
İnsan, anneden ve babadan gelen birer hücrenin
birleşmesiyle meydana gelen bir hücrenin çoğalması
sonucu ortaya çıkan yaklaşık yüz trilyon hücreden
oluşmaktadır.

Bu gelişim, son derece kompleks bir durumdur.
Yaklaşık 9 ay kadar anne karnında geliştikten ve
dünyaya uyumlu hale geldikten sonra bir mucize
olarak doğmaktadır.

Bu gelişen hücrelerin vücudu oluşturması gerçekten
anlaşılması, akıl erdirilmesi mümkün olmayan bir
mucizedir. Çünkü aynı tip hücreler çoğalırken
ayrışmakta, bir kısmı beyin hücresi, bir kısmı kalp, bir
kısmı ise kemik gibi bütün doku ve organları meydana
getirmektedir.
Bu hücrelerin sayısı
yüz trilyon gibi
hafsalası alamayacak
kadar çok olmasına
rağmen, insan “TEK”
bir canlıdır.
 İnsanın
en küçük yapısı olarak bilinen hücre,
çok kompleks, adeta bir fabrika gibi işlevleri
olan muhteşem bir yapıdır.
 Yüz
trilyon hücrenin tamamı da hiçbir fasıla
vermeden görevini yapmaktadır.
Tüm hücreler, oluşturacakları dokunun
gerektirdiği kadar çoğalır ve bu dokular da
gerekli yapıyı inşa etmek üzere yan yana gelerek
organları oluşturmaya başlarlar.
 Tüm bu olaylar sırasında hücreler, titizlik
gerektiren bir inşaat sırasında, yakın iş birliği
içinde çalışan bir ekip gibidir.
 Her biri planın tümünü bilir ve yoğun bir
haberleşme ve iş birliği içinde çalışırlar. Peki bu
kadar ileri düzeyde bir düzen ve koordinasyon
nasıl gerçekleşmektedir? Hücreler nereye
gideceklerini, hangi organın parçası olacaklarını
ve gittikleri yerde ne yapacaklarını nereden
bilmektedirler? Aynı zamanda diğer hücrelerle bu
derece uyum içinde nasıl hareket etmektedirler?


Beyin vücudumuzdaki en
önemli organ olup, bütün
vücudun idare merkezidir.

Beyin içinde çok farklı
bölgeler vardır. Duyu
merkezi, hareket merkezi,
konuşma, işitme merkezi gibi.

Mesela, susamışlığımız,
açlığımız, vücut ısımız gibi bir
takım özelliklerimiz,
beynimizin orta ve alt
bölgesinde bulunan ve sadece
4 gramlık hipotalamus
tarafından kontrol ve takip
edilmektedir. Hafıza
merkezimiz de yine aynı yer
ve büyüklükte
hipocampus’tür ki 25 milyon
ciltlik bir kapasiteye sahiptir.
 Tüm
yaşamımız
boyunca kalbimiz
yaklaşık 2,5 milyar
kez atıyor. Dinlenme
halindeyken
dakikada 5 litre
kadar kan
pompalarken,
egzersiz halinde bu
miktar 30 litreye
kadar çıkıyor.

İnsan vücudunda neredeyse
96.500 kilometre kan damarı
bulunur

Sağlıklı bir insanın kan
damarlarında ortalama 25
milyar kırmızı kan hücresi
dolaşıyor. Bu da 1 litre kanda
yaklaşık 5 milyar kırmızı kan
hücresine karşılık geliyor.

Her gün bunlardan 25
milyonu ölerek yenileniyor.
Yani 1 saniyede 300.000
kadar kırmızı kan hücremizi
kaybediyoruz.
Erişkin bir insanın sağ
akciğerinde ortalama
300 milyon alveol adı
verilen hava
kesecikleri bulunur.
 Bu hava kesecikleri
bir şekilde yanyana
yere serilebilseydi bir
tenis kortunu
tamamen
kaplayabilecek bir
alana sahip oldukları
görülürdü.

 Olağanüstü
bir
rejenerasyon
(kendini yenileme)
özelliğine sahip olan
karaciğerimiz % 70
lik bir doku
kaybında bile
kendini tamamen
yenileyebiliyor ve
bir ay içerisinde asıl
boyutlarına yeniden
ulaşabiliyor.

