günlük festival
daily festival
16 Ekim // October 16th 2014
Sayı // Issue 08
Susuz / Dry Summer
Yol / The Road
Tabutta Rövaşata / Somersault in a Coffin
Gizli Yüz / The Secret Face
CANNES VE ÖTESİ / CANNES AND BEYOND
Türkiye sinemasının 100. yılında Nuri Bilge Ceylan ve Kaan Müjdeci’nin kazandıkları büyük ödülleri fırsat bilerek, Türkiye sinemasının yurt dışı
ödül serüvenine bir göz atmak istedik. Gözümüzden kaçanlar affola, ödüller bahane, sinema şahane...
On the occasion of Nuri Bilge Ceylan and Kaan Müjdeci’s triumphs at international festivals in the 100th year of the Turkish cinema, we made a
journey back in time to track the Turkish Cinema’s chronology of success beyond the borders of Turkey. All in all, the awards may serve only as important
road marks, what truly matters are the films themselves!
Türkiye sineması, uluslararası film festivalleri
ödül yolculuğuna ilk kez 50 yaşındayken çıktı.
1964 yılında Metin Erksan imzalı Susuz Yaz,
Berlin Film Festivali’nin büyük ödülü olan
Altın Ayı ile taçlandırıldı. Bu sene Türkiye
sineması 100 yaşında ve sinema dünyasının en
prestijli ödüllerinden ikisi Türkiyeli yapımlara
layık görüldü. Bu filmlerden ilki Cannes
Film Festivali’nde Altın Palmiye kazanan usta
yönetmen Nuri Bilge Ceylan’ın Kış Uykusu, diğeri
ise henüz ilk uzun metraj filmi ile Venedik Film
Festivali’nde ana yarışma bölümüne kabul edilen
ve festivalden Jüri Özel Ödülü ile ayrılan Kaan
Müjdeci’nin Sivas. Peki bu ikinci 50 yıllık süreçte
Türkiye sinemasının yurtdışı serüveni nasıl
ilerledi?
---------------------------
“Yeni bir sinema kuşağı
ilk filmlerini 90’larda
çekmeye başlıyordu. Reha
Erdem 1988 yılında A Ay’ı
çekti ve belki de bu filmi,
bahsettiğimiz bu yeni
kuşağın habercisi olarak
değerlendirebiliriz.’’
---------------------------
Ülke sinemamızın ilk 50 yılındaki suskunluğu
ve ülke dışındaki görünmezliği, Susuz Yaz
ile ilk ışığını yaktı. Susuz Yaz burda sansür
kurulundan geçememiş gizlice yurt dışına
kaçırılıp Berlin Film Festivali'nde Altın Ayı
ödülünü kazanmıştı. Ancak sinemamıza bu
ödülle gelen başarıda süreklilik sağlanamadı.
Bir yılda çekilen film sayısı iki haneli rakamlara
asla düşmüyordu ancak bu filmlerin çoğu,
bir diğer benzeri gelene dek coğrafya içinde
hemen tüketiliyordu. Sinema üstüne kafa yoran,
nitelikli filmler üreten bir kanal vardı elbette,
ancak yurt dışında görünürlük konusunda
bir adım atılmıyordu. Endüstri buna ihtiyaç
duyacak şekilde konumlanmamıştı. Ancak 1982
yılında büyük bir başarıya imza atıldı. Hem
çekilmesi hem de festivale gönderilmesi çok
zorlu süreçlerle gerçekleşen Yılmaz Güney ve
Şerif Gören imzalı, sansür uygulamaları altında
çekilmiş olan Yol, ham görüntülerinin yurt
dışına kaçırılması ve kurgulanmasının ardından
Cannes Film Festivali’nde Altın Palmiye kazandı.
Bu büyük başarının ardından sinemamızın yine
kendi kabuğunda seyreden bir sinema yolcuğu
olduğunu söylesek yanlış olmaz. 90’ların ikinci
yarısına gelene kadar da bazı ödüller alındı.
Bunlardan akla gelen ilki, Orhan Pamuk’un
senaryosunu yazdığı Ömer Kavur imzalı Gizli
Yüz. 1991 yılında Venedik Film Festivali’nde
yarışan film, Montreal Film Festivali’nden En İyi
Film ödülünün de sahibi oldu. Tevfik Başer’in
1986 yılında 40 m2 Almanya ile Locarno Film
Festivali’nden kazandığı Gümüş Leopar ödülünü
de anmış olalım.
Kış Uykusu / Winter Sleep
Ancak, yeni bir sinema kuşağı ilk filmlerini
90’larda çekmeye başlıyordu. Reha Erdem
1988 yılında A Ay’ı çekti ve belki de bu filmi,
bahsettiğimiz bu yeni kuşağın habercisi olarak
değerlendirebiliriz. Bahsettiğimiz kuşak, belli
bir sinema akımı oluşturma derdi taşımıyordu
ancak yeni ve özgün filmler gelmeye başladı.
90’ların ikinci yarısında bir ilk film, 1997 yılında
Torino Film Festivali’nden Jüri Özel ödülünü
ve San Francisco Film Festivali’nden En İyi
Film ödülünü kazandı. Derviş Zaim’in Tabutta
Rövaşata'sı. 1998 yılında ise Nuri Bilge Ceylan
Kasaba filmi ile Berlin Film Festivali’nde yenilikçi
ve genç sinemayı öne çıkarmak için verilen
Caligari Ödülü’nün sahibi oldu.
