T Ü R K İY E
VE
ORTA DOĞU AMME İD A R ESİ EN STİTÜ SÜ
Y A Y IN L A R I
MERKEZÎ HÜKÜMET TEŞKİLÂTI
KURULUŞ VE GÖREVLERİ
MERKEZÎ HÜKÜMET TEŞKİLÂTI
ARAŞTIRMA PROJESİ
YÖNETİM KURULU RAPORU
A N K A R A — 1966
Birinci Baskı : 1963
îkinci Baskı : 1966
ANKARA ÜNİVERSİTESİ . BASIMEVİ . 1966
Merkezî Hükiiiîiet Teşkilâtı Araştırma Projesi
Yönetim Kurulu.
Tahsin Bekir Balta
I. Başkan
Kem al Fikret Arık
II. Başkan
K enan Sürgit
Proje D irektörü
Mümtaz Soysal
G enel R a p ortör
Haşan Şükrü Adal
Süleyman Demirel
Ziya Eralp
John W. Foster
A rif Payaslıoğlu
SU N U Ş
İlk baskısı 1963 yılında yapılan bu eserin mevcudu kısa zamanda
tükenmiş ve devamlı istekler karşısında yeni bir baskı yapmak ihtiyacı
hasıl olmuştur,
İkinci baskısını okuyucularımıza sunmakla zevk duyduğumuz bu
raporun, Türk idaresi üzerinde Türk uzmanlar tarafından yapılmış
geniş çaplı ilk inceleme olması dolayısiyle tarihî bir değer taşıdığı
kanısındayız. Türk kamu yönetiminin çok önemli bir kesimini kapsamı
içine alan rapor, bir yandan o zamana kadar daha çok en yakın ilgililer­
ce bilinen -ya da bilindiği sanılan- birçok problemleri gün ışığına çı­
karıp tartışma konusu yapılmalarını mümkün kılması bakımından,
öbür yandan ihtiva ettiği tavsiyelerin değeri dolayısiyle gerçekten dik­
kate değer bir eserdir. Rapordaki tavsiyelerin, daha sonraki “idareyi
ve İdarî metotları yeniden düzenleme” çalışmaları için hareket nok­
tası olarak kabul edilmesi ve bu yolda harcanan çabalarda ilham kay­
nağı teşkil etmesi eserin yüksek değerinden ötürüdür. Enstitümüz
tarafından İngilizce olarak da yayınlanan bu eser, başka ülkelerde de
geniş bir ilgiyle karşılanmıştır.
Kısaca M E H T A P (Merkezî Hükümet Teşkilâtı Araştırma Pro­
jesi) Raporu olarak tanınan bu kitabın devlet örgütümüzün çeşitli
kademelerinde görev almış yöneticiler ve memurlar, parlamento
üyeleri, üniversite öğrencileri ve genel olarak Türk idaresiyle ilgilenen
herkes için uzun yıllar çok faydalı bir kaynak vazifesi görmeye devam
edeceğine inanıyoruz. Birinci baskıda bulunmayan, fakat bu defa ki­
tabın sonuna ilâve ettiğimiz alfabetik fihristin, eseri daha da kullanış­
lı ve faydalı hale getireceği muhakkaktır.
Ankara, 22 Eylül 1966
Genel Müdür
Prof. Dr. Cemal Mıhçıoğlu
V
ÖNSÖZ
Yayınladığım ız rapor, idaremizi geliştirme gayretlerine yardımcı
olmak üzere Hükümet kararı ile yapılan etraflı bir araştırmanın
verisidir.
Araştırma, Devlet Planlama Teşkilâtının isteğiyle ve Türkiye ve
Orta Doğu Amme İdaresi Enstitüsünün ilgili uzmanları tarafından
yapılan ön hazırlığa dayanılarak, Türkiye ve Orta Doğu Amme İda­
resi Enstitüsü, Devlet Planlama Teşkilâtı, Devlet Personel Dairesi,
Ankara üniversitesi ile ilgili bakanlık ve dairelerin işbirliği suretiyle
yapılmıştır. Raporun ihtiva ettiği sonuç ve tavsiyelere, kendi İdarî
ihtiyaç ve tecrübelerimizi, modern idarecilik bilgi ve tecrübelerinin
ışığı altında eleştrip değerlendirmek suretiyle varılmıştır.
Araştırma, ilgili Bakanlık ve dairelerin uzman, bilgi, malzeme
ve vasıta vermede içten gelen cömertlikleri, fakat herşeyin üstünde,
projede görev alanların bilgi ve tecrübeye dayanan ciddi ve feragat­
li çalışmaları sayesinde başarılmıştır.
Benzer araştırmaların hem diğer idari sahalarda yapılması,
hem de muntazam fasılalarla gelecekte tekrarlanması lüzumunu
belirtmek isteriz. Her alanda olduğu gibi, idare alanında da geliş­
me ve ilerlemenin ön şartı, ihtiyaçları ve çarelerini İlmî usullerle
araştırıp kestirmektir. Şunu özel olarak ifade edelim ki her kuruluş
gibi idare de ancak kendi yetkilerinin ve uzmanlarının bilgi, tecrü­
be, anlayışları ile düzelip gelişebilir. Bu hususta dış araştırma ve
telkinlerin rolü mahdut kalır. Bir kere idarenin işleyişindeki eksik­
ler ve aksamalar hakkında dıştan yeterli bir fikir edinmek güçtür.
Nitekim bu araştırmamızda ve vardığımız sonuçlar ve tavsitelerde,
idare içindeki uzmanların sağladıkları bilgi ve görüşler temel kay­
nak teşkil etmiş, bunlar ön planda gözönünde tutulmuştur. Öte yan­
dan her insan kuruluşu gibi idareden de ancak kendi yetkilerinin ve
uzmanlarının kavrayıp benimsedikleri icraat beklenebilir. Bakanlık
VII
ve dairelerden çalışmalarımıza katılan uzmanların ortaya koyduk­
ları tecrübe, bilgi ve fikirler bir defa daha göstermiştir ki idaremiz,
kendisini memleket ihtiyaçlarına ve modern icaplara tam manasıyle uygun bir seviyeye ulaştıracak elemanlara sahiptir. Bütün ek­
sikliklerimize rağmen, içerde ve dışarda yetişmiş elemanlarımızın
sayısı çok artmıştır. Her kuruluş gibi idarenin de gelişme ve başarı
sının temel unsuru eleman olduğuna göre, azimli ve anlayışlı bir siyasî
ve İdarî yönetim için idaremizi özlediğimiz seviyeye eriştirmenin esas
şartı mevcuttur.
Proje Yönetim Kurulu
VIII
İÇİNDEKİLER
I.
Sunuş
............................................................. .........................
Önsöz
............................................................. .................. ..
I
MERKEZÎ HÜKÜMET TEŞKİLATININ GENEL
YAPISI ......... ...................... ................................... ..
5
Bakanlar Kurulu .........
............
»
B a k an lık la r...................................... .. . . . ..........................
Devlet Bakanlıkları ve Başbakan Yardım cılıkları . , «,
Başbakanlığa Bağlı Daireler ......................... ..............
M uhtar Kurum lar .........................................................
İdarî Kuruluşlara Ait M evzuat o. . ........... ..
Merkezî Hükümet Teşkilâtının Taşra Birimleri . .
M ahallî Toplulukların Kalkınması . . ..................... ..
İdarî Usuller .................................... ..
5
15
16
17
19
29
39
48
55
........... ..
57
Koordinasyon .........................................................
Planlama ..........................
İstatistik ............................................... ..
o. . . . . . . . . .
Personel ..................................................... ............ .... .. .
Teftiş ve Denetleme
...............
............ .
Bilimsel Araştırma .......................................... ..
Tetkik Kurulları . ........... ..
İdareyi' Geliştirme . . . . . . . . . . . e
.
Dairelerin Bina, Böro ve Basım İhtiyaçları ........... ....
57
64
70
73
100
115
123
125
132
o r tak
A.
B.
C.
D.
E.
F.
G.
H.
I.
IIL
V II
GÎRÎŞ ..................................................... .....................
,A«
B.
C.
D.
E.
F.
G.
H.
î.
il
V
gö revler
GELEN EKSEL G Ö R E V L E R
.....................
A. Adalet . ............... ............................... ..
e. . . . .
B. İçişleri
......................................... ........... .... ...................
C. Dışişleri ..............................................................................
141
141
152
167
IX
IV ,
M A LÎ ve
A.
B.
G.
D.
E.
F.
G.
H.
L
i.
J.
K.
L.
M.
V.
V I.
Vn.
İKTİSADÎ GÖREVLER ..............................
M alî İdare ........................................................................
Gümrük ve Tekel ...........................................................
Ticaret .................................................................. ............
Sanayi ................................................................................
Su, Enerji, Yakıt ve Tabii Kaynaklar .....................
Bayındırlık ve Ulaştırma ...............................................
Tarım
................... ...........................................................
Meteoroloji İşleri ....................... ............................. ..
Gıda ...................................... ..............................................
T o p r a k .................................................................................
İmar ve İskân ..................................................................
Tapu ve Kadastro ................. ......................................
Harita İşleri ........................................ .............................
Turizm ve Tanıtma .......................................................
SO SYAL G Ö R E VLER
.................................................... ..
182
182
222
227
250
267
275
282
300
303
311
319
330
334
335
356
A. Sağlık .................................................................................
B. Çalışma Hayatının Düzenlenmesi ve Sosyal Güven­
lik
.................................... .............. ...............................
356
KÜ LTÜ REL G ÖREVLER
........... ............................... ....
377
A. Kültür ve Eğitim
......................... ........................... ..
B. V akıflar ..................... .........................................................
C. Din İşleri
........................................................................
377
392
396
G Ö R E V L E R D E K İ E K S İK L İK V E E K S İK L İK L E R İN
SE B E P L E R İ ............................................... ............................
400
364
V ra . TEKLİFLERE
GÖRE
MERKEZÎ HÜKÜMET
TEŞKİLATININ TEMEL KURULUŞU .................
IX. YAPILMASI GEREKEN BAŞKA ARAŞTIRMA-
407
L A R ............................................................................ ..
414
EKLERs
I.
Kararname Sureti ......................... ..........................................
419
II.
Başbakanlık D ir e k tifi......................... .....................................
421
III.
Proje Yönetim Kurulu ve Merkezî Araştırma Grubu.
425
IV .
Araştırma Konusu Daireler, Daire Temsilcileri ve Araş­
tırmayı Yapan Araştırma Ekibi Ü y e le r i ..........................
430
Raportörler
............................................................. ............ ....
434
FİHRİST ....................................................................
437
V.
..
MERKEZÎ HÜKÜMET TEŞKİLÂTI
KURULUŞ VE GÖREVLERİ
GtRtŞ
Bakanlar Kurulu, 13.2.1962 gün ve 6 /209 sayılı kararı ile “T ür­
kiye Merkezî Hükümet Teşkilatına dahil bakanlık, daire ve mü­
esseseler arasında (Türkiye Büyük Millet Meclisi, Cumhurbaşkan­
lığı, Genel Kurm ay Başkanlığı, M illî Savunma Bakanlığı, M illî
Emniyet, Üniversiteler ve İktisadî Devlet Teşekkülleri hariç) mer­
kezî hükümet görevlerinin dağılış tarzını tesbit etmek ve bu da­
ğılışın amme hizmetlerin, en verimli tarzda ifasına imkân ve­
rip vermediğini inceleyerek bu hususta teklif ve tavsiyelerde bu­
lunmak üzere Türkiye ve Orta Doğu Amme İdaresi Enstitüsü, Dev­
let Planlama Teşkilâtı, Devlet Personel Dairesi, ilgili fakülteler ile
bakanlık ve dairelerin işbirliği yapması suretiyle bir araştırma yapıl­
masını ve bu araştırmayı sevk ve idare edecek (Proje Yönetim Kurulu)nun Başbakanca seçilmesini” kararlaştırmıştır (bkz. Ek: ı).
Başbakanlık 19.2.1962 gün ve Kanunlar ve K ararlar Tetkik
Dairesi 142/78-619 sayılı direktifi ile bu görevi Kurulum uza tev­
di etmiş ve araştırmanın yürütülüş esaslarını tesbit etmiştir (bkz.
Ek: 2).
Araştırma, Kurulumuzun genel sorumluluk ve gözetimi altın­
da, araştırma konusu dairelerin 93 temsilcisi ve temsilci yardım­
cısı ile işbirliği sağlanarak (bkz. Ek: 3), bir M erkezî Araştırma
Grubu tarafından yapılmıştır. M erkezî Araştırma Grubu, bir Ge­
nel Araştırma Grubu, altı Araştırma Ekibi, bir Özel Etütler Grubu,
bir El Kitabı Ekibi ve bir Dokümantasyon Ekibinden kurulmuştur.
Bu grupta, Türkiye ve O rta Doğu Amme İdaresi Enstitüsü, Siyasal
Bilgiler Fakültesi, Devlet Planlama Teşkilâtı, bazı bakanlık ve daire­
ler ile özel sektörden seçilen 33 araştırmacı ile 12 İdarî personel
görevlendirilmiştir (bkz. Ek: 4).
M erkezî Hükümet Teşkilâtı kapsamına giren daire ve müesseselerin tesbitinde teorik bir kıstas veya tariften kaçınılmış, istisnalar
dışında kalıp araştırmaya konu olacak dairelerin, ekte gösterildiği
gibi, tadadî olarak tesbiti yoluna gidilmiştir (bkz. Ek: 3).
Bakanlar Kurulu kararıyla araştırma kapsamı dışında bıra­
kılan daire ve kurumların (bkz. Ek: ı) M erkezî Hükümet Teşki­
lâtı Projesine paralel olarak, kendi bünyelerinde kurulacak araş­
tırma grupları tarafından incelenmesinin Başbakanlıkça ayrıca
düzenlenmesi gerekmektedir (bkz. Ek: 2).
Merkezî Hükümet Teşkilâtı Araştırma Projesi araştırmaları,
Proje İdare Kurulunun genel sorumluluk ve gözetimi altında ve
Proje Direktörü yönetiminde esas itibariyle başlangıçta tesbit edi­
len uygulama planına uygun olarak, yedi safhada cereyan etmiştir:
Birinci Safha - H a s ır îık 2 Bu safhada araştırrna planları
tamamlanmış, araştırmayı yapacak teşkilât kurulmuş, araştır­
maya yön vermek için lüzumlu bilgilçr toplanarak soru kâğıdı, gö­
rev talimatları ve açıklamalar hazırlanmış, projede görevlendirilen
daireler temsilcileri ve M erkezî Araştırma Grubu üyeleri için yön
verme toplantıları tertiplenerek görevler, teşkilât ve projenin uygu­
lama planı izah edilmiştir..
ikinci Safha - Bilgi Toplama 1 Bu safhada daireler, ken­
dilerine gönderilmiş bulunan soru kâğıtlarını, ekli izahnamelere
ve bu maksatla daire temsilcileri için tertiplenen özel toplantılar­
da yapılan açıklamalara göre doldurmuşlar ve böylece fiilî görev
ve kuruluşları tesbite yararlı bilgiler toplanmıştır. M erkezî Araştırma
Grubunun Araştırma Ekipleri teşkilât kanunu, tüzük, yönetmelik
gibi mevzuatı, genelge ve emirleri ve başka yazılı kaynakları ince­
leyerek araştırma konusu dairelerin yürürlükteki mevzuata göre
amaç, görev ve kuruluşlarını tesbit etmiştir. Bu çalışmalar sonucun­
da her daire için tamamlanmış birer soru kâğıdı elde edilmiş ve
birer standart “Bilgi K ayıt K âğıdı” hazırlanmıştır. Genel Araştırma
Grubu bu safhada daire temsilcileri ve Araştırma Ekipleri ile işbir­
liği yaparak, bu faaliyetin maksada yöneltilmesine yardım etmiş,
araştırma konuları üzerindeki görüşlerin tesbiti için çalışmalara baş­
lamıştır. Özel Etüdler Ekibi, Genel Araştırma Grubu ve Araştırma
Ekipleri tarafından ayrıca incelenmesine lüzum gösterilen konularda
incelemelere başlamıştır.
Üçüncü Safha - Tahkik, Tahlil ve Ekip Raporlarının Hazır­
lanması : Bu safhada Araştırma Ekipleri, soru kâğıtlarında ve Bilgi
K ayıt Kâğıtlarında toplanan bilgileri bir ilk değerlendirmeye tâbi
tuttuktan sonra, dairelere giderek bilgilerin doğrulamasını yapıp
eksikleri tamamlamışlar, her daire için mevcut kuruluş ve görev­
leri ortaya koyan, inceleyen ve teklifler ihtiva eden birer “Tahlil
Raporu” hazırlamışlardır. Genel Araştırma Grubu üyeleri de araş­
tırma konuları üzerinde ön görüşleri tesbit eden genel mahiyette
raporlar hazırlamışlar ve bu raporlar grup toplantılarında görü­
şülerek ön raporların hazırlama esasları tesbit edilmiştir. Ö zel Etüd-
1er Grubu bir önceki safhada başlayan özel araştırmalara devam
etmiş, öte yandan El K itabı Ekibi kadrosu tamamlanarak, kitabın
hazırlanmasına fiilen başlamıştır.
D ö rd ü n cü S a fh a - Ön R a p o r Hazırlanması s Bu safhada,
ön raporları hazırlamak üzere raportör olarak görevlendirilen G e­
nel Araştırma Grubu üyeleri ve bazı Araştırma Ekibi uzmanları,
Tahlil Raporlarından, Soru Kâğıtlarından, Bilgi K ayıt Kâğıtların­
dan, yapılan özel etüdlerden ve kendi yaptıkları çalışmalardan fay­
dalanarak ve Araştırma Ekipleriyle işbirhği halinde Ö n Raporları
hazırlamışlardır. Ö n raporların Genel Araştırma Grubunda görü­
şülmesi, bu çalışmalara paralel olarak yürütülmüş, tamamlanan
ön raporlar, çoğaltılıp üyelere dağıtılarak hemen görüşülmüştür.
Ön raporların Genel Araştırma Grubunda görüşülmesi, bütün
araştırmanın en uzun ve en tartışmalı safhasını teşkil etmiştir. Bir­
çok konularda ilk görüşmeye göre ikinci hatta üçüncü bir rapor
hazırlanması ve konunun Genel Araştırma Grubunda defalarca
görüşülmesi gerekmiştir. Bu safha çalışmalarının hızlandırılması
için. Genel Araştırma Grubunun yeni üyelerle takviye edilmesine
ve tali komite halinde çahşmalar yapılmasına lüzum görülmüştür.
Genel Araştırma Grubu, ön raporları görüşmek için toplam olarak
123 toplantı yapmıştır.
Genel Araştırma Grubunda görüşülmesi tamamlanan rapor­
ların raportörleri, grubun görüş ve direktiflerine göre. Proje Y ö ­
netim Kurulunun tasvibine sunulmak üzere iki numaralı ön ra­
porları hazırlamışlardır.
Beşiîici Safha - ö n Raporların P r o je Yönetim K ıır iîliîn d a
G ö r ü ş ü lm e s i 1 Bu safha, esas itibariyle, dördüncü safhaya paralel
olarak yürütülmüş, tamamlanan iki numaralı ön raporlar Proje
Yönetim Kurulunun tasvibine sunulmuştur. Kurul, proje süresince
yaptığı 56 toplantıdan 35’ini bu raporların görüşülmesine ayırarak,
yapılması gereken değişiklikleri tesbit etmiştir. Proje Yönetim K uru­
lunda görüşülmesi tamamlanan raporların raportörleri. Kurulun
görüş ve direktiflerine göre, üç numaralı ön raporları hazırlamış­
tır (bkz. Ek: 5).
A ltın c ı S a fh a - Ö n R a p o ra Nihai Ş ek lin in Verilmesi s Bu saf­
hada, üç numaralı ön raporlar, Proje Genel Raportörüne intikal
ettirilerek bunların redaksiyonu Genel Raportör tarafından yapıl­
mış ön raporların sonuncusu olan dört numaralı ön rapor hazır­
lanmıştır. Bundan sonra. Proje Direktörü tarafından dört numaralı
ön raporların tavsiye özetleri çıkarılmıştır.
El K itabı çalışmaları da bu safhada tamamlanarak, kitap,
“Türkiye Cumhuriyeti Devlet Teşkilâtı Rehberi” adı altında bas­
kıya verilmiştir.
Y e d in c i S a fh a - N ih a î “R a p o r ” un v e “R a p o r Ö z e ti” n in
Hazırlanması : Proje çalışmalarının sonuncusunu teşkil eden bu
safhada, dört numaralı ön raporlar ile tavsiye özetleri, Proje Y ö ­
netim Kurulu üyelerinin ve raportörlerin son teklif ve görüşleri
alındıktan sonra, Proje Yönetim Kurulu Başkanı ve Proje Genel
Raportörü tarafından bir bütün halinde son defa gözden geçirilip
işlenerek esas rapora ve rapor özetine nihaî şekil verilmiştir.
Kurulumuz, gayretli, dikkatli ve feragatli çalışmaları ile bu
araştırmanın başarılmasını mümkün kılan uzmanlara, uzman yar­
dımcılarına, daire temsilcileri ile yardımcılarına ve sekreterya per­
soneline teşekkürlerini sunmayı yerine getirilmesi zevkli bir ödev
sayar.
Bu araştırmanın Türk Devlet idaresinde umulan faydayı sağ­
laması, çalışmalarda görev alanlar için emek ve gayretlerinin en
büyük mükâfatı olacaktır.
MERKEZÎ HÜKÜMET TEŞKİLÂTININ
GENEL YAPISI
A. BAKANLAR KURULU
I.
Devletin kollektif ve yüksek yönetim organı olan Bakan­
lar Kurulunun faaliyet alanı, aslında yüksek yönetimle ilgili pren­
sip meselelerine ve bir de, Başbakanın lüzum gördüğü hallerde,
bakanlıklar arasında koordinasyon sağlamağa inhisar etmek gerekir;
fakat, yürürlükteki mevzuat Bakanlar Kuruluna bu çerçeveyi çok
aşan ve çoğu teferruatla ilgili bulunan meselelerde karar verme gö­
revi yüklemektedir.
2« Bakanlar Kurulu seviyesine kadar çıkması ve orada karara
bağlanması gereken meseleleri şu kategorilere sokmak mümkündür:
a . Hükümetin ortak siyasî sorumluluğuna giren ve bu ba­
kımdan bütün hükümet üyelerinin katılmalarıyla karara bağlan­
ması gereken işler. Burada mutlak bir kıstas bulmak imkânsızdır.
Hangi işin bir “hükümet meselesi” haline gelebileceğini tesbitte
''çok taraf Hık” tam bir ölçü olamaz. Çeşitli bakanlıkları ilgilen­
dirdiği halde, bir Bakanlar Kurulu meselesi şekline sokulmadan
“İdarî” koordinasyon yoluyla daha aşağı seviyede karara bağla­
nabilecek işler olduğu gibi, ilk bakışta açıkça tek bir bakanlığın
sorum alanına girmesine rağmen, özel önemi dolayısıyle "‘hükü­
met meselesi” haline gelebilen işler de mevcuttur.
b . Aşağı seviyedeki koordinasyon gayretlerine rağmen, iki
veya daha fazla bakanlık arasında ihtilâf konusu haline gelen ve
Bakanlar Kurulunun hakemliği ile çözüme bağlanması gereken
meseleler.
3 . Türkiye’de pek fazla sayıda konunun Bakanlar Kurulu se­
viyesine kadar çıkmakta olması eskiden beri devamlı şikâyetlere
yol açmaktadır. Durumdan hem, işlerini daha da ağırlaştırdığı
için, Bakanlar Kurulu üyeleri, hem de, işlerini uzattığı için, karar­
larla ilgisi bulunan İdarî sorumlular şikâyetçidir. Bütün mesele,
yukarıda 2. paragrafta. Bakanlar Kurulu seviyesine kadar çıkması
ve orada karara bağlanması gereken meseleler için ileri sürülen
kategorilerden birincisinde yanlış bir kıstasın uygulanmasından
ileri gelmektedir. Bir konunun çeşitli bakanlıkları ilgilendirmesi,
bu konunun Bakanlar kurulu seviyesinde karara bağlanması için
yeter sebep sayılmaktadır. Bakanlar Kurulu seviyesine kadar ge­
tirme, sadece İdarî bir eğilimden ibaret kalsaydı ve çeşitli mevzu­
atın âmir hükümleri arasında bulunmamış olsaydı, olayların ve
tıkanıklıkların zoru ile kendiliğinden bir ayarlama olacağını. Ba­
kanlar Kuruluna gelen işlerin Bakanlar Kurulunun çalışma kapa­
sitesine göre belli bir hadden öteye geçemeyeceğini düşünmek müm­
kün olabilirdi. Ne var ki, uygulanan kıstastaki yanlışlık hem kanun­
lar yapılırken, kanun koyucular tarafından, hem de tüzüklerin ve
yönetmeliklerin yapılışında idareciler tarafından tekrarlanmış ve
sonunda mahiyetleri itibariyle tamamıyle İdarî nitelikte oldukları,
hükümetin ortak siyasî sorumluluğuna konu teşkil etmekten uzak
bulundukları ve normal koordinasyon yollarıyla çözülebilecekleri
halde, tamamlanmak için bütün bakanların imzasını bekleyen ka­
rarlar ortaya çıkmıştır. Çoğu zaman, sorumlu İdarî birimlerce hazır­
lanan karar taslaklarının Bakanlar Kurulunda görüşüldüğü de
vaki değildir; bunlar için hazırlanan dosyalar, elden, bakanlıktan
bakanlığa dolaştırılmakta, ‘‘formalite” böylece ‘‘tekemmül ettiril­
mektedir” .
4.
Yukardaki durumun ortaya çıkardığı mahzurları gider­
mek için şimdiye kadar bazı çalışmalar da yapılmamış değildir.
Olur olmaz işlerin Bakanlar Kurulu seviyesine kadar çıkması, 1953
yılında, bu yoldaki mevzuatı ayıklayıp işleri normal hadde indirme
kararının alınmasına yolaçmış ve böyle bir tasfiyenin esaslarını ha­
zırlamak üzere Başbakanın direktifiyle bakanlıklar ar ası bir komis­
yon kurulmuştu, “ icra Vekilleri Heyetinden karar alınmasını icabettiren mevzuların gerek miktar, gerek muhteva bakımından
bir tasfiyeyi icabettirecek mahiyet
arzetmesi itibariyle Vekiller
Heyeti kararına iktiran etmesi kanunların metinlerinde yazılı bulu­
nan mevzuların tasfiye hazırlığını yapmak” için 87-101-6/3469
sayılı ve 9.12.953 tarihli Başbakanlık yazısıyle kurulması öngörü­
len Bakanlıklararası Komisyon, Başbakanlık Neşriyat ve Müdevvenat Genel Müdürünün başkanhğmda ve çeşitli bakanlıklara veya
genel müdürlüklere mensup hukukçuların katılmasıyle çalışmış ve
19.8.954 tarihinde raporunu Başbakanlığa sunmuştur.
5
. Aslında Bakanlar Kurulu seviyesine kadar çıkmaması ge­
reken kararları tespit etmek amacıyle kurulan bu komisyon, ko­
nuları Bakanlıklar itibariyle ele almış, kararın Bakanlar Kurulu
kademesinde verilmesini gerektiren kanun adını, ilgili madde ve
fıkrasını zikrettikten sonra, kendisince uygun görülen yeni şekli
belirtmiş ve buna bir de gerekçe eklemiştir. Ciddî bir çalışmanın
sonucu olarak ortaya çıkan rapor, mevzuat dolayısıyle ne gibi mese­
lelerin Bakanlar Kurulu seviyesine kadar çıktığını ve aslında çok
daha önemli işlerle meşgul bulunmaları gereken sorumlu devlet
adamlarının nelere vakit ayırmak zorunda bırakıldıklarını göster­
mesi bakımından son derece ilgi çekicidir. Bunlar arasında, örnek
olarak, şunları zikretmek mümkündür :
a.
Oyun kâğıtları, İcra Vekilleri Heyetince tayin olunacak be­
delle satılır (Oyun Kâğıtları İnhisarı hakkındaki 1118 sayılı kanu­
nun 4584 sayılı kanunla değişik ikinci maddesinin 2. fıkrası).
b . Her yıl, İnhisarlar Umum Müdürlüğü, bütçesine konulan
tahsisattan, dış memleketlere şarap satanlara İcra Vekilleri Heye­
tince tayin edilen nisbette prim verebilir (İspirto ve İspirtolu İç­
kiler İnhisarı hakkında 4250 sayılı kanunun 16. maddesinin 2. fık­
rası).
c . Devlete, V akıflar Genel Müdürlüğüne, Özel İdarelere, Bele­
diyelere ve genel menfaatlere yararlı derneklere bağlı olan insan
veya hayvan sağlığı ve hayvan yetiştirmesiyle ilgili teşkilât ve müesseselere ve Gümrük ve Tekel ve Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlık­
larınca birlikte tespit edilecek esaslar dahilinde eczahanelerle tıbbî
ispençiyari ve galenik müstahzarlar yapan laboratuvarlara ve özel
hastahanelere lazım olan ispirtonun satışı fiyatından tenzilât yapı­
larak sattırılmasına Gümrük ve Tekel Bakanlığının teklifi üze­
rine Bakanlar Kurulu Yetkilidir (İspirto ve İspirtolu İçkiler İnhisarı
hakkındaki 4250 sayılı kanunun bazı maddeleriyle aynı kanunun
4658 sayılı kanunla değiştirilen 21. maddesinin değiştirilmesine dair
5451 sayılı kanunun 2. maddesi).
d . Tuzun nakliye masrafı çok olan mıntıkalardan lüzum gö­
rülen mahallerdeki tuz satış fiatlarmı, bu masrafları kısmen veya
tamamen indirmek suretiyle ve muayyen bir devre için, tespite İc­
ra Vekilleri Heyeti salâhiyetlidir (3078 sayılı T uz Kanununun
5. maddesinin son fıkrası).
e . Menşe ve Sağlık Şahadetnameleriyle gelen nebat ve parça­
ları, ancak Ziraat Bakanlığının teklifi ile İcra Vekilleri Heyeti tara­
fından tayin olunacak kara ve deniz gümrüklerinden girebilir (Ne­
batları Hastalık ve Böceklerden Korum a hakkındaki 2906 sayılı kanu­
nun 3. maddesi).
f.
Damızlık hayvanlar, lüzum görüldüğü takdirde. Ziraat Ba­
kanlığı tarafından mütehassıs kimseler arasından seçilecek en çok
üç kişiden mürekkep gezici bir komisyon vasıtasıyle ve pazarlık
suretiyle alınabilir. Damızlıkların yabancı memleketlerden ahnması lâzım geldiği takdirde bu komisyon İcra Vekilleri Heyetince
teşkil olunur (Artırma, Eksiltme ve ihale hakkında 2490 sayılı
kanunun 28. maddesine bir fıkra eklenmesi hakkındaki 2902 sayılı
kanunun ı . maddesi).
,
6 . Komisyon, bu gibi teferruat maddeleri dışında. Barem
Kanunu, yabancı mütehassısların istihdamı, Arttırma, Eksiltme
ve İhale Kanunu, banka ve şubelerinin açılmasına izin verilmesi
gibi birkaç bakanlığın birden yetki talebinde bulunduğu konuları
da ele alıp bunlar hakkında prensipler koymuştur. Ayrıca Bakan­
lar Kurulu kademesine çıkması en yakından ilgili bulunan bakan­
lıkça uygun görülmediği halde, komisyonun görüşüne göre mevcut
hükmünün aynen muhafazasını gerektiren kararlar da ekli bir liste
halinde belirtilmiştir.
7 . 1954 yılındaki bu çalışmalardan sonra da, aslında daha
aşağı seviyelerde çözüme bağlanabilecek olan meseleleri Bakanlar
K urulu seviyesine kadar çıkarma eğilimi devam etmiş ve aynı yönde
hükümleri ihtiva eden çeşitli kanunlar çıkarılmıştır. Başbakanlık
Kanunlar ve K ararlar Tetkik Dairesinin 1962 yılı içinde yaptığı
incelemeler, yukarıdakilere benzeyen hükümlerin, son yıllar için­
de, azalmak şöyle dursun, daha da arttığını ortaya koymuştur. 1954
yılında hazırlanan listeye şu gibi konuları da eklemek mümkündür:
a.
Yabancı memleketlere yapılacak daimî ve muvakkat vazife
seyahatlerinde iç yevmiyelere tatbik edilecek emsallerin tespiti
(6245 sayılı Harcırah Kanununun 34. maddesi).
b . Aynı cins madene ait ve bitişik işletme imtiyazlarının birleş­
tirilmesi (6309 sayılı Maden Kanunun 70. maddesi).
c . inhisarlar idaresinin, bir kanunla inhisar dışı bırakılan ba­
rut, patlayıcı madde ve silâhların muhafazası için kullanılan gayri
menkul ve tesisleri satabilmesi (Barut ve Patlayıcı Maddelerle Silâh
ve A v Malzemesinin inhisardan çıkarılması hakkındaki 6551 sayılı
kanunun 4. maddesi).
d . im ha edilecek evrak ve vesaikin tefrik ve imhasında mesai
saatleri dışında çalışacaklara verilecek ücretin tesbiti (6696 sayı­
lı kanunun 7. maddesi).
e.
Atom Enerjisi Komisyonu ve istişare Heyeti azalarına be­
her toplantı için verilecek tazminatın tesbiti (Atom Enerjisi K o ­
misyonunun Kurulması hakkındaki 6821 sayılı kanunun 6. maddesi).
8
f , içm eye ve yıkanmaya mahsus şifalı sıcak ve soğuk maden su­
larının mülkiyetinin hususi idare, belediye, köy ve İktisadî devlet
teşekküllerine devri bakımından esas ve şartların tespiti (4268 sayılı
kanunun 2. maddesinin değiştirilmesi hakkmdaki 6977 sayılı kanu­
nun I . maddesi).
g . Karayolları Genel Müdürlüğünce alınacak müruriyenin
miktar ve müddetinin tesbiti (7054 sayılı kanunun 3. maddesi).
h . Türkiye ve Orta Doğu Amme İdaresi Enstitüsünde asıl va­
zifeleri uhdelerinde kalmak üzere geçici olarak çalışacaklara öde­
necek ücretin tespiti (7163 sayılı Amme İdaresi Enstitüsü K anu­
nunun 20. maddesi).
i . M illî Savunma Bakanlığı İlm î İstişare ve Araştırma K uru­
lu üyelerine verilecek hakkı huzurun tespiti (7279 sayılı kanunun
7. maddesi).
j . İçtimaî, hayrî, kültürel ve sıhhî maksatlarla Türkiye’de fa­
aliyette bulunan derneklere bağış yoluyla gönderilen para ve eşyanın
ithal vergi ve resimleriyle belediye hissesinden m uaf tutulmasına
karar verilmesi (5383 sayılı kanunun 17. maddesi).
8
, Bu çeşit kararlara, bir de genel idare veya İktisadî kamu
teşebbüslerindeki yüksek kademe personelinin tayin işlemleriyle
ilgili kararlar da eklenmelidir. Bu tayin kararlarından büyük bir
kısmını ilgili bakanlığın yetki alanı içinde düşünmek mümkündür
(Bu konuya “ Personel İdaresi” bölümünde ayrıca dokunulacaktır).
9 . Yukarıda 2. paragrafta belirtilen prensipler dışındaki Ba­
kanlar Kurulu yetkilerini bakanhklara ve ilgili mercilere verme
amacıyla 1954 yılından beri yapılan ayıklama çalışmalarının gecik­
me sebeplerinden biri de, Bakanlar Kuruluna yetki veren çeşitli
mevzuatın ayrı ayrı tadiline ihtiyaç duyulmuş olmasıdır. Aslında,
böyle teferruatlı kanun tadilleri yönüne gitmektense. Bakanlıklar
Kuruluşu hakkmdaki 4951 sayılı kanuna, Bakanlar Kurulunun,
lüzum göreceği görevleri bakanlıklara veya başka mercilere devir,
gerektiğinde bakanhklara yahut başka mercilere ait görevlerden
lüzum gördüklerini kendisine mal eyleme veya bir bakanlık veya
merciden öbürüne görev devretme yetkilerini tanıyan genel bir
hükmün eklenmesi daha doğru olur. Bu sayede. Bakanlar Kurulu­
nun görev alanını ihtiyaca ve değişen şartlara göre ayarlamak im­
kânı elde edilmiş olacaktır.
10. Bu vesileyle Bakanlar Kurulunun çalışma usullerini dü­
zenleyen bir metin mevcut olmayışından ileri gelen boşluğa da işa­
ret etmek yerinde olur. Şunu belirtmek gerekir ki, İkinci Meşrutiyet
devrinde bu konuda ı8 mart 1325 tarihli bir “içtüzük” mevcut idi
(Bakınız: II. Tertip Düstur, cilt ı, sayfa 143). Şimdi de, bu çalış­
ma usullerini bir Bakanlar Kurulu Yönetmeliğiyle düzenlemek müm­
kündür.
Kabine Çalışmalarının Düzenlenmesi
11
. Merkezî hükümet teşkilâtının en yüksek seviyesinde ko­
ordinasyonun sağlanabilmesi ve Bakanlar Kurulu çalışmalarından
tam verim alınabilmesi, kabine toplantılarının gerekli hazırlıklar­
dan sonra ve belli bir düzene göre cereyan edip etmemesine bağ­
lıdır. Bu bakımdan, kabineye en yakın bir “daire” olarak “Başba­
kanlık” büyük önem kazanmaktadır. Raporun bu kısmında Baş­
bakanlık da, öbür daireler gibi ele ahnarak incelendiği zaman gö­
rülecektir ki, bu kuruluş, bir yandan, kendisine bağlı genel mü­
dürlükler ve kurumlar dolayısıyle herhangi bir “bakanlık” gibi hiz­
metler görmekte, bir yandan da Bakanlar Kurulunun bir nevi “sek­
reterliği” olarak çalışmaktadır.
Başbakanlık Teşkilâtı
den
12.
Bugünkü duruma göre Başbakanlık teşkilâtı şu birimler­
meydana gelmektedir:
a . Başbakanlık Müsteşarlığı: Başbakanlık Müsteşarı, Başba­
kanlığa bağlı dairelerin İdarîişlerini yürütmekle görevlidir; Cum ­
huriyet Senatosu ve Millet
Meclisi Komisyon Başkanlıklarına,
Cumhurbaşkanlığı Genel Kâtipliğine, Cumhuriyet Senatosu ve
Millet Meclisi Genel Kâtipliklerine ve İdare Amirliklerine, Bakan­
lıklara, Genel Kurm ay Başkanlığına ve dairelere yazılan tezkere­
leri ve Başbakanlıktan çıkan
bütün genelgeleri Başbakan adına
imzalar; Başbakan adına ikinci derecede ita amirliği yapar.
b . Müsteşar Yardımcısı: İdarî işlerinde Müsteşara yardımcı­
lık ve gerektiği zaman bakanlıklararası komisyonlara başkanlık
eder.
c . Mütehassıs M üşavirlikler: 6330 sayılı kanunun ı. maddesi­
ne göre. Başbakanlıktan verilen İdarî ve hukukî konularla ilgili
meseleleri inceleyerek mütalâa sunarlar.
d.
Başbakanlık Basın Merkezi: “Turizm, Tanıtma, Basın ve
Radyo” bölümünde kendisinden bahsedilen bu Merkez, 27 mayıs
1960’dan sonra kurulmuştur.
Görevi, Başbakan, Bakanlar K uru­
lu üyeleri ve yüksek kademedeki idareciler tarafından yapılacak
10
basın toplantılarını tertiplemek, hükümetin genel politikasıyle ilgili
haberleri düzenlemek, bu konuda koordinasyon sağlamak, hükümet
teşkilâtından verilen haberleri süzgeçten geçirerek Anadolu Ajansı
yoluyla basma ve radyo haberler servisine intikal ettirmek ve ya­
bancı basının başbakanla temasını kolaylaştırmaktır.
e . Müsteşarlık Büro M üdürlüğü: Bu birim Başbakanlık Müs­
teşarının büro ve evrak işlerini yürütür.
f . Başbakanlık Özel Kalem
Müdürlüğü.
g . Kanunlar ve Kararlar Tetkik Dairesi Başkanlığı: Çeşitli
kanunların Bakanlar Kurulundan kararname çıkarılmasını gerek­
tiren hükümlerine göre Bakanlıklarca yapılan teklifleri, gönderilen
kanun tasarılarını; tüzükleri ve yönetmelikleri inceleyerek Bakanlar
Kurulunun imzasına sunulacak hale getirmek, mevzuatın uygulanmasıyle ilgili olarak Başbakanlıktan tasvip almak üzere Bakanlık­
lardan gelecek yazılar hakkında gerekli işlemleri yapmak, milletve­
killerinden gelen kanun teklifleri ile yazılı ve sözlü sorularla ilgili
olarak gereken hazırlıkları yapmak. Bakanlar Kurulu toplantıları­
na ait karar özetlerini tutarak bunları muhafaza etmek Kanunlar
ve Kararlar Tetkik Dairesinin görevlerindendir. T u h af bir görev
olarak, 6068 sayılı Turizm Endüstrisini Teşvik Kanununa göre vaki
olacak teklif üzerine “turizm müessesesi belgesi” vermek de bu D ai­
renin görevleri arasındadır.
h . Neşriyat ve M üdevvenat Genel M üdürlüğü: “ Kanunların
ve Nizamnamelerin Sureti Neşir ve İlânı ve Meriyete Giriş T arihi”
hakkmdaki 1322 sayılı kanun hükümlerine göre, tatil günleri dışın­
da hergün. Resmî Gazeteyi hazırlamak, bastırmak, bunlardan ka­
muyu ilgilendirenleri lüzumu kadar teksir ettirip ilgili makamlara
dağıtılmak üzere valiliklere göndermek, Düsturları hazırlayıp bas­
tırmak, Arşiv Genel Müdürlüğü ile ilgili olarak Başbakanlığa yapı­
lan müracaatlara ve intikal eden işlemlere ait yazışmaları yürüt­
mek ve Devlet Matbaasını yönetmek bu Genel Müdürlüğün görevi­
dir.
i . Özlük ve Y azı İşleri Genel M üdürlüğü: Bu Genel M üdürlü­
ğün görevleri, aslında birbiriyle pek ilgisi olmayan çok çeşitli ya­
zışma işlerini ve personel işlemlerini kapsamaktadır. Bir fikir ver­
mek üzere şunları saymak mümkündür: Bakanlar Kurulu kararları
dışındaki karar ve işlemlerden dolayı Başbakanlık aleyhine açılan
davalara ait yazışmaları yapmak ve savunmaları hazırlam ak; ölüm
veya başka sebeplerle parlamento üyeliğinden ayrılanlarm yerine
başkalarının seçilmesi, parlamento üyelerinin dokunulmazlıklarının
kaldırılması, mahkemelerce verilip kesinleşen ölüm cezalarının yerine
11
getirilmesine karar verilmesi konularında gerekli yazışmaları yü­
rütmek ; müşterek imzalı kararların Cumhurbaşkanının onayına
sunulması ve bunların ilgili makamlara intikali için gereken işlem­
leri yerine getirmek: Bakanlar Kurulundan kararname çıkarılmasını
gerektiren konular dışında bakanlıklarla cereyan eden yazışmaları
yürütmek; özel ve tüzel kişiler tarafından Başbakanlığa verilen di­
lekçeler ve gönderilen yazılar üzerine gereken işlemleri yapmak;
2919 sayılı kanun hükümlerine göre, subaylar ve yargıçlar dışında,
A serisine giren bütün memurların Başbakanlığa gönderilmiş sicil
özetlerini düzenlemek ve muhafaza etmek; Başbakanlık, Devlet
Bakanlıkları ve Atom Enerjisi Komisyonu Başkanlığı ile istişare He­
yetinin özlük, yolluk ve ödenek işlerini yürütmek.
j . Arşiv Genel M üdürlüğü: Bu genel Müdürlük, büyük önem
taşıyan Başbakanlık Arşivinin muhafazasıyla görevlendirilmiştir.
Cumhuriyet devrinden önceki zamanlarda çalışmış olan memurların
ilgili sicil kayıtları burada muhafaza edilmekte olduğundan, eski
emekli, dul ve yetim maaşları konusunda bütün devlet teşkilâtı ile
yazışmalarda bulunmak, bu kayıtların örneklerini çıkarmak gerek­
mektedir. Ayrıca, Cumhuriyetten önce devletin özel ve tüzel kişi­
lerle ve yabancı devletlerle yaptığı her çeşit anlaşmalar burada mu­
hafaza altında tutulduğu için. Genel Müdürlük, devlet ve vatan­
daş haklarının ispat edilmesi ve korunması bakımından gerekli hiz­
metleri yerine getirmekte, yazışmalar yapmaktadır. Başbakanlık
Arşiv Genel Müdürlüğü, Osmanlı imparatorluğunun dağılmasıyle
doğmuş olan çeşitli devletlerin de arşivi mahiyetinde olmasından
dolayı, bu devletlerin tek müracaat makamı olarak da çalışmaktadır.
k . Levazım ve Daire Müdürlüğü.
1 . Evrak
Müdürlüğü.
m . Muhasebe
Müdürlüğü.
n . M illî Savunma Yüksek Kurul Genel Sekreterliği: Başbakan­
lığa bağlı olarak çalışan ve aslında askerî bir mahiyet taşıyan bu
Genel Sekreterlik, M illî Savunma Yüksek Kurulunun çalışmalarını
hazırlar, her türlü yazı işlerini yürütür; devlet teşkilâtına, her türlü
özel kurumlara ve vatandaşlara düşecek millî savunma ödev ve gö­
revlerini tesbit ederek kanunî ve İdarî tedbirlerin alınması için yet­
kili makamla sunar.
13 .
Görüldüğü gibi. Başbakanlığın, Bakanlar Kurulu için
çalışan bir “sekreterya” ve merkezî hükümet teşkilâtı birimleri
arasında koordinasyon sağlayan bir kuruluş olarak yerine getir­
diği hizmetler ile çeşitli sebeplerle kendisine bağlanmış daireler
12
dolayısıyle gördüğü İdarî hizmetler birbirine karışmış durumdadiî.
Koordinasyon hizmetleri bir yana, sadece ''İdarî’’ mahiyet taşıyan
hizmetlerin bile tam bir rasyonel kuruluş ve işleyiş esasına göre yü­
rütüldüğünü
kabul etmek zordur.
Başbakanlığa bağlanması
gereken merkezî kuruluşlar yeniden düzenlendikten sonra da. Baş­
bakanlığın, bir daire olarak, kendi İdarî hizmetlerini derli toplu
hale getirmesi, büro, özlük ve evrak servisleri arasındaki karışıklığa
bir son vermesi gerekecektir.
14. Başbakanlığın Bakanlar Kurulu ile birlikte çalışan bir ko­
ordinasyon kuruluşu haline gelebilmesi, mutad İdarî hizmetler ya­
nında, bazı hizmetlerin özel bir dikkatle teşkilâtlandırılmasına
bağlıdır. Bunların başında “kabine sekreterliği” görevi gelir. Şim­
diki halde bu görevin yerine getiriliş şekli tatmin edici olmaktan
uzaktır. Bakanlar Kurulu toplantılarının gündemleri Kanunlar
ve K ararlar Tetkik Dairesi tarafından hazırlanmaktadır. Toplantı­
lara, Bakanlar Kurulunca lüzum görülerek izahat için çağırılmadık­
ça, Bakanlardan başka kimse katılmamaktadır. Geçmişte, bir süre
için. Kanunlar ve Kararlar Tetkik Dairesi Başkanınm Bakanlar
Kurulu toplantılarına katıldığı, gereken izahatı verip kararları not
ettiği, sonra, yine bir süre Başbakanlık Müsteşarının toplantılara
katıldığı olmuştur. Toplantılarda tutanak tutulmamaktadır. Ancak,
27 mayıs 1960’dan sonraki kabine toplantılarında, bir süre, steno
vasıtasıyle tutanak tutulmuştur. Toplantılarda varılan sonuçlar
veya alman prensip kararları, ilgili bakan tarafından, bazen not
halinde yazılı, bazen de ağızdan. Kanunlar ve Kararlar Tetkik Dai­
resine bildirilmekte, kararlar bu dairece yazılıp imzaya sunulacak
şekle getirilerek imza işlemi tamamlatıhp yine bu Dairece ilgili ma­
kamlara dağıtılmaktadır. Kanunların Bakanlar Kurulundan karar­
name çıkarılmasını emrettiği hallerde, bakanlıklardan veya başka
dairelerden gelen teklifler, mevzuata uygunluk bakımından yine
bu Dairede İncelenmekte ve kararname şeklinde yazılarak imzaya
hazır duruma getirilmektedir. Bunlardan büyük bir kısmı, toplan­
tılara sokulmadan, elde dolaştırılarak imzalatılmaktadır. Çok acele
yazdırılıp hemen imzalatılanlar dışında, bunlardan çoğunun beş
gün ilâ bir ay içinde imzalatılıp tamamlanabildiği, bazılarının devam­
lı takiplere rağmen, imza safhasında iki ay geçirdiği anlaşılmaktadır.
Yukarıda 6,7,8,9,10 ve ı ı . paragraflarda bahsedilen mevzuat ayık­
laması yapıldıktan sonra, bu bakımdan rahatlığa kavuşulacağı mu­
hakkaktır.
15 . Yukarıdaki açıklamalar. Kanunlar ve K ararlar Tetkik D a­
iresinin iki işi birden yaptığını, daha doğrusu yapmağa çalıştığını
ortaya koymaktadır. Bakanlar Kurulundan geçecek kanun, tüzük
13
tasarısı, normatif karar tasarılarının hazırlanması ile Bakanlar K u ­
rulu çalışmalarında kolaylık sağlayacak gündem hazırlama, başvu­
rulabilecek bilgileri toplama, gerekli istatistikleri, dokümanları el
altında bulundurma, çalışma dokümanlarını veya karar taslaklarım
tertipleme gibi hizmetleri aslında, birbirinden ayrı düşünmek gere­
kir. Birinci kategoriye giren hizmetler, bazı memleketlerde
ma daireleri” şeklinde adlarla anılan özel birimlerin görev alanı
içine girmesi gereken hizmetlerdir ki, Türkiye’de bunların nasıl
düzenlenebileceği ve hangi teşkilât tarafından yerine getirileceği
meselesi, aşağıda ı8. paragrafta ele alınmıştır.
ı6. Burada asıl üzerinde durulması gereken hizmet, “kabine
sekreterliği hizmetleri” diye adlandırılabilecek olan ikinci kategori
hizmetleridir. Başbakanlık bünyesi içinde ‘‘Kabine Sekreterliği”
adiyle ayrı bir birimin kurulması ve şimdiki halde, Başbakanlık
içinde çeşitli birimler tarafından dağınık şekilde görülmekte olan
kabine hizmetlerinin bu birimde toplanması doğru olacaktır. Bi­
rimin yukarıdaki paragrafta sayılan hizmetleri görebilmesi için,
kâtip niteliğindeki kimselerle değil, devlet faaliyetlerinin çeşitli
veçheleri hakkında bilgi sahibi olan veya gerektiği zaman bu bil­
gileri çalışma dökümanları şeklinde kabine üyelerinin önüne ko­
yabilme ehliyeti olan kimselerle teçhiz edilmesi gerekecektir. K a ­
bine çalışmalarının bu şekilde önceden etraflı hazırlanması, hem
lüzumsuz uzamaları önleyecek, hem de Bakanlar Kurulunun te­
ferruattan sıyrılıp temel meselelere eğilebilmesini sağlayacaktır.
Hizmetin başında bulunan ve ‘‘kabine sekreteri” ünvanını taşıya­
cak yüksek dereceli memurun büyük bir mahzur görülmedikçe,
kabine toplantılarına katılması, gerekli notları alıp izahatı verme­
si de kolaylaştırıcı bir tedbir olarak düşünülebilir,. Kabine Sekreteri
ile Başbakanlık Müsteşarının aynı kimse olması, birçok bakımdan
birleştirici bir rol oynayacağı gibi, aynı zamanda bu yeni makama
gereken prestijin sağlanmasını da kolaylaştıracaktır.
17 . Kabine çalışmaları için tasarlanan sekreterlik hizmetleri­
nin, devamlı mahiyet taşıyan kabine komitelerinin çalışmalarında
da, yine Kabine Sekreterliğine bağlı servisler tarafından tekrar­
lanması faydah olacaktır. Bazı hallerde, bu hizmetlerin, kabine ko­
mitelerinde ele alınan işlerle en yakından ilgili bulunan bakanlığa
bağlı servisler tarafından yerine getirilmesi de düşünülebilir. Bu
konuda, kesin bir kural koymaktansa, durumun gereklerine göre
hareket etmek daha doğru olacaktır.
ı8 . Kanun tasarısı hazırlamanın bir uzmanlık işi olduğu kabul
edilmelidir. Bu bakımdan koordinasyonu ve belli standartlara uy­
14
gunluğu sağlamak için, hazırlanan tasarıların Bakanlar Kuruluna
şevkinden önce merkezî bir organda incelenmesi şarttır. Bu incele­
me görevi, Türkiye gibi Danıştay şeklinde bir kuruma sahip olan
memleketlerde bu organca yerine getirilmektedir. Osmanlı im p a­
ratorluğunda da aynı usul takip edilmekteydi. Fakat Cumhuriyet
devrinde, Danıştay, Anayasada ve Kuruluş Kanununda öngörül­
mesine rağmen, bir yandan teşkilât yetersizliği, öte yandan da hü­
kümetlerin isteksizhği yüzünden, bu görevini yerine getirememiş­
tir. Şimdi ya Danıştay, teşkilâtça takviye edilerek bu görevi yerine
getirecek hale sokulmalı, ya da bu maksatla Başbakanlığa bağlı bir
uzmanlar kurulu kurmak yoluna gidilmelidir. Hiç şüphesiz, en
uygun olan birinci yoldur.
B. BAKANLIKLAR
1 . Devlet dairelerinin bakanlıklara ayrılması sadece İdarî tek­
niği ilgilendirmeyen, siyasî cephesi de olan bir konudur. Bu rapor­
da, idarenin bakanlıklara ayrılması meselesini yalnızca idare tek­
niği bakımından incelemekle yetinilmiştir. Siyasî mülâhazalar, de­
ğişik siyasî şartlara tabi olan ve her özel duruma göre ele alınması
gereken meselelerden olduğu için tabiî, bunlar üzerinde durmak
mümkün olmamıştır.
2 . Merkezî Hükümet görevlerinin bakanlıklara veya dairelere
ayrılması sırasında dikkat edilmesi gereken en önemli noktalardan
biri, bakanlıklara veya dairelere yeni bir görev verirken, personel
ve başka imkânların da yeni görevin getireceği faaliyet artışına
uygun olarak ayarlanmasıdır. Bu bakımdan, bir bakanlık veya da­
ireye yeni görevler yükleyen kanunlar için Devlet Personel Dairesi’nin de mütalâası alınmalıdır.
3 . Şimdiye kadar yapılan incelemelerden çıkan önemli bir so­
nuç da, kararların Bakanlar Kurulu kademesinde yığılıp kalma­
sında “Bakanlık sorumluluğu” kavramının iyice yerleşmiş olmama­
sının büyük rol oynadığıdır. Görevlerin rasyonel bir şekilde dağı­
tılmasından sonra üzerinde dikkatle durulması gereken bir nok­
ta, bu görevlerin verildiği bakanlıkları açıkça “yetkili ve sorumlu”
kılabilmektedir. Bir bakanlığa belli bir görev vermek, ondan sonra
da o bakanlığı o görevle ilgili kararları alabilmek bakımından da­
ima daha üst bir kademenin tasvibine bağlı tutmak, “sorumluluk”
ve “yetki” kavramları arasında bulunması gereken denge kavra­
mına aykırı düşer. Fakat, bunu bakanlıkların kendi yetki alanları­
15
na giren, fakat başka bakanlıkları da ilgilendirebilecek konularda
tek başlarına hareket etmeleri gerektiği şekilde de anlamamak ge­
rekir. Bu gibi hallerde, koordinasyonlu çalışma için gerekli yol­
ların aranması ve kararlarda ahenk sağlamak amacıyle danışmala­
rın yapılması elbette şarttır. Nitekim, Bakanlar Kurulu seviyesindeki
lüzumsuz kararları tasfiye için şimdiye kadar yapılan çalışmalarda
da, kararı bir tek bakanlığa bırakma sonucuna varıldığı zaman bile,
kararın alınmasında danışılması gereken başka bakanlıklar ayrıca
belirtilmiştir. Bakanlar Kurulunu teferruat kararlarından kurtar­
maktaki başlıca amaç, merkezî hükümet teşkilâtı içindeki birimleri
birbirlerinden bağımsız şekilde çalışan kuruluşlar haline getirmek
değil, aksine Bakanlar Kurulunu daha aşağı seviyedeki koordinas­
yon yollarıyla çözümleyen meselelerde nihaî koordinasyon görevini
yapabilecek duruma sokmak, Kurulun vaktini gerçekten yüksek se­
viyedeki siyasî ve İdarî kararlar için tasarruf edebilmektir.
C. DEVLET BAKANLARI VE BAŞBAKAN
YARDIMCILIKLARI
1 . Normal olarak, başbakan yardımcılarına veya devlet bakan­
larına, hükümetin Parlamento ile olan münasebetlerinde Başbaka­
na yardımcılık etmek, kabine içinde koordinasyon sağlamak, tec­
rübesiyle ve bilgisiyle kabine çalışmalarını aydınlatmak veya özel
önem yahut öncelik taşıyan konularda Başbakanın işlerini kolay­
laştırmak amacıyle ihtiyaç duyulur. Türkiye’de de başka memleket­
lerdeki “sandalyesiz bakan” usulüne uygun olarak aynı amaçlarla
başlatılan başbakan yardımcılığı ve devlet bakanlığı, zamanla baş­
ka bir mahiyet almıştır. Bugün için devlet bakanları arasında iki
kategori doğmuştur: Bir kısmı sadece “devlet bakam” ünvanmı ta­
şımakta, bir kısmı ise “devlet bakanı ve başbakan yardımcısı” adiy­
le anılmaktadır. Birinciler, merkezî hükümet teşkilâtı içinde Başba­
kanlığa bağlı genel müdürlükleri veya başka kuruluşları aralarında
paylaşmış bulunan bakanlardan ibarettir ve bu bakımdan fiilen
öbür bakanlardan farkları yoktur, “ başbakan yardımcısı ve devlet
bakanı” ünvanmı taşıyanlar ise, yine Başbakanlığa bağlı bulunan
fakat koordone edicilik ve merkezilik nitelikleri daha fazla olan,
dairelere bakmakla birlikte, aynı zamanda da gerçekten “başbakan
yardımcısı” görevine uygun düşen kabine içi koordinasyon sağlama
ve önemli meseleleri yürütme işlerini de yapmaktadırlar.
2 . Devlet Bakanları ve Başbakan yardımcıları İdarî görevlerin­
den sıyrılarak, hükümetin Parlamento ile olan münasebetlerinde
16
Başbakana yardımcılık etmek, kabine içinde komite başkanlığı ve­
ya başka yollarla koordinasyon sağlamak, özel önem taşıyan konu­
larda Başbakanın işlerini kolaylaştırmak ve tecrübelerinden^ bilgile­
rinden bütün hükümeti faydalandırmak gibi görevler görmelidirler.
Bunun için de, doğrudan doğruya ilgili bakanlıklara bağlanabile­
cek olan bazı hizmetlerin Başbakanlıktan ayrılması şarttır.
D. BAŞBAKANLIĞA BAĞLI DAİRELER
. Başbakan yardımcılığı veya devlet bakanlığı usulünden yu­
karıda belirtilen şekilde gerçek ihtiyaçlara cevap verebilecek bir
faydanın sağlanması, görüldüğü gibi, “Başbakanhğa bağlı” dai­
reler veya kurumlar meselesiyle çok yakından ilgilidir. Verimli
şekilde çalışacak bir merkezî hükümet kuruluşu içinde. Başbakan­
lığın, daire olarak, nasıl bir mahiyet taşıması gerektiği ve nasıl teş­
kilâtlanacağı konusu yukarıda incelenmiştir. Ancak, başbakan yar­
dımcıları veya devlet bakanlıklarıyla ilgili olarak ayrıca belirtilmesi
gereken bazı noktalar vardır.
I
2.
Başbakanın esas görevi, “Bakanlar K urulu” nun başkanı
olarak. Bakanlıklar arasında işbirliğini sağlamak ve Hükümetin
genel siyasetinin yürütülmesini gözetmektir (Anayasa, Madde
105)0 Aslında görevleri itibariyle belirli bakanlıklara bağlanmaları
pekâlâ mümkün olan kuruluşlar, şu veya bu sebepten ötürü Baş­
bakanlığa bağlı kaldıkça. Başbakanın vakti bunların her biriyle ayrı
ayrı meşgul olmaya elverişli sayılmayacağına göre, bu kuruluşların
işlerine bakmak üzere devlet bakanlarının veya başbakan yardımcı­
larının görevlendirilmesini önlemeğe imkân yoktur. Böylece bakan
sayısını arttırmaktan başka bir iş yapılmış olmamaktadır.
Şimdiki halde. Başbakanlığa şu veya bu şekilde “bağlı” olarak
şu kuruluşlar gözükmektedir:
Devlet Planlama Teşkilâtı
Devlet Personel Dairesi
Atom Enerjisi Komisyonu
Devlet İstatistik Enstitüsü
Vakıflar Genel Müdürlüğü
Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü
Beden Terbiyesi Genel Müdürlüğü
Danıştay Başkanlığı
Diyanet işleri Başkanlığı
Türkiye ve O rta Doğu Amme İdaresi Enstitüsü
M illî Emniyet Teşkilâtı.
17
3
. Bu rapörün çeşitli bölümlerinde yukarıdaki kuruluşlardan
her biri. M illî Emniyet Teşkilâtı hariç, ele alınmakta, şimdiki bağ­
lantının uygun olup olmadığını İncelenmekte, değişik bir bağlantı
teklif edilmekte ise sebepleri gösterilmektedir. Ayrıca, şimdiye ka­
dar mevcut olmayan, fakat devlet görevlerinin yerine getirilmesi
için kurulmalarına lüzum görülen bazı yeni birimler de Başba­
kanlığa bağlanmaktadır. Burada, böyle bir bağlantıya karar ve­
rirken gözönünde tutulması gereken esasları belirtmekle yetinilecektir. Raporda bir birimin Başbakanlığa bağlı olmasına karar ve­
rirken gözönünde bulundurulan ve bundan sonra da yeni kurulacak
birimlerin bağlantılarını kararlaştırırken uyulması gereken esaslar
şunlardır:
a . Bütün merkezî hükümet teşkilâtı içinde koordinasyon sağ­
lamaya, ayrı ayrı birimleri belli hedeflere doğru yöneltmeye yara­
yan kuruluşlar başbakanlığa bağlanmalıdır. Bu merkezî koordi­
nasyon ve yönetme görevine hayli yaklaşan ve bir bakıma esasın
tek istisnasını teşkil edecek olan kuruluş M aliye Bakanlığı olabilir.
b . Gördükleri hizmetlerden merkezî hükümet teşkilâtına da­
hil birimlerin hemen hepsini faydalandıran kuruluşlar, daha uy­
gun bir bağlantı bulunamamışsa Başbakanlığa bağlanabilir.
c . Başbakanlığa bağlanmaları için makul bir sebep bulunma­
makla birlikte, başka bir yere bağlanmaları ciddî mahzur doğura­
cak olan kuruluşların Başbakanlığa bağlanmaları tek çıkar yol ola­
rak gözükebilir. Bu çeşit bir bağlantının tipik örneği Diyanet İş­
leri Başkanlığıdır.
4.
Başbakanlığa bağlı daireler makul esaslara dayanan bir sa­
yıya indirildikten sonra. Başbakan yardımcıları arasında başlangıç­
taki amaca uygun bir görev dağıtımı yapmak mümkün olacaktır.
Meselâ,
Başbakan yardımcılarından biri, İktisadî mahiyetteki iş­
lerde genel yürütme ve koordinasyonla görevlendirilmişse, bu mak­
sada en iyi hizmet edecek merkezî kuruluşlar da onun emrinde
bulanacaktır. Başbakan da, böylece yardımcıları vasıtasıyle, hükü­
metin genel siyasetinin yürütülmesini gözetebilmek imkânını bula­
caktır. Şimdiki dağıtılışın bu amacı sağlamaktan uzak olduğu aşikâr­
dır. Başbakan yardımcıları ve devlet bakanları arasındaki son görev
dağıtımına göre. Devlet Planlama Teşkilâtı bir başbakan yardım­
cısına, Devlet Personel Dairesi ile Atom Enerjisi Komisyonu ayrı
bir başbakan yardımcısına. Devlet İstatistik Enstitüsü başka bir
başbakan yardımcısına. Diyanet İşleri Başkanlığı ile Vakıflar Geıiel
Müdürlüğü bir devlet bakanına, Danıştay Başkanlığı ile Tapu ve
18
Kadastro Genel Müdürlüğü ayrı bir devlet bakanına ve nihayet
Beden Terbiyesi Genel M üdürlüğü de başka bir devlet bakanına
bağlı olarak çalışmaktadır. Devlet Planlama Teşkilâtı ile Devlet İs­
tatistik Enstitüsü gibi İktisadî ve sosyal kalkınma hamleleri bakımın­
dan birlikte çalışmaları gereken iki kurumun ayrı ayrı başbakan
yardımcılarına bağlı oluşlarındaki teknik sebebi anlamak güçtür.
E. MUHTAR KURUMLAR
Statü Bakımmdaii Çeşitlilik
1 , Devlet, çeşitli faaliyet ve çalışmalarda bulunur. Bunların
kaynağı ise, esas itibariyle kamu hizmeti kavramıdır. Kam u hiz­
metlerinin görülmesinde Devlet, İdarî ademî merkeziyet, m^ahallî
ademî merkeziyet ve hizmet ademî merkeziyeti zorunlulukları ile başka
bazı kamu kuruluşları ve tüzel kişilikleri meydana getirmektedir.
Aşağıdaki paragraflarda bunlardan sadece merkezî hizmetler ve
kuruluşlar ile hizmet ademî merkeziyeti kuruluşları üzerinde duru­
lacaktır.
2 . Kam u hizmetleri temel kural olarak birlik teşkil edecek şe­
kilde gruplandırılmış ve çeşitli Bakanlıklara verilmiştir. Temel
kural bu olmakla birlikte, İdarî teşkilâtımızda, hizmetleri açık ol­
mayan veya ahşılan anlamda hiçbir kamu hizmeti verilmemiş kuru­
luşlar da görülmektedir. Bu duruma belirli bir misal olarak Devlet
Bakanlıkları gösterilebilir.
3 . M erkezî kamu hizmetlerinin temel kural olarak Bakanlık­
lara verildiğine yukarıda işaret edilmişti. Bakanlıklar statülerinin
hemen bütün devlet yapılarında benzer oldukları görülmektedir.
Bunlar tipik devlet kuruluşlarıdır ve kamu hizmetinin yürütücüleridir,
devlet faaliyetlerini düzenleyen kurallara tamamıyle tabidirler. Bu ba­
kımdan, Bakanlıkların şimdiki hukukî statüsünde hiç bir değişik­
liğe lüzum yoktur.
4 . İdarede temel kuruluş Bakanlık olmakla birlikte, Türk Dev­
letinin yapısında başka kuruluş statülerinin de varlığı görülmektedir.
^‘Daire” , ^^Genel M üdürlük” , “ İdare” , “ K urul” , “Enstitü” , “ Ofis” ,
“ M erkez” , “ Komisyon” veya “Teşkilât” gibi pek çeşitli adlar ta­
şıyan ve bir Bakanlığa veya Başbakanlığa bağh olmakla birlikte,
bunlardan oldukça bağımsız şekilde çalışan bu kuruluşlara rapor­
da kısaca “Daire” kelimesiyle atıfta bulunulacaktır. Beden Terbi­
yesi Genel Müdürlüğü, Maden Tetkik ve Arama Enstitüsü, Devlet
19
Su işleri, Devlet istatistik Enstitüsü, Elektrik İşleri Etüd idaresi,
Vergiler Tem yiz Komisyonu, Devlet Personel Dairesi, Atom Ener­
jisi Komisyonu, Devlet Planlama Teşkilâtı, Tekel Genel Müdürlü»
ğü. Üniversiteler, İhracatı Geliştirme Etüd Merkezi gibi kuruluş­
lar burada sözü edilen “Daire” örnekleridir.
5 . Yukarıdaki Dairelerin statülerinde, sistemleştirilebilecek
benzerlikler ve ölçüler bulmak kabil olmamıştır. Genellikle tesbit
edilebilen özellikler, bunların bir Bakanlığa bağlı oldukları ve nisbeten bağımsız çalıştıklarıdır. Bununla birlikte genel devlet yapı­
sı içinde hukuken hiç bir Bakanlığa bağlı olmayan kuruluşlar da
görmek mümkündür. Türk Standartları Enstitüsü, Türkiye ve O r­
ta Doğu Amme idaresi Enstitüsü ve hukukî statüden yoksun bu­
lunmasına rağmen fiilen varolan Bakanlıklararası Prodüktivite
Merkezi bu durumun örneklerini teşkil etmektedirler.
6 . Bu çeşit dairelerin kurulmasını gerektiren sebepleri aşağı­
daki noktalar etrafında özetlemek kabildir:
a . Hizmet tamamen bellidir, başka işlerden kolayca ayrılabil­
mektedir. Daire, muhtevası ve teknik hüviyeti ile kendi kendine
görevlerini yerine getirmektedir ve bağlı olduğu Bakanlığın genel
nezaret ve denetimi altındadır. Bu durumda örnek olarak Meteoro­
loji Genel M üdürlüğü ve Harita Genel M üdürlüğü gösterilebilir.
b . Hizmetin mahiyeti onu bir Bakanlığın normal hiyerarşik
yapısı içine yerleştirmeyi yani Bakanlığın müdahalesine açık bı­
rakmayı doğrulamamaktadır. Vergiler Tem yiz Komisyonu, Ü ni­
versiteler, Diyanet işleri bu zorunlukla kurulan “Daire” örnekle­
ridir.
c . Bir patrimuanın Devlet patrimuanı dışında tutulması tercih
edilmiştir. Bu durumun örneği Vakıf/ar Genel Müdürlüğüdür.
d.
Devletin “yasam a-yargı” veya “yürütm e-yargı” gibi bir­
den fazla kuvvetine ilişkin hizmetler sebebiyle bazı dairelerin bi­
rer Bakanlığa bağlanmasının doğru olmadığı durumlar da görül­
mektedir. Sayıştay ve Danıştay böyle Daire örnekleridir.
7
. Daire şeklinde teşkilâtlanmada, yukardaki sebeplerle bera­
ber veya onlardan ayrı olarak başka bazı sebepler bulunduğu görül­
mektedir. Bunlar aşağıda belirtilmiştir. Ancak, işaret edilmesi gere­
ken husus, bu sebeplerin de aynen yukarıdakiler gibi Dairelerin hep­
sinde mevcut olmadıklarıdır.
a.
Daire statülerine geçiş, idarelere serbestlik içinde ve nor­
mal hiyerarşinin kayıtlayıcı usulleri dışında çalışma imkânı vermek­
20
tedir. Bakanlık statüsünde, doğru ve yanlış, Bakanın kararına sunul­
ması geleneği ile yerleşmiş birçok işler bu dairelerde, daire içinde ka­
rara bağlanmakta ve yürütülmektedir.
b . Daire haline geliş, idarelerin çoğunlukla ayrı bütçe veya iş­
letme bütçesi ve yatırım programı sahibi olmaları sonucunu ver­
mektedir. Bu durum ise, çeşitli gider kalemlerinde rahatça büyü­
meler sağlamakta ve harcamalarda büyük kolaylıklar yaratm ak­
tadır.
c.
Yukardaki sebebin bir bakıma devamı olarak, çoğu haller­
de ita amirliği ilgili Bakandan ayrılmakta ve dairenin idaresine
geçmektedir. Bu yetki kaydırılması, sarf serbestliğinde önemli ge­
lişmeler şeklinde beliregelmiştir.
d e Bir kısım daireler, ayrı bütçe sahibi olmaktan da ileri ge­
çerek katma bütçeli idareler halini almış veya böylece kurulmuş­
lardır. Bu statüde, tüzel kişilik elde edilmekte, bağımsız derecede
sayılabilecek bütçelere sahip olunmakta ve idarelere bazı gelirler
tanınmaktadır. K atm a bütçe statüsü ayrıca. Devletçe tahsis edilen
bir patrimuanm. Devletin genel patrimuanı dışında idaresi yetki­
lerini vermektedir. K atm a bütçeli idarelerin kendi namlarına men­
kul ve gayrimenkul mal edinmeleri malların satış bedellerinin hâ­
zineye dönmeyerek katma bütçe patrimuanı içinde bırakılmaları,
hukukî ihtilâflarda devletten ayrı olarak taraf teşkil etmeleri ve sulh ve
yetkisini taşımaları ibra ve benzeri ayrıcalıklar hiç de azımsanamayacak
serbestlikte bir hukukî statünün varhğmı göstermektedir.
e . Dairelerin statülerinde genel hükümlerden istisnaların çok­
luğu göze çarpmaktadır. Çeşitli sebepler ileri sürülerek bunların
bir kısmının temel kanunlar dışında bulunmaları sağlanmıştır. Bu­
rada sözü geçen temel kanunlar, Muhasebe-i Umumiye, Arttırma,
Eksiltme ve İhale gibi kanunlardır. Anlaşıldığına göre, böyle “ Sis­
tem kanunları” , günlük işleyiş üzerindeki tazyikleri sebebiyle daire
statüsü olma eğilimini kuvvetlendirmektedir.
f . Azınlıkta sayılabilecek bazı dairelerde, katma bütçeli idare
statüsü de yetersiz görülerek, tüzel kişilik ve özel hukuk hüküm­
lerine tabi olma durumları esas alınmıştır. Maden Tetkik ve Arama
Enstitüsü ve İhracatı Geliştirme Etüd Merkezi böyle dairelerin ör­
nekleridir. Bu statüler, dairelere tam bağımsızlığa yakın bir serbest­
lik sağlamaktadır.
g . Daire haline geliş, bu daireler personeline özlük haklar ba­
kımından özel imkânlar sağlanmasını kolaylaştırmıştır. Gerçekten,
incelenen dairelerin pek çoğunda çeşitli adlar altında farklı özlük
^ 21
haklar tanındığı görülmüştür. Bir kısım dairelerin ise, tevhid ve
teadül kanunları dışında kuruldukları da görülmektedir. Öyle anlaşılıyor ki, Bakanlıklar statüsü içinde pek geniş sayıda personeli
ilgilendirdiği için gerçekleştirilemeyen özlük haklar artışları, daire
statüleri içinde sınırlı personeli ilgilendirdiği için daha kolaylıkla
gerçekleştirilegelmiştir.
8 . Bu şekilde muhtar kurumların meydana getirilmesi, yani
hizmet ademî merkeziyetine gidilmiş olması, çeşitli alanlara göre
değişik sebeplere dayanmaktadır. Bu sebepler arasında “ Genel
Muhasebe” , “Arttırma, Eksiltme ve İhale” kanunları gibi malî
formaliteleri ağırlaştıran mevzuatın sıkıcı bağlarından az çok kur­
tulma ihtiyacı da yer almaktadır. Bir hizmetin İdarî ve malî muh­
tariyete sahip bir kuruma verilmesi meselesi, her duruma göre ele
alınması gereken ayrı ve teferruatlı bir inceleme konusudur. T abiî,
meselenin ayrı ve geniş bir araştırma konusu yapılması ve benzer
kurumlara benzer idare şeklinin uygulanması gerekir. Bakanlıklar
dışında özel bir İdarî statüye bağlanmaları zorunlu görülen kuruluş­
ların İdarî muhtariyetleri, bunların yerine getirecekleri görev er
gözönünde bulundurularak, durumun özelliklerine ve ihtiyaçlarına
göre tesbit edilmelidir.
9 . Diğer bir mesele de, özellikle proje ve tesis faaliyetleriyle
işletme faaliyetlerinin tatbikatta çok farklı çözümlere bağlanmakta
olmasıdır. Bazı hallerde, proje, tesis ve işletme faaliyetleri aynı kuru­
luşta toplanmaktadır. Devlet Su İşleri ve T .C . Karayolları Genel
Müdürlükleri bu birinci duruma misal teşkil ediyor. Bazı hallerde
ise, proje ve tesis faaliyeti ile işletme faaliyeti birbirinden ayrılmış­
tır. T .C . Devlet Demiryolları buna bir misaldir. Bu ikinci şekilde
sağlanan faydaların doğabilecek mahzurlardan daha ağır bastığı
anlaşılıyor. Ancak, bu son şekilde proje ve tesis birimiyle işletme bi­
riminin, ayrı ayrı olmakla birlikte, aynı bakanlığa bağlı kuruluşlar
halinde kalmalarına itina etmek gerekir. Proje ve tesis faaliyetleri
ile işletme faaliyetlerinin aynı kuruluşta bulunduğu hallerde bile,
işletme kısmı başlıbaşma bir faaliyet niteliğini taşıyorsa, bu taktirde
faaliyetin kuruluşa bağlı muhtar bir kurum vasıtasıyle yürütülmesi­
ne dikkat edilmelidir. Bu iki usulden birini tercih değişik şartlara
bağlı olduğu için burada kesin bir tavsiyede bulunmak güçtür.
Ancak, şimdiye kadar geçirilen tecrübelerin ışığında şunları söyle­
mek mümkündür: Proje ve tesis faaliyeti ile işletme faaliyetinin
her biri aslî ve şümullü mahiyet taşıyorsa, bunları ya ayrı ayrı ku­
ruluşlara vermek ya da aynı kuruluş içinde muhtar birimler vasıtasıyle yürütmek lüzumu vardır. Tesis ve işletme faaliyetlerinin
bir arada yürütülmesi, Karayolları Genel Müdürlüğünde olduğu
22
gibi, bunlardan birinin öbürüne nisbetle tali olmasına bağlıdır.
10.
M evcut idarelere sıkıntı veren kanunlarda bugünkü ihtiya­
ca uygun düzeltmeler yapılmalı, bazı kuruluşları muhtar kurum
statüsüne doğru lüzumsuz yere iten sıkıcı hükümler giderilmehdir.
Katm a Bütçeler
11 . Bütçe
görülüyor. Bu
likte, bütçenin
ma bütçelerin
mümkündür.
birliği ilkesinin en yakın istisnası katma bütçelerde
bütçeler birlik ilkesine açıkça aykırı olmakla bir­
genelliği ilkesine aykırılık teşkil etmemektedir. K a t­
kuruluş sebeplerini iki nokta etrafında toplamak
a . Daha fazla İdarî ve malî muhtariyet,
b o Bir malî varlığı devlet patrimuanı dışında tutmanın faydalı
veya zorunlu görülmesi.
.
12 . K atm a bütçeli idare statüsü oldukça geniş İdarî ve malî
muhtariyet sağlamaktadır. Buradaki malî muhtariyet yukarıda
temas olunduğu gibi, ita amirliği yetkilerinin intikalini, özel gelir­
ler elde edilmesini, tüzel kişilik kazanılmasını, sulh ve ibra yetki­
lerini, hukukî temsil imkânını, tazminat ve gecikme zamlarının
irat kaydını, nakit mevcutların Hâzineye iade edilmemesini, kısaca
bir patrimuanm idaresinde geniş serbestliği kapsayan bir muhtari­
yettir. Ayrıca özel görev ve kuruluş kanunları bu idarelere çoğu
hallerde temel malî idare kanunlarına istisnaî işlemler yapmak
hakkını vermektedir. Bazı ihalelerin Arttırma, Eksiltme ve İhale.
Kanunu dışında yapılabilmesi yetkisi bu duruma örnek olarak gös­
terilebilir.
13 . M alî idareyi düzenleyen ana kanun, katma bütçeli idare­
lerin giderlerini özel gelirleri ile karşılamaları yolunda bir kural
koymuştur ki, yıllar boyu uygulama, ya bu kurala uyulmadığını
veya kuralın iyi anlaşılmadığını göstermektedir. Gerçekten, kat­
ma bütçeli idarelerin gelirleri, çoğunlukla sembolik miktarlarda
kalmaktadır. Aşağıdaki cetvelde bu durumun birkaç örneği gösteril­
miştir. Rakkam lar 1962 bütçelerinden ahnmış ve idarelerin nakit
mevcutları özel gelirler arasında gösterilmemiştir.
İdarenin iinvanı Bütçesi toplam H a zin e yardımı Ö z e l gelirler
Ankara Üniversitesi 64 .999 .807 .Ege
”
29 .940 .479 .Karayolları
806 .285 .506 .Devlet Su işleri
670 .731 .136 .Devlet H ava Alanları
İşletmesi
63 ,342 .364
61 .169 .806 .330 .001
20 .780 .478
500.001 .797 .935 .506 .- 3 .350 .000
623 .981 .136 .- 43 .250 .000
52 .516 .063
8 .950 .000
23
14 • Bu cetvelde bulunmayan ve Hazine yardımı almayan O r­
man Genel Müdürlüğü, Hudut ve Sahiller Sağlık Korum a Genel
Müdürlüğü ve Petrol Dairesi gibi katma bütçeli idareler, gelirler
hakkında ileri sürülen görüşü gerçekten çürütecek bir hüviyette
değildirler. Bunlardan birincisi, devletin ormanlarını işletip kereste
haline getirerek satmakta, öbür ikisi ise, gene devlete ait olan bazı
vergi, resim veya harçları özel gelirleri arasında göstermektedirler.
Aynı görüş Devlet Su işlerinin 43 .250 .000 liralık özel gelirleri için de
doğrudur; çünkü, bu kalemin önemli kısımları Devletçe meydana
getirilen tesislerden dolayı, faydalananlardan veya bu tesisleri işle­
ten ortaklardan alman paralardır:
15 . Bu açıklamalardan anlaşılacağı gibi, katma bütçeli idarele­
rin pek çoğunda giderlerini özel gelirlerle karşılama şartı mevcut
değildir. Ayrıca, yayın gelirleri gibi sembolik gelirler hariç tutu­
lursa, bugünkü katma bütçeler bu yönden:
a . Gelir tahsisi şeklindeki yanlış uygulamaya yol açmış,
b . Devlet gelirlerinin rasyonel olmayan bir tarzda bölünmesi
sonucunu vermiştir.
16 . V akıf 1ar Genel Müdürlüğünün Devlet patrimuanı dışında
patrimuan idare etmesi zorunluluğu hariç bırakılırsa, katma bütçe
şeklindeki bir istisnaya lüzum olmadığı kesinlikle söylenebilir. Ger­
çekten, meselâ Karayolları Genel Müdürlüğünün, Devlet Su İşleri
Genel Müdürlüğünün yahut Hudut ve Sahiller Sağlık Korum a
Genel Müdürlüğünün genel bütçe dışında idare edilmeleri için haklı
sebepler bulmak zordur. Bununla birlikte katma bütçeler meselesisinin maliye tekniği bakımından daha fazla incelenmeye muhtaç
yönleri olabileceği ve böyle bir araştırmanın bu raporun konusu
dışında kaldığı gözönüne alınarak, katma bütçe uygulamasına de­
vam için gerçek bir zorunluluk olup olmadığının incelenmesi tavsiye
edilir. Bu inceleme, Muhasebe-i Umumiye Kanunu üzerinde çalış­
malar yapıldığı şu sıralarda önem taşıyacaktır. Bu temel kanunda
yapılacak değişiklik. Üniversitelere Anayasa ile tanınan teminatı
ihlâl etmeyecek ve gerekli hallerde işletme muhasebesi tutulmasına
müsaade eyleyecek yönlerde de olmalıdır.
Döner Sermayeli Kuruluşlar
17 . M alî idare sisteminin önemli istisnalarından biri de döner
sermayelerdir. Bu kuruma vücut veren ana hükme göre, döner ser­
maye genel bütçe içindeki sinaî ve ticarî müessese ve idarelerin,
malzeme ve ham madde satın almaları ile uzman ve işçi ücretlerini
24
ödemeleri için bütçelere konan ödeneklerdir. Döner semayelerden
kullanılmayan miktarlar malî yıl sonunda iptal edilir ve ertesi yıl
tekrar verilir. Zarar halinde, zarar, bütçe ödenekleri ile yenilenir
ve gelir fazlaları bütçeye irat kaydolunur. Bu hükümlerden açıkça
anlaşılan şey, genel olarak döner sermayelikuruluşların mutlak
kamu hizmeti ifa eden kuruluşlar olmaları,fakat sınaî veya ticarî
faaliyette bulunmalarıdır.
ı 8 . Genel Muhasebe Kanunundaki ticarî ve sınaî faaliyet
şartının açıklığına rağmen, bu kurala da uygulamada riayet edil­
mediği görülmüştür. Bugün için ticarî ve sınaî mahiyeti olup da döner
sermayesi bulunan kuruluşların, bu vasfı taşımayan kuruluşlara
göre oldukça azınlıkta kaldıkları anlaşılmaktadır. Bunlar arasında
açıkça hiçbir ticarî veya sınaî faaliyeti olmayan kamu hizmeti dai­
releri de vardır. M illî Eğitim Bakanlığındaki “Test ve Araştırma
Bürosu” nun bile döner sermaye kullandığı görülmüştür. Bu durum
ana kanun hükmünün yerine getirilmesinde pek başarılı olunamadıdığmı gösterir.
19 . Döner sermayelerin kuruluş sebepleri araştırılmış ve bun­
ların şu noktalar etrafında toplanabileceği sonucuna varılmıştır:
a.
b.
c.
d.
Daha fazla malî muhtariyet,
Daha fazla İdarî muhtariyet,
Giderlerde serbestlik,
Özel imkân ve imtiyazlar sağlama,
20 . Bu sebeplerden ilk üçü izaha muhtaç değildir. Sonuncusu
ile her türlü imkân ve imtiyazlar kastedilmiştir. Meselâ bir döner
sermayeli kuruluş döner sermayesinden, ilgili kurum personeline
bir yılda (16) milyon lira ek görev ve başka adlarla ‘‘yan” ücret
verildiğini kaydetmek bu ‘‘imkânlardın genişliğini ortaya koyacaktır.
21 e Bugün döner sermaye sayısı beş yüze yaklaşmıştır ve son
yıllarda süratle artma eğilimi göstermektedir. Döner sermayeli
kuruluşlar aşağıdaki gruplarda toplanabilir:
a . Sağlık tesisleri (Hastaneler, Doğumevleri, K an Bankaları,
Sağlık Merkezleri ve benzerleri) döner sermayeleri,
b . Tarımsal eğitim tesisleri (Teknik Ziraat Okulları, Bahçı­
vanlık Okulları, Teknik Ziraat Müdürlükleri, Ziraat Enstitüleri,
Deneme İstasyonları ve benzerleri) döner sermayeleri,
c . Tarımsal İşletmeler (Haralar, İnekhaneler, Kültür İstas­
yonları, Devlet Üretme Çiftlikleri, Tavukçuluk ve Arıcılık İstasyon­
ları ve benzeri) döner sermayeleri,
25
d . Sanat Eğitimi Kuruluşları (Sanat Okulları, K ız ve Erkek
Sanat Enstitüleri, Ilköğretmen Okulları, Tekniker Okulları ve ben­
zerleri) döner sermayeleri,
e . Çeşitli Eğitim Merkezleri döner sermayeleri,
f . İstanbul Müze Eserleri döner sermayesi,
g . Cezaevleri döner sermayeleri,
h . Dinî Yayınlar Saymanlığı döner sermayesi,
i.
Propaganda yayınları döner sermayesi,
j . Silâhlı Kuvvetler 4 ve 5 bakım kademeleri ile tersaneleri dö­
ner sermayeleri,
k . Tekel Genel Müdürlüğü döner sermayesi,
1 . Darphane ve Damga Matbaası döner sermayesi.
22 . Görüldüğü gibi döner sermayeli kuruluş grupları bile ol­
dukça fazladır ve aralarında kanunî şartlara yani ticarî veya sınaî
kurum vasfına uzaktan yakından sahip olmayanları çoğunluktadır.
23 . Döner sermayelerin malî veya hukukî bir sistem içinde
toplanması ve böylece incelenmesi kabil olamamıştır. İmkânsızlı­
ğın sebepleri şunlardır:
a . Bir kısım döner sermayeler bütçe bölümleri ile, bir kısmı
ise özel kanunlarla verilmişlerdir.
b . Özel kanunlar kuruluşlardaki döner sermayelerin idaresi
ve patrimuan hesapları konusunda farklı hükümler taşımaktadır.
Bazı kuruluşlarda patrimuan döner sermaye içine girmiştir; ço­
ğunda patrimuan hiç bir şekilde döner sermaye ile ilgilendirilme­
miştir.
c . Döner sermayeler için eski bir yönetmelik vardır. Bu yönet­
melik asıl olmayıp her döner sermaye için ayrıca yapılan yönetme­
liklerdeki boşlukları doldurmak için kullanılmaktadır.
d . Gelir fazlalarının genel bütçeye gelir kaydedilmesi temel
hüküm icabı olduğu halde, bazı özel kanunlarla bir kısım döner
sermaye gelir fazlalarının ilgili kuruluşlara ek sermaye haline gel­
mesine müsaade edilmiştir.
e . Askerî kuruluşlar ve cezaevleri döner sermayeleri gibi ör­
neklerde bir tek bilânço çıkarılmakta, öbürlerinde her kuruluş ayrı
bilanço düzenlemektedir. Birincilerin konsolide hesap durumlarına
karşılık, İkincilerde her kuruluş ayrı bir malî birim halindedir.
f.
Denetim, çeşitli usullere bağlanmıştır. Bazı kuruluşların dö­
ner sermaye işlemleri denetimi M aliye Bakanlığı ile Sayıştay tara­
26
fından ayrı ayrı yapılmakta, bazı kuruluşlar da M aliye Bakanlığı
ve Sayıştay temsilcisinin katıldıkları denetim kurallarınca malî
teftiş yapılmaktadır. Bundan farklı denetim usulleri de vardır. M e­
selâ Devlet Üretme Çiftlikleri, Yüksek Murakabe Kurulunca denet­
lenmektedir.
24. Bu açıklamalardan anlaşılacağı gibi, döner sermayeler bu­
gün bir karışıklık içindedir. Görünüşe göre, çeşitli kuruluşlar fark­
lı düşüncelerle döner sermayeler sağlama yoluna gitmişler ve so­
nunda bu durum ortaya çıkmıştır. Ancak farklılaşmalar veya ol­
ması gerekenden uzaklaşmalar bu kadar değildir. Amortisman ay­
rılmaması, çoğu giderlerin genel bütçeden karşılanması, gerçekten
çok uzak ve şişkin gelir fazlaları ile sonuçlanmakta veya aksine te­
sislerin bir yılda gider kaydedilmeleri (amortismana tabi tutulmak­
ları) tam aksi sonucu vermektedir.
25 . A ktif değerlerin durmadan arttığı hallerde, döner serma­
yeler ‘‘sözde” (fiktif) kalmaktadır. Gelir fazlalarının kısmen devlet
memurlarına ikramiye olarak dağıtıldığı haller vardır. Cezaevleri
döner sermayeleri bunun örneğidir ve gehr fazlasının % 25’i savcı­
lar ve cezaevleri personeline verilmektedir.
26. Anlaşıldığına göre, bir kısım daireler döner sermayeler
sağlayarak sessizce İdarî ve malî muhtariyet meselelerini halletme
yoluna gitmişler ve çoğu zaman memurlara “yan ücret” ödeme­
lerini böylece düzenlemişlerdir. Bu yanlış ve zararlı bir yoldur.
27 . Döner sermayelerin sadece ticarî ve sınaî vasıf taşıyan ku­
ruluşlara verilmesinde zaruret vardır. Bu vasıfları olmayan kurum­
lar elindeki döner sermayeler iptal edilmeli ve ilgili kuruluşlar normal
Bakanlık veya daire statülerine girmelidir. Ayrıca, döner sermaye­
lerin hukukî, m alî ve İdarî veçheleri tesbit edilmeli ve bugünkü ka­
rışıklığa kesin olarak son verilmelidir.
28 . Döner sermayelerin denetimi, iki kısımda ele alınmalıdır.
İdarenin teftiş ve denetimi bir bütün olarak devam etmelidir. Bun­
dan ayrı olarak, döner sermayeler hesapları Sayıştayca denetlenmeli ve Sayıştay ile idarenin birlikte ve karma denetimi şeklindeki
uygulamaya son verilmelidir.
Fonlar
29 . Temel malî idareye en
dır. K atm a bütçelere ve döner
yen ana kanunda yer verilmiş,
Anlaşıldığına göre, temel kanun
çok aykırı düşen uygulama fonlar­
sermayelere, malî idareyi düzenle­
fakat fonlardan bahsedilmemiştir.
yürürlüğe girdiği sırada, ilk iki is-
27
tisna yeterli sayılmış, bu kadar sorumsuz ve serbest bir fonlar usu­
lüne gidilebileceği bile düşünülmemiştir.
30, Genellikle fonların gerçek kuruluş sebepleri, bütçe ile ödenek almanın güçlüğüne karşılık, bütçe dışı hazır bulundurma; daha
fazla malî muhtariyet, bütçe dışı olmanın icabı harcamalarda büyük
serbestlik; denetimin yokluğu veya yok denecek derecede oluşu gibi
noktalar etrafında toplanabilir. Bu durumda da kabule değer bir
sebep bulunamayacağı açıkça görülmektedir.
31 . Kaynakları itibariyle bir kısım fonlar genel bütçeden bes­
lenmektedir; bazıları da bütçe dışından hatta özel şahıslardan alı­
nan paralarla meydana gelmektedir. Birincilere örnek olarak, Afet­
ler Fonu, Cezaevleri inşaatı. T rafik Fonları ve Sivil Savunma Fonu
gösterilebilir, ikinci gruba giren fonlar oldukça kalabalıktır. Akar­
yakıt Fiyat istikrar Fonu, istikrar Fonu, Turizm Fonu, Madencilik
Geliştirme ve Maden Risk Fonu, Sermaye iştirak Fonu, Kam biyo
Karşılık Fonu, Provizyon Tasfiye Hesabı, Iç Finansman Fonu, Sos­
yal Yardım Fonu, Yaş M eyve ve Sebze Teşvik Fonu, N A T O Enfrastrüktür M illî İdarî M asraf Hisseleri Fonu, Merinos Fonu, bu ikin­
ci grubun örnekleridir. 1962 yılına kadarki uygulaması yönünden
“karşılık paraları” da bütçe dışı fon saymak kabildir. Aslında yu­
karıdaki fonların bir kısmı bu karşılık paralardan ayrılmakta idi.
Kanunen “fon” adını taşımakla birlikte hiç bir zaman fon haline
gelmemiş bir örnek de “Yatırım lar Finansman Fonundur. Kanuna
rağmen uygulamadaki bu yön doğrudur ve gelirini Devlet istikra­
zının (Tasarruf Bonolarının) teşkil ettiği bir özel fona lüzum da
yoktur.
32. Fonlar konusunda teklif ve tavsiyeler şunlar olabilir:
a . Fonlar, gerçekte ihtiyacın çok üstünde sayılara erişmiştir.
Bütçelere normal yollarla ödenek tertip edip hizmet görmenin ka­
bil olduğu alanlardaki fonlara lüzum yoktur. Bu düşünceden hare­
ket ederek, birinci gruba giren Afetler Fonu, Cezaevleri inşa. Trafik
ve Sivil Savunma Fonlarının en kısa zamanda lâğvedilmeleri gerekir.
b . ikinci gruptaki fonların Genel Muhasebe Kanununda H â­
zineye avans ve borç verme yetkilerinin tanınması halinde. Büt­
çe ve Hazine hesaplarına intikali mümkündür ve doğru olan da
budur. Devlet mâliyesinde alenilik ilkesi bütçe ve hazine hesapları
dışında gizli ve kapalı işlemlerin yürütülmesi şeklinde bir uygula­
ma ile bağdaşamaz. Bu bakımdan, malî idareyi düzenleyen kanunlar
Hâzineye yukarıda temas edilen yetkileri verince bugünkü tatbikatın
derhal durdurulması şarttır.
28
F. İDARÎ KURULUŞLARA AİT MEVZUAT
Genel Görüniiş
1 , Türkiye’de idarenin teşkilâtlanması ve görev yüklenmesi,
genellikle, yasama organı tarafından düzenlenmektedir. Bu düzen­
leme çoğu zaman, '‘kuruluş ve görev kanunları” ile olmaktadır.
Kuruluş ve görev kanunu olmadığı halde belli görevler verilmiş
bakanlıkların kurulduğuna tatbikatta rastlanmaktadır. Koordinas­
yon Bakanlığı ile Basın, Y ayın ve Turizm Bakanlığı bu uygulamaya
örnek teşkil eder. Bu türlü uygulamanın kanunî mesnedi, 4951 sayılı
Bakanlıklar Kuruluşu hakkmdaki kanunun ı. maddesinde yer alan
şu hükümdür: “Devlet daireleri Başbakanın teklifi ve Cumhurbaş­
kanının onanmasıyle Bakanlıklara ayrılır. Bunlara tayin edilecek
Bakanlardan ayrı olarak Devlet Bakanları da tayin edilebilir” .
2 . Ancak teşkilâtlanma ve buna göre para harcama imkânı
bütçe ve kadro kanunlarıyle düzenlenmektedir. Herhangi bir tah­
sisat koyabilmek için teşkilâtın kurulmuş ve vazifelerinin belli ol­
ması gerekir. Öte yandan, Anayasanın 106. maddesi, ‘‘Bakanlıklar
kanununun koyduğu esaslara göre kurulur” demektedir. Buna göre
bakanlıkların kurulmasında, herşeyden önce kanunî yetkinin varlığı
esastır.
3 . Belli görevleri olan Bakanlıkların kurulması için teşkilât
kanunu çıkarma zorunluğuna karşılık, sandalyesiz bakanlıkların,
yani devlet bakanlıklarının veya başbakan yardımcılıklarının, teş­
kilât kanunu olmadan kurulabilmesi doğrudur; çünkü, parlamen­
toda partiler arası denge dolayısıyle, bazen, fazla gecikmeden hü­
kümet kurabilmek için, bakanlık sayısını artırmak gerekebilir.
4 . Devletin genel idare işlerini düzenleyen. Harcırah, Barem,
Memurin vs. gibi ana kanunlar yanında. Bakanlıklarla onlara bağ­
lı dairelerin kuruluşu ve iç teşkilâtlanması hakkında da bir ana
kanunun tedvini, daha doğrusu. Bakanlıkların Kuruluşu hakkındaki 4951 sayılı kanuna bazı yeni temel hükümlerin eklenmesi gerek­
mektedir, Bu hükümlerin başlıca şu esaslara cevap vermesi icap
edecektir.
a . Bakandan sonra idarenin en yüksek kademesi nedir ve yetki­
leri neler olacaktır?
b . Bakanlıkların iç teşkilâtlanmasında başlıca büyük birimlerin
standart adları neler olacaktır? Genel Müdürlük mü, yoksa
daire başkanlığı mı esas alınacaktır?
29
C
. Ana birimlerin şubelere bölünüşü hangi ölçülere göre ola­
caktır?
d . Personel Şubesi, Levazım, Tetkik Kurulu, Özel Kalem,
Muhasebe Daire M üdürlüğü gibi her bakanlıkta mevcut
olan İdarî birimlerin görevleri ne olacaktır?
e . Bakanlıkların görevlerini tespitte hangi ölçüler esas alına­
caktır? Görevler genel olarak mı gösterilecek, yoksa birim­
lerin görevleri ayrı ayrı belirtilecek midir?
Görevler ve Kuruluş Mevzuatı
5
. M erkezî Hükümet Teşkilâtına dahil daire ve müesseselerin
kuruluş kanunları incelendiğinde, görevlerin kuruluşla birlikte ele
alındığı görülmektedir. Bu genel görünüş içinde, kuruluş kanunları,
görev tespiti bakımından aşağıdaki şekilde gruplandırılabilir:
a . Kurum ların görevinden bahsetmeyerek sadece kuruluşu
zikreden kanunlar; Başbakanlık ve Dışişleri Bakanlığı ku­
ruluş kanunları bu gruba dahildir.
b . Genel olarak görevleri belirten ve teşkilât birimlerini zikret­
meyen kuruluş kanunları: Devlet Personel Dairesi Kuruluş
kanunu buna misal olarak gösterilebilir.
c . Teşkilâtın kuruluş gayesinden, - ana görevlerinden ve birim­
lerin görevlerinden bahseden kanunlar: Devlet Meteoroloji İş­
leri Genel M üdürlüğü; Tekel Genel Müdürlüğü ve Tarım
Bakanlığı kuruluş kanunları bu kategoriye dahildir,
d . Kuruluşun gayesini belirterek sadece teşkilâtın birimlerini
zikreden kuruluş kanunları: Tapu ve Kadastro Genel M ü­
dürlüğü ve Orman Genel Müdürlüğü bu gruba girmektedir.
e . Teşkilâtın genel olarak görevlerini ve içindeki birimlerin
görevlerini tespit eden kuruluş kanunları: im ar ve İskân
Bakanlığı, Devlet Planlama Teşkilâtı, Ulaştırma Bakanlı­
ğı ve Sanayi Bakanlığı bu gruba girmektedir.
f . Teşkilât birimlerini sayarak sıra ile birimlerin görevlerini
tespit eden kuruluş kanunları: M aliye Bakanlığı, Gümrük
ve Tekel Bakanhğı, Ticaret Bakanlığı, İçişleri Bakanlığı,
Bayındırlık Bakanlığı, Toprak ve İskân İşleri Genel M üdür­
lüğü ve M illî Eğitim Bakanlığı bu gruba dahildir.
g . Teşkilâtın kuruluş gayesini belirterek içindeki birimlerden
ve onların görevlerinden bahseden teşkilât kanunları: Çalış­
ma Bakanlığı ile Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığı bu gruba
girmektedir.
30
Birîîiîİeriîî Tespiti
6 . Mevcut kuruluş kanunları birimlerin tespitinde de bir yek­
nesaklık göstermemektedir. Bu bakımdan kuruluş kanunlarını aşa­
ğıdaki tiplere ayırmak mümkündür:
a . Kuruluşta
ana
birimleri
zikretmeyen
teşkilât
kanunları,
b . Ana birimler halinde kuruluşu tespit eden teşkilât kanunları,
c . Ana birimlerle birlikte, birimlere dahil şubeleri ve servis­
leri belirten teşkilât kanunları. Özellikle bu son grupta yer
alan teşkilât kanunları çok teferruatlı olarak birimlere
dahil tali kolları belirtmekte ve daha da ileri giderek görevi
kişiselleştirmek suretiyle asla bir görev kanununda yer al­
maması gereken teferruatlı hükümler koymaktadır.
Bununla ilgili misaller şunlardır: “ .......................... . . Umum
Müdürlüğü bir umum müdürün idaresi altında, umum müdür mu­
avini ile üç daire reisliğinden ve bir de müstakil şube müdürlüğün­
den teşekkül eder. Daire reislikleri ikişer şubeye ayrılır. Her şube­
de bir müdür ve müdür muavini ile lüzumu kadar mümeyyiz ve
memur bulunur” veya ‘‘Müdürlükler şube müdürlüklerine ayrılır­
lar. Şube müdürlerinin emrinde yazı, hesap ve dosya işleri ile meş­
gul olan kalemler bulunur” . Görevin kişiselleştirilmesine dair mi­
saller şunlardır: “ Gümrük kimyagerleri, gümrük tarifesi kanunu
ile diğer hususi kanunlar icabmca gümrüklerden geçecek eşya vesair maddeleri usul ve talimat dairesinde muayene ve tahlil etmek
ve bu yolda lüzum gösterilecek etütleri yapmakla mükelleftir”
veya “gümrük kolcuları, gümrüklerce göz altında bulundurulmasına
lüzum görülen eşya ve yolcuların beraberinde bulunmak, deniz üstü
muamelelerde muayyen, tartı ve sayım işlerinde muayene memur­
larına yardım eylemek, gümrüklerin elden götürülmesi icap eden
yazılarını ve tahlil için çıkarılmış eşya numunelerini yerlerine gö­
türmek gibi hizmetler ifa ederler” .
7 . Görev ve kuruluş kanunları, her konuda ortaya çıkabilecek
olaylar için formüller ve hal şekilleri bulmak çabasına düşmüş gö­
rünmektedir. Bu davranış, kanunu uygulayanlarda ve halkta her
meselenin cevabını mevzuatta bulmak ve ona dayanmak eğilimini
doğurmuştur. Kanunun kavramadığı olaylar karşısında idarenin
eli kolu bağlı duruma gelmesi ve her defasında kanun tadiline gi­
dilmesi, hükümler arasında bağlantılar gözönünde tutulmayarak
yeni kanunların konulması, kanun sayısının artmasına ve en sonun­
da tatbikatın içinden çıkılmaz hale gelmesine sebep olmuştur,
31
8 . Bugünkü Türk İdarî teşkilâtı, iç yapısı itibariyle geniş ölçü­
de teşkilât kanunlarıyle düzenlenmekte, İdarî metinlere nispeten
mahdut bir yer verilmektedir. Bu teşkilât kanunları, genel ve tipik
çözümler yerine, mahiyetleri aynı olan meselelere farklı çözümler
getirmektedir. Bu suretle, bakanlıklar teşkilâtında ve idarenin iç
yapısında sistem dağınıklığına ve insicamsızlığa yol açmaktadır.
Öte yandan, teşkilât kanunlarının düzenlemediği kuruluş konularını
İdarî metinlerle düzenlemek gerekirken bu da yapılmamakta, ferdî
ve tatbikî kararlarla meselenin çözümlenmesi yoluna gidilmektedir.
Bir İdarî kuruluşun aşırı derecede kanun konusu yapılması iki bakım­
dan mahzurludur. Bir defa, kanun koyucunun takdiri dışında olan
teknik meseleler onun kararına bağlanmış olmaktadır; ikinci ola­
rak da, ihtiyacın zaman zaman gerektirdiği teşkilât değişiklikleri
için kanun tadili gibi uzun gayret isteyen bir usule başvurmak gerek­
mektedir.
9 . Öte yandan, kuruluşların görevlerini tespit eden mevzuat­
taki aykırılık, özellikle daireler arası münasebetlerde göze çarp­
maktadır. Genellikten ayrılarak, en ufak birime kadar görevlerin
tespit edildiği teşkilâtlarda, kanunun saydıkları dışında herhangi
bir durumun ortaya çıkması, çoğu defa, sorumluluğu ortada bırak­
makta veya yetki tecavüzlerine yol açmakta ve görevin ifasına im­
kân vermemektedir. Bu gibi hallerde idarenin tuttuğu yol, ya kanu­
nun tadiline giderek o durumu da kavrayacak bir hüküm koymak
veya lüzumlu teşkilât mevcut olduğu halde, ortada kalan görevi ifa
etmek için yeni bir kuruluşa gitmek şeklinde gözükmektedir. Her
iki halde de, hizmet sürüncemede kalmakta, zaman, emek ve para
israfına yol açmaktadır. Bu türlü aksaklıkların önlenmesi görev
ve teşkilât kanunlarının belli standartlara bağlanması gerekir. Bu
standartlar şunlar olabilir:
a . Kanunlar teşkilâtın gayesini ve ana görevini tespit ile yetin­
meli; birimlerin ve şubelerin görevlerine inmemelidir.
b . Kanunlar, kuruluşun birimlerini, şubelerini zikretmemeli
ve iç teşkilâtlanmada idare, ana kanun çerçevesinde serbest
kalmalıdır.
c . Birimlerin görevleri ve iç teşkilâtlanma ile ilgili meseleler
İdarî metinlerle düzenlenmelidir.
Her Kuruluşta Mevcut Birimler
10 . Hemen hemen her bakanlık kuruluşunda aşağıda sıralanan
ortak teşkilât birimleri bulunmaktadır.
Müsteşarlık
32
ö z e l Kalem
Teftiş Kurulu
Tetkik Kurulu
Hukuk Müşavirliği
Levazım
Özlük İşleri
Y azı ve Evrak İşleri
Kitaplık
Disiplin Kurulu
Tayin ve İnzibat Komisyonu
Sivil Savunma
Sekreterliği
(Seferberlik Müdürlüğü)
11
. Her bakanlıkta müşterek olan bu birimlerin görevleri ka­
nunlarda tesbit edilirken, sanki ilk defa tesis ediliyormuş gibi, mev­
cut kuruluşlara bakılmaksızın ve örnek alınmaksızın görevler sıralan­
mağa çalışılmıştır. Meselâ, teşkilâtın esas unsuru olan “ Müsteşarlık”
görevi bakımından aşağıdaki tariflere rastlanmamaktadır:
a , “ Müsteşar vekilin yardımcısı olup, vekilin kendisine ayıra­
cağı işleri, vekili namına ve vekilin vereceği direktifler dairesinde
idare etmekle mükelleftir” . Bu tarifte, müsteşar, bakan tarafından,
levazım işlerini veya kitaplık işlerini tedvire memur ve tamamıyle
genel yönetim dışında bırakılması mümkün bir unsur haline gele­
bilmektedir.
b . Başka bir tarif, müsteşarı, sadece bakanlık dairesinin işle­
riyle meşgul bir daire müdürü haline getirmektedir: “ Müsteşar,
vekillik dairesinin amir ve murakıbıdır. Vekillik işleriyle, vekilin
vereceği işlere onun namına ve göstereceği yolda bakar....”
c . Başka bir farklı tarif te şudur: “ Müsteşar, bakanın müşa­
vir ve yardımcısı olup. Bakanın vereceği. Bakanlığa ait bütün işleri
kanun ve tüzükler hükümlerine göre düzenler” .
d.
Bir başka tarif, müsteşarı
her hareketinde
tamamen Ba­
kana bağlı hale sokmaktadır. T arif şudur: “ Müsteşar, Bakanın danışıcı ve yardımcısı olup. Bakanca verilen emirlerin ve kabul edil­
miş esaslarla programların, Bakandan aldığı direktif dairesinde
uygulanmasını gözetir ve Bakandan alacağı emir ve direktife göre
Bakan adına hareket eder” .
e . Müsteşarlık görevini daha farklı bir anlayışla ele alan aşa­
ğıdaki tarif müsteşara sevk ve idare mekanizmasında bir sorumlu­
luk vermekle birlikte, kuruluş ve görev kanununda birimlerin görev­
leri tesbit edilirken, her birim için görev maddesi “Vekilin direk­
33
tifleri dahilinde aşağıdaki işleri yapar^’ cümlesiyle başlamakta
ve birimlerin müsteşarla ilgisi kesilmektedir. T arif şudur: ‘‘Müste­
şar, vekilinin müşavir ve yardımcısı ve vekillik dairelerinin mesul
amir ve murakıbıdır. Vekâlete ait bütün işleri vekil namına ve on­
dan alacağı direktif dairesinde tanzim ve idare eder” .
12 . Bütün bu tarifler, bakanı her türlü işlerde müdahaleci bir
duruma getirmekte, Bakanlığın devamlı unsuru ve siyasî organ
yanında idarenin başı mevkiinde olması gerekli müsteşarı ise her
zaman bir kenara itebilir hale getirecek bir anlam taşımaktadır.
Bakanlar kurulundaki görevi, parlamento ile ve partilerle müna­
sebeti bakımından, siyasî durumu ağır basan bakanı, İdarî işlerin her
kademesinde ilgilendirmek ve asıl görevliyi bir kenara itmek kuruluşun
kendine düşen hizmetleri gereği gibi görmesine engel olan başlıca
amillerden biridir. Bu engelin giderilmesi, idaredeki devamh teknik
ve İdarî hizmetlerin başı durumunda bulunan müsteşarın görevini
bu fikri telkin edecek şekilde tarif ve tespit etmekle mümkündür.
Bunun belirtme yeri ise bütün bakanlıkların kuruluşunu düzenle­
yen ana kuruluş kanunu olmalıdır. Bu kanunda, idarenin ortak un­
surlarından olan müsteşarın tarifi yer almalı ve başka teşkilât kanun­
larında aynı meseleye tekrar dönülmemelidir.
13 . Başka ortak kuruluşlar: Bakanlık ve kurumların görev ve
kuruluş kanunlarında, bunların yetki ve görevlerinin de tamamıyle birbirinden farklı şekilde tesbit edildiği görülmektedir. Müste­
şar tarifinde olduğu gibi, bunların görevleri de yeknesaklıktan uzak­
tır. Bazı kuruluşlarda bunlar geniş yetkilerle donatılmış, bazıların­
da ise kendilerine dar görevler ve kısıtlı yetkiler verilmiştir. Daireler
arası münasebetlerde, mahiyeti itibariyle benzeri işi gören iki or­
ganın farklı yetkilerle hareketi, hizmette koordinasyonu, sürati,
verimliliği ve eşitlik duygusunu azaltan sebepler arasında yer al­
maktadır.
14. Her bakanhkta prensip itibariyle aynı işi gören bu birim­
leri farklı yetkilerle donatmamak ve farklı adlarla kuruluşlara oturt­
mamak, aynı birimlerin birbirleriyle münasebetlerinde aynı yetki­
lerle hareket etmelerini ve belli mercilerde işleri bitirmelerini sağ­
lam aya imkân verecektir. Bu imkân, hizmette koordinasyonu kolay­
laştıracağı gibi, hizmetin verimini de arttıracaktır. Bu amacı sağla­
mak için, ana kuruluş kanununda ortak birimlerin yetki ve görev­
lerinin tespiti gereklidir.
34
Kum lıış Kaiîinîlarîîîdakî Fazlalıklar
15 . Kuruluş ve görev kanunlarında, genel veya özel kanunlarda
yahut tüzük veya yönetmeliklerde bulunması gereken hususlar yer
almaktadır. Bunlar şunlardır:
a.
Barem Kanununu ilgilendiren hükümler: Bazı kuruluş ve
görev kanunlarında, hizmete alınacak kimselerin, tahsil derecelerine
ve kıdem durumlarına göre hangi maaş derecesiyle çalıştırılacakları­
na dair hükümler yer almaktadır.
b . Memurin Kanununu ilgilendiren hükümler: İzin, istifa, iş­
ten çıkarma, tayin prosedürü, mesaî saati, memurların genel ola­
rak hakları, sorumlulukları ve cezaları gibi Memurin Kanununda
tesbit edilen esaslar, bazı kuruluş ve görev kanunlarında da yer al­
maktadır.
c . Yolluk ve yevmiye gibi Harcırah Kanununda belli esaslara
bağlanmış hususlar, bazı daire ve müesseselerin kuruluş kanunların­
da belirtilmektedir.
d.
Özel kanunlarda, tüzük veya yönetmeliklerde yer alması
gereken hüküm ler: Kıym et muhafızlarına verilecek kasa tazminatı,
ihtisas hekimliği, hemşire olmanın şartları, meslek okullarına, kurs­
lara girmek bakımından esaslar, stajla ilgili meseleler gibi, özel ka­
nunlarda, tüzük veya yönetmeliklerde yer alması gerekli hususlar
kuruluş ve görev kanunlarına girmiş bulunmaktadır.
16 . Görev ve kuruluş kanunlarının bu derece teferruata inmesi
devlet hizmetinde görev alan kimseler arasında hak, mükellefiyet
ve ödevler bakımından esaslı farklar ve dengesizlikler yaratm akta­
dır. Bazı kollarda lüzumundan çok personelin toplanması, bazıla­
rında da ihtiyacın çok altında çalışır insan bulunması biraz da bu­
nun sonucudur. Görev ve kuruluş kanunlarını her türlü hüküm­
lerden ayıklamakta kesin zorunluluk vardır. Özellikle özlük hak­
larına ve mükellefiyetlerine ihşkin hükümlerin teşkilât kanunlarına
konması barem rejiminin büyük yaralar almasına sebep olmuştur.
Barem rejimi yüklenilen görevleri yerine getirmek için kullanılacak
insan unsurunun hak ve mükellefiyetlerini, çahşma şartlarını düzen­
lemektedir. Teşkilât kanunlarındaki bu türlü hükümlerle barem
rejiminin temelinden sarsılması, en sonunda görevlerin yerine getiril­
mesini aksatan bir amil olmaktadır.
Görev ve Kuruluş Kanunlarında îfade Tarzı
17 . îfade tarzı bakımından, görev ve kuruluş kanunları tam
bir keşmekeş manzarası göstermektedir. Bazı ifade tarzından ne
35
kastedildiğini anlamak ıçın, üzerinde bir hayli düşünmek, hattâ
kanunun gerekçesine başvurmak lâzım gelmektedir. Gerekçenin
de aciz kaldığı hallerde, idarenin yorum kararı için Parlamentoya
başvurulduğu bile olmuştur. Bunun hizmetin başlayamaması veya
sahipsiz kalması gibi idareyi tökezleten etkilerini daima görmek
mümkündür.
ı8 . Öte yandan kanunlarda her hususun bir tarifini vermek
gibi bir eğilim altında lüzumsuz zorlamalara gidilmiş ve tarif edil­
mek istenen şeyi âdeta anlamsızlaştırmıştır. Meselâ, bir görev ka­
nununda, Umum M üdür Muavininin tarifi şöyle yapılm aktadır:
“ Umum M üdür M uavini; umum müdürün muavini olup, umum
müdür tarafından verilen işleri yapar” .
19 . Kanun onu kaleme alanın şahsî bilgi ve görüşünün dam­
gasını taşımaktadır. Kullanılan terimlerde, kelimelerde ve bu kelime­
lerle kastedilmek istenen anlamlarda yeknesakhk ve ifade birliği
mevcut değildir. Oysa, kanun memleketin ve halkın bütününe hitap
eder; ifadesi sade, anlaşılmazı kolay olmalıdır. Bu nokta halkın ida­
reye yardımcı olmasını sağlar. Aksi, idareyi vatandaşın desteğin­
den mahrum kılar. İdarenin hizmetleri görebilmesindeki başlıca
şart da, halkın desteğini kazanmaktır. İfade tarzında ulaşılacak sa­
delik, berraklık ve yeknesakhk bu bakımdan kolaylaştırıcı bir unsur
olacaktır.
Mevzuatın Hazırlanmasında Dikkatsizlik
20. İdare mekanizmasındaki boşlukların, tekerrürlerin, koor­
dinasyonsuzlukların ve birimler arasında yetki tecavüzlerinin başlıca
kaynağını, daha başlangıçta mevzuat hazırlanırken başka görev
kanunlarının gözönünde tutulmaması teşkil etmektedir.
“ Sonra çıkan kanun öncekini tadil eder” prensibi bilindiği hal­
de, idare, çoğu zaman yeni çıkan kanunda ayrıca bir ilga maddesi
aramaktadır. Eğer böyle bir hüküm yoksa, yetki tecavüzleri veya
koordinasyonsuzluk gibi haller bu türlü bir anlayışın sonuçları ol­
maktadır.
Kuruluş ve Görev Kanunu Tadilleri
21
. Görevlerin kuruluş kanunlarında çok teferruatlı olarak
belirtilmesi, genel esasların gözden kaçırılmasına, görev kanunlarında
görevle ilgili olmayan hususların yer almasına ve bütün bunların
sonucu olarak “kuruluş ve görev kanunları teşkilâtla ilgili her hu­
susu kavrar veya kavramahdır” inancının yerleşmesine yol açmış­
36
tır. Bu durum her olayda tatbikatçıları daima kanunlara müracaat
etmeğe ve açık hüküm varsa^ buna göre karar almaya, yoksa, hare­
ketsiz kalmağa zorlamıştır. Hizmeti aksatmamak ihtiyacı idareyi
ek ve tadil kanunları çıkarmağa zorlamıştır. Bunlarda da aynı hata­
ların işlenmesi idareyi mevzuat karşısında bugün âdeta şaşırmış
vaziyette bırakmaktadır. Ek ve tadil kanunlarının sayısı o kadar
fazlalaşmıştır ki, bunların hangisinin neyi değiştirdiğini, hangi mad­
deye veya kanuna ek olduğunu ve yürürlükte kalıp kalmadığını
bilmek ve ona göre uygulamada bulunmak gitgide zorlaşmaktadır.
Meselâ bir bakanlığın sadece görev ve kuruluş kanununda 26 tane
ek ve tadil vardır. Tadillerin çokluğu yanında, bu değişikliklerin ya­
pılış tarzı ve ek maddeler sistemi çoğu defa, neyin neyi ve nasıl tadil et­
tiğini ve hangisinin yürürlükte hangisinin kaldırılmış olduğunu an­
lamakta güçlüklere sebep olmaktadır.
Hizmet Yükleyen Başka Hükümler
22 . Görev ve kuruluş kanunlarına paralel olarak idareye hiz­
met yükleyen başka diğer özel kanun, tüzük ve yönetmelikler mev­
cuttur. Meselâ Çalışma Bakanlığı îş Kanununu, Ticaret Bakanlığı
Ticaret K an u n u n u ,' Bankalar Kanununu, M aliye Bakanlığı Vergi
kanunlarını, masraf kanunlarını, maaş barem ve harcırah kanunlarmı, Türk Parasının Kıymetini Korum a kanunlarını. Sanayi Ba­
kanlığı Maden Kanununu, Petrol Kanununu, İçişleri Bakanlığı İl­
ler İdaresi Kanununu, Cemiyetler Kanununu, iç güvenlik ve asa­
yişle ilgili başka kanun ve tüzükleri yürütmekle görevlendirilmiş­
lerdir. Halkı ilgilendiren de asıl bu kanunlardır. Merkezî hükümet
görevleri arasında rastlanan mükerrerlik, koordinasyonsuzluk, boş­
luk ve yetki tecavüzlerinin bir bakıma sebeplerini bu türlü mevzu­
atta aramak icap eder. Öte yandan, hizmetin yetersiz ve verimsiz
oluşunu yine bu sebebe bağlamak mümkündür. Zira herhangi bir
özel kanunla bir organa görev verirken çoğu zaman gözden kaçan
nokta, organın şimdiki kuruluşu ve malî imkânları ile asıl görevleri­
ni ne derecede tatminkâr olarak yapabildiği ve ilâve görev veril­
mesiyle ne kadar yapabileceğidir. Oysa idareye görev yüklerken
imkânları da hesaplamak gerekir. Anket sorunlarına verilen cevap­
larda, dairelerin yapamadıklarını beyan ettikleri işler, bu sebeplere
dayanmaktadır.
23 . Bunun yanında, görev ve kuruluş kanunlarında olduğu gi­
bi, özel kanunlarda da meseleyi kül olarak görmeğe imkân verme­
yecek derecede fazla tadil ve ek kanunlar mevcuttur. Meselâ bu
mahiyette bir kanun 52 defa tadil görmüştür. Bu kadar çok değişik­
37
liğe idarenin intibakı güç olduğu gibi, halk menfaatlerinin de korun­
ması imkânsızlaşmaktadır.
Teşkilât Kanunlarına Bağlı Kadrolar
24. Kuruluş ve görev kanunlarının başka bir özelliği de teş­
kilâtta görev alacak memurların aylık maaş derecelerini, ünvanlarmı ve her derece ve ünvanda kaç kişi olacağını göstermeleridir.
Teşkilât kanunları birimlerin, şubelerin ve tali hizmet kollarının
görevlerini teferruatlı olarak belirttikten sonra, kadroları da buna
paralel olarak yukarıdaki esaslar dahilinde tespit etmektedir. Baş­
ka bir deyimle, her birimde, şubede ve tali hizmet kolunda hangi
ünvanlar ve maaş dereceleriyle kaç memur çalıştırılacağı kanuna
ek kadro cetvelleriyle belirtilmektedir. Şu halde idarenin kendine
verilen görevleri kanunda gösterilen birimler ve şubelerle ve bunlara
yerleştirilen personel kanahyle yürütmesi gerekmektedir. Hiç bir
memurun kadro cetvelinde yerleştirildiği birim dışında ve başka
bir ünvan ve maaş derecesi ile çalıştırılmaması gerekmektedir. Ancak
hemen hemen her Bakanlık ve dairenin kuruluş kanunlarında kadro
cetvellerinin bu kayıtlayıcı sınırlarını yıkan şu hüküm yer almak­
tadır. ‘‘Bakanlık merkez ve vilâyet teşkilâtında maaş veya ücretle
istihdam etmekte olduğu herhangi bir memur veya müstahdemi
ifası bakanlığa ait bir iş için teşkilât ve münhal vazife bulunup bulun­
maması ile mukayyet olmaksızın kadroda gösterilen tahsisat ile dile­
diği yerde kullanabilir.”
25 . Demek ki teşkilâtı birimlere, şubelere ve tali kollara ayırıp
buralarda vazife alacakların ünvanlarını, maaş derecelerini ve sa­
yılarını kanunla tesbit etmek, aynı kanunlarda yukarda örneği ve­
rilen hükümler bulundukça bir anlam ifade etmemekte ve tesirsiz
kalmaktadır. İdarenin her durum ve meseleye cevap verebilecek
ve çare bulabilecek bir kuruluş içinde çahşması gereklidir. Bu de­
rece teferruata inen kanunlara yukardaki açık kapıları koymakta
kaçınılmaz zaruretler vardır. O halde, mesele, kanunların muhtevası­
nı, çerçevesini tayin etmek ve ne dereceye kadar ve hangi noktalar­
da teferruata inilmesi ve hangi noktalarda genelliğin muhafaza edil­
mesi lâzım geldiğini belirtmekte toplanmaktadır.
26. Kadrolar konusuna “ Personel İdaresi” ve “ M alî İdare”
bölümlerinde ayrıca dokunulmuştur. Burada, ancak “torba kad­
ro” sistemiyle birlikte, etkili bir malî denetim sistemi kurma lü­
zumuna işaretle yetinilecektir. Bu arada, kadro ünvanlarının yek­
nesaklığını sağlama ve bunlara uyulmasını gözetme bakımından Dev­
let Personel Dairesine önemli görevlerin düşeceği muhakkaktır.
38
G MF.RKF.7t HÜKÜMET TEŞKİLÂTININ TAŞRA BİRİMLERİ
Genel Görümlş
1 , Araştırma Projesine dahil 45 bakanlık ve daireden 30'u çe­
şitli taşra birimlerine sahiptir. Geri kalan 15’inin, ya taşra birim­
leri yoktur veya araştırma konusuna girecek mahiyette değildir.
Bunlar, Başbakanlık, Dışişleri Bakanlığı, Devlet Personel Dairesi,
Türkiye ve Orta Doğu Amme Enstitüsü, Devlet Planlama Teşkilâtı
Müsteşarlığı, Devlet İstatistik Enstitüsü, İhracatı Geliştirme Etüt
Merkezi, Yakın ve Orta Doğu Çalışma Enstitüsü, Bakanlıklararası
Prodüktivite Merkezi, Petrol Dairesi Reisliği, Elektrik İşleri Etüt
İdaresi, Atom Enerjisi Komisyonu, Maden Tetkik ve Aram a Ensti­
tüsü, Türk Standartları Enstitüsü ve Devlet Tiyatrosu Genel M ü­
dürlüğünden ibarettir.
2 . Bakanlık ve daireleri bütün illerde teşkilâta sahip olup ol­
mamaları itibariyle iki grupta toplamak mümkündür:
a . Her ilde hizmet teşkilâtı bulunan bakanlık ve idareler:
Adalet Bakanhğı, Baymdırhk Bakanhğı, İçişleri B akan lığı,' M aliye
Bakanlığı, M illî Eğitim Bakanlığı, Sağlık ve Sosyal Yardım Bakan­
lığı, Sanayi Bakanhğı, Tarım Bakanlığı, Beden Terbiyesi Genel
Müdürlüğü, Diyanet İşleri Başkanlığı, Emniyet Genel Müdürlüğü,
Jandarma Kumandanlığı, Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü, Tapu
ve Kadastro Genel Müdürlüğü, Toprak ve İskân İşleri Genel
Müdürlüğü,
b . Bir kısım yerlerde hizmet teşkilâtı bulunan bakanlık ve
daireler :
Basın Yayın ve Turizm Bakanlığı, Çalışma Bakanlığı, Gümrük
ve Tekel Bakanlığı, İmar ve İskân Bakanlığı, Ticaret Bakanlığı,
Ulaştırma Bakanlığı, Devlet H ava Meydanları İşletmesi Genel M ü­
dürlüğü, Hudut ve Sahiller Sağlık Genel Müdürlüğü, Karayolları
Genel Müdürlüğü, Devlet Meteoroloji İşleri Genel Müdürlüğü, O r­
man Genel Müdürlüğü, Topraksu Genel Müdürlüğü, Tekel Genel
Müdürlüğü, Devlet Üretme Çiftlikleri Genel Müdürlüğü, Vakıflar
Genel Müdürlüğü.
3 . Bugün Türkiye’nin il, ilçe, bucak, köy kademelerinden mey­
dana gelen İdarî teşkilâtlanması yanında, araştırma konusuna gi­
ren bakanlık ve dairelerin hizmet gereklerinden hareketle meydana
getirdikleri çeşitli taşra birimleri mevcuttur. Bu birimler üzerinde
araştırma çerçevesi içinde yapılan incelemede, bunları il, bölge, veya
39
belli bir isim altında toplamak ve sımrlamak, bu suretle bir tarif
ve tasnif içinde tutmak mümkün olmamıştır; zira, teşkilât tiplerinin
muayyen ve benzer ölçülere göre meydana gelmemiş olması, her
birinin kuruluş maksat, sebep ve yerlerinin değişiklik göstermesi,
bir tasnif ve tarife varılmasına engel olmaktadır. Teşkilât birimleri,
bu özelliklerine rağmen, genel olarak il teşkilâtı ve bölge teşkilâtı
şeklinde kabul edilmiştir. Kesin bir kural olmamakla birlikte genel­
likle il birimleri, il veya daha alt kademedeki çevre içinde hizmet
ve yetkiye sahip kuruluşlar şeklinde gözükmekte bölge birimleri ise
belli bir il sınırı ile kayıtlı kalmamakta, il veya daha alt kademedeki
teşkilât birimleri üzerinde idare ve koordinasyon görev ve yetkisine
sahip organlar olarak kurulmuş olmaktadır. Bu arada, M illî Eğitim,
Tarım, Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlıkları ile Tekel Genel M ü­
dürlüğü ve Devlet Üretme Çiftlikleri Müdürlüğünün okul, müessese,
fabrika, çiftlikler gibi birimlerini il veya bölge birimi tasnifine tabi
tutmak tabiî doğru olmaz.
4.
Elde bazı ölçülere ve sonuçlara götürecek standartlar yok­
sa da, bakanlık ve dairelerin taşra kuruluşlarının çeşitliliği, dağı­
lışı ve genişliği hakkında fikir vermek üzere, personel ve birim sa­
yılarını belirtmek faydalı olacaktır. Taşra teşkilâtına sahip 30 kadar
bakanlık ve dairenin, taşra birimleri personel sayısı 202 .500 kadar­
dır. Ancak, bu sayıdan; 85.000’e yaklaşan öğretmenler, 2.300’e va­
ran jandarma, subay, assubay ve sivil memuru, 26.500 tutan jandar­
ma eratı, 9.500’e varan bekçiler ve 35.000 kadar olan tekel işçisi
(toplam 157.300 etmektedir) hariç tutulmuştur. Bunların da ilâvesi
suretiyle rakam 359.800’e yükselmektedir. Bahis konusu personelin
Türkiye yüzüne yayılışı muntazam bir oran içinde değildir. Tabiatiyle, bu hizmet gereklerine dayanmaktadır. Personel daha çok
Ankara, İstanbul, İzmir gibi büyük merkezlerde toplanmıştır. Eldeki
bilgilerden tam sıhhatli rakamlara varmak imkânsızsa da, bu bilgi­
lere göre, bakanlık ve dairelerin idare merkezlerindeki personeli
hariç tutulursa, bu üç ilden (Maliye Bakanlığı ve Devlet Meteoro­
loji İşleri Genel Müdürlüğü teşkilât birimleri hariç), Ankara’da 23.000,
İstanbul’da 26.800, İzm ir’de 15.600 civarında personel bulunmak­
tadır. Bunların toplamı 65.400’e varmaktadır. Bu üç ildeki nüfus
sayısı ise Ankara’da 1.316.000 İstanbul’da ı .931.000 ve İzm ir’de
de ı.o66.ooo’dır. Personel sayısının nüfus sayısına oranı Ankara’da
binde 18, İstanbul’da binde 14, İzm ir’de binde 15’tir. Bu üç ildeki
personel toplamı 65.400’ün, üç ilin toplam nüfus miktarı 4.307.ooo’e
ortalama oranı ise binde 15 olmaktadır. Ancak, rakama dahil edile­
meyen Maliye Bakanlığı ile Devlet Meteoroloji işleri Genel M üdür­
lüğünün personel sayıları bu oranı pek az da olsa kısmen değiştire-
40
bilir. Öbür illerdeki personel sayısı takriben 294.400’dür. Bundan
M aliye Bakanlığı ile Devlet Meteoroloji İşleri Genel Müdürlüğünün
personel toplamı 15.600 çıkarılırsa 279.800 kalmaktadır. Bu raka­
mın bahis konusu iller dışında kalan nüfus sayısı 23. 521.000’e oranı
da binde 12 tutmaktadır. Bakanlık ve Dairelerin idare merkezlerin­
deki personel sayısı 19.000 civarındadır. Buna göre, merkez ve taşra
personel toplamı 378.800’ü bulmaktadır. İdare merkezlerindeki
personel toplamı 19.000’in bütün personel sayısı olan 378.800’e oranı
yüzde 5’tir. Ankara, İstanbul, İzm ir’deki personel toplamı 65.400’ün
(Maliye Bakanlığı ile Devlet Meteoroloji İşleri Genel Müdürlüğü
personeli hariç) 359,800 oranı yüzde ı8’i bulmaktadır. Yine bu üç
ildeki personel sayısı 65.400’ün taşra personel sayısı 344.200’e oranı
ise yüzde 19 tutmaktadır.
