30.05.2014 Sayı:2 Yıl:1
Başbakanımız Recep Tayyip Erdoğan,
Avrupalı Türk Demokratlar Birliği'nin
(UETD) kuruluşunun 10. yılı dolayısıyla
düzenlenen etkinlikte Avrupa'da
yaşayan Türklere hitap etti.
Sayın Başbakanımızın konuşmasından
öne çıkanlar.
"Hesabını mutlaka soracağız"
"Yeryüzündeki tüm dost ve kardeşlerimize, taziyeleri,
temennileri, duaları için teşekkür ediyorum. Soma'dan
10 kişilik bir heyet ziyaretime gelmişti. Onlarla
oturduk, dertleştik, durum nedir ne değildir, onlar da
madenciydi, baretleriyle geldiler. Onlarla görüşmemin
arkasından Şansölye Sayın Merkel ile bir telefon
görüşmesi yaptık. Ülkemizde ve dünyanın birçok
yerinde Kur'an-ı Kerim okundu, dualar edildi, ezan-ı
Muhammed'i okundu. Rabbim, inşallah bunları kabul
buyursun, 301 şehidimizin ruhunu muazzez etsin. Bir
kez de burada, sizlere şu sözü vermek istiyorum. Bu
elim kazadaki ihmalleri mutlaka ortaya çıkaracak,
hangi kademede olursa olsun bunun hesabını mutlaka
soracağız. Şu anda hem idari hem adli soruşturmalar
devam ediyor. Şehitlerimizin bizlere emaneti olan
yetimlerine, ailelerine devlet olarak sahip çıkacak,
acılarını hafifletmek adına ne gerekiyorsa yapacağız
ve yapıyoruz."
"Dinimizden, dilimizden, kültürümüzden taviz
veremeyiz"
"Şunu unutmayın kardeşlerim, birlikten kuvvet doğar.
Biz, Türkiye'de olduğu gibi, burada da, merhum Hacı
Bektaş Veli'nin deyimiyle, bir olacağız, iri olacağız,
diri olacağız. Referansımız her zaman demokrasi
olacak, hukuk olacak, barış olacak. Nefes alıp
verdiğimiz her yerde uyumu savunduk, uyumlu bir
toplum olmak suretiyle geleceğe yürümeyi savunduk.
Asimile olmadan özünden, öz kültüründen, öz
dilinden taviz vermeden entegrasyonu teşvik etmeyi
savunduk. Ben, aynısını söylemiştim yine
söylüyorum, çünkü biz dinimizden, dilimizden,
kültürümüzden taviz veremeyiz. Değişimden taviz
veremeyiz."
"Yüz yıllar boyunca Almanya ile aslında kader
ortağı olduk”
“Çanakkale'de, Kafkasya'da, Hicaz ve Yemen'de,
Sina ve Filistin'de, Irak'ta, Galiçya'da dedelerimiz
çok zor şartlar altında savaştılar. Osmanlı
Devleti'nin topraklarını savunduğu hemen her
cephede, Türk zabitlerinin yanında Alman
subayları da vardı. Almanya ile birlikte çok ağır
bedeller ödediğimiz bu savaşın ardından, Türkiye
Cumhuriyeti devleti kuruldu. Biz, yüz yıllar
boyunca Almanya ile aslında kader ortağı olduk.
Sadece savaşlarda değil, ekonomi mücadelesinde,
kalkınma mücadelesinde Almanya ile yoğun iş
birliği yaptık. Almanya'da 80 bin işletme açtınız.
40 milyar avro ciroya ulaştınız, 400 bine yakın
istihdam sağladınız. Sadece ekonomide değil,
siyasette de vazifeler üstlendiniz. Almanya'da
bakan olarak vazife yapan Türkler oldu. Federal
parlamentoda, eyaletlerde milletvekillerimiz oldu.
Sanatta, sporda, bilimde öne çıkan, çok önemli
başarılara imza atan insanlarımız oldu. Sizin bugün
buradaki varlığınız, başarılarınız, Türkiye ile
Almanya'nın iş birliğine de çok olumlu şekilde
yansıdı."
"Milletin bir kez daha sesini yükseltmesiyle
göreve geldik”
“Güzel ülkemizde darbe senaryoları hazırladılar,
hepsini alt üst ettik. Çetelerle tehdit ettiler, boyun
eğmedik. Tahrikler, provokasyonlar yaptılar, terörle
üzerimize geldiler, geri adım atmadık. 'Size
Cumhurbaşkanı seçtirmeyiz' dediler, bildirilerle
tehdit ettiler, millete gittik, milletten güç aldık ve
milli iradeyi Abdullah Gül kardeşimizi seçtirmek
suretiyle tecelli ettirdik. Yetmedi, işte geçen yıl,
'Gezi olayları' dediler, ağacı, çevreyi, yeşili bahane
ederek, Türkiye'nin istiklaline, Türkiye'nin
büyüyen ekonomisine, Türkiye'nin birliğine,
kardeşliğine kastettiler, onlara da 'eyvallah'
demedik. Çünkü cumhuriyet tarihinin yeşile önem
veren bizim gibi bir iktidarı ne geldi ne gelecek. 3
milyarı bulan fidan ve ağaç dikimiyle rekor üstüne
rekorlar kıran bir çevreci iktidar var. 17 Aralık'ta,
yolsuzluk kılıfı altında, seçilmiş hükümete darbe
yapmak istediler. Geri adım atmadık, boynumuzu
eğmedik.
