BĠRĠNCĠ BÖLÜM
1.MÜTEAHHĠDĠN AYIBA KARġI TEKEFFÜL BORCUNUN SONA ERMESĠ
1.1.GENEL AÇIKLAMA
e.Bk. 361-363. md.lerinde düzenleme bulan iş sahibinin mesuliyeti ve zamanaşımı
TBK‟da bazı değişikliklerle karşılaşmıştır. TBK‟da ki karşılığı 476-478. md.lerinde
düzenleme bulmuş, eski kanuna dek gelen 361 ve 362. mdleri değişikliğe maruz kalmamış
hemen hemen aynen korunmuştur. Yine de konumuzu incelerken eBK ve TBK karşılaşmalı
olarak incelecektir.
1.2.AYIBIN Ġġ SAHĠBĠNĠN KUSURLU BĠR DAVRANIġINDAN KAYNAKLANMASI
Ayıbın iş sahibinden doğmuş olabilmesi için TBK 476.Md.si iki unsur ile sınırlama
getirmiştir: “Yüklenicinin açıkça ihtarına karşın, iş sahibinin verdiği talimattan doğmuş” ve “
herhangi bir sebeple iş sahibine yüklenebilecek olursa” iş sahibi eserin ayıplı olmasından
doğan haklarını kullanamaz.
İş sahibinin, bizzat kendi kusuruyla sebep olduğu eserde ki ayıplarda; yüklenicinin
sorumluluğuna gidilemez. Bu tür ayıplar yüklenicinin açıkça beyan ettiği görüşe aykırı olarak
bizzat iş sahibinin kusurlu davranışı neticesinde eserde oluşan ayıplardır. Dolayısıyla, TBK
476.md.sindeki kusurdan, iş sahibinden tek başına ayıba sebebiyet verdiği bütün durumlar
anlaşılmalıdır1.
TBK 476. md.nin uygulama alanı bulabilmesi için meydana getirilmiş eserin ayıplı
olması ve eserde meydana gelen ayıp ile zarar arasındaki ayıbın iş sahibine doğrudan
yüklenebilir olması gerekmekte, ayıbın oluşmasında yalnız başına etkili görünecek derecede
ağır olmalıdır2.
İş sahibinin sorumluluğu 476.md.deki unsurlar ile sınırlı değildir. Bu sorumluluk geniş
yorumlanmalı; örneğin iş sahibinin eseri meydana getirecek malzemeyi teknik yeterliliğe
sahip olmayan malzeme kullandırması, arsanın eseri taşıyabilecek özellikleri barındırmaması,
proje ve bilgilendirmenin yapılmaması veyahut yanlış, eksik yapılması; unsurları geniş
şekilde yorum bulabilmektedir.
1.3.AYIBIN Ġġ SAHĠBĠNĠN TALĠMATINDAN DOĞMASI
Eser sözleşmesinin hukuksal nitelik olarak iki taraflı bir sözleşmedir. İş sahibinin
eserin yapılışı hususunda yükleniciye verdiği talimatların, talimatlar nedeniyle eserde
oluşabilecek zararlardan yüklenicinin tamamıyla kurtulabilmesi için yüklenicinin, iş sahibine
ihtarı ve bu doğrultuda iş sahibinin talimatta ısrar etmiş olması gerekmektedir. İş sahibinin,
1
2
UÇAR, 234.
UÇAR,s.234.
1
yükleniciye doğrudan talimatlar verebilmesinin altında, üretilen eserin iş sahibi için üretiliyor
ve iş sahibine ait olması sebebiyle iş sahibi bu yetkilerini kullanabilmektedir3.
Talimatın usulü için bir şekil gösterilmemiş olmasına rağmen; sözlü veya yazılı
yapılmasına herhangi bir engel yoktur. Yazılılık ispat açısından önem taşımakla beraber,
ayıplı eserden sorumlukta yüklenicinin elinde en büyük koz niteliğinde olacaktır. Ayrıca
susma iş sahibinin verdiği talimat doğrultusunda işin devam etmesini istediği anlamına
geleceğinden bu durumlarda sorumluluk iş sahibinin üzerinde kalacaktır4. Talimatın doğrudan
yükleniciye yapılabileceği gibi yetkili personele de yapılmasının önünde hukuksal bir engel
yoktur.
