Enstitü Başkanı
30 Mart 2013 tarihli Resmi Gazetede
yayımlanarak yürürlüğe giren 6446 sayılı
Elektrik Piyasası Kanunu’nun Geçici 9.
maddesi ile üretim lisansına derç edilen
inşaat öncesi süre içerisinde, üretim tesisinin
inşaatına başlanması için yerine getirilmesi
gereken yükümlülüklerini ikmal edememiş
tüzel kişiler için bir düzenleme yapılmış ve bu
düzenleme gereğince ilgili tüzel kişilere, varsa
kalan inşaat öncesi sürelerine ek olarak;
inşaat öncesi süresi kalmamış ise sadece altı
ay ek süre verilmesi hükme bağlanmıştır.
6446 sayılı Elektrik Piyasası Kanunu’na dayalı
olarak çıkartılan Elektrik Piyasası Lisans
Yönetmeliği, 2 Kasım 2013 tarihinde Resmi
Gazete’de yayımlanmıştır. Elektrik Piyasası
Lisans Yönetmeliği’nin Geçici 15. maddesinde
6446 sayılı Kanunun Geçici 9/1. maddesinde
belirtilen tüzel kişilerin Kanunda belirtilen altı
aylık süre içerisinde tamamlaması gereken
yükümlülükler belirlenmiştir.
İnşaat öncesi döneme ilişkin süresi biten
tüzel kişiler, Elektrik Piyasası Lisans
Yönetmeliği’nin yürürlük tarihinden itibaren
en geç altı ay içerisinde, inşaat öncesi
döneme ilişkin süresi bitmeyen tüzel kişiler,
kalan inşaat öncesi sürelerine altı ay
eklenmek suretiyle bulunacak süre içerisinde,
yönetmelikte
belirtilen
yükümlülüklerin
tamamlandığına ilişkin bilgi ve belgeleri
Kuruma sunmakla yükümlüdür. Belirtilen altı
aylık süre içerisinde bu yükümlülükleri mücbir
sebepler dışında yerine getiremeyen tüzel
kişilerin lisansı Kanunun emredici hükmü
gereğince iptal edilecektir. Buna göre
yönetmeliğin yürürlüğe girdiği tarihte inşaat
öncesi döneme ilişkin süresi biten tüzel kişiler
için verilen altı aylık süre 2 Mayıs 2014
tarihinde dolmaktadır.
Özellikle enerji
arz güvenliğinin
sağlanması bağlamında gerekli
yatırımların yapılabilmesi
ve
enerjide 2023
hedeflerine ulaşılabilmesi bakımından, üretim
lisansı sahiplerine 6446 sayılı
Kanunun Geçici 9. maddesi ile tanınan bu altı
aylık ek sürenin özellikle kamu kurum ve
kuruluşlarının işlemlerinde yaşanan gecikmeler
karşısında yeterli olmayacağı yönünde enerji
sektöründe bir kanaat oluşmuştur. Oluşan bu
kanaat enerji sektöründe 2 Mayıs Sendromu
olarak tanımlanmaktadır.
Elektrik Piyasası Lisans Yönetmeliğinin Geçici
15. maddesinde belirlenen yükümlülüklere
bakıldığında bu yükümlülüklerin birçoğunun
“kurulması planlanan üretim tesisine ilişkin
imar planlarının onaylanması” gibi kamu kurum
ve kuruluşları tarafından yerine getirilmesi
gereken işlemler olduğu görülmektedir. Diğer
taraftan 6446 sayılı Kanunla elektrik üretim
yatırımlarında yapılacak kamulaştırma işlemleri
için Maliye Bakanlığı’nın görevlendirilmesi ve
bu görevlendirme neticesinde kamulaştırma
işlemleri ile ilgili tebliğin henüz yayımlanmamış
olması gibi durumlar karşısında yatırımcıların 2
Mayıs 2014 tarihine kadar yönetmelikte
belirtilen yükümlülükleri yerine getirmesi zor
görünmektedir.
Bu sendromun aşılabilmesi için ya 6446 sayılı
Kanunda değişiklik yapılması ve sürenin
uzatılması yahut Elektrik Piyasası Lisans
Yönetmeliği’nde değişiklik yapılarak mücbir
sebep tanımının genişletilmesi gerekmektedir.
