İLİ
: MANİSA
TARİH : 01.08.2014
Kardeşlerim!
1
َّ ‫صلَّى‬
‫ستًّا‬
َ ْ‫ َمن‬:‫سلَّ َم‬
َ ‫َّللاُ َعلَ ْي ِه َو‬
َ ‫قَا َل النَّبِ ُّي‬
ِ ُ‫صا َم َر َمضانَ ثُ َّم أَتَبَ َعه‬
‫كصيَ ِام ال َّد ْه ِر‬
َ ْ‫ِمن‬
ِ َ‫ال كان‬
ٍ ‫ش َّو‬
İBADETLERDE DEVAMLILIK VE ŞEVVAL ORUCU
Muhterem Mü’minler!
İbadet kelimesi sözlükte; ’’ Boyun eğmek ve itaat
etmek…’’ anlamına gelir.
Dini bir terim olarak ise ibadet,’’ Allah’ı yüceltmek
ve O’na karşı sevgi, saygı ve bağlılığımızı göstermek için
yaptığımız; karşılığında sevap ve mükâfat olan tutum ve
davranışlar bütünüdür. İbadetler, Yüce Allah’ın bizlere
verdiği sayısız nimetlere karşılık bir teşekkür ifadesidir.
Atalarımız,‘’ Bir fincan kahvenin kırk yıl hatırı vardır.’’
Demişlerdir. Bize bir fincan acı kahve ikram edene bile
teşekkür eder, hürmet gösteririz. Oysa Yüce Rabbimiz,
bizlere sayamayacağımız kadar fazla nimet vermiş, kâinatı
emrimize amade kılmıştır. O’nun bize verdiği bunca nimete
mukabil O’na teşekkür etmemek olgun bir Müslüman’a
yakışmaz.
Değerli Kardeşlerim!
Ramazan ayı boyunca Yüce Rabbimizin: “Ben
cinleri ve insanları ancak bana ibadet etsinler diye
yarattım.”2 ilahi mesajını dikkate alarak namazlarımızı
kıldık, oruçlarımızı tuttuk, hayır hasenatımızı yaptık,
zekâtlarımızı ve sadaka-i fıtırlarımızı verdik. Hatm-i şerifler
indirdik. Okuduğumuz ve dinlediğimiz mukabelelerle
kulaklarımızın pasını temizledik ve gönül dünyamızı ihya
ettik. Yüce Allah’ı zikrederek, paslanan kalplerimizi
cilaladık. Duaların geri çevrilmediği kutlu zaman
dilimlerinde Allah’ın engin rahmetine sığınarak af ve
mağfiret diledik. Ailemiz, sevdiklerimiz ve bütün âlem-i
İslam için dualar ettik. İftar sofralarımızda fakir ve ihtiyaç
sahibi kardeşlerimize yer verdik. Böylece fakir, fukaranın
hayır-duasını aldık. Efendimizin bize emanet olarak bıraktığı
yetim ve öksüzlerin başını okşayarak onlara kucak açtık.
Ölmüşlerimizin kabirlerini ziyaret ederek yüce Allah’tan
onlar için af ve mağfiret diledik. Hayatımızın geride kalan
kısmının muhasebesini yaparak eksiklerimizi ve ıslaha
muhtaç yönlerimizi gözden geçirdik. Ramazan gecelerini bin
aydan daha hayırlı olan kadir gecesini bulmak için ihya ettik.
Dinlediğimiz vaaz ve sohbetlerle bir kez daha
Müslümanlığımızı gözden geçirdik. Mümkün oldukça
namazlarımızı
camide
cemaatle
kılarak
Mü’min
kardeşlerimizle aynı kıbleye yönelmenin ve bizleri yaratan
rabbimizin huzurunda fani bir kul olmanın doyumsuz
hazzını yaşadık.
İbadetler, belirli bir zaman ve mevsime tahsis
edilmiş değildir. İslam dinine göre akıllı olan herkes büluğ
çağına girdiği andan itibaren, ölünceye kadar ibadetlerden
sorumludur. Zira ibadetlerde aslolan süreklilik ve
devamlılıktır.
İman esasları, ibadetler, ahlâki vasıflar
süreklilik arz eder. Bunlar, mevsimi geçince çıkarılıp bir
kenara bırakılan elbiseler gibi değildir. Ramazanda
kazanılan güzel ahlaka dair her şeyin, hayatın her anına
yansıtılması gerekir.
