13
Popper, Açık Toplum ve Düşmanları, C.1, ss.193-194.
Popper, Açık Toplum ve Düşmanları, C.1, s.298.
12 Jean Baudouin, “Karl Popper: Muhafazakâr mı? Hayır”, Çev. Eriman Topbaş, Türkiye Günlüğü,
Sayı:34, Mayıs-Haziran 1995, s.52.
13 Magee, a.g.e., s.70.
10
11
Türk Akademisi Sosyal ve Kültürel Araştırmalar Merkezi
Makale No. 8 // Mart 2014
6
Açık Toplum ve Karl Raimund Popper
Popper’ın açık toplum-kapalı toplum ayrımı “ideal” yapılar olarak kaçınılmaz bir
şekilde verilmiş olmasına rağmen, Baudouin şunları söylemektedir:
“Popper’ın açık toplum diye isimlendirdiği şey hakkında, eğer bu kavramı
Batı’nın ideolojik kataloğunun uygun kısımlarına hapsetmek iddiasında
olunsaydı, köklü bir şekilde yanılgıya düşülecekti. Bu kavram son kertede ana
değerlerin doğrulanmasına dayanacak bir cemiyet biçimini belirtiyor. Bu ana
değerler ise; ferdî ve müşterek hürriyetlere saygı, toplumsal adaletin titizlikle
araştırılması değiş-tokuş yerlerinin ve denetim kurumlarının arttırılmasıdır.” 14
İçinde yaşadığımız yüzyılda başka zamanlardan daha da çok olmak üzere yaygınlıkla
inanılmaktadır ki, ussallık, mantık, bilimsel yaklaşım, bir bütün olarak merkezî
şekilde örgütlenmiş, planlanmış ve düzenlenmiş bir toplum gerektirmektedir.
Popper ise, bunun otoriterce olmaktan başka, yanlış ve aşılmış bir bilim anlayışına
dayandığını göstermiştir. Ussallık, mantık ve bilimsel yaklaşımların hepsi de,
birbiriyle bağdaşmayan görüşlerin ileri sürülebildiği ve çatışan amaçların
izlenebildiği “açık” ve çoğulcu bir topluma işaret etmektedirler; içinde, herkesin
sorunlarını ve durumlarını araştırmakta ve çözümler önermekte ve başkalarının -en
önemlisi hükümetin- önerdiği çözümleri eleştirmekte özgür olduğu bir toplum; her
şeyin üstünde de hükümet politikalarının eleştirinin ışığında değiştirildiği bir
toplum.15 Popper, bu konuda açık toplum anlayışında Atinalı Perikles’in şu sözüne
özel bir önem vermekte ve bu sözü sık sık kullanmaktadır: “Devletle ilgilenmeyen bir
kimseyi zararsız değil, yararsız buluruz; ve bir politikayı ancak birkaç kişi ortaya
koyabilir, ama hepimiz onu yargılayacak nitelikteyiz. Biz tartışmaya, siyasal eylemin
önüne dikilen bir engel diye değil, bilgece davranmanın vazgeçilmez bir ön hazırlığı
diye bakarız.” 16
Popper’ın demokrasiyle söylemek istediği, böyle bir toplumdur; ama her konuda
olduğu gibi burada da, kavrama herhangi özel bir önem yüklememektedir. Popper
açık toplumun tohumlarını Yunan medeniyetinde ve “büyük kuşak” dediği
filozoflarda bulmaktadır ve bugünün temel problemlerinin de o zaman iyi
incelenirse görülebileceğini iddia etmektedir. 17 Popper, “ ‘Bizim Batı uygarlığımız,
Yunanlılar’la başlamıştır. Kabilecilikten insaniyetçiliğe doğru ilk adımı atan,
anlaşılan onlar olmuştur’ diyerek Batı medeniyetinin başlangıcını ve açık toplumun
ortaya çıkışını eski Yunan’da aramaktadır.” 18
Popper; “Böylelikle Batı uygarlığımızın Yunanlılar’dan geldiğini söylerken bunun ne
demek olduğunu kavrayabilmeliyiz. Bu demektir ki, Yunanlılar görünüşe bakılırsa
hâlâ emekleme çağında olan o büyük devrimi, kapalıdan açık topluma geçişi, bizim
Baudouin, a.g.m., s.52.
Magee, a.g.e., s.71.