Bu personel rakamlarına karşılık taşra birimleri sayısı ise, 27,000
civarında olan okullar hariç, çeşitli tipte yaklaştırma 11.800’ü bul­
makta, okullarla birlikte 38.800’e varmaktadır.
5.
Teşkilât birimlerinin memlekete dağılışı da insicamlı bir
manzara göstermemektedir. Teşkilât birimlerinde de, genel olarak
nüfus ve hizmetin fazla toplandığı Ankara, İstanbul, İzmir gibi
illerde birikme görülmektedir. Bu düşünceyi teyit etmek üzere bazı
örnekler vermek faydalı olacaktır: Basın Yayın ve Turizm Bakanlı­
ğının 9 biriminden 3’ü, Bayındırlık Bakanlığının 1 12 biriminden 19’u,
Gümrük ve Tekel Bakanlığının 286 biriminden 6 81 , Tarım Bakan­
lığının 314 biriminden 39’u, Ticaret Bakanhğmm 51 biriminden
9^u, Devlet H ava Meydanları İşletmesi Genel Müdürlüğünün 36
biriminden 8’i, Hudut ve Sahiller Sağlık Genel Müdürlüğünün
42 biriminden 9’u, bu üç ilde toplanmıştır. Bu Bakanlık ve Daire­
lerin bahis konusu üç ildeki birim sayısı 155’in, bu dairelerin birim
toplamı 850’ye oranı yüzde ı8’dir.
6
. Bakanlık ve daire teşkilât birimlerinin çeşidi ve adları bu­
rada sayılmasına imkân vermeyecek kadar değişiklik göstermek­
tedir. Bu çeşitlilik hakkında bir fikir verebilir düşüncesiyle çeşit­
lerin sayısını sıralamakla yetinilmiştir. Adalet Bakanlığı 9, Bayın­
dırlık Bakanlığı 7, İçişleri Bakanlığı 5, İmar ve İskân Bakanlığı 3,
Gümrük ve Tekel Bakanlığı 14, M aliye Bakanlığı 15, M illî Eğitim
Bakanlığı 3, Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığı 42, Sanayi Bakan­
lığı 3, Tarım Bakanlığı 44, Ticaret Bakanlığı 5, Ulaştırma Bakanlığı
2, Tekel Genel M üdürlüğü 4, Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü
3, Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü 5, V akıf 1ar Genel Müdürlü­
ğü 5, Jandarma Genel Kumandanlığı 8, Topraksu Genel M üdürlü­
ğü 4, Karayolları Genel Müdürlüğü 2, Orman Genel Müdürlüğü
41
4, Devlet Üretme Çiftlikleri Genel Müdürlüğü 2, Toprak ve İskân
İşleri Genel M üdürlüğü 2, Devlet Meteoroloji İşleri Genel M üdürlü­
ğü 6, Devlet H ava Meydanları İşletmesi Genel Müdürlüğü 5, Beden
Terbiyesi Genel Müdürlüğü 5, Emniyet Genel M üdürlüğü 3, H u­
dut ve Sahiller Sağlık Genel Müdürlüğü 8 değişik ad ve çeşitte bi­
rimlere sahip bulunmakta, çeşitlerin sayısı 200’ü aşmaktadır. Bu
çeşitlilikte uzmanlaşmanın payı büyükse de, hepsini buna bağlamak
suretiyle izah etmek doğru olmayacaktır; çünkü aynı ve benzer mahi­
yetteki birimlere ayrı ayrı isim verildiğini, özellikle Tarım Bakanlılığmda, görmek mümkündür.
Teşkilât Birimlerinin Kuruluş Temelleri
7 . Bahis konusu bakanlık ve dairelere ait teşkilât birimlerinin
kuruluş m aksatları: hizmetin mahallinde görülmesi veya hizmetin
mahalline götürülmesi, temsil, mahallinde idare, coğrafî, ekononomik
ve sosyal gerekler gibi, hizmet ölçülerine ve şartlarına dayanmakta­
dır. Bununla birlikte kuruluş maksatlarını bunlardan bir tekine
bağlamak imkânsızdır. Birimlerin kuruluşuna genellikle, bakanlık­
ların teşkilât ve görev kanunları mesnet olmaktadır. Fakat bu nok­
tanın bazen kanunlarda yer almadığı, kanunlarda bulunanların da
belirli bir şekilde ifade edilmediği, özellikle teşkilât birimlerinin
kuruluş ve yetkilerinin ana esaslarını tesbit eden hükümler bulun­
madığı görülmüştür. Teşkilât birimlerinin yetki ve sorumlulukları­
nın, teşkilât kanunlarında bulunmadığı hallerde, bu mesele yönet­
melik, genelge ve genel emirlerle tesbit edilmekte ve düzenlenmekte­
dir.
8 . Türkiye’nin İdarî kuruluş, bölüm ve görevlerine ait esaslar
Anayasa’da ve İl İdaresi Kanununda tarif ve tespit edilmiştir. Türkikiye Cumhuriyeti Anayasasının 112. maddesinde; “ İdarenin kuruluş
ve görevleri merkezden yönetim ve yerinden yönetim esaslarına
dayanır. İdare, kuruluş ve görevleriyle bir bütündür ve kanunla düzen­
lenir. Kam u tüzel kişiliği, ancak kanunla veya kanunun açıkça ver­
diği yetkiye dayanılarak kurulur” denilmekte, 115. maddesinde de;
“ Türkiye, merkezî idare kuruluşu bakımından, coğrafya durumu­
na, İktisadî şartlara ve kamu hizmetlerinin gereklerine göre,
iller de diğer kademeli bölümlere ayrılır. İllerin idaresi yetki geniş­
liği esasına dayanır. Belli kamu hizmetlerinin görülmesi amacıyle,
birden çok ili içine alan çevrede, bu hizmetler için yetki genişliğine
sahip kuruluşlar meydana getirilebilir” hükmü konulmuş bulunmak­
tadır.
9 . 1924 Anayasasının da belirttiği bu esaslara göre kurulan il
teşkilâtı için, 10.6.1949 tarihli ve 5442 sayılı “ İl İdaresi K anunu”
42
belli bir idare tarzı tespit etmiş ve il teşkilâtı içerisinde valilerin ve
daha alt kademedeki İdarî makamların görev, yetki ve sorumlu­
lukları, bakanlıkların ve dairelerin il ve daha aşağı kademe teşki­
lât birimlerini kapsamıştır. Bununla birlikte, hemen işaret etmek
gerekir ki, merkezî hükümet teşkilâtının ildeki baş temsilci ve ida­
recisi olan vahnin, bu görev ve sorumluluğunun sınırları, bazı teş­
kilât birimleri itibariyle belirli değildir. Birden fazla ili içine alan
bölge birimleri ile taşradaki işletme ve İktisadî kuruluşların durum­
ları buna örnek olarak gösterilebilir.
Taşra
Birimleriîiin
KunıİMşunda
Gözetilecek Esaslar
10 . Daha önce de belirtildiği gibi, Anayasa’nm 1 15. maddesi,
İdarî teşkilâtlanmada, coğrafya durumunu, İktisadî şartları ve kamu
hizmetlerinin gereklerini esas unsur olarak almıştır. Ancak, bugünkü il
teşkilâtının Anayasam n tarifindeki gerçek amaca tam anlamda uygun­
luğu incelenmeye muhtaç görülmektedir; çünkü, bugünün değişen şart­
ları, özellikle İktisadî, sosyal yapıdaki süratli gelişmeler ve ulaştırma
sistemlerindeki ilerlemelerin coğrafî uzaklıkları yaklaştırması, ba­
his konusu unsurlara çeşitli etkilerde bulunmuştur. Bu gelişmelerin,
il teşkilât birimlerinin kuruluşunda uygulanan sisteme etki göster­
mesi ve bunda değişiklikler yapması tabiîdir.
11 . M ülkî teşkilâtlanma yanında, bakanlık ve daireler de, hiz­
met gereklerinden hareketle çeşitli taşra teşkilât birimleri meydana
getirmişlerdir. Fakat bu teşkilât birimleri, bir kısım bakanlık ve
dairelerin il idaresine dahil birimleri hariç, kuruluşlarındaki özelHk1er bakımından il İdarî kademelerine paralel değildir.
12 . Türkiye’de şimdi başlanmış olan merkezî planlama faali­
yetinin, planlama ve uygulama sahasında, bölge planlamaları için­
de ele alınması ihtiyacı, bu bakımdan bölge planlarının hazırlan­
ması ve uygulanmasında ili aşan homojen birimlerin meydana ge­
tirilmesini zarurî kılmaktadır. Teşkil edilmeleri yeni bir kanunla
kabul edilen sağhk hizmetlerinin sosyalleştirilmesi ile ilgili kuru­
luşlar da meseleyi bu şekilde homojen birimlere göre ele aldığı gibi,
İmar ve İskân Bakanlığınca bölge dağılışı konusunda yapılan ince­
leme de işe bu açıdan bakmaktadır.
13 . Çeşitli organlarca bölge teşkilâtı kurulmasında benimse­
nen coğrafî alanların aynı olmadığı, buna hizmet şartlarındaki de­
ğişikliklerin sebep teşkil ettiği anlaşılmaktadır. Bu şekilde hizmet
gereklerinin tabiî bir sonucu olarak meydana gelen bölge ve il teş­
kilât birimlerinin çeşitliliği, dağılış tarzı ve kontrol alanının geniş­
43
liği, bunlar üzerindeki gerekli denetleme ve takibi güçleştirmek­
tedir. M erkezî idareden hemen sonraki kademe için uygun nitelik­
te eleman sayısının şimdilik yetersiz bulunması, idarenin kuvvetli
bir şekilde kurulamayışına sebep olduğundan, bu seviyedeki ele­
manların daha az sayıda ve daha etken mevkilere dağıtılması sure­
tiyle daha iyi bir personel kullanma politikasının takibi gerekmekte­
dir.
14 .
Toplum kalkınması amacıyle tasarlanan toplum kalkınma­
sı teşkilâtında, çeşitli taşra teşkilât birimlerine ve bu arada vali ve
kaymakamlara verilecek görev ve yetkilerin mevcut teşkilât arasında
yaratacağı münasebetler üzerinde durulması ve bu türlü projeler
için teşkilât birimlerinin iyi hazırlanması şarttır.
İl Birimleri
15
. Sayıları 67’ye varan illerin, Türkiye’de planlama ve toplum
kalkınması faaliyetlerinin uygulama ve koordinasyonunda önemli
payları olacaktır. Yeniden kazanılan bu görevlere ve Anayasanın il­
leri tarifteki esas maksadına uygunluğu sağlamak bakımından,
mevcut illerin durumlarını gözden geçirmeğe ihtiyaç vardır, iller
üzerinde yapılacak bu incelemede özel idarelerin kısım hizmetleri­
nin M erkezî Hükümetçe ele alınmış olması bakımından, artık dara­
lan görevlerin, devamı zarurî olanlar hariç, malî imkânları ile bir­
likte mercilere devri üzerinde de durmak gerekecektir.
16 . Çeşitli bakanlık ve dairelerce, hizmetteki özellikler sebe­
biyle, birden fazla ili içine alacak surette meydana getirilen bölge
teşkilât birimlerinde, gerek illerle olan İdarî münasebetlerin, gerekse
bölge birimleri arasındaki irtibat ve münasebetlerin hizmetlerde
verim sağlayacak şekilde düzenlenmesi lüzumludur. Bu şart, çeşitH
organlarca uygulanan bölge sisteminin ortak bir bölgeleştirme me­
kanizması içerisinde ele alınmasını gerektirmektedir.
İlçe Birimleri
17
. Bugün Türkiye’de 570 ilçe vardır, ilçeler, halkla idarenin
her an geniş ölçüde temasa geldiği, malî programların uygulandığı,
böylece hizmetlerin toplandığı yerler ve halkı harekete geçirici kalkın­
ma ve faaliyet merkezleridir, ilçelerin, tasarlanan toplum kalkın­
masının programlaştırılmasmda ve uygulanmasında da önemli mev­
kileri olacaktır. Bu durumları, ilçelerin kuruluşunda görecekleri hiz­
mete uygun esasların benimsenmesini gerektirmekte ve bugünün
ihtiyaçlarına cevap verecek şekilde bir teşkilâtlanma lüzumunu
ortaya çıkarmaktadır, ilçe sayısının 600’e yaklaşması sonucu, kont­
44
rol alanının normal idare mekanizması denetimini aşacak şekilde
genişlemesinin mahzurları yanında, çeşitli bakanlık ve dairelerin
bu sayıda teşkilât birimi kurma gibi personel ve malî imkânlar üs­
tünde bir zorlamayla karşılaşmaları üzerinde önemle durulması
gereken meselelerdendir.
ı 8 . Teknik gelişmelerin uzaklıkları azalttığı bu devirde, her
yerde ilçe veya her ilçede geniş ölçüde teşkilâtlanma yerine, ilçe
teşkilâtlanmasının hizmetle ölçülü olarak ele alınması, bu ele alışta
ilçelerin kuruluşlarının ıslâhı ve idareyi basitleştirecek şekilde kadro
elastikiyetinin sağlanması yoluna gidilmesi düşünülmelidir. Zabıta
vs. gibi ilçelerde de bulunması zorunlu olanlar dışında, merkezin
mülkî idaredeki hizmetlerinin illerde toplanması ve bu hizmetlerin
tek kademe esasına göre basitleştirilmesi, halka, sayıca daha az fa­
kat daha ehliyetli personelle hizmet etmeğe imkân verecektir. Böy­
le bir basitleştirme, personel tasarrufu yanında, hizmetin daha iyi
ve daha rasyonel şekilde teşkilâtlandırılması gibi çeşitli faydalar
da sağlayacaktır.
19 o Bu arada, illerde eksikliği çeşitli mahzurlar doğuran mer­
kez kaymakamlıklarının kurulması çarelerinin araştırılmasına da
işaret etmek gerekir.
Bucak Teşkilâtı
20. Sayıları 900'ü aşan bucak müdürlükleri, bugün kamu hiz­
metlerinin görülmesinde etkili bir görev sahibi olmadıkları gibi,
İdarî kademe olarak da bunların fazla bir anlamı kalmamıştır. Ger­
çekten, ilçelerle köyler arasında bir İdarî kademe olarak teşekkül
eden bucaklar, görevsel teşkilâtlanma ve bu teşkilâtlanmanın gerek­
tirdiği personel ve maddî imkânlar bakımından zayıf ve yetersiz birer
birim olarak görülmektedir.
21 . Aslında il kademesinin altındaki kamu hizmetlerinin ilçe­
lerde toplanması ve hemen hemen bütün meselelerin bu seviyede
halledilmesi, bucak seviyesindeki İdarî kademenin lüzumunu azalt­
maktadır. Bu sebeple, bucak kademesindeki İdarî birimlerden vaz­
geçilmesinin bir inceleme konusu yapılması faydalı olacaktır.
Köylerin İdarî Hizmetleri
22 . Bilindiği gibi, mülkî idarenin bugünkü kademeli teşkilât­
lanmasında temel amaç, merkezî hizmetleri, imkân ölçüsünde, halka
yaklaştırmak olmuştur. Aslında, merkezî hizmetlerle halk arasındaki
bağlantı, bu şekilde kademeleri çoğaltma yoluyla değil, halka, bu­
45
lunduğu yerdeki kamu merciine başvurarak merkezî idareyle mü­
nasebete geçebilmek isteklerini duyurmak ve bunları elde edebilmek
imkânlarının sağlanmasıyla kurulur. Bunun da asıl yolu, köy ve be­
lediye gibi mahallî idare kademelerinin ilgili İdarî kuruluşunu mer­
kezî teşkilâtın mahallindeki işlerini gören ve temasım sağlayan bir
kuruluş haline getirmektir. Merkezin hizmetleri asıl bu suretle halka
ulaştırılmış olur. Bugün ise, böyle bir ulaştırma, sadece ilçe merkez­
lerine kadar, hem de bazı hallerde eksik olarak getirilmiş durumdadır.
Kam u hizmetleri ve çeşitli kalkınma programları ile geniş ölçüde
ilgili bulunan köylerde, devlet ve hükümet otoritesini temsil görevi
yanında İdarî hizmetler de muhtar ve ihtiyar heyetlerince yürütül­
mektedir. Çeşitli imkânsızlıklar sebebiyle bu hizmet gereği gibi görü­
lememektedir. K öy İdarî hizmetlerinin devamlı bir düzen içinde
yürütülmesi için, malî imkânları köylerce karşılanmak, tayinleri
muhtar ve ihtiyar heyetlerince yapılmak üzere, tespit edilecek bir
statü içinde İdarî yardımcı olarak “köy kâtiplikleri” kurulmalıdır.
K öy kâtipleri, yalnız köydeki hizmetlere devamlılık ve istikrar ver­
mekle kalmayacak, aynı zamanda merkezî idare ile köy arasında bir
bağlantı ve köprü meydana getirmiş olacaktır. Bunun için, köylerle
merkezler arasındaki ulaştırma imkânlarının ve özellikle posta ve
telefon hizmetlerinin geliştirilmesi şarttır.
Teşkilât Birimlerinin Kuruluşunda Standart Tipler
23
. M erkezî idare taşra birimlerinin çeşitliliği, dağılışı ve kü­
çük parçalara bölünüşü daha önce de behrtildiği gibi, kontrol ala­
nını genişletmekte ve kontrolün verimini azaltmaktadır. Öte yandan
bu durum, kuruluş kadro, idare, personel tedariki, eğitim gibi konu­
larda standartlara gidilmesini zorunlu kılmaktadır.
24. idare ve hizmette basitleştirme ve kolaylıklar sağlaması
bakımından, merkezî hükümet kuruluşlarına bağlı taşra teşkilât
birimlerinin ve teşkilât birimleri içerisindeki mevkilerin, özelhk gös­
terenler hariç, belli tiplere göre standartlaştırılması uygun olacaktır.
Teşkilât Birimleri Yetki ve Sorumluluklarmm Açıkça
Belirtilmesi
25
. Teşkilât birimlerinin kamu hizmetlerini gereği gibi yetki
ve sorumluluk taşıyarak görebilmeleri, yetki ve sorumluluklarının
açıkça belirtilmesiyle mümkündür. Aksi halde, teşkilât birimleri,
merkezî idarenin lüzumsuz bir kademesi olmaktan ileri gidemez­
ler. Yetki ve sorumlulukların açıkça belirtilmesindeki önemli bir
46
fayda da, i§ ve meselelerin mahallinde çabuk sonuçlandırılması ve
merkezî idarenin, esas görevlerinden olan geliştirme ve ıslâhat için
zaman bulmasına imkân hazırlamasıdır.
Teşkilât Birimleri Arasında Ahenk ve Birleşme
26 . Taşra teşkilât birimlerinden il çerçevesinde hizmet gören­
lerin, İl İdaresi Kanunu ile öngörülen koordinasyondan daha ileri
ve daha sıkı bir koordinasyona ihtiyaçları vardır. Özellikle, aynı
ve benzer amaçlara hizmet edenlerin aralarında birlik kurulması
veya hizmetlerin birleştirilmesi zarurîdir. T ab iî bu koordinasyoyonda kuruluş, idare, hizmet, kontrol, yerleşme, personel tedari­
ki, eğitim gibi konularda tasarruf sağlanabilir. Birçok hizmetin
tek bir birim veya personelle görülmesi mümkünken, mevcut sis­
tem gereğince merkezî hükümet dairelerinin her biri tarafından kü­
çük de olsa ayrı teşkilât birimlerinin meydana getirilmesi rasyonel
bir şekil olarak gözükmemektedir. Bu bakımdan, çeşitli merkezî
hükümet dairelerinden hizmet yakınlıkları bulunanlar, teşkilât
birimlerini tek bir birimde veya personelde toplayabilmelidirler.
Teşkilât Birimlerinin Maddî Ihtiyaçlarmı Karşılam a
27 . Çeşith bakanhk ve dairelere bağlı taşra birimleri, perso­
nel ve malzeme gibi ihtiyaçlarını, bakanhk ödeneğinin veya ken­
dilerine düşen kısmının yetersizliği ve dağıtımının zamanında ve
yeteri kadar sağlanmaması, hizmete geniş ölçüde tesir etmekte,
çalışmalarda güçlükler yaratmaktadır.
M ahallî teşkilât birimlerinin çalışmalarında güçlükler yaratan
bu zorluğun giderilmesi ayrı bir inceleme konusu yapılmağa değer
bir meseledir.
Teşkilât Birimleri Üzerinde Araştırm a
28 . Araştırma Projesi çerçevesinde kısaca ele ahnmış olan taş­
ra teşkilât birimlerinin, her halde, bütünüyle ele alınarak etraflı
bir incelemeye tabi tutulmasına ihtiyaç vardır. Merkezî hükümet
taşra birimlerinin mahallî idarelerle hizmet bakımından çok ve
çeşitli bağları olduğu düşünülerek, yapılacak incelemede merkezî
hükümet birimleri ile mahallî idare kuruluşları birlikte ele alın­
malıdır.
47
H. MAHALLÎ TOPLULUKLARIN KALKINMASI
Kalkınma Metodıı
I
. M ahallî toplulukların, özellikle köylerin kendi meselelerini
tesbit etmeleri, kendi davalarına topluca bir gayretle çözüm yolu
arayacak hale gelmeleri, bu amaçla kendi kaynaklarını harekete
geçirmeleri, devletin yapacağı hizmetlerin ve yatırımların gerçek­
leşmesine gönüllü olarak katılmaları şimdilik, yanıltıcı bir şekilde
“ Toplum Kalkınması” adiyle anılan, fakat daha doğru olarak, “ma­
hallî toplulukların kalkınması” terimiyle karşılanabilecek olan özel
bir kalkınma metodu ve hareketidir. Bu hareketin ashnda, eski dü­
şünceleri yeni metotlarla ele aldığı ileri sürülmektedir. Gerçekten,
Türkiye’de de uzun süreden beri, mahallî toplulukların gayretlerini
devletinkilerle birleştirip gönüllü bir kalkınma hamlesi sağlamak
amacını güden hareketler görülmüş, bazen başarılı adımlar atılmış­
tır; fakat, mahallî toplulukların meselelerini bir bütün olarak ele
almak, daha metotlu bir kalkınma gayretine girişmek ve bunun
için gerekli teşkilât ayarlamalarını yapmak ihtiyacı hâlâ ortadadır.
2.
M ahallî toplulukların kalkınması, sadece teşkilâtlanmaktan
ve maddî imkânlar yaratmaktan ibaret kalmayan, fakat herşeyden
önce eğitim yoluyla köklü bir zihniyet değişikliği sağlamak ama­
cını güden bir metottur. Eğitim bakımından, mahallî topluluk­
ların kalkınması, topluluklara yeni bir davranış kazandırmayı gö­
zetir. Topluluklar kendi kaderlerini değiştirme yönünde gayretler
sarfedecek, dernekler, kooperatifler, komiteler halinde örgütlene­
cek, bir amacın sağlanması için topluca harekete geçeceklerdir.
Uzun çağlardan beri kapalı bir ekonomi sistemi içinde, geri bir
teknolojiye bağlı olarak yaşayan köy topluluklarını, hayatlarının
değişebileceğine ve bu değişmede başlıca etkenin kendileri olabi­
leceğine inandırmak eğitimin en önemli görevidir. Böyle bir eğiti­
mi işler hale getirmek, topluluklara yeni bir hareket ve heyecan
vermek, belirli sosyo-psikolojik metotların kullanılmasıyle, ma­
hallî önderliğin, teşebbüs kabiliyetinin geliştirilmesiyle, mahallî
idarenin kuvvetlendirilmesiyle mümkün olur. Toplum kalkınması
metotlarını uygulayan memleketlerin çoğu, bu yollardan yarar­
lanarak halkın eğitilmesinde büyük rol oynayan “sosyal değişme
ajanları” vasıtasıyle iş görmektedir. Çeşitli adlar altında tanınan
bu kimseler, mahallî topluluklar seviyesinde faaliyet gösteren ve
toplulukların hayatına kolaylıkla uyabilen “ toplum kalkındırıcıları” dır.
3
. M ahallî toplulukların kalkınması metodlarıyle eğitim, yal­
nız topluluklar için değil, kalkınma gayretlerini yönetecek idareci
48
personel ve bu gayretlerde rol alacak teknik personel bakımın­
dan da önemlidir; çünkü bütün bu personelin, halkla temas ve iş­
birliği sağlayacak, halkta önderhk niteliğinin uyandırılmasına ya­
rayacak davranışlar ve usuller konusunda bilgili olmaları gerek­
mektedir. Sadece şeklî kurallara dayanan usullerle ve “halkın ba­
bası” gibi görünmek isteyen davranışlarla mahallî topluluklarda
teşebbüs kabiliyeti ve önderlik niteliklerini geliştirmek elbette müm­
kün değildir.
Mahallî Topluluklarm |£alkmması îçin Teşkilâtlanma
Teşkilâtlanma Kademeleri
4 . M ahallî kalkınma gayretlerinde asıl iş mahallî toplulukların
kendilerine düşmekteyse de, devletin teşkilâtçı çalışmaları saye­
sinde gönüllü kalkınma ve eğitim gayretlerine bir yön verileceği
tabiîdir. Bu bakımdan, devletin teşkilâtlandırma gayretleri iki ka­
demede önem kazanmaktadır. En üst kademede, çeşitli bakanlık­
ların hareket tarzları, plan ve programları ahenkleştirilir. İkin­
ci , önemli kademe, topluluklara en yakın olan programları uygula­
yıcı kademedir. Burada topluluklarla idarenin münasebetleri malî
ve İdarî açıdan ve halkın katılması bakımından düzenlenir.
5 . Değişme çabası gösteren ülkelerde, mahallî toplulukların
kendi gayretleriyle kalkınması, başarı kazanan bir kalkınma me­
todudur. Bugün, Yunanistan, İsrail, Hindistan, Gana gibi dünya­
nın çok çeşitli bölgelerinde yaşayan milletler bu metodu başarı
ile uygulamaktadırlar. Birçok memleketlerle mahallî toplulukla­
rın kalkınması (Hindistan, Mısır, Pakistan) faaliyetleri ayrı bir
bakanlık halinde teşkilâtlandırılmıştır. Bu noktada şunu belirt­
mek gerekir ki, Türkiye’deki mülkî idare sistemi ve taşra idaresi
sorumluluğunun idare amirlerinde, özellikle kaymakam ve valilerde
toplanması, ashnda, başka memleketlerde denenmeğe başlanan
mahallî toplulukları kalkındırma tertiplerini aratmayacak bir ge»
leneksel mekanizma teşkil etmektedir. Şu halde, alınacak yeni ter­
tiplerde mutat İdarî teşkilâttan tecrit edilmesi düşünülen kalkındır­
ma görevlerini de kaymakamların sorumluluğuna vermek, il çapında
da valinin yakın ilgi ve denetimini sağlamak şarttır. Yeni tertibin
bu anlayışa göre yapılması gerekir. Kaym akamların ilçelerde bugüne
kadar mahdut imkânlarla ve yetkilerle sağladıkları başarılar, kendi­
lerinin mahallî toplulukları kalkındırma bakımından en ehemmi­
yetli idareciler olacaklarını göstermektedir.
49
Tasarlanan Teşkilât
6 . M ahallî toplulukların kalkınması için düşünülen teşkilât
şekli, şimdilik bir “ tasarı” halindedir ve bundan “karar tasarısı”
diye bahsedilmektedir. Henüz yeni denecek olan bir harekette
katî bir teşkilâtlanmaya gitmekten sakınmak ve gelişmelere göre
yeni ayarlamalara imkân verebilmek amacıyle, bu tasarıya kanun
tasarısı şekli verilmeyecek ve başlangıçtaki denemeler Bakanlar
K urulu kararma göre kurulmuş bir teşkilâtla yürütülecektir. Nasıl
bir sonuç doğuracağı bilinmeyen bir harekette bu şekilde davranılmasmı isabetli saymak gerekir. Tasarıda öngörülen teşkilât birimleri
aşağıda birer birer incelenecektir. Birimlerin adları bakımından
karar tasarısında kullanılan “toplum kalkınması” sözü muhafaza
edilmiştir.
Merkezde: Bakanlıklararası Toplum Kalkınması Kurulu
7 . Bakanlıklararası Toplum Kalkınması K urulu’nun görevi,
mahallî toplulukların kalkınması için yapılacak çalışmaları plan­
lamak, çeşitli bakanlıkların- yetki alanlarına giren faaliyetlerde ko­
ordinasyonu sağlamak, Genel Sekreterliğin yapacağı çalışmaların
esasını tespit etmektir. Bu Kurula, Toplum Kalkınması Genel Sekteri ile Bakanlık ve teşekküllerin temsilcileri katılacaktır.
Başbakanlıkta:
Toplum
Kalkınması
Genel
Sekreterliği
8 . K arar tasarısında öngörülen Toplum Kalkınması Genel
Sekreterliği, Başbakanlığa bağlı bir uzmanlar grubundan meydana
gelecektir. Genel Sekreterliğin esas görevi, Bakanlıklararası T op­
lum Kalkınması K urulu’nun işleyişinde devamlılık sağlamak üzere
bu KuruFun teknik çalışmalarını hazırlamaktır. Devlet Planlama
Teşkilâtıyle birlikte hazırlanacak programlara göre gerekli araştır­
maları yapmak veya yaptırmak, ilgili bakanlık veya kurulların top­
lum kalkınması programlarını hazırlamak, Bakanlıklararası toplum
kalkınması programlarını hazırlamak,
Bakanlıklararası Toplum
Kalkınması K urulu’nun çalışmalarına esas olacak dökümanları
hazırlamak bu görevler arasında sayılabilir.
9
. Tasarıda, Toplum Kalkınması Genel Sekreterliğinin iç teşkilâtlanışı gösterilmemiştir. Bakanlıklararası Kurulun teknik çalış­
malarını yapacak, gerekli araştırma, planlama, değerlendirme ve
eğitme görevlerini yürütecek olan bu birimin mahdut sayıda teknik
personeli bir araya getirecek küçük bir büro şeklinde kurulması ve
merkezde bütün hükümet mekanizmasının tekrarı mahiyetinde mu­
azzam bir teşkilât yaratmaktan kaçınılması gerekir. Ayrıca, “ Genel
Sekreter” ve “ Genel Sekreterlik” deyimlerinin Türk idarî uygula­
50
nışındaki kullanılış şekilleri gözönünde tutulmalı, bunlar yerine mak­
sada daha uygun “büro başkanı” ve ''büro” gibi deyimlerin tercih
edilmesine çalışılmalıdır. Merkezdeki toplum kalkınması faaliyet­
leri, çeşitli bakanlıklar tarafından zaten yerine getirilmekte olan
görevleri, daha derli toplu bir şekilde belli amaçlara doğru yönelt­
mek, aksayan noktalarda gerekli hatırlatmaları ve ayarlamaları
yapmaktan öteye geçmeyeceği için, teşkilâtın da merkezî hükümet
mekanizmasını büsbütün ağırlaştırmayacak tarzda kurulması gere­
kir.
Bakanhklarda:
Bakanlık
Toplum
Kalkınması
Kurulu
10 . Bu Kurul, esas itibariyle köye hizmet götüren Sağlık, M illî
Eğitim ve Tarım Bakanlıkları bünyesinde, müsteşar adına hareket
edecek bir yardımcının başkanlığında, ilgili daire genel müdürlerinin
katılmasıyle kurulur. KuruFun görevi. Bakanlığın toplum kalkın­
ması çalışmasını Bakanhklararası Kurulca tespit edilen esaslara göre
planlamak, uygulamaların bakanhk içinde koordinasyonunu sağla­
maktır.
illerd e: İl Toplum Kalkınması Kurulu
11 . Bu Kurul, vali veya vali adına toplum kalkmmasıyle görev­
lendirilecek bir vali muavini başkanlığında il şube müdürleri. Z i­
raat Bankası müdürü, odalar başkanları, müftü ve ilgili dernek
temsilcilerinden teşekkül eder. Kurul, Bakanhklararası Toplum
Kalkınması Kurulunca tespit edilen esaslara göre ve ilçe toplum
kalkınması programlarını gözönünde tutarak il çapında toplum
kalkınması programlarını hazırlar. Görüş, teklif ve dileklerini bakan­
lıklara ve Bakanhklararası Toplum Kalkınması K urulu’nun tetkik
ve onayına sunulmak üzere Toplum Kalkınması Genel Sekreter­
liğine göndermek, il çapında koordinasyon sağlamak, uygulamayı
izlemek, değerlendirmek, toplum kalkınması çalışmalarında sorum­
luluk almış kamuoyu görevlilerini ve kalkınma önderlerini yetiştir­
mek durumunda olanlarla işbirliği yapmak bu K urul’un görevlerin­
dendir.
İlçelerde: İlçe Toplum Kalkınması Kurulu
12 . Bu K urul, kaymakamın başkanlığında ilgili bakanlıklar
temsilcileriyle oda başkanı ve müftüden meydana gelir; ilgili der­
nek temsilcileri de üye olabilirler. Kurulun görevleri, çalışmaları
izlemek, denetlemek, köy gruplarının toplum kalkınması görevlerini
yapabilmesi İçin rehberlik yapmaktır.
51
K öy Gruplarında:
K öy Grubu Toplum Kalkınması Kurulu
13 . Bu K urul, gruba dahil köylere toplum kalkınması bakımın­
dan hizmet götüren kamu görevlileri ve öğretmenler arasından İl­
çe Toplum Kalkınması K urulu’nca seçilenler ile gruba dahil köy­
lerden seçilen kimselerden teşekkül etmektedir. K urul’un esas iti­
bariyle “bucak” İdarî birimine karşılık tutulduğu ve ilçe kademe­
siyle köy kademesi arasında bir geçiş noktası olarak düşünüldüğü
anlaşılmaktadır. Doğrudan doğruya “bucak” adının verilmemesi
teşkilâta bir yatkınlık sağlamak içindir. Başka memleketlerde 10
köylük birimler kurulmuş olması böyle bir ihtiyacın varlığını gös­
termektedir. Türkiye’de mevcut bucak teşkilâtından faydalanma
yoluna gidilebilir, ancak bu kurulu teşkil edecek kamu görevlilerinden
öğretmenden başkası köyde oturmaz. K urul’un köylü üyelerinin ise
kendi köylerinden başka köylerin meseleleriyle meşgul olmaları
zayıf bir ihtim aldir; toplum kalkınmasında da amaç, köylüleri, herşeyden önce kendi köylerinin meseleleriyle meşgul etmektir. K öy
gruplarındaki Toplum Kalkınması Kurullarının gerçekten lüzumlu
olup olmadığı, lüzumluysa bunlar için en iyi kuruluş tarzının ne ola­
bileceği yukarıdaki gözlemlerin ışığında yeniden incelenmelidir.
K öylerde: K öy Toplum Kalkınması Kurulu
14.
Köylerde kurulacak Toplum Kalkınması Kurullarının üye­
lik esasları ve bunların seçiliş tarzları ilçe Toplum Kalkınması K u ­
rulu tarafından, duruma göre, tespit edilir. Gerek köy gruplarınki, gerekse köylerdeki kurulların görevleri, İlçe Toplum Kalkın­
ması Kurulunun programlarını halka duyurmak, programlara hal­
kın gönül rızasiyle katılmasını sağlayacak tedbirleri almak, ma­
halli kalkınma önderleriyle işbirliği yapmak, programlarla ilgili
görüş ve teklifleri ilçeye bildirmektir.
Tasarlanan Teşkilâtla İlgili Bazı Meseleler
Koordinasyon K urulları
15
. Bakanlar Kurulunca tasarlanan teşkilât, yukarıda sayılan
kurullarıyle, köyden itibaren altı kademeli bir mekanizmayı ihti­
va etmekte ve bunun, ilçeden yukarıya doğru dört kademesi doğ­
rudan doğruya koordinasyon, planlama ve programlama ile ilgili
bulunmaktadır. Bu kadar çok kademeli ve üstelik kurullardan
meydana gelmiş bir teşkilâtta iş akımının pek hızlı cereyan edeme­
yeceği düşünülebilir. Burada esas görev, millî ölçüde programla­
mayı yapacak olan Bakanlıklararası kurula düşmektedir. Bunun
52
dışında yukarıda 5. paragrafta da belirtildiği gibi, şimdilik mülkî
idare kademelerinden faydalanmak, kaymakamları mahallî halkın
gönüllü işbirhği sağlayacağı dinamik birer kalkındırıcı olarak ye­
tiştirmeğe ve kendilerine bu bakımdan hukukî imkânlar tanımağa
çalışmak daha doğru olur.
tlçelerîîî Malî Yetersizliği
16 . M ahallî toplulukların kalkınması programları için yapıla­
cak harcamalar bakımından bugün yürürlükte olan usuller uygu­
landığı ' taktirde, bazı meseleler ortaya çıkacaktır. Harcamaların
Bakanlık bütçeleri itibariyle ve ayrı ayrı yapılması sonunda iller­
de ve özellikle kalkınma birimini teşkil eden ilçelerde, ortak prog­
ramlar çerçevesinde toplu harcamalar yapmak ve bunlarda ma­
hallî kalkınma gayretlerinin gerektirdiği yatkınlığı sağlamak müm­
kün olmayacaktır. Bunun için toplum kalkınmasına yapılacak har­
camaların, özellikle ilçe seviyesinde, ortak programlar çerçevesinde
ve yatkın olarak yapılmasını sağlayacak bir harcama usulü bulmak
gerekir. Yukarıda da belirtildiği gibi, Bakanhklarası Toplum K a l­
kınması Kurulu programlarının ilçeler itibariyle yapılması ve her
bakanlığın bütçesinin çeşitli bölümlerinden gönderilecek ödeme­
lerden ne miktarının toplum kalkınmasında kullanılacağının ödeme
emirlerinde gösterilmesi suretiyle gerekli yatkınlık sağlanabilir.
17 . İl özel idareleri kaynaklarının da mahallî toplulukların kal­
kınması programlarına yöneltilmesi zorunludur. İl özel idarelerinin
bu programlara katılmasında şöyle bir yol izlenmesi doğru olu r:
İlçelerden ahnacak taleplere göre, il için, ilçeler itibariyle, bir top­
lum kalkınması programı hazırlanır ve bu programın ne kadarının
il özel idareleri bütçesinden karşılanacağı Bakanlıklararası Toplum
Kalkınması K urulu’na bildirilir. İl özel idaresi bütçesi de ilçeler
itibariyle toplum kalkınması programlarına yapılacak harcamaları
gösterecek şekilde hazırlanır. Bu şeklin uygulanması için kaymakam­
ların gerekli malî yetkilerle teçhizi şarttır. Kaym akam lara gerekli
malî yetkiler verilmediği taktirde ilçe programlarının uygulamasın­
da aksamalar olabilir, İlçelerdeki İdarî hizmetlerin başında bulunan­
lara ve bu arada kaymakamlara toplum kalkınması faaliyetlerinde
gösterdikleri başarı ölçüsünde yetki vermek ve bunu gayretli bir ça­
lışma sisteminin kurulmasında teşvik vasıtası olarak kullanmak da
mümkündür.
Geleneksel Mahallî îdare Kurum lan
18 .
Kalkınm a hamlesi, mevcut geleneksel kurumlardan fay­
dalanma yoluna gittiği ve onları kalkınma ihtiyaçlarına göre düzelt­
53
tiği taktirde, halktan daha kuvvetH bir destek bulabilir. Bu konuda
başka memleketlerden örnekler vermek mümkündür. Türkiye’de
köy ihtiyar heyetleri, mahalle ihtiyar heyetleri gibi geleneksel mahallî
idare kurum lan vardır. Bu kurumlar dururken yeni teşkilât kurmak,
iki çeşit teşkilât arasında rekabet doğurur; halk da alışık olmadığı
yeni teşkilâta iltifat etmez. Bundan dolayı, köylerde, muhtar ve köy
ihtiyar heyetlerini toplum kalkınması amaçları için kullanmak, hal­
kın katılmasını sağlamada bunların aracılığından faydalanmak ve
merkezî idarenin temsilcileri tarafından girişilecek hareketlerde
geleneksel mahallî kuruluşlarla daima işbirliği yapmak yeni kuru­
luşlar meydana getirip çatışmalar yaratmaktan daha iyidir. M erkezî
hükümetin köy seviyesindeki faaliyetlerinde kolaylık sağlayacak bir
tedbir olarak “köy kâtiplikleri” kurma konusuna “ M erkezî Hükü­
met Taşra Birimleri” kısmında dokunulmuştur. Burada, sadece
toplum kalkınması faaliyetlerinde, mahallî idarelerle merkezî idare
arasında bağlantı kurabilmek bakımından, köylerle ilçe ve bucak­
lar arasındaki posta hizmetlerini geliştirmenin önemine tekrar işa­
ret etmek gerekir.
Şehirlerde Mahallî Toplulukların Kalkınması
19
. Tasarlanan toplum kalkınması programında, şehirler gözönünde tutulmamaktadır. Oysa, hızla değişen ve iyi bir şekilde teş­
kilâtlandırılmamış şehir toplulukları, özellikle gecekondu semtleri
için, gönüllü kalkınma faaliyeti büyük önem taşımaktadır. Çözül­
müş olan grup bağlarını yeniden kurmak; boş zamanları faydalı
ve eğitici olarak kullanm ak; mahallî idareleri kökten kurmaya baş­
lamak gönüllü kalkınmanın şehirler için düşünülebilecek faaliyet
alanları arasında sayılabilir. Nüfusunun büyük bir oranı geri bir ta­
rım ekonomisi içinde ve köylerde yaşayan, hızlı bir şehirleşme olayı­
nın etkisi altında bulunan Türk toplumunda, mahallî topluluk­
ların kalkınması, öncelikle köyler sonra şehirler için uygulanması
gereken bir kalkınma metodudur. Böylece, merkezden planlanan
sanayi kalkınması tamamlanır, sanayi kalkınması için gerekli ma­
nevî ve maddî alt yapı hazırlanmış olur. Gönüllü kalkınma, toplu­
luklara kendi meselelerini çözme yolunda yardım ettiği için, fert­
lerin gruplar içinde yararlı olmalarını kolaylaştıran demokratik
ve kooperatif bir harekettir. Bu çeşit davranışlar Türk geleneklerin­
de şimdi de imece şeklinde yaşamaya devam etmektedir. Bu davra­
nışları milletçe kalkınma amaçlarına göre değerlendirmek mümkün­
dür.
54
Mahallî ToplııIııMarîîi Kalkııımasıııda Personel İhtiyacı
20. Başka memleketlerde, topluluklarla yüz yüze münasebet­
ler kuracak, onları kalkınma yoluna sevkedecek, halkla idare arasın­
da bir bağ yaratacak, köylüye tarım, sağlık gibi konularda asgarî
ölçüde modern bilgileri ve teknikleri öğretecek kalkındırıcılar yetiştirilmektedir» Tasarıda böyle ayrı bir görev yerine, bu görevlerin,
öğretmenler başta olmak üzere, çeşitli sosyal hizmetler personeli
tarafından yapılması öngörülmüştür. K öy Enstitüleri de buna benzer
bir görüş içinde kurulmuş ve köy öğretmenlerinin köy kalkındırıcılan olarak faaliyet gösterecekleri düşünülmüştü. K öy Enstitüleri
denemesi gözönünde tutularak, gönüllü kalkınma programlarına
paralel şekilde, köy kalkındırıcıları yetiştirme programları da tertip
edilmeli, bunlar köylere hizmet götüren çeşitli personel arasından
belirli kıstaslara göre seçilip yetiştirilmelidir. Ancak personel mese­
lesi bununla çözümlenmiş olmaz, idarecilerin, kalkınma hizmet­
lerini yürüten teknisyenlerin, şehirlerde fert ve gruplarla çalışacak
sosyal yardımcıların yetiştirilmesi de ele alınması gerekli konular­
dandır. “Eğitim” kısmında bu konu ayrıca ele alınacaktır.
t. İD A R Î U S U L L E R
I . İdarenin düzenli ve verimli çahşması, İdarî usullerin bu
amaçlara uygun olmasıyle yakından ilgilidir. İdarî usuller, vergi
usulü gibi gerek idare, gerekse idare edilen cephesinden özel temi­
nat isteyen hallerde kanunla tespit edilmelidir. Bunun dışında, İda­
rî usulleri İdarî metinlerle tespit etmek gerekir. Türk idaresinde
ancak kanunların emrettiği hallerde bu yola gidilmekte,' geriye ka­
lan geniş alanda, belirli usuller yerine, geleneklerle hareket edil­
mektedir. Bunun başlıca mahzuru, İdarî hizmetlerin objektif ve ras­
yonel şekilde işlemesine engel teşkil etmesidir. Başka mahzurları da
olan bu usule son verilmeli, İdarî usullerin İdarî metinlerde açıkça
gösterilmesi sağlanmalıdır. Ayrıca, her idare, kendi İdarî usullerini,
bir “mevzuat ve görev kılavuzu” şeklinde derleyip mensuplarına
dağıtmalı ve değişikliklere göre, bunlarda gerekli ayarlamaları yap­
malıdır.
2
. Devlet kuruluşlarının her kademesindeki çalışmalarda ve
kararların ahnmasında halkla yakın temas sağlamak zorunludur.
Nitekim, gelişmiş memleketlerdeki idareler, bu temaslar bakımın­
dan çeşitli mekanizmalar ortaya koymuş durumdadırlar. Bunların
başında, fertleri ve ilgili kuruluşları karardan önce dinlemek, onların
55
istek ve mütalaalarını almak ve değerlendirmek için bulunan usuller
gelmektedir. Türk idaresinde de, çeşitli kademelerde, her kurumun
bünyesine uygun olarak, halkla temas ve dinleme usulleri kurmak
gerekmektedir.
3 . Bilindiği gibi, bir kısım kuruluşlarda, resmî sektörün tem­
silcileriyle özel sektörün temsilcileri yanyana yer almakta ve karar
hazırlama veya alma mercii olarak çalışmaktadırlar. Banka K redi­
lerini Tanzim Komitesi bu çeşit çalışmaların tipik bir örneği sayıla­
bilir. Bu usul isabetli değildir. M evcut mevzuattan bu şekilde hü­
kümler çıkarılmalı, özel sektör temsilcilerinin rolü, bilgi verme, mü­
talaa ve istek belirtmekten öteye geçmemelidir. K arar alma yetkisi,
sorumlu makamlara verilmelidir.
4 . Danışmaların açıklığı esastır. Danışma kurullarına çağırı­
lanların adları ve mensup bulundukları kuruluşlar kamu oyuna
duyurulmalı, bu bakımdan hiçbir şüphenin kalmamasına dikkat
edilmelidir. Özel sektörle temas, meslek gruplarının temsilcileri
vasıtasıyle yapılmalıdır. Danışma için bilim çevrelerinden çağrı­
lanların şu veya bu meslek grubunun sözcüsü olmamasına dikkat
edilmelidir.
56
II
ORTAK
GÖREVLER
A. KOORDİNASYON
Koordinasyon İhtiyacı
I . Merkezî hükümet teşkilâtı içindeki birimler arasmda bu R a ­
porun tavsiyelerine uygun bir görev dağıtımı yapmakla İdarî me­
kanizmayı ahenkli bir şekilde çalıştırma amacının kendiliğinden
sağlanacağını sanmak yanlış olur. Rasyonel bir görev dağıtımı,
ahenkli çalışmaların ancak temel şartlarından birini gerçekleştirmiş
olacaktır. Kendilerine belli alanlarda belli görevler verilen birimleri
istenen amaçlara doğru hep birlikte yürütebilmek işi, bundan son­
ra karşılaşılacak en önemli İdarî meselelerden biri olarak orta­
dadır. Bu bakımdan, birimler arasında rasyonel bir görev
dağıtımı sağlandıktan sonra birimlerin ahenk halinde çalışmasını
ve görevlerin belli amaçlar gözönünde tutularak yerine getirilme­
sini mümkün kılacak çözümler üzerinde düşünmek gerekecektir.
2
. Merkezî Hükümet teşkilâtı içindeki birimlerin ahenkli ça­
lışmalarını ve faaliyetlerin belli amaçlara doğru yöneltilmesini sağ­
layacak çözümleri ele alan bir bölümde sık sık kullanılacak olan
temel kavram ‘‘koordinasyonudur. Bu bakımdan, kurumlarla ve
usullerle ilgili tavsiyelere geçmeden önce, “koordinasyon” dan ne
anlaşılması lâzım geldiğini belirtmekte fayda vardır. M erkezî H ü­
kümet Teşkilâtının ve ona bağlı İdarî birimlerin, müşterek bir tek
mekanizma halinde, birlikte çalışabilmelerini sağlamak amacını
güden her türlü faaliyet koordinasyon kavramı içine girecektir. Bu
faaliyetlerin şu şekilleri alması mümkündür:
a.
Bir bakanlığın veya merkezî bir koordinasyon kuruluşunun
teşebbüsü üzerine, merkezî hükümet teşkilâtına bağlı birimler ara­
sında karşılıklı danışma ve bilgi alışverişi;
57
b . İki veya daha fazla birimi yakından ilgilendiren meseleler­
de, kabine seviyesinde veya daha aşağı seviyelerde ortak kararların
alınması;
c . M erkezî bir koordinasyon kuruluşu vasıtasıyle, kararların
alınmasında bütün ilgililer arasında işbirliği yapılıp yapılmadığı­
nın gözetilmesi ve ayrı birimler tarafından girişilen faaliyetlerde
çatışma veya çelişme bulunup bulunmadığının denetlenmesi.
3
. Koordinasyon iki şekilde sağlanır. Bir defa, sorumlu merci­
ler kendi aralarında işbirliği yaparak ve anlaşarak koordinasyon
sağlarlar. Bu metot en verimli ve isabetli yoldur; çünkü, meseleler,
konuyu zaten bilen ve yeni incelemeye muhtaç olmayan organlar
arasında karara bağlanmaktadır, ancak, böyle bir koordinasyon bir­
likte çalışma, karşılıklı feragat gibi özel niteliklere ihtiyaç gösterir
ve her zaman sonuç sağlamayabilir. Bu bakımdan, ikinci bir şekle
başvurmak gerekebilir; bu da, koordinasyon için ayrıca bir merciin
bulunmasıdır. Koordinasyon sağlayan merci, genellikle üst merci
olur. Üst merciler, ya görüş ayrılığını doğrudan doğruya gidermek
ve karara bağlamak, ya da sorumlu mercilere katılarak birlikte
ortak bir sonuca varmak suretiyle koordinasyon sağlarlar. Bu usulle­
rin ikisi de Türk idare sisteminde uygulanmaktadır. Son şekil. Baş­
bakan veya görevlendireceği bakanlar tarafından Bakanlar K urulu­
nun bünyesi içinde koordinasyon sağlamak için kullanılmaktadır.
Bilindiği gibi, 1961 Anayasası, 105. maddesiyle. Başbakanın, “Bakan­
lar Kurulunun başkanı olarak” . Bakanlar arasında koordinasyon
sağlayacağını behrtmektedir.
Kabine Seviyesinde Koordinasyon
4.
M erkezî Hükümet teşkilâtı içinde en yukarı seviyedeki ko­
ordinasyon için kullanılması gereken mekanizma, kabine mekaniz­
masıdır. Zaten, “Bakanlar K urulu” adiyle bir kurulun ortaya çıkış
sebepleri arasında, devletin çeşitli görevlerini yerine getiren birim­
ler arasında ahenk sağlama ihtiyacının büyük rol oynadığı muhak­
kaktır. Hatta, teorik ve tarihî tahlillerden sıyrılarak denilebilir ki,
Bakanlar Kurulu, çeşitli görevler bakımından, siyasî ve İdarî sorum­
luluk yüklenmiş olan kimselerin bu sorumluluklarını bir “takım”
halinde yerine getirebilmek için bir araya gelmelerinden doğmak­
tadır. Başka bir deyim le; koordinasyon görevi Bakanlar Kurulunun
başlıca işi ve bir bakıma, “hikmet-i vücut” u olmaktadır. Bu sebep­
ledir ki. Bakanlar Kurulu çalışmalarının bu görevi başaracak şekil­
de cereyan edip etmediği, merkezî hükümet teşkilâtı içinde rasyo­
nel bir görev dağıtımından sonra hemen incelenmesi gereken bir
konudur.
58
Kabine Komiteleri
5.
Kabine, bakanların bir araya gelmeleriyle sağlanabilecek
olan koordinasyon bakımından tek kuruluş değildir. Bütün bakan­
ları ilgilendirmeyecek olan, fakat yine de siyasî sorumluluk kade­
mesinde halledilmesi gereken konuları bakanlar arasında görüşüp
karara bağlamak veya Bakanlar Kurulu kararları için hazırlık çalış­
maları yapmak bakımından faydalı şekilde kullanılabilecek olan
bir başka usul vardır ki, o da ‘‘kabine komiteleri” usulüdür. Kabine
komiteleri usulünü açıkça belli bir bakanlığın sorumluluk alanı
içine girdiği halde bakanlar seviyesinde danışmayı icabettiren konu­
lar için kullanmak, yahut da ashnda birer “kabine meselesi” teşkil
etmelerine rağmen, doğrudan doğruya ilgili bulunan bakanlar tara­
fından enine boyuna görüşülmesinde fayda umulan konular için kul­
lanmak mümkündür. Kabine komitelerinin başkanlığı da bu şekilde
en yakından ilgili bulunan bakanın başkanlık etmesi suretiyle halle­
dilebilir. Bazı hallerde, kabine komiteleri başkanhğı için, asıl görev­
leri arasında “koordinasyon” sağlamak da bulunan başbakan yardım­
cılarından faydalanılabilir.
6 . Meselelerin mahiyeti, kabine komitelerinin “devamh” veya
“geçici” (ad hoc) komiteler olup olmadıklarında da rol oynayacak­
tır. Meselâ “ Ortak Pazar” gibi bir konunun daha uzun yıllar hükü­
metin İktisadî, siyasî ve sosyal tutumunda gözönünde bulundurul­
ması gereken bir unsur olacağı muhakkaktır. Böyle bir konu, her
zaman, bütün hükümet üyelerini yakından ilgilendirmeyebilir ve
bu konuyla doğrudan doğruya ilgili olabilecek bakanlıklar tespit
etmek mümkün olabilir. Bu taktirde, “ Ortak Pazar” konusunda
çeşitli alanlardaki hükümet tutumunu tespit edecek bir “devamlı”
kabine komitesi meydana getirmek ve gerektiği zaman, ortaya çı­
kan meselenin mahiyetine göre, buna başka bakanların da katılabil­
mesi için imkânları açık bırakmak doğru olacaktır.
7 . Kabine komitelerinde alman kararların “hukukî” mahiye­
tini açıkça belirtmekte de fayda vardır. Komite usulü bugünkü ka­
bine çalışmalarında da uygulanm aktadır; ancak, meydana getiri­
len komitelerin mahiyetleri arasında benzerlik bulmak mümkün
değildir. Bazı komiteler kanunların amir hükümlerine göre kurul­
muşlardır ve birkaç bakandan meydana gelen bu komitelerin al­
dıkları kararların kanunen nihaî karar sayılması gerekir; bazıları,
kabine çalışmalarını kolaylaştırmak amacıyle kurulmuş devamlı
veya geçici komitelerdir; bunların kararlarına ancak kabinede ke­
sinlik verileceği düşünülebilir. Bu noktada doğru bir çözüme götü­
recek asıl hareket noktası olarak “bakanlık sorumluluklarının açıkça
59
belirtilmesi” prensibini almak en doğru yol olacaktır. Bir konuyle
birkaç bakanlığın birden ilgili olması, o konudaki asıl sorumlu ba­
kanlığın ortadan silinmesi veya arada kaybolması sonucunu doğur­
mamalıdır. Asıl sorumluluğun açıkça belirtilebildiği hallerde, kabine
komitesi çalışmalarına başvurulmuş olması, “koordinasyon” amacına
daha iyi hizmet edebilmek içindir ve orada alınan karar yine en
yakından ilgili bakanlığa aittir; ancak, meselenin bir “ hükümet
meselesi” haline geldiği durumlarda, kabine komitesi çalışmaları,
kabine seviyesinde alınması gereken bir karar için hazırlık mahiye­
tindedir; bu taktirde de nihaî karar yetkisi ve sorumluluk kabineye
ait olacaktır. Bundan sonraki uygulamalarda, şimdiye kadarki eği­
limin aksine, kabine komitelerini birer “karar komitesi” değil, “koor­
dinasyon komitesi” olarak düşünmek, buralarda alınacak kararların
mahiyetine vuzuh getirecektir.
8 . Ayrıca, “bakanlar” arasında kurulan komiteler ile “yüksek
memurlar” arasındaki komiteleri birbirinden ayırmak, bu çeşit
karma mahiyette karar uzuvları yaratmaktan kaçınmak gerekir.
Bir kısmı bakanlardan, bir kısmı da yüksek memurlardan meydana
gelen bu nihaî kararlar alan komite usulleri, siyasî ve İdarî sorumlu­
luk tedahüllerine yol açtıkları için, terkedilmelidir.
Merkezî Kuruluşlar Yoluyle Koordinasyon
9 . Bütün merkezî hükümet teşkilâtı için ortak olan görevler,
aslında koordinasyon sağlamaya imkân veren görevlerdir ve bunları
yerine getirmek üzere kurulmuş bulunan merkezî birimleri de,
kabineden sonra, başlıca koordinasyon noktaları olarak düşünmek
gerekir. Devlet Planlama Teşkilâtı, Devlet Personel Dairesi, Devlet
İstatistik Enstitüsü gibi kuruluşlar, kendi yetki alanlarına giren işleri
yaparken, bir yandan da bütün devlet teşkilâtı içinde koordinasyon
sağlamış olmaktadırlar. Bunlara, Raporun çeşitli bölümlerinde ku­
rulmaları tavsiye edilen Türkiye Bilimsel Araştırma Kurum u, T op­
lum Kalkınması Genel Sekreterliği, Başbakanlık Basın ve Tanıtm a
Bürosu gibi kuruluşları da eklemek lâzımgelir. Ayrıca, M aliye Ba­
kanlığı da, yerine getirdiği görevlerin mahiyeti icabı, bütün devlet
teşkilâtı için, birçok bakımlardan koordone edici bir kuruluş olarak
gözükmektedir. Bu kuruluşların hepsi raporun ayrı bölümlerinde
teker teker ele alındıkları için, koordone edici görevlerinin mahiyeti,
bu görevleri en iyi nasıl yerine getirebilecekleri, bünyelerinde ne gibi
teşkilât değişikliklerine ihtiyaç olduğu ve merkezî hükümet teşkilâtı
içindeki bağlantılarının nasıl tespit edilmesi gerektiği yine kendi
bölümlerinde gözden geçirilecektir.
60
10 . Koordinasyon sağlayıcı merkezî kuruluşlar konusunda en
önemli meselelerden biri de, asıl bu kuruluşların kendi aralarında
koordinasyonlu bir çalışma sağlayabilmektir. Merkezî Hükümet
Teşkilâtının bu seviyesinde katı kurallar ve katmerli koordinas­
yon mekanizmaları kurarak ahenkli çalışmaya erişebilmek imkân­
sızdır. Bütün mesele. Başbakan, Başbakan Yardım cıları, Bakan­
lar ve koordinasyon sağlayıcı mahiyetteki kuruluşların başında
bulunanlar arasında ahenkli ve irtibatlı çalışma zihniyetinin yerle­
şebilmiş olması, bu yolda ahşkanhklarm doğmasıdır. Bu yolda,
asıl dikkat edilmesi gereken nokta, merkezî koordinasyon kuruluşları
arasında hiyerarşik bir bağlantıdan çok, faaliyetle ilgili bir yakınlaş­
manın meydana gelmesidir, ilk bakışta, meselâ, İktisadî ve malî
politika bakımından, Devlet Planlama Teşkilâtı ile M aliye Bakanlı­
ğı arasında yetki çekişmelerinin olacağı düşünülebilir; hatta bazı
mevzuatta bu çekişmelere yol açabilecek hükümlere de rastlana­
bilir. Fakat, gerçek görevler üzerinde dikkatle durulursa ve bunlar
rasyonel esaslara göre birimler arasında dağıtılırsa, ortaya çıkan
meselelerin Gordium kılıçlarıyle değil kuruluşlar arasında “gayri
şeklî” temaslar yoluyle çözülebileceği kendiliğinden anlaşılır. Bütçe
hazırlama görevi, esas itibariyle. Maliye Bakanhğmm görevidir;
ancak, özellikle yatırımlar konusunda, hatta elde uygulanmaya hazır
bir plan veya yılhk program bulunsa bile, en son gelişmelere göre
Devlet Planlama Teşkilâtının görüşlerini almadan bir bütçe hazır­
lamanın doğru olmayacağı aşikârdır. Aynı şekilde. Devlet Planlama
Teşkilâtının, malî kaynakları ve bunların gelişme seyrini gözönünde
bulundurmadan plan veya yıllık program yapılabileceği de düşü­
nülemez. Demek ki, çalışmaların her safhasında, bu çeşit koordone
edici kuruluşların sorumluları arasında işbirliği ve ahenkh çalışma
zihniyetinin hüküm sürmesi şarttır. Bunu, her kuruluşun kendi açı­
sından kolaylaştırmanın yolları ise, kuruluşlar teker teker ele alındığı
zaman gözden geçirilecektir.
11 . Koordinasyon sağlayıcı merkezî kuruluşlardan bahseder­
ken, bütün hükümet faaliyetleri bakımından, hem de uzun bir süre
içinde, koordinasyon sağlayan bir “vesikamdan bahsetmemek im­
kânsızdır. Bu vesika, “Beş Yıllık Kalkınma Planıdır” . Devlet Plan­
lama Teşkilâtı tarafından hazırlanan. Yüksek Planlama Kurulun­
dan ve Bakanlar Kurulundan geçtikten sonra, Türkiye Büyük M il­
let Meclisi tarafından uygun görülen Beş Yıllık Plan, kabine karar­
larından, aşağı İdarî kademelerde alman kararlara kadar, bütün
merkezî hükümet kararlarında “önceden koordinasyon” sağlayıcı
bir vesika olabilmelidir. Kararların Plana uygunluğu bakımından
bütün sorumlular gereken dikkati göstermezlerse, sonradan buluna-
61
Cak koordinasyon usullerinin ve mekanizmalarının pek büyük bir
fayda sağlayacağı sanılmamalıdır. Aynı şeyi, Beş Yıllık Plana göre
hazırlanacak yıllık programlar için de söylemek mümkündür. Bu
programlara dayandırılan bütçelerin koordinasyon bakımından na­
sıl kullanılabileceği ise, “ M alî İdare” kısmında İncelenmektedir.
12 . Genel koordinasyondan bahsederken, bunu sağlamak üze­
re meydana getirilmiş en yüksek kuruluş olan kabinenin Plandaki
“uzun süre içinde koordone edici” unsurdan nasıl faydalanabi­
leceği üzerinde durmak gerekir. Planlı kalkınma devresine giren
bir memlekette, İktisadî ve sosyal konularda alınacak kabine ka­
rarlarının da Plana, mümkün olduğu kadar, uygun olması ve bir
tutarhlık göstermesi şarttır. Devlet Planlama Teşkilâtı, Planın uy­
gulama devresinde, hükümete bu bakımdan yardımcı olabilecek
bir kuruluştur. Hükümet, planı titizlikle uygulama bakımından
ne derece dikkat gösterirse göstersin, bazı kararların Plan hesapları
ve uzun süreli İktisadî politika bakımından nasıl bir sonuç doğura­
bileceğini uzmanlara danışmaksızın hemen kestirmek mümkün olma­
yabilir. Meselâ hububat fiyatlarının tespiti, vergi politikası, ithalât
rejimi, vs. gibi konularda Bakanlar Kurulu seviyesinde hükümet kararı
alırken, yalnız meseleye en yakından ilgili teknik servislerin mütala­
asına değil, konuyu uzun süreli bir bütün içinde görebilecek ve muh­
temel yankılarını hesaplayabilecek durumda olan Devlet Planlama
Teşkilâtının mütalaasına da mutlaka başvurulmalıdır. Türkiye’de,
yıllardan beri. Başbakanın yanında, İktisadî ve sosyal konularda
kendilerine danışılabilecek bir “müşavir uzmanlar” topluluğunun
bulundurulması lüzumu ileri sürülmüş, hatta, zaman zaman bunun
münferit ve istikrarsız uygulamalarına da rastlanmıştır. Şimdi, Dev­
let Planlama Teşkilâtı, bünyesindeki geniş uzman kadrosuyle, bu
imkânı kendiliğinden sağlamış bulunmaktadır. Bakanlar Kurulu,
elindeki bu imkândan geniş ölçüde faydalanmahdır.
13 . Rasyonel bir görev dağıtımından sonra Başbakanlığın et­
rafında toplanmış olar,ak gözükecek Devlet Personel Dairesi, Dev­
let İstatistik Enstitüsü, Türkiye Bilimsel Araştırma Kurum u vs.
gibi kuruluşlar da, tıpkı Devlet Planlama Teşkilâtı gibi, önemli ve
uzun süreli kararların alınmasında hükümete uzmanlık yardımı
sayılabilecek kuruluşlardır ve karar vetiresine, danışma
şeklinde
de olsa, bunların katılabilmesi, sonradan ortaya çıkabilecek koor­
dinasyon güçlüklerini geniş ölçüde önleyecektir.
62
Genel Koordinasyon Bakiînından BakanlıHarıii
lerin Rolü
ve Daire­
14. M erkezî hükümet teşkilâtı içinde koordinasyonlu çalışma
ihtiyacı yalnız en yukarı seviyede ortaya çıkmakla kalmamakta,
aşağı kademelerde, kendisini daha fazla hissettirmektedir. Her ba­
kanlığın veya dairenin asıl görevi olarak gözüken birçok işlerin
yürütülmesinde, başka bakanlıklar ve dairelerle birlikte ve ahenk­
li şekilde hareket etmek lüzumu ortaya çıkmaktadır. Bu bakım­
dan, kabine seviyesinde koordinasyon için söylenenleri, bakanlıkların
alt kademeleri için tekrarlamak ve “kabine komiteleri” ne paralel
olarak, “bakanlıklararası koordinasyon komiteleri” nin kurulmasını
tavsiye etmek gerekir. Bunlar, aslında bir tek bakanlığın yetki ala­
nına girer gibi gözüken, fakat başka bakanlıkları da ilgilendiren ko­
nularda, alınacak kararların gerekli tartışmalardan ve damşrnalardan sonra alınmasını sağlayacak; yahut da genel bir hükümet mese­
lesi sayılan ve Bakanlar Kurulu seviyesinde karara bağlanması ge­
reken konularda, İdarî kademede, koordinasyonlu bir teknik çalış­
ma yapacaklardır. Raporun çeşitli bölümlerinden de anlaşılacağı
gibi, “bakanlıklararası komite” usulü, Türkiye’de şimdiye kadar
da uygulanan bir usuldür. Ancak, tecrübeler, uygulamada bazı
aksaklıkların tekrar edilmekte olduğunu ortaya koymuştur. Genel­
likle, bakanlıklararası komitelere çeşitli bakanlıklar veya daireler
tarafından verilen önem hep aynı olmamaktadır. Bazı kurumlar
o konuda en çok ehliyetle ve yetkiyle konuşabilecek temsilcilerini
yolladıkları halde, bazıları usulen bir temsilci göndermekte ve bu
temsilcilerin ehliyetsizliği ve yetkisizliği yüzünden çalışmaları bir
başka kademede tekrarlamak gerekmektedir. Yine genellikle, bakanlıklararası komitelere temsilci olarak gönderilen kimselerin, gerekli
bütün toplantılar boyunca aynı kimseler olması noktasında yeter
derecede dikkatli davranılmamaktadır. Her defasında başka bir
memurla temsil edilen dairelerin bir mesele üzerindeki kesin görüş­
lerini öğrenmek mümkün olmamaktadır. Bakanlıklararası komite
çalışmalarından ciddî faydalar bekleniyorsa, bu mahzurların önlen­
mesi gerekir. Temsilciler, mümkün olduğu kadar ehliyet ve yetki
sahipleri arasından seçilmeli ve komitelerin belli bir konu üzerindeki
görüşmeleri bitinceye kadar temsilcilikte sık sık değişiklik yapmaktan
sakmılmalıdır.
15 . Bakanlıklararası komite çalışmaları bakımından Devlet
Planlama Teşkilâtındaki Koordinasyon Dairesinin uygulama saf­
hasındaki rolüne işaret etmek gerekir. “Devlet Planlama Teşkilâtı­
nın Kurulması” hakkmdaki 91 sayılı kanunun 9. maddesine gö­
63
re, Koordinasyon Dairesinin görevlerinden biri de, “ tatbik mev­
kiine konan plan ve programların icrası sırasında gerekli takip
ve koordinasyonu sağlamak, icabında bu maksat için muhtelif da­
ire ve teşekküllerin yüksek seviyede sorumlu temsilcilerinin katıla­
cağı komisyonları toplamak” tır. Demek ki, planın uygulama safha­
sında, yukarıda bahsedilen koordinasyon komitelerinin kurulması
tamamıyle ilgili bakanlıkların teşebbüsüne bırakılmakta, gereken
hallerde Devlet Planlama Teşkilâtının Koordinasyon Dairesi bu
gibi kuruluşlara önayak olmaktadır, ancak, burada, asıl sorumlulu­
ğun eldeki faaliyet alanı ile en yakından ilgili bulunan bakanlıklara
veya dairelere düştüğü unutulmamalıdır. Koordinasyon Dairesi’nin
görevi, ilgilileri biraraya getirip birlikte çalışmalarını sağlamaktan
ibaret kalmaktadır. Zaten, bu Dairenin sorumluluğu, uygulamanın
her noktasında ilgili dairelerin çalışmalarını sıkı sıkıya kontrol etmek
değildir; yapacağı koordinasyon bir ‘^uygulama sonrası” koordinasyon
mahiyetindedir: ^^Daire, tatbikatın üçer aylık devre raporlarını icra
organlarından alıp tevhit ve değerlendirerek neticeleri ilgililere su­
nacaktır” (mad, 9/c). Demek ki. Koordinasyon Dairesi üçer aylık
uygulama raporlarına göre ilgilileri, daha doğrusu en yüksek seviye­
deki sorumluları uyaracaktır. Dairenin bunun dışında kalan görev­
leri de, “devlet teşkilâtında ve özel sektörde planın gerçekleşmesini
kolaylaştıracak, İdarî, malî ve hukukî tedbirleri tespit ve tavsiye
etmek; ahenk sağlayıcı tedbirlerin yürürlüğe konmasını takip etmek;
plan ve programların tatbikatının aksadığı sahalarda organizas­
yon ve metot incelemelerinin öncelikle yapılmasını sağlamak” gibi
daha çok uygulamayı kolaylaştırıcı tedbirlerin almmasıyle ilgilidir.
B. PLANLAMA
Devlet Planlama Teşkilâtı
Teşkilâtın Amacı
I
. 5 ekim 1960 tarihli ve 91 sayıh kanunla kurulmuş olan Dev­
let Planlama Teşkilâtının (Raporda D P T harfleriyle ifade edilmiş­
tir) amacı, kanunda bir madde olarak kayıth değildir. Ancak “gö­
revleri” , “planların hazırlanması” başlıkları altında yer almış hü­
kümlerden teşkilâtın amacı, “İktisadî ve sosyal durumu teferruat­
lı olarak tespit ve temayüllerini tayin ile kalkınma için takip edilecek
İktisadî ve sosyal politikayı ve hedefleri tayinde hükümete yardımcı
olmak ve bu hedefi gerçekleştirecek uzun ve kısa vadeli plan ve
64
programları hazırlamak ve plamn başarı ile tatbiki için gerekli ted­
birleri tespit ve tavsiye etmek'’ şeklinde özetlenebilir.
Teşkilâtın Görevleri
2 . Bu amacı gerçekleştirmek üzere, kuruluş kanunu teşkilâta
şu görevleri vermiştir.
a . Memleketin tabiî, beşerî ve ekonomik kaynak ve imkânla­
rını tam olarak tespitle hükümetin takip edeceği İktisadî ve sosyal
politikayı ve hedefleri tespitte yardımcı olmak;
b . M uhtelif Bakanlıkların İktisadî politikayı ilgilendiren fa­
aliyetlerinde koordinasyon temin etmek için tavsiyelerde bulunmak,
müşavirlik yapm ak;
c . Hükümetin kabul ettiği hedefleri gerçekleştirecek uzun ve
kısa vadeli planları hazırlam ak;
d . Planların başarı ile uygulanmasını temin için daire ve müesseselerle mahallî idarelerin kuruluş ve işleyişlerini ıslah hususunda
tavsiyelerde bulunm ak;
e . Plan tatbikatını takip ve gerekli tadilleri teklif etmek;
f . Özel sektör faaliyetlerini planın hedef ve gayelerine uygun
bir şekilde teşvik ve tanzim edecek tedbirler tavsiye etmek;
g . M illî bütçe tahminleri hazırlamak (Anayasa mad. 94);
h . Plan ve programların yürütülmesinde takip ve koordinas­
yon sağlamak amacıyle muhtelif daire ve teşekküllerin yüksek se­
viyede sorumlularının katılacağı komisyonlar toplam ak;
i . Üçer aylık tatbikat raporlarını yürütücü dairelerden alıp
konsolide ederek mercilerine sunmak ve ahenk sağlayıcı koordinas­
yon tedbir ve standartlarını yürürlüğe koym ak;
j . Plan ve programların aksadığı sahalarda organizasyon ve
metot inceleme ve eğitimlerinin öncelikle yapılmasını temin etmek.
Teşkilâtın Bünyesi
3 . Görevlerin yürütülmesi için D P T şu şekilde teşkilâtlanmış­
tır:
Yüksek Planlama
Kurulu
Merkez Teşkilâtı
Müsteşar
İktisadî Planlama Dairesi Başkanhğı
U zun Vadeli Planlar Şubesi
65
Yıllık Planlar Şubesi .
Sektör Programları Şubesi
Devamlı ve geçici ihtisas komisyonları
Sosyal Planlama Dairesi Başkanlığı
Araştırma Şubesi
Planlama Şubesi
Devamlı ve geçici ihtisas komisyonları
Koordinasyon Dairesi Başkanlığı
M alî ve Hukukî Tedbirler Şubesi
Tetkik ve Tahlil Şubesi
Y ayın ve Temsil Şubesi
Koordinasyon komiteleri.
4 . Ayrıca Müsteşarlığın Genel Sekreterliğine bağlı Personel,
Arşiv ve Y azı işleri, Levazım ve Hesap işleri Şubeleriyle K ütüpha­
ne ve Özel Kalem servisleri mevcuttur.
Teşkilâtlanma
ve Usullerde Temel Prensipler
5
. Devlet Planlama Teşkilâtının görevleri ve yapısı, esas itiba­
riyle ihtiyaçlara uygun olmakla birlikte, bazı noktalar kuruluş ka­
nunda açıkça belirtilmiş bulunmamakta ve şimdiye kadar tatbi­
katta da yeter derecede gözönünde tutulmuş görünmemektedir.
a.
Devlet Planlama Teşkilâtı, Planın dayandığı beşerî, tabiî,
İktisadî kaynak ve imkânların tespitini doğrudan doğruya kendisi
yapmak değil, ilgili daire ve kurumlarm yapacakları araştırmalar­
dan faydalanmak ve bunları birleştirmek yoluna gitmeli, ilk ve te­
mel hazırlığın sorumlu dairelere ait olmasına dikkat etmelidir.
b . İktisadî ve sosyal politika ile hedeflerin tespitinde de, yine
bu politikanın çeşitli alanlardaki sorumlusu durumunda bulunan
bakanlık ve daireler ön hazırhkları yapmalı, bu hazırlıklara daya­
nılarak ilgili dairelerle birlikte çalışılmalı ve imkân ölçüsünde, onlar­
la anlayış birliğine varılmalıdır.
c.
Hükümetçe kabul edilen hedeflere erişmek için uzun ve
kısa vadeli programların hazırlanmasında ve bunların uygulanma­
sının denetlenmesinde de aynı yol takip edilmelidir. Planların yapıl­
masında ve uygulanmasında iyi idare prensiplerine aykırı bir merke­
ziyetçilikten kaçınmak, merkezî planlama kuruluşunu altından kalka­
m ayacağı külfetler altına sokmamak, aynı zamanda plan ve prog­
ramları nispeten kısa bir zamanda ve isabetli şekilde hazırlamak
ancak böyle bir tutum sayesinde mümkün olabilir. Böylece, planların
66
uygulanmasında ilk ve esas sorumlu durumda bulunan merciler,
kendilerine yukarıdan kabul ettirilmiş kararları değil, benimsedik­
leri ve alınmasına katıldıkları kararları uygulamak durumunda
olurlar. Bu nokta verimliliği ve isabeti arttıran pek önemli bir unsur­
dur. Nitekim, 1963-1967 planının hazırlanmasında da, idare ile
Devlet Planlama Teşkilâtının ahenkli bir şekilde çahşmasmda, özel
ihtisas komisyonları büyük bir rol oynamış, uygulayıcılar plan ha­
zırlığına imkân ölçüsünde katılmışlardır. Bu usul daha da geliştirilmehdir.
d.
Devlet Planlama Teşkilâtı esas itibariyle. Başbakana ve
dolayısıyle Bakanlar Kuruluna bağlı olmalıdır. Başbakanın, esas
sorumluluğu saklı tutulmalı, bu bakımdan, kanunda bulunan “Baş­
bakan, yetkilerini Başbakan Yardımcısı vasıtasıyle kullanır” şek­
lindeki hükme, ihtiyacı ve normal yetki devri kurallarını aşan bir
anlam verilmemelidir. D P T ile bir başbakan yardımcısının meşgul
olması, herhangi bir bakanın kendi bakanlığıyle meşgul olmasına
benzer bir sorumluluk şeklinde anlaşılmamalıdır. D P T ’nin bağlılığı
Başbakana ve Bakanlar K urulu’nadır. Yetki devri, ancak bu bağ­
lantıyı kolaylaştırmak amacını gütmelidir.
e . Yüksek Planlama Kurulunun şimdiki yapısında bazı eksik­
likler görülmektedir. Meselâ, Maliye Bakanlığından yetkili bir
temsilcinin K urul’da bulunmaması, bazı aksaklıklara sebep ol­
muştur. Bu bakımdan. Yüksek Planlama K urulu’nun mahiyeti ve
terekküp tarzı üzerinde tekrar durmak gerekir. Kurul, aslında,
teknisyenlerle siyasî sorumlular arasında pariter esaslara daya­
nan bir kuruluş olmaktan çıkarılıp faaliyetleri Planla çok yakın­
dan ilgili bulunan bütün bakanlıkların temsilcilerini biraraya getiren
bir teknik karar hazırlama organı mahiyetini almalı, Kurulun görevi.
Bakanlar Kurulunun karar formüllerini, gerektikçe alternatifleri
de içine alan bir şekilde, hazırlamaktan ibaret kalmalıdır. 5 ekim
1960 tarihli ve 91 sayılı kanundaki hükme, bu esaslara göre yön veril­
melidir.
6 . Devlet Planlama Teşkilâtının Başbakanlığa bağlı bir Müs­
teşar tarafından yönetilmesi, koordinasyon bakımından, şimdiye
kadar iyi sonuçlar vermiştir. İdarede çok köklü bir yeniden dü­
zenlemeye gidilmedikçe, bugünkü uygulama devam ettirilmelidir.
Ayrıca bir Planlama veya koordinasyon bakanlığına ihtiyaç yok­
tur.
7 . Devlet Planlama Teşkilâtlanın özel sektör faaliyetlerini ta­
kip ve tahlil edebilecek kuruluş ve imkânlarla teçhiz edilmesi ve
özel teşebbüsle ilgili kararların ahnmasmdan önce teknik danış-
67
İmalann yapılması tabiîdir; ancak teknik danışmaların, planın tek­
nik hazırlıklarıyla ilgili bulunması ve siyasî kararlarla karıştı­
rılmaması şarttır. K arar alma seviyesinde, düzenleme görevinin
ve yetkisinin kullanılmasında özel menfaat gruplarıyle devlet me­
murlarının müşterek çalışma yapmaları mahzurludur. Bu konu­
da, yukarıda “ İdarî Usuller” başlığı altında söylenen esaslara uyul­
malıdır.
8 . Devlet Planlama Teşkilâtı takip görevini iyi yürütebilmek
için, Yüksek Murakabe K urulu’nun ve başka araştırma kurumlarının raporlarını muntazam şekilde alabilmelidir. Bu raporlar
arasında, özellikle iş programlarının yürütülmesi ve bilanço so­
nuçlarının incelemesiyle ilgili olanlar planlama bakımından bü­
yük değer taşımaktadır.
9 . Planın mümkün olduğu kadar sadakatle uygulanmasını gö­
zetme sorumluluğu yine asıl ilgili bakanlıklara ve dairelere düş­
mektedir. Bunun böyle olması da en normal yoldur. Planın uygu­
lanmasını sağlamak için. Plana inanmış idareciler eliyle işletilen
bir hiyerarşik kontroldan daha etkili bir başka mekanizma bulmak
imkânsızdır. Sorumlu idarecilerde bu inanç yoksa, hiyerarşi dı­
şında düşünülmüş en ustaca mekanizmanın bile istenen amacı sağ­
layam ayacağı muhakkaktır. Zaten planlı hareket etme, iyi idare­
ciliğin temel niteliklerinden sayılmak gerekir. Bu sebepledir ki, en
yukarı kademelerde uzmanlaşmanın tabiî sonucu olarak ortaya
çıkan “ Planlama Teşkilâtları” , aşağı kademelere doğru inildikçe
ortadan kalkacak, “planlayıcılar” ile “uygulayıcılar” aynı kimse­
ler olacaktır.
10. Planlı kalkınma devresinde, bakanlıklar veya daireler
içinde, planı esas alan bir koordinasyonun nasıl sağlanacağı da
üzerinde önemle durulması gereken bir konudur. Planların hazır­
lanması veya uygulanması bakımından, bakanlıkların veya dai­
relerin bünyelerinde ne gibi değişiklikler yapmak, ne gibi yeni ku­
ruluşlar meydana getirmek gerekecektir? Bu meseleye bir çözüm
ararken şu iki prensibin gözönünden uzak tutulmaması gerektir:
a.
Planın hazırlanması, yukarıdan aşağıya olduğu kadar, aşa­
ğıdan yukarıya doğru da çalışan bir vetiredir. Bir yandan temel
hedefler tespit edilirken, bir yandan da bunlarla aşağı kademeler­
de hazırlanmış olan plan taslakları arasında ahenk kurulacak; he­
defler imkânlara, imkânların kullanılması da hedeflere göre ayar­
lanacaktır.
68
b.
Aşağı kademelere inildikçe, planlama görevi ile yürütme
görevinin birbirine yaklaştırılması mahzurlu değil, aksine fayda
sağlayan bir tutumdur.
11 . Bu esasların ışığında, planlama birimleri ve planlama ça­
lışmalarının koordinasyonu bakımından şöyle bir sonuca varmak
mümkündür: Merkezî hükümet teşkilâtı içinde planlama birimi
sadece Devlet Planlama Teşkilâtından ibaret kalmamalıdır» Bu
merkezî organın çalışmalarına yardımcı olmak üzere, gereken ba­
kanlıklarda, o bakanlıklara bağlı kuruluşların faaliyetlerini plan­
lamak üzere “planlama birimleri” meydana getirilmelidir. Ancak,
bu birimlerin meydana getirilmesinde, asıl rolü yine fiilen yürütme
makamlarında bulunanlara bırakmak, fakat bunların çalışma­
larını kolaylaştırmak üzere gerekli uzmanlık ve sekreterlik servisle­
rini de sağlamak şarttır. Buna göre, bir bakanlık içindeki “ Planlama
K urulu” , müsteşarın başkanlığında genel müdürlerden ve plan­
lamanın teknik usullerini bilen bir iki uzmandan meydana gele­
cektir. Tabiî, Devlet Planlama Teşkilâtının Koordinasyon Daire»
siyle bakanlık arasında yazışmaları yürütmek, üçer aylık uygulama
raporlarını hazırlamak gibi işler de bu kurula düşeceği için, küçük
bir sekreterlik teşkilâtına ihtiyaç duyulacaktır. Böyle bir kuruluş,
hem Planların ve yıllık programların hazırlanması devresinde Dev­
let Planlama Teşkilâtına yardımcı olacak, hem de, uygulama devre­
sinde, Koordinasyon Dairesinin bütün plan için yaptığı çalışmalara
paralel olarak, bağlı bulunduğu bakanlık çerçevesinde koordinasyon
görevini yerine getirecek, kolaylaştırıcı tedbirleri alacaktır.
12 . Bir bakanlıkta meydana getirilecek olan planlama birimi­
nin genişliğini o bakanlıkta görülmekte olan işlerin mahiyeti tayin
edecektir. Bazı bakanlıklarda çok küçük bir birimle yetinmek müm­
kün olduğu gibi, Turizm Bakanlığı gibi, faaliyetleri geniş ölçüde
planlama ve etüt işlerine dayanan veya Sanayi Bakanlığı gibi, çok
büyük ve teknik kuruluşları içine alan bakanlıklarda birimi geniş
tutmak, hatta bağlı kuruluşlarda da aynı esaslara bağlı kalmak şartiyle, planlama şubeleri meydana getirmek gerekebilir. Fakat, her
“uygulayıcı” nın yanma bir de “planlayıcı” koymak gibi bir aşırı­
lıktan dikkatle kaçınılmalıdır.
13 . Bütçenin hazırlanması ve uygulayıcı daireler tarafından
bazı temel kararların alınması sırasında. M aliye Bakanlığı ve ilgili
bakanlıklar ile Devlet Planlama Teşkilâtı arasında işbirliği yapıl­
malı, fakat bu işbirliği teferruat
meselelerine indirilmemelidir.
Projelerin değerlendirilmesinde. Devlet Planlama Teşkilâtı stan­
dartları tespit etmeli, incelemeler ilgili dairelerce yapılmalıdır.
69
14
* Bölge planlaması konusu^ İmar ve îskân bahsinde ayrıca
ele alındığı için, burada o konu üzerinde durulmamıştır.
C. İSTATİSTİK
Hizmetin Mahiyeti
1 . Devlet hayatında en çok başvurulması gereken vasıtalar
arasında istatistikler önemli bir yer tutar. İstatistik hizmetinin ma­
hiyeti, ana hatlarıyle, şöyle özetlenebiHr:
a . Bilgi elde etmek ve bunları rakamla ifade etmek;
b . Bu bilgileri guruplandırmalar, toplamalar, ortalamalar,
nispetler gibi yollardan tahlillere tabi tutmak suretiyle, bir
yandan zaman içinde, öte yandan da aynı devreye ait çe­
şitli vakıalar arasında mukayeseler yapmağa imkân vere­
cek şekle sokmak;
c . Münferit olayın üstüne çıkacak, maksada veya istatistiğin
yapılış amacına uygun toplu bilgilere varm ak;
d . Sonuçların ne olduğu ve ne olmadığını, kusurlarını, eksik­
liklerini, bilinen veya hesap edilebilen hata derecelerini,
tarifleri, anlamları, mukayeselerin hangi ölçülerde ne de­
receye kadar yapılabileceğini tespit etmek;
e . Bilgileri, kullanacakların istifadesine en uygun gelecek şe­
kilde sunmak; bunlardan gerekenleri yayınlamak.
Hizmetin Durumu
2 . İstatistik hizmetleri 1926 yılından beri merkezileştirilmiştir.
Ancak bu, her türlü istatistik hizmetinin merkezî bir organ tarafın­
dan yapılması ve yürütülmesi anlamında değildir; sadece belli ko­
nularda sayım yapılmasına ve yine belli konularda toplanan bil­
gilerin yayınlanmasına inhisar etmektedir. Bunun dışında, istatistik
hizmetlerinin çoğu ilgili kurumlar tarafından ayrı ayrı yürütülmekte
ve çalışmalar, merkezî organca yapılması gerekli koordinasyon ve
düzenlemelerden mahrum bir şekilde yönetilmektedir. Başka bir
deyimle, istatistik hizmeti, her daire tarafından ayrı ayrı görülmekte,
aynı konuda çeşitli kaynaklardan farklı bilgiler yayınlamakta ve
ilgililer bunlardan kendilerine makûl geleni veya işlerine yarayanı
kullanmaktadırlar.
3 . Bu konuda yapılan bir anket (“ Çeşitli Teşkilâtlardaki İsta­
tistik Çalışmalarıyle İlgili Anket Sonuçları” , A n kara: Devlet Plan­
70
lama Teşkilâtı, 1962)' sonuçlarından elde edilen bilgiler şimdiki du­
rumu, daha açık bir şekilde ortaya koymaktadır. Anket, 105 daire
ve teşekküle gönderilmiş, bunların 6 tanesinden cevap alınamamış,
99 tanesi ise ankete cevap vermişlerdir. Alman cevaplara göre, 72
daire ve teşekkülde istatistik çalışmaları yapılmaktadır. Bunlardan
58 daire ve teşekkülde ayrı bir istatistik kısmı bulunmakta, 14’ünde
ise böyle ayrı bir servis bulunmamaktadır. 27 daire ve teşekkülde
ise, istatistik çalışmaları yapılmamaktadır. Öte yandan, 72 daire ve
teşekkülden 35’i, topladıkları istatistik bilgilerini yayınlamakta, 28’i
ise yaymlamamaktadır. 9 kurum bu hususta bilgi vermemiştir.
istatistik Hizmetinin Düzenlenmesi
4 . Genel olarak, istatistik hizmetlerini dağınıklıktan kurtarıp
belli bir sisteme bağlama meselesi iki suretle halledilebilir. Birisi,
bütün istatistik bilgi toplama faaliyetini bir organa vermek ve hiz­
meti merkezîleştirmektir. Öbürü ise kurumlarm belli prensip ve öl­
çüler içinde istatistik faaliyetlerinde bulunmalarına müsaade ede­
rek bunların koordinasyonunu merkezî bir organa bırakmaktır.
5 . Birinci çözüm yolu, yani aşırı merkezîleşme, pratik değildir:
çünkü, her kuruluş, kendi faaliyetleri sırasında bazı istatistik bil­
gileri de ister istemez toplamakta veya bu bilgiler, âdeta bir tali
ürün gibi, kendiliğinden birikmektedir.
6 . İkinci yol, yani istatistik toplama faaliyetlerini geniş ölçüde
kurumlarm kendilerine bırakma, fakat bunların genel yönetim ve
koordinasyonunu merkezî bir organ vasıtasıyle sağlama ise şu ge­
rekçelere dayanır:
a) Yürütme mevkiinde olan kimseler, işlerinin gidişini öğren­
mek ve bu gidişe göre kararlar almak için kendi alanlarından mun­
tazam ve belirli zamanlarda istatistik bilgiler edinmek zorunda­
dırlar. Bunun en tabiî kaynağı emirleri altındaki servislerdir. Şu
halde, dar anlamda kurumlarm kendi ihtiyaçları için ve faaliyet­
lerindeki gehşmeleri dış âleme duyurmak amacıyle istatistik bil­
gileri toplamak zorunda olduklarını kabul etmek gerekir.
b . Meselenin başka bir veçhesi, kararlara mesnet olacak ista­
tistik bilgilerin başka kurumlarda bulunmasıdır. Bu durumda, ka­
rar mevkiinde olanlar bu bilgileri öbür kurumlardan istemek zo­
rundadırlar. Birbirlerinden bilgi isteyen dairenin sayısı, istenen
bilgilerin mahiyeti ve zamanı bu alanda rastlanan karışıklığın baş­
lıca kaynağını teşkil etmekte, merkezî bir organ ihtiyacını doğur­
maktadır.
71
c . Nihayet, hükümet kararlarına dayanarak olacak ve aynı za­
manda devlet hizmetleri hakkında dış aleme bilgi verecek istatis­
tik bilgilerin tek elden derlenmesi de meselenin başka bir yönünü
teşkil etmektedir.
Merkezî İstatistik Organının Görevleri
7
. 13 haziran 1962 tarihli ve 53 sayılı kanunla kurulan Dev­
let îstatistk Enstitüsünün bir merkezî organ olarak devlet teşkilâtı
içinde yer aldığı görülmektedir. Kuruluş kanununa görevler açısın­
dan bakılınca, her türlü istatistiklerin Enstitü tarafından yapıl­
masının kabul edildiği, bir deyimle istatistik hizmetinde bir nevi
“tekel” kurulduğu anlaşılmaktadır. İstatistik hizmetinin bu şekilde
merkezileştirilmesi ancak şu esaslara dayandırıldığı taktirde faydalı
olabilir:
a . İstatistik hizmetlerinde, genel olarak, bilgilerin toplanması,
değerlendirilmesi ve yayınlanması şeklinde üç temel safha tespit
etmek mümkündür. Bu üç safhada da. Devlet İstatistik Enstitüsü
ile bakanlıklar ve daireler arasında istatistik hizmetlerinin paylaşıl­
ması bakımından temel kıstasların tespiti ve kararların alınması.
Devlet İstatistik Enstitüsü’nün görevi olmalıdır. Başka bir deyimle,
hangi istatistiklerin genel, hangilerinin özel mahiyet taşıdığı, hangi­
lerinin Devlet İstatistik Enstitüsü tarafından toplanması, değerlen­
dirilmesi ve yayınlanması gerekeceği, ilgili dairelerin ve Devlet
Planlama Teşkilâtı’nın mütalaası ahnarak Devlet İstatistik Ensti­
tüsü tarafından tespit edilmelidir.
b . İstatistik hizmetlerinin aşırı bir şekilde merkez îleştirilmesinden kaçınılmalı, dairelerin kendi ihtiyaçları için istatistik birim­
leri kurmalarına Devlet İstatistik Enstitüsü’nün kararıyle, müsa­
ade olunmalıdır. Ancak, Enstitü, dairelerin kendi teşkilâtları içinden
veya dışından alacakları bilgilerde esas olması gereken temel metot­
ları belirtebilmeli, anket ve bilgi toplama formlarının hazırlanması
Enstitüce belli esaslara bağlanmalıdır. Her konuya göre bilgi toplama
devrelerinin belirtilmesi, toplanan bilgilerin çeşitli maksatlara göre
kullanılabilmesi için uygulanacak değerlendirme metotlarının tes­
piti çeşitli kurumlar tarafından yapılan istatistik hizmetlerinin etkili
ve işe yarar hale getirilmesi, faaliyetlerin ahenkli hale getirilmesi,
bu alandaki çelişme ve tekrarların önlenmesi Enstitü’nün görevleri
olmalıdır. Devlet İstatistik Enstitüsü, hükümet teşkilâtındaki bütün
istatistik faaliyetlerini tek elden yürütmek gibi aşırı bir tutumdan
sakınmakla birlikte, başka bir dairenin veya kurumun yapmadığı
istatistik toplamalarını, değerlendirmelerini ve yayınlarını üzerine
72
almalıdır. Meselâ, Türkiye’de konjonktürün takibi, tahlili ve yayın­
lanması başka bir daire tarafından yapılmadığı için, görev, bu an­
layışa göre. Devlet İstatistik Enstitüsüne düşmektedir. Öte yandan,
Enstitü, asıl sorumlu bakanlıklarca girişilecek istatistik faaliyetlerini
teşvikten geri kalmamalıdır.
c.
Daireler, kendi amaçları
kince yaymlayabilmelidirler. Ancak,
önceden belirtilmiş olan istatistiklerin
tik Enstitüsü’nün müsaadesine bağlı
için topladıkları bilgileri, gere­
“genel” mahiyet taşıdıkları
yayınlanması Devlet İstatis­
olmalıdır.
8
. İstatistik hizmetleri ile planlama ve koordinasyon çalışma­
ları arasındaki yakınlık gözden uzak tutulmamalı, Devlet İstatis­
tik Enstitüsü’nün Başbakanlığa bağlılığı devam ettirilmelidir.
D. PERSONEL
1 . Türkiye gibi devletin sorumlu bulunduğu faaliyetlerde son
derece genişlik ye çeşitlilik görülen ve memur sayısı birkaç yüz bini
bulan memleketlerde kamu hizmetlerindeki “personel sistem li­
nin yönetimi, hayli önemli ve karışık meseleler ortaya çıkarmak­
tadır.
2 . Devlet idaresinin başarısı ehliyetli personele sahip olmakla
mümkündür. Bu bakımdan, devlet idaresinin ıslâhı, herşeyden önce,
personel rejiminin ıslâhına bağlıdır. İdare, ancak kendi persone­
linin ehliyet ve yeterliği sayesinde gelişebilir. Dıştan yöneltilen müta­
laaların etkisi bir telkin mahiyetinden öteye geçemez. Bu telkinlerin
faydalı olabilmesi de yine idaredeki personelin ehliyetli ve yeterli
olmasına bağlıdır.
3 , Türkiye’de personel yönetimi, öteden beri, yeterli bir ku­
ruluşa ve usule bağlanmış değildir. Bilindiği gibi, her bakanlık ve­
ya muhtar kuruluşta mevcut “ Zat İşleri” M üdürlüğü ve benzeri
unvanlarla anılan birimler personel işleriyle meşgul olmaktadırlar,
fakat, bu birimlerin yetki ve faaliyet alanları modern personel yö­
netiminin ihtiyaçlarına uygun değildir. Son zamanlarda. Başbakan­
lığa bağlı Devlet Personel Dairesinin kurulmasıyle personel işlerine
yeni bir yön verilmeğe çalışılmıştır.
Personel İdaresi Sisteminin Temel Unsurları
4 . Personel idaresi, tek bir görev değil, yürütülmesine bütün
devlet teşkilâtının katıldığı bir görevler topluluğudur. Aşağıdaki
73
görevler herhangi bir devlet hizmetinde herhangi bir personel siste­
minin esas unsurlarını teşkil eder:
a . İşin sınıflandırılması, derecelendirilmesi ve teşkilâtlandırıl­
ması.
b .' Personelin sınıflandırılması ve derecelendirilmesi.
c . Ücret nispetleri ve başka hizmet şartlarının tespiti ve dü­
zenlenmesi.
d . Her teşkilât için personel ihtiyaçlarının takdiri ve tespiti.
e . Personel tedariki.
5 . Bu görevlerin lüzumunu ve yürütüş tarzlarıyle kamu hizmet­
lerinin verimliliği arasındaki sıkı bağlantıyı izah eden sebepler şu
şekilde özetlenebilir.
a . Verimli iş görme iyi bir teşkilâta bağlıdır, iyi teşkilât da
hizmetlerin daha doğrusu herkese düşen işin açıkça belirtilmesi ka­
tegorilere ve derecelere ayrılması yapılmadıkça kurulamaz.
b . Personelden en iyi şekilde faydalanma, ancak kendi ihti­
sas ve tecrübelerine uygun işlerde çahştırılmasıyle mümkün olabilir.
c . Çalışanların maneviyatı, büyük ölçüde adil bir ücret reji­
mine ve adil hizmet şartlarının sağlanmasına bağlıdır.
d . Hizmetlerin görülmesinde tasarruf sağlamak, personel ih­
tiyaçlarının (derece ve sayı itibariyle) sistematik olarak takdir ve
tespitiyle mümkündür.
e . Personelin işe alınması, ehliyeti en iyi bir şekilde belirte­
cek yarışma sınavları gibi usuller uygulanmak suretiyle yapılm a­
lıdır.
6 . Modern personel idaresi sistemlerinde, kamu hizmetlerinin
hepsine uygulanabilecek norm ve standartların kabul edilmesi lü­
zumlu sayılır. Başka bir deyimle ayrı ayrı dairelere has sistemler
yerine, millî bir sistemin tercih edilmesi eğilimi vardır. Böyle bir
sistemin kurulması ve yeknesak bir şekilde idaresi, merkezî bir
otoriteyi veya otoriteleri gerektirir. Ancak sistemin işleyişine ait
sorumluluklar merkezce çıkarılmış açık ve teferruatlı yönetmelik­
lere uymak şartıyle, ayrı ayrı Bakanlık ve Dairelere bırakılabiHr.
Personel Görevlerinin Dağılışı
Merkezî Görevler
7.
Sistemi yönetecek genel prensiplerin tayini, kuralların ve
talimatların tespiti gibi hususlarla ilgili görevler, uygun görüldük­
çe Bakanlık ve Dairelerle yapılacak istişarelerle merkezî olarak yü­
rütülür.
74
Merkezî görevler şunları kapsar:
a . Kam u hizmetlerinin her tarafmdan ileri derecede bir ben­
zerlik sağlamak için “işin sınıflandırılması ve derecelendirilmesi” ne hâkim olan amilleri tayin ve tespit etmek. Gerçekte millî bir
sistem, uzmanlık nevine göre yapılan “yatay sınıflandırma” ile so­
rumluluk, tecrübe, maharet vs. derecesine göre yapılan “dikey
derecelendirmemden ibarettir.
b . Kam u hizmetlerinde çalıştırılacak personeHn sınıf ve dere­
celerini ve bunlara uygulanacak ücret cetvellerini ve başka hizmet
şartlarını millî bir esasa bağlamak. Personelin sınıflandırılması,
derecelendirilmesi ve ücret yapısı, tabiî işin sınıflandırılması ve
derecelendirilmesi için kabul edilen sisteme uygun olacaktır.
c . Personel bulmada kullanılacak metotların tespiti: Bazı
idarelerde hizmete alma işinin büyük bir kısmı merkezî olarak yü­
rütülmektedir,
8 . Bunlardan başka bazı görevler daha vardır ki, bunlar da
her Bakanhk ve daireyi, yürütmek durumunda olduğu işler için sa­
dece bu görevlerle uğraşacak ayrı bir birim sahibi olmağa itebilir.
Bu çeşit görevler şunlar olabilir:
a . Her teşkilâtın bünye kuruluşları, önemli bünye değişiklikle­
ri ve personel sayısında yapılacak önemli arttırmalar için merkez
tasvibinin aranması.
b , Her sınıf ve derecede fiilen çalıştırılmakta olan personel
miktarını gösterir devre raporlarının merkeze verilmesi,
c . Bir teşkilâtta veya ona bağlı birimlerde yapılmakta olan iş­
lerin hacim ve mahiyetlerini kontrol ve açıkça kadro fazlalığı veya
noksanhğı olduğu anlaşılan yerleri teftiş.
9 . Son zamanlarda, hükümet kuruluşlarının çoğunda, merkezî
görevler, iki teşkilât arasında paylaşılmaktadır: M aliye Bakanlı­
ğı ve Devlet Personel Dairesi. Fakat bu iki teşkilât arasındaki so­
rumluluk bölüşümü her yerde aynı değildir. Bazı memleketlerde,
alınacak kararların genellikle malî yüklemler yüklediği düşünce­
siyle, bu merkezî görevlerin çoğu Maliye Bakanlığına verilir ve
Devlet Personel Dairesinden de yalnız personel bulma ve hizmete
alma konusunda faydalanılır. İkinci bir usule göre ise, Devlet Per­
sonel dairesine malî mülâhazaların etkisi altında kalmaması ve
dolayısıyle tarafsız hareket etmesi düşüncesiyle, merkezî görevlerin
çoğu verilir. Fakat bu sonuncu yol kabul edildiği takdirde. Devlet
Personel Dairesinin, meselâ ücret sisteminde yapılacak önemli de­
75
ğişiklikler gibi, malî imkânsızlıklar dolayısıyle uygulanması müm­
kün olmayacak bir takım kararlar alması tehlikesi mevcuttur. Nor­
mal olan, malî yüklemleri gerektiren meselelerde her iki teşkilâtın
birlikte karara varmalarıdır. İktisadî meseleler için merkezî bir
planlama teşkilâtı kurulan yerlerde, bu teşkilât aynı zamanda per­
soneli ilgilendiren genel meselelerle de ilgilenecektir.
Dairelerin Sorumlulukları
10. Personel idaresi sisteminin merkezden kontrolü, hiç bir za­
man Bakanlık ve daireleri, etkili ve verimli bir personel sistemini
muhafaza ve devam ettirmek hususundaki sorumluluklarından
kurtaramaz. Bu sorumluluğun toplandığı nokta her teşkilâttaki
personel müdürlükleridir. Genel olarak, bunların başlıca görevleri
şunlardır:
a . Bakanlık ve dairelerin teşkilât bünyelerini genel kontrole
tabi tutma;
b . Merkez tarafından tespit edilen genel standartlara uymak
şartıyle ve verilen yetkiler çerçevesinde hizmetleri veya işleri sınıf­
landırma ve derecelendirme;
c . Personelin hizmet mevkilerine tayin ve bir mevkiden baş­
ka bir mevkie nakli;
d . Merkez tarafından tespit edilen standartlara uygun olmak
ve çeşitli kademeler arasında makul ve adil nispetler muhafaza
edilmek şartıyle^ terfilerin yapılm ası;
e . Ücretler ve hizmet şartlarını yöneten genel prensip ve ku­
ralların yorumlanması ve uygulanm ası;
f.
Teşkilât ve işlem usulleri hakkında araştırmaların yapılm a­
sı ve hizmet içi eğitim için kolaylıkların sağlanması.
11
. Böylece, Bakanlıklarda doğrudan doğruya Müsteşarlığa
bağlı olacak personel müdürlerinin hem genel, hem de günlük,
yönetim sorumlulukları olmalıdır. Personel müdürü, öbür müdür­
lerin emirleri altındaki birimleri ilgilendiren personel meselelerinde
karara varmak için, normal olarak yüksek seviyedeki memurlarla
istişare eder; gerektiği taktirde de meseleleri Müsteşara aksettirir.
Bakanlar, yüksek seviyedeki memurları ilgilendirmedikçe veya genel
siyaset meseleleri ortaya çıkmadıkça, normal olarak, bu çeşit mese­
lelerle uğraşmamalıdırlar.
12 .
Burada iki önemli nokta daha belirtilmelidir. Teşkilât
bünyelerinin kanunlarla tespiti ve personel kadrolarına kanunî sı­
nırlar konulması usulü, mutat bir uygulama değildir. Ayrıca, ister
76
Merkezî şekilde yürütülsün, ister dairelere bırakılmış olsun, perso­
nel görevleri normal olarak kanunların uygulanması şeklinde değil,
yönetmeliklerle tespit edilmiş kural ve prensiplerin yorumlanması
ve uygulanması şeklinde anlaşılmalıdır. Bu fark çok önemlidir.
Personel Rejiminin Geliştirilmesindeki Esaslar
13.
Türkiye’deki personel rejiminin geliştirilmesinde aşağıda­
ki esasların gözönünde bulundurulması gerekir:
Personelin statüsü, özellikle ücret rejimi ve personele sağlanan
çeşitli imkânlar uygun esaslara bağlanmalıdır. Bu esaslar şöylece
özetlenebilir:
a.
Çeşitli hizmet alanları, hizmetin mahiyetine göre, tip kate­
goriler halinde bir tasnife tabi tutulmalı, böylece Batı memleket­
lerinde uygulanmağa başlanan “idareci” , “icracı” gibi kategoriler
belirtilmelidir,
b . Her kategoriye tekabül eden asgarî ve azamî ücret miktar-,
lan birbirleriyle mütenasip normlara bağlanmalı, yükselmede kıdemle
birlikte liyakata dayanan ölçüler ve aylık itibariyle yıllık yükselme
usulleri konmalıdır. Ücret miktarlarının yükseltilmesinde bölgesel
farklar ve herşeyden önce mahrumiyet bölgeleri için özel telâfi imkân­
ları öngörülmelidir. Ücret rejiminin tespitinde, değişen geçim şart­
larına cevap verecek imkânlarla birlikte, özel sektörün ücret seviyesi
de hesaba katılmalıdır. Bir kamu işinde çalışmanın üstün manevî
değeri; özel teşebbüs alanında elde olunan maddî menfaate karşı
bir telâfi teşkil edebilir ama, iki sektör arasındaki nispetsiz farklar
birinden öbürüne mahzurlu bir personel akımına yol açabileceği
için böyle nispetsiz farklar yaratan durumlardan kaçınmak gerekir,
c.
Personele, uygun ölçüde, bazı sosyal avantajların sağlan­
ması lüzumludur. Bunlar, bilinen doğum, çocuk ve ölüm yardımla­
rından ibaret kalmamalı, personel için memleketin çeşitli yerlerinde
tatil kampları, dinlenme yerleri kurmak veya bunların kurulmasını
teşvik etmek suretiyle izinlerin rahat ve ucuz geçirilmesine yarayan
tedbirler düşünülmeli, öğrenim derecelerine uygun okul bulunma­
yan yerlerdeki personele çocuklarının okutulması için imkânlar
sağlanmalıdır.
d . Bilindiği gibi, devlet personeli, biri İktisadî teşebbüs alanın­
da çalışanlar, öbürü de devletin geriye kalan işlerinde görev alanlar
olmak üzere iki büyük kategoriye ayrılmaktadır. Türkiye gibi
karma ekonomi usullerini takip eden bir memlekette, İktisadî devlet
teşekküllerinin özel sektörle eşit şartlar içerisinde çalışması esastır.
■ 77
Bu bakımdan, iktisadı devlet teşekkülleri personelinin statüsünü,
özel sektöre paralel bir şekilde, öbür kamu personelinden ayrı ve
farklı esaslara göre düzenlemeğe ihtiyaç vardır.
15 . Seçme usulü bakımından önemli ıslahata ihtiyaç vardır.
Bir kere, kamu personelinin tümü için, imkân nispetinde merkezî
ve genel personel alma usulleri kabul edilmeli, ilk girişte genel ve
devrevî müsabaka esası, istisnaya çok nadir hallerde yer veren bir
kural olarak benimsenmelidir. Yüksek idareciler sınıfına girecekler
için Devlet Personel Dairesinin denetimi altında genel bir müsabaka
usulünün Türkiye’de de kurulmasına ihtiyaç vardır.
16. Yüksek idareci olarak devlet hizmetine almanlar, ilk gi­
rişte, kendi kategorilerine uygun bir eğitime tabi tutulmalı ve bu
eğitim Amme İdaresi Enstitüsü gibi merkezî bir kurum tarafından
sağlanmalıdır. Öbür personel için de, yerine göre, bakanlıklar ve
daireler itibariyle toplu yetiştirme tedbirleri alınmalıdır.
1 7 . Personel teşkilâtı bakımından, her bakanlık ve muhtar
kuruluştaki “zat işleri” birimi, bugünün modern personel yöneti­
mi anlayışına uygun şekilde geliştirilmelidir. Bu birimler, personelin
hizmet içi eğitiminden sorumlu olmah, personelin tahsis olunduğu
dairedeki çalışmalarını yakından izlemeli, personelin ihtiyaca göre
faaliyet alanları arasında dağılışından ve yükselmesinden ön planda
sorumlu bulunmalıdır.
18
. Devlet Personel Dairesi, çeşitli kuruluşlardaki personel da­
irelerinin çalışmalarını yakından izlemek, personel konusundaki
müşterek kanun ve İdarî metin tasarılarını incelemek, bu alandaki
genel esasları hazırlamak, personel dairelerine teknik yardımda bu­
lunmak gibi hususlarda görevli olmalıdır. Ancak, bu, her birimin
yetiştirme de dahil olmak üzere, yüklenmiş olduğu kendi görevlerini
bir tarafa bırakması için bir sebep sayılmamalı, personel konusundaki
asıl sorumluluk bakanlık ve muhtar kuruluşlardaki personel birim­
lerine ait bulunmalıdır.
19 .
Personel konusuyle ilgili görevlerin merkezî organlar ara­
sında taksiminde Devlet Personel Dairesi daha çok teknik görevler
ile meşgul olmalı. Maliye Bakanlığı ile Devlet Planlama Teşkilâtı
da malî ve ekonomik mülâhazaların gerektirdiği meselelerle ilgi­
lenmelidir. Bununla birlikte üç teşkilât yeni malî yüklemleri veya
bütçeyle kabul edilmiş masraflarda önemli değişiklikleri gerektiren
kararları birlikte vermelidir.
20
. Personel kadrolarının tespiti, bugün olduğu gibi, bir ka­
nun konusu olmaktan çıkarılmah. Bakanlar Kuruluna kararname
78
ile kadro tespiti yetkisi tanınmalıdır. Kararnamelerin hazırlanması,
ilgili bakanlığın, Devlet Planlama Teşkilâtının ve M aliye Bakanlı­
ğının îşbirliğiyle, Devlet Personel Dairesinin sorumluluğu içinde
olmalıdır.
Bu konuya, ayrıca Raporun “ M alî İdare” kısmında da temas
edilmiştir.
Geliştirme Tedbirleri
21 . Personel yönetimini yukarıdaki esaslara göre geliştirmek
için alınacak tedbirleri üç safhada toplamak mümkündür:
Birinci Safha - Reform Tedbirlerinin Hazırlanması
Teşkilâtla İlgili Islahat
22 . Aşağıdaki tavsiyelerin uygulanabilmesi için mevcut kanun­
larda bazı tadillerin yapılması gerekmektedir. İlk olarak görevleri
daha çok istişarî gibi görünen Devlet Personel Dairesine icraî yet­
kiler verilmeli ve ikinci olarak personel masraflarıyle ilgili husus­
ların Maliye Bakanlığı ile Planlama Teşkilâtını da ilgilendirdiği
gözönünde tutularak, bu konularda birlikte karara varılması lü­
zumu açıkça belirtilmelidir.
23 . Bundan başka. Devlet Personel Dairesinin yukarıda belir­
tilen sorumlulukları yüklenmesi halinde, bugünkü personel kad­
rosunun esaslı bir şekilde takviye edilmesi gerekecektir. Ayrıca
bünyesinde de görevlerin en verimli şekilde görülmesine imkân
verecek bazı değişikliklerin yapılması zarurî olacaktır.
24. Bütün bunlardan başka, her teşkilâtta personel mesele­
lerinde mihrak noktası teşkil edecek bir birimin ve yetişkin bir per­
sonel kadrosunun bulunması şarttır. Bu birimler, tabiî olarak perso­
nel müdürlükleri olacaktır. Ancak, bu birimlere yeterli bir statü
sağlanması, daha geniş bir yetki ve görev alanının tanmrnası, perso­
nel meselelerinde bir kontrol noktası olma vasfının kazandırılması
ve elemanlarının da yeni sorumluluklara göre yetiştirilmesi gereke­
cektir.
Özel Eğitim
25. T eklif edilen böyle bir sistemin gerektirdiği başka faali­
yetlerle birlikte, gerek merkezde gerekse bakanlık ve dairelerde
şimdi bu işlerle uğraşan personel ile ilerde çalıştırılacak personel
için özel bir eğitim programının uygulamasına şiddetle ihtiyaç
vardır. Bu personelin genel personel prensipleriyle birlikte mev-
79
cut ve teklif edilen sistemin teferruatı, ıslahat sırasında ve ıslahat­
tan sonra riayet edilecek usuller hakkında eğitilmeleri şarttır. Böyle
bir eğitim programına hazırlık devresinde öncelik verilmelidir.
Hizmetlerin Sınıflandırılması
26.
Hizmetlerin sınıflandırılması ve derecelendirilmesi bakı­
mından elverişli metotların geliştirilmesi, adil ücret esasına daya­
nan yeni bir personel sisteminin kurulmasını büyük ölçüde kolaylaş­
tıracaktır. Bu hususa öncelik verilmelidir. Devlet Personel Dairesi,
mümkünse eldeki bilgilere dayanarak bütün kamu hizmetleri çer­
çevesi içinde yer alan çeşitli hizmet sınıflarının bir listesini aşağıdaki
esaslara göre hazırlamalıdır.
a . Bütün dairelerde veya dairelerin çoğunda ortak olan hiz­
metler; İdarî icraî işler, yazı işleri ve sekreterlik gibi,
b . Dairelerin çoğunda ve hepsinde bulunabilen meslekî ve
teknik hizmetler; hukuk işleri gibi,
c . Belli bir teşkilâtta bulunan hizmetler; meselâ telefon tek­
nisyenliği gibi.
27 . Devlet Personel Dairesi her sınıfa düşen görevleri geniş
olarak tarif etmeli, idareci, icracı sınıflara ve yazı işleri sınıfına,
ayrı bir önem verm elidir; çünkü, bunların ayrı ve farklı sınıf­
lar olarak mütalaa edilmesi, personel idaresi bakımından yeni kav­
ramların kabulünü gerektirecektir. İdarecilik, icracılık ve yazı iş­
leri hizmetlerinin ortak özelliği, bunlarla ilgili görevlerin teknik
mahiyette işler olmamasıdır. İdareci sınıfın yüksek kademeleri, daha
çok dairelerinin genel politikası ile ilgili konularda bakanlara fikir
verme işiyle meşgul olmalı; başka kademelerdeki idareciler de kabul
edilmiş poHtika konuları üzerinde emirler vermekle görevli bulun­
malıdır. İcra personeli, esas olarak kabul edilmiş politikanın emir­
ler ve talimatlar gereğince yürütülmesi ile görevli olmalıdır. Y azı
işleri personeli, genel olarak kendi başına karar verecek personele
ihtiyaç hissettirmeyen “rutin” işlerle uğraşmalıdır. Meslekî ve teknik
hizmetler, normal olarak, idarecilik, icracılık ve yazı işleri görev­
lerini içine almamalı, imkân ölçüsünde özel uzmanlık konularına
(tıp, mühendislik, mimarlık, hukuk vs. gibi) münhasır kalmalıdır.
28« Sınıflar tespit edildikten sonra, her sınıf içinde o sınıfın
bünyesine uygun sayıda dereceler tespit edilmelidir.
29. Bakanlık ve daireler, bu tarifleri esas alarak, kendi hiz­
metlerini geçici olarak smıflandırmah ve derecelendirmeli, ilâve
edilmesini gerekli gördükleri başka dereceleri ve sınıfları da teklif
80
etmelidirler. Bu geçici sınıflandırmayı Devlet Personel Dairesine,
kendi teşkilâtları için uygun gördükleri görev, sınıf ve dereceleri
gösteren şemalar ve listeler halinde vermelidir. Ayrıca bugünkü
sistem için mevcut görevlerin sayısını, seviyesini bu kadroları işgal
edenlere fiilen ödenen ücretleri gösteren şema ve listeler de hazırlanmalıdır. Listeler, yeniden sınıflandırılması ve derecelendirilmesi
teklif olunan hizmet mevkilerini açıkça göstermelidir.
30 . Devlet Personel Dairesi, bakanlıklar ve daireler tarafından
verilen bilgilerden faydalanarak ve onlarla istişare etmek suretiyle
ücret derecelerini de ihtiva eden yeni bir genel sınıflandırma ve
derecelendirme sistemi teklif etmelidir.
Maaşlar
3 1 . Maaş sistemi düzeltilirken yukarıda belirtilen genel esaslar­
dan hareket edilerek aşağıdaki noktalara önem verilmelidir:
a . Maaş nispetleri, memleketin genel ücret seviyesine aykırı
olmamalıdır.
b . Her sınıftaki dereceler arasında münasebetler, hizmetin
gerektirdiği sorumluluk, maharet ve tecrübe derecesine dayanma­
lıdır.
c . Sistemde verimliliği teşvik edici unsurlar bulunmalı, tatmin
edici hizmet görmüş olmak şartıyle, her derecede yıllık maaş artış­
larına ve bir dereceden öbürüne, hatta bazı hallerde bir sınıftan
öbürüne geçişe, kıdem ve liyakati esas alan sistemli bir yükselişe im­
kân verecek usuller bulunmalıdır.
32 . Maaş nispetleri ile memleketin İktisadî durumu ve malî
imkânları arasında bir bağlantının bulunması gayet tabiîdir. Ancak
İktisadî ve malî imkânların elverişsizliği hem düşük, hem de ada­
letsiz bir maaş seviyesini devam ettirmek için yeter sebep sayılma­
malıdır. Bu bakımdan, yeni maaş sisteminin, malî güçlükler dolayısıyle tedricen uygulanması zorunlu bulunsa bile, daha başlangıç­
tan itibaren nispetler adil ve doğru esaslara göre tespit edilmelidir.
M evcut sistemle gözden geçirilmiş ve düzeltilmiş yeni sistemin
mukayeseli maliyetleri yukarıda bahsedilen ve Bakanhk ve daire­
lerce sağlanan şema veya listelerden faydalanılarak hesaplanabilir.
Başka Hizmet Şartları
33. Maaş miktarlarının tespitinde bir dereceye kadar etken
olduğu kabul edilen başka hizmet şartlarıyle de ilgilenmek her halde
zorunludur. İlk adım, belli gruplara, özel bazı personel sınıflarına
81
Veya bir teşkilât mensuplarına tanlîlan imtiyazların ve çeşitli ek
menfaatlerin mahiyeti ve bunların doğrudan doğruya ödemeler
şeklinde olanlarının miktarı hakkında etraflı malûmat toplamak
olmalıdır. Bundan sonra, bütün kamu hizmetlerini kapsayan eşit
ve adil hizmet şartları sağlamak üzere, ücretlerle ilgili olarak, hangi­
lerinin yükseltilip hangilerinin azaltılması gerektiğine karar ver­
melidir.
Personel
Tedariki
3 4 . Personelin hizmete alınması konusunda, merkeziyetçilik
lehinde ileri sürülebilecek hayli kuvvetli delil vardır. Bu bakımdan,
ilk safhada aşağıdaki hareket tarzı tavsiye edilebilir:
a . Her teşkilâtla ilgili sınıfların, kademelerin ve iş yerlerinin
(merkezde, illerde veya bölgelerdeki) son üç yıllık personel masraf­
ları toplamını gösterecek istatistikî bilgiler toplanmalıdır.
b . Bu bilgilere dayanacak olan Devlet Personel Dairesi, dairelerin hepsinde veya çoğunda müşterek bulunan hizmet sınıfları için
personel tedariki merkezîleştirildiği taktirde, ihtiyaç duyulması
muhtemel personel miktarını hesaplamalı ve başarılı adayların
nasıl dağıtılacağını (meselâ büyük bir kısmının kamu hizmetine
girerken oturdukları şehirden ayrılıp ayrılamayacaklarını) tespit et­
melidir.
c . Yazılı sınavlar başta olmak üzere, çeşitli seçme metotlarının
incelenmesi için teşebbüse geçilmelidir.
Mevzuat
35. Reformların yapılmasında temel olarak kullanılacak bir
kanunun çıkarılmasına ihtiyaç vardır. Bu kanun, Devlet Perso­
nel Dairesi tarafından M aliye Bakanhğıyle istişarede bulunularak
hazırlanmah ve ayrıca yürürlükten kalkması gereken bütün ilgili
kanunlar, tüzükler ve kararnameler bir arada gösterilmelidir. Ayrıca,
personel meselelerinde ayrı ayrı kuruluşlara rehberlik edecek tefer­
ruatlı mevzuatın hazırlanmasına da şiddetle ihtiyaç olacaktır. H a­
zırlanmasından doğrudan doğruya Devlet Personel Dairesinin so­
rumlu bulunacağı bu m evzuat:
a . Ne zaman ve hangi seviyede karar alınması gerektiğini be­
lirterek, personel idaresinin her veçhesi hakkında idarecilerin ta­
kip edecekleri esasları ve usulleri belirtm eli;
b . Teknik bir dille değil anlaşılır bir dille kaleme alınm alı;
82
c.
Sistemde yapılacak değişikliklere uyacak esneklikte olma­
lıdır.
Müzakere Mekaiîîzîîiası
36 . T eklif edilen reformların hazırlanmasında ve uygulanmasın­
da bütün personelin yardım ve işbirliğini sağlamak bakımından
memur ve devlet temsilcilerinden kurulu bir müzakere mekaniz­
ması çok faydalı olacaktır. Burada, ancak refomlarm gerçekleştiril­
mesindeki rolü bakımından ele alman bu meseleye ileride 95. parag­
rafta ayrıca dokunulacaktır.
Îkînci Safha - Yeni Sistemin Uygulanması
Kadrolar ve Yeniden Derecelendirme
37 . Genel bir ücret sisteminin tespiti maksadıyle Bakanlık ve
dairelerce toplanmış olan bilgilerden ikinci safhada iki maksat için
daha faydalanmak mümkündür:
a.
Mevcut esaslara göre teşkilâtın bünyesine uygun sınıflan­
dırma ve derecelendirmenin yapılmasında;
b . Her teşkilâtta, her seviyedeki kadroların geçici olarak tes­
pitinde.
38 . Devlet Personel Dairesi M aliye Bakanhğıyle işbirliği sağ­
layarak teklif edilen sınıflandırma ve derecelendirme sisteminin ve
kadro miktarlarının gerçeğe uygun esaslara göre ve sistematik bir
tarzda tespit edilmiş olduklarına kanaat getirmelidir. Bu hususta
iki metottan da faydalanılabilir:
a . Şema ve listelerin merkezî olarak incelenmesi suretiyle: Bu
inceleme sırasında, daha fazla incelemeyi gerektirecek, meselâ ka­
demeler arasındaki kadro oranının açıkça nispetsiz olduğu veya
derecelendirilmemiş büyük nispette hizmet mevkilerinin mevcut
bulunduğu yahut da belirli bir sınıftaki derece sayısının nispetsiz
gözüktüğü haller tespit edilecektir.
b . Devlet Personel Dairesi ve M aliye Bakanhğı kendi elemanları
vasıtasıyle teklif edilen sınıflandırma ve derecelendirmenin gerçeğe
uygun esaslara dayanıp dayanmadığını doğrudan doğruya araştır­
maları suretiyle tespit edecektir.
39 . Kontrol işlemi bitirildikten sonra her teşkilâta uygun gö­
rülen geçici kadroların neden ibaret bulunduğu (her sınıf ve derece­
deki hizmet ve mevkileri itibariyle), ve bu kadrolarda Devlet Perso­
83
nel Dairesi ve M aliye Bakanlığının tasvibi alınmaksızın herhangi
bir değişiklik yapılamayacağı bildirilmelidir. Fakat kadroların tasdiki
yeni maaş rejiminin hemen yürürlüğe girmesi demek değildir.
Smıf
ve Derecelerin Personele Uygulanması
40. İkinci işlem, kabul edilen sınıf ve derecelerin personele
uygulanması ve lüzum görülen hallerde personelin nitelik veya tec­
rübelerine uygun yerlerde çalışmalarını sağlayacak intibakların
yapılması olmalıdır. îşlerin yanlış dağıtılışma ve personelin derece­
lendirilmesinde büyük ayarlamalara yer vermemek için, genel olarak
personelin, hiyerarşide o zamana kadar işgal ettikleri derecelerden
aşağı veya yukarı derecelere tayinlerinden kaçınmalıdır. Ancak,
geçici tedbir olarak ve istisnaî şekilde bu yola gidilmelidir. Kısacası,
bu merhalenin amacı “derecelendirme’ ’nin toptan revizyonun­
dan çok personeli kendilerine en uygun derecelere tahsis etmekten
ibaret olmalıdır. Bazı hallerde görülebilecek küçük anormalliklerin
düzeltilmesi işi, ileri bir tarihe bırakılmalı, fakat ilgili teşkilâttan bu
gibi olayları tespit ve değerlendirmesi istenmelidir.
41
. Bu konudaki uygulamanın başlıca sorumluluğu bakanlık
ve dairelerin kendilerine verilmelidir. Ancak uygulamada mümkün
olduğu kadar birlik sağlamak için merkezin de bir kontrolü
bulunmalıdır. Bu sebeple aşağıdaki usulün takip edilmesi doğru
olabilir.
a.
Bakanlık ve daireler personelin hizmet mevkilerine yeni­
den tahsisini yapacaklardır. Tabiî, aslında bu iş, lüzum görülecek
hallerde yapılacaktır. Aslında bir çok kimsenin yeniden yeni mev­
kilere intibaklarının yapılması gerekmeyecektir. Sonuçlar, Devlet
Personel Dairesine, her şahıs için, mevcut mevkiini ve teklif edilen
mevkii, mevcut ve teklif edilen personel sınıfını ve derecesini, mev­
cut ve teklif edilen maaş nispetlerini gösteren şemalar halinde ve­
rilmelidir.
b . Devlet Personel Dairesi, M aliye Bakanlığı ve Planlama Teşkilâtıyle işbirliği sağlayarak, tekliflerin makul ve uygun olduğu hu­
susunda bir kanaata varmalı ve tatmin edici bulmadığı noktaları
ilgili Bakanlık ve dairelerle müzakere etmelidir. Şemaların veril­
mesi işi fasılalarla olmalıdır. Öncelik sırası personel sayısına göre
tespit edilmeli; başka bir ifade ile, küçük teşkilâtlar, büyük teşki­
lâtlardan daha önce şemalarını vermelidir.
Fakat tekliflerin uy­
gun görülmesi ve yeni düzenin yürürlüğe konması, bütün teşki­
lâtlar için aynı tarihte olmahdır.
84
Merkezî Personel Tedariki
42
. Bu merhalede ayrıca, kısmen de olsa, merkezî personel te­
dariki usulünün başlatılması için adımlar atılmalıdır. Böyle bir işe
girişilmesi, bu konuda yapılacak bir incelemeden başarılı bir sonu­
cun alınmasına bağlı olmalıdır. Merkezî personel dairesi, personel
tedarikini kendisi yapmakta pratik imkânsızlıklar görür ve o
yolda bir kanaata varırsa, bu taktirde Bakanlık ve daireler tarafın­
dan ayrı ayrı yürütülecek olan hizmete alma işlemlerinin merkezce
kabul edilmiş usullere uygun olmasını sağlamak üzere gerekli yö­
netmelikler çıkarılmalıdır.
Üçüncü Safha - Sistemin Takviyesi
43, Bu merhale, yeni sınıflandırma, derecelendirme ve maaş
kuruluşlarının ve uygulama şekillerinin yaymlanmasıyle başla­
malıdır. Bu merhalede başlıca şu işlerle meşgul olunacaktır:
a . Önceki safhalarda
b . Kadroların
daha
ortaya
etraflı
çıkan
olarak
meselelerin
gözden
çözülmesi,
geçirilmesi,
c . Gerekirse mevzuatta değişiklikler yapılması,
d . Sistemin genel olarak takviyesi.
Meselelerin Çözülmesi
44. Hiç şüphesiz, yeni sistemin uygulanması sırasında bazı
anormallikler olacaktır. Bu durumlarda meselâ müktesep hakların­
dan bir üst dereceye intibakları yapılmış bulunan personelin normal
terfi süresi kadar aynı derecede bırakılması veya bunun tersine mük­
tesep hakkından daha aşağı bir dereceye tayini yapılan personel
için, basiretle kullanılmak şartıyle, istisnai terfi imkânlarının tanın­
ması bir hal çaresi olarak düşünülebilir.
Kadrolarm Gözden Geçirilmesi
45
. Sistemin takviyesi yolunda alınacak en önemli tedbirlerden
biri de, personel ihtiyaçlarını sistemli şekilde tespit edecek usullerin
gehştirilmesi ve en kısa zamanda başlangıçta kabul edilen geçici
kadrolarm incelenip uygun bulunması veya değiştirilmesi olmalıdır.
Bu maksatla şu tedbirler alınabilir:
a.
Her teşkilâtta yapılmakta olan işleri yerinde inceleyip so­
nuçları kadro işlerinden sorumlu birime bildirmekle yükümlü bir
“teftiş kadrosu^nun kurulması.
85
b.
Aynı şekilde, Devlet Personel Dairesi içinde, personel ihti­
yaçları konusunda dairelerce yapılan tespit işlerinin gereği gibi
yapılmadığı görülen hallerde, daire adına inceleme ve araştırma­
ları yapacak bir birimin kurulması.
46
. Dairelerce yapılan gözden geçirmelerin sonuçları, değiştir­
meleri gerektirici mahiyette olsun veya olmasın, incelenmek üzere
Devlet Personel Dairesince M aliye Bakanlığına ve Devlet Plan­
lama Teşkilâtına verilmelidir. Bu üç teşkilât, başlangıçta kabul
edilen geçici kadroların nihai uygunluğu üzerinde ve sonradan yıl­
lık bütçe çalışmaları dolayısıyle yapılacak gözden geçirmelerin so­
nuçları hakkında tam bir fikir birliği halinde olmalıdır. Bununla
birlikte kadroların gözden geçirilmesi görevi, ister merkezî olsun
ister dairelere bırakılsın, yalnız bütçe çalışmaları dolayısıyle değil,
bütün yıl boyunca devamlı bir görev halinde yürütülmelidir. Ayrıca
her Bakanhk ve daire de onaylanan kadrolara ait kayıtlarını her
zaman tazelemelidir.
Mevzuatta Değişiklik
4 7 . M evzuatta devamlı olarak ilâveler ve değişiklikler yap­
mak gerekebilir. Bu yolla, personel idaresinin, günün ihtiyaçlarına
cevap verecek bir durumda tutulması ve genel bir kontrolün sağlan­
ması mümkün olabilir. Bu konuda başlıca sorumluluğun malî mülâ­
hazaları gerektiren meselelerde M aliye Bakanlığının da mütalaası
alınmak şartıyle Devlet Personel Dairesinde olması doğrudur.