Yüklenicinin, eserde oluşabilecek zarar sorumluluğundan kurtulmak için başlı başına
ihtar çekilmesi yeterli değil, iş sahibinin talimatı ile oluşmuş zarar arasındaki illiyet bağının
kurulması gerekmektedir. Aksi halde iş sahibinin vermiş olduğu talimat neticesinde
oluşmamış bir zarardan, iş sahibinin sorumlu tutulması mümkün olmayacak, yüklenicinin
sorumluluğu devam edecektir. 5
Yüklenici, eser oluşturmaya yeterli teknik donanıma sahip uzman bir kişi olduğu
düşünüldüğünde, iş sahibinin talimatı konusunda caydırıcı ve zarar oluşmasını engellemeye
yönelik ısrarlı davranışlarını sergileyerek, sorumluluktan kurtulacağını belirtir görüşler
hakimdir6.
Yüklenicinin, uzman kişi olduğu varsayımıyla iş sahibinin talimatlarının eser
sözleşmesi çerçevesi dışında bir talimattan oluşuyorsa; yüklenicinin yanlış emir ve
tasarruflarından vazgeçirmek için uğraştığın ispat etmek zorundadır. Yüklenicinin talimattan vazgeçirmek hususunda - ispat edemediği takdirde ayıptan sorumluluğu devam
edecektir7.
Yüklenicinin ve iş sahibinin sorumluluğu eser sözleşmesinin kurulmuş olmasıyla ifası
başlar ancak sözleşme sona erene kadar tarafların sorumluluğu devam etmektedir.
3
“Şüphesiz iş sahibi, sözleşmenin muhtevasını değiştirecek nitelikte tek taraflı talimat veremez. Aksi durumda,
müteahhit, bu talimatı yerine getirme mecburiyetinde değildir. İş sahibi ancak sözleşme çerçevesi içerisinde
teknik kurallara aykırı olmayacak ve müteahhidin uygulayacağı teknik düzeni bozmayacak şekilde talimat
verebilir.” (naklen UÇAR, s. 234 dipnot 7 )
4
Seliçi, İnşaat, s.196; Tandoğan, Borçlar, s. 213.
5
Sorumluluk hukukunun genel kuralı gereğince, bir kimsenin haksız eylem nedeniyle sorumlu tutulabilmesi için,
öncelikle hukuka aykırı bir eylemin bulunması, bir zararın meydana gelmesi, zararın meydana gelmesinde
kusurun bulunması ve haksız eylemle zarar arasında da uygun illiyet bağının olması gerekir.
Zararla, hukuka aykırı eylem arasında, uygun illiyet bağının bulunup bulunmadığı koşuluna gelince, dava
konusu zararlandırıcı sonuç, depremin meydana gelmesi ile gerçekleşmiştir. Başka bir anlatımla zarar,
davalıların yönetmeliklere aykırı davranmasının etkisi, ancak depremin meydana gelmesiyle oluşmuştur. Şu
durumda burada tartışılması gereken konu, zararlandırıcı olan sonuca, yönetmeliklere uygun davranmamanın
etkisi olup olmadığı üzerinde durmak gerekir. Bu bağlamda deprem olmasaydı, zararda meydana gelmezdi
biçimindeki olgu göz önünde tutulduğunda, sanki zararın salt depremin varlığının bir sonucu olduğu
düşünülebilir. Ancak görünürdeki sonuç böyle ise de, iddia, davalıların binayı depreme dayanıklı durumda
yapmamalarıdır. Eğer bina, yazılı bulunan yapı yönetmeliklerine ve teknik koşullara uygun yapılsaydı, buna
karşın deprem nedeniyle yıkılsaydı, bu durumda, zararla hukuka aykırı eylem arasındaki uygun illiyet bağı
kesilmiş olacağından davalıların sorumluluklarına gidilmeyecekti. Hiç deprem olmasaydı, davalıların yıllarca
önce işledikleri hukuka aykırı eyleminden dolayı, zararda olmadığı için eldeki davaya konu edilen biçimde bir
ödence davası açılamayacaktı. Diğer bir anlatımla, davalıların hukuka aykırı eyleminin, ileride bir zarar
doğuracağı varsayımı ile bu nitelik ve kapsamda sorumluluklarına gidilmeyecekti.( T.C. YARGITAY,HUKUK
GENEL KURULU E. 2003/4-603 K. 2003/594 T. 22.10.2003)
6
İş sahibinin sorumluluğu çerçevesinde doğarak bozukluğa yol açan olgular tek başına müteahhidin
sorumluluktan kurtulmaya yeterli değildir. Ayrıca müteahhit, kontrol ve bildirim veya ikaz yükümlülüğünü
yerine getirmiş olmalıdır. ( SELĠÇĠ, İnşaat, s.194) .
7
UÇAR,İstisna s.236.