16 Popper, Açık Toplum ve Düşmanları, C.1, s.166.
17 Popper, Açık Toplum ve Düşmanları, C.1, s.170.
18 Bauduin, a.g.e., ss.22-23. Daha geniş bilgi için Popper, Açık Toplum ve Düşmanları, C.1, ss.165-176.
14
15
Türk Akademisi Sosyal ve Kültürel Araştırmalar Merkezi
Makale No. 8 // Mart 2014
7
Açık Toplum ve Karl Raimund Popper
sürdürmemiz için başlatmışlardır” 19 demek suretiyle de kapalıdan açık topluma
geçiş sürecinin ya da devriminin eski Yunan’da başladığını ve bugün emekleme
döneminde olduğunu söyleyerek “açık toplum”un idealleştirmesini daha da pekiş tirmektedir.
İlk Yunan kentleri etimoloji ve antropolojinin incelediği “geleneksel” toplumlarla
büyük ölçüde benzerlik gösteriyordu. Bunlar bir başkan çevresinde toplanmış, aynı
inançlar ve dinsel törenlerle birleşmiş, neredeyse bir örnek küçük kabile
topluluklarıdır. Ayrıca bu topluluklar toplumsal uzlaşmalarla doğal yansımaları
birbirinden ayırt edebilecek durumda değillerdi, çünkü bunları doğaüstü ve büyüsel
inançlara bağlıyorlardı. Oysa bu, “organik topluluk” ağır ağır dağılmaktaydı. Popper
açıklamasını “tarihsicileştirmekten” çekinmeden, kapalı toplumun ayrışmasının
kökeninde az çok rastlantıya bağlı iki nesnel sürecin biraraya gelmesinin rol
oynadığını belirtmektedir. Birinci etken nüfusla ilgilidir ve geleneksel yöneten
sınıfların oturmuşluğunu belirgin biçimde etkilemiştir. Hızlı nüfus artışı, bireysel
istekleri çoğaltarak ve mevcut mülkiyetleri sarsarak, şimdiye kadar iç bağlılığını
sürdürmesini bilmiş egemen toplumların bağrında fark edilmeyen çatlaklar
meydana getirmiştir. Bu bakımdan Popper, Platon’un sosyolojik bilincini temsil
etmektedir. Platon geleneksel seçkinlerin zayıflamasının kabileciliğin bozulmasına
katkıda bulunduğunu isabetle fark etmişti. Öte yandan belirleyici etken ticaretle
ilgilidir: “Kapalı toplumun çöküşünün asıl nedeni, ticaretin gelişmesinde ve
denizaşırı ilişkilerde aranmalıdır” demektedir Popper. Ticaret ve denizaşırı ilişkiler,
kentler arasındaki alışverişi artırmış, Eski Yunan’ı dış kültürlere açmış ve toplumsal
katmanlaşmayı hızlandırarak kabileciliğin çöküşünü çabuklaştırmıştır. 20 Popper, bu
devrimin bilinçli olarak yapılmadığını ve bu olayla birlikte de yeni bir huzursuzluğun
ilk işaretlerinin görüldüğünü belirtmektedir. Ona göre:
“Uygarlığın bunalımı (gerginliği) duyulmaya başlamıştır. Bu bunalım, bu
huzursuzluk, kapalı toplumun çöküşünün bir sonucudur. Günümüzde bile elan
duyulmaktadır, özellikle toplumsal değişim zamanlarında. Bu, açık ve kısmen
soyut toplumdaki yaşamın bizden akılcı olmaya, duygusal olarak toplumla ilgili
ihtiyaçlarımızdan hiç değilse bazılarını unutmaya, kendimize bakmaya ve
sorumluluk üstlenmeye gayret etmek suretinde durmadan istediği çabanın
yarattığı bir bunalımdır.”21
2.2) Açık Toplumun Doğuşu ve Büyük Kuşak
Popper açık toplumun ortaya çıkışı konusunda eski Yunan’da zuhur eden ve
kabileciliğin yıkılış sebepleri olarak gösterdiği nesnel verilerin haricinde, bu
olaylarla doğrudan bağlantı kurmamakla birlikte, eleştirel geleneğin kurulmasını
sağlayan ve ismine “büyük kuşak” dediği bir filozoflar zincirinden bahsetmektedir.
Popper “büyük kuşağı” şöyle saymaktadır:
Popper, Açık Toplum ve Düşmanları, C.1, s.170.
Popper, Açık Toplum ve Düşmanları, C.1, ss.177-178.
