www.e-uyar.com
22/07/14 09:22
1
İCRA VE İFLÂS KANUNU ŞERHİ
Madde 32 : İcra emri ve muhtevası
638 - Alacaklı, "para borcuna veya teminat verilmesine dair ilam" a dayalı olarak ilamsız icra takibi yapabilir mi?
A- Alacaklının, "para borcuna veya teminat verilmesine dair ilam"a dayalı olarak ilamsız icra takibi yapamayacağıI-Alacaklı tarafından Adana 3 İş Mahkemesinin 2011/985 esas, 2012/777 karar sayılı 03.07.2012 tarihli ilamına dayat olarak
genel haciz yoluyla ilamsız icra takibine başlandığı, örnek 7 numaralı ödeme emri tebliği üzerine borçlunun icra dairesine
itirazı ile duran takibin devamın sağlamak anacıyla alacaklının itirazın kaldırılması istemeyle icra mahkemesine başvurduğu
anlaşılmıştır.
İcra İflas Kanunu'nun 32. maddesi uyarınca, alacaklıtarafından para borcuna veya teminat verilmesine dair ilam icra
dairesine verilince icra memuru borçluya bir icra emri tebliğ eder. Yasanın bu hükmü emredici nitelikte olup, icra
memurunun aksi yöndeki işlemleri kamu düzenine aykırılık oluşturacağından, süresiz şikayete tabi olacağı gibi hakim
tarafından da re’sen gözetilmelidir.
Alacaklının takip talebine eklediği belgenin para borcuna veya teminat verilmesine dair ilam olması halinde icra memurunun
borçluya örnek 4-5 noluicra emri tebliğ etmesi yasal zorunluluktur. Alacaklının talebi üzerine ya da kendiliğinden ilamsız icra
takiplerine İlişkin ödeme emri göndermesi açıkça yasanın emredici hükmüne aykırı olacaktır.
Pek tabidir ki elinde ilam olan bir alacaklının flama dayalı olarak ilamsız icra takibi yapması da hayatın olağan akışı ile
bağdaşmayacaktır. Nitekim ilamlı icra takibinde borçlunun İtirazı takibi durdurmayacağı gibi itfa ve imhal itirazlarının ispatı
ancak "yetkili mercilerce re'sen yapılmış veya usulüne göre tasdik edilmiş yahut İcra dairesinde veya tetkik merciinde veya
mahkeme önünde ikrar olunmuş senette" (ÖK. m 33) mümkün olacaktır. Halbuki İlamsız icra takibinde itiraz üzerine takip
duracak ve alacaklının itirazın kaldırılması için icra mahkemesine başvurarak olumlu karar alması gerekecektir. Yine ilamlı
icra takibini alacaklı istediği icra dairesinde yapabilecekken(İİK. m34), ilamsız icra takibinde genel yetki kurallarına göre (TİK.
m.50) takçı yapması gerekecektir.
O zaman elinde ilam olan bir alacaklı bu kadar avantajlar var iken neden ilamsız icrayı tercih eder? Burada ilk akla gelen
ilamlı icra takiplerinde uygulanan İİK.nun 36.maddesini bir diğer anlatımla borçlunun icranın geri bırakılması kararı alarak
takibi durdurmasını bertaraf etmek olabilir. Bir diğer neden de ilamın bozulması halinde takibin durmasının ve sonrasında
alacağın olmadığı ya da daha az olduğunun Damla belirlenmesi halinde icranın iadesinin yolunu kapatmak olarak
düşünülebilir (ÎÎK. m 40). İcra ve İflas Kanunu'nda hüküm bulunmayan hallerde bu kanuna aykırı düşmediği ölçüde genel
nitelikte olan Hukuk Muhakemeleri Kanununun hükümlerinin icra takipleri hakkında da uygulanması gerekir. 6100 sayılı
HMK’nun 29/1.maddesine göre ise taraflar, dürüstlük kuralına uygun davranmak zorundadırlar, Buna göre elinde ilam o lan
bir alacaklının ilamlı İcra takibi yapmak yerme ilamsız İcra takibi yapmasının andan maddede düzenlenen dürüstlük kurak
ile bağdaşmayacağı muhakkak.
Kaldı ki mahkemeye başvurup alacağını Hama bağlayan bir kişinin ilamlı takip yapmak yerine ilamsız takibi yapması tercih
etmek suretiyle borçlunun yapabileceği itiraz üzerine yeniden kirazın kaldırılması ya da iptali amacıyla mahkemeye
başvurması ve bu şekilde Devletin yargı organlarının gereksiz şekilde meşgul edilmesi anlamına da geleceğinden kabulü
mümkün değildir.
Şu hale göre alacaklının para borcuna veya teminat verilmesine dair ilama dayalı olarak İlamsız icra takibi yapması en başta
İİK.nun 32.maddesi amir hükmüne aykırılık teşkil edeceği gibi, dürüstlük kuralıile de bağdaşmayacağından hukuk düzeni
tarafından korunamaz. Bu doğrultuda, Dairemizin yeni oluşan içtihatları ile ilama dayalı olarak ilamsız icra takibi
yapılamayacağı sonucuna varılmıştır.
about:blank
Page 1 of 5
www.e-uyar.com
22/07/14 09:22
O hakle ilama dayalı olarak ilamsız icra takibi yapılamayacağından, mahkemece bu hususun re'sennazara alınarak
alacaklının itirazınkaldırılması isteminin reddine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde istemin kabulü yönünde hüküm
tesisi isabetsizdir.
SONUÇ : Borçlunun temyizitirazlarının kısmen kabulü ile mahkeme kararının yukarıda yazılınedenlerle İİK.’nun 366 ve
HUMK'nun 428. maddeleri uyansa (BOZULMASINA)…
12. HD. 30.05.2013 T. E:11615, K:20162
II-Alacaklı tarafından Adana 2. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 07.06.2012 tarih ve 2010/836 E., 2012/443 K.sayılı ilamına
dayalı olarak genel haciz yoluyla ilamsız icra takibine başlandığı, örnek 7 numaralı ödeme emri tebliği üzerine, borçlunun
icra dairesine itirazı ile duran takibin devamını sağlamak amacıyla alacaklının itirazın kaldırılması istemiyle icra
mahkemesine başvurduğu anlaşılmıştır.
İcra İflas Kanunu'nun 32. maddesi uyarınca, alacaklı tarafından para borcuna veya teminat verilmesine dair ilam icra
dairesine verilince icra memuru borçluya bir icra emri tebliğ eder. Yasanın bu hükmü emredici nitelikte olup, icra
memurunun aksi yöndeki işlemleri kamu düzenine aykırılık oluşturacağından, süresiz şikayete tabi olacağı gibi hakim
tarafından da re'sen gözetilmelidir. Alacaklının takip talebine eklediği belgenin para borcuna veya teminat verilmesine dair
ilam olması halinde icra memurunun borçluya örnek 4-5 nolu icra emri tebliğ etmesi yasal zorunluluktur. Alacaklının talebi
üzerine ya da kendiliğinden ilamsız icra takiplerine ilişkin ödeme emri göndermesi açıkça yasanın emredici hükmüne aykırı
olacaktır. Pek tabidir ki elinde ilam olan bir alacaklının ilama dayalı olarak ilamsız icra takibi yapması da hayatın olağan
akışı ile bağdaşmayacaktır. Nitekim ilamlı icra takibinde borçlunun itirazı takibi durdurmayacağı gibi itfa ve imhal itirazlarının
ispatı ancak "yetkili mercilerce re'sen yapılmış veya usulüne göre tasdik edilmiş yahut icra dairesinde veya icra
mahkemesinde veya mahkeme önünde ikrar olunmuş senetle" (İİK. m. 33) mümkün olacaktır. Halbuki ilamsız icra takibinde
itiraz üzerine takip duracak ve alacaklının itirazın kaldırılması için icra mahkemesine başvurarak olumlu karar alması
gerekecektir. Yine ilamlı icra takibini alacaklı istediği icra dairesinde yapabilecekken(İİK. m.34), ilamsız icra takibinde genel
yetki kurallarına göre (İİK. m.50) takip yapması gerekecektir. O zaman elinde ilam olan bir alacaklı bu kadar avantajlar var
iken neden ilamsız icrayı tercih eder? Burada ilk akla gelen ilamlı icra takiplerinde uygulanan İİK. nun 36.maddesini bir diğer
anlatımla borçlunun icranın geri bırakılması kararı alarak takibi durdurmasını bertaraf etmek olabilir. Bir diğer neden de
ilamın bozulması halinde takibin durmasının ve sonrasında alacağın olmadığı ya da daha az olduğunun ilamla belirlenmesi
halinde icranın iadesinin yolunu kapatmak olarak düşünülebilir.(İİK. m. 40). İcra ve İflas Kanunu'nda hüküm bulunmayan
hallerde bu kanuna aykırı düşmediği ölçüde genel nitelikte olan Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun hükümlerinin icra
takipleri hakkında da uygulanması gerekir. 6100 sayılı HMK'nun 29/1. maddesine göre ise taraflar, dürüstlük kuralına uygun
davranmak zorundadırlar. Buna göre elinde ilam olan bir alacaklının ilamlı icra takibi yapmak yerine ilamsız icra takibi
yapmasının anılan maddede düzenlenen dürüstlük kuralı ile bağdaşmayacağı muhakkaktır. Kaldı ki mahkemeye başvurup
alacağını ilama bağlayan bir kişinin ilamlı takip yapmak yerine ilamsız takibi tercih etmek suretiyle borçlunun yapabileceği
itiraz üzerine yeniden itirazın kaldırılması ya da iptali amacıyla mahkemeye başvurması ve bu şekilde Devletin yargı
organlarının gereksiz şekilde meşgul edilmesi anlamına da geleceğinden kabulü mümkün değildir. Şu hale göre alacaklının
para borcuna veya teminat verilmesine dair ilama dayalı olarak ilamsız icra takibi yapması en başta İİK.nun 32.maddesi
amir hükmüne aykırılık teşkil edeceği gibi, dürüstlük kuralı ile de bağdaşmayacağından hukuk düzeni tarafından
korunamaz. Bu doğrultuda, Dairemizin yeni oluşan içtihatları ile ilama dayalı olarak ilamsız icra takibi yapılamayacağı
sonucuna varılmıştır. O halde ilama dayalı olarak ilamsız icra takibi yapılamayacağından, mahkemece bu hususun re'sen
nazara alınarak alacaklının itirazın kaldırılması isteminin reddine karar verilmesi yerine esasının incelenerek yazılı şekilde
hüküm tesisi isabetsizdir. Sonuç: Borçlunun temyiz itirazlarının kabulü ile mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle
İİK'nun 366 ve HUMK'nun 428. maddeleri uyarınca (BOZULMASINA)...