2000’lere gelindiğinde yurt dışı yolculuğu biraz
daha hız kazandı. Nuri Bilge Ceylan birçok
festivalden ödül topladığı Uzak ile 2003 yılında
Cannes Film Festivali’nden Jüri Özel Ödülü’nün
de sahibi oldu. Bu ödülle birlikte Ceylan, artık
Cannes’ın gediklilerinden biri oldu. 2004 yılında
ise Fatih Akın imzalı Duvara Karşı Berlin Film
Festivali’nden Altın Ayı ödülü kazandı. 2007
yılına geldiğimizde ise Fatih Akın, Yaşamın
Kıyısında ile Cannes Film Festivali’nden En İyi
Senaryo Ödülü’ne layık görüldü. 2008 yılında ise
Nuri Bilge Ceylan, Üç Maymun ile yine Cannes
Film Festivali’nden bu sefer En İyi Yönetmen
ödülünün sahibi oldu. Aynı sene Yeşim Ustaoğlu
imzalı Pandora’nın Kutusu San Sebastian Film
Festivali’nden En İyi Film ödülü ile ayrıldı. 2009
senesinde Fatih Akın, Venedik Film Festivali’nde
Soul Kitchen filmi ile Jüri Özel ödülü’nü
kucakladı.
2010 yılında ise üçlemesinin son filmi olan Bal
ile Semih Kaplanoğlu, Berlin Film Festivali’nde
Altın Ayı ödülünü kazandı. 2012 yılında yine
Berlin Film Festivali’nde Emin Alper Tepenin
Ardı ile Caligari Ödülü, Reis Çelik ise Lal Gece
ile Generation bölümü En İyi Film ödülünün
sahibi oldu. 2011 yılında Nuri Bilge Ceylan
Bir Zamanlar Anadolu’da ile Cannes Jüri
Büyük ödülünü kazanırken, bu sene son filmi
Kış Uykusu ile Cannes Film Festivali’nin en
büyük ödülü olan Altın Palmiye’yi kucakladı.
Bu senenin bir diğer iyi haberi ise Venedik’ten
oldu. Kaan Müjdeci, ilk filmi ile Venedik Film
Festivali ana yarışma bölümünde yer aldı ve bu
yarışmadan Jüri Özel ödülü ile ayrıldı.
Başarının ya da niteliğin tek kıstası kimi
otoritelerce ödüllendirilmek değil elbette.
Yukarıda bir kısmından bahsedebildiğimiz
ödüllerin haricinde pek çok yurt dışı
festivalinde gösterilen ve dünyanın
heryerinde sinemaseverlerle buluşan çok
başarılı yapımlarımız var ve sayıları giderek
artıyor. İçinde bulunduğumuz 2010’lar genç
ve cesur yönetmenlerin çıkış yaptığı, usta
yönetmenlerimizin olgunluk eserlerini ve yeni
denemelerini sunduğu bereketli bir dönem
olacak. Büyük festivallerden alınan ödüller ise
ülke sinemamıza dikkat çekmek adına büyük
önem arz ediyor.
Bal / Honey
--------------------------The Turkish Cinema has started its international
adventure when it was 50 years old. Its first
victory came with Metin Erksan’s 1964 film Dry
Summer (Susuz Yaz), which was crowned with
a Golden Bear at the Berlinale. This year, the
Turkish cinema celebrates its centenary anniversary
and two productions of Turkey origin won two of
the most prestigious awards of the world cinema.
One of them was Nuri Bilge Ceylan’s Palme d’Or
winner Winter Sleep (Kış Uykusu) and the other
was Kaan Müjdeci’s Sivas which vied as a part of
the main competition at Venice and received the
festival’s Special Jury Prize even though it was a
debut feature. Let’s take a look at the highlights of
the Turkish cinema’s adventure in the international
arena!
In 1964, the half a century long invisibility of the
Turkish cinema was broken by Dry Summer but
this particular triumph did not guarantee sustained
success. In the heydays of the industry, the total
number of Turkish films made per year has never
dropped down to two digits however most of the
titles were made exclusively for local audiences. Of
course there existed a particular niche of filmmakers
who were interested in contemplating about the
deeper philosophy of film and producing highquality stories. Nevertheless, they could not take the
step to establish Turkish cinema’s visibility abroad
as the industry itself did not have the foundations to
support such a venture.
However, 1982 saw a remarkable success. Yılmaz
Güney and Şerif Gören’s Yol, which was filmed,
edited and completed its submission in the face
of enormous challenges, won the Palme d’Or at
Festival de Cannes. Following this success, the
Turkish cinema resumed its isolated journey. The
Turkish cinema managed to bring home another
series of awards before late 90s. Ömer Kavur’s The
Secret Face (Gizli Yüz), based on Orhan Pamuk’s
screenplay vied at 1991’s Venice Film Festival and
won the Best Film Award at the Montreal Film
Festival. Tevfik Başer’s Locarno Silver Leopard
winner 1986 film 40 Quadratmeter Deutschland
was another significant success the decade has
witnessed.
However, the Turkish cinema had come to embrace
a new understanding and a new generation only by
the early 90s. Perhaps we can consider Reha Erdem’s
1988 film Oh, Moon! (A, Ay) as the herald of this
new prolific cohort. This new group of filmmakers
did not display a particular concern for giving birth
to a certain outlook nevertheless they produced new
and unique films. Mid 90s saw a renegade debut
winning the Special Jury Prize at Toronto IFF and
the Best Film Award at San Francisco FF. Made in
1997, the title was Derviş Zaim’s Somersault in a
Coffin (Tabutta Rövaşata). In 1998, Nuri Bilge
Ceylan won the Caligari Award at the Berlinale,
given to highlight innovative and young filmmakers
with Small Town (Kasaba).
