İÇİNDEKİLER
İDARE HUKUKU
•
•
•
•
İdare Kavramı ve İdare Hukuku
İdari Teşkilat
İdari İşlemler
İdarenin Faaliyetleri: Kamu
Görevlileri
• İdari Yargı
HUKUKUN TEMEL
KAVRAMLARI
HEDEFLER
Yrd.Doç.Dr.Engin
Saygın
• Bu üniteyi çalıştıktan sonra;
• İdare ve idare hukuku kavramını
tanımlayıp açıklayabilecek,
• İdari teşkilatın temel yapısını,
organlarını, görev ve yetkilerini
kavrayabilecek,
• İdari işlem kavramını ve türlerini
bilecek,
• İdarenin faaliyetlerini yerine
getiren kamu görevlilerine ilişkin
hukuki rejimleri izah edebilecek,
• İdari yargı hakkında temel bilgileri
öğrenebileceksiniz.
ÜNİTE
7
İdare Hukuku
GİRİŞ
En yalın haliyle ifade etmek gerekirse, idare hukukunun konusu idaredir. Bu
durumda ilk olarak “idare nedir” sorusuna cevap verilmelidir. Bu anlamda idare ve
idare hukuku kavramları öncelikle ele alınacaktır. Daha sonra idare hukuku
konusunda daha detaylı bilgi verebilmek amacı ile idare hukukunun özellikleri ve
idare hukukunun kaynakları konusuna değinilecektir. İdare hukuku konusunda kısa
bir girişin ardından, üç temel idare hukuku konusu ele alınacaktır. Bu bağlamda ilk
olarak, idarî teşkilata hâkim olan ilkelerle birlikte idarenin bütünlüğünü sağlayan
araçlardan hiyerarşi ve vesayet kavramlarına kısaca değinilecektir. İdari teşkilat
konusunda ayrıntıya inilmeksizin, Türk idarî teşkilatı şema üzerinde gösterilecektir.
İdare hukukunun bir diğer temel konusu olan idarî işlem konusu, idarî teşkilatın
ardından ele alınacaktır. Bu bölümde idarî işlemlerin özellikleri ile unsurları kısaca
anlatılacak ve bu unsurlardaki sakatlık hâlleri ile yaptırımlara kısaca değinilecektir.
Son olarak ise idare hukukunun önemli konularından kamu personeli hakkında 657
sayılı Devlet Memurları Kanunu dikkate alınarak kamu personeli ile ilgili önemli
konular ele alınacaktır.
İDARE KAVRAMI VE İDARE HUKUKU
İdare Kavramı
“Yasama yetkisi Türk
Milleti adına Türkiye
Büyük Millet
Meclisinindir. Bu yetki
devredilemez”.
(Anayasa m. 7)
İdare kavramı, belli bir amacın gerçekleştirilmesi için kurulan örgüt veya bu
amaca ulaşmak için yürütülen planlı insan faaliyeti anlamına gelmektedir ki
(Gözübüyük, 1999, 1), bu anlamda idare, hem belli bir örgütü hem de bu örgütün
faaliyetlerini ifade etmektedir. Hiç şüphesiz, bu anlamda idare kavramı, hem kamu
kesimi hem de özel kesim için geçerlidir (Gözübüyük, 1999, s. 1). Ancak idare
hukukunun konusunu kamu idareleri oluşturmaktadır. Çünkü özel idareler ile kamu
idareleri arasında şu temel farklılıklar bulunmaktadır (Gözübüyük, 1999, s. 1; Giritli,
Pertev, Akgüner, s. 2001, 4-6):
 Özel idarenin amacı kâr elde etmek iken kamu idaresinin amacı kamu
yararıdır.
 Özel idare kamu gücüne sahip değil iken kamu idaresi kamu gücüyle
donatılmıştır.
 Özel idarenin özel kişiler ile arasında eşitlik ilkesi geçerli iken kamu
idareleri özel kişiler karşısında üstün konumdadır.
 Son olarak, özel idarelerin kuruluşu ve çalışmasında serbestlik ilkesi
geçerli iken kamu idarelerinin kuruluşu ve çalışması kanunlarla
düzenlenmiştir.
Atatürk Üniversitesi Açıköğretim Fakültesi
2
İdare Hukuku
İdare kavramı belli bir amaca ulaşmak için kurulan hem örgütü hem de bu
örgütün faaliyetlerini ifade ettiği ve devlette de üç temel organ ve fonksiyon
bulunduğu dikkate alındığında, idarenin devletin yasama, yürütme ve yargı organı
ve fonksiyonları karşısındaki konumunu açıklığa kavuşturmamız gerekmektedir.
Organik Anlamda İdare (İdare Organı)
“Yürütme yetkisi ve
görevi, Cumhurbaşkanı
ve Bakanlar Kurulu
tarafından, Anayasaya
ve kanunlara uygun
olarak kullanılır ve
yerine getirilir”.
(Anayasa m.8)
Organik anlamda idareyi tanımlamak pek de zor değildir. Nitekim 1982
Anayasası’na göre yasama organı genel oyla seçilen 550 milletvekilinden oluşan
Türkiye Büyük Millet Meclisi’dir (AY m. 7) ve yasama organı (TBMM) idare
kavramına dâhil değildir. Keza, Anayasa’ya göre, yargı yetkisi bağımsız
mahkemelerce kullanıldığı için (AY m. 9), yargı organı da (bağımsız mahkemeler)
idare kavramına dâhil değildir. Yürütme organı ise Anayasa tarafından 3. Kısım, 2.
Bölüm’de Cumhurbaşkanı, Bakanlar Kurulu, Olağanüstü Yönetim Usülleri ve İdare
omak üzere dört başlık altında düzenlenmiştir. İdare organını, yasama, yargı ve
yürütme organının Cumhurbaşkanı ve Bakanlar Kurulu dışında kalan kısmı olarak
tanımlamak mümkündür. Ancak bu noktada belirtmek gerekir ki
Cumhurbaşkanı’nın ve Bakanlar Kurulu’nun ki Başbakan ve Bakanlardan
oluşmaktadır, idareden tamamen ayrı organlar olduğu iddia edilemez. Şöyle ki;
 Bakanlar (bakanlığın başında olma konumundan hareketle) idareden
tamamıyla ayrı değildir.
 Başbakan (kendisine doğrudan doğruya bağlanmış hizmetler ve örgütler
bulunması ve hem bakanları seçme hem de bakanlar üzerinde bir
gözetme yetkisine sahip olması sebebiyle) idareden tamamıyla ayrı
değildir.
 Bakanlar Kurulu (kurulun oluştuğu kişiler olan Başbakan ve bakanların
idare ile yakın ilişki içinde olmaları ve kurulun bizzat kendisinin pek çok
idarî işlem yapması sebebiyle) idareden tamamıyla ayrı değildir.