12. HD. 11.06.2013 T. E: 12886, K: 21811
B-Alacaklının, "para borcuna veya teminat verilmesine dair ilam" a dayalı olarak ilamsız icra takibi yapabileceği;
alacaklının ilamsız takip yolunu seçmiş olmasının, borçlu lehine bir işlem olduğuI-Alacaklı vekili tarafından borçlu aleyhine ipoteğin paraya çevrilmesi yoluyla ilamlı takip yapılmış olup, borçlu vekili
mahkemeye başvurusunda; ipoteğin teminat ipoteği olduğunu bu nedenle ödeme emri gönderilemeyeceğini, icra emri
about:blank
Page 2 of 5
www.e-uyar.com
22/07/14 09:22
2
İCRA VE İFLÂS KANUNU ŞERHİ
Madde 361 : Fazla verilen paranın geri alınması
56 - Emekli maaşına haciz konularak borçludan tahsil edilmiş olan paraların daha sonra emekli maaşı üzerindeki
haczin kaldırılması üzerine icra mahkemesince “alacaklıya ödenmiş olan kesintilerin İİK.’nun 361. maddesi
çerçevesinde alacaklıdan alınıp borçluya iadesi” konusunda karar verilemeyeceği; bu konuda borçlu tarafından
genel mahkemede istirdat davası açılması gerekeceğiA-I- Sair temyiz itirazları yerinde değil ise de;
İcra müdürünün şikayetten önceki haciz işlemleri, İİK.'nun 85. maddesi gereğince yasal zorunluluktan kaynaklandığı için
kesintilerin İİK.'nun 361. maddesinin uygulanması suretiyle geri alınması mümkün değildir. Anılan istemin borçlu tarafından
genel mahkemede açılacak bir istirdat "geri alma" davasında tartışılması gerekir.
O halde, mahkemece haczin kaldırılması ile yetinilmesi gerekirken, şikayet tarihinden önceki tarihlerde yapılan kesintilerin
iadesine de karar verilmesi isabetsizdir.'
SONUÇ : Alacaklı vekilinin temyiz itirazlarının kısmen kabulü ile mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK 366 ve
HUMK'nun 428. maddeleri uyarınca (BOZULMASINA)...
12. HD. 21.10.2010 T. E:11010, K:24307
II- Mahkemece 31.03.2009 tarihinde verilen gerekçeli kararda belirtilen "Yapılan kesintilerin kesinti tarihinden itibaren
işleyecek yasal faiziyle birlikte alacaklıdan alınarak şikayet edene verilmesine" ilişkin hüküm kısa kararda yer almadığından,
kısa karar ile gerekçeli karar arasında çelişki olup, bu durumda gerekçeli kararın tebliğinden itibaren temyiz süresi
başlayacağından, temyizin süresinde olduğu kabul edilerek Çatalca 2.1cra Hukuk Mahkemesinin 31.03.2009 tarihli ek
kararının kaldırılmasına oybirliğiyle karar verilip, alacaklı vekilinin esasa ilişkin temyiz itirazlarının incelenmesine geçildi.
Şikayetçinin maaş kesintilerinin faizi ile birlikte iadesi talebi olmadığı halde, mahkemece HUMK.nun 74.maddesine aykırı
olarak bu konuda maaş kesintilerinin iadesine karar verilmesi doğru değildir.
Kabule göre de; icra dairesinde yapılan kesintilerin İİK.nun 3 61.maddesi uygulanmak sureti ile geri alınması mümkün
değildir. Anılan istemin borçlu tarafından genel mahkemelerde açılacak bir istirdat davasında tartışılması gerekir.
Mahkemece haczin kaldırılması ile yetinilmesi gerekirken, dava tarihinden sonra yapılan emekli maaşı kesintileri varsa,
gelen paraların borçluya iadesine karar verilmesi isabetsizdir.
sonuç : Alacaklı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile mahkeme karalının yukarıda yazılı nedenlerle İ.İ.K. 366 ve
H.U.M.K.'nun 428. maddeleri uyarınca (bozulmasına)...
12. HD. 08.03.2010 T. E:2009/23486, K:2010/5205
III- Sair temyiz itirazları yerinde değil ise de;
5510 Sayılı Kanunun 93.maddesi gereğince borçlunun Emekli Sandığı'ndan aldığı emekli maaşının haczi mümkün değil ise
de, bu husus haciz tarihinden sonra borçlunun şikayeti halinde gözönünde bulundurulabilir (HGK'nun 31.03.2004 tarih ve
2004/12-202 E., 2004/196 K). Bu açıklamalara göre icra müdürünün şikayetten önceki haciz işlemlerine ilişkin kesintilerin,
İİK'nun 361.maddesinin uygulanması suretiyle geri alınması mümkün değildir. Kesintilerin iadesi istemi, ancak borçlu
tarafından genel mahkemede açılacak bir istirdat (geri alma) davasında tartışılabilir.
5510 Sayılı Kanunun 93.maddesini değiştiren 17.04.2008 tarih ve 5754 Sayılı Yasanın 56.maddesinin yürürlük tarihi
about:blank
Page 1 of 4
www.e-uyar.com
22/07/14 09:22
01.10.2008'dir. Ayrıca 23.11.1956 tarih ve 15115 sayılı İBK ve YHGK'nun 17.03.1954 tarih ve 3/40-495 sayılı kararlarında
da vurgulandığı üzere, her dava açıldığı tarihteki hukuki durum ve şartlar gözetilerek hükme bağlanır. O halde, mahkemece
şikayet tarihi itibariyle haczin kaldırılması ile yetinilmesi gerekirken, şikayet tarihinden ve 5510 Sayılı Kanunun
yürürlüğünden önceki tarihleri de kapsar şekilde hüküm tesisi isabetsizdir.
SONUÇ : Alacaklı vekilinin temyiz itirazlarının kısmen kabulü ile mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK 366 ve
HUMK'nun 428. maddeleri uyarınca (BOZULMASINA)...
12. HD. 04.03.2010 T. E:2009/22904, K:2010/4973
IV- İİK.nun 85. maddesine göre icra dairesince alacaklının haciz talebinin yerine getirilmesi zorunlu olup, bu konuda icra
müdürünün takdir yetkisi bulunmamaktadır. İİK.nun 79/1. maddesinde ise, icra dairesinin, haciz talebinden itibaren en geç 3
gün içinde haczi uygulaması gerektiği hüküm altına alınmıştır. 5510 sayılı Kanunun 93. maddesi gereğince işçinin emekli
maaşının haczi mümkün değil ise de, bu husus haciz tarihinden sonra borçlunun şikayeti halinde göz önünde
bulundurulabilir. (HGK.31.03.2004 tarih ve 2004/12-202 E.2004/196 K.)
İcra müdürünün şikayetten önceki haciz işlemleri yukarıda açıklanan yasal zorunluluktan kaynaklandığı için, kesintilerin
İİK.nun 361. maddesinin uygulanması suretiyle geri alınması mümkün değildir. Anılan istemin borçlu tarafından genel
mahkemede açılacak bir istirdat (geri alma) davasında tartışılması gerekir.
O halde mahkemece haczin kaldırılması ile yetinilmesi gerekirken, şikayet tarihinden önceki tarihlerde yapılan kesintilerin de
geri alınmasına karar verilmesi isabetsizdir.
SONUÇ : Alacaklı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK 366 ve HUMK'nun
428. maddeleri uyarınca (BOZULMASINA)...
12. HD. 16.02.2010 T. E:2009/21607, K:2010/3362
V- Sair temyiz itirazları yerinde değil ise de;
İcra dairesince yapılan ve alacaklıya ödenen kesintilerin İİK.nun 3 61.maddesi uygulanmak sureti ile geri alınması mümkün
değildir. İcra dosyasına gelen ve şikayet tarihinde henüz alacaklıya ödenmeyen maaş kesintilerinin icra mahkemesince
borçluya iadesine karar verilebilir. Ancak alacaklıya ödenmiş kesintiler varsa bunun genel mahkemede açılacak istirdat
davası yolu ile geri alınması gerekir.
İcra mahkemesince açıklanan kıstaslara göre inceleme yapılması gerekirken yazılı gerekçe ile eksik inceleme ile hüküm
tesisi isabetsizdir.
SONUÇ :Alacaklı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK.366. ve
HUMK.428. maddeleri uyarınca (BOZULMASINA)...
12. HD. 08.02.2010 T. E:2009/20697, K:2010/2349
VI- Sair temyiz itirazları yerinde değil ise de;
Mahkemece şikayetin kabulü ile birlikte karar tarihine kadar kesilen miktarların da davacıya iadesine karar verilmiştir. Genel
mahkemenin konusunu teşkil edebilecek bir hususta icra mahkemesince karar verilemeyeceği gibi, somut olayda İİK.nun
361.maddesi koşullan da söz konusu olmadığından, mahkemece kesilen miktarların davacıya iadesi isteminin reddine karar
verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsizdir.
SONUÇ : Alacaklı vekilinin temyiz itirazlarının kısmen kabulü ile mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İ.İ.K. 366 ve
H.U.M.K.'nun 428. maddeleri uyarınca (BOZULMASINA)...
12. HD. 08.12.2009 T. E:15622, K:24337
VII- Sair temyiz itirazları yerinde değil ise de;
about:blank
Page 2 of 4
www.e-uyar.com
22/07/14 09:23
3
İCRA VE İFLÂS KANUNU ŞERHİ
Madde 82 : Haczi caiz olmıyan mallar ve haklar
43 - Haczi mümkün olmayan vergi, resim ve harç gelirleri ile birlikte -kira geliri gibi- haczi kabil paraları, aynı havuz
hesabında tutan borçlu belediyenin, iyiniyetle bağdaşmayan bu eyleminin hakkın kötüye kullanılması niteliğinde
olduğu ve artık belediyenin, bu nitelikteki hesaplarda yer alan paraların ‘haczedilmezliğini ispatlayamadığı’nın kabul
edilmesi gerekeceğiAlacaklı vekili, “borçlu belediyenin banka hesabının haczi talebi üzerine icra müdürünün re'sen "kamuya tahsisli değil ise"
ibaresi ekleyerek müzekkere yazdığını, kamuya tahsisli iddiasının borçlu tarafından ileri sürülebileceğini” ileri sürerek “icra
müdürlüğü işleminin iptalini” istemiş, mahkemece, “6352 s. Y. 16. madde ile değişik İİK. 82 maddesi uyarınca icra
müdürünün takdir yetkisinin bulunduğu” gerekçesi ile reddine karar verilmiştir.
6352 sayılı Kanun’un 16. maddesi ile değişik İİK. 82/son maddesine göre, icra memuru, haczi talep edilen mal veya hakların
haczinin caiz olup olmadığını değerlendirir ve talebin kabulüne veya reddine karar verir.