6446 sayılı Kanunda bu sürenin istisnası
olarak belirtilen mücbir sebepler Lisans
Yönetmeliği’nde tanımlanmış, buna göre; ilgili
tüzel kişinin tüm yükümlülüklerini yerine getirip
kamu kurum ve kuruluşlarına başvuru yapmış
olmasına rağmen bu kurum ve kuruluşlar
tarafından işlemlerin yapılmaması / geciktirilmesi
mücbir
sebep
kapsamında
sayılmamıştır.
Enerji arz güvenliğinin ve yatırımların
gerçekleşmesinin
sağlanması
konusunda
gerekli hassasiyeti her zaman gözeten enerji
yönetiminin bu sendromun aşılmasında da aynı
hassasiyeti göstereceğini düşünüyoruz.
EPDK Petrol Piyasası Daire Başkanlığı Enerji Uzmanı
20/12/2003 tarihinde yürürlüğe giren 5015
Sayılı Petrol Piyasası Kanunu ile petrolün
yurtiçi ve/veya yurtdışından temininden,
rafinajı, dağıtımı ve son kullanıcıya
ulaştırılıncaya
kadarki
tüm
süreçleri
düzenlemeye tabi tutulmuş; lisansa tabi
faaliyetler ile her bir lisans kapsamındaki hak
ve yükümlülükler tanımlanmış; bir takım
piyasa kısıtları hüküm altına alınmıştır. Kanun
yürürlüğe girdikten sonraki dönemde Enerji
Piyasası
Düzenleme
Kurumu
(EPDK)
tarafından ikincil düzenlemeler tamamlanmış
ve piyasanın ihtiyaçları ve lisans sahiplerinin
talepleri doğrultusunda sürekli olarak
değişiklikler gerçekleştirilmiştir.
Hak ve yükümlülüklerin takibi ile piyasa
kısıtlarının izlenmesi ve aykırılıkların tespiti
halinde Kanun ve ikincil düzenlemeler
çerçevesinde
idari
işlemlerin
tesis
edilmesinde karşılaşılan sorunların en önemli
temel nedeni Kanunun gerekçelerinin genel
olarak Kanun maddelerinin tekrarından ibaret
olmasıdır. Hâlbuki karşılaşılan belirsizliklerin
giderilmesinde
Kanunun
gerekçeleri,
Kanunun kendisi kadar gerekli olabilmektedir.
Ancak gerekçeler, ilgili Kanun hükmünün
hangi amaçlar, hangi varsayımlar, hangi
beklenti ve öngörüler ışığında hazırlandığını
açık ve net bir şekilde ortaya koymalıdır.
Dolayısıyla, Kanunun ikincil düzenlemelere
aktarılması ya da idari işlemlerin tesis edilmesi
noktasında herhangi bir belirsizliğin oluşması
durumunda gerekçeler rehber ya da referans
noktası niteliğinde olmalıdır. Ancak fiili
uygulamalarda,
Kanunda
bir
belirsizlik
olduğunda ve belirsizlik ikincil düzenleme ile
giderilmeye çalışıldığında Kanuna aykırı bir
düzenleme yapıldığı ya da Kanunla verilen
yetkinin dışına çıkıldığı gibi gerekçelerle EPDK
aleyhine davalar açılabilmektedir.
İkincil
düzenlemelerde Kanunda yer alan ifadenin
tekrar ettirilmesi durumunda ise Kanunda yer
alan belirsizlik aynen ikincil düzenlemelere
aktarılmaktadır. Dolayısı ile düzenlenen
hükümler tüm taraflarca farklı şekillerde
yorumlanabilmekte bu da yükümlülüklerin
yerine getirilmesi ya da kısıtlara uyulması
hususlarında
ciddi
bir
belirsizlik
yaratabilmekte, belirsizlik sonucunda da
yükümlülüğünü yerine getirenlerle; yerine
getirmeyen ve/veya farklı şekilde yerine
getirenler arasında ciddi bir haksız rekabet
ortamı oluşabilmektedir. Belirsizlik, maliyetlerArmada İş Merkezi Kat: 11 & 14 BB:1104 Söğütözü / ANKARA
T: +90 (312) 295 62 06 • F: +90 (312) 295 62 00
www.enerjihukuku.org.tr • [email protected]
de de belirsizlikler yaratabilmekte, bu durum
da lisans sahiplerinin ileriye dönük projeksiyon
ve
yatırımlarını
da
olumsuz
yönde
etkileyebilmektedir. Ayrıca; EPDK tarafından
uygulanan bir idari işleme karşı dava
açıldığında, dava sonuçlanıncaya kadar olan
süreçte
Yürütmeyi
Durdurma
kararları
verilebilmekte,
Yürütmenin
Durdurulması
kararları sonrasında belirsizlik daha belirgin
hale gelmekte ve EPDK’nın en asli görevleri
arasında yer alan piyasada istikrar, eşitlik ve
şeffaflığın sağlanması noktasında önemli
sorunlar ortaya çıkabilmektedir.