 Cumhurbaşkanı (gerekli gördüğü hâllerde Bakanlar Kurulunu toplantıya
çağırıp ona başkanlık etmesi (m.104), Bakanları Başbakanın önerisi
üzerine ataması ve görevden alması (m.109), Bakanlar Kurulunun
kararnamelerini imzalaması ve birçok atama işleminin Cumhurbaşkanının
da imzasının bulunduğu “müşterek kararname”yle olması nedeniyle)
idareden tamamıyla ayrı değildir (Günday, s. 7-9).
Sonuç olarak, idare organı devletin yürütme organının Cumhurbaşkanı,
Bakanlar Kurulu, Başbakan ve Bakanlar dışında kalan kısmı ile devlet dışındaki diğer
kamu tüzel kişileri olarak tanımlanabilir (Gözler, s. 15).
Atatürk Üniversitesi Açıköğretim Fakültesi
3
İdare Hukuku
Fonksiyonel Anlamda İdare (İdari Fonksiyon)
“Yargı yetkisi, Türk
Milleti adına bağımsız
mahkemelerce
kullanılır”.
(Anayasa m.9)
Devlet organları gibi devlet fonksiyonları da yasama, yürütme ve yargı olmak
üzere üçe ayrılmaktadır. Devletin bu üç fonksiyonunu idarî fonksiyondan ayırmak
için maddi ve organik olmak üzere iki ölçüt kullanılmaktadır. Çünkü maddi ölçüt tek
başına yasama, yürütme ve yargı fonksiyonlarını idarî fonksiyondan ayırt etmede
yeterli değildir. Şöyle ki; yasama fonksiyonu, maddi ölçüt kullanılarak genel,
sürekli, objektif, kişisel olmayan kural koyma, değiştirme ve kaldırma faaliyeti
olarak tanımlanırken idarî fonksiyon bu genel, sürekli, objektif, kişisel olmayan
kuralları uygulama faaliyeti olarak tanımlanmaktadır. Ancak dikkat edilecek önemli
bir nokta, yasamanın bireysel nitelikte faaliyetleri olduğu gibi idare de tüzük ve
yönetmelik gibi genel, sürekli ve objektif norm koyma faaliyetinde bulunabilir.
Sonuç olarak, bu ayrımın kullanılmasında organik ölçüt kullanılmalı ve denilmelidir
ki, idare organından çıkan bir işlem, maddi açıdan yasama işlemine benzese bile
yani genel, soyut, objektif, kişilik dışı olsa bile bu işlem yasama işlemi değil, bir idarî
işlemdir (Gözler, s. 19). Yargı fonksiyonu, yalnızca maddi ölçüte göre, hukuki
uyuşmazlıkları ve hukuka aykırılık iddialarını çözümlemek ve karara bağlamak
olarak tanımlanırken organik ölçüt eklendiğinde, yargı fonksiyonu bu kez yargı
organlarından çıkan ve hukuki uyuşmazlıkları ile hukuka aykırılık iddialarını karara
bağlama fonksiyonu olarak tanımlanmaktadır. Ama dikkat edilecek önemli nokta,
idare organından çıkan bir işlem, maddi açıdan yargı işlemine benzese bile yani
“iddia-tespit-müeyyide” aşamalarını içerse bile yargı fonksiyonuna dâhil bir işlem
değildir, idarî fonksiyona dâhildir (Gözler, s. 18). Yürütme fonksiyonu, devletin
yasama ve yargı fonksiyonu dışında kalan faaliyetlerini kapsamaktadır ve hükûmet
fonksiyonu ve idarî fonksiyon olmak üzere ikiye ayrılır. Öğretide, hükûmet
fonksiyonu, “ülkenin genel siyasetini belirleme” faaliyeti olarak görülüyor iken idarî
fonksiyon halkın günlük ortak ihtiyaçlarının giderilmesi fonksiyonu olarak
görülmektedir. Bu anlamda, hükûmet fonksiyonu genel siyaset ile ilgili ve “siyasî”
nitelikte iken idarî fonksiyon kamu hizmetiyle ilgidir ve “teknik” niteliktedir (Gözler,
s. 19). Sonuç olarak, idarî fonksiyon devletin yasama ve yargı fonksiyonu ile
yürütme fonksiyonun siyasî fonksiyonu dışında kalan, toplumun günlük yaşamını
sürdürmek, dolayısıyla kamu yararını gerçekleştirmek amacıyla devlet ve diğer
kamu tüzel kişileri tarafından yürütülen fonksiyonudur (Gözler, s. 24).
İdari Fonksiyonun Özellikleri:
Amacı kamu yararını gerçekleştirmektir. Konusu, kamu hizmetleridir. İdari
işlemlerle yürütülür. Kamu gücü kullanılarak yerine getirilir. Süreklidir.
Kendiliğinden harekete geçer. Bireylerle doğrudan doğruya ilgilidir.
İdare Hukuku
En genel anlamı ile idare hukuku, idarenin kuruluş ve işleyişine uygulanan
hukuk kurallarının bütünüdür. Batı hukuk sistemleri bakımından Anglo-Sakson
Atatürk Üniversitesi Açıköğretim Fakültesi
4
İdare Hukuku
Hukuk Sistemi ve Kara Avrupası Hukuk Sistemi olmak üzere başlıca iki hukuk
sistemi bulunmaktadır. Bu iki sistem pek çok alanda birbirinden ayrıldığı gibi idare
hukuku alanında da ayrılmaktadır. Nitekim Anglo-Sakson ülkelerinde genel
hukukun dışında ayrı bir idare hukuku ve adli yargı düzeninden ayrı bir idarî yargı
düzeni yok iken Kara Avrupası ülkerinde idareye özgü hukuk kuralları
bulunmaktadır ve buna idare hukuku denmektedir ve idare hukukundan doğan
uyuşmazlıklar idarî yargıda çözümlenmektedir.
İdare hukukunun özellikleri
İdare hukuku genç bir hukuk dalıdır. Çünkü idare hukukunun ortaya çıkışı
öncelikle hukuk devleti anlayışının ortaya çıkmasına bağlıdır ki modern anlamıyla
bu hukuk devleti anlayışı ise ancak 18. yüzyılda ortaya çıkmıştır. İdare hukuku ve bu
hukuk dalının gelişimine büyük katkı sağlayan idarî yargı, Fransız İhtilali’nin
ardından özel koşullar altında ortaya çıkmıştır (Gözler, s. 19). İdare hukuku tedvin
edilmemiş bir hukuk dalıdır. Çünkü idare hukuku kuralları dağınık hâlde
bulunmaktadır ve diğer hukuk dalları gibi kuralların toplandığı bir idare kanunu
yoktur. İdare hukuku büyük ölçüde, içtihadî bir hukuk dalıdır. Çünkü özellikle
Fransız idarî yargısı başta olmak üzere, yargı organları idare hukukunun gelişimine
büyük katkı sağladıkları için idare hukukunun temel ilke ve kavramları mahkeme
içtihatlarıyla oluşturulmuştur (Gözler, s. 34).