Görevlerin Merkezî Organlar Arasında Taksimi
48 . Merkezî organların bu üç safhadaki karşılıklı sorumluluk­
ları geçen paragraflarda gösterilmiştir. Genel olarak denilebilir ki
Devlet Personel Dairesi daha çok ‘‘teknik görevler” diye adlandıra­
bileceğimiz görevlerle meşgul olmalı. M aliye Bakanlığı ve Devlet
Planlama Teşkilâtı da malî ve ekonomik mülahazaları gerektiren
meselelerle ilgilenmelidir. Bununla birlikte her üç teşkilât, yeni malî
yüklemleri veya bütçe ile kabul edilmiş masraflarda önemli değişik­
likleri gerektiren kararlara birlikte varmalıdır.
Personel Eğitimi
49 . İdare verim ve başarı üzerinde etki gösteren amiller ara­
sında, belki de en önemlisi personelin kalite ve yeterliğidir. K uru­
lacak teşkilât, uygulanacak usul ve metotlar ne derece mükemmel
olursa olsun, bu mekanizma insanlar tarafından harekete getirile­
86
ceğinden, istenilen amaç ve sonuçlara varılabilmesi ve teşkilâtın
başarıya ulaşabilmesi geniş ölçüde o teşkilâtta çalışanların verim­
liliğine bağlı kalacaktır.
50 . Personel verimi üzerinde şu iki unsurun büyük rolü vardır:
a . Göreve fikren ve manen hazırlanmış olmak,
b . Hizmet için gerekli bilgi ve kabiliyeti elde etmiş olmak.
51 . Fertlere devlet hizmetleri için lüzumlu ilk bilgileri veren­
ler genel eğitim ve öğretim kurumlandır. Birçok memlekette bu
kurumlara ilâveten veya kısmen bu kurumlar içinde, meslekî ve
teknik öğretim ve amme idaresi eğitimi yapılmaktadır. Böylece,
gençler, çeşitli devlet hizmetleri için gerekli bir kısım bilgileri, genel
olarak öğrenim sırasında elde etmektedirler. Ayrıca bazı memle­
ketlerde sadece devlet hizmetleri için eleman hazırlayan kurumlar
meydana getirilmiştir.
52 . Türkiye’de esas itibariyle, devlet hizmetleri için lüzumlu
elemanlar genel eğitim ve öğretim kurumlarının yetiştirdiği kimse­
ler arasında seçilmektedir. Devlet memurluğu için en az ortaokul
öğrenimi şart olmakla birlikte, talipler arasında ortaokul mezunu
bulunmadığı taktirde daha aşağı seviyeden memur alınması müm­
kündür.
53 . Genel eğitim ve öğretim kurumlarının ve başka kuruluş­
ların devlet hizmetine hazırlama bakımından önemli rolleri var­
dır ama, bu rol ne kadar geliştirilirse geliştirilsin, kamu hizmetleri­
nin ihtiyaçlarını yalnızca bu yolla ve tam olarak karşılamak müm­
kün olam az; çünkü, devlet hizmetlerine tamamıyle uygun müfredat
programları hazırlam aya imkân yoktur; hükümet görevlerinde
gün geçtikçe uzmanlığa gidilmekte, kamu idaresinin şartları ve is­
tekleri süratle değişmektedir; nihayet genel eğitim kurumlarının
kamu hizmetleri eğitiminde yeter tecrübeleri yoktur.
54. Burada, genel eğitimle ilgili bazı noktaların belirtilmesi
gerekir. Bilindiği gibi, devlet, öteden beri, muhtaç olduğu personeli,
burs ve parasız yatık öğretim yoluyle genel eğitim yollarından sağ­
lamağa çahşagelmiştir. Devlet, bu şekilde yetiştirdiği kimselere
karşı kanunlarla mecburî hizmet bulma yükümü altındadır. M ec­
burî hizmet usulü, ehliyetli personel almanın gerektirdiği genel mü­
sabaka usulünde geniş bir gedik açmakta ve bu bakımdan bazı mah­
zurlar doğurmaktadır. Öte yandan, burs ve parasız yatılı okutma
usulünün, kabiliyetli, fakat malî imkâna sahip olmayan gençleri
yetiştirmekteki hizmeti de ortadadır. Bu bakımdan, devletin ka­
87
biliyetli gençlere yetişme yardımında bulunması esası saklı tutul­
makla birlikte, bugünkü mecburî hizmet usulünden vazgeçmenin
yolları etraflı bir şekilde incelenmelidir.
Devlet Hizmetine Hazırlık
55 . Genel Eğitim kurumlarmm yanında bazı resmî teşekkülle­
rin eleman ihtiyacını karşılamak üzere bu teşekküllere bağlı olarak
kurulmuş “meslek okulları” mevcuttur. Bu okulların önemli bir
kısmı, devlet hizmetine girişten önce eğitim yaptıklarından “Devlet
Hizmetine Hazırlık” adı altındaki bu kısımda bunlardan da
bahsedilmiştir.
56 . Ayrıca üniversiteler içinde, müfredat programları itibariy­
le meslekî ve teknik eğitim ve amme idaresi eğitimi yapan fakülte­
ler de mevcuttur.
57 . Devlet hizmetine hazırlayıcı mahiyetteki eğitim faaliyetle­
rini, kamu hizmetinin çeşitli bölümleri itibariyle,
“yönetim hiz­
metleri” , “büro hizmetleri” , “meslekî ve teknik mahiyetteki hizmet­
ler” başhkları altında gözden geçirmek mümkündür.
Yönetim Hizmetleri
58 . Özellikle yönetim mevkileri için eleman yetiştiren kurum­
lar mevcut değildir. Okul veya üniversiteden mezun olan gençler
doğrudan doğruya hizmete alınmakta ve üst mevkiler alt kadrodakilerin terfi ettirilmesi suretiyle doldurulmaktadır. Böylece İdarî
mevkiler için lüzumlu bilgi ve maharetin hizmet sırasında kaza­
nılması gerekmektedir. Bazı teşekküllerde, bu boşluğun hizmet içi
eğitim programlarıyle giderilmesine çalışılmaktadır.
59. Üniversite tahsilinin idarecilik için lüzumlu formasyonu
kısmen kazandırmakta olduğu söylenebilir. Nitekim, idarede bu
sebeple, yönetim mevkilerine üniversite mezunları getirilmekte­
dir. Öte yandan, Ortadoğu Teknik Üniversitesi ve Siyasal Bilgiler
Fakültesi amme idaresi eğitimini programlarına almış olup, bu ko­
nudaki faaliyetlerini gittikçe genişletmektedirler.
Büro Hizmetleri
60 . Dairelerdeki büro hizmetleri için eleman yetiştirilmesi da­
ha çok hizmet içi eğitim programlarıyle sağlanmaktadır. Bununla
birlikte, özellikle Ticaret liseleri ve akademileri muhasebe, daktilo,
steno gibi büro hizmetleri ile ilgili konularda eğitim ve öğretim
88
yapmak suretiyle, devlet hizmeti için faydalı olmaktadırlar. Bu te­
şekküllere bağlı steno ve daktilo kursları ve orta öğretim mezunla­
rını sekreter olarak yetiştiren iki yıllık Sekreterlik Okulu bu tip
eğitim yapan başlıca kurumlardır. Ayrıca nadir de olsa dairelere
bağlı olarak, bu maksatla kurulmuş bazı okullar da mevcuttur. T a ­
pu ve Kadastro Genel Müdürlüğüne bağlı ve tapu sicil muhafızlığı
için personel yetiştiren okul buna misal olarak verilebilir. Öte yan­
dan, resmî mahiyetteki bu teşekküllerin yanında, özel şahıslar tara­
fından açılmış, daktilo, muhasebe, stenografi kursları gibi yetiş­
tirme kuruluşlarını da saymak mümkündür.
Mesleki ve Teknik Mahiyetteki Hizmetler
6ı . Üniversite ve yüksek okullarda meslekî ve teknik eğitim :
Genel kültür kuruluşu olan Üniversitelerin bazı fakültelerinde ve
bir kısım yüksek okullarda meslekî ve teknik öğretim yapılmakta­
dır. Yıldız Teknik Okulu, Ankara ve İstanbul Teknik Üniversiteleri,
Siyasal Bilgiler Fakültesi buna misal teşkil eden kuruluşlardır.
Meslek Okulları
62 . Dairelere bağlı meslek okulları, dairelerin' normal işe alma
yoluyle sağlayamadıkları ve çeşitli uzmanlık şubeleri için lüzumlu
saydıkları elemanları doğrudan doğruya yetiştirmek amacıyle ku­
rulmuştur. M illî Eğitim Bakanlığına bağlı öğretmen okulları. M a­
liye Bakanlığına bağlı M aliye Meslek Okulu, Ulaştırma Bakanlığına
bağlı Yüksek Denizcihk Okulu, Sağlık Bakanlığına bağlı sağlık
okulları. Tarım Bakanlığına bağlı bölge ziraat okulları. H ayvan
Sağlık Memurları Okulu, Orman Tekniker Okulu, İçişleri Bakanlı­
ğına bağlı Polis Koleji, Tapu ve Kadastro Okulu, Demiryolları Mes­
lek Okulu, hep bu maksatla kurulmuş eğitim teşekkülleridir. Bu
okullardan bir kısmı münhasıran bağlı olduğu teşkilâtın ihtiyacı
için, başka bir kısmı ise yalnız o teşkilât için değil, genel olarak belli
bir uzmanlık kolu için eleman yetiştirmektedirler. Sağlık Bakanlı­
ğına bağlı sağhk kolejleri ve Tarım Bakanlığına bağlı bölge ziraat
okulları ikinci gruba misaldir. Meslek okullarının bir kısmında, aynı
zamanda, hizmet içi eğitim de yapılmaktadır.
63.
Meslek okulları dışında dairelerin ihtiyaçlarına uygun
eleman sağlamak için başvurdukları başka bir yol da, ilerde kendi
teşkilâtlarında çalışma yüklemi altında burs vermek suretiyle, mem­
leket içindeki veya yabancı memleketlerdeki eğitim kurumlarında
eleman yetiştirme usulüdür.
89
İhtiyaçlar
64.
Devlet teşkilâtı için lüzumlu elemanların esas itibariyle ge­
nel eğitim ve öğretim kurumlarında yetişen gençler arasında seçilçildiği daha önce belirtilmiştir. Hükümet faaliyetlerinin devamlı
bir surette artması, teşekküllerin devamlı gelişme halinde olmaları,
modern idarede uzmanlaşmaya daha çok önem verilmesi ve benzeri
sebepler dolayısıyle, idarenin bu konudaki ihtiyaç ve istekleri gün
geçtikçe artmakta ve çeşitlenmektedir. Gerek hizmet içi, gerek hiz­
metten önceki yetiştirme faaliyetleri bu süratli değişmelere paralel
bir gidiş takip etmediğinden, idarede yeterli eleman yokluğu mese­
lesi genel bir şikâyet konusu haline gelmiştir.
65 . Şüphesiz, memurların hizmet icaplarına uygun şekilde ye­
tiştirilmeleri meselesi herşeyden evvel idarenin sorumluluğudur;
her teşkilâtın kendi elemanlarını kendi ihtiyaçlarına uygun eğitim
programları ile yetiştirmeleri esastır. Ancak hizmet içi eğitimde,
ileri bir uzmanlık seviyesine ulaşılması bahis konusudur. Bunun
sağlanması için, gençlerin, daha önce, çeşitli hizmet kollarının ge­
rektirdiği bilgilerle mümkün olduğu kadar geniş surette teçhiz
edilmeleri, başka bir deyimle bu uzmanlık eğitimine hazır hale ge­
tirilmeleri gerekir. Bu husus, genel eğitim ve öğretim kurumlarınm gençleri devlet hizmetine hazırlama konusundaki rolünü açıkça
ortaya koymaktadır.
66 . “Devlet Hizmetine Hazırlık” başlığı altında verilen izahat,
genel eğitim ve öğretim kurumlarmdaki faaliyetlerin, gençlere dev­
let hizmetleri için lüzumlu ilk formasyonu kazandırmak ve ancak
bazı meslek kolları için lüzumlu bir kısım temel bilgileri vermek­
ten ileri geçmediğini göstermektedir. Genel eğitim ve öğretim,
kurumlarmm yanında idarenin eleman ihtiyacını doğrudan doğ­
ruya karşılamak amacıyle, çeşitli resmî teşekküllere bağlı olarak
kurulmuş bulunan meslek okulları da ancak 8-10 ihtisas şubesi­
ni içine alan mahdut sayıda kuruluşlar olarak gözükmektedir. Mes­
lek okullarından bir kısmı hakkında tespit edilen şu hususlar da ay­
rıca üzerinde durulmağa değer görülmektedir:
a . Bu okullar, genellikle, bir uzmanlık alanına değil, belli bir
teşekküle hizmet eden kurumlar halindedir. Bunun üstünde yalnız
bir iki teşkilâtın değil, genel olarak çeşitli meslek ve uzmanlık kolla­
rının ihtiyacını karşılayacak meslekî ve teknik eğitim faaliyetlerinin
ve buna uygun kurumların geliştirilmesine ihtiyaç vardır.
b . Okulların bir kısmında, meslekî eğitim yanında genel eği­
time de yer verilmektedir. Gerçekte amaç, belli bir uzmanlık şube-
90
sinin gerektirdiği özel şartlara uygun eleman yetiştirmek olduğu­
na göre, belli bir eğitim seviyesine gelmiş kimselerin bu okullara
alınmaları ve yalnız meslekî eğitim görmeleri maksada daha uygun
düşmektedir. Bugünkü uygulamanın daha çok geçmiş yıllarda yeter
derecede orta öğretim görmüş eleman bulunamamasının bir sonucu
olduğu anlaşılmaktadır. Ancak artık özellikle lise mezunlarının sayı­
sı çok artmış olduğuna göre bu uygulamaya son verilmesi uygun ola­
caktır.
c.
Okul kurulmasında yetiştirme amacının yanında farklı
bazı mülâhazaların da yer aldığı görülmektedir. Meselâ, bazı ku­
rumlar taşra teşkilâtı için talip bulunmaması sebebiyle, okul açmak
ve bu okullarda yatılı, dolayısıyle mecburî hizmetle yükümlü ele­
man yetiştirmek suretiyle ihtiyaçlarını karşılama yoluna gitmişlerdir.
Böylece kısa süreli hizmet içi eğitim programları ile yetişmesi müm­
kün olan elemanların bu okullarda okutulmasının sebebi, onları
mecburî hizmet yolu ile idareye bağlamaktır. Masraflı ve amaçtan
hayli uzak bulunan bu gibi uygulamaların uygun görülmemesi ve
bu gibi haller için daha başka çareler aranması gerektiği aşikârdır.
d . Üzerinde önemle durulacak noktalardan biri de memlekette
lise mezunları sayısının gün geçtikçe artmasına karşılık asıl ihtiyaç
duyulan meslekî ve teknik hizmet alanı için yeteri miktarda eleman
yetiştirilmemesidir. Bu husus eğitim ve öğretim faaliyetlerinde isti­
kamete doğru bir yönelişi zarurî kılmaktadır.
67
. Eğitim ve öğretim faaliyetlerinin şimdiki durumu devlet
hizmetine hazırlık yönünden tahlil edilirken, bahis konusu edil­
mesi gereken başka bir mesele de idarecilerin eğitimi meselesidir.
Raporun daha önceki kısımlarında yer alan açıklamalar bu konu­
daki hizmet öncesi eğitim faaliyetlerinin gelişmemiş olduğunu göster­
mektedir. Şüphesiz, idarecilerin eğitimi daha çok bir hizmet içi eği­
tim konusudur. Zira, idarecilik, yalnız bilgiye değil, farklı bazı vasıf
ve kabiliyetlerin mevcudiyetine de ihtiyaç gösterir. Bu vasıfların
ortaya çıkıp anlaşılması, hizmet sırasında mümkün olmakta ve genel­
likle idareci mevkilerine geçecek kimseler bu vasıfları haiz olanlar
arasından seçilerek çeşitli eğitim programlarıyle yetiştirilmektedir.
Ancak modern idare fikrinin gittikçe benimsenip yayılması sonu­
cunda, birçok memlekette bununla yetinilmemekte ve hizmet içi
eğitim faaliyetlerinin geliştirilmesine paralel olarak, gençleri daha
öğrenim sırasında idarecilik konusunda yetiştirmeğe ve kendilerine
çeşitli yollarda idare vetiresini aşılamağa yönelmiş gayretler sarfedilmektedir. Sağlam idarelerin kurulması ve iyi idarecilerin yetiştirilebilmesi için, bu iki tip eğitim faaliyetinin birlikte geliştirilmesi
91
gerekir. Bu itibarla, Türkiye’de de bir yandan idarenin bu konudaki
faaliyetlerinin arttırılmasına gayret edilirken, öte yandan genel eği­
tim kurumlan ve özellikle üniversitelerin de bu yolda eğitim ve öğ­
retim yapmağa teşvik edilmelerine ihtiyaç vardır.
İhtiyaçların Karşılanm ası için Tavsiyeler
68
. Genel eğitim ve öğretim kurumlarıyle meslek okullarının
faaliyet ve programları devlet hizmetlerinin çeşitli kollarında duyu­
lan kalifiye eleman ihtiyacına en uygun şekilde cevap verecek tarz­
da yeniden düzenlenmehdir. Ö zellikle:
a . Üniversite ve yüksek okullarda amme idaresi konularında
ve meslekî ve teknik konularda eğitim ve öğretime daha geniş ölçüde
yer verilmeli, yapılacak programlarda devletin çeşitli hizmet alan­
larının gerektirdiği özellikler gözönünde tutulmalıdır.
b . Meslekî ve teknik elemana olan ihtiyaç karşısında, bir kısım
liselerin meslek okulu haline sokulması düşünülmelidir.
c . Kısa süreli eğitim programları ile yetiştirilmeleri mümkün
olan elemanlar için, meslekî eğitimle birlikte genel öğretime de yer
veren okullar kurma yoluna gidilmemeli, bu gibi elemanlar, belli
bir öğretim seviyesine gelmiş kimseler arasından seçilerek, yalnız
meslekî eğitim yapan özel kurslarda yetiştirilmelidir.
d . Dairelere bağlı meslek okulları, mümkün olduğu ölçüde,
yalnız o daireye değil, belli bir uzmanlık koluna eleman yetiştiren
kurumlar haline getirilmelidir.
Hizmet tçi Eğitim
6 9. Genel eğitimin eksikliklerini gideren hizmet içi eğitimin
amacı şu üç nokta etrafında toplanabilir:
a . Memurlar;^, yapmakta oldukları işi daha iyi görebilmek
için muhtaç oldukları bilgi ve maharetin kazandırılması ve geliş­
tirilmesi;
b . Memurların daha sorumlu mevkilere terfi için hazırlan­
ması ;
c . Memurların çalışmakta oldukları teşkilâta ve yapmakta
oldukları işe karşı tavırlarının olumlu yönde değiştirilmesi.
Merkezî Eğitim ve Öğretim Yapan Kurum lar
70. Bugün idarede merkezî eğitim yapan başlıca kurumlar
şunlardır:
92
Türkiye ve O rta Doğu Amme İdaresi Enstitüsü; Yakm ve
Orta Doğu Çalışma Enstitüsü, İşletme İktisadî Enstitüsü; Bakanlıklararası Prodüktivite Merkezi. Bu kurumlardan Bakanlıklararası Prodüktivite Merkezi ve işletme İktisadî Enstitüsünün faali­
yetleri, genel olarak, özel teşebbüs alanına, ticarî ve sınaî kurumlara yönelmiştir ve bu faaliyetler nispeten mahduttur. Özellikle,
Bakanlıklararası Prodüktivite Merkezi eğitim yapmaktan çok koor­
dinasyonla uğraşmaktadır. Yakm ve Orta Doğu Çalışma Enstitü­
sünün faaliyetleri ise, iş ve çalışma çevrelerini kapsamaktadır, idare
alanında en geniş ve etkili eğitim yapan teşekkül, Türkiye ve Orta
Doğu Amme idaresi Enstitüsüdür. Genel olarak. Enstitünün amacı
Türkiye’de amme idaresinin kuruluş ve işleyişini geliştirmek, idare
sanatında modern anlayışa uygun eleman yetiştirmek, devlet idare
ve teşekküllerinde hizmet gören memurların İdarî alanlarda olgun­
laşmalarına yardım etmek ve bu maksatlara yararlı araştırmalar
yapıp yaymak şeklinde özetlenebilir.
Dairelerde Eğitim İşlerini Yürüten Kuruluşlar
71 . Daireleri, eğitim işlerinin yürütülmesi ile ilgili kuruluşlar
bakımından şu üç grupta toplamak mümkündür:
a.
Personel eğitiminin ayrı bir sorumluluk halinde belirtilme­
miş olduğu teşekküller;
b . Eğitim faaliyetlerinin teşkilât içindeki birimlerin kendileri
tarafından yürütüldüğü daireler;
c.
Eğitim faaliyetlerinin, icracı birimler dışında, yardımcı
ve merkezî bir birim tarafından yürütüldüğü daireler (Merkezîyetçi tip). Bu tip merkezî eğitim birimleri daha çok, alanı geniş
ve çeşitli uzmanlığa ihtiyaç gösteren teşekküllerde mevcuttur.
Hizmet Bölümlerine Göre Eğitim Faaliyetleri
72 . Yöneticilerin eğitim i: Raporun “Devlet Hizmetine H azır­
lık” kısmında işaret edildiği gibi, İdarî mevkiler için lüzumlu bilgi
ve maharet daha çok hizmet sırasında kazanılmakta ve üst idare
mevkileri alt kadrolardakilerin terfi ettirilmesi suretiyle doldurul­
maktadır. Genel durum bu olmakla birlikte yönetim hizmetlerinin
önemini ve özelliğini takdir eden, hizmet sırasında yetişmenin bu
mevkiler için yeterli olmadığını gören bazı dairelerde, yönetim mev­
kileri için özel eğitim programları da uygulanmaktadır. Oldukça
mahdut sayıdaki bu tip faaliyetlerin başhcaları arasında, içişleri
Bakanlığınca öteden beri uygulanmakta olan Kaym akam lık ve Bucak
93
Müdürlüğü kursları , komiser yardımcıları ve yüksek rütbeli polis
amirleri yetiştirmek üzere kurulmuş bulunan, yine aynı Bakanlığa
bağlı Polis Enstitüsü, Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğünde orta
kademe idareciler için tertiplenmiş bulunan sevk ve idare seminer­
leri, ticaret liselerine müdür yardımcıları yetiştirmek maksadıyle
M illî Eğitim Bakanlığınca açılan idarecilik semineri, M aliye Bakan­
lığı merkez ve taşra teşkilâtında bazı idare mevkileri için eleman hazır­
layan M aliye Meslek Kursu, Karayolları Genel Müdürlüğünde uygu­
lanan Şube Şefi Yetiştirme Kursu ve Personel Amirleri Kursu gibi
faaliyetleri zikretmek mümkündür.
73 . Büro hizmetleri ile ilgili hizmet içi eğitim faaliyetleri: Bazı
dairelerde, büro işlerinde çalışan memurların yetiştirilmesine yönel­
miş programlar mevcuttur. Toprak Mahsulleri Ofisinde depo me­
murları, muhasebeciler, ambar ve kantar memurları ve elevator
makinistleri için tertip edilen kurslar, çeşitli bakanlık ve dairelerde
açılan daktilo ve stenografi kursları gibi. Bu tip eğitim faaliyetleri­
nin uygulama alanı da hayli dardır. Burada, memurların daha çok
hizmet sırasında ve işi yaparken kendi kendilerini yetiştirmeleri esastır.
74. Meslekî ve teknik öğretim faaliyetleri: Uzmanlaşmaya
doğru gidişin tabiî bir sonucu olarak, meslekî ve teknik mahiyet­
teki hizmetlerin artması ve çeşitlenmesi daireleri bu konuda ele­
man yetiştirmeye zorlamaktadır. Tarım Bakanlığında tarla zira­
atı, çayır, mera değerlendirme, arıcılık, tavukçuluk, sebzecilik ve
benzeri uzmanhk kollarım içine alan teknik ziraat eğitimi, hayvan
besleme ve sunî tohumlama kursu. Orman Tekniker Okulunda
açılan tekâmül kursları, Tarsus ve Ege’de “topraksu” konusunda
teknik eleman yetiştirmek maksadıyle açılan eğitim merkezleri,
meteoroloji işlerinde çalışanlara rasat tekniği ve meteorolojiye ait
ön bilgileri vermek üzere açılan kurslar. M illî Eğitim Bakanlığınca çe­
şitli eğitim dallarında görevli öğretmenler için yapılan kısa süreli
yaz eğitim çalışmaları. Sağlık Bakanlığında koruyucu hekimlik ve
halk sağhğı konularında uygulanan kısa süreli programlar, hekim
ve hemşireler için uygulanan verem savaş eğitimi ile sıtma savaşı,
ana çocuk sağlığı, sosyal hizmetler konularında yapılan eğitim faali­
yetleri, Karayolları Genel Müdürlüğünde mühendis ve ustabaşılar
için, Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğünde köy içme suyu, yeraltı
suyu teknisyenleri için yetiştirme faaliyetleri. Tekel Genel M üdürlü­
ğünün tütün eksperleri, Diyanet İşleri Reisliğinin müftü ve vaizleri
için açtığı kurslar gibi faaliyetler bu konuda atılmış olumlu adımlar­
dır.
94
Eğitim ■
Metotları
75.
İdarî teşekküllerde eğitimin en çok görülen şekli, “işbaşında
eğitim” , yani amirin nezareti altında işi yaparak ve görerek öğrenme
şeklidir. Tatbikatta, genellikle amirlerin maiyetlerindekileri yetiştirme
konusuna gereken önemi verdikleri ve zamanlarının bir kısmını bu işe
ayırdıklarını söylemek oldukça güçtür. Bu konu, amirlerin tutumuna
ve eğitim anlayışına göre her teşkilâtta ve hatta aynı teşkilâtın
çeşitli birimlerinde değişik şekiller göstermektedir. Bu itibarla, ortak
bir anlayış ve tatbikattan bahsedilemez. Genel olarak, memurların
daha çok kendi kendilerini yetiştirmeye çalıştıklarını söylemek müm­
kündür.
76 . İdarî teşekküllerde toplu eğitim de uygulanmaktadır. Bu­
nun en çok görülen şekli kurslardır. Bunun yanında seminer ve kon­
feranslara da nispeten yer verilmektedir.
7 7 . Açık oturum, örnek-olay, memurları teşkilâtın çeşitli
servislerinde
çalıştırmak (rotasyon) şeklinde uygulanan eğitim,
rapor yoluyle eğitim gibi başka modern eğitim metotları çok az
uygulama alanı bulmuştur.
:
Eğitim Personeli
78. Genel olarak, dairelerin eğitim programlarını uygulamak
için yetiştirilmiş ayrı bir eğiticiler sınıfı yoktur. Bu iş, çok defa, her
dairenin konuya göre kendi personeli arasından seçtiği kimseler ta­
rafından ve ek görev şeklinde yürütülmektedir. Ayrıca, yine ek görev
yoluyle veya saat başına bir ücret ödemek suretiyle, başka dairelerin
elemanlarından ve özellikle eğitim kurumlan mensuplarından fay­
dalanma yoluna gidilmektedir.
İhtiyaçlar ve Tavsiyeler
79. Türkiye’de memurların yetiştirilmeleri konusu henüz
sistemli bir şekilde düzenlenmemiştir. Çeşitli İdarî teşekküller tara­
fından yetiştirme programları uygulanmakta ise de, bu faaliyetler
dağınık, miktar ve kalite itibariyle ihtiyaçları karşılamaktan hayli
uzak bulunmaktadır. Bu durum eğitim ihtiyaçlarının yeniden tespit
ve eğitim programlarının bu ihtiyaçlara uygun bir şekilde ve bir
plan dahilinde geliştirilmesi zorunluğunu ortaya çıkarmaktadır,
80. Çeşitli teşekküllerin eğitim faaliyetleri arasında bir koordi­
nasyon yoktur. Aynı veya benzer mahiyetteki eğitim meselelerinin
bir araya getirilip birlikte halledilmesi, eğitim imkân ve vasıtalarının
95
müştereken kullanılması gibi hususlar ancak koordinasyonla sağ­
lanabilir.
8ı . Dairelerdeki eğitim birimlerinin faaliyetlerinde kendilerine
yardımcı olacak, yol gösterecek, müspet çalışmalara yöneltecek bir
merkeze ihtiyaç olduğu açıkça görülmektedir. Hemen hemen bütün
daireler için lüzumlu olan, hiçbir dairenin tek başına üstüne alma­
yacağı eğitim faaliyetlerinin bir merkezden yürütülmesi gerekmek­
tedir.
82. Bir merkezî eğitim birimi tarafından yapılması gereken
eğitim faaliyetlerinden başhcaları şunlar olabilir:
Organizasyon ve metot eğitimi,
Haberleşme eğitimi,
Eğitim memurlarının yetiştirilmeleri.
Eğitim ve öğretim metotları eğitimi.
Nezaretçilerin eğitimi,
Kadro kontrolü yapacak elemanların eğitimi,
Çeşitli kademe idarecilerinin eğitimi.
83 . Eğiticilerin yetiştirilmeleri konusu, eksikliği özellikleduyu­
lan ve açıkta duran bir meseledir. Eğitim herkesinyapabileceği bir
iş değildir. Bu maksatla özel surette yetiştirilmiş elemanlara ihtiyaç
vardır. Bu tip eğitici personelin azlığı ve mevcutlarının eğitim metot­
ları hakkında yeter bilgi sahibi olmaması faaliyetlerden istenilir de­
recede verim alınmasına engel olmaktadır.
84. Eğitim ihtiyaçlarının tespiti ve eğitim faaliyetlerinin plan­
lanması, eğitim faaliyetlerinin koordinasyonu, eğitim birimlerine
yardımcılık ve rehberlik, eğitim faaliyetlerinin takibi ve değerlen­
dirilmesi, eğitim birimleri için eğitici eleman yetiştirilmesi, merkezî
eğitim faaliyetlerinin yürütülmesi görevleri, kuruluş amaçları iti­
bariyle, şimdiki halde, başlıca iki teşkilâtı ilgilendirmektedir. Devlet
Personel Dairesi ile Türkiye ve Orta Doğu Amme İdaresi Enstitüsü.
85. Devlet Personel Dairesinin kuruluşuna dair 13 aralık 1960
tarihli ve 160 sayılı kanunun 5. maddesine göre, bu Daire '‘perso­
nelin yetiştirilmeleri ve ileriki kadrolara hazırlanmaları için uygun
usul ve vasıtaları tespit etmek” le görevlidir.
86. Türkiye ve O rta Doğu Amme İdaresi Enstitüsünün ku­
ruluşuna dair 7163 sayılı kanunun 2. maddesi de öğretim ve yetiş­
tirme konusunda hayli geniş bir ifade taşımaktadır. Bu madde­
ye göre. Enstitü, “amme idaresine müteallik öğretimin inkişafına
çalışmak, amme idaresi görevlilerinin modern idare prensipleri ve
96
tekniğe göre bilgilerini arttıracak ve tekâmülünü sağlayacak tedbir­
ler almak ve bu gibi tedbirleri teşvik etmek ve desteklemek amme
idaresi sahası için öğretim elemanları yetiştirilmesine yardım etmek”
vazifesiyle görevlidir.
87.
Durumun yakından incelenmesi, öğretim ve yetiştirme
konusunda büyük görevler yüklenen bu iki kurum arasındaki iş bö­
lümünün daha açık bir şekilde tespiti gerektiğini ortaya koymakta­
dır. Personel işlerinin bütününü devamlı bir şekilde takip ve değer­
lendirme durumunda bulunan Devlet Personel Dairesi, dairelerin
eğitim ihtiyaç ve imkânlarını da en yakından görmek .ve tespit et­
mek imkânına sahiptir. Bu daireyi, eğitim faaliyetlerinin planlanması,
koordinasyonu, kontrolü, takip ve değerlendirilmesi bakımından
sorumlu saymak doğru olacaktır. Bunların dışında merkezî eğitimi
fiilen yapma görevinin ve buna ait teknik sorumluluğun Türkiye ve
Orta Doğu Amme idaresi Enstitüsüne bırakılması en uygun şekil
olarak gözükmektedir. Amme idaresi Enstitüsü, öteden beri bu tip
eğitim faaliyetlerinde bulunmaktadır (idarecilerin eğitimi, organizas­
yon ve metot eğitimi, amme idaresi ile ilgili kurslar seminerleri ter­
tibi g ib i); eleman ve malzeme bakımından da bu iş için hayli hazır­
lıklı durumdadır. Şüphesiz Enstitünün bu konudaki görevlerinden
biri de dairelere eğitim faaliyetlerinde yardımcı ve rehber olmaktır.
88 . N azarî olarak yapılacak bu ayrım, tatbikatta her iki te­
şekkülün tam bir işbirliği halinde çalışmalarına ve özellikle Enstitü’nün Devlet Personel Dairesi’ne eğitim ve araştırma alanlarında
yardımcı olmasına engel değildir. Amme idaresi Enstitüsü statü­
sünde değişiklik yapılarak, Devlet Personel Dairesi Başkanmm Ens­
titü Yönetim Kurulunda tabiî üye sayılması ve böylece eğitim ve
araştırma işlerinin yürütülmesinde söz sahibi olması, iki kuruluş
arasındaki işbirliğini kolaylaştıracaktır. Ancak, her iki teşekkülün
de, bu hizmetleri tam ve iyi bir şekilde yapabilmeleri için, personel
ve malî imkânlar bakımından takviyeye ihtiyaçları vardır.
Dairelerin
Eğitim
Sommîıılıığıı
89 . Genel olarak eğitimde, baş idareciden şube şefine kadar bü­
tün amirlerin sorumluluğu olmalıdır. Ancak, bu temel prensiple birlik­
te, her dairede o dairedeki eğitim faaliyetlerinin bütününden sorumlu
bir birime de ihtiyaç vardır. Eğitim faaliyetlerinin, sınıflandırma,
seçim, terfi gibi başka personel işlemleri ile çok yakın ilgisi dolayısıyle, eğitim işi de dairelerin personel şubelerine düşmektedir. Büyük
teşkilâtlarda eğitim ihtiyaçlarını tespit etmek ve planlamak, faali­
yetleri ahenkli hale getirmek, amirlere eğitim faaliyetlerinde yardım-
97
C i olmak ve lüzumlu imkânları sağlamak, bütün teşkilâtı kapsayan
eğitim programlarını uygulamak üzere daireler içinde merkezî eği­
tim birimlerine lüzum olabilir. Bu taktirde bu birimlerin personel
şubesi içinde yer alması gerekir.
90 . Daha önce de belirtildiği gibi, dairelerde uygulanan eğitim
programları ihtiyacı karşılamaktan uzaktır. Eğitim işlerinin bir
sistem halinde yerleşmesi ve memurların çeşitli meslek ve uzman­
lık kollarında devri ve sistemli yetiştirme kurslarına tabi tutulması
gerekmektedir.
91 . Üzerinde önemle durulması gereken konulardan biri de,
yüksek idarecilerin yetiştirilmeleridir. Bu yetiştirme ana hatları ile
şöyle uygulanabilir:
a . Adaylar önce dairelerinde kısa süreli ve staj mahiyetinde bir
eğitime tabi tutulur.
b. Daha sonra adaylar, daireleri ile bağlantıları devam etmek
şartıyle, işin mahiyetine göre tespit edilecek bir süre, Türkiye ve
Orta Doğu Amme İdaresi Enstitüsünde idarecilik eğitimi görürler.
c . Bunlardan belli uzmanlık kollarında çalışacaklar bu saha
ile ilgili uzmanlık kursundan geçirilirler.
92 . Teşkilâta yeni girenlere, dairenin amaç ve görevlerini ta­
nıtma, çahşma saatleri, izinler, tatiller, ilgili mevzuat, usul ve kaide­
ler hakkında bilgi verme şeklinde uygulanan, adayın teşkilâta ve işine
intibakını sağlayan “yön verme eğitimi” ne, stajyer ve maiyet me­
murluğu gibi bazı uygulamalar dışında hemen hemen hiç rastlan­
maması da büyük eksiklik olarak belirmektedir. Bunun herşeyden
önce, ilgili amirlere düşen bir iş olduğu gözönünde tutulmalı ve so­
rumlular “yön verme eğitim linin en yakın amir tarafından yapılıp
yapılmadığını denetlemelidirler.
Yabancı Uzman Meselesi ve Yerli Uzmanların Yetiştiril­
mesi
93 . idare a;lanındaki yabancı uzmanlar konusu üzerinde de önem­
le durmak gerekir. Türkiye’de öteden beri, ıslahat hareketleri sırasın­
da yabancı uzmanlardan geniş ölçüde faydalanmağa büyük önem
verilmiştir. Yabancı uzmanlardan faydalanılmaya bundan sonra da
devam olunması tabiîdir. Zaten, en ileri memleketler bile, bazen,
bir alanda başka bir memlekete nispetle geri kalabilmekte veya,
personellerinin sayısı yetersiz olması gibi sebeplerle yabancı uzman
kullanmak lüzumunu duyabilmektedir. Türkiye gibi geri kalmış
98
bir memlekette ise, yabancı uzmanlara olan ihtiyaç açıktır. Ancak^
bu konuda dikkat edilmesi gereken bir nokta vardır: İkinci Dünya
Harbi sonrasında gelişen milletlerarası teknik yardım mekanizması,
yabancı uzman kullanma isini hayli şumullendirmiş, bu suretle,
memleketten memlekete teknisyen olarak giden bir yabancı uzman
kategorisi meydana gelmiştir. Bu gelişme, bütün faydalı taraflarına
rağmen iki mahzuru da beraberinde getirmiştir.
Bir kere, uzman olarak yabancı memleketlere gönderilenlerden
hepsinin gereken nitelikleri taşımadıkları görülmektedir. İkincisi,
bir yabancı uzmanın faydalı olabilmesi için, ileri memlekette uzman­
lık alanıyle ilgili işte fiilen çalışan kimseler arasından seçilmesi gere­
kirken milletlerarası teknik yardım mekanizması dolayısıyle ayrı
bir kategori haline gelen yabancı uzmanlar, bir memleketten öbürü­
ne, bir işten başkasına uzman olarak geçmekte, kendi faaliyet alan­
larından yıllarca uzak kalmakta, böylece uzmanlık nitelikleri zayıf­
lamaktadır. Oysa, yabancı bir uzman, ancak, kendi memleketinde
fiilen çahştığı belirli bir alandan alınır ve alıcı memlekette aynı alan­
da çalıştırılırsa faydalı olabilir. Bu bakımdan, yabancı uzmanların
seçiminde dikkatli davranmak ve her halde bir yabancı uzmandan
sadece gerçekten uzman olduğu alanda faydalanmak gerekir.
9 4 . Bir memleketin kendi işlerini kendi uzmanları vasıtasıyle
yürütmesi esas olduğuna göre, yabancı memleketlerde eleman yetiş­
tirme konusu üzerinde önemle durulmalıdır. Kam u menfaatini, kamu
menfaatinde doğrudan doğruya payı olanların daha iyi gerçekleş­
tireceği tabiîdir. Bu bakımdan, gelişmiş memleketlerin tecrübelerin­
den faydalanmanın en isabetli ve tercihe şayan yolu, kendi perso­
nelimizi bu memleketlere gönderip tecrübe edinmelerini ve yetiş­
melerini sistemli bir şekilde sağlamaktır. Bugün, bu imkân, sadece
kendi malî gücümüze bağlı kalmamakta, milletlerarası teknik yar­
dım anla^malarıyle geniş ölçüde burslar ve başka fırsatlar ortaya
konmaktadır. Ancak, yabancı memleketlerde eleman yetiştirmenin
Türk idaresinde sorumlu bir merkezî mercii olmadığı için, bu çeşitli
imkânlardan ancak mahdut şekilde faydalanılmış, imkânların bir
kısmı başka memleketlere kaymıştır. Birleşmiş Milletler Teknik Y a r­
dım İdaresinin veya başka yardım kurumlarının Türkiye’ye ayırdık­
ları, fakat yeter derecede faydalanılmayan burslar bunun tipik misâlini
teşkil eder. Bu alandaki eksiklik, Raporun tavsiyeleri arasında yer
alan merkezî bir teknik ve İktisadî dış yardım biriminin kurulmamasıyle giderilebilecektir.
99
îdare ile Memurlar Ârasindm Müzakere Mekanizması
9 5. Bugünkü personel sisteminin önemli eksikliklerinden biri
de, idare ile kamu görevlileri arasmda, hizmet şartları ve disiplin
kararları bakımından müzakerelere imkân verecek bir mekaniz­
manın bulunmayışıdır. Şimdiki durum, özellikle ücretlerle ve hizmetin
maddî şartlarıyle ilgili meselelerin adil bir şekilde çözümlenmesine
engel teşkil etmektedir. İlk çare, Anayasa ile memurlara tanınmış
olan sendika kurma hakkının düzenlenmesidir. Memur sendikalarının
kurulmasıyle birlikte idarede, memurları ve idare temsilcilerini bir
araya getiren müzakere kurulları meydana getirmek ve memur
haklarını daha iyi korumak mümkün olacaktır.
E. TEFTİŞ VE DENETLEME
1 . Bu raporda, ‘‘Teftiş ve Denetleme Hizmeti” deyimi, yürütme
organının kendi kendisini teftiş etmesi ve denetlemesi anlamında
kullanılmaktadır. Yasama ve yargı organlarının yürütme işlerini
denetlemesi, bahsin dışında kalmaktadır.
Hizmetin
Şimdiki Dıımmu
2 . Merkezî Hükümet kuruluşunda, teftiş ve-denetleme hizme­
tinin bir birim olarak. Bakanlıklar ve başka dairelerin bünyesinde
yer aldığı görülmektedir. Şimdiki halde. Başbakanlık ve ona bağlı
dairelerden bazılarının (Devlet Planlama Teşkilâtı, Devlet Personel
Dairesi, Türkiye ve Orta Doğu Amme İdaresi Enstitüsü, Atom
Enerjisi Komisyonu, Devlet İstatistik Enstitüsü, Diyanet İşleri Baş­
kanlığı) Dışişleri ve Basın Y ayın ve Turizm Bakanlıklarının ve başka
bazı kurutuşların (Petrol Dairesi Reisliği, İhracatı Geliştirme M er­
kezi, Bakanlıklar Arası Prodüktivite Merkezi, Yakın ve O rta Doğu
■Çalışma Enstitüsü, Elektrik İşleri Etüt İdaresi, Topraksu Genel
Müdürlüğü, Devlet Meteoroloji İşleri Genel Müdürlüğü, Devlet
Tiyatrosu Genel Müdürlüğü, Hudut ve Sahiller Sağlık Genel M ü­
dürlüğü) teftiş birimleri mevcut değildir. Teftiş birimleri, çoğu zaman
“ Teftiş K urulu” ünvanım almakta ve burada çalışan memurlara da
‘‘müfettiş” denilmektedir. Başka unvan taşıyan teftiş birimleri
mevcut olduğu gibi, teftiş ve denetleme hizmeti yapan per­
sonele “ murakıp” , “müşavir” , “kontrolör” , “kontrol memuru”
unvanı verildiği de görülmektedir.
3 . Proje çerçevesine giren dairelerin teftiş ve denetleme hiz­
metlerinde 2200’e yakın teftiş personeli ile 200’e yakın büro perso­
100
neli çalışmaktadır. Bu personel, dairelerin merkezî kuruluşlarına veya
taşra kuruluşlarına bağlı olarak ödev görmektedir. M aliye Bakanlı­
ğının 330 “Defterdarlık Kontrol Memuru” , M illî Eğitim Bakanlı­
ğının 640 ''îlk Öğretim Müfettişi” , Çalışma Bakanlığının 119 ‘İ ş
Müfettişi” dışında kalan 1 100 teftiş personeli, merkez kuruluşlarına
bağlı olarak görev görmektedirler.
4 . Bazen teftiş, merkezî kuruluşun taşra teşkilâtını gözetmesi
ve denetimi anlamında kullanılmakta, taşra teşkilâtının aynı mahi­
yetteki hizmetleri anlamın dışında tutulmaktadır. Raporda, mahi­
yeti itibariyle farklı olmayan bu hizmetler aynı anlam içinde müta­
laa edilecektir.
5 . İdarî kuruluşlar, çoğu zaman Bakanlık veya Genel M üdür­
lük müfettişi olarak, tek tip teftiş ve denetleme ile görevli memur
çalıştırmaktadır. Ancak M aliye (Hesap Uzmanları, Bankalar Y e ­
minli Murakıpları, Genel Müdürlük Kontrolörleri, Defterdarlık
Kontrol Memurları), Ticaret (Akaryakıt Kontrolörleri), Çalışma
(İş Müfettişleri), M illî Eğitim (Yurtdışı Öğrenci Müfettişleri, İlk­
öğretim Müfettişleri) Bakanlıkları, bakanlık müfettişlerinden başka
teftiş ve denetleme memurlarına sahiptir. Toprak ve İskân, Tapu
ve Kadastro Genel Müdürlükleri de müfettişlerden başka kontrolör
ve teknik kontrolörler çalıştırılmaktadır. Bunlar dışında Türk Stan­
dartları Enstitüsünün Denetleme Kurulu üyeleri. Devlet Su İşleri’nin
Teknik Müşavirleri, Karayollarının Murakabe Kurulu üyeleri.
Diyanet İşleri Başkanlığının gezici vaizleri, Devlet H ava M eydan­
ları İşletme Genel M üdürlüğü ile Meteoroloji Genel Müdürlüğünün
müfettiş sıfatları olmayan teftiş ve tahkikle görevli bir kaç mem^uru
da, mahiyetleri itibariyle, teftiş ve denetleme sayılacak görevlerde
çahşmaktadırlar.
6.
M erkezî Hükümet teşkilâtında çalışan 2200 teftiş persone­
linin 720’ si Maliye, 710’ u M illî Eğitim, 150’ si İçişleri (15 Emniyet
ve 55 Jandarma Müfettişi dahil) 130’u Çalışma, loo’ü Gümrük ve
Tekel (55 Tekel Genel Müdürlüğü müfettişi dahil) 8o’i Tarım (38
orman, 7 Devlet Üretme müfettişi ile Meteorolojinin teftişle görevli
I memuru dahil) 50’si Sağlık, 36’sı Ticaret (12 akaryakıt kontrolörü da­
hil) 34’ü Adalet, 30’u Bayındırlık (Karayollarının 7 ve Devlet Su İşleri­
nin 11 murakabe ve müşavere kurulu üyeleri dahil), 27’si İmar ve
İskân (Toprak İskân Genel Müdürlüğünün 11 müfettiş ve 8 kont­
rolörü dahil), 23’ü Sanayi (Maden Tetkik ve Aram a Enstitüsünün
I memuru dahil) 13’ü Ulaştırma (Devlet H ava Meydanları İşlet­
mesinin 3 memuru dahil) Bakanlıklarının hizmet alanında vazife
görmektedirler. Ayrıca Başbakanlığa bağlı Genel Müdürlükler­
101
de de 85 kadar (Tapu ve Kadastronun 28 müfettiş, 19 kontrolörü,
Diyanet İşlerinin 24 gezici vaizi, Vakıfların 9 ve Beden Eğitiminin
3 müfettişi) teftiş görevlisi çalıştırılmaktadır.
Teftiş Hizmetlerinin Teşkilâtlandırılması
7.
Teftiş hizmetinin te^kilândırılmasında tek ve ortak bir
ölçü, statü veya şema mevcut değildir. Aslında tek amacı olan kamu
hizmetlerinin teknik mahiyetlerindeki farklılaşmalar, teftiş ve de­
netlemeyi de teknik bir hizmet haline getirmiştir. Buna rağmen,
coğrafî kuruluş, personel yetiştirilmesi, teftiş personeli arasında bir
eşitlik sağlanması, teftiş sonuçlarını kamu hizmetlerinin yönetiminde
ortaklaşa değerlendirmeyi mümkün kılacak mevzuat çıkarılması
mümkün iken bu da tamamıyle yapılmamıştır. Bazen, bir merkezî
teftiş birimi kurularak, bu birim içerisinde teknik iş bölümü yapıl­
ması ve bu birimin, yürütme organının başına bağlanması suretiyle
koordinasyon sağlayarak hizmet boşluğunu ve tekerrürü önlemek şek­
linde düşüncelere de rastlanmıştır. Ancak, hiçbir devletin kuruluşunda
böyle merkezî bir “hükümet teftiş kurulu” mevcut olduğu görül­
memiştir. 1947-1948 yıllarında ‘‘Başbakanlık Teftiş K urulu” teşkil
edilerek Türk idaresinde bu anlamda bir yönetime teşebbüs edil­
mişse de, pratik bir fayda sağlanamadığı düşüncesiyle teşkilât son­
radan kaldırılmıştır. Her yürütme faaliyetinin başında bulunan so­
rumlu politikacı veya idareci kendi hizmet alanında işlerin yürütülüp
yürütülmediğini bilmek isteyeceğine göre merkezî bir teftiş birimi ku­
rulması halinde de, her İdarî kuruluş kendisi için yeniden teftiş ve
kontrol cihazı meydana getirmek ihtiyacını hissedecektir. Bu hal
zamanla merkezî birimin anlamını ve görevini kaybetmesi sonu­
cunu doğuracaktır. Bu sebepler, bugünkü teşkilâtlanma tarzının uy­
gun ve devamının zorunlu olduğunu ortaya çıkarmaktadır.
8
. Her bakanlığın ve dairenin “ teftiş birimi” ihtiyacı duyma­
sı sonunda kurulan teftiş kurullarının mahiyeti, teftiş personelinde
bulunması gerekli vasıfların belli bir statü içerisinde düşünülmesi
ihtiyacını da beraberinde getirmektedir. Türk idaresinde, çoğu
zaman, “ Teftiş Kurulları” bir tüzükle teşkilâtlanmakta, bakan ve
genel müdürler hizmeti, imtihan, merkez mesaisi ve süresi, merkez dışı
çalışma ve süresi ve hizmeti programlama gibi konularda bu tüzükten
kuvvet alan yönetmelikler ile yürütmektedirler. Genellikle, müfet­
tişlerin mesleğe alınma, yetiştirilme ve çalışmaları birbirine benzer
statülerle düzenlenmiştir. Mevcut
teftiş kurulları statülerinin iki
grup teşkil ettikleri görülmektedir. Birinci grup, teftiş hizmetini
kariyer haline getiren ve ilk kademesine intisap etmeyenlerin göreve
10 2
tayinlerini imkânsızlaştıran bir statü ile kurulmuştur, ikinci grup­
ta toplananlar ise, memuriyetten tayin edilen müfettişlerle teşkil edilen
teftiş kurullarıdır. İdaremizde birinci grubun ilk örneği. Maliye, ikinci
grubunki ise Adliye ve Mülkiye Teftiş Heyetleridir. Daha sonra tef­
tiş birimi teşkil eden bakanlık ve daireler, bu iki tip statüden biri­
sini seçmişlerdir. M aliye Teftiş Kurulu statüsünü örnek alanlar
Gümrük, Ticaret, Çalışma, Sanayi Bakanlıklarıyle Tapu Kadast­
ro Genel M üdürlüğü ve İktisadî kamu kuruluşlarının çoğudur.
Öbür bakanlıklardan teftiş kurulu statüsü bulunanlar ikinci grup­
tadırlar. Bu statü tiplerinden birisinin hizmet icabı seçilerek başka
çeşit statülerin kaldırılması mümkün değildir. Daha çok teknik işler
birinci şekilde teşkilâtlanmış, İdarî tecrübe ve bilgi isteyen iş alanları da
ikinci şekilde teşkilâtlanmıştır. Bu konuda karışıklıkları doğuran se­
bep bu farklılık olmayıp teşkilât kanunlarıyle kurulan teftiş birim­
lerinden bazıları için henüz tüzük ve yönetmeliklerin düzenlenme­
miş olmasıdır. Nitekim imparatorluktan intikal eden tüzüklerle teş­
kil edilmiş teftiş birimleri daha derli toplu bir durumdadırlar.
Teftiş kuruluşlarının bir an önce tüzük ve yönetmelikleri ya­
pılarak müfettişlik, uzmanlık, kontrolörlük gibi memuriyetlere ta­
yinlerin memur tayininde aranan şartlara eklenecek bazı objektif
şartlara bağlanmasıyle bugün mevcut karışıklık dolayısıyle ileri sü­
rülen kötü idare, kayırma, müfettişliği idarenin işine yaramayan
memurların tayin edilmelerine mahsus kadrolar gibi düşünme
hallerine son verilebilecektir.
Teftiş Birimleritıin Görevleri
9.
Teşkilât kanunları, tüzükler vesair hükümler incelendiğin­
de, teftiş birimlerine verilen görevlerin, genellikle ya idarenin
kendi icraatını yürüten görevlilerin (memurların) işlemlerini teftiş
ve denetleme, yahut kanunların bazı mükellefiyetler yüklediği va­
tandaşların ve kuruluşların bu görevleri kanunlara uygun şekilde
yerine getirip getirmediklerini teftiş ve denetleme şeklinde olduğu
görülmektedir. Birinci kısım, yani idarenin kendi tasarruflarını denetle­
mesini, yani kamu hizmetinin iç denetlemesini, “iç teftiş” , ikinci
kısmı, yani devlete karşı bazı yükümler koyan kanun hükümlerine
vatandaşlarca uyulup uyulmadığını teftiş ve denetlemeyi de “dış
teftiş” olarak kabul etmek mümkündür. Ancak dış teftişle görevli
kamu hizmetlilerinin görevlerini gereken şekilde yapıp yapmadık­
larını denetleme de yine iç teftişin konusu içerisindedir. Meselâ Ç a­
lışma Bakanlığının iş yerlerini teftişle görevli İş Müfettişlerinin iş­
lem ve tutumları. Akaryakıt Kontrolörlerinin, görevlerini yapış şe­
103
killeri, Hesap Uzmanları ve Bankalar Yeminli Murakıplarınm faali­
yetleri hep Bakanlık müfettişlerinin teftişine tabi tutulabilir.
10.
Teftiş birimleri, çoğunlukla, iç ve dış teftişi yapm ağa yet­
kilidirler. Meselâ, Maliye, Sağlık, M illî Eğitim, Çalışma, Ticaret,
Tarım Bakanlıkları müfettişleri, hem kamu kuruluşlarının iç iş­
lemlerini, hem de bu kuruluşlara karşı yükümlülükleri olan vergi
mükelleflerinin, bankaların, özel hastanelerin, iş yerlerinin, özel
okulların, ticaret şirketlerinin, çiftlik ve ağılların kanunî görevlerini
yapıp yapmadıklarını teftişe yetkilidirler. Bu hal, çoğu zaman Bakanhklarm iç ve dış teftişi yapacak farklı teftiş ve denetleme eleman­
larına sahip bulunmamalarından, bazen de iki çeşit personelin mev­
cut olmasına rağmen, yetki dağıtımında farklı görüşten hareket edil­
mesinden İleri gelmektedir. Yukarda sayılanlardan Maliye, Çalış­
ma, Ticaret Bakanlıkları iç ve dış teftişle görevli elemanlara sahip
oldukları halde, iç teftişle yetkili elemanlarına dış teftiş yetkisi de ver­
mişlerdir. Bunun kaçınılmaz olduğu ileri sürülerek, idarenin bazı
tasarruflarına doğru teşhis konulması, dış teftişi de gerektirebilir
denilmektedir. Meselâ vergi dairesini teftiş eden bir müfettiş veya
gelir kontrolörü, vergi tetkikine yetkili bulunmazsa, vergi dairesi
sorumlularının bazı işlerini kontrolde yeterli bir sonuca varamaz.
Bu iddiada gerçek payı vardır. Ancak, buna rağmen, kamu kuruluş­
larının iç ve dış teftişe yetkili elemanlar çalıştırmaları, iç teftişe yetkili
olanların idarenin en yüksek otoritelerine bağlanmaları, dış teftişe yet­
kili teknik elemanların ise idarenin teknik dairelerine bağlı olarak va­
zife görmeleri daha uygun bir hal tarzı olacaktır.
Teftiş K avram ları
11
. İdarenin iç teftişine “İdarî teftiş” denilmektedir. Ancak
idarenin iç teftişinin daha geniş anlamda kullanılması gerekir. Bu
deyim, İdarî teftişten başka, malî teftişi ve personel işlemleri teftiş­
lerini içine almaktadır. Fakat memurların, hiyerarşik olarak, yu­
kardan aşağıya doğru inen kontrol görevlerini “İdarî teftiş” in kap­
samına sokmak doğru olmaz. Kanunların valilere, kaymakamlara,
defterdarlara ve il idaresindeki başka şube müdürlerine verdiği
teftiş yetkisini İdarî kontrol olarak kabul etmek gerektir. Bu hizmetin
normal teftiş hizmetinden farkı, yürütme yetkisine sahip eleman­
larca yapılmasıdır. Oysa müfettişlerin yürütme yetkileri yoktur.
Bu raporda İdarî teftişten anlaşılan şey, bir kademedeki memurların
daha üst kademede yürütmeye yetkili otorite adına kontrol edilme­
sidir.
12.
İç teftişin kapsamına giren malî teftişi ise, “ bütün idare­
deki malî işlemlerin ve levazım işlerinin titizlik ve dürüstlük nok­
104
tasında kontrol edilmesini ve genellikle kayıtlarla birlikte nakit
ve ayniyatın da inceden inceye tetkikini gerektiren teftiş faaliyeti
olarak kabul etmek gerekir.
13 . Personel işlemlerinin teftişinde, ‘‘personelin İdarî kadro­
lara alınmalarında, terfi ve cezalandırılmalarında, işten çıkarılma
ve nakillerinde, görenlerinin değiştirilmesinde, yetkililerin görevlerini
objektif hukuk kurallarına uygun şekilde yapıp yapmadıklarını tef­
tiş ve denetleme esastır.
14. Bu üç çeşit teftiş hizmetinin de, Türk İdaresi içerisinde,
çoğu zaman, aynı elemanlarca yapıldığı görülmektedir. Bu hususta
sırası geldikçe bazı değişiklikler ileri sürülecektir.
Yaııîış Teftiş Yolları
-
15 . İdarî teftişi karışıkhğa uğratan ve bu çeşit teftişle görev­
li personelin vazifelerini çoğaltan bir nokta teftişle görevlendiri­
lenlerin şahsî anlaşmazhkları tahkik ile de uğraştırılmalarıdır. M e­
murların, görevin, yürütülmesini bahane ederek birbirleriyle düş­
tükleri ihtilâf hallerini sonuca bağlamak kazaî veya özel bir yetki­
dir. Müfettişlerin bu kabil anlaşmazlıkları tahkik ile görevlendirilme­
leri, sahip olmaları gereken tarafsızlık durumlarını tartışma konusu
yapmaktadır; zira böyle durumlarda müfettişin vardığı sonuç, şah­
sî mütalaa kabul edilmekte ve yürütme yetkisini kullanacak otori­
tenin olay karşısındaki şahsî tutum ve mütalaasına göre değerlen­
dirilmektedir. Bu gibi hallerde, ihtilâfların sonuçlandırılmasına yet­
kili bulunanların teftiş kurullarını bu gibi tahkik işlerine sokma­
maları, yapıcı teftiş için müfettişlerde bulunması gerekli olan manevî
otoritenin sarsılmaması için şarttır.
. 16. Türk idaresinde, “İdarî teftiş” , eskiden beri mevcut kanun
ve nizamların uygulanmasını gözetme anlamında anlaşılmakta­
dır. Böyle bir teftiş görevinin lüzumlu olup olmadığı da zaman za­
man tartışma konusu olur. İdarenin, müfettişlerce değil de; hiyerar­
şi kademesi içerisinde denetlenmesiyle, bu çeşit teftişten beklenilen
faydanın daha kolay elde edilebildiği ileri sürülür.
17.
Yapıcı mahiyette bir İdarî teftiş elbette lüzumludur
gittikçe önem kazanmaktadır. Belli hükümlerin ihlâl edilip edilme­
diğini ortaya çıkarmak, zamanla uzmanlaşmış teftiş kurullarına
bırakılmaktadır. Bu müfettişler, aslında, özelliği olan ve çoğu teknik
mahiyet taşıyan faaliyet alanlarında mevzuatın uygulanması ile il­
gili bir nevi zabıta kuvveti gibidir. Bu çeşit faaliyetleri geleneksel
idare anlayışı ile izah güç olmakta, teftişin veya müfettişin baskısı,
105
ve
çekingenlik ve korku yaratmakta, bu durum ise, idarede atalet do­
ğurmaktadır. Buna karşılık, ‘‘dürüst kimse teftişten korkmaz” denil­
mekte ise de, zamanımızda mevzuat o kadar karışık ve tefsirde ha­
taya düşmek o derece mümkündür ki^ memurlar karşılaştıkları me­
selelerde mümkün olduğu kadar amirlerine danışmak, karar vermek­
ten kaçınmak veya tehlikesiz kararlar vererek kendilerini korumak
eğilimindedirler. Aynı sebeplerle karar verme yetkisi İdarî hiyerar­
şinin en üst kademelerinde toplanmaktadır. Bu hal idarenin “ rutin”
içinde kalarak reform yapamaz duruma düşmesine yol açan sebepler­
den birisidir, idaredeki bu hastalığın giderilmesi için teftiş kurulları
tüzük, yönetmelik ve talimatlarında gerekli değişiklikler yapılarak
ve müfettişlerin yetiştirilmelerinde de buna paralel tedbirler alına­
rak teftiş hizmetinin yürütülmesinde inzibatî ve cezaî görevlerin
ikinci plana bırakılması ve teftişin yapıcı yönleri üzerinde durul­
masının sağlanması gereklidir.
Yargı Organlarının Teftişi
ı 8 . Bugünkü Türk idaresinde, İdarî teftişle görevli müfettiş­
lerin yargı kararlarını ve yargı organlarının
başka faaliyetlerini
teftişe de yetkili oldukları görülmektedir. 1331 (1915) tarihli nizam­
name, Adliye müfettişlerine “Yargıtay Daireleri” hariç olmak üzere
bütün mahkemeler ile adliye dairelerini, noterleri, ceza ve tevkifevlerini teftiş yetkisi vermiştir. Mülkiye Müfettişleri, özel idareler
ve belediyeler gelirlerini toplamakla görevli dairelerin saldıkları
vergilere yapılmış itirazları inceleyen itiraz komisyonları ile ilçe
ve il idare kurullarının işlemlerini teftiş yetkisine sahiptirler.
M aliye rhüfettişlerinin bütün vergi itiraz komisyonları ile, vergiler
temyiz komisyonlarının her türlü muamelelerini teftiş ve bu komis­
yonların memurları hakkında tahkikat yapma gibi görevleri mev­
cuttur. Bütün bu haller, söz konusu yargı organlarının, idarenin birer
parçası kabul edildikleri devirden kalmıştır. Yargı, Anayasaca tamamıyle idarenin dışına çekildiğine göre, bundan böyle idare müfettişleri­
nin yargı karar ve organlarını denetlemesi bahis konusu olmamak gere­
kir. İdare ile yargının ayrılmasında Anayasanın kullandığı ölçü, müfet­
tişlerin görev hudutlarını tespitte de kullanılmalıdır. Tabiî, yargıç
sıfatına sahip olmayan memurların tasarrufları “İdarî” kabul edile­
cek ve teftişe tabi tutulmağa devam olunacaktır. Böyle bir ölçü, mül­
kiye ve maliye müfettişlerine görevlerini doğru bir şekilde yürütebilme bakımından ışık tutar. Ancak, adliye müfettişleri, hâkimlerin
yargı kararı olmayan işlemleri, şahsî halleri, duruşma inzibatını
sağlamaktaki yeterlilikleri, çevrelerinde uyandırdıkları kanaat ve­
106
saire gibi Yüksek Hâkimler Kurulunca bilinmesi gerekli hususlarda,
eskiden Bakan’a verdikleri bilgileri, şimdi bu Kurula vermeğe her­
halde devam edeceklerdir. Bu sebeple, adliye müfettişliklerinin yük­
sek yargıç smıfmdan tayin edilmeleri ve Anayasanm 144. maddesiyle
Yüksek Hâkimler Kuruluna tanınmış olan yetkilerin kullanılmasın­
da bu kurula yardımcı olmaları kararlaştırılabilir. Aksi taktirde,
Yüksek Hâkimler Kurulu tarafından ayrıca görevlendirilecek yüksek
dereceli hâkimlerin de adliye müfettişleri gibi devamlı olarak gezici
çahşmaları, her mahkemeye, hem Bakanhk müfettişinin, hem de
Yüksek Hâkimler Kurulunca görevlendirilmiş yüksek dereceli
hâkimin gitmesi gerekecektir. Bunun son derece İsrafil bir usul ola­
cağı aşikârdır.
19. İdarî teftiş alanında görevli teftiş kurullarının faaliyetle­
ri incelendiği zaman bazı hizmet tedahülleri dikkati çekmektedir.
Bunlardan başlıcaları şunlardır:
a . Çiftçi mallarının korunması mevzuatının uygulanmasını
teftiş ve denetlemede İçişleri ve Tarım Bakanhklan teftiş kurulları­
nın görevli olm aları;
b . Nüfus idarelerinin teftiş ve denetlenmesinde Cumhuriyet
savcılarının ve İçişleri müfettişlerinin görevli olm aları;
c . Tasarruf Sandıklarmm teftişine İçişleri ve Ticaret Ba­
kanlıkları teftiş kurullarının yetkili bulunm aları;
d , Özel İdare, belediye ve köylerin sahip oldukları sağlık
müesseselerinin teftişine İçişleri ve S a ğ lık B a k an lık la rı teftiş kurul­
larının yetkili olm aları;
e , İş yerlerinde işçilerin sağlık ve iş emniyeti bakımından alın­
ması gerekli tedbir ve bulundurulması gerekli sağlık vesair tesislerin
teftişlerine Çalışma ve Sağlık Bakanlıkları teftiş kurullarının yet­
kili bulunm aları;
f . Derneklerin teftişinde İçişleri ve M aliye Bakanlıkları mü­
fettişlerinin yetkili bulunm aları;
g , Bütün gümrük işlemlerinin M aliye ve Gümrük ve Tekel
Bakanlığı müfettişlerince denetlenmesi;
h . Okullarda sağlık işlerinin M illî Eğitim ve Sağlık ve Sosyal
Yardım Bakanlıkları müfettişlerince denetlenmesi;
i.
Y apı kooperatiflerinin Ticaret ve İmar ve İskân Bakanlık­
ları müfettişlerince denetlenmesi.
20. Çiftçi mallarının korunması ve nüfus hizmetlerinin yal­
nız içişleri müfettişlerince teftiş edilmesi; Tasarruf Sandıklarında
107
durumun olduğu gibi muhafazası (İçişleri ve Ticaret Bakanlıkları­
mı! farklı açılardan teftişte bulunmaları sebebiyle); mahallî idare­
lerdeki sağlık kurumlarmın İçişleri ve Sağlık, iş yerlerinin Sağlık
ve Çahşma; derneklerin teftişinde İçişleri ve M aliye Bakanlıkları
müfettişlerinin bugünkü gibi teftişe görevli bulunmaları gerekir.
Zira bu teftişlerin konuları farklıdır. Meselâ, mahallî idarelerdeki
sağlık kurumlanılın idari teftişi İçişleri, sağlık mevzuatının koyduğu
mükellefiyetlere riayet edilip edilmediği de Sağlık müfettişlerince
yapılacaktır. Aynı konuların farklı açılardan teftişinde değişik per­
sonel kullanılması hizmet karışması anlamını taşımamalıdır. Okullar­
daki sağlık işlerinin M illî Eğitim ve Sağlık, yapı kooperatiflerinin
de Ticaret ve İmar ve İskân Bakanlıklarınca teftiş ve denetlemeye
tabi tutulması halinde de, aynı sebeplerle, bir hizmet karışmasından
bahsedilemez.
21 . Gümrük işlemlerinin ilgili Bakanlıktan başka, aynı za­
manda M aliye Bakanlığınca hem malî murakabe, hem de İdarî
teftişe, tabi tutulması halinde ise, hizmet tedahülü açıktır. Ancak
gümrük hizmetlerinin malî hizmet dışında düşünülmesi pek normal
bir hizmet ayrılışı değildir. Bu sebeple teftiş konularındaki bu teda­
hülü daha büyük ölçüde bir hizmet dağıtılması işinin yeniden göz­
den geçirilmesinde de gözönünde tutmak gerekir. Gümrük ve Tekel
Bakanlığının durumuna Raporun “ M aliye” bölümünde ayrıca do­
kunulmaktadır.
İdarî ve Malî Teftişlerin Karışm ası
22 . İdarî teftiş çoğu zaman malî teftiş ve murakabe ile de ka­
ramış bulunmaktadır. Bu iki türlü olm aktadır:
a.
M alî teftiş ve murakabe ile görevli personel İdarî teftişle
de yetkilidir; yahut,
b . İdarî teftiş personeli malî murakabe de yapmaktadır.
23 . Birinci halin misaline maliye müfettişlerinin, M aliye Ba­
kanlığı Genel Müdürlükleri kontrolörlerinin, defterdarlık kontrol
memurlarının, Gümrük ve Tekel Bakanlığı müfettişlerinin, Tekel
Genel Müdürlüğü müfettişlerinin görevlerinde tesadüf edilir. İkin­
ci halin misaline, İçişleri, Adalet, Sağlık, Tarım, Ticaret, M illî Eği­
tim Bakanlıkları müfettişleriyle. Orm an Genel Müdürlüğü, Devlet
Üretme Çiftlikleri Genel M üdürlüğü müfettişlerinin görev saha­
larında rastlanmaktadır.
24. Birinci halde, İdarî teftişe tabî tutulan memurların çoğu­
nun, devletin nakit ve ayniyatını muhafaza ve bunların kayıtlarını
108
tutan kimseler olmaları dolayısıyle malî murakabeye de tabi tutul­
maları normaldir. Aslında bu idarelerin hepsi malî idarenin bir "
parçasıdır. İdarî teftişlerinin malî murakabeye de yetkili müfettiş­
lerce yapılması devam etmelidir.
25 . İkinci kısımda bahis konusu olan denetlemede, İdarî tef­
tişle görevli adliye müfettişleri ceza ve tevkifevleri fon hesaplarını,
cezaevleri döner sermayelerini, icra memurlarının emanet hesap­
larını, mahkeme başkâtiplerinin pul ve nakit hesaplarım; Sağlık
Bakanlığı müfettişleri hastaneler döner sermayelerini; M illî Eğitim Ba­
kanlığı müfettişleri yatılı okulların pansiyon hesaplarını; Orman
Genel müdürlüğü müfettişleri ve Devlet Üretme Çiftlikleri Genel
Müdürlüğü müfettişleri döner sermaye hesaplarını teftiş ederken,
nakde ve malzemeye vazıülyed olan memurların titiz ve dürüst
hareket edip etmediklerini araştırırlar. Ancak bu müfettişler nakit,
malzeme ve muhasebe memurlarını değil, onları hergün kontrol
etmeleri gereken Cumhuriyet Savcılarının, hastane başhekimlerinin,
yatılı okul müdürlerinin, orman veya çiftlik işletme müdürlerinin
görevlerini yapıp yapmadıklarını araştırdıkları için, böyle bir tef­
tişte bulunmaktadırlar ve teftiş sonunda muhasebe hesaplarının
düzeltilmesi, mevcudun muhasebe kayıtlarıyle ahenkli hale konul­
ması, varsa noksanların tazmin ettirilmesi vesaire gibi malî mu­
rakabe vesikaları tanzim etmemektedirler. Eğer daimî şekilde nakit
ve malzeme memurlarını gözetmeleri gereken idarecilerin tutum­
ları bu müfettişlerce beğenilmez ise, idarelerin uzman elemanlar ta­
rafından ayrıca mali teftişe tabi tutulması istenmektedir.
26 . İdarî teftiş yapan müfettişlerin devlet muhasebesi hesap­
ları dışındaki. bazı küçük ve büyük fonları teftişe devam etmeleri
ve hatta Orman, Devlet Üretme Çiftlikleri gibi büyük döner ser­
mayelere sahip kuruluşlar müfettişlerinin daha çok malî murakabe
yapabilecek vasıfta olmaları lüzumludur.
27 . M aliye Bakanlığı Teftiş Kurulu ile öbür Bakanlık ve Genel
Müdürlükler Teftiş Kurulları arasında bir hizmet tedahülü var
sanılabilir. Gerçekte böyle bir karışıklık yoktur; zira. M aliye Teftiş
Kurulu, çeşitli kamu kuruluşlarında. M aliye Bakanlığı Teşkilât K a ­
nununda da açıkça yazılı olduğu üzere, yalnızca malî yönden tef­
tiş ve denetlemeye yetkili bulunmakta, bu kuruluşların İdarî tef­
tişlerine yetkili sayılmamaktadır. Mesela imtiyazlı şirketlerin tef­
tişinde Ticaret Bakanlığı Teftiş Kurulu ne, özel idare ve beledi­
yelerin teftişinde mülkiye müfettişleri ile, sermayesinde devlet,
özel idare, belediye iştiraki bulunan İktisadî kurumların teftişin­
de ilgili Bakanlık ve idarelerin teftiş kurulları ile, muvakkat ka­
109
bul ile yurda giren yan mamul mallarm denetlenmesinde Ticaret,
Gümrük ve Tekel ve Sanayi Bakanlıkları teftiş kurullarıyle ve bütün
genel muvazeneye dahil dairelerin ve katma bütçeli idarelerin tef­
tişinde bu dairelerin teftiş kurulları ile M aliye Teftiş kurulunun hiz­
metlerinde bir karışıklık yoktur.
28 . Ancak malî denetlemenin ilgili idareler teftiş kurullarınca
yapılabileceği hallerde, meselâ sermayelerinin % 50’ sinden azma dev­
let, belediye ve özel idarelerin veya İktisadî kamu teşebbüslerinin işti­
raki olan karma anonim şirketlerin malî denetlemesine ortaklar yetkili
kılmabilir. Başka hususlarda M aliye Teftiş Kurulu yetkilerinin sınır­
landırılması M aliye Bakanının m alî denetleme alanındaki genel
sorumluluğunu kısıtlama anlamına gelecek ve devlet idaresindeki
temel ilkelerden birine aykırı düşecektir.
Maliye Müfettişlerinin Özel Yetkileri
29 . M aliye müfettişlerine ne İdarî, ne de malî teftiş ve denet­
leme alanına girmeyen bazı yetkiler özel kanunlarla verilmiştir.
Bunlar, petrol şirketlerinin, kurumlarının petrol mevzuatına uy­
gun hareket edip etmediklerini teftiş ve kontrol etme (bu yetki M a­
liye Hesap Uzmanlarına da tanınmıştır), bankalar yeminli mura­
kıplarının sahip oldukları yetkileri kullanma (Maliye Bakanlığında
hazırlanan teşkilât kanunu değişikliğinde aynı yetkinin hesap uz­
manlarına da verilmesi düşünülmüştür) ve Basın îlân Kurum u üze­
rindeki hükümet denetiminin gözetimini sağlamadır.
30 . îlk iki yetki, 27 mayıs 1960 tarihinden sonra çıkan iki ay­
rı kanunla verilmiş ve geçici zaruretlerden ileri gelmiştir. Geniş su­
rette tatbikata intikal etmemiş olan bu yetkilerin ne maliye müfettiş­
lerine ne de maliye hesap uzmanlarına tanınması zarurî bulunma­
maktadır. Bu sebeple gerekli değişikliğin yapılarak yetkilerin kal­
dırılması gerekir.
31 . Basın ilân Kurum u’nun kuruluş kanunu, Kurum un Hü­
kümetçe yılda en az bir defa denetlenmesini gerektirir. K anuna
göre, bu denetimin nasıl ve kim tarafından yapılacağı Bakanlar
Kurulunca tespit edilecektir. Bakanlar Kurulu, bir kararname
ile, bu yetkinin kullanılmasını M aliye Bakanlığına bırakmıştır.
Bakanlık da, bir muciple, yetkinin M aliye Teftiş Kurulunca kul­
lanılmasını kararlaştırmıştır. Burada, malî denetim dışında, Kurum
üzerindeki İdarî vesayet görevlerini yürütmenin de bir teftiş kurulu­
na verilişi göze çarpmaktadır.
110
Basın îlân K urum u’nun denetimini devlet mâliyesinin dene­
tim usulleri dışında kendi özelliklerine göre yürütmek gerektiğin­
den, mesele için daha uygun bir çözüm düşünülmeli, herhalde bir
teftiş kuruluna İdarî vesayet görevi vermekten vazgeçilmelidir.
32 . Bundan böyle, teftiş kurullarını birer “sahipsiz işler or­
ganı” saymaktan ve aslî görevleriyle ilgili bulunmayan işleri bukurullara vermekten kaçınmalıdır.
Personel tşlemleriniıı. Denetimi
33 . Personel işlemlerinin denetimi malî denetim ile birlikte,
yürütülen bir iştir. Kadroların kanunla verilmesi, terfi işlerinde ida­
renin çoğu zaman takdirini kullanmayıp, mevzuatla tanınmış ob­
jek tif ölçüleri kullanır olması, hizmet tevziinin de kadrolara paralel
şekilde cereyan etmesi gibi amillerle, personel işlemlerinin Sayıştay
tarafından denetlenmesinde şekil bakımından pek aksaklık görül­
memektedir. Devlet personelinin çoğu Sayıştay denetlemesi dışında
kalmış idarelerde görev aldığından veya, kadrosuz yevmiyeli olarak,
yatırım giderlerinden ücretleri ödenmek suretiyle çalıştırıldığından
idarede etkili bir personel denetlemesi olduğu da söylenemez. Şunu
hemen ilâve etmek gerekir ki, bu durum mevcut personel sistemi­
nin sistemsizlik denilecek bir hale düşmesindendir. Raporun “ Per­
sonel İdaresi” ve “ M alî İdare” bölümlerinde teklif edilen sistem
kabul edilirse, personel işlemleri ve yıllık kadro dağılışları bakımın­
dan asıl denetleme yükü Devlet Personel Dairesine ve M aliye Ba­
kanlığına düşecektir.
Maliye Bakanlığında
Teftiş Hizmetinin Düzenlenmesi
34. Maliye Bakanlığında, bugün beş çeşit teftiş ve denetleme
personeli bulunmaktadır. Ayrıca Gümrük ve Tekel Bakanlığı görev­
lerinden büyük bir kısmının da bu Rapordaki tavsiyelere göre MaHye Bakanlığına eklenmesi gerektiğine göre, maliye teftiş hizmetlerini
yeniden düzenleme zorunluluğu kendiliğinden ortaya çıkmaktadır.
Bu
düzenlemede şu esaslar gözönünde bulundurulm alıdır:
a . Bakanlıktaki sadece “dış teftiş” görevli birimlerin (Hesap
Uzmanları Kurulu, Bankalar Yeminli Murakıpları Kurulu) kendi
alanlarında teknik sorumluluğu taşıyan vergi ve banka işlemleriyle
görevli genel müdürlüklere bağlanması,
b . Gelirler, Gümrükler, Hazine, Muhasebat, Bütçe ve M alî
Kontrol ve M illî Emlâk Genel Müdürlüklerinin birer İdarî ve malî
teftiş birimi olarak kullanacakları kontrolörlük teşkilâtları olması
111
vc bunlardan dış teftişle görevli olanlardan (Vergi kontrolü, banka
denetimi gibi) bu yetkilerin kaldırılması;
c . İllerde vergi beyannamelerinin kontrolü ile görevli alt ka­
deme vergi uzmanları yetiştirilerek bunların defterdarlara bağ­
lanması:
d . Defterdarlık kontrol memurlarının, İdarî ve malî teftiş
yapacak personel olarak, sayılarını azaltmak şartıyle muhafaza edil­
mesi ;
e . Bakanlık Teftiş K urulu’nun vergi beyannamelerini tetkik
etme ve bankaları denetleme işlerinde görevlendirilmeyerek, bütün
idarenin genel malî denetlemesi ve Bakanlıkla bağlı kuruluşların
İdarî teftiş işleriyle görevlendirilmesi.
Teftiş Görevlerinde Özellik Bulunan Başka İdareler
35 . Teftiş görevi özellik taşıyan bir idare de Jandarma G e­
nel Komutanlığıdır. Bu Komutanlığın kuruluş kanunu içişleri Ba­
kanlığınca tespit edilecek mıntıkalara, Albay, Tuğgeneral ve T üm ­
general rütbeli müfettişlerin tayin edileceğini kabul etmiştir. Ayrıca
komutanlık içerisinde Ordu Malları Teftiş Kurulu vardır. Kurul
6 levazım, 6 ordonat teftiş birimiyle çalışmakta, levazım kurulları
dörder, ordonat kurulları üçer subayla teşkil edilmiş bulunmakta­
dır. Mülkiye müfettişleri de teşkilâtın İdarî teftişi ile görevlidir.
36 . Bu halin sebebi Jandarmanın, hem silâhlı kuvvetlerin bir
parçası ve hem de idarenin zabıta unsuru olarak, bugünkü statü­
südür. Kuruluş, askerî otoriteler tarafından eğitim vs. teftişe, mül­
kiye müfettişlerince de zabıta görevlerinin yapılması dolayısıyle
teftişe tabi kalmakta devam edecektir. Bu hal ancak ikili hüviyet
ortadan kalkınca giderilebihr.
3 7.
M alî Murakabe ile görevli Levazım ve Ordonat teftiş
kurullarının kuruluş sebebi, Muhasebe-i Umumiye Kanununun 90.
maddesidir. Bu madde ordu malı (harp ayniyat) için özel bir de­
netim usulü tespit ederek bunları genel denetimin dışında bırakmış­
tır. Ordu mallarının denetiminde usulün genel denetim gibi olması,
vazıülyed memurların idare hesabı vermeleri, ordu mallarının kul­
lanılmasında ve sarfında daha etkili bir denetlemenin sağlanması
gerekir.
38
. Teftiş ve denetim birimleri özellik gösteren başka iki kuru­
luş da Karayolları ve Devlet Sü işleri Genel Müdürlükleridir. Bu
idarelerin, merkezî teftiş kurulları mevcut değildir. Kısmen aynı
112
mahiyette işleri yapan “ Murakabe K urulu” ve ‘"Müşavir ve mura­
kıplar heyeti” adlarmı taşıyan özel kurulları vardır.
39
revlidir :
. Karayollarının Murakabe Kurulu (7 üyeli) şu işlerle gö­
a . Genel Müdürlük ve İl Bayındırlık Müdürlükleri (il ve köy
yolları ile ilgili) faaliyetlerinin mevzuata, programlara, ihtiyaca,
ekonomik ve teknik esaslara uygun olarak yürütülüp, yürütülmedidiğini kontrol etm ek;
b . Yapılan çalışmaların geliştirilmesini sağlayacak şekilde,
yapılmış hatalı tasarrufların tekerrürünü önleyecek tavsiyelerde bu­
lunmak ;
c . Normal denetleme işleri dışında. Genel Müdür tarafından
verilen tahkik ve tetkik işlerini yürütmek.
40. D S Î’nin Müşavir ve Murakıplar Heyeti (ı reis 10 müşa­
virden ibaret) “ Genel M üdür tarafından tevdi edilen şikâyet konu­
ları ile ilgili hususları tetkik ve denetlemek ve Genel Müdüre rapor
ile durum ve mütalaasını bildirmek’l e görevlidir.
41 . Her iki Genel Müdürlük, 12 üyeli Bayındırlık Bakanhğı
Teftiş Kurulunun teftiş ve murakabesine de tabi ise de. Bakanlık
^müfettişleri, maliye müfettişleri ile bu idarelerde arasıra tahkikata
girişmekten ötede bir teftiş yapmamışlardır.
Karayolları ve DSİ Genel Müdürlüklerinin kendi taşra birim­
lerini etkili şekilde denetlemek üzere teşkilâtlanmaları, yılda 2 mil­
yar hrahk yatırım yapan bu idareler için şarttır.
Teftiş Hizmeti Hakkında Genel Tavsiyeler
42 . Buraya kadar verilen izahattan anlaşılacağı gibi, Türk
idaresinde teftiş hizmeti karışık bir manzara göstermektedir. M o­
dern idarelerde teftişten idarenin sağlamayı arzuladığı sonuçları
özetlemek, mevcut karışıklığın giderilmesine ışık tutabilir. M o­
dern anlamda teftişin amaçlarını şu şekilde sıralamak m üm kündür:
a . Teftişin kusurlu hareketleri önleyici manevî bir unsur ol­
ması tesirliliği ile kaabildir. Tesirlilik ise, kusurlu halin sü­
ratle ve muhakkak ortaya çıkartılması ile mümkündür. Mevcut
hataları teşhis edemeyen, bunların düzeltilmesi için gerekli
değişikliklere ait isabetli tavsiyelerde bulunamayan bir teftişin
yapılmaması daha doğru olur. Zira ehliyetsiz teftiş eleman­
larını memurlara göstermemekle teftiş ihtimalinin önleyici
hassasından bir dereceye kadar yine istifade edilmiş olur.
113
b . Teftiş, bir irtibat vasıtası olmalıdır. Aşağı kademedeki
memurun seviyesi, tutum ve düşüncesi, özellikle taşra me­
murunun merkeze karşı davranışı, ancak teftişle takip edi­
lebilir. M erkezî teşkilât dışındaki memurlar, merkeze karşı
pek iyi hisler beslemez. Onun hislerini düzeltmek ise, ancak
taşra memurlarıyle temas imkânına sahip merkez müfet­
tişlerinin tutum ve davranışlarıyle kabil olur.
c . Teftiş, personel eğitimi vasıtası olarak da kullamlmalı. dır. Merkez idareleri taşraya genelgeler, broşür ve izahnameler göndermekle kanunların doğru olarak uygulana­
bileceği zehabına düşmemelidir. Taşra memurları, çoğu
zaman, işlemleri kulaktan ve “rutin” olarak, niçinini, ne­
denini bilmeden öğrenmiş kimselerdir. Sık sık yapılacak
teftişlerin öğretici hassası ile, memurlara merkezce yapı­
lacak reformları takip edebilme, yürütebilme imkânları
sağlanabilir.
d . Teftiş, siyaset tayininde politikacılara ve yüksek dereceli
idarecilere ışık tutmalıdır. Siyasetin başarılı olması gerçe­
ğe uygunluğu ile kabil olduğuna ve merkez idarelerinin
birimleri içinde de yalnızca teftiş kurulları memleket ça­
pında teşkilâtla doğrudan doğruya temasta bulunduğuna
göre bu kurullar, genel tutum bakımından isabetli tavsiye­
lerde bulunabilir. Teftiş kurulları “mümkün olan şeylerin
hudutlarını” tecrübe ile öğrenmişlerdir. Memurların se­
viyesini iyi bilebilirler. Bu sebeple atılacak ileri adımlarda,
idarenin, mevcut şartlarla imkânlarının ne olduğunu tespitte,
teftiş kurullarının mütalaası alınarak, başarı imkâm sağ­
lanabilir.
43.
Teftiş hizmetinin yukarıda açıklanan amaçlara ulaşabil­
mesi için, şu şartlar lâzımdır.
a . Yürütücülerde idareyi ıslah niyetinin mevcut olması ve
teftiş kurullarının en yakın yardımcı olarak kabul edilmesi;
b . Teftiş sonuçları üzerinde alınacak tedbirlerle birinci dere­
cede sorumlu kimselerin meşgul olması ve müfettişlik çahşmalarınm yakından takip edilmesi;
c . Teftiş raporlarının klasik gözlemleri sıralayan birer dokü­
man olmaktan kurtarılması için, “ tespit edilmiş hata ve
noksanların badema tekerrür ettirilmemesi” , mealinde tef­
tiş edilen teşkilâtlara merkezden emir yazılmakla yetinilmemesi idareyi ve memurları bu hata ve noksanlardan
114
d.
e.
f.
g.
h.
kurtaracak mevzuat ıslahı^ personel eğitimi gibi olumlu
tedbirlerin alınm ası;
Aynı bakanlık ve daire içerisinde teftişe yetkili personelin
çalışmalarını düzenlemede koordinasyon sağlayarak, aynı
teşkilâtların aynı çeşit ve aynı döneme ait işlemlerinin tekrar
teftiş edilmesi veya pek çok birim teftişinin ihmal edilmesi
gibi durumların önlenmesi;
Bakanlıklar ve daireler arası koordinasyon sağlayarak, tef­
tiş hizmetinin rahat yapıldığı birimlerde randevusuz birkaç
teftiş personelinin birden bulunmasının önlenmesi, daha
çok büyük merkezlerde teftişe meyleden teftiş birimlerinin
hep toplu halde bulunmalarına son verilmesi;
Müfettişlerin seçimlerinde, eğitilmelerinde, özlük hakları­
nın tespitinde objektif kıstaslar koyarak teftiş personelinin
manevî vasıfları yüksek, kendine güven ve itibarları tam me­
murlar olarak muhafaza edilmeleri ve müfettişliğe idarede
işe yaramayan memurların tayin edilmemesi;
Her idarenin kendi arzuladığı şekilde teftiş hizmeti birim­
leri kurmasına engel olunarak İdarî kuruluş, teşkilâtın
coğrafî dağılışı gözönüne alınarak umumî bir teftiş hizmeti
şemasının düzenlenmesi, meselâ, il idarelerinin kontrol
memurları, merkez idaresi genel müdürlüklerinin kontro­
lörleri ve Bakanlıkların da müfettişleri bulunabileceği
esasından hareket olunarak, hizmeti daha rasyonel şekilde
yürütecek bir sınıflamaya, görev ve yetki dağıtımına gi­
dilmesi ;
Teftişte kullanılacak gözlem, cevaplı rapor, basit rapor,
genel durum raporları gibi formların standartlaştırılması;
genel durum raporları ile basit raporların merkezde, teftiş
birimleri arasında yapılacak yıllık toplantılarda değerlen­
dirilerek bir tek doküman halinde, yine merkezde, İdarî
ıslahat ve personel eğitimi ile görevli teşkilâtlara ulaştırıl­
ması.
F.
BİLİMSEL ARAŞTIRMA
Araştırmaların Mahiyeti
I
. Genel kalkınmada, bilim ve teknolojinin gehşmesini siste­
matik olarak değerlendirmek ve uygulamak, bilimsel idareyi uygu­
layan devletlerde en önemli konulardan biridir. Çeşitli tasniflerde
bilim ve teknoloji çerçevesine sokulan .dallar genel olarak şunlardır:
115
a . Matematik, fiziko-şimik, biyolojik ve tabiî bilimler ve bunlarm teknolojisi: Matematik, fizik (teorik fizik, astrofizik, arz fiziği,
nükleer fizik, atom fiziği, fizikokimya, genel mekanik, moleküler
ve enstrümantal optik, termodinamik, elektrik, elektronik ve manyetizm) kimya (teorik kimya, maden kimyası, mineroloji ve kristoloji, organik kimya, biyolojik kimya), biyoloji (hücre biyolojisi, bitki
biyolojisi): zooloji, jeoloji, botanik, tıp teknolojisi (insan anatomisi ve
fizyolojisi, farmakolojisi, vs.), tarım teknolojisi, bunların mühendislik
teknolojisi vs.
b . Beşerî ve sosyal bilimler ve teknolojisi: Siyasî ve hukukî
bilimler, ekonomi ve malî bilimler, sosyoloji, demografi, amme
idaresi, sınaî idare, i§ idaresi, strateji, lojistik, dil, tarih, coğrafya,
filozofi, vs.
2 . Gerek müspet bilimler ve gerekse beşerî ve sosyal biHmler
ve teknolojileri alanlarındaki araştırmalar, temel araştırmalar ve tat­
bikî araştırmalar olarak iki türlü yapılmaktadır. Tem el araştırma­
lar, herhangi bir bilim ve teknoloji dalında bilim sınırlarını geniş­
letmek amacıyle yapılan, bilim ve teknoloji alanına daha çok icatlar
ve objektif esaslar getiren araştırmalardır. Tatbikî araştırmalar,
belli siyasî, İdarî, stratejik, ekonomik, sosyal ve kültürel amaçların
elde edilmesini hedef tutarak belli bir bilim veya teknoloji dalında
gözlem., deney, bilimsel istihbarat ve keşif yolları ile yapılan pratik
araştırmalardır. Bu ayırmaya rağmen, temel araştırmalar sırasında
tatbikî araştırmaların gerekmesi ve aksine olarak tatbiki araştırma­
lar sırasında temel araştırmalar için bazı temellerin sağlanması se­
bebiyle bunlar arasında kesin bir sınır çizilememektedir.
Araştırma Birimleri
3 . Merkezî Hükümet Teşkilâtı Araştırma Projesi çerçevesin­
deki dairelerde bilimsel araştırma hizmetinin genel durumu şöyledir:
a . Atom Enerjisi Kom isyonu: Atom enerjisinin barışçı maksat­
larla kullanılmasını mümkün kılmak amacıyle bilimsel ve teknik
deneyler yapar ; radyo izotopları istihsal eder; atom enerjisi konusun­
da danışma hizmetleri görür.
b . Devlet Planlama Teşkilâtı: Sosyal ve ekonomik planlama­
nın gerektirdiği bir kısım tatbikî araştırmalar yapar.
c . Devlet Personel Dairesi: Personel idaresi konusunda kısmen
tatbikî araştırmalar yapar. Bir araştırma birimi yoktur.
116
ç , Türkiye ve Orta Doğu Amme İdaresi Enstitüsü: Amme
idaresi ve ilgili konularda teorik ve tatbikî araştırmalar yapar. Bir
araştn^ma şubesi vardn\
d.
Devlet İstatistik Enstitüsü: Yeni teşkilâtlanmakta ve ista­
tistik araştırmaları görevini üzerine almış bulunmaktadır.
e . Diyanet işleri Başkanlığı ile V akıflar Genel Müdürlüğünde
araştırma faaliyetine rastlanmamıştır.
f . Beden Terbiyesi Genel Müdürlüğünde bir araştırma biri­
mi yoktur. Federasyonlar spor konusunda gereken bir kısım araş­
tırma çalışmaları yapmaktadırlar.
g . Tapu Kadastro Genel Müdürlüğünde araştırma görevleri
ile ilgili bir fen müşavirliği vardır. Bu müşavirlik, nirengi, poligon,
fennî aletler üzerinde teorik ve tatbikî bir kısım araştırma faaliye­
tinde bulunmaktadır.
h . Adalet Bakanlığı, İçişleri Bakanlığı ve Dışişleri Bakanlığında
bilimsel araştırma faaliyeti münferit ve mahdut çalışmalara mün­
hasırdır.
,
■
1. M illî Savunma Bakanlığında bir Araştırma ve Geliştirme
Başkanlığı mevcuttur. Matematik ve başka bilimlerin yardımı ile
Silâhlı Kuvvetlerin İdarî ve teknik faaliyetlerine ait kararlar için,
harekât araştırmaları da dahil tatbikî araştırmalar yapılmaktadır,
i.
M aliye Bakanlığı Tetkik Kurulu vasıtasıyle, malî konular­
da teorik bir kısım araştırmalar yaptırmakta ve lüzum görülen,
konularda hesap uzmanları, teftiş elemanları ve banka yeminli
murakıplarına münferit araştırma işleri yaptırmaktadır. Bilgi ve gör­
gü için yurt dışına gönderilen elemanlar vasıtasıyle teknik raporlar
hazırlatılmaktadır.
j . M illî Eğitim Bakanhğmm Talim Terbiye Dairesine bağlı
bir test ve Araştırma bürosu vardır. Bu Büro M illî Eğitim planlamacı,
eğitsel ve psikolojik araştırmalar, sınav tertibi ve testler ile çocuk
istidatlarına ve isteklerine göre meslekî yönetim metot ve araçlarını
geliştirici tatbikî araştırmalar yapmaktadır. M illî Eğitim Teknik
Müsteşarlığı eğitim araçları ve teknik işbirliği konularımdaki bilimsel
araştırma çalışmalarını takip etmektedir. M illî Eğitim Bakanlığı K an ­
dilli Rasathanesi, hicrî ve kamerî aybaşlarmı tespit eder, zaman tayini­
ni ve yayımını yapar, jeofizik olayları ile astronomi olaylarını gözet­
ler, gereken inceleme ve araştırmaları yaparak sonuçlarını yayınlar,
yurtta ve dünyada astronomi ve jeofiziğin gelişmesini sağlayan ulus­
lararası çalışmalara katılır.
117
k . Bayındırlık Bakanlığı: Yüksek Fen Heyeti bazı teorik araş­
tırmalar ile yapı tekniği araştırmaları yapmaktadır. Y apı işleri R e­
isliği, Demiryolları ve Limanlar inşaat Reisliği ve H ava M eydan­
ları inşaat Reisliklerinin her birinde yapı malzemesi ve tesisler ko­
nusunda araştırma yapan birimler bulunmakta ve bunlar, malzeme,
beton, yapı malzeme kimyası alanlarında daha çok belli projeleri
destekleyen tatbikî araştırmalar yapmakla birlikte, kısmen de temel
mühendislik teknolojisi araştırmaları yapmaktadırlar. Bayındırlık
Bakanlığının mülhak bütçeli genel müdürlüklerinden Karayolları
Genel Müdürlüğü, Plan ve Proje Dairesine bağlı Araştırma Fen
Heyeti vasıtasıyle, yol, inşaat ve bakım; bina temel ve arazi etütleri,
laboratuvar testleri ilgili jeolojik araştırmalar, beton ve yapı malze­
mesi araştırmaları yapmaktadır. Devlet Su işleri Genel Müdürlüğü
ise havza etütlerinin gerektirdiği bölgesel ekonomik ve sosyal araş­
tırmalarla, uluslararası su hukuku araştırmalarını Etüt ve Planlama
birimi vasıtasıyle ve jeolojik, petrografik, yapı malzemesi, ve tesisleri,
prototip ve hidrolik yapı ve model araştırmalarını, radyo izotop­
ların tatbiki araştırmalarım, beton, yapı malzeme araştırmalarını
da Araştırma Dairesi vasıtasıyle yürütmektedir. D S l, aynı zamanda,
yeraltı suları, tarihi su yapıları araştırmaları ile iş ve ulaştırma araç­
ları piyasa araştırmaları yapmaktadır.
1.
Türk Standardları Enstitüsü her türlü standartlarla
araştırmaları yapmaktadır.
m . Ticaret Bakanlığı: ihracatı Geliştirme Etüt Merkezi
(IG EM E) teşkilâtını bakanhğm yüksek ve orta kademe personeliyle,
ek görev esasına göre kurmuştur; bu vasıta ile istihsali geliştirmek
ihracat ve ithalâta dair piyasa araştırmaları yapmak için teşkilât­
lanmaktadır. Merkez, istihsal ve gümrük vergi rejimleri ile pazar­
lama, su ürünleri ve her türlü ürünlerin ticarî ve malî açıdan araş­
tırmalarını yapacaktır. Hidrobiyoloji araştırmalarını ücretle, İstan­
bul Üniversitesine yaptırmaktadır.
n . Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığı: Sağlık işleri Genel M ü­
dürlüğüne bağlı Trahom Enstitüsü, İstanbul K uduz Tedavi M er­
kezi, 294 devlet hastanesi. Sıtma Savaş Genel Müdürlüğüne bağlı
Adana Sıtma Enstitüsü, Sosyal Hizmetler Genel Müdürlüğüne
bağlı olarak Sosyal Hizmetler Akademisi, Eğitim ve Meslekî M u­
rakabe Genel Müdürlüğüne bağlı Şişli Florance Nightingale Y ü k­
sek Hemşire Okulu, sağlık idarecisi ve öğretmen yetiştiren Gevher
Nesibe Sağlık Eğitim Enstitüsü, Bakanlığa bağlı Refik Saydam
Merkez Hıfzısıhha Enstitüsü, adlarından da anlaşılacağı gibi, çeşitli
tıbbî ve sosyal araştırmaları, kısmen temel ve daha çok tatbikî araştır­
118
ilgili
malar olarak, yapmaktadırlar. Hudut ve Sahiller Genel M üdürlü­
ğünde iki bakteriyoloji kurumu vardır.
o
. Gümrük ve Tekel Bakanlığında bir araştırma birimi mev­
cut olmamakla birlikte Tekel Genel Müdürlüğü de, enstitüler vasıtasıyle, tütün, üzüm gibi bitkilerin tarımsal ve teknolojik araş­
tırmaları ile sigara ve içki konularında istihsal, imalât, satış, ihraç
ekonomik araştırmalarını yapmaktadır. Tütün ıslah istasyonları,
örnek fidelikleri, kurutma, deneme ve üretme tarlalarını, bağları
ve kavları geliştirmektedir.
ö . Tarım Bakanlığı: Tarımsal araştırma müesseseleri* Bakan­
lığın çeşitli genel müdürlüklerine bağlıdır. Ziraat Genel Müdürlülüğüne bağlı 36 ayrı araştırma kurumu, çayır, mera, yem, tohum,
sebze, asma fidanlığı, zeytincilik, bahçıvanlık, bağcılık gibi bitki
teknolojisi alanında ve tavukçuluk, arıcılık gibi konularda temel ve
tatbikî araştırmaları yapmaktadır. Veteriner Genel M üdürlüğü
emrinde, bakteriyoloji ve seroloji, viroloji, aşı ve serum, gıda kont­
rol araştırmaları yapan 12 araştırma kurumu vardır. Orman Genel
Müdürlüğünde Fennî Araştırma ve Dış Münasebetler şubesine bağlı
bir Orman Araştırma Enstitüsü ve bir de K avak Araştırma Enstitüsü
mevcuttur. Topraksu Genel Müdürlüğü emrinde de bir Toprak
ve Gübre, Sulu Ziraat Enstitüsü, iki bölge Sulu Ziraat Deneme İs­
tasyonu mevcuttur. Meteoroloji Genel Müdürlüğüne bağlı 1155
meteoroloji istasyonu, klimatoloji istasyonları mevcuttur. Genel
Müdürlük, Meteorolojik, mikroklimatolojik ve ilgili temel ve tatbikî
araştırmalar yapmaktadır. Devlet Üretme Çiftlikleri Genel M üdür­
lüğünde ayrı bir araştırma kurumu mevcut değildir. Üretme çift­
likleri tatbikî tarım araştırmalarını yapar. Ziraî Mücadele ve K a ­
rantina Genel Müdürlüğünde ise, 6 Ziraî Mücadele Enstitüsü ve
bir Ziraî İlâç ve Alet Enstitüsü, haşere ve bununla ilgili başka araş­
tırmaları yapmaktadır. Pamuk İşleri Müdürlüğüne bağlı Adana
ve Nazilli Araştırma Enstitüsü ve üç Deneme ve Üretme Çiftliği
pamuk araştırmaları yapmaktadır. Tarım Bakanlığı ile yakın ilgisi
olan Y apağı ve Tiftik Anonim Şirketinin dört yetiştirme çiftliği de
bu konuda araştırmalar yapmaktadır.
p . Ulaştırma Bakanlığında bilimsel araştırma birimi mevcut
değildir. Bir kısım teorik araştırmalar İstişare Kuruluna verilmiş
bulunmaktadır. Devlet H ava Meydanları İşletmesi Genel M üdür­
lüğünde de bir araştırma birimi yoktur. Seyrüsefer Dairesi hava
trafik kontrolü, hava yer haberleşmesi ve telekomünikasyonu üze­
rinde teorik ve gözlemli araştırmalar yapmaktadır. Bu Genel M üdür­
lüğün İşletme Dairesi meydan işletmeciliği ile ilgili bir kısım teorik
araştırmalar yapar.
119
r . Çalışma Bakanlığının bir araştırma kurulu vardır. Kurul,
çalışma konularında teorik ve tatbikî araştırmalar yapmaktadır.
Bu bakanlığa bağlı Yakın ye Ortadoğu Çalışma Enstitüsü, İstanbul’­
da, iş idaresi ve iç piyasa etütleri konularında tatbikî araştırmalar
yapmaktadır.
s . Sanayi Bakanlığının İlm î Araştırma ve Geliştirme Kurulu,
Devlet Planlama Teşkilâtının çalışmalarını kolaylaştırıcı mahi­
yette sanayi idaresiyle ilgili teknik araştırmaları yapmaktadır. A y ­
rıca Otomobil Endüstri Etüt ve Organizasyon Şubesi de “D ev­
rim” otosunun gerçekleşmesi için teorik araştırmalar yapmıştır.
Maden Tetkik ve Arama Enstitüsü, Jeoloji, madencilik, atom ener­
jisi ham maddesi, teknik maden araştırma işlemleri üzerinde kısmen
temel ve özellikle tatbikî araştırmalar yapmaktadır. Bir Fennî
Dokümantasyon teşkilât birimi mevcuttur. Petrol Dairesinin Teknik
Müşavirhği dünya basınında yer alan ve yurda ait petrol olaylarını
üçer aylık raporlarla hazırlar; petrol nümune rapor ve haritalarını
tasnif ve muhafaza eder; teorik petroloji araştırma etütleri yapar.
Elektrik Etüt İşleri Genel Müdürlüğü elektrik istihsah ve enerji
pazarı konularında tatbikî araştırma etütleri yapar; elektrik ener­
jisi müstehliklerine en ekonomik ve verimli enerji sağlanması için
rantabilite araştırrriaları ve elektrik enerjisi konularında vergi araş­
tırmaları yapar.
ş . Basın Yayın ve Turizm Bakanlığının Turizm Dairesi tanıt­
ma amacıyle coğrafî, kültürel ve İktisadî konularda teorik ve tatbikî
araştırmalar yapm aktadır; ayrı bir araştırma birimi yoktur. Bu
görev. Turizm Dairesi’nin Etüt ve Planlama Şubesi’ne verilmiştir.
t . İmar ve İskân Bakanlığının Tetkik Kuruluna, imar, iskân,
mesken konularında her türlü araştırmalar yapmak görevi veril­
miştir. Planlama ve İmar Genel Müdürlüğüne bağlı Bölge Plan­
lama Dairesi, Zonguldak, Marmara, Çukurova ve Antalya bölgele­
rinde ekonomik, kültürel ve sosyal alanlarda bölgesel planlama
ve şehircilik araştırmaları yapmaktadır. İstanbul’da bu daireye
bağlı olarak bir Bölge Planlama M üdürlüğü faaliyettedir. Mesken
Genel Müdürlüğünde de mesken standardizasyonu araştırmaları
için teorik ve mahallinde sosyal ve ekonomik araştırmalar yapıl­
maktadır. Y apı Malzemesi Genel Müdürlüğü tarafından da Beş
Yıllık Planda yer alan yapı malzemesi, tesisleri ve maddeleri üzerin­
de yurt çapında araştırmalar yapılmaktadır. Bu Genel Müdürlükte
bir araştırma Laboratuvarı Dairesi ve laboratuvarlar mevcuttur.
İmar ve İskân Bakanlığına bağlı Toprak İskân Genel Müdürlüğün­
de de güney doğu köylerinin iskân ve mesken kalkınması için sosyal
ve ekonomik araştırmalar yapılmaktadır.
120
4 . M erkezî Hükümet Teşkilâtı Araştırma Projesi sırasında
45 dairede yapılan incelemede, bakanlık ve genel müdürlüklerdeki
araştırma birimlerinin standart adlara sahip olmadıkları ve ayrı ay­
rı başlara bağlı bulundukları, tekrarlı çalışmalar yaptıkları görül­
müştür. Nitekim ı6 bakanlıktan sadece M illî Savunma, Sanayi ve
Çalışma Bakanlıklarında Bakanlık makamına bağlı birer araştırma
birimi vardır. Öbür bakanlıkların araştırma teşkilâtı ayrı ayrı genel
müdürlüklere veya birimlere bağlı ve dağınık durumdadır.
5 . İncelemeye konu olan dairelerdeki araştırma hizmetinde
toplam olarak 2400 küsur bilim adamı ve teknisyen çalışmaktadır.
Devlet Planlama Teşkilâtının 1961 yılı etütlerine göre, Devlet,
bilimsel araştırma için bir yılda 100 milyon lira ayırmış ve bunun
86 milyon liralık kısmını incelemeye dahil daireler almıştır.
6 . Dairelerde, bilimsel araştırma hizmeti ile planlama, orga­
nizasyon ve metot, halkla münasebetler, istatistik ve danışma hiz­
metlerinin birbirine karıştırıldığına sık sık rastlanmaktadır.
Yeniden Düzenleme
7 . Araştırma Projesi, Türkiye’de bilimsel araştırma hizme­
tinin planlanması, teşkilâtlandırılması, geliştirilmesi ve kontrolü
ile görevH merkezî bir organın bulunmadığını açıkça ortaya koy­
muştur. Oysa, devlet çapında her türlü resmî ve özel bilimsel araş­
tırma faaliyetlerinin ve teşkilâtının durumunu tespit ederek, bu gay­
retleri koordine edip geliştirecek olan bir merkezî teşkilâta lüzum
olduğu aşikârdır.
8.
M erkezî bir araştırma teşkilâtının kurulmasıyle ilgili iki
kanun tasarısı Türkiye Büyük Millet Meclisine sevkedilmiş durum­
dadır. Ayrıca, Avrupa İktisadî İşbirliği ve Kalkınma Teşkilâtı,
Devlet Planlama Teşkilâtı ve M illî Eğitim Bakanlığı vasıtasıyle,
“Türkiye’de bilimsel araştırma kurumlan ve araştırma çalışmaları
hakkında rapor” hazırlanması için bir anket tertiplemiştir. Öte yan­
dan, bir “ İktisadî ve Sosyal Bilimler Enstitüsü” nün kurulması Beş
Yıllık Planla öngörülmüştür.
Merkezî Teşkilâtta Gözönünde Tutulması Gereken Nok­
talar
9
. Kurulacak olan merkezî teşkilâtın, şimdi çeşitli daire ve
kurumlarla üniversitelerde teşkil olunmuş araştırma faaliyetlerinin
ve tesislerinin hepsini emrinde toplaması pek pratik olmayacaktır.
1 2 1
I o . Kurulacak bilimsel araştırma merkezinin müsbet bilim­
ler ve teknoloji ile birlikte, beşerî ve sosyal bilimleri ve bunlarla
ilgili teknoloji dallarını çerçevesine alması, faydalı olacaktır.
II . M erkezî organ genel olarak bir planlama ve koordinas­
yon görevi yapmakla kalmamalı, lüzum görülecek ve israfı azal­
tacak önemli araştırma görevlerini bizzat kendine bağlanacak
organlarla yapabilmeli, bunun için gereken enstitü ve tesisleri emrine
alabilmeli veya kurabilmelidir.
Teşkilât
12
. Memleketteki bilimsel araştırma kaynaklarını ve faaliyet­
lerini, teşkilât, metot ve ihtiyaçlar bakımından tespit etmek, mev­
cut faaliyetlerin planlama, koordinasyon ve kontrolünü merkez­
den yönetim esasına göre uygulamalarını yerinde yönetim esasına
göre düzenlemek; modern bilimin ve tekniğin her dalında gerek
temel ve gerekse tatbikî araştırmaların dünya ve yurt çapındaki ge­
lişmelerini günü gününe izlemek ve bunun için gereken tercüme
ve bilgi alışverişlerinin en çabuk, ucuz ve kaliteli yapılmasını ve ya­
yınlanmasını sağlamak; Türkiye’de mevcut olmayan bilimsel ve tek­
nolojik araştırmaları yapmak veya yaptırmak üzere her türlü millî
ve milletlerarası imkândan faydalanarak bu hizmeti ıslah etmek ve
düzenleme amacıyle bir “Türkiye Bilimsel Araştırma Kuru­
mu” kurulmalıdır.
13 . ‘‘Türkiye Bilimsel Araştırma Kurum u” Başbakanlığa bağ­
lı olmalı, fakat Devlet istatistik Enstitüsü gibi İdarî ve malî özerk­
liği bulunmalıdır.
14 . “Türkiye Bilimsel Araştırma Kurum u” nun organları şun­
lar olabilir: “Bilim K urulu” , “ Merkez Teşkilâtı” ve ‘^Genel D a­
nışma K urulu” . Organların kuruluşlarını ve görevlerini şu şekilde
tespit etmek mümkündür:
a . Bilim K u ru lu : Bilimsel araştırmaların millî politikasını
tespit eder; hazırlanan plan ve programları inceler ve onaylar;
bu alanda üst kademe düzenleme ve karar makamı olarak çalı­
şır. K urum ’un ve Merkez Teşkilâtının Başkanı, Bilim K urulu­
nun da Başkamdir. Bu kurul 10-15 üyeden kurulabilir. Başkanı ve
üyeleri matematik, fizikoşimi, biyoloji ve tabiî bilimler ile beşerî
ve sosyal bilim alanlarından seçilecek tanınmış bilim ve araştırma
kişilerinden tayin edilir. Kurul, lüzuma göre toplanır. Başkan ve üye­
lerin uzunca bir süre ile görevlendirilmeleri bilimsel özerkliği temi­
nat altına alabilir.
122
b . Merkez Teşkilâtı: Aynı zamanda Başbakanın bilimsel mü­
şavirliğini yapacak olan Kurum Başkanı ile belli başlı bilimsel araş­
tırma dallarına göre ayrılmış dairelerden meydana gelir. Bu daire­
lerden her biri devlet çapında koordone edici birimler olmakla
kalmaZj merkezî teşkilâta bağlı araştırma kurumlarmdan kendi
alanlarına girenlerin teknik ve İdarî yönetimini, Başkanın vereceği
yetkilere göre, sağlar.
c . Genel Danışma K u ru lu : Bilimsel araştırma plan ve prog­
ramlarının hazırlanması, uygulanması ve takibinde devlet organ­
larının görüşlerinden ye tavsiyelerinden faydalanmak üzere, Ü ni­
versitelerin, Bakanhkların, dairelerin, kurumların ve özel teşebbüs­
lerin temsilcilerinden kuruludur. Yılda bir veya iki defa toplanabilir.
G. TETKİK KURULLARI
Mevcut Birimler ■
I
. Bu araştırma dolayısıyle ele alınan kırk beş daireden doku­
zunda, değişik adlar altında, tetkik görevi mahiyetinde görevler
yerine getiren birimlere rastlanmıştır. Bu birimler, “ Tetkik Kurulu
Başkanlığı” , “Tetkik ve İstişare Heyeti Reisliği” , “Tetkik ve M u­
rakabe Heyeti Reisliği” gibi değişik adlar almaktadır. Ayrıca, bazı
dairelerde bunlarınkine benzer mahiyette hizmetler gören “ Müşavirlik” ler veya “Başmüşavirlikler” bulunmaktadır. Bahis konusu
birimlerin çoğu doğruca teşkilâtın en yukarı makamına bağh, ba­
zıları ise teşkilâtta bir veya daha çok daire içinde yer almaktadır.
Bunlardan bir kısmı teşkilât kanunlarıyle bir kısmı da İdarî karar­
larla kurulmuştur.
Görevler
2.
Tetkik kurulları ve benzeri birimlerde yerine getirilen gö­
revler daireden daireye çok değişiklik göstermekle birlikte, bunların
çoğunda “ makamca lüzum görülecek sair tetkikler ve verilecek iş­
leri yapm ak” kaydı, görevin hayli genişletilmesine imkân vermek­
tedir. Bu birimlerin yerine getirdikleri görevleri başlıca şu gruplar
altında , toplamak m üm kündür:
a . Daire ile ilgili konularda yabancı memleketlerdeki uygu­
lama ve gelişmeleri tetkik ve takip etmek, sonuçları maka­
ma bildirm ek;
123
b . Hazırlanan kanun tasarısı, tüzük ve yönetmelik gibi mev­
zuatı tetkik edip mütalaa vermek veya bu mevzuatı hazır­
lamak;
c . Dairenin faaliyet alanı ile ilgili konularda bilimsel, İdarî
ve teknik araştırmaları yapm ak;
d . ‘‘Organizasyon ve metot” konusuna giren incelemeler yap­
mak,
e , Planlama
ve
ilgili
konularda
istatistik
bilgisi
toplamak.
Tetkik Kurullarının Başlıca Kuruluş Sebepleri
3 . Tetkik kurullarının yukarda belirtilen görevlerine bakılın­
ca, bunlardan çoğunun modern idarede “araştırma” , “organizas­
yon ve metot” ve “planlama” birimleri gibi birimlerce yerine ge­
tirilmesi gerekli görevler olduğu açıkça görülmektedir. Bu ba­
kımdan, denebilir ki tetkik kurullarına duyulan ihtiyaç ve bun­
ların kurulmasındaki başlıca sebep, dairelerde “ araştırma” , “or­
ganizasyon ve metot” ve “planlama” işlerini yapacak birimlerin
çeşitli sebeplerle kurulamamış olması, fakat, zaman zaman, bura­
larla ilgili hizmetlerden bazılarını yapabilecek bir birimin daire
bünyesinde bulundurulmak istenmesidir.
4.
Tetkik Kurulu ve benzeri birimlerdeki personelden çoğu­
nun daha önce Müsteşarlık, Genel Müdürlük veya muavinliği ve­
ya Daire Başkanlığı gibi idarenin yüksek kademelerinde hizmet
görmüş kimseler olduğu göze çarpmaktadır.
Her ne kadar bu birimlerin danışma görevi dolayısıyle bünye­
lerinde bu çeşit personele ihtiyaç olacağı tabiî görülmekte ise de
tatbikatta tutumun bambaşka tecelli ettiği ve bu birimlerin önemli
mevkilerde bulunan bazı elemanları geri alma yeri olarak kulla­
nıldığı, hatta baı^en buralara alınan personele hiç bir iş verilmediği
genel olarak bilinmektedir.
5 . Bazı dairelerde, hem bir tetkik kurulu ve hem de yukarda
bu kurullarca yerine getirildiği belirtilen işleri yapacak başka “M ü ­
şavirlik” , “Araştırma” , “ Organizasyon ve M etot” veya “ Plan­
lam a” birimlerinin bulunduğu, böylece görev tedahüllerinin mey­
dana geldiği göze çarpmaktadır.
6 . Bazı dairelerde ise, bu birimlere ayrıca icraî görevlerin ve­
rildiği ve tatbikatta bu görevlerin daha çok önem kazandığı, bi­
rimlerin tetkik kurulu mahiyetinden çıkmış olduğu görülmektedir.
Bunun en açık misali Gümrük ve Tekel Bakanlığındaki Tetkik ve
124
Murakabe Heyetidir, Bu heyetin kadroları, IstanbulMa bulunan
Tekel Genel Müdürlüğüne ait olduğu halde, Heyet fiilen Ankara’­
da Bakanhğın içinde onun bir dairesi gibi çahşmakta ve genel ola­
rak Tekel Genel M üdürlüğü ile Bakanlık arasında irtibat hizmet­
leri görmektedir.
7
. Çok defa özel uzmanlık isteyen ve bu sebeple ayrı birim­
ler tarafından yürütülmesi gereken birçok hizmetin tetkik kurul­
larına ait genel hizmet alanı içinde sayılması ve bu kurullarca yapıl­
mağa çalışılması, bazı dairelerde, gerçek, Araştırma” , “ O ve M ” ,
“ Planlama” birimlerinin tam şekilde kurulup gelişmesine engel
olmaktadır.
Yeniden Düzenleme
8.
Bünyelerinde bir “ tetkik kurulu” bulunduran dairelerde
a)'nı zamanda “ araştırma” , “organizasyon ve metot” ve “planla­
ma” birimleri varsa, bu taktirde tetkik kuruluna düşecek görev
kalmamış demektir ve tedahülü önlemek için, tetkik kurulunun
kaldırılması gerektir. İş hacimleri elverişli olan, fakat şimdiye kadar
bu birimleri kuramamış dairelerde ise, tetkik kurulu gibi görevleri
pek müphem kalan bir kuruluş meydana getirmektenSe, ihtiyaç
duyulan hizmetin mahiyetine daha uygun behrli bir araştırma,
“organizasyon ve metot” yahut “planlama” biriminin kurulması
daha doğru olacaktır.
H. İDAREYİ GELİŞTİRME
Hizmetin Mahiyeti
1 . Türkiye’nin süratle ve sürekli bir şekilde kalkınması için,
devlet teşkilâtını modern devlet anlayışına uygun bir hale getir­
meğe ihtiyaç olduğu aşikârdır. İdareyi geliştirme, bir çerçeve tes­
piti ve mevzuat değişikliğinden ibaret değildir. Personel rejimi­
nin düzeltilmesi başta olmak üzere, idarenin teşkilâtını işlem ve
usullerini düzeltmek ve geliştirmek gerekir. Bu bakımdan, idare­
nin geliştirilmesi belirli bir sürede yapılıp sona eren münferit bir
gayret şekhnde anlaşılmamah, bunun sabır ve ihtimamla yürütül­
mesi gereken bir görev olduğu kabul edilmeli, geliştirme gayret­
leri bir programa bağlanmalıdır.
2 i İdareyi geliştirme, düzeltme ve yeniden düzenleme hiz­
metlerinin, aslında, her bakanlık ve dairenin kendine düştüğü gözönünde bulundurulmalıdır. Bir bakanhğı veya kuruluşu teşkil
125
eden genel müdürlük veya müdürlük gibi çeşitli faaliyet birimleri,
kendi teşkilât ve işleyişlerini düzeltmeyi başta gelen bir görev saya­
rak buna göre gayret sarfetmek zorundadırlar. Bu konu, her İdarî
birimde genel müdür veya müdür gibi baş merciin esas görev ve
sorumluluğunu teşkil eder. Ayrıca, baş mercie yardımcı olmak üze­
re, bütün bakanlıklarda ve lüzum görülecek başka kuruluşlarda,
birer “ İdarî Geliştirme Komitesi” kurulmalıdır. Bu komitelere, ba­
kanlıklarda müşteşar, daire ve kurumlarda genel müdür başkanlık
etmeli, ilgili birimlerin başındaki makam sahipleri ile personel birim­
lerinin başkanı mutlaka bu komitenin üyesi olmahdır. Bu komite­
ler, merkezî geliştirme biriminin genel gözetim ve rehberliği al­
tında, mensup bulundukları bakanlık, daire ve kurumların teşkilât,
işlem ve usullerinin geliştirilmesinden sorumlu olmalıdırlar. K om i­
telerde, her teşkilâtın güvendiği, açık fikirli, dinamik ve bu gibi ko­
nularda yeterli kişilerden de faydalanmalıdır.
İdareyi Geliştirme İçin Mevcut Teşkilât
3 . Türkiye’de, şimdiye kadar, idareyi geliştirme kavramı, yu­
karıda belirtilen kuruluş ve sorumluluk prensiplerinden farklı olarak
düşünülmüş, idare dışında ve merkezî ıslahat kurumlarmdan fazla
şey beklenmiş, asıl dairelerin kendi görev ve sorumlulukları ihmal
edilmiştir.
4 . Kuruluş amaçları ve görevleri bakımından idareyi geliş­
tirmekle ilgili başlıca daire ve kurumlar, kuruluş sıralarına göre,
Türkiye ve Orta Doğu Amme İdaresi Enstitüsü (T O D A İE ), Dev­
let Planlama Teşkilâtı (DPT) ve Devlet Personel Dairesi (D PD )’dir.
5 . Bu kurumlardan başka bir de Bakanhklararası Prodükti­
vite Merkezi (BAPM) bulunmaktadır. BAPM , esas itibariyle özel
teşebbüs ve İktisadî devlet teşebbüsleri için, zaman zaman kamu
idaresinin başka alanlarına taşan eğitim çalışmaları ile bazı organi­
zasyon araştırmaları yapmaktadır. Ancak, BA PM hukukî bir mes­
netten yoksun bulunduğu gibi, bu görevleri kendi başına yapacak
teşkilât ve personele de sahip değildir. Bu işlerin hemen tamamı
merkezin dışından ve daha çok yabancı kurumlardan sağlanan per­
sonel ve yardımlarla yürütülmekte, BA PM sadece bir aracı rolü
oynamakla yetinmektedir.
6 . Bunlardan başka, bu araştırmaya dahil olan 45 Bakanhk,
daire ve kurumdan, 9’unda Organizasyon ve Metot teşkilâtı (*) ku­
(*) O rganizasyon ve M etot veya daha çok kullanılan kısa şekliyle, “ O ve M ’ !, gerek
özel sektörde, gerek kam u sektöründe, teşkilât, işlem, usul Ve metotları ıslah suretiyle, verimi
arttırm ak, tasarruf sağlamak veya hizm etin kalitesini yükseltmek hususunda idarecilere istişari yardım da bulunan ve vakitlerini sadece bu alanda kullanan uzm anlık gruplarının faali­
126
rulmuş, i3^ünde bu görev '‘tetkik kurulu’' ve “etüt ve plan şubesi’',
“fen heyeti” , “inceleme ve araştırma kurulu” , “ müşavirlik” gibi
çeşitli adlar taşıyan teşkilât birimlerine çeşitli görevlerinden biri
olarak verilmiş, 23’ünde böyle bir görev ve teşkilâta hiç rastlanma­
mıştır.
İdareyi Geliştirmekle Görevli Merkezî Teşkilâtın Durumu
7
. Türkiye ve Orta Doğu Amme İdaresi Enstitüsü, 1952 yı­
lında, amme idaresini eğitim, öğretim, araştırma ve yayın yolu ile
ıslah için kurulmuş bir eğitim ve araştırma kurumudur ve 1959 yı­
lında 7163 sayılı kanunla İdarî, malî ve akademik özerkliği bulu­
nan bir devlet kurumu hahne getirilmiştir. Bu kurum faaliyette bu­
lunduğu 10 yıllık sürede, idareyi geliştirme için girişilen bazı hare­
ketlerin kaynağını teşkil etmiş. Devlet Planlama Teşkilâtı ve Dev­
let Personel Dairesinin kuruluşunda hizmet görmüş, genel olarak
amme idaresi alanında girişilen gelişmelerde önemli bir rol oyna­
mıştır. T O D A İE , 7163 sayılı kanun ile, “ amme idaresi görevlileri­
nin” modern idare prensipleri ve tekniğine göre bilgilerini arttıra­
cak ve tekâmülünü sağlayacak tedbirleri almak ve bu gibi tedbirleri
teşvik etmek ve desteklemekle; “ amme idaresi ile ilgili meseleler
üzerinde araştırma ve anket ve incelemeler yapm ak” la ve “ilgilile­
rin talepleri üzerine amme idaresini ıslaha yararlı tedbirler hakkında
tavsiyelerde bulunmak ye bu hususta mütehassıslarını görevlendir­
mek, amme idaresi ile ilgili meseleler hakkında mütalaa ve rey beyan
etmek” le; “ amme idaresi sahasında gerek yurt içinde, gerek başka
memleketlerdeki hadise ve emsalleri, inkişafları, tatbikat ve hal tarz­
larını, araştırma, inceleme ve neşriyatı devamlı olarak takip etmek
ve derlemek” le ve “ araştırma, inceleme ve derlemelerini her türlü
kitap, dergi, bülten, bibliyografyalar vasıtasıyle devamlı olarak neşretmek’l e görevlendirilmiş
ve bu görevleri başarabilmek için
idare ve ilim müesseseleriyle işbirliği “yapması” yurt içindeki
bütün “mütehassıslardan’ ’ faydalanması ve “ilgili milletlerarası kurumlarla İlmî münasebet ve temaslarda bulunması” ön görülmüştür.
T O D A İE , idarecilerin eğitim ve öğretimi için yıllık genel öğretim prog­
ramları, “ O ve M ” kursları, çeşitli konularda özel kurslar, seminer­
ler ve konferanslar tertiplemekte; dairelerin isteği üzerine veya
doğrudan doğruya İdarî konularda ve idarenin problemleri üzerinde
araştırmalar yaparak neticelerini yayınlamak suretiyle idarecilerin
yetlerini ifade için evrensel şekilde olmasa bile, genel olarak kullanılan bir deyim dir. Bu
uzm anlık gruplarına O ve M teşkilâtı, bütün mesailerini O ve M çalışm alarına hasreden
kimselere de O ve M uzm anı denilmektedir. O ve M , bütün batı memleketlerinde, personel,
m alzem e vs. birim leri gibi İdarî teşkilâtın ayrılm az bir parçası haline gelmiştir.
127
istifadesine sunmakta; İdarî konularda geniş bir derleme ve yaynı
faaliyeti göstermektedir.
8
. Devlet Planlama Teşkilâtı, 1960 yılmda kuruluşundan bu
yana, idareyi geliştirmenin, İktisadî ve sosyal planlamada ve plan­
lı kalkınmada başlıca amillerden biri olduğunu kabul ederek bu ko­
nuya büyük bir önem vermiş, başka birçok çalışmalar gibi Merkezî
Hükümet Teşkilâtı Araştırma Projesine de önayak olmuştur. D PT ,
“ 1960 tarih ve 91 sayılı kanun ile” , planların başarı ile uygulanabil­
mesi için ilgili daire ve müesseselerle mahallî idarelerin kuruluş Vvî
işleyişlerinin ıslahı hususunda tavsiyede bulunmak” ve “ Plan ve prog­
ramların aksadığı sahalarda O ve M incelemelerinin öncelikle yapıl­
masını sağlamak” la görevlendirilmiş bulunmaktadır. D P T içinde
İdarî ıslahat ile görevli ayrı bir teşkilât birimi kurulmamıştır ve
Teşkilât, lüzumlu inceleme ve araştırmaları, T O D A İE gibi ilgili
kurumlar vasıtasıyle yapmağa çalışmaktadır.
9.
Devlet Personel Dairesi, kuruluşundan bu yana, personel
idaresinin ıslâhı konusunda çalışmalarda bulunmuş ve idareyi geliş­
tirme konusu ile yakından ilgilenegelmiştir. D P T , 1961 tarihli ve
160 sayılı kanun ile “çalışma metotlarının rasyonel bir hale getiril­
mesi için uygulanması gereken usul ve esasları tayin” ve “ perso­
nelin yetiştirilmeleri ve ileriki kadrolara hazırlanmaları için uygun
usul ve vasıtaları tespit” etmekle görevlendirilmiştir. Adı geçen
.kanunda öngörülen “ Kadro Revizyon ve O ve M Şubesi” halen per­
sonel idaresinin ıslahı ile ilgili ihzarî mahiyetteki incelemelere katıl­
makla yetinmektedir.
İdareyi Geliştirmekle Görevli Bakanlık, Daire ve Kıırîîm-
larda Mevcut Teşkilâtın Durumu
10 . Bakanlık, daire ve kurumlarda idareyi geliştirmekle görev­
lendirilen teşkilât, sadece bu görev için kurulmuş O ve M birimleri
ile bu görevi çeşitli görevlerinden ileri olarak üzerine alan ve çeşitli
adlar taşıyan teşkilât birimlerinden ibarettir.
11 . Mevcut O ve M teşkilâtı kuruluş vegelişmehalindedir;
birimler, çok sınırlı istisnaları dışında, kendilerinedüşen görevleri
lâyıkıyle başaracak şekilde teşkilâtlandırılmamışlardır.
12. İdareyi geliştirme görevini çeşitli görevlerinden biri ola­
rak üzerlerine almış bulunan ve “ tetkik kurulu” , ''inceleme ve araş­
tırma kurulu” gibi çeşith adlar taşıyan birimler de İdarî ıslahat gö­
revleri yapacak şekilde teşkilâtlandırılmış ve teçhiz edilmiş değildir.
Bunların kuruluş, görev ve yetkileri belirli esaslara bağlanmamıştır.
128
idareyi ıslah suretiyle verimi arttırmayı, tasarruf sağlamayı ve hiz­
metin kalitesini yükseltmeyi hedef tutan çalışmaları ya hiç yoktur
veya verimli olmaktan uzaktır (Tetkik kurulları için bu raporun
“ Tetkik K urulları” kısmına bakılmalıdır).
13 . Yukarıdaki açıklamalardan da anlaşılacağı üzere, bu alan­
da görevlendirilmiş bulunan daire ve kurumlar arasında açık ve
mantıkî bir görev ayrımı bulunmadığı gibi, mevcut teşkilât bu hiz­
meti gereği gibi görecek şekilde teşkilâtlandırılmamıştır. Bu çok
önemli hizmetin lâyıkıyle görülebilmesi için, sorumluluk ve yetki
alanlarının mevcut emek, para ve zamandan daha büyük bir verim
elde edilmesini sağlayacak ve görey tedahüllerini önleyecek şekilde
ve açık olarak tespit edilmesi ve bu hizmetin idarece tam ve süratli
olarak yürütülmesini gözetecek bir teşkilâtın kurulması gerekli gö­
rülmektedir.
İdareyi
Geliştirme
İçin
Kurulacak
Merkezî
Teşkilât
14.
idare içinde, idareyi geliştirme politikasının ve hedeflerinin
tespitine yarayacak, idareyi ve koordinasyonu geliştirme faaliyet­
lerinin genel planlamasını yapacak, uygulamaları izleyerek gerekli
tedbirlerin ahnmasmı sağlayacak ve nihayet bu konudaki genel
sorumluluğu taşıyacak merkezî bir birime ihtiyaç vardır.
15
. Bu merkezî birimin idareyi geliştirme konusundaki genel
sorumluluğu, genel idareyi olduğu kadar, mahallî idareler ve kamu
İktisadî teşebbüsleri alanlarını da içine almahdır. Ancak gehştirme,
düzeltme ve yeniden düzenleme hizmetlerinin aslında her idare­
nin kendine düştüğü gözden uzak bulundurulmamalı, merkezî birim,
genel koordinasyondan ve genel sorumluluktan uzaklaşarak bütün
geliştirme hizmetlerini kendisi yapar bir duruma gelmemelidir,
16.