Tepenin Ardı / Beyond the Hill
Turkish cinema’s international adventure gained
pace in the 2000s. Nuri Bilge Ceylan’s Distant
(Uzak), received the Special Jury Award at 2003’s
Festival de Cannes and Nuri Bilge Ceylan became a
‘regular’ of the festival. In 2004, Turkish-German
director Fatih Akın’s Head-On (Gegen die Wand)
won a Golden Bear at the Berlinale. Three years
later, Akın’s The Edge of Heaven (Auf de Anderen
Seite) has won the Best Screenplay award at Festival
de Cannes. In 2008, Nuri Bilge Ceylan has won
the Best Director Award at Cannes with Three
Monkeys (Üç Maymun) while Yeşim Ustaoğlu won
the Best Film Award at San Sebastian FF with
Pandora’s Box (Pandora’nın Kutusu) 2009 saw
Fatih Akın’s Soul Kitchen winning the Special Jury
Award at Venice Film Festival.
In 2010, the last film in Semih Kaplanoğlu’s
trilogy, Honey (Bal), won the Berlin Golden Bear.
Two years later Berlinale gave Emin Alper’s Beyond
the Hill (Tepenin Ardı) the Caligari Award and
Reis Çelik’s Night of Silence (Lâl Gece) Generation
section’s Best Film Award. Nuri Bilge Ceylan, with
his epic Once Upon a Time in Anatolia (Bir
Zamanlar Anadolu’da) won the 2011 Cannes’
Grand Jury Award, which was surpassed in 2014
with him winning the biggest award of Cannes, the
Palme d’Or, for his latest film Winter Sleep. The
same year, Kaan Müjdeci, with his debut feature
Sivas won the Special Jury Award at Venice Main
Competition.
films mentioned The Turkish cinema has produced
several successful titles that enchanted the audiences
worldwide as well as being screened at the festivals
and the number of productions increase every day.
The new decade of the 2000s will usher a fertile
period where many more emerging directors will
make their first outings, maestros of the cinema
will deliver their pieces of maturity. Awards won at
major festivals, in this regard, serve to highlight the
development of the Turkish cinema.
---------------------------
“Turkish cinema had
come to embrace a new
understanding and a new
generation only by the early
90s. Perhaps we can consider
Reha Erdem’s 1988 film Oh,
Moon! as the herald of this
new prolific cohort.’’
---------------------------
Of course being elected by authorities for an award
is not the sole criterion of success. Outside the
Pandora'nın Kutusu / Pandora's Box
ULUSAL UZUN METRAJ FİLM YARIŞMASI'NDA BUGÜN
TODAY ON NATIONAL COMPETITION
*Balık / Fish
*Annemin Şarkısı / Song of My Mother
16:00 - Aspendos Gösterimin ardından ekiple soru-cevap yapılacaktır
/ Q&A with the film crew after the screening
21:00 - Aspendos Gösterimin ardından ekiple soru-cevap yapılacaktır
/ Q&A with the film crew after the screening
Yönetmen / Director:
Derviş Zaim
Oyuncular / Cast: Bülent İnal, Sanem Çelik,
Myroslava Kostyeva, Gizem Akman, Melih
Sezgin, Coşkun Tamer
2014
Derviş Zaim, En İyi Senaryo dalında Altın
Koza kazandığı son filmi Balık’ta bir köyde, göl
kıyısında yaşayan balıkçı bir aileyi anlatıyor.
Zaim bu filminde doğa ile insan arasındaki
ilişkiye ve bu ilişkinin sürdürülebilirliğine dair
kafa yoruyor.
Bu filmin yaratım aşamasında, sizi harekete
geçiren ilk cümle neydi? Sonra neye dönüştü o
cümle?
“Para kazanma hırsı, Uluabat gölü kıyısında
yaşayan bir balıkçıyı çaresiz olduğu bir zaman
diliminde yakalamış olsa, balıkçının para
için yapabileceklerinin cüreti nereye kadar
uzanabilirdi” sorusu sorduğum ilk sorulardan biri
idi desem yanlış olmaz.
Son dönem Türkiye sinemasının genel resmi
içine bu film ne katıyor?
Balık filmi doğa ve insan ilişkisi üzerine
sorular sormayı tercih eden bir girişim. Filmin
sinemaya neler katabildiğini kendim anlatmak
istemiyorum. Çünkü böyle bir katkı sözkonusu
olmuş olsa bile, o muhtemel katkıyı benim
değil, filmin kendisinin veya seyircinin kendi
meşrebince ifade etmesi daha iyi olacaktır.
Söylemek istediğimi film sayesinde söylemeye
naçizane gayret ettim. Söylemeye gayret ettiğim
şeylerin başka bir dille, başka platformlarda bizzat
benim tarafımdan ifade edilmesini çok fazla
tercih etmiyorum.
Filminizin yapım sürecinden kısaca bahseder
misiniz?
Yaz ve kış çekimleri sözkonusu idi. Kışın karın
yağmasını beklemek ve çekim sonrası işlemlerini
halletmek işin zor kısımlarından biri oldu.
Bu filmi çekmeseydiniz filmografinizin eksik
parçasını nasıl tanımlardınız?
Doğa ile sürdürülebilir ve insani bir ilişkinin
yaşadığımız bu gelişme ve ilerleme çağında nasıl
olması gerektiği ile ilgili sorular insanlığın karşı
karşıya kaldığı önemli sorular arasındadır. Bu
soruları sormadığım bir filmin yaptıklarımın
arasında eksik olması gibi bir durum ortaya
çıkabilirdi.
Festivalin ardından filmin yolculuğu ne olacak?
