intikâd
Dr. Ebubekir Sifil
Ýçtihad Kapýsý Nereye Açýlýr ya da
Dinler Arasý Diyaloðun Öteki Yüzü
odern zamanlarýn Müslümanlar’a en büyük “hediye”sinin, kuyuya inmede
kullanmamýz için elimize tutuþturulan “gâvur ipi” olduðunu söylersek
abartý yapmýþ sayýlýr mýyýz? Din’i
de, ondan kaynaklanan hayat algýsýný/tarzýný da geçmiþtekinden farklý anlayýp takdim etmenin geçer akçe olduðu bir döneme iliþkin olmasý hasebiyle yukarýdaki tesbitin, bu
yazýnýn konusu bakýmýndan da çok
kolay yanlýþlanamayacaðý aþikâr.
M
Ömrünü kendi anlayýþý içinde Ýslamî ve ilmî hizmetlere adamýþ,
hayli eser vermiþ, talebe yetiþtirmiþ ve “Hocalarýn hocasý” ünvanýna layýk görülmüþ bir ilim adamýnýn, aðzýndan çýkan sözün etki alanýyla mütenasip bir sorumluluk taþýdýðýnýn farkýnda olduðu düþünülür. Ne ki hepimiz beþeriz ve hatayla malulüz.
Prof. Dr. Hayreddin Karaman hoca
gibi, yetiþtirdiði birkaç kuþak öðrencinin hocalýk yaptýðýný görme bahtiyarlýðýna ermiþ birisinden, beþeriyet
gereði sadýr olmuþ herhangi bir ha-
tanýn usulünce tashih edilmesi konusunda bütün öðrencileri üzerinde
hakký bulunduðu açýktýr. Gönül isterdi ki, yakýnýnda bulunan, kendisiyle daha güçlü bir hukuk tesis etmiþ bulunduðu düþünülen bu insanlar “el-hakku ehakku en yutteba’” hakikatini düstur edinerek
hem hakkýn hatýrýný âli tutsunlar,
hem de hocalarýnýn üzerlerindeki
hakkýný ifa babýnda görevlerini yerine getirsinler.
R
I
H
L
E
86
Âlâ külli hal, bütün ümmeti ilgilendirdiði için tabii olarak benim de ilgisiz kalamayacaðým temel/Usulüddin’e müteallik bir “mesele” söz konusu. Yukarýdaki paragrafta yer
alan “hata” kelimesi, “mesele”nin
mahiyetini yansýtmasý düþüncesiyle
bilinçli olarak seçilmiþtir; ayrýca hocanýn düþüncelerinin, fikirlerinin iç
tutarlýlýðýna iliþkin bir problemi iþaret ediyor olmasý dolayýsýyla özel bir
anlam da taþýmaktadýr.
Ýçtihad Kapýsý Nereye Açýlýr ya da Dinler Arasý Diyaloðun Öteki Yüzü
Umarým Karaman hoca burada,
meselenin kendisiyle ilgilenir ve yazýnýn kaleme alýnýþ tarzý üzerinden
yapýlan polemik türlerine yeni bir
örnek vermekle iþtigal etmez. Sonuçta bir “tenkit” yazýsý bu ve her
tenkit gibi “soðuk” gelen, rahatsýz
edici duran yanlarýnýn olmasý eþyanýn tabiatýndandýr!
Moderniteyi “cin çarpmasý”na benzeten ve modernizmi “sapma” olarak niteleyen hocanýn, ictihad kapýsýný Fýkhiyyat alanýyla sýnýrlý tutmayýp Ýtikadiyyata kulaç atarken Ýslam’ýn modernist yorumlarýyla örtüþme aþamasýna nasýl ve ne zaman geldiðinin izini sürmek ilgi çekici olabilirdi. Ama burada benim
için birinci öncelikli husus, hocanýn, aþaðýda peþ peþe iki ara baþlýk
altýnda takdim edeceðim tesbitlerindeki “makas deðiþikliði.”
Birinci Tavýr
1. “Ýslâm geldikten sonra Allah’a
makbûl kulluk, O’nun râzý olduðu
hayat tarzý ancak müslüman olmakla mümkündür. Müslüman olmayan Ehl-i kitap, doðru ve yoðun
olarak Ýslâm’dan haberdar olamamýþ, kendi dînini þirksiz olarak yaþamýþ olursa kurtuluþa erebilir.
Ýslâm dîni hakkýnda doðru ve yoðun
olarak bilgi sahibi olduðu halde onu
(Hz. Peygamber’i (s.a.v.) ve
Kurân’ý) inkâr ederse ebedî hayatta
kurtuluþa eremezler.”1
2. “Teðâbün sûresinin ikinci âyetinde iman bakýmýndan insanlar
“mü’min” ve “kâfir” olmak üzere
ikiye ayrýlmýþlardýr; buna göre ehl-i
kitap olan Hýristiyanlar ve Yahudiler
de kâfirdirler.”2
3. “Bunu yapmadýklarý sürece (yani
Peygamberimiz’i yeterince tanýdýklarý halde ona inanmadýkça) dinleri ne
olursa olsun onlar, Müslümanlara
göre “kâfirler: yani inkârcýlar”dýr…”3
Dr. Ebubekir Sifil
4. “Kur’ân-ý Kerim bütün insanlara
hitap ediyor, herkesi ve her kesimi
(dinli dinsiz, Ehl-i kitap, kitapsýz,
müþrik, agnostik…) Ýslâma çaðýrýyor.(…) Son peygamberin yalnýzca
bir bölgeye, bir kavme deðil, bütün
insanlara peygamber olarak gönderildiðini bildiriyor. Yüzlerce ayet ve
hadisin ortaya koyduðu bu gerçekler ve temel açýklamalar karþýsýnda
soruda naklettiðiniz hadisin muhtemel manalarýna bir bakalým:
kitabýn kurtuluþu onu peygamber
olarak tanýyýp inanmalarýna baðlýdýr. Gördüðü, bildiði halde Kur’ân’ý
ve Muhammed Mustafa’nýn (s.a.)
peygamberliðini inkâr eden bir kimse cennete giremez. Son peygamberin rehberliði olmadan Ehl-i kitabýn, batýl olan inançlarýný tashih etmeleri de mümkün deðildir; tecrübe, olup bitenler, kiliselerin resmi
amentüleri bunu açýkça ortaya koymaktadýr…”4
“a) “Lâ ilahe illallah diyen cennete
girer, peygambere ve diðer iman
esaslarýna inanmasý, ibadet etmesi,
haramlardan uzak durmasý gerekmez.” Hadise böyle bir mana verilirse Kur’ân’da ve hadislerde tarif
edilen Ýslâm’dan vazgeçilmiþ olur,
yüzlerce âyet ve hadisin hiçbir anlamý ve yeri kalmaz.
5. “Ehl-i kitabýn cennete girebilmesi için Allah’ýn birliðine (tevhîde) ve
Son Peygamber Muhammed Mustafa (s.a.)’ya iman etmesi gerekir.
(…) Son Peygamber Muhammed
Mustafa, bütün insanlara peygamber ve Allah elçisi olarak gönderilmiþtir. Doðru yolu bulmak, hidâyete erebilmek için O’na ve getirdiklerine iman etmek, O’na uymak þarttýr, gereklidir. (…) Ehl-i Kitap içinde
Tevhîde ve Son Rasûle iman eden,
Kur’ân-ý Kerîm’i doðrulayan, bununla beraber ibâdetini (amel-i salihi) kendi dininin bozulmamýþ
esaslarýna göre yapan bir kimse bulunursa, bunun cennete -doðrudan
veya bir müddet ceza gördükten
sonra- girip girmeyeceði tartýþýlabilir; ancak böyle bir kimse gerçekte
var olmaktan ziyade bazý kiþilerin
hayalinde var olsa gerektir…”5
“b) Kelime-i tevhîdin bu ilk cümlesi
bütünün özeti, sembolü olarak ifade edilmiþtir, maksat Ýslâmýn getirdiði iman esaslarýna inanan cennete girer” demektir.
“c) Bu hadis müminlere hitap etmektedir, anlatmak istediði de þudur: “Ýnancý tam olan bir mümin
günahlarýndan dolayý bir süre ceza
görse bile sonunda cennete girer.”
“Bu son iki mana diðer âyet ve hadislerle çeliþmez, bu sebeple bu iki
mana üzerinden yürümek gerekir.
“Ehl-i kitaba gelince,
“a) Peygamberimizin bu hitabýný
duyan Ehl-i kitap ona inanmaz,
ama onun çaðýrdýðý tevhîdi (yani la
ilahe illallah demeyi) kabul ederse
ortada bir çeliþki olur; Peygamberin
(s.a.) çaðýrdýðý iman doðru ise kendisi de hak peygamberdir, kendisi
hak peygamber deðilse çaðýrdýðý
tevhîd de baðlayýcý, kurtarýcý bir
iman esasý olmaz. Þu halde Peygamberimize muhatap olan, onun
davetini sahih olarak duyan Ehl-i
R
I
H
L
E
87
6. “Mevcut Yahudi ve Hristiyanlar
içinden Peygamberimiz hakkýnda
doðru bilgiye ulaþtýklarý halde ona
inanmayanlar, onu -açýk veya kapalý bir üslupla- sahte peygamber olarak niteleyenler, bâtýl olan inançlarýný Kur’ân’a göre tashih etmeyenler de cennete giremezler.”6
7. “Bu apaçýk âyetlere ve tarihî gerçeklere raðmen, önündeki aðacý görüp koca ormaný göremeyen zihin
miyoplarý gibi, “Sen ancak bir uyarýcýsýn ve her bir kavmin de bir yol
göstericisi (hâdisi, rehberi) vardýr”
Ýçtihad Kapýsý Nereye Açýlýr ya da Dinler Arasý Diyaloðun Öteki Yüzü
Dr. Ebubekir Sifil
(Ra’d: 13/7) mealindeki âyete takýlarak Peygamberimizin elçiliðini ve
Ýslâm’ýn kapsamýný daraltmaya,
Araplara özgü kýlmaya yeltenenler
büyük bir gaflet ve yanýlgý içindedirler…”7
Ýslam’ýn Ehl-i Kitap’tan talebi, bu
çerçevede Ehl-i Kitab’ýn mükellefiyeti ve akýbeti konusunda Karaman
hocadan buraya kadar yaptýðým
alýntýlar meseleyi herhangi bir yorum ya da açýklamaya ihtiyaç göstermeyecek kadar açýk bir þekilde
ortaya koyuyor.
Ancak hocanýn konuyla ilgili olarak
-özellikle son dönemlerde- söylediði/yazdýðý þeylerle bunlarý karþýlaþtýrdýðýmýzda baðdaþtýrýlmasý mümkün olmayan bir farklýlýk, bariz bir
çatýþma bulunduðu görülüyor. Ýþte
onlardan birkaç örnek:
Ýkinci Tavýr
1. “Soru: “Hristiyanlar cennete gidebilir mi? Kur’ân’daki âyetlerden
Bakara/2:62 ve Mâide/5:69’a göre
“evet”, gidebilirler. Ama yine
Kur’ân âyetlerinden Mâide/5:72 ve
Âl-i Ýmrân/3:85’e göre ise “hayýr”,
gidemezler. Demek ki, bu konuda
da Kur’ân’da çeliþki vardýr.”
“Cevap: “Hayýr, Kur’ân’da çeliþki
yoktur; çeliþki bazý kafalardadýr.
Kur’ân’ýn cennete gireceklerini bildirdiði Yahudîler ve Hristiyanlar ile
cehenneme gireceklerini bildirdikleri arasýnda fark vardýr. Allah’a þirk
koþmadan, Allah’ýn bildirdiði dinlerine göre yaþayan ehl-i kitap (Yahudîler ve Hristiyanlar) cennete girecekler, þirke düþenler, “Ýsa Allah’ýn oðludur...” diyenler, kendi
dinlerine göre zulmedenler, haram
yiyenler cehenneme gireceklerdir.
Nitekim Müslümanlar da böyledir;
iman ve salih amel sahipleri cennete, günahkârlar ise cehenneme gireceklerdir. Bunun böyle olduðunu
bildiren âyetler arasýnda çeliþki
yoktur, birbirini tamamlama, konuyu bütünüyle açýklama iliþkisi vardýr.”8
2. “(…) Bir Hýristiyan veya Musevi, “Hz. Mu ham med’in de Al lah’dan vahiy aldýðýna inanýyorum” der. Sonra “bu peygamber
(Hz. Muhammed) benden ne istiyor?” sorusunu sorar. Yani “Ben bir
Museviyim ya da Ýseviyim, dinimi
býrakýp þu ana kadar inandýðým ve
yaþadýðým þeylerden tevbe edip
Müslüman olmamý mý bekliyor?