2
TBK 476.md.de ihbarın açık bir şekilde yapılması gerektiğini belirtmiş, taraflardan bir
tarafın uzman kişiden oluştuğu düşünülürse, açık ihtarın hangi boyutta kadar ulaşacağı
tartışma konusu olmuştur. Kanımızca anlamamız gereken, rizikolar sonucunda eserde
meydana gelecek zararların detaylı olarak sözleşmenin karşı tarafına bildirilmesi gerekir, bu
beyan irade beyanı niteliğinde değil8; yalnız bilgi verme amaçlı rizikoların iş sahibine
bildirilmiş olmasıdır.
Yapılacak olan tüm ikazlara rağmen iş sahibinin talimatında direnmesi durumunda
ayrıca sorumluluğun kendisinde olup olmadığını ayrıca bildirmesi gerekip gerekmediği
sorunsalı konusunda farklı görüşler ileri sürülmüştür9. Bizim de katıldığımız diğer görüşe
göre10 yüklenicinin açık şekilde göndermiş olduğu ihtarın, iş sahibinin talimatlarında devam
etmesi halinde gerçekleşebilecek rizikoların iş sahibine ayrıca yüklenebileceğini, yüklenicinin
sorumluluğunun olmayacağının belirtilmesine gerek yoktur. İş sahibine talimatından dönmesi
ve değiştirmesi için ihbar ve ikazda ısrar edilmesinin nedeni, talimatın uygulanmasında illiyet
bağı sınırlarında gerçekleşebilecek zararlardan yüklenicinin o andan itibaren sorumlu
olmayacağıdır.
TBK 476.md.si gereğince açıkça ihtara rağmen iş sahibinin talimatı doğrultusunda
ısrarcı olması, eserde zarar oluşmasına neden olursa; “iş sahibi, eserin ayıptan doğan haklarını
kullanamaz.”
1.4.AYIBIN Ġġ SAHĠBĠNĠN SAĞLADIĞI MALZEMEDEN VEYA ARSADAN
DOĞMASI
Eseri meydana getirebilmek için malzeme ve alet ekipmana ihtiyaç vardır. TBK‟da
kural olarak eseri meydana getirecek alet ekipman yüklenici tarafından karşılanmakta, ancak
aksini sözleşmede düzenlemenin önünde herhangi bir engel yoktur. Eserin oluşacağı malzeme
içinde aynı durum söz konusudur. TBK 472.md “malzeme yüklenici tarafından sağlanmışsa
yüklenici, bu malzemenin ayıplı olmasın yüzünden iş sahibine karşı, satıcı gibi sorumludur.”
Öncelikle, eser sözleşmesinde malzemeden kaynaklanan ayıpların oluşmasında eser
sözleşmesinden ayıba karşı tekeffül hükümleri mi satış sözleşmesinin ayıba karşı tekeffülleri
mi uygulanacaktır. Öğretide ki eski görüşe göre11, yüklenici tarafından sağlanan malzemenin
ayıplı olması ve esere tesir etmesi durumunda, eser sözleşmesinde ayıba karşı tekeffül
hükümleri değil, satış sözleşmesinde ayıba karşı tekeffül hükümleri uygulanacaktır. Diğer
görüşe göre12 TBK472.md atfının satış sözleşmesinin ayıba karşı tekeffül hükümlerini
kapsadığını kabul etmekle birlikte, eser sözleşmesinde ayıba karşı tekeffül hükümlerine de
başvurmaya bir engel olmadığını bildirmektedir. Eser sözleşmesinde ayıba karşı tekeffül
hükümleri yalnızca sözleşmenin taraflarını kapsamayacağı gibi 3.kişi lehine ayıptan
8
Uçar, İstisna s.239.
Bk.SELĠÇĠ,İnşaat, s194 naklen Uçar s. 239
10
GÜMÜġ
11
Ancak yazar bu uygulamayı kıyasen kabul etmekte ve şüphe halinde eser sözleşmesinin ayıba karşı tekeffül
hükümlerinin uygulanmasını kabul etmektedir. Bu görüşteki bazı yazarlar e.BK m.367 atfının genel olarak satış
sözleşmesinin tekeffül hükümlerine (ayıba karşı ve zapta karşı tekeffül hükümlerine) olduğunu açıkça
vurgulanmaktadır. (TANDOĞAN.II, s.63) (naklen GÜMÜġ, Özel,II. s.16)
12
TANDOĞAN, II, s.64. (GÜMÜġ, Özel,II. s.17)
9
3
sorumluluk kapsamında satıcının zapttan sorumluluğuna gidilemeyeceği gibi, TBK 472 md.
anlaşılmamasına duraksama yoktur.
