38|
Romatolojik Hastalıkların Tanısında Otoantikorlar
| Hüseyin TUTKAK
Otoimmün hastalıklar konakçının self antijenlerine karşı immün yanıtları sonucu oluşur (1). Otoimmünite birçok
faktörler, moleküller, hücresel yolaklar ve olaylarla tetiklenir. Otoimmün yanıt ve hastalıkların en önemli tetikleyicisi
enfeksiyona neden olan mikrobik antijenlerdir. Konakçı proteinleri ile mikrobik proteinlerin dizi benzerlikleri
(moleküler benzerlik) otoimmün yanıtı ve hastalıkları oluşturabilmektedir. Değişmiş konakçı proteinleri, protein
mutasyonları, değişmiş protein oluşumları, proteinlerdeki posttranslasyonal modifikasyonlar, kovalent modifikasyonlar,
proteinlerin enzimlerle işlenmesi, denatüre proteinler, apopitozis, proteaosomlar, nukleosomlar otoimmün yanıtı
tetikleyebilir. Otoimmün yanıtın bazı HLA alleli/allelleriyle birlikteliği otoimmüniteye yatkınlık açısından önemlidir.
Ayrıca CTLA-4 (sitotoksik T lenfosit assosiye antijen-4) geni, PTPN22 (protein tirozin fosfat nonreseptör tip 22),
PDCD1, FCRL3, SUMO4, CD25, PAD14, SLC22A4, TNF-α ve FOXP3 gibi HLA dışındaki genlerle otoimmün
hastalıkların birlikteliği rapor edilmiştir (2). Otoimmün hastalıkların serolojik belirteci ise hücre içi ve dışı moleküllere
karşı mevcut dolaşan oto antikorlardır. Kendi moleküllerine karşı (öz antijenlere) reaksiyon veren antikorlar sağlıklı
insanlarda bulunabilir ve bunlar doğal antikorlar veya otoantikorlar olarak adlandırılırlar (3).
Doğal antikorların büyük bölümü değişime uğramamış V(D)J genleriyle kodlanan IgM sınıfında, birbiriyle ilişkisiz
antijenleri orta derecede affinite ile bağlayabilen polireaktif özelliktedirler, doğal mono-reaktif antikorlar da
mevcuttur. Doğal IgM antikorları hücrelerin, dokuların, bakteri ve virüslerin yüzeyindeki tekrarlayan antijenlere
karşı yüksek bağlanma aviditesi gösterir. Bu antikorlar düşük titrelerde saptanabilirler, kompleman bağlamazlar
ve hastalıklarla ilişkileri yoktur. Doğal antikorlar infeksiyonlara karşı ilk savunma hattıdır; bakteriler, virüsler, mantarlar
gibi dış kaynaklı antijenlere bağlanarak muhtemelen temizlik işlevi gördükleri gibi kendi antijenlerine karşı (örn.
nükleik asitler, fosfolipidler, eritrositler, serum proteinleri, hücresel yapılar, insülin veya tiroglobulin gibi) oluşabilirler.
Patojenik otoantikorlar, doğal antikorlardan farklı olarak yüksek affiniteli ve somatik olarak mutasyona uğramış
IgG sınıfındadırlar. Mutasyona uğramamış doğal otoantikorları kalıp olarak kullanan patojenik otoantikorlar
somatik hipermutasyon ve sınıf değişimi neticesinde oluşabilirler. Patojenik otoantikorların üretimi öz antijenlere
karşı toleransın bozulmasının önemli bir işaretidir. İnsanlardaki genetik çalışmalar, otoimmün hastalıkların, çevresel
faktörlerin etkisiyle çok sayıdaki genetik değişimler sonucunda ortaya çıktığını göstermektedir (4). Farelerde çok
sayıda proteinin fonksiyon kaybı veya yetersizliği apopitotik hücrelerin ortadan kaldırılmalarını olumsuz etkileyerek
lupus benzeri hastalıklara yol açtığı gösterilmiştir (5,6).
Otoantikorlar nasıl hastalıklara neden olur?
Teorik olarak oto antikorların nötral, yararlı veya zararlı etkilerinin olması beklenir. Örneğin tiroglobuline karşı
otoantikorlar, tiroidite kritik bir katkı yapmazken uzun etkili tiroid stimulatörleri (örn. TSH reseptörlerine karşı oto
antikorlar) tirotoksikozdan sorumludurlar. Doğal otoantikorlar inflamasyon esnasında hücre artıklarının ortadan
kaldırılmasında faydalı ve inflamatuar sitokinlere karşı otoantikorlar istenmeyen inflamasyona karşı koruyucu
olabilir. Sistemik oto immün hastalıklarda birçok otoantikor dokuda depolanmaları sonucunda direkt olarak
hasar verici, inflamasyonu ve otoantikor üretimini arttırıcı etki göstermektedirler. Tablo-1’de bazı otoimmün
hastalıklarda otoantikorların aracılık ettiği doku hasarları verilmiştir (7). Romatoid faktör ve ssDNA gibi bazı
otoantikorların titreleri infeksiyonlarda ve çeşitli otoimmün hastalıklarda artar, bu nedenle hastalıkların ayırıcı
tanısındaki yararlılıkları sınırlıdır. Buna karşılık sistemik otoimmün hastalıklarda mevcut olan otoantikorların büyük
bölümü kronik infeksiyonlarda saptanmazlar. İndirekt immünfloresan yöntemle HEp-2 hücreleri kullanılarak
çalışılan anti nükleer antikor testinin negatifliği sistemik lupus veya diğer sistemik otoimmün hastalığın muhtemelen
olmadığını gösterirken, 1/160 titreden daha fazla dilüsyondaki pozitiflik ise tanıyı destekler. Bunun gibi romatoid
artritte romatoid faktörün yüksek duyarlılık ve düşük özgüllüğüne karşı anti-CCP antikorlarının duyarlılıkları %4070 gibi düşük değerlerde iken özgüllüğü %98’dir. Anti-CCP antikor titresi artan andiferansiye artritlerin yaklaşık
%90’nında 3 yıl içinde romatoid artrit gelişebilmektedir (8). Az sayıda antikor otoimmün hastalık tanısında klinik
bulgularla birlikte kullanılabilir. Klinik belirtiler olmadan otoimmün hastalıkla ilişkili antikorlar saptanabilmektedir.
|39
Amerika Birleşik Devletleri ordu mensuplarında yapılan çok uzun süreli bir araştırmada SLE klinik tablosu gösteren
132 hastanın, tanı konmadan 10 sene öncesinde %78’inde ANA, %47’sinde SSA pozitifliği, 2,5 yıl öncesinde
%55’inde anti-dsDNA pozitifliği, aylar öncesinde ise anti-Sm (%32) ve anti-RNP (%26) pozitifliği bulunmuştur.
Otoantikor pozitiflikleri, otoimmün hastalık tanısı konmadan yıllar önce de var olabilmaktedir (9). Sm gibi bazı
otoantikorlar çok yüksek spesifikliklerine karşı az sayıda hastada (sistemik lupusta %3-30) saptanabilirler.
Otoantikorların çoğunun dolaşımdaki titrelerindeki değişikliklerin tanısal değeri sınırlıdır. Bazı otoantikorlar
hastalıkların erken dönemlerinde önemli belirteç olabilir. Hamile bayanlarda Ro(SSA), ve La(SSB) otoantikor
mevcut ise, bu antikorlar plesentaya geçerek neonatal lupus sendrom riskini artmaktadır. Neonatal lupus
sendromu birçok organı, başta kalp olmak üzere cilt, karaciğer gibi farklı organları etkiler. Yine hamile bayanlarda
Ro(SSA, 52Kda) otoantikor mevcutiyetinde doğacak bebekte konjenital kalp bloğu riski vardır (10). Anneden
fetusa otoantikorların geçişiyle bebekte oluşabilen diğer otoimmün hastalıklar; Grave’s hastalığı, miyasthenia
gravis, pemfigus vulgaris ve trombositopenik purpuradır. Sistemik ve organ spesifik hastalıklarda tesbit edilen
otoantikorlar Tablo 2’de verilmiştir (11). Bazı otoantikorların tayini hastalığın sınıflamasında yardımcı olabilir.