M erkezî birimin geliştirme hizmetlerini bütünü ile doğ­
rudan doğruya yapmayıp bu konuda daha çok genel koordinas­
yon ve planlama ile meşgul olması, birimin hacmini küçük tutmayı
gerektirecek, merkezde, idareyi geliştirme için çok büyük bir kuru­
luşun meydana gelmesi önlenecektir. İdarî alanda büyük tecrübe
sahibi olmuş, idareyi yakından tanıyan ve idare içinde itibar sahibi
olan bir yüksek memurun başkanlığında ehliyetli uzmanlardan mey­
dana gelecek olan bu küçük merkezî birimin Başbakanlığa bağlı
bulunması çahşmaları kolaylaştıracaktır. Bu bağlantının. doğrudan
doğruya veya Devlet Personel Dairesi Başkanı vasıtasıyle sağlanması
mümkündür. Asıl önemli olan Başbakanın emrinde, idareyi geliştir­
me görevinin genel sorumluluğunu taşıyan bir yüksek memurun
bulunmasıdır.
129
idareyi Geliştirme için Bakanlık, Daire ve Müesseselerde Kurulacak Teşkilât
1 7 . M erkezî geliştirme birimi tarafından uygun görülecek Ba­
kanlık, daire ve kurumlarda “organizasyon ve metot” birimleri
kurulmalıdır. Bu birimlerin başı, mahiyeti yukarıdaki 2. paragrafta
belirtilen “İdarî geliştirme komiteleri” nin üyesi bulunmalı, birimler,
komitenin sekreteryasmı teşkil etmelidir. Bakanlık, daire ve kurum­
lar dışında özellik gösteren hastane idareleri ve mahallî idareler gibi
alanlar için, ilgili bakanlıklar bünyesinde ve büyük merkezlerde
özel “organizasyon ve metot” birimleri kurulmalıdır.
18
. Bir dairenin kendi “ O ve M ” birimini kurması veya bağ­
lı bulunduğu kuruluşun “ O ve M ” şubesinden faydalanması bakı­
mından verilecek karara esas olması gereken kriteri tayin güçtür.
Daire ve kurumun büyüklüğü bunda elbette rol oynayacaktır. Ayrı
birim kurulacak dairenin iş hacmi, bu birimin devamlı surette faal
halde kalmasını sağlayabilecek genişlikte olmalıdır. Dairenin gör­
düğü görevlerin mahiyeti ve güçlük derecesi de önemli bir amildir.
rg . Bakanlık, daire ve kurumlardaki “ O ve M ” birimlerinin
statüleri bakımından esaslar şunlar olm alıdır:
a.
Daire v e kurumların “ O V e M ” faaliyetlerini yönetme so­
rumluluğu yalnız kendilerine ait olmalıdır.
b . Daire ve kurumlardaki “ O ve M ” birimlerinin büyüklüğü
bağlı olacağı yer ilgili daire ve kurum tarafından tesbit olunmalıdır.
c . O ve M birimleri “istişarî hizmet” birimleri olmalıdır. Bu
bakımdan faaliyetlerini icraî emirler vermek suretiyle değil, teklif
ve tavsiyeler yaparak yürütmelidirler. Bir daire veya kurumda “ O
ve M ” birimi kurulmasının, her amiri kendi teşkilât ve metotlarını
ıslah suretiyle azamî verim ve tasarruf sağlamak, görülen hizmetin
kalitesini en yüksek seviyede tutmak sorumluluğundan kurtarma­
yacağı daima hatırlanmalıdır.
20. Bakanlık daire ve kurumlardaki “ O ve M ” birimlerinin
görevleri aşağıdaki esaslara göre tespit edilmelidir.
a.
Daire ve kurumun genel müdürlük, daire, şube, kısım gibi
tali birimlerinin teşkilât ve metotlarını içine alan genel inceleme­
ler yapm ak;
ve
b . Daire veya kurumda karşılaşılacak her türlü organizasyon
metot meselelerini incelem ek;
c . Yeni teşkilât ve faaliyetlerin genel kuruluşunu tasarlamak,
mevcut teşkilât ve faaliyetlerin kuruluşunda önemli değişiklikler
130
yoluyle İdarî
yapm ak;
ıslahatın
gerçekleştirilmesini
öngören
incelemeleri
d . Başka daire ve kurumlan ilgilendirebilecek mahiyette gö. rülen hususları bir yazı ile özet halinde, merkezî gehştirme biri­
mine bildirmek ve merkezî birim ve başka daireler tarafından ya­
pılacak bilgi isteklerini imkân nispetinde yerine getirmek.
21 “ O ve M ” birimlerine verilecek inceleme konularının ta­
yininde ve inceleme isteklerinin tespitinde asıl ölçü, teşkilât ve me­
totları ıslah suretiyle verimi artırmak, tasarruf sağlamak veya hiz­
metin kalitesini yükseltmek olmalıdır. Bu maksatla teşkilât, işlemler,
usuller, kayıtlar, formlar, tasnif, evrak ve dosyalama işleri, malzeme
ve teçhizat, yerleşme durumları, çalışma şartları ve elektronik büro
makineleri de dahil olmak üzere her türlü büro makine ve teçhizatı­
nın kullanılma yer ve şartları gibi konular ele alınabilir.
22 . ''O ve M ” alanında çalışacak elemanların seçiminde ge­
rekli itina gösterildiği taktirde, bunlara “ O ve M ” tekniklerinin
ve araştırma usullerinin öğretilmesi büyük bir güçlük göstermez.
Bu hizmet, şimdiye kadar olduğu gibi, Amme İdaresi Enstitüsü
tarafından yürütülmelidir.
23 . “ O ve M ” hizmetinin gehşmesi ve faydalı olabilmesi, her
şeyden çok bu hizmetin idare tarafından benimsenmesine ve idare­
ciler tarafından desteklenmesine bağlıdır. Bunu sağlamak için gerek­
li tedbirler alınmalıdır.
24. İdareyi geliştirme ile ilgili araştırrna ve inceleme işleri
için İdarî hiyerarşik kuruluş dışında özel statüye sahip bulunan
ve esas görevi “ eğitim” ve “ araştırma” yoluyle idarenin gelişme­
sine yardım etmek olan Amme İdaresi Enstitüsü’nden ve benzeri
kurumlardan faydalanılmalıdır. Ancak Enstitünün personel ve im­
kânlar bakımından kendisine verilen hizmetleri yerine getirebile­
cek şekilde teçhiz edilmesi lâzımdır.
25 . İdarenin kendi kendini geliştirmesi sonunda İdarî bünye­
de meydana gelecek olan değişiklikler devamlı
olarak bir “T .C .
Devlet Teşkilâtı Rehberi” nde gösterilmelidir. Bu rehberi, değişik­
likleri takip etmek ve gerekli yenilemeleri yapmak suretiyle çı­
karmak da, imkânları ve asıl görevleri bakımından Amme İdaresi
Enstitüsünün işi olmalıdır.
26 . Devlet Planlama Teşkilâtı, idareyi geliştirme konusundaki
isteklerinin gerçekleştirilmesi için, kurulması tavsiye olunan mer­
kezî birim ile işbirliği yapmalı, asıl sorumluluğun ilgili İdarî kuruluş­
ların kendilerine ve bu merkezî birime ait olduğu unutulmamalıdır.
131
-
- î
t. DAİRELERİN BİNA, BÜRO VE BASIM İHTİYAÇLARI
1 . Bu bölüm, ilk bakışta çok çeşitli gibi gözüken, fakat aslın­
da idare mekanizmasının iyi işlemesine yardımcı olmak şeklinde
ortak bir nitelik taşıyan görevleri içine almaktadır. Devlet bina­
larının tahsis, bakım ve onarım hizmetleriyle, büro mefruşatının,
malzemenin ve teçhizatın sağlanması, dairelerin basım işlerinin
yürütülmesi görevleri bu bölümde incelenmiştir.
Devlet Binalarının Tahsis, Bakım ve Onarım Hizmetleri
Tahsis İşlerindeki Durum
2 . 4910 sayılı kanunla. M aliye Bakanhğı M illî Emlâk Genel
Müdürlüğüne, “Devlete ait umumî rnallarm kiralama, satış ve
tasfiyeleri ile Devletçe yaptırılan memur evlerinin idaresiyle meş­
gul olmak ve devlete intikali lâzım gelen menkul ve gayrimenkul
malları kovuşturmak, gayrimenkul olanların işlemlerini yap­
mak” görevi verilmiştir. Tahsis işinin, bu görevler arasına girip
girmediği anlaşılamamaktadır. Tatbikatta, daireler, bina ihtiyaç­
larını kendileri tespit etmekte, gereken ödeneği bütçelerine koydu­
rarak ihtiyaçlarını buradan karşılamaktadırlar. M illî Emlâk Genel
Müdürlüğüne düşen iş, iktisap edilen binaların Hazine adına tescil
edilmesinden ve “tahsis” işinin sadece bir formalite olarak tamam­
lanmasından ibarettir. İhtiyaca en iyi cevap verecek bir tahsisin
yapılabilmesi için “bina ihtiyacının tespiti ve tedarikinin planlan­
ması” gerektiği halde, fiilen böyle bir çalışma yapılmamaktadır.
Böylece, tahsis işi objektif ve standart ölçülere göre değil, dairelerin
kendi ölçülerine göre yapılmakta; bazı daireler ihtiyaçlarını tam ola­
rak karşılayamazken, bazıları da lükse ve israfa kaçmaktadırlar.
3 . Kiralam a yoluyle yapılan tahsisler de aynı durumdadır.
Her daire, kendi bütçesine koydurduğu ödeneğe göre bina kirala­
makta olduğundan yine objektif ölçüler kullanılamamaktadır. K ira
işleri ile meşgul olmak görevi M illî Emlâk Genel Müdürlüğüne veril­
mişse de bu Genel Müdürlük sadece M aliye Teşkilâtına ait 234 adet
binanın kira işlemlerini yapmaktadır. Bunların yıllık tutarı 616 bin
liradır. Halbuki Genel Bütçeye dahil Devlet dairelerine ait binaların
kira bedeli 1962 yılı için 22 milyon 750 bin liradır.
Bakım ve Onarım İşlerindeki Durum
4 . 4910 sayılı kanun “Devlet vazifelerini ifa için yapılmış umu­
mî binaları tamir ve muhafaza etmek” görevini de M illî Emlâk
Genel Müdürlüğüne vermiştir. Fakat tatbikatta bu genel müdür­
132
lük, sadece, il, ilçe ve bucak hükümet konaklarının, vergi daire­
lerinin, maliye binalarının ve mülkiyeti Hâzineye ait olup bütçelerin­
de onarım ödeneği bulunmayan dairelerin binalarının onarım iş­
leriyle meşgul olmaktadır. Ö bür daireler ise 40 bin liraya kadar
onarımlarım, 20 bin liraya kadar ilâve inşaatlarını kendileri yaptır­
maktadırlar. Jandarma ve Gümrük binalarının ilâve inşaat haddi
40 bin liraya çıkmaktadır. Bu hadler aşılınca ‘‘yeni yapı” ve “ esaslı
onarım” kabul edilen bakım ve onarım hizmetleri yine dairelerin
ödenekleriyle Bayındırlık Bakanlığı tarafından yapılmaktadır.
5 . Görülüyor ki binalarla ilgili bütün hizmetler çok dağınık
ellerde bulunmaktadır. Bunun neticesi olarak da devlet malı binaların
tam bir envanteri bile çıkarılam am akta; yapılan değişiklikler gereği
gibi takip edilememekte; yapılması icabeden hizmetler için bir prog­
ram hazırlanam am akta; lüks, israf ve binaların harabolması gibi
sonuçlarla karşılaşılmaktadır.
Hizmetin Birleştirilmesiyle ve Usullerin Diizeltilmesiyle
Sağlanacak Faydalar
6 * Bu karışık duruma son verilmesi gerekir. Bina ihtiyacının
tespitinden başlayıp, kiralama, tahsis, yapım, onarım ve bakım
işlerine kadar bütün bu hizmetlerin bir elde toplanması lüzum­
ludur. Hizmetin bir elde toplanması ve uygulanacak metotların
rasyonel esaslara göre hazırlanıp uygulanmasıyle şu faydalar sağla­
nacaktır :
a . O bjektif ölçüler kullanılarak, tahsislerin ihtiyaçla orantılı
olması sağlanabilecek, lüks ve israf engellenecektir;
b . Yapım , satmalma ve kiralamada standart ve objektif öl­
çülerin kullanılmasıyle, lükse kaçılması veya aksine, ihtiyacı karşı­
lamaktan uzak, elverişsiz binalara sahip olunması önlenecektir;
işten anlayan elemanların bir arada bulunabilmesi sayesinde, yüksek
fiyatlar ödenmesinin, dolayısıyle Devletin zarara girmesinin önüne
geçilecektir;
c . Hazırlanacak envanterler ve tutulacak kayıtlarla
suz yapım, satmalma ve kiralamalar önlenecektir;
lüzum­
d . Belli esaslara bağlı kalındığı taktirde, bakım ve onarım
işleri müessir bir şekilde yapılabileceğinden binaların vaktinden
evvel harabolmasmın önüne geçilecektir;
e . Hizmetin ihtiyaç gösterdiği elemanların bir yerde toplan­
mış olması, daha randımanlı bir çalışmaya imkân vereceğinden.
133
,
her dairenin bu çeşit elemanları bulması ve onları devamlı olarak
kadroda tutmak zorunda kalması gibi mahzurlar önlenecek, her
dairenin, asıl işleri dışında kalan bu işlerle uğraşmasına lüzum kal­
mayacaktır.
Birleştirmede Gözönünde Tutulacak Esaslar
7 . Hizmetin bir elde toplanabilmesi için, görevlerin, aşağıda­
ki esasları da gözönünde tutacak şekilde daha etraflı bir incelemeyle
tespit edilmesi gerekir:
o
a.
karılması;
Devlet dairesi olarak kullanılan binaların envanterinin çı- >
b . Binalara ait her türlü İdarî ve teknik sicillerin tutulması,
değişikliklerin devamlı olarak sicillere işlenmesi;
c.
Dairelerin bina ihtiyaçlarının tespiti ve bu ihtiyaçların gi­
derilmesinin bir plana bağlanm ası;
d . Satmalma, kiralama işlerinin belli bir usule göre ve ilgili
dairelerin işbirliği ile yürütülmesi;
e . Tahsis esaslarının tespiti, tahsisin yapılması, yapılan tah­
sisle gerçek ihtiyacın dengeli bir durumda kalmasının sağlanması
ve takip edilmesi;
f . Bakım ve onarım esaslarının tespiti, yönetmeliğe bağlan­
ması, bu esaslar dahilinde dairelerin sorumluluğuna bırakılarak
bakım ve onarım konularında gerekli koordinasyonun sağlanması.
Görevin Sorumluluğu
8 . Bir elde toplanacak olan bu hizmetler. Bayındırlık Bakan­
lığının sorumluluğuna verilmelidir. Bununla birlikte bahsi geçen
binaların devlet malı olmalarından doğan, mülkiyetle ilgili yetki­
lerin Maliye Bakanhğına ait olacağı tabiîdir. Hangi işlere tahsis edi­
len binalara ait hizmetlerin bir elde toplanacağı rasyonel bir sımfr
landırmayla ortaya konmalıdır. Başka bir deyimle, devlet dairelerine
tahsis edilen binalara ait hizmetlerin bir elde toplanması düşünülür­
ken, gizlilik ve özellik taşıyan binaların durumları ve nitelikleri göz­
önünde tutulmahdır.
9.
Hizmetin bütünüyle ilgili genel prensipleri tespit etmek,
bazı işleri doğrudan doğruya yapmak, başka bazı konularda da
ilgili dairelerle gereken koordinasyonu sağlamak görevlerini Bayın­
dırlık Bakanlığına verirken, bakım ve onarım hizmetlerinin aslın­
da bütün sorumlulardan çok yakın ve devamlı bir ilgi istediğine
134
dikkat edilmeli, Bayındırlık Bakanlığına bırakılacak genel sorumlu­
luğun dışında kalan alanlardaki uygulamalardan binaları kullanan
daireler sorumlu tutulmalıdır. Bunun için de, her yıl, önceden tespit
edilmiş esaslara göre ayrılacak olan bakım-onarım ödeneği ilgili da­
irenin bütçesine konmalı, hizmetin ihmal edilmeden ve Bayındırlık
Bakanlığınca tayin edilen esaslara uygun olarak yapılmasını sağla­
yacak bir kontrol mekanizması kurulmalıdır.
Devlet
Dairelerindeki Büro Mefruşatı, Malzeme
ve Teçhizat îhtiyaçlarmın Karşılanması
Hizmetin Şimdiki Durumu
10.
“ Genel Bütçeye dahil dairelerle, katma ve özel bütçeli
idarelerin; belediyelerin; sermayesi tamamen devlete ait teşekkül,
banka, ofis, kurum ve sendikaların; sermayesinin en az yarısından
fazlası yukarıda yazılı idare ve müesseselere ait ortaklıkların; büro
mefruşat, malzeme ve teçhizatını temin etmek” görevi, merkezîleştirilmiştir ve 6400 sayılı kanun gereğince Devlet Malzeme O fisi
tarafından yerine getirilmektedir. Genel Bütçeye dahil dairelerle
katma bütçeli idareler devamlı olarak bu hizmetten faydalandıkları
halde, bunların dışında kalan ve daha çok işletme karakteri taşıyan
kuruluşlar, bazı durumlarda ihtiyaçlarını doğrudan doğruya piyasa­
dan karşılamaktadırlar. Birinci gruptaki dairelerin, ofise başvur­
madan piyasadan alım yapmaları Sayıştay vizesi yoluyle önlenebilmekte, fakat öbür kuruluşların ihtiyaçlarını piyasadan sağlamalarını
önleyecek bir kontrol mekanizması bulunmamaktadır.
11
. Devlet dairelerinin malzeme ihtiyaçlarını tek elden sağ­
lama yolunda şimdiye kadarki uygulama, sistemin şu faydalarını
açıkça ortaya koymuştur:
a.
maktadır,
Satınalmaları toptan ve ilk elden yapmakla tasarruf sağlan­
b . Uzm an elemanların bir birimde toplanması suretiyle kali­
teli mal alınması mümkün olabilmekte; dairelerin, ayrı ayrı uzman
memur bulundurmasına lüzum kalmamaktadır.
c. Ayrı ayrı satmalmalarda kaybedilen zaman ve emek israfı
önlenmektedir.
d . Ofis, çeşitli vilâyetlerde satış mağazaları açmakta, böyle»
ce yurdun, uzak ve piyasası fakir köşelerinde bulunan dairelerin
isteğe uygun miktar ve kalitedeki malzemeyi bulma güçlüğü or­
135
tadan kaldırılmakta, bu dairelerin her birinin ayrı ayrı, büyük mer­
kezlerdeki piyasa ile temasa geçmek gibi lüzumsuz işlere girişme
zorunda kalmaları önlenmektedir.
e.
Dairelerde kullanılan malzemenin
standartlaştırılmasına
çalışılarak lüks ve israfın önlenmesi yolunda önemli bir adım atıl­
mış
olmaktadır.
12 . Öte yandan, devlet dairelerinin ihtiyaçlarını tek elden
sağlama şeklindeki sistem bazı aksaklıklara da yolaçmıştır. D ai­
reler, ihtiyaçlarının bazen zamanında karşılanamadığını, bu yüz­
den işlerinin aksadığını, bazen de sağlanan malzemenin düşük ka­
liteli olduğunu ifade etmektedirler. Bu gibi durumlarda dairelerin
serbest hareket edemeyişleri, birçok şikâyetlere sebep olmaktadır.
Hizmetin Yeniden Düzenlenmesi
13 . Hizmetten beklenen faydaların iyi bir organizasyonla ve
metotlu bir çalışmayla mümkün olabileceği; herhangi bir sebeple
ekonomik çalışılmaması, kalitesiz mal satın alınması, hizmetin za­
manında görülmemesi hallerinde zararın da çok şümullü olacağı
ve hizmetten faydalanan bütün dairelerin bundan müteessir olacağı
tabiîdir. O halde, görevin ifası için kullanılan metotların devamlı
ve sistemli olarak ıslah edilmesi suretiyle hizmet kalitesinin yük­
seltilmesi sağlanmalıdır.
14 . Bu hizmetleri gören kuruluşun İktisadî devlet teşekkülü
statüsüne sahip bulunmasında bir zorunluluk görülmemektedir.
Bununla . birlikte, kuruluşu, raporun “ Muhtar Kurum lar” kısmın­
da belirtilen esaslara göre genel ekonomik denetlemeye tabi tut­
makta fayda ve zorunluk vardır. Buna göre, Devlet Malzeme O fi­
si’nin M aliye Bakanlığına bağh, genel bütçeye dahil, döner serma­
yeli ve genel ekonom^ik denetlemeye tabi bir devlet dairesi olması
uygundur. Bu statü, gereken serbestliği sağlamaya yetecek bir sta­
tüdür.
15 . Hizmetin düzeltilmesi konusunda yapılacak çalışmalarda
şu noktaların da önemle ele alınması gerekir:
a . Ofis, bir mal ^atın alacağı zaman iç ve dış piyasadan fiyat
teklifleri istemektedir. Oysa özellikle büyük yekûn tutan önemli
malzemenin iç ve dış piyasa fiyatları, sadece o malın satın alacağı
zamana bağlı kalmadan, devamlı olarak izlenm eli; satın alma için
en uygun şartlar elde edilmelidir.
b . Ofisin, hazırladığı alım ve satım programları ile fiilen yap­
tığı alım ve satım miktarları karşılaştırılınca, bu programlardaki
136
gerçekleşme orammn, alım işlerinde % 35-% ıo8 arasında; satım
işlerinde ise % 72 -% 103 arasında değişikliği görülmektedir (*).
Programların gerçekleşebilme oranları, ithal formalitelerinin ta­
mamlanmasına ve imalâtçı firmaların taahhütlerini yerine getirebil­
me imkânlarına bağlı kalmaktadır. Bu sebepten, ahm ve satım prog­
ramları dairelerin ihtiyacına göre değil, malzemenin tedariki imkân­
larına göre hazırlanmaktadır. Böyle olunca da bazı hallerde daire­
lerin ihtiyaçlarının karşılanamaması gibi sonuçlar doğmaktadır. Bu
mahzurları önleyebilmek için, özellikle önemli malzeme bakımından,
dairelerin ihtiyaçları, ithal formahteleri, imalâtçıların mal yetiştirebilme süreleri g bi noktalar gözönünde bulundurularak, azamî ve
asgarî stok seviyelerinin tespit edilmesi gerekir.
c . Ofis, lüzumlu malzemeyi -pek az istisna ile- stok olarak
bulundurmakta; s^atışlarmı çeşitli yerlerde açtığı satış mağazaları
vasıtasıyle yapmaktadır. Dairelerin ihtiyacı olan mal, stoklarda yok­
sa, Ofis, daire adına piyasadan ahm yapmakta veya piyasadan satın
alabilmesi için daireye, gereken müsaadeyi vermektedir. Fakat bazen
de Ofis, imalâtçı firm alardan gelecek malzemeyi beklediği için ih­
tiyaç sahibi daireyi de bekletmekte, hatta, bazen, malın geleceği
tarihi kendisi bile kestirememektedir. Bu gibi durumlar anlaşmazlık­
lara yol açmaktadır. Anlaşmazlıkları önlemek için şöyle bir usul
koymak mümkündür: Merkez, dairelerin ihtiyacını, istek tarihinden
itibaren tespit edilecek bir süre içinde karşılayamazsa, bu sürenin
sonunda daireler ayrıca bir müsaade ve yazışmaya lüzüm kalma­
dan ihtiyaçlarını istedikleri şekilde karşılamakta serbest olmalıdır­
lar. Sağlanan malzemenin dairelerce beğenilmemesi halinde, mer­
kezî birimin dışında ve üstünde bir şikâyet ve kontrol mercii tarafın­
dan, beğenmeyişin makul bir sebebe dayanıp dayanmadığı incelenmelidir. Sağlanan malzeme makul bir sebeple beğenilmemişse, kali­
teli mal sağlaması için merkezî birime belli bir süre tayin edilm eli;
istenen nitelikte malzeme bu süre içinde de sağlanamazsa, daireler
ihtiyaçlarını başka yoldan karşılamakta serbest olmalıdırlar.
d . Standardizasyon meselesi önemle ele alınmış olmakla be­
raber, erişilmesi gereken noktadan oldukça uzak bulunulmaktadır.
Türk Standartları Enstitüsü ile birlikte yapılmasına başlanan çalış­
maların mümkün olan azamî süratle devam etmesi sağlanmalıdır.
e . Ofis, büro malzemelerindeki gelişme ve ilerlemeleri yakın­
dan takip ve bu çeşit malzemeyi sağlayarak en yeni tekniklerin
kullanılmasını teşvik etm eli: bu suretle işlerde kalite üstünlüğünü,
(*) 1962 yılında Bütçe Encüm eni raportörüne verilmek üzere D evlet M alzem e O fisi
tarafından hazırlanan “ D evlet M alzem e Ofisinin Faaliyeti H akkında not” , s. 2-3.
137
sürat ve randımanın artmasını sağlayacak şekilde öncü bir rol oy­
namalıdır.
f.
Sarfedilmeyen,
leri Ofis tarafından tespit
lerinin alınması önlenmeli,
lıdır. Bu işin kontrolü ile
döşeme vs. gibi malzemenin eskime süre­
edilmek suretiyle vaktinden önce yeni­
bu suretle lüks ve israfa mani olunma­
Ofis görevlendirilmelidir.
g . Çeşitli kademelere ait büroların ne cins ve ne miktar dö­
şeme vs. malzemeye sahip olması gerektiğini gösteren bir malze­
me kadrosu tespit edilmemiştir. Bu yüzden dairelerin büroları çok
farklı şekilde döşenmekte, ya en lüzumlu döşeme temin edilememekte
veya aksine lükse ve israfa kaçılmaktadır. Buna engel olmak için
büroların ihtiyacı olan malzeme kadroları ve standartları tespit edil­
meli, bu kadro ve standartlar dışında döşeme vs. malzeme kullanıl­
ması önlenmelidir.
ı6 . Dairelerin kullandıkları büro malzemesi, döşeme vs. nin
bakım ve onarım hizmetleri fiilen her dairenin kendi sorumlulu­
ğuna bırakılmıştır. Her ne kadar 6400 sayılı kanun bu hizmetin
“ mümkün ve faydalı olan ahvalde” Ofis tarafından yapılmasını
hükme bağlamış ise de fiilen böyle bir görev yapılamamaktadır.
Malzeme bakımı ve onarımı hizmetlerinin en müessir şekilde yapı­
labilmesi için özel bir etüde ihtiyaç vardır. Bu etüt sonunda aşağı­
daki hususlarla ilgili meselelere de bir hal çaresi bulunmalıdır:
a . Malzeme bakımı ve onarımı hizmetleri merkezî bir birimin
sorumluluğu altına mı verilmeli, yoksa, esaslar merkezî bir birimde
tespit edilmekle birlikte, hazırlanacak yönetmeliklerin uygulanması
ilgili" dairelere mi bırakılmalı?
b . Malzeme bakımı ve onarımı hizmetleri merkezî bir atöl­
yede mi^_ yoksa yurdun muhtelif yerlerinde açılacak küçük-orta
-büyük çaptaki atölyelerde mi yapılmalı?
^
c . Seyyar bakım tamir ekipleri kurmak bu hususta fayda sağ-.
layabilir mi?
d.
Hangi çeşit malzemenin hangi kademedeki tamir ve ba­
kımları nerelerde yapılmalı?
e . Malzeme bakımı ve onarımı hizmetlerinin bu şekilde yerine
getirilmesiyle elde edilecek fayda bu iş için girişilecek teşebbüslere
değer mi?
17
. 6400 sayılı kanunun 3. maddesi. Devlet daire ve müesseselerinin büro makineleri ihtiyacını karşılamak görevini Devlet
Malzeme Ofisine vermiştir. Büro makineleri, bazı özellikleri dola-
138
yısıyle öbür büro malzemesinden farklı bir durum göstermektedir. îşe
en uygun makinenin seçilmesi için bazı etütlere ihtiyaç vardır. Oysa,
bazı hallerde bu etütler yapılmış olsa bile, gelişi güzel makine satın
alınmakta, bu yüzden de israflar olmaktadır. Makine seçimi ile il­
gili hizmetleri görecek bir birim yoktur. Gereken etütleri yaparak
işe en uygun büro makinesini tayin edecek “büro makineleri” birimleri
kurulmalı ve etütler için çeşitli kurumlarda mevcut imkânlardan
faydalanılmalıdır.
ı 8 . Devlet daireleri için büro makinesi satın ahnmadan önce
şu hususlar tespit edilmelidir:
a . Mekanikleştirilmesi düşünülen iş önce etüt edilerek müm­
kün olan en basit şekle sokulmalıdır. Basitleştirilerek son şeklini alan
işin cinsi, hacmi ve özellikleri gözönünde bulundurularak, makine
kullanılmasına gerçekten lüzum olup olmadığına ancak o zaman
karar verilmelidir.
b . Makine kullanılmasına karar verilirse, bu işin hacmi ba­
kımından en uygun makine seçilmeli, lüzumundan fazla işlem ya­
pabilen daha pahalı bir makine alınması önlenmelidir.
c . Etüt sonunda seçilecek büro makinesinin satın alınması
görevi, başka büro malzemesinde olduğu gibi, yine Devlet Malzeme
Ofisi tarafından yerine getirilmelidir.
19
. Çok pahalı büro makineleri ile, dairelerin devamlı olarak
iş veremeyecekleri kadar büyük büro makinelerinin merkezî bir
yerde bulundurularak dairelere kiralanması meselesi ayrı bir etüt
konusu yapılmaya değer görülmüştür.
Devlet Dairelerindeki Basım thtiyaçlarmm Karşılanması
Hizmetin Şimdiki Durumu
20/6400 sayıh kanunun 3. maddesi ‘‘Matbuaların tabı ve di­
ğer tabı işleri” görevini Devlet Malzeme O fisi’ne vermiştir. Aynı
kanunun 4. maddesinde ise ‘‘3. maddede yazılı idare ve müesseselere ait olup bu kanunla Ofise verilen vazifelerle ilgili her türlü
matbaa ve tesisler, İcra Vekilleri Heyeti kararıyle ve muvakkat 5 .
madde esasları dairesinde Ofise devrolunur” denmektedir.
21 . Bugün için hizmetin tamamı Ofis tarafından görülememek­
tedir. Daireler ihtiyaçlarının bir kısmını Ofis, bir kısmını da piyasa
basımevleri vasıtasıyle karşılamaktadırlar. Bazı daireler ise kendi
basımevlerinden faydalanmaktadırlar.
22 . Hizmetin bir elde toplanabilmesi için, 28 devlet basımevi
Ofis tarafından çeşitli yönlerden incelenmiştir. Bu incelemeye göre,
139
dairelerin ellerinde bulunan makineler, toplam ihtiyacın % 48’ini
karşılıyabilecek kapasitede oldukları halde, ihtiyacın ancak % 28’ini
karşılayabilmektedirler. Ofis, başlangıç olarak Haydarpaşa’da 11
makinelik bir basımevi kurmuştur. Dairelerin bir kısım basım ihti­
yacı burada karşılanmakta ve piyasaya nazaran % 35 civarında bir
ucuzluk sağlamaktadır (*). Şimdiye kadarki uygulama, basım hiz­
metlerinin bir elde toplanmasıyle bir çok fa yd a la r. sağlanacağını
göstermiştir.
Basım İşlerinin Bir Elde Toplanması İçin Gerekli
İncelemeler
23
. Basım işlerinin bir elde toplanması prensip olarak kabul
edilmiş olmakla birlikte aşağıdaki noktaların aydınlığa çıkarılması
için teferruatlı incelemelerin yapılmasına lüzum vard ır:
a) Dairelerin ellerinde bulunan makinelerin hepsinin
yoksa bazısının mı bir elde toplanması daha faydalı olur?
b . Bir kısım makineler
da ölçü ne olmalıdır?
mi,
dairelerin elinde bırakılacaksa bun­
c . Basım işleri bir elde toplanınca, bir tek büyük basımevi
mi, yoksa çeşitli merkezlere dağıtılmış birkaç basımevi mi kurulmalı,
bunlar nerelerde kurulmalı?
d . Bazı dairelere bir miktar
ölçü ne olmalı?
serbestlik verilebilirse, bunda
Son olarak baskı işleri bir elde toplanınca,
a . Zaman kaybını en düşük seviyede tutacak bir iş akımının
tespiti,
b . Randımanın, ekonominin ve kalitenin en üstün seviyeye
çıkarılması için, konan usullerin devamlı ve sistematik bir ince­
lemeye tabi tutularak ıslah edilmesi gerekmektedir. Aksi halde
böyle büyük bir kuruluşun, kısa zamanda işe yaramaz hale gelip,
fayda yerine zararlar doğurması mümkündür.
(*) A yn ı Not, sayfa 3 - 4
140
III
GELENEKSEL GÖREVLER
A. ADALET
Adalet Hizmeti
Hizmetler
I
. Bu bölüme konu teşkil eden adalet hizmetlerini §u şekilde
özetlemek mümkündür:
a . Adalet işlerinin temel ilkelerini ve ana hedeflerini tespitle
ilgili hazırlıkları yapmak, bunların yürütülmesi, takibi ve değerlen­
dirilmesiyle, yeniden düzenlenmesi için gerekli faaliyelerde bulunmak;
b . Türk ulusu adına mahkemelere ait olan yargı yetkisinin
kullanılması için lâzım olan para, bina, personel ile ilgili ve hu­
kukî dış şartları hazırlam ak;
c . Adaletin yargıdan sonraki safhası olan infaz sırasında ve
infazdan sonra gerekli işleri yapm ak;
d . Adaletle ilgili yardımcı hizmetleri teşkilâtlandırmak, bun­
ların yürütülmesini sağlamak ve denetimini yapmak.
#Adalet Hizmetlerini Gören Teşkilât
2.
Türkiye’de yukarıda sayılan hizmetler. Adalet Bakanhğı,
M illî Savunma Bakanlığı ve Yüksek Hâkimler Kurulu tarafından
görülmektedir. M illî Savunma Bakanlığının askerî yargı kuruluş­
larından sorumlu olduğu ve bu konu araştırmanın çerçevesi içinde
bulunmadığı gözönünde tutularak. Raporda askerî yargı mesele­
lerine dokunulmayacaktır. Ancak askerî ve İdarî yargı organlarıyle
ve bunların hizmetleriyle ilgili bulunan ve aşağıdaki paragraflarda
açıklanan dış şartların da Adalet Bakanlığı tarafından hazırlanması
temenniye değer görülmektedir.
Adalet Bakanlığının Görevleri
3
. Adalet Bakanlığı, adaleti bizzat tevzi etm ez; adaletin tevzii
isine müdahalede de bulunamaz. Ancak adalet işlerinin gereği gibi
141
yürütülmesi için aşağıda belirtilen malî, İdarî, şahsî ve hukukî yanı
adalet tevziinin dış şartlarını hazırlar; başka bir deyimle, adalet
işlerinin İdarî cephesini düzenler ve yürütür. Bakanhk, ceza ve hu­
susi hukuk alanındaki kanunların uygulanmadaki seyrini takip
ederek gerekli mevzuat değişiklikleriyle kanun tasarılarını hazırlar,
gereken hallerde Cumhuriyet Savcılarına kamu hukuku davası
açılması için emir verir, kamu güvenliği bakımından davaların nak­
lini ister. Adalet Bakanlığı kanunun saydığı tabiî afetler sonucunda
dava veya adlî işleri başka bir yerin mahkemesine veya Adalet dai­
resine geçici olarak gördürür; bir mahkemenin veya bir mahkemenin
yargı çevresinin değiştirilmesi konularında Yüksek Hâkimler K urulu­
na teklif y ap a r; hizmet ve teşkilâtın gerektirdiği hal ve yerlerde özel
ihtisas mahkemeleri kurar veya bazı hâkim veya mahkemeleri belli
işlerle görevlendirir. Ancak, mahkeme kurma veya mahkeme yahut
hâkimleri görevlendirme bakımından Yüksek Hâkimler Kurulu
Kanunundaki hükümler sakhdır. Merkezde hükümlülere ait adlî
sicil tutmak da Adalet Bakanlığının görevidir. Bakanlık, A dlî Tıp
Kurum u vasıtasıyle, mahkemelere, sorgu hâkimhklerine ve Cum ­
huriyet Savcılarına bilimsel ve teknik mütalaa vererek adalet iş­
lerinde bilirkişilik yapar; genel ceza ve tevkif evleriyle iş esası üzeri­
ne kurulan ceza evleri, iş yurtları ve ıslah evleri açar; bunların yö­
netimini ve güvenliğini sağlar; hükümlü ve tutukluların yedirilmesi,
giydirilmesi, okutulması ve çalıştırılmasını sağlar; bunların bir ceza­
evinden başkasına nakillerine müsaade ve emir verir; hükümleri
infaz eder. Adalet Bakanlığı, ayrıca, alâmeti farikalara ait kayıt­
ları tutar; idam hükümleriyle, genel ve özel aflarla, yasama dokunul­
mazlığının kaldırılmasıyle, meşrûten tahliyeyle, suçluların iadesiyle,
adlî müzaharetle ve takibi Bakanhğm iznine bağlı suçlarda muvaffakat verilmesiyle ilgili işlemleri yapar; her yıl dış memleketlere ya­
pılacak adlî tebligat masraflarını ve yıl içindeki değişiklikleri tespit
ve ilân eder; hâkimlerle savcıların mesleğe kabullerinden önceki
ve başka adliye personelinin her türlü özlük işlerini yapar; Cum hu­
riyet ikinci başsavcılarının başkanlık edecekleri ve Yargıtay Cum ­
huriyet Savcılarının görevlendirilecekleri bölümleri tayin eder ve
değiştirir; Orman Tahdit Komisyonlarına hukukçu üye tayin eder;
Cumhuriyet Savcıları eliyle nüfus idarelerinin sicil ve vukuat def­
terlerini teftiş ettirir ve denetler; yeniden noterhk açılmasına, noter­
lerin kapatılması veya yerlerinin değiştirilmesine karar ve emir verir;
noter ve yardımcılarının tayin ve noterlerin teminat miktarlarım
takdir eder; baro bulunmayan yerleri en yakın baroya bağlar veya
bunları birleştirerek ayrı baro kurar, merkezlerini tayin eder; avu­
katlara ruhsat verir ve kanunda yazılı şartlara göre bunları iptal
142
eder, avukat ücret tarifelerini onaylar; avukatların mahkeme hu­
zuruna çıkacakları kıyafeti tespit eder. Adalet Bakanlığı, öbür ba­
kanlıkların hukukî konulardaki sorularını cevaplandırır; baro ve
noterlerin yargı yetkisinin kullanılması ile ilgili olmayan ve meslekî
faaliyetlerine ait bulunan konularda mütalaa verir; T ü rk iy e lin
üyesi bulunduğu milletlerarası kurum ve derneklere Bütçe K anu­
nunun 453 ’üncü bölümünde gösterilen katılma payının ödenmesi
ve bunların faaliyetlerine hükümet adına katılmayla ilgili işlemleri
yapar.
4.
Adalet Bakanlığının Cumhuriyet devrinde çıkarılmış
görevlerini toplu bir şekilde gösteren bir görev ve teşkilât kanunu
yoktur. Bakanlık hâlâ Osmanlı İmparatorluğu zamanında kabul
edilen 1327 (19 11) tarihli “Adli ve Mezaip Nezareti Nizamname-i
Dahilîsi” yle ve bunun bazı ek ve tadilleriyle idare edilmektedir.
Adı geçen nizamname, dil bakımından, kaleme alındığı zamanın,
yani yarım yüzyıl öncesinin terimleriyle doludur ve anlaşılması güç­
tür. Ayrıca yeni kabul edilen Anayasa ve Yüksek Hâkimler Kurulu
Kanunu Bakanhğm görevlerinde büyük değişiklikler yapmıştır.
Bu durum karşısında, Adalet Bakanlığının görevlerini tespit edecek
yeni bir görev ve teşkilât kanunu hazırlanması şarttır. Aşağıda,
şimdiki mevzuatla Adalet Bakanlığına verilen ve yukarıda sayılan
görevler teker teker ele alınacak, bunlarla ilgili tavsiyeler sıralana­
caktır.
Adaletle İlgili Görev Dağıtımı Meseleleri
Adlî Mevzuat ile ilgili tşler
5 . Bu konuda, şu tavsiyeler ileri sürülebilir:
a . Adalet Bakanlığının en önde gelen görevi, yargıyla ilgili
mevzuatın uygulanmasında istenen sonuçların alınıp ahnmadığmı
incelemek, gerekli reform ve kanun tasarılarını hazırlamak ve mev­
zuatı geliştirmek olmalıdır.
b . Yüksek yargı organları kararlarının muntazam şekilde,
yıllık veya daha kısa devreli ayrı broşürler halinde yayınlanması,
başka merci tarafından yapılmıyorsa. Adalet Bakanlığı tarafından
mutlaka sağlanmahdır. Şimdiki halde. Uyuşmazlık Mahkemesi
kararları sadece Resmî Gazete ile yayınlanmakta, ayrıca yıllık bir
derleme çıkmamaktadır. Danıştay ve Tem yiz kararları, devrelik
derlemeler halinde yayınlanm aktadır; amma, bunlar sistemsiz ve
eksiktir. Anayasa Mahkemesi kararları da, eğer doğrudan doğruya
143
ve
bu mahkeme tarafmdan yayınlanmayacaksa, yayınlanma işi Ada­
let Bakanlığı tarafmdan yürütülmelidir.
Yargı Teşkilâtı île İlgili Görevler
6 . Yukarıda, teşkilât bakımından genel olarak sayılan işler­
den başka, belli kanun hükümlerine göre bazı özel mahkemeleri
(Gezici Arazi Kadastro Mahkemesi, Trafik Mahkemesi, İş M ahke­
mesi, Kaçakçılık İhtisas Mahkemesi, Toplu Basın Mahkemesi, Dö­
viz Mahkemesi gibi) kurmak da Adalet Bakanlığının görevlerinden­
dir.
7 . Teşkilât Konusunda ileri sürülebilecek tavsiyeleri şu şekil­
de özetlemek mümkündür:
a . Yargı görevlerinin isabetle görülmesi için istatistik bilgi»
lerine şiddetle ihtiyaç bulunduğu muhakkaktır. Bakanlıkta istatis­
tik bilgilerini toplayacak bir birim yoktur. Özellikle mahkeme kurul­
ması ve kadro alınması için eldeki belgenin adalet işleriyle ilgili
verilerini tespit sorumluluğunu yerine getirecek bir kuruluşa ihtiyaç
vardır. Bakanlık, İdarî hizmetlerine yardımcı olmak ve bu konular­
daki kararlara esas olacak araştırmalar yaptırmak üzere Türkiye
ve Orta Doğu Amme İdaresi Enstitüsünden ve Devlet İstatistik Ens­
titüsünden faydalanabilir.
b . Çocuk mahkemelerinin bir an önce kurulması için teşeb­
büse geçilmel'dir.
Hâkim ve Savcıların Özliik işleri ile İlgili Görevler
8 . Yeni Anayasa ve Yüksek Hâkimler Kurulu Kanunu A da­
let Bakanlığının hâkim ve savcıların personel işleri alanında mev­
cut görevlerini son derece daraltmıştır. Bu konuda esas itibariyle
görev ve yetkiler Yüksek Hâkimler ve Savcılar Kurullarına veril­
miştir. Bununla birlikte bu konuda Adalet Bakanlığının şimdi de
bazı görevleri mevcuttur.
a . Hâkim ve savcıların mesleğe kabul edilmelerinden önce­
ki safhada her türlü özlük işlerini Bakanlık yürütür. Bu suretle aday­
lığa kabul etmek, aday yetiştirmek, disiplin cezası uygulamak, aday­
lığa son vermek Adalet Bakanlığının görevidir.
b . Hâkimlikten savcılığa geçmek için Bakanın kabulü, sav­
cılıktan hâkimliğe geçmek için de Bakanın muvafakati gerekir.
c . Hâkim veya savcılar kendi muvafakatları ve hâkimlik
mesleğinde olanlar hakkında Yüksek Hâkimler Kurulunun kabulü
ile Bakanlıkta bir hizmete atanabilir.
144
d . Bakanlık hizmetinde bulunan hâkim veya savcılar Bakan­
lıkça doğrudan doğruya savcılık görevine geçirilebilir.
e . Bakanlıkça kanunda yazılı hallerde
■üzere savcılara geçici yetki verilebilir.
dört ayı
geçmemek
f . Savcı ve yardımcılarının ve Cumhuriyet Başsavcı yardım­
cılarının tayini, müsteşar başkanlığında Teftiş Heyeti Başkanı ile
Genel Müdürlerden meydana gelen kurulun mütalaası üzerine.
Bakan ve Başbakanın ortak kararnamesi ve Cumhurbaşkanının
, onayı ile yapılır.
g . Bakan, Cumhuriyet İkinci Başsavcılarının başkanlık ede­
cekleri, Yargıtay Cumhuriyet Savcılarının görevlendirilecekleri bö­
lümleri (Cumhuriyet Başsavcısının mütalaası alındıktan sonra)
tayin eder ve değiştirir,
9 . Adalet hizmetinin temelini hâkimler teşkil eder. O halde,
bunların gerek hizmet öncesinde, gerekse hizmet içinde eğitim­
lerine büyük dikkat sarfedilmelidir. Aynı görüşü Cumhuriyet Sav­
cıları için de ifade etmek mümkündür. Hâkimler ve savcılar bakı­
mından bugün uygulanmakta olan staj usulünün yeterli olduğunu
söylemek mümkün değildir. Hâkimlik ve savcılık mesleklerine alı­
nacak personel bilimsel ve ahlâki nitelikleri bakımından esaslı bir
tetkik ve sınavdan geçirildikten sonra kurulacak bir ''Adalet A ka­
demisi veya Enstitüsü” nde kendilerine meslekî formasyon verilmelidir.
Cezaevleri ile Hükümlüler ve Tutuklular Konusundaki
Görevler
'
■
. ,
10 . Ceza ve tevkif evlerinin İçişleri Bakanhğı (Jandarma Gn.
Kumandanlığı) ile Adalet Bakanlığı arasında yarattığı meseleler
ve tekerrür durumu “ İçişleri” bölümünde ele alınmış, cezaevlerinin
iç ve dış güvenliği sorumluluğunun Adalet Bakanlığında toplanlanması gerektiği belirtilmiştir. Burada, buna ilâve olarak aşağı­
daki tavsiyelerin yapılması lüzumlu görülmektedir :
a . Ceza ve tevkifevlerinin iç ve dış muhafazası görevi, mev­
cut gardiyan sınıfının da ıslahı suretiyle teşkil edilecek bir “ Ceza
ve tevkifevleri zabıtası” na yaptırılmalıdır. Bu zabıtanın da Rapor­
da genel zabıta için behrtilen nitehklere yakın şartlara sahip olmaları
lüzumludur.
b . Ceza ve tevkifevleri birbirlerinden ayrılmalı, kadın ve er­
kekler için de ayrı ceza ve tevkifevleri kurulmalıdır.
c . Çocuk ıslah kurumlan bir an önce kurulmalı ve bunlar, ve­
sayet kurumlarıyle irtibatlandırılmahdır.
145
d.
Cezaevlerinde yaptırılan eğitim konusunda M illî Eğitim
Bakanlığı ile Adalet Bakanlığı arasında işbirliği ve yardımlaşma sağ­
lanmalıdır.
Adlî Müzaheret ve Patronaj
II
. Bugünkü işleyiş tarzı ile, adlî müzaheretin yeterli olma­
dığı aşikârdır. Bu usul mutlaka ıslah edilerek amacını gerçekleştire­
cek bir sisteme ve şekle sokulmalıdır. Bunun sağlanması için de, özel­
likle personele ait ve maddî meseleler halledilmelidir.
12 . İnfaz konusu içinde önemli bir yeri olan patronaj, mali
külfetine rağmen, sosyal güvenlik ve huzurun sağlanması bakı­
mından lüzumludur. Gerek meşrûten tahliye edilenler, gerekse
cezayı çektikten sonra tahliye olunanlar teminat altına ahnmah,
petronaj, infazın devamı ve son safhası olarak kabul edilmelidir.
Noterlikle İlgili Görevler
13 . Adalet Bakanlığı:
a.
Yeniden noterlik açılmasına, noterlerin kapatılmasına ve­
ya yerlerinin değiştirilmesine karar ve emir verir;
b . Noterliklerin kurulması sırasında teminat miktarlarını tak­
dir eder;
c.
Noter ve noter yardımcılarını tayin eder ve bunlar hak»
kında disiplin cezalarını uygular.
14 . Özellikle noter tayinleri bakımından son yıllarda ortaya
çıkan meseleler, noterlik hizmetinin daha objektif esaslara göre
düzenlenmesini gerektirmektedir. Adalet Bakanlığı yetkilerini kul­
lanırken etraflı şekilde tespit edilecek olan bu objektif esasları açık­
lamakla hukuk düzeninin temel kurumlarmdan sayılan noterliğin
itibarını da korumuş olacaktır.
M illetlerarası Antlaşmalarla İlgili Görevler
15 . Milletlerarası antlaşmaların iç hukukla münasebetleri ba­
kımından yapılan teknik hazırlık ve incelemelerde Dışişleri Bakanlığı
Adalet Bakanlığı arasında işbirliği sağlanmalıdır.
Barolarla İlgili Görevler
16 . Adalet Bakanlığının barolar üzerinde vesayet hakkına sa­
hip olması lüzumludur. Ancak, bugün yürürlükte olan Anayasa ve
.Yüksek Hâkimler Kurulu Kanunu karşısında, Avukatlık K anu­
nu ile Bakanlığa tanınan İdarî vesayet hakkı fazla geniştir. Bunun
ayarlanması gerekir.
146
Ticaret Sıcîlî Memurlııklarıyle tIgilı Görevler
1 7 , Ticaret Kanunu, ticaret davalarına bakan her asliye mah­
kemesi yanında bir ticaret sicili tutulması hükmünü koymuştur.
Ticaret sicili. Adalet Bakanhğmca tayin edilen bir '‘Ticaret Sicili
Memuru” tarafından idare edilir. Bu memur bağlı olduğu mah­
keme hâkiminin veya başkanınm nezareti altında bulunur. Türk
Ticaret Kanununun Meriyet ve Tatbik Şekli hakkmdaki 6763 sa­
yılı kanunun 12. maddesi de “Ticaret sicili henüz kurulmamış olan
yerlerdeki sicil işleri, Adalet Bakanhğmm isteği ile ve mahkemenin
nezareti altında ticaret ve sanayi odaları veya onlara niyabeten ajan­
ları tarafından görülür” demektedir. Tatbikatta, mevcut 1 10 civa­
rındaki asliye hâkimliğine rağmen, Bakanhkça yalnız İstanbul ve
İzm ir’de birer ticaret sicili memurluğu kurulabilmiştir. Başka yer­
lerde bu hizmet Ticaret Odalarınca görevlendirilen bir memura
yaptırılmaktadır.
18
. Ticaret sicili memurlarının en az yılda iki defa bağlı bulun­
dukları hâkim tarafından teftiş edilerek raporun Bakanlığa gönderil­
mesi gerekmektedir. Bu işin Bakanhkça ciddiyetle takip olunduğu
ifade edilmiştir. Ancak, anlaşıldığına göre, hâkimin iş başında kal­
masını uygun görmediği memurun değiştirilmesi hakkında Adalet
Bakanlığının teklifi çok defa Ticaret Odalarınca “daha iyi memur
bulamadıkları” mazeretiyle reddedilmektedir.
19. Ticaret Sicili Memurluklarının bugünkü teşkilât bağlı­
lığı uygundur; fakat bu hizmetin ve teşkilâtın ıslah edilmesi ve rasyo­
nel bir hale getirilmesi için :
a . Ticaret Sicili Memurlukları esas itibariyle, il merkezlerin­
de bulunmalı, lüzum görülen ve ekonomik faaliyetleri fazla olan
kazalarda da memurluklar kurulmalıdır.
b . Hizmetin iyi işlemesi için Ticaret Sicili Memurluğu tam
olarak kurulmalı, bu hizmet ajanlara bırakılmamalıdır. M evzuat
da buna göre değiştirilmelidir.
c . Özel bir sınıf olarak, ticaret sicili memuru yetiştirilmelidir.
Dış Adlî Tebligat ile İlgili Görevler
20. Adalet Bakanlığı Türkiye’den dış memleketlere ve ora­
lardan Türkiye’ye yapılacak adlî tebligat işlerini düzenlemekle
de görevlidir. Bakanlık Dışişleri Bakanlığı ile istişare ederek, her
takvim yılı başında, tebligat işleri ile ilgili anlaşmalar hükümleri­
ni, mütekabiliyet esaslarını ve hangi memleketler için avans olarak
ne kadar tebligat masrafı yatırılması icabettiğini, bir cetvel halinde^
147
Resmî Gazete ile neşir ve ilân eder ve ayrıca Bakanlıklara bildirir.
Bir takvim yılı içinde ortaya çıkan değişiklikler de aynı şekilde ilân
edilir ve bildirilir. Dış Memleketlere ve Türkiye’deki yabancılara
yapılacak adlî tebligatta, mahkemeler ve Cumhuriyet Savcıları ile
Dışişleri Bakanlığı arasında aracılık yapmak da Adalet Bakanlığının
görevidir. Bu konuda, yeniden bir görev dağıtımına lüzum yoktur.
Mahkemelerin Teftiş ve Murakabesiyle İlgili Görevler
21 . 1331 (1,915) tarihli Adliye Vekâleti Teftiş Heyeti Nizam ­
namesine göre. Bakan, müfettişleri vasıtasıyle, Yargıtay daireleriyle
Cumhuriyet Başsavcılığı ve hâkimlerin kaza haklarıyle ilgili işlem­
ler dışında, bütün mahkemelerin büro işlemlerini, adliye dairelerini,
noterleri, adalet tabipliklerini, ticaret sicili memurluklarını, ceza
ve tevkifevlerini teftiş ettirir ve denetler.
22 . Yeni Anayasa, “Hâkimler görevlerinde bağımsızdırlar.
Anayasaya, kanuna, hukuka ve vicdanî kanaatlerine göre hüküm
verirler” hükmünü koymuştur. Yüksek Hâkimler Kurulu Kanunu
ise, hâkimlerin bütün özlük işlerine bağımsız Yüksek Hâkimler Ku-,
rulunun karar verebileceğini ve hâkimlerin denetiminin. Yüksek
Hâkimler Kurulunca görevlendirilecek üst dereceli bir hâkim ve lü­
zumu halinde, kendi üyelerinden üst dereceli bir hâkim eliyle yapı­
labileceğini ifade etmiştir. Adı geçen kanuna göre hâkimler hakkmdaki soruşturma da aynı usulle yapılacaktır. Ancak Yüksek Hâkim­
ler Kurulu Kanunu bu konudaki teşkilât şeklinden bahsetmemiştir.
23. Burada belirtilmesi gereken nokta, mahkeme teftişlerin­
de bir boşluk veya, tam aksine, bir tedahül bulunduğudur. Hâkim­
lerin denetiminin şumulü nedir? Bakanlık müfettişleri, mahkeme­
lerin dosyalarını, kâtiplerini, çalışma tarzını teftiş edebilecek mi­
dir? Bu konularda rasladıkları hata, kusur ve suçlara karşı nasıl dav­
ranacaklardır, yetkileri nedir? Bu noktalar mevzuatta açıkça sınır­
landırılmış değildir. Denetim ve soruşturma yapacak üst dereceli
hâkimler başka adlî görev sahibidirler; denetim ve soruşturma için
belli bir süre görevlerini bırakmaları gerekecektir. Bunun tatbikat­
ta ne suretle cereyan edeceği de üzerinde durulmaya değer mahiyet­
te görülmektedir.
24. Bu konuda. Raporun “Teftiş ve Denetleme” kısmında
belirtilen esaslara uyulmalıdır. Bu esaslara göre, adliye müfettişleri,
mülkiye ve maliye müfettişlerinin kendi açılarından yapacakları
İdarî teftişiçrin yanında, hâkimlerin yargı kararı olmayan işlemleri,
şahsî halleri, duruşma inzibatını sağlamaktaki
yetkililikleri,
çevrelerinde uyandırdıkları kanaat gibi Yüksek Hâkimler K urulu’-
148
nca bilinmesi gerekli konularda eskiden Bakan’a verdikleri bilgileri^
şimdi bu KuruFa vermeğe devam edeceklerdir.
25.
Adliye müfettişlerinin yüksek yargı sınıfından tayin edil­
meleriyle ve Anayasa’nın Yüksek Hâkimler K urulu’na tanıdığı
yetkilerin kullanılmasında teftiş bakımından bu kurula yardımcı
olmalarıyle geniş tasarruf sağlanmış olacaktır. Yoksa, Yüksek H â­
kimler Kurulu tarafından ayrıca görevlendirilecek yüksek dereceli
hâkimlerin de Bakanlık müfettişleri gibi gezici çalışmaları şeklinde
çok İsrafil ve verimsiz bir yola gidilmiş olacaktır.
Biitçe ve Muhasebe Konusundaki Meseleler
_.
26 . Yüksek Hâkimler Kurulu kanununun 67. maddesine göre,
bu kurulun giderleri Adalet Bakanlığı bütçesinden karşılanacaktır.
Kurul, çeşitli İdarî, hukukî, sosyal ve siyasî tecrübe ve ihtiyaçlar kar­
şısında, her türlü etki ve baskıdan uzak olmak için tam bir bağımsız­
lık esası üzerinde kurulmuştur. Oysa yukarıda bahsedilen maddeye
göre,' Yüksek Hâkimler kuruluna malî idare bakımından ne dere­
ceye kadar özerklik verildiği belli değildir; zira, Kurulun bütçe ita
amirinin kim olacağı, sarf ve kontrol yetkilerinin nasıl ve ne miktar­
da devredileceği gibi noktalar açıkça belirtilmemiştir. Bunun bazı
mahzurlar doğurmasından endişe edilebilir. Bu sebeple Yüksek H â­
kimler Kurulu bütçesi Adalet Bakanhğı bütçesi içinde fakat ayn
olarak yer alm alı; ita amiri Yüksek Hâkimler Kurulu Başkanı olmalı,
ancak muhasebe işleri Adalet Bakanlığı Muhasebe Müdürlüğünce
görülmelidir.
Alâmeti Farika Kaydıyle İlgili Görevler
27 . Şimdi Sanayi Bakanlığınca tescili yapılmakta olan, “fab­
rika mamulâtı eşyayı ticariyeye mahsus alâmeti farikaların” çok
eski tarihli (1888) bir Nizamname hükmüne göre. Adalet Bakan­
lığınca da kaydedilerek Sanayi Bakanlığına bildirilmesi gerekmek­
tedir. Adalet Bakanlığı bir deftere yaptığı bu kayıtları hiç bir suretle
kullanmamakta, buna karşılık, bu mükerrer işlem adı geçen Bakanlık
için bir külfet teşkil etmekte, vatandaşın işini geciktirmekte ve mas­
rafı arttırmaktadır. Alâmeti farikanın bir sureti de mahallî ilgili mer­
cilerde bulunduğuna göre, bu mükerrer kaydın, kaybolma ihtimaline
karşı bir tedbir olduğu şeklinde bir izahı da kabul etmek mümkün
değildir.
28 . Yukarıda belirtilen sebeplere göre alâmeti farikalar bakı­
mından Adalet Bakanlığınca yapılmakta olan kayıt işlemlerinin
esas görev sahibi olan Sanayi Bakanlığına kesin şekilde devredilmesi
gerekmektedir,
149
Mahkeme ve Cezaevleri İnşaat Fonuyle İlgili Meseleler
29. 2548 sayılı kanuna göre:
a.
îcra dairelerince miktar ve değeri tayin edilmiş ilâmlı ve
ilâmsız alacaklardan tahsil olunan paranın % 2’si ve değeri tayin
edilmemiş ilâmların icrasında 1ahsil harcının % 50’si nispetinde
ayrı bir harç alınır.
b . Her mahkûm, cezaevinde bulunduğu müddetçe yiyecek be­
delini öder. Cezaevleri idaresince altı ayda bir, bordroda tahakkuk
eden bedeller, mahkûm ödediği takdirde aynı idare tarafından tah­
sil edilir. Ödenmez ise. Cumhuriyet Savcılığının belirtmesi üzerine,
M aliye Bakanlığınca K am u Alacaklarının Tahsili Hakkmdaki Kanun
hükümleri uygulanır. Bu şekilde tahsil edilen harç ve yiyecek be­
delleri mahallî Ziraat Bankasına yatırılmak suretiyle, bu Banka­
nın genel merkezinde toplanır ve orada Adalet Bakanlığı hesabına
açılan carî hesaba kaydolunur. Her malî yıl sonunda, carî hesapta
kayıtlı paralar M aliye Bakanlığına devrolunarak varidat bütçesine
irat yazılır ve Adalet Bakanlığı bütçesinde mahkeme binaları ile ce­
zaevleri inşaat masraflarına karşılık olmak üzere yeniden açılacak
rakamsız özel bir fasla ödenek olarak konulup harcanır. Bu hükümle,
cezaevi ve mahkeme binalarının inşaatı için lüzumlu gelirin tesis
edilen bir fonla karşılanmasına çalışıldığı aşikârdır.
30 . Bu şekilde bir gelir tahsisi usulünün, Raporun “ M alî İdare”
bölümünde açıklanan sebeplerle kaldırılması, mahkeme ve cezaevi
inşaatlarının doğrudan doğruya genel usullere göre karşılanması
gerekir.
Orman Tahdit Komisyonlarma Hukukçu
Görevi
^
Üye Tayini
3 1 . Orman Kanununa göre orman sahalarını tespit ve sınır­
landırmak için kurulan “ Orman tahdit komisyonları” nda bir de
hukukçu üye bulunması gerekmektedir. Adı geçen kanuna göre
bu üyenin tayini Adalet Bakanlığına aittir. Tatbikatta bu işin cere­
yan şekli şöyledir:
Tarım Bakanlığı, mahallî baronun da mütalaasını alarak, or­
man tahdit komisyonuna tayin etmek istediği hukukçu üyeyi Adalet
Bakanlığına inha etmekte ve bu Bakanlık da, lüzumlu evrak tamam
ise tayini aynen yapmaktadır. Şimdiye kadar bu hukukçu üye,
hep avukatlar arasından inha edilmiştir.
32 . Bir formaliteden ileri gitmeyen orman tahdit komisyon­
larına hukukçu üye tayini görevinin, aslî görev sahibi olan ve öbür
üyeleri de tayin eden Tarım Bakanlığına devri uygun olacaktır.
150
Adalet Bakanlığı île İlgili Başka Görevler
33
. Adalet Bakanlığının görevleriyle ilgili olan ve her biri ayrı
bir mesele teşkil eden:
a . Adlî sicil, parmak izi ve hüviyet tespiti, trafik suçlarına ait
hükümlerin kaydı;
b . Geyrimenkule
tecavüzün
def’i;
c . Nüfus dairelerinin teftişi;
d . A d lî
zabıta ihtiyacı
konuları “ İçişleri” bölümünde ele alındığından burada ayrıca in­
celenmemiştir.
Adlî ^İdarede, Sosyal Görüş
34. Her memleketin adalet teşkilâtı, kendi sosyal bünyesine
uygun olmalıdır. Türkiye’de adalet hizmetlerinin teşkilâtlanma­
sı ve yönetimi, çoğu zaman, sosyal şartlan bambaşka olan memle­
ketlerden aktarılmış hükümlere ve esaslara göre yürütülmektedir.
Oysa, adalet hizmetlerinin teşkilâtlanmasında ve yönetiminde, sos­
yal meselelere isabetle çare bulabilmek ve yargı görevini, bu sosyal
görüş içinde, süratle yerine, getirebilmek esas olmalıdır. Bu amaca
erişebilmek için şu tavsiyeler ileri sürülebilir:
a . Mahkemelerde görev alacak kimselerin yetiştirilmesinde,
memleketin sosyal şartlarını öğretmeğe, hukukçuluk mesleği ile
sosyal meseleler arasında bağlantı kurmağa dikkat edilmelidir.
b . Jüri usulü kabul edilmediğine göre, mahkemeler yanında
çalışmak ve onlara yardımcılık etmek üzere, “sosyal asistanlar”
görevlendirilmeli, yerilecek hükümlerde sosyal unsurlar göz önünde
bulundurulmalıdır.
c . Mahkemelerin süratle adalet dağıtabilmesi için, iş hacim­
lerini azaltacak İdarî v,e malî tedbirler ahnmahdır.
lar
d . Mahkeme ve noter harçlarında sosyal görüşe dayanan esas­
uygulanmalıdır.
e . Mahkemelerin “hüküm” yoluyle değil, “sulh yapm a” yoluyle bir sonuca varma imkânları ve yetkileri arttırılmalıdır.
f . Adalet hizmetlerinin önemli bir yardımcısı olan zabıta ku­
rumlan geliştirilmelidir.
g . Savunma görevinin ciddiliğini zedeleyen “dava vekilliği”
ortadan kaldırılmalı, adlî müzaheret yollarına önem verilmelidir.
151
İ l . Her kazada mahkeme açıldığı taktirde, bugünün şartları
içinde, yeter sayıda ve ehliyette hâkim bulunamadığı gözönünde
tutularak, yargı görevinin daha ciddî ve vatandaşın hakkına
zarar vermeyecek şekilde görülebilmesi için, ehliyetli ve iyi yetiş­
miş hâkimlerden meydana gelecek “bölge mahkemeleri” kurulmah, böylece çok dağınık ve yetersiz bir adlî idare sistemi yarine,
daha derli toplu ve yeterli bir sisteme gidilmelidir.
i.
melidir.
Hukukçu yetiştiren kurumlarda burs usulüne önem veril­
B. İÇİŞLERİ
İçişleri Hizmetleri
I
. İçişleri konusuna giren hizmetleri şu şekilde özetlemek müm­
kündür :
a . Memleketin genel güvenlik ve asayişini sağlamak ve bu
maksada göre genel zabıta hizmetlerini düzenlemek, sevk ve idare
etm ek;
b . Merkezden ve yerinden yönetim esaslarıyle coğrafî, İkti­
sadî ve başka şartlara göre. Halkın kamu hizmetlerinden kolay,
süratli ve eşit surette faydalanmasını sağlayacak şekilde, Türkiye’­
nin idari teşkilât bölümlerine ayrılması konusundaki çalışma ve
hazırlıkları yapmak;
c . Türk idare bünyesinin esasını meydana getiren teşkilâtı
sevk ve idare etmek;
d . M ahallî idarelerle merkezî idarenin karşılıklı bağ ve mü­
nasebetlerini düzenlemek; vesayet yoluyle onları denetlemek;
e . Vatandaşların şahsî hal (nüfus) sicillerim meydana getir­
mek, devam ettirmek ve nüfus hareketlerini takip etmek;
f . Vatandaşlıkla ve yabancıların Türkiye’deki seyahat ve ika­
metleriyle ilgili işlemleri yürütmek;
g . Karayollarında trafiği düzenlemek ve denetlemek;
h . Yurdun sivil
savunmasını sağlamak.
2 . Bu hizmetler, İçişleri Bakanlığının merkezteşkilâtı ile yi­
ne bu Bakanlığa bağlı olup, kendi özel kanunları çerçevesinde ha­
reket eden Jandarma Genel Kumandanlığı ve Emniyet Genel M ü­
dürlüğü tarafından yürütülmektedir.
152
3 . Türkiye’de İçişleri Bakanı, Cumhuriyetin kuruluşu ile teş­
kil edilen kabinede yer almış ve Bakanlığın 1624 sayılı ilk ‘V azi­
fe ve teşkilât kanunu” 1930 yılında çıkarılmış ve sonraki 32 yılda
13 defa değişikliğe uğramıştır. 1961 Anayasasının koyduğu esaslara
göre de, Bakanlığın mahallî idarelerle olan münasebetlerinin yeni­
den düzenlenmesi gerekmektedir.
\
4 . Bu durum karşısında, Bakanlık için, genel zabıta teşkilâtını
da içine alan ve T .C . Anayasasının demokratik idare ve modern
teşkilât prensipleri ile bu rapordaki tekliflere uygun düşen bir görev
ve teşkilât kanunu hazırlanması tavsiyeye değer görülmektedir.
İçişleri Bakanlığının Görevleri
5 . İçişleri Bakanlığı, çeşitli kamu hizmetlerinin yürütücüsü
olan ve İdarî teşkilât üzerinde koordone edici rolü bulunan bir teş­
kilâttır. Birçok Bakanlığın faaliyet alanına girmeyen çeşitli İdarî
hizmet ve konular, bu bakanlığın hizmetleri arasında yer almıştır.
Birçok kanun esas itibariyle ilgih dairelere görev vermekle birlikte
aynı zamanda icracı bir teşkilâta sahip bulunan içişleri Bakanlığına
da görev yüklemiştir. Bu itibarla, binleri bulan me\ zuatı ve bunların
verdiği görevleri burada tek tek saymak mümkün değildir.
6.
İçişleri Bakanhğmın bugün yerine getirdiği görevleri ve
kullandığı yetkileri daha teferruatlı bir şekilde şöylece sıralamak
mümkündür:
•
İçişleri Bakanlığı, yurdun, genel iç güvenlik ve asayişini sağlar;
sınır, kıyı ve karasularının muhafaza ve güvenliğinden sorumludur.
Kanunun Gümrük ve Tekel Bakanlığına bıraktığı yerler dışında,
kaçakçılığın men, takip ve tahkikine çalışır; karayollarında trafiği
düzenler ve murakabe ettirir; silâh taşıma ve bulundurma ile ruh­
sat verme işlerine bakar; barut ve patlayıcı maddelerle silâh, tefer­
ruat ve av malzemesinin ahm ve satımını kontrol eder; genel ve ma­
hallî idarelere ilişkin konular ve meseleler hakkında incelemelerde
bulunur; bunlarla ilgili kanun ve tüzüklerin tatbikatını tetkik ve
takip ederek gerekli değişiklik teklifleri hazırlar; gayrimenkula karşı
tecavüzler hakkında verilen kararların kanuna uygun olup olmadığı­
nı tetkik eder; kanunları, genel veya kısmî örfî idare kararlarını
ilân eder; sivil savunmayı teşkilâtlandırır; sivil savunmanın eğitim,
idare ve genel kontrolünü yapar; mükellefleri hizmete çağırır; sivil
savunmayla ilgili olarak bakanlıklar ar ası hizmete çağırır; sivil
savunmayla ilgili olarak bakanlıklararası işbirliği ve karşılıklı yar­
dım işlerini koordone eder; tabiî âfetlere karşı tedbirler alır; filim ve
senaryoları kontrol eder; memleketin iç siyasetine ve illerin genel
153
ve özel hallerine ait bilgi toplar; mülkî teşkilât ile ilgili tetkikler
yaparak gerekli değişiklikleri yerine getirir veya yetkisi dışında­
kiler için teklifler hazırlar; Bakanlar Kuruluna vali inha eder; va­
tandaşlara ve yabancılara mahsus pasaport ve pasavan verir; vatan­
daşların şahsî halleriyle ilgili sicilleri tesis eder; binaların numara­
lanması ve sokakların isimlendirilmesi işlerini yerine getirir; özel
idare ve belediyelerin bütçeleri üzerinde kanunun kabul ettiği ve­
sayet hakkını kullanır; belediye ve birliklerin kurulması, belediye
sınıflarının değiştirilmesi ile ilgili işlemleri yap a r; Ankara ve İstanbul
Belediyelerinin Başkan yardımeılarıyle, şube m,üdürlerini ve İstanbul
Belediye E T T işletmelerinin genel müdürünü ve bazı memurlarını
tayin eder; bunların her türlü özlük işlemlerini yürütür; özel idare
ve belediyelerle köylerin ve bunlara bağlı teşekkül ve kurumların
işlemlerini ve amir, memur ve müstahdemlerinin görevleriyle ilgili
fiil ve hareketlerini teftiş ettirir ve soruşturur; mülteci, göçmen ve ser­
best göçmenlerin yurda kabulleri ve yurt içinde bir yerden diğer
yere nakilleri hakkında mütalaa verir.
7
. Bakanlık çok çeşitli yollardan kendisine verilen bu hizmet­
lerin bazılarını tamam olarak yerine getiremediği gibi aslında kendi
görev alanına girmeyen hizmetler de yüklenmiş olmaktadır. Bunlar,
mahiyet, sebep ve tavsiyeleriyle birlikte aşağıda teker teker ele alı­
nacaktır.
Zabıtanın Birleştirilmesi
8 . Şimdiki halde Türkiye’de zabıta hizmetleriyle görevli çeşit­
li kuruluşlar bulunmaktadır. Bunları “genel zabıta” ve ‘‘özel zabıta”
olarak gruplandırmak mümkündür.
Genel Zabıta
9 . Memleketin genel emniyet ve asayişinden İçişleri Bakanı
sorumludur. Bakan bu görevini Emniyet Genel M üdürlüğü ve Jan­
darma Genel Kumandanlığı vasıtasıyle yürütür. Bu genel hizmeti
görenler, silâhlı bir inzibat kuvveti olan ‘T olis” ile askerî bir inzibat
kuvveti olan ‘‘Jandarm a” dır.
Özel Zabıta
10. ‘‘Özel zabıta” deyimiyle, özel kanunlarla kurulan, belirli
yerlerde belli görevleri yerine getiren, mahdut yetkili kuruluşla­
rı anlamak gerekir. Şimdiki halde özel zabıta kuruluşları şunlar­
dır :
154
Belediye Zabıtası,
Gümrük ve M uhafaza Teşkilâtı,
Orman Bakım Memurluğu,
Çarşı ve mahalle bekçileri,
K öy korucuları,
K ır bekçileri,
Çiftçi mallarım koruma bekçileri,
Tekel Takip Teşkilâtı.
Ortak Görevler ve Kuruluşlar
11 . Polis ve Jandarmamn gördükleri bütün görevler, dayan­
dıkları mevzuat ve icra şekli bakımından tamamıyle aynıdır. Nor­
mal olarak, belediye sınırı içinde polis, dışında da jandarm a teşki­
lâtı görevlidir. Ancak, belediye sınırı olduğu halde meskûn olmayan
bölgeler de Jandarmanın görev sahası içindedir. Ayrıca, polis teşki­
lâtı kurulmamış olan 350 kadar kazada jandarm a teşkilâtı görevlidir.
12 . Polis ve jandarmanın, vazife münasebetleriyle, hareket
tarzları ve işbirliği gibi konular 1961 yıhnda çıkarılan bir yönet­
melik ile tespit edilmiştir; fakat genel zabıta olan polis ve jandarma
ile özel zabıtanın görev sınırları hakkında mevzuatta açık ve kesin
hükümler yoktur. *
13 . Ayrı bütçeleri olan Emniyet Genel Müdürlüğü ile Jandar­
ma Genel Kumandanlığının, merkezde geniş karargâhları ve bu
karargâhlarda aynı mahiyette iş gören birimleri, amir ve memur
yetiştiren çeşitli okulları, telh ve telsiz cihaz ve tesisleri, deniz ve
kara nakil vasıtaları gibi tekrarlı teşkilât ve tesisleri mevcuttur. Bu
iki teşkilâtın en yüksek amirleri, İçişleri Bakanına bağlı oldukları
gibi, taşrada da mahallî poHs ve jandarm a kuvvetleri İdarî görev­
leri bakımından mahallî mülkî amirin ve adlî görevleri dolayısıyle
de yine mahallî Cumhuriyet Savcısının emrindedir.
14. Bu durum, aynı amaç ile kurulmuş olan ve aynı görevleri
yerine getiren, ortak birçok birim, araç, bina, tesis vs. ye sahip bu­
lunan polis ve jandarm a teşkilâtının birleştirilmesi gerektiği tezini
ortaya çıkarmaktadır.
Ayrı Kalm a Sebepleri
15 . Zabıtanın bugüne kadar birleştirilmemesi sebepleri araş­
tırılırsa, başlıca dört hususun buna engel olduğunu tespit etmek
mümkündür:
a.
Bütçe meselesi: Jandarma teşkilâtı, amirleri hariç, askerlik görevini yapmakta olan erlerden teşekkül etmektedir. Bu erlere
155
bütçeden yapılan masraf giyecek, barınacak, yatacak ve ayda 80
lira yiyecek bedelinden ibarettir. Zabıta birleştirilerek memur sını­
fından bir zümre teşkil edildiği taktirde zabıta memurlarına göre
maaş vermek icap edecektir ki bunun yıllık portesi 120-150 milyon
lira kadar tutacaktır.
b . Statü meselesi: 4 ocak 1961 tarihli ve 211 sayılı Türk Si­
lâhlı Kuvvetleri İç Hizmet Kanununun birinci maddesine göre,
jandarm a, Türk Silâhlı Kuvvetlerine mensup silâhlı bir devlet kuv­
vetidir. 1706 sayılı Jandarma Kanununa göre, jandarm a, İçişleri
Bakanlığına bağlı askerî bir inzibat kuvvetidir. Böylece jandarm a
teşkilâtı, aslı ve bu yönden bağlılığı itibarıyle^asker, ifa ettiği hizmetin
bir kısmı ile zabıta, başka bir kısmı (sınır, kıyı ve kara sularının ko­
runması ve emniyet görevi) ile de asker olmak gibi iki niteliği ken­
dinde birleştiren özel bir kuruluştur.
c . Personel meselesi: Özellikle subay ve assubay olarak ye­
tişen ve bu statüde çalışmak üzere orduyla zımnî akdi olan per­
sonelin, yeni bir zabıta teşkilâtına ne nispette intikal edeceğini tah­
min etmek güçtür.
d . İdarî meseleler: Memleketin en ücra köşelerinde bile za­
bıta hizmetlerinin görülmesi zaruridir. Yurdun sosyal, İktisadî ve
topoğrafik şartları ile, bazı bölgelerde asayişin sağlanması ve suç­
luların takibinde ortaya çıkan güçlükler üzerinde ayrı ayrı durul­
ması gereken konulardır. Şimdiki halde Jandarma teşkilâtının üs­
tünlüğü, bir askerî komuta altında vazife görmesi, hizmetin bir bu­
çuk yıl sürmesi ve nihayet 20-22 yaşları arasında olan jandarm a er­
lerindeki fizîk yapının bu faaliyete elverişli bulunmasıdır.
Birleşme Zorunluluğu
16 . Bütün bu sebeplere rağmen, zabıtanın birleştirilmesi te­
şebbüsüne geçilmesi bir zarurettir. Hatta yalnız polis ve jandar­
manın birleştirilmesiyle yetinilmemelidir. Özel zabıtanın da İslahı
ve yeniden uygun statülere bağlanması faydah ve lüzumludur.
1 7 . Jandarma erinin kültür, eğitim ve tecrübe bakımından
zabıta hizmetlerini ifa edebilecek seviyede olmadığı bir gerçektir.
Bu hizmetin iyi ifa edilmemesi halkın tepkilerine sebep olmakta­
dır. Öte yandan şehir içi ve şehir dışı zabıtasının mevcudiyeti, halkta
ikilik psikolojisi yaratmaktadır. Bütün bu durumlar gözönünde
tutularak, zabıta teşkilâtı, halka hukuk çerçevesi içinde hizmet ede­
bilen, hukuk kültürü ve zabıta tekniği ile mücehhez kaliteli bir ku­
ruluş haline getirilmelidir. Bu düşünceye göre zabıta teşkilâtı, askerî
156
statüden çıkıp sivil bir idare olmalıdır. Bu maksatla bir plan dahi­
linde polis teşkilâtı memlekete teşmil edilmeli; ancak, asayişin toplu
kuvvet kullanmayı icap ettirdiği belli yerlerde seyyar Jandarma bir­
likleri bulundurulmalıdır.
zur,
ten
mal
bir
ı8 . Bütçe sebebi böyle bir kuruluşa engel olmamalıdır. Bu mah­
kademeli bir bütçe ile uygun bir süre içinde giderilebilir. Z a­
asker statüsünde bulunan jandarm a teşkilâtının da fazla ucuza
olduğu söylenemez. Ayrıca, poHs ve jandarm a şeklinde tekrarlı
kuruluşun kaldırılması da büyük bir tasarruf sağlayacaktır.
19. Zabıtanın birleştirilmesi konusunda, nitelikleri ayrı olan
sınır, kıyı ve karasularının korunması görevinin Orduya verilmesine
de bir engel yoktur. Bu takdirde Jandarma amirlerinden dileyenlerin
Orduya, dileyenlerin de yeni sivil zabıta teşkilâtına geçmeleri müm­
kündür. Böylece personel ve statü problemleri de ortadan kalkacak­
tır.
20. Birleştirme ve bütün zabıta hizmetlerinin düzenlenmesin­
de atılması gerekli görülen adımlar şunlardır:
a . Bir plana göre ve sivil bir idare olarak, polis teşkilâtı, ge­
nişletilen jandarmanın yerini almalı; ancak belli yerlerde toplu
(seyyar) jandarm a birlikleri bulunmalıdır.
b . Bu esasa göre ilk adım olarak. Jandarma Genel K um an­
danlığı karargâhı ile Emniyet Genel Müdürlüğü merkez teşkilât­
ları. şimdiden birleştirilmelidir.
c . İki teşkilât il seviyesinde de birleştirilmelidir.
d . Polis mesleğine alınacaklarda, en az ortaokul mezunu ol­
mak ve pohs okullarını bitirmek asgarî şart olmalıdır.
e . Özel eğitim görmüş, tecrübeli, modern vasıta ve imkânlar­
la mücehhez teknik ve kriminal polis geliştirilmeH, maksada elverişli
ve etken şekilde teşkilâtlandırılmalıdır.
f . Şimdiki halde görevlerini yerine getirmeyen deniz polisi
teçhizat, araç ve imkânlarla takviye edilmelidir. Bu konuda liman­
larda hizmet gören gümrük muhafaza teşkilâtından da istifade edile­
bilir.
g . Sınır, kıyı ve karasularının muhafaza ve güvenliğini sağ­
lamak görevi, yurdun savunma hizmeti içinde olduğundan bu gö­
rev Orduya devredilmelidir.
h . Genel zabıtaya belediye zabıtası hizmeti verilmemeli; bu
hususta 3291 sayılı Emniyet Teşkilâtı Kanunundaki hüküm kaldı­
rılmalıdır.
157
i.
Zabıtanin, aslî görevleri dışında ve Özellikle tebligat işlerin­
de kullanılması kesin olarak önlenmeli; bu hizmet posta idaresi vasıtasıyle görülmelidir.
j . İntikal devresinde, jandarm a erinin seçiminde aranan kül­
tür şartları artırılarak zabıta hizmetinin kalitesini yükseltecek ted­
birler alınmalıdır.
k . Çarşı ve
yardımcısı sınıfı”
münasebetleri ve
da genel bütçeye
ne yapılacak bir
mahalle bekçileri, genel zabıta içinde ve "‘zabıta
sayılmalı, statüleri, görevleri, genel zabıta ile
yetkileri düzenlemeli; bunlar ücret bakımından
ithal edilmelidir. Ücretleri bina ve arazi vergileri­
miktar zam ile karşılamak mümkündür.
1 . K ır bekçiliği kaldırılmalı, bu hizmet köy koruyucuları ile
çiftçi mallarını koruma teşkilâtınca görülmelidir.
Ceza ve Tevkifevleriîîin Muhafazası
21 . Ceza ve tevkifevlerinin iç ve dış güvenliklerinin sağlan­
ması görevi, 1721 sayılı kanunla Adalet Bakanlığına verilmiş ise
de. Jandarma Kanununda herhangi bir hüküm bulunmamasına rağ­
men, 1937 tarihli Jandarma Nizamnamesinin. 220. maddesindeki
“Adliyece muhafaza teşkilâtı yapılıncaya kadar, hapishane ve tev­
kifhanelerin haricî muhafazası jandarm aya aittir” hükmü ile, dış
emniyet geçici olarak jandarm aya devredilmiştir. Yirm i beş yıl önce
geçici olarak devredilen bu görev hâlâ jandarm a tarafından görül­
mektedir. Şimdiki duruma göre, iç emniyet Adalet Bakanlığına,
dış emniyet Jandarma Genel Kumandanlığına ait bulunmakta ve
bu şekil tipik bir tedahül manzarası göstermektedir.
22 .M e v zu a tta iç ve dış emniyet görevini ayıran sınırın ne ol­
duğu ifade edilmemiştir. Tatbikatta ise, sınır, cezaevi duvarı olarak
kabul edilmektedir. Böylece kendi amirinin emrinde olan jandarm a
teşkilâtı, cezaevini dışından muhafaza ve kontrol etmekte, ancak
hapishane müdür veya vekilinin talebi üzerine içeriye girebilmekte,
iç emniyet ise, giriş kapısından itibaren Adalet Bakanlığına bağlı
bulunan cezaevi müdürlüğü ve müstahdemleri (gardiyanlar) tara­
fından sağlanmaktadır.
23 . Dış emniyeti sağlamakla görevli olan jandarm a bu maksat­
la kullanmak ihtiyacında olduğu kule, projektör, kontrol saati, ku­
lübe gibi ihtiyaçlarının karşılanmasını Adalet Bakanlığından ister.
Oysa, sorumluluk verilen teşkilâta, buna paralel olarak, yetki ve
başka maddî imkânların da sağlanması hizmetin, başarısı için ilk
şarttır.
158
24» Cezaevlerinin, bazı memleketlerde olduğu gibi, bütün cep­
heleriyle İçişleri Bakanlığına devredilmesi hatıra gelebilir. Ancak
bu takdirde Türk hukukundaki infaz sisteminin de değiştirilmesi
gerekir. Oysa, hukukî bir işlem olan ve bugün Cumhuriyet savcı­
larınca yürütülen infazın, İçişleri Bakanlığınca uygulanması müm­
kün görülmemektedir.
25 . Şimdiki halde jandarm a teşkilâtınca yerine yetirilen ceza­
evlerinin dış emniyetini sağlama görevinin de Adalet Bakanlığına
devri, sorumluluk ve görevin tek dairede toplanması bakımından
uygun olacaktır. Görev ceza ve tevkifevleri zabıtasına ifa ettirilme­
lidir. Bu konuya, adalet göreviyle ilgili bölümde de dokunulmuştür.
Karayollarında Trafiğin Düzenlenmesi ve Kontrolü
26 . Karayolları T rafik K an un u; karayollarında trafiği düzen­
lemek ve kontrol etmekle Emniyet Genel Müdürlüğünü, devlet yollarıyle bunlara iltisak eden yollarda, trafik için lüzumlu işaret, levha
ve cihazları temin, tesis ve idame ve kontrol etmek ve belediye sı­
nırları dışındaki karayollarının iki tarafında on beşer metrelik mesafe
içinde yapılacak her türlü inşaat ve tesis için ruhsat vermek işlerini
görmek ile de Karayolları Genel Müdürlüğünü görevlendirmiştir.
Karayolları T rafik Tüzüğü ise, adı geçen iki teşkilâta da “karayol­
larından faydalananlara eğitim yapm ak” ödevini vermiştir.
27 . Emniyet Genel Müdürlüğü bütçesindeki trafik hizmetleri
giderleri, 200.000 liradan ibaret olduğu gibi, bütün Türkiye için bu
hizmette kullanılan personel sayısı da 1600 civarındadır. Bunların
da yarıya yakın kısmı beş altı büyük şehirde hizmet görmekte, öbür
yerlerde çok az trafik polisi bulundurulabilmektedir. Ehliyete tabi
10.000 nakil aracına bir tek trafik kontrol vasıtası düştüğü, bunların
kalite itibariyle de yeterli olmadıkları bilinmektedir. Bu sebeplerle,
trafik zabıtası, trafik kontrolünü yapamamakta ve hiçbir eğitim
faaliyetinde bulunamamaktadır. Buna karşılık memlekette hergün
nakil aracı miktarının ve buna paralel olarak da trafik yoğunluğunun
artması önemli bir mesele teşkil etmektedir. Nitekim 1959, 1960
ve 1961 yıllarında trafik kazaları yıllık ortalaması 8500, ölü ortala­
ması 1600, yaralı ortalaması 8500, millî servet olarak zarar ortalaması
500.000.000 liradır.
28 . Bu duruma göre, trafik hizmetine büyük önem verilmesi
gerektiği aşikârdır. Bu hizmette çalışacak personelin Polis Kolejinde
açılacak bir bölümde lüzumlu eğitimi görmeleri sağlanabiHr.
29 . Karayollarında trafiğin düzenlenmesi ve kontrolü konusunda
şu teklif ve tavsiyeler ileri sürülebilir:
159
a . Bu hizmet, merkezi sistemle idare edilen bir kamu hizmeti
olmaya devam etmelidir.
b . K ara ulaştırmasmm düzenlenmesiyle ilgili genel politikayı
tespit etmek ve genel prensipler koymak görevi aslında Ulaştırma
Bakanlığına ait olmakla birlikte, karayolları tesis ve inşaatının gös­
terdiği hacim bakımından. Karayolları Genel Müdürlüğü Bayındır­
lık Bakanlığında bırakılmalı, kara ulaştırmasının düzenlenmesiyle
ilgili genel politika konusunda da İçişleri, Ulaştırma ve Bayındırlık
Bakanlıkları arasında işbirliği yapılmalıdır. Bu konuya Raporun
“ Bayındırlık ve Ulaştırma” kısmında ayrıca dokunulmaktadır.
c . Trafiğin bu genel prensiplere göre fiilen düzenlenmesi ve
kontrolü genel zabıtanın hizmeti olmalı, ancak hizmet icabettirdiği
yerlerde özel eğitim görmüş trafik zabıtası kullanılmalıdır.
d . T rafik zabıtası bir plana göre ve yetkili uzmanlar tarafından
hizmetin gerektirdiği hukukî ve teknik bilgileri veren bir eğitime
tabi tutulmalı; bu hizmete kalifiye polis memuru ve amirleri ayrıl­
malıdır.
e . Genel zabıta teşkilâtına yurtta trafiği düzenlemeğe ve kont­
rol etmeğe yetecek şekilde ödenek, personel, nakil ve muhabere
aracı (Telsiz, radar vs.) sağlanmalı. T rafik Kanununda yer alan
ve fakat bugüne kadar kurulmayan bölge teşkilâtını kurmaktansa
süratli çalışma sağlayan çareler üzerinde durulmalıdır.
f . Trafik için lüzumlu olan işaret, levha, cihaz ile yeraltı ve
yerüstü geçitleri, köprü vs. kurma ve bakım sorumluluğu o yolu
yapan idareye ait olmalı, bunu Ulaştırma Bakanhğı kontrol etme­
lidir. Bu maksat için Karayolları Genel Müdürlüğünden faydalanı­
labilir.
g . Karayollarından faydalananların
revi genel zabıtaya ait olmalıdır.
eğitimini
sağlamak
gö­
h . Yukarıdaki tekliflerin ışığı altında, mevcut mevzuat de­
ğiştirilmeli, Merkez, Trafik Komisyonu ile vilâyet trafik komisyon­
larının ve muayene ve imtihan komisyonlarının bağlılık ve kuruluş
tarzları bu esaslara göre tespit edilmelidir.
Sivil Savunma Hizmetleri
30.
1940 yılında 5399 sayılı kanunla ve ‘‘devlet işlerinin en
başında gelen topyekûn millî savunma görevlerini yerine, getir­
mek üzere” Cumhurbaşkanının tabiî ve Başbakanın fiilî başkanlı­
ğında “ M illî Savunma Yüksek K urulu” teşkil edilmiştir. Ayrıca,
160
Başbakanın direktiflerine gÖre, bu kurulun çalışmalarını hazırlamak
ve her türlü yazı işlerini yürütmek üzere ''M illî Savunma Yüksek
Kurulu Genel Sekreterliği’’ kurulmuştur. Yeni Anayasa, M illî Sa­
vunma Yüksek Kurulunu “ M illî Güvenlik K urulu” haline getirmiş
ve “millî güvenlik ile ilgili kararların alınmasında ve koordinasyo­
nun sağlanmasında yardımcıhk etmek üzere, gerekli temel görüş­
leri Bakanlar Kuruluna bildirmek” le görevlendirmiştir.
31 . 1958 tarihli ve 7126 sayılı Sivil Savunma Kanunu ile de,
sivil savunma hizmetlerinin organize edilmesi ve Bakanlıklarası
koordinatörlük görevi İçişleri Bakanlığına verilmiş ve bu maksatla,
İçişleri Bakanlığı bünyesinde bir “ Sivil Savunma İdaresi Başkanlığı”
kurulmuştur.
32 . 7126 sayılı kanun ve 27 mayıs 1960’dan sonra bunun bazı
maddelerini değiştiren 85 ve 107 sayılı kanunlarla, genel ve katma
bütçeli idarelerde, özel sektörde, il şube müdürleri arasında ve bazı
kazalarda “ Sivil Savunma Uzmanlıkları, Müdürlük ve Memurluk­
ları” teşkil edilmiştir. Ayrıca 108 sayılı kanunla topyekûn savunma
ve millî seferberlik hizmetlerini planlamak ve yürütmek üzere genel
ve katma bütçeli bakanlık ve genel müdürlüklerde Devlet İktisadî
kurumlan ile il merkezlerinde “Savunma Sekreterlikleri” kurulmuş­
tur.
33 . Savunma Sekreterlerinin tayinleri M illî Güvenlik Kurulu
Genel Sekreterliğinin teklifi üzerine ilgili idare ve kurumlarca ya­
pılır. Sivil Savunma Uzmanlarının tayini, terfi, nakil gibi özlük
işleri İçişleri Bakanlığınca yapıldığı gibi, bunlar, sivil savunma ko­
nusundaki görevleri bakımından da mensup oldukları bakanhk veya
daire kanahyle İçişleri Bakanlığındaki Sivil Savunma İdaresi Baş­
kanlığı ile irtibatlıdırlar.
34. Genel ve katma bütçeli dairelerde ve Devletin İktisadî
kurumlarında her iki teşkilât bir büro halinde birleştirilmiştir ve
bu büro, savunma sekreterinin emrinde bulunmaktadır.
35 . İl merkezlerinde ise, bu iki teşkilât ayrı üniteler (Savunma
Sekreterliği ve Sivil Savunma Müdürlüğü veya memurluğu) halin­
de, fakat savunma sekreterlinin koordinatörlüğü altında iş görürler.
36 . Savunma Sekreterliği ile ilgili hizmetler ve teşkilât genel
bütçeden finanse edildiği halde, sivil savunma ve teşkilâtlanmasına
ait masraflar sivil savunma fonundan çıkm akta; sivil savunma uz­
manlarının ücretleri ise çalıştıkları daireye veya müesseseye tabi
olarak, genel bütçe veya özel sektör tarafından karşılanmaktadır.
37 , Sivil Savunma İdaresinin, merkeze bağlı seyyar kollar ve
birlik kumandanlıkları kurulmuştur. Ayrıca ikaz ve alarm merkez­
161.,
leri ile, Türkiye çapında sivil savunma mahallî kuvvetleri olarak
şehir ve kasabalarda sivil savunma teşkilleri, koruma kılavuzları;
resmî ve özel kurumlarda ise sivil savunma teşkilleri kurulması mev­
zuatla kabul edilmiştir. Bunların fiilen kurulmasıyle ilgili tasarılar
üzerinde çalışılmaktadır. İkaz ve alarm merkezlerinin, H ava K uvvet­
lerinin ikaz ve alarm teşkilâtıyle çok yakın münasebet ve işbirliği
vardır.
38.
7126 sayılı kanun ile sivil savunma teşkilâtına verilen
‘‘âfetlere karşı tedbir alma” görevi, 7269 numaralı kanunla ayrı
bir konu olarak ele alınmış ve ilgili Bakanlıklara faaliyet alanlarına
uygun olarak çeşitli görevler verilmiştir. Bu arada 7269 sayılı ka­
nunun 4. maddesine göre mülkî amirler, mahallî halktan ‘‘âfetlerden
mütevellit olaylara karşı tedbir alma ve yardım etme teşkilâtı” kur­
makla görevlendirilmişlerdir.
39 . Memleketin topyekûn savunması aktif ve pasif savunma
olarak iki şekilde sağlanmaktadır. A ktif savunma Ordu tarafından
yerine getirilmektedir. Pasif savunma konusunda ise yukarıda belir­
tilen çeşitli mevzuat, sorumluluk, görev ve teşkilâta rastlanmaktadır.
Bu çeşitlilik ve dağınıklık, hizmeti ve koordinasyonu güçleştirir ve
masrafı arttırır. Buna karşılık başarı imkânları da zayıflar.
40. Yukarıdaki gözlemler ışığında ileri sürülebilecek teklif ve
tavsiyeleri şöyle özetlemek mümkündür:
a . Savunma sekreterliği ve sivil savunma müdürlüğü, uzman­
lığı veya memurluğu gibi kuruluşlar birleştirilerek te k . birim olarak
İçişleri Bakanlığına bağlanmalıdır.
b . Bu teşkilâta bağlı olarak. Bakanlıklarla gerekli görülen
genel müdürlüklerde ve her il merkezinde bir “ Savunma Müşavir­
liği” kurmakla yetinilmelidir. Bu teşkilât, topyekûn savunma, millî
seferberlik ve sivil savunma hizmetleri şumulüne giren görevlerin
barışta planlanması, koordinasyonu, kontrolü ve bunlarla ilgili eği­
tim konularına inhisar etmelidir. Teşkilât bu konulardaki hizmet
taleplerini M illî Savunma ve içişleri Bakanlıklarından veya ilgili
herhangi bir Bakanlık veya daireden alabilmelidir.
c . T ab iî afetlere ve büyük yangınlara karşı can ve mal kay­
bının asgarî hadde indirilmesi, barışta resmî ve özel tesis ve teşebbüs­
lerin korunması faaliyetleri, idarenin ve genel zabıtanın tabiî hizmet­
leri olarak kabul edilmeli ve sivil savunmanın şumulünden çıkarıl­
malıdır.
d.
Sivil Savunma Kanununda belirtilen seyyar kollar teşki­
lâtının kurulmasından vazgeçilmelidir.
162
Nüfus
Hareketlerîîiîn
Takibi
41 , Türkiyede’ki nüfus hareketlerinin hemen hemen hiç ta­
kip edilmediği bir gerçektir. Özellikle sosyal ve ekonomik faaliyet­
lerin düzenlenmesi bakımından önemli olan bu hizmetin yerine
getirilmesi, nüfus kütüklerinin modern metotlara göre tutulmasıyle
mümkün olabilir.
42 . Nüfus (şahsî hal) sicilleri modern usullere göre tespit
ve tasnif edilmeli, İçişleri Bakanhğında, nüfus hareketlerinin yakın­
dan takibini sağlayacak bir mekanizma kurulmalıdır.
Mahallî İdarelerle tIgilî
Görevler
43 . Merkezin mahallî idareler üzerindeki vesayeti bakımından
İçişleri Bakanlığına düşen bazı görevler vardır. Bunları şu şekilde
sıralamak mümkündür:
a . Özel idare bütçelerinin tetkik ve tasdiki,
b . Belediyelerin kurulmasının tasdiki,
c . Bazı belediyelere başkan tayini,
d . Nüfusu 80.000’den fazla olan belediyelerin sınırlarının,
başkanları mansup olan belediye bütçelerinin, belde, köy ve özel
idarelerin ortaklaşa kuracakları “Birlik” lerin tasdiki,
e . Belediye ve özel idarelerin teftişi.
44. Ayrıca, mevzuata göre, İstanbul ve Ankara belediyeleri­
nin başkan yardımcıları ve İdarî şube amirleriyle, şube müdürlerinin
ve bilhassa İstanbul E T T İşletmesi Genel Müdürlüğünün aylık tu­
tarı 100 lira ve daha yukarı olan memurlarının tayini ve bunlara ait
başka özlük işlerinin İçişleri Bakanhğmca görülmesi gerekmektedir.
4 5. Teferruat mahiyetinde olan ve kamu idaresi ilkeleriyle
bağdaşmayan bu görevin Bakanlığa veya belediyeye sağlayacağı
hiç bir fayda olmadığı gibi, işlerin uzamasına ve masrafın artma­
sına sebep olacağı da muhakkaktır. 1939 yılında çıkan 3645 sayılı
kanunun kabul ettiği 100 lira aylık tutar, bugün 1000 liranın üze­
rinde bir tutara tekabül eder. Fakat asıl üzerinde durulması gereken
nokta miktar değil, görev ve yetki meselesidir. Muhtar belediyeler
şube müdürlerini ve hele E T T İşletmesi memurlarını kendileri tayin
edebilmelidir. Bunu İdarî vesayetin belediyeler üzerindeki belirtisi
olarak kabul etmek, bugünün şartları içinde mümkün değildir.
46. İçişleri Bakanlığının mahallî idarelerle ilgili münasebeti,
Bakanlığın en önemli meselelerinden birini teşkil eder. Bugüne ka­
163
dar merkezin mahallî idareler üzerindeki vesayeti, 1924 Anayasâsmdaki esaslara göre düzenlenmiştir. Yeni Anayasanm 112, 115^
116’ncı maddeleri ve demokratik idare esasları gereğince, özerk birer
teşekkül olan mahallî idarelerin lüzumlu organ, malî kaynak ve yet­
kilerle teçhiz edilmeleri gerekir.
47 . Bu konuya ait esaslı tavsiyelerin, bu araştırmadan sonra
mahallî idareler konusunda yapılması düşünülen incelemelerin
sıonucuna bırakılması uygun görülmekle birlikte, şimdiden aşağıdaki
tekliflerin ileri sürülmesinde fayda vardır:
a . içişleri Bakanlığının ilgili dairesi, özel idare, belediye ve
köy idareleri üzerindeki merkezî kontrol görevini iyi yapabilecek
şekilde teşkilâtlandırılmalı ve bu konularda tecrübeli kimselerle
takviye edilmelidir.
b . M ahallî idare personeli, işe alma, imtihan, ücret, tayin,
terfi, nakil, izin, emeklilik gibi personel işlemleri bakımından bir
statüye bağlanmalıdır.
c . K öy muhtarlığı fahrî görev haline getirilmeli, köy idaresi­
nin devamlı bir sekreteri olmalıdır. Köyün hükümetle münasebet­
leri bu sekreter vasıtasıyle yürütülmelidir.
d.
Belediye Başkanlığının da fahrî sayılması, hem bu maka­
mın şeref ve itibarını daha da arttıracak, hem de belediye başkanı
yanında, belde işlerinin devamlı ve uzmanlaşmış bir belediye idaresi
tarafından yürütülmesini sağlayacaktır.
Gayrimenkule Tecavüzün Def’i
Konusundaki
Ortak
Yetkiler
48 . Medenî Kanun mülkiyet hakkının tespiti görev ve yetki­
sini bağımsız mahkemelere vermiştir. Buna karşılık, 5917 sayılı ka­
nunla da vali ve kaymakamlara, gayrimenkullere vaki tecavüzleri,
İdarî tasarrufla “defetmek” yetkisi tanınmıştır. Böylece aynı konu
hakkında hem yargı organlarına, hem de İdarî makamlara baş­
vurmak imkânı yaratılmış, bir başka deyimle aynı konuda iki ayrı
teşkilât görevlendirilmiş olmaktadır. Ancak bu kanun, bir ihtiyacın
karşılığı ve bir asayiş kanunu olarak çıkarılmıştır ve böyle uygulan­
maktadır. Mevcut şartlar altında sulh yargıçları süratle karar alama­
maktadırlar. Fakat aslında, zilyetliğin tayini hukukî bir işlem olduğun­
dan, vali ve kaymakamlara verilen İdarî tasarruf yetkisinin zamanla
kaldırılması gerekir. Memleketin ihtiyaç ve gerçekleri dikkate alı­
narak, sulh yargıçları gayrimenkule tecavüz olayları hakkında on
beş günde karar verebilmek imkânına kavuşturulmalıdırlar. Ancak bu
164
sağlanıncaya kadar vali ve kaymakamlara, gayrimenkullere vukubulacak tecavüzlerin men’i konusunda yetki tanınmalıdır.
Adlî Sicil, Hüviyet Tespiti, Trafik Suçlarının Kayıtları,
Parmak İzleri
49. A d lî Sicil Kanununa göre, Adalet Bakanlığında, adliye
mahkemelerinden gelen kesinleşmiş kararlar için bir merkezî adlî
sicil tesis edilmiştir. Mahkemelerden talep edilen sabıka kayıtları
bu arşivden bakılarak cevaplandırılmaktadır. Askerî mahkemeler­
den ise, yalnız Cumhuriyet Savcılıklarınca infaz edilen kararlar
bu büroya gelmektedir. Oysa mevzuat, bunların da gönderilmesini
gerektirmektedir. Mahkeme kararları bakımından önem taşıyan
bu noktanın tamamlanması doğru olacaktır.
50. Ayrıca, polis vazife salâhiyet kanununa göre, bu kanun­
da sayılan kimselerin parmak izleri, fotoğrafları ve hüviyetleri ma­
hallî emniyet teşkilâtınca iki suret olarak alınıp biri mahallî emniyet
arşivine verilmekte, İkincisi de merkez arşivinde muhafaza olunmak
üzere Emniyet Genel Müdürlüğüne gönderilmektedir. Bu suretle
adlî sicile benzer bir sicil de. Emniyet Genel Müdürlüğü merkezinde
tutulmaktadır.
51 . Yine Emniyet Genel Müdürlüğü T rafik Şubesinde, tra­
fik ehliyeti alan yarım milyon vatandaşın hüviyeti, parmak izi,
adresi, resmî ve trafik suçlarından aldığı cezalara ait mahkûmiyet
kararları, illerdeki kayıtların ikinci sureti olarak tutulmaktadır.
52 , Son zamanlarda Jandarma Genel Kum andanlığında da
Emniyet teşkilâtındaki esaslara göre bir parmak izi arşivi kurulması
için teşebbüse geçilmiştir. Bu araştırma Projesinin dışında tutulan.
M illî Emniyet Hizmetleri Başkanlığında da bazı sicillerin tutulduğu
bilinmektedir.
53 . Her ne kadar Adalet Bakanlığında tutulan siciller geniş
çapta mahkemelere ve Emniyet Genel Müdürlüğünde tutulanlar
ile Jandarma Genel Kum andanlığında tutulmasına başlanacak
olanlar, zabıta teşkilâtına hizmet etmekte ise de. Adalet ve içişleri
Bakanlıklarında tutulan bu iki tip arşiv de nitelikleri bakımından bir­
birlerine çok yakın görülmekte ve nihayet şahsın hukukî ve inzibatî
durumlarını ortaya koymaktadır. O halde adı geçen daireler tara­
fından tutulmakta olan bu kayıtların tek yerde birleştirilmesi düşü­
nülebilir. Zaten zabıtanın birleştirilmesi düşünüldüğüne göre, Emni­
yet arşivinde. T rafik Şubesinde ve Jandarma Gn. K . lığında tutulan
aynı mahiyetteki kayıtlar da normal olarak, birleşecektir. Bu taktirde
165
bütün bu bilgileri mekanik olarak arşivleyerek, ihtiyacı olan makam­
lara bildirecek teşkilât, İçişleri Bakanlığmda kurulmalı, adlî siciller
de burada toplanmalıdır.
Pasaport Îşlerî
5 4 . Yürürlükteki mevzuata göre, diplomatik, özel damgalı,
hizmet damgalı, umuma mahsus (münferit veya müşterek) ve yaban­
cılara mahsus olmak üzere beş çeşit pasaport vardır.
Mevzuat, bunlardan ilk üçünün Dışişleri, son ikisinin ise İçişleri
Bakanlığınca, daha doğrusu Emniyet Genel Müdürlüğünce ve yetki
tanınan hallerde valiliklerce verilmesini gerektirmektedir. Tatbikatta
ise, umuma ve yabancılara mahsus pasaportlar, İçişleri Bakanlığın­
ca merkezden verilmektedir. Ayrıca, bir süreden beri hizmet damgalı
pasaportlar da İçişleri Bakanlığınca hazırlanmakta ve ancak
tasdik işlemi Dışişleri Bakanlığınca yapılmaktadır.
55 . Umum a ve yabancılara mahsus pasaportları verme yetki­
sinin merkezdeki genel müdürlükte toplanması tıkanıklıklara sebep
olmuştur. Kanun hükümlerine uygun olarak, pasaport verme yetkisi
valiliklere de devredilebilmelidir. Pasaport almak vatandaşa tanın­
mış olan seyahat hürriyetinin tabiî bir sonucu olduğuna göre, bunu
aşırı derecede merkezîleştirilmiş bir görev ve mutlak bir polis hiz­
meti haline getirmekten kaçınmalıdır.
Nüfus Dairelerinin Teftişi
56 . Her yıl sonunda, mahallî Cumhuriyet Savcıları, kaza
çevrelerindeki nüfus dairelerine ait nüfus sicilleriyle vukuat defter­
lerini tetkik edip kovuşturmayı gerektirir bir hal olup olmadığını
tespit etmektedirler. Nüfus idareleri, mahallî mülkî amirin devamlı
ve mülkiye müfettişlerinin devrî teftiş ve murakabesi altında bulun­
duğuna göre, bu şekilde cereyan eden tatbikat İçişleri Bakanlığına
bağlı bir dairenin bir de Adalet Bakanlığınca, yani iki bakanlık
tarafından murakabe edilmekte olduğunu göstermektedir. Zaten
Cumhuriyet Savcıları yaptıkları tetkik sonunda, kovuşturmayı gerek­
tirir bir duruma rastlarlarsa derhal ve resen kovuşturma yapamamakta,
“memurin muhakematı” hakkmdaki hükümlere göre ‘‘gereğinin ifası
için” olayı mahallî mülkî amirliğe bildirmekle yetinmektedirler.
5 7 . Nüfus kayıtlarının savcılık denetimine tabi tutuluşu, hiç
şüphesiz bu kayıtların toplum hayatı bakımından taşıdığı büyük
hukukî değerden ileri gelmektedir. Ancak, yarım yüzyıl önceki ih­
tiyaç ve şartlara göre tespit edilen, Cumhuriyet Savcılarının zaman­
16 6
larının israfına sebep olan, fakat amelî bir fayda sağlamayan bu
görevin iki Bakanlık arasında bir tekrarlama ve tedahül konusu ya­
rattığı açık olarak belirmektedir. Bu bakımdan, Cumhuriyet Sav­
cıları eliyle yapılan, “nüfus idarelerinin vukuat defterleriyle nüfus
sicillerini kontrol” görevi İçişleri Bakanhğına devredilmelidir.
C. DIŞİŞLERİ
Dışişleri Hizmetleri
Devlet hizmetleri arasında önemli bir yer tutan “dışişleri”
hizmeti, hükümet mekanizması içinde ayrı bir birim görevi sayıl­
mağa en elverişli olan hizmetlerdendir. Bunun içindir ki, hemen
hemen bütün devletlerde, daha başlangıçtan itibaren dışişlerini
yürütmekle görevlendirilmiş çok eski İdarî kuruluşlar bulmak
mümkündür. Görevin böyle geleneksel ve yerleşmiş bir mahiyet
taşıması, dışişleri hizmetinin görev dağıtımı konusunda en az me­
sele yaratan bir hizmet olmasını gerektirirdi; fakat, milletlerarası
münasebetlerin gelişmesi bugün öyle bir merhaleye ulaşmıştır ki,
devlet hizmetleri içinde memleket dışındaki olaylarla, faaliyetlerle
ve kuruluşlarla şu veya bu şekilde ilgisi olmayan bir hizmet bulmak
güçleşmiştir. Bu bakımdan, dış münasebetlerin yürütülmesi de, tıpkı
öbür görevler gibi, sorumluluk ve yetki alanı meselelerine yol açan
bir görev haline gelmiş, bu alanda da kesin ve rasyonel çözümlerin
ortaya çıkması gerekmiştir. Böyle bir çalışma yaparken, dışişleri
görevinin geleneksel sahibi olarak Dişişleri Bakanlığını esas almak,
dışişleri konusunda ortaya çıkabilecek meseleleri şimdiki duruma ve
bakanlık yetkilerinin ışığında çözümlendirmek doğru görülmüştür.
Onun içindir ki, önce Bakanlığın kuruluş amacı, görevleri ve kısaca
iç ve dış teşkilâtı gözden geçirilecek, ondan sonra öbür bakanlıklarla
olan münasebetlerine veya yetki çatışmalarına geçilecektir.
Bakanlığın Kuruluş Amacı
I
. Dışişleri Bakanhğmın kuruluş amacını kesin bir ifade ha­
linde herhangi bir kanun metninde bulmak mümkün değildir. Bu
amacı, “ Devletin dış münasebetlerini yürütmek” şeklinde tarif yo­
luna pek tabiî, gidilebihr. Ancak, bu kadar geniş bir tarifin, Devlet
görevlerini Bakanlıklar arasında elverişli bir tarzda paylaştırabilmek
bakımından yeterli olmadığı aşikârdır. Bunun içindir ki, çıkarılacak
yeni bir Dışişleri Bakanlığı görev veya kuruluş kanununda bakan­
lığın amacını açık bir şekilde ortaya koymak ve böylece başka Bakan­
167
lıklarla çıkabilecek görev çatışmalarının çözülmesinde oldukça kesin
bir kıstastan faydalanmak gerekecektir.
2 . Şimdiki halde, Bakanlığın kuruluş amacının kendi bünye­
sindeki dairelerin kuruluş ve görevleri hakkındaki bazı müzekke­
relerden, N A T O Merkez Heyetinin kuruluşu konusundaki 1952
tarihli ve 3/14591 sayılı kararnameden, 6 temmuz 1960 tarihli ve
13 sayılı “ Milletlerarası İktisadî ve M alî Münasebetlerimizin T an ­
zimi Hakkındaki K anun” dan ve Dışişleri Bakanlığıyle ilgili başka
kanunlardan (Pasaport Kanunu gibi) çıkarıp bir bütün halinde or­
taya koymak mümkündür. Ayrıca, dış temsilciliklerin görev ve yet­
kileri hakkındaki 1961 V iyana Sözleşmesi de, bu maksadın tespitin­
de kıyas yoluyle faydalı olabilir.
3 . Bu kaynaklara göre. Dışişleri Bakanlığı’nın amacı şu şekilde
özetlenebilir:
“Devleti ülke dışında temsil görevini yerine getirmek, yaban­
cı ülkelerin ve resmî ve gayri resmî milletlerarası kuruluşların çe­
şitli alanlardaki durumlarını, davranışlarını, gelişmelerini ve mü­
nasebetlerini izleyerek ve gözönünde bulundurarak dış politikadaki
ana hedeflerin belirtilmesinde hükümete yardım etmek, hükümetin
belirteceği esaslara ve milletlerarası hukuk hükümlerine
göre dış
politikayı uygulamak, dış münasebetlerin bu politika ışığı, altında
gelişmesi için gerekli faaliyetleri öbür bakanlıklarla işbirliği yaparak
yürütmek, dış ülkelerdeki vatandaşların himayesini sağlamak.”
Bakanlığın Görevleri
4 . Bakanlığın görevleri teşkilât kanunuyle belirtilmemiş ol­
duğu gibi, tüzük veya yönetmelikler şeklinde de tespit edilmemiştir.
Bu konuda, daha çok yerleşmiş olan temayüllerden ve özellikle dış
temsilciliklerle ilgili olarak, 1961 V iyana sözleşmesinden hareket
edilmektedir. Fakat, başka bakanhklarla ilgili kanunlarda da, Dış­
işleri Bakanlığına düşen bazı görevler bulmak mümkündür. Pasa­
port Kanunu, Yabancıların Seyahat ve İkametlerine Dair Kanun,
Tebligat Kanunu, Noter Kanunu, 6 temmuz 1960 tarihli ve 13
sayılı Kanun ile bazı adlî veya malî kanunlar ve Şehbenderlik N i­
zamnamesi bu gibi kaynaklara misal olarak gösterilebilir.
5
. Çeşitli kanunlar. Dışişleri Bakanlığına genel kuruluş mak­
sadının ışığı altında şu görevleri de yüklüyor:
a . Çok taraflı İktisadî ve ticarî anlaşmalarla iki taraflı ticaret
anlaşmaları dışında, her türlü anlaşma, sözleşme ve anlaş16 8
maları, ilgili başka dairelerle işbirliği yaparak hazırlamak,
müzakere etmek ve sonuçlandırmak;
b . İktisadî, malî ve ticarî dış münasebetlerin siyasî cepheleri
dolayısıyle ilgili dairelerle işbirliği yapmak, bu münasebet­
leri siyasî yönden desteklemek;
c . İkili İktisadî münasebetlerin ve teknik yardımların yürütül­
mesinde, bu işlerle doğrudan doğruya ilgili Bakanlıklara
yardımcıhk ve aracılık etmek, onlara siyasî mütalaa vermek,
bu faaliyetlerin planlanmasına katılmak ve gerekli siyasî
desteği sağlamak;
d . Her türlü milletlerarası kuruluşlarda Türkiye’nin gereği
gibi ve en iyi şekilde temsil edilmesini sağlamak, lüzum
görülen hallerde, temsilin daha başarılı olabilmesi için
ilgili bakanlıkların dikkatini çekmek;
e . N A T O teşkilâtındaki sivil veya askerî Türk temsilcilikleri­
nin Türkiye’deki başhca mercii olmak, bu temsilciliklere
verilecek hükümet talimatını tespit etmek;
f . Türkiye’deki N A T O askerî birliklerine ait hukukî mese­
lelerle meşgul olm ak;
g . N A T O ’nun “ enfrastruktür” çalışmalarını ve N A T O ile il­
gili siyasî, askerî, İdarî, İktisadî ve malî bütün faaliyetleri
koordone etmek;
h . Yabancı memleketlerdeki Türk vatandaşlarının kişi hal­
leri, askerlik ve öğrenimle ilgili işlerini yerine getirm ek;
. i . Dışardaki Türk azınlıklarının emlâk ve kültür varlıklarını
korum ak;
j . İlgili bakanlıklarla işbirliği yaparak Türk kültür varlığını
dışarda tanıtacak faaliyetlerde bulunm ak;
k . Pasaport ve benzeri ^belgeleri, yapılmış veya yapılacak ant­
laşmalara uygun olarak ve İçişleri Bakanlığı ile birlikte
tespit etmek, diplomatik pasaportlar ile '‘özel hizmet” dam­
galı pasaportları verm ek;
1 . Yabancıların Türkiye’deki seyahat ve ikametleri ile kendi­
lerine tanınan imtiyaz ve muafiyetler konusunda gerekli
hizmetleri yerine getirmek, dış memleketlerde Türkiye
için vize verm ek; yabancıların Türkiye ile ilgili işleri için
gerekli görevleri yapmak;
m . Devletin yabancı konuklarıyle ve yabancı diplomatik tem­
silciliklerle ilgili protokol, tören ve ağırlama işlerini yapm ak;
n . Ticarî, malî ve adlî kanunlarda Dışişleri Bakanlığına ve­
rilen çeşitli görevleri yerine getirmek.
169
6,
Görüldüğü gibi, Dışişleri Bakanlığının görevleri çok çeşit­
lidir ve dağınık kaynaklarda gösterilmiştir. Yeni yapılacak bir ku­
ruluş ve görev kanununda bu görevlerin çok daha derli toplu ve
yetki çalışmalarına yol açmayacak şekilde gösterilmesi gerekir. A n ­
cak, görevler sıralanırken, teferruata kaçmamalı ve daha çok, geniş,
fakat açık ifadeler kullanılmalıdır.
7 . Görev ve yetkilerin kesin bir şekilde tespit edilmemiş olması.
Bakanlığın öbür bakanlıklarla olan münasebetlerinde karışıklık
ve tedahüllere yol açmaktadır. Bu karışıklık ve tedahüller, yalnız
öbür bakanlıklar ve dairelerle olan karşılıklı durumlar dolayısıyle
değil. Bakanlığın kendi daireleri arasında da görülmektedir. Özellik­
le İktisadî ve ticarî işler ile kültürel münasebetler konusunda görev
karışımlarıyle sık sık karşılaşılmaktadır.
Bakanlığın Teşkilâtı
8 . İç teşkilât: bir genel sekreter ve dört yardımcısı (siyasî,
ticarî, N A T O işleri ve İdarî işler) ile aşağıdaki dairelerden kurul­
muştur :
Özel Kalem Müdürlüğü,
Hukuk Müşavirliği,
Protokol Dairesi,
Siyaset Planlama Dairesi,
Enformasyon Dairesi,
Siyasî İşler Daireleri (ı,
İktisadî ve T icarî İşler
N A T O Dairesi,
Konsolosluk ve Muhtelit
Personel Dairesi,
İdarî İşler Dairesi,
Araştırma ve Ulaştırma
Ayrıca Bakana bağlı bir
9 .
2, 3, 4, ve 5. daireler),
Dairesi,
Hukuk Dairesi,
Dairesi,
“Yüksek Müşavirlik” vardır.
Dış Teşkilât
a . Temsilcilikler:
Büyükelçilikler ve Elçilikler (şimdiki sayıları: 55),
Başkonsolosluklar ve konsolosluklar (şimdiki sayıları:
28).
b . Devamlı delege bulundurulan milletlerarası kurullar:
Birleşmiş Milletler Teşkilâtı (New York),
K uzey Atlantik Paktı Teşkilâtı (Paris),
Birleşmiş Milletler Teşkilâtı’mn Avrupa Bürosu (Cenevre),
170
Birleşmiş Milletler
Komisyonu (Seul),
Koreyi
Birleştirme
ve
Kalkmdırma
Birleşmiş Milletler Filistin Mültecilerine Yardım ve Baymdırlık Ajansma bağlı İstişarî Komite (Lübnan),
Avrupa Konseyi (Strasbourg).
I o . Çeşitli memleketlerdeki ticaret, basın, millî eğitim ataşe­
likleriyle M illî Savunma Bakanlığı ataşelikleri büyükelçilere veya
elçilere bağlı olarak çalışırlar.
II . Bazı memleketlerde fahri başkonsolosluklar ve konsolos­
luklar bulunmaktadır.
Bakanlığın Öbür Bakanlıklarla Münasebetleri
12 . Dışişleri Bakanlığı, genel olarak, yabancı memleketler ve
milletlerarası teşekküllerle Türkiye’deki Bakanlıklar ve daireler
arasındaki münasebetlere kanallık görevi gören bir merkez şek­
linde çalışmaktadır. Bu bakımdan, çok çeşitli konularda öbür ba­
kanlıklarla münasebetleri vardır. Şüphesiz, konuların hepsini say­
mağa imkân yoktur; ancak, kısaca bir fikir vermek üzere şu konuları
ve ilişkileri sıralamak mümkündür:
a , Genel olarak hukukî ve adlî konularda ve özellikle N A T O
birlikleriyle ilgili hukukî meselelerde Adliye Bakanlığı ile;
b . Yabancıların Türkiye’deki seyahat ve ikametleri ile pasa­
portlar ve kişi halleri konusunda İçişleri Bakanlığı ile;
c . İktisadî, ticarî ve malî konular bakımından (Milletlerarası
Para Fonu, Milletlerarası İmar ve Kalkınm a Bankası, A v­
rupa Ekonomik Misyonu,
Ortak Pazar vs.) M aliye ve
Ticaret Bakanlıkları ve Devlet Planlama Teşkilâtı ile;
d . Genel olarak askerî konularda ve özellikle N A T O ile ilgili
askerî meselelerde ve dışarıdaki vatandaşların askerlik işleri
dolayısıyle M illî Savunma
Bakanlığı ile;
e . U N E S C O , U N IC E F , F A O , Dünya Sağlık Teşkilâtı,
M illet­
lerarası Çalışma Teşkilâtı, Sivil Havacılık Teşkilâtı, Posta
ve Telekomünikasyon Birliği, Dünya Meteoroloji Teşki­
lâtı, Hükümetlerarası İstişarî Denizcilik Teşkilâtı, vs. gibi
milletlerarası kuruluşların çalışmaları veya yabancı memle­
ketlerin tek taraflı faaliyetleri dolayısıyle ilgili bütün ba­
kanlıklarla.
171
Görev Dağılımına Hâkim Olması Gereken Esaslar
13 . Dışişleri Bakanlığı görevlerinin tek bir metinde belirtil­
miş olmaması ve ayrıca milletlerarası münasebetlerin gitgide daha
teknik bir hal alması, Dışişleri Bakanlığının çalışmaları ile öbür
bakanlıkların çalışma alanları arasında görev ayrımı bakımından
her zaman uygulanabilecek sağlam kıstasların bulunmasını zorunlu
kılmaktadır. Aksi taktirde, milletlerarası münasebetler konusunda
yetki ve görev çatışmalarına sık sık rastlanması kaçınılmaz bir sonuç­
tur. Yapılacak yeni bir kuruluş ve görev kanununda gözönünde tu­
tulması gereken temel kıstaslar, meselelerin mahiyetine göre aşağı­
da gösterilmiştir.
Devlet Dairelerinin Yabancı Devletlerle ve M illetlerarası
K uruluşlarla Yapacakları tç ve Dış Temaslar
14 . Genel kural, bu temasların Dışişleri Bakanlığı kanahyle
yapılması olmalıdır. Ancak, milletlerarası münasebetlerin gitgide
daha teknik ve özel bir mahiyet aldığı bir devirde, bu kuralı mut­
lak olarak uygulamağa imkân yoktur. Bu bakımdan, her türlü te­
masın Dışişleri Bakanlığından geçmesinde ısrar etmek doğru olmaz
ve böyle bir kuralı her konuda uygulamak mümkün değildir. Y aban ­
cı devletler ve milletlerarası kuruluşlarla başka bakanlıklar arasında
tamamıyle teknik mahiyette temaslara imkân verilmelidir. Ancak,
Dışişleri Bakanlığınca daha önceden tespit edilecek belli bir politika
çerçevesi içinde yapılması gereken bu temasların veya yazışmaların
genel tutumla ilgili olmasına ihtimal verilen veçhelerinde Dışişleri
Bakanlığının, yazı sureti göndermek şeklinde de olsa haberdar edil­
mesi şarttır. Ayrıca, Dışişleri Bakanlığı, bu çeşit temasların herhangi
bir safhasında, ilgili Bakanlığa başvurarak bilgi edinmek yetkisine
sahip bulunmalıdır.
1 5 . Milletlerarası Çalışma Teşkilâtı, Dünya Sağlık Teşkilâtı,
Sivil Havacılık Birliği gibi özel ve teknik mahiyetteki milletlerarası
kuruluşlarda Dışişleri Bakanlığının rolü, gerekli temaslarda genel
çerçeveyi sağlamaktan ileri geçmemeli; dış politika ile ilgili olmayan
özel ve teknik konularda bakanlıklara yeter derecede tenısil ve temas
imkânı sağlanmalıdır. Aksi tutum. Dışişleri Bakanlığım, dış temas ba­
kımından küçük ölçüde bütün devlet teşkilâtının tekrarı durumuna
getirir ki, bunun yükleyeceği iş hacminin altından kalkmak imkânı
yoktur. Ancak, ilgili bakanlıkların doğrudan doğruya temas edebile­
cekleri milletlerarası ve yabancı kuruluşların neler olduğunu, her
yılki duruma göre, tespit edebilme yetkisi Dışişleri Bakanlığına ait
olmalıdır.
172
ı6 . Çeşitli bakanlıkların kendi faaliyet alanlarına giren konu­
larda dış temaslar için yabancı memleketlerde ataşelik kurmak
istekleri nihaî olarak Dışişleri Bakanlığınca karara bağlanmalı ve
herhangi bir memlekette şu veya bu ataşeliğin kurulmasına lüzum
olup olmadığı bu bakanlıkça tespit edilmelidir. Gerçek bir ihtiyaç
olmadıkça ataşeliklerin sayısını arttırmamak ve Dışişleri Bakanlığı
mensuplarını klasik diplomasi dışına çıkan konularda da ihtisas
ve yetki sahibi kimseler olarak yetiştirmeğe çalışmak temel kural
olmalıdır. Ataşehklerin kurulmasına mutlaka lüzum görülen haller­
de, ataşeler, kendi bakanlıklarıyle olan statü bağlarını muhafaza
etmekle birlikte, bulundukları misyondaki büyükelçi veya elçiye
kesin sorumluluk bağlantısı ile bağlı bulunmalıdırlar. Bu gibi ata­
şelerin tayinlerini kabul veya reddetmek veya tayin edilmiş ataşe­
nin değiştirilmesini istemek Dışişleri Bakanlığının tabiî hakkı olmalı­
dır. Ataşelikler kurulması veya ataşelerin tayinleri yahut değiştiril­
meleri konusunda Dışişleri Bakanhğı tarafından alınmış olan nihaî
kararın Bakanlar K urulu’nda daima söz konusu edilebileceği tabiî­
dir. Dışişleri Bakanlığına tanınmış olacak olan böyle bir hakkı, bu
bakanlığın öbür bakanlıklar üzerindeki tahakkümü saymamak ge­
rekir.
17
. Milletlerarası îm ar ve Kalkınma Bankası ve Milletlerarası
Para Fonu gibi, statüleri ve görevleri bakımından M aliye Bakan­
lığının veya T .C . Merkez Bankasının doğrudan doğruya katılma­
sına imkân veren veya bunu zarurî kılan m illetlerarası ikraz ve
malî düzenleme kuruluşlarında, Dışişleri Bakanlığı ile işbirliğini
muhafaza etmek şartıyle. M aliye Bakanlığının veya T .C . Merkez
Bankasının temsille yetkili kıhnması tabiîdir. Bu konuda yapıla­
cak temaslarda, genel dış politikayla ilgili noktalar ortaya çıktık­
ça Dışişleri Bakanlığı ile işbirliği yapılması şarttır.
M illetlerarası İktisadi İşbirliği
ı 8 . Milletlerarası İktisadî Işbirhği konusu. Dışişleri Bakanlığı
ile M aliye ve Ticaret Bakanlıkları arasında en fazla görev çatış­
masına yol açabilecek olan bir konudur. Bunun için mesele üze­
rinde dikkatle durmak ve konunun çeşitli safhalarında bakanlık­
lara düşen yetki alanlarını kesin olarak belirtmek gerekecektir,
ikinci Dünya Savaşından sonra büyük bir önem kazanan dış yardım
konusu, birçok memlekette olduğu gibi, Türkiye’de de sadece bu
konuyla uğraşacak özel bir teşkilâtın kurulmasını gerektirmişti. 31
mayıs 1949 tarihli ve 5412 sayılı kanunla kurulu Milletlerarası İk­
tisadî işbirliği Teşkilâtı, Dışişleri Bakanlığına bağlanmıştı. Teşkilât
173
milletlerarası İktisadî işbirliği konusunda yalnız dış temaslarla değil,
sağlanan yardımın iç koordinasyon ve dağıtımıyla de sorumlu kı­
lınmıştı. Ancak, kötü uygulama, Dışişleri Bakanını, Milletlerarası
İktisadî İşbirliği Teşkilâtına bağlı işler dolayısıyle memleketin bütün
İktisadî hayatı üzerinde söz sahibi olabilme durumuna getirdi. Bu
kötü uygulamanın yarattığı tepkiyi 6 temmuz 1960 tarihli ve 13
sayılı kanunda görmek mümkündür. Bu kanun. Milletlerarası İk­
tisadî İşbirliği Teşkilâtı (bundan böyle M İİT diye anılacaktır)’nı
Dışişleri Bakanlığından ayırıp M aliye Bakanlığının Hazine Genel
Müdürlüğüne bağlamakta ve ayrıca şu esasları tespit etmektedir:
a . Milletlerarası malî müesseseler ve yabancı memleketlerin
resmî malî müessese ve teşekkülleri ve finansman müesseseleri ile her türlü müzakere ve münasebetler M aliye Ba­
kanlığı tarafından tanzim ve takip edilir (mad. 2).
b . M aliye ve Ticaret Bakanlıkları, ilgili diğer bakanlık ve
dairelerin mütalaalarım almak suretiyle, çok taraflı İkti­
sadî ve ticarî milletlerarası anlaşmaları müştereken mü­
zakere ve intaç eder ve bunların tatbikatını idare eder­
ler (mad. 3).
c . Ticaret Bakanlığı, Maliye Bakanlığı ile ilgili diğer bakan­
lık ve dairelerin mütalaalarını almak suretiyle, iki taraflı
İktisadî ve ticarî milletlerarası anlaşmaları müştereken mü­
zakere ve intaç eder ve bunların tatbikatını idare eder
(mad. 4),
d . Bu kanuna istinaden temsilcihk kurulan memleketlerdeki
malî müşavirliklerle ticaret müşavir ve ataşelikleri heyet
başkanmın emri altında temsilcilik bünyesi içinde vazife
görürler (mad. 8).