Okul öncesi öğretmenliği lisans programı öğrencileri için öğretim
programına uygun olarak hazırlanmış temel bir derstir. Bu ders,
öğrencilerin gerek günlük yaşamlarında gerekse profesyonel
yaşamlarında gereksinim duyabilecekleri insan vücudu ile ilgili
temel bilgilerin yanı sıra; insan vücudu ve fizyolojisi hakkında
güncel gelişmeleri takip edebilecekleri bilgi ve deneyimleri de
kazanmalarını hedeflemektedir.

Bu amaçla ders insan vücudunun yapısı ve fonksiyonlarına
değinen bir inceleme sunmaktadır. Özellikle okul öncesi dönemde
3-6 yaş grubu çocukların en çok ilgi duyduğu, merak ettiği
konulardan biri olan insan vücudu ve bu dönemdeki gelişim süreci
dersin ana temasını oluşturmaktadır.
Başlıca konular;
 anatomi ve fizyolojinin tanımı, araştırma
alanları,
 biyolojik yapıların genel özellikleri,
 vücut postürleri,
 metabolizma sistemleri,
 organ sistemleri,
 üreme mekanizmaları,
 doku ve hücre çeşitleri, embriyogenezis,
 duyu sistemleri ve hormonal sistemlerdir.
İnsan vücudu, mükemmel bir
organizasyona ve işleyişe sahiptir.
Otomobili onarıp çalıştırabilmek için bütün parçaları ve
parçaların görevlerini bilmek gerekir. Bütün bunlar, bize
arızanın yeri ve nedeni hakkında bilgi verir. Arızanın yeri ve
nedeni bilinirse, yapılacak işlem de doğru olarak tespit edilir
ve
arıza
giderilebilir.
Bilmeden
yapılacak
bütün
müdahalelerin boşa çıkacağı, hatta durumu daha da kötüye
götürebileceği unutulmamalıdır.,
Buna göre verdiğimiz örnekte otomobilin parçalarını
bilmeyi anatomi bilimine, bu parçaların görevlerini
bilmeyiyse fizyoloji bilimine benzetebiliriz. Bu iki bilim
dalı, birbiriyle yakın ilişki içerisindedirler ve bu anlamda
tıbbın temelini oluşturur.
Anatomi,kelime kökeni olarak “kesmek, parçalara ayırmak”
anlamını taşır. Anatomi kısaca yapının incelenmesidir.
Fizyoloji terimi, Yunanca physis 'doğa’ ve logos 'bilim‘
kelimelerinden oluşmaktadır.
"Canlıların hücre, doku ve organlarının görevlerini ve bu
görevlerin nasıl yerine getirildiğini inceleyen bilim
dalıdır."
 Anatomi
akciğerin konumunu, kısımlarını
(loblarını) tanımlar;
 fizyoloji ise solunum işini, soluk alış veriş
düzenini, solunum sayısını, gaz değişimini
tanımlar.
İnsan vücudundaki bütün organ, sistem ve hücreler,
mükemmel bir iş birliği, uyum ve denge içerisinde görev
yaparlar.
Bu yapıların böyle ahenkli bir şekilde görev yapmasıyla
vücutta bir iç denge meydana gelir.
Vücudun
bu
iç
dengesine
homeostazis
denir.
Homeostazis, bu yapılar tarafından belli sınırlar
içerisinde ve değişmez bir şekilde tutulmaya çalışılır
Vücudumuz, hücre düzeyinde gerekli ayarlama ve
değişiklikleri yaparak, yani içten ve dıştan gelen çeşitli
etkilere karşı gerekli tepkileri göstererek bu dengeyi
korumaya çalışır.
Bu denge korunduğu sürece, yani homeostazis değişmez
tutulduğu sürece, hayat sorunsuz olarak devam eder.
Bunu bir Örnekle açıklayalım: Vücudumuzun belli bir
sıcaklığı vardır. Vücudumuzu oluşturan hücrelerin normal
fonksiyonlarını sürdürebilmeleri için de bu sıcaklığın
korunması gerekir.
Hava sıcaklığı normal olduğu sürece, bu yönden bir sorun ortaya
çıkmaz. Ancak çok soğuk bir ortamda bulunduğumuz zaman, vücut
sıcaklığının dengelenmesi gerekir. Bunun için yüzeyel (deri) arterler
daraltılır. Böylece, buralara fazla kan gitmesi engellenerek sıcaklık
kaybı önlenir. Tersine çok sıcak ortamlarda vücut sıcaklığının
düşürülmesini sağlamak için yüzeyel arterler genişletilir. Bu suretle
deri bölgesine daha fazla kan gönderilerek, sıcaklığın deri. yoluyla
dışarıya verilmesi sağlanır.
Bu mekanizma da yetmezse terleme olayı devreye girer. Bununla,
sıcaklığın buharlaşma yoluyla azaltılması sağlanır. Bu örnekte de
görüldüğü gibi vücudumuz, içten ve dıştan kaynaklanan bu gibi
etkilere karşı gerekli cevabı vererek homeostazisi korumaya
çalışmaktadır.
Yaşayan tüm (yüksek) canlılar, milyonlarca hücrenin bir
araya gelmesiyle oluşmuştur. Bir binanın tuğlaları gibi,
canlıların vücutları da hücrelerle örülmüştür. İnsanlar,
hayvanlar ve bitkilerin yapısı buna Örnek olarak
gösterilebilir.
Bakteriler ve bazı parazitlerse tek bir hücreden oluşmuş
ilkel canlılardır. Demek ki hücre, canlılığın tüm
karakteristik özelliklerini gösterebilen en küçük birimdir.
Temelde, tüm hücreler benzer özellikler gösterirler.
Varlığı ilk defa 1665 yılında Robert HOOKE tarafından
tespit edilen ve cellula (odacık=hücre) olarak adlandırılan
hücre, ancak mikroskop yardımıyla görülebilmektedir.
Organellerinin görülebilmesi için elektron mikroskobu
gereklidir