Örneğin polimiyozitli hastada Jo-1 antikor pozitifliği akciğer interstisiyel fibroziste daha sık görülebilmektedir.
Santral sinir sistemi tutulumu olan SLE’li hastalarda ribozomal P protein veya NR2 glutamat reseptörüne karşı
antikorlar daha sıklıkla rastlanılmaktadır (7).
I. Anti Nükleer Antikorlar (ANA)
Hücre içi antijenlere karşı anormal düzeyde otoantikorların mevcudiyeti sistemik bağ dokusu hastalıklarının
önemli göstergelerindendir. İndirekt İmmünfloresans testi ANA’ların rutin olarak tayininde ilk olarak tanımlandıkları
1954 yılından beri yaygın olarak kullanılmaktadır. Testte hayvan (fare, sıçan, maymun gibi) karaciğer, böbrek,
mide doku kesitleri substrat olarak kullanılmış olup günümüzde epitelyal kültür hücreleri (insan larenks karsinoma
hücreleri, HEp-2 hücreleri, Amerikan doku koleksiyonu CCL-23) daha yaygın olarak kullanılmaktadır. Bu hücreler
düz cam yüzeylerde gelişebilir ve fikse edildiklerinde antikorların hücrelerin içine girmeleri mümkün olur. Hücre
siklusunun değişik aşamalarında eksprese olan antijenlere karşı antikorlar doku substratlarında saptanamazken
kültür hücrelerinde tespit edilebilirler. HEp-2 hücrelerinin fiksasyon işlemleri bazı antikorların saptanmasını
güçleştirebilir. SSA/Ro antjeni asetonla daha iyi fikse edilebilirken, etanol veya metanolle fiksasyonunda SSA
iyi fikse edilemez ve ANA negatif bulunmasına rağmen EIA veya immünblot yöntemlerinde SSA pozitif bulunabilir
(12). ANA tarama testi EIA ile de çalışılabilir ancak testte kullanılan antijenlerin farklılıkları, standardizasyonun
olmaması, düşük aviditeli antikorlar nedeniyle yanlış pozitiflikler testin değerlendirilmesini güçleştirir. ANA (IFA)
yönteminde nükleus ve stoplazmik otoantikor pozitiflikleri sayısı otuza yakın farklı boyanma modeli gösterirler.
Romatolojik hastalıklarda ANA pozitiflik oranları Tablo 3’de (13), otoantikor pozitifliklerinde gözlenen boyanma
modelleri ve hastalıklarla ilişkileri Tablo-4’de verilmiştir (14).
ANA (IFA) testinde laboratuvar test sonuç raporunda, testte kullandığı substrat doku veya hücresini, tarama
titresini (1/100 veya 1/160), titreyi (ileri dilüsyon çalışmasındaki pozitiflik saptanan en yüksek titre), floresans
şiddetini (otoantikor derişimiyle ve titreyle ilişkili olup 1+, 2+, 3+, 4+ olarak verilir), hücrenin nükleus, nükleolus,
nükleus membranı, stoplazma, diğer organellerde ve mitotik hücrelerde gözlenen boyanma modeli/modellerini,
ilişkili olabilecek otoantikorları belirtmelidir. ANA pozitifliğinde gözlenen boyanma modeline göre otoantikor EIA,
immunoblot ve benzeri yöntemlerle teyit edilebilir. ANA (IFA) testi pozitifliğinde gözlenen bazı boyanma modellerinin
floresans mikroskop görüntüleri Resim-1’de toplu olarak verilmiştir. Otoantikor pozitifliklerinin klinik verilerle birlikte
değerlendirilmesi, klinik bulgusu olmayan ancak otoantikor pozitifliği saptanan olguların uzun süreli takibi
önerilmektedir (13).
ANA (IFA) Boyanma Modellerinin Otoantikor ve Hastalık İlişkileri
Homojen nükleer boyanma modeli, histon, dsDNA ve/veya nükleosomlara (histon-DNA kompleksi) karşı
otoantikorların varlığını gösterir. HEp-2 hücrelerinde bölünen hücrelerin kromatinleri yoğun, istirahat halindeki
hücrelerin nükleusu uniform tarzda boyanır. İstirahat halindeki ve mitotik hücrelerin nükleus çevresi daha yoğun
boyanmasına periferik (rim) boyanma modeli olarak adlandırılır, dsDNA’ya karşı antikorların varlığını gösterir ve
SLE’da gözlenebilir.
40|
Bu tür boyanma gösteren örneklerin ileri dilüsyonunda sadece homojen boyanma izlenir. Homojen boyanma
modeli SLE, ilaç ilişkili lupus (procainamide, hydralazine), romatoid artrit, juvenile kronik artrit ve sistemik skleroz
gibi hastalıklarda tesbit edilebilir (12).
Nükleer membran tipi boyanmada otoantikorlar, nükleer membrandaki laminlere (A,B1,B2,C), gp210 gibi
nükleer pore kompleks integral proteinlerine, laminle birlikte bulunan proteinlere (LAP 1A, LAP 2) karşıdır. Bu
boyanma modeli Hep-2 hücrelerinin nükleusunda homojen halka benzeri veya noktalı tarzda membran boyanması
şeklinde olabilir, mitotik hücrelerin kromatini boyanmamıştır, istirahat halindeki hücrelerin nükleusu homojene
benzer şekilde boyanır. Bu boyanma modeli primat karaciğer, böbrek gibi dokularda hücre nükleus periferinde
daha kolay fark edilebilen bir boyanma gösterir. Kronik hepatit, vaskülitler, trombositopeni ve SLE gibi miks
tip kronik otoimmün hastalıklarda tesbit edilirler (12, 13).
Benekli tarzda boyanma histon haricindeki çok sayıdaki antijenlere karşı otoantikorların mevcudiyetini gösterir.
Birbirinden farklı benekli boyanma modelleri farklı antijenlere bağlanmayla ortaya çıkar. Beneklerin şekli ve
büyüklüğü büyükten çok küçüğe doğru sıralanırken şekilleri düzgün veya çok düzensiz olabilir.
(a) Büyük benekli (nükleer matriks) tarzda boyanma modelinde, istirahat halindeki hücre nükleusları değişken
büyük benekli tarzda boyanma gösterirken, mitotik hücrelerde kromozomlar boyanmamıştır ve otoantikorlar
başlıca heterojen nükleer ribonükleoproteinlere (hnRNP) karşı olabilir, SLE, RA ve MCTD gibi hastalıklarda
(hnRNP-A1,A2,B2) ve sklerodermada (hnRNP-C1,C2 ve I) gözlenir.
(b) Kaba benekli boyanma, Sm ve U1-snRNP ‘e karşı otoantikor varsa gözlenen bir boyanma modeli olup,
istirahat halindeki hücrelerde yoğun ve orta büyüklükte benekli boyanma izlenirken, mitotik hücrelerdeki
kromozomlarda boyanma yoktur ve MCTD ve SLE’da tesbit edilebilirler. Antijenler küçük nükleer ribonükleoproteinleri
(snRNP) içerir.