Aynı kanunun 'Gözetim ve Denetim' başlıklı 13. maddesinde ise, icra ve iflas dairelerinin, 4 üncü maddedeki esaslara göre
icra mahkemesi hakiminin daimi gözetimi ve denetimi altında olduğu belirtilmiştir.
Yukarıdaki kanun maddeleri uyarınca, icra müdürünün haczedilemeyen mallar hakkında talebi reddetme yetkisi
bulunmaktadır. Ancak bu takdir yetkisinin her olayda somut olarak denetlenmesi gerekmektedir.
Belediyeye ait banka hesaplarının haczi talebi değerlendirilirken;
5393 Sayılı Belediye Kanunu'nun 15/son maddesinde; "Belediyenin kamu hizmetinde fiilen kullanılan malları ile, belediye
tarafından tahsil edilen vergi, resim, harç gelirleri haczedilemez" düzenlemesine yer verilmiştir. Bu maddeye göre
belediyenin haczedilmezlik şikayetinin kabul edilebilmesi için mahcuzların kamu hizmetinde fiilen kullanılması zorunludur.
Ayrıca, 5779 Sayılı İl Özel İdarelerine Ve Belediyelere Genel Bütçe Vergi Gelirlerinden Pay Verilmesi Hakkında Kanun’un 7.
maddesinde; bu Kanunda, belediyelere, genel bütçe vergi gelirleri tahsilâtından ayrılacak paylar ile diğer kanunlarda
verilmesi öngörülen payların vergi hükmünde olduğu düzenlenmiştir.
İcra ve İflas Kanunu ve takip hukuku ilkelerine göre asıl olan alacaklının alacağına kavuşmasını sağlamak olduğundan, kural
olarak borçluların tüm mallarının haczi mümkündür. Bir malın haczedilememesi için yasal düzenlemenin bulunması
zorunludur.
Haczedilmezlik istisnai bir durum olduğundan, bu yöndeki düzenlemelerin de dar yorumlanması gerekir.
Ayrıca, bir üst norm olan Türkiye Cumhuriyeti Anayasa'nın 90/4. maddesi ile de; usulüne uygun olarak yürürlüğe konulmuş
temel hak ve özgürlüklerin düzenlendiği milletlerarası andlaşmaların kanun hükmünde olduğu ve uyuşmazlıklarda
gözetilmesi gerektiği kuralına yer verilmiştir.
Buna göre, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesine Ek 1 Nolu Protokol’ün 1. maddesinde; “…Her gerçek ve tüzel kişi, maliki
olduğu şeyleri barışçıl bir biçimde kullanma hakkına sahiptir. Kamu yararı gerektirmedikçe ve Uluslararası Hukukun genel
ilkeleri ile hukukun aradığı koşullara uyulmadıkça, bir kimse mülkiyetinden yoksun bırakılamaz…” denilmektedir.
Ek protokol’ün mülkiyet hakkı ile ilgili 1. maddesi, Türkiye Büyük Millet Meclisince onanmış ve onaylayan yasada; “…Her
hakiki veya hükmü şahıs malların masuniyetine (dokunulmazlığına) riayet edilmesi hakkına maliktir. Herhangi bir kimse
ancak amme menfaati icabı olarak ve kanunun derpiş eylediği şartlar ve devletler hukukunun umumi prensipleri dahilinde
about:blank
Page 1 of 2
www.e-uyar.com
22/07/14 09:23
mülkiyetinden mahrum edilebilir…” ilkelerine yer verilmiştir.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, 16 Ocak 2007 tarih 31277/03 sayılı, Kuzu - Türkiye Davası hakkındaki kararında
davacının lehine alınan yargı kararının altı yıldır uygulanmamasını, bir diğer anlatımla ilama konu borcun borçlu belediyece
ödenmemesi nedeniyle, AİHM’si, AİHS’nin 6 § 1. ve Ek 1 no’lu Protokol’ün 1. maddelerinin ihlal edildiği sonucuna vararak
tazminata hükmetmiştir.
Yine 17 Ocak 2006 tarih 13062/03 sayılı, Kranta - Türkiye Davası ve 18 EKİM 2005 tarih, 74405/01 sayılı Tütüncü Ve
Diğerleri - Türkiye Davası hakkındaki kararında da aynı sonuca varmıştır.
Bütün bu açıklamalar ışığında, 5393 Sayılı Belediye Kanunu'nun 15/son maddesinin dar yorumlanması gerektiği sonucuna
varılmalıdır. Madde de açıkça haczedilmezlik için vergi, resim, harç geliri olma ya da "fiilen kamu hizmetinde kullanılma"
koşullarının kabul edilmesi karşısında, belediyeye ait bir paranın haczedilmezliği ancak fiili durumunun tespiti ile
belirlenmelidir. Bu konuda ispat yükü ise borçluya düşmektedir. Bir diğer anlatımla, haczedilen paraların vergi, resim, harç
geliri olduğunu ya da fiilen kamu hizmetinde kullanıldığını borçlu belediye ispatlamalıdır. Aksi halde şikayetin reddi
gerekecektir.
Haczedilmezlik şikayetine konu edilenin banka hesabı olması durumunda ise hesaptaki paraların niteliği belirlenmelidir.
Tamamının haczi kabil olmayan paralardan oluşması halinde haczinin kabil olmayacağı tartışmasızdır. Ancak hesapta haczi
kabil paraların da bulunması, bir diğer ifade ile haczi mümkün olmayan paralarla haczi kabil paraların aynı hesaba yatırılarak
karıştırılması durumunda, havuz hesabı söz konusu olacaktır. Hesabın sürekli işlem görüyor olması ve sürekli yatan ve
çekilen paraların bulunması karşısında kalan bakiyenin vergi, resim ve harç gelirinden mi yoksa haczi kabil paralardan mı
oluştuğunun belirlenmesine imkan yoktur. Bu şekilde haczi kabil olmayan paralar ile haczi mümkün olan paraları karıştırmak
suretiyle havuz hesabı oluşturan borçlu belediyenin iddiasını ispat imkanını kendisinin kaldırdığı sonucuna varılmalıdır. Borçlu
belediyenin haczi kabil olmayan paralar ile haczi mümkün olan paralarını ayrı hesaplarda tutması yerine havuz hesabı
oluşturmasının da iyi niyetle bağdaşmayacağı tartışmasızdır. Böyle bir davranış AİHS’nin 6 § 1. ve Ek 1 no’lu Protokol’ün 1.
maddelerinin ihlali sonucu doğuracağı gibi hakkın kötüye kullanılması niteliğinde de bulunmakla, hukukça korunamayacağı
muhakkaktır. Buna göre borçlu belediyenin, hesaptaki paraların haczedilmezliğini ispatlayamadığının kabulü gerekecektir.
Öte yandan borçlu belediyece haczi kabil olmayan paralar ile haczi mümkün olan paraların aynı hesapta toplanması ve
birbirine karıştırması, haczedilmezlik hakkından feragat olarak kabul edilmelidir.
Bu durumda, mahkemece, haczi talep edilen banka hesabı ile ilgili kayıtlar ve hesap ekstresi bankalardan getirtildikten ve
Belediyeden hesaplardaki paraların nitelikleri ayrıntılı olarak sorulduktan sonra bu hesaplara yatan paraların nitelikleri
incelenmeli, gerektiğinde defter ve kayıtlar ve banka hesap ekstreleri üzerinde bilirkişi incelemesi yaptırıldıktan sonra
haczedilen paraların niteliği belirlenmelidir. Hesaptaki paraların, vergi, resim ve harç niteliğinde olmaları veya kamu
hizmetinde fiilen kullanılıyor olmaları halinde (bu olgu belirlendiği takdirde) haczedilemeyeceği düşünülmelidir. Hesabın
yukarıda açıklandığı üzere havuz hesabı olduğunun belirlenmesi halinde ise haczedilmezlik şikayetinin reddine karar
verilmelidir.
Eksik inceleme yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsizdir.
SONUÇ: Alacaklının temyiz itirazlarının kabulü ile mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK'nun 366 ve HUMK’nun
428. maddeleri uyarınca (BOZULMASINA), ilamın tebliğinden itibaren 10 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere,
12/03/2013 gününde oybirliğiyle karar verildi.
12. HD. 12.03.2013 T. E: 2012/31464, K: 2013/8968
about:blank
Page 2 of 2
www.e-uyar.com
22/07/14 09:25
4
İCRA VE İFLÂS KANUNU ŞERHİ
Madde 53 : 3- Terekenin borçlarında
6 - Henüz MK.’da belirtilen süre içinde mirası kabul veya red etmemiş olan mirasçı hakkında icra takibi yapılmış
olmasının «takibin iptalini» değil «takibin geri bırakılmasını» gerektireceğiİİK.’nun 53. maddesinin 2. cümlesinde «mirasçı mirası kabul veya reddetmemişse, bu hususta MK.da muayyen müddetler
geçinceye kadar takip geri kalır.» hükmüne yer verilmiştir. Madde metninde açıkça belirtildiği üzere; anılan konu, «takibin
iptalini» gerektirmeyip «geri bırakılmasını,» (ertelenmesini) icap ettirmektedir. Esasen borçlular vekili de itirazlarında «mirasın
reddi ile ilgili olarak Sulh Mahkemesinde açılan davanın kesinleşmesine kadar takibin ertelenmesini» talep etmiştir. Talebin
aşılması HUMK.nun 74. maddesine aykırı olduğu gibi, merci kararı İİK.nun 53. maddesinin yukarıda yazılı hükmüne de
uygun bulunmamaktadır. Bu hükümler gözönünde tutularak, Manisa 2. Sulh Hukuk Mahkemesinin mirasın reddi ile ilgili
1996/825 sayılı dosyası bekletici mesele sayılmalı, bunun sonucuna kadar takip ertelenmelidir. Aksine düşüncelerle takibin
iptaline karar verilmesi isabetsizdir.
12. HD. 20.1.1997 T. E: 1996/16095, K: 142
about:blank
Page 1 of 1
www.e-uyar.com
22/07/14 09:30
5
İCRA VE İFLÂS KANUNU ŞERHİ
Madde 1 : HGK
8304 - İtirazın iptali davalarında alacaklının, takipte dayanmadığı belgeler dışındaki başka belgelere
dayanamayacağıTaraflar arasındaki “itirazın iptali” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Konya 1. Sulh Hukuk Mahkemesi'nce
davanın reddine dair verilen 13.10.2011 gün ve 2010/1613 E. 2011/1827 K. sayılı kararın incelenmesi davacı vekili
tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 19. Hukuk Dairesi'nin 24.04.2012 gün ve 2012/346 E. 2012/6829 K. sayılı ilamı ile;
“…Dava, kredi kartı üyelik sözleşmesinden kaynaklanan alacağın tahsili amacıyla başlatılan icra takibine yönelik itirazın
iptali istemine ilişkindir.