Eseri oluşturan malzeme ile eser doğrudan birbirleriyle bağdaşan iki objedir.
Malzemedeki ayıp ile eser oluşturulmuş olmasında eserin ayıplı olacağına kuşku yoktur. Bu
sebeple ayıplı malzemenin kim tarafından sağlanmış olduğu en önemli unsurdur. Eser
sözleşmesinde, malzemeyi iş sahibi sağlamış ise; malzemede doğan ayıbın esere tesir etmesi
durumunda, iş sahibi eser sözleşmesinde ayıba karşı tekeffül hükümlerini kullanamayacaktır.
Eser meydana getirilirken, iş sahibinin sağladığı malzemenin veya eserin yapılması
için gösterdiği yerin ayıplı olduğu anlaşılır veya eserin gereği gibi ya da zamanında meydana
getirilmesini tehlikeye düşürecek başka bir durum ortaya çıkarsa, yüklenici bu durumu hemen
iş sahibine bildirmek zorundadır; bildirmezse bundan doğacak sonuçlardan sorumlu olur.
Yüklenici, kanunda öngörülen bildirim yükümlülüğünü yerine getirmezse, ayıbın
doğumuna katkıda bulunmuş sayılır ve dolayısıyla iş sahibine isnadı kabil olan her ayıbı
kullanabilir olacaktır.13.
Eser, iş sahibinin taşınmaz parçası (arsa) ya da iş sahibinin göstereceği yere
yapılmışsa; iş sahibinin sağlamış olduğu taşınmaz bakımından ayıp oluşması sonucunda iş
sahibi eserde ayıba karşı tekeffül hükümlerinden yararlanamayacaktır. Ancak iş sahibinin
teknik donanımının, yükleniciye göre zayıf olduğu ihtimalinde yüklenicinin bu durumu
bilebilecek olabilmesi, tekeffül hükümlerini işletebilmek açısından önem taşımaktadır.
ĠKĠNCĠ BÖLÜM
2. AYIPLI ESERĠN HERHANGĠ BĠR ÇEKĠNCE KONULMADAN Ġġ SAHĠBĠNCE
KABUL EDĠLMĠġ OLMASI
Eser sözleşmesinin iki tarafa borç yükleyen sözleşme türlerinden olduğundan yukarda
bahsetmiştik. Sözleşme sonucu oluşan eserde ayıp bulunması durumunda iş sahibine zararı
tazmini için bazı hakları vardır. Ancak ayıba karşı tekeffülü ortadan kaldıran ve iş sahibinin
seçimlik haklarını kullanılamaz hale getiren sebeplerden birisi de, TBK 477.md.de eserin açık
veya örtülü olarak kabul edilmiş olması durumunda yüklenici sorumluluktan kurtulur.
İş sahibi, eseri kabul ederken, ayıptan doğacak haklarını saklı tutmadığı sürece
eserdeki açık ayıplardan kaynaklanan zararlarında; iş sahibi ayıba karşı tekeffül
hükümlerinden faydalanamayacaktır. Bu durum sadece eserde ilk kontrolde anlaşılabilir olan
ayıpları kapsamakta, eserde kontrol ile anlaşılması güç olan ayıplar da ise tekeffülden doğan
hakları devam edecektir.
Yüklenicinin eseri ortaya çıkartması sonucu açık bir ayıbı olmasına rağmen, iş
sahibinin eseri koşulsuz şartsız kabul etmesi durumunda iş sahibinin ayıba karşı tekeffül
hükümlerini kullanabileceği tartışma konusu olmuştur. Bir görüşe göre14 kabulün
yüklenicinin sorumluluğunu ortadan kaldırması ve iş sahibinin hakların düşürmesine ilişkin
bu sonucu, iş sahibi ve yüklenici bakımından kesindir. Bizimde katıldığımız diğer görüşe
13
14
UÇAR, İstisna, s.248
Gautschi, Art. 370, N.5; Seliçi, İnşaat,199.(naklen UÇAR,s.252).
4
göre15 kabul beyanı bir hukuki işlemdir. Dolayısıyla iradesi sakatlanan tarafın, beyanı ve
hukuki sonuçlarını TBK’da öngörülen sebeplerle ortadan kaldırılabilmesi mümkündür.