İdare hukuku bağımsız bir hukuk dalıdır. Çünkü her ne kadar idare hukuku
yeni, tedvin edilmemiş ve içtihadî nitelikte bir hukuk dalı olsa da özel hukuktan
tamamıyla ayrı bir hukuk dalıdır ve kamu hukukunun ise bağımsız bir alt dalıdır.
İdare hukuku statüsel niteliktedir. Çünkü idare hukukunda vatandaşlık, öğrencilik,
memurluk ve emeklilik statüsü gibi önceden belirlenmiş “statüler”, yani “genel
hukuki durumlar” bulunmaktadır. Bu statülere girip çıkmak çoğunlukla ilgili kişinin
isteğine bağlı ise de ilgili kişinin içine girmek istediği statünün koşullarını belirleme
ve bu konuda pazarlık yapma gibi bir imkânı bulunmamaktadır (Gözler, s. 35). İdare
hukuku işlemleri tek taraflıdır. Çünkü özel hukukun aksine idare hukukunda bir
idarî işlemin yapılabilmesi için o işlemin ilgilisi tarafından kabul edilmesine gerek
yoktur. İdare tek taraflı irade açıklaması ile işlemler yapabilmektedir. Yukarıda da
açıklandığı üzere, idarî işlemler kamu yararını gerçekleştirmek üzere yapılırlar.
İdari yargıdan kaynaklanan uyuşmazlıklar idarî yargıda karara bağlanır.
Çünkü yargı ayrılığının kabul edildiği sistemlerde idare aleyhine açılacak davalara
bakacak ayrı mahkemeler belirlenmiştir.
İdare hukukunun kaynakları
Hukukun kaynakları konusu daha önceki ünitelerde (Ünite 2) ele alınmıştı.
Bu nedenle, idare hukukunun kaynaklarını kısaca anlatmakla yetineceğiz. Çünkü
hukukun kaynakları ile idare hukukunun kaynakları büyük oranda benzerlik
Atatürk Üniversitesi Açıköğretim Fakültesi
5
İdare Hukuku
göstermektedir. Bu nedenle idare hukukunun kaynakları da “asıl kaynaklar” ve
“yardımcı kaynaklar” olarak ikiye ayrılmaktadır. Asıl kaynaklar ise “yazılı” ve
“yazısız” olmak üzere ikiye ayrılmaktadır. Yazılı kaynaklar Anayasa, kanun, kanun
hükmünde kararname, uluslararası antlaşma, tüzük ve yönetmeliklerdir.
1982 Anayasasının 3. kısmının 2. bölümünün IV numaralı başlığı (m.123-137)
doğrudan idare hukukuna ilişkin temel kuralları düzenler. İdare hukukuna kaynak
olacak pek çok kanun bulunmaktadır: 2577 sayılı İdarî Yargılama Usulü Kanunu,
2575 sayılı Danıştay Kanunu, 2576 sayılı Bölge İdare Mahkemeleri, İdare
Mahkemeleri ve Vergi Mahkemelerinin Kuruluşu ve Görevleri Hakkında Kanun ve
657 sayılı Devlet Memurları Kanunu gibi. İdare hukuku alanında pek çok kural, KHK
konulmuştur. Örneğin 174 sayılı Bakanlıkların Kuruluş ve Görev Esasları Hakkında
KHK, 233 sayılı İktisadi Devlet Teşekkülleri ve Kamu İktisadi Kuruluşları Hakkında
Kanun Hükmünde Kararname vs. Usulüne göre onaylanıp yürürlüğe konulmuş
uluslararası antlaşmalar iç hukuk bakımından da bağlayıcı ve kanunla eş değer
oldukları için (Anayasa, m. 90), uluslararası antlaşmayla getirilen kurallar da idare
hukuku bakımından konulan çekinceler hariç bağlayıcıdır. Örneğin Avrupa Yerel
Yönetimler Şartı. İdarenin düzenleyici işlemlerinden tüzükler ve yönetmelikler de
idare hukukunun kaynakları arasındadır.
Daha önceki ünitede de bahsedildiği üzere, “yazısız kaynak” olarak örf ve
âdet hukukundan bahsedilmektedir. İdare hukukunda örf ve âdetin kaynak olup
olmayacağı konusu tartışmalıdır. Nitekim örf ve âdet hukukunun idare hukukuna
kaynaklık teşkil edeceği Balta, Gözübüyük-Tan ve Günday tarafından ileri
sürülmekte iken Gözler’e göre örf ve âdet idare hukukunda kaynak olarak geçerli
değildir, çünkü idare hukukunda Medenî Kanunun 1. maddesi benzeri örf ve âdeti
açıkça kaynak olarak gösteren bir hüküm yoktur. İdare hukukunun yardımcı
kaynakları ise yargısal içtihatlar ve doktrin olmak üzere ikiye ayrılmaktadır. İçtihat,
idarî yargı hâkiminin karar verirken örnek aldığı diğer mahkeme kararlarıdır. İdare
hukuku doktrini ise idare hukuku alanında çalışan bilim adamlarının görüş ve
düşünceleridir. İçtihadı birleştirme kararları dışında her ikisinin de bağlayıcılığı
yoktur, yani idarî yargı hâkimleri diğer mahkeme kararlarına ve doktrine uymak
zorunda değildir.
İDARİ TEŞKİLAT
İdare hukukunun en temel konularından birisini idarî teşkilat
oluşturmaktadır. Anayasa da idarenin kuruluş ve işleyişinde esas alınan temel
ilkeleri düzenlemektedir. Bu nedenle, idarî teşkilat hakkındaki şemayı vermeden
önce idarî teşkilata hâkim olan ilkelere kısaca değineceğiz.
Atatürk Üniversitesi Açıköğretim Fakültesi
6
İdare Hukuku
İdari Teşkilata Hâkim Olan İlkeler
1982 Anayasası’nın 123. maddesinin 2. fıkrası “idarenin kuruluş ve esasları
merkezden yönetim ve yerinden yönetim esaslarına dayanır” demektedir.
“İdare, kuruluş ve
görevleriyle bir
bütündür ve kanunla
düzenlenir.
İdarenin kuruluş ve
görevleri, merkezden
yönetim ve yerinden
yönetim esaslarına
dayanır”.