21 Popper, Açık Toplum ve Düşmanları, C.1, ss.190-191.
19
20
Türk Akademisi Sosyal ve Kültürel Araştırmalar Merkezi
Makale No. 8 // Mart 2014
8
Açık Toplum ve Karl Raimund Popper
“Aralarında Sophokles ya da Thukydides gibi büyük muhafazakârlar (…) geçiş
dönemini temsil eden Euripides gibi müteredditler ya da Aristophanes gibi
şüpheciler vardı. Fakat, yasa önünde eşitlik ve siyasal ferdiyetçilik ilkelerini
formülleştiren, demokrasinin büyük önderi Perikles (…) ayrıca Herodotos,
Protagoros ve Demokritos, Gorgias-Alkidamas, Lykophron ve Antisthenes okulu vardı ve belki de hepsinden büyüğü, insan aklına inanmamız ama aynı
zamanda dogmatizmden kaçınmamız gerektiğini; mitologyadan da, yani teoriye
ve akla güvenmezlikten de, bilgeliği putlaştıranların büyücü tutumundan da
uzak durmamız gerektiğini, başka bir anlatımla, bilim ruhunun eleştirme
olduğunu öğreten Sokrates vardı.” 22
Popper, bütün bu büyük filozofları eleştirel ve akılcı geleneğin kurulmasının temel
taşları, yani “açık toplum”un mimarları kabul etmektedir.
Popper, yukarıda bahsettiğimiz gibi açık toplumun eski Yunanla beraber başladığını
ve bugün emekleme döneminde de olsa artık açık toplumdan vazgeçilmeyeceğini
şöyle anlatmaktadır:
“Kapalı toplumun sözde masumluk ve güzelliğine artık geri dönemeyiz. Cennet
hayâlimiz yeryüzünde gerçekleştirilemez. Bir kez aklımıza güvenmeye ve
eleştirme yetilerimizi kullanmaya başlayınca, bir kez kişisel sorumluluklarımızın sesini ve onunla birlikte bilgiyi ilerletmeye yardım etmenin sorumluluğunu duyunca, artık bir daha kabile sihrine kayıtsız boyun eğme durumuna
dönemeyiz. (...) Dönersek, yolun en başına, hayvanlığa kadar dönmemiz gerekir.
(...) Hayvanlara dönmek mümkündür. Fakat insan kalmak istiyorsak, o vakit bir
tek yol vardır, açık toplumun yolu. Bu durumda, ne kadar akla sahipsek onun
hepsini hem güvenliği hem de özgürlüğü sağlamak için plan yapmakta
kullanarak bilinmeyene, belli ve güvenli olmayana doğru ilerlememiz gerekir.” 23
2.3) Açık Toplum ve Devlet
Popper’ın devlet kelimesinden anladığı “örgütlenmiş ve hatta merkezîleşmiş siyasal
iktidar”dır.24 Popper devletin kaynağı, doğuşu ve anlamı gibi meselelerle
ilgilenmemektedir. Ona göre; “Devlet nedir? Devletin gerçek doğası, asıl anlamı
nedir?” gibi özcü sorulara cevap verilmeye kalkışılmamalıdır. “Devlet nasıl çıktı,
siyasal kökeninin kaynağı nedir?” gibi tarihsici soruları da cevaplandırmaya
çalışmamak gerekir. Popper’a göre sorularımızı şöyle sormamız gerekir:
“Biz devletten ne bekliyoruz? Devlet etkinliklerinin meşru amacı olarak nelerin
sayılmasını bekliyoruz? Temel siyasal taleplerimizi bulmak için de şöyle diyebiliriz:
İyi düzenlenmiş bir devlette yaşamayı, devletsiz, yani anarşi içinde yaşamaya neden
yeğliyoruz? Soruları sormanın akla uygun yolu budur. Bunlar, bir teknoloğun
herhangi bir siyasal müesseseyi kurmaya ya da yeniden düzenlemeye girişmeden
önce mutlaka sorması gereken sorulardır.” 25
Popper, Açık Toplum ve Düşmanları, C.1, ss.177-178.
Popper, Açık Toplum ve Düşmanları, C.1, s.226.
24 Popper, Açık Toplum ve Düşmanları, C.1, s.112.
25 Popper’ın ve diğer ideolojilerin devlete bakışı, İslâm devlet felsefesinin İbn-i Haldun açısından
yorumu ve açık toplum fikrinin İslâmî kavramlar ile paralelliği konusunda ilginç bir çalışma için
22
23
Türk Akademisi Sosyal ve Kültürel Araştırmalar Merkezi
Makale No. 8 // Mart 2014
9
Açık Toplum ve Karl Raimund Popper
Genel olarak devletin görev ve yetkilerinin, özel olarak da devletin iktisadî alana
ilişkin görev ve yetkilerinin genişliği ve sınırları bugün de tartışılan ve çeşitli
ideolojiler arasında ciddî görüş ayrılığı noktası oluşturan çok önemli bir konudur.