(c) İnce Benekli boyanma istirahat halindeki hücrelerin nükleusunda bazen kumlu ve hemen hemen homojene
benzeyen ince benekli tarzda floresans gözlenirken kromozom ve nükleoluslarda boyanma izlenmez. Bu
boyanmada antikorlar SSA (Ro), SSB (La), RNA polimeraz II ve III, Ku, Ki ve Mi-2 ye karşı olabilir; SLE, Sjögren
sendromu, skleroderma, myozit ve MCTD gibi hastalıklarda gözlenir (12).
(d) Yoğun ince benekli (DFS70) boyanma modelinde nükleoplazma yoğun ince benekli tarzda boyanırken
benzer benekler mitotik hücrelerin kromozomlarında da gözlenir. Antikor, 75-kd’luk lens epitelyum kaynaklı
büyüme faktörüne (LEDGF) karşı olup, sağlıklı kişiler, alopesi areatalı ve atopik dermatitli hastalarda görülebilmektedir
(15,16,17,18).
(e) Çok biçimli benekli (polimorfik) (PCNA) boyanma şeklinde, Go veya G1 fazı negatif, homojen veya
benekli tarzda, DNA sentezine bağlı olarak S fazındaki hücrelerin nükleoplazmalarında inceden kaba benekliye
değişen şekillerde boyanma gözlenir. Hücrelerin %30-%60’ında nükleus boyaması vardır. Anti-CENP-F antikoru
bu boyanma modelinden profaz ve metafazdaki sentromer boyanmasıyla ayırt edilebilir. DNA replikasyon ve
tamirinde görev alan siklin olarak da bilinen DNA polimeraz δ destek proteine karşıdır. SLE’da %3-6 oranında
olmak üzere kronik B ve C hepatitli hastalarda tesbit edilebilirler.
(f) Sentromer boyanma modelinde istirahat halindeki HEp-2 hücrelerinin nükleuslarında 40-60 arasında benek,
mitotik hücrelerin kromatini belirgin benekli tarzda boyanır. Bu antikorlar CENP- B, CENP- A, CENP- C ve daha
nadir olarak CENP- D ye karşıdır. CENP-F antikorları bu boyanma şeklini göstermezler. Sentromer boyama
şekli sınırlı kutenöz sistemik sikleroz (CREST sendromu), primer biliyer siroz, Raynoud’s fenomeninde saptanabilir.
(g) Nükleer az nokta (p80-coilin) boyanma modelinde istirahat halindeki HEp-2 hücrelerinin nükleoplazmalarında
80 kD’luk bir protein olup Cajal cisimciği (Coiled body) olarak bilinen yapılara karşı otoantikorları gösteren en
fazla 6 adet nokta (ortalama 2-3 nokta) şeklinde boyanma gözlenir ve Sjögren sendromunda, diğer inflamatuar
hastalıklar, primer biliyer siroz, kronik aktif hepatit ve sağlıklı bireylerde görülebilir.
|41
(h) Nükleer nokta (Sp100) boyanma şeklinde istirahat halindeki HEp-2 hücrelerinin nükleoplazmalarında,
boyutları değişken olabilen hücre başına ortalama 10 nokta (en fazla 20 nokta) şeklinde boyanma gösterirler,
mitotik hücre kromatinleri boyanmaz. Otoantikorlar Sp100 nükleer antijenine, promyelocytic leukemia proteinine
(PML) ve NDP53’e karşı olup, sıklıkla primer biliyer sirozlu hastalarda (%30), Sjögren sendromunda, SLE ve
diğer kronik inflamatuar bağ dokusu hastalıklarında tesbit edilebilirler (12).
Nükleolar
Bu boyanma modelinde mitoz aşamasındaki HEp-2 hücrelerinin nükleuslarında kromatinler boyanmamış,
boyanmış veya az sayıda benekli tarzda boyanmış iken nükleoluslar boyanmıştır.
(a) Nükleolar homojen boyanma modelinde nükleolusun homojen, nükleoplazmanın zayıf homojen veya
benekli boyandığı durumlarda antikor PM-Scl kompleksine karşı olabilir ve başlıca myositis-skleroderma overlap
sendromunda ve daha az sistemik skleroz ve myozitis de tesbit edilirler. Bu boyanma şekli anti-Th/To antikorları
olarak bilinir ve 40kDa’luk iki küçük ribonükleoproteine karşı oluştuğunda gözlenebilirler. Th/To antikorları sistemik
sklerosisde, SLE, polimiyositis ve romatoid artritte saptanabilir.
(b) Nükleolar küme (clumpy), istirahat halindeki hücrelerin nükleolusunda sıklıkla büyüklüğü ve şekli değişken
küme (clumpy) tarzında boyanma, bölünen hücre kromatininde boyanabildiği durumlarda genellikle fibrillarine
(U3snoRNP yi de ihtiva eden küçük nükleolar ribonükleoproteinin 34 kDa luk protein alt ünitesi (snoRNP) karşı
antikorların bulunduğunu gösterir ve sistemik skleroz için yüksek spesifiklikte (bu hastaların %5’inde) ve pulmoner
hipertansiyonda görülür.
(c) Nükleolar benekli, istirahat halindeki hücrelerin nükleoluslarında benekli tarzda nükleolar boyanma,
nükleoplazmada ince benekli boyanma, sistemik skleroz için yüksek spesifiklikte olmakla birlikte SLE, RA ve
MCTD’de de gözlenen RNA polimeraz I (RNAP I) kompleksine karşı antikorları gösterebilir (12,13).
Sitoplazmik boyanma modelleri
ANA (IFA) testlerinde uzun süre göz ardı edilmiş veya negatif olarak değerlendirilmiştir. Ancak günümüzde “anti
nükleer antikorları” hücre nükleus ve stoplazmasında bulunan antijenlere karşı oluşan “otoantikorlar” olarak
tanımlamak daha doğru bir yaklaşımdır. Çünki bütün otoantijenler hücrenin sadece bir bölümünde bulunmayabilirler,
fonksiyonları ve değişik hücre bölümlerindeki derişimleri hücrenin fizyolojik durumuna bağlı olarak değişkenlik
gösterebilir (12).
(a) Sitoplazmik ince benekli boyanma nükleus çevresinden başlayarak hücre periferine doğru yayılır, antikorlar
aminoaçil-tRNA sentetazlara (Jo-1, PL7, PL12) karşı olup idyopatik (otoimmün) myozitis (polimyozit/dermatomyozit,
overlap sendromunda myozitis, yumuşak bağ dokusu hastalıkları) için diyagnostik belirteçtir. Anti-Jo1 (histidiltRNA sentetaz) ve anti-EJ (glisil-tRNA sentetaz) antikorları klinik miyozit gelişmeden 5 ay önceden tesbit
edilebilmektedirler (19,20)
(b) Sitoplazmik büyük benekli boyanma stoplazmaya yayılmış olup lisosomlar ve endosom gibi organellere
karşı otoantikorları gösteririr.
(c) Sitoplazmik kaba benekli ipliksi (mitokondri) boyanma, çoğunlukla M2’ye karşı gözlenir ve primer
biliyer karaciğer sirozu (%95’inde antikor M2’ye karşı), diğer kronik karaciğer hastalıkları, SLE ve sistemik
siklerozda görülebilirler (21).
(d) Sitoplazmik homojen (ribozomal) boyanma modelinde çekirdek çevresinde kuvvetli homojenden ince
benekliye diffüz boyanmanın yanı sıra ribozom sentezinin merkezi olan nükleolusta da boyanma gözlenir. Mitotik
hücre kromatini negatifdir. Otoantikorlar ribozomal P fosfoproteinlerden P0 (38 kDa), P1 (19 kDa) ve P2 (17
kDa) ye karşı ve diğer antijen hedefleri 28S tRNA, S10, Ja, L12, ve L5/5S’ye karşı oluşurlar. Bazen dsDNA
antikorlarının yokluğunda SLE’lu hastaların %10-20’sinde tesbit edilebilirler.
