Çevreye ve kültüre duyarlılık
TED Ankara Koleji’nin de aralarında bulunduğu 10 Türk ve 10 Alman
Okulu arasında düzenlenen “Çevrecilikle Kurulan Köprüler” adlı projenin ilk buluşması gerçekleşti. Gymnasium Marianum Meppen’den
15 öğrenci, 17 Ocak 2013 tarihinde
Ankara’ya geldi. 1 hafta süren çalışmalarda çevreye karşı duyarlılığın artırılması ve medya ve gazetecilik hakkında bilinçlendirme hedeflendi.
21 Ocak 2013 tarihinde, bu proje kapsamında Mogan Gölü ve çevresinde yapılan gezide göl ve gölün barındırdığı canlı türleri hakkında
bilgilendirici konuşmalar yapılırken,
özellikle şehirleşme ve kirlilikle deği-
şen çevre koşullarının bu canlılara ve
gölün varlığına etkileri üzerinde duruldu.
Tüm gün süren keyifli gezide ilk
olarak Gölbaşı Belediyesi Mehmet
Akif Ersoy Kültür ve Kongre Merkezi’ne gidildi. Belediyeden bir sözcünün Mogan Gölü hakkında yaptığı
sunumunun ardından Damla Baykal’ın “Özel Çevre Koruma Bölgeleri” ve Mogan Gölü’nün özellikleri üzerine sunumu dinlendi. Sunumlardan
sonra Mogan Gölü çevresinde yapılan gezi sayesinde Alman misafirler
gölün güzelliklerini görme fırsatı buldular.
Günün geri kalanında Mogan Gölü
çevresindeki arazilerde bilgilendirici konuşmalar yapıldı. Didem Ambarlı, Gölbaşı’na özgü olan Sevgi Çiçeği
hakkında bilgi verdi, Onur Türkcan ise
Mogan Gölü’ndeki kirliliğin gölde yaşayan canlılar üzerindeki etkisini anlattı. Son olarak İlker Özbahar, nadir
bulunan bir kuş türü olan Dikkuyruk
başta olmak üzere Mogan’daki su
kuşları hakkında bilgilendirdi.
Ertesi gün bilgi edinilen konularla ilgili gazete makaleleri yazılarak bilinçlendirme çalışmalarında ilk adım
atıldı. Yazılan makaleler hem Türkçe
hem Almancaydı. Böylelikle projeyle
amaçlanan kültürel etkileşim ve çevre duyarlılığına katkı sağlandı.
Sadece Çevrecilikle
Değil Kültürle de
Kurulan Köprüler
21 Mart 2014 Cuma
Yok olmaya yüz tutan cennet
İç Anadolu’nun merkezinde şehrin kirliliğine maruz kalan Mogan Gölü, çevresinde barındırdığı
100’e yakın endemik bitki ve hayvan türüyle yaşam savaşı veriyor.
• Zeynep Burçe GÜMÜŞLÜ
Yıllardır Ankaralılar tarafından mesire yeri olarak kullanılan Mogan Gölü hak
ettiği gibi korunmuyor. Ankara’nın 25 km
güneyinde Gölbaşı ilçesinde bulunan gölün, kentsel ve endüstriyel kirliliğe maruz
kalması, ev sahipliği yaptığı canlılar açısından büyük bir tehdit oluşturmakta.
Biyolojik çeşitliliğiyle ön plana çıkan Mogan Gölü, pek çok endemik hayvan ve bitki türüne ev sahipliği yapıyor.
Gölbaşı’nın simgesi haline gelmiş Sevgi Çiçeği bu türler arasında. Çevresindeki bataklıkların ve sulak alanların çevre
bilimsel önemi nedeniyle Özel Çevre Koruma Bölgesi ilan edilen göl; 53 farklı familyadan, 5’i tehdit altında olmak üzere
227 kuş türünü barındırıyor. Göl, sadece
farklı türleri barındırması açısından değil, bu türlerin çoğalmasını mümkün kılması yönünden de biyolojik çeşitliliğe
katkı sağlıyor. Göl çevresini üreme alanı olarak kullanan Dikkuyruk, Mogan’ın
yüzlerce konuğundan sadece biri ve çevre kirliliği yüzünden türün bölgedeki varlığı son bulma tehlikesiyle karşı karşıya.
Mogan Gölü’nün Avrupa ve Afrika kıtaları arasındaki göç yolları üzerinde bulunmasının, göldeki canlı türlerinin zenginliğine katkısı oldukça büyük. Göldeki
kaynaklardan göçmen kuşlar da yararlanmakta; bu açıdan Mogan Gölü onlarca kuş
türüne durup dinlenme ve beslenme imkânı sağlıyor. Bölgede sulak alanların sayısı sınırlı olduğundan, Mogan’ın kirlenmesi
göçmen kuşlar açısından da bir tehdit.
