ÜÇ AYLAR - BERAAT GECESİ
SOHBETİ CANAN: İMAN VE DÜŞÜNCE DÜNYASINI İNŞA ETME CEHDİ
Bediüzzaman Said Nursi, KASTAMONU LÂHİKASI, 40. Mektup:
Nasıl maddî hava fena ise, fena tesir ediyor; mânevî hava da bozulsa, herkesin istidadına
göre bir sarsıntı verir. Şuhur-u selâse ve muharremede âlem-i İslâmın mânevî havası, umum
ehl-i imanın âhiret kazancına ve ticaretine ciddî teveccühleri ve himmetleri ve tenvirleri o
havayı sâfileştiriyor, güzelleştiriyor, müthiş ârızalara ve fırtınalara mukabele ediyor. Herkes o
sayede ve sayesinde derecesine göre istifade eder.
***
Bediüzzaman Said Nursi, ŞUÂLAR, On Dördüncü Şuâ:
Bu gelen gece olan Leyle-i Beraat, bütün senede bir kudsî çekirdek hükmünde ve
mukadderat-ı beşeriyenin programı nev'inden olması cihetiyle, Leyle-i Kadr'in kudsiyetindedir.
Her bir hasenenin Leyle-i Kadir'de otuz bin olduğu gibi, bu Leyle-i Beraat'ta her bir amel-i
salihin ve her bir harf-i Kur'ân'ın sevabı yirmi bine çıkar. Sair vakitte on ise şuhûr-u selâsede
yüze ve bine çıkar. Ve bu kudsî leyâli-i meşhurede on binler, yirmi bin veya otuz binlere çıkar.
Bu geceler elli senelik bir ibadet hükmüne geçebilir. Onun için, elden geldiği kadar Kur'ân'la
ve istiğfar ve salâvatla meşgul olmak büyük bir kârdır.
***
Bediüzzaman Said Nursi, ŞUÂLAR, On Dördüncü Şuâ:
Elli senelik bir mânevî ibadet ömrünü ehl-i imana kazandırabilen Leyle-i Beraatınızı ruh
u canımızla tebrik ederiz. Her biriniz, şirket-i mâneviye sırrıyla ve tesanüd-ü mânevî feyziyle,
kırk bin lisanla tesbih eden bazı melekler gibi, her bir hâlis, muhlis Nur şakirtlerini kırk bin dille
istiğfar ve ibadet etmiş gibi rahmet-i İlâhiyeden kanaat-i tamme ile ümit ediyoruz.
***
M. Fethullah Gülen, Kutlu Zaman Dilim Üç Aylar, YEŞEREN DÜŞÜNCELER, s. 57:
Üç ayların başlangıcı, kamer birkaç gün önce zuhur etse de, rağbetlere açık inayetle
tüllenen bir perşembe akşamı “merhaba” der ve bir mızrap gibi gönüllerimize iner. Ulu
günlere ve daha bir ulu güne akort olmaya teşne duygularımızı ilk defa uyarıp coşturan
“Regâib” bir ses ve enstrüman denemesi gibidir. Yirmi küsur gün sonra gelecek olan “Miraç”
tam hazırlanmış ve gerilime geçmiş ruhlar için âdeta, semavî düşüncelerle, gök kapılarının
gıcırtılarıyla ve uhrevîlik esintileriyle gelir. “Beraat” bu tembihlerle uyanmış ve tetikte
bekleyen sinelere kurtuluş muştularıyla seslenir. “Kadir Gecesi” ise, bu kadirşinas insanları,
tasavvurlar üstü ve ancak bin aylık bir cehd ile elde edilebilecek feyiz ve bereketle kucaklar,
onları afv u mağfiret meltemleriyle sarar.
***
1
M. Fethullah Gülen, Zamanı Bir Başka Duyuş, YEŞEREN DÜŞÜNCELER, s. 173-174:
Evet, varlığı gönül kulağıyla dinleyebilenler için mübarek gün ve geceler, âdeta ötelerin
diliyle bir şeyler mırıldanan birer şair, birer bestekâr hâline gelir ve bizlere ne harikulâde
şeyler fısıldar. Duyup hissettiğimiz esintiler, cismaniyetimizi kuşatan başka görüntü ve başka
gürültüleri bir tarafa iterek, gönlümüzün derinliklerinden, ukbaya açılan hususî menfez ve
koridorlarla bizi, öbür tarafın meçhul ve büyülü yamaçlarına ulaştırır ve temâşâ zevkiyle âdeta
mest eder. Böyle bir mülâhazalar dünyasında sabahlar, Cennete ilk adım atışın mest ü
mahmurluğu içinde; öğlenler, Sevgiliyi temâşâ ile günün yorgunluğunu atma hazzıyla;
akşamlar, bir alaca karanlık içinde vuslata yürüme neşvesiyle; geceler, halvetin idrakler üstü
güzellikleriyle tüllenir ve her biri ayrı bir tat, ayrı bir neşe ile gelir geçer gönül ufkumuzdan.