42|
(e) Sitoplazmik sitoskleton boyanma stoplazmada fibriller tarzda aktin, sitokeratin ve vimentin gibi bileşenlere
karşı otoantikor pozitifliklerinde görülür. Aktine karşı otoantikorlar (düz kas antikorları) otoimmün hepatitlerde
saptanır.
(f) Sitoplazmik golgi boyanma modelinde, HEp-2 hücre stoplazmasında nükleusunun sadece bir tarafına
yakın, büyüklükleri farklı olabilen benekli tarzda boyanmalar golgi kompleksi; golgin-67, golgin-95 (GM130),
golgin 97, golgin-160, golgin-245(p230) ve macrogolgin/giantin’e karşı otoantikorların varlığını gösterir; SLE,
Sjögren sendromu ve diğer kronik romatolojik hastalıklarda saptanabilir (3, 12).
(g) Sentriol boyanma modelinde, istirahat halindeki hücrelerin stoplazmalarında 1 veya 2 nokta, mitotik hücrelerin
iğ mihver kutuplarında 2 nokta şeklinde boyanma, birçok sentrosomal antijene karşı; heat shock protein glycolytic
spesifik enolas (48 kDa, gg isoform), PCM-1 (228 kDa), Pericentrin (220 kDa) karşı otoantikorları gösterir. Bu
nadir boyanma şekli Raynaud fenomeniyle birlikte skleroderma, CREST ve Sjögren sendromu ve diğer otoimmün
hastalıklarda saptanabilir.
(h) NuMA (Nuclear Mitotic Apparatus, MSA-1 [Mitotic Spindle Apparatus] antikorları) boyanma modelinde
metafaz / anafaz iğ mihver kutupları ve fiberlerinde kuvvetli, istirahat halindeki hücrelerin nükleoplazmaları ince
benekli tarzda boyanma, 240 kDa luk centrophilin antijenine karşı otoantikor mevcudiyetini gösterir. Bu nadir
otoantikor otoimmün hastalıklardan SLE, CREST sendromu, Sjögren sendromu, MCTD, romatoid artrit ve
primer biliyer sirozda tesbit edilebilir.
(i) Midbody (MSA-2 antikorları) boyanma modelinde, otoantijenler mitotik hücrelerin midbody kısmında
bulunan proteinler olup çoğu halen tam olarak tanımlanamamıştır, bu otoantikor sistemik skleroz ve Raynaud
fenomeninde görülebilmektedir.
(j) CENP-F / p330d boyanma modelinde otoantikor nükleer matriksin kinetokor proteinine karşı olup, hücre
siklusuna bağlı olarak sadece bazı hücrelerde gözlenir. İstirahat halindeki hücrelerde değişik yoğunlukta ince
benekli, metafazda kromatinler benekli, telefazda kromatinler boyanmaz ancak yoğun stoplazmik ve zayıf
midbody boyanmaları gözlenir. Otoimmün romatolojik hastalıklar ve kanserli hastalarda gözlenebilir.
SCL-70, HEp-2 hücrelerinin nükleusunda ince benekli ve nükleolar boyanma modeli gösterirler. Otoantikor
topoizomeraz 1 (native formu 100 kDA, 70 kDA)’e karşıdır. Sistemik sklerozlu hastalarda görülür ve oldukça
spesifiktir (12).
Anti-ds DNA (çift sarmallı) Antikorları
Çift sarmallı DNA (dsDNA) ‘ya karşı antikorlar aktif ve tedavi almamış SLE hastaların büyük bölümünde (%6070) mevcuttur (özgüllüğü %95, duyarlılığı %30-70). Diskoid lupus ve subakut lupusta bulunmaz.
Anti-dsDNA
antikorları, SLE’nun tanısında ve hastalığın aktivitesinin takibinde önemlidir. Bu antikorlar farklı yöntemlerle tayin
edilebilir. Çift sarmallı DNA’ya karşı antikorlar, bir haemoflagellates olan Crithidia luciliae ‘nın substrat olarak
kullanıldığı indirekt immünfloresans testi (CLIFT), radyoaktif işaretli DNA ile dsDNA ya karşı antikorun seviyesinin
tayin edilebildiği Farr testi ve enzim immünassay (EIA) yöntemiyle tayin edilebilirler.
CLIFT yönteminde kullanılan Crithidia luciliae ‘nın dev çift sarmallı DNA içeren mitokondrisi kinetoplast adı
verilen tek yapıda bulunur. Uygun tampon çözelti ile seyreltilen (1/10) hasta serumu bu parazitlerin fikse edildiği
lama eklenerek inkübe edilir. Yıkama işleminin ardından substrat hücrelerinin üzerine FITC ile işaretli anti-IgG
(insan) konur. Tekrar yıkama işleminin ardından Crithidia luciliae floresans mikroskopta incelenir. dsDNA antikor
pozitifliğinde kinetoplastlar floresans mikroskopta yeşil renkli floresans verirler (Resim 2). CLIFT yönteminin
dsDNA antikorlarının tayininde tarama testi olarak özgüllüğü daha yüksektir. Duyarlılığı Farr testiyle kıyaslanabilir
ancak yarı kantitatif olması ve değerlendirmenin floresans mikroskopta yapılması nedeniyle antikor düzeylerinin
takibinde önerilmez. Bu yöntemle antikorun Ig sınıfı ve alt sınıf tayini yapılabilir (22, 23).
Farr testinde isotop işaretli DNA ile test edilecek serum örneğindeki dsDNA ya karşı antikorların oluşturduğu
kompleks yüksek konsantrasyonda amonyum sülfatla çöktürülür. Kompleks oluşturmayan işaretli DNA ortamdan
|43
uzaklaştırılarak radyoaktivite ölçülür. Yöntemle yüksek aviditeli dsDNA antikorları kantitatif olarak ölçülebilir. SLE
için özgüllüğü yüksek ve hastalık aktivitesiyle iyi korelasyon göstermesine karşın radyoaktif işaretli reaktif kullanımı
yöntemin giderek daha az kullanılmasına neden olmuştur.
EIA yöntemiyle dsDNA antikor düzeylerinin tayini günümüzde giderek yaygınlaşmıştır. Yöntemde düşük ve
yüksek aviditeli dsDNA antikorları tayin edilebilir. Yüksek aviditeli antikorların SLE ve özellikle böbrek tutulumu
olan SLE’lu hastalarla daha yakın ilişkisi olduğu bilinmektedir. EIA yönteminde farklı kaynaklardan elde edilmiş
DNA kullanımı, düşük aviditeli antikorları da tayin etmesi gibi nedenlerle beklenmeyen antikor düzeyleri saptanabilir.
Bu gibi durumlarda CLIFT yöntemiyle doğrulama gerekebilir (22,23).
Anti-ssDNA (tek sarmal) antikorları, SLE’da sık rastlanılan otoantikorlardan biri olmakla birlikte spesifik
değildir, başka otoimmün romatolojik hastalıklarda, viral enfeksiyonlarda ve sitotoksik tedavide saptanabilirler.
SLE’da hastalık aktivitesiyle korelasyonu iyi değildir.
Anti-histon antikorları, SLE’lu hastaların %50-80’ninde (IgG ve IgM sınıfı) tesbit edilebilirler. Antikor düzeyleri
hastalık aktivitesiyle ilişkili olsa da SLE için spesifik değildir (23, 24).