1
Türkiye'yi 30 Mart'ta sağ salim seçime götürdük ve
orada da darbe heveslilerine gereken cevabı milletim
verdi. Bu arada biliyorsunuz bir de karşımıza bir şey
çıktı, Pensilvanya. Pensilvanya'da, uluslararası
çevrelerin maşası olanlar, benim ülkemin istiklaline
kastetti, kendi ülkesine ihanet etti, onlara fırsat
tanımadık."
Bu bölgede biz de varız. Bu coğrafyada biz de
varız”
"İş bilenin, kılıç kuşananın. Büyüyen bir ekonomi,
bizim de hakkımız. Demokrasi, hukuk, özgürlükler
bizim de hakkımız. Bölgesel ve küresel meselelerde
söz söylemek artık bizim de hakkımız. Artık gündemi
belirlenen bir Türkiye yok, gündem belirleyen bir
Türkiye var. Yeni Türkiye'yi artık herkes
kabullenmek zorundadır. Büyük ekonomisiyle aktif
dış politikasıyla 21'inci yüzyılın şekillenmesinde teri
olan Türkiye'yi artık herkes görmek ve hazmetmek
zorundadır. Hiç kimse, hiçbir ülke, hiçbir uluslararası
çevre, parmağını sallayarak, kibirle bize istikamet
çizemez. Hiç kimse Türkiye'yi azarlayamaz.
Kendisine hak gördüğünü, hiç kimse Türkiye'den
esirgeyemez. Bizim eleştiriden korkumuz yok.
Bizim, demokrasiden, hukuktan, temel hak ve
özgürlüklerin genişlemesinden hiçbir çekincemiz
yok. Biz, Avrupa Birliği'ne tam üye olmayı önüne bir
hedef olarak koymuş, bunun için samimi olarak
çalışan bir ülkeyiz.
"Ey Batı, Mısır'da olanlarla ilgili niye sesin
çıkmıyor?"
“Mısır'da darbeye 'darbe' diyemeyenlerin, en
azından Türkiye'de, bir kısım yargı ve emniyet
mensupları vasıtasıyla yapılan darbe girişimini
iyi okumalarını arzu ediyoruz. Avrupa'da idam
var mı? Türkiye'de yok. Avrupa'da var mı?
Avrupa'da da yok. Peki soruyorum, acaba
Avrupa Birliği ülkelerinden bugüne kadar
Mısır'daki verilen idam kararlarına yönelik bir
kez güçlü bir ses çıktı mı? Çıkmadı, çıkmadı...
Niye susuyorsunuz, niye? Hamile hanımlara
bile idam kararı verdiler, genç, yaşlı idam
kararı verdiler. Esma kızımızı kurşunlayarak
şehit ettiler. Türkiye'de olan bu olaylarla ilgili
olarak ey Batı sesin çıkıyor da Mısır'da
olanlarla ilgili niye sesin çıkmıyor? Özgürlük
bu değil, hukuk bu değilKim ne senaryo
yazarsa yazsın, hangi tuzağı kurarsa kursun,
hangi provokasyonu hazırlarsa hazırlasın, biz
yolumuza kararlılıkla devam edeceğiz."
“Türkiye'siz Avrupa eksiktir"
"Türkiye'siz Avrupa eksiktir. Avrupa içindeki 6
milyona ulaşan Türk varlığı, birçok Avrupa
Birliği ülkesinin nüfusundan daha çoktur. Doğu
ile Batı'nın kucaklaşmasının kilidi,
medeniyetlerin buluşmasının zemini Türkiye
olacaktır."
2
Mehmet Ali ŞAHİN
Siyasi ve Hukuki İşler Başkanı
Karabük Milletvekili
SANDIK VARSA, SORUN YOK
Pazar günü ikisi il olmak üzere 14 yerleşim yerinde mahalli idareler seçimleri yenileniyor.
70 gün sonra ülkemiz önemli bir seçime daha sahne olacak… Cumhurbaşkanlığı seçimi…
İlk kez Cumhurbaşkanı bizzat “Cumhur “ yani millet tarafından seçilecek… Bu Cumhuriyet
tarihimiz için önemli bir dönüm noktasıdır… Sembolik bir değer taşımıyor sadece…
Yönetim sistemimizde önemli değişikliklerin önünü açacak bir tercih… Türkiye,
başkanlık sistemini bu seçimle birlikte çok yoğun olarak tartışmak zorunda kalacak… Bu
kaçınılmaz bir gerçek olarak karşımızda duruyor… Türkiye başkanlık sistemine geçmek
zorundadır. Hiç Tereddütte gerek yok… Bu geleceğimiz için olumlu sonuçlar doğuracak,
Türkiye'ye adeta sıçrama yaptıracak bir adım olacak.