Hele, Regâib, Miraç, Beraat kandilleri gibi gece âleminin taçları ve zamanın Allah’a en
yakın zirveleri ya da O’na açılmanın rıhtımları, limanları, rampaları sayılan o mübarek gün
ve gecelerde, gönüller ayrı bir duyarlılıkla parıldar; ruh sonsuza doğru bir başka türlü kanat
çırpar; her şey verâların ezelî şiirine dem tutar; her yanı tam bir uhrevîlik büyüsü kaplar; her
sineyi, dillerin ifadeden âciz kaldığı bir naz ve niyaz zemzemesi sarar.
***
SOHBETİ CANAN: İMAN VE DÜŞÜNCE DÜNYASINI İNŞA ETME CEHDİ
M.
Fethullah
Gülen,
Ruhumuzun
Heykelini
İkame
Ederken,
RUHUMUZUN HEYKELİNİ DİKERKEN, s. 39-40:
Mirasçının birinci vasfı, kâmil imandır. Kur’ân; insanın yaratılış gayesini marifet
ufku, muhabbet ruhu, aşk u şevk buudu ve ruhanî hazlar televvünleriyle “iman-ı billah”
olarak tespit eder. İnsan, yerinde kendi özünden varlığın derinliklerine yollar vurarak, yerinde
varlıktan değişik kesitler alıp özünde değerlendirerek iman ve düşünce dünyasını inşa
etmekle sorumlu tutulmuştur. Bu, aynı zamanda onun ruhunda meknî bulunan insanlık
gerçeğinin ortaya çıkması demektir. Evet, insan, ancak imanın aydınlığında, özünü, özündeki
derinlikleri, varlığın hedef ve gayelerini sezip kâinat ve hâdiselerin iç yüzüne, eşyanın perde
arkasına muttali olabilir; muttali olup varlığı kendi buutlarıyla kavrayabilir. (…)
Bu ölçüler içinde bir iman seyyahı, çok önemli bir güç kaynağı keşfetmiş sayılır. Evet,
2
“Lâ havle velâ kuvvete illâ billâh” ile remzedilen ötelere ait bu cephane ve hazine öylesine
önemli bir kuvvet kaynağıdır ki, bu kuvvet kaynağı ve bu ışığı elde eden insanın artık başka
güç kaynağına ihtiyaç hissetmesi söz konusu değildir. O, hep O’nu görür, O’nu bilir; O’nun
maiyyetine koşar, hayatını O’na yönelik yaşar; mârifet ve itimadının derinliği ölçüsünde
bütün dünyevî güçlere meydan okuyabilir ve her şeyin üstesinden gelebileceği ümidiyle en
olumsuz durumlarda bile şevkle yaşar bedbinlik ve karamsarlığa düşmez.
***
Bediüzzaman Said Nursi, ŞUALAR, 7. Şua, Mukaddime:
ِ ‫اْلِ َّن واْ ِالنْس اِالَّ لِي عب ُد‬
‫ون‬
ُ ‫ َوَما َخلَ ْق‬Bu âyet-i uzmanın sırrıyla, insanın bu dünyaya gönderilmesinin
ُْ َ َ َ ْ ‫ت‬
hikmeti ve gayesi; Hâlık-ı Kâinat'ı tanımak ve ona iman edip ibadet etmektir. Ve o insanın
vazife-i fıtratı ve farîza-i zimmeti, marifetullah ve iman-ı billahtır ve iz'an ve yakîn ile
vücudunu ve vahdetini tasdik etmektir.
Evet, fıtraten daimî bir hayat ve ebedî yaşamak isteyen ve hadsiz emelleri ve nihayetsiz
elemleri bulunan bîçare insana, elbette o hayat-ı ebediyenin üss-ül esası ve anahtarı olan
iman-ı billah ve marifetullah ve vesilelerinden başka olan şeyler ve kemalâtlar, o insana
nisbeten aşağıdır. Belki, çoğunun kıymetleri yoktur.
***
Bediüzzaman Said Nursi, ŞUALAR, 7. Şua:
Sonra o mütefekkir yolcu her sahifeyi okudukça saadet anahtarı olan imanı kuvvetlenip
ve manevî terakkiyatın miftahı olan marifeti ziyadeleşip ve bütün kemalâtın esası ve
madeni olan iman-ı billah hakikati bir derece daha inkişaf edip manevî çok zevkleri ve
lezzetleri verdikçe onun merakını şiddetle tahrik ettiğinden; sema, cevv ve arzın mükemmel ve
kat'î derslerini dinlediği halde ‫ َه ْل ِم ْن َم ِزيد‬deyip dururken, denizlerin ve büyük nehirlerin
cezbekârane cûş u huruşla zikirlerini ve hazin ve leziz seslerini işitir. Lisan-ı hal ve lisan-ı kàl
ile "Bize de bak, bizi de oku" derler. O da bakar, görür ki:..