Hücreler, yapı ve görevleri bakımından büyük farklılıklar
gösterir. İnsan vücudunun en küçük hücreleri, 2-4 mikron
çapındaki trombositler ve mikrogliya hücreleridir.
Buna karşılık, en büyük hücreyse dışarıdan hiçbir
müdahaleye gerek kalmaksızın çıplak gözle görülebilen,
yumurta hücresidir (ovum).
Yapılarının %70-85'i su, %10-20'si protein, geri kalan
%5-10'u da lipidler, karbonhidratlar ve elektrolitlerdir.
Hücrelerin şekilleri de farklıdır. Oluşumuna katıldıkları
doku ve organların yapısına göre yuvarlak, yassı, ipliksi,
iğsi, prizmatîk ve küp biçiminde olabilirler.
1. Şekil- Vücudumuzdaki hücrelerden bazıları
 Vücudumuzdaki
tüm hücreler belli bir
görevde uzmanlaşmıştır. Örneğin
hastalıklarla savaşmak, O2 taşımak,
hareketliliği sağlamak, çeşitli
biyokimyasal maddeler (protein, kimyasal
madde, enzimler, hormonlar vb.)
üretmek, gıda depolamak, bir araya
gelerek yeni hayatlar oluşturmak ve
böylece insan neslinin devamını sağlamak
gibi görevler yaparlar.
Hücreler

hücre zarı,

ortasında çekirdek,

içerisinde çeşitli organeller

ve bunlar arasında kalan
boşluğu dolduran
sitoplâzmadan oluşur.
Sitoplâzma, hücrenin en büyük ve en önemli maddesidir.
Çekirdek dışında kalan ve hücre zarıyla çevrili boşluğu
dolduran tüm oluşumlar, sitoplâzma kavramı içerisine
girer;