2.1.AÇIK AYIPLAR BAKIMINDAN
Yargıtay16 tarafından tanımı şu şekilde yapılmıştır: Eser sözleşmesindeki ayıp,
sözleşmede üzerinde anlaşılan ( yüklenicinin esere ilişkin olarak zikrettiği ) niteliklerin veya
dürüstlük kuralları gereğince bulunması gereken lüzumlu niteliklerin meydana getirilen
eserde bulunmamasıdır. Başka bir ifadeyle, eserde sözleşme ve dürüstlük kurallarına göre
olması gereken vasıfla fiilen mevcut olan arasındaki fark ayıptır. Açık ayıp, eserin iş sahibine
teslimi anında kolaylıkla görülebilen ayıplardır. Buna karşılık gizli ayıp, eserin tesliminden
sonra ve kullanımı sırasında kendini gösteren ayıp türüdür.
Açık ayıplar, eserin teslimi anında ilk bakışta göze çarpan ve özenli bir inceleme
sonucunda fark edilebilen ayıplardır. Uçar‟a göre17; normal bir zeka düzeyindeki bir iş
sahibinin eserin tesliminde fark edebileceği ya da özenli bir muayene yapması neticesinde
ortaya çıkarabileceği ayıplardır. Ayrıca eserde oluşan ayıbın açık veyahut gizli olduğunun
tespiti bilirkişi incelemesine muhtaç bir olgudur18.
TBK. 477/2. fıkrasıyla iş sahibinin diğer bir sorumluluğu eserin tesliminde eseri
gözeden geçirmek ve ayıp bulunması ihtimalinde yükleniciye bunu bildirmek yükümlülüğü
altındadır. İş sahibinin, eseri teslim alırken ayıpları bilmesine rağmen, yükleniciye bildirimde
bulunmadığı takdirde iş sahibinin eseri ayıplı olarak kabul (üstü kapalı) etmiş olacak ve ayıba
karşı tekeffül hükümlerini kullanamayacaktır. Ayrıca İş sahibinin, gözden geçirmeyi ve
bildirimde bulunmayı ihmal etmesi durumunda, eseri ayıplı olarak kabul etmiş sayılır.
İş sahibinin, eseri kabul etmesi durumunda kasten saklanmış ayıplar hariç olarak iş
sahibi ayıba karşı tekeffül (açık ayıplar açısından) hükümlerine başvuramayacaktır. TBK‟nın
sağlamış olduğu diğer haklardan feragat ettiği anlamı anlaşılmamalıdır.
2.2.GĠZLĠ AYIPLAR BAKIMINDAN
Eserin teslimi sırasında ilk bakışta anlaşılamayan, iş sahibinin muayeneyi yapmasına
rağmen eserden anlaşılamayan türde ayıpla gizli ayıplardır. Yargıtay‟ın ifadesine göre Gizli
ayıp eserin teslimi sırasında ilk bakışta görülemeyen, muayene ile hemen anlaşılamayan,
sonradan kullanılmakla veya somut uyuşmazlıkta görüldüğü gibi deprem ve benzeri bir olay
vesilesiyle ortaya çıkan ayıptır. Ayıplı iş ise vasıf eksikliğini ifade eder. O sebeple de vasıf
eksikliği bulunduğu veya ayıplı inşa edildiği anlaşılan binalar nedeniyle yüklenicinin sorumlu
olması gerekir. Diğer yandan yüklenici tarafından kasten saklanmışta ayıplar da olabilir bu tür
ayıplara ise kasten gizlenmiş ayıp denilmektedir.
15
UÇAR s.252-253.
T.C. Y. 14. HD. E. 2012/9832, K. 2012/10921, T. 25.9.2012. http://www.kazanci.com/
17
UÇAR s.253.
18
14.HD.E.2012/9832, K. 2012/10921, T. 25.9.2012. http://www.kazanci.com/
16
5
İş sahibinin, muayene kontrolü sadece açık ayıplar açısından geçerlidir, gizli ve
kasten gizlenen ayıplar kontrol edilmekle hemen anlaşılabilen ayıplar olmayacaklardır.
Genelde eser kullanıldıktan sonra ortaya çıkan ayıplardan olacak ya da tehlike karşısında
yeterli direnci göstermesi gerekirken; gösterememesi sonucu eserdeki eksiklik nedeniyle de
ortaya çıkabilecektir.
Yukarıda açıkladığımız üzere19 ayıbın hangi tür ayıp olduğunun tespiti teknik konu
mahiyetinde olması nedeniyle bilirkişi incelemesine muhtaç olacaktır.
Kasten saklanan ayıplar açısından doktrinde tartışmalar mevcuttur. Bir görüşe göre20
kasten saklanan ayıplar açısından yüklenicinin sorumlu tutulabilmesi için eserdeki ayıbın bile
bile saklanmasının kötü niyete gerçekleşmiş olması şartının aranması gereksiz ve yetersizdir.