Yoksa baþka bir beklentisi mi vardýr?” Müslümanlarýn çoðu, “Peygamberin, bütün din saliklerini Ýslam’a çaðýrdýðýna” inanýrlar. Ben
diyorum ki, Ýslâm ulemasý içinde,
Kur’ân-ý Kerim’e bakarak Peygambe ri mi zin bek len ti si nin bun dan
ibaret olmadýðýna inananlar da
var. Peygamberimiz “Yahudi mutlaka Müslüman olsun!” demiyor,
“Hýristiyan mutlaka Müslüman olsun!” demiyor. Diyor ki; “Yahudiler
ve Hýristiyanlar tek Allah’a inansýnlar, ahirete inansýnlar ve kendi
kitaplarýnda da bulunan iyiliklere
göre yaþasýnlar (yani bizim amel-i
salih dediðimiz þeyler), beni de
sahtekârlýkla, yalancýlýkla itham
etmesinler. Getirdiðim kitabý(n) da
þuradan buradan çalýntý olduðunu
söy le me sin ler.” Do la yý sýy la “Bu
R
I
H
L
E
88
takdirde onlar da cennete giderler” demiþ oluyor.”9
3. “(…) Bir insan þöyle itikat etse;
“Ben Müslümaným. Allahü Teâlâ
beni cennete götürecek yola rehber
olarak Hz. Muhammed’i nasip etmiþ, bu kardeþime de Hz. Musa’yý
nasip etmiþ, buna da Hz. Ýsa’yý nasip etmiþ. Ama hepsi de onun çýraklarý. Yani hepsi O’nun peygamberi.”
“(…) Burada þu var, hani korkulan
þey, böyle dersek, böyle inanýrsak,
“Hýristiyan ve Musevi Müslüman
olmaz” deniyor. Bundan endiþe ediliyor.
“- E olmazsa olamasýn.
“- Peki, ama Kur’ân bunlarý müslüman olmaya davet ediyor.
“- Acaba?
“Ýþte þimdi sorunun kökenine indik.
Acaba Kur’ân onlarý yalnýzca, tek
seçenek olarak Müslüman olmaya
mý davet ediyor yoksa baþka bir seçenek daha mý var? Önemli bir soru bu.
“(…) Kur’ân-ý Kerim’de Ehl-i kitapla ilgili devamlý vurgulanan þey; Allah’a iman, ahirete iman ve amel-i
salihtir. Kur’ân bir çok ayette bunu
söylüyor; yani “Peygamber’e iman
edin” demiyor. “Allah’a iman, ahire-
Ýçtihad Kapýsý Nereye Açýlýr ya da Dinler Arasý Diyaloðun Öteki Yüzü
te iman ve amel-i salih” diyor. Bunlarý nazarý itibara alýnca ben diyorum ki, Ýslâm, Ehl-i kitabý, tek seçenek olarak -son dinin mensubu olmak manasýnda- Müslüman olmaya
çaðýrmýyor, “hanîfiyyete” (Hz. Ýbrahim çizgisindeki tevhîde ve bu manada Ýslâm’a) çaðýrýyor. Þöyle buyuruyor: “De ki, Allah doðruyu söylemiþtir öyle ise tevhîde baðlanarak
atanýz Ýbrahim’in dinine uyun; o
müþriklerden deðildi.” (Âl-i Ýmrân:
3/95) Çaðrý budur.10
“(…) Þimdi bir adam hem Ehl-i kitap olur, hem de kafir olmayabilir
mi? Evet bu mümkün. Bunun delili,
iþte o (2/el-Bakara) 62. ayettir. Bu
ayete göre Allah’a þirksiz inanan,
ahirete iman eden kafir deðildir. Peki kafir kimdir? Kafir, Allah’a iman
ettiði halde, “Allah üçün üçüncüsüdür” (Mâide: 5/73) veya “Üzeyir Allah’ýn oðludur” (Tevbe: 9/30) diyerek O’na þirk koþanlardýr.11
“(…) Peki (Katolik Hristiyan, E.S.)
þirk koþmasaydý ne olurdu? Peygamberlerin atasý Ýbrahim’in “hanifiyyeti”ne tabi olsaydý ne olurdu?
Kafir olmazdý, mü’min (Ýbrâhimî
tevhîdin mümini) olurdu…”12
“Evvel Yoð Ýdi Ýþbu Rivayet Yeni
Çýktý.”
Bu iki grup iktibas arasýndaki farklýlýk “çeliþki” kelimesiyle ifade edilebilecek gibi deðil. Buradaki resmen
“çatýþma”dýr! Sanki ifadeler ayný kiþiye ait deðil; iki karþýt insan konuþuyor; maksatlarý da birbirlerini
nakzetmek!..
Ýlk grupta yer verdiðim alýntýlar, bilindiði kadarýyla tarih boyunca Ýslam Ümmeti’nin hemen tamamý tarafýndan benimsenmiþ ortak inancý/imaný yansýtmaktadýr. Ýkinci grup
alýntý ise neredeyse tamamen
Tefsîru’l-Menâr’da ortaya atýlmýþ
görüþlerin yeniden ifadesi niteliðin-
Dr. Ebubekir Sifil
de. “Ýkinci tavýr” ara baþlýðý altýnda
iktibas edilen ifadeler, tarih olarak
ilk gruptakilerden daha sonra basýlmýþ kitaplarýnda yer aldýðýna göre
hoca bunlarýn öbürlerini “nesh ettiðini” düþünmemize herhalde itiraz
etmeyecektir.
Anlaþýlan odur ki, hocanýn hayal
hanesi geniþledikçe “zihin miyoplarý” dediði kesimle aralarýnda bir ünsiyet peyda olmuþ, bunun sonucunda Efendimiz (s.a.v)’in elçiliðinin
kapsamýný daraltma ya da Ehl-i Kitab’ý Kur’ân’a ve Efendimiz (s.a.v)’e
iman etmekten müstaðni kýlma tavrý hocaya da sirayet etmiþtir.
Ýþbu rivayetin, hocaya Dinlerarasý
diyalog faaliyetlerinin hediyesi olduðunu söylersek hata yapmýþ olur
muyuz? Gerçi ülkemizde daha önce
Prof. Dr. Süleyman Ateþ13, Prof. Dr.
Yaþar Nuri Öztürk14 gibi akademisyenler tarafýndan da gündeme getirildiðini bildiðimiz bu meselede hocanýn geçirdiði istihale, aktif olarak
müdahil olduðu diyalog süreci ile
birlikte yaþanmýþ ve sonuçlanmýþ
olmalý. Bunu, “kapsayýcý din” gibi
kavramlarýn15 hocanýn terminolojisine giriþ seyrini izlemek suretiyle
de test etmek mümkündür. “Din anlayýþlarý”ný “çoðulcu”, “kapsayýcý”,
“dýþlayýcý”… gibi birtakým ithal tasniflere tabi tutma tavrýnýn bizim illerde Dinlerarasý diyalog sürecinden
sonra ortaya çýktýðý ve “inkültürasyon”un tabii bir uzantýsý olarak diyalog sürecine bir yerinden dahil
olanlarý “kapsama alanýna” aldýðý
kimsenin gizlisi deðil. Yani Karaman hoca bunun ne ilk, ne de son
örneði...
Hoca, katýldýðý bir diyalog toplantýsýný anlatýrken “biz dinimizi anlattýk,
onlar da dinlerini anlattýlar; biz tevhidden asla taviz vermedik, onlarsa
teslisten (Allah hakkýnda þirke varan
“baba-oðul-ruhü-l kudüs üçlemesin-
R
I
H
L
E
89
den) taviz verdiler” demiþti. Gelinen
noktada tevhidden þeklen taviz verilmediði doðrudur. Ama tevhid inancýnda Kur’ân’ýn ve Efendimiz
(s.a.v)’in tuttuðu merkezî konum -en
azýndan hoca ve onun gibi düþünenler nezdinde- tartýþmalý hale gelmiþtir
ki, diyalog sürecini baþlatanlar bakýmýndan esaslý bir kazanýmdýr bu.
Hocanýn bu çerçevedeki beyanlarý
üzerinde biraz ileride duracaðým.
Önce bu babda sýkça istinat edildiðini gördüðümüz 2/el-Bakara, 62
ve 5/el-Mâide, 69. ayetlerinin ne
dediðine ve ne demediðine bir bakalým.
Kurtuluþun Üç Þartý
Þu meþhur “üç þart” üzerinde daha
önce de çeþitli vesilelerle durmuþtum. Hocanýn da, iþaret edilen ayetleri onun “kavl-i cedid”i paralelinde
anlayanlarýn da dikkatinden kaçan
önemli bir husus var: Bu ayetlerde
“peygamber ve kitap inancý”nýn zikredilmemiþ olmasýndan hareketle,
uhrevî kurtuluþ için bunlarýn þart olmadýðýný söylemek, ilgili ayetler
üzerinde gereði gibi tedebbür edilmediðini gösterir.
Basit bir soruyla bunun saðlamasýný
yapabiliriz: Mü’min (ellezîne âmenû)
kime denir?
Açýktýr ki, bu sorunun cevabý, “Allah’a ve ahiret gününe inanan ve salih amel iþleyen kimse” deðildir.
Doðru cevap, “Hz. Muhammed
Mustafa’ya (s.a.v), dolayýsýyla O’nun
getirdiði Kur’ân-ý Kerim’e inanan
kimse”dir. Peki Hz. Peygamber
(s.a.v)’e ve Kur’ân’a iman etmiþ bir
kimsenin Allah Teâlâ’ya ve ahiret
gününe iman etmemiþ olmasý düþünülebilir mi? Bu soruya olumlu cevap verebilmek için, mü’minler içinde Allah’a ve ahirete iman etmeyenler bulunduðu gibi bir durumun
mevcut olmasý gerekir. Zira hocanýn
Ýçtihad Kapýsý Nereye Açýlýr ya da Dinler Arasý Diyaloðun Öteki Yüzü
anlayýþý esas alýndýðýnda bahse konu
ayetlerin zahirinin mü’minlerle ilgili
kýsmýndan anlaþýlan odur ki,
mü’minlerden -itikad umdesi olarakancak Allah’a ve ahirete iman edenler kurtuluþa erebilecek, Allah’a ve
ahirete iman etmeyen mü’minler (!)
ise bu þansý yakalayamayacaktýr!!!
Eðer kurtuluþ için Allah’a ve ahirete
inanmak ve salih amel iþlemek yeterli ise, ilgili ayetlerde 4 grubun
(Mü’minler, Yahudiler, Hristiyanlar
ve Sabiiler) anýlmasýnýn nasýl bir
izahý olabilir?
Efendimiz (s.a.v)’in tebliði kendisine gereði gibi ulaþmýþ ve üzerinde
yeteri kadar düþünme fýrsatý bulmuþ bir kimse, “Ben Allah’a ve ahiret gününe inanýyor, evrensel ahlakî
ilkelere göre yaþamaya çalýþýyorum.
Ancak hak olduðuna inanmakla birlikte peygamberlerin ve getirdikleri
kitaplarýn hiç birisini dikkate almýyorum” dese, uhrevî durumu ne
olur?
Kur’ân’a göre peygamberlerin bir
kýsmýný yalanlayýp bir kýsmýna iman
eden kimse “gerçek kâfir” olduðuna
göre16 bu mutasavver insanýn küfrüne evleviyetle hükmedilmesi gerekmez mi?
Hal böyleyken, Hz. Musa (a.s)’dan
son ra gönderi len peygam berleri
dikkate almayan bir yahudinin ve
Hz. Ýsa sonrasýný görmezden gelen
bir hristiyanýn iman iddiasý ciddiye
alýnabilir mi? (Hoca burada “Hz.
Peygamber (s.a.v)’in ve Kur’ân’ýn
hak olduðuna inanmakla birlikte
onlarý dikkate almadan, kendi kitaplarýyla amel edenler”den söz
edildiðini söyleyerek itiraz edebilir.
Bu nokta üzerinde ileride ayrýca
duracaðým.)
1. Allah’a Ýman
Öte yandan ayette “Allah’a iman”
mutlak olarak zikredildiði halde ho-
Dr. Ebubekir Sifil
ca bunu “Allah’a þirksiz iman” diye
anlýyor ve aktarýyor.17 “Bunu neye
dayanarak yapýyor?” diye sorduðumuzda alacaðýmýz cevap, “Tabii ki
muteber bir Allah inancýnýn nasýl olmasý gerektiðini anlatan diðer ayetlere” þeklinde olacaktýr. Doðrusu da
budur ve bir ayetin ne anlattýðýný
gereði gibi kavrayabilmek için
onunla iliþkili bütün ayetleri dikkatte tutmak zorunludur.