Başkanlık sistemine karşı çıkanlara sorun lütfen... Niçin karşı çıkıyorsunuz? Artık
halk tarafından doğrudan seçilmiş bir Cumhurbaşkanı, neden ülke yönetiminde daha aktif
hale gelmesin... Her sorunun çözümünde öncü rol oynamasın… Çankaya'da kabul
merasimleri, kararname imzalamakla mı yetinsin…
ABD örneği, Fransa örneği ne güne duruyor önümüzde... İyice araştırın, karşı
çıkanlar siyasi nedenlerle karşı çıkıyor... Kendi siyasi görüşlerini paylaşan veya
paylaşacak bir kişiyi seçtiremeyecekleri için karşı çıkıyorlar... Eğer öyle bir güce sahip
olduklarını görseler balıklama atlarlar üzerine.
Nasıl ki, 30 Mart seçimlerini bitirir bitirmez, Cumhurbaşkanlığı seçimi havasına
girmişsek, Cumhurbaşkanlığı seçimini tamamlar tamamlamaz, 10 ay sonraki genel
seçimleri konuşmaya başlayacağız…
Seçim kolik mi olduk, seçim kolik mi olacağız yoksa?
Ben bunu sağlık işareti olarak görüyorum.
Bir ülkede sandık varsa, milli irade var, ülke yönetimine o yön veriyor demektir.
Bu seçimlerin anayasal bir zorunluluk olması bir yana demokratik rejimin saat gibi
çalıştığının da bir göstergesidir.
Sandık yoksa sandık tehlikede ise endişe etmemiz gerekir.
Bizlere düşen, Ak Parti teşkilatlarına düşen, en önemlisi milletimize düşen daha
çok çalışarak kaçınılmaz olan bu sistem değişikliğini başarmaktır.
3
BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN MECLİS GRUP TOPLANTISI
Sayın Başbakanımızın 27.05.2014 Salı
günkü grup konuşmasından öne çıkan
başlıklar:
-Fransa'dan Cannes film festivalinde büyük ödülü
kazanan yönetmenimiz Nuri Bilge Ceylan'la gurur
duyduk. Telefonla arayıp kendisin kutladım.
-Mavi Marmara gemisinde yaralı olan ve
geçtiğimiz gün şehit olan kardeşimize Allah'tan
rahmet, ailesine başsağlığı diliyorum.
-Okmeydanı'nda çıkan olaylarda hayatının
kaybeden Kurt'un babasını aradım başsağlığı
diledim. Olaylarda yaralanan polislerimizi de
arayıp geçmiş olsun dileklerimizi ilettik.
KÜRT VE ALEVİ KARDEŞLERİMİZİ BİZİM HÜKÜMETİMİZ TANIDI
-Kürt ve Alevi vatandaşlarımız üzerinden iki mesele devamlı kaşındı. Bu ülkenin asli unsur olan savaşlarda ve
kuruluşumuzda yer alan Kürt kardeşlerimize bize kadar red, asimilasyon ve inkar politikaları uygulandı.Alevi
vatandaşlarımızı görmezden geldiler. Dersim'de Aleviler katledildi, binlercesi techire zorlandı. CHP'de hiç
bunlara karşı çıkan gördünüz mü? Şuanda CHP'nin genel muhalefeti hiç konuştu mu? Konuşamaz. Çünkü bu
işin sorumlusu CHP'dir. K.Maraş'ta, Sivas'ta, Gazi Mahallesi'nde acı olaylar yaşadık.
ENERJİMİZİ KENDİ İÇ
SORUNLARIMIZA HARCATTILAR
Şunları kendimize soralım. Japonya iki atam
bombasıyla yıkıma uğradığı halde bugün nasıl
oldu da dünya devi oldu? Almanya 2. Dünya
Savaşı'nda yerle bir edidliği halde bugün nasıl
oldu da en büyük ekonomilerden biri
olmuştur? Biz ise Neredeyse 35 yıldır tüm
enerjimizi teröre harcadık. Bir baş örtüsü
yasağı başlattılar, eğitim hakkını elinden
aldıkları gençler üzerinden bu güzel ülkemize
yazık etmediler mi? Bu ülkede anneler kendi
dillerinde konuşurlarsa ülke bölünür diye
korkuttu. Biz bu yasağı kaldırdık. Ülkemiz
daha da büyüdü. Millet olarak anlamsız yasak
ve gündemlerle on yıllarca hatta asırlarca bizi
engellediler. Her 10 yılda bize ağır faturalar
“DAĞA KAÇIRILAN ÇOCUKLARI GETİRECEKSİNİZ YOKSA B-C PLANLARI DEVREYE
GİRER”
Buradan, AK Parti grubundan bir mesaja daha veriyorum. Bu mesaj önemli bir mesaj. Burada aynı
zamanda tabii ki BDP'ye, yeni adıyla HDP'ye bir çağrı yapıyorum veya ikisine fark etmez. Diyarbakır
Belediyesi önünde dağa kaçırılan çocukları için şuanda eylem yapan anneleri-babaları yürükten
selamlıyorum. 15 yaşında çocukları dağa kaçırılan yürükleri yanan annelerin, babaların bu feryadını tüm
Türkiye'nin, Türkiye ve dünya medyasının görmesini özellikle arzu ediyorum. Neredesin dünya medyası?
Galatasaray Lisesi'nin önünde oturma eylemi yapanları yazardınız. Görüntülerdiniz. Peki yavruları dağa
kaçırılan bu anneler niye görmüyorsunuz? Niye bunları yazmıyorsunuz? Türkiye medyası bir kısmını
tenzih ediyorum. Ama duyarsız kalanlara sesleniyorum: Siz niye yazmıyorsunuz, siz niye görmüyorsunuz.