Klâsik liberalizm “en iyi devlet, en az karışan devlettir” ilkesinden hareket ederek
devletin görev ve yetki alanını, kişi hürriyetlerinin korunabilmesi amacıyla elden
geldiğince sınırlı tutmaya çalışırken, sosyalizm ise her şeyi devletin (toplumun)
görev ve yetki alanına dâhil etmektedir. Popper’ın ifadesiyle, “dizginsiz kapitalizm”
şahsî hürriyetlerin iktisadî güç çevrelerince baskı altına alınmasını önlemede
başarısız kalmaktadır. Hâlbuki özgürlüklerin korunması için “ekonomik gücün
siyasal güce üstün çıkmasına izin verilmemeli; gerekirse onunla savaşılmalı ve
siyasal gücün kontrolü altına alınmalıdır.” Diğer yandan, Marksistler de devlet
gücünü, devletin görev ve yetkilerini gereğinden çok artırmanın kişisel özgürlükler
için getirebileceği tehlikeleri yeterince kavrayamamışlardır. Onlar, devlet gücünün
“ancak burjuvaların elinde olursa kötü olduğu görüşünü” savunmakta ısrar etmişler,
“her türlü gücün, en az ekonomik güç kadar siyasal gücün de tehlikeli olduğunun
farkına varamamışlardır.” Hâlbuki “devlet gücü her zaman gerekli olmakla birlikte,
tehlikeli olan bir güç olarak kalacaktır.” 26
Popper, “her türlü, denetim altında olmayan gücün tehlikelerine” işaret ederek,
devletin gerekliliğini kabul etmekle beraber devletin belli özelliklere de sahip
olmasını istemektedir.27 Ona göre, olması gereken devlet; korumacı, denetlenen ve
araya girmeci özellikleri taşıyan devlettir. 28
2.3.1) Korumacı Devlet
Popper’ın devlete biçtiği ilk görev “korumacılık”tır. Popper bu konuda şöyle
demektedir:
“Devletten korumasını istiyorum, yalnız beni değil, başkalarını da. Kendi
özgürlüğümün ve başka kimselerin özgürlüklerinin korunmasını talep
ediyorum. Daha güçlü yumrukları yahut daha büyük silâhları olan herhangi
birinin lütfuyla yaşamak istemiyorum. Başka bir şekilde de söylemek gerekirse,
başka insanların saldırısına karşı korunmak istiyorum. Ben, özgürlüğüme
birtakım sınırlamalar konulmasının zorunlu olduğunu bildiğim için kendi
hareket özgürlüğümün devlet tarafından bir miktar kısıtlanmasına dünden
razıyım. Yeter ki, bana kalan özgürlüğün korunacağını bileyim.” 2929
Devlete verilen “korumacı” sıfatı ile Popper, klâsik liberalizmin “sınırlı devlet” ve
“negatif özgürlük” anlayışından uzaklaşarak sosyal liberallerin fonksiyonel devlet
bakınız: İbrahim Erol Kozak; İbn-i Haldun’a Göre İnsan, Toplum, İktisat, Pınar Yayınları, İstanbul,
1984, s.334.
26 Popper, Açık Toplum ve Düşmanları, C.2, s.119.
27 Popper, Açık Toplum ve Düşmanları, C.2, s.119.
28 Rahmi Şeyhoğlu; Karl Raimund Popper’ın Fikir Dünyasından, (Özel Basım Kitap), Tokat, 1999,
s.142.
29 Popper, Açık Toplum ve Düşmanları, C.1, ss.112-113.
Türk Akademisi Sosyal ve Kültürel Araştırmalar Merkezi
Makale No. 8 // Mart 2014
10
Açık Toplum ve Karl Raimund Popper
anlayışına yaklaşmaktadır. Popper, “Özgürlüğün hiçbir çeşidi devlet tarafından
güvence altına alınmadıkça mümkün olamaz” 30 demektedir.
Popper, devletin özgürlükleri koruması konusunda “özgürlükler bir kez
sınırlandırılmaya başlandı mı bütün özgürlük ilkesi çöker” şeklindeki eleştirilere, bu
işin sınırını belirlemenin güç olduğunu ve bir süreç gerektirdiğini belirterek burada
asıl görevin fertlere düştüğünü söylemekte; bu bağlamda özgürlükleri ve açık bir
toplum için savaşan uyanık ve mücadeleci fertler öngörmektedir.