O halde soralým: Muhteva ve biçim
olarak Kur’ân’a aykýrý tarzda oluþturulmuþ bir “Allah inancý”, þirksiz de
olsa makbul müdür? Yahut þöyle
soralým: Bulutlarýn üzerinde yürüyen, bazen yere inip insanlarla konuþan, güreþen (hatta “maðlup
olan!)18, yorulup dinlenen19, unutup hatýrlayan20, insanlarýn yaptýðý
iþleri görmek için yeryüzüne inen21,
bahçelerde gezinen22 veya “aslýnda
birdir, ama üç ayrý formda tezahür
eder”… bir ilaha þirksiz iman eden
bir kimse Allah Teâlâ’ya iman etmiþ
olur mu?
“Bugün
bazý
Hristiyanlarýn
“Ýbn”den (Allah’ýn oðlu) ifadesinden
maksat “Allah’ýn rahmetidir, O’nun
Rahman ve Rahîm sýfatýdýr” diye
yaptýklarý yorum da inançlarýnýn
özünde tevhîdin olduðunu gösteriyor; bu yorumlarla bir mânada yitiklerini arýyorlar…”23 diyen hoca,
Hristiyanlar’ýn “teslis”in ontolojik
izahý sadedinde patinaj yaparken
bu tarz yorumlara hep baþvurageldiklerinden habersiz midir?
Benzeri bir durum Yahudiler’in
“Üzeyr Allah’ýn oðludur”24 ifadesi
için de söz konusudur. Oysa Yahudiler’in bu ifadeyi, ikinci sürgün
sonrasý kaybolan Tevrat’ý ezberinden yazdýran “Azra” hakkýnda “Yahudiliði ihya eden, Yehova katýnda
deðerli kiþi” anlamýnda mecazen
kullandýðýný biliyoruz. Esasen “Mesih Allah’ýn oðludur” ifadesinin de
R
I
H
L
E
90
mecazî anlamda kullanýldýðý, bu
ifadeyle Mesih’in Allah Teâlâ indinde çok deðerli ve sevgili olduðunun
anlatýlmak istendiði… þeklindeki
yorumlar -yukarýda da söylediðim
gibi- tarih içinde hep yapýlagelmiþtir. Böyle olduðu halde, Yahudiler’in “Üzeyr Allah’ýn oðludur” sözü
ile ile Hristiyanlar’ýn “Mesih Allah’ýn oðludur” ifadesini ayný ayet
içinde ve peþpeþe zikretmesinden
anlýyoruz ki, ne türlü bir mecaz
kastedilmiþ olursa olsun, Kur’ân bu
sözü asla ve kat’a kabul etmiyor;
doðrudan doðruya þirk olarak damgalýyor.
Esasen Yahudiler’in ve Hristiyanlar’ýn, “Biz Allah’ýn oðullarý ve sevgili kullarýyýz”25 tarzýndaki þirke dayalý vehimleri de ayný mantýðýn ürünüdür. Gerek Ahd-i Atik’de, gerekse
Ahd-i Cedid’de bu tarz ifadelerin
bolca geçiyor olmasý da açýkça gösteriyor ki, Ehl-i Kitap’taki þirk, mesela Mecusiler’deki gibi, biri (Yezdan) iyi olan ve iyiliði var eden, diðeri (Ehrimen) kötü olan ve kötülüðü var eden ikili ilah anlayýþýndan
ontolojik olarak farklýdýr.
Ayný þekilde cahiliye Araplarýnýn da
putlar hakkýnda Ehl-i Kitab’ýnkine
bir anlamda benzer bir inanç taþýdýðý yine Kur’ân’ýn haber verdiði hakikatler cümlesindendir.26 Onlar da
putlara, yaratýcý ve yaþatýcý olarak
gördükleri için deðil, kendilerini Allah’a yaklaþtýrsýnlar diye ta’zim ve
tekrimde bulunurlardý.
Öyleyse mecazen dahi olsa herhangi bir varlýðýn kendisine ortak koþulmasýna Allah Teâlâ’nýn rýzasý yoktur.
Sonuç olarak insanlýk, herhangi bir
kimse veya kesimin Allah inancýnýn
“gereði gibi” olduðunu ancak
Kur’ân’dan öðrenebilecektir; ancak
Kur’ân’ýn onayýndan geçen bir Allah
inancý muteber olacaktýr.
Ýçtihad Kapýsý Nereye Açýlýr ya da Dinler Arasý Diyaloðun Öteki Yüzü
2. Ahirete Ýman
Ahirete iman bahsinde de Kur’ân,
dikkatimizi önemli bir noktaya çekiyor: “Ýþte bu (Kur’ân) da, bereket
kaynaðý, kendinden öncekileri (ilâhî
kitaplarý) tasdik eden ve þehirler
anasýný (Mekke’yi) ve bütün çevresini (tüm insanlýðý) uyarasýn diye indirdiðimiz bir kitaptýr. Ahirete iman
edenler, ona da inanýrlar.”27 Bu
ayete göre bir kimsenin hem ahirete iman ettiðini söyleyip hem de
Kur’ân’a iman etmemesi mümkün
deðildir.
Allah’a ve ahirete imanýn, pek çok
ayette mü’minlerin vasfý olarak anýlmýþ bulunmasý, Kur’ân’a aþinalýðý
olanlarýn gizlisi deðildir.28 Sadece
bu ayetleri esas alarak mü’minlerin
diðer itikadî umdelere inanmasýnýn
þart olmadýðýný söylemek nasýl
mümkün deðilse, Kur’ân’ýn kurtuluþa ereceðini bildirdiði ve tutumunu
tasvip ettiði/övdüðü Ehl-i Kitap hakkýnda da gerek yukarýda bahse konu ettiðimiz 2/el-Bakara, 62 ve
5/el-Mâide, 69 ayetleri gibi, 3/Âl-i
Ýmrân, 114; 4/en-Nisâ, 39 ayetlerini de behemehâl diðer ayetlerle birlikte ele almak gerekir.
Salih amel ile birlikte sadece “Allah’a iman”ý zikreden ve ahirete
imaný hiç gündeme getirmeyen29,
hatta imandan hiçbir þekilde söz etmeden, kurtuluþu “sabýr” ve “salih
amel”e baðlayan30, hatta hatta
bunlarý da hiçbir þekilde söz konusu
etmeden, sadece “temiz kalp”li olmakla kurtuluþa erileceðini31 ifade
eden ayetler mevcut diye Kur’ân’ýn
insandan talebini bunlara indirgemek mümkün müdür?
Hocanýn da içinde bulunduðu heyet, iþaret ettiðim son ayetin tefsirinde þunlarý belirtmeyi uygun görmüþ: “Müfessirler, (26/eþ-Þu’arâ)
89. âyette “temiz bir kalp” diye çevirdiðimiz “kalb-i selîm” tamlamasý-
Dr. Ebubekir Sifil
ný þu mânalarda yorumlamýþlardýr:
Þirk ve þüpheden arýnmýþ, iman
esaslarýna samimiyetle inanmýþ,
mânen saðlýklý (Ýbn Kesîr, VI, 159),
kötülüklerden korunmuþ (Esed, II,
749), sünnete gönülden baðlý olup
bid’atlerden uzak duran, mal ve
evlât sahibi olduðu için þýmarmayan bir kalp (Þevkânî, IV,
103)…”32
Görüldüðü gibi “Allah’a temiz bir
kalple varma”nýn olmazsa olmazlarý
var ve hoca da bunun pekâlâ farkýnda. Öyleyse 2/el-Bakara, 62 ve
5/el-Mâide, 69. ayetlerini hakkýyla
anlayabilmek için “Allah’a ve ahirete imanýn olmazsa olmazlarý nedir?”
sorusunun cevabýný elde etmek kaçýnýlmaz bir yükümlülüktür.
3. Salih Amel
“Amel-i salih” meselesinde iþ daha
bir karýþýyor. Karaman hoca bir yerde bunun, Ehl-i Kitab’ýn “kendi kitaplarýnda bulunan iyiliklere göre
yaþama”sý33, bir baþka yerde ise
“kitaplarýnýn aslýna göre salih (Allah
rýzasýna uygun) amel”34 olduðunu
söylüyor. Amel-i salih meselesinin
mahiyetini böyle belirsiz ve kaygan
bir zeminde tesbit etmek imkânsýzdýr. Ehl-i Kitab’ýn kitaplarýnda bulunan “iyilikler”in Allah’ýn rýzasýyla ne
kadar örtüþtüðü sorusunun cevabýný
netleþtirmeden -artýk bu ne kadar
mümkünse!- bu mesele üzerinde
kelam etmenin hiçbir anlamý yoktur. Biraz aþaðýda bu noktaya tekrar
döneceðim.
Kur’ân, Efendimiz (s.a.v)’in bi’setinden sonra Ehl-i Kitab’ýn -iman
edilecek hususlar dýþýnda- neyle
emrolunduðunu açýk bir þekilde ifade etmiþtir ki, bunlarýn amel-i salih
çerçevesine girdiðinde þüphe yoktur.
“Apaçýk delil kendilerine gelinceye
kadar Ehl-i Kitap’tan ve müþrikler-
R
I
H
L
E
91
den (oluþan) inkârcýlar (küfürden)
ayrýlacak deðillerdi. (O apaçýk delil,) Allah tarafýndan gönderilen ve
en doðru hükümleri havi tertemiz
sahifeleri okuyan bir Resul’dür. Kitap verilenler ancak o açýk delil
(Peygamber) kendilerine geldikten
sonra ayrýlýða düþtüler. Oysa onlara
ancak, dini yalnýz O’na has kýlarak
ve hanifler olarak Allah’a kulluk etmeleri, namaz kýlmalarý ve zekât
vermeleri emrolunmuþtu. Ýþte odur
dosdoðru din…”35 Bu ayetlerin devamýnda, onlara emrolunan þeylerin “amel-i salih” olduðuna iþaret
buyurulduðunu hatýrlayacak olursak, “amel-i salih” mefhumunun
bizim için ayrý, onlar için ayrý muhtevaya sahip bulunduðu önkabulünün geçersizliði kendiliðinden anlaþýlacaktýr.36
“Adalet, hakkaniyet, zulme engel
olmak, mazluma yardým etmek, dürüstlük, eþitlik… gibi deðerler ameli salih olarak onlarla aramýzda ortaktýr” gibi ayaðý yere basmayan genellemelerin burada iþe yaramayacaðý açýktýr. “Allah mü’minlerden
canlarýný ve mallarýný, cennet kesinlikle kendilerinin olmasý pahasýna satýn aldý. Allah yolunda çarpýþacaklar da, öldürecekler ve öldürülecekler. Bu Tevrat’ta da, Ýncil’de
de, Kur’ân’da da Allah’ýn söz verdiði bir vaaddir. Allah’tan ziyade ahdine riayet edecek kim vardýr? O
halde yaptýðýnýz bu alýþveriþten dolayý size müjdeler olsun! Ve iþte o
büyük kurtuluþ budur.”37
Bu ayete göre “Allah yolunda çarpýþmak”, Kur’ân dýþýnda Tevrat, Ýncil’de de karþýlýðýnda cennetin verildiði bir “salih amel”dir. Mevcut Tevrat ve Ýncil’in baðlýlarý, bu salih
ameli iþlemek, yani “Allah yolunda
mukatele etmek” üzere mü’minlere
saldýrsa ne olacak? Açýktýr ki, kendi
kitaplarýna göre amel-i salih iþleyen
bu insanlar Kur’ân’a göre “Allah’a
Ýçtihad Kapýsý Nereye Açýlýr ya da Dinler Arasý Diyaloðun Öteki Yüzü
ve Resulü’ne savaþ açmýþ” kiþi konumundadýr. Bu durumda “amel-i
salih” in ne olduðunu kim, nasýl belirleyecek?
Hâsýlý Ehl-i Kitab’ýn durumunu
Kur’ân zemininde deðerlendirirken,
“mücmel” ayetlerle yetinmeyip
4/en-Nisâ, 172 gibi tafsil veren
ayetleri mutlak surette meselenin
merkezine yerleþtirmek gerekir. Yani
Hoca ve onun çizgisinde bulunanlarýn yaptýðý gibi, ilgili bazý ayetlerdeki “icmal”i temel kýlarak, “bakýn,
burada Kur’ân’a ve Hz. Peygamber’e iman yok” anlayýþýyla sonuca
varmaya çalýþmak, kaçýnýlmaz olarak ibtal-i hakka götürecektir. Vakýa
da budur.
Ehl-i Kitap, Efendimiz (s.a.v)’e
ve Kur’ân’a Ýnanmakla Yükümlü
Deðil mi?