Ey BDP, HDP siz neredesiniz? Hani zaman zaman gidiyorsunuz, alıyorsunuz, geliyorsunuz ya bu
annelerin yavrularını da alıp gelin bakalım. Alıp gelin.
4
MECLİS GÜNDEMİ
Yılmaz TUNÇ
Siyasi Hukuki İşler Başkan Yardımcısı
Bartın Milletvekili
27.05.2014 Salı
Üstün Yetenekli Çocukların Keşfi, Eğitimleriyle İlgili Sorunların Tespiti ve Ülkemizin Gelişimine Katkı
Sağlayacak Etkin İstihdamlarının Sağlanması Amacıyla Kurulan Meclis Araştırması Komisyonu Raporu
görüşüldü.
TBMM ADALET KOMİSYONU
Çocuk cinayetleri ve cinsel suçların cezalarında artış, Yargıtay'ın yapısında değişiklikler ve istinaf
mahkemelerinin kurulmasını öngören yeni yargı paketinin TBMM Adalet Komisyonu'nda geneli üzerindeki
görüşmeler tamamlandı.
TBMM PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU
Araştırma Altyapılarının Desteklenmesine Dair Kanun Tasarısı,
TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu'nda kabul edildi.
28.05.2014 Çarşamba
TBMM Genel Kurulu'nda, Azerbaycan Cumhuriyeti'nin kuruluşunun 96. yıl dönümü kutlandı
Üstün Yetenekli Çocukların Keşfi, Eğitimleriyle İlgili Sorunların Tespiti ve Ülkemizin Gelişimine Katkı
Sağlayacak Etkin İstihdamlarının Sağlanması Amacıyla Kurulan Meclis Araştırması Komisyonu Raporu
görüşüldü.
Sağlık Çalışanlarına Yönelik Artan Şiddet Olaylarının Araştırılarak Alınması Gereken Önlemlerin Belirlenmesi
Amacıyla Kurulan Meclis Araştırması Komisyonu Raporu görüşmelerinde Sağlık Bakanı Mehmet
Müezzinoğlu'nun konuşmasının ardından rapor üzerindeki görüşmeler tamamlandı. AK Parti, rapor
üzerinde görüşmelerin devam etmesi için önerge verdi. Önergenin oylamasında üç kez karar yeter sayısı
bulunamaması üzerine, TBMM Başkanvekili Güldal Mumcu,29.05.2014 Perşembe günü saat 14.00'te
toplanmak üzere birleşimi kapattı.
TBMM ADALET KOMİSYONU
TBMM Adalet Komisyonu, yargı paketi olarak bilinen, 99 maddelik Türk Ceza Kanunu ile Bazı Kanunlarda
Değişi
klik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısı'nın 62 maddesini kabul etti.
TBMM PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU
TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu'nda, Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü Teşkilat ve Görevleri Hakkında
Kanun'da değişiklik yapan yasa tasarısı kabul edildi.
29.05.2014 Perşembe
TBMM Başkanvekili Güldal Mumcu birleşimi yoklama yaparak açtı. Ancak yapılan iki yoklamada da toplantı
yeter sayısı bulunamadı. Bunun üzerine Mumcu, birleşimi 3 Haziran Salı günü saat 15.00'de toplanmak üzere
kapattı.
5
SOSYAL MEDYA HURAFELERİ
Şamil TAYYAR
Siyasi Hukuki İşler Başkan Yardımcısı
Gaziantep Milletvekili
VESAYETÇİ REJİMİN SON ÇIRPINIŞLARI
27 Mayıs 2014 günü Cumhuriyet tarihinin ilk askeri darbesinin 54. Yıldönümüydü. Bu darbeyle 1950-1960 arası
rayından çıktığını düşündükleri sistemi yeniden formatlayarak ikinci cumhuriyeti kurmak istediler. Cumhuriyetin
kodlarını belirleyen ve devletin sahibi olarak kendilerini gören sivil ve elit bürokrasi, milli iradesinin devlet yönetiminde
söz sahibi olmasını iktidar alanlarının kuşatılması ve gelecek adına büyük tehdit olarak görüyordu.
Aradan onlarca yıl geçmiş olmasına rağmen 27 Mayıs askeri darbesini günümüzde hala konuşulur kılan, cuntanın darbe
sürecinde izlediği yol ve stratejik adımların bugün de kopyalanmışçasına taklit edilerek AK Parti iktidarına karşı
yürütülmesidir.
CHP'nin tek parti iktidarından sonra DP iktidarını kabullenmeyen vesayetçi rejim, daha ilk günden itibaren demokrasi
dışı arayışlara yönelmiş, 1954 seçimlerinde DP'nin başarısızlığa uğraması için “Diktatör Menderes” teziyle kamuoyunu
etkilemeye çalışmıştır. 1952'de Ulus Gazetesi'nin manşetine taşıdığı bu ifade seçim döneminde muhalefetin en önemli
propaganda silahıydı.
Bugün sayın başbakanımız Recep Tayyip Erdoğan için yürütülen “Diktatör” kampanyası, Menderes'e karşı 62 yıl önce
başlatılan bayatlamış kirli bir oyunun tekrarıdır. Bu silaha Cumhurbaşkanlığı adaylığı sırasında (1989) dönemin
başbakanın Turgut Özal'a karşı da başvurulmuş, Hürriyet gibi gazetelerde “Diktatör Özal” manşetleri atılmıştı.