(Anayasa m. 123)
Merkezden Yönetim İlkesi
Yerinden Yönetim İlkesi
 Yer Yönünden
 Hizmet Yönünden
Merkezden yönetim (merkezîyet) ilkesi, vatandaşlara sunulacak kamu
hizmetlerinin devletten ayrı kamu tüzel kişileri tarafından değil, doğrudan doğruya
“devlet” tarafından yürütülmesini öngören bir ilkedir. Merkezî yönetim ile
yerinden yönetimin özellikleri ile yarar ve zararları öğretide Günday, Yıldırım,
Gözübüyük-Tan, Giritli, Bilgen ve Akgüner ile Gözler tarafından aşağıdaki şekilde
sıralanmıştır.
Merkezden Yönetimin Özellikleri:
Tek bir tüzel kişilik vardır, o da devlet tüzel kişiliğidir. Merkezî idare, kamu
hizmetlerinin konularına göre bakanlıklar şeklinde örgütlenmiştir. Kamu
hizmetlerinin yürütülmesi için gerekli olan gelir ve giderler merkezî bütçede
toplanır. Kamu hizmetleri merkezde planlanır ve düzenlenir. Merkezî idarenin bir
de taşra teşkilatı vardır. Merkezî idare bir bütündür. Merkezî idare içindeki tüm
görevliler hiyerarşik bir düzen içinde sıralanmıştır.
Merkezden Yönetimin Yararları:
Güçlü bir devlet yönetimi sağlar. Bölgeler arasında eşitliği sağlayıcı bir
etkisi vardır. Hizmetler daha rasyonel ve gerçekçi yürütülür. Mali denetim daha
kolaydır. Kamu görevlileri yerel etkilerden kurtulur.
Merkezden Yönetimin Zararları (sakıncaları):
Bürokrasi ve kırtasiyeciliğe yol açar. Hizmetlerin yöresel ihtiyaçlara göre
yürütülmesini güçleştirir. Demokratik ilkelere pek uygun değildir.
Yerinden yönetim (adem-i merkezîyet”) ise bazı kamu hizmetlerinin
belediye, köy, üniversite, KİT, TRT gibi devlet dışındaki kamu tüzel kişileri
tarafından yürütülmesi demektir. Bir kuruluşun yerinden yönetim kuruluşu
olabilmesi için kamu tüzel kişiliğine, personel bağımsızlığına, kendine has gelir
kaynaklarına ve bütçeye yani mali bağımsızlığa sahip olması gerekmektedir. Bütün
bu şartlara ek olarak ise bu kuruluşlar üzerinde hiyerarşi denetimi yerine vesayet
denetiminin olması gerekir.
Atatürk Üniversitesi Açıköğretim Fakültesi
7
İdare Hukuku
Yerinden Yönetimin Yararları:
Demokratik ilkelere daha uygundur. Kırtasiyecilik ve bürokrasiyi azaltır.
Hizmetler ihtiyaçlara daha uygun bir şekilde yürütülür.
Yerinden Yönetimin Zararları (Sakıncaları):
Bölgeler arasında eşitsizliği artırabilir, ülkenin birliğini bozabilir. Partizanca
uygulamalara yol açabilir. Yeterli mali ve teknik imkânlara sahip değillerse hizmetin
yürütülmesinde aksaklık doğabilir. Mali denetimleri güçtür.
Yerinden yönetim, “yer” ve “hizmet” yönünden yerinden yönetim olmak
üzere ikiye ayrılmaktadır. Mahalli adem-i merkezîyet veya yerel yönetimler olarak
da adlandırılan yer yönünden yerinden yönetim kuruluşları, 1982 Anayasası’nca
(m.127/1) mahalli idareler olarak nitelendirilmekte ve “mahalli idareler; il, belediye
veya köy halkının mahalli müşterek ihtiyaçlarını karşılamak üzere kuruluş esasları
kanunla belirtilen ve karar organları, gene kanunda gösterilen, seçmenler
tarafından seçilerek oluşturulan kamu tüzelkişileri” olarak tanımlanmaktadır.
Hizmet adem-i merkezîyet olarak da adlandırılan hizmet yönünden yerinden
yönetim kuruluşları ise uzmanlık isteyen ve merkezî idare tarafından yürütülmesi
uygun görülmeyen bazı kamu hizmetlerini yürüten, devletten ayrı kamu tüzel
kişilikleri bulunan, belli bir özerkliğe sahip olan kamu kuruluşları olarak
tanımlanmaktadır (Gözübüyük, 2004, s. 218).
İdarenin Bütünlüğü İlkesi: Hiyerarşi ve Vesayet
1982 Anayasası, “idare, kuruluş ve görevleriyle bir bütündür” hükmü ile
“idarenin bütünlüğü ilkesi”ni açıkça vurgulamaktadır (m.123/1). İdarenin
bütünlüğünü sağlayacak iki hukuki araç mevcuttur ki bu araçlar hiyerarşi ve
vesayettir. Hiyerarşi, idare içindeki görevliler arasında astlık-üstlük durumunu ifade
eder. Hiyerarşi yetkisinin özellikleri kısaca şunlardır: Hiyerarşi, aynı kamu tüzel
kişisi içinde geçerli bir yetkidir. Genel bir yetkidir. Kendiliğinden veya ilgililerin
başvurusu üzerine kullanılabilir. Hiyerarşi yetkisi, hukukilik veya yerindelik
sebepleriyle kullanılabilir. Hiyerarşi ilişkisinde, astın idarî veya yargısal bir başvuru
hakkı yoktur. Hiyerarşi yetkisinden vazgeçilemez (Gözler, s. 112). Vesayet ise 1982
Anayasası’nın 127. maddesinin 5. fıkrasına göre şu şekilde tanımlanmıştır: “Merkezî
idare, mahalli idareler üzerinde, mahalli hizmetlerin idarenin bütünlüğü ilkesine
uygun şekilde yürütülmesi, kamu görevlerinde birliğin sağlanması, toplum yararının
korunması ve mahalli ihtiyaçların gereği gibi karşılanması amacıyla, kanunda
belirtilen esas ve usuller dairesinde idarî vesayet yetkisine sahiptir.” İdari vesayetin
özellikleri ise kısaca şu şekildedir: İdari vesayet, istisnai nitelikte bir yetkidir. İdari
vesayet yetkisi, kanunla kurulur. Vesayet, dar bir yoruma tabi tutulur. Vesayet,
emir ve talimat verme yetkisi ile düzeltme yetkisini kural olarak içermez (Gözler, s.
115-116).