2.3.2) Denetlenen Devlet
Popper, yöneticilerin ve güçlerinin sınırlanmasını ve kötü yöneticilerin yönetimden
uzaklaştırılmalarını sağlayacak kurumlar kurulmasını istemekte ve bilhassa devletin
ekonomik gücünün denetlenmesi konusuna önem vermektedir. Popper bu konuda
şunları söylemektedir: “Önlemeye çalışacağımız şey, yöneticilerin güçlerinin
artmasıdır. İnsanlara ve onların keyfîliklerine karşı tedbirli olmamız gerekir. Bazı
kurum türleri insana keyfî yetkiler verebilir, başkaları bunları esirgeyebilir.” 31
Popper, devletin ekonomik ve siyasî olarak devamlı denetlenmesi gerektiğini, bunun
da yönetilenlerce ancak demokrasilerde mümkün olduğunu kabul etmektedir:
“Demokrasi, halkın hükümetlerini yargılamak ve düşürmek hakkı, kendimizi
siyasal gücün kötüye kullanılmasına karşı korumakla kullanabileceğimiz tek
silâhtır; bu, yöneticilerin yönetilenler tarafından denetlenmesidir ve siyasal güç
ekonomik gücü denetleyebildiğine göre siyasal demokrasi aynı zamanda
yönetilenlerin ekonomik gücü denetlemelerine de imkân verir. Demokratik
denetim olmazsa hükümetlerin siyasal ve ekonomik güçlerini vatandaşlarının
özgürlüğü ve korunmasından çok farklı amaçlar uğruna kullanılmaması için
hiçbir sebep kalmaz.” 32
Popper; Toplumsal eşitliği sağlamak iddiası ile iktidara gelenlerin kendi
ayrıcalıklarını artıracaklarından kuşku duymaktadır. Bu sebeple toplumsal
yetkilerin (devletin görevlerinin) artmasını, ancak bu yetkileri denetleyecek
kurumların da aynı oranda artmasını istemektedir. Ayrıca devletin idarî
mekanizması olan bürokrasinin, vatandaşa ve hatta kendi memuruna bile tiranca
baskı yapan kanserli hücrelere benzediğini 1986 yılında Revue Economique’deki
söyleşisinde belirtmiştir.
2.3.3) Araya Girmeci Devlet
Popper, devlet ile pazar arasında tercih yapmayı her zaman reddetmiştir. Hiçbir
zaman devletin yıkılmasını isteyen ve piyasayı yücelten bir “neoliberal” olmamıştır.
Sınırsız özgürlüğün paradoksları kadar ekonomik özgürlüğün de paradokslarına
vurgu yaparak David Hume’un “hazzı çoğalt” parolası yerine “acıları en aza indir”
anlayışını koymuştur. Bu anlayış, onun devlet anlayışının gerektiğinde “sosyal
Popper, Açık Toplum ve Düşmanları, C.1, s.114.
Popper, Açık Toplum ve Düşmanları, C.1, s.114.
32 Popper, Açık Toplum ve Düşmanları, C.1, s.117.
30
31
Türk Akademisi Sosyal ve Kültürel Araştırmalar Merkezi
Makale No. 8 // Mart 2014
11
Açık Toplum ve Karl Raimund Popper
devlet” olabileceğini göstermesi bakımından mânidârdır. Bu anlayış, devletin
piyasanın işleyişine onun “ekonomik araya girmecilik” dediği usuller ile müdahale
edebilmesini öngörmektedir.
Popper, ekonomik araya girme sürecini ikiye ayırmaktadır: Bunlardan biri koruyucu
kurumlardan, mesela, bir malın ya da hayvanın sahibinin yetkilerini sınırlayan
yasalardan meydana gelen bir “hukukî çerçeve” kurmaktır. İkinci yol, devlet
organlarına belli sınırlar içinde yöneticiler tarafından o sırada ortaya konmuş
amaçları gerçekleştirmek için gerekli gördükleri davranmak yetkisini vermektir.”