Dolayısıyla ilgili Kanun hükümlerinin hangi
amaçlar, varsayımlar, beklenti ve öngörüler
ışığında hazırlandığını açık ve net bir şekilde
ortaya koyan gerekçelerin kapsamlı bir şekilde
açıklanması; Kanunun ikincil düzenlemelere
aktarılması ve/veya idari işlemlerin tesis
edilmesi noktasında yukarıda açıklanan
sorunların giderilmesi noktasında yeterli koşul
olmasa da gerekli koşul olarak karşımıza
çıkmaktadır.
Son dönemde özellikle de ülkemizde ve
uluslararası arenada çok büyük yankılar
uyandıran, çıkar çevrelerince iç ve dış politika
malzemesi yapılan önemli konulardan birisi de
Kürt Petrolü meselesidir.
Irak Merkezi Yönetimi ile Kuzey Irak Yönetiminin
arasına mesafe sokan ve büyük uyuşmazlıklara
neden olan Kürt Petrolü ya da Kuzey Irak
Petrolü,
aynı
zamanda
Kürt
Bölgesel
Yönetimi’nin, Merkezi İdareye karşı adeta politik
ve ekonomik bağımsızlığının sembolü oldu. Irak
Merkezi Yönetimi’ne göre, “Irak petrolü tüm Irak
halkına aittir.” Kuzey Irak Bölgesel Yönetimi’nin
buna karşılık geliştirmiş olduğu argüman ise;
“Baas iktidarı döneminde açılan petrol kuyuları
ile çıkarılan petrol için merkezi hükümetin söyledikleri doğru kabul edilse bile,
Baas yönetiminin yıkılmasından sonra ve özellikle de
2003 yılından sonra Kuzey
Irak’ta açılan petrol kuyuları
ve üretilen petrol bulunduğu
yere ve bölge halkına aittir’’
ekonomik-politik
menfaatlerinin
bundan
olumsuz şekilde etkilenmesidir. Petrol gelirlerinin Türk Milli Bankaları üzerinden geçirilmesi,
ortadaki ekonomik büyüklükten pay alamayan
ve Türkiye’nin bir bölgesel güç olmasını hem
istemeyen hem de hazmedemeyen küresel
güçleri kızgınlığa sevketti.
Bu kızgınlık, hem Türkiye hem de Irak Kürt
Bölgesel Yönetimi üzerinde baskıyı da
beraberinde getirdi. Bu baskıyı azaltmak amacıyla Irak Kürt Bölgesel Yönetim (IKBY) çıkardığı
petrolün dörtte birini Irak Merkezi Hükümeti’nin
milli petrol şirketi (SOMO) üzerinden geçici
satma kararı aldı. Aslında bu bir anlamda seçim
sürecine giren Türkiye’de ortaya çıkan mevcut
iç sorunlar nedeniyle bir nefes alma süreci ve
Aslında, günlük 20.000 varil
dolaylarında
çıkarılabilecek
petrol olduğu öngörülen Kürt
Bölgesi kaynaklarının yanı sıra,
yaklaşık günlük 800.000 varil
petrol çıkarılabilecek kaynağın olduğu Kerkük
Bölgesi tam anlamıyla başta ABD olmak üzere
tüm küresel güçlerin iştahını kabartmaktadır.