19 . Ayrıca, kanunun 9. maddesiyle. M aliye Bakanlığının kuru­
luş ve görevlerinden bahseden 2996 sayılı kanunun 4910 sayılı kanun­
la değiştirilen 11. maddesine, milletlerarası İktisadî işbirliği konu­
sunda da şunlar eklenmektedir:
“Hazine Genel Müdürlüğü ve Milletlerarası İktisadî İşbirliği
T eşkilâtı......... İç ve dış İktisadî ve malî hareketleri takip etmek, ha­
riçte malî temsilciHkler tesis etmek ve bunların çahşmalarını tertip,
tanzim, takip ve idame eylemek, beynelmilel malî müesseselerle,
yabancı memleketlerin resmî malî müesseseleriyle ve alelumum
yatırım ve finansman bankaları ile olan her türlü temas ve müzakere­
lere girişmek, bunları tanzim, takip ve intaç etmek, beynelmilel
İktisadî işbirliği mevzuunda çok taraflı anlaşmalar akti hususunda
174
yapılacak müzakereleri ticaret ve diğer alâkalı bakanlıklarla müş­
tereken icra ve intaç eylemek, münasebetlerde merci olmak, bu mev­
zuda kurulmuş ve kurulacak teşkilâtlar ve Amerikan İktisadî yardım
teşekkülleriyle olan münasebetleri tanzim, bunlarla yapılacak temas­
lara muhatap ve merci olmak, hariçte İktisadî temsilcilikler tesis ve
bunların çalışmalarını tertip, tanzim, takip ve idare eylemek... ile
görevlidir.”
20. 13 sayılı kanun. Ticaret Bakanlığının teşkilât ve vazifele­
rine dair 3614 sayılı kanunun 7. maddesine de bu konuyla ilgili ola­
rak şunları eklemektedir:
‘'Dış Ticaret Dairesi Reisliği, dış ticaret münasebetlerinin tan­
zimi,
bu
hususta
gerekli
mevzuatın
hazırlanması,
ticaret
mukavele ve anlaşmalarının esaslarının tespiti müzakeresi, akdi ve
tatbikatının idaresi. M aliye Bakanlığı ile müştereken çok taraflı
ve milletlerarası İktisadî ve ticarî anlaşmaların ve memlekete mal
ithalini sağlayacak diğer bilcümle anlaşmaların mal mübadeleleri
ile ilgili hükümlerini ihzar anlaşmalarını müzakere, intaç ve bun­
ların mal mübadelesiyle ilgili hükümlerinin tatbikatını idare ve İk­
tisadî işbirliği teşkilâtında vazife ve salâhiyetlerinin ticarî mübade­
leye taalluk eden kısımlarını ifa ve istimal etmek ile vazifelidir.”
21
. Görüldüğü gibi, 13 sayılı kanun, milletlerarası İktisadî iş­
birliği konusunu, dış temsil ve temaslar da dahil olmak üzere, bütü­
nüyle Dışişleri Bakanlığından almakta ve ticarî münasebetlerle
ilgili konular hariç, tamamıyle M aliye Bakanlığına vermektedir.
Bunun daha önceki kötü tatbikata karşı sert ve aşırı bir tepki olduğu
muhakkaktır. Nitekim, kanunun uygulanması, lâfzındaki kadar
aşırı olmamış ve Dışişleri Bakanlığı ile M aliye ve Ticaret Bakanlık­
ları arasında tam bir kopma ve bölünme görülmemiştir. Her üç
bakanlık arasında bugün az çok bir ahengin sağlanabilmesi, kanunun
hükümlerinden çok, yetkililerin davranışları sayesinde mümkün ol­
maktadır. Dışarıda, Dışişleri Bakanlığı teşkilâtından ayrı bağımsız
İktisadî ve malî temsilcilikler kurmak fikri geniş bir uygulama alanı
bulmamıştır. Bu temsilciliklerden Washington’da bulunanı, başgıçta “ bağımsızlık” dolayısıyle ortaya çıkan bazı meselelerden sonra,
T .C . Büyükelçiliği İktisadî ve M alî İşler Müşavirliği adını almış ve
büyükelçinin genel sorumluluğu altına girmiştir. Şimdiki halde, ba­
ğımsız temsilcilik olarak Avrupa İktisadî İşbirliği ve Kalkınma Teş­
kilâtı (O ECD ) yanında bulunan temsilcilik kalmaktadır. İçeride,
Amerikan İktisadî yardım heyetinin veya resmî adiyle Milletlerarası
Kalkınm a Dairesi (A ID )’nin Türk hükümetiyle resmî temasları M a­
liye Bakanlığındaki M İİT vasıtasıyle olmakta, Dışişleri Bakanlığı
175
bu temasların dışında kalmaktadır. Ancak, gerektikçe M IİT ile Dış­
işleri, Ticaret Bakanlıkları ve D P T arasında temaslar yapılmakta­
dır; fakat bugünkü işlerin büyük çatışmalara meydan vermeden
yürütülebilmesi, milletlerarası İktisadî işbirliği konusunun sağlam
kıstaslara bağlanmaması için bir sebep teşkil edemez. Bu bakımdan,
kurulumuz, bazı esaslardan hareket edilebileceğini tespit etmiş, ancak
bu esasların götürebileceği çözüm yolları bakımından bir tek sonuç
ortaya koymaktansa, takip edilebilecek alternatifleri belirtmeyi
uygun bulmuş ve bunlar arasında bir seçim yapmayı sorumlulara
bırakmıştır. Hareket esasları ve götürdükleri çözüm yolları şunlardır:
22. Milletlerarası İktisadî İşbirliği konusu (a) ihtiyaçların
tespiti, (b) gerekli temasların ve müzakerelerin yapılması, (c) antlaş­
maların imzalanması, (d) yardımla ilgili iç faaliyetlerin yürütül­
mesi bakımından D P T ile Dışişleri ve Maliye Bakanlıkları başta
olmak üzere bütün devlet teşkilâtını ilgilendiren bir konudur. Bu ba­
kımdan, kabine içinde, İktisadî işbirliği konusuyle ilgili bakanlar
seviyesindeki koordinasyon daha önce esasları belirtilen komite
sistemi yoluyle, verimli ve süratli şekilde düzenlenmelidir. D PT ,
Dışişleri, Maliye, Tarım , Sanayi Bakanlıkları ile T .C . Merkez Ban­
kası temsilcilerinin katıldıkları yüksek seviyede bir koordinasyon
kurulu olan “ Dış İktisadî Münasebetler Komitesi” birçok mesele­
nin Bakanlar Kuruluna, hatta bakanlararası koordinasyon komite­
lerine çıkmadan çözümlenebileceği bir yer olmalıdır. Bu bakımdan,
bu komite ile dış yardım konularındaki merkezî koordinasyon çalış­
malarını yapmak, bakanlıklararası komitelere yardımcı olmak ve bü­
tün çalışmalara temel hükümet politikasının hakim bulunmasını
gözetmek üzere Başbakanlığa bağlı ve mahdut büyüklükte bir mer­
kezî birim meydana getirilmelidir.
23. Yukarı seviyede bir koordinasyon uzvunun bulunması,
bakanlıklara düşen sorumlulukların kesin olarak belirtilmemesi
için bir sebep sayılamaz. Bu bakımdan, nihaî yetkilerin ve sorumlu­
lukların şu şekilde dağıtılması teklif edilebilir:
a . Milletlerarası İktisadî işbirliği konusundaki ihtiyaçlar ve
özellikle dış yardım ihtiyaçları, uzun vadeli planlar ve yıllık prog­
ramlar yapılırken, Devlet Planlama Teşkilâtınca, Maliye Bakanlığı
başta olmak üzere ilgili bütün bakanlıklarla yapılacak temaslar
sonunda tesbit edilmiş olacak ve böylece, yıllık ve daha uzun süreli
dış yardım ihtiyaçları, plan ve programların ışığında ortaya konacak,
yapılan dış temaslarda amaç olarak ne kadar bir ihtiyacın karşılan­
ması gerektiği meydana çıkmış olacaktır. Bu esaslara göre. Hazine
durumunu ve ihtiyaçları günü gününe takip etmek ve hazırlanmış
176
planlar ve programlar çerçevesinde carî ihtiyaçları belirtmek M ali­
ye bakanlığının sorumluluğuna girmektedir,
b . Gerekli görülen dış yardımın elde edilmesi için temasları
yapmak, müzakereleri yürütmek, antlaşmaları imzalamak Dışişleri
Bakanlığının sorumluluğu olm alıdır; çünkü İktisadî işbirliği ve özellikle
dış yardım için yapılacak temaslar, tamamıyle İktisadî ve malî
konular çerçevesinde kalmayan, genel diplomasinin imkânlarından
faydalanmayı, başka konularla ilgili müzakere gücünü ve meseleleri
dış politikanın genel çerçevesi içine oturtmayı gerektiren temaslar
olabilir. Bu ihtiyaçlara en iyi cevap verebilecek olan bakanlık
da Dışişleri Bakanlığıdır. Dışişleri Bakanhğı bu görevini, mutat
misyonları yoluyle yerine
getirebileceği gibi gerekli görülen
hallerde (O E CD gibi) mahallî misyonlardan ayrı özel misyonlar
da kurabilir. İktisadî işbirliği ve dış yardım konusunda temas ve
temsil sorumluluğunun Dışişleri Bakanlığına tanınması M aliye Ba­
kanlığındaki veya başka herhangi bir bakanlıktaki teknik eleman^
ların ve uzmanların bu temaslara katılmayacağı, gerekli misyon­
larda görev alamayacağı, hatta lüzum görüldükçe bu temasları fiilen
yürütmeyeceği şeklinde anlaşılmamalıdır. Aksine, meselenin mahiyeti
icabı, diplomasiden çok, teknik konularla uğraşmak gerekeceği için,
ilgili bakanlıkların ve bu arada Maliye Bakanlığı mensuplarının mu­
tat veya özel misyonlarda görevlendirilmeleri gerekecektir. Bu
görevlerin statü ve maaş bakımından kendi bakanlıklarıyle ilgilerini
muhafaza etmeleri fakat sorumluluk bakımından dışarıdaki misyon
başkanma bağlı sayılmaları doğru olacaktır. Ataşelerin tayinleri
ve değiştirilmeleri bakımından Dışişleri Bakanlığına tanınan yetkiler,
bu görevliler bakımından da tanınmalıdır. Ancak yine meselenin
mahiyeti icabı, ilgili bakanlıklar ve en başta Maliye Bakanlığı ile bu
görevliler arasında teknik teferruat için doğrudan doğruya yazış­
malara imkân verilmesi ve bu konularda mutlaka Dışişleri Bakanlığı
kanahndan geçilmemesi, bu Bakanhğm bir kayıt ve nakil merkezi
haline gelmemesini sağlayacaktır. Öte yandan Dışişleri Bakanlığı
da, kendi mensupları arasında, bu çeşit konularda yetki sahibi ola­
bilecek iktisat bilgisi kuvvetli kimselerin yetiştirilmesine önem vermehdir.
c . Devlet dairelerinin milletlerarası teşekküller ve yabancı
devletlerle iç ve dış temaslarını Dışişleri Bakanlığı kanalıyle yap­
maları kuralı milletlerarası İktisadî münasebetler ve dış yardım
konusunda da uygulanacaktır. Ancak, başka birçok teknik konu­
da olduğu gibi burada da, sürat ve verim sağlayabilmek isteni­
yorsa, bu kuralın sonuna kadar götürülmesinden kaçınılmalıdır.
Meselâ, M aliye Bakanlığı görevlileri ile yabancı devletlerin ve mil­
177
letlerarası kuruluşların temsilcileri arasında malî işlemlerle ilgili
tamamıyle teknik mahiyetteki temaslara imkân verilmeli, ancak
bu teknik temas ve yazışmaların genel tutumla ilgili olabilecek veç­
helerinden Dışişleri Bakanlığı yazıyla veya başka yollarla haberdar
edilmelidir. Ayrıca Dışişleri Bakanlığı, dış temaslar bakımından
gerekli görülen hallerde, bu temasların durumu hakkında bilgi is­
temek yetkisine sahip olmalıdır.
d . Sağlanan dış yardımların, uzun vadeli planlara, yıllık prog­
ramlara veya, bazı hallerde, yardım alınırken kabul edilmiş bulunan
kullanılış şartlarına göre iç temasları kurmak ve gerekli koordinas­
yonu yapmak bugün M aliye Bakanlığındaki Milletlerarası İktisadî
işbirliği Teşkilâtı’nm sorumluluğundadır. Ancak bu mahiyette bir
teşkilâtın merkezî hükümet mekanizması içindeki en elverişli yerini
tayin bakımından bazı güçlükler vardır. Araştırmada, dış yardımın
iç dağıtımını gerçekleştirmek ve gerekli koordinasyonu sağlamak
görevini, şimdi olduğu gibi M aliye Bakanlığı veya daha önceden
olduğu gibi Dışişleri Bakanlığı bünyesi içinde yerine getirmekteki
fayda ve sakıncalar karşılaştırılmıştır. Görevin M aliye Bakanlığı bünye­
si içinde ve özellikle Hazine Genel Müdürlüğü çerçevesinde yerine
getirilmesi, gerekli hazine işlemlerinin yapılmasında ve koordinasyon
sağlama bakımından. Bakanlık elindeki çeşitli imkân ve müeyyidelerin
kullanılmasında kolaylıklar sağlamakta, aynı zamanda bu konuları
yakından bilen personelin nakil işlemlerine başvurulmaksızın çalış­
tırılmasını mümkün kılmaktadır. Ancak, M aliye Bakanlığının öbür
bakanlıklar üzerindeki fiilî hâkimiyetini ve yavaşlatıcı etkisini art­
tırır mahiyette olduğu ve Bakanlığı kendi yetki alanının çerçevesini
aşan dış temas konularına karıştırdığı için böyle bir çözüm uygun
görülmemiştir. îç veçheyle ilgili görevin, 6 temmuz 1960 tarihli
ve 13 sayılı kanundan önce olduğu gibi Dışişleri Bakanlığına veril­
mesi ise, bu Bakanlığı memleketin İktisadî politikasına etki göstere­
bilecek kararlarda yetkili kılmak anlamına gelir ki, bunun geçmiş­
te ortaya çıkardığı sakıncalar teferruatıyle anlatılmaya lüzum gös­
termeyecek kadar aşikârdır. Bu bakımlardan, genel koordinasyon göre­
vi ve genel sorumluluk ile, dış yardımların iç dağılışındaki teknik gö­
revler ve sorumluluklar arasında bir ayırım yapmak, genel koordi­
nasyon görevini ve genel sorumluluğu Başbakanlıktaki mahdut
hacimli merkezî kuruluşa vermek, geri kalan görevleri ve sorum­
lulukları da Maliye Bakanlığına tanımak en elverişli yol olarak gö­
zükmüştür. Böylelikle, dış yardım işlerinin yönetimi bakımından
şimdiye kadar şikâyet konusu olan yetki çatışmaları önlenmiş olacak.
M aliye ve Dışişleri Bakanlıkları da dahil olmak üzere, bütün bakan­
lıklar arasında koordinasyon sağlayabilecek bir makam kurulacaktır.
178
e . Dış yardımlar sağlandıktan sonra, genel koordinasyon gö­
revi ve genel sorumluluk Başbakanlıktaki mahdut ölçülü merkezî
kuruluşta olmak şartıyle, yardımların dağıtımıyla ilgili hazine iş­
lemlerini yapmak, dış yardımın kullanılışı bakımından malî koor­
dinasyonu sağlamak, bu konulardaki carî ihtiyaçları karşılamak
M aliye Bakanlığı’nın görevi olmakta devam etmeli, bu Bakanlıktaki
Milletlerarası İktisadî İşbirliği Teşkilâtı, Dışişleri Bakanlığına ve
Başbakanlıktaki merkezî birime devredilen sorumluluklar dışında
kalan görevleri yerine getirecek şekilde teşkilâtlandırılmahdır.
Ticaret Antlaşmaları
24.
6 temmuz 1960 tarihli ve 13 sayılı kanun, ticarî antlaş­
maların imzalanması yetkisini mal mübadelesiyle ilgili kısımlar
bakımından. Ticaret Bakanlığına vermiştir. M İİT dolayısıyle
ortaya konan düşünceleri bu konuda da tekrarlamak mümkün­
dür. Burada da, dış temaslar bakımından genel sorumluluğu Dış­
işleri Bakanlığına vermek, fakat ticarî antlaşmaların hazırlanma­
sından, müzakerelerin teknik veçhelerinin yürütülmesinden T ica­
ret Bakanlığını sorumlu tutmak gerekecektir. Ticaret Bakanlığınca
gönderilecek ticaret müşavirlerinin ve ataşelerinin, elçiliklere bağh
olarak çalışmaları da bu kuralın tabiî bir sonucu olacaktır. M illet­
lerarası İktisadî işbirliği konusunun dış temsille ilgili meselelerini
yukarıdaki şekilde çözmekle, ticaret müşavir veya ataşelelerinin
özel misyonlara bağlı bulunup bulunmamaları meselesi de kendi­
liğinden ortadan kalkacaktır. Zaten, normal tatbikat da, ataşelerin
elçiliğe bağlı olarak çalışmaları şeklindedir.
Teknik Yardım
25
. Dışişleri Bakanlığı ile öbür bakanlıklar ve özellikle M ali­
ye Bakanlığı arasında görev çatışmalarına yol açabilecek başka
bir konu da “ teknik yardımadır. Şimdiki halde, bu iki bakanlık
arasındaki görev ayrımı bakımından takip edilen kıstas şudur: İk­
tisadî mahiyeti tali derecede kalan çok tarafh milletlerarası teşek­
küllerin teknik yardımlarıyle ve Amerikan teknik yardımları dışın­
da kalan bütün iki taraflı teknik yardımlarla Dışişleri Bakanlığı,
İktisadî mahiyetleri ağır basan milletlerarası teşekküllerin teknik
yardımlarıyle ve Amerikan teknik yardımıyle M aliye Bakanlığı
uğraşmaktadır. Bu kıstasa göre, meselâ Birleşmiş Milletler Teşkilâtı
ve N A T O veya C E N T O teknik yardımlarıyle Dışişleri Bakanhğı,
O E C D ve A ID teknik yardımlarıyle de M aliye Bakanlığı’ndaki “H a­
zine Genel Müdürlüğü ve Milletlerarası İktisadî İşbirliği Teşkilâtı”
179
içinde bir servis meşgul olmaktadır. Böylece, N A T O bilimsel araştır»
ma burslarıyle Dışişleri Bakanlığı meşgul olduğu halde, A ID ’nin
.aynı mahiyetteki burslarına M aliye Bakanlığı bakmaktadır.
26. Bu, teknik yardımın “menşeine göre” yapılmış bir ayır­
madır. Oysa, tıpkı İktisadî işbirliği ve ticarî antlaşmalar konularında
olduğu gibi, burada da teknik yardım konusundaki dış temaslar (yar­
dımın sağlanması gerekli müzakerelerin yürütülmesi ve sonuçlan­
dırılması, dış münasebetlerin devam ettirilmesi) ile, sağlanan teknik
yardımın memleket içinde paylaştırılması, belli bir programa göre
yürütülmesi sorumluluklarını, iki ayrı safhanın sorumlulukları olarak,
birbirinden ayırmak gerekir. Menşe bakımından yapılan şirridiki ayırım,
bu iki safhayı da birbirine karıştırmaktadır. Akla daha uygun bir ayı­
rım, dış temas sorumluluğunun Dışişleri Bakanlığına, yardımın
uygulanmasındaki genel koordinasyon ve gözetim sorumluluğunu
da Başbakanlıktaki mahdut hacimli merkezî kuruluşa bırakmak
şeklinde olmalıdır. Böylece İktisadî ve teknik yardımların da tek
yerden koordinasyonu sağlanmış olacaktır.
27. Aslında, çok geniş bir alanı kapsayan ve çeşitli safhalar
gösteren teknik yardım konusunu bir bütün olarak ele almak ve ye­
niden düzenlemek gerekir. Bunun için şu esasları şimdiden belirt­
mek mümkündür:
a . Teknik yardım, mahiyeti itibariyle bütün bakanlıkları ve
daireleri ilgilendiren bir konudur. Her bakanlık ve dairenin kendi
ihtiyaçlarını tek başına tespit etmesinin ve bunun için münferit
temaslara geçmesinin mahzurları aşikârdır. Maksat, ortadaki im­
kânlardan azami faydayı sağlamak olduğuna göre, bu amacı ger­
çekleştirecek merkezî bir kuruluşa ihtiyaç vardır. Bütün mesele,
böyle bir görevin ne derece merkezîleştirilebileceği noktasında top­
lanmaktadır. Şimdiki halde. M aliye Bakanlığının meşgul olduğu
teknik yardım programları için böyle bir merkez îleştirmeğe gidil­
miştir. Bütün teknik yardım programlarını kapsayacak bir merkezî­
leştirmede Maliye Bakanlığının bu konuyla ilgili olarak yaptığı
çalışmalardan geniş ölçüde faydalanılacağı muhakkaktır.
b . Teknik yardım konusundaki ihtiyaçların tespitinde, plan­
lama çalışmalarından faydalanmak şarttır. Her bakanlık veya daire,
ihtiyaçlarını bildirirken, uzun vadeli planla ve yıllık programlarla ken­
disine gösterilmiş olan hedefleri gözönünde tutmalıdır. Bu ihtiyaç­
lar, merkezî organa bildirilecek ve bu organ, yine uzun vadeli plan­
ları ve yıllık programları dikkate alarak ihtiyaçları birbirleriyle
uzlaştırmaya, hepsini planda tespit edilmiş bulunan hedeflerle ahenkli
kılmaya çalışacaktır. Ayrıca, yeni çıkan veya ortadan kalkan teknik
180
yardım imkânlarına göre de gerekli ayarlamaları devamlı şekilde yap­
mak gerekecektir,
c . Teknik yardım konusundaki ihtiyaçlar tespit edildikten
sonra, bunların sağlanması için gerekli dış temasları yapmak, müza­
kereleri yürütmek, antlaşmaları imzalamak ve yabancı makamlar­
la memleket içinde yapılacak teknik temaslara göre gerekli çerçeveyi
tespit etmek Dışişleri Bakanlığının görevi olmalıdır. Şimdiki halde Dışiş­
leri Bakanlığının merkez teşkilâtında görülen çeşitli dairelerin, bir­
birlerinden ayrı olarak az çok, aynı mahiyetteki teknik yardım konularıyle uğraştıkları anlaşılmaktadır. Bu çalışmalara daha derli
toplu bir şekil verebilmek için Bakanlık içinde de bu konunun yeni­
den düzenlemeye tabi tutulması gerekecektir.
d . Teknik yardım konusunun merkezîleştirilmesi bununla il­
gili bütün işlerin tek elde toplanacağı şeklinde anlaşılmamalıdır.
Her bakanlık kendi yetki alanına giren teknik yardım programları­
nın yürütülmesinden ve yönetilmesinden en başta sorumlu olmalı­
dır. Meselâ, M illî Eğitim Bakanlığı, inceleme burslarından fayda­
lanmak, öğretmen ve öğrenci mübadelesine girişmek gibi faaliyet­
lerine yine kendi sorumluluğu altında devam etmelidir. Ancak, mer­
kezî bir organın bu çalışmalara başlangıçta bir yön vermesi, belh
esaslara bağlaması ve iyi uygulanıp uygulanmadıklarına bakması,
şimdiye kadar başıboş bırakılmış olan ;bir alana çekidüzen getirecek­
tir.
Teknik yardım konusunun, genel yön verme bakımından mer­
kezileştirilmesi, ilgili bakanlıklara tanınacak yetki alanının başarı
derecesine göre daraltılıp genişletilebilmesine de imkân verecektir.
T eknik yardımın yönetiminde başarı gösteren bakanlıklara merkezî
birim tarafından daha geniş bir yetki alanının tanınması öbür bakan­
lıklar üzerinde teşvik edici bir rol oynayacaktır. Merkezî bir birimin
bulunmaması halinde, çeşitli başarı derecelerini tespit etmek ve teş­
vik çarelerini uygulamak mümkün olmayacaktır.
e . Daha geniş bir çerçeve içinde teknik yardım programlarının
düzenlenmesiyle görevlendirilecek olan merkezî birimin en önemli
meselelerinden biri de teknik yardım
programlarının takibidir.
Programlardan memlekete gerekli faydanın sağlanıp sağlanamadı­
ğını, bunlarla ilgili olanların sorumluluklarını yerine getirip getire­
mediklerini tespit bakımından bazı usullerin ve müeyyidelerin bir
elden uygulanması gerekecektir.
181
IV
MALÎ VE İKTİSADÎ GÖREVLER
A. MALÎ ÎDARE
Malî tdare Hizmetleri
1 . “ M alî Idare” ce görülmesi gereken malî hizmetler, genel
olarak şunlardır:
a . Kam u gelirlerinin merkezî ve mahallî kamu kuruluşlarma
dağıtılması, gelir kanunlarının hazırlanması, bu kanunlara göre
devlet gelirlerinin, tarh, tahakkuk ve tahsili;
b . Devlet bütçesinin hazırlanması ve uygulanması, bununla
ilgili olarak devlet giderleri konusunda ana kanunların hazırlan­
ması, uygulanması ve devlet masraflarının ödenmesi;
c . Devlet gelirleriyle giderleri arasındaki zaman ve mekân
farklılıklarının devlet ödemelerine tesir etmemesi için gerekli nakit
ve hazine işlemlerinin yapılm ası;
d . Devlete ait malların idare edilmesi, kayıtlarının tutulmaması;
e . Devlet aleyhine açılan malî davalara muhatap ve devletin
açacağı davalarda taraf olunması;
f . Para basılması ve tedavülü, döviz ve kredi politikalarının
uygulanması;
g . Devlet, gelir, gider ve ayniyat hesaplarının tutulması ve
bu hesapların kontrol edilmesi ve denetlenmesi;
h . Devlet borçlarının idaresi;
i . M alî hizmetin denetlenmesi.
Malî İdarenin Organları
2 . Türk idare sisteminde, yukarıdaki kamu hizmetlerinin yü­
rütülmesini kanunlar şu kuruluşlara vermiştir:
18 2
a.
b.
c.
d.
e.
M aliye Bakanlığı,
Gümrük ve Tekel Bakanlığı,
T .C . Merkez Bankası,
Amortisman ve Kredi Sandığı,
Sayıştay.
Maliye Bakanlığının Görevleri
3 . Bakanlığın kuruluş kanununda teşkilâtın amacı gösteril­
memiş olmakla beraber, kuruluş kanununun tüzüğünde (2/4903
sayılı ve 7.7.1936 tarihli kararnameye ek) amaç, ‘‘Devletin malî
idaresini memleketin İktisadî kalkınmasına ait mesai ile hemahenk
olarak yürütmek” şeklinde ifade edilmiştir. Bu ifadeye göre mali
idare ile “memleketin İktisadî kalkınmasına ait mesai” olarak anı­
lan İktisadî politika” arasında bir ayırım yapılmakta ve M aliye
Bakanlığının tespit edilen İktisadî politikaya uygun bir şekilde malî
idarenin yürütülmesinden sorumlu olduğu belirtilmektedir. Sonra
çıkarılan kanunlarda bu ayırıma dikkat edilmemiş ve Bakanlığa,
malî işlerin yürütülmesi yanında İktisadî politikanın tespiti konusun­
da da birçok görevler verilmiştir. Burada, önce Bakanlığın malî
olmayan görevleri üzerinde durulacak, sonra malî işlerle ilgili görev­
leri incelenecektir.
Maliye Bakanlığının İktisadî Görevleri
4 . M aliye Bakanlığı, teşkilât kanunu ve başka birçok kanun­
la iktisat politikasının tespiti ve yürütülmesi ile ilgili pek çok görevi
üzerine almıştır. Bu görevler “umumî yatırım politikasının esaslarını
tespit, İktisadî devlet teşekküllerinin yatırım politikalarının tespiti,
dış İktisadî münasebetlerin düzenlenmesi, beynelmilel İktisadî işbirli­
ği mevzuunda çok taraflı anlaşmalar akdi hususunda yapılacak mü­
zakereleri Ticaret ve diğer alâkalı bakanlıklarla müştereken icra
ve intaç eylemek, bu mevzuda kurulmuş ve kurulacak teşkilâtlar
ve Amerikan İktisadî yardım teşekkülleri ile olan münasebetlerin
tanzim, bunlarla yapılacak temaslara muhatap ve merci olmak,
hariçte İktisadî temsilcilikler tesis ve bunların çahşmalarını tertip,
tanzim, takip ve idare eylemek, millî paranın tedavül ve istikrarını
ve devletin para siyasetini tanzim ve idare etmek” (13 sayılı ve 6
temmuz 1960 tarihli kanun mad. 2) gibi çok geniş alanlara yayıl­
mıştır. Bu, birtakım zorlayıcı sebeplerle olmuştur. En önemli sebep,
kalkınma hedeflerinin yatırım ve harcama sınırları ile iç ve dış kaynak
ihtiyaçlarının tespiti gibi, genel iktisat politikası ile ilgili hususlarda
bir devlet kuruluşunun bulunmamasıdır. Maliye Bakanlığının, dış
183
İktisadî münasebetlerin düzenlenmesi ve dış temsil konularında,
Dışişleri Bakanlığınca görülmesi gerekli hizmetleri yüklendiği de
açıktır.
Devlet Planlama Teşkilâtıyle İşbölümü
5 . 1960 yılında Devlet Planlama Teşkilâtı’nm kuruluşu, o za­
mana kadar M aliye Bakanlığınca yürütülen çeşitli İktisadî politika
ve koordinasyon hizmetlerini daha geniş bir çerçeve içinde düzen­
lemek ve böylece ilgililer arasında işbirliği sağlamak imkânlarını
arttırmıştır. Artık, İktisadî politikanın tespiti, yerine göre M aliye
Bakanlığının, Merkez Bankasının, ilgili bakanlık ve kuruluşların
ilk safha hazırlıklarını ve “laboratuvar çalışmaları” m yapacakları,
Devlet Planlama Teşkilâtı’nm formüle edeceği ve hükümetin karar­
laştıracağı bir iş olacaktır.
6 . Devlet Planlama Teşkilâtı, Beş Yılhk Kalkınma Planını ve
bunun yıllık uygulama programlarını bütün devlet kuruluşlarının
yardımı ile hazırlayacaktır. Bu suretle, malî kaynakların hazırlan­
ması, gelir politikasının tespiti, yıllık devlet yatırımlarının kaynak­
lara göre ayarlanması, özel sektör yatırımlarının malî kaynaklara
tesiri, yıllık tasarruf hacmi ve bunun yatırıma kanalize edilmesi,
yıllık ithalât ve ihracat miktarlarının tespiti ve bunun millî tüketim
ve yatırım harcamaları üzerindeki tesirleri gibi iktisat politikasının
çerçevesini teşkil eden unsurlar belirmiş olacaktır. M aliye Bakan­
lığının bu alandaki görevi, bilgileri, imkânları, tatbikat sonuçlarını
ve tecrübeleri planlamaya aktarmaktır. Planın sorumluluğu hazır­
layıcı dairenindir.
İktisat Politikasımn Yürütülmesi
7.
İktisat politikasının yürütülmesindeki sorumluluk, hükü­
met içinde sorumlu icracı bakanlarındır. Para, kredi, faiz politika­
larından Maliye, dış ve iç ticaretten Ticaret, sanayileşme politika­
sından Sanayi ve başka kalkınma politikalarının icrasından da ilgili
bakanlıklar sorumlu bulunacaklardır. M aliye Bakanlığının faiz,
kredi ve döviz politikalarındaki sorumlulukları ve Ticaret Bakanlığıyle görev bölüşülmesine Raporda, yeri geldikçe daha açık şekilde
temas edilecektir. Ancak, şurasını hemen belirtmek gerekir ki. M aliye
Bakanlığının, para, kredi ve faiz politikaları alanındaki sorumluluk­
larını yeterli bir şekilde yerine getirebilmesi için, bu Bakanlık ile
Merkez Bankası ve Amortisman ve Kredi Sandığı gibi para, kredi
ve faiz pohtikasmm başlıca araçları olan kurumlar arasında daha
sıkı bir görevsel bağlantının meydana getirilmesi şarttır. İktisadî
184
kamu teşebbüsleri Raporun alanı dışında kaldığı için bu noktaya
sadece işaret edilmekle yetinilmiştir.
8 . Yukarıdaki esastan hareket edince. M aliye Bakanlığının
aşağıdaki görevleri ilgili teşkilâtlara veya bakanlıklara verilmelidir:
a . Genel yatırım
politikasının esaslarını tespit,
b . İktisadî Devlet Teşebbüslerinin yatırım politikalarını tespit,
c . Dış İktisadî münasebetleri düzenleme,
d . İki taraflı ve çok taraflı anlaşmalar akdi hususunda müza­
kereleri yapma ve sonuçlandırma,
e.
Bağımsız İktisadî ve malî temsilcilikler kurma (dış temsil
görevi yapanlar nezdinde maliye ve iktisat müşavirleri bulundurma
görevi saklı kalmak şartı ile).
Merkez Bankası İle Münasebetler
9 . İktisat politikasının yürütülmesinde iki büyük görev kanunla
Merkez Bankasına verilmiştir. Bunlardan birisi reiskont nispetini
tespit, öbürü de kambiyo kurunu (döviz alış satış fiyatlarını) tespit
ve ilândır. Bilindiği üzere reiskont nispeti para arzının en önemli
musluğudur. Geçen 33 yılda Merkez Bankası bu görevini yaparken
bir “römork” olmaktan kurtulamamıştır. K ur politikasında da.
Banka hareket serbestisini kullanamamıştır. Burada M aliye Teşki­
lât Kanununun 11. maddesindeki Bakanhk yetkileri ile Merkez
Bankasının yetkileri arasındaki pek açık tedahüle işaretle yetinilecektir.
10 . 4910 ve 13 sayılı kanunlarla değiştirilen M aliye Bakanlığı
teşkilât kanununun 11, maddesinde “ ...... tediye muvazenesinin
hazırlanmasında tatbik olunacak esasları tespit, bu esaslara göre
Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası ile müştereken tediye muva­
zenesi izhar eylemek, kısa, orta ve uzun vadeli kredilerle faiz hadlerini
memleket ekonomisi icaplarına göre tanzim ve mevduatın korun­
ması için lüzumlu esasları tespit ve bu hususta T .C . Merkez Bankası
ile birlikte gerekli tedbirleri ittihaz eylemek. Bankalar Kanununun tat­
bikatını tanzim ve idare etmek. Bankaları murakabe eylemek, ......”
görevleri vardır.
Bu görevler Bakanlığa
ait iken. Merkez
Bankasının kendi başına bir reiskont ve kambiyo kuru tespit
ve ilân edeceğine dair 1715 sayılı kanunla verilmiş yetkiler hayalî
olmağa mahkûmdur ve öyle de olmuştur. Burada, bu görevlerin M er­
kez Bankasına ait olacağı iddia edilmeyecektir. Eğer bu, düşünüle­
bilir bir çözüm yolu olsaydı, geçmiş devirdeki bütün İktisadî politi­
185
kanın sorumluluğunu Bankanın idare meclisine yüklemek gerekirdi.
Bu yapılmamıştır ve yapılamaz da. Yapılabilecek şey, Bankaya ait
bu yetkilerin aslında hükümet
görevi olduğunu kabul etmektir.
1 1 . Bakanlık Teşkilât kanununun aynı maddesindeki banka­
ların takip edecekleri mevduat-ikrazat, karşılık ve mevduat karşılığı
ayırma, ihtiyat ayırma gibi muamelelerin kontrolünün M aliye Ba­
kanlığınca takip edilmesini de doğru bulmak imkânı yoktur. Bu
görevler Merkez Bankasının görevleridir. Böyle yetkilerden mahrum
bir Merkez Bankasının para arzına hâkim olabileceği kabul edilemez.
Bankaların kamu düzenini ilgilendiren yasaklara uyup uymadıklarını
kontrol M aliye Bakanlığına ait olmalıdır. Bu görevler malî denetle­
menin organlarınca (Bankalar yeminli murakıpları) yürütülecek,
yürütülmemesinden doğacak sorumluluklar M aliye Bakanlığınca
benimsenecektir.
12 . Tediye muvazenesini denkleştirmede “kur” tespiti yetki­
sinin Merkez Bankasına ait olacağını kabul etmek imkânsızdır. M illî
ekonominin mal arz ve talebini ayarlayacak şekilde “kur” politika­
sının tespitini açıkça hükümet görevlerinden saymak, kur politikasını
Devlet Planlama Teşkilâtı ve M aliye Bakanlığının bilgi ve tecrü­
belerinden istifade edecek bir mekanizma içerisinde kararlaştırmak
ve yürütmek, Bankayı da başka ekonomi aletlerini kullanma yetkisi
içerisinde tutmak uygun olacaktır.
13 . Dış ticaret politikasının uygulanması, bir yandan devlet­
lerarası antlaşmalar, milletlerarası kuruluşlarla temaslar bakımın­
dan Dışişleri Bakanlığını, ithalat ve ihracat madde ve fiyat politika­
ları uygulanması yönünden Ticaret Bakanlığını, ticarî bilançonun,
tediye dengesindeki ana unsur olması dolayısıyle M aliye Bakanlığını
ve gümrük tarifelerinin uygulanması açısından da Gümrük ve Tekel
Bakanlığını ilgilendiren bir karma hizmettir. Bu özelliği, görevin,
ilgili kuruluşları. Devlet Planlama Teşkilâtının koordinasyon görevi
ışığı altında birlikte çalıştırmakla yürütülebilecek bir görev olduğunu
ortaya koyar. Sorumluluğun yalnızca M aliye Bakanlığına ait ol­
mayacağı aşikârdır» D P T kurulmadan önce Mâliyenin bir numaralı
sorumlu görülmesine sebep, bu Bakanlığın koordinasyon işini de
yapmasıydı.
Başka Ortak Görevler
14. Bazı görevlerin yürütülmesinde M aliye Bakanlığı ile plan­
lama ve personel teşkilâtları arasında koordinasyonun sağlanması
gereklidir. Bunları şöyle sıralamak mümkündür:
a . Genel para politikasının düzenlenmesinde D P T ile;
18 6
b . Genel kredi politikasının düzenlenmesinde D P T
ile ;
c . Gelirlerin kamu kuruluşları arasındaki dağılışında içişleri
Bakanlığı (bugünkü duruma göre) ve D P T ile;
d . Devlet gelir politikasının tespitinde
olan yakın ilgisi dolayısıyle), D P T ile;
(İktisadî politika ile
e . Bütçenin hazırlanmasında D P T ile;
f . Personel işleri ile ilgili masraf konuları (kadrolar, maaş,
ücret, dış yevmiyeler, dışarıda ödenen maaşlar, yolluklar ve başka
özlük hakları) dolayısıyle D P T ile.
15 . Bütün bu hizmetler yalnızca bir bakanlık veya kuruluşa
verilmeyecek niteliktedir. Gerçi birçok yabancı memleketlerde ya
planlama ya da personel daireleri bulunmadığından bu hizmetler
M aliye Bakanlığınca yürütülmektedir ama Türk İdarî kuruluşunda
büyük hizmet birimlerinin '‘rutin” işlemlere boğularak araştırma,
gehştirme, reform yapma görevlerini yerine getiremediği yılların
tecrübeleriyle varılmış bir sonuçtur. Mesele, yeni kuruluşlarla, yü­
rütücü bakanlıklar arasında işbirliği sağlayabilmektir. Bu husustaki
koordinasyon şekillerine, tarzlarına ve yapılacak reformları yürüt­
me kolaylıklarına planlama ve personel bölümlerinde daha açık
şekilde temas edilmiştir.
Bakanlığın Malî Görevleri
16 . M aliye Bakanlığının ekonomi politikasının tespit ve yürü­
tülmesindeki görevleri dışında kalan ve uzaktan veya yakından
idarenin başka görevleriyle ilgili bulunan malî hizmetleri şunlardır:
a . Devletin gelirlerini toplamak;
b . Genel ve katma bütçe tasarılarını hazırlam ak;
c.
Bütçe uygulamasını yapmak, devlet masraflarını
ve ita emirlerine bağlamak ve malî kontrol yapmak;
tediye
d . Nakit ve hazine işlemlerini yapm ak;
e . Devlet
muhasebesini
tutm ak;
f . Devlet mallarının sicillerini tutmak ve bunları idare etm ek;
g . Devletin büro levazımı, basılı kâğıt vs. ihtiyaçlarını karşı­
lamak;
h . Devlet davalarında taraf olmak.
Devlet Gelirleriyle tIgili Hizmetler
17 . Bakanlığın bu konudaki görevleri. Teşkilât Kanunu, M u­
haseben Umumiye Kanunu, Vergi Kanunları, Vergi Usul Kanunu
187
ve K am u Alacaklarının Tahsili hakkındaki kanunla ana çerçevesi
çizilerek ve burada sayılamayacak kadar çok kanunla da ufak, hizmeder verilerek meydana çıkmıştır. Teferruata inmeden, görevler,
esas itibariyle şu şekilde tasnif edilebilir:
a . Devletin gelir bütçesini ve gerekçesini hazırlam ak; ,
b . Özel idareler ve belediyeler vergi sistemlerinin Devlet vergi
sistemiyle ahenk ve paralelliğini sağlayacak tedbirleri alm ak;
c . Gelirlere ilişkin kanun, tüzük ve sair mevzuatı hazırlamak;
d . Devlet, özel idare ve belediye gelirlerine etki gösterecek
çeşitli kanunlar hakkında düşüncelerini bildirmek;
e . Devlet gelir kanunlarını yürütmek, özel idareler ve belediye­
ler gelir kanunlarının uygulamasını gözetmek;
f . Sayıştay’a devlet gelirlerinin idare hesabını vermek.
Gelir Bütçesi ve Gerekçesi
18 . Devlet gelir bütçesini ve gerekçesini düzenlemek konusun­
daki görev M aliye Bakanlığı teşkilâtınca tarh, tahakkuk ve tahsil
edilen vergi ve resim ve harçlar konusunda re’sen Gümrük Tekel
Bakanlığı, T. Şeker Fabrikaları A.Ş., P T T idaresi, Devlet Demir­
yolları, Denizcilik Bankası ve özel idareler ve belediyeler ve bunların
İktisadî işletmeleri tarafından tarh, tahakkuk ve tahsil edilen devlet
gelirleriyle ilgili hususlarda da, bu idarelerle koordinasyon içerisinde
çalışılarak yapılmaktadır.
19 . Ancak, genel bütçe gelirlerinin tahmini, sonraki yılda ya­
pılacak ithalât, kamu ve özel sektör yatırımları, ekonomik gelişme,
kamu ve özel sektör istihsal ve istihdam seviyesi ile pek yakından
ilgili bulunduğu için. M aliye Bakanlığının bu görevi yerine getirirken
ve gelir bütçesi gerekçesinin hazırlanmasında, uygulanacak gelir
politikasının kalkınma stratejisi, kalkınma hedefleri, yatırım politi­
kası, istihdam hacmi, gelir dağılışı politikası gibi amaçlara ne şekilde
hizmet ettiğini izah için, bu konulardaki teknik çalışmaların Devlet
Planlama Teşkilâtıyle birlikte yapılması gerekir. Zaten bütçelerin
yıllık kalkınma programlarındaki genel esaslara uygun olarak yapıl­
ması ve yıllık programın bir parçası olarak mütalaası da M aliye Ba­
kanlığı ile Devlet Planlama Teşkilâtının işbirliğini kaçınılmaz hale
getirmektedir.
Gelire İlişkin Kanunların Hazırlanması
20.
Kam u gelirlerini miktar ve kaynak olarak düzenlemek,
kalkınmanın gelir hedeflerine ulaşması, kalkınma yükünün çeşitli
188
gruplar ve bölgeler arasında dağılışı konusundaki prensiplerin uy­
gulanması ve bu dağılışın sektörlerdeki gelişme politikasıyle çeliş­
meyecek bir anlamda yapılması bakımından kullanılacak en önemli
araçtır. Bu konudaki çalışmaların kalkınma politikasının bir parça»
sı olarak ele alınması şarttır. Bu sebeple de vergi kanunlarının hazır­
lanması ile ilgili ana prensiplerin Devlet Planlama Teşkilâtı ile bir­
likte kararlaştırılması lâzım gelir. Ana gelir politikası ve gelir politi­
kasının ulaşmak istediği ekonomik ve sosyal hedefler, bu surette tes­
pit edildikten sonra, yapılacak teknik çalışmaların M aliye Bakanlı­
ğına düşmesi gerekir.
2 1.
M aliye Bakanlığında gelir politikasının yukarıda tespit
edilen ana hedefleri dışında, kamu hizmetlerinin kamu kuruluşları
arasında dağılışına paralel olarak, bu kuruluşlara kaynak tahsis
etmek görevi de mevcuttur. Bu görevin yerine getirilmesinde yukarı­
da bahsedilen prensiplere ilâve olarak:
a . Bu kuruluşlara yüklenen hizmetleri,
amaç ve görevlerine uygun hale getirmek,
b . Kuruluşları, kendilerine yüklenen
şekilde gelir kaynaklarına sahip kılmak,
kamu kuruluşlarının
hizmetlerle
ölçülü
bir
esaslarına uyulmalıdır. Burada bir yandan kalkınma hedef­
lerine uygun hareket etme, öte yandan da kamu hizmetlerinin ve
yatırımlarının ne miktarda ve hangi kuruluşlarca yapılması gerek­
tiğini tayin etmek bahis konusudur. Bunların prensiplerinin tespitin­
de de yukarıda açıkladığımız işbirliği anlayışı içinde hareket olunarak
amacın gerçekleşmesine yönelmek mümkün olacaktır.
22
. Doğrudan veya vasıtalı olarak vergi veya benzeri mükel­
lefiyetler yüklemek veya, aksine, genel gelirlerden muaflıklar ver­
mek devletin genel gelir ve harcama politikası içerisinde mütalaası
gereken işlerdir. Bugün kamu kuruluşları gelirlerini belli özel işlere
tahsis eden veya vatandaşlara veya sair kuruluşlara külfetler yükle­
yen pek çok kanun vardır. Bunlar iki gruba ayrılır:
a . Özel kanunlarla bazı kamu kuruluşlarına ve hizmetlerine
gelir sağlamıştır. Meselâ Türk Standartları Enstitüsü kuruluş kanunu,
İktisadî kamu kuruluşları, banka ve sınaî kurumlara vergi mahiye­
tinde mecburiyetler koymuştur. Sivil Savunma Teşkilâtı kanunu,
birçok özel ve kamu kuruluşlarının gelirlerinden belli bir kısmın
Sivil Savunma fonuna ödeneceğini kabul etmiştir. Beden Terbiyesi
kanunu bu konuda bir başka misaldir. Bu usul Türk idaresinde pek
revaçtadır.
b . Yukarıdaki durumun aksine, bir çok özel kanun da genel
vergilerden pek istisnaî muaflıklar koymuştur. Burada muaflık veri­
189
len kuruluş veya
olmadığımn bile
kuruluşlarına da
mıştır. Bu usulün
teşekküller, tarım
vardır.
hizmetlerde, hizmetin kamu vasfma sahip olup
araştırılmadığı görülür; yani, bazı özel menfaat
kamu gelirlerinden istisna ve muaflıklar tanın­
de, idarede, Ordu Yardımlaşma Kurulu, meslekî
kredi ve satış kooperatifleri gibi, pek çok misali
23
. Bu şekilde vergi gibi zorunluk yükleyen ve özel hükümlerle
vergi mükellefiyetlerini kaldıran hükümlerin malî mevzuat arasın­
dan mümkün olduğu nisbette ve süratle ele alınarak ayıklanması
gerekmektedir.
Genel Bütçeden Ayırmalar, Gelir Tahsisi
24. Belli bir nispette devlet gelirlerini belli bir işe tahsis eden
kanun hükümleri de vardır. Her yıl genel bütçe gelirlerinin % 3’ünün ilk öğretim ve eğitim fonuna % ı ’inin Sivil Savunma fonuna
ayrılacağına dair kanunlar bu uygulamanın misalidir. Devletin,
yıllık program, beş yıllık plan gibi genel yatırım amaçlarının elde
edilebilmesi için, her yılın bütçesine dilediği gibi tasarruf edebilme
yetkisini kısıtlayan bu gibi hükümler modern malî görüşle savunula­
maz. Bu usul bütçenin genelliği gibi klasik bir anlama bile uygun
düşmemekte, bir taraftan engellenen “gelir tahsisi” sistemi bu şekilde
tekrar bir başka kıyafetle ortaya çıkmaktadır. Bu gibi usullerin de
terki icap eder.
25. Gelir kanunlarının veya kamu kuruluşları gelirlerinin
muayyen bazı hizmetler için ayrıldığı görülür. M illî Piyango geli­
rinin hava savunmasına, bütçede gösterilecek, tahsis edilmesi, Spor
-T o to hasılatının spor kulüplerine ve spor tesislerine, genel ve katma
bütçelerde gösterilmeden harcanması, biraz örtülü bir surette
bina-arazi vergileri gelirlerinin eğitime ayrılmış (% 70) olması, bu
uygulamanın misalleridir. Gümrükçe zaptolunan kaçak eşyaların
mal olarak bazı hayır kurumlarına tahsisi (bunların K ızılay ve Çocuk
Esirgeme Kurum una verilmesi usulü terkolunmuştur), bazı devlet
tekeli gelirlerinin de belli işlere tahsisi bu arada zikredilebilir. Bütün
Devlet gelirlerinin bütçede gösterilmesi ve Parlamentonun tahsis
edeceği harcamalarda kullanılması esas olmalıdır.
Özel İdare, Belediye ve Köyler Gelirlerinden Ayırm alar
26. Pek çok kanun, devletin dışındaki kamu kuruluşlarının
gelirlerini de belli hizmetlere ayırmaları zorunluluğunu koymuştur.
Bu kuruluşların bütçelerini tasdikle görevli vesayet organları, kamu
190
kuruluşlarının buna uyup uymadıklarını kontrolla ve uymâyanlarırl
bütçelerinin tasdik edilmemesi görevleriyle yükümlüdürler. Bu
usulden hiçbir fayda sağlanamamıştır. Bahsedilen kamu kuruluş­
larının bütçesini hazırlayan organlar, gelir kalemlerini yüksek tahmin
edip gerçekleşmeyecek tahminleri bu gibi mecburî ayırmalara karşı­
lık tutmuşlardır. Belediyelerin, özel idarelerin illerdeki Beden Eği­
timi idarelerine bu sebeple borçu olmaları sonucu açıkça gösterir.
M alî hizmetin yıllık bütçelerle ve bütçe organlarının iradeleriyle
yürütülmesini engelleyen bu gibi hükümler de kaldırılmalıdır.
Kamu Hizmetleri Kuruluşlarının, Masraflarını Karşıla­
mak Üzere, Özel Gelir Tahsis Etmeleri
27
. İktisadî kamu kuruluşlarını kamu otoriteleri (Parlamento
ve Hükümet) adına denetleyen Yüksek Murakabe Heyeti yıllık
masraflarını, denetimine bağlı İktisadî kamu kuruluşlarından, “sal­
ma” usulü ile topladığı gelirlerle karşılamaktadır. Bu şekildeki
usulün. M aliye Bakanhğınca imtiyazlı şirketlerden teftiş ücreti ahnmasında da uygulandığı görülür. Ancak, bu ikinci halde, gelir büt­
çede gözükmektedir. Ö zel teşebbüsler nezdinde görevlendirilen
Sivil Savunma uzmanları ücretlerinin de devlete ödenmesi bunun
gibidir. Bu usullerin genel malî idare anlayışına uygun düşmediğini
önemle belirtmek gerekir.
Devlet ve Başka Kamu Kuruluşları Gelirlerinin Toplan­
ması
28.
Gelir kanunlarının hazırlanmasındaki prensibe uygun
olarak, vergi tatbikatında da devlet ve mahallî idareler gelir ve
harcamalarının devlet planı ve yıllık programlarının bir parçası
olduğu görüşünden hareketle:
a.
Vatandaşa vergi mahiyetinde külfetler yükleyen ve fiyat
mekanizmalarıyle elde olunan (Tekel İdaresi safî hasılası) devlet
gelirleri, bütçelere girmeden, tahsil eden idarelerin masraflarında
kullanılmaktadır. Bu hal hem “kanunsuz vergi tahsil edilemeyece­
ği” ne dair Anayasa hükmü ile bağdaşmamakta ve hem de tahsil
eden idarelerin, parlamento ve bütçe mürakabesinin dışında kala­
rak harcamalar yapmalarına imkân vermektedir. Bu şekilde “dev­
letçe idare edilen kurumlar hasılatı” adı altında toplanan fiyat yoluyle konulmuş vergilerin, vergi olarak konulup tahsil edilmeleri
gerekir.
b . Özel idarelerce tahsil edilen vergi ve resimler maliye teş­
kilâtınca tahsil edilmeh, böylece, iki kere tarh, tahakkuk, tahsil iş-
191
lerı yapmak ve itiraz komisyonu kullanmak gibi, organizasyon ve ver­
gi toplamasında rasyonel hareket etme prensiplerine aykırı olan tat­
bikata son verilmelidir. Bu konuda, özel idarenin bütçelerini tas­
dikle görevli İçişleri Bakanlığı ile işbirliği yapmak, çeşitli kontrol­
leri ve Sayıştay’ca yapılan gelir idare hesapları muhakemelerini
bire indirmiş olacaktır.
c . Devletin gelir, kurumlar, gümrük ve özel idarelerin binavergilerinden hisse olarak tayin edilmiş olan gelirleri dışındaki bele­
diye gelirleri, yine belediyelerce tahsile devam edilmeli. Devlet ve
özel idarelerce yapılan tahsilât İller Bankasında toplanmalı ve böylece mahallî idarelere Devlet planı ve yıllık programlarla gerçek­
leştirilmek üzere verilen projelerin finansmanlarını tespitte sağlam
esaslardan hareket edilmesi imkânı muhafaza edilmelidir.
d . Gelir bütçesinde gösterilen rakamlar daima genel bütçe­
den yapılacak harcamalar karşılığında tahsil edilecek gelirleri ifade
etmektedir. Meselâ gelir ve kurumlar vergilerinden mahallî idareler
payı olarak ayrılacak % ’5 1er bütçe gelir tahminlerinde gözükmediği
halde, “akaryakıtlardan alman istihsal vergisi” nden, “T rafik resmi”
ve “T rafik harçları” ndan ayrılacak belediye ve özel idareler hisseleri
tahminlere dahil edilmekte, mahallî idarelere transfer edilmektedir.
Bu iki usulün de doğru olmadığını belirtmek gerekir. Birinci halde,
mükelleften alınan verginin tamamı bütçede gözükmemekte, ikinci
halde, verginin tamamı bütçede gözükmemekte ise de, genel bütçenin
gelir ve gider rakamları sunî olarak şişirilmiş olmaktadır. Bu halle­
rin önlenmesi için mükelleften tahsil edilecek vergilerin tamamı
bütçede gösterilmeli, genel bütçenin giderlerine harcanacak gelirler
ve mahallî idarelere verilecek paylar gelir bütçesinde ayrı ayrı
sütunlarda gösterilerek gelir ve gider rakamlarının sunî olarak
şişirilmesi önlenmeli ve gelir bütçesinde vuzuh sağlanmalıdır.
e . Şeker Şirketi, P T T , Devlet Demiryolları, Denizcilik Bankası
vasıtası ile tahsil edilen gelirlerin, tahsilden sonra katî olarak H â­
zineye verilmesi sağlanarak, bu idarelerin devlet gelirlerini, kendi
işletme ve yatırım ihtiyaçlarının finansmanında, parlamento denet­
lemesi dışında, harcamaları usulüne son verilmelidir. Bu suretle
planın proje finansmanlarında açıklığa gidileceğinden şüphe yoktur.
f.
Bu başlık altında ekonomi, yatırım, para, banka ve kredi
politikalarında dayanılacak verilerde netliği kaybettiren “vergi
ertelenmesi” işlemlerine de değinmek yerinde olur. Gerek kamu
kuruluşlarının ve gerekse özel sektörün tahakkuk eden vergilerini gizli
finansman ve kredi kaynağı olarak kullandıkları, bilinen bir gerçek­
tir. Bütçe kredi ve yatırım politikalarının nethğe kavuşması, vergi
192
tecili’nin devamlı bir İktisadî politika vasıtası olarak kullanılmasıyle kaybolmaktadır. M aliye Bakanlığımn, alacaklarım tahsil ettik­
ten sonra, başka kredi kaynaklarıyle aynı amacı gerçekleştirmeğe
çalışması, bugünkü ekonomide pek çok gözükmeyen fonların su yüzü­
ne çıkmasına hizmet edecektir. Vergi tecili tamamıyle mükellefin
şahsî durumu dolayısıyle başvurulan ve vergi tahsilini kolaylaştıran
bir alet olarak kullanılmalıdır.
Başka Görevler
29.
M aliye Bakanlığının, gelir politikası yürütme dolayısıyle
temas edilen ana görevleri dışında, mükellef psikolojisi, vergiden
kaçınma, vergi kaçakçılığı, vergi dairelerinin kuruluş ve görev da­
ğılışı, vergi beyannamelerinin tetkik ve tahkiki ile ilgili mekanizma­
ları kurma ve çalıştırma; re’sen vergi tarhı usulünü geliştirme; vergi­
lere karşı yapılan itiraz ve temyiz işlerinin süratle neticelendirilme­
sine hizmet edecek vergi kaza mercilerini ıslah etme; takdir, re’sen
takdir, tahrir işlemlerinde vergi değerlerinin gerçeğe yaklaştırıl­
masını sağlama görevleri. Bakanlığın iç çalışma ye reorganizasyonu ile ilgili görülerek, bu Raporda bahis konusu edilmemiştir. Ancak,
malî idarenin en önemli kısmını teşkil eden “vergi idaresi” konusun­
da Bakanlığın bu ıslahatı bir an önce gerçekleştirmesi lüzumunu
özellikle belirtmek gerekir,
İtiraz Komisyonları
30 . İdare içerisinde vergi kaza mercii olarak mütalaa edilen
m uvazzaf ve gayri m uvazzaf itiraz komisyonları ile Vergiler Tem yiz
Komisyonunun bugünkü durumu yeni Anayasa karşısında yeniden
ele alınmalıdır. Anayasada yüksek idare mahkemesi olarak tesis
edilmiş olan Danıştay’ın dışında başka kaza organı düşünülmemiş,
kanunların hallini açıkça başka mahkemelere vermediği ihtilâfların
halli Danıştay’ a bırakılmıştır. Halen faaliyette bulunan itiraz ve
temyiz komisyonları malî idarenin organlarıdır ve verdikleri karar­
lar İdarî mahiyettedir. Bu sebeple Danıştay bu mercilerden geçmeden
vergi ihtilâflarına bakmamasına rağmen, bu kararlar üzerinde tem­
yiz mercii gibi değil, bidayet mahkemesi gibi davranmağa mecbur
olmaktadır.
31 . Bir kararın yargı kararı mı, yoksa İdarî bir karar mı ol­
duğu hususunda Anayasanın koyduğu kriter, kararın hâkim sıfat
ve yetkisini haiz kimseler tarafından verilmiş olup olmadığıdır,
itiraz ve temyiz komisyonu kararları bu sebeple yargı kararı değil­
dir. Anayasa Yüksek İdare mahkemesini aşağı derecede mahkeme­
193
lerden gelen kararların temyiz mercii olarak kabul ettiğine göre^
gerek İdarî ve gerekse malî mahkemeler tesisine de zaruret vardır.
32. M alî mahkemelerin bölgelerde tesis edilmesi ve İdarî
organ olarak itiraz komisyonlarınca verilecek kararlara karşı yalnız
vergi mükelleflerinin dava açabileceği alt kademe bir vergi mahke­
mesi sisteminin kurulması uygun mütalaa edilebilir. Bu taktirde
vergi dairelerinin (Devlet, özel idare ve belediyelerin) saldıkları
vergiler için, mükellefler, önce, itiraz komisyonlarına müracaat
edecekler; komisyon vergiyi kaldırırsa, idare bu karar aleyhine dava
açamayacak, vergiyi aynen veya indirerek veya arttırarak kabul
ettiği takdirde, mükellef, bölge vergi mahkemelerinde dava açabile­
cektir. Ancak verginin tahsilinin durabilmesi, bölge mahkemelerinin
durdurma kararı vermesiyle mümkün olacaktır. Bölge vergi mahke­
melerinin temyiz mercii Danıştay olacaktır.
33 . İdarede başka aslî görevleri olan memurlardan teşkil edi­
len vergi itiraz komisyonları yerine, vergi konusunda iyi yetişti­
rilmiş elemanlardan meydana gelen ve vergi mahkemelerinin kuru­
lacağı il merkezlerinde faaliyette bulunan itiraz komisyonları teşkih
vergi ihtilâflarını azaltacak veya bunları kısa zamanda sonuçlandırabilecektir. Bu sistemin kabulünde itiraz komisyonları ıslah, temyiz
komisyonları da ilga edilmiş olacaktır.
Yemiiîlî Hesap Uzmanlığı
34. Şahsî Gelir Vergisi ve Kurum lar Vergisi sistemlerinin iyi
işleyebilmesi bakımından başka bir şart da, “Yeminli Hesap U z­
manlığı” müessesesinin kurulmasıdır. İdarenin tetkik işlerini azal­
tacak şekilde vergi beyannamelerinin sıhhatini ve mükellef hesap­
larının doğruluğunu daimî şekilde bilgili ve yeminli piyasa eleman­
ları vasıtasıyle denetlemek, beyannamelerin gerçeğe uygunluğu ve
verginin randıman nispetinin yükselebilmesi için şarttır. Bu sebeplerle
Yeminli Hesap Uzmanlığı kurulmasına dair bir kanun çıkarılması
uygun olacaktır.
Vergilerde Uzlaşma
35 . R e’sen salınan vergilerde tahsilât nispetlerinin yükselmesi
ve bundan doğan ihtilâfların asgari miktara indirilmesi için gerekli
başka bir müessese, “Vergi Uzlaşmasızdır. Vergi sistemindeki ağır­
lık merkezinin vasıtalı vergilerden vasıtasızlara kayması için, yukarı
paragraflarda açıklanan tedbirlere ilâve olarak uzlaşma sisteminin
de kabulü doğru olur. Bu usulün uygulanmasındaki en kritik nokta,
194
uzlaşma yapacak personelin tespitidir. Halen Türk mâliyesinin,
bu işe yararlı manevî vasıflara sahip elemanlara sahip bulunduğu
şüphesizdir.
Karinelere Dayanan Vergi ,
36. Şahsileştirilmiş vergi sistemlerinde, tamamıyle karinelere
dayanılarak vergi salma usulünün yeri yoktur. Ancak şahsi vergi­
lerin (özellikle tarımda) verimli olmaları, bunların karine ile “ takviye” lerini lüzumlu kılmaktadır. Vergi ıslahatında önemli bir husus
olan bu noktayı bir defa daha belirtmekte fayda vardır.
Mali Zabıta
3 7. M alî idarenin bünyesine, aşağıda tavsiye edildiği gibi
gümrük ve tekel işleri de girdikten sonra bir malî zabıta kurmak
ihtiyacı da kaçınılmaz hal alacaktır. Bu zabıta gümrük mühafazası,
tekel yasaklarının uygulanması, kaçakçıların ve “yüksek” seviye­
siyle de vergi kaçakçılarının takip edilmesi ve ortaya çıkarılması gibi
görevlerle de teçhiz olunabilir. Bu zabıta teşkilâtının üst kademeleri
G üm rük-Tekel ve Maliye Müfettişleri ile hesap uzmanları tarafın­
dan işgal edihrse, kaçakçıhkla etkili bir mücadeleye girişmek müm­
kün olabilir.
Vergi Antlaşmaları
Bugün milletlerarası ticaret alanındaki vergi mükelleflerinin
yaptıkları kaçakçıhklan önlemek ve mükerrer vergilemelerden sa­
kınmak üzere. Batı devletleri vergi antlaşmalarıyle birbirlerine
bağlanmışlardır. Aynı şekilde Türk mâliyesinin de antlaşmalar
akdetmesinde vergi ve döviz gelirleri bakımından faydalar olacağı
şüphesizdir. Özellikle tediye muvazeneleri daimî açık veren, parası
konvertibl olmayan memleketlerin, antlaşmalar vasıtasıyle döviz
gelirlerini arttırmak ve böylelikle bir an önce, milletlerarası ticaret
topluluğunun eşit şartlarla alışveriş yapan bir üyesi olmak imkânını
bulacakları ümit edilebilir.
Bütçelerin Hazırlanması
38
. Genel bütçenin hazırlanması, 1050 sayılı Muhasebe-i U m u­
miye ve 91 sayılı ve 30 eylül 1960 tarihli Devlet Planlama Teşki­
lâtı kuruluş kanunlarıyle düzenlenmiş ve bu bir protokola bağ­
lanmış bulunmaktadır. Buna göre masrafçı daireler D P T ’ca hazır­
lanıp gönderilen formlara göre düzenlendikleri masraf bütçelerini
195
ağustos ayı sonuna kadar DPT^na sunmaktadırlar. Bu bütçeler DPT^
ca yıllık programa uygunluk bakımından İncelenmekte ve masrafcı dairelerle mutabakata varılan ve varılmayan taslaklar M aliye
Bakanlığına gönderilmektedir. M aliye Bakanlığında, masrafcı da­
ireler, D P T ve M aliye Bakanlığı sorumluları masraf bütçelerine Ba­
kanlar Kuruluna sunulacak şekli vermektedirler. M alî idarenin
gelirle ilgili yetkileri bahsinde açıklandığı şekilde hazırlanması tav­
siye edilen gelir bütçesi ve gerekçesi de birleştirilip genel gerekçe
M aliye Bakanlığınca hazırlanarak, bütünü Bakanlar K urulu’na su­
nulmaktadır.
39
. Bu uygulamaya yapılması gerekli bir ilâve bütçesinin gelir
gerekçesi gibi, genel gerekçesinin d e ,. millî bütçe anlayışı içinde ve
yıllık programın ışığı altında Devlet Planlama Teşkilâtı ile birlik­
te hazırlanmasıdır. Bu suretle meydana çıkacak sonucun Muhasebe-i Umumiye Kanununda yapılacak değişiklik de gözönünde tutu­
larak kanunî hükümler haline getirilmesine ihtiyaç vardır. Yeni
devlet muhasebesi tasarısında öngörülen “bütçe komitesi” ne, (yılhk
program, bütçeden önce Bakanlar Kurulunca kabul edilmiş olacağı
cihetle) lüzum yoktur.
Personel Kadroları
40. Şimdiki duruma göre, devlet personeli, ya teşkilât ka­
nunlarına ekli cetvellere konulmuş maaş ve ücret kadrolarında veya
bütçe kanunlarının D,E,S,N, cetvelleriyle verilmiş kadrolarda çalış­
tırılmaktadır. Aylıkları yatırım projeleri için konulmuş ödeneklerden
ödenen pek çok teknik personel (yevmiyeli) mevcuttur. İlk ikisi için,
yani kanunî kadrolarla (L cetveli düşünülerek bulunan fiilî kadrolar)
bütçeye ekli cetvellerdeki kadrolar için kâfi ödenek konulup konul­
madığını kontrol kolay olmaktadır. Fakat, yatırım projelerinden üc­
retleri ödenen teknik personel için, bir kararnameye ekli “ talimat­
name” gereğince hazırlanmış şemalarda gösterilen kadrolara kâfi
tahsisat konulup konulmadığı kontrol edilememektedir.
41
. Kadroların teşkilât kanunları ile alınıp, barem kanununa
eklenmesi veya bütçe cetvelleriyle alınması veya yatırım ödeneklerin­
den kadrosuz personel ücreti ödenmesi usulleri terk olunmalıdır.
Bunun yerine, devamlı hizmet kadroları ve geçici hizmet kadroları
olarak iki büyük ayırım yapılmalı, devamlı hizmet kadroları kanun
konusu olmaktan çıkarılarak, ilgili bakanlığın teklifi ve Devlet Per­
sonel Dairesinin M aliye Bakanlığı ile işbirliği yaparak uygun görme­
si üzerine Bakanlar Kurulu kararnamesiyle tespit edilmeli, idare,
kanunî şekillerin tazyikinden kurtarılmalıdır. Bu arada, meşgul
196
kadroların kaldırılması usulü çeşitli hukukî mahzurlar doğurduğu
için bundan vazgeçilmeli ve gerektikçe, kadro aktarmalarına baş­
vurulmalıdır. Geçici hizmet kadrolarına gelince, dairelere ait yıllık
geçici personel masraflarının limitleri yıllık programlarda gösteril­
meli, limitlere uygunluğun Devlet Personel Dairesi ve M aliye Bakan­
lığı tarafından gözetilmesi şartıyle, daireler bu konuda geniş bir serbestlikle hareket edebilmelidirler.
Personel masraflarının Malî Kontrolü
42 . Harcama sonrası malî kontrolda, masraf kanunlarına uy­
gun sarfiyat yapılıp yapılamadığını kontrol etmekle yetinilecektir.
Muhasiplerin idare hesaplarının muhakemesi de aynı şekilde yapıla­
caktır. Muhasipler kanunî kadrolar yerine personel dairesinin şema­
larına göre sarfiyat yapacaklardır. Bu suretle parlamentoyu, Sayıştayı, bakanlıkları ve daireleri pek çok meşgul eden bir formalite ve
bürokrasiye son vermiş olacaktır.
Yönetim Giderleri
43 . Birçok fasıl ve maddelere bölünen ve hatta pek çok per­
sonel masrafını da içine alan yönetim giderleri bütçede önemli bir
yer tutar. Giderlerin böyle teferruatla parlamentodan geçirilmesi­
nin faydalı olduğu iddia edilemez. Hepsinin idareyi kısıtlayıcı forma­
liteler olarak mütalaası mümkündür. İdarenin çok güç de olsa, hü­
kümlerin kaçamak noktalarından faydalanarak kendi istediğini
yapmağa yine imkân bulacağı muhakkaktır. O halde, idareyi bu şe­
kilde muvazaa yollarına sapmaya sevkeden kanun hükümlerinin
anlamı ve önemi kalmamakta, üstelik de icraatı yavaşlamaktadır.
Bu sebeple yönetim giderlerinin her bakanlıkta yalnız bir bölümde
ve maddesiz olarak toplanması uygundur.
Daire Hizmetleri
44. Bu kısımda toplanan ödenekler personel, yönetim gider­
leri ve bazı yardımlarla gerçek yürütme giderlerine harcanacaktır.
Bunlardan komisyon üyeleri özlük hakları, kurs ve staj yolluk ve
yevmiyeleri, personel masrafları kısmına, matbaa, telli ve telsiz telg­
raf işletmesi gibi giderler yönetim masrafları kısmına, yardımlar da
‘‘transfer giderleri” başlığı altında açılacak bir kısma naklolunmalıdır.
Bu kısımda yürütme organının görevlerini yerine getirmek
için yapacağı, meselâ ordunun yiyecek, giyecek, harp teçhizatı. M illî
197
Eğitim okullar giderleri bırakılmalı ve başlığı “yürütme giderleri”
olarak değiştirilmelidir.
Yardım lar
45 . Genel bütçede üzerinde durulacak bir kısım da “yardım­
lar” başlığı altında toplanan giderlerdir. Bu kısım altında katma
bütçeli idarelerin cari masrafları açıkları için genel bütçeden ya­
pılan transferler, İktisadî kamu kuruluşlarına finansman açıkla­
rını karşılamak için yapılan yardımlar, mahallî idarelere yapı­
lan yardımlar, kamu yararına çalışan derneklere yapılan yardım ­
lar yer almaktadır.
46. Bunlardan katma bütçeli idarelere yapılan yardımlar,
katma bütçelerin tamamen kaldırılarak genel bütçe idaresine alınmasıyle, bir mesele olmaktan çıkacaktır. Raporun “ M uhtar K urum ­
lar” kısmında katma bütçeler hakkmdaki temel görüş sebepleriyle
ve teferruatıyle açıklanmıştır.
47 . İktisadî devlet teşekküllerinin finansman açıklarının kar­
şılanmasında da yeni bir usulün kabul edilmesi, bütçe ile yapılan
finansmana vuzuh getirecektir. İktisadî devlet teşekküllerinin büt­
çeden karşılanacak açıkları, bu teşekkülerin yalnız hükümetçe itti­
haz olunan fiyat ve tarife politikaları dolayısıyle uğrayacakları zarar­
lar karşılığı olmalıdır. Ancak bu çeşit malî yardımlar, şimdi olduğu
gibi toplu bir kalem halinde değil, her mal için hükümetçe takibi
kabul edilen fiyat politikası dolayısıyle her bir İktisadî teşebbüsün za­
rarı bütçede ayrı ayrı gösterilerek parlamentodan geçirilmeli ve bu
suretle fiyat politikalarının meclislerde tartışma konusu yapılması
imkânı sağlanmalıdır.
Mahallî İdarelere Yardım
48 . M ahallî idarelerce yapılacak işler, yıllık programlar bün­
yesinde projeler olarak tespit edileceğine göre, bunların finansman
imkânları hesaplandıktan sonra genel bütçeden yapılacak olan yar­
dım, mahallî idarelerin kredi ihtiyaçlarını karşılamakla görevli
iller Bankası kanalı ile yapılmalıdır. Ancak 6085 ve 6802 sayılı ka­
nunlarla özel idare ve belediyelerin akaryakıt istihlâk vergisinden
ve Karayolları trafik harç ve resimlerinden ayrılacak payları. Gelir
ve Kurum lar vergilerinden ayrılan payların tabi olduğu usule tabi
tutulmalı ve Maliye Bakanlığı bütçesindeki bu kabil tahsisatlar kal­
dırılmalıdır. Bu taktirde bütçede bu gelirlere ait tahminler, vergi
mükellefinden alman gerçek miktarları göstermelidir. Bu hususta
gelirler bahsinde ayrıca izahat verilmiştir.
198
Derneklere Yardımlar
49
. Bütçelerin yardımlar kısmında, kamuya yararlı dernekler
ve kuramlara yapılan yardımlar da yer almaktadır. Bu yardımların
yapılmasında politikanın ve ölçünün ne olduğu veya dernek ve kurumların çalıştığı alanlardaki politikadan sorumlu bakanların rol­
lerinin derecesi (özellikle M aliye Bakanlığı bütçesinde yer alan öde­
nekler için) belli değildir. Bazı bakanlıkların (M illî Eğitim, Sağlık)
bütçelerine konulan dernek ve kurum yardım ları; bakanın emrine
verilmiş bulunmaktadır.
50. Derneklere yapılacak yardımlar M aliye Bakanlığı bütçe­
sinde yer almayıp bunların faaliyet alanındaki hükümet politikasın­
dan sorumlu olan bakanlığın bütçesine konmalı, yardımların veril­
mesinde gözetilecek esaslar objektif şekilde belirtilmeli, tahsis ve
sarf tarzları sıkı bir denetlemeye tabi tutulmalıdır. Bakanlıklar büt­
çelerinin yine “transfer giderleri” kısmında yer alacak olan dernek
yardım ödenekleri, global bir rakam olarak, götürü şekilde “eğitim
veya sağlık derneklerine yardım ” gibi gösterilmeli, denetlemeler,
kamu menfaatine yararlı bir hizmetin yapılıp yapılamadığı açısın­
dan, ilgili bakanlıkça yürütülmelidir.
Yatırım Ödenekleri
51 . Bütçelerdeki yatırım ödenekleri, çoğu zaman M aliye Ba­
kanlığı ile ilgili bakanlıklar veya katma bütçeli daireler bütçeleri­
nin “yatırım ” kısımlarında yer almaktadır.
52 . M aliye Bakanlığı yatırım bütçesi, çeşitli mahiyetteki öde­
nekleri ihtiva etmektedir. M aliye Bakanhğmm küçük yapı, makine
ve teçhizat onarımı da bu kısımda yer almaktadır. Bu ödenekler,
Maliye Bakanlığının yapacağı yatırımları göstermeleri sebebiyle bu
kısımda kalabilir, ancak, plandaki “yatırım” tarifine uymayan har­
camaları buradan çıkarmak gerekir. Aynı husus başka dairelerin
yatırım bütçelerinde görülen “küçük onarımlar” için de yapılmalı­
dır, Hükümet konakları inşaası için yapılacak istimlâklerin de Bayın­
dırlık Bakanlığı bütçesine konması uygun olur.
53 . Asıl büyük ödenekler, katma bütçelerin yapacağı yatırım­
lara karşılık bu bütçelere yapılacak transferleri göstermektedir. Bu
ödeneklerin her biri ilgili katma bütçelerin yatırım bütçelerinde
ayrı ayrı gösterilmektedir. Bu raporda ileri sürülen genel tasviye,
katma bütçelerin kaldırılması şeklinde olduğundan bu ödenekler
genel bütçedeki ilgili bakanlıklar yatırım bütçelerinde yer alacaktır.
199
Proje Esası
/
54. Bütçelerin yatırım kısımlarına, ödenekler “her çeşit inşa­
at” , “esaslı onarım” , “makine ve teçhizat satın alınması” vs. başlık­
ları altında konmamalıdır. Bir kere, millî muhasebe bakımından
yapılacak yatırım tarifine uygun olarak, gerçek yatırım masrafları
yatırım bütçelerinde yer almalıdır. Genel yönetim, personel ve daire
hizmetleri giderleri bütçelerinde yer alacak harcamalar yatırım
bütçesinde gösterilmemelidir. İkincisi, yatırım bütçesinin bölümlerin­
de büyük yatırımlar için konacak ödenekler, teker teker projelere
göre, çok sayıda küçük yatırırnı ihtiva eden alanlarda (ilkokullar,
hükümet konakları, sağlık ocakları , köy yolu ve köy içme suları gibi)
yapılacak yatırımlar da bunların bölgelere dağılışını gösteren prog­
ramlar halinde, bütçe cetvellerinde gösterilerek karşıhğı ödenekler
bütçeye konulmalıdır. Büyük onarımlarjn da aynı şekilde programa
bağlanması bütçeye açıklık, samimiyet ve sadelik verecektir.
55 . 5 Yıllık Plan ile yıllık program ve bütçelerdeki tasnif ve
tariflerin birbirine eş olması, üzerinde önemle durulacak bir konudur.
Sermaye Ödemeleri
56 . Yatırım bütçelerinde önemle üzerinde durulacak bir hu­
sus da, İktisadî Devlet Teşekküllerine sermaye olarak verilecek
ödeneklerin yatırım olarak kabul edilmesidir. Bunlar İktisadî devlet
teşekkülleri alanına yapılan transferlerdir. İktisadî devlet teşekkül­
lerinin yapacağı yatırımlar, onların iş programlarında yer alacak­
lardır. M illî bütçedeki yatırım anlayışını zedeleyen ve idarenin gös­
teriş merakından ileri gelen bu kalıntı âdetler artık tasfiye edilme­
lidir.
57 . Aynı şekilde İktisadî devlet teşekkülleri dışındaki kurumlara yapılan transferler de yatırım bütçelerinde yer almaktadır.
Milletlerarası ikraz bankalarından ve fonlarından yapılan ikrazat taksitlerinin ödenmesinde, devalüasyon dolayısıyle meydana
gelen kur farkları için bütçeden yapılacak ödemeler de yatırım büt­
çesinde yer almaktadır. Bütün bu ödeneklerin, plan ve yıllık prog­
ramın yatırım tarifine ve anlayışına uygun şekilde Bütçedeki yatırım
bölümlerine veya ilgili başka bölümlere konulması gerekir.
Proje Esasmm Faydaları
58 . Devlet yatırım bütçesine konulan ödenekler, proje esasına
göre konmadığından, meselâ 5 proje için alman ödenek, ödenek
tahsisine yetkili organların bilgisi dışında 15 projenin yürütülmesin­
200
de kullanılmakta, sonraki yılda yatırımcı daire başkanlığı 15 proje
için ödenek istemektedir. Bu suretle, ödenekler, amaçlarına tahsise
yetkili organların niyetine göre değil, yatırımcı dairelerin arzularına
göre harcanmakta ve büyük kaynak israfı olmaktadır. Ödeneklerin
projelere göre bütçede yer alması ve parlamentonun tasvibinden
geçmesi, harcamaları kontrole tabi tutanların aynı zamanda görev
kontrolü yapabilmeleri için de elzemdir. Aksi taktirde, inşaat faslına
rasathane yapılması için konulan ödenekle garaj yapılmasına, ne M a­
liye Bakanlığı ne de Sayıştay engel olamayacaktır.
Projelerin Gerçeklere Uygıiîi Olması
59. Proje esasına göre yatırım bütçesi yapmanın zorluğu,
projelerin gerçeklere uygun olmasını kontrol edebilmektedir. Bu
amaçla, proje hazırlanması için bütçelere kâfi ödenek konulması
ilk tedbirdir. Uzun vadeli planların varlığı bu konuda büyük kolay­
lık sağlayacaktır. Proje tahminlerinin doğruluğunu sağlamak için,
proje anahatlarının Devlet Planlama Teşkilâtının ilgili sektör uz­
manları tarafından incelenmesi uygun olacaktır. Projelerin asıl
değerlendirilmesi Devlet Planlama Teşkilâtınca tespit edilecek
standartlara ve limitlere göre ilgili daireler tarafından yapılm alı­
dır. Ayrıca, projeler için konulacak ödeneklerin, projenin tamamı
için kabul edilerek, her yıl harcanmayan ödenek bakiyelerinin son­
raki yıl ödeneğine eklenmesi, birkaç yıl sürecek projelerin kabulü
için gelecek yıllara sâri yüklemlere girilmesinin normal işleyen bir
mekanizma haline konulması ve Muhasebe-i Umumiye Kanununda
bunları her defasında kanun konusu yapan hükümlerin değiştiril­
mesi gerekir.
60. Yatırım ödeneklerinin bütçelerde projeler halinde göste­
rilmesi, uzun vadeli kalkınma planı ve yıllık programlar yönün­
den pek büyük önem taşımaktadır. Büyük yatırım projelerini ha­
zırlama ödenekleri ve bu yatırımları gerçekleştirecek ödenekler
bütçe içinde teker teker teşhis edilmedikçe, ne yıllık programları
hazırlayıp uygulamanın, ne de bunların yürütülmesini takip etme­
nin sağlam bir şekilde yapılabileceğini sanmak yanlış olur. Bu sebep­
le, 1964 bütçesinin bu şekilde hazırlanmasına hemen teşebbüs edil­
melidir.
Cetveller
61
. Devlet bütçe sisteminin ıslah edilmesi için gerekli değişik­
liklerin bir kısmına da, bütçe cetvelleri vesilesiyle temas etmek ge­
rekir. Buraya kadar yapılan tahlil ve tavsiyeler, A ve B cetvellerine
verilecek şekil konusunda kâfi bilgiyi ihtiva etmektedir.
201
62 . Bütçenin ‘‘C ” cetveli, gelir çeşitlerinin her birinin dayan­
dığı hükümleri göstermektedir. Yürürlükte olan gelir kanunları
listesinin bütçe kanununun bir parçası olarak kabul edilerek metne
eklenmesi lüzumsuzdur. Yürürlükten kaldırılmış kanunlar gereğince
tahsil edilen gelirler, o kanunlar yürürlükte iken tarhı veya tahakkuku
gereken devlet alacakları olduğu için, bunlar için de Bütçe Kanunuyle yeniden yetki verilmesinin bahis konusu olmaması gerekir.
Muhasebe-i Umumiye kanunu değiştirilerek Bütçe içerisinde 150
sahife tutan “ C ” cetvelinin her yıl metne eklenmesi usulünden vaz­
geçilmelidir.
63 . Yeniden hazırlanan Muhasebe-i Umumiye kanunu tasa­
rısında, A ve B cetvellerinden başka, “lüzumlu diğer cetveller” adiy­
le, tavsiye olunan teklifi gerçekleştirecek bir formül kabul edilmiş­
tir. Ancak bu formül. M aliye Bakanlığınca, mevcut cetvellerin hep­
sini lüzumlu görme şeklinde anlaşılıp uygulanmamalıdır.
64. Bugün bütçeye eklenen ‘‘Ç ” (vatanî hizmet aylıkları) D, E,
N, S, L cetvellerinin (kadro ile ilgili cetveller) bütçeye eklenmesine
lüzum yoktur. Raporun “ Personel İdaresi” kısmında, kadroların
kanunla alınması usulüne son verilmesi tavsiye olunduğuna göre,
artık bu şekildeki cetveller de mevcut olmayacaktır.
65 . Bütçenin ‘‘G ” cetveli yürürlüğü devam eden “gelecek yıllara
sârî taahhüt icrasına yetki veren” kanunların listesidir. Yatırım
ödenekleri, bütçeye proje esasına göre konulacağına ve proje tutarı
ile her yıl harcanacak miktar bütçede gösterileceğine göre inşa veya
icrası bir yıldan uzun sürecek projeler için, sonraki yıllların taahhüt
altına sokulacağı da bütçede gözükecek ve bu yetki. Bütçe Kanunu­
nun bir maddesiyle “ .... yılı bütçesinin yatırım fasıllarında yer alan
projeler için ilgili bakanlıklar gelecek yıllara geçici taahhüde girer­
ler” mealinde bir ifade ile verilecektir. Bu sistemin uygulanmasıyle,
“ G ” cetveline lüzum kalmayacaktır.
66. İhtiyat ödenekleri lüzumlu fasıllara aktarma yetkisi G e­
nel Muhasebe Kanunu ile Bakanlar. Kuruluna verilmek suretiyle,
“F ” cetveli kaldırılmalıdır. Bütçeden ödenek aktarmak yoluyle te­
sis edilen fonlar (afet fonu, cezaevleri inşası fonu, sivil savunma
fonu gibi) bahsinde yapılan teklife göre, ihtiyat ödeneğin mahi­
yeti de değişerek, bu ödenek, bir nevi “olağanüstü hallerde kulla­
nılmasına yetki verilmiş ödenek” haline gelecektir.
6 7. “ M ” cetveli (pansiyoner öğrencilerden alınacak ücretle­
ri gösterir liste) Genel Muhasebe Kanunu ile 1838 ve 2005 sayılı
kanunlarda değişiklik M illî Eğitim ve M aliye Bakanlıklarına veri­
lecek yetki ile, kaldırılabiHr,
202
68 . “ H ” (yollukların en az ve en çok miktarlarını gösteren),
“ O ” (orduya alınacak hayvanların beden ölçüleri ile ortalama satınalma bedellerini gösteren), “ P” (ordu ihtiyacı için ahnacak mo­
torlu taşıtların ortalama alım değerlerini gösteren), “T ” (kurumların satın alacakları taşıtların ortalama değerlerini gösteren) cet­
velleri de lüzumlu değildir, ilgili mevzuatta değişiklikler yapılarak
yetkiler; yolluk için, Devlet Personel Dairesi ve M aliye Bakanlığı,
ordu için satın alınacak hayvan ve motorlu taşıt araçları alım bedel­
leri için de Maliye Bakanhğı ile Devlet Malzeme O fisi’ne bırakılabi­
lir ve bunlar tespit edilerek kararnamelerle yürürlüğe konabilir
veya gerektiğinde, yılı içinde değiştirilebilir.
69 . Bütçenin uygulanmasında en çok başvurulan cetvel, mu­
hakkak ki “ R ” cetvelidir. Bütçe kısımlarının çok daha az fasıl ve
madde ihtiva etmesi, her çeşit ödeneğin tariflerinin çok iyi yapıl­
mış hizmet fasıllarında gösterilmesi, tadadî tasvirlerden sakınılması
“ R ” cetvehnin çok kısa bir hale gelmesini sağlayabilir. Hatta cetvel­
den vazgeçilerek, Bütçe Kanunu metnine sokulmuş 5-6 maddenin
fıkralarında yapılacak şumullü hizmet tarifleriyle bu cetvellere du­
yulacak ihtiyacın karşılanacağı da düşünülebilir. Yatırım projeleri
için konulacak ödeneklerin ise, proje yönetim gideri ve proje gideri
olarak iki madde halinde gösterilmesi ihtiyacı karşılayacaktır.
Bütçe Uygulaması ve Mali Kontrol
70. Bütçelerdeki ödenekleri 3 çeşit memur birlikte sarfeder.
Bunlar ita amiri, tahakkuk memuru ve saymandır. Bütün devlet
masraflarının tahakkuk ve tediye usulü bu olmakla birlikte, mer­
kez ve taşrada farklı tatbikat mevcuttur.
71 . Merkez işlemleri, sarf öncesi vizenin ve tediye emri vizesi
usulünün kaldırılması ve bakanlıklardaki Saymanlık Müdürlük­
lerine sayman sıfat ve yetkilerinin tanınması suretiyle sürat ve ko­
laylık kazanacaktır.
72 . Taşrada tek muhasibin bütün dairelerin hizmetinde kal­
ması usulü devam etmelidir. Ancak, İstanbul’da Okullar ve Sağ­
lık Kurum lan saymanlıkları gibi özel olarak belli hizmetlere tahsis
edilmiş saymanlıklar işlem çokluğu dolayısıyle devam etmelidir.
Saymanlık Statüsü
73 . Dairelerin sarf yapmaları taahhüt, tahakkuk, ödeme yap­
ma, kayıtları tutma ve kontrol işlemlerini icap ettirmektedir. Şimdiki
hükümler, taahhüt ve gider tahakkuku yetki ve görevini masrafcı
203
dairelere; ödeme yapma, hesapları tutma ve malî kontrol görev
ve yetkilerini de M aliye Bakanlığına vermiştir.
7 4 . Bu şekilde görev dağılışının masrafçı dairelerin yetkile­
rini sınırladığı ve işlemlerini arttırdığı ileri sürülmekte ve malî kontrol hariç, öbür işlemlerin masrafcı dairelerce yapılması istenmekte­
dir. Bu usule göre. M aliye Bakanlığı, hesapları, yani devlet muha­
sebesinin esaslarını tespit edecek, bu konudaki araştırma ve ıslahat­
tan sorumlu olacak ve devlet hesaplarını konsolide edecek, looo’den
fazla muhasebeden değil, yalnızca 35-40 merkez dairesinden hesap
alacaktır. Bu suretle M aliye Bakanlığı daima para sarfının içinde
bulunmak külfetinden kurtulacak ve her masrafçı daireden yürütme
organı adına malî işlemlerin hesabını soracaktır. Bu, Sayıştayın M ec­
lis adına yapacağı denetleme ile de takviye edilmiş olacaktır.
75 . Başlangıçta, Bakanlık Muhasebe Müdürlerinin tayinleri­
nin Mâliyenin aday göstermesi suretiyle ilgili bakanlıkça yapılmasıyle
bu şekilde bir tatbikatın ilk adımını atmak mümkündür. Sayman­
ların Mâliyeden ayrılması, devlet paralarının harcanmasında M aliye’nin oynadığı rolü kaybettirmez ve devlet hesaplarının toplanması
gecikmezse, malî harcamaların bu suretle yapılmasında bir mahzur
olmayacaktır.
Saymanların Yetkileri
76. Şimdiki duruma göre, saymanların ödemeden çekinme
yetkileri yardır. Kendilerinin bu yetkilerini sık sık kullanarak ida­
renin işlemesini zorlaştırdıkları ileri sürülür. Saymanların sarf evrakı
üzerinde tetkikat yetkilerinin iyi kullanılmadığı iddia olunmuştur.
77 . Saymanların, bugünkü sorumluluk durumlarında, kılı kırk
yarmalarının tabiî olduğunu kabul etmek gerekir; zira idareyi yakın­
dan tanıyanlar, pek çok saymanın ve hatta onların dul ve yetimleri­
nin başka devlet memurlarına usulsüz tediye edilmiş harcamalardan
dolayı yüklenilmiş zimmetleri ödediklerini görmüşlerdir.
78. Bu sorumluluk usulü, idareyi iyice sıkmakta, buna rağmen,
kanuna uygun şekilde yapılan peşin aylık, yolluk avansı veya başka
avanslardan mahsubu yapılmayan ve maaş veya avansı alandan tah­
sili imkânsızlaşan pek çok devlet alacağının saymanlara tazmin et­
tirilmesi de devam etmektedir.
79
. Sayıştayın ağır kusur, ihmâl halleri dışındaki usulsüz te­
diyeleri veya tahsil edilemeyecek devlet alacaklarını ‘‘Sayman” a
değil “ Saymanlığa” zimmet çıkarması, bu konudaki bir çıkmaza
son verecektir. Saymanlık adına kaydolunan zimmetler takip edile­
204
cek ve tahsilât zaman aşımı içerisinde geri alınamazsa, kanun konu­
su olmadan, silinen alacaklar hesabına geçirilecektir. Hâzinenin
bunu karşılayan bir de fonu vardır. Adi ve bütçe emanetlerinden
ödenmeyenler zaman aşımı süresi sonunda çeşitli gelirlere irat edil­
mektedir. Silinecek alacakları, bu şekildeki “gayrimelhuz” gelirler
karşılayabilir.
Malî Sorumluluk Tazminatı
80 . M aliye Bakanlığındaki gider ve gelir memurlarının sorum­
luluk taşımayan öbür memurlardan farklı bir malî hakları mevcut
değildir.Her ileri memlekette olduğu gibi, malî sorumluluk taşıyan
maliye memurlarının bir ek tazminat istihkakları olmalıdır. Bu ol­
mazsa yetişen seçkin maliye memurları, malî sorumluluğu olmayan
alanlara kaçmakta devam edeceklerdir.
81 . Yeni Genel Muhasebe Kanunu tasarısı, bakanlık muhase­
be müdürlerine malî denetçi unvanı vermekte ve fakat görevlerde
bir değişiklik getirmemektedir. Yukarıdaki tekliflere uygun olarak
sayman durumuna getirilecek bugünkü müdürler M aliye Bakanlı­
ğından ayrıldıklarından, malî denetçilerin bakanlıklarda bulunma­
ları ve planlama birimlerinin de üyesi olmaları uygun olacaktır.
M aliye denetçilerinin bu birimlerin çahşmalarına katılması, hem
mesainin mevcut usullere uygun olarak yapılmasını kolaylaştıracak,
hem de kendilerinin genel olarak harcamaların ve malî imkânların
durumunu bilmeleri sebebiyle, bu harcamalarla ilgili yıl içinde alı­
nacak kararlara ışık tutmalarına imkân verilecektir. Ancak bu faali­
yetleri malî istişare mahiyetinde olup saymanlık üzerindeki denetcilik sıfatları ile karıştırılmamak gerekir.
82 . Böyle bir usul planlarla bütçeler arasındaki bağların hem
hazırlık hem de uygulama safhasında kuvvetlenmesine yol açacaktır.
/Maliye denetçileri planlama birimlerince hazırlanan devre rapor­
larının bir suretlerini M aliye Bakanlığına sunacaklardır.
Mâliyeden Danışma
83 . Bugün M aliye Bakanlığının Bütçe ve M alî Kontrol Genel
Müdürlüğünü en çok işgal eden meseleler, masraf kanunlarının
uygulanmasında, masrafçı dairelerin mütalaa sormalarıdır. Bu du­
rumda Bütçe ve M alî Kontrol Genel Müdürlüğünün istişarî müta­
laaları bağlayıcı olmaktadır. Mâliyenin mütalaasını sormayan daire­
de başka, soran da başka tatbikatı birlikte yürütmektedir. Bütçe ve
M alî Kontrol Genel M üdürlüğü “ M ukteza” soruldukça mütalaa
205
vermek yerine, masrafcı dairelerin ana masraf kanunlarının uygu­
lanması hususunda tereddüde düşecekleri konularda yönetmelikler
yaparak ve genelgeler yayınlayarak tatbikatın doğru, yeknesak ve
koordinasyon içerisinde cereyanını sağlamalıdır.
84. Maliye memurlarından, uygulanmasında tereddüt edile­
meyecek kadar açık hükümler için Bakanhğa danışanların da ceza­
landırılmaları, halkın pek çok şikâyet ettiği bir türlü usule son vere­
bilir. Memurların kendi insiyatifleriyle halledilebilecekleri konu­
ları üst mercilere götürmeleri bugünkü idarenin en çok tenkit edilen
tarafıdır. Bunu önleyecek başka tedbirler de düşünülmelidir.
Mukavele Tasdiki
85 . Bütçe tatbikatında idareyi sıkan başka bir mürakabe de
mukavelelerin vize edilmesidir. Bu tasdik, hem Maliye Bakanlı­
ğınca, hem de Sayıştayca yapılmaktadır. Hazırlanan yeni Genel
Muhasebe Kanunu Tasarısı Sayıştay vizesini tamamıyle kaldırmak­
ta, I milyon liraya kadar, merkezdeki taahhütlerin Maliye Denet­
çileri, illerdekilerin Defterdarlar tarafından vizesini ve ı milyon­
dan fazlaların Maliye Bakanlığınca vizesini kabul etmektedir.
86. Bu Rapordaki tavsiyeler, yatırım bütçelerine konacak
ödeneklerin proje esasına göre konulması ve kontrolünün de proje­
lere göre yapılmasını telkin ettiğine ve proje öncesi tetkik ve başlat­
ma tarihi vizesi esas alındığına göre, bunun dışında ödeme safha­
sından önce yapılacak bir başka vize usulünün devam etmesi lüzum­
suz olmakta ve hatta masrafçı dairenin sorumluluğunu kaybetti­
rerek gayesine aykırı sonuçlar doğurmaktadır.
Yapım İşlerinde Elastikiyet
87 . Yapım işleri ile ilgili taahhüt miktarlarındaki değişikhklere ait hükümler. Genel Muhasebe ve Arttırma-Eksiltme kanunla­
rında yer almaktadır. İhale bedellerinde değişiklik, proje maliyet­
lerinde değişiklik anlamında olduğu için, aynen projelerin kabulün­
deki teknik usullere tabi olmalıdır. Bu sebeple projelerin küçük deği­
şikliklere imkân vermesi pek çok meseleyi halledebilir. Büyük deği­
şiklikler, proje inceleme yetkisinin dağılışına göre, teknik dairelerin
Devlet Planlama Teşkilâtından veya Maliye Bakanlığından geçire­
cekleri proje tadilleriyle yapılmalıdır. Böyle bir usul, kaynaklar ve
harcamalar bakımından plan tahminlerinin ve yıllık programların
tahkik edilmesi ve bunlarda değiştirmeler yapılmasına imkân hazır­
laması dolayısıyle de zaruridir.
206
Avan^
88, Bütçenin yürütülmesinde bir istisna da tahakkuk etme­
miş giderler için avans verilmesi veya kredi ve akreditif açılması­
dır. Bu konuda, gerek mer’i kanun, gerekse Genel Muhasebe K a ­
nunu tasarısının hükümleri uygun mütalaa edilmektedir. Ancak,
müteahhitlere taahhüt bedelleriyle belli bir nisbette açılacak avans­
ların, kanundaki teminat şartına ilâve olarak, bankaların ticarî ve
sınaî kredilere uyguladığı nispette faize tabi tutulması, avans müessesesinin suistimal edilmesini önleyecektir. Uygulanacak faizden
avans mukabili alınacak teminatın faiz veya masraflarının düşül­
mesi de hakkaniyete uygun olur. Miktarı, taahhüt bedeHnin % 15’i
nispetinde olmalı ve ancak projenin yürütülmesi için zarurî olan
hallerde verilmelidir. Bu mekanizma sayesinde, sermayedar olma­
yan müteahhitlerin avanslara güvenerek kamu kuruluşlarına karşı
taahhüde girişmeleri ve bu yüzden projelerin yürütülmesinin ak­
saması önlenecektir.
Nakit ve Hazine İşlemleri
89 . Bu konuya hazine işlemlerini yapma ve bununla ilgili başka
işlemleri yürütme görevini açıklayarak girmek gerekir. Bu ana görev­
le uzak veya yakından ilgih olduğu için veya hiç ilgisi olmadığı halde,
M aliye Bakanlığının hazine işlemlerini yürüten teşkilâtı tarafından
yürütülen görevlere sonradan dokunulacaktır.
Hazine Ajanları
90. Hazine, devlet bütçesiyle tahsiline yetki verilen gelirleri
toplar; ödenekleri olan harcamalara ait ödemeleri ve bu ödeme­
ler için gerekli para işlemlerini (kısa, orta ve uzun vadeli borç alma,
emanetleri muhafaza etme, devlet tahvillerinin faiz ve resülmallerini
ödeme, hazine protföyünü verimlendirme gibi) yapar, bunlara ait ka­
yıtları tutar. Hazine, bu işlerini, merkezde îç ve Dış Ödemeler Say­
manlıkları ve Merkez Bankası, taşrada Merkez Bankası, Ziraat Ban­
kası ve bazı hallerde başka bankalar ve Amortisman ve Kredi
Sandığı eliyle yürütmektedir.
Nakit İşleri
91
. Tahsil edilen paralar. Saymanlığa veya Merkez Bankası­
na (bulunmayan yerlerde T .C . Ziraat Bankası veya İş Bankasına)
yatırılmaktadır. Devlet masrafları da buralardan ödenmektedir.
Ödemeler için gerekli para noksanları. Merkez Bankasından Say-
207
manlığa, Hâzinece gönderilmektedir. Saymanlığın fazla paraları,
bir emirle, kendi bankasından Merkez Bankasına veya T .C . Ziraat
Bankasındaki Hazine hesabına gönderilir. Hazine nakit açığı vere­
ceği zaman, yani, bütçe gelirlerinin giderlerini karşılayamadığı hal­
lerde, özel kanunların veya bütçe kanununun verdiği yetkilere daya­
narak borçlanmalar yapmaktadır. Bunlar kısa vadeli avans hesabından
istikraz, plasman bonoları satışı, 9 aya kadar vadeli borçlar ihracı. Büt­
çe Kanunu ile ahnan yetkiye dayanarak en çok ı yıl vadeh hazine bo­
noları ihracı, millî esham ve tahviller karşılığı kredi veya bunların
satışı (elde edilen hasılâtla uygun vadeli devlet tahvilleri alma veya
bu karşılıklarla Hâzinenin ortaklıklarına olan borçlarını ödeme veya
yeni ortaklıklara girme veya bu türlü ortaklıklara ilişkin katılma
senetleri alma) ve özel bir kanunla alınmış bir yetkiye dayanan uzun
vadeli tahvil ihracıdır. Emanet hesaplarında toplanan paralar, tica­
ret bankalarının vadesiz mevduatı gibi. Hazine Fonunu takviye eder
ve ona elastikiyet verir.
92 . Görülmektedir ki Hazine, bütçenin yürütülmesi için ge­
reken parayı bulmak amacıyle çalışmaktadır. Bu sebeple. Hâzine­
nin kısa vadeli borçlanmalarının vadesi bütçe ile kayıtlı olmahdır.
Başka bir deyimle, denk bütçe tatbikatında, para bulmak için kul­
lanılan borç kaynaklarının yıl sonu artığı olmaması veya borç artık­
larının hazine veznelerindeki mevcutla karşılanacak miktarda olması
lâzımdır. Ancak Devletin nakit işleri bu kadar basit değildir. Bütçe
yılının son günü bütün bütçe hesaplarını (gelir-gider) kapatmak
mümkün olmamaktadır. Önceki bütçe yılına ait tatbikat carî bütçe
yılının ilk 4 ayı içerisinde de devam etmektedir (mahsup süresi).
Bu sebeple hazine hesaplarının bütçe yılı sonu itibariyle kapatılması
pek fazla bir anlam ifade etmemektedir. 1959’dan beri, kısa vâdeli
hazine hesabının yıl sonu artığı olmaması. Bütçe Kanununa konan
bir hükümle sağlanmaktadır. Hesabın tavanı, genel bütçe gider­
lerinin yüzde beşi olarak tespit edilmiştir. Bu hesaptaki borç % 0,75
faize tabidir. Kısa vadeli avans hesabının yıldan yıla borç bakiyesi'
devretmemesi, milletlerarası kredi kuruluşlarına karşı taahhüt edil­
miştir. Hatta hesabın tavanı da böyle bir protokolla tespit edilmiş­
tir. Dokuz ay vadeli tahvil ihracı yetkisinin azamî seviyesi de, aynı
şekilde milletlerarası taahhütle sınırlanmıştır.
93 . Denk bir bütçenin kısa vadeli kredi ihtiyaçlarının M er­
kez Bankası kaynaklarından. Hazine emanetler tahsilâtmdan, plas­
man bonoları, hazine bonoları gibi kısa vadeli senetler satışından
sağlanması uygundur. Denk olmayan bütçelerin açıklarının uzun
vadeli devlet borçlanmalarıyle kapatılması gerekir. Bu anlamda,
tasarruf bonoları hasılatının normal gelir gibi değil, her yıl yatırımI
208
lar dolayısiyle bütçenin verdiği açığı kapatan bir istikraz hasılatı
gibi düşünülmesi gerekir.
Tasarruf Bonoları
94. Başka memleketlerdeki gibi kuponsuz ve sicilli şekilde
uygulanmamış olan tasarruf bonolarının idaresi, kesin surette ıs­
laha muhtaçtır. Modern devletlerde ekonomi politikasını etkileyen
malî aletler olarak, vergi ve masraf politikası yanında. Devlet borcu
politikasına da sık sık başvurulmaktadır. M ecburî tasarruf bonolalarınm, mecburî itfa şartlı, 20 yıl vadeli, sicilli, kuponsuz olması ve
satışının nama muharrer bir devlet tahvili ile değiştirilmek suretiy­
le yapılabilmesi gibi şartların da idarece kabulü gerekir.
Hazine Kefaleti
95 . Hazine, bütçe ihtiyacını karşılarken. Merkez Bankası ile
münasebetlerinde nasıl belli ölçülere tabi olma durumunda ise,
ticarî senetlerinin Iskontosunda da objektif kriterlerle hareket etmeli­
dir, Bu kriterler, Beş Yıllık Plan, yıllık program ve teşebbüslerin iş
programlarıdır. Merkez Bankasınca iskonto edilecek kısa vadeli
senetler döner sermaye olarak kullanılacak parayı sağlamalıdır.
Uzun vadeli kredi isteyen yatırımlar, teşebbüslerin kendi kaynakla­
rından, bütçeden verilecek para ile yapılacak sermaye arttırmaların­
dan, uzun vadeli istikrazlar hasılâtmdan sağlanacak paralarla finanse
edilecektir.
96. Bütün kamu teşebbüslerinin hazinedarlığının bir Devlet
Yatırım Bankası eliyle yapılması çok rasyonel bir idare usulü olacak­
tır. M evcut Devlet Yatırım Bankası Kanun tasarısının bu görevi
başaracak tamlıkta olmadığı görülmektedir. Yatırım Bankası, D ev­
let teşebbüslerinin plana ve yılhk programa girmiş yatırımlarını
finanse etme görevi yanında, bu teşebbüslerin kısa vadeli kredi ihti­
yaçlarını da karşılamalıdır. Yani teşebbüsler M aliye Bakanlığı ve
Merkez Bankasıyle Devlet Yatırım Bankası vasıtasıyle temasta bulun­
malıdır. Bu suretle hazine kefaleti müessesesi de kaldırılmış olur.
97
. Ancak, İktisadî devlet teşebbüslerinin harcama öncesi pro­
jelerinin tasdiki veya projeye başlama tarihinin tespiti yetkileriyle
teçhiz edilmiş olan bir kamu görevHsi mevcut değildir. İktisadî dev­
let teşebbüslerinin reorganizasyonu projesi sonrasında hazırlanan
tasarının öngördüğü “ İktisadî Kam u Kuruluşları Um um î idare K u ­
rulu” bu görevi görecektir. Şimdi yasama organına verilen tasarıda
ise bu görev, teşebbüslerin yönetim kurullarına bırakılmıştır. Bu,
İktisadî kamu teşebbüslerinin İdarî ıslahat mekanizması içerisinde
209
düşünülen merkezî idareyi geliştirme birimince, genel reorganizasyon
esasları içinde ele almacak bir mesele sayılmalıdır.
Para Arzı
98 . M aliye Bakanlığı, Merkez Bankasının para arzı mekaniz­
masını iç ve dış ticarî ve sınaî muamelelere, çalışma seviyesine ve
gelir süratine göre ayarlamasına müdahale etmemelidir. Merkez
Bankası Hâzinenin ve İktisadî teşebbüslerin kısa vadeli kredi ihti­
yaçlarını, genel kamu sektörü harcamalarını, ithalât ve ihracat po­
litikaları ve tediye muvazenesi açıklarını bilmeli, buna uygun bir
para hacmi ile para, kredi ve fiyat, faiz, iskonto, seviyelerini ayarlayabilmelidir.
Bunlar aslında para arzı mekanizmasını uzun vadeli plan­
lara, yıllık programlara ve hükümetçe tespit edilmiş esaslara göre
yürütecek olan bir makama tanınması tabiî yetkilerdir; ancak, para
politikasının esaslarını tespit etmekte temel sorumluluğun hükümete
ve hükümet içinde de en başta M aliye Bakanlığına ait olduğu unu­
tulmamalı, Merkez Bankası’mn yetkilerini bu esaslara uygun ola­
rak kullanmasını sağlayacak görevsel bağlantı tedbirleri alınmalıdır.
Bu konulardaki temel kararların. M aliye Bakanhğmm teknik görüş­
lerinden ve Devlet Planlama Teşkilâtının mütalaasından faydala­
nılarak, hükümet tarafından tespit edileceği tabiîdir.
99 . Sonuç olarak, bu konuda denebilir ki malî idarenin baş­
lıca sorumlusu olan M aliye Bakanlığının malî politikayı kusursuz
yürütmek için gerekli imkânlara sahip olması yetm ez; İktisadî po­
litikanın da sağlam esaslara dayandırılması ve bu amaçla ekono­
mik büyüme vasıtası olan plan ve programların malî politikada
takip edilecek genel tutumu da açıkça göstermesi lüzumludur. Bu
lüzuma uymak genel denge fikirlerinin alanını çok genişletece­
ğinden, Maliye Bakanlığının günlük malî politikayı yürütürken
nakit muvazenesi fikriyle hareketine engel olunacak, bu bakanlığın,
istemediği halde zorlandığı olup bittiler dolayısıyle başvurulan zor­
layıcı ve yavaşlatıcı tedbirlere de lüzum kalmayacaktır.
Malî İdareye Dış Müdahaleler
100. Maliye Bakanhğmm, para politikasında, Merkez Banka­
sı portföyünü, İktisadî teşebbüslerin yatırım finansmanında kulla­
nıldıkları için kısa vadelerinde ödenemeyen Hazine kefaletli bonolar­
la doldurularak takip edeceği şişkin para politikası, ancak, şuurlu
olarak ve iktisat politikasının tamamlayıcı bir unsuru halinde uy­
gulandığı takdirde, tehlikeli durumlara düşmenin önüne geçmek
210
mümkün olabilir. Para politikası bu anlayışla uygulamazsa, günlük
ihtiyaçlara cevap vermek üzere alınmış kararlara dayanan ve uzun
vadeli bir görüşten mahrum olan tatbikatın yaratacağı hatalı gidişi
düzeltmek için, ciddî işlemler yapılması icabeder. Türkiye’nin uzak
ve yakın malî tarihinde bu hallerin misalleri herkesçe bilinir.
lo ı . Planlı bir ekonomi politikası yürütme, aynı hataları tek­
rar etmemenin çaresidir. Plansız zamanda malî idareye miras kalan
ve dış finansman yardımcılarının telkini ile istikrar tedbirleri arasına
girmiş bulunan, malî istiklâli kayıtlayıcı mutabakatların tasfiyesine
hemen gidilmelidir. Bunlar, İktisadî yardımlar ve ihtiyaç fazlası
yardımları karşıhğı biriken Türk paralarının kullanılmasına, ayrı
bir yardım imiş gibi müdahale edilmesi. Hâzinenin avans ve kısa
vadeli borçlanma imkânlarının bazı protokollerle tahdit edilmesi,
gümrük ve başka vergilerde dış finascılara imtiyazlar tanınmış olması
gibi, müzayaka içinde bulunulan bir devirde empoze edilmişlerdir.
Uzun emek ve gayretler sonunda sağlanabilmiş malî bağımsızhğm
hiç gölgelendirilmeden yürütülmesinin başlıca şartı, muhtaç durum­
da bir malî idareden kurtulabilmektedir. Bunu sağlamanın yolu
da, gerek dış yardımların, gerekse borçlanmaların çok şuurlu kulla­
nılması, yani ekonomik planlamanın gehşme amacına ulaştırılabilmesidir. Harcamalar millî bir amacın elde edilmesi yolunda yapı­
lınca, dış telkin ve müdahalelerin haklı olma iddiaları ortadan kal­
kacaktır.
102 . Para politikasında hatalı davranış, dış ticaret siyasetine
de tesir etmektedir. Yükselen maliyetler dolayısıyle ihraç malları­
nın carî fiyatlar üzerinden pazar bulamaması (tabiî, kur politikası
da bunda başlıca amildir) dış ticaretin kliring sahalarına kayması
sonucunu doğurmaktadır. Bu hal hem kalitesiz mal ithalini, hemde gelecekteki ekonomik ihtiyaçlar (yedek parça vs. gibi) için belli
memleketlere bağlanmış olma sonucunu doğurmaktadır. Kalitesi
düşük yatırım mallarının ömürlerinin kısalığı ve verimlerinin dü­
şüklüğü dolayısıyle de maliyetler yüksek olmakta, ekonomi, milletler­
arası rekabet alanına girememektedir.
103 . Para politikasının, gündelik ihtiyaçlarla yürütülmeyip pla­
nın ve ekonomik politikanın bir parçası olarak mütalaa edilmesi,
esaslarının tespitinde Devlet Planlama Teşkilâtı ile işbirliği yapıl­
ması ve politikanın ilgili başka dairelere de sorumluluklar yükleyerek
yürütülmesi (Ticaret, Sanayi, Tarım Bakanhkları gibi) bu mahzur­
ları önleyecektir.
211
Banka Denetlemesî
104. Maliye Bakanlığının bir başka önemli yetkisi de, gerek
kurulurken izin vermek, gerekse mevduat kabul etme yetkileri tanı­
mak suretiyle, kredi kurumlarının faaliyetlerini de yakından takip
etmek ve denetlemektir. Bu hususta Bakanlığın bugünkü yetkileri,
kredi kurumlarının denetleme görevinin yürütülmesi için elzemdir.
Şunu da hemen kaydetmek gerekir ki Bakanlık, geçmişte, bu görev­
lerini layıkı ile başaracak şekilde teşkilâtlanmış olmadığından genel
itibar kurumlarının durumu bir hayli sarsılmıştır. Gayriciddî ban­
kaların vücut bulması, gerek çalışma, gerekse tasfiye sırasında, büyük
ve ciddî bankalara yük olmuştur. M aliye Bakanının tedricen tasfi­
yesine karar verdiği bankaları, büyük bankalara tasfiye ettirmesi,
mevduat sahiplerinin alacaklarının tam karşılanmasını sağlama
için tesis edilen 50 milyon liralık fonun, bilumum bankaların mevdu­
atları üzerinde ayrılacak binde beş aidatla beslenmesi, ciddî ve büyük
bankaların hiç sorumlu olmadıkları halde, yüklendikleri bir külfet­
tir. Bakanhğın gerek kuruluşlarında gerekse faaliyetleri esnasında
kredi kurumlarını, bankacılığın itibarını ve mahremiyetini de
bozmıyacak sıkı bir denetlemeye tabi tutabilecek şekilde teşkilât­
lanması ve mevduat, reiskonta arzedilecek senet kabulü ikraz limiti
gibi hususların denetlenmesini de Merkez Bankasına bırakması
lâzım gelir.
Kambiyo Denetlemesi
105. İthalâtta kambiyo denetlemesi, transfer edilen dövizler
karşıhğı açılan hesapların ithalât yapıldıkça kapatılması suretiyle
yapılmaktadır. Amaç, bedeli transfer edildiği halde yurda getiril­
meyen mal kalmamasını, yani ithalât bedelinden fazla dövizin çık­
masını önlemektir. Yabancıların yaptığı hizmet dolayısıyle transferi
gereken navlun, sigorta, ücret gibi döviz borçlarının transferine ait
permiler vermek de aynı amacı gözetmektedir.
106. Bunlardan başka yabancı turistlerin sattıkları dövizleri
kontrol ve Türklerin yurt dışına yapacakları her çeşit yolculukta
kendilerine satılacak dövizleri permiye bağlama gibi görevleri de
kambiyo mercileri yapmaktadır. Bedelsiz ithalât müsaadesi vermek
de bu daireleri en çok işgal eden bir işlemdir.
107 . Görülüyor ki, kambiyo denetlemesi, Türk parasının konvertibl (serbest yabancı paralara çevrilebilir) olmamasından doğ­
maktadır ; bu da, Türk tediye muvazenesinde açık olmasından,
daha açık bir deyimle, yapılan ihracat ve hizmetler dolayısıyle elde
212
edilen döviz gelirlerinin ithalât ve görülen hizmetler dolayısıyle
meydana gelen döviz giderlerini karşılamamasmdan ileri gelir. Bu
sebeple halledilmesi, kısa vadeli, gündelik İdarî ve polisiye tedbir­
lerden beklenemez. İktisadî bir meselenin hallini, ancak İktisadî
tedbirler mümkün kılar. Bunun için ithalât, ihracat işlemleri üzerin­
de Bakanlığın genel esaslar koyması ve ulaşılmak istenen amaca
götürücü politikayı yürütmesi gerekir. Bu vesileyle, ‘‘Türk Parasının
Kıymetini Korum a” politikasının yeniden tespiti lüzumuna işaret
etmek gerekir. Meselâ seyahat dövizlerinin serbest bırakılması konusu
ciddî bir inceleimeye tabi tutulmah, savunulması güç olan dış seyahat
harcamaları vergisi yerine, daha elverişli başka tedbirler alınmalı­
dır. Dıştan gelen turistlerin dışa giden turist vatandaşlara nispetle
daha fazla olduğu düşünülerek, turizmin gelişmesini önleyecek ve
döviz kaynaklarının heba olmasına yol açacak tedbirlerden kaçınıl­
malıdır.
Devlet Hesaplarımn Tutulması
ıo8 . Devlet hesaplarına ait kayıtları tutmak ve Hazine genel
hesabını çıkarmak Muhasebat Genel Müdürlüğünün başlıca işidir.
Başka bütün görevleri bu ödevin yürütülmesi için verilmiştir. Ba­
kanlığın bu görevinin yerine getirilmesinde asıl birim “ Saymanlık­
tır. Saymanlık, devlet muhasebesinin birimidir. Görevli bulunduğu
alandaki devlet gelirlerinin tahsiH, ödemelerin yapılması ve malları­
nın muhafazası ile ilgili işlemler (hangi memur tarafından yapılır­
sa yapılsın) sayman adına yapılıyor sayılır. Saymanın bizzat yapam a­
dığı işleri yapan memurlara “sayman mutemedi” denir. Sayman
mutemetleri veznedarlar, tahsildarlar, konsoloslar, gümrük memur­
ları, trafik ve adliye memurları olabilir. Gelir, gider ve mevcutlara
ait hesapların sayman tarafından tutulması veya tutturulması lâzım
gelmektedir. Saymanlar kanunen belli miktarlardan fazla nakitleri.
Bankaya (Hazine hesabına) göndermek zorundadır. Bankadaki he­
saptan ödeme de sayman emri ile olur. Saymanlar biten hesaplarını
sonraki ay içerisinde Bakanlığa göndermektedirler. Bakanlık ince­
leyip defteri kebir ve yardımcı hesaplara kayıtlarını yaptıktan sonra,
bütün belgeleri Sayıştay’a göndermektedir.
Devlet Muhasebesinin Merkezileştirilmesi
109.
Yürülükteki sistemin en çok tenkit edilen özelliği fazla
merkeziyetçi oluşudur. Bakanlık Muhasebe Müdürleri yalnız büt­
çeye mütenazır tediye emirleri hesabı tutmaktadır. Bunun iyi bir
kuruluş olmadığını ileri sürenler, evrakın önce M aliye Bakanlığına
213>
sonra Sayıştay’a gönderilmesinden sonra, Sayıştay murakıplarının
da hesabını denetleyecekleri saymanın evrakını posta ile tekrar yerine
göndermelerini ve gidip orada tetkik ederek, evrakları tekrar posta
ile merkeze (Sayıştay arşivine) yollamalarını tenkit etmektedirler.
Başlangıçta, Sayıştay’ın taşrada denetleme yapması bahis konusu
olmadığı zamanlarda, son temas edilen işlemler vuku bulmuyordu.
Sayıştay denetlemesinin merkezde mi, yoksa taşrada mı yapılırsa
uygun olacağına M alî Murakabe başlığı altında temas edilecektir.
Masrafcı Daireler
1 10.
Burada, masrafcı dairelerin
hesaplarını kendilerinin
tutmaları, merkezde kendi bakanlıklarına göndermeleri ve bakan­
lıklar veya merkez daireleri nezdindeki Genel Saymanlar’ın bun­
ları konsolide ederek M aliye Bakanlığına bildirmeleriyle işlerin
süratleneceği ve idarenin M aliye Bakanlığına karşı olan durum­
larının, yani her harcamada hesap vermenin, ortadan kalkacağı
iddiasına temas etmek uygun olur. Ingiltere ve Am erika’da uygula­
nan bu sistem, kuruluşu tamamıyle farklı olan Türkiye’de kolaylıkla
uygulanamaz. Sistemi uygulayan memleketlerde, pek az kamu hiz­
meti, merkezî hükümet görevi olarak, taşrada mevcuttur. Türkiyede mili t eğitim, sağhk, bayındırlık, tarım hizmetlerinin önemli bir
kısmı ve hatta emniyet, zabıta, adliye hizmetleri, çoğunlukla,
mahallî devlet veya mahallî idare hizmetidir. Merkezî hükümetin
taşra birimleri bütün hizmetleri ilçe seviyesine ve hatta bazıları­
nı da bucak seviyesine indirmektedir. Kam u hizmeti dairelerine
malî hizmette bulunan M aliye Bakanhğı’nın bütün ilçeler seviyesin­
de teşkilâtlanrnasına lüzum bulunup bulunmadığı tartışılabilir.
Saymanlık teşkilâtının il kademesinde kalması, ilçelerde, lüzum
olduğu takdirde vergi dairesi kurulması, vergi konusu önemli olma­
yan küçük ilçelerde hâsılatın Banka veya P T T (Posta Çek Sandık­
ları Kanununun yürütülmesi suretiyle) veya gezici tahsildarlar
vasıtasıyle yapılması, devlet giderlerinin de ilçelerdeki Bankalar üze­
rine masrafcı dairelerin tâahhüt amirleri adına çekilen çeklerle öden­
mesi ve bütün Saymanlık veznelerinden tediye yapılmasına son ve­
rilmesi, Saymanlık veznelerine pul ve kıymetli kâğıt ihtiyaçları için
en çok başvuran noter, mahkeme başkâtibi, icra memuru, nüfus
memuru ve P T T memuru veya müdürlerine zimmetle verilen pul­
ların miktarının çoğaltılması, il veya büyük ilçe muhasebeleri vezne­
lerinden irsaliyelerle bu memurlara pul ve kıymetli kâğıt gönderilebilmesi gibi usullere başvurularak taşra teşkilâtı daha dar bir malî
idarenin kurulabilmesinin mümkün olup olmayacağı incelenebilir.
Tasarlanan bu teşkilâtta defterdarların her ilde değil, yalnızca bölge
214
merkezi durumundaki illerde bulundurulması, itiraz komisyonlarınm, ''Teftiş” bölümünde sözü edilen mahallî vergi beyannameleri
inceleme elemanlarının, kontrol memurlarının, defterdarlık bürosu­
nun elemanları olarak, bütün bölgede faaliyette bulunmaları (Ra­
porun "'Merkezî Teşkilâtın Taşra Birimleri” bölümünde söz konusu
edilen bölge), İdarî yargının malî anlaşmazlıklara bakacak alt mah­
kemelerinin de defterdarların bulunacağı bölge merkezi illerde ku­
rulması ve malî mahkeme kararlarının Danıştay’a temyiz edilmesi
esasının kabul edilerek Ankara’da faaliyette bulunan Vergiler Tem ­
yiz Komisyonlarının kaldırılması, Danıştay malî davalar daireleri
sayılarının çoğaltılması, gerek yukarıdaki paragraflarla gerekse
başka kısımlarındaki tavsiyelerle ahenkli bir teşkilâtlanma olacaktır.
1 1 1 . Ordu içersindeki saymanlık teşkilâtları tümen ve müs­
takil tugay seviyesinden başlar. Bu birlikler nezdinde M aliye Ba­
kanlığı’nın saymanları ve ordu merkezlerinde de sayman sıfatları
olan “ Ordu Defterdarları” mevcuttur. Saymanlar M aliye Bakan­
lığından ayrılırsa, ordu saymanları M illî Savunma Bakanlığı me­
muru olacaklardır.
112. Bundan başka, işlemleri çok olan merkezlerde, yalnız
bir daireye hizmette bulunan saymanlıklar teşkil edilmesi halinde
de (İstanbul’da Okullar, Sağlık Kuruluşları sorumlu saymanları,
Erzurum Uzatm a Hattı İnşaatı Sorumlu Saymanı, İstanbul Lim an­
lar İnşaatları Sorumlu Saymanı vs. gibi), bu saymanlar, hizmetinde
bulundukları bakanlık ve dairelerin memuru olacaklardır. Büyük
harcamalar yapan dairelerin nezdinde sayman bulundurulmalı ve
saymanlık kuruluşları, iş hacmi itibariyle gerekçeli olmalı, her ilçe
kuruluşunda bir de saymanlık kurma gibi iş ile ilgili bulunmayan
ölçülerden hareket olunmamalıdır.
113. Bugünkü devlet muhasebesi, bütçe sisteminin sıkı bas­
kısı altında, şekilcidir ve amacı “hesabı kati” , “hazine hesabı umu­
misi” çıkarabilmektir. Bu sebeple hizmelerin maliyeti. Hâzinenin
günlük durumu, yatırım projelerinin maliyeti, devletin genel mal
(menkul ve gayrimenkul) durumu, devlet taahhütleri ve devlet
borçlarının miktarları, her yıl bütçesine daha önceki yıllarda girişil­
miş taahhütlerin yüklediği külfet gibi görevsel verilerin çıkarılması
için faydalanılabilecek hesaplar, bu muhasebe içinde bulunmamak­
tadır.
1 14. Bütçe hazırlanması ve tatbikatı bahislerinde temas edi­
len yenilikler yapıldıktan sonra, muhasebede gerekli hesaplar açıl­
malı; her yıl bütçe içi yapılan yatırım harcamalarıyle İktisadî teşeb­
büslere sermaye ve yatırımları karşıhğı yapılan tediyeler de devlet
215
patrimuvan hesabındaki artışlarla karşılanmalı; bu suretle devlet carî
hizmetlerinin maliyeti, yatırımlardan teşekkül eden millî sermaye­
nin miktarı ve artış hızı, devlet ayniyatı demirbaşları ve levazımatının değerleri gibi plan ve program hazırlanmasına elverişli rakam1ar el altında bulundurulmahdır.
1 15. Bugün, devlet kayıtları Hâzinenin günlük durumunu
bilmek imkânını vermektedir. Sebep Hazine nakit mevcutlarının
Merkez Bankası, Ziraat Bankası, İş Bankası ve Saymanlık vezne­
lerinde bulunmasıdır. Bankaların merkez şubelerindeki hazine mev­
cudu genellikle bilinmekte ve sadece bu, bütün hazine mevcudu
olarak kabul edilmektedir. Ancak, yıl sonlarında saymanlıkların
nakit durumları belli olduğunda, Merkez Bankası hesabı dışında,
daima 300-350 milyon liralık bir nakit mevcudunun olduğu dikkati
çekmektedir. Veznedarlık işlemlerini yapan bankalar. Hâzinenin
bu mevcudunu vadesiz mevduat gibi kullanmak imkânından isti­
fade ettikleri için, şimdiki durumun muhafazasını istemektedirler.
Hazine likit durumunu kati olarak bilmediğinden faizle kısa
vadeli istikrazlar yapmakta ve hizmet maliyetini yükseltmektedir.
Bu halin önlenmesi için çare, veznedarlık işlemi yapan bankalar
nezdinde kredi açılarak, devlet için yapılan ödemelerin Merkez
Bankasına dekont edilerek çekilmesi esasının kabul edilmesidir. Bu
takdirde, Hazine, yalnızca banka bulunmayan merkezlerde nakit
bulundurmak mecburiyetinde kalacak; bunları günlük telgraflarla
öğrenerek günlük likiditesini tam olarak bileceğinden lüzumsuz kısa
vadeli borçlanmalara girmek zorunluğundan kurtulacak ve an­
cak gerçek nakit ihtiyaçları için borçlanmalar yapacaktır.
Günlük Hazine Hesabı Çıkarılması
116. Devlet muhasebesinin tutulmasında ve hazine genel
hesabının çıkarılmasında azamî sürati sağlamak üzere muhasebe
makinelerinin kullanıldığı bilinmektedir. Ancak hâzinenin günlük
hesabının bilinmesi, gerek ekonomi ve para politikalarının yürütül­
mesi, gerekse devlet harcamalarının, dolayısıyle yatırım seviyesi ve
hızının, takip edilmesi ve böylece çalışma durumunun bilinmesi
gibi esaslı verilere sahip olmayı mümkün kılar. Bu sebeple, muhase­
be sistemi ıslah edilirken makinelerle çok çabuk sonuç almağa yara­
yan esasların bulunması lâzım gelir.
Devlet Mallarının İdaresi
1 17. M aliye Bakanlığı Teşkilât Kanununun 13’üncü maddesi
M illî Emlâk Genel Müdürlüğünün görevlerini tespit ederken. M ali­
ye Bakanlığını şu işlerden de sorumlu tutmuştur:
216
rının
a . Devlet hizmetlerinin görülmesi için yapılmış kamu binala­
tamir ve muhafazası;
b . Devlete ilişkin kamu mallarının kiralama, satış ve tasfiye­
leri;
c . Devletçe yaptırılan memur evlerinin idaresi ;
d . Devlete intikali gereken menkul ve gayrimenkul malların
kovuşturulması ve gayrimenkul olanlarının tescili;
e . Devlet görevlerini yapmaya tahsis olunan gayrimenkul
mallarla, devlete ihşkin özel mallar ve devlete geçen gayrimenkul
mallar için ayrı ayrı defter tutulması;
f . Kanunlar ve antlaşmalar gereğince belli zümrelere iza­
fetle elkonulması lâzım gelen malların işlem ve tasfiyelerinin sonuç­
landırılması ;
g . Özel kanunların malî idareye verdiği menkul ve gayri­
menkul mallar ile ilgili başka işlemlerin yapılması.
Devlet Binalarının Bakım ve Tamiri
118 . Bu konu daha geniş şekilde, “Devlet Dairelerinin Bina,
Büro ve Basın İhtiyaçları” bölümünde ele alınmıştır. Burada sadece
meselenin M aliye Bakanhğıyle ilgili veçheleri incelenecektir.
1 19 . M aliye Bakanlığı açısından bakıldığı taktirde, bu görev­
lerden, devlet binalarının tamir ve muhafazasını “tamir ve idame”
masraflarının yapılması anlamında almak lâzım gelir. Binaların si­
gorta ettirilmesini Bakanlık bizzat yapmaktadır. Tam irat, Bayındır­
lığın yaptığı keşiflere dayanılarak hazırlanan şartname ve taahhüt­
namelere uygun olarak Arttırma, Eksiltme ve İhale Kanunu gere­
ğince Bayındırlık Bakanlığının teknik elemanlarının kontrolü altın­
da yapılmakta ve onların düzenleyeceği tediye belgeleri gereğince
Maliye bütçesinden tediye yapılmaktadır.
120. Bir görüşe göre, büyük tamirat ve inşaatı yapan daire
(Bayındırlık Bakanlığı), küçük tamir ihtiyaçlarının tespiti, yapılacak
tamirata ait küçük projelerin hazırlanması ve yürütülmesi işlerini
daha iyi başaracaktır. Bu noktadaki karşıt teze göre ise, daire veya
bakanlık kullandığı binanın tamir ihtiyaçlarını ve idame giderlerini
daha iyi takip etme durumundadır. Bu sebeple herhangi bir daire­
nin bu gibi giderlerini, kendi bütçesindeki ödenekten harcama yapa­
rak (Bayındırlık Bakanlığının nezareti altında) ödemesi uygun ola­
caktır. Bugünkü tatbikat da böyledir. Ancak, bir bina birçok dairetarafından kullanılıyorsa (il ve ilçe hükümet konakları) bu taktirde
217
tamirat M aliye Bakanlığı tarafından yaptırılmaktadır. Türk devlet
kuruluşunda genel muvazeneye dahil dairelerin inşaat, tamirat
ve başka benzer giderleri yapabilmeleri, Bayındırlık Bakanlığının
ve teşkilâtının tasvibine bağlıdır. Nasıl M aliye Bakanlığı bütün malî
mevzuatın uygulanmasından sorumlu ve kontrolü ile yetkili ise,
Bayındırlık Bakanlığı da bütün imar, bakım, tamir, inşa işlerinden
sorumlu ve bunları kontrolle yetkili dairedir. Bu sebeple bugün
bakanlıklar bütçelerindeki tamir ödeneklerinin Bayındırlık Bakan­
lığında birleştirilmesi uygun olur. Bayındırlık bütçesine konacak
toplu (global) bakım ve tamir ödenekleri bilgili ellerde ve programlı
olarak kullanılacağından sık sık büyük tamir ihtiyacıyle karşılaşıl­
mayacaktır.
121 . Hükümet konağı ihtiyaçlarının tespiti, programlanması
ve ihale safhasına kadarki hazırhklarınm yaptırılması da şimdi.