Salonlarda gösterim başlayacak festivalin hemen
ardından. Umarım seyirciyi memnun etmeyi
başarırız.
Genel anlamda “film”lerle ilgili size en çekici
gelen şey(ler) nedir?
Her türlü seyir, inşa, yazma, tecrübe ediminin
birbirine benzemezliği hoşuma gidiyor.
İleride nasıl hatırlanmak istersiniz?
Başkalarının beni nasıl hatırlaması gerektiğine
dair birşey söylemek ne kertede doğru olur
emin değilim. Çünkü bu iş sürekli olarak inşa
edilebilen bir iş gibi geliyor bana. Ama şunu
söylemek mümkün sanırım: Pişman olacağım
büyük hatalardan fazla yapmamış biri olmayı
isterdim.
Farklı insanların filminizden farklı şeyler
alması sizi memnun eden bir şey mi?
Eğer böyle ise sözkonusu durumun devam
etmesini dilerim.
-------------------------Derviş Zaim narrates the story of a fishmonger
family living on the banks o a lake in Fish, the
winner of Best Screenplay Award at the Adana
Golden Boll Film Festival. Zaim’s film contemplate
on the relationship between man and nature and
the sustainability of it.
What was the phrase that motivated you to
make this movie? And what did it transform
into, during the process?
One of the initial questions that popped in my mind
was, “How far a fisherman’s daring go if he finds
himself caught in a desperate situation and is urged
to raise funds in a short time?”
should remember me in the future would make
sense. I guess this can very well change constantly.
But I can say this: I would like to be a person who
did not make big mistakes that bring deep regret.
What does the film contribute to the recent
picture of the Turkish cinema?
Fish endeavours to ask questions concerning the
relationship of man and nature. I myself do not
want to explain what it can represent in the
current state of the Turkish cinema. For if such a
contribution does exist, the quality of that should be
expressed by the film itself, or by the viewers, not by
me. I tried my best to make a statement with and
through the film. I would not prefer voicing them in
another language, on other platforms.
Different people learning different things from
your films... Is this something that pleases you?
If it is so, I hope this will continue.
Could you explain in brief, the production
process?
We had to film during winter and summer. Waiting
for the snow to fall and putting things in order after
filming, these were the difficult parts of the job.
What would remain missing from your
filmography if you had not engaged in shooting
this film?
The quality and the requisites of a sustainable and
humane relationship with nature remains one of the
important questions humanity faces in this age of
fast-paced technological development. A film that
has to pose such questions would be missing from my
works.
How the film will resume its journey after the
Golden Orange?
Theatre release will follow the film’s festival
screenings. I hope we’ll make our viewers happy.
What is the most interesting thing when it
comes to “films” in general?
Each single experience/endeavour of watching,
composing, writing and experiencing films is
unparalleled and one of a kind.
How would you like to be remembered in the
future?
I don’t think saying something about how people
Yönetmen / Director:
Erol Mintaş
Oyuncular / Cast: Feyyaz Duman, Zübeyde
Ronahi, Nesrin Cavadzade, Aziz Çapkurt,
Cüneyt Yalaz
2014
Erol Mintaş’ın ilk uzun metraj filmi Annemin
Şarkısı dünya prömiyerini yaptığı Saraybosna
Film Festivali'nde en iyi filme verilen
Saraybosna'nın Kalbi ve En İyi Erkek Oyuncu
ödüllerini kazandı. Tarlabaşı kentsel dönüşüm
ile yıkılacağı için mahalleden, şehrin çeperlerine
sürülen bir anne – oğula odaklanan filmde,
annenin rüyalarında duyduğu şarkı İstanbul’da
aranıyor.
Önceki kısa filmleri Butimar ve Berf ile
Annemin Şarkısı ‘nın oluşturduğu üçleme
üzerine:
Kısa film bir basamak olarak görülür. Ama ben
kısa filmle uzun arasında bir fark olduğunu
düşünmüyorum, onun için üçlemeyi iki
kısa bir uzun filmle yaptım. Butimar’da ben,
rüyada gördüğüm bir kareden yola çıkmıştım.
İstanbul’da kış. Bir adam, hurda arabası vardır ya,
ona annesini yerleştirmiş İstanbul sokaklarında
koşturuyor. Ama kar yağıyor. Berf’in hikâyesi onu
çekerken oluştu. Çocukluğumdan aklımdadır
zaten. Yaşlılar, ölmeye hazırlanırken, dağdan bir
avuç kar ister. İnsanlar atlara biner, kar bulur.
Onu Doğubeyazıt’ta çekerken de Annemin Şarkısı
oluştu kafamda. Konu olarak birbirini takip
etmiyor ancak temaları ortak.
(Kaynak: Evrensel – Çağdaş Günerbüyük)
Kürtçe film çekmek üzerine:
Kürtçe film çekmek filme ne bir şey katıyor, ne
bir şey götürüyor. Ben yarın bilinmeyen bir dilde
film de çekerim, altyazıyı koyarım. Kimse o dilin
ne olduğuyla ilgilenmez, belki sorarlar hangi dil
olduğunu, o kadar. Onun dışında sinemanın
olanaklarını nasıl kullandığımız asıl mesele.
Benim için Kürtçe film çekmek ise, dilime karşı
bir görev gibi düşünüyorum. Dilin kayıt altına
girmesi, literatüre katkı koymak.
(Kaynak: Evrensel – Çağdaş Günerbüyük)
Anne rolündeki Zübeyde Ronahi’nin filme
dahil oluşu üzerine:
Kendisi benim arkadaşlarımdan birinin annesi.