Bu sebeple Ramazan ayı bitti diye ibadetlerimize
son vermemeliyiz. Ramazanda elde etmiş olduğumuz
kazanımları devam ettirme yoluna gitmeliyiz. Günahlardan
arınmış bir şekilde Ramazan ayından çıktığımız gibi, bir
sonraki Ramazan ayını da aynı güzellikte karşılamaya gayret
göstermeliyiz.
Değerli Cemaatim!
Ramazan Bayramıyla birlikte hicri takvime göre
Şevval ayına girdik. Şevval ayında farz ibadetlerin yanında,
efendimizin bir sünneti olan altı günlük Şevval Orucunu
tutmaya gayret gösterelim. Nitekim Sevgili Peygamberimiz:
“Kim, oruçla geçirdiği Ramazan ayından sonraki Şevval
ayında altı gün oruç tutarsa, bütün seneyi oruçlu
geçirmiş gibi olur.”3 müjdesini vermişlerdir. Nafile
ibadetlerde kolaylık ve genişlik esastır. Bu itibarla Şevval
ayında tutulacak altı günlük orucu, kişi dilediği ve kolayına
gelen şekilde tutabilir. İster hiç ara vermeden tutar, dilerse
fâsılalı olarak da tutabilir.Yine Ramazan ayında değişik
sebeplerden dolayı tutamadığımız oruçlar var ise bu Şevval
ayı içerisinde onları tutalım. Az da olsa devamlı ve sürekli
yapılan ibadet ve hayırların günahların bağışlanmasına
vesile olacağını, dünya ve ahirette bizleri selamete
kavuşturacağını unutmayalım.
Nitekim Sevgili Peygamberimiz: “Allah katında
amellerin en makbulü, az da olsa devamlı olanıdır.”4
buyurarak, makbul olan ibadetin sürekli olması gerektiğini
bizlere bildirmiştir.
Hutbeme, yukarıda okuduğum ayet-i kerimenin
mealiyle son veriyorum:“Ölüm gelinceye kadar Rabbi’ne
ibadet et.”1
Rabbim, bizleri ibadette daim kullarından eylesin.
-----------------------------------------------------------------1-Hicr Suresi, 99. Ayet
2-Zariyat Suresi, 56. Ayet
3-Tirmizi, Sıyam,53
4-Buhari, Rikak,18
Hazırlayan: Osman YILMAZ Kırkağaç İlçe Vaizi
Redaksiyon: İl İrşat Kurulu
duyguları yok etmemizi ister. Yalan söylemeyi
alışkanlık haline getirmemizi ister. Namaz kılmayı,
ibadetleri hafife almayı, ’’benim kalbim temiz ne gerek
var’’ demeyi telkin eder. Şeytan bütün yanlışlıkları
güzel gösterir ve hata yaptığımızda tövbe etmek yerine
hatada ısrarcı olmamızı ister. Şeytan toplumdan
uzaklaşmayı, bireyselleşmeyi, sen sensin, ben de benim
anlayışını telkin eder. Şeytan kendi kusurlarını
görmezden gelip, karşısındakinin kusurlarını, hatalarını,
eksiklerini görmeyi yani hep ‘’SEN’’ anlayışını fısıldar.
İLİ
: MANİSA
TARİHİ :08.08.2014
Hicr,39-40
Hadis:Ebu Davud sünnet 18
ŞEYTAN ve TUZAKLARI
Muhterem Kardeşlerim!
Şeytan: Ezeli düşmanı olarak gördüğü insanoğlunu
saptırmak isteyen, insanoğlunun cehennemlik olması
için birtakım hile ve tuzaklara başvuran, Kur’an-ı
kerimde ismi ‘’iblis’ ’olarak geçen ateşten yaratılmış
bir varlıktır.
Şeytan ALLAH’ın Hz. Âdem’e secde et emrine karşı
çıkarak’’ beni ateşten onu ise çamurdan yarattın’
’diyerek kibirlenip, büyüklük taslayarak secde etmedi
ve bulunduğu makamdan kovuldu. Allah şeytana
kıyamete kadar mühlet verdi. Şeytan ise intikam
duygularıyla;
‘’Beni azdırdığın için yemin ederim ki,
yeryüzünde kötülükleri onlara güzel göstereceğim
ve onların hepsini saptıracağım’’(1)dedi.