Karaman hocanýn bu soruya olumsuz cevap verdiðini yukarýda görmüþtük. Acaba Kur’ân bu meseleye
ne diyor diye baktýðýmýzda karþýmýza çýkan manzara þudur: Hoca aksini söylemiþ olsa da, Kur’ân pek çok
ayetinde Ehl-i Kitab’ý, kendisine ve
Efendimiz (s.a.v)’e iman etmeye
açýk ve kesin bir dille çaðýrmaktadýr.
Bunu ispat için sadece açýk ifadeli
ayetlerin mealini ve tefsirini vermekle yetineceðim. Ayetlerin meal
ve tefsirini, hocanýn da içinde bulunduðu 4 kiþilik ekip tarafýndan
hazýrlanýp DÝB tarafýndan basýlmýþ
olan Kur’ân Yolu’ndan vereceðim
ki, herhangi bir spekülasyona mahal kalmasýn.38
Ancak dana önce, bizzat Hoca’nýn
davasýna delil ittihaz ettiði ayetlerde bile aksine delalet bulunduðuna
dikkat çekmek istiyorum. Þöyle ki:
Sadece Allah’a ve ahirete iman ederek ve bunun yanýnda salih amel iþleyerek cennete gidilebileceði husu-
Dr. Ebubekir Sifil
sunun, hakikatin icmalî ifadesi olduðunu görmüþtük. Yine yukarýda
gördüðümüz gibi Hoca ve onun gibi
düþünenler Allah’a imaný, “þirksiz”,
ahirete imaný da “þeksiz” olma kaydýyla takyid etmektedirler ki, bu da
bir baþka doðrudur. Ancak bunlarý
“doðru”
kýlan,
münhasýran
Kur’ân’ýn ilgili konulardaki tasrihatýdýr.
Yani siz Ehl-i Kitab’ýn kurtuluþa erebilmesi için Allah’a þirksiz ve ahirete þeksiz iman etmesi gerektiðini
söylerken aslýnda Kur’ân’ý hakem
yapmýþ, meseleyi Kur’ân zemininde
deðerlendirmiþ oluyorsunuz. El’an
Ehl-i Kitab’ýn elinde bulunan kitaplar (Kitab-ý Mukaddes külliyatý),
baðlýlarýna þirksiz bir Allah inancý
ve þeksiz bir ahiret inancý vermekten uzak bulunduðuna göre, sizin
bu deðerlendirmeniz ancak Kur’ân
esas alýndýðýnda geçerli olacaktýr.
Yani siz onlara demiþ oluyorsunuz
ki, “Allah ve ahiret inancýnýz
Kur’ân’a uygun olduðu takdirde
kurtulabilirsiniz.” Ýyi ama bir taraftan onlarýn Kur’ân’a iman etmek
zorunda bulunmadýðýný söylerken,
öbür taraftan onlarý Kur’ân merkezli bir iman deðerlendirmesine tabi
kýlmak ne kadar tutarlýdýr?..
Gelelim Ehl-i Kitab’ýn neyle yükümlü olduðu sorusuna Kur’ân’ýn verdiði cevaba.
1. “Elinizdekini (Tevrat’ý) tasdik
edici olarak indirdiðime (Kur’ân’a)
iman edin; sakýn onu inkâr edenlerin ilki olmayýn! Âyetlerimi az bir
karþýlýk ile satmayýn. Yalnýz benden
korkun.”39
“”Elinizdeki” ifadesinden maksat
Tevrat, onu “tasdik edici” olan da
Kur’ân-ý Kerîm’dir. Kur’ân’ýn Tevrat’ý tasdik etmesinin anlamý, tevhid
inancý, geçmiþ peygamberlere
iman, iyiliklerin yapýlmasý, kötülüklerin terkedilmesi gibi Tevrat’ta yer
R
I
H
L
E
92
alan temel öðretilerin Kur’ân tarafýndan da tanýnmasýdýr. Bunun
mantýkî sonucu, Kur’ân’ýn da Tevrat
gibi Allah’tan geldiðini kabul edip
ona inanmak olduðu için yahudiler
ve özellikle kutsal kitabýn muhtevasý hakkýnda geniþ bilgisi olan yahudi din bilginleri Kur’ân’a inanmaya,
böylece müslüman olmaya davet
edilmekte; Kur’ân’ý herkesten önce
alelacele inkâr etmek yerine, öðretilerinin kendi kutsal kitaplarýyla ne
kadar uyuþtuðunu iyi düþünmeleri
gerektiðine iþaret edilmektedir. Bunu yaptýklarýnda, müþrikler gibi hemen onu inkâr etmeyip, tam tersine, ellerindeki kutsal kitabý tasdik
ettiði için vakit kaybetmeden ona
inanýp müslüman olmalarý gerektiðini anlayacaklardýr.”40
2. “Kendilerine, “Allah’ýn indirdiðine iman edin” denilince, “Biz sadece bize indirilene inanýrýz” derler ve
ondan baþkasýný inkâr ederler. Halbuki o Kur’ân, kendi ellerinde bulunan Tevrat’ý doðrulayýcý olarak gelmiþ hak kitaptýr. (Resulüm!) Onlara, “Þayet siz gerçekten inanýyor
idiyseniz daha önce Allah’ýn peygamberlerini neden öldürüyordunuz?” deyiver.”41
“Vahyin kime indirildiði deðil kimin
tarafýndan indirildiði önemlidir. Nitekim âyette “Muhammed’e indirilene inanýn” yerine “Allah’ýn indirdiðine inanýn” buyurularak bu gerçeðe iþaret buyurulmuþtur. Oysa yahudiler “Biz sadece bize indirilene
inanýrýz” demekle, gerçeðin peþinde
olmadýklarýný, Ýsrâil ýrkçýlýðýný ilâhî
vahyin de üstünde tuttuklarýný ortaya koymuþlar; Tevrat’tan sonra indirilen Kur’ân da hak kitap olduðu ve
esasen asýl Tevrat’taki ezelî ebedî
deðiþmez gerçekleri de onayladýðý
halde, sözde kendi dinlerinde kararlý olduklarýný ileri sürerek onu inkâr
etmiþlerdir. Gerçekte daha önce
atalarýnýn kendi içlerinden gönderil-
Ýçtihad Kapýsý Nereye Açýlýr ya da Dinler Arasý Diyaloðun Öteki Yüzü
miþ bazý peygamberleri öldürmeleri,
bu toplumun kendi dinlerine baðlýlýklarýnda da samimi olmadýklarýný
göstermektedir.”42
3. “Eðer onlar da sizin inandýðýnýz
gibi inanýrlarsa kesinlikle doðru yolu bulmuþ olurlar; fakat eðer yüz
çevirirlerse bilesin ki bir ayrýlýkçýlýðýn içindedirler. O takdirde artýk
onlara karþý Allah sana yeter; O, iþitendir, bilendir.”43
“Bir önceki âyette müslümanlara,
Allah’a inandýklarýný; Kur’ân’a, diðer peygamberlere ve onlara indirilenlere ayýrým gözetmeksizin iman
ettiklerini dile getirmeleri emredilmiþti. Bu âyette ise yahudilerle hýristiyanlardan da ayný þekilde davranmalarý, bu cümleden olmak üzere, Ýslâm’ýn peygamberine ve kutsal
kitabýna da iman etmeleri istenmekte; böyle yaptýklarý takdirde
doðru yolu bulmuþ sayýlacaklarý,
aksi halde hak yoldan uzaklaþarak
sapýklýða düþmüþ, ayrýlýkçýlýða ve
düþmanlýk duygularýna kapýlmýþ
olacaklarý bildirilmektedir.”44
4. “Ey Ehl-i kitap! Biz birtakým yüzleri silip dümdüz ederek arkalarýna
çevirmeden yahut cumartesi adamlarýný lânetlediðimiz gibi onlarý da
lânetlemeden önce, sizdekini doðrulamak üzere indirdiðimiz kitaba
iman edin. Allah’ýn emri mutlaka
yerine gelecektir.”45
5. “Allah’ý ve peygamberlerini inkâr
edenler, Allah ile peygamberlerini
birbirinden ayýrmak isteyenler, “Bir
kýsmýna inanýrýz ama bir kýsmýna
inanmayýz” diyenler ve bunlar arasýnda bir yol tutmak isteyenler yok
mu, iþte gerçek kâfirler bunlardýr ve
biz kâfirlere alçaltýcý bir azap hazýrlamýþýzdýr.”46
“Ýlâhî dinlerin tamamý Allah’ýn vahiy yoluyla peygamberlerine gerekli
bilgiyi göndermesi, onlarýn da üm-
Dr. Ebubekir Sifil
metlerine bunlarý iletmeleri, uygulamada örneklik etmeleri suretiyle
oluþmuþtur. Vahiy tek kaynaktan
geldiði için bu dinler arasýnda çeliþki bulunmasý mümkün deðildir;
farklýlýklar ise dinin, dünya hayatýný
düzenleyen kurallarýnýn, medenî ve
zihnî seviyeye uymak durumunda
olmasýndan kaynaklanmýþtýr. Bu
dinlerin her biri, daha önce gelmiþ
ve peygamberine bildirilmiþ bulunan dinleri onaylar, onlarýn da hak
dinler olduklarýný kabul ederler. Bu
cümleden olarak müslümanlar, Hz.
Âdem’den Resûl-i Ekrem’e kadar
gelmiþ geçmiþ bütün peygamberlere ve onlarýn getirdikleri kitaplara
inanýrlar. Hýristiyanlarýn ve yahudilerin de -vahye dayalý, ilâhî dinlerin
mensuplarý olduklarý için- böyle
davranmalarý gerekirken yahudiler
Hz. Îsâ’yý ve Hz. Muhammed’i, hýristiyanlar da Hz. Muhammed’i
inkâr etmiþler, bunlarýn peygamber
olduklarýna ve getirdikleri kitaplarýn
da Allah’tan geldiðine inanmamýþlardýr. 150. âyetin tamamý, hak dinlerin ve peygamberlerin bir kýsmýna
inanmayanlara yönelik kabul edilirse mâna þudur: Allah’ýn gönderdiði
peygamberlerin bir kýsmýna inanýrken diðer kýsmýný inkâr edenler,
iman bakýmýndan O’nunla peygamberlerini ayýrmaktadýrlar. Çünkü
kâmil bir iman hem Allah’a hem de
O’nun bütün peygamberlerine inanmakla gerçekleþir. Allah’ýn bazý peygamberlerine ve bu arada son peygambere inanmayanlar -ellerindeki
kitaplarý bozulduðu ve peygamberleri de vefat etmiþ bulunduðu içindoðru bir Allah inancýna da sahip
olamazlar. Þu halde bunlar, son
peygamberi inkâr etmekle Allah’a
iman bakýmýndan da inkâra sapmýþ,
dinli olmakla kâfir olmak arasýnda
bir yol tutmuþlardýr. Bir þeye din diye inandýklarý için imanlýdýrlar,
imanlarý içerik bakýmýndan düzgün
ve tam olmadýðý için kâfirdirler.
R
I
H
L
E
93
“Bazý tefsircilerin yaptýklarý gibi
âyetin dört parçasýnýn dört ayrý
inanç grubunu tanýmladýðý kabul
edilirse mâna þöyle olur: “Allah’ý ve
peygamberlerini inkâr edenler”
müþrikler, ateistler ve benzerleridir;
“Allah ile peygamberlerini birbirinden ayýranlar”, Allah’a inanan ama
peygamberleri inkâr edenlerdir; “bir
kýsmýna inanýrken bir kýsmýný inkâr
edenler” yahudiler, hýristiyanlar ve
benzerleridir; “bunlar arasýnda bir
yol tutanlar” ise münafýklardýr. Bunlarýn tamamý inkârcýdýrlar, kâfirdirler, Allah Teâlâ’nýn murat ettiði,
hoþnut olduðu bir dinden, bir inanç
düzeninden uzaklaþmýþlardýr. Muteber, geçerli, kurtarýcý iman, Ýslâm’ýn
âmentüsünde ifadesini bulmuþ olan
imandýr, 152. âyette özetlenen
inançtýr…”47
Burada atýf yapýlan ayet ise þöyledir: “Allah’a ve peygamberlerine
iman edip onlardan hiçbirini diðerlerinden ayýrmayanlara gelince; iþte
Allah bir gün onlara mükâfatlarýný
verecektir. Allah çok baðýþlayýcýdýr
ve sonsuz rahmet sahibidir.”