M illî Emlâk Genel Müdürlüğünce yapılmaktadır. Ödenekler Ba­
yındırlık Bakanlığı bütçesinde yer aldığı halde, planlama ve ödenek
dağıtımının M aliye Bakanlığınca yapılması pek uygun görünen
bir tatbikat değildir. Gerçi Bayındırlık planlama, programlamayı
değil, fizikî proje ve planları hazırlayıp uygulamaktadır. Okul,
hastahane vs. bina inşaatında ilgili bakanlıklarla Bayındırlık Bakan­
lığının aynı şekilde çalışmaları devam edebilir. Hükümet konakları­
nın her türlü işinin (kayıtlarını tutma hariç) Bayındırlık Bakanlığın­
ca yapılması daha rasyonel olur.
122. Devlet mallarının belirtilmesi, devlete intikalî gereken
menkul ve gayrimenkul malların devrahmp bunlardan gayrimen­
kul olanlarının tescil işlemlerinin yapılması, tasfiyesi gereken emvalin
peşin ve taksitli satışlarının yapılması fuzulî şekilde işgal edilmiş
devlet emvali için ecrimisil tahakkuk ettirilmesi, devletin kullan­
madığı gayrimenkullerin kiralanması, göllerde balık avının iltizama
verilmesi, devletçe kullanılmayan menkul malların satılması, devlet
mülkiyetinde oldukları farzedilen hazine, define, batık gemi vs.
malların çıkarılmasından ve satışından hazine hissesi alınması.
M edenî Kanun, Cemiyetler Kanunu başka özel kanunlar gereğince.
Hâzineye intikal eden menkul ve gayrimenkul malların idaresi,
denizden kazanılan, bataklıktan kurtarılan veya akar suların yatak
değiştirmesi, göllerin kuruması vs. tabiî sebeplerle meydana gelen
Hazine mülklerinin tespit ve tasfiyesi ve bütün menkul ve gayrimen­
kul mallara ait defter, kayıt vs.nin tutulması ve muhafazası gibi
görevler Maliye Bakanhğı tarafından yürütülecektir.
123 . Bugünkü “ M illî Emlâk” mevzuatı, esas olarak, devletin
kendi ihtiyaçlarında kullandıklarından başka menkul ve gayri-
218
menkulü tasfiye etmeyi amaç edinmiştir. Ancak, Osmanlı Haneda­
nından hâzineye intikal eden mallardan anıt hüviyetinde olanların
tasfiyesi (millî saraylar) bahis konusu değildir. Hanedandan, “ eşhası
mütegayyibe” den, varissiz ölen vatandaşlardan ve tüzüğünde özel
bir amaca tahsisi derpiş edilmemiş münfesih derneklerden intikal
eden gayrimenkullerden tarıma elverişli toprakların tasfiyesi, T op ­
rak Kanunu tatbikatına kadar durdurulmuş, belediye hudutları
içerisindeki arsalardan tahsisli olmayanlar belediyelere mesken buh­
ranı ile mücadele için devrolunmuş, “hissei şayia” lı olan bina ve
arazilerin de tasfiyesine çalışılmıştır. Gayrimenkullerin tasfiyesi son
buluncaya kadar (ki bu hususun süratlendirilmesi gerekir) bugünkü
idare tarzının devamında zorunluk vardır. Yalnız millî sarayların
idare ve idamesi işleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinden alınarak,
kurulması tavsiye olunan Kültür Bakanlığına devredilmelidir. M illî
saraylar, müzeler ve başka eski eserlerin tarihî ve estetik değerlerini
kaybetmeden tamir ve restore edilmeleri, uzman bir kurulca yönetil­
melidir. Vakıflar İdaresinin de aynı Bakanlığa bağlı katma bütçeli
bir idare olarak muhafazasında bu yönden faydalar beklenebilir.
Devlet Davalarınım Yiiriitiilmesi
124. 4353 sayılı kanunda “ Umum î Muvazene içindeki dairele­
re ait hukuk ve ceza davalarında ve her türlü icra takiplerinde bu
daireleri mahkemeler, hâkimler, icra daireleri ve dava işleriyle alâ­
kalı sair merciler nezdinde temsil vazifesi M aliye Bakanlığına bağlı
hazine avukat ve yardımcı avukatları tarafından görülür. Hukuk
Müşavirleriyle müşavir avukatlar ve muhakemat müdürleri dahi
bu selâhiyeti kullanabilirler. Hazine avukatı bulunmayan yerlerdeki
dava ve icra işlerinde, bu daireler, amirleri tarafından temsil olunur”
hükmü vardır. Merkez teşkilâtında temsil yetkisi olanların bu yetki­
leri, bütün Türkiye içindir, illerde, muhakemat müdürleriyle müşâvir avukat, avukat ve yardımcı avukatların yetkileri bütün ile,
ilçe avukatlarının yetkileri ise yalnız ilçe ve teşkilât olan bucaklardaki
davalara münhasırdır. Yetkileri kısıtlı olanlara başka il ve ilçelerden
takip ve müdafaa görevi verilecekse, bu iş için Bakanlıkça özel yetki
tanınması gerekir. Bu “selâhiyetnameler” in mahkeme ve icra mer­
cilerine verilmesi mecburidir. Ankara’dan başka yerlerdeki il ve ilçe
avukatlarının Yargıtay ve Danıştay’da temsil yetkisini kullanabilme­
leri için kendi bakanlıkları tarafından ayrıca yetki verilmiş olması
lâzımdır. İdarî davaların açılması ve idareler aleyhindeki bu nevi
davaların takip ve müdafaası, daire amirlerine veya bağlı bulunduk­
ları bakanlıklar hukuk müşavirlerine aittir. Danıştaydaki duruşma­
larda, bu daireler amirleri veya hukuk müşavirleri ve hukuk müşa­
219
viri olmayan dairelerde, ilgili şube amiri tarafmdan temsil olunur.
Hâzineyi ilgilendiren işlerde, bu görev. Hazine müşavir avukatı
veya avukatları tarafından yapılır. Lüzumunda Maliye Bakanlığı­
nın ilgili servisinin memuru da duruşmaya iştirak ettirilebilir. İdare­
nin malî tasarruflarıyle ilgili davalarda. Hazine avukatları mahke­
melerde idarenin görüşünü savunmakla zorunludurlar. Merkezde
Baş Hukuk Müşaviri ve Muhakemat Genel Müdürünün, illerde
muhakemat müdürlerinin, teşkilât olmayan yerlerde de Hazine avu­
katının uygun mütalaası olmadan dava açılamadığı gibi, icra takibi
de yapılamamaktadır. Takibi faydasız konularda Maliye Bakanlı­
ğından alınacak talimat çerçevesinde hareket olunmakta ve talimat
gelinceye kadar hakkın düşmesini önleyici tedbirler alınmaktadır.
Vazgeçme Yetkisinin Kullanılması
125 . İlçelerde kaymakamlar 300 liraya, illerde valiler 1000 li­
raya kadar, Muhakemat Müdürü veya Müşaviri veya Hazine A vu­
katı veya Defterdar veya Malmüdürünün uygun mütalaası ile vaz­
geçme hakkına sahiptir. 10 bin liraya kadar bu hakkın kullanılması
Muhakemat Umum Müdürünün mütalaası ile M aliye Bakanına
aittir. “Daha yüksek meblâğa m atuf veya muntazammın” dava­
lardan vazgeçilmesi Danıştay mütalaasına dayanan bir kararname
ile mümkündür. Bakanlıkların dava açmaktan kaçınma veya bir
hak tesisine veya sulhname akdine yetkileri de 10 bin liraya kadardır.
Danış t ayın ve Başhukuk müşavirliğinin mütalaasına aykırı olarak
kullanılacak feragatler için kararname şarttır.
Başhukuk Müşavirinin Başka Görevleri
126. Adındaki ikiliğe rağmen tek bir makam olan Başhukuk
Müşavirliği ve Muhakemat Genel Müdürlüğü, kanunların uygu­
lanmasında tereddüt edilen hususlarda müşavirlik vazifesi de gör­
mektedir. Ayrıca Sayıştay ve M aliye Bakanlığının vize ve kararları­
na karşı Danıştayda açılacak davalarda. Hâzineye ait olan husu­
metlerde temsil görevi Başhukuk Müşavirliği ve Muhakemat Genel
Müdürlüğünce yerine getirilmektedir.
Devlet Davalarıyle İlgili Meseleler
127. Genel bütçeye giren idarelerin tek merci tarafından tem­
sil edilmesi, bakanlık ve dairelerce pek istenmemektedir. Katm a
bütçeli idarelerin kuruluş kanunlarında, bu hükümlerden kaçınma
arzusunu gösteren hükümler mevcuttur. Oysa, devletin mahkeme,
hakem heyeti, icra daire ve mercilerinde bir tek daire olarak teşki­
220
lâtlanmış olması rasyonel bir usul gibi gözükmektedir. Ancak her
bakanlık ve dairenin ayrıca hukuk müşavirleri ve büroları idame
etmeleri bu rasyonalizasyondan lüzumu kadar faydalanılmadığını
da göstermektedir.
128 . Devletin büyük, küçük bir sürü ihtilâfla yargılama mer­
cilerinin önüne gitmesi doğru veya hiç değilse “hoş” değildir. Sulh,
feragat, davadan kaçınma yetkilerini genişletmeğe, ihtilâfları azalt­
mak için ihtiyaç vardır. Katm a bütçeli idareler genel müdürlerine
kanunla verilmiş vazgeçme yetkisinin Bakanlardakinden de geniş
bir duruma girmiş olması bu gerçeği açık olarak göstermektedir.
Bakanların (Hazine hukukunu ilgilendiren hususlarda M aliye Ba­
kanının) yetkilerinin iyice daraltılması ve idarenin, sorumluluktan
çekindiği için, her haklı talebe karşı koyarak vatandaşı mahkeme
ilâmı almağa zorlaması pek geniş bir devlet avukatlığı hizmeti vü­
cuda getirmiştir. Aksi hale yönelmek, her ilçede 1-2 ve illerde büyük­
lüğüne göre daha da çok avukat ve büro memuru çalıştırmaktan
devleti uzaklaştıracaktır.
129. Bakanlıkların genel yargı mercilerinde de temsil yetki­
sini haiz (hukuk müşaviri) avukat çalıştırmalarına imkân veri­
lerek M aliye Bakanlığındaki teşkilâtın daha da genişlememesi sağ­
lanmalıdır. Bu taktirde yüksek vasıflı hukukçulardan kurulu mer­
kezî teşkilât birimini, yine de bakanlıklardaki avukat ve hukuk müşa­
virlerinin danışma kurulu olarak. Maliye Bakanlığında muhafaza
etmek gerekir.
130. Görülmekte olan Hazine davalarının çoğu gayrimenkul
anlaşmazhklarıdır. Tapulam a Kanunu’nun uygulanması, kadastro
mahkemelerinin faaliyetleri, toprak tevzi komisyonlarının çalışma
tarzları ıslah olunursa, lüzumsuz yere Hâzineye tevcih edilen dava­
ların sayısı da azalacaktır. Bu konudaki aksaklıkları önlemek amacıyle Tapulam a K anunu’nun kadastro ve toprak tevzii ile birlikte
yürütülmesi çok iyi olacaktır. Tevzi ve tasfiye edilecek arazi dolayısıyle davaya muhatap olunması. Toprak K anunu’nun uygulanması­
nı aksatmakta ve bu yüzden pek çok masrafa girilmektedir. Arazi
anlaşmazlıkları kesin bir çözüme bağlanarak davalar azaltılmadan
Hazine avukatları sayısını azaltmağa pek imkân yoktur.
131 . Devletin kazandığı davalarda lehine hükmolunan vekâ­
let ücretleri hazine avukatları arasında dağıtılmaktadır. Bu asla
iyi bir usul değildir. Devlet kaybettiği davalarda aleyhine hükmo­
lunan vekâlet ücretlerini bütçedeki ödeneklerden karşılamakta,
kazandığı davalarda ise bir gelir elde edememektedir. Bu hal, İktisadî
kamu kuruluşlarına da bulaşmakta ve devlet memurluğunda bulu­
221
nanlara bütçede gösterilmeden ücret ödenmesi gibi garip bir uygulama meydana çıkmış olmaktadır. Bu usulün tezelden kaldırılması
devlet kuruluşundaki ve personel statüsündeki temel prensiplere de
uygun düşecektir.
B. GÜMRÜK VE TEKEL
1 . Türkiye’de malî idarenin bir başka önemli yürütücüsü de
Gümrük ve Tekel Bakanlığıdır. 1909 sayılı kuruluş kanununun ı.
maddesi, bakanlığın görevini (Gümrük ve Devlet İnhisarı “ P T T
hariç” işleriyle meşgul olmak) diye göstermiştir. Bu hükme göre,
Bakanlık biri, gümrük işleri, öbürü de tekel işleri olmak üzere iki
temel görevle sorumludur. Aşağıdaki izahlarda da bu ayırıma uyu­
lacaktır.
Gümrük İşleri
2 . Bakanlığın bu konudaki görevleri, “doğrudan doğruya, so­
rumlu olup yürüttüğü işler” , “ Maliye, Ticaret, Dışişleri ve başka
bakanlık ve dairelerle müştereken sorumlu olup yürüttüğü işler”
olmak üzere iki kısımda toplanabilir.
3 . Bakanlığın doğrudan doğruya kendisinin yürüttüğü işler,
“gümrüklerle ilgili görevler” ve “gümrüklerde muhafaza ve kaçak­
çılığın önlenmesi ile ilgili görevler” olmak üzere iki kısma ayrılarak
incelenebilir.
Gümrük Gelirleriyle İlgili İşler
4 . Gümrüklerle ilgili, İdarî vasıfta olanları hariç tutulursa, so­
nuç olarak “gümrük geliri” unsuruna dayanmaktadır. Bu da eşyanın
yurt içine giriş ve yurt dışına çıkış vesilesiyle devlete vergi yolundan
da gelir sağlanması ve bu gelirin tahsil edilip hâzineye girmesidir.
Bu görev tamamıyle malî idarenin vazifesidir ve M aliye Bakanlı­
ğının asıl görevlerindendir. 1931 yılına kadar da, bu iş M aliye Bakan­
lığınca yürütülmekteydi. Gümrük gelirlerinin toplanması ayrı bir
bakanlığa verilirken ileri sürülen sebeplerde, bu işin malî görev
olduğu reddolunmayıp, yalnızca “gümrük muamelâtının aldığı
hususi ehemmiyet” in arttığı kaydolunmaktadır.
Hüküm Koyma (Düzenleme) Yetkisi
5 . Gümrük ve Tekel Bakanlığı, gümrük vergilerine dair ka­
nunların, tarifelerin, tevzi listelerinin, vs. mevzuatın hazırlan-
222
mâsında M aliye Bakanlığı ile müştereken hareket etmek zoruniuğundadır. Bu zorunluk M aliye Bakanlığı teşkilât kanunundaki
hükümlerden doğmaktadır; zira bütün devlet gelirlerine ait kanun­
ların, gelir bütçesinin ve gerekçesinin devlet ve başka kamu tüzel
kişileri gelirlerini arttıran veya eksilten hükümlerin hazırlanması
M aliye Bakanlığının mütalaa ve muvafakati ile mümkündür.
6.
Hüküm hazırlama (düzenleme) konusunda baş rolü oyna­
mayan Bakanlığın, gümrük işlerindeki asıl görevi, gelirleri tarh, ta­
hakkuk ve tahsil etmektir. M alî idarenin bu kısmını yürütüp mura­
kabe etmek, bunun için gerekli teşkilâtlanma ve planlama işlerini
yapmak da hep asıl görevin başarılmasında yardımcı olacak işlerdir.
M alî görevin vergi nevilerine göre bakanhklara bölünmüş olması,
eskiden beri tenkit konusu olagelmiştir.
Yeniden Teşkilâtlanma
7
. M alî görevli ve idareyi açıkça bölücü mahiyet taşıyan bu­
günkü teşkilâtlanmanın rasyonel olmadığı ve makûl bir sebebe bağlanamayacağı sonucuna varılmaktadır. Bu konuda ileri sürülebilecek
en doğru teklif Gümrük ve Tekel Bakanlığının kaldırılmasıdır. Bu
taktirde, gümrük gelirlerinin idare ve tahsili M aliye Bakanlığınca
yürütülecektir. M aliye Bakanlığında iki birimli bir gelir teşkilâtı
olacaktır. Birincisi, bugünkü Gelirler Genel Müdürlüğünün vazife­
lerini yürütecek, öbürü de gümrükler ve gümrük muhafazası görev­
lerini yüklenecektir.
8.
Bu şekilde teşkilâtlanma, Gümrük ve Tekel Bakanlığının
bugünkü şikâyet konularını ortadan kaldıracaktır. Türk Parasının
Kıymetini Korum a mevzuatının uygulanmasında hiç mütalaası
alınmadan pek çok görevler yüklenen gümrük teşkilâtı, M aliye
Bakanlığı içerisinde çalışırken bu konuda söz sahibi olacaktır. Dış
ticaret politikasının yürütülmesinde ilgili bakanlıklar, tek merci ile
(Maliye Bakanlığı) karşı karşıya gelecekler, gümrük tarifeleri,
tevzi listeleri, iki bakanlık arasında tartışma konusu olmayacaktır.
Gümrük antlaşmaları, “ Müşterek Pazar” ve “Ticaret ve Gümrük
Tarifeleri Genel Antlaşması (G A T T )” müzakereleri bakımından
Dışişleri Bakanlığınca yürütülecek görevlerde de teknik servis olarak
yalnızca M aliye Bakanlığı söz ve mütalaa sahibi olacaktır. Yeniden
teşkilâtlanmadan ikinci derecede başka faydalar da elde edilecektir.
Bu teşkilâtlanma, malî idarenin daha verimli ve rasyonel çalışması,
pek çok yazışmanın önlenmesi, ihtilâf konularının ortadan kaldırıl­
ması sonuçlarını verecektir.
9 . Gümrük idaresi M aliye Bakanlığı içerisine ahnırken teşki­
lâtlanmada tekerrür ve tedahülleri önleyici bir teşkilâtlanma yo­
223
lu tutulmalıdır. En çok üzerinde durulması gereken husus, güm-*
rük ihtilâflarının hallinde bugünkü sistemin düzeltilmesi olmalı­
dır. Vergi ihtilâflarının hallinde güdülmekte olan sistem, aynı şekilde
gümrükler için de uygulanabilir. Gümrük itiraz mercileri idarî
tasarrufun son mercii olarak kurulabilir. Gümrük idarelerinin iti­
raz mercii kararları aleyhine vergi mahkemelerine gitmeleri önlene­
bilir. Bölge Vergi ve Gümrük idarî mahkemelerinin kararları, Danıştayca temyizen gözden geçirilebilir. Vergi cezalarında kabul edilmiş
olan kaçakçılık, kusur, usulsüzlük halleri aynen gümrük gelirleri için
de uygulanabilir. Bugünkü gümrük ihtilâflarının çoğuna sebep
olduğu tahmin olunan “ lo kat ceza kesme” , gümrük vergileri farkın­
dan gümrük idareleri görevlilerinin ikramiye almaları gibi usul ve
davranışlara da bu arada son verilebilir. Vatandaşın her çeşit vergi
ihtilâfında gideceği idare ve yargı mercilerini bilmesi de, maliye
idaresini kolaylaştırıcı ve mükellef psikolojisini düzeltici etkiler do­
ğuracaktır.
Malî Denetleme
10. Bir başka önemli konu gümrük gelir beyannamelerinin
incelenmesi ile gümrük idarelerinin idarî ve malî denetiminin ye­
ni esaslara bağlanmasıdır. Raporun “teftiş” kısmında da temas
edilen teşkilâtlanma şekli bu konudaki görüş ihtilâflarını önleyecek­
tir. Gümrükler Genel Müdürlüğünün beyanname kontrolü ve ikinci
muayene yapacak olan teknik müfettişleri, hesap uzmanları gibi
faaliyette bulunmalıdırlar. Ayrıca, Gümrükler Genel M üdürlüğü­
nün İdarî ve malî teftiş yapacak konrolörleri olmalı, bunlar da Gelir­
ler Genel Müdürlüğü kontrolörleri gibi çalışmalıdırlar. M aliye Ba­
kanlığına bağlı Teftiş K urulu’nun gümrükler konusundaki yetkisi
başka malî teşkilât için olduğu şekilde ve mahiyette olacaktır.
Tekel İşleri
11 . Gümrük ve Tekel Bakanlığı görevlerinin başka bakanlık­
lara aktarılmasında gözönünde tutulması gereken önemli bir nok­
ta, devlet tekeli işlerinin yürütülmesidir. Teşkilât kanunu ile Gümrük
ve Tekel Bakanlığına verilmiş olan bu görev. Bakanlığın genel gö­
zetim ve denetimi altında katma bütçeli Tekel Genel Müdürlüğü
vasıtası ile yürütülmektedir. T abiî, bu konudaki devlet tekelinden
malî amaçlarla devlet elinde bulundurulan tekelleri anlamak gerekir.
Tekel Genel Müdürlüğü
12 . Katm a bütçeli bir idare olan Tekel Genel Müdürlüğü, bir
yandan malî idarenin bir birimi olarak tekel vergilerini toplamakta,
224
devlet tekelinin verimli olmasını sağlayacak kamu yasaklarının kont­
rol ve denetimini yürütmekte, öte yandan da işletmeci bir idare ola­
rak döner sermaye ile çevirdiği işletmeleri vasıtası ile, bütçelerde
“tekel safî hasılâtı” adı ile yer alan önemlice bir deylet gelirini top­
lamaktadır.
Yemden Teşkilâtlanma
13
. Gümrük ve Tekel Bakanlığının kaldırılmasıyle, tekel işle­
ri, başlangıçta, yine bugünkü kapsamıyle, M aliye Bakanlığına bağ­
lanacak olan Tekel Genel Müdürlüğü tarafından yürütülmeğe de­
vam olunacaktır. Daha sonra “ M alî İdare” kısmının ''gelirler’’
kesiminde temas olunduğu üzere, tekele tabi maddelerden alına­
cak vergiler (şekerden alınacak istihsal vergisi gibi) normal satış
fiyatına açıkça ilave edilerek belirtilmek suretiyle, tekel maddeleri­
nin İktisadî devlet teşebbüsleri eliyle istihsaline geçilebilir. Bu tak­
dirde, İktisadî Devlet Teşebbüsleri reorganizasyonu içerisinde
ıslahı düşünülecek olan çeşitli devlet tekeli işletmeleri, çalışma alan­
larına göre İktisadî kamu kuruluşları haline konulabilir ve istihsal
ettikleri mal hangi bakanlığın sorumluluğuna giriyorsa, o bakanlı­
ğın sorumluluğuna terkolunabilir.
14. Tekel konusunda söylenmesi gereken bir başka husus,
bütün devlet tekellerinin Tekel Genel Müdürlüğünce idare oluna­
cağına dair kanun hükmünün gerçekleştirilmemiş olmasıdır. Aslın»
da, buna lüzum da yoktur. Devlet belli bir malın istihsal ve satışını
veya hizmetin görülmesini kendi tekelinde bulundurabilir. Bunu,
çeşitli kamu kuruluşlarının tekeline bırakabilmesi de normaldir.
Bugün posta ve demiryolu hizmetleri, devlet tekelinde oldukları
halde, özerk kuruluşlarca yürütülmektedir. Bunun yanında devletin
fiilî tekeli altında bulunan maddeler de vardır. Bu maddelerin (şe­
ker, çelik, vs.) istihsalini devlet tekeline almamıştır. Bunlar ger­
çekte başka müstahsili olmadığından devlet tekelinde gözükürler
ama, fertler tarafından istihsaline bir engel yoktur. M ali tekel ise,
tuz, ispirto, tütün ve ispirtolu içkiler, sigara ve sigara kâğıdı gibi
devletten başkasınca istihsalî yasak olan mallar üzerindedir. Bunlar
arasında vergi kontrol mekanizmasıyle özel sektörü denetleme im­
kânları arttıkça istihsallerinin devlet tekelinden çıkarılması müm­
kün olan maddeler de bulunmaktadır.
Tekel Kıımliışıiîiiiîi Başka Hizmetleri
15 . Bugün Tekel Genel Müdürlüğünün müstahsili koruma
amacına yönelmiş hizmetleri de mevcuttur. Bu görevlerin en önem­
225
lisi tütün müstahsilini korumak için yapılan destekleme alımlarıdir.
Bu konuda yürütülen usulün devlet hesaplarmdaki açıklığı bozduğü
haller olmuştur; zira tütün müstahsilinin korunması dolayısıyle
‘‘tekel safi hasılası” nın ne miktar azaldığı bilinmemektedir. Bu ba­
histe tutulacak yol, tütün müstahsilini korumak için, tesis olunacak
bir fon veya özel bir kuruluş eliyle destekleme aliminin yapılması
ve bu kamu hizmeti dolayısıyle fonun veya özel kuruluşun uğraya­
bileceği zararların bütçeden verilecek malî yardımla karşılanmasıdır.
Çay tşletmpciliği
ı6 . Devlet Ziraat İşletmeleri Kurumunun malı iken, kurumun
kaldırılıp görevlerinin Devlet Üretme Çiftlikleri Genel M üdürlü­
ğüne verilmesi üzerine, çay işletmeleri Tekel Genel Müdürlüğüne
devredilmiştir.
17.
4223 sayılı K ahve ve Çay İnhisarı Kanununun 2. maddesi
“Türkiye dahilinde yetiştirilen yaş çay yaprağının işlenmesi, kuru­
tulması ve bu maksatla yaş çay yaprağının satın alınması devlet
inhisarı altındadır. Bu işler Devlet Ziraat İşletmeleri Kurum u tara­
fından görülür” hükmünü koymuş ve 3. maddede “hernevi... çayın
kilosundan alınacak asgarî ve azamî inhisar resmi İcra Vekilleri
Heyetince tespit olunur. Bu maddelerin perakende satış fiyatı, mali­
yetlerine, yukarıki fıkraya göre tespit edilecek hadler arasında inhi­
sar resmi ilâve edilmek suretiyle İnhisarlar Umum Müdürlüğünce
tayin ve Gümrük ve İnhisarlar Vekâletince tasdik olunur. Perakende
satışlar yurdun her tarafında aynı fiyatla yapılır” hükümleri yer al­
mıştır.
18
. Daha sonra, Çay Kanunu ile Devlet Ziraat İşletmeleri kurumuna verilmiş görevler de Tekel’e devrolunmuştur. Tekel çay
tekelciliği ile birlikte çay ekim, dikim ve tekniği ile meşgul olacak
bir kurum değildir. Bu işlerin birer Tarım Bakanlığı görevi olduğun­
da şüphe yoktur.
19. Tekel işletmeleri, çalışma alanlarına göre çeşitli bakan­
lıklara bağlı İktisadî kamu kuruluşları haline getirilirken, tütün
tekelinden örnek alınarak kurulmuş olan çay işletmelerinin de, gelir
ölçüleri M aliye Bakanlığınca tespit edilmek şartıyle, aynı esaslara
göre teşkilâtlandırılacakları tabiîdir.
Tekel Gelirleri
20. Tekellerdeki malî amacın gerçekleşmesi için, işletmelerin
bir tek teşkilât emrinde toplanması zarurî değildir. Vergi elde et-
226
me dışındaki görevlerin ilgili Bakanlığa bağlı kuruluşlar vasıtasıyİe
yürütülmesi mümkündür. Toprak Mahsulleri Ofisi’nin afyon tekeli
işletmeciliğini yapması, K ızılay Kurumunun oyun kâğıdı tekelini
yürütmesi gibi haller normal tekelcilik sayılamaz. Bu gibi, kamu
otoritesinin kullanılması sonucu elde edilecek gelirlerin devlet büt­
çesinde yer alması şarttır. Tekel gelirlerinden, tekelin bırakıldığı
kamu idaresince elde edilen gelirler her yıl Parlamentodan geçiril­
melidir. Bunun için de tekel hasılasının muhakkak genel bütçede
yer alması gerekir. K ızılaya yapılan yardımın bütünüyle nakit ola­
rak millet temsilcilerince bilinmesinde fayda olduğu gibi, afyon teke­
linin devlete ne getirdiği veya kaça mal olduğu da (zira sağlık düşünce­
siyle istihsalin tamamının imha edilmesi gerektiği haller de olabilir)
yine, devlet bütçesiyle, Parlamento tarafından bilinmelidir.
C. T İC A R E T
1 . Devletin ticaret alanındaki görevleri çeşitli bakanlıklar ta­
rafından yerine getirilmekle birlikte, bu konudaki genel sorumlu­
luk Ticaret Bakanlığına aittir. Bu sebeple. Raporun bu bölümün­
de Ticaret Bakanlığı esas olarak alınmış, öbür bakanlıkların ilgili
bulundukları noktalara bu Bakanlık vesilesiyle dokunulmuş veya
gerekli atıflar yapılmıştır.
Ticaret Bakanlığımii Görevleri
2 . Ticaret Bakanlığı’nın görevlerini özet olarak ifade etmek
gerekirse, denebilir ki '‘iç ve dış ticaretin düzenlenmesi ve gelişti­
rilmesi” bu bakanhğın başlıca görevidir.
3 . Ticaret Bakanlığının 27 mayıs 1939 tarihli ve 3614 sayılı
Teşkilât Kanunu, Bu Bakanlığın görevlerini daha teferruatlı şekilde
sıralamaktadır; ayrıca, sonradan çıkan çeşitli kanunlarla Bakanlığa
ana görevimle ek başka görevler de verilmiştir. Bu kanunların başlı-'
çalarını gözönünde tutarak. Ticaret Bakanlığının görevlerini şu
şekilde sıralamak m üm kündür:
, a. îç
I
ticareti düzenleme ve geliştirme
. Bankacıhk ve kredi işlerini düzenleme (Teşkilât Kanunu,
mad. 6, 8);
2 , Kredi politikasının yönetilmesine katılma
sayılı kanunlar);
(7129 ve 2279
227
3
» Bazı büyük kredi kurumlan üzerinde Özel denetimde b u lu l­
ma ve bu kurumlan yönetme (1 7 1 1, 2284, 3202, 2836 sa­
yılı kanunlar);
4 . Şirketlerin kuruluştan tasfiyeye kadar
rinde genel denetimde bulunm a;
5 . Yerli şirketlerin teftiş ve denetimi
uygulanışı);
olan işlemleri üze­
(Ticaret Kanununun
6 . Yabancı şirketlerin teftiş ve denetimi (30 kasım 1914 tarihli
özel kanun);
7.
Sigortacılığın teknik denetimini yapma (Teşkilât K anunu­
nun 6. maddesi ve 7397, 1160 sayılı kanunlar);
8 . Ticaret ve Sanayi Odaları, Borsaları ve Birlikleri ile esnaf
dernekleri ve birlikleri üzerinde genel denetimde bulunma
(Teşkilât Kanununun 6. maddesi ve 5590, 5373 sayılı kanun­
lar);
9 . Ölçü ve ayar işlerini yürütme (Teşkilât Kanununun 6. mad­
desi ve 1782 sayılı kanun);
10. Standardizasyon hizmetlerini yerine
getirme
(Teşkilât
Kanununun 9. maddesi ve 1705, 3018 ve 18 kasım 1960
tarih ve 132 sayılı kanun);
1 1 . Akaryakıt işlerini düzenleme (10 eylül 1960 tarih ve
sayılı kanun .ve 103 sayılı Koordinasyon K ararı);
79
(a ). ihtiyaçları karşılama,
(b ). Fiyatları denetleme,
12 . Hububat ve ekmek işlerini düzenleme (3481 sayılı kanun);
(a). Hububat müstahsilini koruma ve istihsali iyileştirme,
(b ). Müstehliki hububat darlığına ve yüksek fiyatlara karşı
koruma,
13 . Su ürünleri ve avcılığı işlerini düzenleme (4771 sayılı ka­
nun, 1893 tarihli Zabıta-i S ay diye Nizamnamesi, 2/3810
sayılı Tüzük);
(a ). Bahk neslini koruma amacını güden
tespit etme,
zabıta tedbirlerini
(b ). Bahk ve başka su ürünleri istihsalini, ticaretini, sanayiini
istihkak ve ihracatını geliştirme,
228
14. Uyuşturucu maddelerle
kanun);
ilgili
işleri yürütme
(3491 sayılı
(a ).
(b).
(g ) .
(d ).
Haşhaş ekimini düzenleme,
Afyonu belli fiyatla alıp işleyerek ihraç etme,
Uyuşturucu maddeli ilâçları tekel şeklinde ithal etme,
Uyuşturucu maddelerle ilgili milletlerarası faaliyetlere
katılma.
Piyasada fiyat denetimi yapma (Teşkilât Kanununun 6.
maddesi ve 3489 sayılı kanun)
b. Yabancı sermayenin Türk ekonomisine katılmasını teşvik etme
(6224 sayılı kanun),
c. Dış ticaret işlerini yürütme (Teşkilât Kanunu mad. 7, 9
ve 28345 3018 sayılı Kanunlar, 6 temmuz 1960 tarih ve 13
sayılı kanun ile 27 ekim 1960 tarih ve 118 sayıh kanun),
(a ). ihracatı düzenleme ve geliştirme,
(b ). Ticaret anlaşmalarını yapma ve uygulama,
d® Konjonktür etütlerini yapma ve yayın hizmetlerini yerine ge­
tirme (Teşkilât Kanununun 11. maddesi).
4 . Yukarıda sayılan görevlerin hemen hepsi, dağılış ve görev­
liler arasında koordinasyon bakımından bazı meseleler ortaya çı­
karmaktadır. Aşağıda, görevler teker teker ele ahnacak, bunlardan
doğan teşkilât ve görev dağılışı meseleleri incelenecektir.
Bankacılığın ve Kredilerin Düzenlenmesi
G örevliler'
■■
^
^
5 . Bankacılığın düzenlenmesinde, denetlenmesinde ve kredi
politikasının yönetilmesinde görevliler M aliye ve Ticaret Bakan­
lıkları’dır, Ancak, bunlardan başlıca görevli ve sorumlu durumda
bulunan M aliye Bakanlığıdır; öbür birkaç bakanlığın ilgileri belirli
bazı hizmetlere münhasırdır.
6
. Görevliler arasında, “Banka Kredilerini Tanzim Komitesi”
de vardır. Komite, üç bakan, ilgili daireler temsilcileri. Merkez
Bankası Genel Müdürü, Odalar Birliği Genel Kâtibi, büyük ve kü­
çük bankalar genel müdürlerinin kendi aralarından seçtikleri beş
genel müdür ve Bankalar Birliği temsilcisinden kurulmuştur. K a ­
rarları Bankalar Kurulunun uygun bulmasıyle yürürlüğe girer.
Görevlerin Dağılışı
7 . Bankacılık ve kredi konusunda başlıca görevler aşağıdaki
, şekilde dağıtılmıştır:
229
a . Mevduatın
güvenliğini sağlama
(Maliye
Bakanlığı),
b . Kredi politikasını yöneltme (Maliye ve Ticaret Bakan­
lıkları, Banka Kredilerini Tanzim Komitesi).
c . Bankaların
Kontrolü
(Maliye
Bakanlığı).
d . Bazı büyük kredi kurumlan üzerinde özel denetim ve
bunları yönetim i:
Ticaret Bakanlığı T .C . Ziraat Bankası, Tarım Kredi
Kooperatifleri, Halk Bankası ve Sandıkları
Ticaret ve İçişleri Bakanlıkları Fiilen mevcut olmayan
Tasarruf Sardıkları
İmar ve İskân Bakanlığı Türkiye Emlâk Kredi Bankası,
İller Bankası
M aliye Bakanlığı Özel ölçüde ve mahiyette T .C . M er­
kez Bankası
Ulaştırma Bakanlığı Denizcilik Bankası T .A .O .
Sanayi Bakanlığı Sümerbank, Etibank
Devlet Bakanlığı V akıflar Bankası.
Görevliler Arasında Koordinasyon
8 . Bankalar Kanunu, bazı hallerde, iki mercili bir sistem ma­
hiyeti göstermektedir. M eselâ; bir banka şubesi açmak için yalnız
M aliye Bakanlığı’na başvurularak izin alınır; fakat şubenin faali­
yetini tatil halinde durumun her iki bakanlığa birden bildirilmesi
mecburîdir (Kanun mad. lo). Bir bankanın, kuruluşundan sonra,
mevduat kabulüne ve ikrazata başlaması için her iki bakanlığa bir­
den beyanname vererek izin istemesi lâzımdır (mad. 12); izin ise
yalnız M aliye Bakanhğmca verilir (mad 13).
9 . Bu çeşit ikili başvurma zorunluluğu ilgililer için lüzumsuz
rahatsızlıklardır. İki Bakanlığın kendi aralarında haberleşerek bilgi
edinme ihtiyacını karşılamaları ve bu suretle M aliye Bakanlığının
ilgililer karşısında tek merci olarak kalması sağlanmalıdır.
10. Banka Kredilerini Tanzim Komitesi’ne gelince, bu kurulu" şun yapısında, kamu görevine bağlı siyasî sorumluluk ile danışma
hizmetinin karıştırılmış olduğu görülmektedir:
a.
Sorumlu Maliye Bakanlığı’nın banka kredileri konusunda
Bakanlar K urulu’na teklifte bulunabilmesi için, önce Kom ite’nin
karar alması gerekmektedir.
b . Her ne kadar komite kararları Bakanlar Kurulu kararı ile
hüküm ifade ediyorsa da, üç bakanla başlıca ilgilileri bir araya ge­
230
tiren komitenin bu hazırlık kararları, fiilen gerçek birer karar mayeti taşımaktadır,
c . Özellikle şu nokta dikkati çekmektedir: Gerçekte, M aliye
Bakanlığı’na Komite ile Bakanlar Kurulu arasında ancak bir tavassut
rolü düşmektedir. Bankalar Kanununun tazammum ettiği bu durum,
2279 sayılı kanunun 1960 yılında tadil edilen 9. maddesindeki son
fıkrada açıkça ifade edilmiştir. Faiz nispetlerinin tayininde, Kom ite
Bakanlar K urulu’na -'Maliye Bakanlığı yolu ile” tekliflerde bulun­
makla görevlendirilmiştir.
d . Komitede bakanlar, yüksek devlet memurları ve başka il­
gililerle birlikte kararlara katıldıkları için. Bakanlar Kuruluna bu
kararlara bağlı olarak gelmek durumunda kalmaktadırlar .Raporun
Koordinasyon” kısmındaki 8. paragrafta belirtildiği gibi, bir kısmı
bakanlardan, bir kısmı da yüksek nıemurlardan kurulu komiteler
siyasî ve İdarî sorumluluk tedahüllerine yol açmaktadır.
11 . M aliye Bakanlığı ile Komite arasında münasebetler kredi
politikasına ait sorumluluğun M aliye Bakanlığı’na ait bulunması
ve Komitenin de sadec^e bir “danışma kurulu” olması esas alınarak
düzenlenmelidir. Kamusal ve özel sektörleri bir araya toplayan
Komite, bu yeni esasa göre, faydalı bir danışma organı olabilir.
Bu konuda sık sık M aliye Bakanlığı’nın sorumluluğundan
bahsedilmiş olması, bu bakanın Ticaret Bakanı ile işbirliği etmesi
lüzumunu ortadan kaldırmaz. Bu ihtiyaç, iki bakan arasında, ba­
kanlar seviyesinde koordinasyon yolu ilC: karşılanmalıdır.
Bankaların Denetimi
12 . Mevduatın daima güvenlik altında bulundurulmasını ve
bankaların kredi muamelelerinde sağlam usullerden ayrılmamala­
rını hedef tutan Bankalar Kanunu sistemi içinde, bir de bankaların
denetimi hizmeti vardır. Bu kanuna göre, bankalar, yeminli denetmenler vasıtasıyle, M aliye Bakanlığının denetimine tabi tutulmuş­
lardır.
13 . Bankalar Kanununun önemli bir bölümünü teşkil etmesi­
ne rağmen, bankaların denetimi işi, gereği gibi yürütülmemiş olan
hizmetler arasına girmiştir. 1960 yılında tasfiyeye sevkedilmiş olan
bankaların yıllarca son derece anormal işlemler yapabildikleri gö­
rülmektedir. Halen başka birkaç bankanın da benzer durumda ol­
madıkları söylenemez. Bu zarurî tasfiyelerden doğan zararlar mil­
lî ekonominin sırtına yüklenmektedir. ^ Gerçekten, 6 aralık 1960
tarih ve 153 sayılı kanuna göre, mevduat vesair istihkak sahiplerine
231
ödenen paralar, başka bankaların getirdikleri bir fondan ödenmek­
tedir ki, bu da bankaların para maliyetini pahalılaştıran bir unsur
olmaktadır. Eğer bankalar üzerinde kanunun emrettiği denetim
sağlanmazsa, yeni tasfiyeler ve zararlar ihtimalinden ciddî surette
endişe edilmelidir. Bu denetim hizmetinin gereği gibi görülmesi
üzerinde Hükümetçe önemle durulması ve acele tedbir alınması
gerekir. Mevduat, reiskonta arzedilecek senet kabulü, ikraz limiti
gibi konulardaki denetimin Raporun “ M alî idare” kısmında (pa­
ragraf 11) belirtildiği şekilde M aliye Bakanlığınca tespit edilecek
temel esaslara göre Merkez Bankası tarafından sağlanması doğru
olacaktır*
14. M aliye Bakanlığı’nm yeminli denetmen bulamadığı, bu
hizmeti görmeye ehil memurların daha çekici başka görevleri veya ser­
best iş hayatını tercih ettikleri anlaşılmaktadır. Bu engel personel mese­
lesinin çerçevesine giren bir durumdur. Son yıllarda, bir çare olmak
üzere, maliye müfettişlerine ve hatta hesap uzmanlarına yeminli
banka denetmeni yetkisi verilmiştir. Bu, Bankalar Kanununun ruhu­
na aykırı bir tedbir olarak görülmektedir. Vergi tetkik ve tahkik­
leri de yapan memurların aynı zamanda yeminli denetmenlikle
görevlendirilmesinden vazgeçilmesi yerinde olur.
T.C. Ziraat Bankası ve Görevli Bakanlık Meselesi
15 . Ticaret Bakanlığı 3202 sayılı kanun gereğince. Ziraat Ban­
kasının idaresinde, denetimine ve kredi politikasına ilişkin yetkiler
ve görevlere sahiptir. Bu yüksek seviyedeki denetici ve yönetici rolü
Ticaret ve Tarım Bakanlıklarından hangisine vermenin uygun olaca­
ğı zaman zaman tartışılmış olan bir meseledir. Aşağıdaki paragraf­
larda önce Ziraat Bankasının üzerinde Ticaret Bakanlığını görevli
kılan bugünkü stâtünün devamını ve daha sonra da, bu görevli ba­
kanlığın Tarım Bakanlığına bağlı olmasını savunan görüşler ortaya
konmuş ve tercih, siyasî sorumluluk makamına bırakılmıştır.
16 . Ziraat Bankasının Ticaret Bakanlığı görev sahasında kal­
masını isteyen görüşe göre, bu banka, sadece ziraî kredi dağıtan bir
kurum değil, aynı zamanda ticarî krediler de veren, büyük miktar­
larda mevduat kabul eden bir bankadır ve bankacılık prensiplerine
göre idaresi bakımından. Ticaret Bakanlığına bağlılığı daha uygun­
dur; ancak, ziraî krediler dolayısıyle T arım Bakanlığının ilgisi tabiî
olduğundan, bankanın kredi politikasının tayininde blı Bakanlığın
söz sahibi olması lâzım ve kâfidir. Bu imkânı, 3202 sayılı kanun.
Tarım Bakanlığına tanımıştır. Şöyle ki:
.232
a . Bankanın kredi politikasını yöneltmekle görevli bir heyet
vardır: Krediler Yüksek Nazım Heyeti. Ziraî istihsalin çeşitlerine,
hayvancılığın kategorilerine ve coğrafî bölgelere göre kredilerin
dağılışını, ziraî krediler bölümü içinde, işletme çevirme, donatım
vs. kredilerinin ölçülerini ve çeşitli öncelikleri tayin eden bu Heyette
Tarım Bakanlığı temsil edilmektedir (Tatbikatta, çoğu zaman
Tarım Bakanı şahsen toplantılara katılır).
b . Tarım Bakanı, lüzum gördüğünde, bu Heyeti toplantıya
çağırmasını Ticaret Bakanlığından isteyebilir.
c . Tarım Bakanı, ziraî kredi politikasına giren bir konunun
incelenmesini ve karara bağlanmasını heyetten isteyebilir. Görül­
düğü gibi, Tarım Bakanı, Ziraat Bankasının politikasını tayinde
etkili surette söz sahibidir. Demek ki, 3202 sayılı kanunun işbirli­
ğine dayanan sistemi Bankanın karma bünyesine uygundur, bunu
değiştirmeye lüzurn yoktur.
17
. Ziraat Bankası hakkında yüksek denetim ve yöneltme ro­
lünün Tarım Bakanlığı’na ait olmasını isteyen görüşe göre. Ziraat
Bankasının başhca görevi, ziraî kredi dağıtımıdır. Böyle bir ziraî
kredi kurumunun tarım politikası bakımından esaslı bir âlet olduğu
şüphe götürmez. Bundan başka. Emlâk ve İller Bankaları ile İmar ve
İskân Bakanlığı; Sümerbank ve Etibank ile Sanayi Bakanlığı ara­
sındaki bağları haklı kılan sebepler Ziraat Bankası ile Tarım Bakan­
lığı arasında daha çok doğrudur. Bu sebeplerle 3202 sayılı kanunda
Ticaret Bakanlığına verilmiş olan hizmetlerin Tarım Bakanlığına
devri doğru olur.
Tarım Kredi Kooperatifleri
18. Tarım Kredi Kooperatiflerinin ortaklarına dağıttıkları
krediler Ziraat Bankasına ait fonlar olduğuna göre, bu banka ile
ilgili siyasî sorumluluk hangi bakanlığa ait olacaksa, kredi koopera­
tiflerinin de aynı siyasî sorumluluk içinde bulundurulmaları doğru
olur.
Kooperatifçilik
19. Yukarıdaki paragrafta kooperatif şekillerinden birisine
(kredi kooperatiflerine) dokunulmuştu. Kooperatifçilik konusunun,
tüm olarak gözden geçirilmesi faydalı olacaktır; zira, bu konu, yeni
Anayasa’da da yer almış olan önemli bir konudur (Anayasa, mad.
51: “Devlet, kooperatifçiliğin gelişmesini sağlayacak tedbirleri alır” ).
233
20
. Ticaret Bakanlığı, “ tarım kredi ve satış kooperatifleri ve
birlikleri ile.... alelûmum kooperatif şirketlerinin kuruluş, işleyiş
ve kontrolüne ait muamele ve hizmetleri ifa etmekle görevlendiril­
miştir (Teşkilât Kanunu mad. .8). Ne bu hüküm, ne de tatbikat,
Anayasa’nm isteğini tatmin edecek durumda değildir. Oysa kal­
kınma planı da kooperatiflerden hizmetler beklemektedir.
2 1.
Özel kanunları gereğince kurulmuş olan Tarım Kredi ve
Tarım Satış Kooperatifleri dışında kalan ve kendiliklerinden kurul­
dukları için kooperatifçilik bakımından daha ilginç olan öbür koope­
ratifler üzerinde. Bakanlığın pek şeklî ve etkisiz bir murakabeden
başka işi yoktur. Bunlar sermaye şirketleri gibi Ticaret Kanpnuna
tabidirler.
22 .. Bir iki kanundaki perakende hükümlerle memleket çapın­
da kooperatifçiliği geliştirmek, bu konuda zihniyet değişikliğini
sağlayıp yeni alışkanlıklar yerleştirmek mümkün olmaz. İktisadî
kalkınma ihtiyaçları ve Anayasanın 51. maddesi gözönünde bulun­
durularak, kooperatifler için özel bir kanun yapılması şarttır.
Standartlaştırma Hizmetleri
Görevin Dağılışı
23 . Tarım mahsulleri, sanayi mamulleri ve inşaat malzemesi­
nin standartlaştırılması. Ticaret, Sanayi ve İmar ve iskân Bakan­
lıklarının görev alanlarına girmektedir. Bu bakanlıkların lıer birine
kendi teşkilât kanunlarıyle, standartlaştırma konusunda belli görev­
ler verilmiştir:
Ticaret Bakanlığı: Birinci derecede tarımsal ihracat madde­
lerinin ve ikinci planda olarak iç ticaret mevzuu maddelerin standart­
laştırılması;
Sanayi Bakanhğı:
Sanayi
mamûllerinin
standartlaştırılması;
İmar ve İskân Bakanlığı: Y apı malzemesi standartlarının
meydana getirilmesi hususunda ilgili bakanlıklarla (başlıca Sanayi
Bakanlığı ile) işbirliği.
24.
Bu konuda, özel bir kanunla, muhtar bir kamu kurumu
olarak kurulmuş bulunan Türk Standartları Enstitüsü (TSE) de
sayılmalıdır. Şimdiki halde görevli bulunan bakanlıklar tarafından
standartlaştırm a hizmetlerinin ahenkli bir tarzda yürütülmesi
meselesi, bu bakanlıklarla T S E ’nin münasebetleri açısından düşü­
nülmelidir.
234
Görevli Bakanlıklar ve TSE
25 . 1961 yılında 132 sayılı kanunla Türk Standartları Ensti­
tüsü kurulalı beri, ilgili bakanlıklar standartlara uygunluk nokta­
sından ihracat veya imalâtın kontrolü ile yetinerek, standart yap­
ma faaliyetlerini fiilen Enstitüye bırakmışlardır. 132 sayılı kanun
“ Türk Standartları” adını alacak her çeşit standartları hazırla­
mak görev ve yetkisini Enstitüye, vermiş, fakat yukarıda sayılan
teşkilât kanunlarındaki ilgili hükümleri kaldırraamıştır. Bunun­
la birHkte bu nokta, tatbikatta 'herhangi bir zorbahğa sebep olma­
mıştır; zira ilgili bakanlıklar; paralel çalışma israfından sakınarak
ve T S E ’nin çok geniş imkânlarla yapmağa başladığı çalışmaları
yeterli bularak standart yapma hizmetlerini Enstitüye bırakmayı
kendiliklerinden kabul etmişlerdir. Bu suretle meydana gelen kanunî
ve fiilî duruma göre:
a . Standartlar T SE tarafından yapılır (Bakanlıkların belirli
konularda hazırlık çahşmaları yaparak Enstitüye tekliflerde
bulunma imkânları saklıdır);
b . İhtiyarî standart tatbikatını T SE idare eder;
c . İhtiyarî bir standart. Enstitünün teşebbüsü veya ilgili Ba­
kanlığın teklifi üzerine, mecburî standart haline getirilir;
d . M ecburî standartların tatbikat ve kontrolü, görevli
kanlıklar tarafından yürütülür,
ba­
26 . Aşağıdaki paragrafta ileri sürülen düşünceler de gözönünde bulundurulmak şar tiyle, bakanlıkların teşkilât kanunlarını yu­
karıdaki duruma uydurmak konuya açıklık getirecektir.
Siyasî Sorumluluk
27 . Türk Standartlarını hazırlama görevi fiilen ve kanunen
T S E ’ye geçmiş olmakla birlikte, ilgili bakanlıkların, ihracı geliştirme,
tarım mahsullerinin ve sanayi mamullerinin sürümünü arttırma,
mesken yapımını kolaylaştırma gibi görevlerine bağh olarak, ne
zaman ve hangi standartların meydana getirilmesi gerektiğini ve
hangilerinin ne zaman mecburî olarak yürürlüğe konmasının uygun
olduğunu takdir etmek gibi sorumluluklarına halel gelmiş olamaz.
28.
Ancak, 132 sayılı kanun siyasî sorumluluk ile T S E ’nin tamamıyle muhtar İdarî bünyesi arasında gereken bağları kurmamıştır.
Oysa;
a.
T S E ’nin faaliyetleri bakımından sorumlu bir bakanlık
bulunmalı ve bu bakanlıkla T SE arasında kanunî bir bağ mutlaka
kurulmalıdır.
235
b. T S E ’nin, kanun kuvvetiyle elde edilen fonları sarfeden bir
kurum olarak, daha etkili bir denetime tabi tutulması şarttır.
Standardizasyon ve Tarım Bakanlığı
29. Tarımsal ihracat mahsullerinin standardizasyonu ile Ta»
rım Bakanhğının ilgisini belirtmeğe herhaldç lüzum yoktur. Ger­
çekten, ticarî sahadaki standardizasyon, tarlada veya meyva bah­
çesinde başlayan kalite ıslahı ve tipleştirme çalıştırmalarına sıkıca
bağlıdır. Tarım Bakanlıklarının iyi teşkilâtlanmış olduğu mem­
leketlerde tarım mahsullerinin pazarlama (marketing) hizmetleri
ve bunun parçası olarak bu mahsullerin standartlaştırılması işleri
Tarım Bakanlıklarına verilmiştir.
30. Türkiye’deki durum şöyledir: Ticaret Bakanlığı, ihracatı
geliştirmek gibi hayatî önemde bir görevi yerine getirmek zoru altın­
da, büyük döviz kaynağı olan üzüm, incir, fındık, yapağı, tiftik,
pamuk gibi maddelerin temizlik, saflık, katışık olmamak bakım­
larından ihraç limanlarında kontrolü ve aynı zaruretle standart­
laştırılması işini, daha 1930 yılında üzerine almıştı. O tarihten beri,
kandardizasyon faaliyetleri başlıca ihraç maddeleri üzerinde top­
landığı ve çıkış kapılarında, ihracat kontrolü ile birlikte yürütül­
düğü için, bu hizmet Ticaret Bakanlığının görev alanı olarak kabul
edilegelmiştir. Bunun dışında, “iç ticaret mevzuu olan maddelerin
standardizasyonu” hizmeti 1939 Teşkilât Kanunu ile Ticaret Ba­
kanlığına verilmiş ise de, bu hizmet yerine getirilememiştir.
31
. Yukarıdaki açıklamalardan sonra, mevcut görev dağılışı
hakkında ileri sürülebilecek tavsiyeleri şöylece sıralamak mümkündür:
a.
İhracatın kontrolü, hizmetin esas hedefi, dış piyasalara
gönderilecek malların temiz, karıştırılmamış ve mümkün olduğu
kadar standart olmasını sağlamaktır. Ticaret Bakanlığı’nın dış ti­
caretle ilgili sorumluluğu içinde bulunan bu hiztnetin, şimdiye kadar
olduğu gibi, bu bakanlıkta devamı yerinde olur.
b . Gittikçe geliştirilmiş olan pamuk standardizasyonunun 963
yılında yeni bir safhaya girmesi ve bütün balyaların bundan sonra
standart ve kontrollü olması beklenmektedir. Bu taktirde, tarla ile
çırçırlama ve prese fabrikaları arasında cereyan edecek olan pamuk
standardizasyon kontrolü hizmetinin Tarım Bakanhğı’na aktarıl­
ması uygun olur. Bu alanda umulduğu ölçüde başarı sağlandığı taktir­
de, Ticaret Bakanlığı kontrolörlerine ihracat kapısında balyaların
mühürlerini kontroldan başka bir hizmet kalmamış olacaktır.
c . Çıkış noktasındaki ihracatın kontrolü konusunda Ticaret
Bakanlığının görevleri saklı tutularak, pamukta olduğu gibi, iç veya
236
dış ticaret konusu olan tarımsal maddelerin pazarlama ve standart­
laştırma hizmetlerinin Tarım Bakanlığında toplanması yoluna gidi­
lebilir. Bu noktaya “ Tarım ” bölümünde ayrıca dokunulacaktır.
Akaryakıt işleri
Akaryakıt Politikası
. ■
'
32 . Devletin kuruluş ve yeniden kuruluş yıllarından sonra ve
Türkiye’deki İktisadî buhranla dünya İktisadî buhranının etkileri
altında, yeni bir İktisadî politika devrine girilmesinden itibaren
(1930-1933)5 akaryakıt işleri aktif surette bu İktisadî politikanın
içinde yer almıştır. Bu konuda, 1926 yılında çıkarılmış olan 792
sayılı Petrol Kanunu erken, fakat zayıf bir başlangıç olarak sayılabiHr. Bilindiği gibi, 1933 yılmd_a Petrol Arama ve İşletme Dairesi’ni
ve daha sonra M T A Enstitüsünü kurmak suretiyle Devlet, doğru­
dan doğruya petrol arama işine girmiş, 1930’dan itibaren de bir
petrol ithalat ve dağıtma kurumu sahibi olmuştur (1939 yılında,
bir Sovyet müessesesi olan ve Türkiye’deki faaliyetini tasfiye eden
Soyuzneftsendikat tesislerini satın almak için Ticaret Bakanlığınca
kurulan Petrol Limited Şirketi ve 1941’de bunun değişimiyle ortaya
çıkan Petrol O fisi).
33 . Bugün erişilen merhalede, Türkiye’deki akaryakıt istihsal
ve dağıtma cihazı şöyledir:
a . Devletin bulduğu petrol kaynaklarını işleten (rafinaj dahil)
ve özel bir kanunla kurulmuş olan Türkiye Petrolleri A .O .;
b.
Türkiye’nin bugünkü ihtiyaçlarının üstünde, 4,2 milyon
ton ham petrol işleme kapasiteli iki yeni rafineri tesisi: kısa adlarıyle,
İP R A Ş ve A T A Ş şirketleri (bunlardan birincisi Türkiye Petrolleri
A .O .’nm hissedar olduğu bir kuruluş, İkincisi Türkiye’de çahşan ya­
bancı petrol şirketlerine ait bir teşebbüstür);
c . 6326 sayılı Petrol Kanunu hükümleri içinde petrol araştır­
maları yapan şirketler;
d . Petrol arama ve işletme faaliyetlerini düzenlemekle görevli
Petrol Dairesi,
e.
Yabancı Şirketler, Petrol Ofisi, Türk Petrol ve bunların
memleket içinde yayılmış olan bayi teşkilâtı vasıtasıyle yürütülen
bir ithalât ve dağıtma şebekesi.
Görev Dağılışı
34. Akaryakıtla ilgili hükümet görevleri Sanayi ve Ticaret
Bakanhkları arasında bölüşülmüştür:
237
a . Sanayi Bakanlığı- Petrol arama ve işletme ve rafinaj fa­
aliyetlerini düzenlemek ve geliştirmek (Bakanlık Teşkilât Kanununun
I . ve 3. maddelerinin madenlerle ilgili hükümleri ve 6326 sayılı Petrol
K an un u );
.
b . Ticaret
Bakanlığı-
Petrol
piyasasının
düzenlenmesi
— İthal yolu ile petrol ihtiyaçlarının sağlanması ve bu yönden
Petrol Ofisinin sevk ve idaresi (Bakanlık Teşkilât K anunu’nun genel
hükümleri ve fiilî durum); akaryakıt fiyatlarını düzenleme (daha
önceleri M illî Korunma Kanunu, şimdi de 79 sayılı kanunun 5. mad­
desi gereğince hükümetçe çıkarılmış kararnamelerle görevlendirilme);
c . Ticaret ve M aliye Bakanlıkları: Petrol şirketlerinin teftiş
ve denetimi (79 sayılı kanunun 5. maddesi).
35 . Son yıllarda Türkiye’nin petrol ekonomisinde esaslı deği­
şiklikler olmuştur. Memleket kaynaklarından petrol elde edilmesinde
ilerlemeler kaydedilirken, tasfiye edilmiş petrol ithali yerine, ham
petrol ithali ve rafinaj endüstrisi geçmiştir. Bu durumda Petrol O fi­
si’nin ithalâtçı fonksiyonu durmuş ve Ofis’in bir dağıtma kurumu
olarak, yeniden düzenlenmesi gerekmiştir. Öte yandan, devletin
bulduğu petrol kaynaklarını ve Batman tasfiyehanesini işleten
Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı, elde ettiği petrolün emin suret­
te 'dağıtımını yapacak bir sisteme ihtiyaç göstermektedir.
36.
Türk Petrol ekonomisinin yeni durumu
bazı yeniden
düzenleme tedbirlerini gerektirmektedir; bunların da Sanayi ve T i­
caret Bakanlıkları arasındaki görev bölümü üzerinde bir takım et­
kileri olacaktır. İktisadî Devlet Teşebbüslerinin yeniden düzenlenraesi bu raporun dışında kaldığından, burada sadece birkaç esaslı
noktanın ifadesiyle yetinilecektir:
a . İthalât fonksiyonu kalmamış olan Petrol Ofisi, bir dağıtma
kurumu olarak yeniden teşkilâtlandırılmalıdır. Bu yen i kurum
Türkiye Petrolleri A .O . tarafından çıkarılan petrol mahsullerinin
dağıtımını üzerine almalı, fakat, aynı zamanda, başka tasfiyehaneler
mahsullerini alıp satabilmelidir.
b . Yeni dağıtma kurumu, Türkiye Petrolleri A .O .’nı tamam­
layan, fakat ayrı bir tüzel kişi olarak teşkilâtlandırılmah, aralarında
sermayeye ve idareye ortakhk münasebetleri kurulmahdır.
c . Yeni dağıtma kurumunun hukukî ve İdarî statüsü hakkın­
da teklifte bulunmak ayrı bir inceleme konusudur. Ancak, bir tarihî
fırsatta ele geçirilmiş olan Petrol Ofisi’nin dağıtma şebekesi üzerin­
de devletin hâkimiyetini kaybetmemesine dikkat olunması gerekli­
dir.
238
d.
Petrol ekonomisinde görülen gelişme sonunda, memleke-*
tin petrol mahsulleri ihtiyacmm sağlanması artık bir yandan istih­
sal, öte yandan tasfiye faaliyetlerine yani, her iki halde de, sınaî
faaliyetlere dayanacaktır. Bu sebeple petrol ihtiyaçlarının, istih­
sal, rafinaj ve dağıtma olarak karşılanması görevi Sanayi Bakanlı­
ğına ait olmalıdır. Türkiye Petrolleri A .O . mahsullerinin başlıca
dağıtıcısı olarak yeni dağıtma kurumunun da aynı Bakanhğa bağlan­
ması tabiî olur.
37
. Tabiî, yukarıdaki paragrafta petrolle ilgili görevlerin Sa­
nayi Bakanlığında toplanması yolundaki tavsiye, mevcut bakanlık­
lar statüsünün muhafazası halinde muteberdir. Ayrıca bir “ Enerji
ve T ab iî Kaynaklar Bakanlığı” kurulması meselesi ise, Raporun
“ Su, Enerji, Yakıt ve T ab iî K aynaklar” kısmında İncelenmektedir.
Hububat ve Ekmek Politikası
Görev ve Görevliler
38.
Hububat müstahsillerinin büyük ve fakir bir çiftçi top­
luluğu teşkil etmesi ve ekmeğin Türkiye’de başlıca gıda maddesi
olması, hükümeti bu konularda görev almaya sevketmiştir. 1932
yıhnda, 2056 sayılı kanun gereğince, hükümet buğday müstahsilini
korumak için. Ziraat Bankası eliyle Buğday alımına girişmiş, 1938
yılından itibaren 3491 sayılı kanunla bu sistem daha da genişleti­
lerek devam ettirilmiştir. Bu son kanuna göre hükümet görevleri
şöyle özetlenebilir:
a . Hububat fiyatlarının normalden aşağı düşmesini önlem ek'
için tayin edilecek fiyatlarla buğday satın almak,
b . Hububat fiyatlarının müstehlik halkı tazyik edecek derecede
yükselmesine mani olmak için tayin edilecek fiyatlarla hububat sat­
mak.
39 . Bu hizmetlerin görülmesi Toprak Mahsulleri O fisi’ne ve­
rilmiştir. Müstahsili veya müstehliki korumak için hükümet karar­
ları yüzünden Ofisin uğrayacağı fiyat farkı zararlarının hükümetçe
ödenmesi gerekir; gerçekte ise bu zararlar ödenmemektedir.
40. Hububat ve ekmek konularındaki genel politikadan so­
rumlu bakanlık Ticaret Bakanlığı’dır ve 3491 sayılı kanunun ı.
maddesinde behrtildiği gibi, T M O bu Bakanlığa bağlıdır.
Ticaret ve Tarım Bakanlıkları Arasında Görev Dağıtımı
41
. Yukarıdaki (a) fıkrasında ifade edilen görev, alım fiyatla­
rının istihsal üzerindeki geniş etkileri sebebiyle Tarım Bakanlığını
yakından ilgilendirir; (b) fıkrasındaki görev ise, ticaret alanına giren
239
hizmetleri gerektirir. Görülüyor ki konu karma bir mahiyet taşımak­
tadır ve bu gibi hallerde en doğru yol koordinasyon yoludur. T at­
bikatta bu koordinasyon Bakanlar Kurulu seviyesinde yapılmakta­
dır. Alım ve satım fiyatlarının çeşitlere ve vasıflara göre tespiti maksadıyle O fis’in yaptığı çalışmalara dayanarak Ticaret Bakanlığı tarafın­
dan Bakanlar Kuruluna sunulan teklifler, önceden ilgili bakanlar
komitesinde incelendikten sonra, Bakanlar Kurulunda karara bağ­
lanmaktadır. Türkiye’nin İktisadî hayatında olduğu gibi siyasî ha­
yatında da önemli etki ve tepkiler yapacak tabiatta olan bu kararlar,
bahsi geçen kurullarda, ciddî tartışma ve inceleme konusu olur,
îşte buralarda Tarım Bakanı söz sahibidir. Hatta Tarım ve Ticaret
Bakanları başlıca dinlenen bakanlar durumundadırlar. Son iki yıl için­
de, ayrıca, İdarî safhada da koordinasyona gidilmiştir. Ofis ilk çalış­
malarını Tarım Bakanlığındaki Hububat Komitesi ile birlikte göz­
den geçirmektedir.
42 . Bu gözlemlerin ışığında şu sonuçlara varmak mümkündür:
a . Hububat istihsal politikasını ilgilendiren konularda Tarım
Bakanlığı esaslı surette etki ve karar sahibi olduğuna, yani, gereken
koordinasyon sağlanmış bulunduğuna göre. Ticaret Bakanlığı’nın
hububat ve ekmek politikası ile ilgili görevlerinin Tarım Bakanlığına
devrinde, hizmetlerin daha iyi görülmesi bakımından, fayda görül­
memektedir.
b . Ancak, konu bir gıda politikasının tümü içinde incelenirse,
başka kararlara varmak mümkündür. Mesele, bir kere de bu açıdan
Raporun “ Gıda” bölümünde ele alınacaktır.,
Sn Üriiîîleri ve Avcılığı
Görevin Mahiyeti
43 . Su Ürünleri ve Avcılığı Müdürlüğü ve ilgili hizmetler 1957
yılından beri Ticaret Bakanlığındadır; fakat bu hizmetlerin tam
ve belirli surette neler olduğunu bilmek oldukça zordur. Gerçek­
ten, 6973 sayılı kanunda, bu Müdürlüğün Ticaret Bakanlığına sa­
dece kadro olarak bağlandığı ifade edilmiş, fakat hangi görevlerin
verilciiği belirtilmemiştir. Su mahsulleri ekonomisi ile ilgili görevlerin
bu konuda çeşitli kanunlar arasında irtibat kuracak şekilde, derh
toplu bir ifadesini, İktisat Vekâleti görevlerine dair 31.12.1935 tarihli
ve 2/3810 numaralı Tüzüğün 78. maddesinde bulmak mümkündür.
Bu görevler şöyle özetlenebilir:
a . Etüt ve araştırma hizmetleri;
240
b . Balık neslini koruma ve avcılığı düzenleme amacını güden
tedbirler;
c . Iç istihlâki ve sanayii geliştirme ve teşvik hizmetleri.
Görevlerin Yerine Getirilme Derecesi
44. Önemli bir iç ve dış ticaret değeri taşıyan ve pek az geliş­
miş olan su ürünleri ekonomisi ile ilgili hizmetler, ihmale uğramış
bir merkezî hükümet görevi olarak dikkati çeker. Birçok bakanlık
arasında dolaşmış ve bazen devredildiği yerde hiç benimsenmemiş
olan Su Ürünleri ve Avcılığı Müdürlüğü yıllardan beri kendi kaderi­
ne terkedilmiş ve artık uyuşukluk haline düşmüş görünüyor. Şimdiki
durumda, M üdürlüğün bütün işi avcılık zabıtasına ait mahdut
hükümlerin tatbikinden ibaret kalmıştır.
45 . 1948’den itibaren girişilen teşebbüsler üzerine, 1950 baş­
larında A v Vergisinin kaldırılması ve 1952’de Et ve Balık Kurumunun kurulması ile başlayan hareket, maalesef devamlı olmamış­
tır. Hükümeti daha çok meşgul eden et piyasasını düzenleme zorun­
luluğunun ağırlığı altında, işler balıkçılık faaliyetlerinin aleyhine
gelişmiş, et tanzim satışlarından meydana gelen büyük zararlar
kurumu gitgide hareketten düşürmüştür.
46 . Bu şartlar içinde, özellikle fakir halk için mükemmel bir
gıda, kalabalık sahil halkı için iş kaynağı olan, iç ve dış ticaret için
geniş imkânlar vadeden balıkçılık ekonomisinin hükümetçe yeni
baştan esaslı şekilde ele ahnması ihtiyacı aşikârdır.
Görevli Bakanlık Meselesi
47 . Bugün Ticaret Bakanlığında bulunan su ürünleri ekono­
misi ile ilgili görevlerin yerini tayinde zaman zaman kararsızlık­
lara düşülmüş ve bu görevler yıllar boyunca bir bakanlıktan öte­
kine taşınıp durmuştur. 1934 yılında. Su Ürünleri Müdürlüğü, İk­
tisat Vekâletinin Deniz İşleri Müsteşarlığında Limanlar Dairesine
bağlı bir müdürlük olarak görünüyor, 1939’da, Müdürlük, Deniz
işleri Müsteşarlığı emrindeki hizmetlerle birlikte, yeni kurulan Ulaş­
tırma Bakanlığına devredilmiştir. 1945’de Ulaştırma Bakanlığı Teş­
kilât Kanunu yapılırken, “Bakanlık hizmetleriyle hiç bir ilgisi bulun­
madığı” ifadesiyle, bu müdürlük Ekonomi Bakanhğı’na iade edilmiş­
tir. Bu ifade altı yılın boşuna geçmiş olduğunun da itirafıdır. O tarih­
te Ticaret ve Tarım Bakanlıkları da ayrıca mevcut olduğu halde.
Ekonomi Bakanlığı bir “ Sanayi Bakanlığı” hüviyeti taşımasına
rağmen. Su Ürünleri Müdürlüğünü bünyesine almıştır. Müdürlük,
1957’den beri Ticaret Bakanlığı teşkilâtı içinde bulunuyor.
241
48 . Su mahsulleri konusu, kara avcılığı ile benzeyişleri bakı­
mından Tarım Bakanlığına, iç ve dış ticaret faaliyeti olarak Ticaret
Bakanlığına ve balık konserveciliği ve başka değerlendirme sanayii
bakımından Sanayi Bakanlığına yakın görünürse de, hiç birisine
bütünü ile ait olduğu iddia edilemez. Ancak, gıda ve besleme hizmet­
leriyle ilgili görevler Tarım Bakanlığına verildiğine göre su ürünleri
ve avcılığına ilişkin görevler de bu Bakanlığa verilmeli, Et ve Bahk
Kurum u Tarım Bakanlığına bağlanmalıdır.
Su mahsulleri konusunda devletçe ele alınması gereken bir
başka mesele de bahk istihsaline elverişli kıyılarda, iskân ve sanayi
kuruluşlarından dolayı balıklar için zararlı kirlenmeleri önleyici
tedbirlerin alınmasıdır. Bu meseleyle şimdiki halde hiçbir daire
meşgul olmamaktadır. Konunun mevcut kuruluşlardan hangisinin
sorumluluğu altına konabileceği etraflı bir şekilde incelenmeli, bir
an önce gerekli tedbirler alınmalıdır.
Gıda Maddeleri Sağlama Hizmetleri
Bugünkü Durum
49 . Halkın hububat ve ekmek ihtiyaçlarının karşılanması işi,
öteden beri, bir hükümet görevi olarak ele alınmıştır. Daha sonra,
et ve bahk ekonomisinin hem müstahsil hem müstehlik aleyhine
olan iptidaîliği karşısında. Hükümet bu konulara da el atmaya mec­
bur olmuştur. Bunlar dışında, kuraklık ve kıtlığın hüküm sürdüğü
yıllarda, hükümet, pirinç, yağ ve peynir gibi çeşitli gıda maddeleri­
nin ithal ve dağıtımı ile meşgul olmuştur.
50. Bu hizmetler, zaman ve şartlara göre, farklı noktalardan
hareketle Ticaret Bakanlığına verilmiştir. Derhal belirtmek gerekirki, bu Bakanlıkta bu çeşit görevlerin birikmiş olması, halka gıda mad­
deleri sağlamak ve bir gıda politikası gütmek sorumluluğunun T i­
caret Bakanlığı’na verilmiş olduğunu ifade etmez. Öte yandan, T ür­
kiye’nin hızla artan nüfusu ve bir türlü geliştirilememiş olan esas
gıda maddelerinin istihsali karşısında, halka emin surette başlıca
gıda maddeleri sağlama hizmetlerinin önemi gittikçe artmakta ve
bu hizmetlerin bir bütün olarak bir bakanlıkta yerleştirilmesi ihti­
yacı duyulmaktadır.
51 . Gıda politikasının sorumluluğu, ziraî istihsalden sorumlu
olan Tarım Bakanlığı’na ait olmalıdır. Bu taktirde, T M O ile E B K ’
nun bu bakanlığa devri tabiî olur. Bu konu da, başka unsurlari ile
bir arada olarak, Raporun Tarım Bakanlığı kısmında ayrıca ele alın­
mıştır.
242
52. Bu vesileyle ekmek kalitesine kısaca dokunmak gerekir.
Türkiye’de çok kötü vasıfta ekmek imâl ve istihlâk edildiği bir ger­
çektir. Bu konu ile merkezî hükümet, hububat fiyatlarında zaman
zaman yaptığı arttırmanın ekmek fiyatlarına aksedip aksetmemesi
gibi pek mahdut bir noktadan ilgilenmiş ve kalite meselesi belediye
yetkileri içinde, fakat görünmez bir hizmet olarak kalmıştır. Bu me­
selenin bir hükümet politikası olarak ele alınması çok yerinde ola­
caktır.
Uyuştıırııcıı Maddelerle İlgili işler
Görevin Dağılışı ,
53. Burada, milletlerarası taahhütlere paralel olarak kurul­
muş bir tekelin işletilmesi bahis konusudur. Böyle bir tekel, ham
afyon alımından imaline, ticaretine, ihracına ve uyuşturucu maddeli ilâçlar ithaline kadar bütün işlemleri kapsar. Bu konuda başlıca
görevli. Ticaret Bakanlığıdır. Tarım , Sağlık ve Sosyal Yardım ,
İçişleri, Gümrük ve Tekel Bakanlıkları da görevlidirler. Aşağıda
görüleceği üzere, kanunlar bakanlıkların her birisine belirli görevler
vermiştir:
a.
Haşhaş ekimi alanlarının sınırlandırılması yoluyle istihsalin
kontrolü: Tarım ve Ticaret Bakanlıklarının ortak teklifi üzerine,
Bakanlar Kurulu kararıyle;
b . Afyon alım fiyatlarının tespiti: O fis’in ‘‘Ticaret Bakanlığı
vasıtasıyle” teklifi üzerine, Bakanlar Kurulu kararıyle;
c . İmâlatın tabi olacağı usulleri tayin etm ek: Ticaret ve Sağlık
ve Sosyal Yardım Bakanlıkları arasında işbirliğiyle;
d . Uyuşturucu maddeli ilâçların ith ali: Ticaret ve Sağlık ve
Sosyal Yardım Bakanlıkları arasında işbirliğiyle;
e . Her safhada kaçakçılıkla mücadele : İçişleri, Gümrük ve
Tekel Bakanlıkları.
Tarım, Ticaret, Gümrük ve Tekel Bakanlıkları Ara­
sında Koordinasyon
5 4 . İstihsalin kontrolü ve alım fiyatlarının tespiti konuların­
da Tarım Bakanlığının ilgisini kabul etmek gerekir. Yukarıdaki
(a) fıkrasında görüldüğü gibi, birinci noktada koordinasyon kanunla
sağlanmıştır. Alım fiyatlarının tespitinde ise, yalnız Bakanlar Kurulu
seviyesinde koordinasyonla yetinilmektedir. Burada, Bakanlar K uru­
243
luna teklifin, Tarım Bakanlığı’nm mütalaasını alarak. Ticaret Bakan^
lığı tarafından sunulması istenebilir.
5 5 . Bu konuda bir başka noktaya dikkati çekmek gerekir:
Toprak Mahsulleri Ofisi Kanununun 7. maddesinin (ç) fıkrasında,
1951’deki tadilinden sonra, afyon alım fiyatlarının “Ticaret Bakanlığı
vasıtasıyle” Bakanlar Kuruluna sunulacağı belirtilmiştir, ilk defa
rastlanan bu tuhaf hükme göre, bir İktisadî devlet teşekkülü Bakan­
lar Kuruluna kendiliğinden teklifte bulunabilmekte, sorumlu Bakan
bu işlemde sadece bir aracı haline getirilmektedir. Bakanlık sorum­
luluğu kavramını zedeleyen böyle bir usulün yerleşmemesi temenni
edilir.
56. Afyon tekelini T M O ’nun görev çevresinde tutmak için
özel sebepler mevcut değildir. Devletin başka tekellerini ve bilhassa
ekim kontrolundan imâl ve ihracata kadar büyük bir İktisadî işletme
niteliğindeki tütün tekelini idare eden Tekel Genel Müdürlüğüne,
afyon tekelinin de verilmesi uygun olur. Gümrük ve Tekel Bakanlı­
ğının kaldırılması halinde, İktisadî mahiyetteki tekel işletmelerinin
tabi tutulacağı rejim afyon için de uygulanmalıdır. Ayrıca, bugün
ekim bakımından T icaret-Tarım Bakanlıkları arasında mevcut
işbirliği, afyon tekelini devralacak bakanlıkla Tarım Bakanlığı ara­
sında aynı esaslara göre kurulacak işbirliği halinde devam ettiril­
melidir.
Dış Ticaretin Düzenlenmesi ve Geliştirilmesi
Görev Dağılışı
5 7 . Dış ticaret hizmetinin çoğunluğu (ticaret anlaşmalarının
müzakere edilmesi ve uygulanması, ticaret müşavir ve ataşeleri­
nin statüleri ve dış ticaret rejiminin tespiti) Ticaret Bakanlığı ile
Devlet Planlama Teşkilâtı, M aliye Bakanlığı ve Dışişleri Bakanhğı
arasında ahenkli bir çalışmayı gerektirmektedir. Bununla ilgili olarak
1960 yılında çıkarılan 13 sayılı kanun, hallettiğinden fazla mesele
getirmiştir. Buna göre, ticarî ve malî anlaşmalar müzakere ve akti
ile Milletlerarası İktisadî İşbirliği Teşkilâtı (M .İ.I.T .) heyetleri
bulunan yerlerde bu heyetlerin ve oradaki Ticaret Müşavir ve A ta­
şeleri’nin sorumluluğu. Dışişleri Bakanhğmm ve elçilerin görev veya
yetki alanı dışına çıkarılmıştır. ^
58. Yabancı memleketlerde, temsil ve yabancılar ile devlet
adına müzakere ve akit bulunan her işte ve her yerde. Dışişleri Ba­
kanlıkları tabiî olarak yetkili görülmektedir. 13 sayılı kanunun şim­
diye kadar Türkiye’de de yerleşmiş olan bu esastan ayrılması mah­
244
zurlu olmuştur. Bununla birlikte, belirtmek gerekir ki M aliye ve
Ticaret Bakanlıkları, bu kanunu Dışişleri Bakanlığı ile mevcut işbir­
liği ruhunu kırmayacak şekilde uygulamağa çalışmışlardır.
59 . 13 sayılı kanunu kaldırmak ve ele almış olduğu konuları
yeniden düzenlemek zorunluluğu kabul edilmektedir. Bazı görüş­
melerin fazla teknik ve karışık mahiyeti ve bir kısım heyetlerin tek­
nik bakanhklarla doğrudan doğruya devamlı temas ihtiyaçları tak­
dir edilmek şartıyle, sorumlu idareler arasında daha uygun ve doğru
bağlantılar kurmak mümkündür. Aşağıdaki tahlil ve teklifler bu
görüşten hareket etmektedir. Konu ayrıca, “Dışişleri” kısmında da
incelenmiştir.
Ticaret Müşavir ve Ataşelerinin Statüleri
60. ''Dışişleri” kısmında tavsiye olunan temel değişiklikler
yapılmadan önce de. Milletlerarası İktisadî İşbirliği Teşkilâtı tem­
silcilikleri bulunan yerlerdeki Maliye ve Ticaret müşavirlerini ve
ataşelerini bu heyetlere ilhak eden kanun hükmü (mad. 8) kaldırıl­
malıdır. M İ İT heyetlerinin, ticaret müşavirlerinin ve ataşelerinin
hizmetinden faydalanmaları tabiîdir. Ancak, bunun için, yukarı­
daki gibi kanunî statü değişikliğine lüzum yoktur. M aliye ve Ticaret
Bakanlıklarının mutabakatı yeter. Bu değişiklik sonunda ticaret
müşavirleri ve ataşeleri, M İİT delegeliği bulunan yerlerde de, elçi­
lere bağlı ve fakat, elçilerin genel müsaadesiyle, kendi bakanlıklarıyle
doğrudan doğruya muhabereye yetkili olmak suretiyle, eski statü­
lerine dönmüş olacaktır.
İktisadî ve Ticarî Anlaşmaların Müzakere ve Akti
61 . 1960 yılında çıkan 13 sayılı kanuna göre (madde 3 ve 4), bu çe­
şit anlaşmalardan çok taraflı olanlarını Maliye ve Ticaret Bakanlık­
ları birlikte, iki taraflı olanlarını Ticaret Bakanlığı tek başına yani
Dışişleri Bakanlığının herhangi bir katılma ve aracılığı olmaksızın
müzakere ve imzaya yetkili kılınmışlardır. 60. paragrafta belirtilen
sebeplerle bu hükümler kaldırılmalı, bu çeşit müzakerelerin ilgili
Bakanlıklarca kurulmuş heyetler tarafından ve elçinin genel sorum­
luluğu altında yürütülmesi yolunda eski usule dönülmelidir.
Dış Ticaret İşleri ve Koordinasyon
62 . Dış ticaret politikasının İktisadî kalkınma planı hedefleri­
ne uygun olarak yürütülmesinde D PT , Ticaret ve M aliye Bakanlık­
ları arasında işbirliği lüzumu bütün bu ilgililerce kabul edilmiş ve
dış ticaret rejiminin hazırlanmasında başlangıçtan itibaren birlikte
245
çalışma yolları bulunmuştur. Bu sebeple. Raporda bu önemli konuya
daha fazla yer ayrılmamıştır.
İhracatı Geliştirme
63. İhracatı teşvik ve geliştirme görevinin, Bakanlık Teşki­
lât Kanununda ve 13 sayılı kanunda açık bir ifadesi bulunmamakla
birlikte, ticaret dengesi üzerinde en etkili bakanlık olarak ihracatı
teşvik etmek ve geliştirmekten Ticaret Bakanlığının sorumlu oldu­
ğunda tereddüt yoktur. İhracat gelirlerini arttırmak gibi hayatî
önem taşıyan bu hizmet, ihracatla ilgili başka bütün hizmetlerle
birlikte Dış Ticaret Dairesi Başkanlığındaki 17 kişilik ihracat ve İh ­
raç Maddeleri Servisinin üzerindedir. Türkiye’nin büyük İktisadî me­
selelerinden birisi olan ihracatı arttırma konusuna gereken devamlı,
dinamik ve kesif çalışmanın hakkıyle yapıldığını söylemek maalesef
mümkün değildir. K aldı ki, bu durum yeni de değildir ve uzun yıl­
lardan beri, bu çalışmalar bir duraklama devresine girmiştir.
64. Bu konudaki görevliler arasında. Ticaret Bakanlığı’ndan
başka, 1960 yılında kurulmuş olan İhracatı Geliştirme Etüt Merkezi
(İG EM E) adlı kurum da sayılmalıdır (27.10.1960 tarih ve 118 sayılı
kanun). İhracat gibi hayatî bir konuda Ticaret Bakanlığı’na yardım­
cı olarak düşünülmüş olduğu anlaşılan bu müessese, 1 18 sayılı kanun­
la, iyi bir maksat için, maalesef bir çok doğuş kusurlarıyle malûl
bir kuruluş olarak meydana getirilmiştir. Aşağıda İG E M E ’nin hu­
kukî ve İdarî yapısı kısaca gözden geçirilmiştir:
a . İG E M E , ihracatı geliştirme maksadına tahsis edilmiş
“fon” olarak kurulmuştur. Türk hukuk sisteminde belirli bir
lama tekabül etmeyen bu şekil, Medenî Kanundaki tesis” e de
mamıyle uymamaktadır. Kanunda tasrih edilmemiş olan tüzel
şilik vasfı, sonradan tüzükle verilmiştir.
bir
an­
taki­
b . Kanunun 4. maddesi İG E M E konuları ile ilgili bakanlık
kadrolarının bu yeni kuruma intikalini emreder. Bu da Ticaret
Bakanlığı’nm, sorumlu olduğu bir kısım hizmetlerin bu bakan­
lıkta ilgisinin büsbütün kesilmesi demek olur ki, böyle bir anlayışın
siyasî sorumluluk anlamı ile uzlaştırılması zordur. M amafih, kanu­
nun maksadını aştığı anlaşılan bu hüküm uygulanmamıştır.
c . Merkezin
Ticaret Bakanhğı
gibi zaten kendi
sebeple merkezin
d . Denetime
ret Bakanlığı’nm
246
İdarî bünyesi iyi değildir. Kuruluşun başkanı
Müsteşarı ve Genel Kâtibi de Dış Ticaret Reisi
aslî görevleriyle gayet meşgul kimselerdir ve bu
idaresi zayıftır.
gelince, kanuna göre. Merkez her ne kadar T ica­
denetimine tabi ise de, Başkanlık Müsteşarı’nın
başkan ve Dış Ticaret Dairesi Reisi’nin Genel K âtip olduğu yerde T ica­
ret Bakanlığı’mn denetiminden fazla etkenlik beklemeye yer olmasa
gerektir. Kaldı ki. Tüzüğün 3, maddesi bu denetimi şeklî bir işlem
haline getirmiştir.
6 5,
olabilir:
Yukarıdaki incelemeden sonra varılacak sonuçlar şunlar
a . ÎG E M E iyi bir maksat için fena bir kuruluşu temsil et­
mektedir. Bu maksada itibar edilerek durumu ıslah yolları aran­
malıdır. Bu maksatla, 118 sayılı kanun kaldırılarak tamamıyle yeni
bir kuruluş meydana getirilmelidir.
b . Yeni kuruluşta, Türkiye’nin geçmişteki benzer tecrüberinden ve İtalya, İsviçre gibi bazı Avrupa memleketlerinde görü­
len çok başarılı örneklerden faydalanılmalıdır.
c . Her halde, ihracatı geliştirme konusunda bir merkezî hü­
kümet görevi olarak Ticaret Bakanlığı’nın sorumlu olduğu gözönünde
bulundurulmalı, bununla birlikte yeni kurumu, formalitesiz, dina­
mik ve bütün sektörlerle işbirliğine elverişli bir yapıda ve zihniyette
kurmağa değer verilmelidir.
Yabancı Sermayenin Türk Ekonomisine Katılması
Merkezî Hiikiimet Görevi
66 . imparatorluğun zayıf zamanlarında siyasî emellerle veya
başka zararlı şekillerle memlekete gelmiş olan yabancı sermaye
teşebbüslerinin Cumhuriyet devrinde erkenden tasfiye edilmesin­
den ve millî sermaye ile ilk İktisadî kalkınma temellerinin atılma­
sından sonra, cumhuriyet hükümetleri yabancı sermaye, teknik ve
tecrübeyi bu kalkınma hareketine iştirak ettirmek istemişlerdir. Mem­
leketin dış politika ve coğrafî konumu ile ilgili şartları, ekonomik
istikrar bakımından tatminkâr olmayan durumu, geniş ödeme bilan­
çosu açıkları ve uzun yıllardan beri oldukça sert bir kambiyo tahdit
rejimi içinde bulunması gibi sebeplerle, çekingen davranan yabancı
teşebbüslerin Türkiye ekonomisine ilgilenmelerini sağlamak için,
mevzuat ve anlayış olarak, devamlı gayret göstermek gerekmiştir.
Bunun içindir ki, yabancı sermayeyi çekmek işi, tabiî olarak merkezî
hükümet görevleri arasında sayılmıştır.
Görev Dağılışı
67 . Bu konuda, son kanun olan 6224 sayılı kanuna göre, her
biri bir safhada görevli beş makam bulunduğu görülmektedir. Bun­
lar ve görevleri aşağıda gösterilmiştir:
247
a.
Bakanlar K urulu- Yabancı sermayeye giriş izni vermek
(mad. ı) ; bir yabancı teşebbüsün dış istikrazına kefalet vermesi
için M aliye Bakanını yetkili kılmak (mad. 6);
b . Yabancı Sermayeyi Teşvik Komitesi - 6224 sayılı kanunun
görev dağıtımı sisteminde ağırlık merkezini bu Komite teşkil et­
mektedir. Komitenin inceleyip uygun gördüğü giriş talepleri Ba­
kanlar Kurulu kararıyle çoğu zaman kabul edilmiştir; red kararı ise,
bir itiraz mercii mevcut olmasına rağmen ekseriya fiilen kesin mahiyet
arzeder. Ayrıca komitenin karar alabileceği başka konular da vardır.
Komiteye verilen görev ve yetkiler şunlardır: Yabancı teşebbüsün
kanunda yazılı üç şarta uygunluğunu inceleyerek talep hakkında
kabul veya red kararı verm ek; kabul kararını Bakanlar Kurulunun
tasvibine arzetmek (mad. ı ) ; aynî sermaye olarak kabul edilecek
mallar veya kıymetler hakkında karar vermek, eksperler vasıtasıyle
kıymet takdir ettirmek (mad. 2); elde edilen kârın ana sermayeye
eklenmesine veya daha önce kabul edilmiş başka bir teşebbüste
kullanılmasına izin vermek (mad. 3); dışarıdan transferi istenen pa­
ralarla ilgili olarak, lüzum gördüğü hallerde, teşebbüsün defter­
lerini ve vergi beyannamelerini vesaireyi tetkik ettirmek (mad. 4 /b);
yabancı istihdamı için 2007 ve 2018 sayılı kanun hükümlerinden is­
tisna edilme konusunda karar almak (mad. 7 /a);
c.
itiraz m ercii- Komite kararları aleyhine Maliye, Ticaret
ve Sanayi Bakanları’ndan meydana gelen bir kurula başvurulabilir.
Kurulun kararları kesindir (mad. 8 /b);
d . M aliye Bakanlığı- Ana sermayenin ve kârların transferine
izin vermek (mad. 2 /c); Bakanlar Kurulu kararı ile, istikrazlara
resülmal ve faiz için garanti vermek;
e.
Ticaret Bakanlığı- Bu kanunun uygulama m ercii; Ticaret
Bakanlığındır (mad 9 /a). Komitenin Genel Kâtipliği, komite üye­
si olan İç Ticaret Genel Müdürü tarafından yapılır (mad. 8,/a).
Görev Dağılışıyla İlgili Görüşler
68 . Kanuna göre, M aliye ve Ticaret Bakanlıklarından her bi­
ri belirli konularda görev ve yetki sahibidirler. Sanayi Bakanlığı
ise, fiilen ve birinci derecede ilgili bir bakanlıktır. Fakat bunlardan
hiç biri. Yabancı Sermayeyi Teşvik Kanunu uygulamasının tümün­
den ve özellikle yabancı sermayeyi çekebilme politikasını yönelt­
mekten sorumlu tutulmuş değildir. Bugünkü görev dağılışında bu
esaslı nokta açıkta kalmış görünüyor.
69 . Yabancı sermayenin girişeceği teşebbüsler, büyük ölçüde,
sanayi teşebbüsleridir. O halde memleketin sınaî kalkınma politi­
248
kasından sorumlu Sanayi Bakanlığının yabancı sermaye konusunda
birinci derecede ilgili bakanlık olduğunu kabul etmek gerekir, Ya~
bancı Sermayeyi Teşvik Komitesinde de bu bakanlığa mensup üye­
lerin mütalaası ağır basmaktadır. Bu şartlar içinde, Ticaret Bakanlı­
ğı’nm oldukça sunî bir merci olarak muhafazasında isabet görmek
mümkün değildir.
70. Yukarıdaki iki paragrafta belirtilen düşüncelere dayana­
rak, bu konuda şu tavsiyeler ileri sürülebilir:
a . Yabancı sermayenin, bilgi ve tecrübenin memleket İktisadî
faaliyetlerine katılması konusundaki işleri yürütmekle görevli ve
sorumlu bir bakanlık bulunmalıdır. Yukarıdaki sebeplere göre,
bu bakanlık Sanayi Bakanlığı olmalıdır.
b . Bu esas kabul edildikten sonra. Komiteye ait büro hikmet­
lerinin görülmesinde ve kanunun uygulanmasında merci olarak
Ticaret Bakanlığı’nm yerini Sanayi Bakanlığı’nm alması tabiî olur.
c . Sanayi Bakanlığında bu işlerle görevli bir daire bulunma­
lıdır ; bunun için geniş teşkilâta ihtiyaç yoktur. Bu daire, memlekete
sermaye getirmek isteyen yabancı müteşebbislere gereken bilgileri
verebilmeli, bu konudaki işlerden sorumlu bulunmalıdır.
d . İlgili Bakanlıklar arasında işbirliği sağlayan bir organ ola­
rak Komitenin muhafazası doğru olacaktır. Ancak Komitede işlerin
gecikmesinden veya gereği gibi incelenmemesinden nihaî derece­
de Sanayi Bakanlığı sorumlu olacağına göre, bu kurul başkanlığının,
Merkez Bankası temsilcisi yerine Sanayi Bakanlığı’na mensup bir
üye tarafından yapılması doğru olur. Ayrıca Komitede Merkez
Bankasının temsilinden • vazgeçilebilir.
Konjonktür ve Yayın Hizmetleri
71 . 1939 tarihli Teşkilât Kanuna göre (mad. 11), Ticaret Ba­
kanlığına verilmiş olan, anketler tertip etmek, indeksler hazırlamak,
resmî konjonktür etütlerini yapmak ve bunlarla ilgili yayınları
yürütmek görevleri. Devlet İstatistik Enstitüsü’nü kuran 1962 tarih
ve 53 sayılı kanunun kullandığı deyimle (mad. 26), Ticaret Bakanlı­
ğı’nm “kendi ihtiyaçları” ölçüsünü açık şekilde aşmaktadır. Bunları
kendi ihtiyacı ölçüsü içine almak ve yayınlarını da Enstitü’nün mu­
vafakati hükmüne (mad. 26) uydurmak suretiyle çalışma ahengini
sağlamak zor olmayacaktır.
72 . Ticaret Bakanlığı görevlerinden “resmî konjonktür etüt­
lerini yapm ak” hizmetinin, bundan böyle/ Devlet İstatistik Ensti­
■249
tüsü yetki alanına girmesi gerekmektedir (mad. 53 2 /e). Bu da
fiilen önemli bir değişiklik sayılmayacaktır; zira, bu hizmetin T i­
caret Bakanlığında artık gereken şekilde görülemediği, bu Bakan­
lığın yayınladığı ‘‘Konjonktür” dergisinin incelenmesinden an­
laşılacaktır. Öte yandan, Beş Yıllık Plan, Hükümetin özel ve ka­
musal teşebbüsleri aydınlatma hizmetleri arasında konjonktür etüt­
leri yapma ve yayınlama hizmetine yer vermektedir. Bu ölçüdeki
geniş konjonktür etütlerinin istatistik Enstitüsü’nce daha iyi yapı­
lacağı umulur.
D. SANAYİ
1 . M erkezî Hükümet Teşkilâtının sanayi konusundaki hiz­
metleri Sanayi Bakanlığınca yerine getirilen hizmetlerden ibaret
değildir. Nitekim, bu raporun çeşitli bölümlerinde bunlara, ilgi­
li bakanlıklar dolayısıyle temas edilmektedir. Ancak, burada Sa­
nayi Bakanlığı esas alınacak ve merkezî hükümete düşen bütün
sanayi görevlerinin ışığında bu Bakanlığın mahiyeti incelenecektir.
Sanayi
Bakanlığı
Bakanlığın Amacı
2 . Sanayi Bakanlığı Teşkilât Kanununda, başka teşkilât ka­
nunlarının çoğunda olduğu gibi, amaç ve görevler olarak bir ayı­
rım yapılmamıştır. Bununla birlikte, 6973 sayılı Teşkilât K anunu­
nun I . maddesinin A ve D bentleri bütün görevlerin yöneldiği amacı
özetler bir mahiyet taşımaktadır. Bu bentlere göre. Sanayi Bakanlığı­
nın amacı veya esas görevi; “memleketin sanayi, maden ve enerji işle­
rini umumî menfaatlere uygun bir şekilde tanzim ve idare etmek (mad.
I - A) ve sanayi, maden ve enerji işlerine müteveccih resmî ve hu­
susî yatırımların ihtiyaç ve imkânlara göre ayarlanmasını sağlamak
(mad. I - D )” diye tarif olunabilir.
3 . Genel olarak sanayi politikasından sorumlu olan bu bakan­
lık, sanayi faaliyetlerine katılan devlet ve özel teşebbüs kesimleri
ile ilgili belirli görevlere sahiptir. Teşkilât kanununa göre Sanayi Ba­
kanlığı :
a) Bir yandan “kendisine bağlı devlet işletme ve tesisleriyle
İktisadî devlet teşekküllerinin faaliyetlerini tanzim, teftiş ve mu­
rakabe etmek” (mad. ı - B );
b . Öte yandan da, “hususî teşebbüsün sanayi, maden ve ener­
ji sahalarındaki faaliyetlerini kolaylaştırmaya ve teşvike m atuf”
tedbirler almakla (mad. ı - C) görevlidir.
250
Bakamlığıa Kuruluşu
4 . Devlet teşebbüsleri ile özel teşebbüslere ait hizmetlerin
dengeli bir tarzda yürütülmesi meselesi öteden beri devleti ve hatta
kamu oyunu meşgul etmiş ve bu meseleler sanayi hizmetlerinin ba­
kanlık halinde teşkilâtlandırılmasmı etkileyen amiller arasında yer
almıştır. Bu bakımdan Sanayi Bakanlığının geçirdiği değişikliklere
göz atmak faydalı olacaktır:
a . 1920-1939 devresi- M illî hükümetin kuruluşundan hemen
sonra, bütün tarım, sanayi ve ticaret hizmetlerini kapsayan bir
İktisat (daha sonraki adiyle ‘"Ekonomi” ) Bakanhğı kurulmuştur.
Kısa bir müddet sonra 1924’de tarım hizmetleri ayrılarak Tarım
Bakanlığı haline getirilmiş, İktisat Bakanlığı ticaret ve sanayi hiz­
metlerini yürüten bir Bakanlık olarak devam etmiştir (Her ne kadar
1928’de Tarım Bakanlığı İktisat ile tekrar birleştirilmiş ise de, dün­
ya İktisadî buhranının uyarması ile bu yanlış birleştirmeye 1931’de
son verilmiştir). Birinci Beş Yıllık Sanayi Programı bu devrede,
ticaret ve sanayi hizmetlerini birlikte yürüten İktisat (Ekonomi)
Bakanlığınca gerçekleştirilmiştir.
b . 1939-1949 devresi” 1939’da Ticaret Bakanlığının kurul­
ması üzerine. Ekonomi Bakanlığı adı altında yalnız sanayi hizmet­
leri ile deniz mahsulleri işleri kalmıştır. On yıl devam eden Ekonomi
Bakanhğı, gerçekte bugünkü sanayi bakanlığına tekâbül etmekte
ve devlet ve özel kesim sanayii aynı genel sanayi politikası içinde
idare edilmekte idi,
c. 1949-1957 devresi -1949 yılında bir İşletmeler Bakanlığı
kurulmuştur. Bu suretle, hizmet dağıtımı şu şekil almıştır. Sanayi^
maden ve kısmen enerji alanlarındaki devlet teşebbüslerinin politi­
kası İşletmeler Bakanlığına verilmiş ve bu kesimi kaybeden Ekonomi
Bakanlığı da Ticaret Bakanlığı ile bir tek Bakan’a bağlanmıştır.
Ekonomi ve Ticaret Bakanlığı bu topluluğun adı olmuştur. İşlet­
meler Bakanlığı kurulduğu sırada, devlet teşebbüsleri gelişmişti;
özel teşebbüs «ise, harp sonrasının kalkınmayı kamçılayan şartları
içinde ve başlamakta olan Amerikan yardımından doğan bazı kolay­
lıklar sayesinde, yeni bir gelişme merhalesinin başında bulunuyor­
du. Bu devrede iki faaliyet kesimi arasındaki münasebetler diye bir
konu kendisini hissettirir olmuştu. Bu bakanlık kurulurken, müm­
kün olduğu kadar geniş ölçüde devlet işletmesinin bir elde toplan­
masında planlı ve rasyonel çalışma faydalarının elde edileceği ümidi
beslenmekteydi. Ayrıca iki faaliyet kesimine eşit davranma meselesi
esaslı bir sebep sayılıyordu. Kuruluş Kanunu gerekçesine göre, devlet
İktisadî faaliyetlerinin ayrı bir bakanlıkta toplanması sayesinde
251
“ devlet teşebbüsleriyle hususî teşebbüslerin eşit şartlar içinde müta­
laa edilebilmesi daha kolayca mümkün olacaktır.”
d.
6-7 yıllık bir tecrübeden sonra İşletmeler Bakanlığı for­
mülünden vazgeçilmiştir (1957). Bu tecrübeler neticesinde anlaşıl­
mıştır ki, çeşitli faaliyet dallarına ait bütün devlet işletmelerini bir
elde toplamak mümkün değildir. Bakanlık, Büyük Millet Meclisi
Ekonomi Komisyonunun zamanında belirttiği gibi, yalnız sanayi,
maden ve kısmen enerji işletmelerinin bakanlığı olmuştur. Bu bakan­
lığın esas görevi bu kurumların politikasını yapmak olduğu halde,
teferruat meselelerine müdahale eğihminin ortaya çıktığı görülmüş­
tür. Öte yandan, devlet İktisadî teşebbüslerinin ayrı bir bakanlıkta
toplanması ile özel teşebbüse eşit davranış sağlamanın daha kolay
olacağı iddiası ispat edilmemiş görünmektedir. 1957 yılında bu Bakanlı­
ğın kaldırılması ve yerine her iki teşebbüs kesimini kapsayan Sanayi
Bakanlığının kurulması esnasında bu mesele gerekçede şöylece yer
almıştır.
kalkınmanın en mühim unsuru olan sanayi, madenler
ve enerji işlerini bir arada toplamak ve devlet ve hususî sektör farkı
gözetilmeksizin aynı İktisadî politikanın icaplarına göre tedvir et­
mek” . Böylece, bu husus Sanayi Bakanlığının kuruluşunun başlıca
sebebi olmaktadır.
5 . Devlete ve özel kesime ait sanayi faaliyetlerini aynı bakan­
lıkta, aynı politika içinde düzenlemek, şimdiye kadarki tecrübelere
göre, uygun bir formül gibi görülmektedir.
Bakanlığın Görevleri
6 . Sanayi Bakanlığının görevleri 25.5.1957 tarih ve 6973 sayılı
teşkilât kanunu ile tespit edilmiştir; ayrıca sonradan çıkan çeşitli
kanunlar Bakanlığa ana görevine ilişkin başka görevler de vermiş­
tir. Teşkilât Kanunu ile başka kanunları gözönünde bulundurarak
Sanayi Bakanlığının başlıca görevleri şöylece sıralanabilir:
a . Sanayi, maden ve enerji işleri için gerekli öncelik, teşvik
ve koordinasyon esaslarını tespit ve tatbik etmek (mad. ı -D ) ve
bunlardan ön sırada tahakkuku lüzumlu işlerin plan, proje ve
rantabilite hesaplarını, etütlerini hazırlayarak teşebbüs sahasına
intikali için gerekli tedbirleri almak (mad. 3 -E );
b . Özel teşebbüsün sanayi, maden ve enerji sahalarındaki
faaliyetlerini kolaylaştırmaya, teşvike m atuf etütleri yapınak; bunu
mümkün kılacak her türlü teknik yardım ve kredî imkânlarını hazır­
lamak, bununla görevli müesseseleri kurmak veya kurulmalarım
kolaylaştırmak (mad. ı- C ) ;
252
e . Bakanlığa bağlı devlet sanayii faaliyetlerini tanzim, teftiş
ve murakabe etmek (mad. ı-B ve 7);
d . Bütün sanayi, maden ve enerji müesseseleri arasında işbir­
liği (mad. ı- A ), irtibat ve koordinasyon (mad. 3-E) sağlamak;
e . Elektrik enerjisi istihsaline ve şehir içi ulaştırma hizmetlerine
mahsus teşebbüslerin kurulmasında ve işletilmesinde şartname ve
mukavelenameleri veya planları tasdik etmek; bunların tatbikatını,
inşadan işletmeye kadar kontrol etmek, tarifelerini tasdik ve tatbi­
katını kontrol etmek (mad. 3 - G ) ;
f . Sanayi, maden ve enerji müesseselerinin sicilini tutmak
ve umumî envanterlerini yapmak (mad. 16 F, 3-E, F, G ) ;
g . Sanayi mamüllerinin kalite kontrolünü yapm ak; standart­
lar tespiti ile tatbikatını denetlemek (mad. ı- G ve 3 ~E, 1705 sayılı
kanun) ve yerli malların markalanmasını sağlamak (2/1269 sayılı
tüzük);
h . Sanayi mamullerinin maliyet ve toptan satış fiyatlarını
tespit ve kontrol etmek (3005 sayılı kanun); enerji ve şehir içi ulaştır­
maları tarifelerini tasdik ve kontrol etmek (mad. 3 - G ) ;
i . Sınaî mülkiyeti koruma tedbirleri uygulamak
(mad. 3 -E );
j . Teknik istatistik ve neşriyat hizmetleri görmek
(mad. 3 -E );
k . Küçük sanatlara, el sanatlarına ve imalâtçı esnafa müteallik
işleri düzenlemek ve denetlemek (mad. 3 -H );
1 . Sanayi
Şurasının işlemesini sağlamak (mad. 5).
Görevlerim Smırlandırılması
7.
Sanayi Bakanlığı Kuruluş Kanunu görevlerin sistemli ve
açık bir surette ifadesi ve sınırlandırılması bakımından başarılı bir
teşkilât kanunu örneği vermemektedir.
a . 6963 sayılı Teşkilât Kanununda, görevler, iki kere ve farklı
ifadelerle sayılmıştır. Önce kanunun ı. maddesinde sayılan görev­
ler, daha sonra bir kere de 3. maddede teşkilât birimleri ile ilgili ola­
rak tekrarlanmıştır. Ancak iki maddede aynı konular için farklı
ifadeler kullanılmıştır. Bu sebeple, çok defa aynı görev konusu için
iki maddedeki farklı ifadelerin ortak anlamını bulmaya çalışmak
gerekmekte, bu da takdire yer vermektedir.
b . 3. maddenin E bentinde Sanayi Dairesi Reisliğinin görev­
leri topluca sayılmış ve bu E benti bir prototip şeklinde alınarak
başka dairelerin görevleri buna atıfla tayin edilmiştir. Bünyeleri
farklı dairelerin görevlerini tayin etmek için bu atıftan çıkarılacak
anlam ister istemez takdirlere göre değişebilmektedir.
253
Personel
D u r u m îi
8
. Sanayi Bakanlığı, bir yandan genel olarak devletin sanayi,
maden ve enerji politikasını yürütmek, öte yandan, devlet İktisadî
teşebbüslerinin en büyük bir kısmını yönetmekle görevlidir. Bu
hizmetler ise teknik ve uzman elemanlardan kurulu bir kadro ile
görülebilir. Böyle yüksek vasıflı bir personel kadrosu meydana getir­
mek hususunda genel olarak karşılaşılan zorluklar Sanayi Bakanlı­
ğını görev yapmakta son derece kösteklemektedir. Eğer, bakanlık
işlerini biraz yürütebilmekte ise, bu da Etibank, Sümerbank, Elekt­
rik İşleri Etüt İdaresi gibi bağlı kurumlardan, tabir caizse ‘‘ödünç”
ahnan teknik personel sayesinde mümkün olmaktadır. Çaresiz ola­
rak başvurulan bu usullerle kanunların az çok zorlandığı bilinmek­
tedir; kaldı ki bu kaynak da bir müddetten beri kuruma yoluna gir­
miştir; çünkü, bağh kurumlar da, serbest piyasanın rekabeti karşı­
sında, kendi personel meseleleriyle karşı karşıya bulunmaktadırlar.
Bina Meselesi
9 . Bakanlığın servisleri sekiz ayrı binada, Ankara’nın çeşitli
semtlerine dağıtılmıştır. Bu hal, servislerin kendi aralarında ve ma­
kamla temaslarında hesapsız zaman israfı, çalışmada dağınıklık
ve ilgili vatandaşlar için eziyet sebebi olmaktadır. Planh ekonomi­
nin mihrakında bulunan Sanayi Bakanlığının bu dağınıklıktan
kurtarılması şarttır. Şunu da ilâve etmek gerekir ki. Bakanlık elverişli
bir binada toplu olarak yerleştirilmedikçe ilerdeki maddelerde
yer alan kangrenli konular arasında, meselâ ihtira beratlarının tas­
nifi ve maden sicilinin kurulması mümkün değildir.
Sanayi, Maden, Enerji Politikası ve Planlama
10. Teşkilât Kanununun ı- D ve 3-B maddelerine göre Sa­
nayi Bakanlığı, “ mevcut sanayiin gelişmesine ve yenilerinin kurul­
masına ait incelemeleri yapmak, ihtiyaç derecesine ve imkânlara
göre resmî ve özel sektörlerde ele alınabilecek işlerin prioritelerini
tespit etmek, bunlardan ön planda tahakkuku gerekli olan işlerin
plan, proje ve rantabilite etütlerini hazırlamak ve bunların teşeb­
büs sahasına intikali için gerekli tedbirleri almakla görevlidir. Bu,
bir planlama görevidir. 6973 sayılı teşkilât kanunu ise böyle bir hiz­
meti yerine getirecek bir organı öngörmemiştir. Her ne kadar Bakan­
lık, sonradan, “ İlm î Araştırma ve Geliştirme Kurulu” gibi kuruluş­
larla bu boşluğu bir ölçü dairesinde doldurmağa çahşmışsa da, 60
-125 lira aslî maaşlı kadrolarla, gereken iktisatçı, mühendis ve sair
uzmanları bulamamış ve muhtaç olduğu teşkilâtı kuramamıştır.
'254
Kaldı ki, merkezî bir planlama dairesi tarafından yapılan bir plana
göre kalkınma devresine girildiğinden, Sanayi Bakanlığının beş yıl­
lık planlar ve yıllık programların hazırlanmasında ve yürütülmesinde
kendisine düşen vazifeleri Devlet Planlama Teşkilâtı ile ahenkli ola­
rak görebilmesi için nasıl teşkilâtlandırılacağım tayin etmek gerek­
mektedir, Bu konuda, Raporun “ Planlama” kısmında bazı genel
tavsiyeler ileri sürülmüştür.
11 . Planlı ekonomi sisteminde Sanayi Bakanhğına düşen ağır
sorumluluk dolayısıyle duyulabilecek bir endişeyi belirtmekte fayda
vardır:
a.
Sanayi Bakanlığı, planlı ekonomide, çok yüklü birkaç ba­
kanlığın birisi veya en yüklüsü olacaktır. Gerçekten, petrol, maden
ve elektrik enerjisi de dahil devlet sanayiinin en büyük kısmına ku­
manda eden bu bakanlık Beş Yıllık Plan hedeflerinin gerçekleştiril­
mesinde birinci derecede rol ve sorumluluk sahibidir.
b . Beş Yıllık Kalkınma Planı, özel kesimin kalkınma faaliyet­
lerine tahmin veya temenni edilen ölçülerde katılmasını sağlamak
bakımından doğrudan doğruya müdahaleden sakınmakta ve bu
hususta aydınlatma ve rehberlik hizmetlerine, vergileme, ithalât,
gümrük politikasından faydalanmaya, teşvik ve yöneltme tedbir­
lerine değer vermektedir. Sanayi Bakanlığı bu hususta da başlıca
görevli bakanlıktır.
c . Sanayi iç in ,, genel planlama ve bölge planlaması yönlerin­
den, en uygun kuruluş yerlerini araştırmak ve yeni kuruluşları ora­
lara doğru kanallamak hususunda Sanayi Bakanlığının görevleri
planlı ekonomide daha çok önem kazanmıştır.
12 . Sanayi Bakanlığının bugünkü teşkilâtı ile bu ağır hizmet­
leri görebilmesi imkânsızdır. Bir yandan Beş Yıllık Kalkınma Pla­
nının uygulama devresine girilmiştir. Öte yandan, memleket Ortak
Pazara girmeğe hazırlanmaktadır. Yukarıdaki maddede gösterilen
zayıf çalışma şartları gözönüne alınırsa. Sanayi Bakanlığını bu ağır
görevlerin icaplarına göre cihazlandırmak zorunluluğunu kabul et­
mek gerekir.
Devlet Sanayiinin Politikasını Düzenleme
13 . Genel sanayii politikasından sorumlu olan Sanayi Bakanlığı
aynı zamanda devletin sanayi, maden ve kısmen de elektrik
enerjisi işletmelerinin faaliyetlerini düzenlemekle görevlidir. Teşkilât
Kanununa, 3460 ve 23 sayılı (15 temmuz 1960 tarihli) kanun­
lara göre, Sanayi Bakanlığı kendisine bağlı olan İktisadî Devlet
255.
Teşebbüslerinin faaliyetlerini düzenler, teftiş eder, denetler. Bu
teşebbüsler aşağıdaki üç kategoride toplanabilir:
a . Sermayesinin tamamı devlete ait olan teşebbüsler (Bun­
lar 3460 sayılı kanunun “teşekkül” diye adlandırdığı ana kurumlardır):
Sümerbank: Çeşitli devlet sanayiinin bir nevi holding kurumudur. 3460 sayılı kanunun “müessese” diye adlandırdığı
tüzel kişiliği haiz birçok sanayi müessesesi eliyle işlettiği
sanayi dalları şunlardır; îplik Sanayii, Pamuklu ve Yünlü
Dokuma Sanayii, Sunî İpek ve Viskoz Sanayii, Kendir
Sanayii, Deri ve Kundura Sanayii, Seramik, Porselen ve
Ateş Tuğlası Sanayii, Çimento Sanayii (yalnız Sivas mües­
sesesi) ;
Etibank: Yukarıda açıklanan holding rolü içinde ve 3469 sa­
yılı kanunun “müessese” diye adlandırdığı kurumlar eliyle
krom, bakır ve kükürt gibi maden işletmelerini ve elektrik
enerjisi istihsal ve dağıtımı işletmesini yönetir;
Türkiye Demir ve Çelik İşletmesi;
Makine ve Kim ya Endüstrisi Kurum u;
Türkiye Selüloz ve K âğıt Fabrikaları İşletmesi;
Türkiye Köm ür İşletmeleri Kurum u: Taşkömürü ve linyit
İşletmeleri.
b . Sermayesinin tamamı yukarda sayılan İktisadî devlet te­
şebbüslerine ait olan şirketler:
Azot Sanayii T .A .Ş. (Bu şirket, sermayesinde Türkiye Şeker
Fabrikaları T .A .Ş .’nin iştiraki dolayısıyle, aşağıdaki (c)
kategorisine de sokulabilir. Ancak bu pek nazarî ayrılığa
burada değer verilmemiştir).
Sunî
Tahta
Maden
Sanayii
Hurdacılığı
T .A .Ş.
T .A .Ş.
Eti Yapı Ltd.
c . Sermayesinin yarıdan fazlası İktisadî devlet teşebbüslerine
ait olan şirketler:
Türkiye
Şeker Fabrikaları
Türkiye
Petrolleri
A .O .
Türkiye
Çimento
Sanayii
T .A .Ş.
A.Ş.
Çeşitli yerlerde kurulmuş çimento sanayii anonim şirketleri
(Ankara, Çukurova, Söke, Afyon, Gaziantep, Bahkesir, Çorum, Bartın,
256
Elâzığ, Niğde, Pınarhisar); çeştli yerlerde kurulmuş pamuk ipliği
veya pamuklu dokuma sanayii anonim şirketleri (Manisa, Karam an,
Maraş, Adıyaman, Eskişehir, Nevşehir, Bergama, A ntalya).
Elektrometalürji Sanayi A.Ş.
Çanakkale Palamut ve Valeks Sanayii T .A .Ş.
Salihli Palamut ve Valeks Sanayii T.A .Ş.
Ordu Soya Sanayii T .A .Ş . (Kuruluş halindedir. Sanayi Bakan­
lığı ile bağı zayıf görünmektedir.)
14 . Yukarıdaki 12. paragrafta sayılan İktisadî devlet teşebbüs­
lerinden (a) kategorisine girenler (yani teşekküller ve müesseseleri) 3460 sayılı kanunun yönetim ve denetim sistemine tabidirler
ve bu kurumlar hakkında. Sanayi Bakanlığı, kanunun çeşitli görev­
ler verdiği “ilgili bakanlık” durumunda bulunmaktadır, (b) ve (c)
kategorilerine giren şirketlerin 3460 ve 23 sayılı kanunlara tabi oluş­
ları ve bakanlığın bunlar üzerindeki yetkileri hem dar, hem de vu­
zuhsuzdur. Gerçekten, 3460 sayılı kanunun 23 sayılı kanunla tadi­
linden beri, İktisadî devlet teşebbüslerinin yönetim ve denetim sis­
temi karışık bir hal almıştır. Bilindiği gibi bu sistemin ıslahı yoluna
gidilmektedir. Bu münasebetle belirtmek gerekir ki Türkiye İktisadî
devlet teşebbüsleri kurmak, işletmek ve bunun bir sistemini meyda­
na getirmekte çok tecrübe sahibi olan, belki de kendi ölçüleri için­
de, en tecrübe görmüş bulunan memlekettir. Bu tecrübe devlet te­
şebbüsleri yönetim ve denetimi sisteminin ıslahı yolunda sarfedilmekte olan gayretlere ışık tutacak değerdedir. 3460 sayılı kanun, ciddî
bir devlet anlayışı içinde uygulandığı müddetçe, iyi neticeler vermiş­
tir, fakat bu anlayıştan uzaklaşıldığı yıllarda kanunun itibarı ve
denetim sistemi büyük tahribat görmüş ve sistem işlemez olmuştur.
Ayrı bir konu teşkil eden bu ıslah tedbirleri düşünülürken, özellikle
İktisadî devlet teşebbüslerinin denetim sistemini hükümetlerin yer­
siz nüfuz ve etkileri dışında tutmak yolu aranmalıdır.
15 . İşletmeler Bakanlığından intikal ettiği sanılan bir gelenek
Sanayi Bakanhğmı kadro ve tayinler gibi teferruatla uğraşmaya
sevketmekle birlikte. Bakanlığın bu kurumlarla ilgili teknik, malî
ve İktisadî meselelerin incelenmesini sistemleştirmeye çalıştığı görül­
mektedir. Bu maksatla İktisadî Devlet Teşebbüsleri Merkez K uru­
lu adı altında bir kurul meydana getirilmiştir. Ancak, çoğu bağlı
kurumlardan sağlanan mahdut sayıda teknik personel ile meydana
getirilen bu kurul da, makine ve tesisleri yenileme ve modernleştir­
me, imalât, stok ve satış konularının büyük meselelerine el koyacak
duruma gelememiştir. Devlet sanayiinin politikasını yapacak, Türkiyenin sınaî istihsal potansiyelinin temelini teşkil eden devlet sanayiini
257
geleceğin şartlarına hazırlayacak teşîdlât ve imkânların sağlanması
meselesi, mevcut durum içinde, çözümlenememektedir. Kısaca
söylemek gerekirse. Beş Yıllık Planın Devlet sanayiinin en büyük
bölümünden sorumlu olan bu bakanlığa yüklediği görevlerin
hakkıyle yerine getirilmemesi ihtimali belirmektedir. Bu bakanlık
acele olarak yeniden teşkilâtlandırılmahdır. Şu kadar ki devlet per­
soneli statüsüne ait meseleler çözülmeden veya arada geçici ted­
birler alınmadan yapılacak yeni yeni teşkilât kanunlarına bel bağ­
lamak da yersizdir.
Özel Teşebbüse Rehberlik
ı6 . Böyle bir görev, çeşitli sanayi dallarında Türkiyenin du~
rumuna, ihtiyaçlarına ve imkânlarına dair bilgilerin derlenmesi,
hazır bulundurulması, teknik ve ekonomik tavsiye ve istişare sağ­
lanması gibi hizmetleri gerektirir. Bu hizmetlerin hepsi merkezî
hükümet görevi değildir. Burada bir ayırma lüzumludur. Takip
olunan sanayi politikası, plan hedefleri, çeşitli sanayi dallarında ve
çeşitli bölgelerde Türkiye’nin ihtiyaçları, öncelik tanınan dallar
ve bölgeler ve buralara yönelmekle sanayicinin elde edeceği faydalar
gibi konularda ilgililere bilgi vermek, rehberlik etmek Bakanlığa
düşer; fakat, kanunda belirtilen şekilde teknik bilgiler vermek, ya­
tırım öncesi etütler yapmak Bakanlık görevi olamaz. Bu hususta
Bakanlıktan beklenen, bu hizmetin özel teşebbüs çevresinde teşkilât­
landırılmasını teşvik etmek, Odalar Birliğini harekete geçirmek ol­
malıdır.
Sanayi Müesseseleri Arasında işbirliği
17.
Bu hizmet, teşkilât kanununda “işbirliği” , “irtibat” , “ko­
ordinasyon” gibi bir çok kelime, fakat az vuzuh ile yer almıştır.
Bakanlık, kendisine bağlı İktisadî devlet teşebbüsleri müdürleri­
ni zaman zaman veya ihtiyaç üzerine bir araya toplayarak, ham
madde, imalât ve satış konularını birlikte gözden geçirmelerine,
karşılıklı ihtiyaç ve imkânlar hakkında fikir edinmelerine ve bir»
takım ortak meseleleri aralarında çözmelerine yardım etmektedir^
Özel teşebbüs hakkında ise aynı tarzda devamlı bir hizmet konusu
ortaya çıkmamaktadır.
Sanayi Sicili
18
. Sanayi sicili, 6948 sayılı kanuna göre, aşağıdaki bilgileri
kapsamak üzere düşünülmüştür:
a . Sanayi kurumlarının
çeşidi, kapasite vs.);
258
kuruluşlarına
ait
bilgiler
(İstihsal
h . Sanayi kurumlarımn yıllık faaliyetlerine ait bilgiler.
19 . Bu sicil kurulmuştur. Ancak ne (a) ve ne de (b) katego­
risinde belirtilen bilgiler ilgililerden muntazaman alınmadığından,
sicil esaslı surette eksiktir. Bu şahsî sicillerden derlenecek bilgiler
Türk sanayiinin durumunu aksettirmeğe elverişli değildir. Şimdilik
sanayicilerden gerekli bilgileri elde etmenin ve sicili muntazam
surette yürütmenin yolu bulunmuş değildir.
20 . Sicil Kanununun emrettiği bilgilerin zamanında veya hiç
verilmemesi halinde 1-6 ay h afif hapis veya 100-1000 lira para
cezası tertip edilmiştir. Kovuşturmanın yapılması Bakanlığın iznine
bağlıdır. 1957’den beri bir kaç kere Bakanlığın kovuşturmayı dur­
durması yüzünden sanat erbabının işi ciddiye almadıkları kanısı
vardır. Böyle bir konuda hapis gibi ağır bir cezanın kabul edilmiş
olmasından dolayı, takibata geçmekte, Bakanhğm ilerde de tereddüte
düşmesi muhtemeldir. Ağır cezaların her, zaman kuvvetli müeyyide
olmadığı yolunda misaller az değildir. Hapis cezası yerine yalnız
para cezasının daha ciddî uygulama görebileceği umulur. Ancak,
bu kadarla mesele halledilmiş olmayacaktır. Aynı zamanda, sicile
kayıtlı olup olmamaktan sanayici için bir takım sonuçlar doğma­
sını sağlamak, meslekî teşekküllerden ve nihayet İstatistik Enstitü­
sünden faydalanmak yolları aranmalıdır. Bir hizmet ya bırakılmalı,
ya yürütülmelidir. Her halde, bu hizmetin Ibugünkü haliyle devamı
caiz görülemez.
21 . 6948 sayılı Sicil Kanunu gereğince sanayi kurumlarından
yıllık işletme faaliyetlerine dair bilgiler toplamak hususunda Sanayi
Bakanlığının görevi. Devlet İstatistik Enstitüsünün yetkileriyle ça­
tışmaktadır. Bu hususta Enstitü tek yetkili olarak kabul edildiğin­
den, Sanayi Bakanlığı sırf kendi ihtiyaçlarında kullanılmak üzere
bu bilgileri toplamaya devam edebilmek için. Enstitü Kanunu uya­
rınca, Enstitüden izin istemiştir. Meselenin bu yoldan halli mümkün
ve kâfidir. Ancak, bu hal çaresi, aynı bilgilerin iki makama bir­
den, hem Sanayi Bakanlığına, hem Devlet İstatistik Enstitüsüne
verilmesini de gerektirmektedir ve bu külfeti önleyecek başka çare­
ler de yok değildir. Bu bilgilerin yalnız İstatistik Enstitüsüne veril­
mesi ve Enstitü tarafından da üzerinde anlaşılacak esaslara göre
daima Sanayi Bakanlığının faydalanmasına açık tutulması imkân­
ları İncelenmeğe değer.
Sanayi Envanteri
21
lıklarla
. Sanayi Bakanhğı, teşkilât kanunu gereğince, belirli ara­
memlekette mevcut sanayiin envanterini yapmakla gö­
259
revlidir. Bu hususta Bakanlığın son çalışması 1959 yılına ait olup,
anket sonuçları gereği gibi işlenmeden, malzeme olarak elde kal­
mıştır.
22 . 13.6.1962 tarih ve 53 sayılı kanunla Devlet İstatistik Ens­
titüsü kurulalı beri sanayi envanteri yapmak görevi açık surette bu
Enstitüye geçmiş bulunmaktadır. Memleket sanayiinin belirli bir tarih­
teki potansiyelini anketlere dayanarak tespit etmek bir istatistik hiz­
meti olduğundan, bu işin Sanayi Bakanlığından alınarak İstatistik
Enstitüsüne verilmiş olması yerindedir. İlerde Sanayi Bakanlığı için
yeni bir teşkilât kanunu yapılırken, bu husus gözönünde bulundurul­
malıdır.
23 . 53 sayılı kanuna göre, Devlet İstatistik Enstitüsü bu en­
vanteri 10 yılda bir yapabilir. Sânayi Bakanlığı 10 yıl aralıkla en­
vanter yapılmasını çok yetersiz bulmaktadır. Gerçekten planlı bir
ekonomiye girildiğine göre, sanayi potansiyelini daha kısa arahklarla
tanımak lüzumludur. Belki de, envanter tarihleri ile plan dönem­
leri arasında paralellik kurmak ihtiyacı duyulacaktır. Bu hususta
hükümetçe bir karar alınması ve Enstitünün de programını ona
göre yapması gerekmektedir.
Standardizasyon ve Kalite Kontrolü
24 . Standartların hazırlanması, ihtiyarî ve mecburî uygulama
ve bu hususlarda ilgili bakanlıklara ve Türk Standartları Enstitü­
süne düşen görevler birden fazla bakanlık arasında ortak bir ko­
nu olarak Raporun “Ticaret” kısmında “ Standartlaştırma Hizmet
leri” başlığı altında incelendiğinden, burada sadece uygulama ve
kontrol konusu ele alınmıştır.
25. Şimdiki halde 44 mecburî standartm kontrol edilmesi
ve ayrıca sayıları gittikçe artırılan mamuller üzerine “Türk M alı”
damgasının vurulması işi vardır. Kontrol, sanayi müfettişleri veya
bakanlıkça yetki verilen başka memurlarca yapılmaktadır. M aale­
sef, standart dışı ve usulsüz imâlat kontrolün yetersizliği yüzünden
önlenememektedir. Her kontrolde, ufak ve dağınık işletmeler şöyle
dursun, dokuma sanayii gibi ciddî sayılması gereken dallarda bile
usulsüz imalât yakalanmaktadır.
26. Kontrolleri sıklaştırmak raümkündür ama bu takdirde
de laboratuvar yetersizliği ile karşılaşılmaktadır. Konuya göre baş­
vurulan İstanbul’da ticarî tahlil
kurumlan. Teknik Üniversite,
M akina-K im ya Endüstrisi Kurumu, Devlet Karayolları Genel
Müdürlüğü laboratuvarlarmın zaten kendi işleri vardır ve kont­
260
roller sıklaştırıldığı ölçüde laboratuvarlardan süratle sonuç almak
mümkün olmamaktadır. Kanun hükümlerine aykırılık hallerinde
uygulanan başlangıç haddi olmadığından, çok küçük cezalara hükmedildiği ve böylece müeyyidelerin zayıf olduğu ileri sürülmektedir.
27, Bugünkü durumda standardizasyon
kontrolünün etkili
hale getirilmesi ümidi laboratuvar ihtiyacının karşılanmasına bağ­
lanmış bulunmaktadır. Bu hususta kısmen devlet bütçesinden ve
kısmen Ticaret ve Sanayi Odaları ile işbirliği edilerek laboratuvarlar kurulması yolunda ciddi gayret gösterilmesi gerekmektedir.
Bu gayretlerden sonuç alınıncaya kadar, standartların gerektirdi­
ği devlet teminatını halk gözünde değerden düşürmemek için:
a.
Mevcut laboratuvarlarm bütün
imkânlarını
kontrollerin sıklaştırılmasına gayret edilmeli;
kullanarak
b . Her yeni standart kontrol alanını genişleteceğinden ve stan­
dartlar çoğaldıkça laboratuvar imkânlarının kıtlığı karşısında
standartların itibarını korumak büsbütün zorlaşacağından, kon­
trol imkânları sağlanmadıkça yeni standartlar kabulünden sakmılmalıdır.
Maliyet ve Fiyat Kontrolü
28
. 3003 sayılı kanun, Bakanlığa sanayi mamulleri için ma­
liyet ve satış fiyatı tespit ve kontrolü yetkisi vermektedir. M illî Korun­
ma Kanunu uygulanması durdurulalı beri, piyasada normal fiyat
rejimine dönülmüştür. Enflasyonun önüne geçilmesi, istenen mal­
ların piyasada bulunur hale gelmesi, satın alma gücünde suni şişkin­
likler kalmamış olması sayesinde, piyasaya sert tedbirlerle rnüdahale ihtiyacı duyulmamaktadır.
29.
Bununla birlikte, normal şartlar içinde bile bahsi geçen
3003 sayılı kanunun özel bir uygulama alanı mevcuttur. Bu da,
yüksek derecede himaye gören ve tekel mahiyeti taşıyan sanayi
faaliyetleridir. İthalât kotaları sistemine göre, bir mal memleket
içinde gereği kadar imal edilir olunca, kotadan çıkarılmakta ve bu
malın ithali fiilen yasak edilmiş olmaktadır. Bu, gümrük duvarından
daha yüksek bir koruma demektir. Eğer bu suretle korunan imalât
sanayii birden fazla elde bulunursa, iç piyasa rekabetinin işlemesi
beklenebilir fakat fiili tekel hallerinde, bu yüksek derecedeki koru­
manın karşısında, maliyet vefiya t kontrolüne yer verilmesi zaruri olur.
Bu yolda bazı uygulamalar vardır ama, sistemsizdir. Bunların sistemli
hale getirilmesi yalnız müstehlikin değil doğrudan doğruya bu çeşit
sanayiin menfaatine de uygun olacaktır.
261
Sınaî Mülkiyetin Korunması
30. Bu hizmetin unsurları şunlardır:
a . İhtira beratı vermek, markaları tescil etm ek;
b . İhtira beratlarının ve markaların muntazam sicilini tutm ak;
c . Berat ve markaları “ Sınaî Mülkiyet Gazete” sinde yayınla­
mak.
31
lardır :
. Hizmetin görülmesinde karşılaşılan önemli meseleler şun­
a . Bugün sayıları 11000 den fazla olan ihtira beratları sınıflandırılmamıştır;
b . Elde mazbut bir sicil olmayınca, tescili istenen ihtiranm
yeni bir ihtira yahut evvelce tescil edilmiş bir başkasının
taklidi olup olmadığı iyice tespit edilmeksizin yeni berat­
lar vermek durumuna düşülmektedir;
c . Ayrıca, ilgililer arasında ihtilâf çıkınca, düzgün bir sicil­
den faydalanılmadığı için, ihtilâflar uzayıp gitmektedir.