Allah Teâlâda ‘’Halis kullarım üzerinde senin
bir nüfuzun olamaz. Ancak sana uyan sapıklar
bunun dışındadır.’’(2)
‘’Yerilmiş ve kovulmuş olarak defol. Yemin olsun
ki insanlardan sana kim uyarsa; sizin hepinizi
cehenneme dolduracağım’’(3)buyurdu.
Aziz Kardeşlerim!
Şeytan ilk etapta Hz. Âdem (a.s) ve eşi Havva
validemizi
kandırmış
ve
onların
cennetten
çıkarılmalarına sebep olmuştur. İlk insandan günümüze
kadar şeytan nicelerini kandırmış ve kıyamete kadar da
kandıracaktır.
Şeytan
damarlarımızdaki
kanın
vücudumuzun her tarafını dolaştığı gibi, gönül
dünyamıza girip çeşitli batıl vesvese ve telkinleriyle
bizleri etkilemeye çalışır.(4)Bizleri şüpheye düşürür,
aldatır, saptırır, kötü işleri özellikle içki, kumar ve
fuhşiyatı güzel gösterir, sevdirir.
Şeytan Allah’ı, ahireti, cennet ve cehennemi, hesap
vermeyi inkâr etmemizi, zekât ve sadaka gibi iyiliklere
engel olmayı ister. Kibir, riya, dedikodu gibi duygular
onun sevdiği duygulardır.
Ana-babaya asi olmayı ister, eş-dostla olan bütün
ilişkileri kesmeyi, dostluk-arkadaşlık, diğerkâmlık gibi
Aziz Kardeşlerim!
Şeytan bu kadar kötülüğü nasıl telkin eder? Aslında
şeytanın insanlar üzerinde çok fazla tesiri yoktur.
Şeytan sadece insanı zaaflarını kullanıp kötülüğe davet
eder. Eğer insanlar bu davete uyarlarsa şeytana tabi
olmuş olurlar. Ama akıllarını kullanıp, “bu kötüdür,
yanlıştır, Rabbim bundan hoşnut olmaz” diyerek
vesveseden yüz çevirirlerse şeytanın böyle insanlar
üzerinde hiçbir tesiri yoktur. Çünkü bunu şeytan
kendisi itiraf etmiştir. Kur’an-ı Kerimde şöyle
buyrulmaktadır: “ Şüphesiz Allah size gerçek olanı
söz verdi ben de size söz verdim ama yalancı çıktım.
Zaten benim sizi zorlayacak gücüm yoktu ben
sadece sizi çağırdım siz de hemen bana geliverdiniz.
O halde beni kınamayın kendinizi kınayın artık ben
sizi kurtaramam sizde beni kurtaramazsınız.
Şüphesiz ben, daha önce sizin, beni Allah’a ortak
koşmanızı kabul etmemiştim. Şüphesiz zalimlere
elem dolu bir azap vardır’’.(5) Ama aklını kullanıp
tuzakları fark eden ve sürekli Yüce Allah’ı anıp, ona
ibadet edip, onu tespih eden muttaki kullarına ise hiçbir
etkisi ve tesiri olmayacaktır. Rabbim bizleri şeytan ve
tuzaklarından mıhafaza eylesin.
---------------------------------------------------------------------(1)Hicr,15/39
(2)Hicr,15/42
(3)A’raf,7/18
(4)Ebu Davud,sünnet 18
(5)İbrahim,14/22
Hazırlayan: Nebi KOÇ
Unvanı: Merkez Çamyurdu Camii İmamHatibi/KÖPRÜBAŞI
İLİ
: MANİSA
TARİH : 15.08.2014
‫قال الرسول ع ََجبا ًّ ِالَ ْم ِر ا ْل ُم ْؤ ِم ِن إن اَ ْم َرهُ ُكلَّهُ َخ ْي ٌر‬
‫ش َك َر‬
َ ‫س َّرا ُء‬
َ ُ‫صابَ ْته‬
َ َ‫س ذلِ َك ِالَ َح ٍد إال ِلل ُم ْؤ ِم ِن إن ا‬
َ ‫َولَ ْي‬
ُ‫صبَ َر فَ َكانَ َخ ْيراًّ لَه‬
َ ‫ض َّرا ُء‬
َ ُ‫صابَ ْته‬
َ َ‫فَ َكانَ َخ ْيراًّ لَهُ َوإنْ ا‬
MUSİBETLERE KARŞI TEDBİRLİ OLMAK
O halde sevinçli ve sıkıntılı hallerimizde rabbimize
yönelmeli her şeyin Allah’tan geldiği bilinciyle, huzurlu
halimizin devamı ve afetlerin kalkması için rabbimize dua
etmeli yeniden huzura kavuştuğumuzda rabbimizi hiçbir
zaman unutmamalıyız.