Popper bu yöntemlerden birincisini “kurumsal” ya da “dolaylı” araya girme,
ikincisini ise “kişisel” ya da “dolaysız” araya girme olarak tanımlamaktadır. Popper
demokrasilerde her zaman birinci yolun, yani “kurumsal” olanın tercih edilmesi
gerektiğini vurgulamıştır. Şayet ikinci yol, yani “kişisel” olan araya girmecilik
seçilirse, akıldışılık artacak ve bu da toplumda güvensizliğe sebep olacaktır. Pek çok
kişi sahne arkasında güçlerin olduğu düşüncesine inanmaya başlayacak ve toplum
dedikoduya dayanan “fesatçı toplum kuramları”na saplanacaktır. Popper için bu
anlayış tarihî olarak önemlidir. Çünkü ona göre “kurumsal araya girmecilik”
sayesinde Marksizm Avrupa’da gerçekleşmemiştir. 33
Kısaca Popper, klâsik liberalizmin sınırlı ve “en az yöneten” devleti yerine,
düzenleyici ve gerektiğinde planlayıcı bir devleti kabul etmektedir. Ancak, planlama
ve araya girmeciliğin çok hassas bir şekilde düzenlenmesi gerektiğini, yoksa
planlayacak bir şeyin kalamayabileceğini de belirtmektedir. 34
2.4) Özgürlükler ve Paradokslar
Popper, klâsik ve liberal demokrasi anlayışlarını eleştirmiş ve onlardaki birtakım
paradokslara işaret etmiştir. İlk başta “Halkın halk tarafından yönetimi” gibi
tanımlamaları gerçekçi bulmadığını ifade etmiş ve bunun ve uygulanmasının
imkânsızlığına değinmiştir. Bu konuda “fiilî olarak hiçbir zaman halk yönetmez,
yöneten hükümetlerdir” demektedir.35
Demokrasi onun için şiddete başvurmadan yönetimlerin değiştiği ve aklın
kullanılabildiği bir yönetim olmasından dolayı önemlidir. Ancak bu kabul, onun
liberal ve klâsik demokrasi anlayışlarının paradokslarına işaret etmesine engel
değildir. Popper’a göre demokrasiler aşağıda sayılacak paradoksları bünyelerinde
barındırmaktadırlar.
2.4.1) Egemenlik Paradoksu
Popper’e göre; Platon’un başlattığı, “Kim yönetmeli” sorusu ile başlayan ve tek bir
adam, bir sınıf ya da halk gibi cevapların verildiği temel siyaset felsefesi, özünde
Şeyhoğlu; a.g.e., ss.146-147
Baudouin; a.g.m., s.52.
35 Popper, Açık Toplum ve Düşmanları, C.2, ss.121-122.
33
34
Türk Akademisi Sosyal ve Kültürel Araştırmalar Merkezi
Makale No. 8 // Mart 2014
12
Açık Toplum ve Karl Raimund Popper
“egemenlik paradoksu”nu barındırmaktadır. Çünkü bu soruyu temel mesele kabul
edenler iktidarın denetimsiz olabileceğini ve özünde egemen olduğunu da peşinen
kabul etmiş olmaktadırlar. Bunun aşılması ona göre zor değildir. Popper’e göre “Kim
yönetmeli?” yerine “Bu güç nasıl kullanılacak?” ve “Ne kadar güç kullanılacak?”
sorularının sorulması meseleyi çözebilecektir. Sorulması gereken soru, ona göre
“Siyasal kurumları nasıl örgütleyelim ki; kötü ya da yeteneksiz yöneticilerin çok fazla
zarar vermeleri önlenebilsin” olmalıdır.36
2.4.2) Demokrasi Paradoksu
“Çoğunluk hükümranlığı paradoksu” da denilen bu paradokstan ilk bahseden
Leonard Nelson’dur. Popper’a göre en az bilinen paradokstur ve çoğunluğun bir
tiranın yönetmesine karar vermesi paradoksunu içinde barındırır. Popper bu
durumun imkânsız olmadığını ve tarihî tecrübeler ile sabit olduğunu belirtmiştir.
Ancak o, bundan kurtulmanın yolunu özgürlüklerin kurumsallaştırılmasına ve
bunlara saldırı kimden gelirse gelsin onları koruyacak özgürlükçü fertlerin varlığına
bağlamıştır. Onun için demokrasi; çoğunluk tarafından hükmedeceklerin seçilmesi
değil, özgür kurumların olduğu, yönetilenlerin özgürce eleştirebildiği ve kan
dökmeden yöneticileri değiştirebildiği bir sistemdir. 37
2.4.3) Hoşgörü Paradoksu
Popper’ın dikkat çektiği bir başka paradoks da hoşgörü paradoksudur. O, bu konuda
şunları kaydetmektedir:
“Sınırsız hoşgörü, zorunlu olarak hoşgörünün kaybolmasına yol açacaktır.