6. “Ey insanlar! Peygamber rabbinizden size gerçeði getirdi. Þu halde kendi iyiliðinize olarak iman
edin. Eðer inkâr ederseniz bilin ki
göklerde ve yerde ne varsa hepsi
Allah’ýndýr. Allah sýnýrsýz ilim ve
hikmet sahibidir.”48
“Genel olarak inkârcýlarý ve özel olarak da Ehl-i kitabý muhatap alan
önceki âyetlerde bunlarýn dayanaklarý çürütüldüðü ve taleplerinin anlamsýzlýðý açýklandýðý için içlerinde
Arabistan müþriklerinin ve çevrede
yaþayan Ehl-i kitabýn da bulunduðu
bütün insanlarýn hak dine çaðrýlmalarýna uygun bir zemin hazýrlanmýþ
oldu. Bu sebeple önce bu âyette
bütün insanlar, takip eden âyette
ise Ehl-i kitap hak dine, tevhid
inancýna davet edilmektedir.
Ýçtihad Kapýsý Nereye Açýlýr ya da Dinler Arasý Diyaloðun Öteki Yüzü
“Resûlullah’ýn Allah’tan getirdiði
gerçek Kur’ân’dýr ve Ýslâm’dýr. Allah
bütün insanlarý bu dine inanmaya
çaðýrmaktadýr. Kur’ân’ýn nâzil olduðu yerde ve zamanda “Ey insanlar!”
denildiði zaman bundan yakýn çevredeki inkârcýlar, müþrikler anlaþýlsa
bile “bütün insanlara yönelik” bir
çaðrýyý Arabistan kýtasýna ve müþriklere özgü kýlmak ilâhî maksada
uygun deðildir. Çünkü Kur’ân âyetleri insanlarýn, bunlardan ibaret olmadýðýný, çeþitli ýrk, renk, dil ve kültürden olan baþka insanlarýn da bulunduklarýný açýklamaktadýr. Hz.
Peygamber de Ýslâm davetini Arabistan yarýmadasý ve Arap kavmi ile
sýnýrlý tutmamýþ, Habeþistan’dan
Ýran’a ve Bizans’a kadar dünyanýn
dört bucaðýna ulaþtýrmaya çalýþmýþtýr.”49
7. “Ey Ehl-i kitap! Resulümüz kitapta bulunup da gizlemekte olduðunuz birçok þeyi size açýklamak
üzere geldi; birçoðunu da açýða
vurmuyor. Þüphe yok ki size Allah’tan bir ýþýk, apaçýk bir kitap geldi. Allah, kendisinin izniyle rýzâsýný
arayanlarý o kitapla kurtuluþ yollarýna erdirir, onlarý karanlýklardan aydýnlýða çýkarýr, onlarý dosdoðru bir
yola iletir. (…) Ey Ehl-i kitap! “Bize
ne bir müjdeleyici ne de bir uyarýcý
geldi” demeyesiniz diye peygamberlerin arasý kesildiði bir dönemde
size gerçekleri açýklamak üzere elçimiz gelmiþti. Ýþte size müjdeleyici de uyarýcý da geldi. Allah her þeye kadirdir.”50
“Burada yüce Allah, verdikleri sözü
yerine getirmedikleri için lânetlenmiþ olan yahudilere ve Allah’ýn kitabýndan ayrýldýklarý için aralarýna
düþmanlýk sokulmuþ bulunan hýristiyanlara öðüt vermekte, Hz. Muhammed’e indirilen Kur’ân ile onlarýn elinde bulunan Kitâb-ý Mukaddes arasýnda asýl itibariyle bir aykýrýlýk olmadýðýný, aksine bu ilâhî ki-
Dr. Ebubekir Sifil
taplar arasýnda inanç ve ahlâk esaslarý bakýmýndan birlik bulunduðunu
bildirerek Ehl-i kitabý bu yeni peygambere ve yeni kitaba imana çaðýrmaktadýr…”51
8. “Allah buyurdu ki: Azabýma dilediðimi uðratýrým; rahmetim ise her
þeyi kuþatmýþtýr; ayrýca rahmetimi
Allah korkusu taþýyanlara, zekâtý
verenlere ve âyetlerimize inananlara yazacaðým; ki onlar, ellerindeki
Tevrat’ta ve Ýncil’de yazýlý bulduklarý o elçiye, o ümmî Peygamber’e
uyarlar. Peygamber onlara iyiliði
emreder ve onlarý kötülükten meneder; yine onlara temiz þeyleri
helâl, pis þeyleri haram kýlar. Aðýrlýklarýný kaldýrýr, üzerlerindeki zincirleri çözer. O Peygamber’e inanan, onu koruyup destekleyen, ona
yardým eden ve onunla birlikte gönderilen nura uyanlar, iþte bunlardýr
kurtuluþa erenler. De ki: “Ey insanlar! Gerçekten ben göklerin ve yerin
sahibi olan Allah’ýn hepinize gönderdiði elçisiyim. O’ndan baþka
tanrý yoktur. O hayat verir ve öldürür. Öyleyse Allah’a ve ümmî peygamber olan resulüne -ki o Allah’a
ve O’nun sözlerine inanýr- iman
edin ve ona uyun ki doðru yolu bulasýnýz.”52
“Âyetin (157. ayet) özel maksadý,
Kur’ân mesajýnýn Ehl-i kitap için
de bir kurtuluþ ve özgürlük vesilesi
olduðunu onlara bildirmektir. Ancak burada dolaylý olarak Hz. Peygamber’in bir kolaylýk ve özgürlük
dini getirdiði bildirilmekte; müslümanlarýn, daha önce yahudiler ve
hýristiyanlarca yapýlan hatayý tekrarlayarak, insanlarý gereksiz yük
ve meþakkatler altýna sokacak, onlarýn özgürlüklerini daraltýp zincirlere baðlayacak uydurma hükümler, hurafî inançlar türetmekten kaçýn ma la rý ge rek ti ði ne de iþa ret
edilmektedir.”
R
I
H
L
E
94
“(…) Bu âyet, Hz. Muhammed’in
risâletinin, yalnýz Araplar’ý deðil,
bütün insanlarý kapsadýðýný gösteren en kesin delillerdendir. Bu husus, Sebe’ sûresinin 28. âyetinde
de benzer bir üslûpla bildirilmiþtir.
Âyetin Mekke’de inmiþ olmasý, Hz.
Peygamber’in daha o zaman böyle
bir evrensel risâletle þereflendirilmiþ olduðu hususunda bilgilendirildiðini göstermektedir. Ayrýca burada, bazý yahudilerin, “Muhammed
gerçekten peygamberdir, ama sadece Araplar’ýn peygamberidir; yahudilere gönderilmemiþtir” diyerek
onun bir millî peygamber olduðunu
ileri süren iddialarý da reddedilmektedir (bk. Râzî, XV, 26). Esasen, Hz. Muhammed sadece son
peygamber deðil, ayný zamanda
bütün peygamberler içinde, teblið
ettiði kitapta risâletinin evrensel olduðu açýkça belirtilen tek peygamberdir; Ýslâmiyet de cihanþümul olduðu kesin ifadelerle bildirilen tek
dindir.
“(…) Hýristiyanlýðýn evrensel bir din
olup olmadýðý tartýþmasý bir yana,
yukarýdaki âyet karþýsýnda Kur’ân
bakýmýndan artýk bütün eski dinler
geçerliliðini kaybetmiþ olup, kitap
ehli de dahil olmak üzere bütün insanlar Allah’a ve O’nun resulü Hz.
Muhammed’e iman edip hidayete
erebilmek için o resule tâbi olmaya
çaðýrýlmaktadýr.”53
9. “Ey iman edenler! Allah’a, peygamberine, peygamberine indirdiði
kitaba ve daha önce indirdiði kitaba iman edin. Allah’ý, meleklerini,
kitaplarýný, peygamberlerini ve âhiret gününü inkâr eden kimse iyice
sapýtmýþtýr. Ýman edip sonra inkâr
edenleri, sonra yine iman edip tekrar inkâr edenleri, sonra da inkârlarýný arttýranlarý Allah ne baðýþlayacak ne de onlarý yolun doðrusuna
iletecektir.”54
Ýçtihad Kapýsý Nereye Açýlýr ya da Dinler Arasý Diyaloðun Öteki Yüzü
“(…) Âyete göre Kur’ân-ý Kerîm geldikten sonra yeryüzünde yaþayan
ve iman etmek isteyen kimseler Allah’a, meleklere, Kur’ân-ý Kerîm’e
ve ondan önce gönderilen kitaplara
(halen geldikleri gibi korunmamýþ
olsalar bile daha önce de kitaplarýn
indirilmiþ bulunduðuna), son peygamber Muhammed Mustafa’ya ve
ondan önce gönderilen peygamberlere ve âhiret gününe iman etmek
durumundadýrlar. Bunlardan birine
bile inanmayan kimselerin imaný
muteber deðildir, bunlardan birini
bile inkâr eden kimseler “doðru,
hak, geçerli, kurtarýcý” imana kavuþamamýþ, hak dinden sapmýþ sayýlýrlar.”55
Hiç þüphesiz Ehl-i Kitab’ýn Kur’ân’a
ve Efendimiz (s.a.v)’e iman etmek
zorunda bulunduðunu ifade eden
baþka ayetler de mevcuttur. Ancak
zikrettiklerimiz bu gerçeði ortaya
koymak bakýmýndan fazlasýyla yeterlidir. Ýlginç olan, buraya aldýðýmýz
ayetlerin tefsirinde heyet üyelerinin
müþterek hareket etmiþ olmasýdýr.
Hocanýn, kitap ve yazýlarýnda bu
esere sýklýkla atýf yapan birisi olarak, herhangi bir ayetin tefsirinde
heyetin diðer üyelerinden farklý düþündüðü yolunda bir beyanda bulunmamýþ olmasý, bu eserin muhtevasýný el’an sahiplendiðinden baþka
bir anlam taþýmaz. Bu durumda ne
düþünmeliyiz?
Ehl-i Kitab’ýn Mü’minleri
Hatýrlanacaðý gibi hoca, Ehl-i Kitap
arasýnda da mü’minler bulunduðu
konusuna deðindiði yerde onlarýn
özellikleri hakkýnda þunlarý söylemiþti: “Þimdi bir adam hem Ehl-i
kitap olur, hem de kafir olmayabilir
mi? Evet bu mümkün. Bunun delili,
iþte o (2/el-Bakara) 62. ayettir. Bu
ayete göre Allah’a þirksiz inanan,
ahirete iman eden kafir deðildir.”
Dr. Ebubekir Sifil
Bu istidlal ilk bakýþta hocanýn varmak istediði noktaya hizmet ediyor
gibi görünse de, “el-Kur’ân yüfessiru ba’duhû ba’dan” ilkesine riayet
edilmeden alelacele kotarýldýðý için
eksik ve hatta yanýltýcýdýr.
Kur’ân’ýn “Ehl-i Kitab’ýn mü’minleri” diye bir kesimden söz ettiði doðrudur. Ancak bunlarýn özelikleri titizlikle tesbit edilmezse Hak ile batýlýn birbirine karýþmasý, küfrün
iman zannedilmesi kaçýnýlmaz olur.
Hemen belirteyim ki, burada metot
gereði sebeb-i nüzul rivayetleri üzerinde durmayacaðým. Yoksa ilgili
ayetlerde kimlerin kastedildiði, rivayet sahasýna baþvurulduðunda rahatlýkla anlaþýlmaktadýr.
Burada hocanýn dayanak ittihaz ettiði ayet, makbul imanýn bütün unsurlarýný mufassal olarak ihtiva etmediði için mücmel olmakla, davaya delaleti de icmali olacaktýr. Karaman hoca hem burada “zikru’l-cüz
irâdetu’l-kül” kabilinden bir anlatým
bulunduðunu, hem de Allah’a ve
ahirete layýk-ý veçhile imanýn
Kur’ân’ýn ve Hz. Peygamber
(s.a.v)’in kýlavuzluðu olmadan
mümkün olamayacaðýný en iyi bilmesi gerekenlerden birisi deðil midir?..
Burada, iman edilmesi gerekli olan
bütün umdelerin iki baþlýk altýnda
icmal edilmiþ olmasýndan, “bu iki
baþlýk dýþýndaki hususlara iman
edilmese de olur” sonucunu çýkarmak Kur’ân’ýn asla onaylamayacaðý
bir istintaçtýr. Ýtikad umdelerinin tamamýna iman etmekle birlikte sadece peygamberlerin bir kýsmýna
iman etmeyenler hakkýnda, “gerçek
kâfirler”56 ifadesini kullanmýþ olan
Kur’ân’ýn, Kur’ân’a, Hz. Peygamber
(s.a.v)’e (hatta Yahudiler baðlamýnda Hz. Musa (a.s)’dan sonra gelmiþ
peygamberlerin hiç birisine), meleklere… inanmayanlarýn iman id-
R
I
H
L
E
95
diasýný geçerli saydýðýný söylemek
ve üstelik bunu “Kur’ân’ýn gereði”
olarak yapmak modern zamanlara
mahsus bir iman anlayýþýnýn ürünü
olsa gerek!!