Aziz Müslümanlar!
Değerli mü’minler;
Her milletin tarihinde dayanılması zor olaylar olduğu gibi,
bizim tarihimizde de yaşanmış acı olaylar ve doğal afetler
vardır. Mü’min bu doğal afetler karşısında yalnız Allah’ı
görür. Çünkü mümin şöyle inanır; hiçbir şey yok yalnız O
var, hiçbir güç yok yalnız O’nun gücü var, hiç bir irade yok
yalnız O’nun iradesi var. Yegane sığınak O’dur vesselam…
Kur’an o mertebeyi ne güzel ifade ediyor “Onlar, başlarına
bir musibet geldiğinde biz Allah içiniz yine ona döneceğiz
derler”1
Rabbimiz insanı bir amaca yönelik yaratmış ve onu başıboş
bırakmamıştır. Ona peygamberler, kitap ve yaratılış
amacının yalnızca Allah’a kulluk olduğunu bildirmiştir.
Bazen de rabbimiz bizleri doğal afetler ve musibetlerle de
imtihan etmektedir. Bu afetler kendimize çeki düzen
vermemize, nefsimizi kötülüklerden temizlememize fırsat
sunmaktadır. Bu vesile ile tövbe etmeli, bu tür musibetlerin
günahlarımıza kefaret olacağına, hastalık ve belaların
günahları sileceğine inanmalıyız. Bizler için dünya
hayatında öğüt olacağını da hatırımızdan çıkarmamalıyız.
Muhterem Müminler;
Şüphesiz afet ve musibetler ancak Allah'ın izni ve takdiriyle
olmakla birlikte doğal afetlerin açtığı yaraların sebepleri
arasında bizim de kusurlu işlerimiz vardır. Bunların
sorumluluğu, elbette bize aittir. O halde aklımızı kullanarak
bunları görmemiz ve bize düşen tedbirleri zamanında
almamız gerekir. Kader ne ise o yerini bulacak diyerek
tedbir almamak İslâm'a aykırıdır. Bu bakımdan Hazreti
Ömer musibetlere farklı bir açıdan yaklaşmış ve onda
bulduğu üç nimeti şöyle anlatmıştır. Birincisi musibet dinim
hakkında olmamıştır. İkincisi olduğundan daha büyük
değildir. Üçüncüsü Allah ona karşı büyük bir sevap
verecektir.
Değerli Kardeşlerim;
İslam musibetlerin olumlu yönüne önem vermiş sabır ve
mükâfat vurgusu yapmıştır. Lakin musibetler karşısında
gereken tedbirleri almamızı da emretmiştir. Okuduğum
Hadis-i Şerifte Peygamber Efendimiz (s.a.v.) şöyle
buyuruyor; “Mü’minin durumu gıbta ve hayranlığa
değer. Çünkü her hâli kendisi için bir hayır sebebidir.
Böylesi bir özellik sadece mü’minde vardır: Sevinecek
olsa, şükreder; bu onun için hayır olur. Başına bir belâ
gelecek olsa, sabreder; bu da onun için hayır olur. ”2 –
Aziz Müminler,
Acılar paylaşıldıkça azalır. Bu itibarla acılar ve sıkıntılar,
devlet ve millet işbirliği yaptığı zaman daha kolay aşılır.
Yeter ki biz, sabır ve metanetle el ele verelim. Gönül birliği
yapalım. Geçmişten ders alarak aynı hatalara düşmeyelim.
Hutbemi bir âyet meali ile bitiriyorum "Ey Yüce Rabbimiz!
Bize dünyada iyilik /güzellik ve nimetler ver. Ahirette
iyilik/ güzellik ve nimetler ver ve bizi cehennem
azabından koru”
---------------------------------------------------------------1-Bakara, 2/156.
2-Müslim, Zühd 64
Hazırlayan: Ramazan NAS
Unvanı: Yeniyağhane Camii İ.H.