1954'de DP oylarını arttırarak sandıktan çıkınca umutlarını darbeye bağlayan sivil ve askeri elit bürokrasi, 1955'den
itibaren İstanbul, Ankara, Konya gibi askeri karargahlarda darbe senaryoları hazırlamaya başladılar.
Senaryoya akıllarınca meşruiyet kazandırmak ve darbenin sosyo/psikolojik zeminini oluşturmak için medya aracılığıyla
iktidarı yıpratıcı yalan haberler üretildi. Et Balık kurumunun soğuk hava depolarında cesetler saklandığı, üniversite
öğrencilerinin kıyma makinelerinde kıyıldığı, Harbiyelilere karşı bombalı suikast planlarının hazırlandığı, Menderes ve
arkadaşlarının mücevher/altın dolu uçaklarla yurtdışına kaçmayı düşündüğü, iktidar mensuplarının sürekli yolsuzluklar
yaptığı şeklinde haberlerle darbenin altyapısı oluşturuldu.
Bugün de aynı senaryo yazılıp oynanıyor. AK Parti iktidarının ilk yıllarındaki Ergenekon ve Balyoz, son 1 yıldaki 31
Mayıs Gezi ve 17 Aralık Operasyonu, hükümeti devirmeye yönelik siyasi operasyonlardı. Tüm darbe senaryoları kaotik
ortam oluşturarak TSK'nin durumdan vazife çıkarıp yönetime el koyması amacına yöneliktir. 27 MayıS 1960 öncesi
olduğu gibi…
27 Mayıs cuntası, bugünden farklı olarak darbe yapmayı başardı. Bununla yetinmeyip rejimin demokratik refleksini
köreltmek, vesayetçi düzeni kurumsallaştırmak ve milli iradenin yönetimine etkisini sınırlandırmak için 1961
Anayasasıyla Anayasa Mahkemesi, HSYK gibi kurumları egemenlik yetkisini kullanan millete ortak olarak sundu.
Cumhuriyetin kuruluş felsefesini oluşturan “Egemenlik Kayıtsız Şartsız Millete Aittir” sözü tarihe karışırken, bu
Anayasal kuruluşlar millet iradesinin ortakları oldular.
Sonraki yıllarda vesayetçi düzen ne zaman milli irade karşısında zayıflamaya başladıysa bu anayasal kuruluşlar eliyle
demokratik rejime balans ayarı yapılmak istenmiştir. Siyasi partilerin kapatılması, yargının siyaset üzerindeki tahakkümü
bu anlayışın ürünüdür. Yakın tarihte Refah Partisi, Fazilet Partisi'nin kapatılması, 14 Mart 2008'de AK Parti hakkında
kapatma davasının açılması aynı karanlık oyunun bir parçasıdır.
Şunu büyük bir sevinçle ifade edebiliriz; Cumhuriyet tarihinde ilk kez vesayetçi rejim AK Parti iktidarı karşısında başarılı
olamamıştır. 2002'den bu yana AK Parti iktidarına karşı 5 büyük darbe planı sahnelenmiş, Sayın Başbakanımız Recep
Tayyip Erdoğan'a karşı 20 kez suikast teşebbüsü olmuş ama kaybetmişlerdir. Cumhuriyet tarihi boyunca 4 kez (27 Mayıs,
12 Mart, 12 Eylül, 28 Şubat) darbe yapmayı başaranların AK Partinin 12 yıllık iktidarı süresince denedikleri 5 büyük
darbe senaryosunda bozguna uğramaları demokratik rejimimiz açısından tarihi bir zaferdir.
Ne var ki statüko bu ağır yenilgilere rağmen pes etmiş değildir. 10 Ağustos'taki cumhurbaşkanlığı seçiminin halk
tarafından yapılacak olması, sayın başbakanımızın aday olma ve sistem değişikliği ihtimali, statükonun korkulu rüyasıdır.
Çünkü bu coğrafyada yaşayan halklar tarih boyunca ilk kez cumhurbaşkanını doğrudan seçecek, bu seçimle vesayet
rejimine en ağır darbe indirilmiş olacaktır.
Recep Tayyip Erdoğan'la birlikte çağ atlayan, bölgede ve dünyada güç haline gelen Türkiye'nin 2023 hedeflerini
“tehdit” olarak algılayan uluslararası güç odakları da “Erdoğansız Türkiye” projesini hayata geçirmek için yurt içindeki
darbeci taifeyle işbirliği yapmaktadır.
Dolayısıyla Türkiye, tarihinin en kritik döneminden geçmektedir. Gezi olaylarının yıldönümünde (31 Mayıs) Türkiye'yi
yeniden karıştırmak isteyenler cumhurbaşkanlığı seçimine kadar farklı provokatif eylemlere başvurabilirler.
12 yıldır olduğu gibi sayın başbakanımızın liderliğinde birlik ve beraberliğimizi koruyup milletten aldığımız emaneti
kararlı şekilde korumaya devam ettiğimiz sürece bu karanlık oyunlar karşısında her daim kazanan inananlar olacaktır.
