ARAMIZDAKİ PSİKOPATLAR ve NEFRET SUÇLARI
İÇİNDEKİLER
ÖNSÖZ: Suç, Şiddet, Nefret, Ayrımcılık, “Öteki”leştirme
Romantik Şiddet, Romantik Terörizm
Tecavüz ve Romantik Tecavüz
“Erkekliğin Kanıtı”, “Erkeklik Kaygısı”: LGBT Bireylere Yönelik Ayrımcılık ve Şiddet
İş Yaşamında Cinsel Taciz
Psikopatlar İşyerinde: Mobbing
İşkence ve İşkencecinin Psikolojisi
“Yurtseverlik” Maskeli Patolojik Milliyetçilik / Irkçılık
Din Adına / Kabuklu Şiddet: Klu Klux Klan, El-Kaide, Taliban, Kach / Khane Chai…
Diktatörler ve Soykırımlar: Hitler, Karadziç, Saddam, Pol Pot, İdi Amin, Kamboçya,
Bosna, Darfur, Halepçe…
Seri Katiller: Jeffrey Dahmer, Ted Bundy, Adnan Çolak, Yavuz Yapıcıoğlu…
Organize Suç Örgütleri, Çeteler ve Mafya: Yakuza, Cosa Nostra, Aryan Kardeşliği…
Sanatta Psikopati: Filmlerde ve Dizilerde Şiddet, Taciz, Tecavüz, Seri Katiller…
KAYNAKLAR
ÖNSÖZ: Suç, Şiddet, Nefret, Ayrımcılık, “Öteki”leştirme
Bu kitap, hayatları boyunca bir şekilde suç işlemiş, şiddet uygulamış, başkalarına acı
çektirmiş olan insanların; örneğin cinsel tacizcilerin, tecavüzcülerin, mobbingcilerin,
işkencecilerin, çete üyelerinin, dini / politik örgüt liderlerinin, ırkçıların, diktatörlerin ya da
seri katillerin psikolojisini anlatmaktadır.
Psikopatlık, narsisizm gibi kişilik özelliklerinin, antisosyal davranışların / sadizmin ve
paranoid özelliklerin bir bütünü olarak değerlendirilebilir. Psikopat kişi ahlaki değerlerden
uzaktır. İçgörüsüzdür, empatiden yoksundur. Kin, nefret, intikam, değersizlik hatta hiçlik
duygusu yaşar. Aşırı benmerkezcidir; herkesin onun ihtiyaçlarını karşılaması gerektiğine
inanır. Toplumsal kuralları, ilkeleri, prensipleri hiçe sayar. Her an her yerde saldırmaya
hazırdır. Bu açıdan bakıldığında bir psikopatın örneğin antisosyal ya da narsisistik kişiliği
kapsamakla birlikte bunlardan çok daha tehlikeli olduğu, suç işlemeye ve şiddete eğilimli
olduğu söylenebilir.
Büyük bir çoğunluğu kaçınan bağlanma stiline, antisosyal, narsisistik ya da paranoid
kişilik bozukluklarına sahip olan psikopatların en temel özellikleri; başta anne babaları olmak
üzere bir çok insan tarafından terk edilmişlik, reddedilmişlik, taciz ya da istismar yaşamış
olmalarıdır. Yaşamlarında bir kırılma noktası olan bu travmatik yaşantılara bağlı olarak da
kendilerine hiç saygı duy(a)mamışlar, değer ver(e)memişler, güven(e)memişlerdir. Üstelik bu
temel güvensizlik sadece kendilerine karşı değil; tüm insanlığa da yönelmiştir. Herkese karşı
kıskançlık, haset, kin, nefret ve intikam duygusuyla yaşamışlardır. Bazen bu haset, nefret ve
intikam kendisini iş yerinde cinsel ya da duygusal tacizci olarak, bazen “vatan”, “millet”,
“milliyetçilik” ya da örneğin İslam adına cinayet işlemekle, bazen bir suç örgütü kurmakla
bazen de bir seri katil olmakla göstermiştir. İster işyerinde yönetici ister aile içinde eş ister bir
çete üyesi ister devlet adına işkenceci olarak zarar verilen herkes bu insanların kendi
yetersizlik, değersizlik, çaresizlik, hiçlik, anlamsızlık gibi duygularının bir intikamını
oluşturmuştur. Böylelikle de hem bu duygularını bastırmışlar hem de kendilerince kendi
reddedilmişliklerinin intikamını almışlar, kendilerince “adaleti” sağlamışlardır.
Bir etnik kökeni, dinsel tutumu ya da cinsel yönelimi ötekileştirmek, ona karşı
ayrımcılık yapmak, nefret suçu işlemek öncelikle kişinin kendisiyle, kişiliğiyle ilgili olarak
yukarıda belirtilen özellikleriyle birlikte ait olduğu herhangi bir sosyal gruba, mesleğine,
dinine, milletine, ülkesine vb. yönelik bir tehdit algılamasıyla başlar. Bu tehdit kişinin o
insana, ulusa, cinsel yönelime ya da politik gruba yönelik bir önyargı geliştirmesini de sağlar.
Birey için “biz”den olmayan her kişi, farklı tutum onda aslında yanılmış olabileceği, hata
yapmış olabileceği inancını, ihtimalini doğurur. Ayrımcılık da aslında bu kendini doğrulama,
mutlaka haklı olduğuna inanma ihtiyacının bir sonucu olarak ortaya çıkar. Ayrımcılık yapılan
yani “öteki” grup “yanlıştır”, kişi ise “doğrudur”, haklıdır. Bunun bir sonucu olarak da
öyleyse karşı tarafa, farklı düşünene kimin “haklı” ve “doğru yolda” olduğu gösterilmelidir.
Farklı etnik kökenlere, politik tutumlara, dinsel inançlara ya da cinsel yönelimlere sahip
insanlara yönelik nefret, kin, suçlama, aşağılama, yargılama, haset ya da düşmanlık gibi
duygular da bir anlamda buradan doğar. Kendisinden farklı düşünenlerin, kendisi gibi
olmayanların varlığıyla birlikte kişi kendine, güvenliğine, gücüne, normlarına ya da
değerlerine yönelik bir saldırı algılar ve buna mutlaka tepki verme ihtiyacı duyar. Böylelikle
kendisine duyduğu “saygıyı” da korumuş hatta arttırmış olur. Kişi özellikle kendisini ait
olduğu grubun kimliğiyle birebir özdeşleştirdiğinde bu saygıyı koruma ihtiyacı daha belirgin
hale gelir. İşte ayrımcılık, önyargılar ve nefret suçları da temelde kişinin aile içinde sağlıklı,
güvenli ve mutlu bir ilişki ağı geliştirememesine bağlı olarak ortaya çıkan tüm değersizlik,
yetersizlik, bir kenara itilmişlik, yalnızlık, başarısızlık, haset, kıskançlık gibi duygularıyla
birlikte aslında bu sahte benlik saygısını koruma ihtiyacından da doğar.
Sevgi, barış ve kardeşlik dolu nice güzel günler dileğiyle…
Uzm. Psk. Tarık Solmuş
Yazar, Çift ve Evlilik Danışmanı
Download

"İÇİNDEKİLER" kısımları için tıklayın