Çiğ yumurta akı kıvamında, renksiz ve saydam bir sıvıdır.
Yapısının büyük bir kısmı (%60-90, ortalama %75) su,,
geri kalan kısmıysa (% 10-40) proteinler, şekerler, yağlar
(lipid), enzimler, hormonlar, iyonlar (Na, K, Cl) ve
minerallerden oluşur.
Hücredeki hayatî olayların büyük çoğunluğu, sitoplâzmada
ve sitoplâzma içerisindeki organellerde gerçekleşir. Bu
organeller, sitoplâzma içerisinde asılı bir şekilde
dururlar.
Hücrelerin, organizmanın canlılık özelliği gösteren en
küçük birimi olduğunu biliyoruz. Sahip oldukları bu
özelliği,
bünyelerinde
bulunan
çeşitli
organeller
vasıtasıyla gösterirler. Genel olarak hücrelerde bulunan
organelleri şöyle sıralayabiliriz: Mitokondri, golgi aygıtı,
endoplâzmik retikulum, ribozom, lizozom, sentrozom,
plastidler, koful
•
•
•
•
•
•
•
•
Küre, çubuk, ipliksi ve dallı formda bulunur.
Çit katlı zar
İç zar: krista, çok fazla kıvrım
Matrix: kıvrımlar arası sıvı
Kendi DNA ve RNA
Bakteriler hariç bütün hücrelerde bulunurlar.
Oksijenli solunumun yapıldığı yerdir.
ATP üretim merkezidir.
•
•
•
•
•
•
Kanal sistemidir.
Çekirdek ile hücre zarı arasında
madde iletimini sağlar.
Besin depo eder.
Bakterilerde bulunmaz
Artık maddelerin atılması ve bazı
besinlerin depolanmasında
görevlidir.
İkiye ayrılır
 Ribozom
bulunduran EPR
 Salgı ve membran proteinleri yapılır
 Üzerinde
EPR taşımaz
 Endokrin bezler ve yağ sentezinde görevlidir.



Salgının üretildiği ve salgılandığı yerdir.
Hücre içerisinde, çekirdeğin yakınında ağ
biçiminde topluca bulunan çok sayıda
yassı kesecikten oluşmuştur.
Bunun
dışında,
yine
hücre
içinde
sentezlenen çeşitli hormon ve enzimler de
golgi aygıtı tarafından, son şekilleri verilip
paketlenerek hücre dışına atılır

Salgı dokularında bol miktarda bulunur.

Gerektiğinde yağ deposudur
Eritrositler
dışında,
canlı
hücrelerin tümünde bulunur;
Özellikle
makrofaj,
çok
çekirdekli lökosit ve karaciğer
hücrelerinde
sayılan
daha
fazladır. Yuvarlak ve zarla
çevrili bir yapıya sahip olup,
içlerinde
çeşitli
enzimleri
barındırırlar. Hücrenin sindirim
görevini yürütür.
Lizozomlar, hücre sindirimi için
ve dışarıdan hücreye alman
bakteri, antijen, yabancı protein
vb. maddelerin etkisiz hâle
getirilmesinde
ve
parçalanmasında rol oynarlar.
•
•
•
•
Görevi protein sentezlemektir.
Her canlı hücrede mutlaka bulunur.
Protein ve RNA dan oluşmuştur.
Polizom & Poliribozom: zincir şeklinde bulunma
halleri..
•
•
•
•
•
Sadece hayvan hücrelerinde bulunur.
Hücre bölünmesinde görev yapar.
Çekirdeğe yakın yerdedir
Birbirine dik iki sentriol var
Hücre bölünmesi sırasında kromozomların
ayrılması ve kutuplara taşınmasına yardımcı
olur.
•
•
•
Yalnızca bitkilerde bulunur.
Besin maddelerinin sentezlenmesi ve
depolanmasında görevlidir
Kendi aralarında üç gruba ayrılırlar.
PLASTİDLER
Kloroplast
Kromoplast
Lökoplast
•
•
•
Sindirim ve boşaltımda görev yapar.
Bitki hücresinde kofullar büyük sayıca azdır.
Hayvan hücrelerinde kofullar küçük ve sayıca
azdır.
Bölünme yeteneğine sahip olan hücrelerde bulunur.
Genellikle hücrenin orta kısmında yerleşmiştir. Şekli
yuvarlak, elips ya da dikdörtgen şeklinde olabilir.
Hücrelerden bazıları bir veya birden çok çekirdeğe sahip
olabilirken, bazılarında hiç çekirdek bulunmaz. Örneğin
eritrositlerin çekirdeği yoktur. Bununla birlikte normal
lökositlerde bir, karaciğer hücreleri ve kemik iliğinin
polikaryositlerindeyse
birden
fazla
çekirdek
bulunabilmektedir.
Sitoplâzmadan çift katlı bir zarla (çekirdek zan)
ayrılmıştır. İçerisinde bir ya da birden fazla çekirdekçik
bulunur.
Çekirdeğin en önemli özelliği; bir kontrol merkezi gibi
görev yapmasıdır. Bünyesinde iki çeşit nükleik asit
bulundurur. Bunlardan birincisi çekirdekçiklerde bulunan
RNA'
(ribonükleik
asit),
ikincisiyse,
DNA
(deoksiribonükleik asit)'dır. DNA molekülleri, nesilden
nesile aktarılan genetik şifreyi taşır ve kromozomların
yapısını oluşturur
Hücre çekirdeğinde bulunan küçük, yuvarlak yapılardır.
Sayılan bir ila yüz arasında olabilir. Bazen de hiç
bulunmaz. Elektron mikroskobunda kalın iplikli bir yumak
şeklinde görülür, İçlerinde DNA bulunmaz. Esas yapılarını
RNA oluşturur.
Kalıtsal Özellikleri belirleyen genleri taşırlar. Belli sayıda, değişik
şekillerde ve uzun DNA zincirinin kendi üzerinde düzensiz bir
şekilde sarılmasıyla oluşmuş genetik yapılardır. Kromozomlar,
ancak hücre bölünmesi sırasında (mitoz) belirlenebilir. Çünkü
hücre dinlenme halindeyken (enterfaz) açık olduklarından teker
teker belirlenemezler. Organizmada, çekirdeksiz eritrositler
dışındaki bütün hücrelerde kromozom bulunur(11.,Şekil).
 Çift
katlı, kimyasal yapı bakımından hücre
zarına benzer
 Dıştaki zar ribozom taşır
 Kıvrımlar yaparak EPR kanalcıklarını
oluşturur.
 Dış zara: ekzin
 İç zar: intin
 Kimyasal
 sitoplazmaya benzer
 Çekirdekçik
 Kromatin iplikler
 Yapısında
RNA ve protein bulunur
 Hücre bölünmesi sırasında kaybolur
 RNA ve protein sentezi ile ilgilidir
 Uzun
ağ ve yumak şeklindedir
 Hücre çekirdeğinin temel yapısı kromatindir
 Kısalıp, kalınlaşarak kromozomu oluşturur. İki
parça bulunur, her birine kromatid denir
 Kromozomlarda gen adi verilen yapılar
bulunur.