..
6
HAFTAYA DÜŞEN NOTLAR
Cuma İÇTEN
Siyasi ve Hukuki İşler Başkan Yardımcısı
Diyarbakır Milletvekili
“Bundan iki yıl önce şahsım tarafından gündeme getirilen lakin Çözüm Süreci başlamadığı için
olumsuz ve farklı tepkiler aldığım bu üzücü konu nihayet Çözüm Süreci ile beraber gündeme geldi ve
hamd olsun ki ülkemizin her yerinden, her kesiminden teveccüh gördü. Bölge vekillerimizden Oya
Eronat ve Mine Lök Beyaz'ın da katkılarıyla şimdi bu konuda daha kararlı ve anlamlı gelişmeler
olacağına can-ı yürekten inanıyorum.
Diyarbakır Milletvekillerimiz Cuma İçten, Oya
Eronat ve Mine Lök Beyaz, PKK tarafından
“ÇOCUKLARIN ELİ KALEM TUTMALI,
SİLAH DEĞİL!”
kaçırılan çocuklarının bırakılması için Diyarbakır
Büyükşehir Belediyesi önünde oturma eylemi
başlatan ailelerin eylemlerine destek verdi. Mağdur
aileleri ziyaret eden AK Parti Diyarbakır
Milletvekilleri masum çocuklar üzerinden siyaset
yapılmaması gerektiğini savunarak, annelere
karanfil verdi. Çocukların dağa kaçırılmasının
çözüm sürecini sabote etme girişimi olduğunu
savunan vekiller, "15 yaşındaki çocuklarımız dağa
çıkarıldı. Çocuklarımızın elinde silah değil kalem
olması gerekiyor. 15 yaşındaki bir çocuğun siyasi bir
görüşü olamaz. Tek amacımız çocuklarımızın geri
gelmesidir. Bu noktada HDP'ye siyasi anlamda bu
konuyla ilgili yürekleri yanan annelerin seslerin
duymaları için sesleniyoruz.
Bu konu artık herkesin ortak sorunu “Bu çocuklar
hepimizin çocuklarıdır. Her çocuğumuz bir yıldızdır.
Yıldızlar ne kadar azalırsa gökyüzümüz yani geleceğimiz
de o kadar kararır. Bir annenin "Çocuğumu istiyorum!"
feryadından daha yürek yakan bir çığlık olabilir mi?
Doğusuyla batısıyla, ülkemizin her yerinden kime
sorarsanız sorun hangi insan, hangi ana baba çocukların
kendilerinden koparılmasına sessiz kalabilir ki?
Çocuklarımızın yeri annelerinin yanı, aileleri, sevdikleri,
arkadaşları ve okullarıdır."
7
BDP binasını bastılar!
Çocuklarının PKK tarafından kandırılarak dağa çıkarıldığını söyleyen
aileler BDP il başkanlığına girmek istedi. Çocuklarını partiden isteyen
aileler partililerce uzaklaştırıldı. Aileler bir kişinin BDP'lilerce darp
edildiğini söylüyor.
Diyarbakır'da çocuklarının kaçırıldığını iddia eden iki aile, BDP il binasında parti yöneticileriyle
görüşmek istedi. Bu esnada aileler ve bazı partililer arasında çıkan
tartışma arbede yaşanmasına neden oldu. Aileler arbede esnasında baba Murat Çetiner'in darp
edildiğini ve başından yaralandığını iddia etti. 15 yaşlarındaki amca çocukları Özgür ve Berat
Çetiner'in babaannesi Güllü Çetiner, torunu Özgür'ün astım ve şeker hastası olduğunu söyledi ve
Kürtçe olarak şunları
söyledi;
"Çocuklarımızı verin, çocuklarımızı istiyoruz, onları kandırdınız, buradan ayrılmayacağız. Oğlum
nerede nasıl ölürse ölsün sorumlusu onlardır. Oğlum tedavi edilmezse her an ölebilir.
Cumhurbaşkanından, başbakandan yardım istiyorum."
Arbede sırasında polis BDP il binası girişinde güvenlik önlemi aldı.Bazı aile mensupları burada
fenalık geçirdi. Aileler buradan uzaklaştırılmalarının ardından Dağkapı semtinde oturma eylemine
başladı. Diyarbakır savcılığı da kaçırıldığı iddia edilen çocuklarla ilgili soruşturma başlattı. Daha önce
de kandırılarak örgüte götürüldüğü iddia edilen Halime Gündüz, Fırat Aydın
Eren ve Hatip Temel'in aileleri de Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi binası önünde oturma eylemine
başlamıştı. Yedinci günündeki eyleme katılan aile sayısı 11'e
yükseldi. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan da yaptığı gurup toplantısı konuşmasında BDP'ye
seslenerek bu çocukların geri verilmesini istemiş, aksi taktirde hükümetin başka
yollara başvuracağını söylemişti.