32. Bu son üç nokta, durumun ağırlığını göstermeğe yeter.
Sınaî mülkiyetin korunması, yerine getirilmeyen bir hizmet örneği
vermektedir. Oysa, bu bir teminat müessesesidir ve devletin itiba­
riyle ilgilidir.
33. Beratlar konusundaki üzücü duruma temas edilince, ço­
ğu zaman geçen yüzyıldan kalma mevzuatın eksikliği, yetersizliği
ileri sürülür. Yeni bir kanun yapılması lüzumu aşikârdır. Ancak,
bugünkü eksik ve karışık sicil üzerine oturtulacak yeni bir kanunun
faydalı olamayacağı da muhakkaktır. Bunun için, beratların sınıf­
landırılması ile işe başlanması en doğru yoldur.
34. Mevcut imkânlar içinde' her yıl bir miktar berat sınıflan­
dırmak yolu ile başarı sağlanamayacağını artık kabul etmek ve bu
işi enerjik bir surette bir çözüme bağlamak gerekmektedir. Bütçeye
gereği kadar ödenek koyarak ve sınıflandırma ekipleri kurarak bu
işi bir defada bitirmek mümkün ve lüzumludur. Bu yolda bir çalış­
ma yapılması hararetle tavsiye edilmeğe değer.
Maden İşleri
35 . Bu hizmetin başlıca iki konusu vardır: Maden Kanununu
uygulamak ve maden sicilini tutmak.
262
Maden Kanuîiu Uygulaması
36. Çok eskiden beri, maden hizmetleri en ağır işleyen bir
mekanizma ile görülür. Eski maden mevzuatı yerine, yeni Maden
Kanunu konmuş (1952) ise de, bu işleri yürütme temposu hızlandırılamamıştır. Yıllardır halkın maden işleri büyük gecikmelerle
görülebilmekte ve bu hal devletin itibarını ve Maden Dairesinden
gelip geçen bir çok iyi niyetleri örselemektedir.
3 7. Maden Kanunu uygulamasında, aramadan işletmeye ka­
dar uzanan, birtakım hakların doğuşu, muhafazası ve düşmesi hu­
suslarında, bir yandan müracaat tarihleri, hakkın ilgili bulunduğu
yerin harita veya krokileri, kayıt ve tesciller gibi işlemlerin öte yan­
dan da arazi üzerinde yapılan incelemelerin önemi vardır. Oysa,
a . Hakların tespitiyle ilgili evrakın en önemlisi, hakkın top­
rak üstünde sınırlanışını gösteren kroki ve nirengi noktaları tarifleri,
bu sistemin en zayıf kısmıdır; çünkü küçük ölçekli haritalara d ay anıl­
dığından, krokiler maden haklarını ancak kabaca tespit edebilmektedir.
Bu sebeple hataları düzeltmek ve haklarda meydana gelen tedahül­
leri açıklamak için, evrak ister istemez merkezle iller arasında gidip
gehr.
b . Mahallinde (şehirlerden uzaklarda, dağlarda, yaz veya
kış şartları içinde) yapılan mihnetli incelemeleri kısa zamana sığ­
dırmakta ve ehliyetle yapılmasını sağlamakta büyük zorluklarla
karşılaşılmaktadır.
c . Merkezde el altında bir maden sicili yoktur.
3 8 . I /200.000 ölçekli haritalara dayanan krokiler yerine,
/25.000 mikyasında ve şimdi mahrem sayılan paftaların kullanıl­
masına M aden Dairesi büyük ümitler bağlamıştır. Gerçekten, bu­
nunla, halkı da. Daireyi de usandıran huciutlamadaki kayganlıklar
ve tedahüller büyük ölçüde giderilmiş olacaktır. Bu hususta gösteri­
len gayretler sonunda, haritalardan 3500 kadar paftayı Daire elde
etmiş bulunmaktadır. Fakat, bu büyük pafta yığınının merkezde
kullanılması iyi bir yerleşme ve sabırlı çalışmalar istemektedir. K a l­
dı ki, bunların illerde kullanılması izni henüz çıkmış değildir.
I
39. M aden hizmetleri geniş ölçüde illerde görüldüğü halde,
bakanlığın iller teşkilâtı yok gibidir.
40. Bakanlık, ruhsatlar, tedahüller ve ihtilâflarla o derece
meşguldür ki, maden cevherinin millî ekonomi aleyhinde olan iş­
letme şekillerinin önüne geçmeye, işletmelerde rasyonellik sağla­
maya imkân ve fırsat bulamamaktadır. M T A , en kolay ve çabuk
263
şekilde cevher çıkarma yolları ile yeraltı se rvetle"inin körletildiğine dikkati çekmektedir.
Maden Sicili
41 , 1954 tarihinde yürürlüğe konmuş olan Maden Kanunu
(bölüm V , mad. 102, 112) bir maden sicili kurulmasını emreder.
Bu sicile, maden işletme hakları (ruhsatname ve imtiyazlar) kay­
dolunacaktır. Bilindiği gibi, “madenler devletin hüküm ve tasar­
rufu altında olup, içinde bulundukları arzın mülkiyetine tabi de­
ğildir” . Bu sebeple maden, yalnız işletme hakkına konu olabilmek­
tedir. Kanun, işletme haklarına, miras yolu ile intikal eden, ipotek
konusu olan bir özel gayrimenkul hak mahiyeti vermiştir. Böyle olun­
ca, maden sicilinin önemi kendiliğinden anlaşılır; bu hakların do­
ğuşu, devri, düşüşü, ipotek altına alınması gibi işlemler ancak maden
siciline kayıt ile tamam olmaktadır. “ Madenler üzerinde iktisap edile­
cek haklar tescil edilmedikçe, gerek idare ve gerek üçüncü şahıslara
karşı hüküm ifa edemez.”
42 . Maalesef bu sicil kurulamamıştır. Durumun böylece de­
vamına göz yumulamaz. Bu işin yavaş yavaş kendiliğinden yolu­
na gireceğini ummak ise yersizdir. Gereken masraf kabul edilerek
ve geçici ekipler kurularak paftaların işlenmesi, sicilin düzenlen­
mesi meselesi enerjik bir hamle ile halledilip, bu iş belirtilmelidir.
Ayrıca, maden siciline kaydedilen hakların tapu sicilinde de gözük­
mesi sağlanmalıdır.
Enerji İşleri
4 3 . Bakanlığın
bu
konudaki
görevleri
şöyle
özetlenebilir:
a . Elektrik enerjisi istihsal, nakil ve satışı işlerini, tesis ve işlet­
me olarak düzenlemek ve denetlemek;
b . Şehir içi ulaştırmalarını (tramvay, troleybüs, füniküler, te­
leferik ve otobüs) tesis ve işletme olarak denetlemek;
c . Yukarıdaki her iki konuda tarife esaslarını tespit ve tarifeleri
tasdik etmek.
44. Bu hizmetlerin gereği gibi görülebilmesi, yüksek vasıflı
bir teknik personel kadrosuna ihtiyaç gösterir. Eğer Bakanlık nor­
mal personel sağlama usullerinin sınırları içinde kalsaydı, bu hiz­
metlerin görülmesi hemen hemen imkânsız hale gelirdi. İşlerin yü­
rütülmesi, Dairenin Elektrik İşleri Etüt İdaresi, Etibank gibi Ba­
kanlığa bağlı kurumlardan alınan teknik personel ile takviyesi saye­
sinde mümkün olmuştur. Efıerji Dairesinde çalışan 49 memur ve
müstahdemden 29’u bağlı kurumlardan sağlanmıştır.
264
45 • Elektrik enerjisine ilişkin görevler konusunda asıl mesele,
bu hizmetin ilgili bütün bakanlıklar arasında iyi bir dağıtıma tabi
tutulmamış olması ve bundan dolayı yetki çatışmalarının doğma­
sıdır. Bu alanda başlıca ilgililer Sanayi Bakanlığı (Enerji İşleri D ai­
resi Başkanlığı), bu bakanlığa bağlı kurumlardan EÎEİ ve Etibank,
Bayındırlık Bakanlığı ve buna bağlı Devlet Su İşleri, Tarım Bakan­
lığı (Toprak-Su), İller Bankası ve belediyelerdir. Bunlar arasında
hizmet bölünüşü rasyonel, açık ve kesin olmaktan uzaktır. Özellikle
EİEİ, Etibank, DSİ arasındaki görev tedahülleri dikkati çekmek­
tedir,
a . Elektrik enerjisi kaynağı aramak noktasından hareket eden
EİEİ ve sulama hizmetleriyle ilgili olarak DSİ,
su kuvvetleri
üzerinde aynı inceleme, tecrübe ve rasat hizmetleriyle görevlidir.
Bu bir tekerrür, bir personel ve
enerji israfıdır.
b . Etibank, yalnız elektrik enerjisi istihsaliamacını güden
barajlar ve bunlara bağlı elektrik santralları kurup işletir. Buna
karşılık DSİ de sulama ihtiyacı ile kurduğu barajlara eklenen elekt­
rik santrallarında elektrik istihsal eder. Bu suretle Türkiye’de birisi
Etibank, ötekisi DSİ yönetiminde iki hidroelektrik sistemi doğmuş­
tur.
c , Belediyeler ve İller Bankasının yüzlerce elektrik santralı iş­
letmeleri de bir üçüncü seri teşkil etmektedir.
d . Otobüs seferlerine kadar uzanan şehir içi ulaştırmalarının
tesis, işletme ve tarife bakımlarından kontrolü hizmeti. Bayındır­
lık Bakanlığından, toptan devir suretiyle. Sanayi Bakanlığına ve­
rilmiş, fakat Bayındırlık, Ulaştırma ve Sanayi Bakanlıkları ile ilgili
yönleri dolayısıyle, bu hizmet tek başına Sanayi Bakanlığınca benim­
senmemiş ve biraz ortada kalmıştır.
46. Yukarıdaki paragrafta yapılan açıklamalar göstermekte­
dir ki, elektrik enerjisi istihsalinden istihlâkine kadar olan faali­
yetlerin, tesis ve işletme olarak bir yönetim birliği içine alınması
zorunlu hale gelmiştir. Bu zorunluluğun bütün ilgiHlerce takdir
edilmekte olması, meselelerin hallinde olumlu bir unsur sayılabilir.
EİEİ ile DSİ arasında koordinasyon sağlamak için sarfedilmiş olan
gayretleri ve Türkiye Enerji Kurum u tasarısı üzerindeki ortak çalış­
maları olumlu faaliyetler olarak bu arada zikretmek gerekir. Fakat
bu çeşit parça parça çalışmalar, yeterli olmaktan çıktığı gibi mesele,
paralel çahşmaları ve yetki çatışmalarını önlemek hududunu da
aşmıştır. İhtiyaçların, imkânların ve teşkilâtın bugünkü durumları­
na göre bahis konusu olan şey, Türkiye’de enerji işlerinin, planlı bir
265.
ekonominin istemlerine de uygun olarak, bir görüş birliği içinde yü»
rütülmesini sağlayacak köklü bir yeniden düzenlemedir. Bu konu
Raporun “Su, Enerji, Yakıt ve T ab iî Kaynaklar” kısmmda ele
alınmıştır.
Akaryakıt İşleri
47
. Türkiye’de petrol arama ve işletme faaliyetlerini düzenle­
mek görevi, 3626 sayılı kanun hükümlerine göre, Sanayi Bakanlığına
aittir. Bu konudaki hizmetler, özel bir tarzda Sanayi Bakanına bağlı
olan ve yetki ve görevleri gayet tafsilâtlı ve inceden inceye tespit
edilmiş bulunan Petrol Dairesi tarafından görülür. Sanayi Bakanhğı,
ayrıca, denetimi altında olan Türkiye Petrolleri A .O . yolu ile de, dev­
letçe bulunmuş petrol kaynaklarının işletilmesini ve bir kısım rafi­
naj işlemlerini yönetir durumdadır. Akaryakıt işlerinin başka konu­
ları ise (ithalât, dağıtma ve fiyat istikrarı) Ticaret Bakanlığının ala­
nına girmektedir. Petrol ekonomisinde istihsal ve rafinaja doğru
ağırlık mekrezinin değişmesi üzerine, görev dağılışında ona göre
değişiklik yapılması gerekmektedir. Bu konu. Petrol Ofisi ile ilgili
olarak. Raporun ‘‘Ticaret” kısmında incelenmiştir.
Teknik İstatistikler ve Yayınlar
48. Teşkilât kanunu ile Sanayi Bakanlığına verilmiş olan
görevler arasında bir de “teknik istatistikler ve neşriyat faaliyetlerini
idare etmek” hizmeti vardır (mad. 3-E). Bilindiği gibi, devletin
istatistik hizmetlerinin görülmesi 53 sayılı kanun ile Devlet İsta­
tistik Enstitüsüne verilmiştir. Bu kanuna göre, öbür bakanlıklar
ve daireler ancak kendi iç ihtiyaçlarına yetecek ölçüde anket ve
bilgi derlemeleri yapabileceklerdir. Sanayi Bakanlığının istatistik yap­
ma görevini, bundan böyle Enstitüye geçmiş saymak ve görevi ancak
“kendi ihtiyaçları için istatistikler yapm a” şeklinde anlamak gerekmek­
tedir. Zaten bu hususta anlaşmazlık da yoktur. İlerde, başka teşkilât ka­
nunları gibi. Sanayi Bakanlığı teşkilât kanununda da değişiklik yapılır­
ken, istatistikle ilgili görevlerin. Raporun “ İstatistik” kısmında belirti­
len esaslara göre düzenlenmesi gerekecektir.
Sanayi Şûrası
49
. Sanayi Bakanlığı Teşkilât Kanununun 5. maddesine göre,
“Bakanlığın görevleri arasında bulunan mevzularda hususi teşeb­
büsün fikirlerinden de istifade etmek üzere bir Sanayi Şûrası kurul­
ması ve bunun dört senede en az bir defa toplanması” gerekmek­
tedir. Bu hüküm kabul edileli altı yıla yakın bir zaman geçtiği
halde, Şûra kurulmamıştır.
266
50. Türk sanayiinin çeşitli alanlarında ve çeşitli kesimlerinde
çalışanları bir araya getirmenin ve bu arada özel sektördeki sana­
yicilerin görüşlerini, isteklerini tespit etmenin faydası aşikârdır.
Ancak, bu konuda şimdiye kadar, teşkilât kanununun gerektirdiği
şekilde devrî toplantılar yapacak bir organın kurulmamış olması
da, böyle temasları “kanunî mükellefiyet” haline getirmenin güç­
lüğünü kendiliğinden ortaya koymaktadır. Gerekli temasları. Ba­
kanlık tarafından lüzum görüldükçe toplantılar tertipleyerek sağla­
mak her zaman mümkündür ve bu zaten yapılmaktadır. O halde,
bu konuda, kanunî mükellefiyet yoluyle “ Şûra” usulüne gitmekten­
se, ihtiyaç ortaya çıktıkça danışma toplantıları tertiplemek, bunlar­
da bütün ilgili grupların gereken şekilde temsil edilmesine çalışmak
ve temasların aleniliğine özellikle dikkat etmek kâfi gelecektir.
E. SU, EN ER JÎ, Y A K I T V E TABİÎ KAYNAKLAR
1 . Bu konular, önce “su işleri” , “ enerji işleri” ve “yakıt işleri”
olarak üç kısım hahnde gözden geçirilecek; sonra, bunlar dolayısıyle ortaya çıkan ortak teşkilât ve görev meselelerine dokunulup
bazı sonuçlara varılacaktır.
Sil İşleri
Devlet Su işleri Genel Müdürlüğü
2 . Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü, Türkiye’de yeraltı ve yer­
üstü sularının geliştirilmesiyle görevlidir. Bu görev yerüstü suları­
nın zararlarından korunmak için sellere karşı tedbirlerin alınması,
bataklıkların kurutulması, sulama tesislerinin meydana getirilme­
si, enerji üretilmesi, nehirlerin seyrüsefer için ıslâhı, yeraltı sularının
araştırılması ve geliştirilmesi şeklinde özetlenebilir. A ynca, nüfusu
3000’e kadar olan köy ve kasabalara içme suyu tedariki de bu Genel
Müdürlüğün görevleri arasındadır. Devlet Su İşleri Genel M üdür­
lüğü, sayılan işlerin etüt, proje, inşaat, işletme ve idamesinden so­
rumludur.
3 . Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü, gerek kanunî yetkiler,
gerekse kuruluş bakımından bu hizmetleri lâyıkıyle görecek şekilde
teşkilâtlandırılmıştır., Ancak, bölge ve şube kademelerinin hizmetleri
daha iyi, daha çabuk görecek ve en küçük nüfus topluluklarına
kadar götürecek şekilde teşkilâtlandırılmasına devam olunmalıdır.
Bölge ve şube birimleri, genel bir koordinasyon mekanizması içinde
267
ve yıllık programları yerine getirecek şekilde daha geniş yetkilere
kavuşturulmalıdır.
4 . Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğünün enerji dışındaki fonk­
siyonları öbür teşkilâtlarla pek fazla tedahül halinde değildir. Burada,
tedahül halinde görülebilecek birkaç nokta tartışma konusu yapıla­
caktır.
Toprak-Su
Genel Müdürlüğü
5 . Tarım Bakanlığı’na bağlı Topraksu Genel Müdürlüğü, ta­
rım etütleri yapmak, sulama şebekelerinde tarla içi sulama ve drenaj
kanalları inşa etmek, tarla tesviyesi yapmak, 500 litreye kadar olan
su tesislerini inşa etmek gibi hizmetlerle görevlidir. Ayrıca selle­
re karşı koruyucu l^edbirler almak da bu teşkilâtın görevleri ara­
sındadır.
6.
Su tesisleri, planlama ve inşası büyüklüğü ne olursa ol­
sun, hep aynı prensiplere dayanır. Bu itibarla, daha çok sulu tarı­
mı teşvik, araştırma, eğitim, yayın konuları ile ilgilenmesi gerekli
bir teşkilâtın, inşaatçılık gibi bir alana kayması kendisini ana gö­
revinden uzaklaştırabilir. Ayrıca, bu işleri lâyığı ile yapabilmesi
de bir hayli güçtür. Henüz başlangıçta bulunulduğuna göre, ilerde
düzeltilmesi imkânsız hale gelecek israfları önlemenin zamanıdır.
7 . Başka bir husus da, program koordinasyonundaki güçlükler
dolayısıyle, zaten mahdut olan finansman imkânlarının, önemli iş­
ler dururken, daha az önem taşıyan işlere kaymasıdır.
8 . Sulama şebekelerindeki tarla içi kanallarına ve tarla tesvi­
yesine gelince, “tam ve mükemmel” bir şebeke inşa edildiği taktir­
de, bunların hepsi inşaatın kapsamına girer. Yalnız birçok halde
bunlar halk tarafından yapılır. Devletin ne şekilde olursa olsun teş­
vik maksatları dışında bu işlere girmesi, ilk yatırımları altından
kalkılmayacak şekilde artırabilir.
9 . Tarla tesviyesi, tarla içi sulama ve drenaj kanalları inşasıyle sulama şebekelerinin randımanını arttırmak elbette mümkün
olacaktır. Sellere karşı koruyucu tedbirlerin alınması ise, yukarı
havzada henüz sel meydana gelmeden birtakım kültür ve mühendis­
lik tesisleri inşaasını ve orta ve aşağı havzalarda da mühendislik
tedbirlerinin alınmasını gerektirir. Yukarı havzada alınacak tedbir­
lerin esası kültür tedbirleridir. Mühendislik tedbirleri pek küçük
işlere münhasırdır. Bu işler Topraksu ve Orman Genel Müdürlük­
lerince yapılabiHr. Yine bu konuda da halka önderlik ve teşvik esastır,
268
io .
Sulama şebekelerinin işletme ve bakimmi, ileride “birlik­
ler” kurulup halkm sorumluluğuna verilinceye kadar, inşaatçı da­
irede bırakmak faydalı olacaktır.
Görev Dağılışı Meselesi
11
. Tarım Bakanlığı Topraksu Genel Müdürlüğünün yukarı
havza ve arazi ıslahının dışında kalan inşaata ait görevleri ile Dev­
let Su İşleri Genel Müdürlüğünün aynı maksada yönelmiş görevle­
ri arasında tedahül vardır. Topraksu Genel Müdürlüğünün inşa­
atla ilgili bütün görevleri, Devlet Su işleri Genel Müdürlüğünün
yükünü artırmak mahzuruna rağmen, Devlet Su İşleri Genel M ü­
dürlüğüne devredilmelidir. Böylece israf önlenecek, D S İ’nin bölge
ve şube kademelerinden faydalanılacak, gerekirse bu kademeler
genişletilecektir.
12. Tarımsal etütler ve toprak etütleri DSİ Genel M üdürlü­
ğü ve Topraksu Genel Müdürlüğünce ayrı ayrı maksatlar için ya­
pılır. Yapılacak o kadar çok etüt vardır ki, aynı maksat için yapıl­
sa bile her iki teşkilâtın da bu nevi etütleri yapmasında mahzur
yoktur; hatta bazı etütlerin sonucu alınmadıkça Devlet Su İşleri
Genel Müdürlüğünün ana görevlerini başarması mümkün değildir.
Bu görevlerin bir an önce yapılması lüzumlu olduğuna göre, başka
bir teşkilâtın insiyatifine tabi olmak büyük mahzurlar doğurabilir.
Bununla birlikte, mümkün olan her durumda iki teşkilât arasında
işbirhği yapılmalıdır.
13. Topraksu, Orman, DSİ Genel Müdürlükleri yukarı havza­
da, kültür ve mühendislik tedbirleri olarak, henüz selin teşekkül
etmediği mıntıkada, selin meydana gelmesine engel olucu işleri yap­
mağa devam edebilirler. Bu konuda herhalde koordinasyon yolları
aranmalıdır. Bu koordinasyon, program ve bütçe koordinatörü, DSİ
olmak üzere yapılmalıdır. Orta ve aşağı havzada sellere karşı ko­
ruyucu tedbirlerin alınması DSİ Genel Müdürlüğünün aslî göre­
vidir. Öbür teşekküller bu işle meşgul olmamalıdırlar.
14. Kurutma
nin görevidir.
tesislerinin
meydana
getirilmesi yalnız
D S İ’­
15 . Sulama şebekelerinin işletilmesi ve idamesi DSİ nezaretinde
kalmalıdır. Gerek sulama şebekelerinde, gerekse sel kontrolü ve ku­
rutma tesislerinin işletme ve idamesinde halkın sorumluluk duygusun­
dan azami şekilde faydalanmak için gerekli tedbirler alınmalıdır.
16 . Yeraltı suları ayrı bir birim ve teknik ister. Yüzey suları­
nın geliştirilmesi ise, hiç bir teşkilâtın tekelinde olmamalıdır. Derin
269
su rezervelerimn aranması, bulunması, işletme kuyularının açıl­
ması ancak Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü tarafından veya bu
teşkilâtın nezaretinde yapılabilir.
17 . Gerek yeraltı ve gerekse yerüstü ile ilgili olarak DSÎ tara­
fından bulunan suyun en iyi şekilde kullanılmasının teşviki Topraksu Genel Müdürlüğünce yapılmalıdır.
18. İller Bankasının içme suyu ve kanalizasyon konusundaki
faaliyetlerinin, finansmanı sağlamak şartıyle, D S İ’ce yürütülmesi
yerinde olur.
19. Türkiye tabiî kaynaklarının envanterinin tam ve açık ola­
rak çıkarılması, gelecekteki yatırımlar bakımından çok önemlidir.
Bu amaçla bir İdarî düzenleme yapılıncaya kadar, E İEİ, DSİ,
Meteoroloji, Topraksu, M T A , Harita Genel Müdürlükleri arasın­
da sıkı bir işbirliğine ihtiyaç vardır.
Enerji işleri
'
20. Burada “ enerji” deyimiyle, sadece “ikinci elden sağlanan”
enerjinin bir çeşiti sayılan “ elektrik enerjisi” kastedilecektir.
. Türkiye’deki Enerji Dunaînıı
21 . Elektrik enerjisinin başlıca kullanma yerleri sanayi, ay­
dınlatma ve tarımdır. Türkiye’de elektrik enerjisinin tarımda kul­
lanıldığı hemen hemen vaki değildir. Özellikle tarımlarını sanayi
haline getirmiş olan memleketlerin hemen hepsinde, elektrik, ge­
rek istihsalde, gerekse istihsal edilen ürünlerin muhafazasında ve
değerlendirilmesinde çok önemli bir yer işgal etmektedir. Aydın­
latmaya gelince, Türkiye nüfusunun ancak % 25’i elektriği aydın­
latma için kullanmakta ve takriben 22 milyon insan elektrik aydın­
lığından mahrum bulunmaktadır. Sanayideki kullanma ise, elekt­
riksiz sanayi olamayacağına göre, büyük önem taşımaktadır. Bugün,
dünyanın her memleketinde elektriğin kendi pazarını kendi yara­
tacağı, kabul edilmiş bir düstur haline gelmiştir.
22 . Avrupa memleketleri içerisinde nüfus başına en az elektrik
kullanan memleket Türkiye’dir. Oysa bu konudaki rakamlar me­
denî memleketlerin hayat standardının bir göstergesi olarak kul­
lanılmaktadır. Türkiye’de enerji istihsal kaynaklarının daha çok
hidrolik veya düşük kaliteli kömür ve rafineri artıkları olması, tek
tek santrallar yerine, birbirine bağlı büyük sistemlere gidilmesi İkti­
sadî şartların icabmdandır. Türkiye’de elektrik, İktisadî ve sosyal
gelişme için en önemli temel mal ve hizmetlerden birini teşkil etmek-
270
tedİFo Türkiye’de elektrik enerjisinin %30’u hidrolik kaynaklardan
ve % 70’i de termik kaynaklardan istihsal olunmaktadır. Tasarlanan
programların uygulanmasıyle, bu nispetler önümüzdeki 10-15 yıl
içinde % 70 hidrolik ve % 30 termik şekilde tecelli edecektir. Bu iti­
barla hidrolik imkânlar en önemli üretim kaynağı olacaktır. Elektrik
enerjisi sanayiinde, ihtiyaçların tespiti, imkânların araştırılması,
üretim, nakil, dağıtım gibi safhalar vardır.
23
tadır. Bu
. Türkiye’de enerji işleri ile çeşitli teşekküller meşgul olmak­
teşekküller şunlardır:
Sanayi Bakanhğı Enerji Dairesi Başkanlığı
Elektrik İşleri Etüt idaresi Genel Müdürlüğü
Etibank
İller Bankası
Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü
Belediyeler
Yarı-resm î veya tanıamıyle özel ortaklıklar
Enerjiyi kendi kaynakları ile üreten fabrikalar.
24. Sanayi Bakanlığı Enerji Dairesi Başkanlığı Türkiye’de
enerji pohtikasından sorumludur. Bu görev fiiliyatta, hemen hemen
bazı dairelerin projelerinin ve tarifelerinin tasdikinden ibaret kal­
maktadır. Zaten proje tasdiki için Enerji Dairesine gelen teşekkül­
ler de birer devlet dairesidir. Tasdik hiç bir suretle bir düzenleme
görevi şeklinde yürütülmemektedir. Elektrik İşleri Etüt İdaresi ise,
Türkiye’de enerji talebini tetkik etmek ve bu talebi karşılayacak
kaynakları tespit etmekle görevlidir. Burada Elektrik İşleri Etüt
İdaresinin görevi, Enerji Dairesi ve Devlet Su İşleri Genel M üdür­
lüğünün görevleri ile tedahül halindedir. Bu tedahül özellikle istatistiki bilgilerin toplanmasında, planlama ve proje yapılmasında ol­
maktadır.
25
. Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü ise, sulardan enerji üre­
tilmesi konusunda etüt, planlama, inşa ve işletme hizmetleri ile
görevlidir. 6200 sayılı Teşkilât Kanunu bu hususta Elektrik İşleri
Etüt İdaresi ile işbirliği yapılmasını gerektirir ama, işbirliğinin şekil
ve şartları açıkça tayin edilemediğinden tatbikatta esaslı çatışmalar
olmaktadır. Ayrıca, Devlet Su İşleri Genel M üdürlüğü’nün, lüzumu
halinde, başka kaynaklardan da enerji üretmek yetkisi vardır. Eti­
bank, Elektrik İşleri Etüt İdaresince tanzim edilmiş projeleri inşa
etmek ve işletmekle yetkilidir. Burada özellikle büyük enerji proje­
lerinin inşaasında Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü ile Etibank’ın
görevleri arasında bir tekerrür mevcuttur.
271
26.
îller Bankası ise, küçük kasabaların elektrifikasyonu ve
orta büyüklükteki santralların inşaası ile meşguldür. Burada etüt,
planlama, proje ve inşada, teşekküllerle aynı görevi görmektedir®
İstanbul, İzmir, Ankara gibi büyük belediyeler ise, kendi ihtiyaç­
larını tamamıyle kendileri görmek durumunda idiler. Enterkonnekte şebekenin inşaasmdan sonra üretim ve nakil işlerinde be­
lediyelere düşen ödevler bir hayli azalmış ise de, büsbütün ortadan
kalkmamıştır. Tevzi görevi yalnız belediyeler tarafından görülmek­
tedir.
27
. Çukurova Elektrik T .A .O . ile Ege Elektrik T .A .O ., Çukur­
ova ve Ege bölgelerinde enerji üretmek, nakletmek ve toptan sat­
mak ruhsatını haizdirler.
28. Bütün bu teşekküllerin kanunlarla verilmiş görevlerinin
ve uygulamada elde edilen sonuçların incelenmesinden tedahül ve
tekerrürlerin mevcut olduğu açıkça görülür. Bu tedahül ve teker­
rürler, etüt, planlama, proje, inşaat ve işletme safhalarında mev­
cuttur. Hizmetlerin zamanında, iyi ve ucuz görülmesi şekHndeki te­
mel prensip gerçekleştirilebilseydi, böyle bir durumun mahzuru ol­
mayabilirdi. Oysa prensibin gerçekleşmesi şöyle dursun, sahip­
siz kalan hizmetler, bile vardır. Meselâ köy elektrifikasyonu her­
hangi bir dairenin görevi olarak gözükmemektedir.
Yeniden Düzenleme
29. Teşkilâtlanmada düşünülecek ana şartlar şöyle özetlene­
bilir:
a . Türkiye’nin sanayi, aydınlatma ve tarım alanlarındaki
enerji ihtiyacı bol, ucuz ve zamanında karşılanmalıdır.
b . Bu maksatla her türlü üretme imkânından faydalanılmahdır.
c . Enerji kaynakları, mahdut olan teknisyen emeği ve serma­
ye israf olunmamalıdır.
d.
Hizmetin bütün memlekete ve bütün vatandaşlara ulaştı­
rılması sağlanmalıdır.
30 . Bu şartların gerçekleştirilmesi için yapılacak bir İdarî dü­
zenlemede şu üç yoldan birini seçmek mümkündür:
a.
Bütün inşaat işlerinin bir teşkilâtta ve bütün işletme işlerinin
de başka bir teşkilâtta toplanması düşünülebilir. Bu takdirde etüt,
proje ve inşadaki tedahüller ortadan kalkacaktır. Birden fazla teş­
272
kilâtın inşa ile meşgul olması halinde, gerek kaynaklarm ve gerek­
se teknik ve malî imkânlarm israfını önlemeğe imkân yoktur, înşacı
ile işletmecinin de sıkı bir işbirliği içinde bulunması şarttır. înşacı
teşkilât, gerek termik ve gerekse hidrolik kaynakların geliştirilmesini
sağlayan üretim, nakil ve tevzi tesislerinin hepsini inşa etmeli ve iş­
letmeci daireye devretmelidir. Bu şıkkın mahzuru, hizmet hacminin
çok büyümüş olması ve kaynakların, termik veya hidrolik olarak,
birbirinin leh ve aleyhinde gehşmesine yol açabilmesidir. Bu prensip­
ten hareket edildiği takdirde, tavsiye edilecek teşkilâtlanma şöyle
olabilir: Devlet Su İşleri Umum Müdürlüğü, Sanayi Bakanlığı Ener­
ji Dairesi, Elektrik işleri Etüt İdaresi Genel Müdürlüğü, Etibank
ve İller Bankasındaki bütün etüt, proje ve inşaat servisleri bir araya
getirilerek bir “Devlet Su ve Enerji İşleri Genel Müdürlüğü” kurula­
bilir. Bu Genel Müdürlüğe, enerji konusundaki bütün etüt, proje
ve inşaat işleri verilir. Şimdiye kadar hiç sahibi bulunmayan köy
elektrifikasyonu da bu Genel Müdürlük tarafından yürütülür. K a ­
saba ve köylerin elektrifikasyonunun, İller Bankasının ve Devletin
finansmana katılması nispetinde ele alınması gerekir. Öte yandan
Devlet Su ve Enerji İşleri Genel Müdürlüğü tarafından meydana
getirilen ve işletme sorumluluğu yüklenilen enerji tesislerinin işletme
ve bakımını yapmak, enerjiyi toptan ve perakende satmak, bir kısım
tesislerin işletme veya bakımını belediye, kooperatif, köy ihtiyar
heyeti gibi birtakım teşekküllere bırakabilmek yetkilerini haiz bir
“Türkiye Elektrik Enerjisi Tesisleri İşletmesi” kurulabilir. Böyle bir
teşkilâtın belediyeler, elektrik satış kooperatifleri, koy ihtiyar heyet­
leri ile irtibatları gayet iyi tarif ve tayin edilmesi icap eder. Bu suret­
le, bütün tedahüller ortadan kalkar, elde mevcut teknisyenler daha
iyi randımanla kullanılır, kaynakların ve imkânların israfı önlenir,
dağınıklığın hizmetler üzerindeki kötü etkileri ortadan kalkar. Enerji
işletmesinin mutlaka finansman imkânları yaratıcı bir tarife politikası
gütmesi şarttır. Devlet Su ve Enerji İşleri Umum Müdürlüğü, Bayındırhk Bakanlığı’nm “Türkiyeye Elektrik Enerjisi Tesisleri İşletmesi”
ise Sanayi Bakanlığı’nın bünyesinde kurulabilir. Enerji politikasını
ise “Bakanlıklararası Enerji Yüksek Komitesi” düzenleyebilir.
b . İkinci çözüm yolu olarak “Türkiye Elektrik Enerjisi K uru­
mu” adı altında bir teşkilât kurulabilir. Bu teşkilât, gerek termik
gerek hidrolik bütün üretim tesislerini, nakil ve tevzi tesislerini etüt
eder, projelendirir, inşa eder, işletir. Bu şıkkın iki önemli mahzuru
vardır: Bir kere, özellikle hidrolik kaynaklardan enerji üretilme­
sinde, bu kaynakların başka maksatlar için kullanılmasından sorumlu
teşkilâtlarla bu teşkilât arasında etüt, proje ve inşada önemli teda­
hüller olur. Bu tedahüller kaynakları, teknisyen emeğini, sermayeyi
273
israf edici ölçülere Varabilir. İkincisi, inşa ile işletmenin âym elde
olması halinde, inşa, işletme aleyhinde gelişebilir.
Son olarak enerji konusunda düşünülebilecek ilk iki şıkkın mah­
zurlarını gidermek üzere, bir “ Enerji ve T ab iî Kaynaklar Bakanlı­
ğı” kurulabilir.
c.
Türkiyede su ve enerji işlerinin birbiri ile çok yakın irtibatı
vardır; zira su kaynakları Türkiye’nin enerji ihtiyacının kar­
şılanmasında çok önemli bir yer tutar. Öte yandan, su kaynakları­
nın toptan kullanılışı prensibine göre hareket etmek, bugün teknik
bir icap olarak ortaya çıkmaktadır.
Böyle bir bakanlık kurulduğu taktirde su ve enerji konuların­
daki bütün görevler bu Bakanlığa verilir. Bu bakanlık bünyesinde
gerek inşaacı gerekse işletmeci daireler toplanarak, politika ve icrada
koordinasyon sağlanır.
31.
Bu üç şıkkın incelenmesi sonucunda üçüncü yol, yani bir
“Enerji ve T ab iî Kaynaklar Bakanlığı” kurulması en uygun çözüm
yolu olarak gözükmektedir. Bu Bakanlığa Türkiye’nin su, enerji,
yakıt ve tabiî kaynaklar politikasını tespit ve yürütme görevi verile­
cektir. Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü, Elektrik İşleri Etüt İda­
resi, Sanayi Bakanlığı Enerji Dairesi, Türkiye Köm ür İşletmeleri
bu bakanlığa bağlanacaktır. Ayrıca, İller Bankası, Etibank ve Topraksu Genel Müdürlüklerinden alınıp DSİ Genel Müdürlüğüne
veya Devlet Su ve Enerji İşleri Genel Müdürlüğüne verilmeleri
tasarlanan görevlerin ve teşkilât birimlerinin bu Bakanlığa veril­
mesi gerekecektir.
Yakıt İşleri
Akaryakıt
32
. Bugün Türkiye’deki akaryakıt istihsal ve dağıtım cihazı şu
unsurlardan meydana gelmektedir:
a . Petrol kaynaklarını işleten Türkiye
Petrolleri A .O .,
b . Ham petrolü işleyen iki rafineri tesisi olarak İP R A Ş ve
A T A Ş şirketleri,
c . 6326 sayılı kanuna göre petrol araştırmaları yapan şirketler,
d . Petrol arama ve işletme faaliyetlerini düzenleyen Petrol
Dairesi,
e . Yabancı şirketler. Petrol Ofisi, Türk-Petrol Şirketi ve bun­
ların memleket içindeki bir ithalât ve dağıtma şebekesi.
274
33» M erkezî hükümetin petrol konusundaki görevlerinin da­
ğılışı da şöyledir:
a . Sanayi Bakanlığı, petrol arama, işletme ve rafinaj faali»
yetlerini düzenler,
b , Ticaret Bakanlığı, petrol piyasasını düzenler, Petrol Ofisini
yönetir, M aliye Bakanlığı ile birlikte petrol şirketlerini denetler.
34.
Bu karışık durumu önlemek üzere, akaryakıt politikasını
tespit etme ve yürütme hizmetleri ile istihsal ve raîinaj işleri bir dai­
rede toplanmalıdır. Bu daire. Sanayi Bakanlığının bazı görevleri
arasında akaryakıt görevlerini de bünyesine alarak kurulacak olan,
Enerii ve T ab iî Kaynaklar Bakanlığı olabilir. Akaryakıtla ilgili gö­
revlere ait teferruatlı bilgiler için bu Raporun “Ticaret” kısmına
bakılmalıdır.
Öbür Yakıtlar
35 . Türkiye’de yakıt meselelerini bir elden yürütecek hiç bir
teşkilât yoktur. Ormanların korunması, gübrenin yakılmaktan kur­
tarılıp toprağa intikalinin sağlanması, çeşitli yurt kaynaklarının de­
ğerlendirilerek çok önemli ihtiyaçların giderilmesi için, Enerji ve
T ab iî Kaynaklar Bakanlığı bünyesinde bir “Yakıt Dairesi” kurul­
malıdır.
36. Çekirdeksel, (nükleer) araştırmalar için lüzumlu ham
maddelerin aranması ve istihsali konusunda işbirliğinin sağlanması
için, Atom Enerjisi Komisyonu ile M T A ’nm da yeni kurulacak
“ Enerji ve T ab iî Kaynaklar Bakanhğı” na bağlanması gerekecektir.
37 . Maden arama ve kömür istihsal görevlerinin de, Etibank
ve Türkiye Köm ür İşletmeleri Kurumuyle birlikte Enerji ve T ab iî
Kaynaklar Bakanlığı bünyesine alınması uygun olacaktır.
38 . Sonuç olarak, su^ enerji, yakıt konularını kapsayan görev­
lerin bugünkü karışık durumunu karışlaştırmak üzere, su, enerji,
yakıt, maden arama, atom enerjisi görevlerini bünyesinde toplayan
bir “ Enerji ve T ab iî Kaynaklar Bakanlığı” kurulmalı, bu Bakanlık,
esas olarak, kömür, madencilik, petrol, su ve elektrik olmak üzere
dört büyük hizmet kolunu ihtiva etmeli, bünyesinde ayrıca bir “Y a ­
kıt Dairesi” kurulmalıdır.
F. BAYINDIRLIK VE ULAŞTIRMA
I
. Türkiye’de, ulaştırma şebekesi, liman, baraj gibi bellibaşlı
enfrastrüktür hizmetleri ile başlıca büyük inşaat işleri Bayındırlık
ve Ulaştırma Bakanlıklarında toplanmıştır. Bayındırlık Bakanlığı
275
bünyesinde, Yapı işleri Bakanlığı, Demiryolları ve Limanlar İn­
şaat Dairesi Başkanlığı, Hava Meydanları ve Akaryakıt Tesisleri
İnşaat Dairesi Başkanlığı, Karayolları Genel Müdürlüğü, Devlet
Su İşleri Genel Müdürlüğü; Ulaştırma Bakanlığı’nda ise. Devlet
Demiryolları Genel Müdürlüğü, P T T Genel Müdürlüğü, Denizci­
lik Bankası Genel Müdürlüğü, Devlet Hava Meydanları İşletmesi
Genel Müdürlüğü ve Türk Havayolları Genel Müdürlüğü bulun­
maktadır.
Devlet Binalarının Yapımı
2 . Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığının ihtiyaçları için has­
tane binaları, M illî Eğitim Bakanlığının ihtiyaçları için okullar
ve başka binalar. M aliye ve Adalet Bakanlıklarının ihtiyaçları için
hükümet konakları, adalet sarayları, cezaevleri. Tarım Bakanlığının
ihtiyaçları için çeşitli binalar ve başka bazı resmî binalar Bayındır­
lık Bakanlığı tarafından yaptırılmakta ve inşaattan sonra ilgili ba­
kanlıklara verilmektedir. Bayındırlık Bakanlığı, öbür Bakanlıkların
bina inşaatlarını yaptıran bir müşterek hizmet bakanlığı olarak
iş görmektedir. Bunun yanında. Emekli Sandığı, İşçi Sigortaları
Genel Müdürlüğü, bankalar, İktisadî devlet teşekkülleri. M illî Sa­
vunma Bakanhğı ve genel muvazeneye dahil veya katma bütçeli
bazı daireler bina inşaatlarını kendileri, bünyelerinde teşkil ettikleri
fen heyetleri veya inşaat müdürlükleri vasıtasıyle yaptırmaktadırlar.
İmar ve İskân Bakanlığı’ndaki Mesken Genel Müdürlüğü ile Toprak
ve İskân Genel Müdürlükleri de özellikle köy ve kasaba kuruluşu
ile ilgili mesken inşaatlarını kendileri yürütmektedirler.
3 . Çeşitli dairelerin bina ve mesken inşaatı ile ayrı ayrı uğraş­
maları yüzünden, tedahül ve tekerrürler olmakta, bunun sonucun­
da teknik personel israfıyle karşılaşılmakta, standardizasyonun sağ­
ladığı imkânlardan faydalanılamamaktadır.
4 . Tedahülleri, tekerrürleri ve bunların mahzurlarını asgariye
indirmek için. Bayındırlık Bakanlığı, İktisadî devlet teşekkülleri
dışında kalan bütün devlet teşekkül ve kurumlarmdaki bina ve res­
mî lojman işlerinin proje ve inşaatını üzerine almalıdır. Bakanlık
Y apı İşleri Başkanlığı bu hizmetleri görebilecek şekilde yetkili bir
teşkilât haline getirilınelidir.
5 . İş yerlerinin aksamaya uğramaması için İktisadî devlet te­
şekkülleri kendi inşaatlarım kendileri yaptırmağa devam etmeliler,
fakat, bina inşaatı için Bayındırlık Bakanhğı’nın vazettiği proje,
şartname, fiyat, standardizasyon ve ihale esaslarından geniş ölçüde
faydalanmalıdırlar.
276
6.
İmar ve îskân Bakanlığı’nın görevleri arasında bulunan
mesken inşaatları, yine aynı Bakanlıkta kalmalıdır. Zira mesken
inşaatı, sadece bir “inşa” konusu olmayıp araştırma, tipleştirme,
standartlaştırma, planlama, teşvik gibi hususları içine almaktadır.
A n cak; ‘‘resmî bina” ve mesken inşaatlarının ortak tarafları olduğu
da doğrudur. Bu itibarla, özellikle yapı malzemesi araştırması ve
standardizasyon konularında her iki Bakanlık arasında sıkı bir işbirliği
şarttır.
Yapı Malzemesi Araştırm aları
7
. Yapı malzemesi araştırmaları, iskân görevleri için İmar ve
İskân Bakanlığında, kendi inşaatları için de Bayındırlık Bakanlı­
ğında ve çeşith başka dairelerde bulunmaktadır. Bu hizmetin ve­
rimli hale sokulması ve geliştirilmesi için:
a . Y apı malzemesi araştırma görevlerini yapmak üzere. Ba­
yındırlık Bakanlığına bağlı bulunan muhtar kurum olarak bir
“Yapı Malzemesi Araştırma Enstitüsü” kurulmalıdır. Hizmetin
muhtar bir kurum tarafından görülmesi zarurîdir. Yapı malze­
mesinin standartı, maliyeti, bu malzemenin kalite bakımından
ihtiyaca uygunluğu ve memleket imkânlarına göre yeni tip mal­
zeme bulunması gibi görevler bu kurumun sorumluluğu altında
olmalıdır.
b . Bayındırlık Bakanlığı, bu Enstitünün teknik hizmetinden
faydalanarak, yapı malzemesi üzerinde kalite kontrolü yapm a­
lı, bu kontrol yalnız kamu inşaatını değil, özel alandaki inşaatı da
kapsamalıdır.
c . Özel inşaat yapan dairelerdeki özel yapı araştırmaları yine
kendi bünyelerinde kalmalı, çeşitli dairelerce bulunan yeniliklerin
derlenip yayınlanması ve yapı malzemesi araştırmaları alanında
koordinasyon sağlanması görevleri bu merkezî kurum tarafından
yürütülmelidir.
Ulaştırma Şebekesi Bakımından Genel Politika
8.
Çeşitli ulaştırma sistemlerini içine alacak genel ulaştırma
etütlerini yapma ve genel ulaştırma politikasını tayin etme görevi,
açıkça, ne Bayındırlık Bakanhğma, ne de Ulaştırma Bakanlığına
verilmiştir; yalnız Bayındırlık Bakanlığının Karayolları Genel M ü­
dürlüğü, memleket çapında karayolu trafik etütleri yapmakta ve
inşaat kararlarını bunlara göre almaktadır.
Genel ulaştırma etütlerinin yapılmaması, doğru bir ulaştırma
politikasının tayinine imkân vermemekte, bazen yersiz masraflara
277
yol açılmaktadır. Bu sebeple, uzun vâdeli ulaştırma etütlerinin ve
ve bütün şebekeleri kapsayan incelemelerin yapılması sorumluluğu
açıkça Ulaştırma Bakanlığına verilmeli ve Bakanlık bu sorumlulu­
ğu karşılamasına imkân sağlayacak şekilde takviye edilmelidir. T ab iî
bu konuda asıl sorumluluğun Ulaştırma Bakanlığı’nda olması, Ba­
kanlığın öbür Bakanlıklarla birlikte çalışmasına ve bu arada ‘‘Bakanlıklararası Kom ite” çalışmalarına yüksek seviyede başvurulmasına
engel teşkil etmemelidir. Beş yıllık Plan’la öngörülen “yüksek kurul”
bu bakımdan faydalı olabilir; ancak nihaî sorumluluğun Ulaştırma
Bakanlığı’nda kalmasına dikkat edilmelidir.
Demiryolları
9 . Bir İktisadî devlet teşekkülü olarak yönetilen T .C . Devlet
Demiryolları işletmesi Genel Müdürlüğü, işletmeye paralel ola­
rak, yenileme, ıslah, tamir, bakım, tekmil yolların üst yapı varyant
düzeltmeleri, güzergâh değişimi, köprü inşaası, takviyesi, tahkimi
işlerini yürütmekte, yeni yapılan bazı iltisak hatları inşasını müte­
ahhit gibi inşa etmekte, yol genişlemesi, çift hat inşası işlerini
de kendisi yapmaktadır. Bayındırlık Bakanlığının müteahhide
verdiği yeni inşalarda da, T C D D Genel Müdürlüğü, 3487 sayılı
kanuna göre. Bayındırlık Bakanlığının ve müteahhidin inşaata
ait memur ve müstahdemini, eşyalarını, malzeme, âlet ve edevatını
parasız nakletmekte, bunların ve ailelerinin ikâmetini sağlamakta,
bakımı müteahhide ait kısımlarda kar temizlemesi ve bakım işlerin­
de çalışanların yiyecek, içecek, giyim ve ısınmasını, tedavi ve ilâç­
larını sağlamakta, Bayındırlık Bakanlığı’nm yapması gereken dene­
me nakliyatını ve iki yıllık bakımını da yapmaktadır. Yine Bayındır­
lık Bakanlığı’nm sağlaması ve teslim etmesi gereken muharrik
ve müteharrik edavatı da T C D D kendisi sağlamaktadır. T C D D ’nin,
Demiryoluna ait inşa görevlerini ve tadil, ıslah, yenileme işlerini yap­
mak için, % 70 ’i mühendis ve demiryolu inşaasında yetişmiş kimse­
ler olmak üzere, 13.000 daimî personeli vardır. Genel Müdürlük
9000 kilometrelik bir şebekede çalışmakta, 6 fabrikada inşaya ait
malzeme, travers, köprü vs. imâl etmektedir. Bayındırlık Bakanlığı
Demiryolu inşaat Başkanlığı kadrosunda ise, 1961 yılında 275’i taşra­
da, 32’si merkezde olmak üzere sadece 307 personel bulunmaktaydı.
10 . Bayındırlık Bakanlığı yeni inşa edilecek demiryollarını da
müteahhide veya T C D D ’ye yaptırır. Bakanlık, çift hat inşasını,
trafik zaruretleri dolayısıyle T C D D ’ye verir, deneme nakliyatı ve
2 yıllık bakım kendisine ait olmasına rağmen, bunları kendisi yap­
madığından T C D D ’ye bırakır, iltisak hatlarını da Bayındırlık Bakan­
278
lığı’nın yapması gerektiği halde, bunların büyük kısmını da T C D D
yapmaktadır. Şimdiki halde C E N T O yatırımları çerçevesinde
M uş-Tatvan yolu inşası müteahhit tarafından yapılmaktadır. Bun­
dan başka yeni inşa programlanmamıştır.
11 » Yukarıdaki açıklamalara göre, demiryolu ulaştırması bakı­
mından Baymdırhk ve Ulaştırma Bakanlıkları arasında aşağıdaki
tertiplerin alınması uygun olacaktır:
a . Öbür ulaştırma sistemleri içinde demiryolu ulaştırması­
nın yerini ve politikasını tespit, yeniden kurma (inşa), yenileme,
bakım, modernleştirme, işletme, karar ve görevleri Ulaştırma Ba­
kanlığına ait olmahdır.
b . Demiryollarına ait yatırımlar Ulaştırma Bakanlığı bütçe­
sine konacak ödenekle karşılanmalıdır,
c . Ulaştırma Bakanlığı, kendisine devredilen demiryolu inşa
görevini ihtiyaca ve Raporun “ M uhtar Kurum lar’' kısmında be­
lirtilen esaslara göre teşkilâtlanarak yerine getirmeli, inşa ve iş­
letme görevlerinin aynı bakanlık içinde, fakat mümkünse ayrı ay­
rı birimlerde bulunması sağlanmalıdır.
K arayolları
12 . Karayolu ulaştırması ve taşıma işleri bakımından Ulaş­
tırma Bakanlığına verilmiş hiç bir görev yoktur. Y ol yapma ihtiya­
cının tespiti, yatırımların öbür ulaştırma sistemleriyle dengeli yapıl­
ması gibi ulaştırmanın esasiyle ilgili etüt ve çalışmalar Bayındır­
lık Bakanlığına bağlı Karayolları Genel Müdürlüğünce yapılmak­
tadır. Il ve köy yolları devletin malî yardımı ve Karayollarının
malzeme ve makine yardımı ile mahallî idarelerce yapılmaktadır.
Gidip gelme düzenini, can ve mal güvenliğini sağlayacak trafik
hizmetleri de, esası Emniyet Genel Müdürlüğünde olmak üzere
Emniyet ve Karayollarınca yürütülmektedir.
13 . Öbür ulaştırma sistemlerinde işletme, can ve mal güven­
liği ile ihtiyaca göre geliştirme ve modernleştirme görevleri Ulaş­
tırma Bakanlığında olduğu halde. Karayolları bakımından ayrı
bir durum vardır.
14.
Ulaştırma işlerinin bir elde toplanması esasına göre, karayollarmdaki işletme sorumluluğunun da Ulaştırma Bakanlığına
devri gerekmekteyse de, karayollarında tesis ve inşaat işlerinin
işletme faaliyetlerine nispetle çok büyük bir hacim tutması, geniş
bir teşkilât vaşıtasıyle mahallî idarelerin işbirliğini icabettirmesi,
279
hizmetin Bayındırlık Bakanlığında bırakılmasına hak verdirmekte­
dir. Ancak, genel ulaştırma politikasından sorumlu olan Ulaştırma
Bakanlığı ile bu konuda tam bir işbirliği yapılması şarttır. Mesele­
ye, karayollarmdaki trafik düzeni dolayısıyle Raporun ‘‘İçişleri”
kısmında da dokunulmaktadır.
15
. T rafik hizmetleri, ulaştırma düzeni ve güvenliği ile ilgili
hizmetler olarak Ulaştırma Bakanlığını da ilgilendirir. Ancak as­
lında bir inşa işi olan trafik mühendisliğini Bayındırlık Bakanlığın­
daki Karayolları Genel Müdürlüğüne, bir çeşit zabıta görevi olan
trafik kontrolünü de içişleri Bakanlığındaki Emniyet Genel M üdür­
lüğüne bırakmak lüzumludur. Fakat, ulaştırma düzeni ve güvenli­
ğiyle ilgili genel esasların tespiti için herhalde Ulaştırma, Bayındır­
lık ve İçişleri Bakanlıkları arasında işbirliği sağlanmalıdır.
Limanlar, İskeleler ve İç Sular
16. Halen limanların inşası Baymdırhk Bakanlığında, işlet­
me, yenileme, bakım, tamir ve ıslahları ise çeşitli idarelerde (De­
nizcilik Bankası, T C D D , Türkiye Kömürleri İşletmesi), iskele ve
küçük limanlar da mahallî idarelerdedir. K ıyı seyrüsefer ve güven­
lik tesislerinin kurulması Ulaştırma ve Bayındırlık Bakanlıkları ile
Denizcilik Bankasmdadır. Büyük hmanlarda çok fazla boş kapa­
site olduğu halde, küçük iskele ve limanlar bakımsız bir haldedir.
İç sular adeta sahipsizdir.
17 . Büyük liman inşaatı Bayındırlık Bakanlığınca,
firm alara veya müteahhitlere yaptırılmaktadır.
yabancı
18. Denizcilik Bankası, Demiryolları ve Köm ür İşletmeleri
emrinde bulunan bütün limanlar Ulaştırma Bakanlığında toplan­
malı; Ulaştırma Bakanlığı, limanların işletme, bakım, onarım, ıs­
lah, takviye ve inşa işlerinden Raporun “ M uhtar Kurum lar” kıs­
mında belirtilen teşkilâtlanma esaslarına uymak ve inşa ile işlet­
meyi aynı birimde birleştirmemek şar tiyle sorumlu olmalıdır.
19 . Bayındırlık Bakanlığı emrindeki liman inşa araçları Ulaş­
tırma Bakanlığına devredilmelidir.
20 . M ahallî idareler emrindeki küçük iskelelerle iç sulardaki
tesislerin bakım, tamir ve işletmesi yine mahallî idareler elinde
bırakılmakla birlikte. Ulaştırma Bakanlığı bunların yapım ve onarımına teknik ve malî bakımdan yardım etmelidir.
21 . M ahallî idareler emrinde olmayan iç sulardaki tesislerin
kurulup işletilmesi Ulaştırma Bakanlığına ait olmalıdır.
22 . K ıyı güvenlik tesislerinin, fenerlerin ve radyofarların in­
şa ve işletmesi yine Ulaştırma Bakanhğmca sağlanmalıdır.
280
Hava Alanları ve Hava Ulaştırması
23
. Şimdiki duruma göre, hava alanlarmm işletme, tamir, ye­
nileme ve küçük genişletme işleri Hava Meydanları İşletmesi Ge­
nel Müdürlüğünde, alan inşası Bayındırlık Bakanlığında, hava ta­
şıma hizmeti de devlet sermayesiyle kurulmuş bir anonim ortak­
lık olan Türk Hava Yollarmdadır.
24. Bayındırlık Bakanlığı Hava Alanları İnşaat Başkanlığı,
büyük inşaat ve genişletme işlerini müteahhitlere yaptırır.
25 . Devlet planına da esas olan bilgilere göre, Türkiye’deki
hava meydanlarının yıllık kapasitesi çalışılan günlere göre 844.647
uçuş olup bunun % 4,2’si kullanılmakta % 95,8 boş kapasite mev­
cut bulunmaktadır. Bu duruma göre, daha uzun bir süre mey­
dan inşası bahis konusu değildir. Zaten bu amaçla para da tahsis
edilmemiştir.
26 . Meydanların modern işletme araçlarına ve emniyet tesis­
lerine ihtiyacı vardır. Bu görevler de işletme görevleri olduğundan.
Bayındırlık Bakanhğmm Hava Alanları ve Petrol Tesisleri İnşaat
Başkanlığına bu bakımdan uzun bir süre yeni iş düşmeyecektir.
27. Meydan işletmelerinin yanında, inşa, tamir, genişletme,
yenileme ve ' bakım işleri de Raporun ‘‘Muhtar Kurum lar” kıs­
mındaki teşkilâtlanma esaslarına uyulmak şartıyle. Ulaştırma Bakan­
lığına verilm eli; Baymdırhk Bakanhğmdaki Hava Alanları ve Akar­
yakıt Tesisleri İnşaat Reisliği’nin hava alanı inşaat görevi Ulaştırma
Bakanlığına nakledilmelidir.
28. Birçok memlekette terminal hizmetleri, alanlarla irtibat
devlet tekelinde olduğu halde, Türkiye’de önemli bir gelir kaynağı
olan bu görevin bir kısmını âdeta kapitülasyon mahiyetinde ya­
bancı uçak şirketlerine bırakmak yoluna gidilmiştir. D H M İ, bazı
vasıtalarla teçhiz edildiği takdirde bu görevin hepsini yapabilecek
durumdadır. Hizmet ancak bir birimin faaliyetini besleyebilecek
çaptadır; bunun bir kısmını, T H Y ’nın ayrıca kurduğu Seri Uçak
Servisine vermek hem D H M İ’nin, hem de Seri Uçak Servisi’nin
zarar etmesine sebep olmaktadır. Bu sebeple hizmetin D H M İ’de
toplanması uygundur. Böylece büyük hava terminallerinin yapıl­
ması ve alanlarla irtibatın tek elden sağlanması mümkün olacaktır.
29
. Hava seyrüsefer ve trafik kontrol görevi, barışta sivil ha­
vacılık esaslarına uymak zorunda bulunduğundan. Devlet Hava
Meydanları İşletmesince yapılacaktır; ancak seferde, N A T O dökümanlarmda da belirtildiği gibi, bu görevin olağanüstü durum
ilânıyle birlikte H ava Kuvvetlerine devri gerekecektir.
281
G. TARIM
1 . Tarım işlerinin hükümet teşkilâtında özel bir organ tara­
fından yürütülmesi, Osmanlı Devletinde Tanzim atla aşağı yukarı
aynı zamanda, 1838 yılında. Hariciye Nezaretine bağlı olarak, "‘Z i­
raat ve Sanayi Meclisi” nin teşkiliyle başlamıştır. Bir müddet son­
ra “ Umuru N afia Meclisi” adını alan bu Meclis, 1739 yılında ilk
defa olarak kurulan Ticaret Nezaretine, 1843 yılında “ Ziraat M ec­
lisi” şeklinde M aliye Nezaretine bağlanmış, eyalet ve sancaklara
birer ziraat müdürü, kaza ve nahiyelerle büyük “karye” lere birer
müdür vekili tayin edilmiş, bu taşra teşkilâtının faaliyetini düzen­
leyen bir yönetmelik yürürlüğe konulmuş, fakat 1845 yılında Ziraat
Meclisi tekrar Ticaret Nezaretinin bünyesine alınmıştır. 1846 yılın­
da Ziraat Nezaretinin kurulması cihetine gidilmişse de, kuruluşun­
dan dört ay sonra bu nezaret. Ticaret Nezaretine ilhak olunmuş
ve 1849 yılında da Ticaret Nezareti, N afia Nezareti ile birleştiril­
miştir. Daha sonraki yıllarda çıkan salnamelerin incelenmesin­
den, tarım işlerinin sürekli bir değişiklik içinde. Ticaret ve N afia,
Ticaret ve Ziraat Nezaretleri ve kısmen M aliye Nezaretince yö­
netildiği anlaşılmakta, 1894 Salnamesinde Orman ve M aadin
ve Ziraat Nezaretinin mevcut bulunduğu görülmekte, bu nezaretin
Meşrutiyet devrinde de aynen muhafaza olunduğu tespit edilmektedir.
2 . 1920-1923 yıllarında tarım işleri iktisat ve Ziraat Vekâle­
ti tarafından yürütülmüş. Cumhuriyetin kuruluşundan sonra 5.3.1924
gününde yürürlüğü giren 432 sayılı kanunla bu Vekâlete bağlı Z i­
raat, Orman ve Baytar Müdüriyeti Umumiyeleri ayrıca teşkil olu­
nan Ziraat Vekâletine bağlanmış, başka görevlerle ilgili daireler
Ticaret Vekâleti bünyesinde kalmıştır. Fakat 21.1.1928 tarihinde
yürürlüğe konulan 1200 sayılı kanunla Ziraat ve Ticaret Vekâlet­
leri, İktisat Vekâleti bünyesinde tekrar birleştirilmiştir. Nihayet,
29 .12 .1931 gün ve 1910 sayılı kanunla Tarım Bakanlığı kurulmuş,
30 .5 .1937 gününde Bakanlığın 3203 sayılı Görev ve Teşkilât K anu­
nu yürürlüğe konulmuştur. Bugün, tarım alanındaki görevlerin
hemen hemen hepsi Tarım Bakanlığı tarafından görülmektedir.
Bunun içindir ki, aşağıda tarımla ilgili görevler gözden geçirilirken
bu Bakanlık esas alınacaktır.
Tarım
Bakanlığı
Bakanlığın Görevleri
3 . 3203 sayılı kanunla Tarım Bakanlığı, “memleketin tarım,
hayvan ve orman siyasalarının tatbikine ve bu konulara giren iş­
lerin İktisadî vaziyetlere göre düzenlenmesine, ıslahına ilişkin hiz­
282
metleri ve genel ve özel kanunların yüklediği görevleri yapmakla
mükellef’ ’ kılınmıştır o
4 . Genel mahiyetteki bu mükellefiyet hükmünden sonra, ge­
rek sözü edilen kanunla ve gerek sonradan yürürlüğe konulan ka­
nunlarla, görevler, tarımın çeşitli kollarına göre. Bakanlığın bünye­
sindeki birimlere ayrı ayrı ve doğrudan doğruya verilmiş bulun­
maktadır. Bundan ötürü, aşağıda, teşkilât kanunu ile diğer kanun­
ların başhcaları gözönüne alınarak, görevler tarımın çeşitli kolları­
na göre ayrı bölümler halinde ve ilg ili. birimlere atıfta bulunmak
suretiyle gösterilmiştir.
Doğrudan Doğruya Tarımla ilgili İşler
5 . Tarım Bakanlığı bünyesi içinde, “ Ziraat İşleri Genel M ü­
dürlüğü” nün yapmakla mükellef tutulduğu görevler şu suretle özet­
lenebilir (3203 sayılı kanun mad. 6):
a . Memleketin tarım siyasetini yürütmek, tarım istihsalini
İktisadî durumlara göre düzenlemek ve ıslah eylem ek;
b . istihsal iyileşmesine yarıyacak ıslah, deneme, üretme ve
temizleme kurumlarını kurm ak;
c . Tarım ürünlerinin memleket içinde işlenip değerlendiril­
mesine çahşmak ve bunun için lüzumlu tesisleri kurmak ve kur­
durmak ;
d . Tarımsal istihsali canlandıracak ve çoğaltacak teşkilâtı mey­
dana getirmek ve tedbirler alm ak;
e . K öy ekonomisinin düzeltilmesi ve düzenlenmesiyle uğraş­
mak;
f . Tarım öğretimini teşkilâtlandırmak;
g . Tarım âlat ve makinalarının kullanılmasını yaymak, teş­
vik etmek ve denetlemek;
h . Tarım odaları ve kurumlarını canlandırmak ve denetle­
mek;
i . Özel kanunlarla yapılması kendisine verilen işleri yapmak
ve tarım konusuna ihşkin bütün hizmetleri görmek.
6.
Pamuğun Türkiye ekonomisinde tuttuğu önemli yer dolayısıyle, pamukla ilgili görevler ayrı bir birim teşkil eden “ Pamuk
îşleri M üdürlüğü” ne verilmiştir. Bu görevler de şunlardır:
a.
Pamukların ıslahı, ekim alanının genişletilmesi, maliyet
fiyatlarının azaltılması bakımından gerekli bütün tedbirlerin alın­
ması (3203 sayılı kanun mad. 6),
283
b . Pazarın istediği vasıflarda istihsali sağlamak için memle­
kette yetiştirilecek pamuk çeşitlerinin tayin ve tespiti (2903 sayılı
kanun),
c . Orijinal anaç tohum üretilerek ve ıslah edilmiş sertifikalı
tohum satın alarak ekicilerin ihtiyacına tahsisi (682, 687, 1682 ve
2582 sayılı kanunlar),
d . T ab iî afetlerden zarar gören muhtaç çiftçilerin tohumluk
İhtiyaçlarının karşılanması (5254 sayılı kanun),
e . Ekicilerin tohumluklarının
(3203 sayıh kanun mad. 6).
temizlenmesi
ve
ilâçlanması
Tarım Ürünlerinin Değerlendirilmesi
7.
Tarım Bakanlığı yetki ve görevlerinin, tarım ürünlerinin
istihsali ve bir değerlendirmeye tabi tutulmadan tabiî halinde pa­
zara veya istihlâke sunulmasından öteye geçmemesi ve ancak kendi
istihsal ettiği ürünleri (sanayi kuruluşu şartlarını kapsamadan)
değerlendiren tarım işletmelerinin maksada en uygun bir şekilde
mamûl elde etmelerini sağlayacak tedbirlerin alınmasına kadar
olan safha ile sınırlandırılması prensibi kabul olunabilir. Bazı mem­
leketlerde uygulandığı gibi, bu sınır aşılarak (ham maddesini ta­
rımdan aldığı yolunda yanhş bir görüşe yer verilmeden), imalât
sanayiinin dışında kalan ve eskiden geniş ölçüde, şimdi de kısmen
tarım işletmelerinde elde edilen mamullerle ilgili sanayiinin yöne­
timi ile ilgili yetki ve görevleri Tarım Bakanlığına vermek de müm­
kün bulunmaktadır. Bu kıstasa göre, bir kısım gıda maddeleri
ve bu maddeler yanında yer alabilecek, fermantasyon ve distillasyonla elde edilen alkollü içkiler sanayii bahis konusu olabilir.
8
. Halkın ve hayvanların gıda ve yem maddeleri ihtiyacının
ve lâyığıyle beslenmelerinin sağlanması hususundaki sorumlulu­
ğun ve dolayısıyle sözü edilen sanayiin yönetimi yetki ve görevleri­
nin, gıda ve yem maddelerinden sayılan ürünlerin istihsalini dü­
zenleme sorumluluğunu taşıyan Tarım Bakanlığına verilmesi tek­
lifi gıda bölümünde ele alınmış, bu yetki ve görevlerin kapsamına
giren sanayi dalları da ayrı ayrı kaydedilmiş bulunmaktadır. Bu du­
rum karşısında, sözü edilen maddeler imâlâtına ilişkin değerlendir­
me işlerinin Tarım Bakanhğı faaliyet alanı içinde düşünülmesi gerek­
tiği sonucuna varılmaktadır.
Tarım Ürünlerinin Pazarlanması (Marketing)
9.
Tarım siyasetinin başarılı olarak uygulanmasında, tarım­
sal istihsalin elverişli bir şekilde düzenlenmesinde, tarım ürünlerini
284
gereken şekilde değerlendirmenin rolü büyüktür. Bu uygulama ve
düzenlemeden sorumlu bir merci olarak, tarım ürünlerinin gereği
gibi değerlendirilmesinde amil olan pazarlama hizmetlerinin birin­
ci derecede T arım Bakanlığmı ilgilendirdiği de şüphesizdir. Fakat
buna rağmen pazarlanmanm kapsadığı:
a . Ürünleri istihsâl yerlerinden toplama merkezlerine ve bu­
ralardan istihlâk veya ihracat çıkış noktalarına taşınması;
b . Bu toplama ve taşıma işlerinin teşkilâtlandırılması;
c . Ürünlerin özelhklerine göre depolanması ve muhafazası;
d . İstenilen arz şekh gereğince hazırlanması;
e . Pazarın isteğine uygun bir şekilde ambalajlanması;
f . Standardizasyonun uygulanması;
gibi işlerin düzenlenmesi, bu konularda gerekli inceleme, deneme
ve araştırmaların yapılması, eğitim ve yayımda bulunulması gö­
revleri, standardizasyon hariç, kanun hükümleriyle ve açıkça Tarım
Bakanhğma veya başka bir mercie verilmemiştir.
10.
Tarım Ürünlerinin pazarlanmasmda karşılaşılan zorluk­
ların başında, aynı çeşit ve kalitede, kurtsuz ve çürüksüz olanla­
rının elde edilmesi gelmekte, bu yüzden Türkiye ticareti ve özellik­
le
ihracatı zarar görmektedir. Konu bu bakımdan da ele alındığı
takdirde, pazarın istediği
vasıf ve şartlarda ürünlerin istihsâlini he­
def tutan çalışma ve çabaların arttırılmasının sağlanması, istihsâl
alanında bu amaçla alınacak tedbirlerin devamı ve tamamlayıcısı ka­
rakterini taşıması yönünden pazarlama işlerinin düzenlenmesi, yöneti­
mi ve denetimi ile ilgili yetki ve görevlerin Tarım Bakanlığına veril­
mesi ve bu işlerden bu Bakanhğm sorumlu tutulması gerekir.
11 . Tarım ürünlerinin standardizasyonunun uygulanmasına
gelince, “Ticaret” kısmında ele alınarak çeşitli veçheleri gösterilmiş
bulunan bu konu üzerinde burada ayrıca durulmasına lüzum kal­
mamıştır. Ancak, Ticaret Bakanlığının ihracat maddelerini çıkış yer­
lerinde kontrol etme yetki ve görevleri, şimdiye kadar olduğu gibi
devam ettirilmek kaydıyle, pazarlamanın en önemli ve ayrılmaz
bir bölümünü teşkil eden ve teşkilât kanunu ile (3614 sayılı kanun
mad. 9) bu Bakanlığa verilmiş bulunan tarım ürünleri standardizas­
yonunun uygulanmasına ilişkin yetki ve görevleri de, Tarım Bakan­
hğma devretmek doğru olur.
Yayım ve Eğitim
12 . Geniş halk kütlelerinin ve özellikle tarım mensuplarının
çeşitli tarım kollarıyle ilgili bilgilere sahip kılınması, tarımcı aile-
285
1er bakımından ev ekonomilerinin ve dolayısıyle yaşama şartlarının
ıslahı amacını güden, yayım ve eğitim, Tarım Bakanlığının görevleri
arasında öteden beri yer almış bulunmaktadır. 3203 sayılı kanun­
daki hükümden başka “Ziraat M üdür ve Memurlarının Vazifeleri”
hakkmdaki 1306 sayılı ve 31.5.1927 tarihli kanun “Ulûm ve fünunu
ziraiyenin halk beyninde neşr ve tamimi” kaydıyle tarımsal yayım
ve eğitim hizmetlerinin yapılması hükmünü kapsamaktadır. 1924
yıhnda yürürlüğe konulmuş bulunan “Hizmeti Fiiliye Erbabına
Yeni Ziraat Usullerinin Öğretilmesi” hakkmdaki kanun askerlik
ödevini yapanların da tarımsal eğitime tabi tutulmalarını amir
bulunmaktadır.
13 . Tarım Bakanlığınca yayım ve eğitime ilişkin işler, hedef
tutulan kütleye göre, aşağıda gösterilen değişik şekillerde yürütül­
mektedir :
a . Yetişkin erkeklere yönetilen yayım ve eğitim : Bu eğitim,
tarım ve hayvancılıkla ilgili bilgilerle, ıslah, araştırma ve deneme­
lerden elde edilen sonuçların esas itibariyle geçimlerini tarım alanın­
da sağlayanlara iletilmesi amacını gütmektedir. Bu konuda, yatılı,
yatısız, kısa ve uzun süreli kurslar, sergiler, yarışmalar, kişisel temas
1ar, konferanslar, tarla günleri (demonstrasyonlar), broşür, kitap,
gazete, fotoğraf, teyp, projeksiyon ve sinema gibi vasıtalardan fay­
dalanılmaktadır.
b . Tarım işletmelerine mensup yetişkin kadınların eğitim i:
Burada, tarım aile işletmelerinin yönetiminde başlıca rolü olan
kadınlara sütçülük, tavukçuluk, ev konserveciliği gibi konulardan
başka, beslenme, giyim, sağlık gibi konuları kapsayan, yaşama şart­
larının ıslahına m atuf ev ekonomisi alanında eğitimde bulunmak
amacı güdülmektedir.
c . Çocukların eğitim i: Bilgili, iyi ahlâklı ve toplum için fay­
dalı vatandaşlar yetiştirmek üzere 4 -K teşkilâtı vasıtasıyle oku­
ma ve yazm a bilen 10-18 yaşları arasındaki tarım aileleri mensu­
bu kız ve erkek çocuklarla genç kadınlara tarımın ve ev ekonomi­
sinin çeşitli konularında, ferdî ve toplu projelere dayanan eğitimde
bulunulmağa çalışılmaktadır.
Tarımsal Öğretim
14.
Tarım , hayvancılık ve ormancılık alanlarındaki öğretimi
aşağıda bildirilen üç bölümde incelemek mümkündür:
a.
öğretim
286
Tarım, veteriner hekimliği ve ormancılıkla ilgili yüksek
üniversiteler bünyesindeki fakültelerde yer almaktadır.
b . Teknik Tarım ve Bahçıvanlık Okullarını bitirenler arasın­
dan sınavla alınanlarının üç yıllık öğretime tabi tutulduğu Bölge
Tarım Okullarıyle orta okulu bitirenlere, dört yıllık öğretimde bu­
lunan Orman Tekniker Okulları ve iki yıllık öğretimde bulunan
Hayvan Sağlık Okulları vasıtasıyle uzmanlık eğitimi verilmektedir.
c . En az beş sınıflı köy ilkokulunu bitirmiş ve ı6 yaşını geç­
meyen köylü çiftçi çocukları arasından Tarım Bakanlığınca seçi­
lenleri iki yıl öğretime ve bir yıl staja tabi tutan Teknik Tarım ve
Bahçıvan Okulları ile yaşları 25’i aşmayan, askerlik ödevini yerine
getirmiş ve ilkokulu bitirmiş olanlar arasından sınavla alınanlara
bir yıl öğretimde bulunan Orm an M uhafaza Okulu ilk kademe ta­
rım eğitimini teşkil etmektedir.
15 . Türkiye’de nüfusun süratle artmasına karşılık, önemli
yatırımları gerektiren bazı arazi ve havza ıslahıyle kazanılabile­
cek mahdut bir kısım toprak haricinde, yeniden tarım işletmeleri­
ne açılabilecek alan kalmamıştır. Artan nüfusun tarım sektöründen
öteki faaliyet sektörlerine kayması, memleketin İktisadî bünyesinin
değişmesine bağlı bulunmaktadır ve bu değişmenin süreceği uzun
devre boyunca en büyük halk kitlesinin geçimini tarım alanından
sağlamaya devam etmesi gerekecektir. Bu durum, toprakların, tam,
sürekli ve maksada en uygun bir şekilde işletilmesi tedbirlerinin
ahnarak, verimin en yüksek mertebeye ulaştırılması zorunluğunu
ortaya çıkarmaktadır. Tarım bilgilerinin memlekette geniş ölçüde
yayılması, tarımla meşgul halkın ve özellikle bir işletme birimini
yöneterek geçinen tarım ailelerinin verimli istihsâlde bulunmaları­
nın sağlanması, boş kalan zamanlarını değerlendirmeye yönetilme­
leri bu amacın gerçekleşmesi bakımından önem taşımaktadır.
16. Konu bu önemle ele ahnmca, şu sonuçlara varılm aktadır:
a.
Yayım ve eğitim. Tarım Bakanlığı faaliyetinin ağırlık mer­
kezini teşkil etmelidir.
b . Mümkün olduğu kadar büyük ölçüde köylü ve çiftçi kit­
lesinin faydalı teknik tarım, hayvan ve ormancılık bilgileriyle teç­
hiz edilmesi gerekir.
c . Tarımsal öğretimin sağlanması sorumluluğu Tarım Bakan­
lığında kalmalıdır. Bu konuya ‘‘Eğitim” bölümünde ayrıca dokunulmuştur.
17
. Ancak, 4486 sayılı kariun hükümlerine göre, çeşitli tarım
işlerinin teknik yapıcısı ve başarıcısı olarak köylü çiftçi çocuklarını
yetiştirip köye vermek amacıyle kurulmuş bulunan ve köy kalkın­
masını sağlayacak liderlere yardımcı bir kitleyi hazırlamak bakımın­
dan büyük bir önem taşıyan Teknik Tarım ve Bahçıvan Okulları-
287
nm, memleket ölçüsüne göre sayılarımn az (7 adet) yetiştirdikleri
elemanların mahdut oluşu ve yüksek maliyet ifade ettikleri gözönünde tutularak, bu okullarm sayısmı arttırmak ve öğretimlerinden
daha verimli bir şekilde faydalanmak yoluna gidilmelidir.
18
. Tarım ve orman mühendisleriyle veteriner hekimlerin
bütün yurda dağılarak vazife görmelerini ve gerekli eğitim ve yayım
faaliyetinde bulunmalarını sağlamak üzere, mevcut üniversitele­
rimizin hepsinde bu dallarla ilgili fakültelerin öğretime açılması
da gerekmektedir.
19. Tarım öğretiminin, en az dereceli bir okulu bitirenlerin
başka okul ve üniversite öğretimini görebilmelerine imkân vere­
cek şekilde kademeh olarak tertiplenmesi de faydah olacaktır.
Tarımsal Araştırmalar
20. Tarım Bakanlığının bünyesinde, Ziraat İşleri Genel M ü­
dürlüğüne bağlı olarak 36, Veteriner İşleri Genel Müdürlüğüne
bağlı 12, Orman Genel Müdürlüğüne bağh 2, Ziraî Mücadele ve
Ziraî Karantina Genel Müdürlüğüne bağlı 7, Muhafaza ve Ziraî
Sulama Genel Müdürlüğüne bağlı 6 ve Pamuk İşleri Müdürlüğüne
bağlı 2 kurum olmak üzere, 65 araştırma kurumu faaliyete geçiril­
miş bulunmaktadır. Yapılan araştırmalar, verim ve vasıf bakımın­
dan elverişli, muhit şartlarına uygun, kuraklık ve hastalıklara karşı
mukavim ve piyasanın istediği ekilen ve dikilen bitkilerin elde edil­
mesi, yetiştirilmesi, toprak verimliliği, tarım tekniği, tarım ve mü­
cadele alet ve makinaları, tarım teknolojisi ve ekonomisi konularını
kapsamaktadır.
21 . Gerek doğrudan doğruya Bakanlık tarfından izlenecek
yolun tayin edilmesi, gerek geçimini tarım alanından sağlayan halka
öğreticilikte bulunulması ve memleket ekonomisi bakımından bü­
yük bir önem taşıyan araştırma işlerinin, tekerrürleri önleyecek,
birbirlerini tamamlayacak bir şekilde ve meslek taassubuna yer
verilmeden yürütülmesi gerekmektedir. Bu itibarla sözü edilen kurumlarm bağlı bulundukları Müdürlük ve Genel Müdürlüklerin
ve ilgili dairelerin beraberce hazırlayacakları bir program dahilin­
de araştırma çalışmalarının düzenlenmesi, üzerinde önemle durula­
cak bir noktadır. Bu kurumların yurdun her tarafına dağılmış ola­
rak faaliyette bulunmaya yöneltilmelerinin büyük fayda sağlayaca­
ğının kaydedilmesi de gerekir.
Tarım Odaları ve Birliği:
22 . Tarım, hayvancılık ve ormancılığın gelişmesine, tarım
ürünlerinin kalitesinin iyileşmesine, müstahsilin kalkınmasına, dev­
288
letin tarım siyasetinin ve programının gerçekleşmesine çalışmak,
iş ve meslek ahlâkının ve tesanüdünün yerleştirilmesini, tarım iş­
leriyle uğraşanların hak ve menfaatlarının korunmasını sağlamak
üzere, tüzel kişiliği haiz, meslekî mahiyette kamu teşekkülleri ola­
rak, Tarım Odaları ve Birliğinin kurulmasına dair 6964 sayılı kanun,
yürürlüğe konulduğu 23.5.1957 gününden bu yana uygulanamamış­
tır Bu gecikme, kanunun gerektirdiği malî imkânın sağlana­
mamasından ileri gelmiş olabileceği gibi, başka meslekî teşekküllerdekinden farklı olarak, çiftlikle uğraşanlarla birlikte devlet dai­
relerine ve çeşitli kurullara mensup memurların teşkilât işlerini yö­
netmelerine ve tarımla meşgul kitleyi temsil etmelerine yer veren
hükümleri kapsaması veya memleket ihtiyaçlarına uygun bulun­
maması gibi sebeplerle uygulanamamış olması da mümkündür.
23 . Bu durum karşısında kanunun, genel ilkeler, ihtiyaçlar ve
yürütülebilme kabiliyeti bakımından incelenerek, uygulanıp uygulan­
maması veya gerekli değişikliğin yapılması hususunda hükümetçe
bir karara varılması gerekmektedir.
Bitki Hastalıklarıyîe
ve
Zararîıîarıyle
Savaş
24 o 6968 sayılı kanunla kurulmuş bulunan Ziraî Mücadele ve
Ziraî Karantina Genel Müdürlüğünce yapılması gereken bitki has­
talık ve zararlılarıyle savaş görevleri şunlardır:
a.
Hastalık ve zararlıların yurda girmesini, memleket içinde
mevziî olan hastalık ve zararlıların temiz bölgelere bulaşmasını
önlemek, bu maksatla, ithâl, ihraç ve memleket içinde nakilleri sı­
rasında bitkileri, ambalajları, hastalık ve zararlıları taşıyabilecek
bütün maddeleri kapsayan karantina tedbirlerini almak;
b . Bağ, bahçe, tarla, fidanlık, fidelik, mera ve çayırlarla kül­
türe elverişli olan ve olmayan her türlü arazi ile silo, ambar, mağaza,
çırçır evleri, tohum ve tane ayıklama mahalleri, değirmenler, çel­
tik fabrikaları ve benzeri yerlerde hastalık ve haşerelerden salgın olan­
lara karşı bizzat savaşmak ve bunlar dışında kalanlara karşı savaş
yapılmasını sağlam ak;
c.
Savaş âlet ve ilâçlarının yurda sokulması, piyasaya arzı,
yurt içinde imâl, istihsâl ve hazırlanması ile ilgiH, ruhsat verme
deneme, satış fiyatlarının tespiti ve kontrolü işlerini yapm ak;
d . Yukarıda kaydedilen karantina, savaş, ilâç ve aletlere iliş­
kin hizmetlerin fennî icaplara uygun ve İktisadî olarak yapılması
için bilimsel araştırmalarda bulunmak;
e . Ziraî karantina ve savaş işlerinin başarılı ve etkili bir şe­
kilde yürütülmesi için teşkilât personelinin, müstahsilin ve diğer
289
ilgililerin çeşitli metotlarla öğrenim ve eğitimlerini sağlamak ûzt^
re gerekli yayım da bulunmak;
f.
Ziraî karantina, savaş, araştırma ve yayım hizmetlerinin
gerektirdiği ilâç, alet ve malzemeyi tedarik ve ihtiyaç yerlerine sev»
ketmek, bunların depolanmasını ve muhafazasını sağlamak.
25 . Devlet ormanlarındaki hastalık ve zararlılarla savaş O r­
man Genel M üdürlüğünce; özel kişilere ait ormanlar ve a ğ a ç lı ­
lardaki savaş, masrafı sahiplerinden alm^ak suretiyle, yine bu Genel
M üdürlükçe; hastalık ve zararhlar hem orman ve hem de tarım
alanlarını kapsıyorsa, savaş. Orman ve Ziraî Mücadele ve Ziraî
Karantina Genel Müdürlüklerince ortaklaşa yapılmaktadır.
26 . Hastalık ve zararlılarla savaş yönünden meyva ağaçlarıyle orman ağaçları arasında büyük fark olmadığından mevcut per­
sonel, ödenek ve araçlardan en verimli bir şekilde faydalanmak ve
orman teşkilâtının bütün güç ve çabasını orman alanındaki çok
önemli faaliyetler üzerinde teksif etmesini sağlamak bakımından,
hastalık ve zararlılara karşı ormanlarda yapılacak savaş işlerinin,
sadece bu iş için kurulmuş bulunan Ziraî Mücadele ve Ziraî K a ­
rantina Genel Müdürlüğünce yürütülmesi üzerinde durulacak bir
çözüm olarak görülmektedir.
Hayvan Hastalıklarıyle ve Zararlılarıyle Savaş
27 . Tarım Bakanlığındaki Veteriner İşleri Genel M üdürlüğü­
nün hayvan hastalıklarıyle ve zararlılarıyle savaş konusunda. Ba­
kanlık kuruluş kanununa göre yapmakla sorumlu olduğu görev­
ler şunlardır:
a . Hayvanların
mak;
sağlığını
korumak,
zararlı
amillerle
savaş­
b . Hayvanlardan
insanlara geçen hastalıklar
bakımından
hayvanları ve hayvanî maddeleri insanlara zarar vermeyecek hale
getirmek;
c . Her türlü hayvan mahsulleriyle hayvan meskenlerini ve
yiyeceklerini muayene, murakabe ve tahlil etm ek;
d . H ayvan hastalıklarında kullanılan serum, aşı, kimyevî ve
biyolojik müstahzarları muayene etmek ve denetlemek, lüzumlu­
larını yapmak, hariçten gelecekleri muayene etmek ve denetle­
mek ve bunlara ait enstitü ve istastonlarla sınır giriş yerlerinde ve­
teriner tahaffuzhaneleri açmak;
e . Serbest veteriner hekimliği yapanları tescil etmek, mua­
yenehanelerini kontrol ve teftiş etmek;
290
f . Nalbant ve H ayvan Sağlık Memuru okullarını açmak;
g . H ayvan dispanserlerini, klinik ve hastanelerini
yönetmek, açılmış bulunanları kontrol ve teftiş eylemek;
açmak,
h . Bu konuda, özel kanunlarla kendisine verilen görevleri yap­
mak.
Kara Avcılığı
28 . 3167 sayılı K ara Avcılığı Kanununda, Türkiye’de yabanî
olarak yaşayan faydalı ve zararlı hayvanlar (memeliler, kuşlar ve
sürüngenler), her zaman avlananlar, belli edilen zamanlarda avla­
nanlar ve avlanması yasak bulunanlar şeklinde üç gruba ayrılmış
(mad. 2)5 bu guruplara giren hayvanların çeşitleri kaydedilmiştir.
29 . ^^Av işlerine Orman idaresi bakar” hükmü sevk olundukdan sonra (mad. 16), Tarım Bakanının başkanlığında. Orman, V e ­
teriner ve Ziraat İşleri Genel Müdürleriyle avcı dernekleri men­
supları arasında her yıl için Tarım Bakanının seçeceği iki kişiden
kurulu “ Merkez A v Komisyonu” ve illerde valinin başkanlığı al­
tında, Orman, Veteriner ve Ziraat M üdür veya memurlarının ve il
dahilinde varsa, avcılar derneğinden her yıl valinin seçeceği iki ki­
şinin katıldığı '‘İl A v Komisyonu” kurulmasına ait hükümlere yer
verilmiştir. Komisyonların görevleri şunlardır:
a . Soyu azalmış veya tükenmiş faydalı hayvanların çoğalması
veya yeniden türemesi için gereken tedbirleri alm ak;
b . Zararlı hayvanların öldürülmesine çalışmak (Bu görev,
6968 sayılı kanunla. Ziraî Mücadele ve Ziraî Karantina Genel M ü­
dürlüğüne de verilmiştir) ve bu amaçla sürek avları yaptırm ak;
c . A v hayvanlarını üretmek için tedbir almak ve her yerde
avcılığı ve av cemiyetleri kurulmasını teşvik etmektir.
30. Avcılık ruhsatlarının verilmesine ve cezaî kovuşturmanın
yapılmasına ilişkin görevler İdarî teşkilâta verilmiş olduğu gibi;
18-50 yaşlarındaki köy erkeklerinin katılmakla mükellef tutul­
duğu (395 sayılı kanun) sürek avıyle ilgili ilânlar da mülkiye amir­
lerince yapılmaktadır.
31 . Faydalı av hayvanlarından damızlık tedariki ve av hay­
vanlarının yaşama şartlarının tespitine ilişkin araştırmalar için,
uygun görülecek yerlerde av hayvanları üretme ve araştırma is­
tasyonlarının kurulması konusunda Tarım Bakanlığına verilen
görevle ilgili işler Orman Genel Müdürlüğünce yürütülmektedir.
32 . Görülüyor ki, kara avcılığının düzenlenmesi ve yönetimi
sorumluluğu bir bütün olarak belli mercie verilmemiştir. 3167 sa-
291
yılı kanundaki
işlerine Orman idaresi bakar^’ hükmü şüphe­
siz tam bir sorumluluk ifade etmediği gibi, bu kanunda yer alan
başka hükümler arasında, ormanlarda avlanmak için izin verilme­
sine ait hüküm ile (mad. 8/G) ve köy ve kır bekçileriyle birlikte or­
man bekçilerinin, kanuna aykırı hareket edenleri av malzemeleri
ve avlarıyle yakalayarak ilgili mercilere teslim etmeleri mecburiye­
tini yükleyen hüküm dışında Orman Genel Müdürlüğünü ilgilendi­
ren bir hükme de yer verilmemiştir.
33
. K ara avcılığı ormanlara inhisar etmeyip başka alanlarda
da yapıldığına, memleket ölçüsünde av komisyonlarının faaliyeti
idare amirleri tarafından yönetildiğine, avcılık ruhsatlarının ve­
rilmesine ve cezaî takibatın yapılmasına ilişkin görevler İdarî teş­
kilâta ait bulunduğuna, bir kimsenin kanunen silâh taşıma yetkisi­
ni haiz bulunup bulunmadığının tespiti (K. 3167, mad. 14) görevi de
İdarî teşkilâtı ilgilendirdiğine göre, kara avcılığı için bir bütün ola­
rak kabul edilen düzeni uygulamak sorumluluğu İçişleri Bakanlı­
ğında bulunmalıdır.
34. Merkez A v Komisyonu Başkanı İçişleri Bakanlığından ol­
malı, ancak gerek Merkez gerekse iller av komisyonlarında, kara
avcılığının esaslarını tespit bakımından. Tarım Bakanlığı geniş
ölçüde söz sahibi olmakta devam etmelidir.
35
. Merkez A v Komisyonuna, zooloji bilgilerinden faydalanıl­
mak üzere üniversiteler temsilcileriyle, kara avcılığının turizmi
ve sporu da ilgilendirdiği gözönünde tutularak Basın, Yayın ve T u ­
rizm Bakanlığı ve Beden Terbiyesi Genel Müdürlüğü temsilcilerinin
katılmaları faydalı olacaktır.
Bitki ve _Hayvan Hastalıklarıyle ve Zararlılarıyle Savaş
Bakımından Ortak Tavsiyeler
36« Gerek bitki, gerekse hayvan hastalıklarıyle ve zararlılarıyle savaşın, bugün, yetersiz ölçüde yapıldığı bir gerçektir. Bunun
başlıca sebebi, görevin, bütün ağırhğıyle, devlet teşkilâtının omuz­
larına yüklenmiş olması ve doğrudan doğruya ilgili bulunanların
kendilerine düşen işleri gereken ölçüde yapmamalarıdır. Bu sebeple,
a . Hükümet teşkilâtı tarafından yapılan savaş, birden çıkan
salgın halindeki tehlikeli hastalık ve zararlılara inhisar etmelidir.
b . Her yıl yapılması gereken ve ilgililerce yalnız başlarına
başarılamayacak bölge savaşlarının, ilgililerin katılmasıyle ilaç ve
malzeme masraflarının bir oran dahilinde faydalananlar arasında
bölüşülmesi suretiyle ve hükümet teşkilâtının yardımıyle yapılması
yoluna gidilmelidir.
292
c . Yetiştirme hastalıklanyle veya münferit yerlerdeki salgın
olmayan hastalık ve zararlılarla savaş bizzat ilgililer tarafından
yapılmalı, resmî teşkilât elemanları gerekli bilgileri verecek ve yol
gösterecek yardımcılar olarak hizmette bulunmaya yöneltilmelidir.
d . Hastalık ve zararlılarla savaş alanında kendi imkânlarıyle
faaliyette bulunanlar her bakımdan desteklenmelidir.
Hayvan ve Bitki Islahı, Deneme, Yetiştirme ve Üretme
Hayvan Islahı ve Yetiştirme
37 . H ayvan sağlığını koruma sorumluluğundan başka, hayvan
ıslahı ve yetiştirme işlerini de yürütmekle mükellef tutulan V ete­
riner İşleri Genel Müdürlüğünün bu alanda 3203 sayılı kanunla
(mad. 9) verilen görevleri şunlardır:
a . Memleket hayvanlarının vasıflarını yükseltmek, verimleri­
ni ve sayılarını çoğaltmak;
b . H ayvan parkları kurmak ve işletmek, başkaları tarafından
açılacak bu çeşit kurumlarm faaliyetlerini kontrol etmek;
c . Ehlî hayvanların vasıflarını yükseltmek verimlerini ve sa­
yılarını çoğaltmak bakımından haralar, depolar, inekhaneler, ör­
nek ağıllar, tay çiftlikleri, tay depoları (Remont), binicilik mek­
tepleri ve benzeri kurumlar açmak ve yönetmek;
d . Sergiler, yarışlar ve müsabakalar tertip etm ek;
e . H ayvan pazar ve panayırlarım,
yerlerini teftiş ve idare etmek;
sergi yerlerini,
ekarisaj
f . H ayvan teçhizatının aynı olmasını sağlamak;
g . Hayvancılıkla ilgili olarak teşekkül eden kurumlarm faalitini teknik bakımdan kontrol ve teftiş ederek direktifler vermek.
Bitli Islahı ve Deneme
38. Pamuk ıslahına, deneme yapılmasına ilişkin tedbirlerin
alınması görevi Pamuk İşleri Müdürlüğüne (3203 sayılı kanun
mad. 8), başka ürünleri ilgilendiren aynı mahiyetteki görevler Zi­
raat işleri Genel Müdürlüğüne (2303 sayılı kanun mad. 6) verilmiş­
tir. Bu görevin gerektirdiği işler, bu dairelere bağlı kurumlar tara­
fından yapılmaktadır.
Üretme
39 . Esas itibariyle, üretme işleriyle ilgili görevler, 5433 sayılı
kanunla Tarım Bakanlığına bağlı olarak kurulmuş bulunan, tüzel
293
kişiliği haiz, katma bütçeli ve döner sermayeli işletmeleri yöneten
‘‘Devlet Üretme Çiftlikleri Genel M üdürlüğü” ne verilmiştir. G e­
nel müdürlüğün, Tarım Bakanlığınca gösterilecek esaslar dahilinde
başlıca görevleri şunlardır (5433 sayılı kanun, mad. 2):
a.
Memleket çiftçiliğinin tohum, damızlık, fidan, arıcılık ve
kümes hayvancılığı ihtiyacını sağlamak için çeşitli kaynaklardan
yüksek vasıflı tohum, damızlık ve fidan tedarik ederek bunları kendi
işletme ve müesseslerinde üretmek ve bu işlerin gerektirdiği bütün
faaliyetlerde bulunm ak;
b . Üretme ve yetiştirme işlerini başarabilecek kurum ve çift­
çilerle işbirliği yapmak;
c.
Yüksek vasıflı tohum, damızlık ve fidanları bedeli karşı­
lığında çiftçiye dağıtm ak;
d . Yapacağı işlerde çevre çiftliklerine örneklik etmek, çalışma
konularına giren işlerde öğretici mahiyette kurslar açmak ve ge­
reken yayınları yapmak.
40. Devlet Üretme Çiftlikleri Genel Müdürlüğü işletmelerin­
den başka. Ziraat ve Veteriner İşleri Genel Müdürlükleriyle Pa­
muk İşleri Müdürlüğüne bağlı kurumlarda gerek ıslah ve deneme
faaliyetleriyle ilgili olarak ve gerek doğrudan doğruya, hayvan ve
bitki üretimine yer verildiği gibi, bazıbakımlardan
Tarım Bakan­
lığına bağlı bir ticarî teşebbüs olanTürkiye
Yapağı ve Tiftik
A.Ş.
tarafından da merinos koyunu üretilmektedir.
41 . Başta merinos yapağısı olmak üzere yünlü sanayinin muh­
taç olduğu ham maddeleri yurt içinde yeter miktar ve vasıfta is­
tihsal etmek ve bu maksatla her türlü ziraî, ticarî ve sınaî teşebbüs­
lere girişmek, koyun ve tiftik keçisi yetiştirmek işleriyle doğrudan
doğruya uğraşmak veya yardım etmek için kurulmuş bulunan T ü r­
kiye Yapağı ve Tiftik A .Ş .’ nin uğraşacağı konular arasında kamu
hizmeti mahiyeti taşıyan şu işler de vardır (Statü, mad. 4/9. j ) :
a.
mek ;
Kooperatiflerin kurulmasını teşvik ve bunlara yardım et­
b . Yetiştiriciliğin teşviki için yapağı ve tiftik pirimleri, avans
ve ikramiyeler verm ek;
c . Her türlü sergiler ve müsabakalar tertip etmek.
42 . Kurucuları T.G . Ziraat Bankası, Sümerbank, Et ve Balık
Kurumu, Türkiye Ziraî Donatım Kurum u ve Devlet Üretme Çift­
likleri Genel Müdürlükleri olan bu şirketin, yaptığı yapağı tevzi­
atından ancak masrafları karşılığını aldığı ve bu bakımdan da ticarî
olmaktan ziyade kamu hizmeti görme mahiyeti taşıdığı gözönüne
294
alınarak, damızlık merinos koyunu yetiştirme ve memleket tiftikçiliğini geliştirme hizmetlerinin bir şirket şeklinde değil, fakat Tarım
Bakanlığının bünyesinde bir birim olarak devam ettirilmesi gerekir.
43
« Çiftçilerin tohumluk, damızlık ve fidan gibi başlıca ihti­
yaçlarını mümkün mertebe düşük maliyetle karşılamaktan sorumlu
durumdaki Devlet Üretme Çiftlikleri Genel Müdürlüğünce yapılan
fakat kuruluş kanunu ile verilmiş yetki bulunmaması veya kuruluş
amaç ve maksatlarına uygun olmaması dolayısıyle yapılmaması
gereken görevler ve işlemler şunlardır:
a . Kuruş kanununda ancak yüksek vasıflı damızlık, fidan ve
tohumluk satın alınarak üretme yapılması yetki ve görevi veril­
diği halde, maliyet masraflarına aksedecek istihsal dışı yersiz mas­
raflar yapılmasını icabettiren, bu bakımdan da kuruluş gayesine
aykırı bulunan araştırma, deneme ve ıslah işlerine girişilmesi;
b . Yetiştirmeden elde edilecek döllerle işletmelerde ihtiyaç
görülebilecek irat hayvanlarının elde edilmesi mümkün olduğuna
göre, bu hayvanların satın alınması yoluna gidilmesi;
c . Hastalık ve zararlılarla savaşta ilâçları, kimyevi maddeleri,
müstahzarları ve araçları tahhl ve vasıflarını tayin etme görevleri
Ziraî Mücadele ve Ziraî Karantina Genel Müdürlüğüne verildi­
ğinden, aynı hizmetlerin Devlet Üretme Çiftliklerine gördürülmesi;
d . Islah, toprak tahlili ve tasnifi, toprağın korunması, su te­
dariki ve sulama tesisleri kurulması işlerine ilişkin hizmetlerin, varı­
lacak anlaşmalara göre bu işlere ayrılmış donatım rayiç değeri üze­
rinden devri ve iş ücretinin ödenmesi suretiyle, bu alanda yetkili ve
görevli bulunan Topraksu Genel M üdürlüğü teşkilâtına yaptırıl­
ması mümkünken, iş hacmi dolayısıyle verimli olarak çalıştırılamayacak donatım ve servis için ayrıca masraf yapılm ası;
e , Ancak az bir kısmının karşılanabileceği bilinen tohumluk
ihtiyacının bir kısmının daha elde edilebilmesine imkân vermek
üzere, Türkiye Şeker Fabrikaları A.Ş. tarafından pancar tohumu
için yapıldığı şekilde, özel ekicilerin çeşitli tedbirlerle desteklenmesi
icabederken G İM A , Kilis Zeytinyağı ve Sanayii A,Ş. gibi Devlet
Üretme Çiftlikleri Genel Müdürlüğünün asıl konuları dışında kalan
İktisadî teşri büslere doğrudan doğruya sermaye yatırılması.
44.
Her türlü imkânlardan faydalanılarak en uygun bir şekil­
de yönetilecek Devlet Üretme Çiftlikleri Genel Müdürlüğünün ta­
rımsal işletmelerindeki faaliyetleriyle bu alanda çalışanlara öğre­
ticilik etmesi tabiî görülebilirse de, böyle bir tutum İktisadî icap­
larla uzlaşmayacağından, Genel Müdürlüğün kuruluş kanununda
295
yer alan eğitim ve yayım görevinin Tarım Bakanlığında bu hiz­
metleri yapmakla sorumlu birimler tarafından yürütülmesi daha
doğru olacaktır.
45. Tam am ı devlete ait 300.000 hektardan fazla araziye ve
gerçek değeri 500 milyon liradan fazla varlığa sahip bulunan Dev­
let Üretme Çiftlikleri Genel Müdürlüğünün malî ve İdarî muh­
tariyetinin olmadığı, İdarî merci dışında bir yönetim organının bu­
lunmaması dolayısıyle işletme icaplarını yerine getirmemek duru­
munda olduğu ve geçmişte kanunsuz ve yetersiz işlemlere yer ve­
rilebildiği gözönünde tutularak, bu Genel Müdürlüğün “İktisadî
Devlet Teşebbüsü” haline getirilmesi yolunda Yüksek Murakabe
Heyetinin 1960 yılı Raporunda (Sf. 12-16) belirtilen mütalaanın
benimsenmesi gerekir.
46. Hayvancılığın memleket ekonomisinde çok önemli bir
yer tutmasına, nüfusun süratle artması dolayısıyle gelecek yıl­
larda ihtiyaçların karşılanmasında zorluklara uğranılacağının bi­
linmesine, yünlü sanayiide ihtiyaç duyulan merinos yapağısının
hemen tamamıyle ithal edilmesine, tiftik kalitesinin bozulmuş ol­
masına rağmen, hayvancılık alanındaki çalışmalar hâlâ verimli
sonuçlar elde edilecek şekilde düzenlenmemiş durumdadır. Bu iti­
barla Tarım Bakanhğınm bünyesinde ayrı bir birim olarak çalışa­
cak Zootekni biriminin kurulması, tarım mühendisleri ve veteriner
hekimlerin bu dal üzerinde ihtisas yapmaları, biyolog ve kimyager
gibi bu alanda çalıştırılması lüzumlu olan uzmanların iş birliğinden
faydalanılması, vücut cesametleri ve verimleri asgariye düşmüş ol­
makla birlikte, hastalıkların ve bakımsızlığın öldürememiş bulun­
ması bakımından üzerinde durulmaya değer sağlamlıkta görülen
yerli hayvanların ıslahı için tedbirlerin alınması, yetiştirme ve bakım
konularında kesif bir eğitim ve yayım faaliyetinde bulunulması
şarttır.
Ormanlarla İlgili Görevler
47 . 3204 sayılı kanunla, tüzel kişiliği haiz ve katma bütçe ile
yönetilen “ Orman Genel M üdürlüğü” nün yapmakla sorumlu tu­
tulduğu başlıca görevler şunlardır:
a . Y urt ormanlarını korumak,
tirme işleri yapm ak;
işletmek, yeniden orman yetiş­
b . Orman verimlerini çoğaltmak ve bu ödevin yapılması için
icabeden kurumlan kurm ak;
c . Fen adamları yetiştirmek;
296
d . Özel kanunlarla verilen ödevleri yapmak.
48. Sözü edilen kanunun yürürlüğe konulduğu 1937 yılında
kabul edilen,
a . Özel mülkiyet ve kullanma hakları saklı kalmak şar tiyle
ormanların gözetimi ve devlet ormanlarının korunması;
b . Sürekli ve düzenli bir işletmeyle ormanlardan faydalanıl­
ması ;
c . Memleketteki orman alanlarının yeteri kadar geliştirilmesi
yolundaki orman siyasetinin üç temel ilkesi, 1956 yılında yürürlüğe
konulan 6831 sayılı kanunla değiştirilmemiş, 1961 Anayasasına
konulan hükümlerle (mad. 131) bu ilkelerin istikrarlı olarak uygu­
lanması teminat altına alınmıştır.
49 . Başta kasten çıkartılan veya ihmallerden ileri gelen yan­
gınlar olmak üzere, tarla açma, usulsüz kesim, otlatma hastalık
ve zararlı hayvanların geçen yıllarda sebebiyet verdiği korkunç
tahribat yüzünden, aslında normale göre az olan ormanların alanı
daha da daralmış ve bu daralma bugün de önlenememiştir.
50. M evcut 10.853.687 hektar ormanın 3,5 milyon hektarlık
kısmının imar ve ihyaya muhtaç bulunduğu, boş duran 8 milyon
hektar orman arazisinin ağaçlandırılmasının gerektiği, bazı önemli
bölgelerin kuraklıktan kavrulduğu, yer yer çölleşmelerin meydana
geldiği, toprakların sularla denizlere sürüklenmesinden ileri gelen kısır­
laşmaların arttığı, nüfus çoğalışına paralel olarak, tarım, hayvan
ve orman ürünlerine olan ihtiyacın da yükseldiği gözönünde tutul­
duğu takdirde, orman davasının, halledilmesi gereken en önemli
davalar arasında yer aldığının kabulü ve orman tahribatını durdurracak muhafaza tedbirlerinin uygulanmasına öncelik verilmesi gerek­
mektedir.
51
. Anayasada, yanan ormanhk alanların ağaçlanacağı, bu
alanlarda başka çeşit tarım ve hayvancılık yapılmayacağı, orman
suçları için genel af çıkarılamayacağı yolundaki hükümlerin kasten
yangın çıkarma ve tarla açma eylemlerini bir dereceye kadar ön­
lemesi beklenebilir. Bu arada asıl çare olarak yangınların derhal
görülmesini sağlayacak tedbirlerin tamamlanması, orman muha­
fazası ile görevli personelin takviye edilmesi, daha ziyade ihmal sonu­
cu çıkabilecek yangınların ve başka şekillerdeki tahribatın durdurul­
ması şarttır. Personelin takviyesi de, ancak bir mükellefiyet kurmakla
gerçekleştirilebilecek bir iş olarak görülmektedir. Bu mükellefiyetin,
askerlik hizmetini yapanların, temel eğitimden sonra, orman mu­
hafaza işlerinde çalıştırmak suretiyle uygulanması düşünülebilir.
Bunların sayılarıyle görev süreleri M illî Savunma Bakanlığınca
297
düzenlenebilir. Öte yandan, orman muhafaza memuru olarak yetiş­
tirilmek üzere Orman Genel Müdürlüğünce eğitime tabi tutulanların
sayısmm (şimdiki halde yılda loo kişi) arttırılmasının gerektiği de
aşikârdır.
52
. Ormanların önemiyle orantılı olarak, ağaç ve orman sev­
gisini halka aşılayacak, ağaç dikimini, koruluk ve ormanlık kurul­
masını sağlayacak, yurt ölçüsünde ve bir sisteme göre eğitim ve ya­
yında bulunulması, bu alanda her türlü yardım tedbirlerinin alın­
ması, ağaç dikim faaliyetinin bir çeşit seferberlik halinde devam et­
tirilmesi, köylerin mahallî idarelerin ve bütün halkın bu seferberli­
ğe iştirak ettirilmesi şarttır.
5 3 . 6831 sayılı Orman Kanununda (mad. ı) “kaçak orman
mallarının taşınmasında kullanılan canlı ve cansız nakil vasıtaları,
her kime ait olursa olsun, idarece zapt ve mahkemelerce hükm olu­
nur” denilmekte ise de “köyde oturan ve ziraat işlerinde kullandık­
ları kendi vasıtalarıyle nakliyat yaptıkları anlaşılanların her cins
hayvanlarıyle kağnı ve araba ve koşumları hakkında müsadere
hükmünün tatbik olunamayacağı” kaydıyle bir istisnada bulunul­
makta ve ancak mükerrerlerin bu hükümden faydalanamayacak­
ları belirtilmektedir. Anayasanın “ormanlara zarar verilebilecek
hiç bir faaliyet ve eyleme müsaade edilemez” amir hükmü ve mükerrirlerin çoğunlukla tespit edilememesi durumu karşısında, bu is­
tisna hükmünün kaldırılması gerekmektedir.
54. Devlet ormanları içinde veya kenarında bulunup da civar­
larındaki ormanlardan geçimlerinin sağlanmasına imkân olmayan
köylerde ve dağınık evlerde oturanlardan “bulundukları yerlerde
kalkmdırılmaları mümkün görülenlere. Tarım Bakanlığının izni
ile ve bu Bakanlığın bütçesine miktarı 50 milyon liradan aşağı ol­
mamak üzere her yıl konacak ödeneğin sermayesine mahsup edilme­
si suretiyle T .C . Ziraat Bankasınca kalkınma kredisi açılacağı” ve
“ bulundukları yerlerde kalkmdırılmalarına imkân olmayacağı an­
laşılanların ve Bakanlar Kurulu kararıyle başka yerlere kaldırılacak­
ların, bıraktıkları gayri menkullerin bedelleri ödenmek suretiyle,
nakil ve yerleştirilmelerinin toprak ve iskân kanunlarına göre yapı­
lacağı” şeklindeki Orman Kanunu (mad. 13) hükmü bu güne kadar
uygulanmamıştır.
55 . 1955 yılı istatistiklerine göre, orman sınırı içindeki 14.660
köyde 6.357.000 ve orman kenarındaki 5.673 köyde 2.737.000 kişi
olmak üzere, ormanla ilgisi bulunan 20.333 köyde 9.094.000 nüfus
barınmaktadır. Türkiye’de mevcut köylerin yarısını teşkil eden
bu köylerin kaldırılması gerçekten güçse de, bu mesele sosyal bir
298
dava olarak ve artakalan orman varlığının korunması bakımından
önemle ele alınması gereken bir konu teşkil etmektedir. Orman
Genel Müdürlüğünce bugüne kadar sözü edilen köylerde yapılmış
bulunan incelemelerden faydalanılarak, bir plan ve programa göre
ve İmar ve İskân Bakanlığının koordinatörlüğü altında işi uygula­
ma safhasına geçmek şarttır.
56. Orman yollarının, işletmenin zaruretleri dolayısıyle, O r­
man Genel Müdürlüğünce yapılmasını tabiî görmek lâzımdır. A n ­
cak, bunların orman standartlarını aştığı ve yapılacak yollardan
orman köylerinin faydalanması bahis konusu olduğu taktirde, O r­
man Genel Müdürlüğünün Karayolları Genel Müdürlüğü ile işbir­
liğinde bulunması gerektiği aşikârdır.
57 . Orman Genel Müdürlüğünün bütün güç ve çabasını or­
man işleri üzerinde toplaması gerektiği gözönünde tutularak, mev­
cut 14 kereste fabrikasının. Sanayi Bakanlığına bağlı bir İktisadî
Devlet Teşebbüsü halinde faaliyette bulunmaya yöneltilmeleri isa­
betli olacaktır. Zaten 6831 sayılı kanunun 28. ve geçici 2. maddeleri.
Orman Genel Müdürlüğünün sınaî teşebbüsde bulunmasını tahdit
edecek ve bu teşebbüsün orman işletmesi faaliyetinin dışında görül­
mesini gerektirecek mahiyettedir.
58 . Muhafaza, bakım, genişletme gibi orman işlerinin yöneti­
minde kullanılan katma bütçenin açığı, bu işlerden ayrılması imkânı
olmayan döner sermayenin işletme gelirinden karşılanmaktadır;
yönetim ve denetimin aynı idarede birleşmiş bulunması dolayısıyle
amenajman uygulanmasında gelir sağlama amacıyle fazla ağaç ke­
simine yer verebileceğinden endişe edilebilir. Bu endişenin önlen­
mesi bakımından. Orm an Genel Müdürlüğündeki işletme faaliye­
tinin Tarım Bakanlığınca tam ve etkili bir denetime tabi tutulması
faydalı olacaktır.
Toprağın
Muhafazası
ve
Tarımsal
Sulama
59 . Toprakların ve su kaynaklarının tarıma en uygun bir şe­
kilde muhafazası ve kullanılması için 7457 sayılı kanunla (mad. ı)
Tarım Bakanlığına verilen yetki ve görevlerin, toprağa ilişkin olan­
ları “Toprak” bölümünde ve tarımsal sulama ile ilgili olanları da
^^Su işleri” bölümünde ele alındığından, bunlar üzerinde burada
ayrıca durulmasına lüzum kalmamıştır.
299
H. METEOROLOJİ İŞ L E R İ
60 . Türkiye’nin havası, suyu, iklimi ve genellikle meteoroloji­
si ile ilgili işler üzerinde çalışan ve bu yolda çalışacak olan teşek­
kül halindeki kurumlan da içine almak ve bu alandaki askerî ve
sivil her türlü hizmetleri yapmak üzere, 3127 sayı ve 10.2.1937 ta­
rihli kanunla Başbakanlığa bağlı olarak Devlet Meteoroloji îşleri
Genel Müdürlüğü kurulmuştur. 4256 sayılı kanunla statüsü tamam­
lanan bu Genel Müdürlük, kuruluş amacında ve görevlerinde bir
değişiklik yapılmadan, 6957 sayı ve 15.5.1957 tarihli kanunla Tarım
Bakanlığına bağlanmıştır.
Meteoroloji İle İlgili Görevler
61 . Meteoroloji ile ilgili esas görevler özet olarak
şunlardır:
a . Hava ve deniz yollarında askerî ve sivil seferleri korumak
üzere rasat ve hava istidlâlleri yapmak, uluslararası emisyonları
almak ve verm ek;
b . Bütün sektörlerce faydalanılacak büyük ve küçük iklim
bölgelerinin hava, su ve iklim rasatlarıyle lüzumlu olan yerlerde
deniz seviyeleri ve mıknatıs sapmaları rasatları yapm ak;
c . Rasat ve incelemelerden elde edilen bilgileri değerlendir­
mek ve icabedenlerini yayınlam ak;
d . Türkiye’yi ilgilendiren meteoroloji konularında uluslararası
teşkilâtla işbirliği yapmak;
e . Yapılacak rasatlar için memleketin lüzum görülen yerle­
rinde istasyonlar açmak ve çalıştırmak.
Meteoroloji İşlerine Yardımla Görevli Tutulanlar
62 . 3127 sayılı kanunla meteoroloji işlerine yardımla görevli
tutulanlar şunlardır:
a . Yardım cı rasat postaları: Bunlar Meteoroloji istasyonları
bulunmayan yerlerde deniz, hava ve suların olağanüstü olayları
ile hava gemilerine (uçak, balon) ait gözlem haberlerini verirler.
Bu görevler Tarım Bakanlığınca münasip görülecek memurlar ta­
rafından yapılır;
b . Meteoroloji teşkilâtı bulunmayan yerlerdeki demiryolu
istasyonlarında, limanlarda, fenerlerde, orman mühendisliği teş­
kilâtında, işleyen maden ocaklarında, jandarm a karakollarında,
yalnız, yağış gözlemlerinin yapılması bu teşekküllerin görevlerin­
den sayılır;
300
c . Tarım ve Orman okullarmda meteoroloji gözlem ve kayıtlarmm yapılması; bu işlerle ilgili başka kuruluşların ve memurların
meteoroloji gözlem ve kayıtları tutmaları mecburidir.
Belli Bîr Amaçla Meteoroloji Rasatları Yapılması
63
. 3127 sayılı kanunun kapsamına giren işlerden herhangi
birinin görülmesi maksadıyle, Devlet Meteoroloji İşleri Genel M ü­
dürlüğü dışında resmî ve özel rasatlar yapılamaz. Ancak mahallin
Devlet Meteoroloji İstasyonunun rasat şekilleri dışında rasatlara
ihtiyacı olan resmî ve özel teknik ve tetkik kurumlan, yapacakları
rasatların bir suretini Devlet Meteoroloji İşleri Genel M üdürlü­
ğüne vermek ve esas rasatların tekniği bakımından onun denetimi
altında çalışmak şartıyle ayrı istasyonlar kurabilirler. Bu iş için de
maksat ve amacı gösteren bir beyanname ile Genel Müdürlüğe müra­
caat edilmesi lâzımdır. Resmî ve özel her derece ve neviden okul­
larda öğrencilerin öğretimi ile ilgili rasatlar yapılabilir; fakat hiç
bir suretle bu rasatlar neşredilmez (mad. 18),
Devlet Meteoroloji îşleri Genel Müdürlüğünün İlgili
Bulıiîidıığıı Teşkilât Ve Merciler
64. Genel
şunlardır:
Müdürlüğün
ilgisi
bulunan
teşkilât
ve
merciler
a.
Genel Müdürlük, 5 4 11 sayılı kanunun verdiği yetki ile
Dünya Meteoroloji Teşkilâtı (W M O /O IM )’nın üyesi bulunmakta
ve bu Teşkilâtın tespit ettiği metotları uygulamaktadır.
b . Genel Müdürlük 4749 sayılı kanunun verdiği yetki ile, Ulus­
lararası Sivil Havacılık Teşkilâtı (ICA O ) ile de, hava seyir ve sefer­
lerinin düzenlenmesi bakımından, meteoroloji işlerini uluslararası
esaslara göre yürütmek üzere ortak çalışmalarda bulunmaktadır*,
c . Genel Müdürlük, bağlı bulunduğu Tarım Bakanhğı’nın teş­
kilât ve müesseselerinden başka meteoroloji alanında askerî ve sivil
bütün hizmetleri yapmak, N A T O ve G E N T O ’ya dahil müttefik
hava, kara ve deniz kuvvetlerinin meteorolojik desteğini sağlamak
bakımından mevcut anlaşmalardan doğan mükellefiyetlerinden ötü­
rü; başta Genel Kurm ay Başkanlığı, M illî Savunma Bakanlığı, K u v­
vetler Kumandanlıkları ve ilgili daireler başkanlıkları. Ulaştırma
Bakanhğı’nm bünyesindeki Devlet Hava Meydanları İşletmesi ve
Sivil Havacılık Dairesi Başkanlığı olmak üzere, meteoroloji konularıyle ilgili bütün teşkilât ve kurumlarla yakından ilgili bulunmak­
tadır.
301
d.
3127 sayılı kanunda (mad. 21), seferberlik ilânı halinde D ev­
let Meteoroloji işleri Genel Müdürlüğü merkez ve diğer teşkilâtı­
nın Başkumandanlık emrinde çalışacağı hükmü de yer almaktadır.
65 . 3127 sayılı kanunun yukarıda kaydedilen hükmünden (mad.
18) faydalanılarak Devlet Üretme Çiftlikleri Genel Müdürlüğünün
işletmelerinde fenolojik rasatlar yapılan istasyonlar kurulması yö­
nüne gidildiği gibi, 6200 sayılı kanunun (mad. 2 K) verdiği yetkiye
dayanılarak buralarda idrometeorolojik rasatlarda yapılmakta ve
böylece bir görev tedahülü meydana gelmiş bulunmaktadır. Devlet
Meteoroloji İşleri ve Devlet Üretme Çiftlikleri Genel Müdürlükleri
arasında, aynı kanun hükmünün gerektirdiği karşılıklı münasebet­
tin düzenlenmesi için bir protokol imzalandığı, fakat uygulamada
karşılaşılan zorlukların önlenemediği ifade olunmaktadır.
66 . Bu durum karşısında mevcut tedahülü önlemek ve kurulan
istasyonlara başka bazı ölçü aletlerini de ilave ederek, belli bir amaç
için yapılan rasatlar yerine, çeşitli yönlerden faydalanılacak rasat­
ların yapılmasını sağlamak mümkündür. Böylece, daha az malî
külfetle, Meteoroloji İşleri Genel Müdürlüğünün çok büyük olduğu
bilinen rasat istasyonu ihtiyacı kısmen olsun karşılanabilecektir.
Bunun için devlet teşkilâtına dahil kuruluşlarca işletilen rasat istas­
yonlarının yönetimini ve rasat yapma yetki ve görevlerini, bu kuru­
luşların bu iş için ayırdıkları ödeneklerin de devri suretiyle. M ete­
oroloji İşleri Genel Müdürlüğüne inhisar ettirilmesi uygun olacaktır.
67 . Hayvanlar ve bitkiler üzerinde iklim şartlarının ve atmos­
ferde meydana gelen değişikliklerden doğan olayların büyük etki­
leri vardır; bu bakımdan da tarım işlerinin yürütülmesinde, mete­
oroloji ile ilgili çeşitli bilgilerin de elde bulunması şarttır. Fakat, bu
durumun meteoroloji işlerinin tarım işleriyle birlikte yürütülmesini
gerektirdiği veya tarımın dışındaki faaliyetlerde bu malumata daha
az ihtiyaç bulunduğu söylenemez; ayrıca askerî harekât ve hava
trafiği bakımından günün her anma ait meteoroloji rasatlarına
ilişkin bilgilerin hayatî önem taşıdığı da bir gerçektir. Bu sebeple.
Devlet Meteoroloji İşleri Genel Müdürlüğünün Tarım Bakanlığına
bağlanması hususunda yürürlüğe konulan 6967 sayılı kanunun ge­
rekçesinde yer alan “ Meteoroloji işlerinin siklet merkezini ziraat
işleri teşkil eder” yolundaki ifadenin yerinde olduğunu kabul
etmek güçtür.
68 . Konu türlü bakımlardan ele alındığı taktirde, çeşitli ulaş­
tırma işleriyle sıkı bağlılığı ve 3127 sayılı kanunun “seferberlik ha­
linde Meteoroloji İşleri Genel Müdürlüğü teşkilâtının Başkuman­
danlık emrinde çalışacağı” yolunda yukarıda kaydedilen hükmü
302
(mad. 2i) karşısında bu Genel Müdürlüğü Ulaştırma Bakanlığına
bağlamanın doğru olacağı sonucuna varmak gerekir. Gerçekten,
Ulaştırma Bakanlığının yönettiği işlerin genel veya kısmî seferber­
lik ve olağanüstü hallerde ne suretle yapılacağı hakkındaki 4655
sayılı kanun bakanlık görevlerinin sözü edilen hallerde aksaksız
olarak yürütülmesi için barış zamanında alınması gereken ted­
birleri de sıralamaktadır. Bu hale göre. Devlet Meteoroloji İşleri
Genel Müdürlüğünün Ulaştırma Bakanlığı bünyesinde yer alması,
savaş durumunda gerekli intikalin yapılmasını kolaylaştıracaktır.
I.
GIDA
1 . Halk sağlığını koruma bakımından, yenilen veya içilen her
türlü gıda maddesinin taşıması gereken vasıfları kontrol etme, bun­
ların taklit ve tağşiş edilmelerini önleme, istihlâke sunulmuş şekil­
lerini belli bir düzene tabi tutma, öteden beri, hemen hemen bütün
memleketlerde kamu makamlarına düşen görevlerden sayılmıştır.
Birçok halde, bu görev daha da önem kazanmış, gıda maddeleri
ihtiyacının karşılanması, halkın gereği gibi beslenmesi konularıyle
ilgili tedbirlerin alınması merkezî hükümetlerin görevleri arasında
yer almıştır. Dünya nüfusunun hızla çoğalışı ve başka olayların
etkileri, gıda maddelerinin tedariki ve beslenme konularının önemi­
ni arttırmış ve bu konularda uluslararası tedbirlerin alınmasına,
karşılıklı yardımlaşma ve dayanışmayı sağlayacak teşkilâtın kurul­
masına yol açmıştır. H ayvan beslenmesine ve lüzumlu yem madde­
lerinin sağlanmasına ilişkin görevlere de, insan beslenmesiyle ilgili
görevlere paralel olarak yer verilmiş ve bu konular da beslenme
konusunda uluslararası faaliyetin önemli bölümünü teşkil etmeğe
başlamıştır. Aşağıda Türkiye’deki gıda işleriyle ilgili konular, insan
ve hayvan beslenmesi yönünden ele alınmış ve bu alanlardaki H ü­
kümet görevleri bakımından görüşler açıklanmıştır.
Gıda İşleriyle İlgili Görevlerin Dağılışı
Tarım Bakanlığı
2 . Gıda ve beslenme konusunda. Tarım Bakanlığına verilen
görevleri şu şekilde sıralamak mümkündür.
a . Gıda ve yem maddelerini de kapsayan tarım ürünlerinin
istihsalini İktisadî duruma göre düzenlemek (3203 sayılı
kanun mad. 6);
303
b . Hayvanların verimlerini ve sayılarını çoğaltmak için ted­
birler almak (3203 mad. 9);
c . Meraların ıslah edilip rasyonel şekilde işletilmesini ve yem
bitkilerinin münavebeye alınmasını sağlamak (3203 m ad.6);
d . Her türlü mahsulleriyle hayvan yiyeceklerini
murakabe ve tahlil etmek (3203 mad. 9);
muayene,
e . K öy ekonomisini düzeltmek ve düzenlemek (3203 mad. 6).
3
. Bu sonuncu görev dolayısıyle kursa tabi tutulan K ız T ek­
nik Öğretmen Okulu ve K ız Enstitüleri mezunlarının köylere gön­
derilmesi suretiyle, tarım işletmelerindeki yetişkin kadınlar ve “4 K ”
teşkilâtı vasıtasıyle, tarım işletmeleri ailelerine mensup okuma ve
yazma bilen 10-18 yaşındaki kız ve erkek çocuklarla, genç kadınlar,
tarımla ilgili başka konular arasında, gıda ve beslenme konu­
sunda da eğitime tabi tutulmaktadırlar.
4 . 27.1 .1949 tarihli 3/8711 sayılı Bakanlar Kurulu kararıyle
uygulanan 18.1.1957 tarihli, 9459 sayılı ve 30.3.1961 tarihli 5/995
sayılı kararlarla değiştirilen Yönetmeliğe uygun olarak. Tarım Ba­
kanlığı müsteşarının başkanlığı altında, Ankara Üniversitesinin
ilgili fakülteleriyle ilgili bakanlıkların ve teşekküllerin temsilcilerin­
den kurulu bir ‘‘Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Teşkilâtı (FAO)
Türk M illî Komitesi” kurulmuştur. F A O esas tüzüğü gereğince
hazırlanan yönetmelik hükümlerine göre. M illî Komitenin görev­
leri şunlardır:
a . Ü ye devletlere düşen ödevlerin ve F A O ’ca alınacak ka­
rarların millî teşkilâta intikal ettirilmesi, bunların uygulan­
ması için alınacak tedbirlerin ve elde edilecek sonuçların
F A O ’ya bildirilmesi;
b . F A O ’nun bölgedeki bürolarına ait bütün işlerin yürütül­
mesi;
c . işler ve programlar hakkında yıllık raporun düzenlenmesi;
d . F A O ’ca istenen bilgilerin sağlanması;
e . F A O konferanslarına ve toplantılarma katılacak millî he­
yetlere dökümanlarm sağlanması;
f . F A O ’yu ilgilendiren millî teşekküllerle irtibatın kurulması;
g . F A O ’ya ait haberlerin yayınlanması;
h . F A O tarafından gönderilen teknik heyetlerle ve uzman­
larla işbirliği yapılması;
i . F A O imkân ve vasıtalarından hükümetin azamî derecede
faydalanmasının sağlanması.
304
5 » Kıtlıklardan ileri gelen açlığın önlenmesi, gıda maddeleri
istihsalinin artırılması için alınması lâzım gelen tedbirler konusunda
tavsiyelerde ve yardımda bulunmak, örnek bölge kalkınma pro­
jelerinin hazırlanmasını ve uygulanmasını desteklemek' amacıyle
1960 yılında, F A O ’ya bağlı “Dünya Açlıkla Savaş Kampanyası
Teşkilâtı” kurulmuştu. Bu teşkilâtın faaliyetiyle ilgili olarak ve gıda
ve beslenmeye ilişkin konularda istişarî mahiyette faydalanılmak
üzere, Ankara Üniversitesi, Devlet Planlama Teşkilâtı, M illî Savun­
ma, Dışişleri, Sağlık ve Sosyal Yardım , Ticaret ve Tarım Bakan­
lıkları ile İstatistik, Toprak Mahsulleri Ofisi, T .C . Ziraat Bankası
Genel Müdürlükleri ve Çocuk Esirgeme Kurum u temsilcilerinden
meydana gelen bir “ Gıda ve Beslenme Konseyi” de kurulmuştur.
Konseyce meşgul olunacak ve incelenecek başlıca konular şunlardır:
a . Merkezî teşkilâtla temasların sağlanması;
b . Bu teşkilâttan yardım görebilecek örnek kalkınma bölgeleri
projelerinin hazırlanması;
c . Gıda maddeleri ihtiyacının tespiti
şılanması ;
ve bu ihtiyacının kar­
d . Gıda maddelerinden sayılan tarım ürünleri istihsalinin
artırılması için kimyevî gübre ihtiyacının giderilmesi;
e . Gıda maddelerinin pazarlanması;
f . Genel olarak beslenme,
6.
İlgili bakanlıklar ve teşekküller temsilcilerinin katılmasıyle gıda ve yem maddelerinden sayılan tarım ürünleriyle ilgili çe­
şitli konuları tavsiye mahiyetindeki kararlardan faydalanılmak
üzere, Tarım Bakanlığında kurulmuş bulunan M illî Komiteler de
şunlardır:
M illî Hububat Komitesi
M illî Baklagiller Komitesi
M illî Melez Mısır Komitesi
M illî Biralık Arpa Komitesi
M illî Nebatî Y ağ, Ham Madde ve Mamulleri Komitesi
Türkiye M illî Narenciye Komitesi
M illî Zeytincilik Komitesi
M illî Çayır, Yem Bitkileri ve Hayvan Besleme Komitesi.
7
. Hayvancılığın verimini artırmak için tam veya tamamla­
yıcı, çeşitli hazır hayvan yemi istihsal etmek, yem maddeleri te­
darik, imâl ve ticaretiyle uğraşmak ve bu maksatla her türlü ziraî,
ticarî ve sınaî teşebbüslere girişmek üzere. Toprak Mahsulleri Ofisi,
305
T .C . Ziraat Bankası, Türkiye Ziraî Donatım Kurum u, Devlet Ü ret­
me Çiftlikleri, Et ve Balık Kurumu, Türkiye Yapağı ve Tiftik A.Ş.
tarafından 1956 yılında kurulan “Yem Sanayii Türk A .Ş .” de Tarım
Bakanlığına bağlıdır.
Sağlık ve Sosyal Yardım
Bakanlığı
8.
24.4,1930 tarihli ve 1539 sayılı Umum î Hıfzıssıhha K anu­
nunun 181-199’uncu maddeleri hükümleri , gereğince, hastalıkla­
rın tedavisinde kullanılan ve özel hükümlere tabi bulunan mad­
delerden başka, tabiî halinde veya herhangi bir işleme tabi kıhndıktan sonra insanlar tarafından yenilip içilen maddeler Sağlık
ve Sosyal Yardım Bakanlığının teftiş ve denetimine tabidir. Belediye
kurulmuş olan yerlerde bu denetim Bakanlığın yürürlüğe koyacağı
yönetmelik ye tüzüklere göre belediye tarafından yapılır. Belediye­
lerin bulunmadığı yerlerde denetim bakanlık sağlık teşkilâtına men­
sup memurlar tarafından yürütülür.
9
. Yenilecek ve içilecek şeylere katılabilecek boyalar, muhafa­
za maddeleri ve antioksidan maddeler hakkmdaki yönetmelik ile
her gıda maddesinin ayrı ayrı özel vasıflarını ve bunların ne gibi
hallerde bozulmuş, taklit veya tağşiş edilmiş sayılabileceğini ve tahlil
için alınacak numune miktarını gösterir tüzük Sağlık ve Sosyal Y a r­
dım Bakanlığınca hazırlanır (m'ad. 188-189).