Sitoplâzmayı dıştan çepeçevre kuşatan ve hücreye şeklini veren, bir
zardır.
Çift katlı fosfolipid molekülleri arasında düzensiz bir' dağılım
gösteren protein moleküllerinden oluşmuştur.
Bu protein moleküllerinin bir kısmı zarı boydan boya kat eder biçimde
(integral veya İntrinsik proteinler) ya da zarın iç veya dış yüzüne
gömülü (periferal,-veya ekstrinsik proteinler) bulunur.
Çift katlı fosfolipid yapıysa fosfat içeren yağ moleküllerinden
yapılmıştır.
Hücre zarı; %55 oranında protein, %42 oranında fosfolipid,
kolesterol vb. ile %3 oranında da karbonhidratlardan oluşmuştur.
Şekil- Hücre zarının yapısı
Su, polar maddeler için iyi bir çözücüdür. Polar olmayan
(apolar) maddeler* örneğin yağlar, suda çözünemezler.
Böyle maddelere, hidrofobik (suyu sevmeyen) maddeler
denir. Hücre zarının yapısında bulunan fosfolipidlerde,
hem hidrofobik bir kısım (lipid) ve hem de hidrofılik
(suyu seven) bir kısım (fosfat) bulunmaktadır.
Bu şekilde hem polar hem de apolar grup taşıyan
moleküllere amfipatik maddeler adı verilir. Böyle
maddeler su içerisine konulduklarında, hidrofilik kısımlar
dışta, hidrofobik kısımlar içte olmak üzere bir araya
toplanarak miçel yapısı oluştururlar .
Şekil- Miçel yapı ve fosfolipid molekülü