Atatürk Üniversitesi Açıköğretim Fakültesi
8
İdare Hukuku
Tablo 7.1 İdari Teşkilat
Başkent Teşkilatı
 Bakanlar Kurulu
 Bakanlıklar
 Yardımcı Kuruluşlar (Danıştay, Sayıştay, DPT, MGK,
Diğer)
 İl (Vali, İl idare Şube Başkanları, İl İdare Şube Kurulu)
Taşra Teşkilatı
MERKEZİ YÖNETİM
 Cumhurbaşkanı
 İlçe (Kaymakam, İlçe İdare Şube Başkanları, İlçe
İdare Şube Kurulu)
 Bucak (Bucak Müdürü, Bucak Komisyonu)
 Bölge
Yer Yönünden
(Mahalli İdareler)
 İl Özel İdaresi (İl Genel Meclisi, İl Encümeni, Vali)
 Belediye (Belediye Meclisi, Belediye Encümeni,
Belediye Başkanı)
 Köy (Köy Derneği, Muhtar, Köy İhtiyar Meclisi, Köy
Personeli)
 Sosyal Kamu Kurumları (Sosyal Güvenlik Kurumları,
OYAK, Türkiye İş Kurumu, Basın İlan Kurumu)
Hizmet Yönünden (Kamu Kurumları)
YERİNDEN YÖNETİM
İDARİ TEŞKİLAT
 İdari Kamu Kurumları (Beden Terb. ve Spor Gn. Md.,
Orman Gn. Md., Vakıflar Gn. Md., Karayolları Gn.
Md, DSİ Gn. Md., SHÇEK Gn. Md.)
 Bilimsel ve Kültürel Kamu Kurumları (Üniversiteler,
TUBİTAK , TSE, TRT, TUBA , TODAİE, Devlet
Tiyatroları Gn. Md., Atatürk Kültür Dil Tarih Yüksek
Kurulu, Devlet Operası ve Balesi Gn. Md.)
 Kamu Kurumu Niteliğindeki Kamu Kuruluşları
(Ticaret Ve Sanayi Odaları, Ticaret Borsaları, Türkiye
Barolar Birliği, Barolar, Tabip Odaları, Türkiye
Tabipler Birliği)
 İktisadi Kamu Kurumları Kamu İktisadi Kuruluşları
(KİK), İktisadi DevletTeşekkülleri (İDT)
Atatürk Üniversitesi Açıköğretim Fakültesi
9
İdare Hukuku
İDARİ İŞLEMLER
İdari işlem, idare hukukuna ve keza uyuşmazlık halinde idarî yargıya tabi olan
kamu gücüne dayanan hukuki işlemler, yani hukuki sonuç doğurmaya yönelik irade
açıklamalarıdır ((Gözler, s. 266). Bir hukuki işlemin “idarî” nitelikte olmasının
doğurduğu iki önemli sonuç vardır:
İdari işlem, idare
hukukuna ve keza
uyuşmazlık hâlinde idarî
yargıya tâbi olan kamu
gücüne dayanan hukukî
işlemler, yani hukukî
sonuç doğurmaya
yönelik irade
açıklamalarıdır.
 İdarî işlemler, idare hukukuna tabidir.
 İdarî işlemlerden kaynaklanan uyuşmazlıklara idarî yargıda bakılır.
Yukarıda idarî fonksiyonun amacının, kamu yararını gerçekleştirmek
olduğunu belirtmiştik. İşte kamu yararını gerçekleştirmekle görevlendirilmiş
idarenin bu görevini yerine getirebilmesi, onun birtakım üstün yetki ve ayrıcalıklara
sahip olmasını gerektirmektedir. Kamu gücü ayrıcalığı olarak tanımlanan üstün
yetki ve ayrıcalıklar şu kelikde sıralanabilir.
Kamu Gücü Ayrıcalıkları:
Tek yanlı işlemler yapma yetkisi. Re’sen icra, Hukuka uygunluk karinesi,
Kamu tüzel kişilerinin borçları için cebrî icra uygulanamaması, mallarının
haczedilememesi, iflaslarının istenememesi. İdare personelinin kamu görevlisi
sayılması, zorunlu üyelik, zorunlu aidat, vergi muafiyeti, uyuşmazlıkların idarî
yargıda görülmesi
İdari İşlemlerin Özellikleri
İdari işlemlerin
“icrailik”, “re’sen icra
edilebilirlik” ve “hukuka
uygunluk karinesinden
yararlanma”gibi üç
temel özelliği
bulunmaktadır.
İdari işlemlerin “icrailik”, “re’sen icra edilebilirlik” ve “hukuka uygunluk
karinesinden yararlanma”gibi üç temel özelliği bulunmaktadır. İdarenin tek yanlı
olarak açıkladığı iradesiyle hukuki sonuçlar doğurmasına “icralik” denilir iken bir
idarî kararın hukuk âleminde ortaya çıkan sonuçlarının maddi âleme doğrudan
doğruya idare tarafından aktarılmasına “re’sen icra edilebilirlik” ve bir idarî işlemin
mahkeme tarafından iptal edilinceye kadar, hukuka uygun varsayılması ve
uygulanmasına da “hukuka uygunluk karinesinden yararlanma” denilmektedir.
İdari İşlemin Unsurları
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 2. maddesinin 1. fıkrası (a)
bendinde iptal davalarının “idarî işlemler hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve
maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı” açılacağı
belirtilmiştir. Bu nedenle, doktrin idarî işlemin unsurlarını yetki, şekil, sebep, konu
ve amaç olarak beşe ayırmaktadır.
İdari işlemin unsurları;
yetki, şekil, sebep, konu
ve amaçtır.
Yetki: Yetki bir idarî makamın belirli bir işlemi yapabilme ehliyeti olarak
tanımlanmaktadır (Gözler, s. 305). İdare hukukunda yetkilerin ortak özellikleri
olarak şunlar sıralanabilir:
1-
Yetkiler Anayasa ve kanunlardan kaynaklanır.
Atatürk Üniversitesi Açıköğretim Fakültesi
10
İdare Hukuku
2-
Yetkiler istisnai niteliktedirler.
3-
Yetkiler dar yoruma tabi tutulur.
4-
Yetkiler kamu düzenine ilişkindir.
5-
Yetkiler kullanılması zorunlu, vazgeçilmez ve devredilmez niteliktedir.
6-
Yetki sakatlıkları sonradan düzeltilemez.
İdare hukukunda yetki dörde ayrılmaktadır:
Yetki paralelliği ilkesi:
Bir idari işlemi yapmış
veya idari kararı almış
idare makamı veya
organı, kanun aksini
öngörmemiş ise o idari
işlemi veya kararı
değiştirmeye,
kaldırmaya ve geri
almaya da yetkilidir.
1-
Kişi Bakımından Yetki: İdari işlemin yapılabilmesi için hangi idarî
makamın ya da organın irade açıklamaya yetkili olduğunu ifade
etmektedir (Günday, s. 125; Akyılmaz, Sezginer, Kaya, s. 396).
2-
Konu Bakımından Yetki: Belli konulara ilişki kararların hangi idarî
makamlar tarafından alınacağını ifade etmektedir (Akyılmaz, Sezginer,
Kaya, s. 394).