Sınırsız hoşgörüyü hoşgörüsüzlere de gösterirsek, hoşgörülü bir toplumu
hoşgörüsüzlerin saldırısına karşı savunmaya hazır olmazsak, hoşgörülüler ve
onlarla birlikte hoşgörünün kendisi de ortadan kalkacaktır. Bu
formülleştirmeyle ben, örneğin hoşgörüsüz felsefeleri her zaman baskı altında
tutmamız gerekir demiyorum; akılcı kanıtlarla onlara karşı gelebildiğimiz ve
kamuoyuyla dizginleyebildiğimiz sürece, baskı yollarına gitmek akılsızlık
olurdu. Fakat onları gerekirse zorla bile bastırma hakkına sahip çıkmalıyız;
çünkü kolaylıkla onların bize karşı akılcı tartışma düzeyinde karşı çıkmaya hazır
olmamaları ve her türlü delili reddederek işe başlamaları mümkündür; kendi
izleyicilerine, aldatıcıdır diye, akılcı kanıtlara kulak vermeyi yasaklayabilirler ve
onlara kanıta karşı yumruklarını yahut tabancalarını kullanmayı öğretebilirler.
Onun için biz, hoşgörü adına, hoşgörüsüzlükleri hoşgörmeme hakkına sahip
olmalıyız. Hoşgörüsüzlüğü tavsiye eden her hareketin kendisini kanunun dışına
koyduğunu söylemeliyiz ve tıpkı öldürmeye yahut insan kaçırmaya veya köle
ticaretini hortlatmaya teşviki suç saydığımız gibi hoşgörüsüzlüğe ve baskıya
teşviki de suç saymalıyız.” 38
Karl,Popper; Açık Toplum ve Düşmanlarına Yeniden Bakış, Çev. İhsan Duran Dağı, Sosyal ve
Siyasal Teori, Der. Attila Yayla, Siyasal Kitabevi, Ankara, 1993, s.26.
37 Popper, Açık Toplum ve Düşmanları, C.2, s.123.
38 Popper, Açık Toplum ve Düşmanları, C.1, s.265 ve Magee; a.g.e., s.71.
36
Türk Akademisi Sosyal ve Kültürel Araştırmalar Merkezi
Makale No. 8 // Mart 2014
13
Açık Toplum ve Karl Raimund Popper
2.4.4) Özgürlük Paradoksu
Popper’ın liberalizmin özü olan özgürlüğün sınırsız olamayacağı, yoksa bunun
özgürlükleri yok edici bir yapıya bürüneceğini iddia ettiği paradokstur. Popper bu
konu ile alakalı olarak şunları söylemektedir:
“Herhangi bir engelleyici denetimin yokluğu anlamında özgürlük, zorbaları,
zayıfları kendilerine köle etmekte özgür bırakacaktır.” 39 “Koşulsuz özgürlük,
koşulsuz hoşgörü gibi yalnızca kendi kendini yıkıcı olmakla kalmaz, karşıtını da
üretmeye mahkûmdur. Böylelikle tam özgürlük, özgürlüğün sonunu getirir,
bunun içindir ki, tam özgürlükten yana olanlar, niyetleri ne olursa olsun,
gerçekte özgürlüğün düşmanıdırlar.” 40 “Devletin özgürlüğü bir dereceye kadar
sınırlamasını herkesin özgürlüğünün yasalar tarafından korunmasını
istemeliyiz.”41
2.4.5) Ekonomik Özgürlük Paradoksu
Özgürlük paradoksunun bir parçasını oluşturan ekonomik özgürlük paradoksu ile
Popper, ekonominin kendi hâline bırakılmasını paradoksal görmektedir. Sınırsız
özgürlük gibi sınırsız ekonomik özgürlüğün de kendi kendini yok edici bir öze sahip
olduğunu vurgulayan Popper, sınırsız ekonomik özgürlükle ekonomik gücü elinde
tutanların ekonomik açıdan zayıfları tahakkümleri altına alabilmelerinin mümkün
olduğunu söylemektedir. Popper, bunun önlenmesi için, devletin plana bağlı bir
şekilde araya girmesinin meseleyi çözeceğini belirtmektedir. 42
SONUÇ
Karl Raimund Popper, 20’nci yüzyılın önde gelen bilim ve siyaset
felsefecilerindendir. Popper’ı ve felsefesini anlatan en güzel cümle, onun kendi hayat
hikâyesini anlattığı kitabının ismi olan “Bitmeyen Arayış” cümlesidir. Popper, bilim
felsefesinde, bilimsel bilgiye ulaşmanın ve araştırmanın temel mantığı olarak,
”yetmeyen ya da sorun çözemeyen teorinin bittiği yerde bir yenisini aramaya
başlamanın” bilimsel araştırmanın temel metodu olması gerektiğini söylemiştir.