Ermeni soykırımı ile alakalı bir konferansta
tanışmıştık. Bir Ermeni mahallesinde yaşıyorlar
ve bir gün onu, eski günler hakkında konuşması
için davet ettiler. Onun yüzünü ve gözlerini, ne
kadar etkileyici biri olduğunu gördüğümde bu
rol için doğru seçim olacağını düşündüm. Başta
filmde rol almayı kabul etmedi. Uzun süre onu
ikna etmek için çabaladım; hatta ailesini de
bu konuda bana yardımcı olmaları için kendi
tarafıma çekmeyi başardım. Yapmayacağını
söylediğinde anne rolü için oyuncu arayışlarına
girdik fakat hâlâ onu düşünmeye devam ettim.
Ona, eğer rol almayı kabul etmez ve bu yüzden
filmi zamanında yetiştiremezsek, Kültür
Bakanlığı’ndan aldığım maddi desteği iade
etmem gerekeceğini söyledim. En sonunda köyün
muhtarı olan kuzeni tarafından bu rolü kabul
etmesinin Kürt dili ve kültürü için önemli bir
şey olacağı konusunda ikna edildi. Ve her şey,
gelmiş geçmiş en profesyonel aktrismişçesine
bir performans sergilemesiyle son buldu. Tek
kelimeyle görkemliydi.
(Kaynak: Sinematopya – Cineurope’tan çeviri)
Filmin finansmanının nasıl sağlandığı üzerine:
Bütçemiz yaklaşık olarak 300 bin Euro’ydu ve
Kültür Bakanlığı ile Cinemas du Monde ve 1000
VOLT’tan kazandığımız iki post-prodüksiyon
ödülünden gelen desteklerle bütçemizi
oluşturduk. Finanse etmek için hayli bir sert
film yapıyorduk ama Kürt toplumundan ve bazı
online yardım sitelerinden destek aldık. Bazı
Kürt iş adamları bu hikâyenin tüm ulus için bir
dava niteliğinde olduğunu fark etti. Bu vesileyle
de nakliye ve catering gibi önemli kısımlar için
sponsor bulmuş olduk.
(Kaynak: Sinematopya – Cineurope’tan çeviri)
--------------------------
Erol Mintaş’s debut feature Song of My Mother
won the Heart of Sarajevo Award as well as the
Best Actor Award at Sarajevo Film Festival where it
made its premiere. Focusing on the story of a mother
and son who had to leave their old neighbourhood
Tarlabaşı and relocate in a suburb due to
gentrification, the film tracks a song that the mother
hears in her dreams.
On the trilogy that comprises of his previous
shorts Butimar and Berf, and his feature Song
of My Mother:
Short films are generally considered to be a stepping
stone. But I do not think there is a great difference
between shorts and feature films. This is why I
made a trilogy comprising of two shorts and one
feature. For Butimar, I departed from a picture I
dreamt. Winter, in Istanbul. A man has a rickety
hand truck, his mother sitting on it, they travel
the streets of Istanbul, under snow. The story of
Berf emerged when shooting Butimar. It has been
wandering in my mind since my childhood. When
old people lie to die, they want a handful of snow
from the mountains. People hop on their horses
and head to the mountain to get snow. When I was
shooting it in Doğubeyazıt, the story of Song of my
Mother emerged. Three do not complete each other
with regards to their stories but they have common
themes.
(Source: Evrensel – Çağdaş Günerbüyük)
On filming in Kurdish:
Making a Kurdish language film does not add
anything to the film, neither it does extract
something from it. I can shoot a film in an
incognito language and subtitle it. No one would
care about the language, maybe they would ask but
they would focus on the film itself. The question is
how we use the opportunities presented to us. For
me, filming in Kurdish is my duty toward my native
language. Making another entry in the literature,
adding to it.
(Source: Evrensel – Çağdaş Günerbüyük)
On Zübeyde Ronahi’s being cast as the mother:
He is the mother of one of my friends. We had
met at a conference about the Armenian genocide.
They live in an Armenian neighbourhood and
they invited her to talk about the old days. When
I saw her face and eyes, how impressive they were,
I thought she would be the best choice for this
film. She did not accept at first. I worked for long
to persuade her; I even managed to convince her
family to help make up her mind. When she said
no, we resumed our search for an actress but her
image remained in my mind. I told her that if she
does not accept the role and if we fail to deliver the
film, I would have to return the pecuniary support
we obtained from the Ministry of Justice. In the
end, her cousin, the head of the village persuaded
her, saying her accepting the role would benefit
the preservation of the Kurdish language and the
Kurdish culture. And she ended up performing like
the most professional actress, ever. She was simply
spectacular.
(Source: Sinematopya – original article: Cineuropa)
On how he put together the budget of the film:
Our budget was around EUR300.000. We found
the necessary funds through the support of the
Turkish Ministry of Culture and we won two
post-production awards from Cinemas du Monde
and 1000 VOLT. We were making a rather radical
film that might not be easy to finance. We obtained
support from the Kurdish community and some
crowdfunding sites. Some Kurdish businessmen
noticed that the film was a part of a greater cause
for the whole Kurdish nation so we found our
transportation and catering sponsors.
(Source: Sinematopya – original article: Cineuropa)
FOTOĞRAFLARLA FESTİVAL /
ULUSLARARASI
YARIŞMA’DA BUGÜN
FESTIVAL IN PHOTOS
TODAY ON INTERNATIONAL
COMPETITION
Abbas Kiarostami
Mahkeme / Court
Yönetmen / Director: Chaitanya Tamhane
Hindistan / India
18:00 – Migros AVM 5
*Bir kanalizason işçisinin ölü bulunması üzerine, intihara teşvik eden şarkılar söylediği
gerekçesiyle, işçinin ölümünden sorumlu tutulan bir şarkıcının mahkemesi takip ediliyor.