3-
Zaman Bakımından Yetki: İdari makamların konu yönünden sahip
oldukları yetkiyi kullanacakları süreyi ifade etmektedir. (Akyılmaz,
Sezginer, Kaya, s. 393).
4-
Yer Bakımından Yetki: İdari makamların konu yönünden sahip oldukları
yetkiyi kullanacakları coğrefi alanı ifade etmektedir. (Akyılmaz, Sezginer,
Kaya, s. 394).
Yetki unsurunda sakatlık hâlleri de dörde ayrılmaktadır:
Bir işlemin yapılması
için kullanılan usûlün,
kanun aksini
öngörmemiş ise o
işlemin değiştirilmesi
veya ilga edilmesi için
de kullanılmasına,
“usûlde paralellik ilkesi”
denir.
1-
Fonksiyon Gaspı: İdarenin yasama veya yargı organlarının görev alanına
giren konularda işlem yapması durumunda ortaya çıkan sakatlıktır. Bu
hâlde idarî işlem yok hükmündedir.
2-
Yetki Gaspı: İdareye tamamıyla yabancı veya idare adına irade
açıklamaya yetkili olmayan bir kimse tarafından yapılan işlemlerde
ortaya çıkan sakatlıktır. Bu hâlde de idarî işlem yok hükmündedir.
3-
Yetki Tecavüzü: Bir idarî makamın diğer bir idarî makamın yetkili olduğu
bir konuda veya yerde işlem tesis etmesidir. Bu hâlde idarî işlem iptale
tabidir.
4-
Ağır ve Bariz Yetki Tecavüzü: Bu tür yetki tecavüzünde hukuka aykırılık
çok ağır ve açıktır. Bu hâlde işlem yok hükmündedir.
Şekil: Hukuk düzeninde değişiklik meydana getirmeye yönelik iradenin
kendisiyle açıklandığı araca veya kalıba şekil denilmektedir (Gözler, s. 327). İdari
işlemlerde yazılı şekil esastır.
Şekil ile yakından ilgili bir kavram ise usuldür. Sıklıkla şekil unsurunun bir
parçası kabul edilen usûl ise, idarî işlemin yapılmasında izlenen yollar demektir.
Atatürk Üniversitesi Açıköğretim Fakültesi
11
İdare Hukuku
Usul sakatlıkları asli ve tali olmak üzere ikiye ayrılmaktadır ki idarî işlemi
hukuka yakırı hâle getiren ve dava açılması hâlinde iptal edilmesi sonucunu
doğuran usul sakatlıkları iken tali usul sakatlıkları işlemin iptaline yol açmazlar
(Gözler, s. 342-343).
Sebep: İdari işlemden önce gelen ve idareyi bir işlem yapmaya sevk eden
etmenler sebep olarak tanımlanmakdır (Günday, s. 138). İdari işlem yapmaya iten
etmenler fiilî olabileceği gibi hukuki de olabilmektedir.
Bir idarî işlemin sebebi mevzuatta düzenlenişleri açısından üç gruba
ayrılmaktadır:
1-
Sebebi açıkça mevzuatta gösterilen işlemler
2-
Sebebi mevzuatta belirsiz kavramlarla gösterilen işlemler
3-
Sebebi mevzuatta gösterilmeyen işlemler
Bu üç grup dikkate alındığında, idarî işlemin sebep unsurunda üç değişik
hukuka aykırılık olabilmektedir (Gözler, s. 347):
1-
İdarenin gösterdiği sebebin mevcut olmaması durumunda idarî işlem
hukuka aykırıdır.
2-
İdarenin gösterdiği sebebin hukuki tavsifinde hukuka aykırılık varsa,
idarî işlem hukuka aykırıdır.
3-
İdari işlemin sebep ve konu unsuru arasındaki ölçüsüzlük de idarî işlemi
hukuka aykırı hâle getirir.
Konu: İdari işlemin doğurduğu hukuki sonuç, yani hukuk düzeninde meydana
getirdiği değişikliktir (Günday, s. 138; Akyılmaz, Sezginer, Kaya, s. 406; Gözler, s.
342-343).
Konu unsurunda sakatlık hâlleri aşağıda gösterilen hâllerde ortaya
çıkmaktadır:
Kanun, belirli bir
durumda idarenin
belirli bir kararı almasını
emrediyorsa Bağlı
Yetki’den söz
edilmektedir.
1-
Konunun imkânsız olması
2-
Konunun kanuna aykırı olması
3-
Sebep ile konu arasında kanunun öngördüğü nedensellik bağının
yokluğu
4-
Sebep ile konu arasında ölçüsüzlük bulunması.
Amaç: İdari işlemi yapan makamın söz konusu işlem ile ulaşılmak istediği
nihai sonuca denilmektedir.
Yetki unsurundaki sakatlık hâli, yetki saptırması olarak adlandırılmaktadır ki
bir idarî makamın yetkilerini kullanması gerektiği amaçla değil, bir başka amaçla
kullanmasıdır. Yetki saptırması hâlleri ise karşımıza aşağıdaki hâllerde çıkmaktadır:
Atatürk Üniversitesi Açıköğretim Fakültesi
12
İdare Hukuku
Bireysel Etkinlik
Kamu yararı dışında bir amaçla yapılan işlemler: Kişisel amaç, Siyasal amaç,
Üçüncü kişiye yarar sağlama maksadı, Özel maksadı aşan işlemlerdir.
• Bir öğrenci hakkında disiplin soruşturması açılması
ve bu öğrenciye disiplin cezası verilmesinin
unsurlarını saptayınız?
İDARENİN FAALİYETLERİ: KAMU GÖREVLİLERİ
İdarenin belli bir
konuda karar alıp
almama veya birden
fazla karar arasında
seçim yapma imkanına
Takdir Yetkisi denir.
Geniş anlamda kamu görevlisi, hukuki durumlarına ve yaptıkları görevin
niteliğine bakılmaksızın, kamu kesiminde görev yapan herkesi ifade etmektedir. Bu
anlamda, Cumhurbaşkanı’ndan kamuya ait bir fabrikada çalışan işçiye kadar herkes
kamu görevlisidir. Dar anlamda ise devletin siyasal yapısını oluşturan organlardaki
görevlilerle, özel hukuk hükümlerine tabi olarak çalışanlar dışında kalan kamu
görevlilerini ifade etmektedir. İdare Hukuku’nu ilgilendiren dar anlamda kamu
görevlileridir (Gözler, s. 615).
1982 Anayasası’nın 128. maddesine göre, Türkiye’de kamu görevlileri,
memurlar ve diğer kamu görevlileri olarak ikiye ayrılmaktadır. 657 sayılı Devlet
Memurları Kanunu’nun 4. maddesine göre ise, kamu görevlilileri, “memurlar”,
sözleşmeli personel”, “geçici personel” ve “işçiler” olmak üzere dörde
ayrılmaktadır.