Anti-nükleozom (kromatin) antikorları, LE hücre formasyonuna neden olan otoantikorların başında yer
alırlar. Anti-nükleozom antikorları SLE’da hastalık aktivitesi ve böbrek tutumuyla korelasyon göstermektedir.
SLE’da bu antikorun sensitivitesi %84, spesifikliği %70’dir. Primer Sjögren sendromu ve primer antifosfolipid
sendromu gibi diğer otoimmün hastalıklarda düşük oranda tesbit edilebilirler (25,26).
II. Anti Nötrofil Sitoplazmik Antikorlar (ANCA)
Primer vaskülitler, Wegener granülamatozu, mikroskopik polianjiitis, Churg-Strauss sendromu ve idiopatik rapidly
progressiv glomerulonefritler için yararlı bir tanı belirtecidir, anti-glomerul bazal membran hastalığında da bulunabilir.
ANCA, nötrofiller substrat olarak kullanılarak indirekt immunfloresans yöntemle tayin edilebilir. Etanolle fikse
edilmiş nötrofillerde pozitiflik; sitoplazmik ANCA (cANCA) veya periferik ANCA (pANCA) olarak verilir (Resim 2).
pANCA pozitifliği formalinle fikse nötrofillerde sitoplazmik benekli floresans (cANCA görünümü) görünümüyle
teyit edilebilir. Etanolle fikse nötrofillerde pANCA görünümü, formalin fikse nötrofillerde negatif ise bu durumda
ANA pozitifliği veya atipik pANCA (formalin sensitif pANCA) söz konusudur.
cANCA pozitifliğinde, antikorlar başlıca serin proteinaz 3 (PR3, 29 kDa)’e karşı olup Wegener granülamatozu
ve küçük damar vaskülitlerinde tesbit edilebilir.
pANCA pozitifliğinde, antikorlar büyük ölçüde miyeloperoksidaz (MPO, 118 kDa)’a karşı olmakla birlikte
laktoferrin, elastaz, cathepsin G, lizozim, azurosidin, katalaz, beta-glukorinadaz ve BPI (Bactericidal permeability
increasing protein) karşı oluşmuş antikorlar, Churg-Strauss sendromu, mikroskopik polianjiitis, izole idiopatik
kresenting glomerulonefritlerde görülebilmektedir. Başta PR3 ve MPO olmak üzere diğer antijenlere karşı
pozitiflikler EIA yöntemiyle teyit edilebilir. pANCA pozitif, MPO pozitif veya cANCA pozitif, PR3 pozitifliğinin küçük
damar vasküliti için spesifikliği çok yüksektir.
PR3 antikor titresinin yükselmesi Wegener Granülomatozunda nüks riskinin arttığını gösterir. MPO negatif,
pANCA(IFA) pozitiflikleri SLE, ülseratif kolit, sklerozan kolanjit, otoimmün hepatit, Felty sendromunda görülebilmektedir
(14).
III. Anti-Fosfolipid Antikorlar
Anti fosfolipid antikor kavramı 1960’lar öncesindeki beklenmeyen bir bulguya, sifiliz için yapılan laboratuvar
testlerinde yanlış-pozitif sonuçlara (sifiliz olmadan VDRL pozitifliği) kadar uzanır. Ek olarak 1960’ların başında
lupus antikoagulanı “koagulasyon için kan testinde bir etkileşim” olgusu olarak tanımlanmıştır (23). Antifosfolipid
antikorlar; negatif yüklü kardiyolipin ve fosfatidilserin ve nötr fosfatidil kolin, fosfatidiletanolamin gibi değişik
44|
fosfolipid antijenlerin yanı sıra başlıca anyonik fosfolipidlere bağlanan bir protein olan beta-2 glikoprotein-1
(β2GP1)’e karşı gelişmiş otoantikorlardır. Bu antikorlar klinik olarak 1980’lerin başında tanımlanmıştır. Antifosfolipid
antikorlar direkt olarak EIA yöntemiyle isotipleri (IgG, IgM, IgA) ölçülebildiği gibi indirekt olarak lupus antikoagülanı
olarak da tayin edilebilirler. IgM yapısındaki kardiyolipin antikorlarının değişik hastalık ve ilaçlara bağlı (klorpromazin,
fenitoin, hidralazin, prokainamid, kinin, kinidin, valproat, amoksisilin, propanalol, streptomisin) olarak oluşabileceği
ve trombozla korelasyonunun daha zayıf olduğu bildirilmektedir. Bu otoantikorların genel popülasyondaki
prevalansı %2-5 arasında olup yaş ile artmaktadır. Tekrarlayan venöz/arteriyel trombozlar, pre-eklemsi, tekrarlayan
fötal kayıplar, trombositopeni ile karekterize olan antifosfolipid antikor pozitifliğinin mevcut olduğu hastalar için
“Antifosfolipid antikor sendromu (APS)” unda antifosfolipid antikor pozitifliği mevcuttur. APS primer veya başka
bir hastalıkla birlikte olduklarında sekonder olabilirler. Sekonder APS, az sayıda otoimmün hastalıkta (SLE, tiroid
otoimmünitesi-tip III otoimmün poliendokrin sendromu, vaskülitler) birlikte görülebilir. Enfeksiyonlarla birlikte
(hepatit C, varicella zoster, tüberküloz, HIV, lejyoner hastalığı, Q humması gibi) pozitiflikler saptanabilir. Bu
durumlarda genellikle anti-β2GP1’e karşı antikor saptanmaz. APS çok muhtemel ve/veya zayıf anti kardiyolipin
antikor pozitifliklerinde APS için daha yüksek duyarlılıkta olan anti-β2GP1 tayini tavsiye edilmektedir (14, 27).
Lupus antikoagülanı, anyonik fosfolipidlere bağlı plazma proteinlerine karşı gelişen otoantikorlardır. Protrombin,
annexin V, okside olmuş LDL’ye karşı oluşabilirler. İn vitro protrombinaz kompleksinin oluşmasını engelleyerek
APTT, kaolin pıhtılaşma zamanı ve nadiren protrombin zamanını uzatırlar. Hastanın plazması eşit oranda normal
trombositsiz plazma ile birleştirilerek yapılan testte bu bozukluk düzelmez ise uzamış APTT’ın pıhtılaşma faktör
eksikliğinden kaynaklanmadığı, lupus antikoagülanı olduğu saptanmış olur. Anormal testler, inhibitörü nötralize
eden hekzagonal faz fosfolipid ile inkübasyon neticesinde düzelir. Lupus antikoagülanı, çoğunlukla antikardiyolipin
antikorlarıyla (%85) birlikte bulunsa da ayrıca da bulunabilir, pozitifliği tromboz için yüksek risk olduğunu düşündürür
(23).
IV. Romatoid Faktör
Romatoid faktörler spesifik olarak IgG’nin Fc kısmının μ2-μ3 yarığına bağlanan otoantikorlardır. Romatoid artritin
tanısında sık kullanılan biyolojik bir belirteçtir. Romatoid faktörler, affiniteleri, özgüllükleri, isotipleri, indüksiyon
ve fonksiyon koşulları farklı heterojen bir grup otoantikorlardır. Romatoid faktörler, RA’li hastalarda (%70-90),
Sjögren sendromu (%60-80) ve miks kryoglobulinemide (tip II ve III) yüksek sıklıkta, genellikle hepatit C ile birlikte
görülebilirler. Otoimmün hastalıklar (örn. SLE) ve kronik enfeksiyonlar (örn. osteomiyelit, tüberküloz ve subakut
bakteriyel endokardit) gibi diğer inflamatuar hastalıklarda tesbit edilebilirler. Diğer taraftan RF’ler sağlıklı bireylerde
doğal otoimmünitenin bir parçası olarak (%5, ileri yaşlarda bu oran artar) ve akut enfeksiyon hastalıklarında
geçiçi olarak indüklenebilirler. Düşük affiniteli RF’ler birçok enfeksiyöz organizmalara karşı yanıtta önemli rolleri
vardır. Halen kullanılan tayin yöntemleriyle doğal olarak oluşan, geçici olarak indüklenen ve hastalıklarla birlikte
olan RF’leri ayırmak mümkün değildir. Günümüzde laboratuvarlarda nefelometrik veya türbidimetrik yöntemlerle
IgM RF isotipi yaygın olarak tayin edilmektedir. RF, RA’in tanı, klinik araştırma çalışmaları ve denemelerinde
kullanılan, revize olmuş 1987 ACR’in yedi kriterinden birisidir. Bununla birlikte bu kriterler RA’in tanısında RF’nin
özgüllüğünü %89, duyarlılığını %91-94 olarak göstermektedir (28,29). Hastalığın erken döneminde tanıdaki
duyarlılığı daha düşüktür (% 44-60).