ALAŞEHİR/
İLİ: MANİSA
TARİH:22.08.2014
toprakların satılarak iâde edilmesini istemiş ve geride bir
deve, bir köleden başka bir şey bırakmamıştır.2 Bununla
birlikte hicret sırasında mağarada iken ayağını yılan
soktuğunda ve ayağı acıdığında, o sırada dizine yatıp
uyumuş olan Peygamber'i uyandırmamak için sesini
çıkarmaması, ağlarken Hz. Peygamber uyanıp ne olduğunu
sorduğunda, "Anam-babam sana fedâ olsun ya Rasûlullah"
demesi de Ebû Bekir'in Rasûlullah'a olan bağlılığının
emsalsiz örneklerindendir.
Kıymetli Mü’minler!
RASÛLULLAH’IN SÂDIK DOSTU
HZ.EBÛ BEKİR
Saygıdeğer Mü’minler!
Okuduğum âyet-i kerimede Yüce Rabbimiz Şöyle
buyuruyor: “Eğer siz ona (Peygamber'e) yardım
etmezseniz, (biliyorsunuz ki) inkâr edenler onu iki
kişiden biri olarak (Mekke'den) çıkardıkları zaman, ona
bizzat Allah yardım etmişti. Hani onlar mağarada
bulunuyorlardı. Hani o arkadaşına, "Üzülme, çünkü
Allah bizimle beraber" diyordu.”1
Hz. Muhammed (s.a.s.)'in İslâm'ı tebliğe başlamasından
sonra iman eden hür erkeklerin ilki Hz. Ebû Bekir’dir. Hicret
sırasında Rasûlullah'la beraber olmasından dolayı,
"...mağarada bulunan iki kişiden biri..." olarak bahsedilen
Hz. Ebû Bekir’in asıl adı Abdülkâbe’dir. Dürüst, sadık, emin
ve iffetli olduğundan dolayı da "sıddîk" lâkabıyla anılan
Abdülkâbe, "Deve yavrusunun babası" manasına gelen Ebû
Bekir adıyla meşhur olmuştur. Daha dünyada iken
Efendimiz (s.a.s.) tarafından cennetle müjdelenen on kişiden
biri olma şerefine nail olmuştur. İslâm'dan önce de saygın,
dürüst, kişilikli, putlara tapmayan ve evinde put
bulundurmayan "hanif" bir tüccar olan Hz. Ebû Bekir,
ölümüne kadar Hz. Peygamber'den hiç ayrılmamıştır. Osman
b. Affân, Zübeyr b. Avvâm, Abdurrahman b. Avf, Sa'd b.
Ebî Vakkas ve Talha b. Ubeydullah gibi İslâm'ın
yücelmesinde büyük emekleri olan ilk müslümanların
birçoğu İslâm'ı onun dâvetiyle kabul etmişlerdir. Tâcir
olarak geniş bir kültüre sahip olan Hz. Ebû Bekir, dürüstlük,
takvâ, yumuşak huyluluk, çok düşünüp çok az konuşmak,
tevazu gibi hasletler ile ashâb içinde ilk sırada yer alır. Hz.
Âişe'nin rivâyetine göre, "gözü yaşlı, gönlü hüzünlü, sesi
zayıf" biri idi. Cahiliye döneminde müşrikler ona güvenir,
diyet ve borç-alacak işlerinde onu hakem tayin ederlerdi.
Rasûlullah'ın en sadık dostu olan Ebû Bekir'in Miraç
olayında sergilediği sonsuz bağlılık örneği ve onun bu
olayda "O ne söylüyorsa doğrudur" demesi, ona "es-Sıddîk"
lakabını kazandırmıştır. Cömertlikte ondan üstünü de yoktu.
Bütün malını mülkünü İslam için harcamış, vefât ederken
vasiyetinde, halifeliği müddetince aldığı maaşların,
Hz. Ebû Bekir (r.a.), hayatı boyunca Rasûlullah'ın yanından
ayrılmamış,
Umûmî ve husûsî olan önemli işlerde
Rasûlullah'ın hep yanında olmuş ve ona danışmanlık
yapmıştır. Bu yüzden araplar onu "Peygamber'in veziri" diye
çağırırlardı.3 Rasûlullah (s.a.s.), Hz. Ebû Bekir’e çok değer
verirdi. Bir defasında Rasûlullah'ın, "insanlardan dost
edinseydim, Ebû Bekir'i edinirdim4demesi ve son
hutbesinde, "Allah, kullarından birini dünya ile kendi
katında olan şeyleri tercih hususunda serbest bıraktı; kul,
Allah katında olanı tercih etti'' diye Ebû Bekir'i övmesi ve
mescide açılan tüm kapıları kapattırıp yalnız Hz. Ebû
Bekir'in kapısını açık bırakması ona verdiği değeri
göstermektedir.