*Mumbai’de geçen film, ülkenin yargı sistemini sınıf ve iktidar ilişkileriyle gözler önüne
seriyor.
*Mahkeme genç yönetmenin ilk filmi.
*Sanat filmleri yapımcısı ve dağıtımcısı Fransız Memento Film, Venedik Film
Festivali’ndeki gösteriminden önce filmin haklarını satın aldı.
*Venedik Film Festivali’nde Geleceğin Aslanı ödülüne layık görüldü.
-------------------------------------------------*Court follows the trial of a folk singer who is accused of the crime of singing inciting songs
which allegedly encouraged a sewer worker to kill himself.
*Set in Mumbai, the film reveals the juridical system of India and its entangling class and
power relations.
*Court is the debut feature of young filmmaker Chaitanya Tamhane.
*Arthouse production hub & distro French Memento Films acquired the rights of the title prior
to its Venice premiere.
*Court was awarded the Lion of the Future.
TÜRKİYE SİNEMASINDA 30’LAR
30s IN THE TURKISH CINEMA
*Çekilen film sayısı: 18.
*1931’de Muhsin Ertuğrul’un Mısırlı ve Yunan oyuncularla birlikte çektiği İstanbul Sokakları ilk ortak
yapım olarak tarihe geçti.
*1932’de, Muhsin Ertuğrul ve Türkiye Sinema Tarihinin en önemli filmlerinden Bir Millet Uyanıyor
çekildi.
*Bir Millet Uyanıyor’da “Yahya Kaptan” rolüyle büyük beğeni toplayan Atıf Kaptan, halk içinde ünlenip
öne çıkan ilk oyunculardan biri oldu.
*1933 özellikle güldürü, vodvil ve operet türü filmlerin yılı oldu. Muhsin Ertuğrul ve Nâzım Hikmet
birlikte Cici Berber filmini çekti.
*1934’te Muhsin Ertuğrul’un ikinci kez sinemaya uyarladığı Leblebici Horhor Ağa, 2. Venedik
Uluslararası Film Festivali’nden Onur Ödülü'yle döndü ve Türkiye sinemasının uluslararası alandaki ilk
başarısına imza attı.
*1935’te Muhsin Ertuğrul, Sovyet sinemasının esintilerini taşıyan ve Türkiye’de çekilen ilk köy filmi
olan Bataklı Damın Kızı Aysel’i çekti.
*Bataklı Damın Kızı Aysel’in başrol oyuncusu Cahide Sonku, öne çıkan ilk kadın yıldızlardan oldu.
*Gerçek bir hayat hikâyesinden uyarlanan film, çocukluğunda beyin felci teşhisi konulan
Mateusz’un izleyene iyimserlik aşılayan yaşamını anlatıyor.
*Dışarıdan algılanan ile içeride cereyan eden iki farklı dünyayı gösteren film, bu durumu
güçlü bir dil ile anlatıyor.
*Hikâyesi ile Kelebek ve Dalgıç (The Diving Bell and the Butterfly) etkisi yaratsa da kendi
özgün diline sahip.
*Başrolündeki Dawid Ogrodnik’in başarılı performansıyla adından söz ettiren film, Seattle
ve Polonya Film Festivalleri’nden En İyi Aktör ödülü aldı.
*Dünya Prömiyerini yaptığı Montreal World Film Festivali’nden Grand Prix des Ameriques
ve Polonya Film Festivali’nden En İyi Senaryo ödülleriyle döndü.
-------------------------------------------------*Adapted from a true story, the film tracks the optimism-inspiring life of Mateusz, who was
diagnosed with cerebral palsy as a kid.
*The film’s perspective is split into two angles, one following what happens within and the other,
without, utilizing a powerful language.
*The story of isolation may resemble The Diving Bell and the Butterfly but the film is
distinguished with its unique film language.
*Acclaimed also for the performance of its star Dawid Ogrodnik, the film returned with Best
Actor Awards from Seattle and Poland Film Festivals.
*It has won the Grand Prix des Ameriques award at the Montreal World Film Festival where it
launched its world premiere and the Best Screenplay Award at the Polish Film Festival.
İyi Biri film ekibi / A Good Fellow film crew
--------------------------------------------------------*Total number of films made: 18.
*First co-production: Muhsin Ertuğrul’s İstanbul Sokakları (In the Streets of Istanbul), which cast Egyptian
and Greek performers, saw the light of the day in 1931.
*In 1932, Bir Millet Uyanıyor (A Nation is Awaking) one of the most important films in the filmography
of Muhsin Ertuğrul and the history of the Turkish Cinema.
*Captain Atıf, who won immense acclaim with his performance as “Captain Yahya” in Bir Millet Uyanıyor
became one of the first actors who won the hearts of the Turkish film lovers.
*1933 was the year of vaudevilles, operettas and comedies. Muhsin Ertuğrul and Nâzım Hikmet made Cici
Berber (The Pretty Barber).
*In 1934, Muhsin Ertuğrul’s second silver screen adaptation of Leblebici Horhor Ağa (Horhor the
Chickpea Seller) returned from the second Venice International Film Festival with a Honour Award and
marked the first international success of the Turkish cinema.
*In 1935, Muhsin Ertuğrul made Bataklı Damın
Kızı Aysel (Aysel The Girl from the Swampy Roof ),
the first ever village film which bore influences of
Antalya Büyükşehir Belediye Başkanı
The Mayor Of Antalya Metropolitan Municipality
the Soviet Cinema.