RF isotiplerinin özellikle IgA RF’nin ek olarak tayini (genellikle EIA yöntemiyle) testin tanı ve takipteki değerini
arttırır. Çalışmalarda RA’li hastalarda IgM RF’lerin yanısıra IgA RF’lerin eşzamanlı artışı gösterilmiştir (30). RF’lerin
RA için yüksek özgüllükte olmamasına rağmen, kalıcı yüksek titredeki RF, eroziv RA gelişimini gösterebilir. IgA
RF ve IgM RF’ nin prediktif değeri anti-CCP ile kombinasyonuyla arttırılabilir (29).
V. Anti-siklik Sitrüllenmiş Peptit Antikorlar (Anti-CCP)
RA spesifik epitopların benzeri yapay siklik sitrüllenmiş peptitlerin keşfi, anti-sitrüllenmiş peptit/protein antikorların
duyarlı tayini için kolay bir immünolojik testin geliştirilmesine imkan vermiştir. Anti-CCP antikorları, RA tanısında
RF isotipleri kadar duyarlı fakat daha spesifiklerdir ve RF negatif RA’li hastalarda da tesbit edilebilirler. Son
çalışmalar tanısal özgüllük, duyarlılık ve olasılık oranları (likelihood ratios, LR) bakımından mükemmel olduğunu
|45
gösterse de özgüllük (%39-94) ve duyarlılık için (%81-100) değişik oranlar bildirilmiştir. Farklılıklar, çalışmaya
alınan hasta sayısı, kontrol grubu sayısı gibi yöntemsel farklıklardan kaynaklı olabilir. Birçok çalışmada anti-CCP
antikorlarıyla radyografik progresyonun birlikteliği gösterilmiştir. Anti-CCP antikorları, RA’e yatkın sağlıklı bireylerde
hastalık ortaya çıkmadan yıllar önce tesbit edilebilmekte ve hastalık oluşumunu önceden bildirebilmektedir (31).
Anti-CCP antikorların RA’li hastaların özellikle tedavilerinin takibi ve hastalık aktivitesiyle ilişkisi halen tartışmalıdır
(28).
Anti-sitrüllenmiş Peptit/Protein Antikorlar (ACPA): Anti-sitrüllenmiş peptit/protein antikorlar, sitrüllenmiş
epitop veya sentetik peptidlere karşı otoantikorların müşterek ismidir. Arginin bakiyelerinin peptidil-arginin
deaminaz ile posttransyonel sitrüllenmesi birçok polipeptidin örn. fibrinojen, fillagrin ve vimentinin, ACPA olarak
bilinen RA spesifik epitopları oluşturur. Anti-Sa, anti-perinükleer faktör ve anti-keratin antikor testleri duyarlı
değildir (28).
Anti-sitrüllenmiş filaggrin antikorları: RF, perinükleer faktörle birlikte RA için spesifik antikorlardan biridir.
RA için özgüllüğü EIA yöntemiyle anti-CCP’ye yakın olmakla birlikte duyarlılığı daha düşüktür (%60).
Anti-sitrüllenmiş vimentin antikorları: RF ve anti-CCP mevcut olmayan seronegatif RA’li hastalarda bu
antikor araştırılmıştır. Orta büyüklükte iplikçik olan vimentin başlıca mezanşimal hücreler ve makrofajlarda bulunur.
Bu proteinin sitrüllenmesi başlıca apopitoza giden makrofajlarda oluşur ve özellikle apoptotik materyalin ortadan
kaldırılması bozulunca sitrüllenmiş vimentine karşı antikorların indüksiyonuna zemin sağlanır. Daha sonradan
sitrüllenmiş vimentinle reaksiyon verdiği gösterilen anti-Sa antikorlarının anti-CCP’ye benzer yüksek özgüllük
gösterdiği ancak duyarlılığının yetersiz olduğu (%40) gösterilmiştir. Rekombinant değiştirilmiş sitrüllenmiş vimentinin
(MCV) duyarlılığının daha fazla olduğu ileri sürülmüştür. Fibrin ve fibrinojene, alfa-enolaz ve kollajen II’ye karşı
diğer sitrüllenmiş otoantijenlerin de RA için yüksek duyarlılık ve özgüllükte olduğu bildirilmekle birlikte rutin tanı
için halen standardize edilmiş kitler mevcut değildir. RA’li hastaların sinoviyumunda polipeptitlerin sitrüllenmesini
katalizleyen peptidilarginin deiminaz 4 (PAD4) enzimine karşı antikorların (anti-PAD4), RA için muhtemel patojenik
belirteç olabileceği ileri sürülmektedir (28).
VI. Anti-A2/anti-RA33 Antikorları
Bu otoantikor, 33 kDa’luk HeLa nükleer antijeninden izole edilmiştir ve RA33 olarak isimlendirilmiştir. Daha sonra
otoantijenik hedefin heterojen nükleer ribonükleoproteinlerin A2 proteini (hnRNP-A2) olarak tanımlanmıştır. AntiA2/RA33 antikorları RA’li hastaların üçte birinde oluşur, SLE’lu ve miks bağ dokusu hastalıklarında da bulunur.
Bu antikorların özellikle RF negatif RA’li hastalarda erken dönemlerde mevcut olduğu bildirilmiştir (28).
46|
Tablo 1: Bazı otoimmün hastalıklarda otoantikorların aracılık ettiği doku hasarları (7).