Davalı vekili, müvekkilinin kredi kartından doğan borçlarını her ay düzenli şekilde ödediğini, müvekkiline gönderilen
ihtarnamede belirtilen kredi kartı bilgilerinin müvekkiline ait olmadığını sadece isim benzerliğinden dolayı müvekkiline ihtar
çekildiğini bildirerek davanın reddini talep etmiştir.
Mahkemece, davacı banka tarafından aynı adı taşıyan iki müşterinin bilgilerinin birleştirilmesi nedeni ile hata yapıldığı,
karışıklığın giderildiğinin belirtildiği, davacı bankanın kötü niyetli olarak takipte bulunduğu gerekçesiyle davanın reddine ve
%40 kötü niyet tazminatının davacıdan alınarak davalıya verilmesine karar verilmiş, hüküm davacı vekili tarafından temyiz
edilmiştir.
Davacı bankanın 27.09.2011 tarihli yazısında davalı Osman Arslan ile aynı adı taşıyan başka bir borçlunun bilgilerinin
birleştirilmiş olduğunun tespit edildiği, söz konusu karışıklığın giderildiği belirtilmiştir.
Mahkemece, davacı banka tarafından başlatılan icra takibine konu alacağın davalı harcamalarından kaynaklanıp
kaynaklanmadığı, alacağın varlığı ve miktarının tespiti yönünden bankanın defter ve kayıtları ile dayanağı belgeler üzerinde
konusunda uzman bilirkişi marifetiyle inceleme yaptırılmadan eksik inceleme ile yazılı olduğu şekilde hüküm tesisi doğru
görülmemiştir...”
gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda
direnilmiştir.
TEMYİZ EDEN: Davacı vekili
HUKUK GENEL KURULU KARARI
Hukuk Genel Kurulu’nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar
okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Dava, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun 67. maddesine dayalı itirazın iptali istemine ilişkindir.
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle, taraflar arasında akdedilen kredi kartı sözleşmesine istinaden, ödenmeyen kredi
kartı borcuna ilişkin olarak başlatılan icra takibinin davalının haksız itirazı ile durduğunu beyanla, itirazın iptali ile takibin
devamını ve icra inkar tazminatına hükmedilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle, bankanın müşterisi ve kredi kartı sahibi olmakla birlikte takibe konu kredi kartının
kullanıcısı olmadığını, kullanımında olmayan kart borcundan dolayı hakkında takibe geçildiğini belirterek, davanın reddi ile
%40'dan aşağı olmamak üzere haksız talep tazminatına hükmedilmesini talep etmiştir.
about:blank
Page 1 of 3
www.e-uyar.com
22/07/14 09:30
Yerel mahkemece, davacı banka tarafından iki müşterinin bilgilerinin birleştirilmesi nedeniyle hata yapıldığının beyan edildiği
gerekçesiyle davanın reddine, asıl alacak üzerinden %40 oranında kötüniyet tazminatının davacıdan tahsiline dair verilen
karar, davacı vekilinin temyizi üzerine, Özel Daire tarafından yukarıda açıklanan gerekçelerle bozulmuş, mahkemece, takibin
dayanağı kredi kartının davacıya teslim edilmediği belirtilerek önceki kararda direnilmiştir.
Direnme hükmü davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Uyuşmazlık, icra takibine konu alacağın davalı harcamalarından kaynaklanıp kaynaklanmadığı yönünde araştırma
yapılmasına gerek bulunup bulunmadığı noktasında toplanmaktadır.
Öncelikle, itirazın iptali davasının hukuki niteliklerinin irdelenmesinde yarar bulunmaktadır.
Bilindiği üzere, itirazın iptali davasının yasal dayanağı 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun 67. maddesidir.
2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun 4949 sayılı Kanun'la değişik “6-İtirazın Hükümden Düşürülmesi” ana başlıklı “A.İtirazın
İptali” alt başlıklı 67. maddesinde aynen;
“Madde 67 – (Değişik: 18/2/1965 - 538/37 md.)
(Değişik birinci fıkra: 17/7/2003-4949/15 md.) Takip talebine itiraz edilen alacaklı, itirazın tebliği tarihinden itibaren bir sene
içinde mahkemeye başvurarak, genel hükümler dairesinde alacağının varlığını ispat suretiyle itirazın iptalini dava edebilir.
(Değişik: 9/11/1988 - 3494/1 md.) Bu davada borçlunun itirazının haksızlığına karar verilirse borçlu; takibinde haksız ve kötü
niyetli görülürse alacaklı; diğer tarafın talebi üzerine iki tarafın durumuna, davanın ve hükmolunan şeyin tahammülüne göre,
red veya hükmolunan meblağın yüzde yirmisinden aşağı olmamak üzere, uygun bir tazminatla mahkum edilir.
İtiraz eden veli, vasi veya mirasçı ise, borçlu hakkında tazminat hükmolunması kötü niyetin sübutuna bağlıdır.
(Mülga dördüncü fıkra: 17/7/2003-4949/103 md.)
Birinci fıkrada yazılı itirazın iptali süresini geçiren alacaklının umumi hükümler dairesinde alacağını dava etmek hakkı
saklıdır.
(Ek fıkra: 2/7/2012-6352/11 md.) Bu Kanunda öngörülen icra inkar tazminatı, kötü niyet tazminatı ve benzeri tazminatların
tespitinde, takip talebi veya davadaki talep esas alınır.” hükmüne yer verilmiştir.
İtirazın iptali davası, müddeabihi takip konusu yapılmış ve borçlunun itiraz ettiği alacak üzerine açılan bir eda davasıdır.
Madde metninde de açıkça belirtildiği üzere, takip alacaklısı tarafından ödeme emrine süresi içinde itiraz etmiş olan takip
borçlusuna karşı, genel mahkemede açılır ve genel hükümlere göre görülür. Alacaklı bu davada genel hükümler
çerçevesinde alacağının varlığını ispat suretiyle itirazın iptalini dava etmektedir.
İtirazın iptali davası, itirazın hükümden düşürülmesi ana başlığı altında düzenlendiğinden, takip hukuku içinde ve takip
talebiyle sıkı sıkıya bağlantılı olarak ele alınması gereken, sonucuyla takibin devamına etkili bir dava türü olup, takip
talepnamesinde dayanılan borç ve borcun sebebi ile bağlılık asıldır.
Bu davada, ispat yükü kural olarak davayı açan alacaklıda olup, alacaklı alacağını ispatla yükümlüdür. Genel hükümler
çerçevesinde ispat edilecek alacak da yine takip talepnamesine konu olan ve borçlu tarafça itiraza uğrayan alacaktır. Zira,
aynı maddede itirazın haksızlığı borçlu açısından, takibin haksız ve kötüniyetli yapılması da alacaklı açısından tazminat
müeyyidesine bağlanmıştır.
Diğer taraftan, İİK'nun 67. maddesinin son fıkrasında alacaklının itirazın tebliği tarihinden itibaren bir yıl içinde itirazın iptali
davası açamamışsa umumi hükümler dairesinde alacağını dava etme hakkının saklı olduğu ifade edilmiştir. Bu da bir yıllık
süre içinde açılan itirazın iptali davası ile süre geçirildikten sonra açılan alacak davaları arasında, her ikisi de genel
hükümlere tabi olmakla birlikte ispat yöntemleri ve hukuki sonuçları bakımından bir fark olduğunu ortaya koymaktadır. Zira,
süresi içinde açılan dava, itirazın iptali davasıdır ve itirazın iptali davasının kazanılması halinde borçlunun itirazı iptal edilmiş
olur. Bunun üzerine alacaklı itiraz üzerine durmuş olan icra takibine devam edilmesini isteyebilir. Süresinden sonra açılan
about:blank
Page 2 of 3
www.e-uyar.com
22/07/14 09:30
davada ise itirazın iptali değil, alacağa hükmedilmesi istenecektir ve verilen kararın takibe etkisi bulunmamaktadır. Şu
durumda, takibe etkili itirazın iptali davasında ispat edilecek olan, takibe ve borçlunun itirazına konu alacak olup, bu
alacağın sebebinin değiştirilme olanağı itirazın iptali davası için bulunmamaktadır.
Yeri gelmişken belirtilmelidir ki, genel hükümlere göre ispat olanağının varlığı, takip talepnamesinde yer alan borç
sebebinden ve takip dayanağından uzaklaşmak anlamında düşünülmemelidir. Burada sadece icra hukuk mahkemelerinin
dar yetkisi nedeniyle inceleyemediği delillerin genel mahkemede serbestçe ancak, borca bağlı olarak ileri sürülmesi
olanağının varlığı söz konusu olmaktadır.
Açıklanan hususlar Hukuk Genel Kurulu'nun 03.05.2006 gün 2006/19-260 E. 2006/251 K. sayılı kararında da
benimsenmiştir.
Somut olayda; davacı-alacaklı banka, davalı-borçlu hakkındaki ilamsız takibinde, “08.05.2009 tarihli ihtarname, kredi
sözleşmesi ve hesap özetini” borcun sebebi ve takip dayanağı olarak göstererek; 4.688,29 TL'si asıl alacak olmak üzere
toplam 5.669,69 TL tutarındaki alacağın tahsilini istemiş, davalı ise böyle bir borcu olmadığını bildirerek takibe itirazda
bulunmuştur.
Dosya arasındaki 08.05.2009 tarihli ihtarnamede, 07.05.2009 tarihi itibariyle 5549...9019 nolu karttan dolayı 4.688,29 TL
alacak olduğunun yazıldığı, hesap özetinde de aynı rakamın belirtildiği görülmüştür.
Takip dayanağı borcun varlığını ispat yükü üzerinde olan davacı-alacaklı banka tarafından, takibin dayanağı ve borcun
sebebi olan 554960...9019 nolu kredi kartına ilişkin davalının imzasını taşıyan sözleşme aslına veya kredi kartının teslim
belgesine ulaşılamadığı, ayrıca 8159888 müşteri numaralı davalı-borçlunun bilgilerinin aynı adı taşıyan 14202073 numaralı
müşteri ile birleştirilmiş olduğunun tespiti ile karışıklığın giderildiği belirtilmiş olup, 554960...9019 nolu kredi kartının teslim
edildiği belirtilen adresin davalı-borçlunun sözleşmesinde belirtilen ev veya iş adresi olmadığı, davalı-borçlunun iş adresine
554960...6019 nolu kredi kartının teslim edildiği ve takibin 554960...6019 nolu kredi kartına dayalı olmadığı anlaşılmaktadır.
Hukuk Genel Kurulu'nun 14.11.2011 gün 2011/19-671 E. 2011/749 K. sayıllı kararında da belirtildiği üzere, itirazın iptali
davalarında alacaklı, takipte dayanmadığı belgeler dışındaki başka belgelere dayanamaz.