Devlet Memurları Kanunu’nda memur, “mevcut kuruluş biçimine
bakılmaksızın, Devlet ve diğer kamu tüzel kişiliklerince genel idare esaslarına göre
yürütülen asli ve sürekli kamu hizmetlerini ifa ile görevlendiren görevliler”olarak
tanımlanmakdır. Devlet memurluğunun başlıca üç unsura dayanması gerektiği
kabul edilmektedir. Bunlar;
Kariyer: Devlet memurlarına, yaptıkları hizmetler için lüzumlu bilgilere ve
yetişme şartlarına uygun şekilde, sınıfları içinde en yüksek derecelere kadar
ilerleme imkânını sağlamaktır.
Liyakat: Devlet kamu hizmetleri görevlerine girmeyi, sınıflar içinde ilerleme
ve yükselmeyi, görevin sona erdirilmesini liyakat sistemine dayandırmak ve bu
sistemin eşit imkânlarla uygulanmasında devlet memurlarını güvenliğe sahip
kılmaktır.
Kademe: Kademe, derece içerisinde, görevin önemi veya sorumluluğu
artmadan, devlet memurunun olumlu sicil almasına ve bulunduğu derecedeki
hizmet süresine bağlı olarak aylığındaki ilerleyiş adımıdır.
Atatürk Üniversitesi Açıköğretim Fakültesi
13
İdare Hukuku
İdarenin insan unsurunu oluşturan kamu görevlileri konusu, idare
hukukunun kapsamlı konularından birisini oluşturmaktadır. Çünkü devlet
memurluğuna giriş, memurluğun sona ermesi, memurların sahip olduğu hak ve
yükümlülükler 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nda ayrıntısı ile düzenlenmiştir.
Burada, ayrıntılı anlatım mümkün olmadığı için, sözü edilen hususlar liste hâlinde
sunulmaktadır.
Memur Olma Koşulları
Genel Şartlar: Türk vatandaşı olmak, yaş şartı, öğrenim şartı, kamu
haklarından mahrum bulunmamak, mahkûm olmamak, askerlik şartı, sağlık şartı
Özel Şartlar: Hizmet göreceği sınıf için gerekli diplomaları almış olmak
Kurumların özel kanun veya diğer mevzuatında aranan şartları taşımak
Memurluğu Sona Erdiren Sebepler: Çekilme (istifa), çekilmiş (müstafi)
sayılma, memurluktan çıkarma (ihraç), devlet memurluğuna giriş koşullarında
eksiklik, bağdaşmazlık, ölüm, emekliliktir.
Memurların Yükümlülükleri: Anayasaya ve kanunlara sadakat ödevi, devlete
bağlılık, tarafsızlık ödevi, itaat ödevi, hizmeti şahsen ve kesintisiz olarak görme, mal
bildiriminde bulunma, kıyafet mecburiyeti, ikamet mecburiyeti, resmî belge, araç
ve gereçleri geri verme ödevidir.
12345678910-
Memurların Tabi Olduğu Yasaklar
İkinci görev yasağı
Ticari faaliyetlerde bulunma yasağı
Grev yasağı
Toplu eylemlerde bulunma yasağı
Hediye alma ve menfaat sağlama yasağı
Siyasî partilere girme yasağı
Gizli bilgileri açıklama yasağı
Basına bilgi veya demeç verme
Dernek kurma ve üye olma yasağı
Ayrıldığı kuruma karşı görev alma yasağı
1112131415-
Memurların Hakları
Memurluk Teminatı
Hizmet Hakkı
Müracaat ve Dava Hakkı
Sendika Hakkı
İzin Hakkı
Atatürk Üniversitesi Açıköğretim Fakültesi
14
İdare Hukuku
Tartışma
16- Aylık Hakkı
17- Yolluk Hakkı
18- Diğer Sosyal Haklar
• Memurlar ile ilgili hususları siz olsaydınız nasıl
belirlerdiniz?
• Düşüncelerinizi sistemde ilgili ünite başlığı altında yer
alan “tartışma forumu” bölümünde paylaşabilirsiniz.
İDARİ YARGI
Bilindiği üzere, hukuk devleti ilkesinin gereklerinden birisi idarenin hukuka
bağlı olmasıdır. Her ne kadar, idarenin idarî, siyasal ve kamuoyu denetimi gibi
usullerle yargı dışı denetimi mümkün ise de hukuk devleti ilkesi idarenin bütün
işlem ve eylemlerinin yargı denetimine tabi tutulmasını gerektirmektedir. İdarenin
yargısal denetiminin kabul edildiği ülkelerde ise bu denetimin sistemlerle yapıldığı
görülmektedir. Bu sistemlerden birisi idarî yargıdır. Ülkemizin de içinde bulunduğu
Kara Avrupası ülkerinde yaygın olarak kullanılan bu sistemde, idare ile bireyler
arasında İdare Hukuku’ndan kaynaklanan uyuşmazlıklar idarî yargılama hukuku
adını verdiğimiz kendine özgü kurallarla ve genel mahkemeler dışında ayrı bir yargı
kolu teşkil eden mahkemelerce çözümlenmektedir.
İdare hukukunun doğuşunda olduğu gibi, idarî yargı sisteminin doğuşunda
da Fransa, Kara Avrupası ülkelerine esin kaynağı olmuştur ve idarî yargının ortaya
çıkışı 13 Aralık 1799 Anayasası’yla Devlet Şurası’nın (Conseil d'État) kurulması ile
olmuştur. Osmanlı dönneminde 1868 yılında Şura-yı Devlet (Danıştay) kurulmuşsa
da idarenin yargısal denetimi ancak Cumhuriyet döneminde gelişebilmiştir. Bu
dönemde 1924 Teşkilât-ı Esasiye Kanunu’nun 51. maddesi idarî dava ve ihtillaflara
bakmak üzere Danıştay’ın kurulmasını öngörmüştür. Cumhuriyet döneminin ilk
Danıştay Kanunu 1925 yılında çıkarılmıştır (669 sayılı Kanun). 1961 Anayasası’nın
140’ıncı maddesine göre “Danıştay, idarî uyuşmazlıkları ve davaları görmek ve
çözümlemek(le)... görevlidir”. 1961 Anayasası döneminde Danıştay’ın kuruluşu,
görev ve yetkileri 24 Aralık 1964 tarih ve 521 sayılı Danıştay Kanunu ile
düzenlenmiştir. 1982 Anayasası da Danıştay’a yer vermiş ve “Danıştay, davaları
görmek,... idarî uyuşmazlıkları çözümlemek”le görevlidir denmiştir (m.155).