Kur’ân’ýn, “Ehl-i Kitab’ýn mü’minleri”nden bahsettiði ayetlerden57 bazýlarý þunlardýr:
1. “Onlar arasýndan ilimde derinleþmiþ olanlarla müminler -ki bunlar sana indirilene ve senden önce
indirilmiþ olana iman ederler- namazý kýlanlar, zekâtý verenler, Allah’a ve âhiret gününe inananlar
baþkadýr. Ýþte onlara pek yakýnda
büyük mükâfat vereceðiz.”58
2. “Hepsi bir deðildir: Ehl-i kitap’tan geceleri secdeye kapanarak
Allah’ýn âyetlerini okuyup duran bir
topluluk vardýr. Bunlar Allah’a ve
âhiret gününe inanýrlar, iyiliði emrederler, kötülükten menederler ve
hayýrlarda yarýþýrlar.”59
3. “Ehl-i kitap’tan öyleleri vardýr ki
hem Allah’a hem size indirilene
hem de kendilerine indirilmiþ olana
inanýrlar, Allah’a karþý saygý duyup
Allah’ýn âyetlerini az bir pahaya deðiþmezler.”60
4. “Ki onlar, ellerindeki Tevrat’ta ve
Ýncil’de yazýlý bulduklarý o elçiye, o
ümmî Peygamber’e uyarlar. Peygamber onlara iyiliði emreder ve
onlarý kötülükten meneder; yine
onlara temiz þeyleri helâl, pis þeyleri haram kýlar. Aðýrlýklarýný kaldýrýr, üzerlerindeki zincirleri çözer. O
Peygamber’e inanan, onu koruyup
destekleyen, ona yardým eden ve
onunla birlikte gönderilen nura
uyanlar, iþte bunlardýr kurtuluþa
erenler.”61
5. “Kendilerine kitap verdiðimiz
kimseler sana indirilen Kur’ân’dan
memnun olurlar.”62
6. “De ki: “Siz ona inanýn veya
inanmayýn, þu bir gerçektir ki, bun-
Ýçtihad Kapýsý Nereye Açýlýr ya da Dinler Arasý Diyaloðun Öteki Yüzü
dan önce kendilerine ilim verilen
kimselere (Hakk’ýn kelâmý) okununca derhal yüz üstü secdeye kapanýrlar. Ve “Rabbimizi tesbih ederiz, rabbimizin vaadi mutlaka yerine getirilir” derler. Aðlayarak yüzüstü yere kapanýrlar; Kur’ân onlarýn saygýsýný arttýrýr.”63
Bunlar ve benzeri ayetler64 Ehl-i Kitab’ýn mü’min olanlarýnýn karakteristik özelliklerini zikretmektedir. Bu
özellikler bir araya getirildiðinde,
onlarýn kendi dinlerinde kalarak
kurtuluþa erebileceðini, Kur’ân’a ve
Efendimiz (s.a.v)’e iman etmek gibi
bir hususiyet ve mecburiyetlerinin
bulunmadýðýný söylemenin imkâný
kalmamaktadýr. Zira bu ayetlerde
zikredilenler düpedüz “mü’minlerde”
bulunan
hususiyetlerdir.
Kur’ân’a bu derece baðlanmýþ,
onun hükümlerini uygulayan, nazil
olmasýndan memnuniyet duyan,
Hz. Peygamber (s.a.v)’e ittiba
eden… insanlardan, olsa olsa ancak kökenleri itibariyle “Ehl-i Kitap”
olarak bahsedilebilir.
Hoca bu söylenenlere, mesela 3/Âli Ýmrân 110’da, Ehl-i Kitab’ýn bir
kýsmýnýn mü’min, ekserisinin ise fasýk olduðunun zikredildiðini söyleyerek mukabele edebilir. Burada
kastedilen “mü’minler” hakkýnda
farklý yorumlar yapýlmýþ, ezcümle
Ýbn Teymiyye bu ayette Efendimiz
(s.a.v)’in bi’setinden önceki Ehl-i
Kitabýn kendi kitap ve peygamberlerine gerçek anlamda inanýp inanmadýklarýnýn bahse konu edildiðini,
Ebû Hayyân, gelecekte Ehl-i Kitab’ýn Efendimiz (s.a.v)’e ve Kuran’a iman edip etmeyeceðinin söz
konusu edildiðini söylemiþ, Ebussuud Efendi de “Burada sanki “Ehl-i
Kitab’ýn tamamý kâfir midir, yoksa
aralarýnda mü’min olanlar da olmuþ
mudur?” tarzýnda bir soru vardýr da,
bu soruya, “Onlardan mü’min olanlar vardýr. Çoðunluðu ise fasýktýr”
Dr. Ebubekir Sifil
diye cevap verilmiþ olmaktadýr” demiþtir.
Ancak biz burada geçmiþe, hale ve
geleceðe atýf yapan bu izahlardan
sarf-ý nazar edelim ve ayete yakýndan bakalým: Kur’ân’ýn pek çok
ayetinde -ki bu yazý boyunca onlardan birçoðunu gördük, göreceðiz“mü’minler”in neye nasýl iman etmekle bu vasfý haiz olduðu tafsilatlý
olarak anlatýlmýþ, burada ise bu vasýflar icmalen -tabir yerinde ise
“ana baþlýklar halinde”- verilmiþtir:
“Siz insanlar için çýkarýlmýþ en hayýrlý ümmetsiniz. Ma’rufu emreder,
münkeri yasaklar ve Allah’a iman
edersiniz. Kitap ehli de iman etseydi kendileri için elbette daha hayýrlý olurdu. Ýçlerinden iman edenler
de var, ama pek çoðu yoldan çýkmýþlardýr.”
Acaba Kitap ehli neye nasýl iman
etse kendileri için hayýrlý olurdu? Bu
soruyu yine Kur’ân cevaplýyor:
“Eðer onlar da sizin imân ettiðiniz
gibi imân ederlerse muhakkak
hidâyete ermiþ olurlar. Ve eðer yüz
çevirirlerse þüphe yok ki onlar þikak
(münazaa ve mücadele) içinde kalmýþ olurlar. O halde Allah onlara
karþý, sana kifâyet edecektir ve O
Semî’dir, Alîm’dir.”65
Madem ki Ehl-i Kitap bizim iman
ettiðimiz gibi iman ettiði takdirde
hidayeti bulmuþ olacaktýr, o halde
onlar içinde “mü’min” vasfýyla anýlanlar da bizim iman ettiðimiz gibi
iman etmiþ olanlar olmalýdýr.
“Þayet Ehl-i kitap iman edip ittikada bulunsalardý, þüphesiz biz de kötülüklerini yüzlerine vurmaz ve onlarý nimeti bol cennetlere koyardýk.
Þayet onlar Tevrat’ý, Ýncil’i ve rableri tarafýndan onlara indirileni doðru
tutsalardý göðün ve yerin türlü türlü
nimetlerinden yararlanýrlardý.”66
Bu ayette geçen “rableri tarafýndan
R
I
H
L
E
96
onlara indirilen”den kasýt “Kur’ân”dýr.
3/Âl-i Ýmrân 199. ayette bu husus
açýkça görülmektedir: “Þüphesiz Ehli Kitap içinden kimi de vardýr ki, Allaha iman ettikleri gibi Allah için hakka
boyun eðerek kendilerine indirilene
de, size indirilene de iman ederler…”
Dolayýsýyla Ehl-i Kitab’ýn yapmasý gereken, Tevrat’ý, Ýncil’i ve Kur’ân’ý gereði gibi “ikame etmek”tir.
Peki bu nasýl olacaktýr? Evvela burada tarihsel süreci göz önünde bulundurmak durumundayýz. Buna
göre Yahudiler Tevrat’a iman ve
muhtevasýyla gereði gibi amel etmekle mükellef idiler. Arkasýndan
Hz. Ýsa (a.s) ve Ýncil geldiðinde Tevrat’ýn gereði olarak onlara da iman
etmek durumundaydýlar. Nihayet
Kur’ân ve Efendimiz (s.a.v) geldiðinde, hem Yahudiler hem de Hristiyanlar, mensubiyet iddia ettikleri
Tevrat ve Ýncil’in yönlendirmesi ile
onlara da iman edip bunun gereðini
yerine getirmek zorundaydýlar. Onlar hem kendilerini Tevrat ve Ýncil’e
nisbet edip, hem de bunun gereði
olduðu halde Kur’ân’a ve Efendimiz
(s.a.v)’e iman etmemekle Tevrat’ý
da Ýncil’i de Kur’ân’ý da “ikame etmemiþ” oldular.
Hoca, Ehl-i Kitab’ýn akýbeti ve mükellefiyeti konusundaki pek çok
Kur’ân ayetini, sadece Kur’ân ve
Efendimiz (s.a.v) baðlamýnda deðil,
Tevrat/Yahudiler ve Ýncil/Hristiyanlar baðlamýnda da görmezden geliyor. Kur’ân, her peygamberin Allah
Teâlâ’nýn izniyle kendisine itaat
edilmesi için gönderildiðini belirtir.67 Dolayýsýyla Ehl-i Kitap, Efendimiz (s.a.v) hakkýnda, “Hak peygamberdir, ama tebliði bizi baðlamýyor” diye düþünerek kurtuluþa eremez!
Hocanýn, ilgili ayetlerden çýkardýðý
delalete göre, kurtuluþ için Allah’a
ve ahiret gününe inanmak, salih
Ýçtihad Kapýsý Nereye Açýlýr ya da Dinler Arasý Diyaloðun Öteki Yüzü
amel iþlemek ve diðer peygamberlerin de hak oyduðunu söylemek yeterlidir. Soralým: Yahudilerin, Hz.
Ýsa (a,s)’ýn hak peygamber olduðunu söylemek ve fakat kendisine ittiba etmemek gibi bir seçeneði var
mýydý? 3/Al-i Ýmran, 48-50. ayetlere göre Yahudiler kendilerine gönderilen Hz. Ýsa (a.s)’a itaat etmekle
mükellef tutulmuþlardýr. O halde
Efendimiz (s.a.v)’in bi’setinden önceki Yahudiler Hz. Ýsa’ya itaat etmeden, sadece kendilerince Allah’a
ve ahirete inanýp salih amel iþleyerek cennete gidebilecek midir?
Bu sorunun Hz. Ýsa (a.s) ve Yahudiler baðlamýndaki cevabý ne ise, Ehli Kitab’ýn Kur’ân ve Efendimiz
(s.a.v)’e iman, itaat ve ittibasý baðlamýndaki cevabý da -hatta daha tekitli olarak- odur.
Burada bir parantez açarak hocanýn
Dinler Tarihi okumalarýna küçük bir
katký yapmamýz yerinde olacak.
Misyonerlik’ten bahsettiði bir yazýsýnda hoca aynen þu ifadeleri kullanýyor: “Misyonerlik, Hristiyanlýk var
olduðundan beri mevcut. Hz. Ýsa
havarilerine bu dini neþretmelerini
tavsiye ediyor. Kendine gelen dini.
O Allah’a kavuþtuktan sonra geride
kalan Hristiyanlar dinlerini, Hz.
Ýsa’nýn teblið ettiði þekilde muhafaza edememiþlerdir. Özellikle Yahudi
asýllý, Hz. Ýsa’yý da görmemiþ olan
ama bir þekilde havari gibi telakki
edilen Pavlus’un bozduðu ve aslýndan uzaklaþtýrdýðý bir Hristiyanlýk
daha çok hakim hale gelmiþtir dünyada…”68
Oysa Hz. Ýsa (a.s) terk-i dünya ettikten sonra geride býraktýklarý Hristiyan deðildi. Çünkü hocanýn da isabetle belirttiði gibi peygamberlerin
tamamýnýn teblið ettiði din Ýslam
idi.69 Dolayýsýyla Havariler ve Hz.
Ýsa (a.s)’a inanan diðer insanlar hanif, muvahhid, mü’min idiler. Hristi-
Dr. Ebubekir Sifil
yanlýk, bilahare Pavlus’un kurguladýðý bir din olarak Hz. Ýsa (a.s)’ýn
teblið ettiði Ýslam’ýn yerini aldý.
Bu itibarla yukarýda geçen, “Pavlus’un bozduðu ve aslýndan uzaklaþtýrdýðý bir Hristiyanlýk…” ifadesi
de gerçeðe aykýrýdýr. Evet Pavlus bir
dini bozmuþ ve aslýndan uzaklaþtýrmýþtýr; ama o, -yukarýda da belirttiðim gibi- Ýslam’dýr.
Kimin Kuruntusu?