Takip dayanağı ve borcun sebebinin, 554960...9019 nolu kredi kartının davalıya ait olduğu veya ona teslim edildiğinin
yöntemince kanıtlanamaması karşısında, davalı-borçlu itirazında haklı olup, mahkemenin davanın reddine ilişkin direnme
gerekçesi uygun ve karar bu yönüyle yerindedir.
Ne var ki, davacı-alacaklı vekilinin kötüniyet tazminatına yönelik temyiz itirazları Özel Daire'ce incelenmemiş olduğundan,
dosyanın buna ilişkin inceleme yapılmak üzere Özel Daireye gönderilmesi gerekir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle DİRENME UYGUN OLUP; davacı-alacaklı vekilinin kötüniyet tazminatına ilişkin
temyiz itirazlarının incelenmesi için dosyanın 19. HUKUK DAİRESİ'NE GÖNDERİLMESİNE, 6217 sayılı Kanunun
30.maddesi ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’na eklenen “Geçici madde 3” atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı
HUMK'un 440. maddesi uyarınca karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere, 18.09.2013 gününde oyçokluğu ile karar verildi.
HGK. 18.09.2013 T. E:19-142, K:1371
about:blank
Page 3 of 3
Yargı Dünyası
7
22/07/14 09:35
YARGITAY 17.HUKUK DAİRESİ
Tarih: 19.9.2013 Esas: 2012/7372 Karar:2013/12462
Adi Ortaklardan Birinin Borcu Nedeniyle Ortaklık Malları Haczedilemez; Ancak Ortağın Tasfiyedeki Payı
Haczedilebilir
Özet:Dava, adi ortaklık mallarının haczedilemeyeceği iddiasına dayalı haczin kaldırılması talebine ilişkindir.
Dava, hukuki nitelikçe 3. kişinin İİK’nun 96. maddesine dayalı olarak açmış bulunduğu istihkak davasıdır.
Davacı 3. kişi ile davalı borçlu arasında adi ortaklık ilişkisi bulunduğu dosya kapsamı ile sabittir. Adi
ortaklardan birinin borcu nedeniyle ortaklık malları haczedilemez. Ancak ortağın tasfiyedeki payı
haczettirilebilir. Somut olayda, tasfiyedeki payın haczi yerine ortaklık malı haczedilmiş olduğundan davanın
kabulüne karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçelerle redde karar verilmesi hatalıdır.
- 6098 sayılı TÜRK BORÇLAR KANUNU m. 620, 637
- 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu m. 96
Taraflar arasındaki istihkak davasının yapılan yargılaması sonunda; kararda yazılı nedenlerden dolayı davanın
reddine dair verilen hükmün süresi içinde davacı 3. kişi vekili ile vekalet ücretine yönelik olarak davalı
alacaklı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği düşünüldü:
Karar
Davacı 3. kişi vekili, Küçükçekmece 2. İcra Müdürlüğü’nün 2011/6211 sayılı takip dosyasından 10.10.2011
tarihinde haczedilen menkullerin müvekkilinin ortağı olduğu adi ortaklığa ait olduğunu, müvekkili ile borçlu
arasında akdedilmiş 17.05.2011 tarihli adi ortaklık sözleşmesi bulunduğunu, haczin bu ortaklığa ait işyerinde
yapıldığını, adi ortaklık malların haczedilemeyeceğini ileri sürerek haczin kaldırılmasını talep etmiştir.
Davalı alacaklı vekili, haczin borçlunun ortağı olduğu işyerinde yapıldığı, işyerindeki bütün malların değil,
borçlunun hissesine düştüğü tahmin edilen mallar kadar haciz yapıldığını savunarak davanın reddini istemiştir.
Davalı borçlu vekili, müvekkilinin haciz yapılan işyerinin % 50 hisseli adi ortağı olduğunu, müvekkilinin
hissesine düşmesi muhtemel payın haczedilemeyeceğini savunmuştur.
Mahkemece davacının dava dilekçesinde haczedilen malların adi ortaklığa ait olduğunu iddia etmesine rağmen
davayı kendi adına açtığı, dayandığı delillerin de şahsı adına düzenlendiği, davacı ile borçlunun herbirinin ayrı
ayrı vergi kayıtları bulunduğu, haczedilen menkullerle birlikte zilyet oldukları gerekçesiyle davanın reddine
karar verilmiş; hüküm, davacı 3. kişi vekili ile vekalet ücretine yönelik olarak davalı alacaklı vekilince temyiz
edilmiştir.
1- Uyuşmazlık, 3. kişinin İİK’nun 96 vd. maddelerine dayalı istihkak davasına ilişkindir.
Davacı 3. kişi ile davalı borçlu arasında adi ortaklık bulunduğu dosyadaki bilgi ve belgelerden anlaşılmaktadır.
BK hükümleri uyarınca adi ortaklıkta bir ortağın alacaklıları, haklarını ancak ortağın tasfiyedeki payı üzerinde
kullanabilirler. Alacaklı ortaklığa ait bir mal üzerinde haciz koyduramaz. Somut olayda, tasfiyedeki payın
haczi yerine ortaklık malının haczedildiği anlaşıldığından davanın kabulü yerine yazılı şekilde hüküm
kurulması bozmayı gerektirmiştir.
2- Bozma nedenine göre davalı alacaklı vekilinin temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine gerek
görülmemiştir.
http://www.yargidunyasi.com.tr/yazdir.asp?id=18356
Page 1 of 2
Yargı Dünyası
22/07/14 09:35
SONUÇ: Yukarıda (1) no’lu bentte açıklanan nedenlerle davacı 3. kişi vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile
hükmün BOZULMASINA, (2) no’lu bentte açıklanan nedenlerle davalı alacaklı vekilinin temyiz itirazlarının
şimdilik incelenmesine yer olmadığına, peşin alınan harcın istek halinde temyiz eden davacı 3. kişi ve davalı
alacaklıya geri verilmesine 19.09.2013 gününde oybirliğiyle karar verildi.
Yargı Dünyası
http://www.yargidunyasi.com.tr/
http://www.yargidunyasi.com.tr/yazdir.asp?id=18356
Page 2 of 2
www.e-uyar.com
22/07/14 09:38
8
İCRA VE İFLÂS KANUNU ŞERHİ
Madde 83/c : Taşınmaz rehni kapsamındaki eklentinin haczi
1 - İİK.'nun 83/c. maddesinin uygulanabilmesi için; ipotekli taşınmazın eklentisi (teferruatı) niteliğindeki taşınır
malların ayrıca "ipotek akik tablosunda sayılmış (yazılı)" olmasına gerek bulunmadığıŞikayet edenin icra mahkemesine başvurusu, mahcuzların fabrikanın mütemmim cüz'ü ve teferruatı olup taşınmazdan ayrı
haczedilemeyeceği nedeniyle haczin kaldırılması istemine ilişkindir. Başvuru bu hali ile İİK'nun 83/c maddesine dayalı
haczedilmezlik şikayetidir.
Kural olarak eklentilerin taşınmazdan ayrı olarak haczi mümkündür. Ancak İİK'nun 83/c hükmüne göre taşınmaz rehni
ipotek akit tablosunda sayılı bulunan eklenti, taşınmazdan ayrı olarak haczedilemez.
Türk Medeni Kanununun 686.maddesine göre teferruat niteliğinde olduğu anlaşılan mahcuzlar rehin kapsamında
kaldığından ipotek akit tablosunda yazılı olmasalar dahi İİK'nun 83/c hükmü uyarınca haczedilemezler. Bu şikayet İİK'nun
16/2.maddesi gereğince süreye tabi değildir. Anılan haczedilmezlik şikayetini taşınmaz üzerinde lehine ipotek tesis edilen
alacaklı veya mahcuzların mülkiyetine sahip bulunan borçlu icra mahkemesine yapabilir.
O halde, mahkemece işin esası usulünce incelenerek sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, şikayetin süresinde
olmadığı gerekçesiyle reddi isabetsizdir.
SONUÇ : Şikayetçinin temyiz itirazlarının kabulü ile mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK'nun 366 ve
HUMK’nun 428. maddeleri uyarınca (BOZULMASINA)…
12. HD. 08.04.2013 T. E:4986, K:13252
about:blank
Page 1 of 1
www.e-uyar.com
22/07/14 09:41
9
İCRA VE İFLÂS KANUNU ŞERHİ
Madde 107 : Talep hakkı
2 - Her alacaklı mensup olduğu derece adına satış talebinde bulunabileceğinden (İİK. 107), ayni dereceye dahil
alacaklılardan birinin satış istemesi halinde, haczin o derece için düşmeyip geçerliliğini devam ettireceği ve diğer
alacaklıların ayrıca satış istemesine gerek kalmayacağı—
I- Şikayet süresinde satış istenmemesi sebebiyle düşen hacze öncelik veren sıra cetvelinin iptali istemine ilişkindir.
Şikayet olunan banka vekili avans yatırmadıklarını fakat satış istediklerini bildirerek şikayetin reddi gerektiğini savunmuştur.
İcra mahkemesi'nce şikayet olunanın yasal süresi içinde satış istediği, avansın her zaman tamamlanabileceği gerekçesiyle
şikayetin reddine karar verilmiş; hüküm şikayetçi vekili tarafından temyiz edilmiştir.
İcra ve İflas Kanunu'nun 59 uncu maddesine göre talepte bulunanın, o işlemin yapılması için gerekli masrafları avans olarak
yatırması gerekir; aksi halde talep yapılmamış sayılır. Yatırılan masraf avansının yetmeyeceği sonradan anlaşılırsa, bunun
tamamlanması istenebilirse de, masraf hiç yatırılmamışsa geçerli bir talebin varlığından söz edilemez. Bu itibarla
mahkemenin gerekçesinde isabet yoktur.
Öte yandan İcra ve İflas Kanunu'nun 107 nci maddesi çerçevesinde aynı derecede hacze iştirak eden alacaklılardan her biri,
içinde bulunduğu derece namına satış isteyebilir. Bu durumda mahkemece tarafların ihtiyati haciz ve kesinleşme tarihlerine
bakılarak, aynı Kanunun hacze iştirake dair 268 nci maddesinin 30.7.2003 günü yürürlüğe giren 4949 Sayılı yasadan önceki
şekline göre tarafların birbirlerinin haczine iştirak edip edemeyecekleri ve bir iştirak derecesi oluşturuyorlarsa bu kez
şikayetçinin 107 nci madde çerçevesinde satış talebinde bulunup bulunmadığına bakılarak bir karar verilmek gerekirken
hatalı gerekçe ve eksik incelemeyle yazılı şekilde hüküm kurulması bozmayı gerektirmiştir.