Ülkemizde idarî yargı yerleri 1982 tarihinde yürürlüğe giren 2575 sayılı
Danıştay Kanunu, 2576 sayılı Bölge İdare Mahkemeleri, İdare Mahkemeleri ve
Vergi Mahkemelerinin Kuruluşu ve Görevleri Hakkındaki Kanun ve 2577 sayılı İdari
Yargılama Usulü Kanunu ile düzenlenmiştir. Bu kanunlarla Danıştay, genel görevli
Atatürk Üniversitesi Açıköğretim Fakültesi
15
İdare Hukuku
ilk derece mahkemeleri olan idare ve vergi mahkemelerinin vermiş oldukları nihai
kararların son inceleme mercii olarak düzenlenmiştir. Bununla beraber, Danıştay
bazı istisnai durumlarda bir kısım davaları ilk ve son derece mahkemesi olarak
çözümlemekle de görevlendirilmiştir. İdare ve vergi mahkemelerinin kimi bazı
kararları ise itiraz yolu ile Bölge İdare Mahkemelerince incelenmektedir.
İdari yargıda görülecek davalar ise 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunun
2. maddesinde iptal, tam yargı ve idarî sözleşmelerden doğan davalar olmak üzere
üçe ayrılmıştır. İptal davaları, idarî işlemler hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve
amaç unsurlarından biri ve birkaçı ile hukuka aykırı olduklarından dolayı iptalleri
için açılan davalardır. Tam yargı davası ise idarî işlem ve eylemlerden dolayı hakları
muhtel olanlar tarafından açılan davalardır. Son olarak idarî sözleşmelerden doğan
davalar ise “tahkim yolu öngörülen imtiyaz şartlaşma ve sözleşmelerinden doğan
uyuşmazlıklar hariç, kamu hizmetlerinden birinin yürütülmesi için yapılan her türlü
idarî sözleşmelerden dolayı taraflar arasında çıkan uyuşmazlıklara ilişkin davalar”
olarak tanımlanmıştır.
TÜRK İDARİ YARGISI
- İlk Derece İdari Yargı Yerleri:
1. İdare Mahkemeleri
2. Vergi Mahkemeleri
- Üst Derece İdari Yargı Yerleri:
1. Bölge İdare Mahkemeleri (İtiraz Mahkemeleri)
2. Danıştay (Temyiz Mahkemesi)
- Askerî İdari Yargı
- Askerî Yüksek İdare Mahkemesi
Atatürk Üniversitesi Açıköğretim Fakültesi
16
Özet
İdare Hukuku
• İdare hukuku yeni gelişen bir hukuk dalıdır ve bu gelişimini
esas itibarıyla yargı içtihatları ile sağlamıştır. Bugün bile
yargı içtihatları bu hukuk dalının gelişiminde önemli rol
oynamaktadır.
• İdare kesintisiz olarak faaliyet göstermekte ve günlük
yaşantımızı sürekli olarak etkilemektedir.
• İdare faaliyetlerini sürekli olarak kararlar almak (idari
işlemler yapmak) suretiyle gerçekleştirmektedir. İdarenin
bunların yanısıra idari eylemleri söz konusu olmaktadır.
• İdare, faaliyetlerini kamu görevlileri eliyle
gerçekleştirmektedir.
• İdarenin eylem ve işlemlerinin haksız ve hukuka aykırı
olması durumunda en etkili hak arama yolu, hukuk devleti
ilkesinin bir gereği olarak idarenin yargısal denetimi
vasıtasıyla olmaktadır.
Atatürk Üniversitesi Açıköğretim Fakültesi
17
İdare Hukuku
DEĞERLENDİRME SORULARI
Değerlendirme
sorularını sistemde ilgili
ünite başlığı altında yer
alan “bölüm sonu testi”
bölümünde etkileşimli
olarak
cevaplayabilirsiniz.
1. Aşağıdakilerden hangisi merkezden yönetimin faydalarındandır?
a) Bürokrasiye neden olması
b) Demokratik yönetime daha uygun olması
c) Kamu hizmetlerinin maliyetinin artması
d) Merkezin görüşünün bütün hizmetlerde temel etken olabilmesi
e) Kamu görevlilerinin yerel etkilerden uzak olması
2. Aşağıdakilerden hangisi taşra teşkilatı idaresidir?
a) İlçe İdaresi
b) Üniversite
c) İl Özel İdaresi
d) Belediye İdaresi
e) Köy İdaresi
3. Aşağıdakilerden hangisi idare hukukunun bir özelliği değildir?
a) Statü hukukudur.
b) İçtihatlarla gelişmektedir.
c) Kara Avrupa’sında ortaya çıkmıştır.
d) Kökleşmiş geleneklere dayanan bir hukuk dalıdır.
e) Bağımsız bir hukuk dalıdır.
4. Aşağıdakilerden hangisi memur olma koşullarından biri değildir?
a) Türk vatandaşı olmak
b) 21 yaşını bitirmiş olmak
c) Kamu haklarından mahrum olmamak
d) Askerlikle ilişiğinin bulunmaması
e) Bir akıl hastalığının bulunmaması
5. İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun ikinci maddesine göre aşağıdakilerden
hangisi idarî işlemlerin unsurlarından biri değildir?
a) Yetki
b) Şekil
c) Sebep
d) Maksat
e) İrade
Cevap Anahtarı: 1-E, 2-A, 3-D, 4-B, 5-E
Atatürk Üniversitesi Açıköğretim Fakültesi
18
İdare Hukuku
YARARLANILAN VE BAŞVURULABİLECEK DİĞER
KAYNAKLAR
Akyılmaz, B., Sezginer, M. ve Kaya, C., (2009). Türk İdare Hukuku. Ankara: Seçkin
Yayınları.
Kalabalık, H., (2003). İdarî Yargılama Hukuku. İstanbul: Değişim Yayınları.
Giritli, İ., Bilgen, P. ve Akgüner, T., (2001). İdare Hukuku. İstanbul: Der Yayınları.
Gözler, K., (2009). İdare Hukuku Dersleri. Bursa: Ekin Kitabevi Yayınları, İkinci Baskı.
Gözübüyük, A. Ş., (1999). Yönetim Hukuku. Ankara: Turhan Kitabevi.
Gözübüyük, A. Ş., (2003). Yönetsel Yargı. Ankara: Turhan Kitabevi.
Gözübüyük, A. Ş. ve Tan, T., (2003). İdare Hukuku. Ankara: Turhan Kitabevi. İkinci
Baskı (C.II: İdari Yargılama Hukuku).
Günday, M., (2002). İdare Hukuku. Ankara: İmaj Yayıncılık. Beşinci Baskı.
Atatürk Üniversitesi Açıköğretim Fakültesi
19
Download

EGZERSİZLER, KORUYUCU, TEDAVİ EDİCİ VE MUAYENE