Ýmdi, burada birkaç problem var:
Hoca þöyle diyor: “Þimdi efendim,
Abduh Tefsirinde diyor ki; “Bu ayet
(Bakara, 62) Ehl-i fetretle ilgili deðildir” (…) diyor. Ve ayrýca; “Leyse
bi emaniyyiküm, ve la emaniyyi ehli’l-kitab”, “Ne sizin kuruntularýnýz, ne de Ehl-i kitabýn kuruntularý” (Nisa, 123) ayeti hakkýnda bir
esbab-ý nüzulden (âyetin geliþ sebebinden) bahsediyor. Ve onunla
da bu ayet arasýnda iliþki kuruyor.
Bir gün Ya hudi ler, Hýris ti yanlar,
Müslümanlar bir araya gelmiþler.
Müslümanlar; “Bizim dinimiz kurtarýcýdýr, sizinki deðil” demiþ. Diðerleri de; “Hayýr, asýl bizim dinimiz kurtarýcýdýr, hapý yutan asýl sizsiniz” demiþler. (…) Ýþte bu olay
üzerine bu ayet-i kerime nazil olmuþ. (…) Bakýn, bu gerçekten çok
önemli: “Ne sizin kuruntularýnýz,
ne de Ehl-i kitabýn kuruntularý.”
Dikkat edin, Müslümanlara diyor
bunu.”Men ya’mel sûen yücze
bih.” “Ýster Müslüman, ister Yahudi, ister Hýristiyan ol; kötülük yaptýysan bunun karþýlýðýný görürsün,”
diyor. “Ve men ya’mel min es-salihati min zekerin ev ünsa ve hüve
mü’min, Erkek ve kadýndan her
kim inanarak güzel iþler yaparsa,
iþte öyle kimseler cennete girerler
ve zerre kadar haksýzlýða uðramazlar.” (Nisa, 124) Mü’min (inanmýþ
olarak) ifadesinin buradaki karþýlýðý
Müslüman deðildir. Öyle olsaydý
“Leyse bi emaniyyiküm, ve la ema-
R
I
H
L
niyye ehlül kitap”70 denmezdi. Peki buradaki mü’minden maksat
kimdir? Yukarýda (Bakara, 62) geçen “Men âmene billahi”den maksat ne ise odur. Amel-i salih zaten
burada da söz konusu. Burada Abduh, 2/62. ayetle iliþki kuruyor.
Doðrusu ben de Abduh’un bu yorumunu ilginç buluyor, en azýndan
okumaya ve üzerinde düþünmeye
deðer görüyorum…”71
E
97
1. Eðer ayetin nüzul sebebini esas
alarak konuþacaksak, baþta et-Taberî olmak üzere rivayet tefsiri ulemasý, bu babda birden fazla nüzul
sebebi zikretmiþtir. Bunlar arasýnda
hocanýn Abduh’tan yaptýðý nakille
uzaktan yakýndan alakasý olmayanlar mevcut. Neden bunlar arasýndan sadece birisi?
2. Abduh’un naklettiði nüzul sebebi
esas alýnacaksa, onu nakleden
Mesrûk, 123. ayet hakkýnda hocanýn Abduh’tan naklettiði kýssayý zikrettikten sonra þöyle demiþtir: “Bu
ayet üzerine Ehl-i Kitap, Mü’minler’e hitaben, “Sizinle eþitiz” dedi.
Bunun üzerine, “Erkek olsun kadýn
olsun, herhangi bir kimse mü’min
olarak güzel amellerden iþlerse…”
(4/en-Nisâ, 124) ayeti nazil oldu.”72 Bir baþka nakilde yine
Mesrûk 124. ayeti indirmekle Allah
Teâlâ’nýn Mü’minler’i galip getirdiðini söylemiþtir.73
3. Ayný nüzul sebebi Mesrûk dýþýnda es-Süddî, Katâde ve Ebû
Sâlih’ten de ayný minval üzere nakledilmiþtir.74 Ýbn Abbâs (r.a) ve edDahhâk’ýn ise, “Allah Teâlâ din
mensuplarýndan bir kýsmýný diðerinden
üstün
tuttu”
dediði
75
mezkûrdur.
Hatta Ebû Sâlih’in,
bu olayýn Tevrat, Zebur ve Ýncil baðlýlarý arasýnda cereyan ettiðini söylediði nakledilmiþtir.76
Ýçtihad Kapýsý Nereye Açýlýr ya da Dinler Arasý Diyaloðun Öteki Yüzü
Dr. Ebubekir Sifil
4. Esasen ilgili ayetlerin nüzul sebebi olarak daha baþka þeyler de nakledilmiþtir. Mücâhid ve Ýbn Zeyd’in,
söz konusu muhavere ve tefahurun
müþrik Araplarla Ehl-i Kitap arasýnda cereyan ettiðini, ayetin de bunun
üzerine müþriklere hitaben indiðini
söylediðini görüyoruz.77
5. ed-Dahhâk ve Ebû Sâlih, mezkûr
ayetin özel olarak Ehl-i Kitap hakkýnda indiðini söylemiþtir.78
6. Buradaki problem sadece ilgili
ayetin nüzul sebebiyle sýnýrlý deðildir. Hoca’nýn Abduh’a dayandýrdýðý
nakil, Abduh tarafýndan “temriz” sigasýyla (“yukaalu: denir ki” þeklinde) nakledilmiþtir. Bu siganýn/formun naklin güvenilirliðinden emin
olunmadýðý zaman kullanýldýðý ehlinin malumudur. Nitekim 7. maddede de geleceði gibi, Abduh’un, nüzul sebebinin sýhhati meselesine
deðinme ihtiyacý duymasý da buna
bir karinedir.
7. Abduh mezkûr nüzul sebebini
zikrettikten sonra þöyle der: “Buna
binaen mana þöyle olur: Dinin þeref
ve fazileti ve din ehlinin kurtuluþu,
onlardan birisinin, “Benim dinim
daha üstün ve ekmeldir, daha saðlam ve ehaktýr” demesi deðildir.
Ona (din ehline) düþen -þayet dinine yakinen inanýyorsa- dininin kendisini hidayet ettiði þeyle amel etmektir. Zira karþýlýk ancak amele
verilir; kuru temenni ve gurura deðil. Öyleyse ey Müslümanlar, kurtuluþunuz dininizden kuru kuruya
beklenti ve arzu içinde olmanýza
baðlý olmadýðý gibi Ehl-i Kitab’ýn
kurtuluþu da kendi dinlerinden kuru
kuruya beklenti içinde olmasýna
baðlý deðildir. Dinler, tefahur ve karþýlýklý övünmek için vaz olunmuþ
deðildir. (…) Nüzul sebebi konusunda nakledilenler sahih olsun olmasýn, bu ayet öncesiyle (“Þeytan
onlara vaatte bulunur ve onlarý ku-
runtuya düþürür” mealindeki 120.
ayet, E.S.) baðlantýlýdýr…”79
Daha sonra Abduh, Ehl-i Kitab’ýn,
boþ bir kuruntu olarak kendilerini
Allah’ýn seçilmiþ kavmi, oðullarý ve
sevgili kullarý olarak gördüðünü,
cehennem ateþinde ancak sýnýrlý
günler süresince kalacaklarýný ve
cenne te Yahudi veya Hristi yan
olanlardan baþkasýnýn giremeyeceðini iddia ettiklerini belirtir ve ekler: Din mensuplarýna bu türlü düþünceler, þefaat beklentisi sebebiyle ve kendilerine peygamber gönderildiði için diðer insanlardan üstün
olduklarý düþüncesine kapýlmalarý
dolayýsýyla sirayet eder. Onlar, cennete de amelleriyle deðil, bu sebeple gireceklerini düþünürler. Allah Teâlâ bizi, onlar gibi olmaktan
sakýndýrmýþtýr.
Müteakiben, Müslümanlar’ýn dinlerinin gereðini hakkýyla yerine getirme noktasýnda üzerlerine düþeni
yapmadýklarýný, ihlasla amel etmek
yerine dinleriyle kuru kuruya övündüklerini, ancak ilim ve amel namýna bir þey yapmadýklarýný, Ýslam
hakkýnda bir þüphe oluþturulup halli istense, bir çözüm üretemeyecek
R
I
H
L
E
98
halde olduklarýný… söyler.80 O bütün bunlarý yaparken 2/el-Bakara,
62. ayet ile herhangi bir irtibat kurmadýðý halde hoca bunu nereden
çýkarmýþtýr, anlamak mümkün deðil!
8. Her ne kadar hoca, 124. ayetin
tefsiri üzerinde dururken Muhammed Abduh’un 2/el-Bakara, 62.
ayeti ile irtibat kurduðunu söylüyorsa da, Reþid Rýza, üstadý Muhammed Abduh’tan bu ayetin tefsiri
zýmnýnda herhangi bir þey nakletmiþ deðildir. O, “Erkek olsun, kadýn
olsun her hangi bir kimse mümin
olarak iyi bir iþ yaparsa, iþte böyleleri cennete girerler ve zerrece haklarý yenmez” mealindeki 124. ayetin tefsiri sadedinde söyleyeceklerini söyledikten sonra þöyle der: “Bu
ayet hakkýnda el-Üstâzu’l-Ýmâm’a
ait herhangi bir bilgi bende mevcut
deðil.”81
9. Reþid Rýza, 124. ayet üzerinde
dururken aynen þunlarý söyler: “Burada amel, imandan önce zikredilmiþtir. Çünkü siyakda, Allah’a, meleklerine, kitaplarýna ve peygamberlerine iman etmiþ bir kavme hitap
bulunmaktadýr. Ancak onlar, kendi-
Ýçtihad Kapýsý Nereye Açýlýr ya da Dinler Arasý Diyaloðun Öteki Yüzü
lerini Allah’ýn cennetine sokacak
olanýn, sadece o peygamberlere intisap ve kitaplara iman olduðu zannýna kapýlarak amellerde kusur gösterip, boþ kuruntulara aldanmýþ
kimselerdir…”82
10. Yine Reþid Rýza, 125. ayette
Allah Teâlâ’nýn Hz. Ýbrahim (a.s)’ý
dost (“halîl”) edinmesi üzerinde dururken ilginç bir noktaya temas eder
ve þöyle der: “Burada bu hulletin
(dostluðun) zikredilmesinden murat, Ýbrahim’in üzerinde bulunduðu
en yüksek iman mertebelerine iþarettir ki, Yahudi, Hristiyan ve (müþrik) Araplar’dan O’na ittiba iddiasýnda bulunanlar O’nun elde ettiði
kemal mertebesini ve kendilerinin
içinde bulunduðu eksiklikleri hatýrlasýnlar…”83
11. Anlaþýlýyor ki hoca meseleyi
Tefsîru’l-Menâr’dan okurken sadece
2/el-Bakara, 62. ayetin tefsiri esnasýnda söylenenleri dikkate almýþ,
takdim ederken de mesele zihninde
karýþmýþtýr. Zira Polemik Deðil Diyalog isimli kitapta naklettikleri, bu
ayetin tefsiri esnasýnda söylenenlerden ibarettir.84
12. Belirttiðim yerde konuþan yine
Reþid Rýza’dýr ve Allah’a imanýn sadece “þirksiz” olmasýnýn yetmeyeceðini, benliði amel-i salihe yöneltecek kuvvet ve tesirde olmasý, bir de
Müþebbihe ve sair gruplarýn arýzalý
telakkilerinden beri bulunmasý gerektiðini söylemektedir.85 Keza ahiret inancýnýn, surenin baþýnda zikredildiði þekilde olmasý gerektiðini belirtmektedir ki, 2/el-Bakara, 4. ayeti üzerinde dururken þu ifadelere yer
vermiþtir: “Burada “hüm/onlar” zamirini kullanmakla ahirete yakînen
imaný tekit etmiþtir. Bu Kur’ân’ýn
ahiret konusuna gösterdiði ihtimamdandýr. Bir de burada, ahirete
yakînen iman etmenin, Kur’ân’a ve
Kur’ân’dan önce indirilen kitaplara
Dr. Ebubekir Sifil
iman edenlerin özelliklerinden olduðunu beyan amacý vardýr ki, bu
özellikte baþkalarý onlara ortaklýk
edemez.”86
Reþid Rýza, Ehl-i Kitab’ýn Efendimiz (s.a.v) ve Kur’ân karþýsýndaki
konumunu ve onlarla iliþkisini Muhammed Abduh’un aðzýndan 2/elBakara, 5 ayeti üzerinde dururken
nakletmektedir. Abduh orada ezcümle þöyle demektedir: “Burada
iki gruba iþaret vardýr. “Bunlar
Rabblerinden gelen bir hidayet
üzeredir” cümlesi birinci gruba iþarettir. Onlar hakký beklemektedirler; çünkü kendileri de -cinse iþaret
eden “hüden” kelimesinin nekre
olarak gelmesinin de gösterdiði gibi- bir çeþit hak üzeredirler. Yine
on lar, esas almak için Allah
Teâlâ’dan bir beyan gelmesini beklemektedirler. Bunun için kendilerine geldiðinde o beyaný kabul etmiþlerdir. (…) Bu fýrkaya mensup
bireyler üzerinde bulunduklarý bir
çeþit hidayete baðlý olarak basiret
ve temekkün üzere idiler. O hidayet her ne kadar kendilerini saadet
ve kurtuluþa götürmek için yeterli
deðilse de, onlarý, saadet ve kurtuluþa götürecek olan indirilen tafsilî
imana hazýr ve ehil kýlmaya kâfi
idi. Bu sebeple O’nun daveti kendilerine ulaþtýðýnda hemen kabul ettiler.”87
Hâsýlý hocanýn, 4/en-Nisâ suresinin
mezkûr ayetlerinden yaptýðý istinbat
da, o istinbatýn referansý da hayli
tartýþmalýdýr. Bir an için burada Abduh’a yapýlan referansta herhangi
bir problem bulunmadýðýný kabul
etsek bile, konuyu “Böyle düþünen
âlimler vardýr” þeklinde takdim etmek ne kadar doðru olur? Bu tavrýn,
Ýslam ilim tarihi boyunca ne kadar
þazz, delili zayýf veya delilsiz, fasit,
batýl… görüþ varsa, sýrf bir âlim
söylemiþtir diye hepsinin meþrulaþtýrýlmasý sonucunu doðuracaðý açýk-
R
I
H
L
E
99
týr. Böyle bir tavrýn dinî ve ilmî olarak tartýþmaya ne kadar açýk olduðu
ise izahtan varestedir.