SONUÇ: Temyiz olunan hükmün yukarda açıklanan sebeple BOZULMASINA, peşin harcın istenmesi halinde iadesine,
20.4.2011 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
19. HD. 20.4.2011 T. E: 2825 K: 5280
II- Asıl ve birleşen davalar dava dışı borçluya ait taşınmazın satışından sonra düzenlenen sıra cetvelinin iptali istemine
ilişkindir.
Davacı H. Sigorta AŞ. vekili alacaklısı bulundukları ve haciz koydukları diğer iki takip dosyasının da garameten paylaşıma
dâhil edilmesi gerektiğini, zira hacizlerin düşmediğini ileri sürerek;
Birleşen dosyalar davacısı Hazine vekili ise sıra cetvelinin ilk kesin haczin konulduğu dosyadan yapılmamasının doğru
olmadığını ve 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun'un 21/I'inci maddesinin uygulanması gerektiğini
bildirerek sıra cetvelinin iptaline karar verilmesini talep ve dava etmişlerdir.
İcra Mahkemesince Afyonkarahisar 1. İcra Müdürlüğü'nün 2004/4370 ve 4371 sayılı takip dosyalarından konulan hacizlerin
iki yıllık yasal süre içinde satış istenmemiş olması nedeniyle düştüğü gerekçesiyle asıl davanın reddine; Hazine vekilince
açılmış davaların ise kabulüne karar verilmiş; hüküm davacı H. Sigorta AŞ. vekili ile davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
1- Taraf sıfatı dava şartı olup, mahkemece re'sen göz önüne alınması gereken hususlardandır. Sıra cetvelinde alacaklı
görünen davalı Y. E. iken, davaya İ. E. tarafından cevap verildiği, bu kişinin temyiz dilekçesi de verdiği anlaşılmıştır.
Mahkemece bu yönün gözden kaçırılarak hüküm kurulması doğru değildir.
2- Davacı H. Sigorta AŞ.nin temyiz itirazı, adı geçenin alacaklı olduğu üç ayrı icra takip dosyasında aynı tarihte haciz
about:blank
Page 1 of 5
www.e-uyar.com
22/07/14 09:42
10
İCRA VE İFLÂS KANUNU ŞERHİ
Madde 101 : Önce icrası lazım gelen merasime lüzum olmaksızın iştirak
1 - Nafaka alacağından dolayı konulan haczin, kamu alacağından dolayı konulan ilk hacze katılamayacağı—
Davacı vekili, borçluya ait taşınmazın satışından sonra düzenlenen sıra cetvelinde ipotekli alacaklıya ayrılan paydan sonra
kalan meblağın davalıya ödenmesine karar verildiğini, müvekkilinin nafaka alacağının önceliği bulunması nedeniyle sıra
cetvelinin hatalı olduğunu ileri sürerek sıra cetvelinin iptaline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Mercii hakimliğince nafaka alacağının takibe yönelik gerek olmadan ilk hacze iştirakinin ... olduğu iştirak halinde sıranın
206. maddesine göre sıralamanın belirleneceği, bu durumda davacının birinci sırada önceliği bulunduğu gerekçesiyle sıra
cetvelinin iptaline karar verilmiş, karar davacı vekilince temyiz edilmiştir.
Bedeli paylaşıma konu taşınmaza ilk haciz SSK tarafından 5.11.1999 tarihinde uygulanmıştır. 6183 sayılı Yasada bir kamu
alacağından dolayı kamu idareleri arasında hacze iştirak ilişkisi kabul edilmiştir. Ancak bir kamu alacağına adi ve imtiyazlı
diğer alacaklarının iştirakine ilişkin bir düzenleme bulunmadığından nafaka alacaklısı kamu alacağından dolayı konulan ilk
hacze iştirak edemez (İİD. 21.5.1957, 1145/2469; İİD. 28.4.1966, 4723/4543). Bu nedenle nafaka alacaklısının iştirak
talebine yönelik şikayetin reddi gerekirken, yazılı gerekçeyle kabulünde isabet görülmemiştir.
19. HD. 20.11.2003 T. E: 5835, K: 11721
about:blank
Page 1 of 1
www.e-uyar.com
22/07/14 09:44
11
İCRA VE İFLÂS KANUNU ŞERHİ
Madde 96 : 1- Hazırlık safhası
29 - İstihkak iddiasına ilişkin İİK’nun 96 vd.ndaki hükümlerin taşınır mallar hakkında uygulanabileceği, taşınmaz
üzerine konulan haczin kaldırılması taleplerinin “şikayet” yoluyla icra mahkemesine bildirilmesi gerekeceğiI- Hukuk Genel Kurulu'nun 07.04.2004 tarih ve 2004/12-210 E., 2004/208 K. sayılı kararında da açıklandığı üzere,
taşınmazın borçlunun borcu nedeniyle haczedilebilmesi için haciz tarihinde borçlu adına kayıtlı olması zorunludur. Takipte
borçlu sıfatı bulunmayan üçüncü kişinin, mülkiyeti kendisine ait taşınmaza konan haczin kaldırılmasını icra mahkemesinden
şikayet yolu ile isteme hakkı vardır. 4721 Sayılı TMK'nun 705/1. maddesi; "Taşınmaz mülkiyetinin kazanılması tescille olur.
Miras, mahkeme kararı, cebri icra, işgal, kamulaştırma halleri ile kanunda öngörülen diğer hallerde mülkiyet tescilden önce
kazanılır. Ancak bu hallerde malikin tasarruf işlemleri yapabilmesi, mülkiyetin tapu kütüğüne tescil edilmiş olmasına
bağlıdır." hükmünü içermektedir.
Somut olayda; borçlu hakkında bonoya dayalı olarak yapılan takibin kesinleşmesi üzerine, borçlu Şemsettin Kurtoğlu'nun
tapuda adına kayıtlı gözüken 792 parsel sayılı taşınmazdaki 6/12 hissesine 14.08.2009 tarihinde haciz konulmuştur. Kocaeli
Asliye 2. Hukuk Mahkemesi'nin 27.05.2008 tarih ve 2007/291 Esas, 2008/195 Karar sayılı ilamı ile "... 792 parselin davalılar
Şemsettin ve Selahattin Kurtoğlu adına olan tapularının iptali ile taşınmazın tamamı 12 hisse kabul edilerek 6 hissesinin
davacı Ali oğlu Bayram Kurtoğlu adına, 3'er hissesinin de Hasan evlatları Şemsettin Kurtoğlu ve Selahattin Kurtoğlu
adlarına tapuya kayıt ve tesciline" hükmedilmiş, karar tescil açısından 08.05.2009 tarihinde kesinleşmiştir. Mahkemece,
taşınmazın 6/12 hissesinin, haciz tarihinden önce şikayetçi adına tesciline karar verildiği anlaşıldığından, haczin Bayram
Kurtoğlu'nun 6/12 hissesine şamil olacak şekilde kaldırılması gerekirken, yazılı gerekçe ile istemin reddi yönünde hüküm
tesisi isabetsizdir.
SONUÇ : Şikayetçinin temyiz itirazlarının kabulü ile mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK 366 ve HUMK’nun
428. maddeleri uyarınca (BOZULMASINA)…
12. HD. 03.11.2011 T. E:5150, K:21498
II- Takipte taraf olmayan 3.kişi, satış vaadi sözleşmesiyle satın aldığı gayrimenkulün tapu kaydı üzerine konulan haczin
kaldırılmasını talep ettiği, mahkemece istemin İİK'nun 96/3.maddesine göre haczin öğrenildiği tarihten itibaren yedi gün
içinde ileri sürülmediğinden bahisle reddine karar verildiği anlaşılmaktadır.
İİK’nun 96 ve bunu izleyen maddelerinde düzenlenen istihkak iddiasına ilişkin koşullar menkul mallar için uygulanmaktadır.
Taşınmaz üzerine konulan haczin kaldırılması istemi icra memurunun işlemine yönelik şikayet mahiyetinde olduğundan
şikayet koşulları doğrultusunda çözümlenmesi gerekir (HGK’nun 24.09.1997 tarih 1997/15-461 E. 1997/729 K.; HGK’nun
13.06.2001 tarih ve 2001/12-461 E. 2001/516 K.; HGK’nun 31.03.2004 tarih ve 2004/12-198 E. 2004/183 K.).
Somut olayda, gayrimenkul tapu kaydında haciz tarihinde, takipte taraf olmayan şikayetçi 3.kişi Ramazan Yılmaz lehine
satış vaadi şerhi bulunduğu, bu kişinin taşınmaz üzerine konan haczin kaldırılmasını talep ettiği görülmektedir.
Mahkemece istem şikayet olarak kabul edilmeli ve işin niteliği gözetilerek süreye tabi olmadığı da nazara alınarak, işin
esası incelenip neticelendirilmelidir. Eksik inceleme ve hatalı değerlendirmeyle yazılı şekilde hüküm tesis edilmesi
isabetsizdir.
SONUÇ : Şikayetçinin temyiz itirazlarının kabulü ile mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK 366 ve HUMK’nun
428. maddeleri uyarınca (BOZULMASINA)…
12. HD. 20.06.2011 T. E:2010/31912, K:2011/12459
about:blank
Page 1 of 2
www.e-uyar.com
22/07/14 09:50
12
İCRA VE İFLÂS KANUNU ŞERHİ
Madde 100 : Hacze iştirak derecelerinin teşkili
21 - Avukatlık Kanununun 166/II. maddesine göre avukatın ‘sözleşme ile kararlaştırılan’ ve ‘hakim tarafından takdir
olunan’ ücretinden dolayı, ‘kendi çalışması sonucunda müvekkilinin muhafaza ettiği veya kazandığı mallar’ ve ‘diğer
taraftan ilam gereğince tahsil edilecek para yahut alınacak mallar’ üzerinde rüçhan hakkına sahip olduğu—
I- Davacı, müvekkili Şükrü Denetmiş adına Altınyunus Gıda Ltd. Şti. aleyhine açılan dava sonucunda işçi alacağının hüküm
altına alındığını, vekalet ücretinin tahsili amacıyla Şükrü Denetmiş aleyhine takibe geçildiğini ve 2001/14026 sayılı dosyaya
yatan paraya 29.6.2001 tarihinde haciz konulduğunu, sıra cetvelinde 1. sıranın davalıya verildiğini, Avukatlık Kanununun
166. maddesi uyarınca vekalet ücretinin rüç-hanlı olduğunu» ileri sürerek «sıra cetvelinin iptaline karar verilmesini» talep ve
dava etmiştir.
Davalı vekili, «davacının vekalet ücretini tahsil edemediği halde vekalet görevini devam ettirmesinin takip konusu alacağın
gerçek olmadığını ortaya koyduğunu, hakim tarafından hükmolunan vekalet ücretinin önceliği bulunduğunu, sözleşme ile
kararlaştırılan vekalet ücreti alacağının hüküm altına alınmadan öncelik tanınamayacağını» belirterek «davanın reddini»
istemiştir.