Suyun kirlenmesi göldeki balık oranını azaltmakla birlikte, canlıların besin ve
su kaynaklarına da zarar veriyor. Sazan,
Kadife balığı, Turna balığı, Gümüş balığı
ve Kerevit; Mogan Gölü’nün ev sahipliği
yaptığı balık türlerinden sadece birkaçı.
2008 yılında oksijen yetersizliğinden bu
balıkların sayısında azalma gözlemlendi.
Oksijen yetersizliğinin sebeplerinden biri
evsel atıklar. Bu atıklarla beslenen mikroorganizmaların üremesi sonucu, gölün
içerisinde hem balıklara hem bu canlılara
yetecek kadar oksijen kalmıyor. Bu duruma çözüm olarak Kızılırmak’tan 2009
yılında su takviyesi yapılmış ve oksijen
oranı yükseltilmişti.
Mogan Gölü’ndeki kirliliğin çeşitli nedenleri var. Göl çevresinde piknik ve
mangal yapılması; gelen ziyaretçilerin duyarsız tutumları ve gölde yapılan sosyal
faaliyetler çevre kirliliğinin başlıca se-
beplerinden. Deniz bisikletleri gibi göl
üzerinde eğlence amaçlı, ancak bilinçsizce yapılan aktiviteler hem su kirliliğine
yol açmakta hem de göl üzerinde yaşayan
ördek ve kuş türlerini rahatsız etmekte.
Su kirliliğinin nedenlerinden bir diğeri
ise civardaki taş ocaklarının Mogan Gölü’nü besleyen dereleri kirletmesi.
Bölgedeki turizm ilerledikçe, artan ziyaretçi sayısıyla birlikte kirlilik de büyüyor. Ayrıca gelen ziyaretçilerin kuşlara
Damla Baykal ile Söyleşi
ve ördeklere gereğinden fazla yaklaşmaları, canlıları huzursuz ediyor. Bu durum
özellikle, Mogan Gölü çevresini üreme
yeri olarak kullanan canlılar açısında sakıncalı.
Gölün ve biyolojik çeşitliliğinin korunması için hem bölgede yaşayanlara
hem de ziyaretçilere bilinçli olma sorumluluğu düşüyor. Ancak yapılması gereken
çevre halkının bilinçlendirilmesinin ötesinde. Seabird Havayolu şirketinin 2012
yılında ileri sürdüğü İstanbul-Haliç ve
Mogan Gölü arasında deniz uçağı seferleri başlatmaya yönelik projesi çevreci
kuruluşların tepkisini çekmişti. Projeye
yetkililer tarafından olumlu yaklaşılması, üst düzey makamların da çevre bilinci
hakkında daha duyarlı olmaları gerektiğinin bir göstergesi. Mogan Gölü üzerindeki yetki belirsizliği, gölün temizlenmesi ve barındırdığı canlıların korunması ile
ilgili projelerin önünü kapıyor.
“Özel Çevre Koruma Bölgeleri” hakkında yaptığı sunumun ardından hem Türk
hem Alman öğrenciler Damla Baykal ile sorularını paylaşma fırsatı buldu.
Bugün sunumuzda göldeki biyolojik çeşitlilik üzerine yapılan araştırmalardan da bahsettiniz. Gölün etrafında hem sizin kurumunuz hem de
başka kurumlar tarafından yapılan pek
çok araştırma var. Sonuçta göl etrafında gerçekleştirilen çalışmalar da birer beşeri müdahale. Bu durumun Mogan Gölü’ne zarar verdiğini söyleyebilir
miyiz?
Damla Baykal: Yapılacak olan çalışmalar için aslında izin alınması ve
genel müdürlüğümüze bilgi verilmesi gerekiyor. Çalışma yapacak olan üniversiteler veya kurumlar bize başvuruyor ve başvurular çalışma yapılacak
olan yerin mevsimsel özelliklerine göre
değerlendiriliyor. Örneğin Köyceğiz Dalyan’da İztuzu kumsalında kaplumbağaların yumurtlama dönemleri var. O
dönemde orada herhangi bir çalışma
yapılmasına izin verilmiyor.
2009’dan bu yana Mogan Gölü’nü
korumak adına yapılan etkinliklerin
azaldığına dair bilgiler edindik, bu durum doğru mu? Son 3-4 yılda Mogan
Gölü’nü ve çevresini korumak için atılan
herhangi somut bir adım var mı?
Damla Baykal: Evet, bu bir süreç.