Onun hayat hikâyesine baktığımızda, entelektüel macerasında da bu metodu
uyguladığını görürüz.
Popper, pozitivistlerin içinde bulunmuş ve pozitivizmin yetmediğini gördüğü yerde
“doğrulamacılık”ın yerine “yanlışlamacılığı” geliştirmiştir. Marksizm ile yollarını
ayırdıktan sonra her zaman içinde olduğu liberalizmin paradoksal gördüğü yerlerini
eleştirmiş ve kimi zaman da sosyal demokrasi ile “araya girmecilik” dediği
metodlarla liberalizmi yumuşatmaya çalışmıştır.
Popper, Açık Toplum ve Düşmanları, C.1, s.265.
Popper, Açık Toplum ve Düşmanları, C.1, s.265.
41 Magee; a.g.e., s.72.
42 Popper, Açık Toplum ve Düşmanları, C.2, ss.115-116.
39
40
Türk Akademisi Sosyal ve Kültürel Araştırmalar Merkezi
Makale No. 8 // Mart 2014
14
Açık Toplum ve Karl Raimund Popper
Popper’ın, Jean Baudouin’in “Popperyen demokrasi” olarak isimlendirdiği “açık
toplum” fikri, özü itibarıyla liberal demokrasidir. Popper, övmeden ve kutsamadan,
“şiddete başvurmadan yönetimin değişebildiği ve eleştirel akılcılığın
uygulanabileceği yegâne yönetim şekli” olarak gördüğü için demokrasiyi tercih
etmiştir.
Popper’ın açık toplumunda devlet, liberalizmin “sınırlı devlet”inden daha
fonksiyoneldir. Ancak bu fonksiyonellik belli şartlarla sınırlandırılmış bir
foksiyonelliktir. Popper, devleti “kurumsal, denetlenebilen ve araya girmeci” dediği
üç özellik ile hayatın içinde mutlaka olması gereken bir unsur olarak görmüştür.
Öyle ki, özgürlüklerin (liberallerin hürriyetlerin en büyük düşmanı olarak
gördükleri) devletin güvencesi altında yaşanabileceğini savunmuştur. Popper’a göre
özgürlükler, ancak, devletin teminatı altında olduğu müddetçe güvencededir ve
sınırsız özgürlük olamaz. Bunu sınırlayacak olan devlettir. (Liberalizmin “negatif
özgürlük” anlayışı burada yerini sosyal liberallerin “pozitif özgürlük” anlayışına terk
etmektedir.) Popper’a göre, sınırsız olan her şeyde paradokslara düşme (özgürlük,
demokrasi, hoşgörü ve ekonomik özgürlük paradoksları) ve diktatörlüklere kayma
tehlikesi ile karşı karşıya kalabiliriz.
Popper, genel iradenin, yani çoğunluğun yanılmazlığı gibi bir anlayışı da demokrasi
paradoksu olarak görür. Demokrasi, çoğunluğun tiranlığı demek değildir. Öyle ki
demokrasi, azınlıkların da haklarını koruyan ve çoğunluğun açık toplumdan
sapmasını engelleyebilecek şekilde kurumlarını örgütlemiş bir sistem olmalıdır. Açık
toplumda, herkesin yapılan politikaları eleştirme hakkı bulunmalı ve bireyleri bu
hakkı kullanacakları kanallar açık olmalıdır.
Popper, devletin müdahalesinin ve gücünün şayet iyi planlanma ve akılcı
kurumlaşma sağlanmazsa, özgürlükler ve açık toplum için her zaman tehlike arz
ettiğini de kabul etmektedir. Yöneticilerin müdahalelerinin kurumsal ve her türlü
keyfîlikten uzak olması gerektiğini, devleti denetleme işinin ise yine kurumsal ve
“uyanık fertler” marifetiyle olabileceğini belirtmektedir. Şiddete asla müsamaha
göstermeyen ve her türlü şiddetten nefret ettiğini açık olarak ifade eden Popper,
sadece kapalı topluma kayma ihtimalinde hiç sevmediği şiddeti meşru görmektedir.
Türk Akademisi Sosyal ve Kültürel Araştırmalar Merkezi
Makale No. 8 // Mart 2014
15
Download

açık toplum ve karl raımund popper