Hücreye madde giriş çıkışını kontrol etmek ve
düzenlemek,
Sitoplâzmayı, dolayısıyla hücreyi korumak ve iç ortamı
düzenlemek,
Hücreyi dış
ayırmak,
ortamdan
(ekstrasellüler
Hücreye belirli bir şekil kazandırmak
aralıktan)
 Pasif
 Aktif
 Endositoz
ekzositoz
ve
Hücre zarından madde taşınma yollan, değişik biçimlerde
sınıflandırılabilir. Örneğin, maddenin geçişi esnasında enerji
harcanıp harcanmaması göz önüne alınırsa, şöyle bir
sınıflandırma yapılabilir:
Enerji harcanmadan, yani molekülün kendi kinetik enerjisi
sayesinde gerçekleşen taşınma sistemi (pasif taşınma).
Örneğin; basit difüzyon, kolaylaştırılmış difüzyon ve
ozmoz. Bu yolla madde taşınması esnasında hücreler enerji
harcamazlar.
Molekül ve atomlar, kendi konsantrasyonlarının yüksek olduğu
taraftan' düşük olduğu tarafa, kendi kinetik enerjileri
sayesinde difüze olurlar (taşınırlar). Bu maddeleri zarın bir
tarafından diğer tarafına yönlendiren en önemli neden,
konsantrasyon farkıdır.
Maddenin hücre zarından taşınması sırasında, hücre
zarının aktif olarak rol oynadığı ve enerji harcamasının
yapıldığı taşınma yolu (hücresel enerjiye bağlı taşınma
sistemi). Örneğin aktif taşıma ve endositozekzositoz.
Şimdi bu,
inceleyelim:
madde
taşınma
yollarını
teker
teker
 Moleküllerin
çok yoğun ortamdan
az yoğun ortama hareketlerine
denir.
 Solunum
yoluyla alınan oksijenin
kana geçmesi
 Hücre
zarının dışa bakan proteinleri bazı
maddelerle uyum yaparak onların hücre
içerisine daha kolay girmesini sağlar.
Kolaylaştırılmış difüzyon bir taşıyıcı
aracılığı ile gerçekleşir: (1) Taşınacak
madde taşıyıcı proteine bağlanınca,
taşıyıcı proteinde şekil değişikliği olur ve
içte kapalı olan hücre kanalının ucu
açılır. (2) Molekül buradan içeri girmeye
başlar. (3) Proteine zayıf bağlandığı için
hücre içine yakın bir yere geldiğinde,
ısıdan kaynaklanan hareketle protein,
molekülden ayrılır ve molekül hücre
içine girer.
 Suyun
denir.
geçici bir zardan difüzyonuna osmoz
 Amino
 Glikoz
 İyonlar
 Bu
asit
Enerji
sistemin çalışma mekanizması pasif
taşınmanın tersinedir. Taşınacak
molekülün düşük konsantrasyondan
yüksek konsantrasyona doğru, bir
taşıyıcı molekül aracılığıyla taşınmasıdır.
Yokuş yukarı taşınma diye tabir edilen
bu sistemde, enerjiye ihtiyaç duyulur.
Enerji ihtiyacı, ATP molekülünden
sağlanır.
Büyük moleküllü maddelerin geçişi
 Kesecik veya ceple alınıyorsa bu olaya
endositoz,
 Maddelerin salgılandıktan sonra atılması olayı
Enerji
ekzositoz
 Pinositoz: sıvı olanların alınması
 Fagositoz: amip
HÜCRENİN GENEL ÖZELLİKLERİ
Hücreler ortamdan ham materyali alırlar.
Kalıtsal bilgiler DNA içinde saklanır.
Enerji üretirler: Bu enerji iç ortam
dengesini sağlamak, ve sentez reaksiyonlarını
yürütmek için gereklidir.
Genetik kod temelde aynıdır.
Kendi moleküllerini sentez ederler.
Organize bir şekilde büyürler.
Bilgi DNA dan proteinlere RNA aracılığı
ile geçer.
Proteinler ribozomlar tarafından yapılır.
Çevreden gelen uyarılara cevap verirler.
Proteinler hücrenin fonksiyon ve yapısını
düzenlerler.
Çoğalırlar (bazı istisnalar haricinde;
alyuvar, sinir hücresi, retina hücresi).
Bütün hücreler seçici geçirgen bir zar
olan plazma membranı ile çevrilmiştir.
Download

IOO 103 SUNU 1 - BOZOK ÜNİVERSİTESİ Personel Bilgi Sistemi