Özellikle Türkiye Cumhuriyeti ile Kuzey Irak
Bölgesel Yönetimi - (Irak Kürt Bölgesel Yönetimi)
arasında imzalanan petrol anlaşmaları ile Kürt
Petrolünün Türkiye üzerinden piyasalara
aktarılması, hem Irak Merkezi Hükümeti ile hem
de başta ABD olmak üzere birçok batı ülkesinin
tepkisini çekti.
başta ABD olmak üzere batılı küresel güçlerin
baskısını savuşturmak amacıyla alınmış bir
karardır. Bu karar çerçevesinde; IKBY, 1
Nisan'dan itibaren ihraç ettiği günlük petrolün
100 bin varilini merkezi Bağdat hükümetine
verme kararı aldı. Ayrıca satılan bu petrolün
ekonomik büyüklüğü, parasal gelirleri de
maalesef Türkiye üzerindeki bankalar vasıtası
ile değil, New York'taki Irak Kalkınma Fonu'nda
toplanarak Bağdat'a teslim edilecek.
Irak Merkezi Hükümeti, Kürt Bölgesel Yönetimi
tarafından Türkiye üzerinden geçirilen ve
Ceyhan’da toplanan petrolün, Kürt Yönetimi
tarafından
satışının
yapılmasının
Irak
Anayasası’na aykırı olduğu tezini ileri sürüyor.
Tabi ki bunun en önemli nedeni de, kendilerinin
petrolün yönetim aktörleri dışına itilmesi ve
Başta ABD olmak üzere küresel güçler, Kürt
Petrolü üzerinde Türkiye Cumhuriyeti’nin söz
sahibi olması ve ortaya çıkan ekonomik büyük
yararlanması kesinlikle istenmiyor. Hatta iç
politika malzemesi olarak da kullanılan Kuzey
Irak Petrolü, ve bu petrol satışlarından elde
edilen gelirlerin Türk Milli Bankalarından birisi
olan Halk Bankası’nda değerlendiriliyor olması
ve bu banka ile ilgili olarak ortaya atılan
“yolsuzluk” suçlamaları aslında bu küresel
rekabetin ve aynı zamanda küresel baskının da
açık bir göstergesidir. Bu konuda ABD’li
yetkililerin yapmış oldukları, “Kuzey Irak Kürt
Petrolünün satışından elde edilecek gelirlerin
Türk Bankaları üzerinden değil, Amerikan
Bankalarından geçirilmesi gerektiği” yönündeki
açıklamaları da bu hususu desteklemektedir.
Küresel güçlerin bu baskı politikalarının nasıl bir
sonuç vereceği aslında, her iki önemli aktörün
de, yani hem Türkiye’nin hem de Kuzey Irak
Bölgesel
Yönetimi’nin
içinde
bulunduğu
“seçimler”dir. Türkiye’de yapılan 30 mart
seçimleri sonrasındaki siyasi şekillenme ile
Irak ’da yapılacak olan 30 nisan
genel seçimleri sonrasındaki
ortaya çıkacak siyasi tabloya
göre, Kürt Petrolünün nasıl
değerlendirileceği konusu bir
netlik kazanabilecektir. Her iki
ülkede
alınacak
seçim
sonuçlarına göre oluşacak yeni
siyasi yapıya göre, Türkiye,
Kuzey Irak Bölgesel Yönetimi ve
Bağdat
Yönetimi
arasında
gerçekleştirilebilecek olası bir
uzlaşma ile aslında her üç aktör
de önemli bir kazanç sağlayacaktır. Türkiye
Devleti bu uzlaşmadan hem ekonomik, hem de
politik olarak güçlenerek çıkacaktır. Kuzey Irak
Bölgesel Yönetimi de, elde edeceği ekonomik
güç ile ABD’ye, batıya ve özellikle de Bağdat
yönetimine karşı bağımsızlıklarını daha güçlü
şekilde ortaya koyabilecektir. Irak/Bağdat
Yönetimi ise; hem Kuzey Irak petrolünün kendi
gözetim ve denetiminden geçerek değerlendiriliyor olması nedeniyle stratejik olarak Merkezi
Hükümetin prestijini koruması, hem de elde
edilecek ekonomik büyüklükten pay sahibi
olması nedeniyle güçlenerek çıkacaktır. Yani her
üç yönetim arasındaki olası bir uzlaşma, bir
koyup üç alma hem de bu üçü de birer birer
paylaşma sonucunu doğuracak ve her kesimi de
mutlu edecektir. Ancak bu mutluluk, başta ABD
olmak üzere, Batılı ülkeler ile coğrafyadaki bazı
ülkeleri pek de mutlu etmeyecektir.