Sâdık Mü’minler!
Hz. Ebû Bekir’in "Ben ancak Rasûlullah'a tâbiyim, birtakım
esaslar koyucu değilim" diyerek kararlarında çok titiz
davrandığı nakledilir. Bir meseleyi çözeceği zaman önce
Kur’an’a bakar, bulamazsa Sünnet'te araştırır, orada da
bulamazsa ashâbla istişare eder ve ondan sonra ictihadda
bulunurdu.5 Hz. Ebû Bekir, çok az hadis rivâyet eden
ashâbdan sayılır. O, yanılıp da yanlış bir şey söylerim
korkusuyla yalnızca yüz kırk iki hadis rivâyet etmiş veya
ondan bize bu kadar hadis rivâyeti nakledilmistir. Hutbemi
Hz. Ebû Bekir efendimizin nasihatleri ile bitiriyorum:
Herhangi bir yericinin yermesinden korktuğu için hakkı
söylemekten çekinen kimsede hayır yoktur... Amelin sırrı
sabırdır... Hiç kimseye imandan sonra sağlıktan daha üstün
bir nimet verilmemiştir... Hesaba çekilmeden önce kendinizi
hesaba çekiniz.
----------------------------------------------------------------1-Tevbe, 9/40
2-Tabakat-i Ibn Sa'd, VI, 130 vd.
3-İbn Haldun, Mukaddime, 206.
4-Buhâri, Salât, 80; Müslim, Mesâcid, 38; Ibn Mâce,
Mukaddime, II.
5-Taberî, IV, 1845; Ibn Sa'd, III, 183
Hazırlayan:Adem DEMİR
Unvanı:Din Hizmetleri Uzmanı/Yunusemre Müftülüğü
İLİ
: MANİSA
TARİHİ :29.08.2014
ZAFER BAYRAMI
Muhterem Müslümanlar!
Tarihte meydana gelen olaylar sebep, sonuç ve
amaçları itibariyle mana kazanır. Her milletin
tarihinde bağımsızlıkları için ödediği bir takım
bedeller ve bunların karşılığında Allah’ın
lutfettiği mükâfatlar vardır. Milletimizin tarihe
altın harflerle yazdığı destanlardan biri de 30
Ağustos Zafer’idir. Ecdadımız o gün, dinini,
ırzını ve vatanını çiğnetmemek için canlarını
hiç çekinmeden feda ederek büyük bir zafere
imza attılar. Bu vesileyle bizler de 30 Ağustos
gününü zafer bayramı olarak kutlamaktayız. 30
Ağustos’u zafere dönüştüren ruhu çok iyi
kavramalıyız. Çünkü çocuklarımıza tarihlerini
doğru bir şekilde anlatmak zorundayız. Bu
noktada bize düşen, zaferlerle övünmekten
ziyade bizleri söz konusu zaferlere götüren ruh
ve şuuru iyi kavramaktır.
Ancak şerefli bir hayat sürdürebilmek, vatan,
millet ve mukaddesatı korumak için
gerektiğinde savaşmak gerekir.
Değerli Müminler!
Hutbemi başta okuduğum ayetin meali ile
bitiriyorum: “Allah müminlerden, mallarını
ve canlarını, kendilerine (verilecek) cennet
karşılığında satın almıştır. Çünkü onlar
Allah
yolunda
savaşırlar,
öldürürler,öldürülürler.(bu)
Tevrat’ta,
İncil’de ve Kur’an’da Allah üzerine hak bir
vaattir. Allahtan daha çok sözünü yerine
getiren kimdir? O halde onunla yapmış
olduğunuz bu alışverişinizden dolayı sevinin.
İşte bu (gerçekten) büyük kazançtır.[1]
Değerli Cemaat!
Birinci Dünya savaşından sonra topraklarımız
yedi düvel tarafından adeta paylaşılmıştır.
Fakat yüreklerinde bağımsızlık ruhu taşıyan
ecdadımız
bu
haksızlığı
ve
esareti
kabullenmemiş, topyekûn bir mücadele
başlatmıştır. Bu mücadelenin tek hedefi vardı, o
da istiklâlimizi kazanmaktı. Elbette savaş
istenen bir şey değildir.
-------------------------------------------------1-)Tevbe(111)
Hazırlayan:Mehmet MEMİŞ
Unvanı:Nurlupınar F.C.İ.H
Download

2014 Ağustos ayı hutbeleri