Otoimmün Hastalık
Otoantikorun
oluştuğu yapı
Sonuçları
Hücre yüzeyine bağlanma ve lizis
Otoimmün hemolitik anemi,
SLE
Eritrosit
Eritrositlerin kompleman ve FcR fagositleriyle
lizisi ve yıkımı, anemi
Trombositopenik purpura
Trombosit
Trombositlerin lizisi ve yıkımı, morartı ve kanama
Hücre yüzey reseptörleriyle etkileşim (durdurma/uyarma)
Myastenia Gravis
Asetil kolin reseptörü
Kolinerjik reseptörün bloke edilmesi, kas zayıflığı
Pemphigus vulgaris
Desmoglein 3
Epidermis hücreleri arasındaki bağlantının
ayrışması, deride su dolu kabarcık, kızarıklık
Graves hastalığı
TSH
Tiroid hormon sekresyonun stimülasyonu,
hipertiroidizm
Pernisiyöz anemi
İntrinsik faktör
B12 vitamin absorbsiyonun bloke edilmesi,
anemi
İmmün kompleks aracılıklı hasar
Miks esansiyel
kryoglobulinemi
IgG kompleksleri
Dolaşan immün komplekslerin damar veya
glomerüllerde depolanması, sistemik vaskülit,
glomerülonefrit
Romatoid faktör IgG
komplesleri
İmmün kompleslerin eklemlerde presipitasyonu,
artrit
Romatoid artrit
Otoantikorların plasentayı geçmesi
Neonatal lupus
SSA (60,52), SSB
Konjenital kardiyak blok ve/veya fotosensitif
eritem
Myastenia Gravis
Asetil kolin resptörü
Kolinerjik reseptörün bloke edilmesi, kas zayıflığı
Pemphigus vulgaris
Desmoglein 3
Epidermis hücreleri arasındaki bağlantının
ayrışması, deride su dolu kabarcık, kızarıklık
Graves hastalığı
TSH
Tiroid hormon sekresyonun stimülasyonu,
hipertiroidizm
|47
Tablo 2: Sistemik ve organ spesifik hastalıklarda otoantikorların oluştuğu otoantijenler (11)
Sistemik hastalıklar
Otoantigen
Sistemik lupus eritematozus
dsDNA, histon, Ro/La (SSA/SSB) partiküller, Spliceosomal snRNP,
Sjögren sendromu
Ro/La ribonükleer partiküller, muscarinic reseptör
Romatoid artrit
Sitrüllenmiş siklik peptidler, IgM
Dermatomyozit/polimyozit
t-RNA sentetaz
Diffüz sistemik sikleroz
Topoisomerazlar
Limited sistemik sikleroz (CREST)
Sentromer proteinleri
Organ spesifik hastalıklar
Addison hastalığı
21-hidroksilaz
Çölyak hastalığı
Doku transglutaminaz
Tip I diyabet
GAD-65, insülin, IA-2A
Graves hipertiroidizm
Tiroid-situmulating-hormon reseptörü
Hashimoto tiroidi
Tiroid peroksidaz, tiroglobulin
Myasthenia gravis
Asetil kolin reseptörü
Goodpasture sendromu
Tip IV kollagen
Pemfigus vulgaris
Desmoglein-3
Pernisiyöz anemi
H/K ATPase, intrinsik faktör
Primer biliyer siroz
E2 PDC
Vitiligo
Tirosinaz, SOX-10
Mültipl skleroz
Miyelin basic protein, miyelin oligodentritik glikoprotein
CREST=calsinosis, Raynoud fenomeni, oesophageal dismotilite, sclerodactyl ve telangiactasis
48|
Tablo 3: Romatolojik hastalıklarda ve sağlıklı insanlarda ANA pozitiflik oranları (13).
Hastalık
ANA
pozitiflik oranı (%)
Tanı için ANA testinin çok yararlı olduğu hastalıklar
SLE
Sistemik skleroz (skleroderma)
95-100
60-80
Tanı için ANA testinin bazen yararlı olduğu durumlar
Sjögren sendromu
İdyopatik inflamatuar miyozit (dermatomyozit veya polimyozit)
40-70
30-80
Hastalığın takibi ve prognozunda ANA testinin yararlı olduğu durumlar
Üveitle birlikte olan juvenil kronik oligoartiküler artrit
Raynaud fenomeni
20-50
20-60
Pozitif ANA test sonucunun tanı kriterlerinden biri olduğu hastalıklar
SLE
İlaca bağlı SLE
Otoimmün karaciğer hastalığı
Miks bağ dokusu hastalığı
~100
~100
~100
Tanı için ANA testinin yararlı olmadığı hastalıklar
Romatoid Artrit
Multiple skleroz
İdyopatik trombositopenik purpura
Tiroid hastalıkları
Diskoid lupus
İnfeksiyon hastalıkları
Maligniteler
Silikon meme implantlı hastalar
Fibromiyalji
30-50
25
10-30
30-50
5-25
Değişken
Değişken
15-25
15-25
Sağlıklı insanlar
ANA Titresi 1:40
1:80
1:160
1:360
20-30
10-12
5
3
|49
Tablo 4: Otoantikora spesifik ANA (IFA) boyanma modelleri ve hastalıklarla ilişkisi (14)
Otoantikor boyanma
modeli
Birlikte bulunduğu hastalık
Hedef organel veya antijen
Homojen/Diffüz
SLE, DIL, SSc, NLS
dsDNA, kromatin, histon
Periferik/rim
SLE, APS, AH
Nükleer zar
Benekli
SLE, SSc, SjS, MCTD, SCLE,
Sm, RNP, SSA/Ro, SSB/La, PCNA, , RNA
polimeraz II,III U1-RNP, Topo1, Ku, Mi-2,
NLS
Nükleolar
dcSSc, SLE, PM, RP
PM/Scl (75 ve 100), Fibrillarin (U3-RNP), RNAP
I/III, NOR 90 (hUBF),
Sentromer
RP, lcSSc
CENP-A, B, C
p80- coilin
Nükleer noktalı
Mitotik apparatus
SLE, SjS
CENP-F, MSA-2, NuMA1, NuMA2 (HsEg5)
PCNA
SLE
PCNA
Sitoplazmik
PM, DM, SLE, SjS, PBC, SSc
Hücre organelleri; Ribozomlar, mitokondri,
lisosomlar, Golgi kompleksi, GW cisimleri, tRNA
sentetaz, Jo-1, PL-7, PL-12, RibP proteinleri,
Po, P1, P2, SRP,
Kısaltmalar: AH, otoimmün hepatit; APS, anti-fosfolipid sendromu; CENP, sentromer protein; dcSSc, diffüz kutenöz sistemik skleroz;
DIL, ilaçla indüklenmiş lupus; DM, dermatomiyozit; GW, glisin triptofan içeren; hUBF, human upstream binding faktör; lcSSc, limited
kutanöz sistemik skleroz; MCTD, miks bağ dokusu hastalığı; NLS, neonatal lupus sendromu; NOR, nükleolar organizer; NUMA, nükleer
mitotik apparatus; PBC, primer biliyer siroz; PCNA, prolifere hücre nükleer antijeni; PM, polimiyozit; RNAP, RNA polimeraz;
RNP, ribonükleoprotein; RP, Raynoud fenomeni; SCLE, subakut kutanöz lupus eritematosus; SLE, sistemik lupus eritematozus;
SRP, sinyal tanıma partikülü; SSc, sistemik skleroz; SJS, Sjögren sendromu.
50 |
A-Homojen
B-Nükleer membran proteini
C-Homojen/periferik
D-Benekli
E-Sentromer
F-Nükleer noktalı
G-Nükleer az noktalı
H-PCNA
I-DFS-70
J- Nükleolar
K-Golgi
L-NuMA-1
M-Stoplazmik homojen (ribozom)
N-Stoplazmik benek (AMA)
O-Stoplazmik fibril (aktin)
Resim 1. HEp-2 hücrelerinin substrat olarak kullanıldığı ANA (IFA) pozitifliklerinde gözlenen boyanma şekilleri; A- homojen, B-nükleer
memran proteini, C-homojen/periferik, D-benekli, E-sentromer, F-nükleer noktalı, G-nükleer az noktalı, H-PCNA, I-DFS-70, J-nükleolar,
K-golgi, L-NUMA-1, M-stoplazmik homojen (ribozom), N-stoplazmik benek (AMA), O-Stoplazmik fibril (aktin). Resimler Zeiss Axiostar
plus ve EUROstar II floresans mikroskoplarında Canon Power Shot G5 ve Kappa dijital kamera ile çekilmiştir (Tutkak H).