Mercii Hakimliğince «vekalet ücretinin rüçhanlı olduğu» gerekçesiyle «sıra cetvelinin iptaline» karar verilmiş, karar davalı
vekilince temyiz edilmiştir.
Davacının alacağı, vekalet ücretinden kaynaklanmaktadır. Avukatlık Kanununun 164/2. maddesine göre avukat, sözleşme ile
kararlaştırılan ve hakim tarafından takdir olunan ücretinden dolayı kendi çalışması sonucunda müvekkilinin muhafaza ettiği
veya kazandığı mallar ve davadaki diğer taraftan i-lam gereğince tahsil edilecek para yahut alınacak mallar üzerinde diğer
alacaklılara nazaran rüçhan hakkına sahiptir. Mercii Hakimliğince anılan hüküm gözetilerek, yazılı şekilde karar verilmesinde
bir isabetsizlik bulunmamaktadır.
Davalı, davacının vekalet ücreti alacağının esas ve miktarına yönelik itirazlar ile sürmüştür. Bu itirazların iptal üzerine
yeniden düzenlenecek sıra cetvelinde ileri sürülmesi mümkün bulunduğundan, bu itirazlar yönünden ince-leme
yapılmamasında usulsüzlük bulunmamaktadır.
19. HD. 23.1.2003 T. E: 2002/6434, K: 511
II- Davacı, «Memduh Akdağ vekili olarak TEAŞ aleyhine açtığı dava sonucunda 9.200.000.000 TL vekalet ücretine hak
kazandığını, davada kazanılan meblağ üzerine başka alacaklıların haciz koyması sonucu yapılan paylaştırma müvekkiline
pay ayrılmadığını, Avukatlık Kanununun 166/2. maddesi uyarınca vekalet ücretinin rüçhanlı alacak olduğunu» ileri sürerek
sıra cetveline itiraz etmiştir.
Davalı vekili, «sıra cetvelinde hata bulunmadığını, bedel artırım davalarında artırılan bedelin %10’unun vekalet ücreti olarak
kararlaştırıldığını, her zaman düzenlenmesi mümkün vekalet sözleşmesine göre pay ayrılamayacağını» belirterek «şikayetin
reddini» istemiştir.
Mercii Hakimliğince «davacının vekil olarak açtığı dava sonunda kazandığı bedel üzerinden vekalet ücretinin rüçhaniyeti
bulunduğu» gerekçesiyle «şikayetin kabulüne» karar verilmiş, karar davalı vekilince temyiz edilmiştir.
Avukatlık Kanununun 166/2. maddesine göre avukat, sözleşme ile kararlaştırılan ve hakim tarafından takdir olunan
ücretinden dolayı, kendi çalışması sonucunda müvekkilinin muhafaza ettiği veya kazandığı mallar ve da-vadaki diğer
taraftan hakkına sahiptir. Somut olayda, davada kazanılan meblağ, şikayetin kabulünde bir isabetsizlik bulunmamaktadır.
Davalının vekalet ücre-tinin miktarına yönelik itirazları yeniden düzenlenecek sıra cetveline itiraz halinde
about:blank
Page 1 of 2
www.e-uyar.com
22/07/14 09:51
13
İCRA VE İFLÂS KANUNU ŞERHİ
Madde 106 : Talep için müddetler
5 - Kıymet taktirine ilişkin şikayetin İİK. 106’daki süreleri kesmeyeceği (Ancak, kıymet taktirine ilişkin şikayet
sonuçlanmadan satış yapılamayacağı)—
Davacı vekili, borçluya ait taşınmazların satışından sonra düzenlenen sıra cetvelinde satış bedelinin davalıya ödenmesine
karar verildiğini, süre​sinde satış istememesi nedeniyle haczi düşen davalıya ödeme yapılamaya​cağını ileri sürerek sıra
cetvelinin iptaline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, müvekkilinin satışa konu taşınmazları 4.8.1997 tarihin​de haczettiğini, iki yıllık süre dolmadan 4.5.1999
tarihinde satış istediğini, davacı bankanın kıymet takdirine itiraz etmesi nedeniyle sürelerin işle​meyeceğini belirterek
şikâyetin reddi gerektiğini savunmuştur.
Merci Hakimliğince kıymet takdirine itiraz sonuçlanmadan satış istenemeyeceğinden itirazın incelenmesi devam ederken
sürelerin işlemeyeceği gerekçesiyle şikâyetin reddine karar verilmiş, karar davacı vekilince tem​yiz edilmiştir.
Bedeli paylaşıma konu taşınmaz davalı alacaklı tarafından 4.8.1997 ta​rihinde haczedilmiştir. İİK.nun 106 ve 110. maddeleri
uyarınca haczedilen taşınmazın iki yıl içinde satışının esmemesi halinde haciz düşer. Kıy​met takdirine İlişkin talep ve takdir
edilen kıymete itiraz İİK.nun 106. maddesindeki süreleri kesmez. Zira kıymet takdirine itiraz satışın istenme​sine engel
değildir. Ancak satış, itiraz karara bağlandıktan sonra yapılma​lıdır. Davalı alacaklının 21.9.1999 tarihli satış talebi iki yıllık
süreden son​ra yapıldığından haciz düşmüştür. Merci Hakimliğince bu yönler gözetile​rek şikâyetin kabulü gerekirken yazılı
gerekçeyle reddinde isabet görülme​miştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nemlerle hükmün BOZULMASINA…
19. HD. 17.01.2003 T. E: 2002/5442, K: 272
about:blank
Page 1 of 1
www.e-uyar.com
22/07/14 09:53
14
İCRA VE İFLÂS KANUNU ŞERHİ
Madde 113 : Vaktinden evvel satış
2 - Borçlunun da, hacizli malların satışını isteyebileceği—
I- Borçluya ait 49 nolu ödeme emri 4.9.1998 tarihinde tebliğ edilmiş olup, borçlu 7 günlük süre içinde 8.9.1998 tarihinde
borca kısmi itirazda bulunmakla, takip itiraz edilen miktar için durmuştur. Alacaklı itiraz edilen kısım için itirazın kaldırılması
talebinde bulunmadığı ve kesinleşen borç miktarı için takibi sürdüreceğine, haczedilen malların satışının yapılmasına ilişkin
bir istemi bulunmadığı halde, icra müdürü borçlunun talebi üzerine mahcuz malların satışına karar vermiştir.
Satış kararında satış ilanının borçluya ve alacaklıya tebliğine karar verildiği halde, sözü edilen tebliğ işlemi yapılmadan satış
gerçekleştirilmiştir. Öte yandan «satış ilanının sadece divanhanede yapılmasına, gazete ile ilan yapılmasına gerek
bulunmadığına» karar verilmiş, ihaleye sadece borçlunun eşi katılarak mahcuz malları değerinin çok altında bir bedelle
almıştır. İİK. 114. maddesine göre icra müdürünün ilanın şeklini ve gazete ile yapılıp yapılmayacağını tarafların menfaatlerine
uygun şekilde tayin etmesi gerekir. Somut olayda borçlu satış istemiş ve ihaleye de sadece borçlunun eşi katılarak mahcuz
malları satın almıştır. Bu durum ihalenin gerekli şekilde duyurulmadığını ve tarafların menfaatlerine uygun satışın
yapılmadığını göstermektedir. Ayrıca icra müdürü satış kararında, kesinleşmeyen miktarı gözardı ederek ve herhangi miktar
üzerinden satışın yapılacağını da göstermemiştir.
Borçlunun her nekadar mahcuz malların satışını isteme hakkı var ise de; açıklanan tüm bu olgular karşısında, ihale işleminin
usulsüz olarak yapılıp gerçekleştirildiği anlaşıldığından, alacaklının «ihalenin feshi» isteminin kabulü gerekirken, yazılı
gerekçe ile reddine karar verilmesi isabetsizdir.
12. HD. 12.5.1999 T. E: 5590, K: 6173
II- İİK’nun 150 g. maddesi yoluyla uygulanması gerekli aynı kanunun 113. maddesinin 1. fıkrasında da açıklandığı gibi,
alacaklı talep etmeden, borçlunun talebi ile de satışın yapılabileceği, buna uygun olarak borçlu vekili tarafından satış
masrafı yaptırılıp, ihalenin gerçekleştirildiği nazara alınmadan, ihalenin fesholunması isabetsizdir.
12. HD. 25.9.1990 T. E: 6496, K: 8997
about:blank
Page 1 of 1
www.e-uyar.com
22/07/14 09:57
15
İCRA VE İFLÂS KANUNU ŞERHİ
Madde 115 : İhalenin yapılması
38 - Her biri ayrı ekonomik değer taşıyan birden fazla menkulün ayrı ayrı satılması gerekeceğiHer biri ayrı ekonomik değer taşıyan birden fazla menkulün bir arada satılması doğru değildir. Zira menkullerin içinde birden
fazla olan pano ve jenaratör .ihtiyaç sahipleri tarafından tek tek alınması olasıdır. Bu nedenle toplam 110.600.YTL. bedelli
menkullerin birlikte ihale edilmesinde herhangi bir zorunluluk olmadığı halde birlikte satılarak ihalenin bir tek alacaklının
katılımı ile neticelendirilmesi zarar unsuru da nazara alındığında doğru görülmemiştir. Mahkemece şikayetin kabulü ile
ihalenin feshine karar verilmesi gerekirken reddi isabetsizdir.
SONUÇ : Şikayetçi vekilinin temyiz itirazlarının kısmen kabulü ile mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle IİK.366. ve
HUMK.428. maddeleri uyarınca (BOZULMASINA),
12. HD. 25.01.2008 T. E:2007/22759, K:2008/1149
about:blank
Page 1 of 1
www.e-uyar.com
22/07/14 10:06
16
İCRA VE İFLÂS KANUNU ŞERHİ
Madde 127 : Ayrıca tebliğler
b) - İİK. 244’de, İİK. 124’e yollama yapılmamış olduğundan, müflise «satış ilanı»nın tebliğine gerek bulunmadığı—
İİK’nun 244. maddesinin aynı kanunun 127. maddesine atıf yapmamış olmasına, bu nedenle müflise satış ilanının tebliğinin
gerekmemesine...