Enerji Hukuku Araştırma Enstitüsü Başkanı Av. Süleyman
BOŞÇA, Bilkent Üniversitesi Hukuk Çalışmaları Kulübü’nün
düzenlemiş olduğu Enerji Hukuku ve Kariyer İmkânları
Konferansı’na konuşmacı olarak katıldı.
Bilkent
Üniversitesi
Kampüsü’nde
gerçekleştirilen
konferansta genç hukukçulara enerji hukuku hakkında
bilgilendirici bir konuşma yapıldı. EHAE hakkında da bilgi
veren Boşça, yaklaşık bir saat süren konferansta; enerji
hukukunun kendi içindeki bölümleri ve diğer hukuk dalları ile
olan ilişkisi, sektördeki mevcut durum ve genç hukukçuların
bu konudaki kariyer olanakları konularında öğrencilere bilgi
verdi.
Sektördeki özelleştirmeler, elektrik dağıtım hizmetleri, enerji
yatırımlarında yaşanan hukuki anlaşmazlıklar ve tahkim
konularının da konuşulduğu konferans, soru-cevap kısmı ile
sona erdi.
Armada İş Merkezi Kat: 11 & 14 BB:1104 Söğütözü / ANKARA
T: +90 (312) 295 62 06 • F: +90 (312) 295 62 00
www.enerjihukuku.org.tr • [email protected]
TÜREB Başkanı
Petrol Piyasası Lisans Yönetmeliğinde
Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik
27.03.2014 Tarih ve 28954 Sayılı
Resmi Gazetede Yayımlanmıştır.
5607 Sayılı Kaçakçılıkla Mücadele
Kanununa Göre Elkonulan Akaryakıtın
Teslimi, Muhafazası, Tasfiyesi ve
Yapılan Masraflara İlişkin Uygulama
Yönetmeliği 26.03.2014
Tarih
ve
28953
Sayılı
Resmi
Gazetede
Yayımlanmıştır.
Neredeyse bir yıla yakın bir süredir
aşılamayan orman ve inşaat
izinleri ile ilgili süreçler rüzgâr
sektörüne zarar verir hale geldi.
2007 yılında yapılan rüzgâr
başvuruları 2011 yılına kadar
seçilip
değerlendirilemedi.
2011’in son çeyreğinde onay alan
projeler izin süreçlerine hızla
başladılar. Radarla ilgili bir sıkıntı
çıktı. O aşıldı, sonra MİT’ten izin
alınması gerekliliği doğdu. O süreç
de
aşıldı,
kamulaştırmalar
gündeme geldi. Bununla ilgili
izinler Başbakanlık’a bağlandı.
Orada bir yoğunluk olduğu için
süreçler
uzadı.
Bugüne
baktığımızda ormanla ilgili izinlerin
alınamamasından
kaynaklı
sıkıntılar neredeyse bir yıldır
devam ediyor. Araya seçim süreci
girdi. Seçime odaklandıkları için
son üç dört aydır hiçbir belediye
işlem yapmıyor. Yani imar izinleri
sonuçlandırılamadı.
Diğer yandan 17 Aralık sonrasında Bakan değişikliği yaşandığı için Çevre ve Şehircilik
Bakanlığı’ndan alınması gereken izinler, onaylar alınamıyor.
Kaçak Petrolün Tespit ve Tasfiyesine
Dair Usul ve Esaslar Hakkında
Yönetmeliğin Yürürlükten
Kaldırılmasına Dair Yönetmelik 26.03.2014
Tarih ve 28953 Sayılı Resmi Gazetede
Yayımlanmıştır.
Enerji Kaynaklarının ve Enerjinin
Kullanımında Verimliliğin Artırılmasına
Dair Yönetmelikte Değişiklik Yapılması
Hakkında Yönetmelik 25.03.2014
Tarih ve 28952 Sayılı Resmi Gazetede
Yayımlanmıştır.