Kaldý ki Abduh’un konuyla ilgili görüþünün net olarak ortaya konabilmesi için 2/el-Bakara 41, 91, 137;
4/en-Nisa 47 vb. ayetlerle ilgili yorumlarýnýn behemehâl dikkate alýnmasý gerektiði açýktýr. Abduh, bunlar ve benzeri muhtevadaki ayetlerin, Ehl-i Kitab’ýn Kur’ân’a iman ve
Efendimiz (s.a.v)’e itaat ve ittiba etmesi gerektiðini ifade ettiðini açýk
bir þekilde söylemektedir.88
Sonuç
“Peygamberimiz (s.a.v.)’i sahih olarak, merakýný tahrik edecek kadar
duyduðu halde, “O bir peygamberdir, kitabý da kutsal kitaptýr. Onunla
amel edenler cennete gider. Ama
ben de ayný Allah’a inanýyorum. Allah iki tane olmaz, bir tane Allah
var. Ahirete inanýyorum. Kitabýma
(elimdeki kitabýn içinde yer alýp
sonradan uydurulmamýþ Allah tarafýndan vahyedilmiþ kurallara) göre
de hakka hukuka, harama helale
riayet ediyorum” der ve yaþarsa,
bunlarýn da nâci olacaðý Muhammed Abduh’tan beri bazý âlimler tarafýndan dile getirilir.”89
Karaman hoca, yer yer -yukarýda olduðu gibi- “tarafsýz” bir edayla aktardýðý, yer yer de -yazýnýn baþlarýnda aktardýðým gibi- sahiplenip binbir dereden su getirerek savunmaya
çalýþtýðý bu görüþün gerçekte ne anlama geldiði üzerinde gereði gibi
durmuþ olsaydý keþke.
Hoca bu davasýnda tutarlý ve makul
olduðuna inanýyorsa, kendisinden
þu sorularýn cevabýný kamuoyu adýna bekliyoruz:
1. Eðer Hz. Peygamber (s.a.v) gerçekten Ehl-i Kitab’ýn kendisine ve
Kur’ân’a iman etmesini istememiþ
ve belirttiðiniz hususlarý yerine ge-
Ýçtihad Kapýsý Nereye Açýlýr ya da Dinler Arasý Diyaloðun Öteki Yüzü
tirmeleri halinde onlarýn da cennete
gideceðini söylemiþ ise bunu niçin
münhasýran bir kýsým Kur’ân ayetleri üzerine yaptýðýnýz yoruma istinat
ettiriyorsunuz? Hz. Peygamber’in
Ehl-i Kitab’a ne tür bir çaðrýda bulunduðunu izah ederken Sünnet’i,
sireti ve hadisleri devre dýþý tutmanýzýn sebebi nedir?
Ebubekir Sifil
Kur’an’ýn Ehl-i Kitab’ýn akýbeti konusundaki ayetlerinin çok küçük bir
yüzdesini oluþturmaktadýr. Geriye
kalan ayetleri -hem de açýk delaletli olduklarý halde- niçin gündeme
getirmediniz?
neye dayanarak yapýyorsunuz?
2. Kur’ân’ýn Ehl-i Kitab’ý iman etmeye çaðýran -bir kýsmýný yukarýya
aldýðým- ayetleri üzerinde niçin hiç
durmuyorsunuz? Son derece tartýþmalý bir istidlal tarzý ile davanýza
delil kýldýðýnýz mücmel ayetler,
3. Davanýza delil olarak sunduðunuz ayetlerde sadece “Allah’a ve
ahirete iman ile amel-i salih” zikredildiði halde siz, kurtuluþ için Efendimiz (s.a.v)’in hak peygamber ve
Kur’ân’ýn hak kitap olduðunun ikrar
edilmesi gerektiðini de ekliyorsunuz. Üzerinde durduðunuz ayetlerde zikredilmediði halde bu kurguyu
4. Ehl-i Kitab’ýn Kur’ân’a ve Efendimiz (s.a.v)’e -hak olduklarýný ikrar
etmekle birlikte- inkýyad etmemesi
ancak bir þekilde mümkündür:
Kur’ân’ýn ve Efendimiz (s.a.v)’in
çaðrýsýnýn Ehl-i Kitap için deðil,
baþkalarý için baðlayýcý olmasý. Eðer
böyle (yani Kur’ân’ýn ve Efendimiz
(s.a.v)’in çaðrýsýnýn bütün tarihleri,
coðrafyalarý ve insanlarý kapsamadýðýný) düþünüyorsanýz, neden Ýslam’ýn lokal bir din olduðuna inandýðýnýzý açýk bir þekilde deklare etmiyorsunuz?
1- Karaman, Hayatýmýzdaki Ýslam, 435-6.
2- Karaman, Laik Düzende Dini Yaþamak, II, 63
vd.
3- Karaman, Dinlerarasý Diyalog Nedir, 28.
4- Karaman, Dinlerarasý Diyalog Nedir, 101-3.
5- Karaman, Ýslâmýn Iþýðýnda Günün Meseleleri,
III, 431 vd.
6- Karaman, Dinlerarasý Diyalog Nedir, 83-4.
7- Karaman, Laik Düzende Dini Yaþamak, II,
15-6.
8- Karaman, Hayatýmýzdaki Ýslam, 351.
9- Karaman, Polemik Deðil Diyalog içinde, 35.
10- Karaman, A.g.e., 36-7.
11- Karaman, A.g.e., 41.
12- Karaman, A.g.e., 42.
13- Ateþ'in"Cennet Kimsenin Tekelinde Deðildir"
baþlýklý makalesine Prof. Dr. Muhammed Ali esSâbûnî tarafýndan verilen cevap için bkz.
http://www.darulhikme.org.tr/?sf=haber&haberid=64&ktg=1
14- Bu konuda Öztürk'te görülen istihale ile Karaman hocada gördüðümüz deðiþiklik ilgi çekici
biçimde benzeþmektedir. O da hoca gibi önceleri aksi istikamette keskin ifadeler kullanýrken, bilahare hocanýn þu anda bulunduðu noktaya gelmiþtir. Bu konuda bkz. Ebubekir Sifil, Modern
Ýslam Düþüncesinin Tenkidi, I, 16 ve 17 numaralý yazýlar.
15- Mesela bkz. Dinlerarasý Diyalog Nedir, 24;
Polemik Deðil Diyalog, 29.
16- 4/en-Nisâ, 150-1.
17- Bkz. Polemik Deðil Diyalog, 28.
18- Tevrat, Tekvin, 32/24-30; Çýkýþ, 13/21.
19- Tekvin, 2/2-3; Çýkýþ, 20/11.
20- Çýkýþ, 8/1.
21- Çýkýþ, 11/5.
22- Çýkýþ, 3/8.
23- Karaman, Polemik Deðil Diyalog içinde, 37.
24- 9/et-Tevbe, 30.
25- 5/el-Mâide, 18.
26- 29/el-Ankebût, 61-3; 31/Lokmân, 25;
39/ez-Zümer, 38; 43/ez-Zuhruf, 9, 87.
27- 6/el-En'am, 92.
28- Mesela bkz. 2/el-Bakara, 126, 228, 232; ,
4/en-Nisâ, 59; 9/et-Tevbe, 19, 44, 99; 24/enNûr, 2; 58/el-Mücâdele, 22; 65/et-Talâk, 2…
29- 65/et-Talâk, 11.
30- 11/Hûd, 11.
31- 26/eþ-Þu'arâ, 87-9.
32- Kur'ân Yolu, VI, 158.
33- Karaman, Polemik Deðil Diyalog içinde, 35.
34- A.g.e., 29.
35- 98/el-Beyyine, 1-5.
36- 98/el-Beyyine, 7.
37- 9/et-Tevbe, 11.
38- Kur'ân Yolu'nun Giriþ kýsmýnda verilen bilgiye göre, tefsiri hazýrlayan 4 kiþiden her biri, diðerlerinin hazýrladýðý kýsýmlarý gözden geçirmiþ,
metnin nihai þekli, komisyon üyelerinin uzlaþýsýyla ortaya çýkmýþtýr. Dolayýsýyla buraya alacaðým meal ve açýklamalarýn her birinin Karaman
hocanýn tensibinden geçtiðinden þüphe duymak
için herhangi bir sebep yoktur.
39- 2/el-Bakara, 41.
40- Kur'ân Yolu, I, 114-5.
41- 2/el-Bakara, 91.
42- Kur'ân Yolu, I, 156.
43- 2/el-Bakara, 137.
44- Kur'ân Yolu, I, 221.
45- 4/en-Nisâ, 47.
46- 4/en-Nisâ, 150-1.
47- Kur'ân Yolu, II, 172-3.
48- 4/en-Nisâ, 170.
49- Kur'ân Yolu, II, 187-8.
50- 5/el-Mâide, 15-6, 19.
51- Kur'ân Yolu, II, 236.
52- 7/el-A'râf, 156-8.
53- Kur'ân Yolu, II, 606-8.
54- 4/en-Nisâ, 136.
55- Kur'ân Yolu, II, 161.
56- 4/en-Nisâ, 150-1.
57- Ayet mealleri Kur'ân Yolu'ndan alýnmýþtýr.
58- 4/en-Nisâ, 162.
59- 3/Âl-i Ýmrân, 113-4.
60- 3/ Âl-i Ýmrân, 199.
61- 7/el-A'râf, 157.
62- 13/er-Ra'd, 36.
63- 17/el-Ýsrâ, 107-9.
64- 28/el-Kasas, 52-3, 29/el-Ankebût, 47… gibi.
65- 2/el-Bakara, 137.
66- 5/el-Mâide, 65-6.
67- 4/en-Nisâ, 64.
68- Karaman, Dinlerarasý Diyalog Nedir, 73.
69- Polemik Deðil Diyalog, 38 vd.
70- Ýfade bu þekilde geçtiði için dokunulmamýþtýr. E.S.
71- Polemik Deðil Diyalog, 26-7.
72- et-Taberî, VII, 507.
73- A.g.e., VII, 508.
74- A.g.e., VII, 508-10.
75- A.g.e., VII, 509-11.
76- A.g.e., VII, 510-1.
77- A.g.e., VII, 512-3.
78- A.g.e., VII, 510, 4.
et-Taberî bütün bunlarý zikrettikten sonra, kabule þayan olanýn, Mücâhid'in görüþü olduðunu,
yani ilgili ayetin, müþriklerle Ehl-i Kitap arasýndaki tefahur üzerine indiðini söyler.
79- Tefsîru'l-Menâr, V, 432-3.
80- A.g.e., V, 434.
81- A.g.e., V, 437.
82- A.g.e., V, 437.
83- A.g.e., V, 440.
84- Bkz. Tefsîru'l-Menâr, I, 333 vd.
85- A.g.e., I, 335, 9.
86- A.g.e., I, 135.
87- A.g.e., I, 136.
88- Abduh'un bu konudaki açýk ifadeleri için
bkz. Tefsîru'l-Menâr, I, 291, 383, 485 ve V,
145.
89- Polemik Deðil Diyalog, 28.
R
I
H
L
E
100
Download

Farkında Ol, Değiştir Projesi kapsamında şubat ayı içerisinde