8
HAFTANIN MAKALESİ
Ahmet DEMİRCAN
Siyasi ve Hukuki İşler Başkan Yardımcısı
21. Dönem Milletvekili
AKPARTİ Siyasi ve Hukuki İşler Başkanlığı olarak siz değerli teşkilat mensuplarımızla daha etkili
iletişim kurmak, çalışmalarımızda etkinliği ve verimliliği arttırmak istiyoruz. Partimizin
amaçlarına uygun olarak teşkilat mensuplarımızı daha bir şevk ve heyecanla ülke gündemi ve
AKPARTİ hedeflerine hakim olmalarını önemsiyoruz. Ülke gündemini takip çerçevesinde
haftalık yayınlamaya başladığımız bu bültende gündemi olabildiğince yakından kavrayan
makalelerden birini veya ikisini paylaşmış olacağız.
Türkiye ayağına bağlanmış prangalardan demokratikleşerek kurtulmak istiyor. AKPARTİ bu
konuda ne kadar samimi olduğunu ortaya koymuştur. Şimdi samimiyetin herkes tarafından
sergilenmesi gereklidir. Çözüm sürecini sıkıntıya sokacak her adım bu ülkeye, insanımıza karşı
yapılacak en büyük kötülük olur. Sevindirici olan bir durum doğusuyla, batısıyla Kürdiyle,
Türküyle milletimiz meseleye sahip çıkmıştır.
Yasin AKTAY
Yeni Şafak Gazetesi
Çocukları dağa çıkarılan annelerin isyanı
Yaklaşık 17 ay öncesine kadar ülkenin rutini haline gelmiş olan şiddetin yok olduğu bir ortamda meselelerin çok
daha kolay konuşulabileceğini, her türlü sorunun veya talebin çok daha kolay dile gelebildiğini de gördük. Aslında
çözüm sürecini daha öncelere götürebiliriz. 2009 Ağustos ayında Beşir Atalay Demokratik Açılım sürecini ilan
ettiğinde Türkiye'de artık bir Kürt sorununun kalmamış olduğunun da işaretlerini vermiş oluyordu.
Kürt sorunu denilen şey büyük ölçüde Kürtçe dili ve tanınma sorunudur çünkü. Her ikisinin de devlet söyleminde
artık tanınmış olduğu ve Kürt siyaseti zemininde artık konuşulamayacak hiç bir şeyin kalmamış olduğu bir döneme
girmiş olduğumuza göre sorunun Kürtlükle ilgili kısmı halledilmiş olmalıydı.
Nitekim öyle de oldu. Bugün Kürt siyasetinin marjı, yani tartışılabilecek, konuşulabilecek, ifade ve talep
edilebileceklerin marjı alabildiğine genişlemiştir.
Kürtlük, diliyle, kültürüyle, itibarıyla ülkenin normal bir unsuru olarak yerini almış bulunuyor. En uç sayılabilecek
anadilde eğitim konusu bile 30 Mart seçimlerinden bir kaç gün önce TBMM'nde çıkan yasayla en azından özel
okullar için bir yol olarak tanınmış oldu. Bu okullara gösterilecek teveccüh, devletin bu okullara desteğini de
zorlayabilir. Ancak bunun için gerçekten reel talebin ve tablonun görülmesi gerek.
Her şeyden önce gerçekten paralı olan ve genellikle anadilde eğitim talebini en çok dillendirenlerin kendi
çocuklarını bu okullara göndermesini beklemek lazım. O kesimler genellikle kendi çocuklarını bu okullara
göndermedikleri halde devlet eliyle bunun bir zorunluluk olarak benimsenmesini ve fakir fukara Kürt çocuklarına
zorunlu olarak verilmesini istiyorlar. İstedikleri, yapmak istedikleri milliyetçiliğin yükünü yine fakir Kürt halkına
çektirmek. Neticede, bir insan Kürttür diye Kürtçe eğitimi tercih etmek kendisine bir zorunluluk olarak
dayatılamaz.
Bu konuda daha ileri bir adım atmanın önü kapalı değildir, ama bu adımın gerçekten sağlıklı olması ve
özgürlüklerle başka türlü çelişmemesi için talebin net olarak görülmesinden başka yol yok.
9
HAFTANIN MAKELESİ
Silahlı bir örgütün vesayetinin hala kendisini en ağır biçimde hissettirdiği bir
ortamda reel talebin ortaya çıkması beklenemez. Ne yazık ki, çözüm sürecinde
kendisinden beklenen silahsızlanma sözünü tutmayan bir örgütsel yapı var ve bu
yapı sürecin içinden kendisine yönetecekleri bir alanın terkedilmesini sağlayacak
şartların oluşumu hesaplarını yapıyor.
Çözüm sürecinde kendisinden silahsızlanma şartını yerine getirmesi beklenirken,
tam tersi sahadaki varlığını daha da artırmaya yönelen örgüt demokratik özerklik
dediği sürecin muhtevasını kendince manidar bir biçimde dolduruyor. Dağdaki
silahlı unsurlarını yurtdışına çekmesi gerekirken süreç içinde dağa sürekli daha
fazla eleman celbetmeye devam ediyor.
Çözüm sürecinin ruhuyla bağdaşan bir hareket değil bu. Ailelerinden zorla
koparılarak dağa götürülen ve büyük kısmı 18 yaşın altında olan bu çocukların
aileleri son zamanlarda ilk defa olmak üzere seslerini duyurmaya başladı.
Önce Diyarbakır'da bir anne, 23 Nisan'da pikniğe götürülen çocuğun oradan
dağa kaçırılmasına tepki olarak bir eylem başlattı. Eyleminde muhatap olarak
doğrudan BDP milletvekillerini ve belediyeyi alan annenin tepkisi üzerine örgüt
çocuğu ailesine teslim etti.