Orman Bakanlığı Doğa Koruma Milli Parklar Genel Müdürlüğü ve Orman Genel
Müdürlüğü tarafından bazı belirsizlikler nedeniyle rüzgâr müracaatları 10 aydır
bekliyor. İstanbul, Gelibolu, Artvin ve Hatay’ı rüzgâr yatırımlarına kapattılar. Ayrıca ilk
müracaat harçlarını 5 kat, her yıl alacakları harçları da 12 kat arttırdılar. Özellikle ilk 10
yıldan sonra yatırımcıların ödeyecekleri para o kadar yüksek rakamlara ulaşıyor ki,
proje uygulanabilir olmaktan çıkıyor. Bunları doğru bulmuyoruz.
Doğa Koruma Milli Parklar Genel Müdürlüğü’nün aldığı kapama kararı uygulamaya
geçti. Bazı firmalar dava sürecine hazırlanıyor. İthalatı engelleyici etkisi hariç toplamda
yatırım tutarı 1,5 Milyar Euro olan 22 proje durdu. Bu duruma kısa süre içinde çözüm
bulunamazsa yatırımların önü tıkanacak ve fosil yakıtların kullanımı teşvik edilmiş
olacak. Bu da yurtdışına olan bağımlılığın devam etmesi anlamına gelir.
Bununla birlikte yatırıma başlamamış fakat lisans hakkını elinde bulundurmaya devam
eden firmaların yatırıma yönlendirilmesi amacıyla 6 aylık izin süreci tanındı ve bu süreç
içinde izinlerini almayan firmaların lisanslarının iptal edileceği açıklandı.
Bazı firmalar izin süreçlerine uzun zaman önce başlamalarına rağmen yukarıda
belirttiğimiz sıkıntılar nedeniyle süreçler uzadı. Yasaya eklenen maddeye göre mücbir
sebeplerin dışında inşaat izinlerini 2 Mayıs’a kadar tamamlamayan yatırımcıların
lisanları iptal olacak.
Seçim sürecinin devreye girmesi ile birlikte 2 Mayıs tarihine kadar bu izinlerin alınması
zor görünüyor. Yani gerçek yatırımcıların da lisans iptalleri yaşaması muhtemel. Bu da
rüzgâr sektöründe ciddi bir kriz oluşturuyor.
Yatırımcıdan kaynaklanmayan sebeplerden dolayı lisansların iptal edilmesi Türkiye’nin
rüzgâr sektörünü geriye götürür. Yatırımların başka sektörlere kaymasına sebebiyet
verir. Dışa bağımlılığımızı arttırır. Bu nedenle kamudan kaynaklı izin süreçlerini
tamamlayamamanın mücbir sebep olarak görülmesi gerekiyor.
Sıvılaştırılmış Petrol Gazları (LPG)
Piyasası Eğitim ve Sorumlu Müdür
Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına
Dair Yönetmelik 19.03.2014 Tarih ve
28946
Sayılı
Resmi
Gazetede
Yayımlanmıştır.
Bu sıkıntımızı Kasım 2013’teki TÜREK Konferansı’nda, özel toplantılarda ve en son
şubat ayındaki sektör toplantımızda dile getirdik. Başlamış milyarlarca Euro’luk
yatırımın olduğunu ve 2023 yılı hedeflerimizi hatırlattık.
Burada gerçek yatırımcıyı korumak için hem Enerji Bakanlığı, hem de EPDK sağduyulu
davranıyor. Bütün işlemlerini başlatmış ama kendi elinde olmayan sebeplerden dolayı
zarar gören firmaları ayırt edecek şekilde bir formül üzerinde çalışılıyor. Umarız kısa
sürede formül bulunur ve yatırımlara kaldığımız yerden devam ederiz.
Armada İş
İş Merkezi
Merkezi Kat:
Kat: 11
11 &
& 14
14 BB:1104
BB:1104 Söğütözü
Söğütözü // ANKARA
ANKARA
Armada
T: +90
+90 (312)
(312) 295
295 62
62 06
06 •• F:
F: +90
+90 (312)
(312) 295
295 62
62 00
00
T:
www.enerjihukuku.org.tr •• [email protected]
[email protected]
www.enerjihukuku.org.tr
Download

30 Mart 2013 tarihli Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren