. iSTANBUL TiCARET ODASI
YAYlN NO: 1993 • 3
HlZLI NÜFUS ARTIŞININ
SOSYO EKONOMiK
VE
ÇEVRESEL SORUNLARI
-SEMİNER-
3 KASIM 1992
;.:
CAN MATBAA
511 86 66
ÖN SÖZ
Hızlı
nüfus artışının sosyal, ekonomik ve çevresel nitelik birçok sorunun,
önemli sebeplerinden biri olduğu genel olarak kabul edilmektedir.
Ülkemizdeki nüfus artış hızı dünya ortalamalarının üzerindedir. Bunun
sonucunda çocuk ve gençlerin genel nüfus içindeki oranı yüksek olup, çalı­
şanların bakmak zorunda olduğu kişi sayısı da yüksektir.
Böylece bir yandan milli gelirden tasarruflara ayrılan pay artmazken, eği­
tim, sağlık vb. hizmetlere olan talep yükselmekte, istihdam hacmindeki genişleme işgücü artışı karşısında yeterli olamamaktadır.
Diğer yandan genç nüfusa sahip olmanın avantajlarının değerlendirilme­
si de, ekonomik kalkınmanın gerçekleştirilmesi bakımından önem taşımak­
tadır.
Dengeli bir kalkınmanın sağlanması açısından, nüfus artışının sosyal,
ekonomik ve çevresel etkisi gibi çeşitli yönleri ile ele alınarak incelenmesi
ve önerilerin ortaya konması amacıyla "Hızlı Nüfus Artışının Sosyo Ekonomik ve Çevresel Sorunları" konulu bir seminer düzenlenmiştir.
Seminerde yapılan konuşmaların ve tartışmaların yeraldığı bu kitabı üyelerimizin ve ilgililerin istifadesine sunarken, hazırlık çalışmalarında yardımla­
rını esirgemeyen Türkiye Aile Sağlığı ve Planlaması Vakfı'nın yöneticilerine
ve düzenleme çalışmalarında emeği geçen Odamız Etüt ve Araştırma Şu­
besi elemanı Fatma ipekler'e teşekkür ederim.
Genel Sekreter
Prof. Dr. ismail Özaslan
Ç
NDEK
LER
ÖNSÖZ
AÇIŞ KONUŞMALARI
Atalay ŞAHiNOGLU ................................................................... 1
Vehbi KOÇ .................................................................................3
Dr. Uğur TUNCER ......................................................................S
Dr. Yıldırım AKTUNA ................................................................ 1O
1. OTURUM ...........................................................................•...........15
Başkan: Prof. Dr. Haluk CiLLOV
1990'11 Yillarda Aile Planlamasanan Sorunları ve Güçlükleri
Dr. Elizabeth MAGUIRE ................................................................... 17
ll. OTURUM ..................................................................................•...29
Başkan: Yaşar YAŞER
Nüfus ve Sağilk
Prof. Dr. Ayşe Akın DERViŞOGLU ........................................... 31
Nüfus ArtiŞI ve Ekonomik Kalkanma
Prof. Dr. Baran Tuncer .............................................................37
Nüfus ArtiŞI ve Çevre
Prof. Dr. Kriton CURi ............................................................... .48
GENEL TARTIŞMA .....•............................................................•....••.63
iSTANBUL TiCARET ODASI YÖNETiM KURULU BAŞKANI
ATALAY ŞAHiNOGLU'NUN AÇIŞ KONUŞMASI
Sayın Bakanım, Bakanlığın değerli
basın
temsilcileri,
sayın
temsilcileri, Oda'mızın düzenlediği Hızlı Nüfus
Ekonomik ve Çevresel Sorunları Semineri'ne teşrifinizden
kür ediyor ve hoşgeldiniz diyorum.
misafirler,
değerli
Artışının
dolayı
Sosyosize teşek­
Ülkemizin sosyal ve ekonomik sorunlarının en önemlilerinden biri, belki
de ilkinin nüfus artış hızının yüksekliği olduğu malumdur. Cumhuriyet döneminin ilk nüfus sayımının yapıldığı 1927 yılında 13 milyon 648 bin olan nüfusumuz 1990 sayımında 56 milyon 473 bin olarak tespit edilmiştir. 63 yılda 4
kattan fazla artmış, dolayısıyla Türkiye, Avrupa'nın en fazla nüfusuna sahip
ülkeleri arasına girmiştir. Hiç şüphesiz 1939-1945 yılları arasındaki ikinci
Dünya Savaşı'nın Avrupa ülkelerinde yol açtığı kayıplar, bu gelişmede rol
oynamıştır. Fakat Türkiye de bu savaştan etkilanmiş ve bu devrede% 2'nin
üzerinde olan nüfus artışı,% 1'1ere kadar düşmüştür.
Sonraki yıllarda gerek normal şartlara dönülmesi, gerekse sağlık hizmetlerindeki gelişme sebebiyle yıllık nüfus artış hızının% 2.8'1ere kadar çıktığını
görüyoruz. Genellikle % 2.5 civarında seyreden artış oranı, 1990 sayım sonuçlarına göre 1985-90 arasında% 2.2 civarında artmıştır. Ancak, bu devrenin yine, 1992'ye yakın döneminde 2.2'1ik artış, binde 21.7'ye gerilemiş olması dahi, sevindirici bir olay olmuştur. Değerli konuklar, nüfus artışı, ülkemizde bu hızıyla, yıllık 1.2 milyondan fazla insanın, nüfusa eklenmesi demek
oluyor. 2000 yılında Türkiye'nin 71 milyonluk bir nüfus büyüklüğüne ulaşaca­
ğını tahmin etmekteyiz. Burada üzülecek bir taraf olmadığını ileri sürmek
mümkündür. Hatta kalabalık nüfus ilk bakışta, bir büyüklük ve kuvvet ölçüsü
olarak da görülebilir. Hatta, bu olayın güçlü bir netice doğuracağını, muayyen devrelerde devletin en yüksek seviyesindeki yetkililer de çeşitli vasilelerle dile getirmiş bulunmaktadırlar. Fakat çoğunluk, gücün adetten ziyade, bireylerin bilgi ve beceri derecesinin yüksekliğinden kaynaklandığının bilincindedir. Hızlı nüfus artışı, bireylerin eğitim, sağlık hizmetlerinden istifade, iş temini, ülke gelirlerinin bölüşümünden yüksek pay alma imkanlarını kısıtladığı
için olumsuz bir gösterge sayılmaktadır. Kanımca, hızlı nüfus artışının yarattığı sosyo-ekonomik sonuçlardan önce, pür ekonomik bir olumsuzluğu vardır. 1992 yılı nüfusumuz 58,5 milyon olarak tahmin edilmektedir. 1985 yılı
nüfus sayımındaki yaş grupları kompozisyonunun değişmediğini varsayarak,
bugün 0-25 yaş arasındaki nüfusun 28 milyon kişi olması gerekmektedir. %
48'i, 20 yaşın altında bir nüfusa sahip bir ülkeye gelişmiş Batı'da rastlama1
mız
mümkün değildir. Bu oran, bakımı ve yetiştirilmesi çok emek ve harcama gerektiren çocuk ve gençlik kitlesinin büyüklüğünü göstermektedir.
Türkiye'de çalışan nüfus, 18-19 milyon arasında bulunduğuna göre, her
kendisi dahil, 3 kişiye bakmak zorundadır. Bu durumda milli gelirden
tasarrufa ayrılan payın artması mümkün görülmemektedir. Bu ekonomik olgunun sonucu, yine herkesin bildiği gibi, bağımlı nüfus grubunun büyüklüğü
oranında çocuk ve gençlere bakım, eğitim ve her türlü ihtimarnın gerektiği
ölçüde gösterilerneyeceği hakikati ortaya çıkmaktadır. Onun için ailelere,
ancak bakabilecekleri sayıda çocuk sahibi olma tavsiyesinde bulunuyoruz.
Nüfus artışının ters bir özelliği vardır, o da artış hızının gelişmişlik düzeyiyle
ters orantılı olmasıdır. Bu sebeple, ülkelerin nisbeten azgelişmiş yörelerinde
nüfus, gelişmiş yörelere oranla çok daha hızlı artmaktadır. Bu bölgelerde iş
imkanı da kısıtlı olduğu için gizli ve açık işsizlik meydana gelmekte ve sonucunda iç göç olayı ortaya çıkmaktadır. iç göçün doğurduğu problemleri ben
burada uzun uzun anlatmayacağım, ancak sadece istanbul'u bu sayede ne
hale getirdiğimizi belirtmakle yetineceğim. Tabii sayın yönetici ve bilim
adamlarımız, bugün burada bizlere bu hususta herhalde çarpıcı bilgiler vereceklerdir.
çalışan
Oda'mız nüfus problemini bir seminer çerçevesi içinde ele almakla, hem
toplumu bu konuda daha bilinçli davranmaya davet etmek; hem de bu davranışı teşvik edecek usul ve çarelerin araştırılmasına yardımcı olma gayesini gütmektedir. Burada bir hususu belirtmaden geçemeyeceğim. Sözlerimden genç nüfusa sahip olmanın bir ekonomik dezavantaj olduğu manası asla çıkarılmamal ıdır. Genç nüfus, bir millet için enerji ve dinamizm kaynağı­
dır. Bu kaynağı değerlendirmek, bu dinamizmden yapıcı yönde faydalanmak için gereken önem verilmeli, gereken emeği harcamalıyız. Ancak bunu
yapabilmemiz için de yeni ilavelerde hızın biraz kesilmesi gereğine inanıyo­
ruz. Bunun imkan ve şartlarını belirtmek konusunda seminerimizin ·katkıları
olacağı umuduyla bu toplantıya katılan sayın yönetici ve değerli bilim adamlarına teşekkür ediyor ve kendilerine başarılar diliyorum. Ayrıca serninerin
organizasyonunda Oda'mıza geniş ölçüde yardımcı olan Türkiye Aile Sağlı­
ğı ve Planlaması Vakfı'nın başta Vehbi Koç olmak üzere, tüm yetkililerine
teşekkürlerimi sunuyorum, saygılarımla efendim.
2
TÜRKiYE AilE SAGLIGI VE PLANLAMASI VAKFI BAŞKANI
VEHBi KOÇ'UN AÇIŞ KONUŞMASI
Sayın Bakan, sayın misafirler, TAT ve basın mensupları. 1986 senesinde
kurulan Türkiye Aile Sağlığı Vakfı'nda vazife almış, bir iş adamı olarak 7 senelik tecrübelerimize dayanarak, memleketin bir numaralı meselesi olan
hızlı nüfus artışı hakkındaki görüşlerimi açıklamak istiyorum.
Dünya nüfusu 1950'de 2.5 milyar iken, şimdi 5 milyarı aşmıştır. 30-40 sene zarfında 1O milyara çıkacağı tahmin edilmektedir. Hızlı nüfus artışı, azgelişmiş memleketlerde devam etmektedir. Dünya nüfusunun % 75'i, azgelişmiş memleketlerdedir ve bu % 75 nüfus, dünya ticaretinin % 25'ini almaktadır ve hızlı nüfus artışı da bu memleketlerde devam etmektedir. Ekonomisi kuvvetli olan memleketlerin politikası da kuvvetlidir. Ekonomisi kuvvetli
olan memleketlerde demokrasi yaşar, demokrasinin yaşadığı memleketlerde özel sektör vardır.
Bu sene gelişme hızımızın % 5 ile 6 arasında olduğu tahmin ediliyor, fakat bu hızlı nüfus artışı, bunun% 2.5'uğunu alıp götürmektedir. Arkadaşla­
rın yaptığı bir hesaba göre eğer nüfus artışımız% 1 olsaydı, bugün fert başına milli gelirimiz % 20 daha fazla olacaktı. ikinci Dünya Harbi'ne girmedik,
1950 senesinden itibaren nüfusumuz artmaya başladı. 1965 senesinde Türkiye Büyük Millet Meclisi bir kanun çıkararak, Aile Sağlığı Planlaması işini
Sağlık Bakanlığımıza verdi. Bu kanun lazım gelen alakayı görmediği için,
17 sene sonra 1983 senesinde bu kanunda tadilat yapıldı ve tadilatta gönüllü kuruluşların da Sağlık Bakanlığımıza yardımcı olmaları için vazife verildi
ve bizler bu suretle bu vakfı kurduk. Bu hızlı nüfus artışı, nüfusumuzu hızla
ilerletiyor. Birinci iktisat Kongresi'nde nüfusumuz 1923 senesinde 12 milyon, ikinci iktisat Kongresi'nde 1981 senesinde 46 milyon, bugün 60 milyona vardığı tahmin edilmektedir. Hızlı nüfus artışı, Avrupa Topluluğu'na girmemize engel olmaktadır. Hızlı nüfus artışı, enflasyonu yükseltmektedir.
Eğitim ve sağlık hizmetleri tam yapılamamaktadır ve bütçeye büyük bir yük
getirmektedir. Üniversitelere bu sene 700 bin genç girmek için müracaat etmiştir, bunun ancak 200 bini alınabilmiştir. işsizlik artmaktadır. Köylerden
şehirlere ve kasabalara akın olmaktadır.
istanbul'un nüfusu her sene 400 bin artmaktadır. istanbul, izmir, Ankara
gibi üç büyük şehrimizde 1O milyon kişi gecekondularda yaşamaktadır. Çevre kirliliği çoğalmakta, ormanlarımız tahrip olmakta, bugün 20 milyon hektar
tahmin edilen ormanlarımızın ancak 8 milyon hektarında modern ormancılık
3
yapılmaktadır. Üst tarafı herkes ormanları kesiyor, bu suretle topraklarımız
erozyona uğruyor ve bu da mühim bir mesela haline geliyor. Batı'da bu kadar hızlı nüfus artışı olmadığı için daima ileri gitmektedirler.
Bu hızlı nüfus artışı üzerinde milli bir politika takip etmek mecburiyetindeyiz. Okuma-yazma seferberliğinde, sıtma mücadelesinde olduğu gibi, verem savaşta olduğu gibi, 1985 senesinde aşı kampanyasında olduğu gibi
devlet ve millet olarak, hızlı bir çalışmayı icap ettirmektedir. iş, uzun vadeli
bir iştir, devletçe, milletçe el ele verirsek bu işin hakkından gelebiliriz. Eğitim
ve tanıtma kampanyasına girmeliyiz. Maksadımız, nüfusumuzun artışını
durdurmak değil, hızlı nüfus artışını aşağı çekmektir. Her sene 1 milyon, 1
milyon 200 bin arasında nüfusumuz artmaktadır, bunu 500 bine indirmenin
çarelerini aramalıyız.
Ailelerin istedikleri zamanda ve bakabilecekleri sayıda çocuk sahibi olailelerine sevinç getirmesine yardımcı olmamız lazımdır. Maseıeıerin başında, halkın eğitimi gelmektedir.
Teknik eğitim, radyo, televizyon gibi araçların bu işe tahsis edilmesi ve filmler yapılması icap eder. Bu bakımdantelevizyonada mühim bir vazife düş­
mektedir. Başladığımız iş, uzun vadeli bir iştir. Eleman yetiştirilmesi lazım­
dır, klinikler açmak lazımdır, sistemli bir şekilde çalışmak lazımdır. Büyük ölçüde maddi varlığa ihtiyaç vardır. Ecdadımız vakıfları kurarken, bu vakıfla­
rın yaşamaları için her zaman birtakım bağışlarda bulunmuşlar ve bu suretle vakıflar yaşamıştır. Bu vakfında yaşaması lazımdır. Onun için maddi desteğe büyük ihtiyacımız vardır. Türkiye Aile Sağlığı Planlaması Vakfı'nın yaşaması için bu memlekette yaşayan herkesin bu işle alakadar olması şarttır.
Beni dinlemek lütfunda bulunduğunuz için teşekkür ederim.
malarına, doğacak çocuğun, çocukların
4
BiRLEŞMiŞ MiLLETLER NÜFUS FONU, ARAP ÜLKELERi
VE AVRUPA BÖLÜMÜ BAŞKANI DR. UGUR TUNCER'iN
AÇIŞ KONUŞMASI
Sayın Bakanım, Sayın
Koç, Sayın Şahinoğlu, değerli dinleyiciler. Birleş­
Milletler Nüfus Fonu üyesi olarak bu toplantıya çağrılmaktan büyük gurur duyduk. Fonun Başkanı Dr. Nafiz Sadık, kendisi de bu toplantıya katıl­
mak istedi, ancak çok önemli bir nedenle New York'ta kalması gerekiyordu.
Biliyorsunuz Birleşmiş Milletler Nüfus Fonu'nun fon kaynaklarını, ülkelerin
yaptığı gönüllü katkılar oluşturur. Bu hafta New York'ta yapılan toplantıda ülkeler nüfus fonuna 1993 yılında yapacakları katkıları açıklayacaklar. Böyle
bir toplantıda Dr. Sadık'ın bulunması gerekiyordu. Bana sizlere saygılarını
iletmemi, toplantıya başarılar dilarnemi istedi, bu görevi büyük bir kıvançla
yerine getiriyorum. Ben Birleşmiş Milletler Nüfus Fonu adına yapacağım konuşmamda, dünyanın nüfusla ilgili konularda karşı karşıya olduğu bazı
önemli sorunlara kısaca değinmek istiyorum.
miş
Birleşmiş Milletler'in iki yılda bir yaptığı nüfus projeksiyonlarının sonuncusu, bugün 5.5 milyar olan dünya nüfusunun, yüzyılın sonunda 6.2 milyarı
aşacağını gösteriyor. Her yıl 93 milyon artan dünya nüfusu, 2025 yılında 8,5
milyar ve 2050 yılında da 11,6 milyara ulaşacaktır.
Hayli iyimser olan bu tahminler, aile planlamasının yaygınlaşacağı, buna
olarak doğurganlık ve nüfus artış hızlarının düşeceği varsayımına dayanmaktadır. Doğurganlık hızında beklenen bu düşmeler gerçekleşmeyecek
olursa, dünya nüfusu 2025'de 9.5 milyara ve teorik olarak 2051 yılında 28
milyara ulaştıktan sonra stabil hale gelebilecektir.
bağlı
Dünya nüfusundaki artışın yaklaşık % 95'i kalkınmakta olan ülkelerde
meydana gelecektir. insan sayısındaki en büyük artış Güney Asya'da görülecek ve bölgede nüfus, yüzyılın sonuna kadar 1.2'den, 1.46 milyara ulaşacak­
tır. Doğu Asya'da ise son 20 yılda nüfus artış hızlarının düşmesine rağmen
bu bölgedeki nüfus tabanının çok büyük olması nedeniyle nüfus 1992'de 1,4
milyardan 2000 yılında 1,5 milyara yükselecektir.
Gelecek sekiz yılda Afrika'nın nüfusu 681 milyondan 856 milyona çıka­
caktır. Yıllık nüfus artış hızının% 3 dolaylarında olduğu bu kıtada, Kenya gibi bazı ülkelerin nüfusu gelecek 20 yıl içinde iki misli olacaktır.
Yıllık nüfus artışının % 2'nin üstünde olduğu Orta ve Güney Amerika'da,
bugün 458 milyon olan nüfusun 2000 yılında 523 milyona çıkması beklenmektedir.
5
Batı
Asya ülkelerinde de nüfus artış hızı yüksek olup bu bölgedeki 12 ülkenin bugün 140 milyon olan nüfusunun aynı dönem sonunda 170 milyon
olacağı hesaplanmaktadır.
Gelişmekte olan ülkelerin tam tersine, Kuzey Amerika ve Avrupa ülkelerinin çoğunda nüfus artış hızı % 1'in altındadır. Ancak bu ülkelerde yaşam süresinin uzaması, yaşlı nüfus sayısının yükselmesine neden olmuştur. Bu da
konut, sağlık ve sosyal yardım hizmetlerine olan talebin boyutlarını etkilemekte ve özellikle emeklilik süresince yapılacak yardımların ülke bazında
planlanması üzerinde ciddi etkiler yaratmaktadır. Bu durum Avustralya için
de geçerlidir.
Gelişmekte
olan ülkelerin birçoğu için daha uzun bir süre, nüfustaki hızlı
en önemli sorun olmaya devam edecektir. Hızlı nüfus artışı ve nüfusun
düzensiz dağılımı, bu ülkelerde kalkınma üzerinde dengeyi bozan bir etki
yaratmakta ve genellikle yaygın yoksulluğu da beraberinde getirmektedir.
artış
Hızlı nüfus artışı nedeniyle birçok ülke yeterli gıda maddesi temini, sağlık
ve eğitim gibi hizmetlere ilişkin talebi karşılamakta bugün bile zorluk çekmekte, geleceğe yönelik ekonomik ve sosyal yatırım isteklerini karşılayabii­
meda ise çaresiz kalmaktadır.
Son yıllarda gelişmekte olan ülkelerin birçoğu gıda temininde çok ciddi
sorunlarla karşı karşıya kalmaktadır. 1969-1971 yıllarında gelişmekte olan
ülkeler 20 milyon ton hububat ithal etmiştir. 1983-1985 döneminde bu miktar 69 milyon tona yükselmiş olup yüzyılın sonuna kadar 112 milyon tona
ulaşacağı tahmin edilmektedir.
Nüfus içinde çocuk sayısının yüksek olması, eğitime olan talebi daha da
artırmaktadır. Daha şimdiden gelişmekte olan ülkelerde 6-11 yaşları arasın­
daki 105 milyon çocuk okula gidememektedir. Eğer bugünkü eğilim devam
ederse, 2000 yılında okul dışı çocuk sayısının hemen hemen iki misli artarak yaklaşık 200 milyona ulaşması beklenmektedir.
Doğurganlığın
yüksek olduğu ülkelerde, iş gücünde büyük artışlarla karşı
karşıya kalınmaktadır. Örneğin, çalışma yaşına giren nüfus 1990'da 1,3 milyarlık bir artışla, 2,4 milyardan, 201 O yılında 3,7 milyara ulaşacaktır. Geliş­
mekte olan ülkeler bir çığ gibi büyüyen bu insan gücüne iş sağlamak için
gerekli girişimleri yapmak zorundadır. Ancak, bu ülkelerin çoğu gerekli iş sahaları nı açacak ve ekonomiyi hareketlendirecek yatırımlar için ihtiyaç duyulan yatırım sermayesine sahip değillerdir.
6
Yoksulluk, politik baskı, çevre dengesizliği ve savaş, aileleri ve fertleri daha iyi yaşam koşullarını ülkelerinin dışında aramaya yöneltmektedir. Geliş­
mekte olan ülkelerde nüfus artışı mevcut baskıları arttırmaktadır. Yaklaşık
75 milyon insan kendi· ülkesinin dışında çalışmakta olup en az 17 milyon
göçmen de ülkelerinin dışında yeni bir yaşam kurmak için savaş vermektedir.
Göçmen sayıları artmaya devam ederken gelişmiş ülkelerde vasıfsız ve
olan talep azalmaktadır. Bu durum sanayileşmiş ülkeleri
zor politik kararlar almaya yöneltmektedir. Bu konuda bir çözüm, göçe yol
açari baskıların azaltılmasıdır, bu da birçok şeyin yanı sıra, nüfusun daha
yavaş artması demektir.
yarı vasıflı işçiye
Gelişmekte
olan ülkelerde kentler, endüstrileşmiş ülkelere nazaran 5 kat
daha hızlı büyümektedir. 85'ten fazla ülkede kent nüfusları 1O yıl öneeye
göre iki misli artmıştır. 2000 yılına kadar dünyanın en büyük 25 şehrinde nüfus 9 milyonun üzerinde olacaktır. Bu şehirlerin 6'sı hariç, hepsi gelişmekte
olan ülkelerde yer almaktadır. Şehirlerin büyümesi temel ihtiyaçların temini
için büyük baskılar doğurmakta, mega şehirler çok yüksek seviyede atık
madde üretmekte ve çevre kirlenmesine neden olmaktadırlar.
1992 Birleşmiş Milletler Çevre ve Kalkınma Konferansı, nüfus, doğal kaynaklar ve kalkınma arasındaki kompleks ilişkilere dikkati çekmiştir. Birçok
dünya lideri tarafından yapılan açıklamalarda, sürdürülebilir kalkınma stratejilerinin geliştirilmesi sırasında nüfusun mutlaka dikkate alınması gereği vurgulanmıştır.
1989 yılında Amsterdam'da topl_anan "21. yüzyılda nüfus" konulu uluslararası Forum'da, konferansa katılan ülkeler, nüfus artışı, mevcut kaynaklar
ve sosyo-ekonomik kalkınma arasında daha uygun bir dengenin sağlanma­
sının gerekliliği konusunda görüş birliğine varmışlardır. Konferansın sonunda yayınlanan deklarasyanda nüfus programlarının ulaşmasının gerektiği
bazı sayısal hedefler vurgulanmıştır. Bu hedeflere göre bugün 3,8 olan doğurganlık hızının 2000 yılında 3,3'e düşmesi amaçlanmaktadır. Bu hedefe
ulaşabilmek için de gelişmekte olan ülkelerde % 51 'den kontraseptif kullanma oranının 2000 yılına kadar% 59'a çıkması öngörülmüştür. Bu hedeflerin
ulaşılabilir hedefler olduğu konusunda da görüş birliğine varılmıştır.
Nüfus programlarının başarılı olabilmesi için gerekli ilk koşul, güçlü bir
politik kararlılığın mevcut olmasıdır. Bunun yanı sıra programların çeşitli
sektörlere aynı zamanda hitap etmesi ve sosyo-kültürel faktörleri gözönünden uzak tutmaması gerekmektedir. Aynı zamanda aile planlaması hizmet7
lerinin yaygınlaştırılması ve bu hizmetlerin yeterli halk
desteklenmesi ihmal edilmemelidir.
eğitimi çalışmaları
ile
Bunların dışında, aile planlaması programlarının başarısını etkileyen en
önemli faktör belki de kadının toplum içindeki rolü ve statüsü olmaktadır.
Kalkınmakta olan birçok ülkede yapılan araştırmalar kadının okur-yazarlık,
eğitim ve istihdam koşullarının geç evlenmeler, ilk çocuğun doğumunun geciktirilmesi, doğumlar arasındaki sürenin uzatılması ve bütünüyle daha küçük ailelerin oluşmasıyla sıkı sıkıya bağlantılı olduğunu göstermiştir.
20. yüzyılın son on yılında nüfus artışı, çevre ve sosyo-ekonomik kalkın­
ma ilişkilerinin daha iyi aniaşılmaya başladığını görüyoruz. Daha dengeli bir
nüfus artışının gerekliliğini artık hem toplumların !iderleri, hem de halk daha
kolaylıkla kabul eder duruma gelmiş bulunuyor. Ancak daha etkili nüfus
programlarının uygulanabilmesi için ek kaynakların sağlanması gerekliliğini
de gözden uzak tutmamak gerekiyor.
1989'da nüfus programları için toplam 4,5 milyon dolar harcanmıştır. Bu
üçte ikisinden fazlası kalkınmakta olan ülke hükümetlerince karşı­
lanmış, geri kalan bölümü ise dış yardımlar, hükümet dışı kuruluşlar ve özel
sektörce sağlanmıştır. Amsterdam Deklarasyonunda önerilen hedeflere ulaşabilmek için yılda 9 milyarlık bir harcama gerekmekte, bunun yarısının kalkınmakta olan ülkelerin kendilerince, diğer yarısının da dış yardımlarla karşılanması öngörülmektedir. Her ne kadar ilk bakışta 9 milyar çok görülüyorsa da harcamalarla ilgili bazı hususlara bir göz atmak bu rakamın hiç de büyük olmadığını ortaya koymaktadır.
miktarın
Sanayileşmiş ülkelerin askeri amaçlarla günde 2 milyar dolar harcadık­
gözönünde tutulursa, nüfus yardımı için gereken miktarın gerçekten hiç
de büyük olmadığı anlaşılır.
-
ları
- Nüfus programları için yapılan yardımlar, bütün kalkınma yardımlarının
% 1'i nden daha azdır. Teklif edilen artış bu oranı sadece % 2'ye çıkaracaktır.
- Aile planlamasına yapılan desteğin gelişmekte olan ülkelerde yaşayan
4 milyar insanın, özellikle kadın ve çocukların yaşamı üzerindeki etkisi hemen görülecektir.
- Aile planlaması için yapılacak bu harcamalar, doğurganlığın ve nüfus
artışının azaltılması ve bunun sonucunda da sürdürülebilir kalkınmanın sağ­
lanabilmesi için en iyi fırsatı bize sunmaktadır. Bu, dünyanın geleceği için
yapılan bir yatırımdır.
Son yirmi yıl içinde (UNFPA) Birleşmiş Milletler Nüfus Fonu bu konudaki
8
en büyük uluslararası yardım kuruluşu durumuna gelmiştir. Şu anda 230
milyon dolarlık bir programla 130'un üzerinde ülkeye yardım etmektedir.
UNFPA'ya katkıda bulunan ülkelerin sayısının 1990'da yüzün üzerinde olmasına rağmen fonun kaynaklarının esas menşei Japonya, Hollanda, Almanya, Norveç, Finlandiya, isveç, Danimarka, ingiltere, Kanada, isviçre,
italya, Avusturya, Fransa ve Belçika gibi gelişmiş ülkelerdir.
Ülkelerden gelen ve önemli artışlar gösteren istekleri karşılayabilmek için
UNFPA'ya yapılan katkıların artması ve devamlılık göstermesi çok önem taşımaktadır. UNFPA olarak biz 2000 yılında oldukça mütevazı bir hedef olan
1 milyar dolara ulaşmayı umut etmekteyiz. Uluslararası görüş birliği ile saptanmış nüfus hedeflerine ulaşmak, ancak desteğin bu düzeye gelmesi ile
mümkün olabilecektir.
9
SAÖLIK BAKANI DR. YILDIRIM AKTUNA'NIN
AÇIŞ KONUŞMASI
Değerli konuklar konuşmama başlamadan önce istanbul Tıcaret Odası ve
Türkiye Aile Sağlığı ve Planlaması Vakfı'nın da teknik desteğiyle oluşturulmuş
ve gündeme konmuş olan hızlı nüfus artışının yarattığı sorunları ve özellikle
de sosyo-ekonomik ve çevresel sorunları tartışmak üzere yaptıkları bu hazırlık
ve çalışmadan dolayı bu kuruluşları yürekten tebrik etmek istiyorum. Ve tüm
katılan konuklara özellikle yurt dışından gelen konuklara da hoşgeldiniz diyorum ve teşekkürlerimi sunuyorum.
Hepinizin
gibi nüfus yapısı bir ülkenin sosyo-ekonomik durumunu yakından ilgilendirdiği gibi, çeşitli alanlardaki politikalara da yön veren bir kavramdır. Politikalar geliştirilirken ve hizmetlerin planlanması aşamalarında nüfusun yapısı ve eğilimleri daima gözönünde bulundurulmak zorundadır. Bugün
dünya nüfusu 5,5 milyara ulaşmıştır, 19. yüzyılın başında 1 milyar olan dünya
nüfusu bugüne kadar geçen çok da uzun olmayan süre içerisinde 5,5 milyara
çıkmıştır. Bir hesap yaptığımız zaman bugünkü nüfus artış hızıyla 11 yılda
aşağı yukarı nüfusun 1 milyar artması, gündeme gelmektedir. Tabii hızlı nüfus
artışı, hemen baktığımızda görüyoruz ki, bugünün dünyasında gelişmekte ·
olan ülkelerin bir sorunu olarak karşımızdadır ve bu da tabii tam bir çelişki olarak gözükmektedir. Çünkü ekonomik imkanları, olanakları gelişmemiş, gelirini
arttıramamış, gelir dağılımını sağlayamamış, büyüme çabaları içinde olan bir
ülkenin bütün bunlarla uğraşı rken, diğer taraftan da iç güdüsel dürtüleri bu kadar serbestçe bırakmış, devletin, toplumu, halkı koruma adına nüfusun planlanması için ciddi bir politika, tutarlı bir politika, halkın, toplumun eğitilmesine,
bilgilendirilmesine, bilinçlandirilmesi yönünde bir politika uygulamaması ile nüfusun gelişi güzel çoğalmasını anlamak mümkün değildir.
bildiği
Tabii gelişmekte olan ülkelerin veyahutta gelişme çabası nda olan ülkelerin
bu durumunun tek izahı, bu ülkelerde iki yanlışın gündemde olmasıdır. Birincisi, halkın eğitimine önem verilmemesi, bu eğitimin sağlanma çabalarının oluş­
turulmamış olması. Diğer önemli bir husus da hala daha bazı ülkelerin nüfuslarının artması ile insan sayılarının çoğalması ile büyük ülke olacaklarını sanmaları düşüncesini devam ettirmeleri. Ben bunu aynı silahlı kuwetlere benzetiyorum. Yani 18. asırda, 17. asırda, belki 19. asırda da bir ordunun gücü insan sayısıyla ölçülürdü o yıllarda. Modern teknolojinin, elektronik sisteme, bilgisayar sistemine bağlı olmayan, bu sistemle donatılmamış insan gücüne dayalı olan ordu muharebe, savaş gücü, insan sayısıyla ölçüldüğü dönemleri hatırlıyorum. Bugün artık, silahlı kuwetlerin gücü insan sayısıyla ölçülmez, benim 1 milyon, 2 milyon, 3 milyon askerim var diye övünemezsiniz. insan sayısı
10
olabildiğince az, ama nitelikli, kaliteli ve modern silahlarla donatılmış bir silahlı
kuwetlerle ancak kendi gücünüzü söyleyebilirsiniz, ülkeler ve toplumlar da ay-
nıdır.
Bugün her yıl 1 milyon, 1,5 milyon artan nüfusumuzla, ben falanca tarihte
70 milyona ulaşacağım, tilanca tarihte 100 milyonu aşacağım diye övünemezsiniz. Övünernernek bir tarafa, aslında bu işi bilenlerin önünde komik duruma
düşersiniz. Çünkü nüfusunuz, ekonomik büyüme ve gelişmenizin önünde devam ettiği sürece daima işsiz insanınız, daima aç insanınız, daima iyi eğitim
alamamış ve sağlıksız insanlarınız toplumunuıda yaşayacak demektir ve bunların sayısı da devamlı artacaktır. Bu, bu kadar açık ve net görüldüğüne göre
niçin daha bazı ülkeler bu konuda etkin bir çalışma içerisine giremezler, bunun
takdirini ve bunun tartışılmasını ben serninere katılacak değerli konuşmacılara
bırakıyorum. Ama kendi ülkem adına konuşmak istiyorum. Biz bugünkü hükümet olarak ülkemizin büyüme ve kalkınma hızını, ekonomik gelişme hızının
önünde giden oranda bir nüfus artış hızını kesinlikle kabul etmediğimizi, edemeyeceğimizi ve nüfus artış hızımızın kesinlikle ekonomik büyüme hızının,
gelişme hızının altına indirilmesinin gerektiğini düşünüyoruz, bunda kararlıyız
ve çalışmalarımız bu doğrultuda etkin bir şekilde devam etmektedir.
Şimdi
birçok şeyler söylenir böyle toplantılarda, herkes gelir! onu yapacağız, bunu yapacağız, şöyle yapılıyor, böyle yapılıyor diye konuşur. Ben tabii
konuşmakla düşüncelerimi ifade edeceğim, ama konuşmanın yanı sıra uygulamanın esas pratikte, uygulamanın, yaşama düşünceleri fikirleri geçirmenin
yararını ve doğruluğunu bilen ve bunu yaşamış bir insan olduğum için, bugünkü hükümetin ve Sağlık Bakanlığımızın bu konuya nasıl baktığını ve neleri
yapmanın, önemli şeylerin hazırlığı içinde olduğunu ve bu konudaki düşünce­
sini kısaca özetlemek istiyorum.
Tabii nüfus politikası, salt bir sağlık sorunu ve bir Sağlık Bakanlığı sorunu
olarak ele alınmamalıdır. Bence birinci yanlışlık Türkiye'de budur. Ne yapıl­
mış? Nüfus artışını önlemek için aile planlaması yapılması gerekir, onun için
de Sağlık Bakanlığı'nın içinde bir Ana Çocuk Sağlığı ve Aile Planlaması Genel
Müdürlüğü kurulmuştur. Bu Genel Müdürlük Türkiye'de aile planlamasını yaparak, nüfus artış hızını düşürüp, azaltacaktır. Bu bir hayaldir, hayal olduğu
şuradan belli ki, bugüne kadar sonuç alınamamıştır. Halen Türkiye'de nüfus
artış hızı, binde 22, yüzde 2.2 durumunda, dünya ortalamasının üstünde. O
zaman biz ne istiyoruz? Açık açık düşüncemizi ortaya koymalıyız. Gerçekleri
açık açık ifade etmeyerek nüfusumuzun artmasını mı planlıyoruz, yoksa gerçekten nüfusumuzun gelişi güzel artmasını önlemekte kararlı mıyız?
Bugünkü hükümetin tavrı ve düşüncesi biraz evvel söylediğim gibi nüfus ar11
''
;.1
tış hızının planlanması ve gerçekçi bir orana, düzeye düşürülmesidir. Şimdi
olaya böyle baktığınız zaman, iki yönden girmek gerekir, birincisi Sağlık Bakanlığı'nın
bu konuda kendisini yeniden örgütlemesi, tüm alanları kapsar biçimde yeniden bu konuya değişik bir anlayışla yaklaşması. Bir diğeri de nüfus
politikasını daha geniş kapsamlı bir örgütlenme şeklinde ele almanın gerektiği­
dir. Nedir bu? Toplumun bütün kesimlerini kapsayan bir çalışma içine girmek
gerekir.
Bizim ülkemizde yıllardan beri devam eden bir sağlık politikası var. Bu zaman zaman gelen iktidarların semptomatik, yüzeysel yöntemler uygulamasıyla
yamalı bohçaya dönmüş bir sağlık hizmeti politikasıdır, sistemidir. Tanımlamak
çok güçtür. Yüzdesi şu kadardır, yüzdesi bu kadardır, hiç parasal gücü olmayan, ama hiçbir sağlık güvencesi olmayan milyonlarca insan vardır. Sigortası,
SSK'sı vardır, özel sigortası vardır. Sigortası olmayan insanları vardır. Hastaneye ulaşamayan, hastaneye ulaşıp yatamayan, yattığı zaman hastanede parasını ödeyemeyince, sıkıntı çeken insanlar vardır. Şimdi bunların ayrıntısına
girmeden şunu söylemek istiyorum, defalarca belirttim. Yakında sağlık hizmetlerinde ortaya koyacağımız reformutnuzu, ayrıntılı olarak toplumumuza, çeşitli
kesimlere açıklayacağız. Kasım ayı içerisinde bu reformla Türkiye'de yeni bir
ulusal sağlık politikası oluşturduk. Bu politikanın içinde bir dizi reform var. Bu
reformla sağlık hizmetlerinde kökten bir değişiklik getiriyoruz. Ana hatları, bu
konuyla bağlantılı olduğu için kısaca söylemek istiyorum. Ana hatları, Sağlık
Bakanlığı hizmetlerinin desantralizasyonu, yani yerinden yönetime aktarılma­
sı. Merkeziyetçiliğe son verilmesi, Türkiye'nin bölgelere ayrılması. ikincisi, aile
hekimliğinin getirilip, uygulanmaya başlanması. Üçüncüsü genel sağlık sigortası sisteminin finans kaynağı olarak hizmete sokulması. Şimdi bu üç ana baş­
lık, Türkiye'de sağlık hizmetlerini kökten değiştiren yeni bir düzeni getirecektir.
Tedavi hizmetlerinde devletin rolünün küçülmesinden yanayız. Tedavi hizmetlerini özel girişime, özel sektöre aktarmaktan yanayız, tabii bu oluşmaya baş­
layınca, devletin asli görevi hemen ortaya çıkıyor. Koruyucu sağlık hizmetleri,
bakınız ben birçok konuşmamda şöyle bir örnekleme veriyorum, sağlık hizmetleri açısından, bir havuz düşününüz diyorum, bu havuz iki musluktan doluyor, bu havuzun içine dolan su hastalardır. iki musluk devamlı akıyor, bu havuzu dolduruyor ve yıllardır devlet ve Sağlık Bakanlığı ve ilgililer bu havuzdaki
suyu boyuna ·tahliye etmeye çalışmışlar, ama havuz delmaya devam etmiş. O
iki musluktan bir tanesi, nüfus artışıdır. Gelişi güzel, plansız, programsız, kontrolsuz, denetimsiz devamlı artan bir nüfus, yoğun bir nüfus artışı var. Diğer
muslukta, yetersiz koruyucu sağlık hizmetleri. Yapamıyorsunuz, yapamamışsı­
nız, bütçenizin ancak % 2'sini koruyucu sağlık hizmetlerine ayırmışsınız, %
98'ini tedavi hizmetlerine, tedavi hizmetini de başaramamışsınız. Koruyucu
12
sağlık hizmetini hiç yapamamışsınız. Bu musluklar, kapatılmadan, havuzun
dolması engellenmeden, bu işi başarmanız mümkün değil. işte bizim ortaya
koyduğumuz ulusal sağlık politikamızın, reformların özü budur.
Devlet finans kaynağı olarak genel sağlık sigortasını ortaya çıkartıyor, bu
çerçeve içinde, bu finans kaynağı içinde ödeme gücü olmayanların primlerini
devlet üzerine alıyor. Diğerleri kendi primlerini ödüyor, bu finans kaynağı da
tedavi giderlerini karşıhyor. Özel sektörü teşvik edeceğiz, çağıracağız, gelsin,
yatırım yapsın ve hizmetlerinde bir rekabet ortaya çıksın, bu rekabete dayanabilmesi için de devlet hastanelerinin de belli bir süreç içerisinde çok da gecikmeden özelleştirilmesinden yanayız.lşletmelerin özel sektöre aktarılmasından
yanay ız. işte bunü yaptığımızda Sağlık Bakanlığı bütçesiyle de elemanlarıyla,
koruyucu sağlık hizmetlerine bütün çalışmasını odaklaştıracağız. Bu tabii, bu
sağlık hizmetleri, çevre sağlığıyla ilgilenirken, aşılama ve bağışıklamayı yaygınlaştırırken, toplumun eğitilmesini, bilinçlendirilmesini, bilgilendirilmesini sağ­
lık konusunda sağlarken, ana-çocuk sağlığı ve aile planlamasında önemli görevlerinden biri haline gelecektir.
Bu çalışmalar sanıyorum ki en geç Kasım ayının sonundan itibaren, Mayıs
93'e kadar reformların tüm yasaları çıkacaktır Meclis'ten, hepsi hazırlanmıştır.
17 Mayıs 1993'ten itibaren bu reformların uygulanmasına, yeni sistemin uygulanmasına başlanmaktadır. Pilot bölge olarak Bilecik ilinde uygulanacak, o pilot uygulamadan sonra 5 yıl içerisinde bu sistem Türkiye geneline yaygınlaştı­
rılacaktır. işte burada artık Sağlık Bakanlığı, bugün hiç yapamadığını yapmaya çalıştığı, çaba harcadığı aile planlaması konusunda çok etkin bir görev almış olur, bunu yüklenmiş olacaktır. Ama ben bunun da gene yetmediğini ve biraz ewel söylediğim gibi nüfus politikasında daha üst düzeyde ve multidisipline bir çalışmaya ihtiyacı olduğunu ifade ettim. Niçin Milli Eğitim Bakanlığı bu
politikanın içinde olmasın, liselerdeki öğrencileri, öğrencilik yıllarında bu konuda eğitmesin? Niçin Silahlı Kuwetler her yıl askere aldığı tüm Türk insanına,
Türk gençlerine askerlik süresi içerisinde onları aile planlaması konusunda
eğitmesin? Niçin bu konunun içerisinde içişleri Bakanlığı olmasın? Niçin bu
konunun içinde kadın ve aileden sorumlu Devlet Bakanlığı olmasın? işte bütün bu kurumları bir araya getiren bir nüfus politikası yüksek kurulu kurulmasından yanayım.
Çin'i ziyaretimizde, orada nüfus planlaması komisyonunu özerk bir komisyon olarak gördük. Nüfus politikası planlamasını özerk bir komisyon halinde
oluşturmuşlar, multidisipline çalışıyor çünkü. Ve çok yönüyle bu nüfus planlamasını ele almışlar, belki başka unsurlar da katmışlar ona, oradaki rejimin
özelliği itibariyle, demokratik ülkelerde pek uygulaması mümkün olmayan bazı
13
ama, buna zorlanmışlar ve nihayet nüfus artışını
Türkiye bugün % 2.2 olan nüfus artış hızını %
1'1erin altına düşürmek zorundadır. Hem de süratle. Şunu söylemek istiyorum.
Artık hiçbir ülke dünyada kendini dünyanın içinde ayrı bir ülke olarak düşünme
ve kendi koşullarını, kendi zorunluluklarını, kendi ölçüleri içerisinde değerlen­
dirme ve uygulama hakkına sahip değildir. Dünya bir bütündür, dünya artan ve
gelişen, iletişim ve ulaşım imkAnlarıyla gitgida küçülmüştür. Bir global viiiage
haline gelmiştir. Artık tüm dünyada yaşayan insanların, ülkelerin, toplumların
müşterek ortak bir sorumluluğu vardır, dünya adına hem bugünün insanı adı­
na, hem yarın dünyaya gelecek insanlar adına. Bu dünyayı doğasıyla, çevresiyle yaşiliyle her yönüyle koruma konusunda hepimiz sorumluyuz. Dolayısıyla
bugün artık hiçbir ülke kendi nüfusunu gerek isterse bilgisizliğinden olsun, gerek isterse kendi bazı hesapları, düşünceleriyle olsun gelişigüzel artırma hakkına sahip olamamalıdır. Ben bu konuda aslında dünya ülkelerinin bir araya
gelmek suretiyle sadece bilgi aktaran, sadece araç gereç desteği sağlamanın
ötesinde, ülkeler üzerinde nüfus artışının daha ciddi şekilde planlanmasını
sağlayan bir yaptırım gücü olan bir örgütlenmenin oluşmasından yanayım.
Dünyayı ve yarının insanlarını koruma adına, bugünkü hükümetimiz bu konuda kesin kararlıdır.
uygulamalar da orada
olmuş
inanılmaz şekilde düşürmüşler,
Nüfus politikası ve buna uygun bir aile planlaması bizim devlet politikamız
olarak uygulamaya girmek durumundadır. Bir önemli nokta da, kurulacak olan
bu nüfus politikası yüksek kurulunun içerisinde devlet kuruluşlarının yanısıra
bu alanda özveriyle çok zorluklar içerisinde çalışan, hizmet veren vakıf, dernek gibi bu alanda çalışan, gönüllü olarak çalışan kuruluşların da bu kurulun
içerisinde yer almasını ve bu çalışmaların müşterek yapılmasının daha yararlı
olacağı düşüncesindeyim. Çalışmalarımız bu söylediğim doğrultuda sürecektir, devam edecektir. Hep beraber yaşayacağız, hep beraber göreceğiz. Umut
ediyorum ki bundan sonra yapılan, bu konuda yapılan başka bir toplantıda
belki bir sene sonra, nüfus artış hızımızı yaptığımız çalışmalarla, belli bir noktaya düşürmüş olmanın kıvancını ve bu başarının tadını birlikte burada yaşa­
rız.
Ben istanbul Tıcaret Odası'na, sayın Başkanına, Yönetim Kurulu Üyelerine
ve Türkiye Aile Sağlığı ve Planlaması Vakfı'nın Başkanına ve Vakfın kurulmasında büyük emeği geçmiş olan, bugün de hAlA bu işin peşini inatla bırakma­
mış olan, azimle bırakmamış olan çok değerli iş adamı Sayın Vehbi Koç'a ve
çalışma arkadaşlarına, Sağlık Bakanı olarak, Türk halkı adına ve Türkiye'nin
geleceği adına yürekten teşekkürlerimi sunmak istiyorum, hepinizi saygıyla
selamlı yorum.
14
1. OTURUM
BAŞKAN: Prof. Dr. Haluk CiLLOV
istanbul Üniversitesi iktisat Fakültesi
istatistik Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi
TEBLiG: 1990'Jı Yıllarda Aile Planlamasının Sorunları ve Güçlüklerı
Dr. Elizabeth MAGUIRE
Uluslararası Kalkınma Ajansı
Nüfus
Şubesi
Müdür Yardımcısı
15
1990'LI YILLARDA AiLE PLANLAMASININ SORUNLARI
VE GÜÇLÜKLERi
Dr. Elizabeth MAGUIRE
1. GiRiŞ
Uluslararası Kalkınma Teşkilatı'nı, bu önemli toplantıda temsil etmek benim için büyük bir onur ve zevk kaynağı olmuştur. Ayrıca, bu vasile ile Türkiye'yi ziyaret etmek ve aile planlaması konusunda yapmakta olduğunuz heyecan verici işlerin bazılarını ilk elden görme fırsatını bulmak benim açım­
dan şahsi bir kazanç teşkil etmiştir.
Bugün burada ele alınmak üzere seçmiş bulunduğunuz konu olan "Hızlı
Nüfus Artışının Yarattığı Sosyo-Ekonomik ve Çevresel Sorunlar" son derece
önemlidir. Zira, hızlı nüfus artışı, tüm diğer kalkınma hedeflerini arka plana
itmektedir. Hızlı nüfus artışı, sağlık, eğitim ve tarımsal sistemler üzerine muazzam bir baskı yapmakta ve ayrıca çevrenin bozulmasını da Hızlandırmak­
tadır. Geçmişten edinilen tecrübeler etkin bir aile planlama programının nüfus patlamasının momentini yavaşlattığını, demografik geçişi hızlandırdığını
ve böylece de sosyo-ekonomik kalkınmaya ·katkıda bulunduğunu göstermektedir. Etkin aile planlama programları kalkınma sorunlarına çözümler·
getirmek konusunda insanlara çok değerli zaman kazandırır. Aynı zamanda
aile planlaması, dünya üzerindeki yaşamın kalitesini hem şimdi ve hem de
gelecek bakımından iyileştirmeda en etkin ve en ucuz yollarını oluşturur. iş­
te bu kritik konuların ele alınması ve içinde bulunduğumuz on yıl içinde cesurane önlemlerin getirilmesini teşvik etmek üzere bir forum sağlayan bu
konferansın düzenleyicilerini tebrik etmek istiyorum.
Burada ileri süreceğim fikirler biz nüfus planlamacılarının geçen birkaç
on yıl içinde öğrendiğimiz dersler ve bu dersleri önümüzdeki on yıllarda aile
planlama hizmetini geliştirmekte nasıl kullanabileceğimiz konusunda olacaktır.
ll. TÜRKiYE AiLE PLANLAMA PROGRAMININ BAŞARDlGI iŞLER
Organize aile planlaması ilk başlatıldığı 1950'1i yıllardan bu yana çok gelişmiş olup, Türkiye aile planlaması programı da bu gelişmenin dışında kalmamıştır. Zira, sizler son 15 yıl içinde çok gelişme göstermiş bulunuyorsunuz. Doğurganlık azalmakta olup, modern gebelik önleyici yöntemlerin kul17
lanımı da iki kattan fazla artmış bulunmaktadır. Sağlık Bakanı'nın sözlerinin
de gösterdiği gibi, siyasetçilerin aile planlamasına olan desteği oldukça kuvvetli gözükmektedir. Ayrıca, özel sektör de her gün artan şekilde aile planlama hizmetleri vermeye yönelmiş bulunmaktadır. Aile planlaması konusunun
ulusal sağlık sigorta sistemlerine dahil edilmesi de modern gebelik önleyici
araçların mevcudiyet ve kullanımının yaygınlaşmasına yardımcı olmaktadır.
Aile Sağlığı ve Planlaması Vakfı ile insani Kaynakları Geliştirme Vakfı'nın
sergiiemiş olduğu etkileyici çalışma önemli aile planlaması programı çabalarının diğer örneklerini oluşturmaktadır. Tıcari sektörle sosyal pazarda daha
etkin bir işbirliğinin yapılmasında sergilediğiniz öncü yaklaşımlar diğer ülkelerce de benimsenmektedir. Ayrıca, Türkiye aile planlamasını geliştirmeda
medyanın yenilikçi bir şekilde kullanılması konusunda da uluslararası alanda tanınan bir öncü ülkedir.
Uluslararası Kalkınma Ajansı,
Türkiye'de kamu ve özel sektörle 15 yılı
bir süreden beri işbirliği yapmakta olup, sözü edilen bu aile planlama
çalışmalarının bir bölümüne katılmış olmaktan gurur duymaktadır. Halen yürürlükte bulunan yardımımız ise, çeşitli önemli programlara ilişkin güçlüklerin aşılmasına yardımcı olmak üzere hazırlanmış bulunmaktadır. Bu güçlükler sırası ile aile planlamasına ilişkin hizmetlere daha kolay ulaşımı ve bunların idame ettirilmesini daha iyi bir hale getirmek, gebelik önleyici bilgileri
arttırmak, uygulama ve değişik yöntemlerin kullanımını yaygınlaştırmak ve
aile planlamasını sağlayabilmesi için Sağlık Bakanlığı'nı mevzuat konusunda takviye etmektir.
aşkın
lll. GLOBAL SORUNLAR
Türk Aile Planlama Programı'nın önündeki sorunlar ve güçlükler, uluslararası seviyede de kritik olan sorunlardır. Ben Delhi'de yapılan IPPF Dünya
Konferansı ile Bangalore'da Aile Planlamasına ilişkin olarak yapılan ve geçen 40 yıllık bir süre boyunca aile planlama programlarından elde edilen
tecrübelerin incelendiğii BM Uzmanlar Toplantısından yeni gelmiş bulunuyorum. Edinilen bu tecrübeler gelecekte önümüze çıkacak zorlayıcı sorunların
üstesinden gelmek için gerekli temelierin atılmasını sağlamış bulunmaktadır.
1960'1ı yılların ortalarındaki
9 ülkeye karşılık bugün 128'den fazla ülke aile planlamasına doğrudan destek vermektedir. Geçen bu süre zarfında ise,
üreme ve aile planlaması konularına ilişkin olarak halkın tavrında da önemli
değişiklikler meydana gelmiştir. Daha küçük aileye sahip olma arzusu, etkili
gebelik önleyici araçlara daha geniş bir talep ile birlikte gelişmiştir. Geliştiril18
miş
gebelik önleme teknolojisi ve doğum sistemlerinin kullanılması ile ulusal
aile planlama programları büyüyen bu talebin karşılanması konusunda büyük hamleler yapmıştır. Gelişmekte olan ülkelerde 1960 yılında modern gebeliği önleyici araçlar doğurganlık yaşındaki evli kadınların % 1O' u tarafın­
dan kullanılır iken bu rakam bugün % 50'nin üzerine çıkmış bulunmaktadır.
Doğurganlıktaki azalma da bu gelişmeyi izlemiştir. Geçen 20 yılda doğur­
ganlık ortalama% 50 oranında azalmıştır.
Hindistan'da yapılan nüfus konferanslarında da geleceğe yönelik kilit politikalar ve program konuları tartışılmıştır. Bunların bazılarını sizinle incelemek isterim:
-içinde bulunduğumuz on yıl içinde yapılacak aile planlaması ihtiyaçları­
na cevap vermek için kaynak seferberliği konusunda tüm kaynaklardan
aktarılacak bütün fonların 2000 yılına kadar tahminen 1O milyar ABD
Doları'na ulaşarak iki katına çıkarılması gerekecektir.
- Aile planlama hizmetlerinin, artan aile planlaması taleplerine hem yetiş­
mesi ve hem de atbaşı gitmesi için genişletilmesi gerekmektedir. Bu
cümleden olarak artan talebe yetişrnek için Çin hariç olmak üzere, gelişmekte olan ülkelerde yaşayan ve aile planlamasına ilişkin ihtiyaçları
henüz karşılanmamış bulunan yaklaşık 100 milyon evli çift için hizmet
sağlanması gerekmektedir. Artan bu talebi karşılamak ise, yakın bir zamanda çocuk doğurma dönemlerine girecek olan geleceğin milyonlarca
annesinin aile planlamasına ilişkin ihtiyaçlarının karşılanması demektir.
1990'1ı yıllarda bu ihtiyaçların karşılanmasında gösterilecek ilerlemeler
dünya nüfusunun sonunda istikrar bulacağı seviye ve rakamı büyük ölçüde tayin edici bir faktör olacaktır.
-
1990'1ı yıllar açısından kritik olan diğer bir konu ise kadınların güçlendirilmesi olacaktır. Zira, kadınlar kalkınma sürecinde çoğu kez ihmal edilmiş bulunmaktadır. Ancak, gelişmekte olan ülkelerde kadınlar değişimin
önemli bir unsurunu oluştururlar. Bu sebeple eğitim ve okur-yazarlık kadına geleneksel olmayan birtakım rollerin yollarını açar. Kadınlara doğurganlıklarını kontrol araçlarının sağlanması durumunda, bu aile planlaması programlarının bazı ilave seçenekleri sağlamasını da temin
eder. Bu konu ile ilgili hizmetlerin sunucularının ve karar verici makamların kadınlara kullanıcı olarak açık önem vermeleri ile aile planlama
programları kadınların gelişmesinde de itici bir güç olabilir.
- Son olarak, aile planlamasına verilen mevcut destekleme siyaseti kapsamlı ve etkili bir programlama eylemine dönüştürülmelidir. Siyasi desteğin tesisi ve nüfus politikalarını geliştirmesi devletin aile planlamasına
19
verdiği
önemin çok kritik ilk adımlarını teşkil eder. Ek kaynakların tahsis
edilmesi, yasal ve düzenleyici engellerin azaltılması ve aile planlaması­
na ilişkin hizmetlerin geniş halk kitlelerinin hizmetine arzı da bu tür bir
önem vermenin hayata geçirilmesinde diğer önemli adımları oluşturur.
Bu sebeple, bu adımlar ülkelerin çoğunda atılmalıdır.
IV. BiR EYLEM GÜNDEMI
Yukarıda belirtilen hususları akılda tutmak suretiyle, 1990'1ı yıllar için öngörülen bir aile planlaması, eylem gündemini oluşturacak önemli maddelerden bazılarını irdeleyelim.
Yöntemin
Çok
Genişletilmesi Seçeneği
çeşitli
gebelik önleyici araç seçeneklerinin mevcudiyeti aile planlaması uygulamasını etkileyen en önemli faktörlerden birisidir. Çeşitli gebelik
önleme yöntemlerinin sağlanması her terdin ve evli çiftin kendilerine uygun
bir yöntemi seçebilmeleri imkanını arttırır. Bir bireyin doğurganlık ömrü boyunca farklı zamanlarda değişik yöntemler onun için uygun olabilir. Genç
çiftler belki de geçici olarak zaman aralığı verme yöntemlerini benimseyebilirler. Yeni annelerin emzirme işine uygun bir yönteme ihtiyaçları vardır. istedikleri kadar çocukları olan çiftler ise, norplant veya kısırlaştırma gibi uzun
vadeli veya kalıcı çözümlere ihtiyaç duyabilirler.
Çeşitli
seçenekler sağlayan yöntemlerin bulunması aynı zamanda gebelik önleyici yöntemlerin kullanılmasında devamlılığı da sağlar. Gebelik önleyici yöntemlerin devamlı kullanılmaması veya sık sık yöntem değiştirilmesi
diğer ülkelerde olduğu gibi Türkiye'de de Aile Planlamasına katılanlar arasında yaygındır. Bu sebeple, programlar ihtiyaçları değişen veya halihazır
kullandığı yöntemden memnun kalmayanlara alternatifler sağlamalıdır. Maalesef gelişmekte olan ülkelerde uygulanmakta olan aile planlama programlarından bir çoğu yalnızca birkaç gebelik önleme yöntemi sunabilmektedir.
Halbuki, halen gebelik önleyici yöntemleri kullananların buna devam etmelerinde ve yenilerinin katılmasında en önemli nokta çok çeşitli ihtiyaçlara cevap veren gebelik önleme seçeneklerinin sağlanmasıdır.
Türkiye'nin bu konudaki önemli sorunu, ilgililere sunulacak gebelik önleyici yöntemlere ilişkin seçenekleri çoğaltmak ve modern yöntemlerin kullanı­
mını arttırmaktır. 1988 yılına ait araştırma verileri, halen gebelik önleyici
araç kullanan evli kadınların yarısından fazlasının geleneksel ve daha az et-
20
kili aile planlaması yöntemini kullanmakta olduğunu göstermiştir. Sosyal pazarlama programı çerçevesinde düşük dozajlı hapların dağıtılması ve programla sağlanan yöntemler listesine, zerkedilebilir tipteki ilaçların ilave edilebilmesi imkanı sayesinde çeşitli yöntemlerin karışımını çeşitlendirme yönünde önemli adımlar atılmış demektir. Gönüllü kısırlaştırma ve aşılama ameliyatlarının daha geniş kitlelere sunulması da yüksek bir önceliğin verilmesine layıktır. 1988 araştırmasına göre doğurganlık yaşındaki kadınların % 75'i
daha fazla çocuk istemernekte halbuki kısırlaştırma ise karma gebelik önleme yönteminin sadece % 2'si olarak tesbit edilmiş bulunmaktadır.
Aile Planlama ile ligili Bilgi Ve Hizmetlere Kolay Ulaşma
imkanlarının Geliştirilmesi
Kapsamlı bir gebelik önleyici yöntemler manzumesinin mevcudiyeti, ancak bunlara kullanıcıların ulaşma imkanı varsa bir anlam ifade eder. Bu ise,
gebelik önleme araçlarının yerini bilmek ve bunun yanında da güvenilir bilgi
ve hizmet kaynağına sahip olmak demektir. Bu amaçla bazı hizmetlerin verildiği yerler ile uzak noktadaki hedeflere yönelik programların sayıları arttı­
rıimalı ve özellikle de gereğinden daha az hizmet götürülen kişiler hedeflenmelidir. Bu arada Türkiye'de kırsal kesimlere ve kentlerdeki gecekondu bölgelerine yönelik olarak tasarlanmış birtakım yenilikçi programlar da vardır.
Bu gibi programlar genç erginlerle yetişkin erkeklere de ulaşmak amacı ile
çaba sarfederek genişletilmelidir.
Aynı zamanda, aile planlaması ile ilgili olarak kolay anlaşılır, doğru ve
güncel bilgiler, kullanıcıların kullanılacak yöntemi bilinçli olarak seçebilmeleri için hayati önem taşır. 1988 yılı Türkiye Nüfus ve Sağlık Araştırmasında
evli çiftierin çoğunun gebelik önleyici yöntemler, bunların güvenilirliği ve yararları hakkında sınırlı veya yanlış bilgilere sahip olduğu tesbit edilmiştir. Bu
durum ise, gebelik önleyici araçlarda yüksek derecede başarısızlık ve düşüklere katkıda bulunmuştur.
Türkiye'deki bu duruma cevap ise, aile planlaması yöntemlerine ilişkin
olarak daha fazla bilinç uyandırmak ve bunların daha iyi aniaşılmasını sağ­
lamak amacına yönelik olarak bütün medyaları kullanarak etkin bir tanıtım
çabası olmuştur. Nitekim, son beş yılda aile planlamasına karşı sergilenen
tutum ve alınan tavrın değiştirilmesine yardımcı nitelikte çeşitli vasıtalar başarı ile kullanılmıştır. Radyo ve TV spotları ve dramatik dizileri, video filmleri, ödül kazanmış olan Berdel filmi, yaratıcı basılı materyaller ve reklam ve
halkla ilişkiler kampanyaları bu araçlar arasındadır. Ayrıca, önemli yenilikçi
21
araçlar olarak da, markası belli prezervatif ve yöntemi belirgin ağızdan alı­
nan gebelik önleyici ilaçların TV'den yayınlanması olmuştur. Gerçekten de
Türkiye bu alanda Amerika Birleşik Devletleri de dahil olmak üzere, diğer ülkeler için bir örnek oluşturmuştur. Türkiye'deki aile planlaması konusuna
ilişkin genel yüksek bilincin ışığında, yanlış bilgileri düzeltici, söylentileri önle,yici ve etkin gebelik önleme yöntemlerinin kullanımını teşvik edici belirli
yöntemlere ilişkin mesajların verilmesine devam edilmesi hususuna ağırlık
verilmelidir.
Hizmet Sunucuların
Eğitimlerinin Geliştirilmesi
hizmetinin önemli unsurlarından bir diğeri de,
kullanıcıların endişeleri hususunda duyarlılık gösteren daha iyi eğitilmiş ve
kontrol altında tutulan hizmet sunucularının mevcudiyetidir. Bu hizmet sunucularının kullanıcılara danışmanlık yapabilmeleri ve onlara güvenli ve kabule şayan hizmet verebilmeleri için hem klinik ve hem de diğer tür eğitime
muhtaçtır. Bu gibi eğitim programları, hizmet sunucularının kullanıcılara
açık olan bazı belirli yöntemlerin seçimini sınırlayıcı ön yargılarını ve yanlış
bilgilerini düzeltmede onlara yardımcı olabilir.
Kaliteli bir aile
planlaması
Türkiye'nin kapsamlı bir sağlık örgütüne sahip olmasına karşılık, aile
planlama hizmetleri eğitilmiş hizmet sunucusu sayısının sınırlı olması nedeniyle birçok alanda hala yetersizdir. Bu sebeple, Uluslararası Kalkınma
Ajansı teşkilatı Türkiye'nin aile planlamasına ilişkin hizmet öncesi ve hizmet
sırası klinik eğitimi programlarını takviye etmek üzere ulusal çaplı çabasını
desteklemektedir.
Kısırlaştırmaya ilişkin karşılanamayan
yüksek sayıdaki talep göz önüne
alındığında, gönüllü cerrahi kısırlaştırma konusunda verilecek eğitim özellikle önem kazanmaktadır. Yardımcı sağlık personeli, eczacı ve kamu sağlık
çarışanları nın eğitimi de öncelik gerektiren konuları oluşturmaktadır.
Hizmet Verilmesine Yönelik
Şu
Planlamanın Geliştirilmesi
ana kadar bahsettiğim konular (seçeneklerin arttırılması, bu seçenekIere ulaşırnın kolaylaştırılması ve eğitilmiş hizmet sunucu sayısının arttırıl­
ması vs.) başarılı bir aile planlaması programının kilit unsurlarını oluştur­
maktadır. Daha yüksek bir makro düzeyde hizmet sağlanmasına ilişkin sistemlerin de geliştirilmesi gerekir. Stratejik planlama, halen mevcut engellerin, ihtiyaçların ve program seçeneklerinin kapsamlı bir değerlendirmesini
22
içerir. Böyle bir değerlendirme sürecinin aşamaları aile planlaması ile uygun
programatik cevapların tesbitinde sözkonusu olan sosyokültürel, tıbbi ve diğer engellerin teşhisini içerir.
Sağlık Bakanlığınca geliştirilen
stratejik plan tam anlamıyla gerekli olan
bir uygulama türüdür. Böyle bir uygulama hedeflerin tanımına, kilit politika
ve yönetim konularının belirlenmesine ve geleceğe yönelik planlamanın kolaylaştırılmasına yardımcı olur.
Pazarın
bölümlere ayrılması ve halkın, kamu yararına çalışan ve kar için
çalışan sektörlerin aile planlamasındaki rollerin belirlenmesi kritik önem taşır. Farklı sektörlerin ayrı ve karşılaştırmalı avantajları olup, her birisinin oynayacağı rol bu avantajlar üzerine bina edilmelidir. Örneğin, hükümetler çeşitli ve kapsamlı hizmetlerin sunulması için kaynaklara sahip iken, hükümet
dışındaki kuruluşlar da aile planlamasına yaklaşımlarında çoğu kere daha
yenilikçi hareket etmektedirler. Her sektörün aile planlamasına tahsis edebileceği mekanizma ve kaynaklar belirlenmeli ve hareket planları geliştirilmelidir.
Kamu ve Özel Sektör işbirliğinin Takviyesi
Aile planlamasına ilişkin bilgi ve hizmetlerin yaygınlaştırırmasında etkin
bir kamu ve özel sektör işbirliğinin kurulması esastır. Kuvvetli bir devlet desteği diğer sektörlere aile planlamasının kendilerinin de katılmalarının uygun
olduğu bir arena olduğuna dair bir işaret oluşturur.
Bir aile planlama çabasının başarılı olabilmesi için kendini adamış ve bu
kendini vermiş bir liderin bulunması hayati önem taşır. Liderin her seviyede kaliteli aile planlaması ile ana-çocuk sağlığı hizmetlerinin sağlanması­
na öncelik vermesi ve bunun temini için gerekli ilke ve programatik değişik­
liklerin yapılmasını sağlaması gerekir.
işe
Devletin bu konuya ilişkin siyaseti ve getireceği mevzuatın aile planlamaüzerinde büyük bir etkisi vardır. Zira, bu siyaseti belirleyenler
herhangi tür gebelik önleyici yöntemlerin hangi şartlarda sağlanacağına ve
bunları sağlamaya kimin yetkili kılınacağına karar vereceklerdir. Gereğinden
fazla kural konulması gebelik önleyici araçların ticari sektörce ithalini ve gebalik önleyici malzeme ve hizmetlerin tedarikinde özel sektörün büyümesini
kısıtlayabilir. Reklamlar üzerine konulacak kısıtlamalar ise, etkin bilgilendirme programları için bir engel oluşturur. ideal olarak, devletin bu konudaki
politikası, tıbbi kanallar dışında mümkün olduğu kadar çeşitli gebelik önleyici araçların sağlanmasına ve bu tür gebelik önleyici araçların artan bir şekilsı uygulaması
23
de
kullanılmasındaki
engellerin
kaldırılmasına
veya
azaltılmasına
olanak
sağlamalıdır.
Özel sektörün aile planlaması programiarına aktif bir şekilde katılmasının
gebelik önleyici araçlara ulaşımı büyük çapta arttırabilir ve baş­
ta kendi aile planlama masraflarını karşıtayabilecek olanlar olmak üzere
programa yeni müşteriler çekebilir. Bu ise, diğer gruplara ilaveten ticari dağıtıcılar, gönüllü kuruluşlar, özel çalışan doktorlar, ebeler ve diğerlerinin gebalik önleyici bilgi ve hizmetlerin sağlanması çabalarına katılmaları demektir. Bu tür hizmet ve araç sunucularına verilen rolün arttırılması ile gerçekte
devletin mali yükü de önemli ölçüde azaltılabilir. Böyle bir durumda ise, kamu sektörünün mevcut kaynakları, düşük maliyetli veya ücretsiz hizmetlere
ihtiyacı olan kullanıcılara gittikçe artan bir şekilde kanalize edilebilir.
sağlanması
Türkiye'de özel sektörce sağlanan aile planlaması hizmetlerinin mükemmel örnekleri mevcut olup, kamu ve özel sektörler arasında yaratıcı işbirliği
kurulmuştur. insani Kaynakları Geliştirme Vakfı ile Türkiye Aile Sağlığı ve
Planlaması Vakfı, değişik özel sektör kuruluşlarının aile planlamasına katıl­
masında katalizör hizmeti yapmışlardır. Gebelik önleyici araçların sosyal pazarlama programı, bu araçların ticari kanallar vasıtasıyla dağıtımını azamiye çıkarmada ve özel sektörün bu işe katılmasında başarılı olmuş bulunmaktadır. Program ücretsiz radyo ve TV programları ile ticari gebelik önleyici satıcıları ve dağıtıcıları ile birlikte çalışma düzenlemelerinden yararlandı­
rılmıştır. Fabrika bünyesinde kurulan klinikler ile aile planlamasına ilişkin
hizmetlerin sigorta kapsamına alınması özel sektörün bu alanda oynayabileceği ve aynaması gereken role dair ilave örnekleri oluşturmaktadır.
V. SONUÇ
Ülkelerin çoğu için önlerindeki görev daha önce iyice belirlenmiş bulunAile planlaması konusunda yirmi yılı aşkın bir süreden beri biriken
tecrübelerin sonucu olarak neyin çalışıp neyin çalışmadığı hususunda artık
çok şey bilmekteyiz. Ben burada 1990'1ı yıllar için öncelik taşıyan eylemlerden bazılarına değinmiş bulunuyorum. Bir çok alanda şimdi atılacak kritik
adım, başarılı olmuş küçük ölçekli projelerin uygulanmasından ulusal düzeyde başlatılacak programların yapılmasına ve takviyesine geçilmesidir.
Böyle bir geçişin yapılması için gereken önemli işler arasında stratejik planlamanın daha iyi yapılması, gösterilecek dikkat ve ihtimarnın kalitesinin iyileştirilmesi ve birden fazla hizmet sunulmasına ilişkin yaklaşımların etkin bir
biçimde kullanılmasıdır. Aile planlaması için daha fazla kaynak yaratma çamaktadır.
24
baları, piyasanın
sektör arasında
dikkatle bölümlere
ayrılmasına
yaratıcı işbirliği kurulmasına
ve kamu sektörü iie özel
yöneltilmelidir.
Nasıl
Türkiye tarihsel olarak parlak medeniyetlerin, büyük imparatorluklabulunuyorsa, siz de şu anda aile planlaması programı­
nızın dört yol ağzında bulunuyorsunuz. Aile planlaması programlarının
önemli yapı taşları, sağlam, dayanıklı ve başarılı bir programı oluşturacak
şekilde yerli yerinde olup, kapsamlı bir nüfus politikanız ve buna destek veren bir lider kodrunuz, etkin bir kamu ve özel sektör sağlık teşkilatınız, destek veren bir medyan ız ve yenilik için yeterli arzunuz mevcut.
rın
yol
kavşaklarında
Geleceğin belirlenmesine yardımcı olabilirsiniz. Bu gelecek ekonomik büyüme, daha iyi sağlık koşulları, kadınlar için daha fazla fırsat ve daha adil
bir kalkınmanın geleceği olabilir. Yenilenmiş bir destek ve tüm ilgili taraflarca
sürdürülecek ve koordine edilecek bir eylem planı ile bu aile planlaması hizmetlerinin geniş bir kullanıma hazır olduğu ve kullanıldığı bir gelecek de olabilir. Bu kuşağın aile planlaması ihtiyaçlarının karşılanması, bu ve daha sonra gelecek kuşaklar için daha iyi bir yaşamı garanti etmekte yardımcı olacaktır.
BAŞKAN: Teşekkür
ederim Dr. Maguire. Efendim yetkili bir ağızdan çok
ilginç gelişmeler olduğunu dinlemiş bulunuyoruz ve temennilerine ben de iş­
tirak ediyorum. inşallah Türkiye'de de bu gelişmelerden yararlanılarak aile
planlamasının son gelişmelerinden istifade ederiz ve kendilerinin de en son
belirttiği gibi Türkiye'de un var, şeker var, helvayapmak bize kalıyor. Şimdi
bu güzel konuşmadan sonra acaba bu konuşma hakkında söz almak isteyen var mı? Rica ediyorum isimlerini. El kaldırarak. Buyurun Sayın Yaşar
Yaşer.
Yaşar VAŞER: Teşekkür ederim sayın başkan, bizim vakıf 85'in sonunda
kuruldu, 7 seneyi geçti. Bu 7 sene esnasında dış yardımlarla, Uluslararası
Kalkınma Ajansı ve Birleşmiş Milletler'le olan ilişkilerimizi ben çok yakından
takip ettim. Onun için mesul bir şahıs olarak Elizabeth Maguire'e sual sormak istiyorum, müsaade ederseniz.
Ben sekiz yıl Vakıf'ta bulundum ve bu süre içinde, dış yardım bakımın­
dan birtakım çıkışlar ve inişler yaşadık. ilk kurulduğumuz sıralarda, Uluslararası Kalkınma Ajansı yardım konusunda çok hevesli ve şevk dolu idi, bizi
büyüttü, bize yardım etti v.s.; ama sonradan bu ilgi kayboldu veya biz öyle
hissettik. Sonra yine, demokratik olarak aniden önemli bir ülke konumuna
25
,.-1
geldiğimiz,
aniden birinci derecede öncelikli bir ülke durumunda olduğumuz
Körfez Savaşı esnasında bu ilgi tekrar arttı. Şimdi ben Uluslararası Kalkın­
ma Ajansı'nın hissiyatı hakkında şu hususları merak ediyorum: a) Türkiye
demokratik olarak önemli mevkidesayılan bir ülke midir? b) Türkiye hAlA
dünyada !:)irinci derecede öncelikli ülkeler listesinde midir? Teşekkür ederim.
Dr. Elizabeth MAGUIRE: Çok teşekkür ederim. Evet, cevaben şunu söyleyebilirim ki; Türkiye, Uluslararası Kalkınma Ajansı için çok önemli bir ülkedir; yani kesinlikle demokratik bakımdan önemli bir ülke ve Uluslararası Kalkınma Ajansı tarafından birinci derecede öncelik verilen bir ülkedir. Ayrıca
Ulaslararası Kalkınma Ajansı tüm uluslararası nüfus fonlarının yüzde kırkını
karşılamakla olup, nüfus planlaması alanında yardım sağlayan, bağış yapan en büyük donör kuruluştur. 1965 yılından itibaren sağlamakta olduğu­
muz nüfus planlamasına yönelik yardımlar 4.8 milyar Amerikan Doları'na
ulaşmıştır. Türkiye'de de, inanıyorum ki yaklaşık son 15 yıldan beri ewelce
de söylediğim gibi gerek resmi gerekse özel sektöre yardımda bulunmaktayız. Sanırım gerek devlet sektörü ve gerekse özel sektör müteşebbislerini­
zin gösterdiği müthiş yaratıcılıktan dolayı, Türkiye'deki programlara yardım­
cı olma konusunda oldukça ilgili ve istekliyiz.
Sanırım konuşmamda
nüfus ve aile planlaması programınızın bir sonraki
aşamasına geçiş sürecinde ele alınan öncelikli çalışmaların bazılarının altı­
nı çizmeye ve ana hatlarını belirtmeye çalıştım. Ve yine, ileride mücadele
vererek bazı çalışmalar yapmanız gerektiğini düşünüyorum ve bu mücadelelerin üstesinden gelebileceğinize inanıyor ve güveniyorum. Sizler bu mücadelelerin üstesinden geldikçe, bizlerin de Uluslararası Kalkınma Ajansı
olarak gerekli mali ve teknik yardımın sağlanmasına katkıda bulunmak üzere büyük destek verme niyeti taşıdığımızı belirtmek isterim.
Teşekkür
ederim.
BAŞKAN: Teşekkür,
buyurun, yine gayret özel sektöre düşüyor anlaşı­
lan, aile planlamasına geçilmesi için.
Prof. Dr. Haşmet BAŞAR: iktisat Fakültesi'nden. Elizabeth Maguire'nin
bu anteresan tebliği için teşekkür etmek istiyorum, bir sürü orijinal fikirlerle
dolu, ancak ben birkaç noktada kendilerinin fikirlerini almak istiyorum. Bir tanesi aile planlaması yalnız teknik bir olay değil, bunun sosyo-ekonomik kül-
26
türel, hatta dini yönleri de vardır. Bu nedenle acaba yapılan çalışmalarda
teknik yönün dışında sosyo-ekonomik kültürel hatta dini olaylara ne derece
indirilmiştir. Araştırmalarda bu konulara nasıl yer veriliyor, onu öğrenmek istiyorum. Müsaade ederseniz aynı şeyi kendilerine iletmek istiyorum.
Dr. Elizabeth MAGUIRE: Sorularınız için çok teşekkür ederim. Konuş­
da söylemek istediğimiz gibi, Uluslararası Kalkınma Ajansı
nüfus yardımının temelini oluşturan üç ana prensibi vardır: Birincisi, aile
planlamasını, çiftiere ve kişilere istedikleri çocuk sayısını ve aralıklarını kendilerinin planiayabilmesini sağlayan temel bir insan hakkı olarak düşünüyo­
ruz. Dünya nüfusuna yönelik hareket planının yapısında 1974 yılında reform yapılmış ve kesinlikle programımızın ana hatlarından birini oluşturan
bu insan hakkının önemi konusunda dünya üzerindeki ülkeler arasında tam
bir konsensüs sağlanmıştır. Diğer bir prensip, aile planlamasının, doğumlar
arasındaki aralıkları daha iyi bir şekilde belirlemek ve yüksek riskli doğumla­
rın sayısını azaltmak suretiyle kadın ve çocukların sağlık ve yaşantılarının
geliştirilmesine katkıda bulunan bir etmen oluşudur. Üçüncü prensip ise,
hızlı nüfus artışı ile sosyo-ekonomik kalkınma arasında daha iyi bir dengenin tesisine çalışmaktır. Bu alanlarda ele alınmış olan pek çok araştırma
projesini destekiemiş bulunuyoruz.
manın başında
Tabiatıyla,
ana ve çocuk sağlığı üzerindeki etkisini
belgelerle kanıtlayan önemli araştırma yapılmış olup, bu konu dünya üzerindeki birçok değişik sosyo-ekonomik ayarlamalarda gösterilmiştir. Bu nedenle sözkonusu bağıntının mevcudiyeti üzerinde kuvvetli ve tecrübe ile sabit
emprik kanıt mevcuttur. Bağışta bulunan diğer donör kuruluşlar gibi biz de
birçok değişik islam ülkesinde çalışmalar yaptık. Belli başlı nüfus ve aile
planlama programıarına sahip bulunmaktayız. Bunlardan birkaçını belirtmek
gerekirse Fas, Tunus, Mısır ve Endonezya'daki çalışmalar için sağlanan
yardım programlarımız mevcuttur. Sanırım bu sözkonusu ülkelerde; yani
Fas, Tunus, Mısır ve Endonezya'da yürütülen aile planlaması çalışmaları,
gerek ana ve çocuk sağlığı açısından ve gerekse sosyo-ekonomik kalkın­
maya sağlayacağı katkı itibariyle çok büyük önemi haiz olarak dikkate alın­
malıdır. Türkiye'de olduğu gibi bu ülkelerde de modern doğum kontrol yöntemlerinin kullanımında hakim durumundaki kontraseptiflerden müthiş kazanç sağlandığını, ana ve çocuk sağlığı konusunda da kazançlı çıkıldığını,
doğurganlık ve bebek ölümlerinde azalma kaydedildiğini ve nüfus artış oranında da azalma olduğunu müşahede etmiş bulunuyoruz. Böylece soruları­
nızın bazılarına cevap verebiimiş olduğumu umut ederim.
aile
planlamasının
27
BAŞKAN:
Herhangi başka bir yorum, soru var mı efendim? Yok. Efendim olmadığına göre bu oturumu kapatıyorum. Her şeyden ewel bize bilhassa aile planlamasının 1990'11 yıllarda dünyada ve Türkiye'deki gelişmele­
ri hakkında çok ilginç yorumlar yapan, yeni bilgiler getiren Dr. Maguire'e çok
teşekkür ediyorum huzurunuzda, bu şekilde oturumu kapıyorum.
28
ll. OTURUM
BAŞKAN
YaşarYAŞER
Türkiye Aile
Sağlığı
ve
Planlaması Vakfı
Genel Koordinatörü
TESLiGLER
NOfus ve Sağlık
Prof. Dr. Ayşe AKIN DERVIŞOGLU
Sağlık Bakanlığı
Ana Çocuk Sağlığı ve
Aile Planlaması Genel Müdürü
NOfus Artışı ve Ekonomik
Kalkınma
Prof. Dr. Baran TUNCER
Dünya Bankası Orta Amerika Bölümü
Baş Ekonomisti
NOfus Artışı ve Çevre
Prof. Dr. Kriton CURi
Boğaziçi Üniversitesi Mühendislik Fakültesi
inşaat Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi
29
NÜFUS VE SAGLIK
Prof. Dr. Ayşe AKIN DERVIŞOGLU
Sayın başkan, değerli konuklar, önce sözlerime istanbul Tıcaret Odası'nın
nüfus olgusunu böyle güzel bir platformda gündeme getirmesi için düzenlediği
bu toplantıya kendilerine teşekkür ederek ve destekleri için de Türkiye Aile
Sağlığı ve Planlaması Vakfı'na teşekkür ederek başlıyorum. Sabahki açış konuşmalarında nüfusla ilgili pek çok yön dile getirildi. Ben ağırlıklı olarak nüfus
ve sağlık konusunu size sergilemek istiyorum,
Hızlı
nüfus artışı, birlikte getirdiği ekonomik, çevresel, hızlı kentleşme ve disosyal sorunlar nedeni ile sağlığı dalaylı olarak olumsuz etkilernesi yanısı­
ra aşırı doğurganlık nedeni ile de sağlığı doğrudan olumsuz etkilemektedir.
ğer
Bugün 5.5 milyara ulaşan dünya nüfusu tarih öncesi dönemde 1O milyon,
milattan hemen sonra yaklaşık 250-300 milyon, 1800'1erde 1 milyardı. 18001900 yılları arasında yaklaşık 130 yılda iki misline yani 2 milyara ulaştı. 3 milyarın eklenmesi ise sadece 30 yıl aldı. 4 milyar 15 yılda 5 milyar ise sadece
13 yılda eklendi. Bugünkü artış hızı ile, dünya nüfusuna tekrar 1 milyarın eklenmesi ise sadece 11 yılda olacaktır. 1960'1ardan beri dünyada nüfus artışı­
nın % 85'i gelişmekte olan ülkelerde meydana gelmektedir. Gelecek 1O yılda
bu oran % 96 olacaktır.
Bugün (1992) dünya nüfusu, her gün 260.000
ise 1 milyar artmaktadır.
kişi yılda
ülkelerde nüfusun iki misline çıkması 130 yıl
mekte olan ülkelerde 20-35 yıldır.
Gelişmiş
94 milyon, 10 yılda
alırken
bu süre geliş­
Artan yıllık nüfus, en fazla Asya ve Afrika'da, en az da Avrupa' dadır. Dünya
nüfus artışının % 80'ini Türkiye'nin de içinde olduğu 25 ülke oluşturmaktadır.
Örneğin Hindistan'da yılda 17.4 milyon Çin'de ise 16.6 milyon artmaktadır.
Dünyanın en fakir pek çok ülkesinin nüfusu, gelecek 30 yıldan daha az sürede iki misline çıkacaktır. Örneğin kişi başına gelir 120 $ olan Tanzanya 19 yıl
sonra, 350 $ olan Hindistan 34 yıl sonra 2 misline çıkarken kişi başına geliri
23.730$ olan Japonya'nın nüfusu 210 yıl sonra 2 misli olacaktır.
Pek çok
gelişmekte
olan ülkelerde doğurganlığın
azalışı, gelişmiş
ülkelerin
geçmişteki azaltışma göre daha hızlı olarak başarılmıştır. Örneğin kadın başı­
na 6 çocuktan 3.5'a düşüş ABD'de 58 yılda olurken, Sri Lanka'da 27 yılda,
Tayland'da 15 yılda, Kolombiya'da 12 yılda Çin'de ise 7 yılda meydana gelmiştir.
31
Doğurganlığın düşmesi
1960 ve 1970'1erden 1980'1ere göre çok daha hızlı
olmuştur.
Bugün pek çok ülke Aile Planlaması uygulamalarını giderek daha fazla
desteklemektedir. (44 ülke tam destekliyor, 31 ülke destekliyor, sadece 18 ülke pronatalist politika izliyor) Hükümetler Aile Planlaması giderlerinin % 50 veya daha çoğunu karşılamaktadırlar.
Eğer
Dünya nüfusu 9 milyarda stabilize edilmek isteniyorsa nüfusla ilgili
mutlaka artırılması gerekmektedir.
yardımların
Nüfus artış hızının yüksek olduğu ülkelerde kuşkusuz doğurganlık da yüksektir. Yani aşırı doğurganlık sözkonusudur. Aşırı doğurganlığın olduğu ülkelerde erken evlenme, adölesan gebelikler, ileri yaş gebelikleri 2 yıldan kısa
aralıkla olan ve çok sayıdaki gebeliklerin görülme sıklığı fazladır. Tüm bu özellikteki gebelikler riskli gebelikler olup Anne ve Çocuk Sağlığını son derece
olumsuz etkiler.
Yapılan bir hesaplamaya göre bugün dünyadaki tüm gelişmekte olan ülkelerde bir yılda 450.000 anne, 10.5 milyon da çocuk ölümü olmaktadır. Eğer uygun Aile Planlaması yöntemleri ile bu yüksek riskli gebelikler önlenebilse, 200
bin anne ile 5.5 milyon çocuğun ölümü önlenebilirdi.
RiSKLi GEBELiKLERDE;
ANNE'DE; jinekolojik hastalıkların, gebelik ve doğumla ilgili tüm komplikasenfeksiyon ve aneminin görülme sıklığı artar aşırı doğurganlık annede tükenma sendromuna yol açar, sonuçta anne ölümü riski artar.
yonların,
ÇOCUKTA; Doğmalık sakatlıklar, bebeğin doğum öncesi gelişememesi,
erken doğması, doğumdan sonra beslenme bozukluğu, zeka düzeyinin düşük
olması, enfeksiyon görülme sıklığı artar. Sonuçta bebek ölü doğabilir, doğumu
izleyen günlerde veya bir yaşına dek ölme riski yüksektir.
Erken ve ileri yaşta
Kısa gebelik intervali
Gebelik sayısı
Anne ve Bebek Ölümleri
Anne ve Bebek Ölümleri
Anne ve Bebek Ölümleri
Eğer aile planlaması hizmetleri başarılı olarak verilebilse yaklaşık
oranında
% 30-40
anne ve bebek ölümleri önlenebilir.
Anne ve çocuk sağlığını son derece olumsuz etkileyen aşırı doğurganlık
neden-nerede ve kimlerde meydana gelmektedir.
Bunu anlayabilmek için kadının dünyadaki statüsü ve doğurganlık ilişkisini
incelemek gerekir;
32
99 ülkede yapılan bir değerlendirmeye göre kadınların statüsünün ve doğurganlığının dağılımı şöyledir:
KADININ STATÜSÜ
incelenemeyen
Çok çok iyi
Çokiyi
iyi
Orta
Düşük
Çok düşük
Çok çok düşük
TOPLAM OOGURGANLIK
(Kadın başına çocuk)
7.9
6.3
15.3
9.7
28.4
21.8
10.6
60.8
1.9
2.1
2.9
3.9
4.0
5.9
GERi-GÜÇSÜZ-GEBE
Tüm dünyada Kadının Statüsü ile ilgili göstergeler son derece olumsuzdur.
Kadının eğitim düzeyi hem doğurganlığını hem de bebek ölümlerini olumsuz etkilemektedir. Bölgelere göre bir kadına düşen çocuk sayısı çok farklı
olup yıllara göre olan azalma (1980-90 arası) çok fazla değildir.
Gelişmekte
olan ülkelerde fertiliteyi çok etkileyen Kadının Statüsünün düile ilgili olayları daha doğumundan itibaren etkilerneye başla­
maktadır. Örneğin; kız çocukların arnzirilmesi daha az oranda iken ölüm oranları erkek çocuklara göre çok daha yüksektir.
şüklüğü sağlığı
Yine gelişmekte olan ülkelerde kadınların çoğunluğu üreme dönemi süresince ya gebedir ya da emziriyordur. Kansızlık oranı, doğurganlığın yüksek olduğu bölgelerde yüksek, istenilmeyen gebeliklerin sonlandırılmasına bağlı ve
toplam anne ölüm oranı yine aşırı doğurganlığın ve riskli gebeliklerin yaygın
olduğu bölgelerde-ülkelerde çok yüksektir.
ÇÖZÜM NE OLMALIDIR? Kuşkusuz riskli gebeliklerin, aşırı doğurganlığın
ve istenmeyen gebeliklerin uygun aile planlaması yöntemleri ile önlenmesi en
önemli belki de tek çözüm yoludur.
DÜNYADA AiLE PLANLAMASI UYGULAMALARI
Bugün dünyada çoğu gelişmekte olan ülkelerde olmak üzere yaklaşık 900
milyon üreme dönemi aile mevcuttur. Bu ailelerin dünya genelinde % 43'ü korunmaktarlır. Gelişmiş ülkelerde bu oran % 52 iken 60 ülkede (Çin hariç) bu
oran sadece % 27'dir.
33
Tüm dünyada en yaygın kullanılan kontraseptif yöntem,
cerrahi sterilizasyon olup bunu RiA ve hap izlemektedir.
kadın
ve erkekteki
Kontraseptif kullanmanın da tüm yaşam olaylarında olduğu gibi bir riski vardır ancak bu risk, kontraseptif kullanılmadığında olabilecek anne ölüm riski ile
kıyaslanamayacak kadar azdır.
Anne ölümleri Aile
Planlaması uygulamaları
ile önemli ölçüde
azaltılabilir.
Örneğin Bangladeş'te Aile Planlaması ile anne ölümlerinin % SO' ı önlenebilir.
Aile Planlaması uygulamaları ile gebelikler arası süre uzatıldığında bebek
ölümleri de önemli ölçüde önlenir. Örneğin Hindistan'da gebelikler arası süre 2
yıldan kısa olduğunda 1000 bebekten 179'u ölürken, bu süre 4 yılın üzerine
çıktığında sadece 64 bebek ölmektedir.
Yine doğurganlığın
azalmasına
paralel olarak bebek ölümleri
Ailedeki çocuk sayısının azalması, çocukların daha iyi
nin ekonomik yönden imkanlarını da artırmaktadır.
azalır.
eğitilmelerini
ve aile-
TÜRKiYE'DE AiLE PLANLAMASI UYGULAMALARI VE SORUNLAR
Ülkemizde alınan tüm masatelere rağmen hala Ana Çocuk Sağlığı'nın düzeyi düşüktür. Anne ve bebek ölümleri riskli gebeliklerin ve aşırı doğurganlığın
yaygın olduğu yörelerimizde daha yüksektir. Türkiye'de doğurganlıkla ilgili görüntüler incelendiğinde, Doğu-Güneydoğu Bölgelerinde kırsal kesimlerde, riskli gebeliklerin daha yüksek olduğu gerçeği görülmektedir. Ayrıca büyük şehirle­
rin gecekondu bölgeleri de kentsel kesim kabul edilse bile buralardaki doğur­
ganlık davranışlarının değişmesi belli bir süreyi almaktadır. O halde Türkiye'de
Aile Planlaması hizmetlerine en büyük gereksinim, Doğu ve Güneydoğu Bölgelerimizle, ülkemizin kırsal alanları ve gecekondu bölgelerinde vardır.
Türkiye'de 1965 yılından beri antinatalist bir nüfusun politikası izlenmektedir. 1983'deki Nüfus Planlaması Yasası ile aile planlamasında hizmet vermeda
yasal bir engel de kalmamıştır.
AiLE PLANLAMASINDA BUGÜNKÜ BiLGi VE UYGULAMA DURUMU
Üreme dönemi aileler yöntemlerin adını (bazı yöntemleri daha az oranda
olsa da) genellikle yüksek oranda bilmektedir. Ancak, yöntem spesifik, yanlış
bilgi çok yaygındır. Bu da yöntem kullanmayı engelleyen önemli bir faktördür.
Uygulama sonuçları, ailelerin etkisi az yöntemleri daha yaygın kullandıkları­
göstermektedir. Toplam % 77 aile korunurken % 39' etkisi az, % 38 etkili
yöntemle korunmaktadır.
nı
34
Aile Planlaması'nda ihtiyaçları olduğu halde karşılanamayan gereksinim%
52 olup yıllara göre, isteyerek düşüğe başvurma, giderek artmaktadır. Bu da
bize toplumun istemediği doğumu önlemek için son derece motive olduğunu
göstermektedir.
Yine araştırmalar göstermektedir ki Türkiye'de ailelerin büyük çoğunluğu 23 çocuk isterken bir kadının üremedönemi sonunda sahip olduğu çocuk sayı­
sı 6'dır.
Özetle Türkiye'de Ana Çocuk Sağlığı'nın önemli koruyucu bir yönü olan Aile Planlaması hizmetlerine öncelik ve ağırlık verilmesi gerekmektedir, buna
yüksek nüfus artış hızının sosyo-ekonomik gelişmeyi engellernemesi için de
gerek vardır. Aileler hizmeti talep etmekte ve almak için de motivedirler.
Daha başarılı aile
zeyini yükseltmek ve
hizmetleri vererek Ana Çocuk Sağlığı'nın dünüfus artışını azaltmak için neler yapılmalıdır?
planlaması
hızlı
TÜRKiYE'DE AiLE PLANLAMASI HiZMETLERiNi
iYiLEŞTiRMEDE YAPILMASI GEREKENLER
• Açık-kesin ve sürekliliği olan bir nüfus politikasının izlenmesi.
• Sağlığı delaylı etkileyen faktörlerin iyileştirilmesi ile ilgili olan sektörlerin
üzerine düşeni yapması.
• Sağlık sektörünün kendi içinde ve diğer sektörlerle yeterli iletişim ve işbir­
liğinin sağlanması.
• Aile Planlaması hizmeti vermeda ihtiyacı olan yörelere öncelik ve ağırlık
verilmesi.
• Aile Planlaması hizmeti vermeda özel ve etkili yaklaşımların uygulanması.
• Erkeklerin eğitimi
• Topluma dayalı dağıtım programları
• Sosyal pazarlama programları
• Bilgilendirme-eğitim kampanyaları
• Doğum ve düşük sonu Aile Planlaması hizmetlerinin rutin
olarak verilmesi
• Kontraseptif çeşidinin artırılması
• B & E için kitle iletişim araçları ile işbirliği yapılması
• B & E eğitiminin basılı ve görsel-işitsel araçlarla yaygın-sürekli olarak yapılması.
•
Sağlık
personelinin Aile
Planlaması'ndaki eğitiminin
mezuniyet öncesinde
yapılması.
• Aile Planlaması hizmetlerinin hasta hizmetlerinden
telikli verilmesi.
ayrı
olarak ve daha ni-
35
• Gönüllü kuruluşların işbirliğinin sağlanması.
• Olumlu sonuç alınan uygulamaların ülkeye genellenmesi.
• Değerlendirme sonuçlarına göre-gerekiyorsa hizmetlerde yeni düzenlemeler yapılması.
Milli Sağlık Politikamız içinde oluşturduğumuz 2000 yılına dek olan Ana Çocuk Sağlığı hedefierimize ulaşmak için tüm belirtilanierin gerçekleştirilmesi zorunludur.
SONUÇ OLARAK; Türkiye'deki Ana Çocuk Sağlığı göstergeleri ve yüksek
olan nüfus artış hızı, aile planlaması hizmetlerine, diğer sağlık hizmetleri arasında öncelik vermeyi gerektirecek durumdadır.
Konu ile ilgili toplum hazırdır, hizmetle ilgili kuruluşlar ilgilidir ve pek çok çaba gösterilmektedir. Alınan mesafeler küçümsenmeyecek ölçüdedir. Ancak,
hala pek çok yapılması gereken şey vardır. Daha planlı ve programlı olarak
yürütülecek çalışmalar ve sektörlerarası işbirliği ile kısa sürede daha olumlu
sonuçların alınması güç olmayacaktır.
Eğer Türkiye'de riskli gruplara yönelik başarılı Aile Planlaması hizmetleri
verilebilse, yılda ortalama 1500 anne, 50 bin bebek ölümünün önlenebileceği
de hatırda tutulması gereken önemli bir noktadır.
BAŞKAN: Sayın
hocam çok teşekkürler. Bu sadece kuru bir teşekkür deçünkü konunun önemini herkes zaten biliyor. Değilse burada olmaz. Fakat
bu önemli konuyu, bu kadar güzel inceleyip, derinliğine kapsamını bize anlatan, aynı zamanda konunun kanunen birinci derecede uygulamacısı olan Sayın Ayşe Akın'ın bu kadar inanmış bir kişinin böyle bir yerde olması bizler için
hakikatan bir iftihar vesilesi, bunu çok yürekten söylüyorum. Ben bu konuyla
30-35 senedir ilgiliyim ve son 7 senedir de daha da çok ilgiliyim. Vakıf Genel
Müdürü olarak, bu şekilde açık seçik destek, bu şekilde açık seçik şekilde konuya inanmış bir insanın olması bizim için büyük bir iftihar vasilesi ve kazanç.
Çok teşekkür ediyorum, hepinizin adına. Efendim ikinci konuşmacımız Prof.
Dr. Baran Tuncer. Geçen gün ev taşıdım, kitaplarımı karıştırıyordum. 1974 senesinde Devlet istatistik Enstitüsü Başkanı iken, Sayın Eczacıbaşı'nın Sosyal
ve Ekonomik Etüdler Konferansı diye bir konferansı olmuş, Tarabya oteline
gitmişiz, baktım yine Baran hocayla beraber, yine aynı konuyu konuşmuşuz,
yine nüfus, yine aile planlaması, şunu söylemek istiyorum.
ğil,
Sayın Baran Tuncer bu konunun çok eskilerinden ve uzun yıllar Türkiye'de
hizmet vermiş bir kişi, şimdi Dünya Bankası'nda kendisi. Bizim için büyük bir
kayıp belki ama, çok kazançlı olan da Orta Amerika devletleri, yani Baran Be-
yin masulu olduğu, Orta Amerika devletleri. Fakat her halükarda biz, orada
böyle bir temsilcimiz olduğu için iftihar ediyoruz.
36
NÜFUS ARTIŞI VE EKONOMiK KALKlNMA
Prof. Dr. Baran TUNCER
Sayın Başkan, sayın misafirler. Öncelikle sayın Başkan nazik ifadeleriniz
için teşekkür ederim. Hakikatan bu konudaki ilgi ve o ilgiyle beraber dostluğumuz çok uzun yıllara gidiyor. Fakat ben son yıllarda maalesef diyeyim,
nüfus konusuna istediğim ölçüde eğilemiyorum, şu anda yaptığım hizmet
dolayısıyla. Bu bakımdan da konuşmama başlamadan önce, bir yandan istanbul Ticaret Odası'nı kutlarken, böyle bir toplantıyı gerçekleştirdiği için, bir
yandan da beni davet etmiş olmasından duyduğum mutluluğu ifade etmek
istiyorum. Çünkü bu bana aynı zamanda bir süreden beri ihmal ettiğim nüfus konusunu yeni baştan inceleme, en son yazılan yazıları bir gözden geçirme ve bu konudaki eğilimleri, yeni baştan anlama ve öğrenme olanağını
verdi.
GiRIŞ
Özellikle 1950'1i yıllardan bu yana ekonomik gelişme ile ilgili sorunlar hemen bütün ülkelerin gündeminde ağırlıklı bir biçimde yer almaktadır. Bunda
şüphesiz siyasal ve ekonomik faktörler önemli bir rol oynamaktadır. Giderek
küçülen bir dünyada ülkeler birbirine coğrafi olarak yaklaşırken, ülkelerin bir
diğerinin sorunlarından artan bir şekilde etkilenmesi kaçınılmazdır. Bu nedenle dünya nüfusunun çok büyük bir kesiminin az gelişmişlik sorunu ile
karşı karşıya bulunması umursanmayacak nitelikte bir olay değildir.
Ekonomik gelişme ile ilgili konular yoğun bir şekilde gündemi işgal ederken, aynı dönemde nüfus konusunun da gündeme gelmiş olması doğaldır.
Çünkü sözkonusu dönemde nüfus alanında daha önceki dönemlerle kıyas­
lanamayacak ölçekte önemli değişmeler meydana gelmiştir. 1950'de 1,7
milyar olan dünya nüfusu, özellikle sağlık alanındaki iyileşmelerin sonucu
ölüm oranlarındaki azalmaya bağlı olarak hızlı bir şekilde artmaya başla­
mıştır. 1950-55 döneminde 6,2 gibi yüksek bir doğurganlığın ürünü olarak
dünya nüfusu yılda yüzde 2,1 oranında artmıştır. Bir süre ölümlerdeki düşüş le re paralel olarak doğum oranlarının azalmayacağı, bunun sonucunda
da özellikle gelişmekte olan ülkelerde çok büyük bir nüfus patlaması olacağı
endişesi yaşanmıştır. Gerçekten de 1960-65 döneminde dünyada yıllık nüfus artış hızı yüzde 2,55'e ulaşmıştır.
37
Daha sonraki dönemlerde, pek çok ülkede doğurganlıkta önemli azalmalar meydana gelmiştir. Bunun sonucunda 1980'1erde dünya yıllık nüfus artış
hızı 1950'1erdeki düzeye inmiştir. Ancak nüfusla ilgili verilerdeki değişme her
ülkede aynı hızda olmamıştır. Şöyle ki 1960 yılında doğurganlık oranı sanayileşmiş ülkelerde 2,8 Afrika ülkelerinde 6,8 Asya ve Latin Amerika ülkelerinde 6,0 iken, 1987 yılına gelindiğinde doğurganlık sanayileşmiş ülkelerde 1,9
Asya ülkelerinde 3,5 Latin Amerika ülkelerinde 3,6'ya kadar inmiş, buna karşılık Afrika ülkelerinde 6,5 gibi yüksek düzeyini korumuştur. Gelişmekte olan
ülkeler toplu olarak düşünüldüğünde doğurganlık oranı yaklaşık olarak 4,0
gibi oldukça yüksek bir düzeydedir. Günümüzde dünya nüfusu 1990 yılı itibariyle 5,3 milyardır. Artış hızındaki yavaşlamaya rağmen yine de her yıl 90
milyonun üzerinde insan dünya nüfusuna katılmaktadır. Nüfusun yaklaşık
yüzde 60'ı birey başına yıllık ortalama geliri 600 doların altında olan en düşük gelirli ülkelerde yaşamaktadır.
sözkonusu değişmeler bir yandan ülkeler yöneticileilgilendirirken, bir yandan da sosyal alanda araştırma yapanların yakın ilgisini çekmiştir. Biraz ilerde açıklanacağı üzere bazı iktisatçılar
nüfus artış hızı ile ekonomik gelişme arasındaki ilişkiyi olumsuz olarak değerlendirirken, diğerleri nüfus artışını ekonomik gelişmeyi teşvik eden bir
faktör olarak görmüşlerdir. Günümüzde bu tartışmalar bir noktaya ulaşmış
gözükmektedir. Bugün daha çok kabul edilen görüşe göre, günümüzde gelişmekte olan ülkelerde karşılaşılan nüfus artışları konusunda iyimser olmak
mümkün olmamakla beraber fazla karamsarlığa da gerek bulunmamaktadır.
Ancak konunun önemi yukarda doğurganlıkla ilgili rakamların da gösterdiği
gibi bölgeler ve aynı zamanda ülkeler arasında büyük farklılık göstermektedir. Bütün bunların yanında, yine aynı görüşlere göre hızlı nüfus artışı, pek
çok ülkede ekonomik gelişme alanında gösterilen çabaları güçleştirici bir nitelik taşımakta ve genelde ekonomik gelişmenin maliyetini arttırmaktadır.
Nüfus
rini
artış hızındaki
yakından
Bu tebliğin amacı nüfus artışı ve ekonomik gelişme arasındaki ilişkiyi günümüzde teorik ve ampirik düzeyde yapılan çalışmaların ışığı altında özetle
ortaya koymaktır. Burada ekonomik gelişmeyi birey başına gelirdeki artışla­
rın ötesinde daha geniş anlamda ele almak, dolayısıyla gelir dağılımının iyileştirilmesi, yoksulluğun giderek önlenmesi gibi faktörleri de gözönünde bulundurmak daha yararlı olacaktır.
NÜFUS ALANINDA ÇATlŞAN GÖRÜŞLER
19.
38
yüzyılın başından
bu yana
iktisatçılar
ekonomik
gelişme
ile nüfus ar-
tışı arasındaki ilişki
üzerinde durmuşlardır. Malthus'un 1801 yılında yazdığı
makale uzun süre bu alandaki düşünceyi etkilemiş bulunmaktadır. Malthus
yaşadığı yıllarda Avrupa'da, özellikle ingiltere'de görülen nüfus artışındaki
hızlanmayı ekonomik gelişmeyi önleyecek bir gelişme olarak görüyordu.
Bunun sebebi olarak da tarımda azalan verimler ilkesinin geçerli olduğunu,
bireylerin doğumları azaltacak tedbirleri almayacağını ve sonuçta da artan
nüfus baskısının ekonomik gelişmeyi durduracağım öne sürüyordu. Böylece, Malthus nüfus artışının ekonomi üzerindeki etkisini tümüyle olumsuz
olarak gören "karamsar" iktisatçıların öncülüğünü yapmaktaydı.
Daha sonraki yıllarda nüfus artışına rağmen nispeten hızlı bir ekonomik
Malthus'un bekleyişlerinin gerçekçi olmadığı­
nı ortaya koyarken, hemen hemen 20. yüzyılın ortalarına kadar nüfus konusu ekonomik düşünce alanında fazla bir ilgi çekmedi. Hatta 1930'1arda bazı
iktisatçılar duraklayan nüfus artışının olumsuz etkileri üzerine dikkatleri çekmeye çalışıyorlardı. Ancak ll. Dünya Savaşı'nı izleyen dönemde gelişmekte
olan ülkelerde görülen nüfus patlaması konuyu bir kez daha ve büyük boyutlarda gündeme getiriyordu. 1950'1er 60'1ar ve bir ölçüde 70'1er karamsar
görüşlerin tekrarlandığı bir dönem oldu. Ekonomik gelişme üzerine geliştiri­
len teori ve modellerde, gelişmekte olan ülkelerin, nüfustaki hızlı artışlar sonucu, er veya geç "düşük düzeyde denge tuzağına" düşecekleri, ya da neoklasik teori çerçevesinde işgücü arzındaki hızlı artışın sermayedeki artışı tümüyle emeceği, dolayısıyla da "durağan bir dengenin" ortaya çıkacağı savugelişmenin sağlanmış olması,
nulmaktaydı.
Ancak diğer bazı iktisatçılar bu karamsar görüşlere karşı çıkıyor, ekonomik gelişmede yatırımdan çok, kaynak kullanmadaki etkinliğin, buluşların ve
teknolojik değişmenin önemli olduğunu ileri sürüyorlardı. "iyimserler" diye
adlandırılabilecek bu iktisatçılar nüfus artışının ekonomide talebi arttırarak,
yatırımlarda büyük ölçeğin sağlayacağı verimliliğe olanak vererek ve daha
verimli teknolojilerin uygulanmasını zorlayarak ekonomik gelişmeyi destekleyeceğini savunmaktaydılar. 1980'1erde güç kazanan bu görüşler, özellikle
Amerika Birleşik Devletleri'nde hükümetin gelişmekte olan ülkelerdeki nüfus
programiarına karşı tutumunu etkiledi ve bu alandaki desteğin bir ölçüde
azalmasına sebep oldu.
Günümüzde salt karamsar ya da iyimser görüşlerin oldukça teorik düzeyde kaldıkları ve çoğunlukla ampirik destek bulamadıkları görüşü hakim gözükmektedir. Bugün, nüfus artışı ile ekonomik gelişme arasındaki ilişkinin,
bu modellerin ortaya koyduğundan çok daha karmaşık olduğu kabul edilmektedir. Ayrıca, ·ekonomik gelişmeyi güçleştiren pek çok faktör bulunduğu
39
ve hızlı nüfus artışının bu faktörlerden ancak birisi
kabul görmektedir.
olduğu görüşü
genellikle
Bu nedenlerle, nüfus artışı ile ekonomik gelişme arasındaki ilişkiyi en iyi
bir şekilde ortaya koyabilmek için sözkonusu ilişkiyi genel düzeyde değil fakat ayrıntıda ele almak ve nüfus artışı ile ekonomik gelişmenin çeşitli unsurları arasındaki ilişkiyi incelemek daha yararlı olacaktır. Bundan sonraki paragraflarda konu, daha çok nüfus artış hızındaki bir yavaşlamanın ekonomik
gelişme çerçevesi içinde düşünülebilecek çeşitli alanlardaki etkisinin ne olabileceği şeklinde ele alınmaktadır. Bunu yaparken çalışmaların bulguların­
dan yararlanılacaktı r.
NÜFUS ARTIŞININ GELIRLER ÜZERINDEKi ETKISI
Konuya makroekonomi düzeyinde bakıldığında ilgili iki değişken tasarruflar ve sermaye birikimi olmaktadır. Ekonomide tasarruflar ev halkı, işlet­
meler ve kamu kesimi tarafında gerçekleştirilir. Doğal olarak bu üç kesimin
tasarrufları başta gelir düzeyi olmak üzere çeşitli faktörlerden etkilenmektedir. Yine bu etkenler arasında başta vergi oranları olmak üzere, hükümet
politikalarının ağırlığı yüksektir. Burada ilgili soru, tasarruf düzeyinin nüfus
artışından etkilenip etkilenmeyeceğidir. Tasarrufların doğrudan doğruya nüfus artışından etkilenmeyeceği söylenebilir. Nüfus artış hızının kamu tasarrufları üzerinde etkisi olacağı düşünülebilse bile bu etkinin çok önemli olmayacağı düşünülebilir. Buna karşılık, ev halkı tasarruflarının yüksek nüfus artış hızından olumsuz olarak etkileneceği düşünülebilir. Çünkü, yüksek nüfus ·
artış hızı ailede çok sayıda çocuk anlamına gelir. Bu da tüketimi arttıracağı
için, çok çocuklu ailelerin tasarruf olanakları kısıtlanmış olacaktır.
Son yıllarda yapılan bazı araştırmalar bu düşünceyi desteklememekte,
nüfus artışının ev halkı tasarrufları üzerindeki etkisinin ihmal edilecek kadar
düşük olduğu sonucuna ulaşmaktadır. Yalnız burada gözden kaçınlmaması
gereken bir durum bulunmaktadır. Sözkonusu araştırmalarda değişken olarak parasal tasarruflar alınmaktadır. Toplumda parasal tasarrufları yapanlar,
orta ve daha çok yüksek gelir gruplarıdır. Bu ailelerde ortalama çocuk sayısı
zaten yüksek değildir. Ayrıca, gelişmekte olan ülkelerde parasal tasarrufları
yansıtan bankacılık ve diğer tasarruf kurumları fazla gelişmiş değildir. Daha
da önemlisi, fakir ailelerin yapabildikleri tasarruflar parasal olmaktan çok
mal cinsindendir. Bu nedenle yalnız parasal tasarruflara bakarak, sonuç çı­
kartmak yanıltıcı olmaktadır.
Nüfus
40
artış hızının
tasarruflar üzerindeki etkisi bir ölçüde
tartışmalı
olsa
bile, sermaye birikimi ile ilişkisi oldukça açıktır. Ekonomide gerçekleştirilen
sermaye birikimi, ya ilk defa işgücüne katılanların sermaye gereksinimleri
için kullanılır, ya da işgücü başına sermaye kullanımının artışına dönüşür.
Bunlardan birincisine iktisatçılar "sermaye birikiminin genişlemesi", ikincisine ise "sermaye birikiminin derinleşmesi" diyorlar. Sermaye birikiminin genişlemesi toplam üretimi artırsa bile, işgücü verimliliğini yükseltebilmak için
sermaye birikiminin derinleştirilmesi gerekir. Doğaldır ki, hızlı nüfus artışı
daha çok sermaye birikiminin genişlemesini destekleyecek ve bir ölçüde iş­
gücü verimi artışını yavaşlatacaktır.
Bu durumu eğitim alanında yapılan harcamaları örnek alarak daha yakın­
dan görmek mümkündür. işgücü verimliliğini artırmanın en etkin aracı işgü­
cü arzına katılanların eğitim düzeylerinin yükseltilmesidir. Günümüzde özellikle gelişmekte olan ülke örneklerine baktığımızda, hızla artan nüfusla birlikte eğitim harcamalarının hemen her ülkede artmakta olduğunu görmekteyiz. Eğitim harcamalarındaki önemli artışlara rağmen bazı çalışmalar bu ülkelerde eğitimin niteliğinin iyileşmediğini, aksine gerilediğini göstermektedir.
Karşılaşılan olay sözkonusu ülkelerde eğitim alanında sermaye birikiminin
genişlemesi, buna karşılık sermaye birikiminin derinleşmemesidir. Geliş­
mekte olan ülkelerde, giderek yükselen eğitim harcamalarına rağmen işgü­
cü verimliliğinin yeterince artmamasının en önemli sebebi budur. Bu bulgulara bakarak, daha düşük düzeyde bir nüfus artışının, gelir artışına olumlu
katkısı olacağını söylemek olanaksız değil!:jir.
GELIR DAGILIMI VE YOKSULLUK ÜZERiNDEKi ETKi
Hızlı nüfus artışının ekonomide gelir dağılımını olumsuz yönde etkilernesi ve gelişmekte olan ülkelerdeki yoksulluk sorununu ağırlaştırması beklenir.
Toplam gelirden bağımsız olarak, hızlı nüfus artışı, işgücü arzının diğer üretim faktörlerine göre nispi olarak daha bol hale gelmesi sonucunu doğurur.
Bu durum ücretleri baskı altında tutacağından yaşamını yalnız emeğiyle
karşılayan bireylerin toplam üretimden alabilecekleri payı bir ölçüde sınırla­
yacaktır. Bir diğer deyişle, daha yavaş bir nüfus artışı ile karşılaştırıldığında
daha hızlı bir nüfus artışı, gelirin faktör dağılımı yönünden emeğin payını
baskı altında tutacaktır. Bu da gelir dağılımının, kötümser bir yaklaşımla giderek bozulmasına sebep olacak, daha iyimser bir ·yaklaşımla da iyileşmesi­
ni güçleştirecektir. Bir Dünya Bankası araştırmasına göre çeşitli ülkelerde
ortalama gelir düzeyi yükselirken, eğitilmemiş işgücünün kişi başına üretime
katkısı ve buna uygun olarak da kazancı düşme eğilimi göstermektedir.
41
Hızlı nüfus artışının yoksulluk üzerindeki olumsuz etkisi, gelir dağılımı
üzerindeki olumsuz etkiden daha belirgindir. Yüksek düzeyde nüfus artışı,
gelişmekte olan ülkelerde yaygın bir şekilde karşılaşılan yoksulluk sorununun çözümünü daha da güçleştirmektedir. Genelde yoksulluk ile yoksul ailelerde karşılaşılan yüksek doğurganlık birbirini destekleyen iki oluşum olarak
karşımıza çıkmaktadır. Kaba bir gözlemle de olsa, yoksulluğun beraberinde
getirdiği düşük düzeydeki eğitim ve sağlık olanak ve koşulları aynı zamanda
yüksek düzeyde doğurganlığı teşvik etmektedir. Buna karşılık yüksek düzeyde doğurganlık yoksul ailelerin eğitim ve sağlığa ayırabilecekleri kaynakları azaltmaktadır. Ayrıca, ekonomik olanakları sınırlı olan aileler çok sayıda
çocuk sahibi olmayı ailede çalışanların sayısını artırarak gelirlerini arttırma­
nın bir yolu ve aynı zamanda gelecek için bir sigorta olarak görebilmektedir.
Bu gözlemler son yıllarda yapılan çeşitli araştırmaların sonuçları ile de kanıtlanmaktadı r.
TARIMSAL ÜRETiM VE GIDA ARZI
11. Dünya Savaşı'ndan sonraki dönemlerde karşılaşılan hızlı nüfus artışı­
bir süre sonra bir gıda kıtlığı sorunu yaratacağı iktisatçıları ve diğer ilgilileri ciddi olarak endişelendirmiştir. Ayrıca, 1972-74 döneminde karşılaşılan
gıda kıtlığı, bu endişeleri daha da güçlendirmişti. Ancak daha sonraki yıllar­
da dünya ölçeğinde tarımsal üretimde meydana gelen artışlar ve gıda arzı
artışı üzerine yapılan nispeten iyimser projeksiyonlar endişelerin büyük ölçüde azalmasına sebep oldu. Bugün yaygın olan görüşlere göre, olaya dünya açısından bakıldığında tarımsal üretimdeki artış potansiyelinin nüfus artı­
şı ile ilgili baklayişlerin altında olmadığıdır. Ancak burada önemli olan, dünyadaki ülkelerin toplam olarak ne kadar gıda maddesi üretme potansiyeline
sahip olmalarından çok, ülke bazında, hatta aynı ülkede çeşitli grupların ve
bireylerin sağlıklı bir yaşam sürdürebilmeleri için yeterli beslenip beslenemeyecekleridir. Konuya bu açıdan bakıldığında, nüfus artışı hızı yeniden
önem kazanmaktadır.
nın,
Geçmiş
dönemlere bakıldığında, tarımda meydana gelen üretim artışları­
daha çok ekilen alandaki artışların sonucu olduğu görülmektedir. Bu
alandaki uzman görüşlere göre, bilinen teknolojilerle ekime açılabilecek yeni arazilerin olduğu anlaşılmaktadır. Ancak dünya ölçeğinde doğru olmakla
birlikte özellikle nüfus baskısına maruz birçok ülkede bu olanağın sanıldığı
kadar yüksek olmadığı görülmektedir. Örneğin, Afrika'da ekilen toprakların
genişletilmesi bazı hastalıklara çare bulunmaksızın mümkün görülmemektedir. Aynı durum bazı Asya ülkeleri için de geçerlidir. Aynı zamanda, yeterinnın
42
ce su kaynağının bulunmaması veya var olan kaynakların yönetilmesindaki
güçlükler ekim alanlarının kolayca genişletilmesini önlemektedir.
Çoğu durumlai·da mevcut ekilen toprakları genişletmekten çok, aynı topraklarda ekim sayısını artırmak ekonomik bakımdan daha avantajlı görülmektedir. Ancak bu yöntemin de başarılı olması için tarımda işgücü yanında
gübreleme, sulama gibi diğer girdilerin de arttırılması gerekmektedir. Bu da
beraberinde ek bir finansman yükü doğurmaktadır ki birçok fakir ülkenin bu
yükü kolayca kaldırabilmesi mümkün görünmemektedir.
Özetle söylemek gerekirse, yakın bir gelecekte dünya ölçeğinde bir gıda
sorunu beklenmemekle birlikte, özellikle nüfus baskısının çok yoğun olduğu
fakir ülkelerde, yüksek nüfus artış hızı beslenme sorununu güçleştirecek bir
nitelik taşımaktadır. Bu ülkelerde gelir ve toprak dağılımına bağlı olarak, daha çok topraksız ve fakir kesimler bu baskıdan olumsuz olarak etkileneceklerdir. Çünkü tarımsal kesimde kullanılan işgücü artsa bile topraksız ailelerin
gelirlerinde önemli bir iyileşme olmayacak, özellikle artması beklenen gıda
maddeleri fiyatları karşısında bu kişilerin çok yönlü beslenme olanakları
güçleşecektir.
HlZLI KENTLEŞME VE DOGURDUGU SORUNLAR
Nüfusun hızlı arttığı toplumlarda karşılaşılan en önemli oluşumlardan birisi de kırsal yörelerden kentlere olan göç ve bunun yarattığı hızlı kentleş­
medir. Günümüzde dünya nüfusunun yaklaşık 1,3 milyarı gelişmekte olan
ülkelerde kentlerde oturmaktadır. Bu rakamın 2000 yılında yüzde 50 oranın­
da artacağı anlaşılmaktadır. Bazılarına göre, toplam nüfus veri olarak alındı­
ğında, kentsel nüfus artışının çeşitli yararları vardır. Kentteşma ölçek ekonomilerinden yararlanmaya olanak verir. Bunun sonucu alt yapı yatırımlarını
daha düşük maliyetle bireylere ulaştırmak mümkün olur. Ayrıca, üreticilerin
ve tüketicilerin birbirine yakınlığı maliyetierin düşmesine yol açar. Aynı zamanda kırdan kente akımın sonucu olarak ortaya çıkan kentleşme, nüfusun
daha büyük bir kesiminin yüksek ücretten istihdam, eğitim, sağlık ve diğer
modern hizmetlerden yararlanmasına olanak vererek gelişme sürecine
olumlu katkıda bulunur.
Buna karşılık, hızlı kentiaşmanin konut, yol, kanalizasyon ve diğer altyapı gereksinmelerihi artırdığı ve beraberinde trafik, hava kirlenmesi, asayiş­
sizlik gibi çeşitli sorunları getirdiği bir gerçektir. Bu nedenlerle bugün birçok
ülkede büyük yerleşme merkezleri neredeyse yaşanamayacak hale gelmiş
durumdadır. Böyle bir gelişmede, kırsal kesimde hızlı nüfus artışı yanında,
43
kent yönetimlerinin gerek parasal yönden gerekse yönetim yetenekleri yönünden yetersiz kalmış olmalarının da rolü büyüktür. Ancak dünyanın çeşitli
ülkelerinde bazı büyük kentlerin nüfusunun her on yılda bir katlandığı bu ölçekteki hızlı kentleşmaya yerel yönetimlerin ayak uydurabilmesi olağanüstü
güçtür.
ailelerde doğurganlığın kırsal yörelere göre nispeten
düşük olduğu gözlenmektedir. Bunda, herşeyden önce, kentlerden daha iyi
eğitim ve sağlık olanaklarının bulunmasının rolü vardır. Ayrıca, kentlerde kadının aile dışında çalışma olanakları daha yüksektir. Ancak kente yeni göç
edenler için bu etkiler en azından bir nesil sonra kendisini göstermektedir.
Bu nedenle, kentiaşmanin hızlı olduğu yerlerde kent ve kır nüfusları arasın­
daki doğurganlık farkı büyük değildir. Bu da hızlı kentiaşmanin doğurganlığı
düşürücü yönde etki yapacağı görüşlerinin en azından bir nesil için doğru
Kentlerde
yerleşmiş
olmadığını kanıtlamaktadır.
IŞSiZLiK VE GiZLi iŞSiZLiK
Hızlı nüfus artışı olayını yaşayan bütün toplumlarda, nüfus artışına paralel olarak işgücü arzında da büyük artışlar meydana gelmektedir. Buna karşılık, işgücüne olan talep, bekleneceği üzere, aynı ölçüde artmamaktadır.
Kırsal kesimlerdeki büyük nüfus artışı toprak üzerindeki baskıyı arttırdıkça
özellikle çalışma çağındaki nüfus kentlere akmaktadır. Böylece bir anlamda
kırsal yörelerdeki işgücü fazlası, kentlerdeki işsizlik sorununa büyük boyutlar kazandırmıştır. Bazılarına göre, işgücü arzı ve talebi arasında böylesine
büyük bir farkın doğması, çeşitli nedenlerle teknoloji seçiminin yanlış olması
ve emek yoğun teknolojilerin uygulanamamasının sonucudur. Ancak gerçekçi olmak gerekirse gelişmekte olan ülkelerin sanayileşmiş dünyadan daha farklı teknolojileri üretmesi ve kullanması çeşitli sınırlılıklarla karşı karşı­
yadır.
Öte yandan, açık işsizlik rakamlarına bakıldığında hızlı nüfus artışının iş­
sizlik oranı üzerindeki etkisinin oldukça sınırlı olduğu görülmektedir. Ancak
bu sonuca bakarak hızlı nüfus artışının işsizlik oranını fazla etkilemediğini
söylemek gerçekçi olmaz. Çünkü bireyler yaşamak için şu veya bu şekilde
bir gelir sağlamak zorundadırlar. Gelişmekte olan ülkelerde işgücünün
önemli bir kısmı verimi çok düşük olan işlerde çalışmakta, getirisi ne olursa
olsun yaşamlarını devam ettirebilmek için kendi yarattıkları çoğunluğu hizmet kesiminde birtakım faaliyetlerde bulunmaktadırlar. Bazı hesaplara göre
çeşitli ülkelerde çalışanların yüzde 20'si ile yüzde 40'ı arasında bir bölümü
44
diye de adlandırılan çok düşük verimli faaliyetlerde bulunmaktadır. Çeşitli ülkeler için verilen işsizlik rakamları bu oluşumu yansıtmamakta,
yalnızca büyük kentlerde daha çok eğitilmiş kesimler arasında görülen açık
işsizliği göstermektedir.
gizli
işsizlik
SONUÇ
Bütün bu açıklamalar nüfus artışı ile ekonomik gelişme arasında oldukça
yakın bir ilişki olduğunu ortaya koymaktadır. Aynı zamanda, bugün çoğu gelişmekte olan ülkede görülen hızlı nüfus artışlarındaki yavaşlamanın geliş­
me sürecini olumlu olarak etkileyeceğini söylemek gerçekçi olur. Ancak burada parantez içinde de olsa söylemek gerekir ki ekonomik gelişmenin de
doğurganlık ve nüfus artışı üzerinde önemli etkisi vardır. Dolayısıyla toplumlar ekonomik gelişme alanında yol aldıkça nüfus artış hızları da giderek düşecektir. Bu oluşumu günümüzde dünyanın birçok ülkesinde görmek mümkündür. Ancak ne kadar ilginç olursa olsun, bugün ele alınan konunun sınır­
ları içinde olayın bu yönünü yeterince ele almak mümkün değildir.
Tekrar nüfus artışının ekonomik gelişme üzerindeki etkisi konusuna dönersek, yukarda yapılan gözlem ve değerlendirmelerin ışığında devletin nüfus politikaları konusunda nasıl bir tutum alması gerçekçi olur? Bazı iktisatçılar bu konuda devletin tamamen pasif bir tutum almasını önermekte, bireylerin ve ailelerin kararlarını etkilernemesi gerektiğini savunmaktadırlar.
Bu yaklaşıma göre, herhangi bir toplumda nüfus artışı, mikro düzeyde, yani
aile düzeyinde doğumlarta ilgili alınan kararların ve yapılan tercihierin toplamını yansıtmaktadır. Aileler bu kararları alırken çoğunluğu ekonomik nitelikte çeşitli faktörlerin etkisi altındadırlar. Yine aynı görüşe göre, ailelerin teker
teker kendi yararlarını düşünerek aldıkları kararlar üstüste konulduğu zaman bir anlamda toplumun tercihini de yansıtmaktadır. Öyleyse bu konuya
devletin karışmaması gerekir ve devletin yapacağı her türlü müdahale bir
zorlama olur.
Bu durumda sorulması gereken soru, birey tercihlerinin sonucu olarak ortaya çıkan nüfus artış hızının nasıl oluyor da toplum için özellikle ekonomik
gelişme bakımından yararlı olmayan bir sonuç doğurabildiğidir. Burada
özellikle iki nokta üzerinde durulabilir. Birinci nokta, gerçekte çocuğun aileye
olan maliyeti ile topluma olan maliyetinin aynı olmaması ve topluma olan
maliyetin genellikle daha yüksek olduğudur. Bunun önemli bir sebebi eğitim,
sağlık gibi bazı ihtiyaçların büyük bir kısmının toplum tarafından karşılan­
masıdır. Kaldı ki sosyal maliyeti yalnız kamu harcamalarındaki artış olarak
45
da düşünmemek gerekir. Yüksek doğurganlığa bağlı olarak işgücü arzında­
ki artış, çalışanlar arasında rekabeti arttırmakta, bu durum da ücretler üzerinde bir baskı yaratmaktadır. Dolayısıyla, toplam gelirini arttırmak için ailelerin çocuk sayısını arttırması sonuçta yine kendilerinin olumsuz olarak etkilenmesine yol açabilmektedir.
ikinci nokta ise, çoğu durumlarda ailelerin gerçekte sahip olmak istedikleri çocuk sayısı ile ailedeki doğum sayısı arasında .fark bulunduğudur. Özellikle düşük gelir gruplarında birçok aile doğum kontrolu ile ilgili teknolojiyi ya
hiç bilmemekte ya da yanlış veya eksik kullanmaktadır. Bu bilgi ve olanaklar
kendilerine sunulduğu taktirde aileler doğum sayısını istenen büyüklükteki
aileye uydurmaya çalışacaklardır. Ailedeki çocuk sayısının istenen çocuk
sayısına uygun olarak artması ise hızlı nüfus artışının beraberinde getirdiği
sorunları bir ölçüde hafifletilmesi sorununu doğuracaktır.
Bu gerekçeler geçerli olduğu sürece devletin aile sağlığı ve planlaması
konusunda aktif bir tutum almasının önemi ortaya çıkmaktadır. Kaldı ki, sözkonusu nedenlere ek olarak devletin çocuğa olan talebi etkileyecek delaylı
tedbirler alması da savunulabilir. Örnek vermek gerekirse, sosyal sigorta kurumlarının geliştirilmesi, çocuğun aileler için bir yaşlılık sigortası olarak önemini azaltacaktır. Çeşitli ülkeler için yapılan araştırmalar, eğitim alanında ve
özellikle kadının eğitiminde yapılacak iyileştirmelerin, kadının modern kesimde iş olanaklarını arttırdığı, bunun da doğurganlığı etkilediğini göstermektedir.
Devletin nüfus konusunda üstlenebileceği görevler arasında bir yandan
olan talebi etkileyecek kurumsal düzenlemeleri yaparken, bir
yandan da aile planlaması konusundaki bilgi ve teknolojiyi ailelere ulaştırma­
sı bulunmaktadır. Ayrıca, ülkemizde de olduğu gibi birçok ülkede bu alanda
hizmet veren kamu sektörü dışındaki kuruluşların devlet tarafından desteklenmesi büyük önem taşımaktadır. Bu alanda savunulamayacak tek yaklaşım devletin zorlayıcı yöntemler kullanmasıdır.
çocuğa karşı
BAŞKAN:
Baran Tuncer'e çok teşekkür ediyorum. Binlerce mil mesafe
kat edip buraya gelip, böyle güzel bir tebliği bizlere sunduğu için. Hepimizin
de gördüğü gibi, aile planlaması dediğimiz zaman sadece fizyolojik olaylar
yok. Bunun ekonomik ve sosyal boyutları da var. Baran beyin bu konularda
bize verdiği bilgiler aydınlatıcı oldu, çok teşekkür ediyorum.
Efendim şimdi diğer bir konuya geçiyoruz. Her ne kadar diğer bir konu di46
yorsam da bunun nüfusla çok sıkı alakası var. Biliyorsunuz nüfus artışının
bir çok ekonomik ve sosyal sorunlar var. Bunlardan en büyüklerinden bir tanesi de belki de en büyük, en küçük diye tavsit etmemek lazım.
Hepsi çok çok önemli ve birbirine girift şekilde bağlı sorunlar. Çevre sorunlarını herhalde istanbul'da yaşayanlar biraz daha belirli şekilde biliyorlardır.
Ben 51 yılında istanbul Üniversitesi'ne geldiğim zaman, istanbul'un şehir nüfusu şok olacaksınız, 457 bin civarındaydı, şimdi 1O milyon bütün istanbul.
istanbul'da yürümek kolaydı, okula gitmesi kolaydı, hastaneye gitmesi kolaydı ve tertemiz denizleri vardı istanbul'un. Hakikatan oturduğunuz zaman denizin dibini görürdünüz. Şimdi ne halde olduğunu biraz da Kriton Curi hocamdan dinlemenizi rica ediyorum. Buyurun hocam.
getirdiği
47
NÜFUS ARTIŞI VE ÇEVRE
Prof. Dr. Kriton CURi
Teşekkür ederim sayın Başkan, efendim çevreciler, çevreden daima bahsetmek isterler. Onu yaparlarkan de gizli bir amaçları vardır. Dinleyicilerinin
beynini yıkamak. Beynini yıkayarak da bu çevreciler grubuna birkaç isim daha katılsın ve sonunda belki çevrecilik cihadını kazansınlar. Aslında bir hakikat vardır, çevre gitgida daha kötüye gidiyor. Bu böyle söylenince yuvarlak
bir lafa benziyor. Onun için biraz böyle mühendisce bunu sizlere rakamlarla
ispatıamak isteyeceğim.
Biliyorsunuz geçen haziranda Brezilya'da Rio'da çevre ve kalkınma konHatta çevre zirvesi dendi, Türkiye dahi 42 kişilik bir delegasyonla katıldı bu toplantıya. Aslında bunların hepsi çevreci miydi? Onu bilmiyorum, ama 42 kişilik bir delegasyon olduğu belliydi. Bir de 20 yıl önce,
Stockholm'da bir toplantı yapılmıştı. O da uluslararası ilk çevre toplantısı,
her ikisini Birleşmiş Milletler organize etti ve bu iki olay birbirini mukayese
için, bir bilanço için bize iyi bir imkan vermektedir.
feransı yapıldı.
1972'de Stockholm toplantısı yapılırken, herkes derin bir nefes almıştı.
Bu artık bir dönüş noktası olacak, kötüye doğru gidiş bundan sonra duracak
ve iyiye doğru gideceğiz denilmişti. Ülkeler artık uyandılar, ülkeler artık yaptıklarının neler olduğunu anladılar ve bir çözüm bulmak için biraraya geldiler
dediler. Ben şimdi sizlere 1972 ile 1992 arasında çevrede neler olduğunu
daha doğrusu tabii hepsini değil de, birkaç örnek vermeye çalışacağım ..
1972'den 1992'ye kadar 12 trilyon, 12 trilyon belki böyle lafla söylenirkan
tam iyi anlaşılmıyor, bir iki var ve ondan sonra 12 tane sıfır, düşünün 12 sıfır,
say say bitmez, 12 trilyon metrekare orman mahvoldu. 500 milyon metreküp
verimli toprak erozyonla yok oldu. Afrika'da toprağın verimliliği % 28 azaldı
ve bunun neticesinde dünyada açlık belirli bir şekilde arttı. Bir milyon canlı
türü, trepik ormanlardan yok oldu ve işin kötü tarafı bu yok olma bir anlık felaketle olmadı, sürekli bir şekilde geometrik bir artış göstererek bir yok olma.
Her geçen. her yeni yılda bir öncekinden daha büyük bir zayiat vererek. Sera olayı biliyorsunuz, ama ben bir daha tekrarlayayım ne olduğunu. Dünyanın etrafındaki karbondioksit tabakasının yoğunlaşması sonunda uzaydan
gelen ışınlar, dünyanın üstünde kınldıktan sonra genelde tekrar uzaya giderler. Ancak bu karbondioksit tabakasının yoğunlaşması neticesinde dünyadan
uzaya doğru giden ışınlar, bu tabakanın üstünde kırılır, önemli bir kısmı uzaya gitmeyip tekrar dünyaya dönmekte ve bundan dolayı dünyanın iklimi de48
ğişmekte, sıcaklık
tecriden artmaktadır. Bu olaya sebebiyet veren, karbondioksit 327 miligram litreden, 354 miligram litreye çıktı ve işin ilginç tarafı, yıllık
karbondioksit emisyonları sürekli olarak arttı. Mesela emisyanlar 1972'de, 16
milyar iken, 1989'da 22 milyar ton/yıl oldu. Ozon ortalama olarak % 8 civarında azaldı. Böyle devam ederse, yani neler olduğunu anlatmak için herhalde bana ayrılan yarım saati bitiririm ve başka hiçbir şey söylemeden susmam lazım. O açıdan ne gibi olumsuz etkiler olduğunu burada keseceğim.
Geri kalanlarını siz tahayyül edebilirsiniz.
Ancak bir olay daha oldu bu arada, 1950'de dünyanın nüfusu 2,5 milyar
iken, 1990'da 5.3 milyar oldu ve bunun 2050'de 1O milyar olacağı tahmin
edilmektedir. Bir taraftan dünya mahvoluyor, çevre mahvoluyor, diğer taraftan nüfus artıyor. En kolay suçlu tespit etme şekli, o zaman dünyanın mahvolmasının nedeni, nüfus artışıdır demektir. Aslında Rio konferansında yayınlanan belgelerin en önemlisi olan Gündem 21 'de bakın ne diyor? Dünya
nüfusundaki ve üretimdeki artış, dengesiz üretim ve tüketim kalıplarıyla birlikte gezegenimizin kapasitesi üzerinde ciddi bir baskı yaratmış ve toprak,
su, hava, enerji ve diğer kaynakların kullanımını olumsuz yönde etkilemiştir.
Hem insan faaliyetlerinin çevre üzerindeki olumsuz etkilerini, hem de çevresel değişikliklerin insanlar üzerindeki olumsuz etkilerini azaltmak üzere stratejiler geliştirilmesine ihtiyaç vardır. Yani, Gündem 21 'de dahi, doğrudan doğ­
ruya nüfus artışını çevredeki zarara bağladılar.
Gerçi nüfus artışı çevreye olumsuz etki yapıyor. Bir kirletici, atan, üreten
insan yerinde, 100 insan olduğu takdirde muhakkak ama muhakkak daha
fazla kirleticiler meydana gelecek ve daha büyük zarar verecektir. Ancak konuyu bu açıdan aldığımız zaman şunu söyleriz, muhakkak nüfusu dünya nüfusunun % 16'sı olan Hindistan, dünya nüfusunun % 5'ine sahip olan Amerika Birleşik Devletleri'nden çevreye daha fazla zarar vermesi lazım. Basit bir
matematikte, Hindistan'ın Amerika Birleşik Devletleri'nin verdiği zararın üç
mislini vermesi gerekmekte. Ancak gelin bakın ki, rakamlar bunu söylemiyor.
Mesela Amerika'nın nüfusu % 5 olmasına rağmen, dünyada üretilen enerjinin% 25'ini kullanıyor. Halbuki% 16'1ık nüfuslu Hindistan yalnız enerjinin%
3'ünü kullanıyor. Dünyada meydana gelen karbondioksidin % 22'sini Amerika Birleşik Devletieri üretiyor, halbuki Hindistan yalnız % 3'ünü üretiyor. Dünyadaki gayri safi milli hasılanın % 25'i ABD'ne ait, halbuki Hindistanın yalnız
% 1'i vardır. Görüyoruz ki kirlilik ve nüfus mukayesesini yaparken, nüfus muhakkak çevreye olumsuz etkiler yapıyor. Ama, bugünkü felaketleri, çevresel
felaketleri -her ne kadar en önemli etkeni nüfus artışı olduğunu söylemek istiyorlarsa da- biraz dikkatli düşündüğümüzde, biraz rakamlara ve olaylara
baktığımızda nüfustan ziyade tüketici toplum modelinin neticesi olduğunu
49
anlayabiliriz. Çünkü kirlilik, çevre kirliliği, fazla insanlardan ziyade fazla tüketimden kaynaklanmakta. Tabii tekrar ediyorum, insanların da zararı vardır,
yok değil. Ancak, insanların yaşama tarzı, insanların ne bileyim yeni bir model çıktığı zaman, eski model daha kullanılabileceği halde onu atmaya sevketmesi, bütün bunlar bir kirlenme nedenidir. Aslında çok nüfuslu gelişmemiş
veyahutta gelişmekte olan ülkelerde, araba mezarlığı görmeniz mümkün değildir. Halbuki az çocuklu gelişmiş ülkelerde araba mezarlıkları görmeniz
mümkündür ve yalnız bu değildir.
Son zamanlarda son yıllarda tehlikeli atıkların sınırlararası naklinden bahsediyorlar. Bilmem neredeki, bilmem ne kadar ton tehlikeli atık, başka bir ülkeye atılmaya kalkışıldı. Bu rakamlara baktığınız zaman, hiçbir zaman çok
çocuklu ülkelerden az çocuklu ülkelere doğum oranı yüksek olan ülkelerden,
doğum çoğalma oranı sıfıra varmış ülkelere doğru bir çöp akını yoktur. Tam
tersi oluyor. Alman dostlarımız çöplerini bizlere gönderiyorlar. Amerikan dostlarımız çöplerini Meksika'ya veyahutta Brezilya'ya gönderiyorlar. O zaman
ne oluyor? O zaman bir şey oluyor, açık bir şekilde çok çocuklular, artan nüfus, doğanın kirle;ımesinin, ana sebebi değildir. Asıl sebep, gelişmiş olan ülkeler olmaya devam ediyorlar. Ancak her zamanki beceriklilikleri ile suçu
başka birine atmaya son derece muvaffak oluyorlar ve sonunda bu insanın
çok çocuğu vardır, aman o adam çok çocuk yapmazsa dünya kurtulacak
edebiyatını yapıyorlar.
Aslında
çok çocuk, insanların keyiflerine, fazla düşkün olmalarından doğ­
muyor. Hatta hatta bir çoğunun zannettiği gibi, çok çocuk o gelişmekte olan
ülkelerde yaşayan insanların başka eğlence yöntemleri olmadığı için, eğlen­
celerini çocuk üreterek tatmin ediyorlar eğlenme hislerini, o da doğru değil­
dir. Aslında çocuk sayısıyla, gelirle belli bir orantı içinde olmasının o insanlar
için çok çocuk bir emniyet faktörü. Bir sigorta olayı olduğunun açık delilidir.
Zenginler bir sigortaya gidip para ödeyip, ihtiyarlıkları için bir sigorta yaptıra­
biliyorlar. Fakirler, ihtiyarlıklarını düşünerek, kısa zamanda düşünmeden çocuk sayılarını artırarak bir şeyler yapıyorlar. Ve onun için çok çocuktan doğan, ister çevresel etkiler, olumsuzluklar olsun, ister diğerleri olsun, onların
ortadan kaldırılması için gelir dağılımının biraz daha haklı bir şekilde olması­
nı sağlamakla mC;mkün olabilir. Nüfusun % 16'sına sahip olan Hindistan, %
1'i alırken, nüfusun % 5'ine sahip olan ABD, % 25'ini almazsa, o zaman belki
nüfus artışı da daha güzel bir şekilde kontrol olabilir. Problemi global açıdan
bırakalım ve lokal açıdan ele alalım. istanbul'u ele alalım.
istanbul, her geçen gün değişiyor, istanbul her geçen yıl bir acayipleşiyor,
geçenlerde hatta bir konuşmamda, böyle bir şey söylemiştim. istanbul o ka-
so
dar acayip şekiliere giriyor ki, hiç olmazsa istanbul'un ismine hiç olmazsa istanbul'un tarihi imajına zarar vermemek için gelin şu istanbul'un ismini değiştirelim dedim. istanbul tarihte güzel bir şehir olarak herkesin hafızasında
kalsın. Ne bileyim, insanlar bizim yaşımızda olanlar ilk flörtlerini, ilk aşk maceralarını yaşadıkları o güzel modayı düşünsünler, güzel adaları düşünsün­
ler ve istanbul dedikleri zaman onlar gelsin akıllarına, peki diyebilirsiniz. istanbul'un ismini ne yapalım? Efendim o kadar çok şey yapabilirsiniz ki, önüne bir yeni kelimesi koyarsınız, ve arkasında son yılların belediye başkanla­
rının memleketinin ismini eklersiniz, basbayağı güzel isimler üretebilirsiniz,
ama hakikatan istanbul'un imajını yük etmekten kaçınmamız lazım.
istanbul'da neler oldu? istanbul'da bizim çocukluğumuzda, denizde yüzebiliyorduk. Şimdi istanbul'da küçük çocuklu bir yakınımız telefon edip de, hocam çocuğumu denize sokayım mı dediği zaman, sokun denize girsin diyemiyorum. istanbu!'da benim gençliğimda gemilerin arkasında koşuşan balık­
lar vardı. O balıkların suyun üstüne çıkıp, zıpladıklarını görebiliyordunuz, istanbul'da yeşil vardı, istanbul'da ağaç vardı, istanbul'da hava kirliliği yoktu.
Bugün neler var? Onları saymayacağım, neler söyledimse tam tersini alın.
Onlar hepsi bugün istanbul'da var. Aslında istanbul'daki nüfus artışı büyük
bir fecaattır, hatta büyük bir katliam diyebilirim. istanbul'daki nüfus artışı doğal değildir. Sayın Başkanın söylediği gibi, kendi gençliğinde istanbul'un nüfusu 400 bin civarındadır, ben istanbul'un nüfusunu 800 bin civarında hatırlı­
yorum. istanbul'da belli göçler, dışarıya doğru belli göçler oldu. O göçleri de
çıkardığımız zaman, istanbul'un nüfusu daha da azalmış oluyor. Normal bir
artış hızıyla bugün istanbul'un nüfusunun ne olduğunu hesaplayacak olsaydık, herhalde bugünkü istanbul'un nüfusu 1,5 bilemediniz 2 milyon olurdu.
Ama bugün 1O milyondan bahsediyoruz. Bu nedir? 8 milyon kişi, yani mevcut halkın% 80'i istanbul'da doğmadı. Ve hatta hatta bazı istatistiklere göre
istanbul'da annesi veya babası istanbullu olanların sayısı yalnız % 9'dur. Annesi veya babası, yani hem annesi ve hem de babası demiyorum. Sakın ha
zannetmeyin ki, ben istanbul'un dışından gelenlerin düşmanıyım, katiyetle
öyle değil.
istanbul'da daima göç vardı. Ancak göç belli bir sayıda, belli bir şekilde
oluyordu ve gelenler istanbul'a geldikten sonra asimile oluyorlardı. istanbul'a
geldikten sonra, istanbullu oluyorlardı. Şimdi siz istanbul'un sokaklarında gezerken kaç istanbullu bulabiliyorsunuz. istanbul'a gelenler, istanbullu olmak
için gelmiyorlar. istanbul'u başka bir lahmacun edebiyatma sokmak için geliyorlar. istanbul'un şeklini değiştirmek için geliyorlar ve mamafih beceriyorlar.
Nasıl beceriyorlar? Düşünün bir 30 yıl önce, 40 yıl önce Büyük Ada'ya çıktı­
ğınız zaman, dönerci ile kebapçı ile veyahutta lahmacuncu ile karşı karşıya
51
Büyükada'da vapur iskelesinden çıktığınız zaman, karşınıza çıkan bunlardır. Eskiden balık vardı, evet balık kokusu ile karşı karşı­
ya gelirdiniz. Veyahutta yaprak dolmasının kokusu ile karşı karşıya gelirdiniz, ama onlar işte oranın kültürü idi. Fakat biz bunları değiştirdik. Aslında
belki nüfus artışının yaptığı en büyük zarar budur. Acele yapılan göçler, yerel
kültürü ve tarihsel mirası ortadan kaldırdılar. Yaşayan kültür yok oluyor ve bu
havadaki karbondioksit kadar, sudaki bakteri kadar önemli bir meseledir. işin
fena tarafı, üzücü tarafı, bu tip olayları önleyecek durumda olanlar küçük bazı oy hesaplarından dolayı bunu yapmıyorlar ve bunu tespit ediyorlar. Nasıl
tespit ediyorlar? Gecekondu hürriyeti ile, bizde hürriyet olduğuna göre gecekondu yapmak hürriyeti de vardır diyoruz. Ve gecekondu yapana bir prim veriliyor, büyük şehire göç etme primi.
gelir miydiniz?
Şimdi
Siz istanbullu iseniz, belki üniversitede hocasınız, belki ne olursanız olun,
en güzel semtlerinden bir tanesi, denize nazır Armutlu'da, babanız­
dan kalan mirasla ve sizin alnınızın teriyle kazandığın ız parayla bir arsa satın alamazsınız onun kıymetini vererek. Ancak ufak oy hesapları için siz gelip orada başlangıçta bir gecekondu, birkaç yıl sonra da 3 veya 5 katlı binalar yapabilirsiniz. Armutlu'yu neden örnek veriyorum. Armutlu Boğaziçi Üniversitesi'nin tam yanıbaşındadır ve ben son yıllarda, son belediye başkanı
seçiminden önce başlamak üzere bugüne kadar orada yapılan gecekonduları her gün görüyorum ve kendi kendime şaşıyorum, bu şehrin zabıtası nasıl
onları göremiyor? Yani herhalde zabıta olanları bir testten geçiriyorlar ki,
gözleri iyi görmemesi lazım. Kaçak gecekonduları, kaçak binaları görmemeleri, görenler zabıta olamıyor galiba. Dediğim gibi, başlangıçta tek katlıydılar.
Şu anda gelirseniz, 3 veya 5 katlı oluyorlar ve yine görülmüyorlar.
Boğaz'ın
Bir kısa hatıra ile bitirmek istiyorum. Birkaç yıl önce bizim üniversitenin talebeleri bana geldiler. Hocam dediler, biz seni severiz dediler, sağolun çocuklar dedim, ben de sizleri severim. Hocam dediler biz birbirimizden saklanmayalı m, bizim memlekette bir üniversitenin profesörü ne kadar para aldığı­
nı biliyoruz. Onun için, sen yarın öbür gün çocuklarına bir şeyler miras bırak­
malısın. Hatta sen Boğaz'ı sayrederek yaşamaya layık bir insansın. Gel bize
15 milyon ver, -3 yıl önce oluyor bu olay,- biz sana gayet güzel bir gecekondu yapalım. Sınırlarını da biraz geniş tutalım ki, yarın öbür gün sen burada
layıkıyla bir apartman çıkabilesin ve bizlere dua edesin. Ben tabii bir taraftan
düşündüm, yani üniversitenin profesörüsün, profesörün gecekondusu lafı hiç
hoş olmaz. Ondan sonra hiçbir zaman böyle tehlikelere girmeyi göze alamı­
yoruz. Sağolun çocuklar, olmaz dedim. Çocuklar ısrar ettiler, çocuklar dedim
oranın matyası vardır, mayfa ne der? Biz mafya ile konuştuk hoca dediler,
mafya da seni istiyor, onlar da destek olacaklar, senin evi daha çabuk çıka-
52
cağız.
Çünkü sen oraya gelirsen, yol da, elektrik de daha kolay gelecek oralara. Ben oraya gitmedim. Ama yol da gitti, elektrik de gitti. Acaba başka bir
profesör mü gitti, yoksa başka bir yöntem mi buldular? Bilmiyorum. Fakat bir
hakikat vardır ki, şayet nüfus artışının çevreye olumsuz etkilerinden bahsedecek olursak, evet istanbul'daki nüfus artışının güzelim istanbul'u ne hale
getirdiğini hep beraber rahatlıkla anlarız. Sabırla dinlediniz, teşekkür ederim.
BAŞKAN: Sayın Kriton Curi hocama çok teşekkür ederim. Bu esprili, fakat çok trajik olan hadiselerden bahsetti. Tabii nostalji tarafı da var işin. Fakat hakikat bu, her yıl 450 bin ile 500 bin kişi istanbul nüfusuna ilave oluyor.
Bu ne kadar zorunlu bazı tedbirler alınması lazım geldiğini bizlere gösteriyor.
Efendim çok teşekkür ediyorum. Şimdi efendim üç konuşmacıyı da dinlediniz. Zamanımız yarım saat geriden devam ediyor, onun için hemen sorulara
geçmek istiyoruz.
Çölbey GÖKDEMiR (il Genel Meclisi Üyesi): Dünyayı istanbul'a indirgedik, veya Marmars'ya indirgedi sayın hocam, doğru da yaptı, güzel de yaptı.
istanbul nüfusu geometrik olarak artıyor. Artışının nedeni, nüfus artışı, iç
göç, siyasi, ekonomik hepsi birlikte. Ancak burada sadece siyasi değil. Burada Marmara'yı kirleten insanların evsel atıkları veya insanın atıkları kadar,
sorunlu sanayi atıklarıdır. Onların birkaç katı sanayi atıklarıdır. Gerek siyasi
gerek sosyal gerek ekonomik olarak sanayi Marmara Bölgesi'ne kurulmuş­
tur. Eğer sanayicilerimiz bu yatırımlarını Anadolu'ya yapmış olsalardı, şimdi
sizin o anılarınızda kalan güzel istanbul bozulmayacaktı. O Anadolu insanı,
gecekondu insanı tarlasını, toprağını, köyünü bırakıp, gecekondu peşinde
koşmayacaktı.
Artı, gecekondunun yanıbaşında milyarlarca dolara satılan, yeşil alan içerisinde, orman içerisinde viiialar oluşuyor. Sayın hocam bildiğim kadarıyla
Büyük Şehir'de çevre danışmanı olarak bulunuyor sanıyorum. Bu yeriere tabii ki yerleşim izni verenler sorumludur. Ancak tatlı kar peşinde koşan, sanayicilerimiz, inşaatçılarımız ve sorumlu olan, sorumluluk duyan tüm vatandaş­
larım ız, tüm insanlarımız sorumludur. Artık Marmara Bölgesi'ne sanayiye kesinlikle ruhsat ve~ilmemeli, yapılaşmaya kesinlikle ruhsat verilmemeli, müsaade edilmemeli. Bu bir devlet politikası olmalı. Bu bir yerel yönetim politikası
olamaz, çünkü yerel yönetimler bunun üstesinden gelemiyor. Biz istanbul'u
sadece istanbul il hudutları olarak düşünmeyelim. istanbul'u, izmit, Bursa,
Balıkesir, Çanakkale, Tekirdağ yani Marmara'nın kuşağı olarak düşünelim.
53
Çünkü birleşmiştir. Marmara'nın verimli toprakları, toprak kirlenmesiyle sanayiyle ve betonlaşmakla yok olmuştur. Gelecekte insanlarımız bu topraklarda
ürün alamayacaktır. Marmara'nın o güzeli balıkları yok olduysa, Marmara
topraklarında yetişen ürünler de yok olacaktır.
Sayın hocama teşekkür ediyorum çevre hepimizindir, dünya hepimizindir,
nüfus artışını önlemek sadece hacamın belirttiği gibi kırsal bölge insanının
zevki değil, milyarlarca lira harcayıp, silah üreten sanayiciler, isteseler nüfusu, dünya nüfusunu çok kısa zamanda dengeleyebilirler, dünya gerçekten
küçülüyor, yok oluyor. Dünyanının sonunu yine insanlar getiriyor. Teşekkür
ediyorum.
BAŞKAN: Teşekkür
Parıl
ediyorum sayın Gökdemir, başka efendim. Sayın Ali
Sümer buyurun efendim.
Ali Parıl SÜMER (Ereğli Demir Çelik Fabrikaları Yönetim Kurulu Üyesi):
Konuşmacıları, öğleden sonraki konuşmacıları dikkatle izledim. Özellikle ilk
konuşmacımızın üzerinde durduğu, anne ölümleriyle ilgili bazı gözlemlerimi
kısaca dile getirmek istiyorum.
Biliyorsunuz kırsal kesimde Anadolumuzda kızlar çok genç yaşta evlendirilir. 15-16 yaşında, bazen daha da önce. Ve üst üste çocuk sahibi olur. 25
yaşına geldiği zaman 6-7 çocuk sahibi olan çok genç anne bilirim ben. Kırsal
kesimde kadınımızın nasıl horlandığı, nasıl hoyratça eşleri tarafından, kocaları tarafından istismar edildiği de yine bilinen bir gerçek. Bu söylediklerimden kimse alınmasın, bunlar maalesef bizim acı gerçeklerimiz, özellikle erkeklerimiz alınması nlar, bunların istisnaları yok değil, var. Ama genelde söylediklerim% 80-85 oranında doğrudur, kırsal kesimlerimiz için. Peşpeşe her
bir senede, iki senede bir çocuk doğuran ve 25 yaşına geldiği zaman, dediğim gibi, 25-30 yaşına geldiği zaman en az 5-6 çocuk sahibi olmuş olan kadın, hayat şartlarının da yükü altında ezilmiştir artık ve genç yaşta tükenmiş­
tir. Böylece tükenen annelerin genç yaşlarda ölümüne sık sık şahit oluruz,
geriye 6-7 tane, 8 tane çocuk kalır. Ve bunlar Anadolu'daki deyimle yine,
üvey ana kuzusu olurlar. Genç yaşta eşi ölen, 5-6 çocuk bırakarak ölen, kocanın yapacağı bir şey de yok, derhal evlenmek ve yine genç bir anne gelir,
o da peşpeşe çocuk doğurur. Ve bu büyük bir sosyal faciadır.
Şimdi bakınız,
54
ben bu tür sorunların, yoğun olduğu bir bölgede doğmuş,
büyümüş
ve sonra da kısa bir süre kaymakamlık yapmış bir insanım, yani bu
olayların içinde yaşadım maalesef, çocukluğumda ve gençliğimde, ve bu
üvey ana kuzusu dediğimiz, Anadolu'da üvey ana kuzusu diye bilinen çocuklardan özellikle erkek olanlar, evden kaçmanın yollarını ararlar ve çoktur
bunlardan evden kaçan. Son zamanlarda gazetelerde görüyoruz kızlarımızın
da bu evden kaçma olayiarına karıştığını okuyoruz. Son yıllarda Güneydoğu
Anadolu Bölgemiz'de valilik yapan bir arkadaşım bana anlattı, bir gözlemini
aktardı. Üvey ana kuzusu dediğimiz gençlerden, evden kaçanlardan önemli
bir bölümünün PKK'yı kendilerine sığınak olarak seçtiğini söyledi. Gene bundan 1,5 ay önce, olağanüstü hal bölgesinde güvenlik güçlerimize teslim olan
17 yaşındaki bir teröristin Burdur'un bir köyünden olduğu, ne PKK ile, ne de
Kürtlükle uzaktan, yakından ilgisinin bulunmadığı tespit edilmiştir. Evden
kaçmıştır bu çocuk, üvey anasıyla geçinarnediği için evden kaçmış ve Ankara'da birisi kendisini almış ve PKK kamplarına Bekaa'ya götürmüştür. Bu
mesele üzerinde önemle durmak lazım, ama nasıl durulur, doğrusu nasıl initir, kırsal kesimin bu sorununa? Nasıl çözüm bulunur, onu da bilemiyorum.
Sanıyorum ki kimse de kolay kolay bilemiyor, ama üzerinde önemle durulması gereken bir noktadır. Doğumdaki ölümden ziyade, genç anne ölümleri
çok çocuk yapmaktan doğan, kaynaklanan genç anne ölümleri nasıl önlenir
veya bu ölümler sonrası meydana gelen sosyal facialar en azından nasıl yumuşatılır, bunun üzerinde önemle durmak lazım.
eskiden bizde biliyorsunuz nüfusun az olduğu dönemlerde çıkarılmış bir yasa vardı ve her doğan çocuk için bir yardım yapardı devlet. Sonradan bu kaldırıldı, ama bu arada gene çocuk yapmayı teşvik edici
bazı kesimler için teşvik edici bazı şeyler hala var. Mesela çalışan kesimlerde çocuk yardımları, doğum için doğum yardımı yapılır. Vergi indiriminde ne
kadar çocuk varsa, o oranda yüksektir. Şimdi ben diyorum ki, madem ki bazı
önlemler alınıyor, sabahleyin sayın Bakan burada hükümetin siyasi iradesinden, bu konuyla ilgili siyasi iradesinden ve almak istediği önlemlerden söz
ettiler. Bu arada da bir vergi reform paketi hazırlanıyor. En azından çocuk
yardımı, ikiden fazlası için çocuk yardımı yapılmaması veya ikiden fazla çocuk için vergi indiriminden yararlanılmaması gibi, bazı önlemler getirilemez
mi? Tabii bunlar, sonucu önemli ölçüde etkileyici önlemler değil, ama bir
adımdır, belki bir katkısı olur.
Bu arada
şimdi
Zaten bu sorunun çözümü her şeyden önce sayın Tuncer'in de belirttiği
gibi, toplumların eğitim ve hayat seviyelerinin yükselmesine geniş çapta bağ­
lıdır. Ama bu demek değildir ki, başka önlemler, geçici de olsa sınırlı da olsa,
alınmasın, elbette bunlar alınmalıdır. Şu anda aklıma gelen birkaç husustan
birisidir, istanbul'la ilgili, sayın hocamızın görüşlerine ben de gençliğinin bir
55
bölümünü istanbul'da geçirmiş bir insan olarak katılıyorum, üzüntü duyarak
katılıyorum. Ama bu bir devlet politikası olmalı mıdır? Olmamalı mıdır? Bilemiyorum, devletin de bu konuda fazla yapacağı bir şey yok. Ben diyorum ki
istanbul'a her şeyden önce istanbullunun sahip çıkması lazımdır. Kamuoyunun bu şekilde oluşturulması ve istanbullunun istanbul'a sahip çıkması lazımdır. Başka türlü istanbul'u kurtarmaya imkan göremiyorum, teşekkür ederim.
BAŞKAN: Teşekkür
ederim Sayın Sümer. Ayşe hocam söz almak istiyor.
Ayşe AKIN DERViŞOGLU: Önce katkınız için teşekkür ediyorum. Gerçekten vurguladığınız olay çok önemli. Anne ölümü, anne öldükten sonra
şöyle bir ülke örneği var. Hayatta kalan çocukların 3'te ikisi, ilk iki yaş içinde
kaybediliyor. Böyle ülke örnekleri var, gerçekten çok trajik bir olay. Ancak anne ölümlerinde bizi ümitlendiren bir nokta var, o da anne ölümlerinin yüzde
90'ından fazlası, gereken yapıldığı vakit, önlenebilir nitelikte. O halde gerekenler yapıldığı vakit, önleyebileceğiz. Nedir bu gerekenler?
Bir kere riskli gebeliklerin aile planlaması ile bartaraf edilmesi, ama işte
kolay değil, onun yapılması ondan sonra da kadın gebe kaldığında doğum
ve doğum öncesi bakım ve doğum hizmetlerinin verilmesi. Aşırı doğurganlığı
caydırmak için önlemler alınabilir, ona da yani ben de kişisel katılıyorum. ancak, bizim gibi ülkelerde ondan daha önce herhalde toplumun bu konuda bilinçlendirilmesi, kadın, erkek ailelerin bilgilendirme ve eğitim hizmetlerinin
çok yaygınlaştırılması. S;:ıbahleyin sayın Bakanımız da vurguladılar. Yani bu
ülkede kadınların okuma, yazma bilmeme oranı hala% 30'1ara yakınsa, eği­
tim sektörünün bunda payı var. Bu 30'1arı 5'1ere çektiğimiz vakit, kadın sağlı­
ğı ile ilgili, çocuk sağlığı ile ilgili olay da düzelir. O halde her sektörün üstüne
düşeni yapması derken biz bunu kastediyoruz. Bu yol denenmeli, bize düşen bir olay var sağlık sektörü olarak. Nitelikli hizmet vermek, ihtiyacı olan
yöreleri ele alarak. Teşekkür ederim.
BAŞKAN: Sayın
Ertekin Çelebioğlu buyurun.
Ertekin ÇELEBiOGLU: Sayın Başkanı m, değerli misafirler, affınıza sığı­
narak bir konuda önemli gördüğüm için söz aldım. Burada hızlı nüfus artışı-
56
nın
sosyo ekonomik ve çevre sorunları gayet güzel dile getirildi. Ben 5 ay
önce Sosyal Sigortalar Kurumu bünyesinde yeni başlatılan, Uluslararası
Kalkınma Ajansı destekli bir aile planlaması projesinin direktörüyüm, sayın
Başkanım ve Genel Müdürüm biliyorlar. Proje yeni bir proje, iki yıllık bir proje. Biz proje olarak aile planlamasının önemini belirtmek amacıyla, Türkiye'de ilk defa bir doğumun maliyeti nedir; Sosyal Sigortalar bünyesinde bu
hizmetin ağırlığı nedir, ilk defa kodseven araştırmasını yaptık. Bu tip araştır­
malar kısa sürede yapılan ve kaba neticeler, alınan araştırmalar. Fakat neticeler, çarpıcı. Bu rapor henüz daha basılmadı.
Bu projenin maliyeti 5,5 milyarlık bir malzeme masrafı olacak. iki sene
içinde sadece Ria, Hap ve Kondom kullanmak suretiyle 24 bin doğumun önlenebileceğini hesap ettik. Bu 24 bin doğumun Sosyal Sigortalar'a maliyeti
sadece doğum olarak maliyeti, -bir doğum 3 milyon liradır- 72 milyar liradır.
5,5 milyarı bundan çıkarırsak ki bu masraflarla beraber, aşağı yukarı 24 bin
doğumun maliyeti bize 67 milyar liraya geliyor. Yani istenmeyen doğum ların,
gebeliklerin önlenmesi, yalnız sosyal olarak değil, sağlık sektöründe de çok
büyük ekonomik faydalar sağlayacak. Projemiz önümüzdeki sene başında
bir kod penimit analizine gidecek ve bu Türkiye'de ilk defa yapılacak. Daha
detaylı, daha disiplinli bir çalışma olacaktır. inşallah böyle toplantılara da
takdim etmek, şerefine nail oluruz. Teşekkür ederim.
BAŞKAN: Teşekkür ederim. Ben hemen bir remark yapmak istiyorum.
Kahve molasından sonra sayın Piotrow da zannediyorum bu konuya deği­
necek. iletişim, insanların davranışını değiştirebilen bir şeydir. ingilizeesi de
"communication can change the behavior of people". Yani hep çare arıyo­
ruz, şunu şöyle mi yapalım, böyle mi yapalım? Ama iletişimin gücünü hiçbir
zaman unutmamamız lazım. Sayın Cihangir beyi rica ediyorum. Dr. Cihangir.
Dr. Cihangir ÖZCAN (Devlet Demir Yolları Genel Müdürlüğü Sağlık Dairesi Başkanı): Efendim benim iki sorum olacak, bir tanesi çevre ile ilgili.
Sayın hocam hızlı nüfus artışının getirdiği çevresel sorunları çok iyi bir boyutta istanbul bazında da örnek vererek çabucak ortaya koydular. Son yıl­
larda biliyorsunuz. Hükümetimiz bu konuyla ilgili, çok sıcak bakarak, bir bakanlık kurdu. Adı da Çevre Bakanlığı ve faaliyetlerine başladılar, yönetmelik bazında kuruluş bazında ilerlemeleri var. Acaba gelecek olarak bir öğ-
57
retim üyesi olarak Çevre Bakanlığı Türkiye'de biraz evvel sizin ortaya koyduğunuz boyutlara yerel yönetimle beraber ve diğer gücüyle birlikte, nasıl
bir çözüm getirebilir. Doğru bir yaklaşım mı, yoksa doğmayan bir bebek olarak mı görmek istiyorsunuz olayı?
ikinci sorumuz ise Güneydoğu ile ilgili, sayın Ayşe Akın hocamla ilgili. Biliyorsunuz sert ceviz olan, hizmet alımında bazı problem gruplar vardır. Güneydoğu'yu bir genel müdür olarak nasıl görüyor sayın Akın ve buraya çözüm neler olabilir. Nasıl bir hizmet modeli geliştirilebilir. Ve bu modelde nasıl
bir organizasyonla yaklaşmalıdır bu bölgeye, çünkü görüyoruz ki kendisinin
gösterdiği haritalarda hep en kırmızı, en yüksek sayıların olduğu yer o yöre.
Bu yöreye ait bir yaklaşım nasıl olabilir? Teşekkür ederim.
BAŞKAN: Teşekkür
ederiz, buyurun hocam.
Prof. Dr. Kriton CURi: Çok güzel, ancak çok zor bir soru sordunuz.
Çünkü bu tip sorulara insan cevap verirken, hem doğruyu söylemesi lazım,
hem de zülfikara dokunmaması lazım. Öyle olunca da hakikatan çok zor
oluyor.
Efendim Türkiye'de Çevre Bakanlığı'nın kurulması son derece doğruydu
ve gerekliydi. Ancak Çevre Bakanlığı'nın kurulması ile Türkiye'deki hakikatler
bir günden bir güne değişemez. Türkiye'de bugün çevre sevgisi vardır, hatta
çevre sevgisinden öte çevre aşkı vardır. Fakat biliyor musunuz? Bizim edebiyatta karasevda var, ince hastalığa götüren ve sonunda söyleyin anama ağ­
lamasın şarkısı ile biten o karasevda türküleri vardır, hikayeleri vardır. Maalesef bugün bizdeki çevrecilik, daha bu karasevda seviyesindedir. Toplum
olarak karasevda seviyesinde. Bilinçlendirme, gereken bilgi, daha aktarılma­
dı ve aktarılması için gereken bugün dahi yapılan, yani nutuklarda, konuş­
malarda, şunu yapacağız, bunu yapacağız demek çok kolaydır. Ancak yapıl­
ması gereken bir olay vardır. Eğiticileri eğitmek. Biz eğiticileri çevre konusunda eğitmediğimiz müddetçe, onlar için özel kurslar tertipleyip onları bilinçlandirrnek ve onların kanalıyla bu bilginin bütün Türkiye'ye yayılmasını sağla­
madığımız müddetçe Çevre Bakanlığ'ının kurulması, bütün iyi niyete rağmen
bir tabalanın değişmesinden çok ileriye gidemiyor. Bizi çevrenin biliyorsunuz
il Çevre Müsteşarlığı vardı, tabelası indi, Çevre Genel Müdürlüğü oldu. Ondan sonra bir müddet geçti, gene tabelası değişti. Çevre Müsteşarlığı oldu
yine, ondan sonra yine bir tabela değişti ve Çevre Bakanlığı oldu.
58
Her şeyden önce toplumu bilinçlendirmek lazım. ikincisi, Bakanlığa hakikaten çevreyi bilen elemanlar almak gerekmekte. Sayın Bakanımız kendisi
konuşmalarında, sık sık danışmanlarının edebiyatçı olduğunu söylüyor. Çünkü öyle oldular. Bir Bakanın her konuyu bilmesini beklemek mümkün değildir
ama, bir Bakanın danışmanları edebiyatçı ise, ona bir çare bulmak için de
bir şeyler yapmak lazımdır. ister bu edebiyatçılar daha önceki devrelerden
kalsın veyahutta nereden olursa olsun edebiyatçılara tabii benim saygım
vardır, çünkü edebiyatçılar bakarsınız çevre hakkında güzel bir şiir yazabiiirler ve bir çevre bilimcinin yapacağından çok daha etkileri olabilir. Ama bir
şeyler yapılması lazım. Ancak, bir olay vardır, o da şu: Ben çevre konusunda
son derece iyimserim. iyimserim çünkü Türkiye çevre konusunda oldukça
önemli bir adım atmıştır. Bugün benim burada davet edilip konuşmam, çevre
konusunda ilgiyi gösteriyor. Her gün çevre için konuşan birileri oluyor. Ben
bunları doğum öncesi sancılarına benzetiyorum. Sancılar gitgida artıyor artı­
yor, ve sonunda doğum olacaktır. Doğum kaçınılmazdır ve doğum yani o kadar doktorun bulunduğu bir toplumda yani böyle pembe yanaklı sağlıklı bir
bebek doğacağından emin olun.
Fakat şimdi bizim yapmamız gereken bir şey daha var. Çevre için düşü­
nürken, böyle bir toplantı çok güzeldir. Ama ben mesela bu toplantının anısı­
na buradan çıkarken bir ağaç da dikmemizi istiyordum. Hatta hatta bir prensip kabul etmenizi istiyoruz ki çevre konusunda ağzını açan herkes muhakkak bir ağaç diksin. Ağaç dikmeyen de çevre konusunda hiç ağzını açmasın,
masal anlatmasın şeklinde bir tutumumuz olması lazım. Ama gelecek daha
iyidir, bütün kuruluşlar, Çevre Bakanlığı dahi, ilk adımları muhakkak ki zor
olur. iyi niyetli arkadaşlar vardır. Bakan iyi niyetlidir ve samimidir çevre konusunda. Onun için muhakkak gelecek daha iyi olacaktır, belki bir yılda değil
ama, çocuklarımızın daha iyi bir çevrede yaşayacaklarına inanıyorum.
BAŞKAN: Teşekkür
ederim.
Sayın
hocam,
Güneydoğu hakkında
ne söy-
leyeceksiniz.
Prof. Dr. Ayşe Akın DERViŞOGLU: Sayın hocam teşekkür ederim. Ben
de hocam gibi güzel ama zor bir soru diyorum. Yalnız şöyle yanıtlamak istiyorum, kuşkusuz pek çok şey yapılmış nüfus planlaması ve aile planlaması
konularında. Ancak, yakın geçmişte de, bu benim kişisel görüşüm, biraz gözü kapalı hizmet vermişiz. Alana vermişiz, önceliklerimizi belirleyerek değil.
Ara ara telaffuz etmeden olayı vermeye çalışmışız, hatta telaffuz ettiğimizde
59
·.~
de 100 milyon Türkiye iyi olur demişiz.
Bugün bu politikanın değiştirilmesi ile daha bilinçli, olay Güneydoğu değil,
kesim, Doğu, Güneydoğu, gecekondu bölgeleri, yani ölümün ve fertilitenin yüksek olduğu yerler ve sahada uzun süre çalışan kişi olarak ben biliyorum ki, hiçbir bölge istemediği kadar doğuruyor. Birtakım faktörlerin etkisiyle, bunun içinde hizmet eksikliği de var kuşkusuz, yani batıdaki aile 1-2
çocuk istiyor. imkanlar elinde olduğu için, sosyal faktörler iyi olduğu için, 1-2
çocukta durabiliyor. Diğer bölgelerdeki aileler belki 4-5 çocuk istiyorlar. 1-2
değil, ama başka faktörlerin etkisiyle 7-8 çocuk doğuruyorlar. O halde ne yapalım? Şu anki bizim kararımız, planımız, bir kere öncelikleri gözönüne alarak hizmetlerimizi planlayalım ve yeni yaklaşımlar uygulayalım. Yöntem çeşi­
dini artıralım. Topluma dayalı dağıtım programlarını, toplumun kendisini kullanarak, önce bilgiyi götürelim. Sonra nitelikli hizmeti götürelim. Kitle iletişim
araçları ki gerçekten son zamanlarda katkıda bulunuyorlar. Onları devreye
sokalım, ve şu ara söz etmemda yarar olacağını sanıyorum Birleşmiş Milletler Nüfus Fonu'nun çok yetkilileri aramızda, bu dediğiniz bölgeleri daha doğ­
rusu ölüm ve fertilitenin çok yüksek olduğu bölgeleri hedefleyen üç büyük
çalışma, Birleşmiş Milletler Nüfus Fonu'nun desteğiyle inşallah diyelim baş­
latmak üzereyiz. Güvenli annelik, metropol ve gecekondularda aile planlaması hizmetlerinin güçlendirilmesi, sanıyorum ki bilinçli, kaynakları ihtiyaca
göre mobilize ederek, oralarda da başarmak güç olmayacak. Teşekkür ederim.
kırsal
BAŞKAN: Efendim ben teşekkür ediyorum. Son sual
Ergül Tunçbilek'e veriyorum.
hakkını Sayın
Prof.
Prof. Dr. Ergül TUNÇBiLEK {Hacettepe Nüfus Etütleri Enstitüsü Direktörü): Teşekkür ederim Sayın Başkan, ben Sayın Tuncer'e bir soru sormak istiyorum. Acaba dünyada biliniyor mu? Veya aramızda iş adamları var, Türkiye'de bir kişiye emek yoğun bir iş imkanı yaratmak için, nasıl bir yatırım yapmak lazım. Şüphesiz çok büyük fark var. Ben 1983 rakamlarıyla Türkiye'de
bir şeyler biliyorum ama, onların da çok değişmiş olduğunu sanıyorum. Şu­
nun için soruyorum bunu, bu kadar hızlı artan nüfusa tabii sosyal bir devlet
olarak iş imkanı yaratmak zorundasınız. O zaman doğal olarak tercihiniz belki emek yoğun işlere yatırım yapmak gibi oluyor. Bu, acaba sanayileşmeyi
engelleyerek, ekonomik kalkınmayı geciktirir mi? Bu konuda bir şeyler söyle60
rnek ister misiniz?
bulunmak istiyorum. Bizim yaptığımız bir çalışma,
o riskli hamilelikler, hakikatan dört ayrı neden
risk faktörü, hem anne hem çocuk ölümleri bakımından. Onların içinde sadece çocuk aralarını açmanın bile, yani 2 seneden daha uzun aralıklarla doğur­
manın bile, sadece çocuk sayısını kısıtlamadan, bebek ölümlerini 3'te bir
azaltacağını gösteriyor. Türkiye'de bizim yaptığımız bütün regresyon analizlerinde en önde gelen, regresyona giren faktörün bebek aralarını uzatmak
olduğunu görüyoruz. Sanıyorum bazı bölgelerde, sadece bunun propaganda
yapılması bile, konuya önemli katkıda bulunacaktır. Teşekkür ederim.
Bir de küçük
katkıda
sayın Ayşe Akın'ın söylediği
Prof. Dr. Baran TUNCER: Kişi başına gereken sermaye konusunda tahmin ediyorum, sizde bende olduğundan daha çok rakam var, belki bunu
açıklarsınız biraz sonra. Eskiden yani bundan 20-30 sene önce daha bir genelleme yapılıyordu, hatırlarsınız ilk çalışmalarda. Ben hatırlıyorum en azın­
dan 1960'1arda 2500 dolar gibi rakamlar söyleniyordu. Fakat daha sonradan
iktisatçılar vazgeçtiler birtakım rakamları vermekten, bu işte Almanya için
böyledir de, Türkiye için böyle olmalıdır gibi. Onun için ben rakam bilemiyorum, söyleyemiyorum size. Fakat diğer sorunuza belki biraz daha iyi bir yanıt
verebilirim.
Sizin de gayet iyi bildiğiniz gibi bir teknoloji tartışması sürüp gidiyor. Yani
deniyor ki gelişmekte olan ülkelerde sorun uygun olmayan teknolojilerin kullanılmasında. Eğer bu ülkeler emek yoğun teknolojileri seçecek olurlarsa, bir
yandan işsizliği önlemiş olurlar, diğer yandan da toplumsal geliri, daha hızlı
bir şekilde artırma imkanını bulurlar. Burada tabii bunu söylemek kolay ama
uygulamak tavkalade zor. Çünkü teknoloji maalesef bugünün dünyasmda ülke bazında üretilmiyor, daha çok gelişmiş ülkelerde üretiliyor. Bu teknolojilerden kopmak, uzak kalmak mümkün değil. Bunun dışında her ülkenin yapabileceği şüphesiz küçük çapta birtakım araştırmalar olabilir. Bazı teknolojilerin
kabulü mümkün olabilir. Fakat uluslararası rekabet hazırlanan Türkiye gibi
toplumlarda biz kendi teknolojimizi yaratalım ve rekabet edelim, bu bana
olumlu veya mümkün gibi gelmiyor. Hatta yararlı dahi gelmiyor, dolayısıyla
bilmiyorum sorunuz bunu mu içeriyordu ama, genelde teknoloji bakımından
gelişmekte olan ülkelerin büyük sınırlılıklarla karşı karşıya oldukları kanısın­
dayım.
Özellikle küçülen dünyada, rekabetin arttığı dünyada yeni teknolojiler
üreterek, rekabet etmenin çok kolay olmayacağını zannediyorum, fakat bu61
nu da bazı özel kesimlerde, alanlarda ve hizmet kesimlerinde olabilir bu,
belki tarımda olabilir, daha çok. Daha farklı teknolojiler belki denenebilir. Burada tabii belki sorunuzda bu da vardı. Teknoloji aynı işi yaparken başka
teknoloji kullanmak yerine, bir de daha çok emek yoğun, daha çok emek
kullanan alanlara acaba yönelmek mümkün mü? Şüphesiz bir ölçüde mümkün kanımca ama, burada da çok gerçekçi olmak lazım. Dünya içinde rekabet ediyorsanız, ekonominiz dışa açılmışsa, o zaman kendi kurallarınızı,
teknolojik kurallarınızı kendinizin seçmesi her zaman mümkün değildir.
BAŞKAN:
Efendim teşekkür ediyorum. Şimdi kahve molasına çıkacağız,
ondan sonra da gelmenizi, 20 dakika sonra gelmenizi tavsiye ederim. Aile
planlaması konusuna çok ilginç diğer bir açıdan, iletişim bakımından bakacağız.
62
GENEL TARTIŞMA
63
BAŞKAN: Johns Hopkins Üniversitesi iletişim Programları Merkezi'nin
Direktörü olan Dr. Phyllis Piotrow size hitap edecek. Phyllis Piotrow ile ve
Merkezi ile biz 5-6 senedir işbirliği halindeyiz. Belki görmüşsünüzdür, 1988
yılında yaptığımız aile planlaması kampanyası, Uğur Yücel'in spotları, bir
mini drama, Serçeler Göç Etmez filmi, vs. olmak üzere televizyon spotları,
Johns Hopkins Üniversitesi'nin işbirliğiyle yaptık. Şimdi size Dr. Piotrow iletişimin kudretini, kuvvetini izah edecek ve aile planlamasında iletişim nasıl
kullanılır, eğlenceyle karışık aile planlaması nasıl yapılır, onları söyleyecek.
Dr. Phyllis PiOTROW (Johns Hopkins Üniversitesi iletişim Programları
Merkezi Müdürü): Çok teşekkür ederim. iletişim hizmetleri alanındaki programların çok iyi gittiği Türkiye'ye gelmek ve özellikle de iletişim konusunda
konuşma yapmak benim için daima büyük bir zevk olmaktadır.
Bana bu vesileyle, tabiatıyla en çok sevdiğim "iletişim" konusunda konuşma yapma fırsatı verildiği için müteşekkirim. Konuşmamın ana hatlarını
daha iyi açıklayabilmek için sizlere bazı slaytlar ve resimler göstereceğim.
Bugün artık dünyanın her tarafında, iletişim konusunun aile planlama programları için yönlendirici rol oynayan bir yol olduğu geniş kabul görmektedir.
Türkiye, nüfus ve aile planlaması ile ilgili iletişim konusunda önder bir ülke
olmuştur. Esasen Johns Hopkins'de biz dünya çapındaki aile planlaması iletişimi konusunda prezantasyon ve eğitim modeli olarak, Türkiye'de yürütülen programı ve Türkiye'de uygulanan kitle medyası kampanyalarını ve iletişimini kullanıyoruz.
Türkiye'deki nüfus ve aile planlaması kampanyaları, ingilizce'de "Entereducate" adını verdiğimiz (eğlence kitle medyasının eğitim amacına yönelik
olarak kullanılması anlamını taşıyan) çok önemli kavramı açıklayıcı niteliktedir. "Entereducate Communication" adını verdiğimiz bu kavram öyle sıradan
sözcüklerle ifade edilebilen bir şey olmayıp çok daha önemli bir konudur. Aile planlaması iletişiminde artık sıradan sözcüklere paydos!
Eğlenceli eğitim sağlayan "Entereducate" iletişim etkin bir yöntemdir; zira
ingilizce'de "rule of five piece" adını verdiğimiz beş parmak kuralını kullanır.
Bu parmaklar, yine ingilizce'de "popular", "pervasive", "personal", "persuasive" ve "profitable" adını verdiğimiz (sırasıyla "popüler", "şümullü", "kişisel",
"ikna edici" ve "kazançlı" anlamına gelen) sıfatlardır.
- Eğlence etkin bir faktördür; çünkü popülerdir. insanların sevdiği bir şey­
dir. insanların dinlerken zevk aldığı bir unsurdur. Özellikle gençler eğlence-
65
yi, can sıkıcı derslere tercih ederler ve keza yine bu gençler 1990'1ı yıllarda
nüfus ve çevre konularındaki kamu eğitiminin başlıca dinleyicileri olma durumundadır. Sosyal mesajların verilmesinde eğlencenin çok popüler bir yeri
vardır.
yani her yere ulaşabilen bir yapıda
için de etkilidir. Dünyanın pek çok ülkesinde radyo, TV, video gibi kitlesel medya niteliğindaki araçlar telefondan çok daha yaygın olarak kullanıl­
maktadır ve bu nedenle geniş kapsamlı oldukları gayet bariz bir husustur.
Son yıllarda yapılan birçok araştırmanın da gösterdiği gibi, aile planlaması
konusundaki bilgiler radyo ve televizyon aracılığı ile verildiği takdirde kabul
edilebilir. Türkiye'de nüfusun üçte ikisi her gün televizyon izlemektedir. Radyo dinleyicileri ise, kendi işleriyle meşgul olurken bir taraftan da radyo dinlemeyi tercih eder. Aslında uydu aracılığıyla yapılan televizyon yayınları sayesinde dünya küçülmüş ve sanki global bir kasabada yaşıyormuşuz gibi bir
ortam yaratmıştır.
-
Eğlence geniş kapsamlı, şümullü,
olduğu
- Eğlence, çok kişisel bir kavram olduğu için de etkilidir. Şarkı, tiyatro
oyunu, film ve dans gibi unsurlar gayrişahsi olaylar olarak nitelendirilemez.
Esasen eğlence, her gün diğer kişilerle aramızda careyan eden iletişime kı­
yasla daha kişisel ve daha duygusal, daha samimidir. "Umut Hep Vardı"
isimli Türk tiyatro eserinden alınan örneklerin de gösterdiği gibi, bu çok kişi­
sel bir husustur. Bir ebe ve çocuğunu dünyaya getirmek üzere olan bir kadın, birlikte. Bu çok kişisel, duygusal ve samimi bir manzaradır. Bu iki görüntü "Umut Hep Vardı" eserinden alınmış kesitlerdir. Adamın karısı bir aile
planlama kliniğine gelmiş ve kocasına bir kondem getirmiştir. Birlikte yatakta oturuyorlar. Her ikisi de çok mahçup bir durumda, kadın kocasına kondomu gösteriyor. Bu çok kişisel bir görünüş. Belki sizler de zaman zaman kıs­
men de olsa böyle bir görüntü içinde olabilirseniz de, eminim bu tür bir kişi­
sel manzara ile asla karşılaşmazsınız.
- Eğlenceye dayalı eğitim, ikna edici nitelikte olduğu için ve değişik rol
modellerini tanımiayabiimesi dolayısıyla da etkilidir. Sağlıklı tutum ve davranışları ödüllendirip, sağlıksız davranışları cezalandırıcı nitelikte bir tablo çizebilir. Çevre kalitesinin zamanla düşmesinin yaratacağı etkileri gösterebilir.
Dolayısıyla,
"enter-educate", çevresel kalitenin zamanla düşmesinin yaratacağı etkileri gösterebilir. insanların sağlıklı ve çevresel bakımdan koruyucu bir tutumu nasıl benimseyebileceklerini görsel olarak açıklayabilir.
Sosyal öğrenme teorisi bize şunu anlatmaktadır ki, bir şeyi en iyi şekilde öğ­
renmenin yolu diğer kişileri gözlernek ve taklit etmektir.
66
Eğlence kavramı, etkinliği ispatlanmış
bir olaydır. Bilgi ve tutum üzerinde
tesirin yanısıra, Sayın Yaşar'ın da söylediği gibi, davranış üzerindeki etkisi de kanıtlanmıştır. Türkiye ve diğer birçok ülkeden elde edilmiş
olan veriler göstermektedir ki, insanlar bir eğlence olayına tepki vermekte
ve eğer söz konusu olayın verdiği mesaj açık, anlaşılabilir derecede basit
ve sağlam ise; tutum ve davranışlarını değiştirmek için harekete geçmektedirler.
yarattığı
Bizimle birlikte çalışan Dr. Sung Hee Yun'un yönetmenliğinde Türkiye'de
"Zet Pazarlama Kuruluşu" tarafından yürütülen araştırmada doğum
kontrolunda modern kontraseptif yöntemlerin kullanılmasının 6 aylık. birçok
yönlü medya kampanyasından sonra arttığını ve bu artışın özellikle 1-2 yıl­
lık eğitime sahip kişiler arasında sağlanmış olduğunu göstermektedir.
değerli
zamanda kazançlıdır. Kesinlikle getirisi olan, maliyet düşürücü faktörlere sahip bir olaydır. insanlar bu tür bir eğlence programını izlemek ve dinlemek için bedel öderler. Sponsorlar, yapımcılar, yönetmenler,
özel kuruluşlar tarafından daha fazla promosyon sağlanması karşılığında
sağlıklarından fedakarlık yapar. Radyo ve televizyon kurumu programın
koprodüksiyonu için yardımcı olabilir, serbest zamanda izianebilme imkanı
sağlayabilir veya masrafları, eğlence alanındaki pazarlama çalışmalarını
azaltabilir. Daha önce de belirttiğim Pakistan yapımı TV dizisi "Ahad", daha
önce Türkiye'de yapılmış olan bir Türk TV dizisini model olarak almış ve Pakistan TV'sinde gösterildikten sonraki birkaç ay zarfında Baltimor'da satışa
sunulmuş ve kiralanmış idi. Hepinizin bu sözkonusu filme aşina olduğundan
eminim. Aslında, bugünün tüm aile planlaması dünyasının aşina olduğu bu
filmi, büyük Türk komedyeni Uğur Yücel'in başrol oynadığı ve Türk televizyonunda gösterilen "Ten Spots" dizisini birçok kişiye göstermiş bulunuyoruz.
Gerek kampanya ve gerekse Sayın Yücel'in oyununda sergilenen noktalar
gerçekten maliyeti olumlu etkileyen birtakım getirilere sahip olmuştur; zira
kampanyayı izleyen kişi sayısı ile ifade ettiğimiz takdirde, bir tek kişiye ulaş­
mak için gereken maliyet sadece 18 sent olmuş, diğer bir ifade ile, çok yönlü medya kampanyası vasıtasıyla modern aile planlamasını kabul eden yeni
bir kişi kazanmanın maliyeti 1 Amerikan dolarından daha azdır.
-
Eğlence aynı
Yukarıda belirttiği m "beş parmak kuralı"na ilave etmem gereken bir faktör
daha olduğunu sanıyorum, ki bu da, imkan faktörüdür. Eğlence kavramı,
gerçekleştirilmesi çok mümkün olan bir hususti.ır. Türkiye, aile planlaması ile
ilgili iletişim ve eğlence kavramlarının birleştirilebileceğini bütün dünyaya
göstermiştir. Bu nedenle, yukarıda belirttiğim gibi faktör sayesinde eğlence,
kitlesel medya ve iyi bir aile planlama iletişiminin birlikte ele alınmasi halin-
67
de amaca ulaşılabileceğini daima hatırda tutacağınızı umarım. Dolayısıyla
şu husus bir gerçektir ki iletişim, 1990'11 yıllarda aile planlamasına yönelik
tutum ve davranışlarda değişme meydana getirecek ve bu konuda yönlendirici rol oynayabilecek bir faktördür.
Şu hususu da unutmayalım ki, bu gezegenin geleceği ve özellikle bu ülkenin geleceği sizlerin elindedir. Eski bir Amerikan atasözünün dediği gibi:
"Bu dünya bize ana ve babalarımızdan miras kalmamıştır, biz onu torunları­
mızdan ödünç almışızdır" Torunlarımıza ne tür bir dünya bırakacağız? Onlara ne çeşit bir denge bırakacağız? Çağımızın önemli nüfus ve çevre sorunlarından biri budur ve bu sorunun herhangi bir ülkedeki ulusal nüfus, aile
planlaması ve çevre politikası tarafından belirlanebilmesi şarttır.
Teşekkür
ederim.
BAŞKAN: Teşekkür
ederiz, Dr. Phyllis Piotrow. Eğer bir cümle ile özetlanrnek icap ederse, televizyonda lütfen sigara içmeyiniz, sigara sağlığınıza
zararlı diye raklama başladıkları zaman, herhalde hemen öbür kanala çevirirsiniz, halbuki bu bir drama içinde verildiği zaman otomatikman isteseniz
de istemeseniz de hele biraz içinde ağlama filan da olduğu zaman beyninize işliyor. işte zaten communication'un en etkili tarafı da o. Bizim demin
bahsettiğimiz 1988 yılında vakıf ile Johns Hopkins Üniversitesi'nin müştere­
ken yaptıkları aile planlaması kampanyasında biraz ewel gördüğünüz Uğur
Yücel'in hatırlatmak icap ederse hemen hatırlatayım. Kısaca kız geliyor soruyor, ne yapıyorsun diyor, işte ne yapayım buraları ekip biçiyerum diyor.
Suralar senin mi? Ne gezer diyor, burası dedemindi diyor, burada binlerce
dönüm yer vardı. Sonra ne oldu? Dedemin 1O çocuğu oldu. Ee? Toprak bölündü. Baban ne yaptı? Onun da 9 çocuğu vardı, evet, sonra ne oldu? Ee
burayı mı ekiyorsun uz siz? Hayır diyor. Ben de cahillik ettim, 6 çocuğum oldu, şimdi 6 tane saksıya toprak dolduruyorum çocuklar topraksız kalmasın
diye. Bu böyle bir espri içinde olmasına rağmen, hakikata çok yakındır ve
sadece Türkiye için geçerli değil, evrensel bir mesajdır bu. Bu mesaj, herkes için geçerli, evrensel. Efendim şimdi Avrupa Topluluğu'ndan Donataila
Givbilaro size aile planlaması konusundaki fikirlerini söyleyecek, Avrupa
Topluluğuyla biz Vakıf olarak yeni işbirliğine başladık. isteriz ki bu işbirliği
daha da ileri safhalara gitsin, şimdi kendisini dinliyoruz.
Donatella GIVBILARO (Avrupa Topluluğu Aile Planlaması Bölümü Müdürü): Çok teşekkür ederim.
68
Avrupa Topluluğu ile Topluluk Dışı Ülkeler arasındaki ilişkiler 70'1i yıllarda
kurumlaştırılmıştır. 1978'den 1991 'e kadar olan dönemde, Avrupa Topluluğu, işbirliği politikası çerçevesinde Akdeniz ülkelerinde pek çok proje için
toplam 1.3 milyar ECU (Avrupa Para Birimi) tarafından finansman sağlan­
mıştır.
Bu meblağın 300 milyonu, yani yüzde 23'ü eğitim, yetiştirme ve konut
projeleri için kullanılmıştır. Nüfus sektörü ile ilgili olarak, şimdiye kadar aile
planlama hizmet merkezlerinin iyileştirilmesi ve geliştirilmesi amacıyla yürütülen küçük ölçekli projeleri finanse etmiş bulunuyoruz. 1991 yılında, bir
ebenin yaşamını konu alan bir televizyon oyununun prodüksiyonu için Aile
Planlaması Vakfı olarak bir Türk ailesine küçük bir mali katkıda bulunduk.
Giderek ve özellikle 1992'den itibaren, tüm Avrupa Topluluğu kuruluşları,
Topluluk, Topluluk Parlamentosu ve Komisyonu, nüfus artışının yarattığı sorunların daha çok bilincine varmakta ve gelişmekte olan ülkelerin ekonomik
kalkınmasına yaptığımız katkıyı idrak etmektedir. 1992 yılından beri, doğru­
dan doğruya ve özellikle nüfus ve çevre ile ilgili sektörleri dikkate alan ve
"Renewed Mediterranean Policy" (Yenileştirilmiş Akdeniz Politikası) adı verilen yeni bir politika izlemekteyiz. Akdeniz Bölgesi'ne ilişkin politikamızı yenilemiş bulunuyoruz. 1992 yılında, Avrupa Topluluğu her bir ülkenin kendi ihtiyaçlarına göre hazırladığı projelerden bazılarını sunacak olan bir bölgesel
Akdeniz programını finanse edecektir. 10.5 milyon ECU'luk bu program bize
bölgede belli bir nüfus politikasına sahip olma imkanı sağlayacak olup, evvelden beri yerel olarak nüfus konularında çalışma yapmakta olan ve aynı
zamanda Uluslararası Nüfus Planlama Federasyonu ve nüfus sektörü ile ilgili uluslararası örgütlerle birlikte çalışan yerel kuruluşlarla işbirliği içinde yürütülecektir. Bu bölgesel programın üç ana hedefi vardır: Birincisi, kamuoyunu tüm kesimlerdeki, örneğin politik kesim, kadınlar ve özellikle genç kesimlerde mevcut sorunlar hakkında bilinçlendirme amacına yönelik bilgilendirme, eğitim ve iletişimin önemidir. ikincisi, aile planlaması hizmetlerine olan
talebi karşılamak için genellikle yeni merkezler yaratmak ve özellikle yeni aile planlama hizmetleri geliştirmektir. Sektörle çalışan çok eski NGO'lara
önem verme isteğimiz de üçüncü hedefimizi teşkil etmektedir.
Türkiye'de kontraseptif kullanım oranı genelde diğer ülkelere nazaran
yüksek olmasına rağmen, bu oran birçok kentin yoksul kesimlerinde yaşa­
yan göçmen topluluklarında çok düşüktür. Bölgesel programımız çerçevesinde, Türkiye Aile Planlama Derneği ile birlikte çalışacağız. Adana ve Mersin'deki göçmen toplulukları ile ilgili projeler, toplumda önder rolü oynayabilecek nitelikte olan kadınların seçilmesi ve bunların kapı kapı dolaşarak aile
planlamasını geliştirmelerini ve modern kontraseptif yöntemlerin benimsen-
69
mesini artırmalarını sağlamak üzere eğitimden geçirilmesini öngörmektedir.
Genelde Türkiye nüfus programı ile ilgili olarak, AT, aile planlaması ve aile sağlık hizmetleri alanında faaliyet gösteren tüm Türk kuruluşlarını desteklemektedir. Çevre açısından, Akdeniz alanındaki projeler için Avrupa Topluluğu birçok araç gereç sağlamaktadır. Bunlardan bazıları Dünya Bankası ve
Birleşmiş Milletler kuruluşları ile müştereken sağlanmaktadır. Daima yeni
Akdeniz politikamız çerçevesinde kalmak şartıyla, 1992-1996 dönemi içinde
AT çevresel koruma amacına yönelik ve orijinal bulduğu faaliyetler için toplam 115 milyon ECU finansman sağlayacaktır. Finanse edilebilecek olan faaliyetler; fizibilite çalışmaları, teknik yardım, eğitim ve pilot projelerdir. Avrupa Topluluğu'nun nüfus ve çevresel faaliyetler alanında gelecekte ele alacağı programlarda, bölge içindeki öncelik, gerçekten yeni finansmana en çok
ihtiyacı olan ve bu finansmanı absorbe edebilen ülkelere verilecektir.
Teşekkür
ederim.
BAŞKAN:
Size bizim işbirliğimizle ilgili kısaca bilgi vereyim. Daha evvel
Berdel, Umut Hep Vardı, Serçeler Göç Etmez, Orada Bir Çocuk
Ağlıyor, Ama Anne gibi filmlerden sonra bilhassa Umut Hep Vardı dizisinin
daha doğrusu, iki bölümünü Johns Hopkins'le beraber yapmıştık, bunu duyan Avrupa Topluluğu bunun üç, dört, beş, altı hatta 12'ye çıkarılması konusunda bir hamle yapmamızı önerdi ve 4 bölümü için bize gerekli maddi yardımı yaptılar. Efendim teşekkür ederiz bizim bu işbirliğimizde. Efendim bu
konularla ilgili bir şey söylemek isteyen var mı acaba? Sorusu olan, katkıda
bulunmak isteyen? Buyurun efendim isminizi ve bağlı olduğunuz kuruluşu
bildirin lütfen.
yaptığımız
Doç. Dr. Nazan BiLGEN (Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı
Anabilim Dalı): Gerçekten de eğlence ve öğretme çok yararlı bir konu ve insanlar Türkiye'de kitap okumadıkları, gazete okumadıkları ama televizyon
izledikleri için pek çok şeyi televizyondan öğreniyorlar. Çok yeni olarak araş­
tırma bölgemiz olan Gemlik'te aile planlaması ile ilgili değil ama, AIDS konusunda bir çalışma yapmıştık. Toplumun bu konudaki bilgisini ölçmeyi amaçlamıştık bu çalışmamızda ve 300 kişiye sorular yönelttik. AIDS'i biliyor musunuz, nasıl bulaşır türünden sorulardı bunlar ve 300 kişinin tümü de AIDS
hastalığını televizyondan öğrendiklerini, bulaşma yollarını ve nasıl korunacaklarını televizyondan öğrendiklerini bize ankatimizde yanıtladılar. Öğren-
70
dikleri televizyon dizisi de bir Amerikan dizisi olan Yalan Rüzgarı diye oynadiziydi ve halen televizyonda oynuyor. Bu şekilde diziler ve filmler gerçekten sağlık ve ilgili konuların kişiler tarafından öğrenilmesinde ve bu öğre­
nilen bilgilerin davranış olarak kişilere kazandırılmasında çok yararlı oluyor.
Broşür, kitap bastırıp dağıtmak yerine veyahutta kişilerle yüz yüze konuş­
mak yerine, bu tür uygulamaların yaygınlaşmasının aile planlaması çalış­
malarında Türkiye'de daha etkili sonuçlar vereceğine inanıyorum, teşekkür
ederim.
tılan
BAŞKAN:
Ben de teşekkür ediyorum, sanki ağız birliği yapmışız gibi,
Dr. Phyllis Piotrow sağımda, böyle kafasını sallıyor, çok
hoşuna gitti. Ben de aynı kanaatteyim, çünkü mesela bizim kampanyadan
sonra, televizyonda, radyoda, gazetelerde Johns Hopkins'le beraber yaptı­
ğımız 88 kampanyası, 3 aylık kampanyadan sonra elimde hala daha rakamları yok ama, kliniklere müracaat eden insanların sayısı arttı, karı koca arasında diyalog kurma arttı. Yani hiç değilse aile planlaması konusunu ne bileyim gördüğü filmden sonra kocasıyla tartışıyor, diyalog kuruyor, bunlar yani
sadece hizmet de yetmiyor, sadece bu iletişim de yetmiyor, bunların birieşi­
minden bir şey çıkınca çok enterasan oluyor, birbirini de tahrik ediyor, iletişim hizmete yardımcı oluyor. O bakımdan önemli bence. Buyurun efendim.
Sayın Uğur Aytaç buyurun efendim, Ana Çocuk Sağlığı ve Aile Planlaması
Genel Müdürlüğü'nün temel direği, orada böyle çadırın ortasındaki direk gibidir, yıllardır.
görmüşsünüzdür,
Uğur AYTAÇ (Sağlık Bakanlığı, Ana Çocuk Sağlığı ve Aile Planlaması Genel Müdür Yardımcısı): iletişiminaile planlaması hizmetlerinin verilmesindeki
önemini Bakanlığımız da son derecede iyi takdir ediyor. Önce bu hizmetler
için sizi daha önceden kutladığımızı belirtmeme izin verin. Biz de Birleşmiş
Milletler Nüfus Fonu'nun desteğinde iki yıldan bu tarafa bilgi, eğitim, iletişim
konusunda bir projeyi uygulamaya koyduk. Bu Türkiye'yi hemen hemen içine
alacak 16 ilde, hemen hemen her bölgede illerin temsil edildiği, daha önce arkadaşlarımızı sahaya gönderdik. Hem halkın bu konuda bize vereceği mesajların ne olduğunu anlamak, hem sağlık personelimizin, ama sahada çalışan
sağlık personelimizin bu i'letişimden, bilgi eğitiminden ne anladığını anlamak
üzere, o arada oralarda fokus gruplar oluşturuldu. Bunların sonuçları alındı,
hem halkın söyledikleri teyplere kaydedildi, hem sağlık personelimizin konuya ilişkin görüşleri alındı.
71
Şimdi onlar çözülme durumunda ve istiyoruz ki, demin Uludağ Üniversitesi'nden gelenarkadaşımızında söylediği gibi, biz halka bu konuda nasıl ulaşabiliriz, Türkiye çapında nasıl ulaşabiliriz, kırsal kesimde, kentsel kesimde,
gecekondu bölgesinde nasıl ulaşabiliriz? Bunun bir önemli çalışması yapılı­
yor ve demin de söylediğim gibi tüm Türkiye'yi kapsayacak şekilde yapılıyor,
Doğusuyla, Batısıyla, Kuzeyiyle, Güneyiyle, iç Anadoluyla, inşallah belki bu
yılın sonunda veya öteki yılın hemen başında sizlere bizim de aldığımız mesafenin bu Birleşmiş Milletler Nüfus Fonu'nun desteğiyle aldığımız mesafenin
bir göstergesini böyle bir toplantıda size sunmaya çalışacağız, teşekkür ederim.
BAŞKAN:
Biz
teşekkür
ediyoruz
sayın
Aytaç. Dr. Phyllis Piotrow
Phyllis PiOTROW: Sn. Aytaç'a övgülerimi sunmak istiyorum.
Tabiatıyla
kitle medyası ve eğlence iletişim tablosunun yalnızca küçük bir
kesimi çalışanlarının hastalarıyla iletişim kurma becerileri ve
konuşmaları, son derece önemli ve hastanın hayatında dönüm noktası teşkil
edebilecek bir husustur. Aslında ebe dizisini yapmamızın altında yatan sebep; sağlık personeli, ebeler ve diğer insanları kendilerine daha çok değer
vermeleri ve kendilerini bir çeşit kahraman olarak görmeleri ve daha iyi bir
sağlığa kavuşmak için kahramanca mücadele vermelerini sağlamak amacıyla
teşvik etmek idi. Dolayısıyla kitle medyasının rolü; DPT'deki çalışanların, hastalarla konuşan ve daima onlara yardımcı olan Sağlık Bakanlığı ve diğer bakanlıklardaki yardımcı personelin çalışmalarını ikame etmek değil; fakat (buradaki Vakıf'ın başlattığı müthiş çalışmalardan kaynaklanan ümidimize dayanarak söylüyorum) bu personelin çalışmalarını takviye ederek, daha güçlü kıl­
maktır. Birleşmiş Milletler Nüfus Fonu'nun ve diğer bağış yapan kuruluşların
gerek ~işisel iletişimi ve gerekse kitlesel medyayı destekiernekte olduğunu
bilmekle çok mutlu olduk. Aslında bu ikisi kesinlikle birlikte gitmeli, birbiriyle
rekabete girmemeli ve nüfusun tümüne aynı mesajı vererek birbirini takviye
atmeli ve böylece halka verilen mesajı da kuwetlendirmelidir.
kısmıdır. Sağlık
BAŞKAN: Efendim başka bir konuşmacı yoksa ben havayı hafifleteyim,
bir şeyden bahsedeyim. Şimdi saat 5, Amerika'da sabahın 1O'u, doğu sahilleri nde, herkes oylarını atmaya başladı. Kimin kazanacağını bilmiyoruz. Fakat
72
bizim aile planlaması camiası bakımından Bush mu kazansın, Clinton mu kadiye düşündüğümüzde, ağırlık Clinton'a basıyor. Çünkü bu konuya
daha çok inananlar, demokratlar. Biz tabii Amerika'nın dahili işlerine hiç karış­
mıyoruz ama, gönlümüzden de aile planlamasını seveni tutmak geçiyor. Bu
akşam, yarın sabah durum belli olacak. inşallah benim kafamda Clinton kazanacak ve ondan sonra aile planlaması konusunda daha büyük işbirliğine
girebileceğiz. AlD ile, sabah da bahsettiğim konu biraz bununla ilgiliydi. Yani
Türkiye AlD bakımından priorty country önde gelen bir memleket mi, değil
mi? Bir oldu, bir olmadı, sağ olası Saddam çıktı ortaya da hemen priorty country olduk filan, bunu artık bir stabil hale getirmemiz lazım. istikrarlı bir hale
getirmemiz lazım. Bu da herhalde Kasım'dan sonra belli olacak. Buyursunlar
Sayın Cihangir Özcan.
zansın
Cihangir ÖZCAN (Devlet Demiryolları Genel Müdürlüğü Sağlık dairesi
Efendim, ben Dr. Maguıre'den bir görüş almak istiyorum, kendi deneyimlerinden. Biliyorsunuz örgün eğitimde sağlık eğitiminin yeri tartışılmaz.
Sağlık eğitiminin alış şekli de, bunu verenlerin şekillendirmesinden başlaya­
rak gider. Acaba dünyada böyle bir deneyimleri, çalışmaları var mı? Bizim ülkemizde özellikle ortaokul ve lise bazında son yıllarda yaptığımız çalışmala­
rın başarısını çok iyi şekilde alamadık. Sağlık bilgisi dersleri içinde aile planlamasına yer verdik ama Milli Eğitim Bakanlığı'nın bu konudaki görüş ve davranışları yıllar içerisinde giderek cılızlandı ve kayboldu gitti, sağlık bilgisi. Acaba biraz evvel kendileri iletişimin bir paket olduğunu, bu paketten zaman zaman bir sepet olduğunu, bir sepetten zaman zaman işte broşürler, filmler, kasetler, sağlık personeli eğitimi, halkın eğitimi gibi programlar çıkabileceğini
söyledi. Milli eğitime, yani okul eğitimine yönelik programlar da yer alabilir
mi? Dünyada bunun başarılı örnekleri var mı? Bu konuda bizi yönlendirebilirler mi? Çünkü biz Türkiye'de bu konuda başarılı olamadık.
Başkanı):
Dr. Elizabeth MAGUIRE: Soruyu bir bakıma gönülsüz olarak alabildim; zira bildiğim kadarıyla, okullarda verilen nüfus eğitiminin aile planlaması üzerinde gerçekten önemli bir etkiye sahip olduğunu gösteren iyi bir değerlendirme
şimdiye kadar yapılmamıştır. Yani, bu konuda belki çok iyi değerlendirmeler
yoktur. Aslında; 10-·12-14 yaşındaki çocuklara öğreteceklerinizin onların 1-23-4 yıl sonraki tutum ve davranışlarını etkileyip etkilerneyeceği konusunda
değerlendirme yapmak zordur.
ikinci olarak, sanırım, aile yaşantısı ile ilgili olarak hazırlanacak bir müfre-
73
dat programı o kadar hassas, o kadar nazik ve o kadar sınırlı bir konudur ki
(yani sanki çocuklarımız seks hakkında bilgi sahibi imiş gibi davranmış oluyoruz demek istiyorum!); böyle bir müfredat olsa bile çocukların aile planlaması
hakkında herhangi bir şey öğrenmeleri zor olabilir.
Üçüncü olarak, sanırım, nüfus ve çevre hakkında ve diğer benzeri konularda çocuklarımızı eğitmeyi ihmal edemeyiz dememiz gerekir. Bu nedenle, çocuklarımıza bu gibi konularda, ebeveynlerinin kabul edebileceği ve çocukların
hatıriarında kalabilecek bir biçimde en iyi ne şekilde ders vermemiz gerektiği­
ni tespit edebilmek üzere iletişim alanında herkesin büyük çaba göstermesi
gerekir. Bazı ülkelerde UNICEF ile birlikte çalışarak; bilim ve sağlık, ana ve
çocuk sağlığı konularını esas alan televizyon programları geliştirmeye ve bu
kanalla, çocukları küçük kardeşlerine bağışıklık aşısı yapılırken bakabilmek
için cesaretlendirmeye, anne ve babaları (küçük aileler daha sağlıklıdır) tezine dayanarak büyük aile yapısı fikrinden caydırmaya çalışıyoruz.
Yani anlayacağınız bu gibi mesajtarla bunların yaratacağı etkiyi görmek
için bir anlamda deneysel çalışma yapıyoruz. Aradan uzun zaman geçmesine
rağmen insanların bu mesajları uygulamaya koyduklarına dair kuwetli kanıt­
lara sahip olmamakla beraber yine de mücadeleye devam ediyoruz. Biz yine
de şuna inanma eğilimindeyiz: Genç çiftiere ulaşmak, örneğin yeni evlenirlerkan veya eviandikten sonra aile planlaması gereğini tanıdıkları safhada erişe­
bilmek çok daha etkili oluyor. Yani, yapmak zorunda kalacakları devreye gelmek için daha önlerinde çok yıllar varken çocuklara öğretmeye kalkışmaktan­
sa, yetişkin çağlarda tutum ve davranışları peğiştirmeye çalışmak çok daha
etkilidir. Ama dediğim gibi, yine de eğitim ve iletişim alanında büyük mücadeleler verilmektedir ve herhangi bir ülkede gerçekten iyi bir eğitim tedrisatı geliştirip bunun iyi çalıştığını ispat edecek kurumu takdirle karşıtayacağı m.
Amerika'da biz şöyle bir şey yaptık. Baltimor şehrinde şunu gösterdik ki;
okul çağında ve hassas yaşlardaki çocuklara kontrasapsiyon konusunu öğ­
rettiğimiz takdirde, erken yaşlarda aktif seks yaşamına başlayıp rastgele cinsel ilişkide bulunmuyorlar; ama böyle bir eğitimi atmama durumuna kıyasla
ilerde aile planlaması kavramından daha çok yararlanma ihtimaline sahip bulunuyor. Fakat bu kültürden kültüre değişiklik gösteren bir konu. Örneğin, kültürel açıdan müslüman ülkelerden çok farklı bir durum. Bu nedenle, sizi, bu
konuda uygun bir eğitim yöntemi bulma ve sonra da verileri değerlendirip
sözkonusu yöntemin iyi çalıştığını ispat etme konusunda mücadeleye davet
ediyorum.
BAŞKAN:
Misafirler arasında belki hepinizin tanıdığı Dr. Warren Wrinkler'i
görüyorum ben. Dr. Wrinkler Amerikan Bristol Hastanesi'nin Başhekimi, baş-
74
ka özellikleri de, Dr. Wrinkler 40 seneye yakın zamandır Türkiye'dedir. Kayseri'de Talas Koleji vardı, orada doktorluk yapmıştır. Kayseri'nin köylerine 1950
yıllarında eşek sırtında gidip, sağlık hizmeti vermiştir ve zannediyorum, Türkiye'de ilk rahimiçi aracı takaninsan da Dr. Wrinkler'den bu işin duayeni olarak
fikirlerini sormak isterim.
Dr. Warren WRiNKLER: Uzun zamandan beri burada yaşıyorum, burada
bulunmaktan ve geliŞmeleri görmekten ve özellikle yaşamın değişik kesimlerinden insanların aile planlamasına ilgi göstermelerini görmekten mutluluk duyuyorum.
Tarihe baktığımız zaman gördüğümüz problem şu: Bu işe Sağlık Bakanlığı
ile birlikte kalkıştık ve o tarihlerde bizim dışımızda konu ile ilgili başka hiç kimse yoktu. Şimdi sanırım, nüfus artışının tüm insanların, tüm kurumların ve sistemlerin sorunu olduğunu artık hepimiz biliyoruz. Bugün burada istanbul Ticaret Odası dahil birçok kesimden insanlar görmüş bulunuyorum ve sanırım bu
çok sert bir uyarıdır. Bu sabah Sn. Prof. Çula bu konuda çok geç kalındığını
ve zamanı elden kaçırdığımızı söylüyordu. Fakat bence zamanı elimizden kaçırmış değiliz, önümüzde henüz imkan var. Sanırım Türkiye bu konuda nihayet köşeyi dönmüş durumdadır ve birçok insan bu görevde rollerinin bilincindedir. Amerika'da şunu söyleriz: "Eğer iş çok önemli ise; bunu devlete, hükümete bırakamazsınız, kendiniz konuya girmek ve üzerinde çalışmak zorundasınız". Şimdi artık, sanırım, Türkiye'de pekçok insan konuya eğilmiş durumdadır ve bizim başarılı almamızın tek yolu da budur. Bu nedenle, daha uzun
yıllar burada kalıp sizlerle birlikte bu projede çalışmak istiyorum. Teşekkür
ederim.
BAŞKAN: Efendim tabii aile planlaması konusu kimle konuşursam, ara sı­
ra soruyorlar. Aman bu iş çok geç kaldı, daha erken başlamalıydı, çok güzel
bir laf. Ama 1960'1arda da Dr. Wrinkler'le onu konuşuyordum. Ben Amerika'dan masterimi aldım, 64 yılında Türkiye'ye döndüm ve Siyasal Bilgiler Fakültesi'nde doktoraya başladım. işte doktora seminer tezi seçmek icap ediyordu. Rahmetli Reşat Aktan hacaya dedim ki, aile planlaması konusunda yazacağım, aman Yaşar dedi başını derde sokarsın. Yasak böyle şeyler, yapma
dedi. Hoca inanıyorum ben buna ama dedim. O zaman Türkiye'deki nüfus sorunları filan de, fakat aile planlaması başlığını koyma dedi. Sene 64, 65'te kanun geçti ve şimdi bu yıllarda aile planlaması konuştuğumuz gibi, televizyonda okey kondamlarının Amerika'da dahi olmayan reklamını görüyoruz, de-
75
·'
.ı
rnek ki hani ... start derler ya, bir yerden başlamak lazımdı, başlandı. Mesela
ben 85'te geldiğim zaman, Vehbi bey beni davet ettiği zaman, Basri bey, Vehbi beyin yıllarca genel müdürlüğünü yapmış, baktım Vakıfta Basri bey, baş
müşavir. Basri bey dedim ya sen niye bu işte varsın, sen bu işe inandığın için
mi varsın? Benim kadar inanan kimse olamaz dedi Basri bey, kendisinin anlatmasını tercih ederim ama, empoze ediyor gibi de olmayayım. Ben kaçıncı
çocuğum, annem kaç yaşında öldü. istirham edeyim, kendiniz aniatın Basri
bey.
Basri ÖZTEKlN (Türkiye Aile Sağlığı ve Planlama Vakfı Başmüşaviri):
Efendim önce bahsettiğiniz hadiseyi izah için, 60 sene kadar geriye gitmem
lazım. Tabii o tarihteki şartlara göre annem 18 yaşında evlenmiş, 36 yaşında
vefat etti. Bu arada 8 sağ çocuk doğurdu, iki düşük yaptı, bir de karnında o
şekilde vefat etti. Artık bu 18 senelik hayatına, 11 çocuk nasıl girdi ve bu hayatını ne şekilde etkiledi. Takdirini sizlere bırakıyorum ve o tarihteki, 60 sene
önceki sağlık şartlarını da dikkate alırsanız, Anadolu'nun o tarihlerde, o tarihlerden bu yana çektiklerini siz pek iyi değerlendirebilirsiniz. Teşekkür ederim.
BAŞKAN:
Bir hikaye değil, roman
değil.
Buyursunlar efendim.
Nurten ARAMAN ... Sayın Başkanım, Türk Kadınlar Birliği Kadıköy Şubesi
Yönetim Kurulu üyesiyim. Başkanım, bu gibi iletişim zincirini kamu yararına
çalışan bizim gibi dernekler ve gönüllü kuruluşlar, zincir teşkil edemez mi?
Yardımcı olmak istiyoruz.
BAŞKAN:
Çok güzel bir noktaya temas ettiniz, 85'te bizim Vakıf kurulduğu
zaman benim Sağlık Bakanlığı'nın o zamanki elemaniarına söylediğim yegane şey şu idi. Aman ne olur koordinasyon toplantıları yapalım. işbirliği yapalım ve onun ilkini de zannediyorum Sayın Mustafa Kalemli zamanında ve
zannediyorum işte Uğur Bey, Cihangir bey, organize ettikleri bir toplantı çok
da güzel oldu. Neden? Biz Vakıf olarak bir şey yapıyoruz. Biz ayrı hedeflere
çalışan insanlar değiliz ki, öbür vakıf yapıyor, öbür dernek yapıyor. Bir gayretlerimizin birleşmesinde büyük fayda var.
Iki, birbirimize yardım ettiğimiz zaman, Vehbi beyin lisanıyla daha az masraf olur. Daha çok başarırız, üç, duplikasyon olmaz. Günah yapılan enerji
76
duplikasyonu'na, bunlar olmaz. Çok güzel bir noktaya temas ettiniz. Her zaman açığız, muhakkak bir araya gelelim, acaba bir arada ne yapabiliriz? Mesela, biz geçen sene kadınlar kolumuzu kurduk, üç tane hanım arkadaşımız
faaliyete geçtiler. Bu bakımdan işbirliği yapmaktan çok mutlu oluruz. Arkadaş­
larımla görüşelim, şimdi çıktığınız zaman da konuşalım. Daha çabuk hedefe
varırız bence, kaybettiğimiz yılları da böylece kapatmış oluruz. Efendim teşekkür ediyoruz, sayın hocam Ayşe hocam buyurun.
Ayşe AKIN DERVIŞOGLU: Ben de Bakanlık olarak fıkrimizi ifade etmek
için söz aldım, gerçekten bu dileği candan destekliyoruz, herhalde bizim de
bu konuda fonksiyonumuzun olması lazım ve sanıyorum ki yani görev diyeyim, fonksiyondan öte bir şey ve bu salonda bulunan bazı kişilerin geçen yıl
katıldığı bir Abant toplantısı, bu amaca yönelik organize edilmişti, çok da yararlı olmuştu. Dediğiniz gibi güçlerin birbirine aklanmesine yaramıştı. Hem ingilizce, hem Türkçe kitapçığı da çıktı o toplantının, yakında sanıyorum herkesin eline geçecek. Bir dileğimiz var, gönüllü kuruluşların katkısını biz şükranla
karşılıyoruz, devlet olarak, bakanlık olarak. Ancak şuna üzülüyoruz. Böyle sı­
kıntıya düşünce bizi arıyorlar. Biz istiyoruz ki sıkıntıya düşmeden arayın, biz
kendi imkanlarımızı sizin için kullanalım. Bizim de yaya kaldığımız yerde, sizden destek alalım. Onun için Bakanlık olarak, yani bunun görev olarak koordinasyonunu sağlamayı sürdürürüz. Bu mesajı da duyurmak istedim. Teşek­
kür ederim.
BAŞKAN: O hiç şüph~siz, tabii yani Sağlık Bakanlığı'nın koordinasyonunda bu işleri yapmak durumundayız. Efendim hepiniz sabırla dinlediniz, ben
en son sözü söylemek isterim. istanbul Tıcaret Odası'na hakikatan minnettarız. Tıcaret Odası tüccarlardan kurulu, kuruluş, ne işi var aile planlaması ile
demiyor. Diyor ki, Tıcaret Odası'nın belli görevleri var, yalnız para kazanmak
ticaret yapmak değil. Memlekete hizmetin değişik yolları var. Bu da bir tanesi
diyor, onun için hakikatan canı yürekten kutluyorum Tıcaret Odası'nı böyle bir
serninere ön ayak oldukları için. istanbul Tıcaret Odası'nın Başkanına, Yönetim Kuruluna teşekkür ediyorum. Fakat onlara ilaveten ben Genel Sekreter
Prof. Dr. lsmail Özaslan'a, Genel Sekreter Yardımcısı Renan Baykan'a, Atıf
Tezerten'e, Fatma ipekler'e, canla başla, beraber çalıştığımız için onlara
özellikle teşekkür ediyorum. Hepinizin burada olması dolayısıyla ayaklarınıza
sağlık diyorum, teşekkür ediyorum.·
n
Download

Untitled