Festival Başkanı
*The lead actress of Bataklı Damın Kızı, Aysel
Festival President
Cahide Sonku, enjoyed immense popularity as one
Menderes Türel of the first actresses of the Turkish cinema.
Her Şeye Rağmen / Life Feels Good
Yönetmen / Director: Maciej Pieprzyca
Polonya / Poland
21:00 – Migros AVM 5
Filmin prömiyerinde Kuzu ekibi / The Lamb crew at the film's premiere
Kapak İllüstrasyonu / Cover Illustration:
Kış Uykusu /
Winter Sleep
İllüstrator /
Illustrator:
Ethem Onur Bilgiç
1986, İnebolu
doğumlu. Lise
öğrenimini Ereğli
Konya Anadolu
Lisesi’nde tamamladı.
2007 Mimar Sinan
Güzel Sanatlar
Üniversitesi Grafik Tasarım Bölümüne girdi.
Dergi, kitap, yayın evleri ve film festivalleri
için illüstrasyon ve grafik çalışmaları yapan
Bilgiç, aynı zamanda animasyon filmler
üzerine de çalışmakta ve üretimlerine
İstanbul’da kendi atölyesinde devam
etmektedir.
Born in 1986, İnebolu, Ethem Onur Bilgiç
started studying graphic design in 2007 at
Mimar Sinan Fine Arts University. Bilgiç has
been making illustrations for magazines, books,
publishing houses, movies and festivals and also
does motion graphics.
Kısadan Uzuna gösterimlerine öğrencilerin ilgisi yoğundu / Many students showed up at
From Short to Feature screenings
Antalya Film Forum etkinliği / The Forum event
Festival Direktörü
Festival Director
Elif Dağdeviren
FESTİVALDE BUGÜN
/WHAT’S ON TODAY
Festival Direktör Yardımcısı
Festival Director Assistant
Melikşah Altuntaş
Bugünkü etkinliklere dair notlar
/ Notes on today’s events
*Bu yayın Bant Mag. tarafından 51. Uluslararası
Antalya Altın Portakal Film Festivali için
hazırlanmıştır. This daily publication is created by Bant Mag. for
51st Antalya Golden Orange Film Festival.
Koordinasyon / Coordination: Zeynep Ocak
Yazı İşleri / Writers : Mustafa Doğulu,
Altay Aydemir, Mertcan Ayhan
Çeviri / Translation: Mutlu Yetkin
Tashih / Proofreading: Nihan Katipoğlu
Uluslararası Yarışma Jürisinden Andreas Sinanos, Halit Ergenç ve Tilde Corsi /International Competition Jury members Andreas Sinanos,
Halit Ergenç and Tilde Corsi
Antalya Film Forum etkinliği / The Forum event
Kısa Film Yarışması Jürisi Tevfik Başer, Özge Özpirinçci, Prof. Dr. M. Bilal Arık / National Short Film
Competition Jury Tevfik Başer, Özge Özpirinçci, Prof. Dr. M. Bilal Arık
Panel: Yapımcılarla Sinemanın Geleceği
Üzerine / Panel Discussion: Producers Talking
About The Future of the Cinema
14:00 - Su Otel Voda Salonu
/ Su Hotel Voda Conference Room
FESTİVALDE YARIN
/WHAT’S ON TOMORROW
Yarınki etkinliklere dair notlar
/ Notes on tomorrow’s events
Ustalık Sınıfı / Master Class:
Abbas Kiarostami
ANSET Özel Sağlık ve Eğitim Kültür İnşaat
Tic. Ltd. Şti.
Meltem Mh. Sakıp Sabancı Bulv. Atatürk Kültür
Parkı İçi AKM No:7 Muratpaşa / ANTALYA
Telefon : +90 (242) 248 90 22
Fax : +90 (242) 243 92 82
E-Mail : [email protected]
www.anset.com.tr
14:00 - Su Otel Voda Salonu
/ Su Hotel Voda Conference Room
Antalya Film Forum Ödül Töreni
/ Antalya Film Forum Award Ceremony
20:30 - AKM
Çekmeköy Underground prömiyerinin ardından film ekibiye soru-cevap / Q&A with the Arabesque
Underground crew after the premiere
Kutluğ Ataman
Yaşamın Kıyısında / The Edge of Heaven
Uzak / Distant
BUGÜN NE İZLESEM / WHICH FILMS TO SEE TODAY
Yarışma dışı gösterimlere dair bilgiler ve notlar / Notes on out of competition titles
Ulusal Uzun Metraj Film
Yarışma Dışı / National Out Of
Competition
winner of Best Screenplay at Cannes and the Special
Jury Prize, Best Director and Best Editing Awards
at the Golden Orange, The Edge of Heaven is the
story of lives that intersect between Germany and
Turkey.
Dünya Sinemalarından / Panorama
Dile Veda / Goodbye to Language
Yönetmen / Director: Jean-Luc Godard
14.15 - Migros AVM 2
Uzak / Distant
Yönetmen / Director: Nuri Bilge Ceylan
15.00 – Perge
Toz Ruhu / Spirit of Dust
Yönetmen / Director: Nesimi Yetik
13.00 – Aspendos
Neden izlemeliyim? Adana Altın Koza Film
Festivali’nden En İyi Film, En İyi Erkek Oyuncu
ve En İyi Sanat Yönetimi ödülleri kazanan Toz
Ruhu, Annem Sinema Öğreniyor adlı kısa filmi ile
tanınan Nesimi Yetik’in ilk uzun metrajlı filmi.
Film, 37 yaşındaki gündelikçi Metin’in hayatının
değişimini anlatıyor.