Denk gelmiş ve somut adımlar atılmamış olabilir ancak bütün çalışmaların
ön hazırlık aşamaları var. Sonrasında
bu çalışmaların sonuçlarının uygulanması da zaman alıyor. Dolayısıyla 3-4
yıldır somut adımlar atılmamış gibi gözükse de aslında birtakım çalışmalar
var. Mesela, bu sene içerisindeki bir çalışma da yönetim planının yapılmasına
yönelik. Bu tarz projelerin ön çalışmaları vakit alıyor.
Mogan Gölü’ne atık sızmasını engellemenin veya tarımdan kaynaklanan
zararlı maddelerin sulara karışmasını
engellemeye yönelik çalışmalar var mı?
Gölün atıklardan ve zararlı maddelerden zarar görmesini engellemek mümkün mü?
Damla Baykal: Gölbaşı’nın şansı
Büyükşehir Belediyesi’ne bağlı olması.
Dolayısıyla burada oluşan atıklar Ankara Büyük Şehir Belediyesi’nin sorumluluğundaki arıtma ve katı atık depolama tesisine naklediliyor. Başka Özel
Çevre Koruma Bölgeleri’nde bu görevi
biz üstlenirken, Mogan konusunda rahattık açıkçası. Buranın kanalizasyonu
ASKİ’nin arıtma tesisine gidiyor. Çöpleriyse katı atık depolama ve işleme tesislerine gönderiliyor. Bu şekilde atıkların gölü kirletmesinin önüne geçiliyor.
Tarım konusuna gelince, tarımsal faaliyetlerden kaynaklanan bir tehlikenin olduğunun farkındayız ve bu konuda yapılan çalışma hazırlıklar var. Şimdiyse
bu hazırlıkların uygulamaya geçmesi
gerekiyor. Yapay sulak alan çalışmaları
ve doğru tarım uygulamalarıyla bu durumun üstesinden gelinmeye çalışılıyor.
Sunumuzda ötrofikasyondan bahsetmiştiniz, Almanya’da da bu konuda sıkıntılarımız var. Adacıkların kurulup suya yeterince oksijen gönderilmesi
gibi teknik önlemler de alınıyor. Mogan
Gölü’nde bunun gibi çalışmalar yapılıyor mu?
Damla Baykal: Hayır, göl için özel
olarak oksijen sağlanmaya yönelik bir
etkinlik olmadı şimdiye kadar. Göl içerisini temizlemek için bu alandaki teknolojik gelişmeli takip ediyoruz elbette ancak uygulamaya geçirebilmek için bir
takım basamaklardan ve araştırmalardan yararlanmamız gerekiyor ve henüz
bu konuda bir adım atmış değiliz.
İnsan faktörünün Mogan Gölü’nün
kirlenmesi açısından etkili olduğundan
bahsetmiştiniz. Gölbaşı dışından gölün
olanaklarından faydalanmaya gelen ziyaretçiler başta olmak üzere, insanların
bilinç seviyelerini yükseltmek için neler
yapılıyor?
Damla Baykal: Daha programlı bilinçlendirme çalışmalarının yapılmasına
yönelik bir girişim var. Çevrecilikle ilgili bir takım özel günleri halka tanıtmak
ve bu bölgede çevre bilinci oluşturmak
gibi çalışmalarımız oldu. İlkokullardaki öğrencilere yönelik de bilinçlendirme
çalışmalarımız oldu ama bunların daha
planlı yürütülmesi elbette bizi daha ileriye götürecektir.
Zeynep Burçe Gümüşlü
“Alman Usulü” her Pazar 18:00’da, 103.1 frekansında, ODTÜ Radyo’da yayınlanmakta olan bir radyo programıdır. Programın asıl amacı Türk-Alman
ilişkilerine yeni bir boyut kazandırmanın yanı sıra
bu iki kültür arasındaki farklılıkları espritüel bir biçimde ele almaktır. Programa bu hedefle başlayan
moderatör ve sunucusu Noyan Er kaydettikleri ilerleme ve aldıkları desteğin cesaretlendirici olduğunu böylece iki kültürden de insanlara ulaşabildiklerini dile getirmiştir.
Program adını, Almanlarla özdeşleşen en yaygın
klişe olan ve ne yediysen
onu ödemek anlamına gelen
“Alman Usulü”nden almaktadır. Adının da yansıttığı
üzere programda ele alınan
konu da bu tarz kültürel klişelerden şekillenmektedir.
Programın oluşturulmasında Radyo ODTÜ’nün
yanı sıra Alman Büyükelçiliği’nin de desteği söz konusudur. Alman Büyükelçiliği bu programı, hem Alman kültürünün en doğru biçimde yansıtılmasına
hem de Türk-Alman ilişkilerinin güçlenmesine katkı sağlaması sebebiyle desteklediklerini belirtmiştir.