Bizim de katıldığımız diğer görüşe göre21 ayıbın, kasıtlı gizlenmiş sayılabilmesi için ayrıca
yüklenicinin” kötü niyetli olması gerekmektedir. Bu ise, ayıbı gizlenmenin dürüstlük kuralına
aykırı olması ile gerçekleşir. Bu nedenle kanun lafzındaki kasıt kavramı “nitelikli bir kötü
niyeti” ifade eder.
Gizli ayıp veyahut kasten saklanmış ayıbı iş sahibin öğrenir öğrenmez yükleniciye
bildirmezse, eseri ayıplı olarak kabul etmiş sayılır ve ayıba karşı tekeffül hakkından doğan
haklarını kullanamaz.
Yargıtay, ihtar ve bildirimi ayıbı öğrenir öğrenmez gecikmeksizin yapılması
gerektiğini bildirmekte ayrıca eser sözleşmesinde ayıp ihbarının yapılması tacirler arasında
olsa dahi herhangi bir şekle tabi olmayıp22 ihbar keyfiyeti de bir hukuki işlem değil hukuki
işlem benzeri bir fiil olduğundan e.BK'nun 359. ve 362. md.lerinde belirtilen sürelerde yapılıp
yapılmadığı hususu da tanık dahil her türlü delille kanıtlanabilir23.
ÜCÜNCÜ BÖLÜM
3.ZAMANAġIMI SÜRESĠNĠN GEÇMĠġ OLMASI
3.1 GENEL OLARAK ZAMANAġIMI KAVRAMI
Özel hukukta iki çeşit zamanaşımı vardır: Kazandırıcı zamanaşımı ve düşürücü
zamanaşımıdır. Kazandırıcı zamanaşımı genellikle eşya hukukunda ayni hakkın kazanımı
sırasında rastladığımız zamanaşımı türüdür. Düşürücü zamanaşımı ise, bir hakkın
kullanılabilmesi için kanun koyucunun belirtmiş olduğu süreler içerisinde başvuruda
bulunulmaz ise hakka başvurulamayacağı anlamına gelmektedir.
Borcun zamanaşımına uğramasıyla, borç(alacak) sona ermez, sadece alacaklının dava
yoluyla alacağını elde etme olanağı, “alacağın dava edilebilme niteliği” ortadan kalkar24.
Başka bir anlatımla, borç dava edilemediği gibi, borçlu malı ifa etme zorunluluğu olmamasına
rağmen ifa edebilir, zamanaşımının sürelerinin dolması bu açıdan önemli değildir.
Borçlu, borcun konusu edim yükümünü yerine getirmekle borcundan kurtulurken,
külfet yükümünü yerine getirmeyen kimse, bir hakkı ileri sürmekten mahrum kalır iş
19
8.1.
Burcuoğlu, Eser, 304 vd.; UÇAR, 258 vd.
21
GÜMÜġ, s.53.
22
Y.15.H.D. 15.1.1996 T. 7272/74 SY http://www.kazanci.com/
23
Y.15.H.D. 24.11.1989 T. 3847/4937 SY http://www.kazanci.com/
24
Reisoğlu, Safa Türk Borçlar Hukuku Genel Hükümler, İstanbul, 2012, s.422.
20
6
sahibince bağımsız bölümlerin muayene edilip, ayıbın müteahhide ihbarı bir borçlu olmayıp,
külfettir. Bu külfetleri yerine getirmeyen iş sahibinin “hakları” düşmektedir. Taraflar
arasındaki uyuşmazlık, eser sözleşmesinden kaynaklanmaktadır. Yapılan şeydeki kusur
sonradan çıkarsa, iş sahibi, vakıf olur olmaz keyfiyeti müteahhide haber vermeye mecburdur.
Aksi takdirde iş-sahibi (ayıbı) kabul etmiş sayılır. (Eserlerdeki gizli ayıplan meydana
çıktıkları anda davalı tarafa haber verdiği tanık sözlerinden. anlaşılmaktadır. Haber verme
yükümlülüğü herhangi bir şekle tâbi olmadığından, ayıbın telefonla veya karşılıklı sözle
bildirilmesinde usule aykırılık yoktur”, Y 15. HD, 04.10.1993, E.1993/2582, K. 1993/3769,
bkz. YKD, C. 20, S. 8, s. 1299, Ağustos 1994.) Tarafların bu süreyi sözleşmede açıkça
belirtmeleri mümkündür. Yoksa süre, hakim tarafından, tarafların varsayılan „iradelerine
uygun olacak biçimde tespit edilir.25
3.1.1. ZAMANAġIMI SÜRELERĠ
Eser sözleşmesinde ayıba karşı tekeffül hükümlerinde iş sahibi lehine uygulanacak
olan zamanaşımı süreleri konusunda bazı kanunlara göre farklılık göstermektedir. Devlet
İhale Kanunu26, Tüketicinin Korunması Kanunu27 gibi ayrıca üretilen eserin durumuna göre
sürenin başlaması konusunda farklılıklar göstermektedir.