12. HD. 24.1.1984 T. E: 10250, K: 463
about:blank
Page 1 of 1
www.e-uyar.com
22/07/14 10:06
17
İCRA VE İFLÂS KANUNU ŞERHİ
Madde 128/a : Kıymet takdirine ilişkin şikâyet
16 - İcra müdürlüğünce yapılmış olan kıymet takdiri işlemine süresinde itiraz etmemiş (bu konuda şikayet yoluyla
icra mahkemesine başvurmamış olan) olan tarafın, ihalenin yapılmasından sonra, kıymet takdirine itiraz
niteliğindeki iddialarla ihalenin feshini isteyemeyeceğiİhalesi yapılan taşınmaz 14 parsel sayılı ana taşınmaz üzerinde bulunan 12 nolu meskendir. İcra müdürlüğünce 31.12.2008
tarihinde yapılan kıymet takdiri işlemi sonucu bilirkişilerce düzenlenen 18.01.2009 tarihli raporda meskenin net alanı(faydalı
alanı) 83 m2 olarak belirlenmiş, anılan rapor 11.03.2008 tarihinde borçluya tebliğ edilmiş ve itiraz edilmeksizin
kesinleşmiştir. Satış ilanı ve ihale şartnamesinde de kesinleşen kıymet takdirine uygun olarak meskenin net alanı(faydalı
alanı) 83 m2 olarak belirtildiği görülmüştür. Kıymet takdiri raporuna itiraz etmeyen borçlunun daha sonra kıymet takdirine
itiraz niteliğindeki iddialarla ihalenin feshini istemesi mümkün değildir. Bir diğer anlatımla borçlunun yasal sürede itiraz
etmemesi sonucu kesinleşen kıymet takdirine uygun olarak satış yapılmış olup, ihalenin feshi aşamasında kesinleşen
kıymet takdiri konusunda yeniden değerlendirme yapılamaz.
O halde mahkemece borçlunun ihalenin feshine yönelik şikayetinin reddi yerine yazılı gerekçe kabulüne karar verilmesi
isabetsizdir.
SONUÇ : Alacaklı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK 366 ve HUMK'nun
428. maddeleri uyarınca (BOZULMASINA),
12 HD 27.04.2010 T. E:2009/28598, K:2010/10390
about:blank
Page 1 of 1
www.e-uyar.com
22/07/14 10:07
18
İCRA VE İFLÂS KANUNU ŞERHİ
Madde 128/a : Kıymet takdirine ilişkin şikâyet
18 - Kıymet takdirine itiraz üzerine verilen kararlar kesin olmakla beraber, ihalenin feshi aşamasında mahkemece
değerlendirilebileceğiIIK.nun 127. maddesi gereğince taşınmaz satışlarında, satış ilanının bir örneği borçluya tebliğ edilmelidir. Bu işlemin
yapılmamış olması başlı başına ihalenin feshi nedenidir.
Somut olayda icra takibinin borçlusu olan şikayetçi Mahi Demirbaş'a satış ilanının 07.10.2008 tarihinde bizzat tebliğ
edildiği, adı geçenin ise icra mahkemesine başvurusunda tebliğ belgesindeki imzanın kendisine ait olmadığını ve bu
nedenle tebliğ işleminin usulsüz olduğunu ileri sürerek ihalenin feshini talep ettiği anlaşılmaktadır.
Tebligat Kanunu ve Nizamnamesi, tebliğ belgesindeki imzanm inkârında tahkik şeklini ve yöntemini göstermemiştir. Bu
nedenle hâkim her somut olayın özelliğini cereyan şeklini gerçekleşen maddi olguları en ufak ayrıntılarına kadar gözönünde
tutup iddiayı tetkike tabi tutmalıdır. 7201 Sayılı Tebligat Kanununun 32.maddesi gereğince, tebliğ usulüne aykırı yapılmış
olsa bile, muhatabı tebliğ işleminde haberdar olmuş ise geçerli sayılır. Muhatabın beyan ettiği öğrenme tarihi tebliğ târihi
olarak kabul edilir.
Hukuk Genel Kurulunun 12.02.1969 tarih ve 1967/172-107 sayılı kararında da benimsendiği üzere öğrenme tarihinin aksi
tanık beyanıyla ispat edilemez..
Tebligattaki imza inkâr edildiğine göre mahkemece, HUMK. nun 308 ve 309. maddeleri gereğince imza yönünden
yöntemince bilirkişi incelemesi yapılıp sonucuna göre satış ilanı tebliğ işleminin usulüne uygun olup olmadığı belirlenmelidir.
Öte yandan, borçlu vekili icra mahkemesine başvurusunda, kıymet taktirine itiraza ilişkin icra mahkemesinin ret kararının
doğru olmadığını da ileri sürmektedir. Kıymet takdirine itiraz üzerine verilen kararlar kesin olmakla birlikte anılan hükümler
ihalenin feshi aşamasında incelenebilir. Borçlunun kıymet taktirine itirazının Pendik İcra Mahkemesinin 07.12.2007 tarih ve
2007/900-264 sayılı kararı İİK. nun 128/a maddesi uyarmca 7 günlük sürede masraf yatılmadığmdan reddedildiği
anlaşılmaktadır. IİK.nun 128/a-1. maddesi son cümlesinde "şikayet tarihinden itibaren yedi gün içinde gerekli masraf ve
ücretin mahkeme veznesine yatırılması halinde yeniden bilirkişi nicelemesi yaptırılabilir." hükmüne yer verilmiştir. Bu
hükmün uygulanabilmesi için borçlunun yatırması gereken miktarın mahkemece belirlenmiş olması gereklidir.
O halde mahkemece yukarıda yapılan açıklamalar doğrultusunda inceleme yapılarak sonra oluşacak sonuca göre ihalenin
feshi istemi hakkında bir karar verilmesi gerekirken eksik incelemeye dayalı olarak yazılı gerekçe ile istemin reddi
isabetsizdir.
SONUÇ • Borçlu vekilinin temyiz itirazlarının kısmen kabulü ile mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK 366 ve
HUMK'nun 428. maddeleri uyarmca (BOZULMASINA),
12 HD 06.10.2009 T. E:9510, K:18146
about:blank
Page 1 of 1
www.e-uyar.com
22/07/14 10:09
19
İCRA VE İFLÂS KANUNU ŞERHİ
Madde 133 : İhalenin feshi ve farkının tahsili
25 - İİK. l33/I uyarınca yapılacak satışlarda icra müdürlüğünce tek satış günü belirleneceği—
İİK. 133/1 maddesinde; «satış memurunca ihalenin feshedilmesi üzerine taşınmazın yeniden arttırmaya çıkarılacağı, bu
arttırmanın ilgililere tebliğ edilmeyip, yalnızca satıştan en az 7 gün önce yapılacak ilamla yetinileceği» hüküm altına
alınmıştır. Bu arttırmada başvuru halinde yapılacak teklifin, 129. maddesinin 2. fıkrasındaki hükümlere uyması şartı ile
taşınmaz en çok arttırana ihale olunur. Satış memurunca bu kurala uyulmayarak, tek satış günü yerine iki ayrı satış günü
tayin edilmesi ve ikinci satış gününde ihalenin yapılması doğru değildir. Bu nedenle «ihalenin feshine» karar verilmek
gerekirken şikayetin reddi isabetsizdir.
12. HD. 23.10.1996 T. E: 12241, K: 12923
about:blank
Page 1 of 1
www.e-uyar.com
22/07/14 10:15
20
İCRA VE İFLÂS KANUNU ŞERHİ
Madde 128 : Mükellefiyetlerin listesi
51 - Kıymet takdiri raporu hiç tebliğ edilmemiş olsa bile, borçlu en geç anılan rapora satış ilanı tebliği ile muttali
olacağından raporun hiç tebliğ edilmemiş olmasının sonuca etkisinin bulunmadığıBorçlu kendisine kıymet takdiri raporunun tebliğ edilmediğini, ayrıca satış ilanı tebliğinin usulüne uygun olmadığını ileri
sürerek sair iddialarla ihalenin feshine karar verilmesini istemiştir.
İİK.nun 127. maddesi uyarınca borçluya satış ilanının tebliği zorunlu olup, bu hususun yerine getirilmemesi başlı başına
ihalenin fesih nedenidir. Somut olayda, borçluya satış ilanı 03.06.2011 tarihinde “muhatabın o anda evde olmaması
sebebiyle muhatap yerine aynı evde ikamet eden eşi görünüşüne göre 18 yaşını bitirmiş ve ehliyetli olan nermin kenara
tebliğ edildi” şerhiyle tebliğ edilmiş olup bu tebligat 7201 sayılı Tebligat Kanunu' nun 16. maddesine göre usulüne
uygundur. Dolayısıyla kıymet takdir raporu hiç tebliğ edilmemiş olsa bile, borçlu en geç anılan rapora satış ilanı tebliği ile
muttali olacağından raporun hiç tebliğ edilmemiş olmasının sonuca etkisi bulunmamaktadır. Kaldı ki, borçlu satış ilanın
tebliği üzerine yasal 7 günlük süre içerisinde kıymet takdir raporunun kendisine tebliğ edilmediğine ilişkin olarak şikayet
yoluna da başvurmamıştır.
O halde mahkemece, borçlunun şikayet dilekçesinde ileri sürdüğü diğer fesih iddiaları üzerinde durulup oluşacak sonuca
göre bir karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçeyle ihalenin feshine karar verilmesi isabetsizdir.
SONUÇ: Alacaklının temyiz itirazlarının kabulü ile mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK. 366 ve HUMK.’nun 428.
maddeleri uyarınca (BOZULMASINA)…
12. HD. 21.03.2013 T. E:1908, K:10772
about:blank
Page 1 of 1
www.e-uyar.com
22/07/14 10:16
İCRA VE İFLÂS KANUNU ŞERHİ
Madde 129 : İhale
25 - İcra mahkemesinin «haczedilmezlik şikayetinin reddine» ilişkin kararının onanmasından sonra, satışın
yapılabileceği, bu karara karşı karar düzeltme yoluna gidilmesinin, satışın ertelenmesine neden olmayacağı—
...İİK.nun 364/3. maddesi gereğince temyiz, satıştan başka icra işlemlerini durduramaz ise de, aynı kanunun 366.
maddesinde karar düzeltme yoluna gidilmesi halinde satışın kendiliğinden durdurulacağına dair bir hüküm bulunmamaktadır.
Bu durumda haczedilmezlik şikayetinin reddine ilişkin kararın onanmasından sonra, satışın yapılmasında yasaya aykırılık
yoktur. Taşınmazın daha önce yapılamayan satış işlemleri sırasında imar durumu getirtildiği için, imar durumunda bir
değişiklik olduğu da iddia edilmediğine göre, merciin bu hususa yönelik fesih gerekçesi de doğru görülmemiştir. O halde
şikayetin reddine karar verilmesi gerekirken kabulü isabetsizdir. Şikayetçinin fesatla ilgili delillerinin toplanmadığı halde, adı
geçenin anılan konuda ve gerekçeye yönelik bir temyizi bulunmadığı cihetle, bu eksiklik bozma nedeni yapılmamıştır.
12. HD. 21.4.1998 T. E: 3978, K: 4430
about:blank
Page 1 of 1
Download

İCRA VE İFLÂS KANUNU ŞERHİ Madde 32 : İcra emri ve muhtevası