Programın hitap ettiği kitle 20-30 yaş Alman
kültürüyle iç içe olan üniversite öğrencilerinden
oluşmaktadır. Programda kültürel konuların yanı
sıra futbol, araba modelleri gibi güncel konulara da
yer verilerek dinleyici kitleleri genişletilmektedir.
“Alman Usulü”nün gelecekteki sürdürülebilirliğine henüz karar verilmemiş olup Eylül ayına kadar yayınını sürdürmesi beklenen programın devam
edip etmeyeceğine daha sonraki zaman diliminde
karar verilecektir ve bu açıdan gençlerden gelecek
önerilere ihtiyaç duydukları da bir gerçektir.
Beste İstemi - Arman Ünver
Sinem Asya Esengen
“Doğa herkesin doğası”
Mogan Gölü hakkında daha fazla bilgi almak için
yaptığı sunumdan sonra Gölbaşı Belediyesi’nden Murat
Ilıkan’la röportaj yaptık.
- Sunumunuzda yetkiyle ilgili birkaç sıkıntı var demiştiniz bunu biraz açabilir misiniz, bu yetkiler nedir,
nasıl zorluklar yaşadınız?
M.I: Herkes kendi imkânlarıyla, kendi planlarıyla belirli projeler üretiyor. Projelerin uygulanma süreci ilk olarak bürokrasiye takılıyor. İkinci olarak da, Türkiye’de
buna benzer temizleme uygulamaları yapıldı. Biz bu konuda Haliç’i örnek veririz. Haliç’in bütçesi merkezi yönetimden, hükümet, iktidar kaynaklarından ve devlet kaynaklarından çıktı. Belediye kaynaklarından üretilmedi.
Biz burada bir master plan yaptık. Master planında gölün
temizliğinin maliyeti yaklaşık 50 milyon dolar. Bu ölçek
de, bir belediyenin, yerel yönetimin kaldıracağı bir güç
değil. Ancak buraya herkes eşit derecede sahiplenme
ruhuyla gelir, bölgede olmamız ve bölgeden en çok etkilenen yerel yönetim olmamız sebebiyle de bizim koordinasyonumuzda böyle bir koordinasyon kurulu oluşturabilirsek, bu sorunları çözüme kavuşturabiliriz. Yani yetki
karmaşasından kastımız budur. Örneğin, bazı dönemlerde Mogan Gölü, Eymir
Gölü’ne doğru akıyor. Bu
kapakların açılması, buradaki su debisinin ayarlanması gerekiyor buna
rağmen biz yanı başımızda orada sel bile olsa bunun için başka bir kuruma
müracaat etmemiz gerekiyor. Bu müracaatı yazılı
yapmak ve yazılı bir cevap
almak zorundayız. Ama
bu bekleyiş sırasında, balıklar, canlılar ölüyor; ekolojik dengesizlikler oluyor.
Bu durum insanlara da
zarar verebiliyor. Bunların hepsini aşabilmek için buraya
dair fikri, yetkisi olan bütün bireylerle bir koordinasyon
kurulu oluşturup yetki karmaşasını aşmamız gerekiyor.
- Sonuçta Mogan Gölü üzerinde uzun süredir çalışmalar yapılıyor. Bu süreçte iki belediye arasında iş birliği
yapılmasını engelleyen şeyler nedir?
M.I: Sadece belediyeler değil, Çevre Bakanlığı da var
bu iş içerisinde. Ülkemizde süreç değişiyor. Eski adıyla Çevre Bakanlığı, Tabiat Hakları Koruma Genel Müdürlüğü’ne devredildi. Haliyle o devirler arasında da bir yetki karmaşası oluyor.
- Daha önce bu canlı türlerini inceliyoruz denildi.
Bu türleri incelemek bir yere kadar kolay. Fakat bunun
hakkında bir şey yapmak için, nitelikli çalışanlar geliştirmek için devletten veya başka bir kurumdan yeterince para desteği var mı?
M.I: Şu an için yok. Nihayetinde bunu izlemek, çevreye dair gözlem yapmak da sadece yerel yönetimin görevi değil, doğa herkesin doğası. Burada sivil toplum kuruluşları da etken. Aslında bu sivil toplum kuruluşlarını da
sürekli hale getirebilmek için ekonomik olarak desteklemek gerekiyor. Fakat şu ana kadar bir destek söz konusu olmadı.
Selen Kürkçüoğlu
Eren Utku
Download

Ankara Üniversitesi Banka ve Ticaret Hukuku Araştırma Enstitüsü