3.1.1.1.Borçlar Kanunu Bakımından
Eser sözleşmesinde, ayıba karşı tekeffülden doğan hakları kullanmada iş sahibine
tanınan haklara ilişkin zamanaşımı süresi e.BK döneminde taşınmaz harici eserin tesliminden
itibaren bir yıllık sürede; taşınmaz bir eser oluşturulması sonucu ayıp oluşması durumunda ise
beş yıllık zamanaşımı süresine tabidir. TBK‟da süreler değişiklik göstermiştir.
TBK 478.md.de yüklenici ayıplı bir eser meydana getirmişse, bu sebeple açılacak
davalar, teslim tarihinden başlayarak, taşınmaz yapılar dışındaki eserlerde iki yılın; taşınmaz
yapılarda ise beş yılın ve yüklenicinin ağır kusuru varsa, ayıplı eserin niteliğine bakılmaksızın
yirmi yılın geçmesiyle zamanaşımına uğrar.
Taşınmaz eserler dışındaki eserlerle ayıba karşı tekeffül zamanaşımı e.BK‟na göre
TBK‟nun süreler arttırılmıştır. Zamanaşımının işlemeye başlaması için eserin kabulü şart
değil28, iki yıllık süre eserin iş sahibine teslimi ile başlar29. Ancak sürenin işlemeye başlaması
25
KANBER Kemal, Kat Karşılığı İnşaat Sözleşmelerinde Müteahhidin İnşaattaki Bozukluktan Doğan
Sorumluluğu, s.7.
26
Hileli inşaat ve onarım :
Md. 87 – Gayrimenkullerin yapım ve onarımlarında kesin kabul tarihinden itibaren 5 yıl içinde malzemenin
hileli olmasından veya yapım ve onarımın teknik icaplara uygun olarak yapılmamasından ortaya çıkan zarar ve
ziyan, Borçlar Kanununun 360. md.si gereğince ve 363. md.sindeki sürede müteahhide ikmal ve tazmin ettirilir.
İdareler beş yıllık sürede ortaya çıkacak zarar ve noksanları tespit ile gereğinin yapılması için durumu ilgili
mercilere bildirmekle ödevlidirler.
…
27
Zamanaşımı
Md. 12 – (1) Kanunlarda veya taraflar arasındaki sözleşmede daha uzun bir süre belirlenmediği takdirde, ayıplı
maldan sorumluluk, ayıp daha sonra ortaya çıkmış olsa bile, malın tüketiciye teslim tarihinden itibaren iki yıllık
zamanaşımına tabidir. Bu süre konut veya tatil amaçlı taşınmaz mallarda taşınmazın teslim tarihinden itibaren
beş yıldır.
(2) … ikinci el satışlarda satıcının ayıplı maldan sorumluluğu bir yıldan, konut veya tatil amaçlı taşınmaz
mallarda ise üç yıldan az olamaz.
(3) Ayıp, ağır kusur ya da hile ile gizlenmişse zamanaşımı hükümleri uygulanmaz.
28
GÜMÜġ s.70.
7
için eserin tamamlanmış olması gerekmektedir. Eserde önemli eksiklikler mevcutsa, teslim
edilmemiş sayılır ve zamanaşımı işlemeye başlamaz.
Taşınmaz yapı eserler bakımından, ayıbın ortaya çıkma süresinin taşınırlara göre daha
uzun bir zaman alacağından kanun koyucu zamanaşımı süresini beş yıl olarak öngörmüştür.
Bu nedenle bir binanın ilk kez meydana getirilmesi dışında binanın dış cephesinin sıva ve
badanasına yönelik işin ayıplı olması durumunda beş yıllık zamanaşımı süresi uygulama
bulur30. Meğerki taşınmaz yapı eserin meydana getirilmesiyle bağlantılı olsun.