Ardından yine Diyarbakır'da benzer durumda olan ve sayıları bugün itibariyle
9'u bulan çocukları dağa çıkarılmış anneler eylemlerine başladı. Muhatap
aldıkları BDP-HDP milletvekilleri kendilerine 'gurur duyun, çocuklarınız dağa
çıktı' cevabı verince anneler, 'çok düşkünseniz yanınızdan ayırmadığınız
çocuklarınızla siz dağa çıkın' diyerek yeni bir hareketin söylemini
dillendiriyorlar.
Kuşkusuz burada HDP milletvekillerinin çözüm sürecine karşı bu lakaytlıkları
kadar, 30 yıllık süreç içinde ilk defa ortaya çıkan annelerin isyan hareketi de çok
manidar. Bu hareketin yıllarca açığa çıkmak için fırsat kolluyor olduğunu
biliyoruz. Eylemci kadınlardan birisinin 14 yaşındaki çocuğu üç yıl önce PKK
tarafından dağa çıkarılmış. 14 yaşındaki çocuklardan üretilen bir militan hareketi
Kürt sorununu değil sadece terör sorununu işaret eder.
Esasen BDP veya HDP'lilerin anladığı manada bir demokratik özerklik fiilen
uygulama alanı buldukça örgüte fiilen tabi olanların dışında hiç kimsenin
güvende olmadığı, hiç bir ifade ve varlık hakkını kullanmadığı bir durumdan
bahsetmiş oluyoruz. Bölgedeki üniversitelerde başka öğrenci gruplarının
faaliyetleri bu mantıkla ve şiddetle engelleniyor, örneğin. Geçtiğimiz hafta
Lice'de ve Siirt Üniversitesinde yaşananlar bu açıdan çok ilginç. Mısır'daki
idamları kınamak üzere toplanıp bildiri okumak isteyen öğrencilere HDP'li bir
grup engel olmak istiyor, gerekçe de Siirt Üniversitesi'nde kendilerinden izinsiz
bu tür hareketlere geçit verilemeyeceği diye ifade ediliyor.
Demokratik özerklik böylece, belli bir örgütsel yapının kendine derebeylik
süreceği bir alan bırakılmasını istemekten farksız, kaba bir gücün gösterisine
dönüşmüş oluyor.
10
ÇİZGİNİN DİLİ
Haftanın Kitabı
Haftanın Karikatürü
“R. Tayyip Erdoğan - Bir Liderin Doğuşu”
Hüseyin Besli, Ömer ÖZbay
Türkiye siyaset sahnesinin son 10 yıldaki en önemli
aktörünün hayat hikayesi "R. Tayyip Erdoğan - Bir
Liderin Doğuşu" ismiyle kitaplaştırıldı.
En yakın çalışma arkadaşlarından Hüseyin Besli ve
Ömer Özbay tarafından kaleme alınan ve Meydan
Yayıncılık markasıyla piyasaya sunulan kitapta, R.
Tayyip Erdoğan'ın siyasi hayata girişinden, Belediye
Başkanı oluşuna;
Refah Partisi'nden ayrılışından, AK Parti'nin
kuruluşuna; Hapishaneye girişinden, başbakanlık
koltuğuna oturduğu güne... kadar yaşadıkları birinci
ağızdan şahitliklerle anlatılıyor. Okur, edebi kaygılar
da güdülerek bir roman tadında hazırlanan kitabın
sayfalarında ilerlerken hiç sıkılmayacağı gibi
okuyacaklarıyla hayretten hayrete düşecek.
Başbakan Erdoğan'ın yayın öncesi bizzat tetkik ettiği
ve yer yer katkılarda
bulunarak zenginleştirdiği kitap, kamuoyunun hiç
bilmediği pek çok olayı da -arka planıyla birlikteaçığa çıkartıyor.
Kitabı okuyanlar Erdoğan'a yönelik tehdit ve
şantajları öğrendiğinde nasıl 'bıçak sırtında' bir hayat
sürdüğünü,zulümler ve yol kesmelerle nasıl 'yıldırma
operasyonlarına' muhatap bırakıldığını,ayrılıklar ve
haksızlıklarla nasıl 'psikolojik harekâtlara' hedef
yapıldığını daha iyi anlayacak, gündemdeki pek çok
olayı geçmişe uzanan kökleriyle birleştirebilecektir.
Anı, anekdot, nükte ve fotoğraflarla
zenginleştirilen"R. Tayyip Erdoğan - Bir Liderin
Doğuşu" nu okuyanlar "gerçekten bir solukluk
kitapmış" demekten kendilerini alamayacak.
Haslet SOYÖZ-Milliyet Gazetesi-28.05.2014
Haftanın Sözü
Siyasetle uğraşmamanın cezası,
sizden daha aptal olanlar
tarafından yönetilmektir. (Platon)
Düşmanlarınızı bağışlayın, ama
isimlerini asla unutmayın.
(John F. Kennedy)
İlim ilim bilmektir, ilim kendin
bilmektir, Sen kendini bilmezsen,
Bu nice okumaktır. (YUNUS
EMRE)
11
Download

Başbakanımız Recep Tayyip Erdoğan, Avrupalı Türk