***
Bediüzzaman Said Nursi, ŞUALAR, 7. Şua:
Sonra kemalât-ı insaniyenin en mühimmi ve en büyüğü, belki bilcümle kemalât-ı
insaniyenin menbaı ve esası, iman-ı billahtan ve marifetullahtan neş'et eden muhabbetullah
olduğunu bilen o dünya seyyahı, bütün kuvvetiyle ve letaifiyle, imanın kuvvetinde ve marifetin
3
inkişafında daha ziyade terakki etmesini istemek fikriyle başını kaldırdı ve semavata baktı.
Kendi aklına dedi ki: …
***
Bediüzzaman Said Nursi, SÖZLER, 33. Söz’ün Sonundaki İhtar:
Şu Otuz Üç Pencereli olan Otuz Üçüncü Mektup, imanı olmayanı, inşallah imana getirir.
İmanı zayıf olanın imanını kuvvetleştirir. İmanı kavî ve taklidî olanın imanını tahkikî yapar.
İmanı tahkikî olanın imanını genişlendirir. İmanı geniş olana, bütün kemâlât-ı
hakikiyenin medarı ve esası olan mârifetullahta terakkiyat verir, daha nuranî, daha parlak
manzaraları açar. İşte bunun için, "Bir pencere bana kâfi geldi, yeter" diyemezsin. Çünkü senin
aklına kanaat geldi, hissesini aldı ise, kalbin de hissesini ister, ruhun da hissesini ister. Hatta
hayal de o nurdan hissesini isteyecek. Binaenaleyh, her bir Pencerenin ayrı ayrı faydaları vardır.
***
Bediüzzaman Said Nursi, SÖZLER, 20. Söz, 2. Makam, Bir nüktei mühimme ve bir sırr-ı ehem:
"Ey insan! Şu kâinattan maksad-ı âlâ, tezahür-ü Rububiyete karşı, ubudiyet-i külliye-i
insaniyedir. Ve insanın gaye-i aksâsı, o ubudiyete ulûm ve kemâlâtla yetişmektir."
***
Sohbet-i Cananın “iman-ı billah” ve “marifetullah” buudları itibarıyla tekrar tekrar
im’ân-ı nazarla okunacak bazı metinler:
Risale-i Nur Külliyatı’ndan
 16. Söz, 1. 2. 3. Şua
 17. Söz
 22. Söz
 24. Söz
 32. Söz
 33. Söz
 18. Mektup
 20. Mektup
 24. Mektup
 3. Lem’a
 29. Lem’a
 30. Lem’a
4
 2. Şua
 3. Şua, Münacat Risalesi
 4. Şua, Hasbiye Risalesi
 7. Şua, Ayet’ül-kübra
 11. Şua, Meyve Risalesi 6. Mesele
 15. Şua, 1. Makam, 1. Kısım; 2. Makam
Başyazılar’dan
 Bir Yakarış (Yeşeren Düşünceler)
 Varlığın Mana Buudu (Işığın Göründüğü Ufuk)
 Huzur Ufku (Işığın Göründüğü Ufuk)
 Hayatın Gayesi (Işığın Göründüğü Ufuk)
 Merhamet Çağrısı (Işığın Göründüğü Ufuk)
 Hakikat Aşkı (Sükûtun Çığlıkları)
 Müslüman Ufkundan Dünya ve İçindekiler (Sükûtun Çığlıkları)
 Bir Bakış Açısı (Sükûtun Çığlıkları)
 Allah Sevgisi (ÖKBH)
 Güzel ve Güzellik (Beyan)
 Güzellikten Aşka (Beyan)
 Bir Aynadır Bütün Varlık (Beyan)
Kalbin Zümrüt Tepeleri’nden
 Tefekkür (KZT, 1)
 Yakin (KZT, 1)
 Kurb-Bu’d (KZT, 1)
 Marifet (KZT, 1)
 Muhabbet (KZT, 1)
 Aşk (KZT, 1)
 Şevk u İştiyak (KZT, 1)
 Farklı Bir Açılımıyla Marifet (KZT, 2)
 Tevhid (KZT, 2)
 Vücud (KZT, 2)
 Feyiz (KZT, 2)
5
 Tecelli (KZT, 2)
 Ehadiyet-Vahidiyet (KZT, 3)
 Evvel-Ahir-Zahir-Batın (KZT, 3)
 Vahdet-Kesret (KZT, 3)
 Sübuhât-ı Vech (KZT, 3)
 Allah ve Uluhiyet Hakikati (KZT, 4)
 Esma-i Hüsna (KZT, 4)
 Sıfât-ı Sübhaniye, (KZT, 4)
 Taayyünat ve Berisi (KZT, 4)
 Kayyumiyet (KZT, 4)
 Haziretü’l-Kuds (KZT, 4)
 Arif (KZT, 4)
Kırık Mızrap’tan
 Son Ufuk
 Başkasını
 O’nun Yolunda
 Füsunlu Işık
 Neylesin
 Her Yerde Cemalin
 Deli Sanır
 Hiç
 Sen
 O’ndan Sanatına
 Varlığın Dili
6
Download

ÜÇ AYLAR - BERAAT GECESİ SOHBETİ