Yüklenici ayıplı bir eser meydana getirmişse, bu sebeple açılacak davalar, teslim
tarihinden başlayarak, taşınmaz yapılar dışındaki eserlerde iki yılın; taşınmaz yapılarda ise
beş yılın ve yüklenicinin ağır kusuru varsa, ayıplı eserin niteliğine bakılmaksızın yirmi yılın
geçmesiyle zamanaşımına uğrar. TBK‟nun temel anlayışına uygun düşmekle beraber, iş
sahibinin, zarar görme ihtimalini minimalize etmek için, eserin taşınır taşınmaz niteliğine
bakılmaksızın 20 yıllık zamanaşımı süresi öngörmüştür.
3.2. ZAMANAġIMI SÜRELERĠNĠN BAġLANGIÇ ANI, DURMASI VE KESĠLMESĠ
3.2.1.ZamanaĢımı Sürelerinin BaĢlangıç Anı
TBK‟nun zamanaşımı süreleri açısından oluşturulan eserin yapısına göre farklı
düzenleme benimsediğini daha önce bahsetmiştik. Kanun gerekçesinde, yüklenicinin, eserin
ayıplı olarak meydana getirilmesinde ağır kusurun (kastın veya ağır ihmalin) bulunması
koşuluyla açılacak davalar, eserin teslim tarihinden başlayarak, taşınmaz yapılar dışındaki
eserlerde iki yıllık; taşınmaz yapılarda ise beş yıllık zamanaşımına tabi olacaktır.
Yüklenicinin eserin meydana gelmesinde ağır kusuru varsa bu takdirde açılacak davalar,
eserin niteliğine bakılmaksızın, teslim tarihinden başlayarak yirmi yıllık zaman aşımına tabi
olacaktır.
Zaman aşımının başlama anı kanun koyucu tarafından teslim anı olarak kaleme
alınmıştır. Yukarıda teslim kavramını açıklamıştık tekrardan kaçınmak için sadece atıf
yaparak geçiyoruz.
3.2.2.ZamanaĢımı Sürelerinin Durması ve Kesilmesi
Zamanaşımı süresini durduran sebepler TBK 153.md.de zamanaşımının işlemeyeceği
halleri düzenlemiştir.
Zamanaşımını kesen sebepler ise TBK.md.154 ve 157‟de gösterilmiştir. Biz unsurları
burada tek tek saymayarak atıf yapıp geçmekle yetiniyoruz.
3.3.ZAMANAġIMI SÜRELERĠNĠN SÖZLEġME ĠLE DEĞĠġTĠRĠLEBĠLĠRLĠĞĠ
Eser sözleşmesinde zamanaşımını düzenleyen hükümler emredici nitelikte değildir.
Tarafların sözleşme ile ihbar sürelerini ve açık ve gizli ayıplardan doğabilecek zararlara karşı
zamanaşımı sürelerini uzatabileceklerdir. Ancak kanunu öngörmüş olduğu zamanaşımı
süresinde az zamanaşımı süresi belirleyebilmek mümkün değildir. Sözleşme ile belirlenen
29
30
GÜMÜġ s.70.
GÜMÜġ s.71.
8
zamanaşımı süresi, kanunun öngördüğü zamanaşımı süresinden daha uzunsa uygulanacak
süre uzun süre olacaktır; ancak aksi halde kanuni zamanaşımı süresinin altında süre
belirleyebilmek mümkün olmayacaktır.
9
KAYNAKÇA
CANBOLAT, Ferhat, istisna sözleşmesinde iş sahibinin ayıba karşı tekeffülden doğan
hakları, Turhan Yayınları, Ankara, 2009
GÜMÜġ, Mustafa Alper, Borçlar Hukuku Özel Hükümler, Cilt II, Vedat Yayınları, İstanbul,
2012
KANBER, Kemal, Kat Karşılığı İnşaat Sözleşmelerinde Müteahhidin İnşaattaki Bozukluktan
Doğan Sorumluluğu Makalesi
REĠSOĞLU, Safa, Türk Borçlar Hukuku Genel Hükümler, 23.Bası, Beta Yayınları,
İstanbul, 2012.
SELĠÇĠ, Özer,
İnşaat Sözleşmelerinde Müteahhidin Sorumluluğu, İstanbul, 1978.
Kısaltma:(Seliçi, İnşaat)
UÇAR, Ayhan, İstisna Sözleşmesinde Müteahhidin Ayıba Karşı Tekeffül Borcu, Seçkin
Yayınları, Ankara, 2003
YAVUZ, Cevdet, Borçlar Hukuku Dersleri Özel Hükümler, 9.Baskı, Beta Yayınları, İstanbul,
2012
http://www.kazanci.com/
10
Download

İndir (PDF, 286KB)