Why a Good Pick? The winner of the Best Film,
Best Actor and Best Art Direction Awards at
the Adana Golden Boll Film Festival, Spirit of
Dust is the debut feature of Nesimi Yetik, who
won recognition for his short My Mother Learns
Cinema. The film tells the story of the life of day
labourer 37 year old Metin.
Cannes’da Türkiye / Turkish
Cinema in Cannes
Yaşamın Kıyısında / The Edge of Heaven
Yönetmen / Director: Fatih Akın
12.00 – Perge
Neden izlemeliyim? Tuncel Kurtiz, Nurgül
Yeşilçay, Hanna Schygulla gibi isimlerin
başrolünde yeraldığı Fatih Akın imzalı Yaşamın
Kıyısında, Cannes Film Festiivali’nden En İyi
Senaryo ödülü ve Altın Portakal’dan da Jüri Özel
ödülü, En İyi Yönetmen ve Kurgu ödüllerini
almıştı. Film, Türkiye – Almanya arasında kesişen
farklı hayatları gösteriyor.
Why a Good Pick? Fatih Akın’s successful film, the
Neden izlemeliyim? Cannes Film Festivali’nden
Jüri Büyük Ödülü ve En İyi Erkek Oyuncu ödülü
kazanan Uzak, Altın Portakal’dan da En İyi Film,
En İyi Yönetmen, En İyi Senaryo ödüllerinin
sahibi oldu. Filmde, İstanbul’da yaşayan
fotoğrafçı, taşradan gelen genç bir akrabasını
evinde ağırlamak durumunda kalır.
Why a Good Pick? The winner of the Grand Prix
and the Best Actor awards at Cannes, Distant
had received the Best Film, Best Director and Best
Screenplay Awards at Antalya Golden Orange Film
Festival. The film tells the story of a photographer
living in Istanbul, who has to host his relative from
the countryside.
Teşekkürler Bayanlar ve Baylar / Thank
You Ladies & Gentlemen
Yönetmen / Director: Nigol Bezjian
16.45 – Migros AVM 6
Neden izlemeliyim? Suriyeli sığınmacıların
Lübnan’daki kampta geçen bir gününün
anlatıldığı film, şiddetin ve haberlerin soğuk ve
rakamsal dili yerine bir gün evlerine dönecekleri
umuduyla yeni yaşamlara başlayan Suriyeli
sığınmacıların gündelik yaşamlarına şiirsel bir dili
tercih ediyor.
Why a Good Pick? Bezjian’s opts for a poetic
language instead of a cold and statistical one
imbued with news footage and images of violence to
track one day in the lives of Syrian refugees staying
in a camp in Lebanon.
Özgürlük Rüzgarı / Spirit of
Freedom
Yol / The Road
Yönetmen / Director: Şerif Gören
19.00 – Perge
Serap / Mirage
Neden izlemeliyim? Cezaevinden bayram izni
alarak evlerine gitmek isteyen beş mahkumun
yolda yaşadıkları zorluklar ve ülkedeki
değişikliklerin anlatıldığı film, 1982 yılında
Cannes Film Festivali’nden Altın Palmiye ile
ayrılmıştı.
Why a Good Pick? The unforgettable classic of the
Turkish cinema and its first triumph at Cannes,
winning a Palme d’Or in 1982, The Road is the
story of five inmates on furlough and what they
experience on the road back home.
Neden izlemeliyim? Szabolcs Hajdu’nun
Macar sineması ve western türü geleneklerinden
beslenen son filmi, Macaristan’ın kalbi Puszta’nın
etkileyici atmosferinde geçiyor. Film, modern
kölelik konusunu işliyor.
Why a Good Pick? Combining Hungarian cinema
and Western traditions, Hajdu’s film is set in the
impressive atmosphere of Puszta. The film is about
modern slavery.
Serap / Mirage
Ustaların Gözünden / Through the
Masters’ Lens
Yönetmen / Director: Szabolcs Hajdu
19.15 - Migros AVM 6
Neden izlemeliyim? 84 yaşındaki usta yönetmen
Jean Luc Godard, halen yenilikçi bir sinema
peşinde film üretmeye devam ediyor. Son filmi
Dile Veda ile Cannes Film Festivali’nden Jüri
Özel Ödülü alan yönetmenin bu fiminde evli
bir kadın, bekar bir erkek ve bir köpeğin yolları
kesişir.
Why a Good Pick? Jean Luc Godard, 84 year old
master director remains ever-innovative. His latest
film Goodbye to Language has won the Special
Jury Award at Cannes. The film is the story of a
married woman, a single man and a dog whose
paths cross.
Ulusal Belgesel Özel Gösterimler
/ National Documentary Special
Screenings
Torosların Kayıp Çocuğu: Osman Şahin
/ The Lost Child in the Taurusus “Osman
Şahin”
Yönetmen / Director: Çetin Tunca
16.30 – Akdeniz Üni. Olbia
Neden izlemeliyim? Yazar Osman Şahin’in
edebiyat ve sinema dünyasıyla ilgili düşüncelerine
Şerif Gören, Erden Kıral, Tarık Akan, Hülya
Koçyiğit ve Burçak Evren gibi isimlerin
yorumlarıyla yer veriliyor.
Why a Good Pick? The film communicates author
Osman Şahin’s opinions about the world of cinema
and literature along with commentaries by names
such as Şerif Gören, Erden Kıral, Tarık Akan,
Hülya Koçyiğit and Burçak Evren.
Dile Veda / Goodbye to Language
Download

Günlük Festival / Sayı 8 - Altın Portakal Film Festivali