|51
A-nDNA (substrat,Crithidia luciliae)
B-pANCA (sb.maymun karaciğer dokusu)
C-cANCA (sb. maymun karaciğer dokusu)
D- pANCA (sb.etanol fikse granülosit)
E- cANCA (sb.etanol fiske granülosit)
F-AMA (sb. sıçan böbrek dokusu)
G-LKM (sb. sıçan böbrek dokusu)
H-Düz kas ab (sb.sıçan mide dokusu)
I-APCA (sb. maymun mide dokusu)
J- Retikülin (sb. sıçan mide dokusu)
K. EMA (sb. maymun karaciğer dokusu)
L- Cilt Antikoru (pemfigus, sb.
maymun özafagus dokusu)
M-Adacık hücre (sb. maymun pankreas dokusu) N-ASCA (sb.saccharomyces cerevisiae)
O-Glomerül bazal membran
(sb. maymun böbrek dokusu)
Resim 2. Diğer otoantikorlar; A-nDNA(crithidia luciliea), B- pANCA (maymun karaciğer dokusu, C- cANCA (maymun karaciğer
dokusu), D-pANCA (etanol fikse granülosit), E-cANCA (etanol fikse granülosit), F- AMA (sıçan böbrek dokusu), G- LKM (sıçan böbrek
dokusu), H-Düz kas antikoru (sıçan mide dokusu), I-APCA (maymun mide dokusu), J-Retikülin (sıçan mide dokusu), K-EMA (maymun
karaciğer dokusu), L-Cilt antikoru (pemfigus, maymun özafagus dokusu), M- Adacık hücre (maymun pankreas dokusu), N-ASCA,
O-GBM. Kısaltmalar; ant.; antikor, sb.; substrat. Resimler Zeiss Axiostar plus ve EUROstar II floresans mikroskoplarında Canon
Power Shot G5 ve Kappa dijital kamera ile çekilmiştir (Tutkak H).
52|
Kaynaklar
1.
Villalta D, Tozzolli R, Tonutti A, Bizarro N. The laboratory approach to the diagnosis of autoimmune disease: Is it time to change?
Autoimmun Rev 2007;6:359-365.
2.
Atassi MZ, Casali P. Molecular mechanisms of autoimmunity. Autoimmunity 2008; 41(2):123-132.
3.
Fritzler MJ. Challenges to the use of autoantibodies as predictors of disease onset, diagnosis and outcomes. Autoimmun Rev
2008;7:616-620.
4.
Elkon K, Casali P. Nature and functions of autoantibodies. Nat Clin Pract Rheumatol 2008;4(9):491-498.
5.
Peng Y, Kowalewski R, Kim S, Elkon KB. The role of IgM antibodies in the recognition and clearance of apoptotic cells. Mol Immunol
2005;42:781-787.
6.
Peng Y, Martin DA, Kenkel J, Zhang K, Ogden CA, Elkon KB. Innate and adaptive immune response to apoptotic cells. J Autoimmun.
2007;29(4):303-9.
7.
Lleo A, Invernizzi P, Gao B, Podda M, Gershwin ME. Definition of human autoimmunity-autoantibodies versus autoimmune disease.
Autoimmun Rev 2010;9(5):259-266.
8.
Klareskog L, Padyukov L, Rönnelid J, Alfredsson L. Genes, environment and immunity in the development of rheumatoid arthritis. Curr
Opin Immunol 2006;18:867-875.
9.
Arbuckle MR, McClain MT, Rubertone MV, et al. Development of autoantibodies before the clinical onset of systemic lupus erythematosus.
N Engl J Med 2003;349:1526-33.
10. Skog A, Herlenius MW, Sundström B, Bremme K, Sonesson SE. Outcome and growth of infants fetally exposed to heart block-associated
maternal anti-Ro52/SSA autoantibodies. Pediatrics 2008;121:803-809.
11. Scolfield RH. Autoantibodies as predictors of disease. Lancet 2004; 363:1544-46.
12. Muro Y. Antinuclear antibodies. Autoimmunity 2005;38(1):3-9.
13. Kavanaugh A, Tomar R, Reveille J, Solomon DH, Homburger HA. Guidelines for clinical use of the antinuclear antibody test and tests
for spesific autoantibodies to nuclear antigens. Arch Pathol Lab Med 2000;124: 71-81.
14. Stinton LM, Fritzler MJ. A clinical approch to autoantibody testing in systemic autoimmune rheumatic disorder. Autoimmun Rev
2007;7:77-84.
15. Watanabe A, Kodera M, Sugiura K, et al. Anti-DFS70 antibodies in 597 healthy hospital workers. Arthritis Rheum. 2004;50(3):892-900.
16. Tutkak H, Kayasu D, Akbay S, et al. Anti-DFS70/LEDGF antibodies; one of the high incidence antinuclear antibody pattern of Hep-2
cells in the indirect immunoflorescence assay. 2 nd Mediterranean Clinical Immunology Meeting; 2008 Oct 4-7; Antalya, Turkey, Abstract
book, p 80-81.
17. Okamoto M, Ogawa Y, Watanabe A, et al. Autoantibodies to DFS70/LEDGF are increased in alopecia areata patients. J Autoimmun
2004;23:257-266.
18. Sugiura K, Muro Y, Nishizawa Y, et al. LEDGF/DFS70, a major autoantigen of atopic dermatitis, is a component of keratohyalin granules.
J Invest Dermatol 2007;127:75-80.
19. Bizzaro N. Autoantibodies as predictors of disease: the clinical and experimental evidence. Autoimmun Rev 2007;6:325-333.
20. Sarkar K, Miller FW. Autoantibodies as predictive and diagnostic marker of idiopathic inflammatory myopathies. Autoimmunity
2004;37:291-294.
21. Czaja AJ. Autoimmune liver disease. Curr Opin Gastroenterol. 2009;25:215-222.
22. Kumar Y, Bhatia A, Minz RW. Antinuclear antibodies and their detection methods in diagnosis of connective tissue diseases: a journey
revisited. Diagn Pathol 2009;4(1):1-10.
23. Kurien BT, Scofield RH. Autoantibody determination in the diagnosis of systemic lupus erythematosus. Scand J Immunol.
2006;64:227-235.
24. Bagnasco M, Grassia L, Pesce G. The management of the patient with unexpected autoantibody positivity. Autoimmun Rev
2007;6:347-353.
25. Puerta JGA, Burlingame RW, Cervera R. Anti-chromatin (anti-nucleosome) antibodies:Diagnostic and clinical value. Autoimmun Rev
2008;7:606-611.
26. Duzgun N, Sahın M, Genc Y, Tutkak H. Antinucleosome antibodies and systemic lupus erythematosus. Ann N Y Acad Sci
2007;1109:421-8.
27. Sahin M, Duzgun N, Tunc SE, Tutkak H. Antibodies to beta 2-glikoprotein-1: relation of anticardiolipin antibodies with clinical and laboratory
parameters in patients with systemic lupus erythematosus. Clin Biochem 2007;40(8):526-30.
28. Conrad K. Roggenbuck D, Reinhold D, Dörner T. Profiling of rheumatoid arthritis associated autoantibodies. Autoimmun Rev
2010;9(6):431-5.
29. Arnett FC, Edworthy SM, Block DA, et al. The American Rheumatism Association 1987 revised criteria for the classificiation of rheumatoid
arthritis. Arthritis Rheum 1988;31:315-24.
30. Jonsson T, Steinsson K, Jonsson H, Geirsson AJ. Thorsteinsson J, Valdimarsson H. Combined elevation of IgM and IgA rheumatoid
factor has a high diagnostic specificity for rheumatoid arthritis. Rheum Int 1988:18(1):19-22.
31. Galen FA, Linn RS, Venrooij WJ, et al. Autoantibodies to cyclic citrullinated peptides predict progression to rheumatoid arthritis: a study
of serial measurements in blood donors. Arthritis Rheum 2004;50:380-6.
Download

Romatolojik Hastalıkların Tanısında Otoantikorlar