10. Her nevi maden sularını işletmek için özel hükümlere gö­
realınması lâzım gelen müsaadelerle birlikte,
bu sulardaki şifalı
hassanm Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığınca tasdik edilmiş olması
lâzımdır (mad. 200-210).
1 1 . 28.4.1962 tarihli Sular Hakkmdaki Kanun hükümlerine
göre belediyelerce idare edilen veya işletilmesi şirketlere bırakılan
içilecek ve kullanılacak suların sıhhî denetimleri Sağlık ve Sosyal
Yardım Bakanlığına aittir (mad.
235-243).
12 . Sütlerin nevileri, vasıfları ve süt mamulleri istihsal ve satış
yerlerinin ve malzemesinin sıhhî şartları Sağlık ve Sosyal Yardım
Bakanlığı ile Tarım Bakanlığınca birlikte tespit edilir ve belediye
emirleri şeklinde yayınlanır (mad. 171).
Belediyeler
13 . Yukarıda belirtildiği gibi, yenilip içilmeye mahsus madde­
ler, yürürlüğe konulan yönetmelik ve tüzük hükümleri çerçevesinde,
belediyelerin denetimine tabidir.
306
14 • Her iıe şekilde olursa olsun süt ticareti yapanlar veya satıl­
mak üzere süt istihsal edenler mahallin belediyesinden müsaade
almak mecburiyetindedirler, (mad. 170-173).
15 . Satılan menba suları mahalli belediyelerin denetimine
tabidir. Bunlara ve bütün içme suları nakliyatına ait kapların vasıf­
ları ve suların bu kaplara doldurma ve sevk tarzı belediyelerce tayin
olunur. Buz fabrikaları ve imalâthaneleri belediye denetimi altında
bulunur, (mad. 240-243).
16 . M ezbahalarda ve hayvan kesim yerlerinde hayvanların ve
etlerin muayenesi, özel kanununa göre, veteriner hekimler tarafın­
dan yapılır (mad. 198).
Gümrük ve Tekel Bakanlığı
17 . Gümrük ve Tekel Bakanlığının, başlıca gıda maddelerin­
den birini teşkil eden tuz ile gıda maddeleri yanında yer alabile­
cek maddelerle ilgili görevleri şu şekilde özetlenebilir:
a . Tuz ve alkollü içkiler tekelini işletmek ve yönetmek (4036
sayılı kanun, madde 2);
b . Tekel altında bulunan çayın alım, imal ve satışı ile uğraş­
mak (4223 sayılı kanun);
c . Kahve ithal ve satışı ile meşgul olmak
Ticaret Bakanlığı
'
,
(4648 sayılı kanun).
:
’
'
18 . İç ve dış ticareti düzenleme ve geliştirme sorumluluğuyla
ilgili olarak, bütün maddeler ve bu arada gıda maddeleri ticareti­
nin getirdiği işleri yürütmek yetki ve görevleri kendisine veril­
miş bulunan Ticaret Bakanlığı, Toprak Mahsulleri Ofisinin bağlı
bulunduğu merci olması dolayısıyle, hububat ve ekmek ihtiyacının
karşılanması sorumluluğunu da taşımaktadır (3491 sayılı kanun).
19 . Balık neslinin korunması, balık ve başka su ürünlerinin
istihsali, ticareti, istihlâki ve sanayiinin gelişmesine ilişkin tedbir­
leri almak yetki ve görevleri de bu bakanlığa ait bulunmaktadır
(1883 tarihli Zabıtayı S ay diye Nizamnamesi, İktisat Vekâletinin
görevlerine dair 31.12.1935 tarihli ve 2/3810 sayılı tüzük).
20. Et ve Balık Kurumunun bağlı bulunduğu merci olması
dolayısıyle, Ticaret Bakanlığı et ve balık tanzim satışlarının yöneti­
mi sorumluluğunu da taşımaktadır.
21
. Son yıllarda kendini gösteren kuraklık ve bunun yarat­
tığı kıtlıktan ötürü, açık kalan ihtiyacı karşılamak üzere, hükümet­
307
:
çe, hububattan başka, nebatı yağ , tereyağ, peynir ve süt tozu gibi
başlıca gıda maddelerinin istihlâke sunulması Toprak Mahsulleri
Ofisi ile Et ve Balık Kurum u tarafından yapılmıştır.
Sanayi Bakanlığı
22. Gıda sanayii koluna ait işleri, genel menfaatlere göre dü­
zenlemek ve yönetmek yetki ve görevleri Sanayi Bakanlığına veril­
miştir (6973 sayılı kanun mad. ı/a).
23 . Önemli gıda maddelerinden birini imal eden Türkiye Şe­
ker Fabrikaları A.Ş. bu bakanlığa bağlı bulunmaktadır.
Gıda Maddeleri İhtiyacım Karşılam a Sorumluluğu
24 . Gıda işlerine ilişkin yetki ve görev dağılışının incelenme­
sinden, bu yetki ve görevlerden her birinin başka bir veçheden ve
münferit olarak ilgili merciler arasında dağıldığı, fakat gıda madde­
leri ihtiyacının karşılanması sorumluluğunun, bir bütün olarak,
doğrudan doğruya bir mercie verilmediği, gıda maddeleri ve bes­
lenme ile ilgili bir kısım hizmetlerin açıkta kaldığı anlaşılmaktadır.
25 . Gıda maddelerinin vasıf ve sağhk kontrolüyle ilgili görev­
lerin etkili şekilde yapılmadığı da aşikârdır.
26 . Sözü edilen sorumluluğu taşıyacak merciin tayini için
ışık tutması bakımından, gıda ve beslenme işleriyle ilgili ana görev­
lerin neler olduğunu topluca belirtmekte fayda vardır. Gıda ve
beslenme ile ilgili temel görevler şunlar olmalıdır:
a . Genel olarak hükümetçe uygulanacak gıda ve beslenme
siyasetinin tespiti, bunun için lüzumlu bilgilerin derlenmesi ve
siyasetin uygulanması;
b . Planlama ile ilgili projelerin hazırlanması,
denetim ve yönetimi;
uygulamanın
c . Çeşitli gıda ve yem maddeleri ihtiyacının tespiti ve bu ihti­
yacın karşılanması tedbirlerinin alınması;
d.
Gıda ve yem maddeleri imalât ve ihzarının, muhafazası­
nın, pazarlanmasmm stoklanmasmm düzenlenmesine, standart
ve vasıflarının, tağşiş edilip edilmediklerinin kontrol ve denetimi­
ne ilişkin işlerin yürütülmesi;
e . Dengeli bir beslenme sağlamak için yiyeceklerin çeşitlendi­
rilmesine, besleme değer ve kabiliyetlerinin arttırılmasına ve ika­
me maddelerine ait incelemeler sonuçlarına göre alınacak tedbir­
lerin tespiti ve bunların uygulanması;
308
f . K arada ve sularda yaşayan av hayvanlarının üremesine,
bu iki avcılığın organizasyonuna, kara av hayvanları ederinin ve
su ürünlerinin istihlâkinin artırılmasına yarayan tedbirlerin alınm ası;
g . İlgili mercilerle işbirliği yapılmak suretiyle, tabiî halinde
veya mamul gıda maddelerinin pazarlanmasına, tağşişine, cins,
nevi, vasıf ve standartlarının tayinine, tahliline, kontrol ve dene­
timine ait mevzuatın ıslah edilerek ve açık kalanlarının hazırla­
narak yürürlüğe konması;
h . Gıda maddeleri ve beslenme alanında anketlerin, incele­
melerin, deneme ve araştırmaların yapılmasının düzenlenmesi ve
yönetim i; başka memleketlerde bu konuda yapılan çalışmaların ta­
kibi ve bunların değerlendirilmesi, bu memleketlerle bilgi alışverişi,
gıda denge cetvellerinin hazırlanması;
i . Yiyeceklerin daha iyi usullerle hazırlanması için gıda ve
beslenme konularında eğitim ve yayım da bulunulması.
27 . Gıda ve beslenme işlerine ilişkin konular büyük bir önem
taşımakla birlikte, ayrı bir Bakanlığın kurulmasını gerektirecek
mahiyet ve çapta değildir. Bu konularla en sıkı ilgisi bulunan Ba­
kanlığın bünyesinde teşkil olunacak bir daire tarafından bahis ko­
nusu görevlerin lâyığıyle yerine getirilebilmesi mümkündür. En uy­
gun bakanlık olarak Tarım Bakanlığı görülmektedir.
28 . Sözü edilen görevleri yapmak üzere Bakanlık bünyesinde
teşkil olunacak dairenin, üniversitelerin ilgili fakülteleri, ilgili ba­
kanlıklar ve kurullar temsilcilerinden kurulan ve yürürlüğe konula­
cak bir tüzük hükümlerine göre sürekli olarak faaliyette bulunacak
bir teknik konseyin yardımından faydalanması doğru olacaktır,
29 . Aynı daire, gıda ve yem maddeleri ve beslenme konuların­
da her türlü inceleme deneme ve araştırmaları yapmak üzere lü­
zumlu laboratuvarlara sahip bir Enstitü ile cihazlandırılmahdır.
30, Memleketi çevreleyen denizlerin, göl ve akarsuların su
ürünleri bakımından zenginliğine, topraksızlık yüzünden halkın
geçimini sularda aramak zorunda kaldığı geniş bölgelerin mevcu­
diyetine rağmen Türkiye’de balıkçılık bugüne kadar geliştirile­
memiş ve bu tabiî servet kaynağından lâyığıyle faydalanılamamıştır.
31 . Su ürünlerine ilişkin görevlerin
verilmesi uygun görülmektedir.
de
Tarım
Bakanlığına
32 . Gıda maddeleri ihtiyacının karşılanması sorumluluğunu
taşıyacak bir merci olarak, gıda maddeleri imalâtıyle ilgili bir kısım
yetki ve görevlerin de Tarım Bakanlığına verilmesi tabiîdir.
309
3 3 * Sanayi Bakanlığının yetki ve görevleriyle bir karışma ve
aşma durumunun meydana gelmesini önlemek üzere, yönetim gö­
revi Tarım Bakanlığına verilecek gıda sanayii sınırlarının kesin ola­
rak tayin ve tespiti gerekir.
34. Daha önceleri geniş ölçüde tarım işletmelerinde yerleş­
miş olan, şimdi de kısmen bu işletmelerde yer alan veya alması müm­
kün bulunan, bu itibarla tarım teknolojisi konularını teşkil ettiği
kabul olunan gıda maddeleri sanayii, bu tayin ve tespit konusunda
bir kıstas olarak kullanılabilir. Bu kıstasa göre, yönetimi Tarım Ba­
kanlığına verilmesi gereken gıda sanayii şunlar olabilir:
a . Et ve mamulleri, balık ve her türlü sebze, meyva konser­
veleri (reçel, marmelat ve benzerleri, turşular, hardal dahil);
b . Kuru meyvaların hazırlanması;
c . T ab iî halde veya teksif edilmiş meyva ve sebze suları;
d . Un ve mamulleri (çocuk mamaları h ariç);
e . M eyva şarapları
(hidromel ve tabiî sirke dahil);
f . Distillasyonla elde edilen alkollü içkiler (endüstriyel alkol
hariç);
g . Süt ve mamulleri (peynir mayası dahil) sanayii.
35 . Yukarıda belirtilen kıstaslara göre, Toprak Mahsulleri
Ofisi ile Et ve Balık Kurumunun Tarım Bakanlığına bağlanması,
su ürünlerinin gehştirilmesi ve değerlendirilmesi görevlerinin de
bu Bakanlığa devredilmesi gerekecektir. Ayrıca, Raporun “ Güm ­
rük ve Tekel” kısmında belirtildiği gibi. Gümrük ve Tekel Bakanlı­
ğının kaldırılması üzerine, bu Bakanlığa bağlı bulunan ve kaldırıl­
ma kararından sonra İktisadî Devlet Teşekkülü haline getirilecek
olan sanayi kollarından gıda sanayii ile ilgili bulunanların temel
sorumluluğu da Tarım Bakanlığına ait olacaktır.
36 . Gıda işleri konusunda genel sorumluluğun Tarım Bakan­
lığına verilmesi, öbür Bakanlıkların aynı konu ile ilgili çeşitli görev­
lerine lüzum kalmadığı şeklinde anlaşılmamalıdır. Ticaret Bakanlığı
gıda maddeleriyle ilgili iç ve dış ticareti düzenlemek. Sanayi Bakan­
lığı memleket sanayiini genel menfaatlere göre yöneltmek, Sağlık
ve Sosyal Yardım Bakanlığı gıda maddelerini sağlık açısından denet­
lemek görevini yerine getirmeğe yine devam edeceklerdir; fakat
Tarım Bakanlığına yeni yetki ve görevlerin verilmesi dolayısıyle
hazırlanacak kanun, tüzük ve yönetmeliklere her türlü yetki çatış­
masını ve görev tekrarlamasını önleyecek açık hükümler konma­
lıdır. Aksi taktirde, çeşitli bakanlıklar ve belediyeler arasında yeni
meselelerin ortaya çıkması muhtemeldir.
310 ,
t TOPRAK
î * Raporun bu kısmında, toprağın korunması ve topraklan­
dırma gibi doğrudan doğruya toprakla ilgili bulunan görevlerin
birlikte gözden geçirilmesine çalışılmıştır. Bu arada, yine toprakla
ilgili bulunan bazı görevleri ''Tarım ” ve “ Harita, Tapu ve K a ­
dastro” kısmında bulmak mümkündür. Ayrıca, toprak korunma­
sı işlerinden, suların zararlarını önleme amacını güden tedbirlerin
almmasıyle ilgili bulunanlar, “Bayındırlık ve Ulaştırma” kısmında
Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğünün görevleri arasında incelendiği için, burada o konuya ayrıca yer verilmemiştir.
Toprak İşleriyle İlgili Görevlerin Dağılışı
Tarım Bakanlığı
2
şunlardır:
. Tarım Bakanlığının toprak işleriyle ilgili başlıca görevleri
a . Tarım a elverişli topraklarda erozyonu durdurmak, suyu
toprakta muhafaza etmek ve toprak verimliliğinin devam­
lılığını sağlamak üzere lüzumlu tedbirleri alm ak;
b e Devletin hüküm ve tasarrufu altında veya özel mülkiye­
tindeki taşlık, asitli, alkali veya turbiyer toprakları ve kuru­
tulmuş sahaları tarıma elverişli hale getirmek;
c . Toprakların verimlilik, sulama, drenaj, açma, ıslah, arazi
birleştirilmesi ve kullanılabilme kabiliyetleri bakımından
her türlü etüt ve toprak tahlilleri sınıflandırılmasını ve
toprak haritalarını yapmak, arazi sınıflandırılmasına ve
toprak etütlerine esas olacak usul ve standartları tespit
etm ek;
d . Toprak ve toprak verimliliğinin muhafazası, ıslahı ve su­
lama ile ilgili deneme ve araştırmalar ve örnek mahiyette
çalışmalar yapm ak; öğretim ve teknik yardımda bulunmak;
e . Bakanlığın teklifi üzerine Bakanlar Kurulunca kabul edile­
cek yerlerde, toprak muhafaza ve tarımsal sulama tekniği­
nin zorunlu, kıldığı hallere münhasır kalmak şartıyle, yö­
netmeliği gereğince, arazi birleştirilmesini sağlamak;
f . Memlekette toprak koruma ve tarımsal sulama maksadıyle
yapılacak her türlü toprak etütleri ve toprak haritalarını,
tespit edilecek esaslara ve bunların icap ve sonuçlarına
. uygunluk bakımından, tetkik, murakabe ve tasdik etmek
311
(Bu görev, 7457 sayılı kanunla Topraksu Genel Müdürlülügü’ne verilmiştir);
j . Devlet Ormanlarının hudutları içinde toprak kaymalarına,
aşınma ve taşınmalara engel olacak ağaçlamalar yapmak
ve tedbirler almak (Bu görev, 6831 sayılı kanunla Orman
Genel Müdürlüğüne verilmiştir).
tm ar ve İskân Bakanlığı
3.
4753 sayılı Çiftçiyi Topraklandırma Kanununun 5618 sayı­
lı kanunla değiştirilen şeklinde, aşağıdaki görevler Toprak ve İs­
kân İşleri Genel Müdürlüğüne verilmiştir:
a . Arazisi olmayan ve yetmeyen çiftçilerle bu kanun gere­
ğince topraklandırılmaları kabul edilenleri, aileleriyle birlikte ge­
çimlerini sağlayacak ve iş kuvvetlerini değerlendirecek ölçüde ara­
ziye sahip kılm ak;
b . Kendilerine arazi verilenlere, yeter arazisi bulunup istih­
sal vasıtaları eksik olan çiftçilerden muhtaç bulunanlara, borçlan­
dırmak suretiyle, kuruluş, onarım ve çevirme sermayesi, canlı ve
cansız demirbaş verm ek;
c . Yurt
topraklarının
sürekli olarak
işlenmesini
sağlamak;
d . Gerekli görüldüğü yerlerde
devlet ve orta malı arazide
yapı ve tesisler vücuda getirmek ve çevresinde örnek köyler kurmak
veya mevcut köylere eklemeler yapmak;
e . Köy, kasaba ve şehirlerin tarımsal ve ekonomik şartları
ile hayvan varlıkları ve bu yönden gelecekteki gelişmeleri gözönünde tutularak, özel mülkiyet konusu yapılmamak kaydıyle, ihtiyacı
olan buralar halkının müşterek veya münferit istifadesine devlet
arazisinden mera ve yaylak tahsis etmek.
Topraklandırma Görevinin Safhaları
4
. Topraklandırma işleriyle ilgili esas görevlerin
şöylece özetlenebilir:
safhaları da
a.
Çiftçiyi T opraklandırma Kanununun uygulanacağı bölge­
lerin tespit ve ilânı ile buralarda sondajlar yapılması ve yıllık ça­
lışm a programlarının hazırlanm ası;
b . Uygulam aya tabi tutulacak yerlerde, çeşitleri 4753 sayılı
kanunda kayıtlı (mad. 8) olan kamulaştırılması gerekli arazinin
sınırları ve yüz ölçüleriyle üzerindeki yapı ve tesislerin incelenerek
belirtilmesi;
312
c . Arazi ile üzerindeki yapı ve tesislerinin kamıılaştırılması 5
d . Devlete ait araziden müseccel olmayanlar veya ölçüde ta­
pu fazlası çıkaranların, orta malı, sahibi bulunmayan ve kamulaş­
tırılan arazide mera veya yaylak olarak ayrılması gereken kısım­
dan fazlası ile üzerindeki yapı ve tesislerin Hazine adına tapu idare­
lerine tescil ettirilmesi;
e . Toprak isteklerinin tespiti ile, Hazine adına tescil edilmiş
araziyi dağıtma, arazi ve üzerindeki yapı ve tesislerin değerlerine ham
arazi açma ücreti ve T .C . Ziraat Bankasındaki fondan karşılanan
çeşitli kredilerin eklenmesiyle belli olan değer üzerinden ipotekli
olarak tapu idarelerine tescil ettirerek borçlandırma ve vergi
kayıtlarının tesis ettirilm esi;
'
f . Sahibi tarafından vadesi geldiği halde, zor durum dışında,
borcu ödenmeyen ve işletilmeyerek terk edilen, ortakçılıkla yeya
zorunsuz olarak kira ile işletilen arazinin geri alınm ası;
g . Yerinde toprak bulunmadığı taktirde ihtiyaç sahiplerine
başka yerlerde arazi verilm esi;
h . Hazine ve şahıslara ait arazi karşılıklı olarak iç içe bulun­
duğu ve geçitsiz veya dar geçitli olduğu için dağıtmaya elverişli
bulunmadığı taktirde, trampa edilmesi, kanun gereğince verilen
toprağın kültüre müsait olmadığı anlaşılırsa değiştirilmesi.
Görevlerin Düzenlenmesi
5 . Toprakla ilgili çeşitli görevlerin yeniden düzenlenmesi
ve bu konudaki teşkilât bağlantılarının ortaya konmasına geçmeden
önce “toprak reformu” konusunda hazırlanmış olan bir tasarı üze­
rinde de durmak ve bunun getirebileceği meseleleri de hesaba kat­
mak gerekir.
“ Toprak Reformu” Tasarısı
6 . Tarım Bakanhğı tarafından hazırlanıp 1962 haziranında
yayınlanan tasarının gerekçesinde (s. 22): “Bu tasarı, toprak refor­
mu tatbikatının nasıl bir teşkilât tarafından yürütüleceği ve bu
fonksiyonlarla hangi dairelerin görevlendirileceği konularını
ele almamıştır. Zira bu konular tatbikatın ve şartların icaplarına
kolaylıkla adapte olunabilecek elastikiyette ayrı bir kanun tedvi­
nini gerektirmekte ve böylece bu kanunun Büyük Meclise kabulün­
den sonra alacağı şekle göre hazırlanması daha uygun mütalaa
edilmiş bulunmaktadır.” deniliyor.
7 . Tasarı, ayrıca, yapılacak “Toprak Reformu’nun” esas ga­
yesini şu şekilde göstermektedir (s, 22):
313
a.
vazeneli
bir
Yurdum uzda ziraat arazisinin sosyal adalete uygun ve mu­
şekilde bölünmesini sağlamak;
b . Mülkiyet dağılışmda temerküzü önleyerek toprağı işleyene
vermek;
c . Toprağı bulunmayan veya yetmeyen çiftçileri geçimlerini
sağlayacak ve aile iş güçlerini değerlendirecek büyüklükte araziye
sahip kılmak; ziraata iktisaden yaşayabilir aile işletmelerini hâkim
kılmak ve idame ettirmek;
d . Bu maksatla gerektiği hallerde, kredi, teknik yardım ve
vasıta sağlamak;
e . Ufalanmış mülkleri
üniteler haline getirmek;
toplulaştırarak
ekonomik ve
rantabl
f • Bunların tekrar parçalanmasını önleyici tedbirleri koym ak;
g.
Kiracılık ve ortaklığı özel hallere inhisar ettirmek, bu tak­
dirde dahi şartlarını düzenlemek;
h . Nihayet bütün bu tedbirlerle ziraî bünyede mevcut köstek­
leyici bozuklukları düzelterek kalkınmaya elverişli muhiti hazırlamak;
8 . Reform, Bakanlar Kurulunca ilân edilecek bölgelerde tat­
bik edilecek ve arazi ıslahı ile geliştirilmesi program içerisine alınan
yerlere öncelik verilecektir. Bununla beraber kiracılık ve ortakçı­
lığın tanzimine ait hükümlerden büyük bir kısmı memleketin her
tarafında birden uygulanacaktır. Çiftçi kütüklerini tutmakla görev­
lendirilecek daire, kira ve ortakçılık mukavelelerini de muhafaza ve
takip edecektir.
9 . Tarım a elverişli arazinin mümkün olduğu kadar sürekli
bir şekilde işletilmesini öngören tasarı, reformu yapılmış bölgelerde
belli şartlara göre işletilmeyen arazinin geri alınması hükme bağlan­
maktadır. Bu şartlar ''ziraat tekniğinin icap ettirdiği” şartlardır.
Geri alınma işlemi ancak kredi, lüzumlu teknik yardım verildikten
ve yeteri kadar mehil bırakıldıktan sonra yürütülecektir. Reformu
yapılan bölgede dağıtılmış olan arazi- ile “toplulaştırma” suretiyle
daha iyi bir işletme* haline getirilmiş bulunan arazi mülkiyetinin
miras, satış vesair yollarla yeniden parçalanmasını önleyecek hü­
kümler de tasarıda yer almıştır.
10. Tasarıda tespit edilen safhalara göre, toprak reformu
uygulanacak olan yerde önce kadastro yapılır ve hangi arazinin
kime ait olduğu tespit edilir. Arazi kullanma kabiliyetlerine göre
haritalara geçilir. Bu hususta iklim, toprak, topoğrafya ve drenaj
şartlarına bakılır ve bu suretle arazinin tarıma elverişlilik derecesi
tayin edilmiş olur.
314
11 . Tasarının gerektirdiği önemli yeniliklerden biri de “ ara­
zi toplula§tırılması” dır. Toplulaştırma, bölgedeki arazinin mümkün
olan en iyi şekilde yeniden tertip edilmesini, yolların, kanalların ve
diğer tesislerin araziden en az bir kayıpla planlanmasını ve bu ara­
da bir kimseye ait olan muhtelif parça arazinin mümkün olduğu
kadar az sayıda parçaya indirilmesini hedef tutmaktadır. Bu iş yapı­
lırken tarla veya bağ, bahçe gibi çeşitli arazinin bir kimseden başka
bir kimseye geçmesi gerekecek ve kimsenin hakkının zayi olmaması
icap edecektir. Bu suretle yapılacak toplulaştırmada, kullanılan
tarım arazisinde küçük bir artış olacağı umulmaktadır. Bölgede ka­
mulaştırma şartlarını haiz arazi ile devlet arazisi gibi dağıtılacak
arazi yok ise, “ toplulaştırmamda topraksız kimselere arazi verileme­
yecek demektir.
•
Görev Dağılışı
-
^
12 . Şimdi uygulanmakta olan 4753 sayılı “Çiftçiyi Topraklan­
dırma K anunu” İmar ve İskân Bakanlığına bağlı olan Toprak ve
iskân Genel Müdürlüğünce yürütülmektedir.
13 . İlk bakışta toprak reformunun, daha geniş anlamdaki ta­
rım reformunun ve dolayısıyle kalkınmasının esaslı bir parçası ol­
ması, reformu yürütme görevini tarım politikasını tespit etmekten
sorumlu olan bir mercie bırakmak için yeter bir sebep sayılabilir.
Reformun, sadece bir defa uygulanıp geçiştirilecek bir şey değil,
yapıldığı bölgede tarımsal kalkınmayı başarıya ulaştırmak için
devamlı surette üzerinde çalışılması gereken bir iş olması dolayısıyle,
tarım tahsis edilecek topraklar için toprak reformunun T arım Ba­
kanlığının sorumluluğu altında uygulanmasını savunanlar vardır.
Buna karşılık, toprağın, yalnız tarımla değil, başka sanayi, turizm,
iskân gibi hizmetlerle de ilgili olduğu, işin esasının bölge planlaması,
fizikî planlama ve imar planlaması görevlerini teşkilâtlandıran bi­
rimde bulunması gerektiği, çeşitli maksatlara ayrılan bölgelerdeki
fizikî tertiplenmesnin Sanayi, Tarım ve Turizm Bakanlıkları gibi
hizmet dairelerince yapılmasının daha doğru olacağı ileri sürülmek­
tedir.
14. Toprak reformunun Toprak ve İskân Genel Müdürlüğü
kanalı ile, İmar ve İskân Bakanlığınca yürütülmesi gerektiği ileri
sürülürken dayanılan ana fikir, iskânın topraktan ayrılamayacağı
fikridir. Gerçekten reform tasarısının birinci maddesinde “ . . .bu
kanunun uygulanmasının gerektirdiği tarımsal yerleşim meselele­
rini yeniden düzenlemek . . ibaresi yer almış ve tarımsal yerle­
şimden “ . . , göçmen, göçebe ve göçürülenlerden bu kanun daire­
315
sinde topraklandırılan çiftçileri ev ve tarımsal işletmenin lüzumlu
.kıldığı yapı ve tesisleri sağlamak suretiyle yerleştirmek” anlaşılması
gerektiği on birinci maddede tasrih edilmiştir. Bu arada “örnek
köyler ve çiftlikler kurmak, mevcut köy, kasaba ve şehirlerde ekle­
meler yapm ak...” ikinci maddenin (e) bendi ile öngörülmüştür.
Ancak hangi şartlar altında kimlerin göçürüleceği ve bunların nakil­
leri ile ilgili hususlara reform tasarısında yer verilmemiştir. Bunların
iskân kanunlarına bırakılmış olması muhtemeldir.
15 . Türkiye’nin hemen her tarafında toprak açhğmdan bahsolunduğuna göre, reform dolayısıyle araziye sahip kılınacak olanlar,
o yerlerde uzun zamandan beri oturup ortakçılık, kiracılık ve ta­
rım işçiliği ile uğraşanlar ve arazisi kendilerine yetmeyenler olacak­
lardır. Ancak yerli halkın, reformun getirdiği, normlara göre, tat­
min edilmesinden artan arazi olursa oraya dışardan insan getirilmesi
düşünülebilir. Bu halin hangi ölçüde gerçekleşeceği kestirilemezse
de mahdut bir yere inhisar edebileceği tahmin olunabilir. Cum hu­
riyetin ilk yıllarındaki durumun mevcut olduğunu kimse iddia ede­
mez. Bu sebeple, toprak reformu ile beraber yürümesi düşünü­
len “tarımsal yerleşim” her yerde uygulama yeri bulamayacaktır.
Başka bir deyimle toprak reformu konusunda iskân uygulamaları
pek büyük bir yer tutmayacaktır. Belki de Karadeniz gibi kesif böl­
gelerin ve başka yerlere kaldırılmaları gereken bazı orman içi köy­
lerin halkına tarımdan başka alanlarda geçim yolu sağlamak ve dolayısıyle memleketin iskân davasını tarımsal iskândan sınaî, turistik
vs. iskâna çevirmek gerekecektir.
16 . Toprak reformu görevlerinin Tarım Bakanlığına değil.
Toprak ve iskân Genel Müdürlüğü kanalıyle İmar ve İskân Ba­
kanlığına bırakılmasını hakh gösterecek bir başka nokta da, “top­
rak tedariki için araştırma, ölçme, harita yapma, tescil ettirme. Ba­
kanlar Kuruluna tasdik ettirilmiş belli normlara göre kredi verdir­
me, borçlandırma, arazi birleştirme, trampa etme, kiraya verdirme”
vs. gibi faaliyetleri tam bir tarım faaliyetleri olarak görmenin
güçlüğüdür.
1 7 . Her teşkilâta kuruluş gayesine uygun veya yakın işler ve­
rilmesi ve bütün işlerin bütün birimler arasında dengeli ve ölçülü
olarak dağıtılması gerekir. Oysa, Tarım Bakanlığı’nm üzerinde za­
ten başarılması çok güç, büyük işler vardır. Bu sebeplerle toprak
reformunu yürütme görevini İmar ve İskân Bakanlığına vermek en
doğru yol olarak gözükmektedir. Tabiî, daha geniş anlamdaki tarım
reformu Tarım Bakanlığı'nın sorumluluğu olmakta devam edecektir.
18. Harita, tapu ve kadastro işleri ile topraklandırma çalışma­
ları arasında n e . derece yakın bir bağlantı bulunduğu izaha lü-
316
Zum göstermeyecek kadar aşikârdır. Bu raporun “ Harita, Tapu
ve Kadastro” kısmmda, harita işlerinin îm ar ve İskân Bakanlığına
verilmesi ve Tapu ve Kadastro İdaresi ile Harita Genel M üdürlü­
ğü arasında işbirliği yapılması tavsiye olunmaktadır. Topraklandır­
ma ile bu işler arasındaki bağlantı dolayısıyle, “toprak reformu”
görevinin Tarım Bakanlığına verilmesi halinde, Bakanlığın ya bütün
bu görevlerle ilgili işleri de yüklenmesi, yahut da, on altı yıldan beri
yapıldığı gibi, iki taraflı emek, zaman ve para sarfına devam edil­
mesi gerekecektir.
19
. Şurasını da önemle belirtmek gerekir ki, toprak reformu
görevinin îm ar ve İskân Bakanhğına verilmesi, bu konuda Tarım
Bakanhğıyle ilgili sorumlulukların tamamıyle ortadan kalkacağı
şeklinde anlaşılmamalıdır. Meselâ, “Reform” tasarısında bahsi ge­
çen Kadastro “Toprak H aritaları” Harita veya Kadastro Genel
Müdürlüklerinin yapmaları mutat olan haritalar değildir. Bunlar
toprağın tarıma elverişlilik derecesini tespite yarayan çalışmalardır
ve muhtemelen mevcut haritalar üzerine işlenecektir. Bu işler T arım
Bakanlığına bağh Topraksu Genel Müdürlüğünün görevleri arasın­
dadır. Arazi dağıtımında borçlandırma tescil gibi işlemlerin tarımsal
olmadığı muhakkaktır. Fakat, kimlerin ne miktar ve cins araziye
muhtaç olduğu hangi arazi parçasının bu ihtiyaca cevap vereceği,
gerekli kredi, tarım aracı ve teknik yardımın mahiyetini tâyin gibi
hususlar için aynı şey söylenemez, Bunlar tarım politikasının par­
çalarıdır.
Toprağı Koruma Görevleri
20.
Raporun “İmar ve İskân” kısmında da belirtildiği gibi,
nihaî sorumluluğu İmar ve İskân Bakanlığınca yüklenilecek olan
bölge planlaması ve fizikî planlama işlerinin sonunda “tarım” a
tahsis edilmiş “toprakların korunması” , yani bu topraklar üzerin­
de tabiî olaylar dolayısıyle meydana gelebilecek zararlı etkilerin
önlenmesi. Tarım Bakanlığının sorumluluk alanına girmektedir.
Bu alanda, açıkça, Tarım Bakanlığının “Toprak Muhafaza ve Ziraî
Sulama Genel M üdürlüğü” (Topraksu) yetkilidir.
21
. Ancak, toprağın korunması görevleri için Tarım Bakanlı­
ğınca ihtiyaç görülen harita ve planlar. Harita Genel Müdürlüğü­
ne yaptırıldığı gibi, foto mozaikleri ve haritalar bastırılmakta, ya­
pılacak etütler için arazi fotoğrafları ödünç olarak alınmaktadır;
fakat, bu fotoğrafların büyütülmesi ve küçültülmesi veya mozaik­
lerin yapılması, Türk Ceza Kanununun 132 ve 133. maddelerine
dayanılarak Askerî Ceza K anunu’nun 121. maddesi hükmü ile ya­
317
sak edildiğinden, fotoğraflardan gereği gibi faydalanılmadığı, top­
rak ve su etütlerinin lâyığıyle yapılamadığı, bundan ötürü de bu
alandaki hizmetlerin aksadığı ifade edilmektedir. Askerî Ceza Kanunnu’nun yürürlüğe konulduğu 1923 yılından bu yana şartlar değiş­
tiğine ve havadan istenilen fotoğrafların daima çekilmesi mümkün
bulunduğuna göre, gerekiyorsa askerî yasak bölgeler hariç tutulacak
şekilde bu kanunda lüzumlu değişikliğin yapılması ve sözü edilen
fotoğraflardan faydalanma imkânının sağlanması isabetli olacaktır.
22 . Köy, kasaba ve şehirler halkınca ortaklaşa faydalanmak
üzere tahsis olunan mera ve otlakların bakımsız bırakılmaları ve
hatta tahrip edilmeleri dolayısıyle, kısa bir zamanda, faydalanıl­
maz hale geldikleri görülmektedir. Bu sebeple ilgililerce bakımları­
nın sağlanması için tahsislerin şartlara bağlı olarak yapılması, kontrolların Tarım Bakanlığınca yürütülmesi, bu şartların yerine getiril­
memesi halinde toprakların, imar ve ıslahı sağlayacak özel ve tüzel
kişilere tahsis edilmesi İktisadî icaplar bakımından daha uygun ola­
caktır.
23 . Orman içinde veya kenarında yaşayanlardan bulunduk­
ları yerde kalkmdırılmaları mümkün olmayanların başka yerlere
nakledilip müstahsil hale getirilmeleri, toprağın, daha doğrusu or­
man gibi bir tarımsal servetin muhafazasıyle ilgisi dolayısıyle, ilk
bakışta Tarım Bakanlığının görevlerinden sayılabilir. Ancak, bura­
da “iskân” vasfının çok daha ağır basması, görevin İmar ve îskân
Bakanlığına verilmesini gerektirmetedir. Tabiî, korunması gereken
ve bu sebepten içindeki nüfusun başka yere yerleştirilmesi icabeden
orman bölgesinin sınırlarını tespit görevi Tarım Bakanlığının olacak’tır.
24 . Dağılan veya iskân edilen arazide toprak açma, ikileme,
tohum ekme ve mahsul biçme gibi işler için kullanılan traktör grup­
larının ekipmanlarıyle birlikte Tarım Bakanlığına (Toprak M uha­
faza ve Ziraî Sulama Genel Müdürlüğüne) devredilmesi ve sözü edi­
len işlerin bedeli ödenmek suretiyle yapılmasının sağlanması, toprak
dağıtımının ve iskânın istihsal üzerindeki etkilerini müspet yöne çe­
virmek bakımından önemlidir.
25.
Toprakla ilgili olarak, yapılmayan ve sorumlusu belli
olmayan bir görev de, resmî ve özel tesisler dolayısıyle, tabiî gü­
zelliklerin ve turistik tabiî servetlerin bozulmasını önlemektir. Dik­
katsizlik veya önemsememe yüzünden bu konuda büyük kayıplara
uğranılmaktadır. Görev, kurulması teklif edilen Turizm Bakanlığıyle yakın işbirliği yapılarak, İmar ve İskân Bakanhğmca yerine geti­
rilmeli, bu konuda ciddî bir denetim sağlanmalıdır.
318
j, İMAR VE İSKÂN
I
. Bu kısımda ele alınacak olan görevler şimdi İm ar ve İskân
Bakanlığı tarafından yürütülen veya bu Raporla aynı Bakanlığa
verilmesi teklif olunan işlerin hepsini kapsamamaktadır. Görev­
leri bağlı bulundukları Bakanlık adlarına veya bağlanış şekillerine
bakmaksızın, başlıbaşına birer bütün teşkil edecek şekilde incelemek
ihtiyacı, ilk bakışta dağınıklık gibi görülebilecek bir durumun or­
taya çıkmasına yol açmıştır. Bu kısımda da, İmar ve İskân Bakanlı­
ğının başka görevleri dolayısıyle gözden geçirilmiş olan işlerin dışın­
da kalan konular İncelenmektedir. Görevlerin yeniden düzenlenme­
sinden sonra İmar ve İskân Bakanlığı’nm bir bütün olarak hangi
görevlerden sorumlu olması gerekeceği raporun bu bölümünün so.nunda daha iyi görülecektir.
Bölge Planlaması ve Fizikî Planlama
ı
2
. Devlet Planlama Teşkilâtınca hazırlanan uzun vadeli plan­
lar ve yıllık programlar, çeşitli hizmet konularının bir bütün ola­
rak ve dengeli şekilde geliştirilmesini, yatırımların ve faaliyetlerin
yine “bütün” memleket ihtiyaçlarına göre yönetilmesini amaç edin­
mektedir. Bunların hazırlanmasından sonra, yapılacak işlerirı, özel­
liklerine göre memleket içindeki bölgelere dağıtılmasına, başka
bir deyimle memleket çapında bir fizikî planlamanın sorumlu bir
organ tarafından gerçekleştirilmesine ihtiyaç vardır. Hizmetlerin
çeşitli kollarını üzerine almış olan dairelerin kendi faaliyetlerini
planlayıp yürütürken, bu fizikî plana uymaları, bölgesel uygulama­
da tekerrür ve tedahüllerin önlenmesini sağlayacaktır. Her ne kadar
91 sayılı ve 30 eylül 1960 tarihli kanun, gerekli araştırmaları yap­
mak ve uzun veya kısa vadeli bölge planlarını ve programlarını hazır­
lamak görevini Devlet Planlama. Teşkilâtına vermişse de. Teşkilât
bölge planlaması ve fizikî planlama birimlerine sahip bulunmadığı
için kanundaki 'bu hüküm, ancak planların hazırlanmasında bölge
ihtiyaçlarının gözönünde , tutulması fikrini ifade etmekten öteye
geçmemektedir. Bugünkü uygulamada Devlet Planlama Teşkilâtının elde ettiği bilgiler, bir bölge planlaması ve fizikî ' planlama
biriminden değil, dairelerin kendi maksatları için yaptıkları ve çok
hallerde tedahüller gösteren bölgesel etütlerden alınmaktadır. Genel
kalkınma planlarına ışık tutacak toplu bölgesel bilgilerin hazırlan­
ması ve uygulama planlarının çeşitli yürütme birimlerince genel
fizikî planlamaya bağlı olarak yapılması planların memleket bün­
yesine uygunluğunu sağlayacaktır.
319
3 • Devlet Planlama Teşkilâtı Kuruluş Kanunu bu teşkilâtta­
ki İktisadî Planlama Dairesine “gerekli araştırmaları yaparak uzun
ve kısa vadeli umumî ve bölge plan ve programları hazırlamak”
görevini vermiştir. Ama, teşkilât planları için gerekli bilgileri; im ar
-İskân Bakanlığı Mesken Genel Müdürlüğü ile Toprak-İskân G e­
nel Müdürlüklerinin bölge planlamasına benzeyen, fakat ampirik
usullerle yapılan çalışmalarından. Karayollarının etüt ve planlama
faaliyetlerinden. Devlet Su İşleri’nin havza planlamalarından, E İE İ’
nin ve Etibank’m enerji etüt ve planlamalarından. Orman Genel
Müdürlüğünün amenajman planlamalarından almaktadır.
4 . Karayolları, DSİ, E İEİ, Etibank, Orman Genel Müdürlüğü
gibi dairelerde yapılan etüt ve planlamalar, havza ve amenajman
planlamaları birbirine benzer mahiyette olmalarına rağmen^ tek
taraflı ve belirli maksatlarla yapıldıklarından ve bir bölge planına^
veya fizikî plana bağlı olmadıklarından, çoğu zaman, tedahül ve
tekerrür halinde ve birbirlerini tamamlamaktan uzaktırlar.
5 . 91 sayılı kanunun tekerrür gösteren ifadelerine rağmen,
bölge planlaması ve memleket çapında fizikî planlama görevinin
esası, 7116 sayılı kanunla İmar ve İskân Bakanlığına verilmiş­
tir. Bu Bakanlıkça bazı pilot bölgelerde bölge planlama uygula­
malarına girişilmişse de, yetişkin eleman bulunmayışı sebebiyle, hiz­
metin bütün bölgeleri içine alması sağlanamamıştır.
6.
Toprak dağıtma görevleri, yurt çapında bölge planlarına
dayanmamaktadır. Bu arada toprakların tarım ve iskân bakımından
olduğu kadar, arkeoloji, turizm, ulaştırma ve sanayi bakımlarından
da değerlerini meydana çıkarıp bölge planları içinde genel bir fizikî
planlamaya esas olacak şekilde bir tahsis faaliyeti mevcut değildir.
Bu maksatlar için toprak tahsisi, talep oldukça yapılmakta, bu da
talep edenin mahdut ve tek taraflı görüşlerine dayanmaktadır.
7 . Devlet Planlama Teşkilâtının hazırladığı planları, yurt
topraklarının çeşitli hizmetlerde elverişliliğini doğru olarak gös­
teren bilgilere dayandırmak için, gerekli bölge etütlerini, çeşitli
hizmet kollarının ihtiyaçlarını gözönünde tutarak yapma işini Dev­
let Planlama Teşkilâtı ve hizmet daireleri dışında bir merkezî hükü­
met birimine vermek gerekmektedir. Memleket çapında fizikî plan­
lama etütlerinin de bir merkezî hükümet birimince yürütülmesi
mümkündür. Bu görev için en uygun yer İmar ve İskân Bakanlığı
olacaktır.
8 . Bakanlığın bu konudaki merkezî faaliyetine paralel olarak
bazı bölgelerde kurulacak bölge planlama birimleri de şimdiden,
320
hem acil ihtiyaçları karşılayacak, hem de uzun vadeli ve teferruatlı bölge planlarım gerçekleştirecek çalışmalara başlamalıdırlar.
9 . İmar ve İskân Bakanlığı hem merkez, hem de bölge veya
iller teşkilâtıyle, toprağın çeşitli maksatlara tahsisi görevini yapabi­
lecek imkân ve yetkilere sahip kılınmalıdır.
İmar Planlaması
10 . Memleket çapında imar planlaması ile şehircilik ve köy
imarı görevleri genel olarak, hem bölge planlaması çahşmalarıyle,
hem de imarın muhtelif kollarını gerçekleştirmekle görevli yürüt­
me birimlerinin faaliyetleriyle yakından ilgilidir. Daha açık deyimle,
bu görev, mahiyeti itibariyle, önemli bir genel koordinasyon göre­
vidir,
11 . İmar görevlerinin esasını teşkil eden imar bölgelerini tes­
pit etmek, bölge imar planlarını yapmak, bunların uygulanması
için gerekli tedbirleri almak, bölge, şehir, kasaba ve köylerin ha­
rita ve imar planlarını hazırlamak, şehir ve kasabalara ait, içme
suyu, kanalizasyon, yol, elektrik tesisleri gibi işlerin projelerini yap­
mak veya yaptırmak görevleri İmar ve İskân Bakanlığına ait bulun­
maktadır.
12 . İmar görevinin esası İmar ve İskân Bakanlığında olmak­
la birlikte, bir yandan yirmi kadar kanunun hizmeti parçalayan
ve tahdit eden hükümleri, öte yandan taşra teşkilâtının azlığı, ehli­
yetli personelin noksan oluşu ve malî imkânsızlıklar bu görevi fiilen
etkisiz hale sokmuştur.
13 . Kalkınma planlarının , esaslarına bağlı bulunan . ve yurt
bölgelerinin özelliklerine uygun olarak çeşitli hizmet kollarına ait
tesisleri kapsayan fizikî imar planlaması, sistematik, devamlı, teknik
ve icraî bir görevdir. Bu görevi sonraya bırakıp, yıllarca sonra ger­
çekleşecek olan bölge planlama sonuçlarını beklemeye memleketin
takati yoktur. Bu sebeple fizikî imar planlaması görevinin de bir mer­
kezî hükümet görevi olarak İmar ve İskân Bakanlığınca hemen ele
alınmasında zaruret vardır. Bu takdirde İmar ve İskân Bakanlığı­
nın, ilk anda, bir fizikî planlama revizyon merkezî şeklinde işe baş­
lamak suretiyle yürütülmekte olan işlerin, fizikî imar planlarına ay­
kırı ve hatalı yapılmasını önlemesi mümkün olacaktır. Ulaştırma
ağlarına ait imar haritaları, tarım alanlarına ait şimdiki ve gelecek­
teki durum haritaları, sınaî tesislere ait durum haritaları hep İmar ve
İskân Bakanlığının vizesinden geçirilmeli, imar ve bölge planlaması
esaslarının rehberliği ile hatalar asgariye indirilmiş bir fizikî koor­
321
dinasyon sağlamalıdır, im ar ve iskân Bakanlığı, bu suretle bir yafı^
dan fiziki imar düzenini sağlarken öte yandan da Devlet Planlama
Teşkilâtının genel planlamasına yardım etmiş olacaktır.
14 .
Bu şekilde, memleket çapında fizikî imar koordinasyonu
ve planlamasının merkezî hükümette im ar ve İskân Bakanlığınca
fiilen yapılması sağlanırken. Belediyeler, köyler ve il sınırları içindeki
merkezî hükümet dairelerinin bina, su, enerji ve elektrik, kanalizas­
yon, yol gibi kamu inşaat ve tesisleri ile mahallî özel inşaat ve tesis­
lerin imar düzeni içinde yürütülmesi için, ihtiyaca göre, her bölge
veya her ilde Bakanlığın görevlerini yürütmek üzere, birer imar ma­
kamı kurulması ve imar konusundaki kontrol boşluğunun gideril­
mesi uygun olacaktır.
15 . İmar mevzuatı yirmi kadar kanun, birçok tüzük, yönet­
melik ve kararnamelerle hizmeti yer yer dağıtmış ve tahdit etmiştir.
Bunları toplama ve gözden geçirme görevinin de İmar ve İskân Ba­
kanlığına verilmesi faydalı olacaktır. Bu arada, Belediye sınırları
dahilindeki imar kararlarının merkezî hükümetçe kararlaştırılan
imar esaslarına uygun olmasını sağlamak için, belediyelerde bir
intikal planlaması yapmak üzere il imar makamlarından yetkili tek­
nik elemanların da katılmasıyle “Belediye İmar Heyetleri” nin kurul­
ması düşünülmelidir.
16 . Belediye sınırları içindeki belediye tesislerinden içme su­
yu, lâğım, yol ve elektrik tesislerinin yapılması 1580 sayılı kanu­
na göre belediyelere; nüfusu 3000’den az belediyelerin içme suyu
projelerinin tasdiki İmar ve İskân Bakanlığına; İller Bankasında
toplanan fonlardan, nüfusu 50.000’den az belediyelere içme suyu,
kanalizasyon, harita ve imar planı, elektrik tesisleri, mezbaha yap­
mak üzere para verilmesi İmar ve İskân Bakanlığına, kanalizasyon
tesisleri projelerinin tasdiki Devlet Su İşlerine ve İmar ve İskân
Bakanlığına, elektrik tesisleri projelerinin tasdiki Sanayi Bakanlı­
ğına; 250 bin liradan aşağı bina inşaat projelerinin tasdiki Bayındır­
lık M üdürlüklerine; daha büyüklerininki Bayındırlık Bakanlığına;
yollar için standart tespiti ve tatbiki İmar ve İskân Bakanlığına veril­
miştir. Öte yandan bütün bu işlerin denetlenmesi hiç bir merkezî
birime verilmemiş ve böylece çok karışık ve dağınık bir durum ortaya
çıkmıştır. Bunun önlenmesi için, belediye tesislerinin şehir imar plan­
ları uyarınca ve belli esaslara göre yapılmasında, genel politikanın
tespiti ile teknik nezaret ve teknik yardım görevlerinin, teşkilât ve per­
sonel ihtiyacı tamamlanmak şartıyle, İmar ve İskân Bakanlığında
toplanması, mahallî denetleme görevlerinin illerdeki İmar ve İskânBakanlığı teşkilâtı vasıtasıyle yapılması ve İller Bankasının bu işlerle
322
ilgili bir kredi kurumu olarak Bakanlık emrinde bulunması üyguü
olacaktır.
17
. Olağanüstü haller, afetler, iç iskân ve göçmen iskânı dolayısıyle girişilen faaliyetler dışında, sayıları 30.000’i aşan köyler için
gerekli imar görevi hemen hemen hiç yerine getirilmemektedir. Y ılda
50.000 lira gibi çok düşük miktardaki yardım 100-120 köy arasında
paylaştırma görevi İmar ve İskân Bakanlığında, enerji tesislerinin proje­
lerini tasdik etmek görevi Sanayi Bakanlığında, okul yapım işi Bayındır­
lık ve M illî Eğitim Bakanlıklarında bulunmakta, böylece derli toplu
bir köy imarı programını gerçeleştirmek mümkün olmamaktadır.
Devlet Su İşleri, Karayolları, Bayındırlık Bakanlığı gibi kuruluş­
ların kendi alanlarına giren inşa yetkileri aynı kalmak şar tiyle, köy
imarı konusundaki genel koordinasyon sorumluluğunun merkezî
bir birime, yani İmar ve İskân Bakanlığına verilmesi gerekmektedir.
18. İmar ve İskân Bakanlığınca yapılarak, iskân için tahsis
edilen örnek köylerin, çok masraflı ve beklenen maksadı sağlamak­
tan uzak olduğu görülmektedir. Bu sebeple hazır örnek köyler yap­
mak yerine daha geniş bir kütleye tip proje, kredi ve malzeme sağla­
ma yoluna gitmek daha doğru olacaktır.
tskâîî
19 . Kanunlara göre, iskân görevleri, yatacak, yiyecek, yaka­
cak ve tedavi yardımları, ev veya ev yeri, tarla, bağ, bahçe, çift hay­
vanı, tohumluk, ziraat aletleri, dükkân, aletler ve döner sermaye,
samanlık veya yeri vs. gibi menkul ve gayrimenkul verilmesi, yeni­
den kurulan köylere ortak tesis ye ihtiyaçlara yetecek yerlerin pa­
rasız bırakılması ve bazı tesislerin yaptırılması; verilen gayrimenkullerin tapuya tescili; göçmenler için gümrük, tabiyete kayıt, vergi,
askerlik muafiyetleri işlemleri; iskân edilecekleri yere kadar parasız
nakilleri; göçebe ve gezginci çingenelerin eski yaşayışlarına dönme­
leri halinde yerlerine iade edilmeleri; iskân politikasında gelenek ve
kültür birliğinin sağlanması gibi görevlerdir.
20 . Devletin iskân etmek üzere yardım elini uzatacağı zümre­
ler iki ana grupta toplanmaktadır. Bunlardan birincisi, millet haya­
tının büyük sarsıntılar olmadan devam edegelen dalgalı akışı sırasın
da, gelişmeye ve kalkınmaya yardımcı olan ‘'normal iskân görev­
lerindir. İkinci gruba ait iskân görevleri ise, tabiî afetler dolayısıyle
meydana çıkan görevlerdir.
323
Mormal îskân Görevleri
21 . Şimdiki duruma göre iskân görevlerinin dağılışı
şöyledir:
a . Yurdun nüfusu yoğun ve toprağı dar olan bölgelerini etüt
etmek ve bu bölgelerdeki nüfus yoğunluğu toprak yokluğu ve dar­
lığı veya verimsizliği yüzünden başka bölgelere nakillerini isteyen­
leri, yabancı memleketlerden Türkiye’ye gelmiş ve gelecek göçmen
ve mültecileri ve yurt içinde özel kanunlarına göre yerleştirilecek
vatandaşları iskân etmek; her türlü afetlerden önce ve sonra gerekli
tedbirleri almak, göçmen ve mültecilerle göçebelerin ve gezginci
çingenelerin yurt içinde yerleştirilmelerini, Türk kültürüne bağlı­
lık ve nüfus, oturuş ve yayılışının düzeltilmesi amacı ile yapılacak
programa uygun olarak tertiplemek; orman köylerinden bulunduk­
ları yerde kalkmdırılmaları mümkün görülemeyenlerin, kendi
istekleri ile, başka yerlerde iskân edilmelerini sağlamak; gümrük
kaçakçılığının önlenmesi için teşkil edilen güney engelleme şeridin­
den nakledilecekleri iskân etmek; barajların inşası dolayısıyle kısmen
veya tamamıyle boşaltılması gereken köyler halkının iskânı ile Çift­
çiyi Topraklandırma Kanunu’nun (4753’ü değiştiren 5603 sayılı
kanun) veya bundan sonra kanunlaşacak Tarım Reformu K anun­
larının uygulanması dolayısıyle meydana gelebilecek iskân işlerini
yapmak görevleri tamamıyle İmar ve İskân Bakanlığına aittir.
Bakanlık bunlardan afetlerle ilgili olanları iç teşkilâtı vasıtasıyle, öbür­
lerini de ayrı bütçeli olmakla birlikte kendisine bağlı olan Toprak
ve İskân Genel Müdürlüğü vasıtasıyle yapmaktadır.
b . Başka yerlerde kalkmdırılmaları gereken orman içi ve ke­
narı köylerine ait iskân işlemlerinin Tarım Bakanlığı ile İmar ve
İskân Bakanlığınca birlikte yapılacak bir plan gereğince yürütül­
mesi kanun icabı olmakla birlikte 1956 yılında Orm an K anunu’nun
yürürlüğe girişinden beri bu hususta harekete geçilmediği, yalnız
Orman Genel Müdürlüğü tarafından hangi köylerin bu gruba dahil
olabileceğini tespit etmek amacı ile bazı etütlerin yapılmış olduğu
anlaşılmaktadır.
22 . Normal iskân görevlerinin en önemli unsurlarından biri
olan, iskân edilenlerin müstahsil bir hale getirilmeleri için gerekli
olan alet, edavat, çift hayvanı, dükkân, sermaye vs. imkânların
sağlanması, malî imkânsızlıklar dolayısıyle yapılamamaktadır. Y ap ı­
lan iskânlar da önceden etüt edilerek meydana getirilmiş bir böl­
ge planlaması ile mahallî ekonomik ve sosyal şartlara uyularak yapıl­
madığından, iskân bölgelerinde huzursuzluklar ve anormal durum­
lar meydana gelmektedir.
324
23 • iskân işlerinden sorumlu olanların gözönünde tutmaları
gereken noktalar iskân edilenlerin yeni bölgelerinde yük teşkil et­
meyecek şekilde bir işe sahip olmaları veya müstahsil hale gelme­
leri için gerekli imkânları sağlamak, bunların yeni işlerine alışmaları
için gereken eğitimi yapmak, kendilerini birer meskene kavuştur­
mak, yeni çevrelerindeki sosyal duruma uyabilmelerini gözetmek
olmalıdır. Bu hususların sağlanması için, iskândan sorumlu olanların
yeter derecede malî imkânlara sahip olmaları ve iskânın gelişi güzel
değil, yurdun her tarafını kapsayan bir iskân politikasına göre yapıl­
ması gerekmektedir.
24 . İskân işlerinin bir elden ve en verimli şekilde İmar ve İskân
Bakanlığı tarafından yürütülmesi uygun olmakla birlikte yeni iş
alanlarının bulunmasında iskân edilenlerin geçimleri ve müstahsil
hale getirilmeleri için gerekli imkânların sağlanmasında başka hiz­
met dairelerinin teknik ve malzeme yardımlarından da faydalanı­
lacağı tabiîdir. İskân olunanların mesken davası özel şekilde ele alı­
nıp genel mesken davasının bir kısmı olarak İmar ve İskân Bakan­
lığınca takip edilmelidir.
25 . Köylerden şehirlere akın, düzensiz bir şekilde cereyan et­
mekte ve gittikçe hızlanmaktadır. Temel İktisadî ve sosyal sebeplerin
yanında, köylerdeki hayat şartlarının şehirlerdeki şartlara nispetle
çok geri bulunması da şüphesiz bunda rol oynamaktadır. İmar ve
İskân Bakanlığı bir yandan köy imarı bakımından kendisine düşen
görevleri yerine getirirken, öte yandan da bölge planlaması ve fizikî
planlama faaliyetleri yoluyle bu akını düzene koymağa ve bölgeler
arasında ahenkli şekilde dağıtmağa çalışmalı, köylerden şehirlere akın
dolayısıyle başka hizmet daireleri tarafından yapılacak faaliyetlerde
koordinasyon sağlamalıdır. Sosyal alanda ve tarım alanında ortaya
çıkan yeni etkenler, hızlı nüfus artışı, topraksızlık vs. yüzünden
köylerini terkedenler, şehirlerdeki en kötü hayat şartlarını bile köydeki
şartlara tercih etmektedirler. Gecekondu mahallelerinin şehirler
etrafında teşkil ettiği kuşaklar da bunun birer delili olarak ortadadır.
Bu akın hiç bir düzene tabi olmadan tamamıyle başıboş olarak cere­
yan etmektedir. Akının düzenlenmesi, bir dereceye kadar da sanayi­
in ve başka iş yaratan hizmetlerin küçük ve orta şehir ve kasabalara
yayılmasını teşvikle mümkündür. Bu taktirde genişleyen veya yeni­
den kurulan iskân topluluklarının başta mesken imkânları olmak
üzere modern şehirciliğin ve iskân politikasının icaplarına göre düzen­
lenmesi gerekecektir.
26,
İskân edilenlerin yeni iş alanlarına intibak ettirilmeleri
ve eğitimleri M illî Eğitim Bakanlığının sorumluluğunda olmalıdır.
325
T ab iî belli bir alanla ilgili özel intibak ve alıştırma görevinin o alan­
daki hizmet dairesince fiilen yapılması gerekecektir.
Olağanüstü Hallerde ve Afetlerde tskân Görevleri
27 . Deprem, sel veya yangın gibi büyük mal ve bazen can
kaybına sebep olan afetlerden sonra, bazı hallerde zarar görenleri
tekrar yerleştirme meselesi ortaya çıkmaktadır. Bu hallerde iskân,
küçük veya büyük ölçüde bir şehircilik işi olmakta, başka bir deyimle
aynı yer veya civarda yeni bir köy, kasaba veya şehir kurulmasını
veya mevcuda bir ekleme yapılmasını icap ettirmektedir. Mesken
işleri bunun önemli bir parçası olarak ortaya çıkmaktadır. Y er kay­
ması veya sel basması gibi, vukuu fennî bakımdan önceden tahmin
edilebilen tehlike hallerinde tehdit altındaki köy veya kasabanın başka
yere nakli meselesi ile de karşılaşılmaktadır. Bu arada taşkın kont­
rolü ve yangına veya depreme daha dayanıklı binalar yapılması gibi
fennî tedbirlerden bazılarını almak da merkezî hükümet görevleri
arasındadır. Bunlardan su baskınlarına karşı korunma tedbirleri
Devlet Su işleri Genel Müdürlüğünce alınmaktadır.
28 . Olağanüstü haller grubuna, elde olmayan sebeplerle, kısa
zamanda büyük insan kitlelerinin memlekete ilticaları da katılabilir.
1951’den sonra Bulgaristan’dan gelen yüz elli bin kadar göçmen bu
duruma misal olarak gösterilebilir. Olağanüstü böyle bir olayın
tekerrür edip etmeyeceği kestirilemez. Küçük gruplar halinde, hemen
her yıl dış memleketlerden gelen göçmenleri ve mültecileri, “ âcil
iskân” denilebilecek olan gruba katmak mümkün değildir. Bunların
küçüklüğü ve uzun bir devre içinde az çok bir düzen göstermesi bu
konudaki iskân meselelerini bir hayli kolaylaştırır.
29 . Afetlerle ilgili görevleri üç safhada ele almak mümkündür.
a.
Afetten önceki safhaya ait görevler biri fennî ve teknik,
öbürü de İdarî ve inzibatî olmak üzere iki ayrı özellik taşımaktadır.
Devamlı taşkın, zelzele toprak kayması gibi afetlere maruz görülen
bölgelerde önleyici tedbirlerin tespiti, planlaması, mahallinde uygu­
lanması görevleri, birer merkezî hükümet görevi olarak İmar ve İs­
kân Bakanlığının görevleri içine girmektdir. Afetlerle ilgili 7269
sayılı kanunun 4. maddesine dayanarak hazırlanan Yönetmelik
esaslarına göre, afet vukuunda yapılacak kurtarma, yaralıları tedavi,
barındırma, yangın söndürme gibi hizmetleri yerine getirecek olan
ödev ve görevlileri tayin etme, toplama mahallerini belirtme, bununla
ilgili programları düzenleme, gereken vasıtaları sağlama ve muha­
faza etme, merkezî hükümet görevlerinin bir parçası olarak, genel
326
emniyet ve asayişten sorumlu olan İçişleri Bakanlığının sorumlu­
luğudur.
b . Afetin vukuunda yapılacak görevler de fennî ve inzibatî
olmak üzere iki yönlüdür. Bunlardan fennî ve teknik özellikte olan­
ları İmar ve İskân Bakanlığının, inzibatî olanları da İçişleri Bakan­
lığının görevleri içine girmektedir.
c e Afetlerden sonra yapılacak görevler: Bunlar, köylerin nakli,
önleyici tesislerin inşası, kadastro ve istimlâk işleri gibi geniş çaptaki
fennî ve teknik hizmetlerdir ve hepsi İmar ve İskân görevlerindendir.
30. Ayrıca üzerinde durulması lüzumlu görülen bir başka
husus da, 7126 sayılı kanunun 85 sayılı ve 20 eylül 1960 tarihli
kanunla değiştirilen ı. maddesine göre, tabiî afetlere ve büyük yan­
gınlara karşı halkın can ve mal kaybının asgarî hadde indirilmesi,
hayatî önem taşıyan her türlü resmî ve özel tesis ve teşekküllerin
korunması ve faaliyetlerinin idamesi için acil tamir ve ıslahların ya­
pılması işinin de sivil savunma görevleri içine alınmış olmasıdır.
Oysa, yukarıda da açıklandığı gibi, 7269 sayılı kanunla bu hizmet
lerin fennî ve teknik kısmı, İmar ve İskân Bakanlığına, inzibatî
kısmı da İçişleri Bakanlığına verilmiş olduğu için, işe Sivil Savun­
manın sokulması bir tekerrür olmaktadır. Bu husus, raporun İçişleri
bölümünde etraflı olarak belirtildiği gibi, sivil savunma hizmetleri
kapsamından çıkarılıp özelliğine göre İm ar-lskân veya İçişleri Ba­
kanlıkları görevlerinden sayılmalıdır.
31
. Afetlerden zarar görenlere yardım bakımından şu nokta­
lar gözönünde bulundurulm alıdır:
a . M ahallî idareler kanalı ile ihale ve emanet inşaat usulü
israf ve gecikmelere sebep olduğundan terk edilmeli ve mümkün
olduğu nispette kendi evini yapana yardım yoluna gidilmelidir.
b . Birçok hallerde para yardımının derhal yapılması zaru­
ridir. Bu yardımın Bakanlar Kurulu kararma dayandırılması, işi
geciktirmekte, peşin yapılan masrafların mahsubunu güçleştir­
mektedir. Bu sebeple yetkinin İmar ve İskân Bakanlığı ile mahallî
mülkiye amirlerine bırakılması uygun olacaktır.
c . Hasar tespitinin de yalnız İmar ve İskân Bakanlığınca ya­
pılması yardımı kolaylaştıracak ve Bayındırlık Bakanlığının işe
mükerrer olarak katılması önlenmiş olacaktır.
d.
mek ve
görmüş
da hiç
Afetin genel hayata etki gösterip göstermediğini tespit et­
yardıma karar vermek için, nüfusun % lo ’unun zarar
olması gibi M aliye Bakanlığınca ileri sürülen kıstaslar aslın­
de doğru sonuçlar vermediğinden bu konudaki yetkilerin
327
de im ar ve İskân Bakanlığına bırakılması doğru olacaktır. Afetler
Kanununda kamu tesisleri için fondan yardım yapmak imkânının
olmaması da bir noksanlıktır. M ahallî idarelere bu amaçla yardım
yapılabilmelidir.
e.
Afet bölgesindeki lusaat kontrolünün Bayındırlık Bakanlı­
ğınca yahut Toprak ve iskân Genel Müdürlüğü veya İmar ve İskân
Bakanlığının Bölge Müdür veya Mühendisliklerince yapılması da
karışık bir durum dur; kontrolün İmar ve İskân Bakanlığında top­
lanması daha makul olacaktır.
Mesken
Meselenin Önemi
I
. Türkiye’de, uzun bir süre, mesken yapımıyle ilgili faaliyet­
ler bir devlet politikası olarak kabul edilmemiştir. Aslında devletin
öncülük edeceği bir kamu hizmeti sayılması gereken mesken faali­
yetiyle ilgili olarak Belediye Kanununda, Türkiye Emlâk Kredi
Bankası Kanununda bazı münferit maddeler mevcuttur. İşçi Sigor­
taları ve başka İktisadî Devlet Teşebbüsleri, M illî Savunma Bakan­
lığı da problemleri kendi açılarından ele almış bulunmaktadırlar.
Merkezî sorumluluktan yoksun olan bu kamu hizmeti gelişmemiş
ve bazı hallerde, meselâ Emlâk Kredi Bankası tarafından güdülen
siyasette, israfa yol açılmış, devlet parasıyle kurulan bu Banka tara­
fından büyük şehirlerde gayet pahalı lüks apartmanlar inşa edilmiş,
mesken politikası içindeki kısımlardan biri olan arsa politikasına
önem verilmemiş, büyük şehirlerde arsa ihtiyaçları teşkil edilememiş,
belediyeler mesken yapımı için gerekli arsaları ellerinden çıkarmış­
lardır. Bunun önemli sonuçlarından biri olarak, gecekonduları orta­
dan kaldıracak bir sosyal mesken politikası güdülememiş, gecekondu­
lar, Türkiye’nin başlıca sosyal meselelerinden biri haline gelmiştir.
2.
7116 sayılı kanunla kurulan İmar ve İskân Bakanlığı’nm
görevleri arasında, memleketin yapısına uygun mesken politika­
sının esaslarını hazırlamak da bulunmaktadır. Ancak İmar ve İs­
kân Bakanlığı kurulduğundan bugüne kadar, mesken politikasında
belirli kıstaslar ortaya konmuş değildir. Gerçekten, bu Bakanlığın
başka görevleri, özellikle afetler meselesi. Bakanlığın bu konu üze­
rine yeter ölçüde eğilmesine engel olmaktadır.
3
. Bu gerçeklerin ışığında mesken politikasıyle uğraşan İmar
ve İskân Bakanlığı teşkilâtının meskenle ilgili görevlerini açıkça
belirtmekte fayda vardır. Aşağıda bu görevler, ilgili teşkilâtla bir
arada ele alınıp tartışılacaktır.
328
Mesken İşleri İçin Teşkilât ve Temel Esaslar
4 . Hükümetin genel mesken politikasına temel hazırlayacak
ve bu konuya gereken önem verecek bir ihtisas teşkilâtına ihtiyaç
vardır. Devletin mesken politikasına temel olması gereken esaslar
şu şekilde sıralanabilir :
a . Nüfus hareketlerinden ve süratli şehirleşmeden doğan ve­
ya ilerde doğabilecek olan mesken problemleri ile yangın, su bas­
kını ve deprem felâketleri karşısında tedbirler almak devletin görev­
lerindendir. Bu mesele nüfus artışı ve şehirleşme gibi konuları da içi­
ne aldığından genel bir sosyal mesken politikasının tespit edilmesini
zorunlu kılar. Bu konuda İmar ve İskân Bakanlığı diğer bakanlık­
larla işbirliği halinde çalışarak genel politika esaslarını hazırlamak
görevini üzerine almalıdır. Tespit edilen genel politikanın yürütül­
mesi mahalli idarelere bırakılmalıdır. Ancak, bunların böyle bir gö­
revi yürütebilecek şekilde kuvvetlendirilmesi şarttır.
b . Türkiye’nin en önemli meselelerinden biri haline gelen ge­
cekondu meselesini çözebilmek için, mevcutların ıslahı, ıslahı müm­
kün olmayanların yıktırılıp, yerlerine yeni meskenlerin “kendi evini
yapana yardım ” usulünden faydalanılarak yaptırılması gerekmek­
tedir.
c.
K öy evleri inşaatının da işçilik ve malzeme kolaylıkları
gözönüne ahnarak “kendi evini yapana yardım ” usulüyle yapıl­
ması doğru olur. .
d . Vatandaşı ev sahibi etmek amacıyle yapılacak mesken yapı­
mının finansmanına ve idaresine vatandaşların iştirakinin sağlan­
ması, bu konuda yapı kooperatifçiliğinin teşvik edilmesi lâzımdır
e.
Mülk meskenlerin ve kiralık meskenlerin doğuracağı İdarî
meselelerle belediyeler ve bunlar tarafından kurulacak birlikler
meşgul olmalı. M edenî Kanuna kat mülkiyetiyle ilgili düzenleyici
hükümler konmalıdır.
5 . Türkiye Emlâk ve Kredi Bankasının faaliyetleri İmar ve
İskân Bakanlığının takip edeceği sosyal mesken politikasına gö­
re yeniden düzenlenmelidir. Bu arada, sosyal mesken politikasıyle
uzlaşması mümkün olmayan lüks mesken yapımından vazgeçilmeli­
dir.
6 . Devlet, aynı zamanda, özel mesken yapımını, sosyal mes­
ken yapımı yönünde teşvik için, dolaylı politika araçlarından da
yararlanmalıdır. Bu politikayı hazırlaması gereken İmar ve İskân
Bakanlığı arsa, kira, vergi ve kredi politikalarını uygulayacak ve mil­
lî kredi kurumlarınm faaliyetlerini düzenleyerek özel mesken yapı­
329
mına, Türkiye’nin sosyal ve ekonomik hedeflerine uygun bir yön
vermelidir. Bu şekilde özel yatırımlarla memleketin ihtiyaçlarına
cevap verecek nitelik ve sayıda mesken yapılmasına yardım edil­
miş olacaktır. K ira politikasının uygulanmasında gözönünde tutul­
ması gereken bir nokta da kiraların maliyet ölçüsüne göre ayarlan­
masıdır.
7.
Mesken yapımının imar planlarına uygunluğunu mahallî
idareler sağlamakla görevli bulunmaktadır. Bu denetlemenin esas­
ları İmar ve İskân Bakanlığı tarafından hazırlanmalı ve mesken prog­
ramlarının uygulanması bu Bakanlıkça izlenmelidir.
8
. Mesken tipleri üzerindeki araştırmalar, Bayındırlık Bakan­
lığında kurulacak olan Y apı Malzemesi Enstitüsü’yle işbirliği ya­
pılarak, İmar ve İskân Bakanlığı tarafından yürütülmelidir.
K . TAPU VE KAD ASTRO
Tapu ve Kadastro Hizmetinin Önemi
1 . Gayrimenkulların kadastroya ve tapu sicillerine bağlan­
masının, bunlarla ilgili ihtilâf ve davaların azalmasındaki rolü bü­
yüktür. Bu hususun sağlanması ile, gayrimenkul alım, satımında
emniyet ve güvenlik artacak, ipotek, ipotekli borç ve irat senedi
usulleri işleyecek dolayısıyle statik halde bulunan millî sermayenin
aktif hale gelmesi kolaylaşacaktır. Bunların sonucu olarak da halen
alınmakta olan tapu ve kadastro harçlarının yıllık tutarlarında geniş
ölçüde artış olacağı, gayrimenkul sınır emniyetinin sağlanacağı,
toprak reformunun kolaylaşacağı, şahsîleştirilmiş vergilerin tespiti­
ne mesnet bulunacağı, baraj, demiryolu, hava alanı, akaryakıt
hatları gibi tesislerin inşası için hızla kamulaştırmalar yapılabile­
ceği ve böylece memleketin teknik, İktisadî ve malî alanda gelişme­
sine tesir edebileceği bir gerçektir.
T a p u ve Kadastro Hizmetlerinin Durumu
2 . Türkiye’de görülmekte olan tapu ve kadastro hizmetlerini,
“ Kadastro” ve “T ap u” faaliyetleri olarak iki grupta toplamak müm­
kündür :
a . Kadastro hizmeti, harita üzerinde gayrimenkullerin hendesî ve hukukî durumlarını tespit etmek ev tapu sicillerinin tesisine
mesnet teşkil edecek vesikaları meydana getirmektir.
b . Tapu hizmeti ise, kadastro haritalarına dayanarak gayri­
menkul malların sicillerini tesis, muhafaza ve bunlar üzerindeki
330
maddî ve hukukî değişiklikleri takip etmektir. Ayrıca, gayrimenkul
mallara ait akit ve her türlü tescil işlemlerini yapmak da tapu hiz­
metleri içindedir.
3 . Bugün, Türkiye’de bu konu ile ilgili olarak:
a . Bütün gayrimenkulleri tapu siciline bağlayabilmek amacıyle
memleketi genel kadastroya tabi tutmak;
b . İmar ve İskân Bakanhğı, DSİ, M T A , Devlet Karayolları,
Toprak-Su, Toprak İskân, M illî Emlâk, EİEİ, İller Bankası ve
Orman Genel Müdürlüklerinin bünyevî hizmetlerinin görülmesi
için lüzumlu olan kadastral ve topoğrafik haritalar yapmak, şeklinde
iki maksatla kadastro yapılmaktadır.
4.
tedir :
Bu hizmetler,
bugün,
şu birimler tarafından
görülmek­
Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü
Harita Genel Müdürlüğü
Orm an Genel M üdürlüğü (Orman Tahdit Komisyonları)
Toprak ve İskân Genel Müdürlüğü
misyonları)
(Toprak Tevzi K o ­
İl İmar Müdürlükleri.
5 . Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü, kadastro ve tapula­
ma yapılması gereken bölgeleri tespit eder; memleketin kadastro­
sunu ve başka bakanlık, daire ve kurumların bünyevî hizmetleri
için lüzumlu görülüp programa alınan yerlerin kadastral haritalarım
yapar; kadastroya dayanan yeni tapu sicillerini tesis eder; gayrimen­
kul mallara ait akitlerle, bütün tescil işlerini yapar; millî sınırlar
içinde ve dışında kalan yerlere ait eski kayıtları ve tapu, kadastro
ve tapulama idarelerinden merkeze gelen bütün kayıt suretlerini,
bir sisteme göre tasnif, muhafaza ve değişiklikleri • siciller üzerinde
takip eder; resmî daireler tarafından sorulan soruları cavaplandırır.
6 . Yukarıdaki maddenin (c), (d), ve (e) fıkralarında yazılı bi­
rimler yalnız kendi amaç ve bünyevî görevleri için kadastral hari­
talar yapmakta ve bunlar da Kadastro Teşkkilâtmm yaptıkları gibi
tapu idarelerine verilerek tescil edilmektedir; fakat bunların yaptık­
ları kadastral haritalarla tapu ve kadastro Genel Müdürlüğünün
yaptıkları arasında hiç bir zaman tam bir mutabakat olmamıştır.
7 . Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü, memleketin kadastro
sunu yaparak, gayrimenkulleri tapu siciline bağlamakla görevli ol­
duğu gibi, aynı zamanda birçok daireye bünyevî hizmetlerini göre­
331
bilmeleri için topoğrafik veya kadastral haritalar yapmaktadır.
Ayrıca her bakanlık veya daire, klasik metotla, yerden, meslekî
ve teknik ihtiyacı için, ı /2000 ve daha büyük ölçekli haritalar ya­
pabilir* Harita Genel Müdürlüğü, yukarda izah edilen sebeplerle
ve askerî maksatlar için lüzumlu olan ı /25000 ölçekli haritaların
yapımını bitirmekte olduğundan, son yıllarda, yukarıda sayılan
daireler için kadastral harita yapma bakımından, Tapu ve Kadastro
Genel Müdürlüğünün hizmetlerini % 40 civarında paylaşmaktadır.
Bu nispetin önümüzdeki yıllarda daha da artacağı anlaşılmaktadır.
Kadastro İş le rin in Planlanması ve Koordinasyonu
8 . Bünyevî hizmetleri kadastral haritaya bağlı olan dairelerin
her biri için ayrı harita yapılması, aynı yerin mükerrer olarak ha­
ritalarının alınmasını mucip olduğundan, 1960 yılında 203 sayılı
kanunla Harita Genel Müdürünün başkanlığında Tapu ve Kadast­
ro Genel Müdürlüğü ile ilgili talepçi dairelerin birer üyesinden (Bakanhklararası Harita İşlerini Koordinasyon ve Planlama Kurulu)
teşkil edilerek bütün dairelerin her çeşit harita ihtiyaçları bu kurul­
ca planlamaya ve koordinasyona bağlanmış ve tekerrürler önlen­
miştir.
Türkiyenin Kadastral Durumu
9 . Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü, 1925 yılında başla­
yan kadastro faaliyetleriyle, şehir ve kazaların onda birinin kadast­
rosunu bitirebilmiştir. Mevcut raporlardan anlaşıldığına göre, bu
tempoyla memleketin ilk tesis kadastrosu takriben üç yüz yılda tamam­
lanabilecektir. Arazi kadastrosu ise, yüz yıla yakın bir zamana ihti­
yaç göstermektedir. Temponun bu derece ağır olmasının sebebi,
Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğünün ödenek, personel, malzeme
ve teşkilât bakımından yetersiz bulunması, harita yapmada klasik
metodu kullanması ve nihayet başka dairelerden gelen kadastral
harita taleplerinifı fazla olmasıdır.
T a p u ve K a d a s tr o H iz m e tle r iy le İ lg ili T e ş k ilâ t M e se le le ri
Belediye Sınırlarma Göre Ayrılış
10. Türkiye’de kadastral haritalar
a . Belediye sınırları içinde, 2613 sayılı kanuna göre. Tapu ve
Kadastro Genel Müdürlüğünün Merkez Kadastro Müdürlüğüne
bağlı Kadastro ve Tapu Tahrir Komisyonları,
b . Belediye sınırları dışında, 5602 numaralı Tapulam a K anu­
nu hükümlerine göre, merkezdeki Arazi Kadastrosu ve Fotometri
332
Dairesi Başkanlığı idaresindeki Arazi Kadastro Müdürlükleri,
rafından yapılmaktadır.
ta­
I
I . 2613 sayılı Kadastro ve 5602 numaralı Tapulam a Kanunu
olarak aynı maksadı sağlayan iki ayrı kanunun bulunması; bele­
diye sınırları içindeki gayrimenkullerin tapularının veya bu ma­
hiyette tasarruf belgelerinin olması; belediye sınırları dışındaki
arazinin ise, eskiden Padişah malıyken has, tımar, zaamet gibi sta­
tülerle şahıslara ihsan edildiği, onlardan varislerine ve bunlardan
da bugünkü sahiplerine daha ziyade gayri hukukî ve belgesiz olarak
yapılan satışlarla intikal etmiş olmasıyla izah edilmektedir.
12 . Belediye sınırları dışında kadastro yapan birimin yanın­
da, gezici “Arazi Kadastro Özel Mahkemesi” bulunmakta ve ihti­
lâfları mahallinde bu mahkeme halletmektedir. Belediye sınırları
içinde kadastral harita yapımı ile ilgili olarak çıkan ihtilâflara ise,
mahallî adliye mahkemelerinde bakılmakta, ancak kadastro işleri
çok olan yerlerde Adalet Bakanlığınca bir mahkeme bu işlerle görev­
lendirilmektedir.
13 . Belediye sınırları içinde ve dışında harita yapma hep aynı
fennî esaslara dayanmaktadır. Ayrıca, hukukî bakımdan da, uygu­
lanan iki kanun aslında aynı esaslara ve usullere dayanmaktadır.
Ancak, şehirlerdeki gayrimenkullerin çoğunun tasarruf belgesi oldu­
ğundan, buralarda kadastro belgelere dayanılarak yapılm akta;
belediye sınırı dışında ise, gayrimenkullerin pek azı tasarruf belge­
li bulunduğundan hukukî durumun tespiti zilyedliğe dayanm ak­
tadır. Fakat şehirde tasarruf belgesi olmayan veya köyde tasarruf
belgesi olan gayrimenkullere ise, benzerlerine uygulanan metot
uygulanmaktadır. Bu kadarlık fark, aynı iş için ayrı iki kanun bulun­
masını gerektirmez. Bir kanunda, çeşitli şartlara göre, çeşitli fennî
ve hukukî esaslar, metotlar yer alabilir; hatta teferruat ve usuller
tüzüklerle de tespit olunabilir. Zaten, belediye sınırı da, bu konuda
gösterilen izah tarzını sağlamaktan uzak ve sık sık değişebilen bir
çizgidir. Başka hiç bir memlekette aynı iş için böyle iki kanun bulun­
madığı da unutulmamalıdır.
14 . 5602 sayılı kanun, kendisinden önce bütün memlekette
uygulanan 2613 sayılı kanunun belediye sınırları dışında uygula­
namayacağı hakkında bir hüküm de taşımamakta, sadece sürat sağla­
yıcı bazı kolaylıklar göstermek amacıyle çıkarılmış bulunmaktadır.
15 . Merkez ve taşrada ayrı metotlar, ayrı görüşler ve ayrı
yönetim ve imkânlarla çalışan Merkez ve Arazi Kadastro teşkilât­
ları bir daire ve onun taşra birimleri olarak, birleştirilirse, işlerde
tasarruf, sürat ve kalite sağlanmış olur; böylece planlama kolayla-
333
şır, bir bölgedeki kadastro faaliyeti belediye sınırı içi ve dışı ile bağlı
olmayarak serbestçe ve devamlı olan geniş bir bölgede cereyan eder.
Bu halde, özel kadastro mahkemelerinden faydalanma alanı da ge­
nişler ve ihtilâflar bu mahkemelerde daha süratle sonuçlandırıhr.
Tapu ve Kadastro İşlerinde Sorumluluk
ı 6 . Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü, hukukî görev ve ni­
teliklerinin ağır basması dolayısıyle Adalet Bakanlığına bağlanmalı,
kadastro haritalarının yapılması bakımından bu Genel Müdürlükle
Harita Genel Müdürlüğü arasında işbirliği devam ettirilmeli ve ge­
liştirilmelidir. Tapu ve Kadastro Genel M üdürlüğü’nün Başbakan­
lıktan, daha doğrusu bir Devlet Bakanlığından alınıp Adalet Bakanlığı’na bağlanması, hem Raporun “Başbakanlık” ve “ Koordinasyon”
kısımlarında ileri sürülen prensiplere uygun düşecek, hem de 1961
Anayasasından sonra görevleri hayli hafifleyen Adalet Bakanlığına
önemli bir faaliyet alanı açmış olacaktır.
1 7 . İmar Müdürlüklerinin kadastro haritaları yapmasına son
verilmeli ve bu hizmet. Harita Genel Müdürlüğündeki uzman ele­
manların da yardımı ile Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü teş­
kilâtı tarafından yerine getirilmelidir. Başka teknik konularda da
Adalet Bakanlığı ile İmar ve îskân Bakanlığı arasında koordinas­
yon sağlanmalıdır.
L. HARİTA İŞLERİ
18. Askerî bir teşkilât olan Harita Genel Müdürlüğü, önce
askerî sebeplerle lüzum görülen, fakat İktisadî kalkınma faaliyet­
leri başta olmak üzere çeşitli amaçlar bakımından da faydalı bu­
lunacağı muhakkak olan ı /25 .000 ölçekli harita yapımını bitirin­
ce, yukarıda da belirtildiği gibi, bundan sonraki faaliyetlerinde sivil
İhtiyaçların karşılanması için daha fazla imkân elde etmiş olacaktır.
Bu sebeple, Harita Genel Müdürlüğü, İmar ve îskân Bakanlığına
bağlı bir sivil kuruluş haline getirilmeli, bugünkü teşkilâtın ufak bir
kısmı, askerî ihtiyaçlar için topoğrafik haritalar yapan askerî bir
birim olarak kalmalıdır.
19
. “Harita İşlerini Koordinasyon ve Planlama K urulu” mu­
hafaza edilmeli ve bugünkü görevine devam etmelidir.
334
M. T ü M Z M
ve
TANITMA
Ele Alınan Görev Grubu
1 « Merkezî Hükümet Teşkilâtı içinde bir tek bakanlık çerçe­
vesine sokulmuş olan ve ilk bakışta bakanlıklarla çatışmalara yol
açmayacakmış gibi gözüken bir görev grubu vardır ki, aslında bu
grup üzerinde dikkatle durmak ve görevler arasında rasyonel esas­
lara göre yeniden bir düzenlemeye geçmek gerekir. Bahis konusu
grup, turizmle, tanıtmayla, basınla, radyo ile ilgili görevleri içine al­
makta ve şimdiki halde Basın Yayın ve Turizm Bakanlığının sorum­
luluğunu teşkil etmektedir. Oysa, böylece gruplandırılan görevler
üzerinde daha yakından yapılacak bir inceleme, bunlar arasındaki
bağlantının tek bir bakanlık içinde toplamayı haklı gösterecek de­
recede olmadığını ortaya koyacaktır; ayrıca, bu çeşitli görevler ara­
sındaki önem derecesi de aynı değildir. Türkiye’nin ödemeler denge­
sindeki açığı kapamak, daha doğrusu ithalât ve ihracat arasındaki
farkı, elde edilecek turist dövizleriyle azaltmak bakımından büyük
ümit bağlanan ve başlı başına bir dava olarak ele alınması gereken
turizm konusu ile, aynı derecede önemli olmayan ve merkezî hükümet
teşkilâtı içinde başka birimlere verilebilecek olan bazı hizmetleri aynı
birim içinde toplamak da hatalı sayılabilir. Yeni hazırlanan “Turizm
ve Tanıtma Bakanlığı” kanun tasarısı bu hatadan tamamıyle uzak
kalabilmiş değildir. Bu bakımdan. Basın Yayın ve Turizm Bakanlığı­
nın şimdiki durumunu gözden geçirmek, sonra yeni hazırlanan T u ­
rizm ve Tanıtma Bakanlığı kanun tasarısı ile getirilen teklifleri in­
celemek, nihayet bahis konusu görevleri bütün merkezî devlet teş­
kilâtı için en iyi bir şekilde yerleştirebilme meselesinin tartışmasına
gelerek, bazı esaslar ortaya koymak ve bunların ışığında bazı çözüm­
lere varmak doğru olacaktır.
Basın, Yayın ve Turizm Bakanlığı
Bakanlığın Statüsü
2 . Basın, Yayın ve Turizm Bakanlığı, henüz teşkilât kanunu
olmayan bir bakanlıktır. Bakanlığa yeni bir kuruluş ve statü kazan­
dıracak olan kanun tasarısı Türkiye Büyük Millet Meclisinde bu­
lunduğuna göre, bu tasarıya verilecek olan nihaî şeklin tespitinde,
bakanlık, daha doğrusu bakanlık sorumluluğuna giren işlerin şimdi­
ye kadarki yönetiliş tarzlarını da göz önünde bulundurmak faydalı
olacaktır. Bugünkü teşkilât, bakanhk haline gelinceye kadar aşağı­
daki değişiklikleri geçirmiştir:
335
a . 7 haziran 1920 tarihli ve 6 sayılı kanunla, ^'alelumum da­
hilî ve haricî neşriyat ve istihbarat, irşâdât işleri ile meşgul olmak
ve bilcümle matbuat umuruna merci teşkil eylemek üzere, Mat­
buat ve İstihbarat M ü d ü r iy e ti Umumiyesi unvanı ile icra
riyasetine (Türkiye Büyük Millet Meclisi Riyaseti) merbut bir müdü­
riyeti umumiye tesis edilmiştir” (mad. ı).
b . 25 aralık 1920 tarihli ve 79 sayılı kanunla, “Büyük Millet
Meclisi Riyasetine merbut olan Matbuat ve İstihbarat Müdüri­
yeti Umumiyesi Hariciye Vekâletine raptolunmuş” , fakat bu
genel müdürlüğün “ M atbuatı dâhiliyeye müteallik umurda doğru­
dan doğruya Dahiliye Vekâleti ile temas ve muhabere” edeceği
belirtilmiştir.
c . 22 mayıs 1933 tarihli ve 2205 sayılı kanunla “dahilî mat­
buat işleri” bir genel müdürlük halinde “Dahiliye Vekâleti” ne
bağlanmıştır.
d . 1940’da, 3837 sayılı kanunla, “Başvekâlete bağlı” bir “ M at­
buat Umum Müdürlüğü” kurulmuştur.
e . 16 temmuz 1943 tarihli ve 4475 sayılı kanunla “Başvekâ­
lete bağlı Basın ve Yayın Umum Müdürlüğü” kurulmuştur.
f . Basın, Yayın ve Turizm Umum Müdürlüğü teşkilât kanunu
24 mayıs 1949 tarihli ve 5392 sayılı kanunla değiştirilmiştir. Bakanhğm görevleri ve kuruluşu bakımından bugün yürürlükte olan kanun
budur.
g . Basın, Yayın ve Turizm Bakanlığının kuruluşu, 26 kasım
1957 tarihli Resmî Gazetede yayınlanan Bakanlar Kurulu listesine
bir “Basın, Yayın ve Turizm Bakanı” nın konulmasıyle olmuştur.
3
. 1957 yılından beri “bakanlık” adını almış olan genel müdür­
lük, bakanlık kanunu henüz çıkmadığı ve 5392 sayılı genel müdürlük
kanunu yürürlükte bulunduğu için fiilen Başbakanlığın bir teşkilât
birimi hüviyetini muhafaza etmektedir. Bunun tabiî sonucu olarak.
Bakanlık bütçesi, “Basın, Yayın ve Turizm Genel M üdürlüğü” adiyle,
genel bütçenin Başbakanlığa ait kısmında yer almaktadır. Başbakan,
Basın Yayın ve Turizm Genel Müdürlüğünün, dolayısıyle aynı adı
taşıyan bakanlığın ita am iridir; fakat, yetki, fiilen, ikinci derecede ita
amiri sıfatıyle Basın,Yayın ve Turizm Genel Müdürüne verilmiş­
tir. Bu durumda Basın, Yayın ve Turizm Bakanının ita amirliği
yetkisi yoktur. Bakanlığın muhasebe işleri de Başbakanlık Muhasebe
M üdürlüğü tarafından yürütülmektedir.
336
Bakaiîlığıiî Anıaç ve Görevleri
4 . 5392 sayılı kanunun 2. maddesi, kurulan teşkilâtın amacını,
“basın, yayın ve diğer vasıtalarla Türkiye’yi dışarda tanıtmak ve
içeride cumhuriyet esaslarını ve Türk demokrasisinin gelişmelerini
yaymak, basın ve yayın mesleğinin ifasıyle ilgili işlere bakmak, iç
ve dış turizmi geliştirecek tedbirleri almak’’ şeklinde tarif ediyor.
5 . Bu çok genel ve bir bakıma eskimiş sayılabilecek amacı
gerçekleştirmek için yerine getirilmesi gereken görevleri bir tek me­
tinden çıkarmak mümkün değildir. 5392 sayılı Basın, Yayın ve T u ­
rizm Genel Müdürlüğü kanunu ile tadillerini, 13 mayıs 1953 tarihli
ve 6068 sayılı Turizm Endüstrisini Teşvik Kanununu, Basın Kartı
Talimatnamesini, 5 ağustos 1955 tarihli ve 4/5643 sayılı Turizm
İşbirliği Tüzüğünü, Genel Müdürlükle ilgili yönetmelikleri, genel­
geleri, mucipleri ve emirleri esas alarak, bakanlığın görevleri, tefer­
ruatlı şekilde, şöylece sıralanabilir:
a . Yurdu yurttaşlara tanıtmak üzere, gerekli imkânları hazır­
lamak (5392, mad. 8);
b . Yabancıların yurttaki tabiat güzelliklerini ve sanat eserle­
rini görmelerini kolaylaştıracak her türlü tedbiri almak (5392, mad. 8);
c . Turizm sahasında özel teşebbüsleri teşvik etmek (5392, mad. 8);
d.
İç ve dış turizmle ilgili turizm endüstrisinin gelişmesini
sağlamak ve turizm endüstrisini teşvik etmek (6086, mad. 4);
e . Türkiye’yi tanıtmak maksadıyle matbualar, filimler, fotoğ­
raflar hazırlamak ve yayınlamak (5392, mad. 7);
f.
Dış memleketlerdeki haber büroları ve basın ataşelikleri
vasıtasıyle Türkiye’yi ilgilendiren yayınları, dış memleketlerin dış
ve iç politikalarındaki önemli gelişme temayüllerini aksettiren ya­
yınları ve turizm çalışmalarını takip etmek, Türkiye’yi ve Türkiyedeki siyasî, ekonomik, sosyal, kültürel ve turistik gelişmeleri tanıt­
mak, Türkiye’ye turist gelmesini sağlayacak teşebbüs ve faaliyetlerde
bulunmak (çeşitli tam im ler);
g . İç basın ve yayını takip etmek, haberleri, bilgileri ve bel­
geleri toplamak ve gereğini yapmak, basın ve yayın mesleğine ait
işleri görmek (5392, mad. 6);
h . Bütün radyo yayın postalarının işleyişini düzenlemek, mem­
leketin milletlerarası radyo yayın kurumlan ile m.ünasebetlerini
tanzim etmek (5392. mad. 9);
i.
Yeni radyo televizyon tesisleri kurulm^ası, mevcut tesislerin
tevsi ve ıslah edilmesi için, icabeden plan, proje ve şartnamelerin
337
hazırlanmasıyle ilgili işleri yapmak, yeni tesislerin inşa faaliyet­
lerini kontrol etmek ( ı ı şubat 1959 tarihli ve 546 sayılı Bakanlık
mucibi).
Bakanlığın Teşkilâtı
6 . M erkezî devlet teşkilâtı içinde görev dağıtımı ile ilgili olan
bir raporun, bakanlıkların iç teşkilâtlarıyle meşgul olmaması ge­
rekirdi. Ancak, Basın, Yayın ve Turizm Bakanlığı gibi biribirinden oldukça farklı görevleri bir araya getiren bir bakanlıkta, iç teş­
kilât ve personel durumunun gözden geçirilmesi, incelemenin
sonunda varılacak olan sonuçlar ve yeniden düzenleme çözümleri
için faydalı olabilir. Bakanlık teşkilâtını, merkezde, illerde ve dış
memleketlerde olmak üzere üç başlık altında gözden geçirmek müm­
kündür. *
7 . Teşkilât kanunu bulunmadığı için. Bakanlığın merkez teş­
kilâtı oldukça garip bir durum göstermektedir. Öbür bakanlıklarda
görülen müsteşarlık burada yoktur. Bakanın yanında, 6 memur
çalıştıran bir özel kalem müdürlüğü bulunmakta, bunun dışında
bakanlık, bir tek genel müdürü ile “Basın, Yayın ve Turizm Genel
M üdürlüğü” şeklinde teşkilâtlanmış olmaktadır.
8 . Basın, Yayın ve Turizm Bakanlığı yalnız İstanbul ve İz­
mir’de temsilci bulundurur. Bir de İskenderun’da “Turizm Büro­
su” vardır. 5392 sayılı kanunun 13. maddesine göre, temsilci bulun­
mayan illerde, bu konudaki işleri doğrudan doğruya valiler düzen­
ler. Temsilcilikler dışında, kurulmuş veya kurulmakta olan radyo
istasyonları için Bakanlığa bağlı olarak bazı illerde çalışan personel
de vardır.
Radyolarla ilgili personel sayılmazsa Bakanlık il teşkilâtının,
hele turizm konusundaki işlerin genişliği gözönünde tutulduğu za­
man, ne derece zayıf kaldığı hemen göze çarpmaktadır.
9 . Bakanlığın “basın ataşeliği” ve “haberler bürosu” şeklindeki
dış teşkilât birimleri, 5392 sayılı kanunun 12. maddesine göre. Ba­
kanlar Kurulu kararıyie kurulmakta veya kaldırılmaktadır.
Turizm ve Tanıtma Bakanlığı Kanım Tasarısı
I
o . Beş yıldan beri fiilen çalışmakta olan Bakanlığı bir teşki­
lât kanununa kavuşturmak, görevlerini 1961 Anayasasının ışığın­
da yeniden düzenlemek ve ilgili alanlardaki son gelişmeleri gözönünde tutarak gerekli kuruluşları meydana getirmek ihtiyacıyle
* Basın.
Y a y ın
ve T u rizm
Bakanlığının iç teşkilâtı
hakkında bu
baskısında m evcut ayrıntılara inen bilgiler bu baskıya alınm am ıştır.
338
raporun
ilk
hazırlanan “Turizm ve Tanıtm a Bakanlığı Kanun Tasarısı’\ yıl­
lardır tekrarlanan teşebbüse rağmen, Türkiye Büyük Millet M ecli­
sinden henüz geçmemiştir. Bu gecikmenin ve ileri sürülen itirazların
temel sebeplerini araştırmak için, Tasarıyle getirilen yeni esasları
incelemekte fayda vardır.
11 . Tasarı, “Turizm ve Tanıtma Bakanhğı” nın temel görevi­
ni şu esaslar etrafında toplam aktadır:
a . Turizmi millî ekonominin verimli sektörü haline getirmek
için yurdun turizme elverişli bütün imkânlarını değerlendirmek;
turizmle ilgili her türlü çalışmaları yapmak, düzenlemek, denetle­
mek, teşvik ve koordone etmek;
b . Yurdu tanıtmaya yarayacak hizmetleri görmek;
c . Haberleşme ve basın hizmetlerinin yerine getirilmesini ko­
laylaştırıcı tedbirler almak.
Yeni tasarıyle getirilen temel kuruluş şekli de şöyledir:
a . M erkezde:
Müsteşarlık
Özel Kalem Müdürlüğü
Teftiş Kurulu Başkanlığı
Hukuk Müşavirliği
Turizm Genel Müdürlüğü
Tanıtm a Genel Müdürlüğü
Basın ve Enformasyon Dairesi Başkanlığı
Dış Teşkilât Dairesi Başkanlığı
İdarî İşler Dairesi Başkanlığı
Arşiv Müdürlüğü
Basım ve Dağıtım Müdürlüğü
b . Yurt içinde:
Turizm ve Tanıtm a Bölge Müdürlükleri
c . Yurt
dışında:
Turizm ve Tanıtm a
Basın Müşavirlikleri
. Basın Ataşelikleri.
Büroları
12 . Görüldüğü gibi, tasarı, yeni Bakanlığın temel görevleri­
ni “turizm” , “tanıtma” , “haberleşme ve basın hizmetleri” gibi üç
ana esas etrafında toplamakta; bunlara paralel olarak. Merkez
teşkilâtında, “Turizm Genel M üdürlüğü” , “Tanıtma Genel Mü-
339
dürlüğü” , “Basın ve Enformasyon Dairesi Başkanlığı” adiyle üç
ana birim kurmakta; bu görevlerin hepsiyle ilgili mahallî işleri yü­
rütmek üzere geniş bir iç ve dış teşkilât meydana getirmektedir. Eski
kuruluşa göre göze çarpan ilk büyük farklılık teşkilâttaki ağırlık mer­
kezinin “turizrn” işlerine kaymakta olmasıdır. “Turizm Genel M ü­
dürlüğü” adiyle oldukça geniş bir genel müdürlük meydana getiril­
mekte, buna bağlı “ Etüt ve Planlama” , “Turizmi Geliştirme” ve
“Turistik Teşebbüsler” adiyle üç daire kurulmaktadır. Tasarıyle
istenen kadrolar şimdikilerle karşılaştırıldığı zaman, turizm işleriyle
uğraşacak merkez personelinin 34’ten 64’e çıkarıldığı görülmektedir.
Böylece, Turizm Genel Müdürlüğünde görevlendirilenlerin bütün
merkez personeline nispeti, şimdiki % 13,8’lik nispete karşılık,
% 24,2’ye çıkmaktadır; fakat, böyle bir artışın bile, turizm konusunda
yerine getirilmesi beklenen görevlere göre yeter olduğu söylenemez.
Bakanlık için istenen kadroların büyük bir kısmı, yine turizm dışın­
daki faaliyetlere ayrılmaktadır. Tasarının gerekçesinde “turizm
çalışmalarının tamamlayıcı görevi” olacağı belirtilen “tanıtma gö­
revi” nin gerçekten bu mahiyeti taşıyıp taşımadığı kesin olarak belli
değildir. Nitekim, tasarının ilk metinlerinde. Tanıtma Genel M ü­
dürlüğüne bağlı Dökümantasyon Müdürlüğünün, içerdeki dışardaki tanıtma görevini, “Turizm Genel Müdürlüğünün görevleri
dışında kalan sahalarda” yapacağı belirtilmektedir. Bu müdürlü­
ğün görevleri arasında “yurdun turistik reklâm ve propogandasını
yapmak” deyimine ancak son metinde rastlanmaktadır. Öyle anla­
şılıyor ki, tanıtma görevi turizmle ilgiyi aşan çok daha geniş bir çer­
çeve içinde düşünülmüştür. Buna, bir de, “Basın ve Enformasyon
Dairesi” Başkanlığının “yurt içinde ve dışında yayın organlarının
yayınlarını izlemek, dış yayın organlarının Türkiye ile ilgili yayın­
ları hakkında hükümet makamlarına bilgi vermek, yurt içinde basın
ve haberleşme hizmetlerini, yerli ve yabancı haber organları mensup­
larının çalışmalarını kolaylaştıracak tedbirleri almak, toplanacak
bilgileri, yardımcı olmak üzere basın yayın organları için bültenler
halinde hazırlamak. Bakanlar Kurulunca onaylanacak yönetmeliğe
uygun olarak Türk ve yabancı basın mensuplarına basın kartı
vermek ve buna ait belgeleri hazırlamak. Bakanlıktaki gazete ve der­
gi arşivinin kuruluş ve yönetiriıini sağlamak” görevleri de eklenince,
yeni kurulacak olan “Turizm ve Tanıtma Bakanlığı, mahiyeti ve gö­
revlerinin çeşitliliği bakımından eskisinden pek az farklı bir hüvi­
yetle ortaya çıkmaktadır. Oysa, şimdi mevcut olan ve yeni tasarıyle
başka şekiller
altında tekrarlanan görevleri belli esaslar altında
gruplandırmak, ondan sonra en elverişli teşkilât ve bağlantı tarz­
larını düşünmek daha doğru olurdu.
340
Görev Dağıtımıııa HâMın Olması Gereken Esaslar
13
, Bugünkü şekliyle esas olarak Basın, Yayın ve Turizm Ba­
kanlığı tarafından yürütülen ve yeni tasarıyle Turizm ve Tanıtma
Bakanlığı çerçevesinde toplanmak istenen görevler, aslında birbirin­
den ayrı dört grup meydana getirmektedir:
a.
Turizmle ilgili görevler: Türkiye’nin ödemeler dengesi ba­
kımından turizme bağlanan ümitler, memleketin bu alandaki geniş
potansiyeli, turizm endüstrisi alanında yapılacak işlerin çokluğu,
çeşitli devlet hizmetleri arasında bu açıdan sağlanması gereken ko­
ordinasyon ödevinin ağırlığı ve nihayet büyük hamleler yapabilmek
için teşkilâtı gitgide genişletebilmek zorunluluğu, bu görevlerin ayrı
bir bütün halinde bir araya getirilmesini icap ettirmektedir. M em ­
leketin tarihî ve tabiî turistik imkânlarını tanıtmak, başka bir de­
yimle turist getirebilmek için gerekli propagandayı yapmak da bu
görevler grubunun içine girmektedir. “Tanıtm a” görevi ancak bu
alanda “turizm” görevinin bir parçası olmaktadır.
b . Turizm amaçları dışında Türkiye’yi tanıtma ve yabancı
memleketler hakkında bilgi edinme görevi: Devletlerin dış ülkeler­
deki tanıtma gayretleri her zaman turizm propagandası amacıyle
olmaz. Kültürel nüfus bağlantılarını muhafaza etmek, siyasî amaç­
ları destekleyici mahiyette yakınlıklar kurmak veya menfî propagan­
daların izlerini silmek amaçlarıyle yapılan dış tanıtma faaliyetleri
de vardır. Bunları dış münasebetler, daha doğrusu dış siyaset bütünün­
den ayrı olarak düşünmek imkânı yoktur. Aynı şekilde, dış memle­
ketlerdeki kamu oyu dalgalanmalarım izlemek ve oralardaki kamu oyu organlarında Türkiye konusunda yapılan yayınlarla ilgilenmek
görevi de aynı bütünün bir parçası olarak düşünülmelidir.
c . Hükümetin, basın ve yayın organları vasıtasıyle, halk ile
olan münasebetlerini düzenleme görevi: Normal olarak bütün re­
jimlerde ve daha çok da demokrasilerde, hükümetler, iç basın
ve yayın organlarını izlemek, kamu oyundaki dalgalanmaları gözönünde tutmak, bu kanallardan gelecek olan bilgiyi çeşitli amaçlar
için kullanmak, gerektiği zaman bültenler, basın toplantıları,
demeçler, vs. yoluyle kamu oyunu aydınlatmak ve hatta bazen
belli yönlere çevirebilmek zorunluluğunu duyarlar. Bu, mahiyeti ve
genişliği iktidardaki sorumluların anlayışlarına göre değişen, fakat,
her halde, en yüksek siyasî sorumluluk makamına oldukça yakın
bir yerden yönetilmesi gereken bir görevdir.
d . Kamusal mahiyet taşıyan haber ve yayın kurumlarmın
yönetimiyle ilgili görevler: Kamusal haber ve yayın organlarına özerklik
341
tanınmamış olan memleketlerde, bunların yönetimini, bir önceki
gruptaki görevlerle birlikte düşünmek belki mümkün olabilir. A n ­
cak, Türkiye’de, 1961 Anayasasının 121. maddesine göre, radyo
ve televizyon istasyonlarının “özerkliği” ve ‘‘tarafsızlığı” esas alın­
dığından, bunların yönetimini, daha doğrusu bunlarla genel idare
arasındaki bağlantı yeri ve şekli meselesini ayrı bir görev grubu için­
de düşünmek gerekecektir.
14 . Böylece, ortaya, “turizm” , '‘turizm amaçları dışındaki
Türkiye’yi tanıtma ve yabancı memleketler hakkında bilgi edinme” ,
“hükümetin, basın ve yayın organları vasıtasıyle halk ile olan mü­
nasebetlerini düzenleme” ve nihayet “kamusal mahiyet taşıyan
haber ve yayın organlarının yönetimi” adiyle belli başlı dört görev
çeşiti çıktığına göre, bunları teker teker ele almak ve her biri için
gerekli yeri ve teşkilât şeklini araştırmak mümkün olacaktır.
Turizm
Statü ve Görevler
15 . “Turizmi millî ekonominin verimli sektörü haline getir­
mek için yurdun turizme elverişli bütün imkânlarını değerlendirmek,
turizmle ilgili her türlü çalışmaları yapmak, düzenlemek, denetle­
mek, teşvik ve koordone etmek” amacıyle, başlıbaşma bir “Turizm
Bakanlığı” kurulmalıdır. Bu bakanlık, başlangıçtan itibaren, turiz­
mi bir fantezi değil, millî ekonominin bir sektörü sayan, ciddî öğre­
tim görmüş, iktisat bilgisi ve genel kültür derecesi yüksek bir kadro­
nun eline verilmeli, bu alanda yerine getirilmesi gereken görevleri
başarabilecek ehliyette ve genişlikte yeni bir teşkilât meydana geti­
rilmelidir. Eski eserlerin muhafazasını denetleme, turistik bölgeleri
tespit etme ve buralarda kurulacak tesisler için uyulacak esasları
belirtme, mahallî idarelerin turizm hizmetlerinde kendilerine yar­
dımcı olma, giriş kapılarında turistlere kolaylık gösterecek servisleri
kurma, ulaştırma araçlarında ve başka yerlerde turistler için belir­
tilen tarifelerin uygulanmasında gerekli denetlemeleri yapma ve ni­
hayet turizmi teşvik konusunda başka bakanlıklarca alınabilecek
kararlara önayak olma gibi çok çeşitli şekillerde ortaya çıkan ve yakın
ilgi bekleyen meselelerle uğraşabilmek, ancak memleket içinde b’aşlıbaşına bir bakanlık mahiyetinde geniş teşkilâtla mümkün olabile­
cektir. Bütün bu işlerde millî ekonominin ihtiyaçlarını gözönünde
bulundurmak zorunluğu da turizm personelinin özellikle iktisat
kültürü kuvvetli olan ve iyi eğitim görmüş kimseler arasında seçil­
mesini gerektirmektedir. Turizm alanında yapılması lâzım gelen
342
ve bir kısmı mevzuatı değişiktirmekle, bir kısmı da ancak bütün
merkezî hükümet teşkilâtı içinde ahenkli bir çalışmayla başarılabi­
lecek işler konusunda daha fazla bilgiyi, Basın Yayın ve Turizm
Bakanlığı tarafından 1961 yılında yayınlanan ''Türkiye Turizminin
Gelişmesi Hakkında Raporlar^da bulmak mümkündür. Aslında
“ Mevzuat ve Hukukî Tedbirler Komisyonu” ile “ Finansman ve
Program Komisyonu” nun incelemelerini bir araya getiren bu ra­
porlar, turizm alanında yapılması gereken işlerin mahiyetini bütün
genişliği ile ortaya koymaktadır.
16 .
Turizm Bakanlığının teşkilât bünyesi bakımından, esas
olarak, yeni tasarıda düşünülen Turizm Genel Müdürlüğünü al­
mak ve buna turizmle ilgili tanıtma görevini eklemek gerekecektir.
Yalnız, tasarıda ayrı ayrı müdürlükler şeklinde teşkilâtlandırıl­
mış olan “Turizmi Geliştirme Dairesi” ile “Turistik Teşebbüsler
Dairesi” ni bir tek “Turizm Faaliyetleri Genel M üdürlüğü” halinde
birleştirmek daha doğru olacaktır; çünkü, tasarıdaki şekliyle bu
iki dairenin görevleri arasında hayli yakınlık vardır ve hepsi “icraî”
faaliyetlerle ilgilidir. Bu duruma göre, Turizm Bakanlığının başlıca
görevsel birimleri şunlar olacaktır:
a . Etüt ve Planlama Genel Müdürlüğü
b . Turizm Faaliyetleri Genel Müdürlüğü
c . Turistik Tanıtm a Genel Müdürlüğü.
17
. Görev dağıtımı bakımından üzerinde durulması gereken
bir nokta folklor çalışmalarındaki sorumluluktur. Basın, Yayın
ve Turizm Bakanlığı, millî ve mahallî folklorun canlandırılması
ve geliştirilmesi konusunda geniş imkânlara sahip olan M illî Eği­
tim Bakanlığı ve derneklerle sadece işbirliği yapmak ve bu konuda
doğrudan doğruya sorumluluk yükleme yoluna gitmemek yerine,
kendi bünyesi içinde, Tanıtm a Dairesinde kurduğu “ Folklor Şubesi”
ile Türkiye’nin bugünkü folklor durumunu tespit etmekte, milletler­
arası folklor festivallerine katılmaktadır. Yeni tasarıda, Tanıtma
Genel Müdürlüğü içinde bir “Folklor Dairesi M üdürlüğü” kurarak
“Türk Folkloru üzerinde çalışmalar yapmak, bunları düzenlemek,
değerlendirmek, yurt içinde ve dışında tanıtmak” görevini bu D ai­
reye vermektedir. Turizm Bakanlığı kurulup da bu bakanlık içinde
bir “Turistik Tanıtm a Genel M üdürlüğü” meydana getirilince Folk­
lor Dairesi Müdürlüğünün de buraya bağlanması düşünülebilir;
ancak, bu yapılırken “folklor üzerinde çalışmalar yapm ak” görevi­
nin Turizm Bakanlığının değil M illî Eğitim Bakanlığının, daha doğ­
rusu bu raporda kurulması tavsiye olunan Kültür Bakanlığı’nın
sorumluluğuna girmesi gerektiği gözden uzak tutulmamalı ve folk­
343
lor konusunda Turizm Bakanlığının görevi bunlarla ilgili turistik
faaliyetleri düzenlemek, yurt içinde ve dışında tanıtma işini yapm ak­
tan öteye geçm em elidir; çünkü folklor üzerinde bilimsel araştırmalar
yapmakla, folkloru tanıtmak birbirinden ayrı görevvlerdir.
Koordinasyon
ı8 . Turizm, merkezî hükümet teşkilâtı içindeki öbür konuların
çoğundan farklı olarak, birçok devlet dairelerinin koordinasyonunu
gerektiren çok veçheli bir faaliyet alanıdır. Turizm Bakanlığının
görevlerinden büyük bir kısmı “ Koordinasyon” görevi olacaktır.
Bu bakımdan merkezi Turizm Bakanlığında olmak üzere iyi çalışır
bir koordinasyon mekanizmasının kurulması büyük önem taşır.
Şimdi mevcut olan ‘‘Merkezî Turizm Komitesi” , mahiyet değiş­
tirerek, bu iş için bir başlangıç noktası şeklinde kullanılabilir. Aslına
bakıhrsa bu komiteyi “Turizm Koordinasyon Komitesi” adiyle
yeniden kurmak, hangi bakanlıkların temsilci yollayacakları, konu­
nun mahiyetine göre Turizm Bakanlığının tespit edeceğini belirt­
mek ve Komitenin Turizm Bakanlığınca lüzum görülen hallerde top­
lanacağını kaydetmek daha doğru olacaktır. Hangi konuların Turizm
Koordinasyon Komitesinden geçirilmesi gerekeceğini önceden söy­
lemeye de imkân yoktur. Bu konuda takdir yetkisi tamamıyle Turizm
Bakanına bırakılmalıdır. Turizm Koordinasyon Komitesini bir
danışma kurulu saymak da doğru olm az; maksat koordone edilmesi
gereken konuları ilgili bakanlıkların temsilcileriyle birlikte gözden
geçirebilmektedir.. Fakat, Komite bir karar uzvu da sayılmamalı­
dır; bu komitede çok taraflı görüşmeler sonunda olgunlaşacak olan
sonuçlar, nihayet en yakından ilgili bulundukları bakanlığın kararıyle kesinlik kazanacaktır.
Bu konuda önemli olan. Komitenin
bütün bakanlıklar için belli bir yüksek seviyede ve belli kimselerden
kurulmuş bir Komite olması, farklı seviyelerde bulunan ve her de­
fasında değişen kimselerden kurulu intizamsız bir topluluk halini
almamasıdır.
19 .
Turizm Koordinasyon Komitesinin kuruluşunda, şimdiki
Merkezî Turizm Komitesinin terekküp tarzı bakımından işlenen
bir hata takrarlanmamahdır. Koordinasyondan da öteye geçip ba­
zen bir karar uzvu olarak çalışan Merkezî Turizm Komitesinin
üyeleri arasında, ikisi meslek teşekkülü temsilcisi olmak üzere,Tu­
rizm Danışma Kurulu üyeleri arasından seçilecek 4 üye de bulun­
maktadır (9. paragrafın “e” bölümüne bakınız). Oysa, devlet daire­
leri arasında koordinasyon sağlayacak olan bir kuruluşta meslek te­
şekkülü temsilcilerine lüzum yoktur. Devlet teşkilâtı dışından gelen­
344
lerin turizm konusundaki kararlaria bağlantılarını, ancak danışma
mahiyetinde olmak üzere, Turizm Danışma Kurulu çerçevesinde
tutmak ve Turizm Koordinasyon Komitesini sadece Bakanlıklar
temsilcilerine münhasır kılmak daha doğru olacaktır.
20 . Merkezî Turizm Komitesinin “Turizm Koordinasyon K o ­
mitesi” adiyle bir koordinasyon kuruluşu şekline sokulması, şimdi
bu Komiteye ait olan bazı karar yetkilerinin Turizm Bakanlığına
devredilmesini gerektirecektir. Öyle konular vardır ki. Basın, Yayın
ve Turizm Bakanlığının sorumluluk alanına girdikleri halde, bunlarla
ilgili bazı kararları alma yetkisi Bakanlığa değil. Merkezî Turizm
Komitesine aittir. Bunlardan en önemlileri, krediyle ilgili olan karar­
lardır. Turizm müessesesi belgesi almış olanların kredi ihtiyaçlarını
karşılamak için, 1953 yılından itibaren genel bütçeye konulacak öde­
neklerle, İller Bankasında 50.000.000 T L ’na varacak bir fon kurul­
muştur. Bu fondan verilecek kredilerin prensip ve şartlarını tayin
etme ve istek olunca kredi açma kararını verme yetkisi Merkezî
Turizm Komitesinindir. Turizm konusunda tam görev yüklenecek
bir Turizm Bakanlığının kurulmasından ve T .C . Turizm Bankası­
nın, 32. paragrafta görüleceği gibi bu Bakanlığın sorumluluğu çer­
çevesinde bir kamu iktisadı teşebbüsü haline getirilmesinden sonra,
krediler için genel esasları tespit etme ve Bankaca yapılacak kredi
dağıtımını denetleme yetkisinin doğrudan doğruya Bakanlığa veril­
mesi gerekir.
21 . 6086 sayılı ''Turizm Endüstrisini Teşvik” kanunu ile belir­
tilmiş olan görevlerden,
a . Münhasıran bilet satışıyle iştigal eden turizm büro ve se­
yahat acentalarına ruhsat
verme işi (mad. 43),
b . Turizm müessesesibelgesi almış olanların, müesseselerini
mücbir sebepler dolayısıyle verilen süre sonunda açmamalarıhalin­
de, sürenin uzatılması (mad. 18),
c . Belge konusu olan tesislerin, aynı maksatlarla kullanılmak
şartıyle, satın alınması, kiraya verilmesi, işletme konularının ve
işletme unsurlarının değiştirilmesi veya ortaklarda sermaye azal­
masının kabulü ve belediyeye şerh verilmesi (mad. 21),
Merkezî Turizm Komitesinin karar almasını gerektirmekte ve
Bakanlık, daha doğrusu Genel Müdürlük, ancak bu kararları tasdik
edip yerine getirmektedir. Bu kararlar, aslında Bakanlıklararası koor­
dinasyona lüzum göstermeyen kararlardır. Kurulacak Turizm Bakan­
lığının bu konularda tam yetkili olması gerekir.
22 . Şimdiki halde turizm müessesesi belgesi, Merkez Turizm
Komitesinin uygun görmesi ve Genel Müdürlüğün teklifi üzerine
345
Başbakanlıkça verilmekte, belge iptali de aynı kanallardan geç­
mektedir (6086 mad. 3 ve 29). Koordinasyona lüzum göstermeyen
bu yetkinin tamamıyle Turizm Bakanlığına tanınması doğru ola­
caktır.
23.
Yine 6086 sayılı kanunun 12. maddesine göre, '‘turizm
müesseselerinde, müessesenin işletilmesi için lüzumlu görülen ya­
bancı mütehassıs şahısların (garson ve benzeri şahıslar hariç) çalış­
ma müddetlerinin temdidi” , Basın, Yayın ve Turizm Genel M üdür­
lüğünün teklifi üzerine Bakanlar Kurulunca yapılmaktadır. Koordone edilmesi gereken bir tarafı olmayan ve Bakanlar Kurulu kade­
mesine kadar çıkması için hiç bir ciddî sebep bulunmayan bu kara­
rın da Turizm Bakanlığının yetkilerinden sayılması gerekir.
Danışma
24
. Turizm, yalnız devlet kesimi içinde değil, millet hayatının
ve millî ekonominin bütün kesimlerinde koordone ve ahenkli bir şe­
kilde hareket edilmesini gerektiren bir konudur. Bu bakımdan, çeşitli
faaliyetleri yürütenlerin zaman zaman bir araya gelmeleri ve turizmle
ilgili konuları görüşmeleri, hem devlet kesimi içinde alınacak karar­
ların geniş bir danışma faaliyetinden sonra, alınmasına, hem de millet
hayatının başka başka kesimlerinde çalışanların turizm konularına
toplu bir şekilde bakabilmelerine imkân verecektir. Bu bakımdan,
5392 sayılı kanunla kurulan Turizm Danışma Kurulunun (9. parag­
rafın ‘"b” bölümüne bakınız) günün şartlarına uygun bir şekle
sokulması ve çahşmalarma bir canhiık getirilmesi faydalı olacaktır.
Nitekim, yeni tasarı da ‘'turizm işlerine verilecek yönü görüşmek
ve alınacak tedbirler hakkında düşüncelerini bildirmek üzere” bir
Turizm Danışma K urulu’nun meydana getirileceğini belirtmekte
ve bunun üyelerini şu şekilde öngörmektedir:
a . T B M M . Turizm Komisyonundan,
b , ilgili bakanlıklardan,
c , Devlet Planlama Teşkilâtından, (*)
ç . Özel idarelerden,
d . Belediyelerden,
e . Üniversitelerden,
f . İktisadî devlet teşekküllerinden,
g . Turizm ve kültür derneklerinden,
(*) H üküm et tasarısında bulunm ayan ve M illet M eclisi Bütçe K om isyonunda ek­
lenen ‘ ‘D evlet Planlam a T eşkilâtı” , metne ‘ ‘D evlet Planlam a D airesi” şeklinde geçmiş ve
Bakanlıkça sevkedilen yeni tasarıda da aynı hata tekrar edilmiştir
346
h . Turizmle ilgili meslek derneklerinden,
1. Turizmle ilgili bilimsel derneklerden,
i . Basın dernekleri ve sendikalarmdan,
j . Bankalardan,
k . Ticaret ve sanayi odalarmdan,
1 . Gençlik ve öğrenci teşekküllerinden,
gönderilecek birer temsilci ve turizm konusund^a uzmanlığı bulu­
nup da yukarıdaki daire ve teşekküllerde görevliolmayanlar arasın­
dan çağrılacak kimseler.
25 . Tasarıya göre, bu sayılardan hangilerinin kaç temsilci
gönderecekleri Bakanlıkça kararlaştırılacak, Kurulun üye sayısı
30’u geçmeyecek. Bakanlık her toplantının amacını belirtip günde­
mini hazırlayacak ve Kurul, Bakanlıkça gerekli görüldüğünde top­
lantıya çağrılacaktır. Tasarının bütün bu hükümleri. Turizm D a­
nışma K urulu’nun gerçekte işe yarar bir hale getirilmesini sağlamak
bakımından yerindedir ve bunların aynen kabul edilmesi doğru
olacaktır.
ToG. Turizm Bankası
26.
T .C . Turizm Bankası 10 mayıs 1960 tarihli ve 7470 sayılı
kanuna göre, ‘'turistik tesisler kurmak, işletmek, satmak, kiraya
vermek, satın almak turizme dolayısıyle hizmet edecek lokanta, otel
gibi işletmeler ve sosyal turizm tesisleri kurmak ve işletmek, turizm
endüstrisi müesseselerine ve işletmelerine kısa, orta ve uzun vadeli
kredi açmakla görevlendirilmiştir. 300.000,000 liralık itibarî sermaye
ile özel hukuk hükümlerine tabi olmak üzere kurulmuş olan Banka­
nın hisse senetleri üç gruba ayrılmıştır. % 40 tutarındaki ‘‘A ” grubu
hisse senetleri Hâzineye, % 40 tutarındaki “B” grubu senetleri ban­
kalara ve resmî veya özel kurumlara, % 20 tutarındaki ‘‘C ” grubu
hisse senetleri de özel kişilere ait olacaktır. Kanuna göre; Basın,
Yayın ve Turizm Bakanlığının T .C . Turizm Bankası’nm yönetimiyle
şu noktalardan ilgisi vardır:
a.
“A ” grubu hisse senetleri Hazine adına Basın, Yayın ve
Turizm Bakanlığı tarafından temsil edilir;
b . Bankanın* bir başkan, dört üye ve genel müdürden kurulu
olan İdare Meclisinin başkanı ve bir üyesi Bakanlar Kurulu kararıyle
tayin edilir; ancak bunların inhası Basın, Yayın ve Turizm Bakan­
lığı tarafından yapılır.
c.
Bankanın murakabe komisyonlarına dahil bir murakıp
üye de Basın, Yayın ve Turizm Bakanlığı tarafından seçilir.
347
27- Aynı konularda birbirine yakın hizmetleri yerine getiren
Bakanlık ile Turizm Bankasının daha ahenkli ve koordinasyonlu
şekilde çalışmaları gerekirdi; ancak, şimdiye kadarki çalışmalarda
bu bakımdan tatmin edici bir durum görülmemektedir. Banka ile
Bakanlık arasında daha yakın bir işbirliğine imkân verecek bağlan­
tıların kurulması zaruridir. Herşeyden önce T .C . Turizm Bankası­
nın ‘"B” ve ‘‘G” grubu hisse senetlerindeki gerçek malî durum incelenmelidir. Hukuken anonim ortaklık gibi gözüken bankanın hisse
senetlerinin çoğu fiilen kamu hisse senetleri ise, bu takdirde İktisadî
devlet teşebbüsleri konusundaki incelemeler sonunda varılmış olan
prensibe uygun olarak T .C . Turizm Bankası’nm da bir “kamu İkti­
sadî teşebbüsü” (şimdiye kadar kullanılan deyimiyle “İktisadî devlet
teşekkülü) haline getirilmesi gerekecektir. Bu taktirde böyle bir ka­
mu İktisadî teşebbüsünün bağlantı yeri (kamu İktisadî teşebbüslerriyle bakanlıklar arasındaki bağlantılar bakımından kabul edilecek
ölçü ve derecede) Turizm Bakanlığı olacaktır. Bankanın statüsün­
deki böyle bir değişiklik, onun turizm konusunda devlet kesimi dışın­
daki teşebbüslere kredi, vs. yoluyle yardımcı olmasına engel teşkil
etmeyecektir. Hatta, İller Bankasında birikmekte olan turizmle ilgili
kredi fonunun T .C . Turizm Bankasına nakliyle bu yardımcılık rolünü
daha da kuvvetlendirmek mümkün olacaktır. Ayrıca, Bakanlığın eline,
turizm endüstrisini geliştirmek bakımından mutlaka yapılması gere­
ken, fakat müteşebbis veya sermaye yokluğundan dolayı girişilemeyen işleri kredi yoluyle teşvik etmek bakımından faydalı bir imkân
verilmiş olacaktır. T .C . Turizm Bankası hakkında ileri sürülen murakabesizlik ve verimsizlik tenkitleri de, kamu İktisadî teşebbüsleri
için kabul edilecek olan genel murakabe ve yönetim mekanizması
içinde karşılanabilecek ve gerekli tedbirler alınacaktır.
tl ve Bölge Teşkilâtı
28
. Basın, Yayın ve Turizm Bakanlığının, turizmle ilgili ola­
rak, şimdiye kadar kurabilmiş olduğu il teşkilâtı ancak 10 kişilik bir
personelden ibarettir. Yeni tasarı, iller teşkilâtı için istenen kadro­
larla bunu 64 kişiye çıkarmaktadır. Bakanlığın mahallî teşkilâtlanışı
“ Turizm ve Tanıtma Bölge Müdürlükleri” yoluyle olacaktır. Gere­
ken yerlerde bölge müdürlükleri, turizm büroları açılabileceği gibi,
il temsilcilikleri de kurulabilecektir. Turizm imkânlarının geliştiril­
mesi ve turislere kolaylık göstermek üzere geniş bir turizm büroları
şebekesi kurulması ihtiyacı gözönünde tutulunca, yeni bakanlığın
yurt içi teşkilâtı için istenen kadronun yeterli olmayacağı kolayca
anlaşılır. Turizm Bakanlığının memleket içindeki teşkilâtlanmaya
çok daha fazla önem vermesi gerekecektir. Ayrıca, yeni tasarıdaki
348
''turizm büroları ve il temsilcilikleri bölge müdürlüklerine bağlı
olarak çalışırlar” hükmünün de, Turizm Bakanlığının mahallî
temsilcilerine valilerin murakabe ve koordinasyonu dışında tut­
mayacak şekilde anlaşılması icabeder. Merkezdeki Turizm Koordi­
nasyon Komitesi ve Turizm Danışma Kurulu mekanizmasının böl­
geler ve iller ölçüsünde de, aynı esaslara göre, tekrarlanması faydalı
olacaktır.
Yabancı Memleketlerde Turizm Propagandası
29 . Bütün turizm işleriyle ilgilenecek bir bakanlığın kurulma­
sı, yabancı memleketlerdeki turizm propagandasının hangi bakanlık
sorumluluğuna gireceği meselesini de kendiliğinden ortaya çıkarmak­
tadır. Yeni getirilen tasarıya göre, bu sorumluluk Turizm ve T anıt­
ma Bakanlığına ait olmaktadır. Bakanlık bu sorumluluğu yurt dışı
Turizm ve Tanıtm a Büroları, basın müşavirlikleri ve basın ataşelik­
leri yoluyle yapmayı düşünmekte ve şimdiki 36 kişilik dış kadrosu­
nun 44 kişiye çıkarılmasını istemektedir.
30 . Turizmle ilgili tanıtma görevi ile turizm amaçları dışın­
daki tanıtma görevi arasında gerekli ayırmayı yaptıktan sonra
(18. paragrafın, “a” ve “b ” bölümlerine bakınız) turizmle ilgili ta­
nıtma görevinin iki veçhesi üzerinde durmak gerekir. Turizm pro­
pagandası konusunda, iç ve dış maksatlar için, gerekli filimleri, fotoğ­
rafları, albümleri, kitapları, broşürleri, “depliant” denilen katla­
maları hazırlamak sorumluluğunun Turizm Bakanlığı içinde T anıt­
ma Genel Müdürlüğüne düşeceğinden şüphe yoktur. Bunların yurt
içindeki dağıtımı bakımından bölge müdürlüklerinden, il temsilci­
lerinden ve bunların bulunmadığı yerlerde doğrudan doğruya vali­
liklerden faydalanılacağı da muhakkaktır. Dış memleketlere gelin­
ce, bu çeşit turizm propagandası malzemesinin Dışişleri Bakanlığınm yabancı memleketlerdeki teşkilâtında faydalı olacağı aşikârdır.
Turizm propagandası için dünyanın her köşesinde özel teşkilât kur­
maya lüzum yoktur. Nitekim, yeni tasarıda bu nokta takdir edilmek­
te ve ancak mahdut bir dış kadro istenmektedir. Bazı memleket­
lerde turizm propagandasının bu işi de normal görevleriyle birlikte
yapabilecek olan Dışişleri Bakanhğımn mutat personeli tarafından
yürütülmesi mümkündür. Ancak, gönderebilecekleri turist sayısı
bakımından önemli olan bazı memleketlerde propagandayı daha
geniş ölçüde tutma, seyahat acentalarıyle işbirliği yapma, turist
akınım başlatabilmek için önce davetli turist getirmek faaliyetlerine
girişme zorunluluğu, mutat personelin başka işlerle fazla yüklü ol­
duğu ve bilgi edinme konusundaki talebin yüksek bulunduğu bazı
349
memleketlerde resmî sıfat taşımayan propaganda ve irtibat
merkezlerinin kurulmasmı gerektirebilir. Bu lüzumun takdiri ve
personelin seçimi bakımmdan Dışişleri ve Turizm Bakanlıkları ara­
sında iş birliği yapılmalıdır. Bu merkezlerde, bürokratik zihniyet
yerine, turizm bilgisinin, girişkenliğin ve faal davranışın hâkim ol­
ması şarttır. Personelin seçiminde bu esaslar gözönünde tutulmalı­
dır.
Turizm Amaçları Dışında Türkiye’yi Tanıtma ve Ya­
bancı Memleketler Hakkında Bilgi Edinme
31 . Siyasî amaçları destekleyici m_ahiyette tanıtma faaliyet­
lerine girişmek veya menfi propagandaların izlerini silmek gibi
görevlerin Dışişleri Bakanlığının yetki alanına girdiği muhakkaktır.
Bunları tamamlayıcı mahiyette olan ve yine normal olarak Dışişleri
Bakanlığının sorumlu' saydığı bir başka görev de, dış memleketler­
deki kamu oyu dalgalanmalarını izlemek ve oralardaki gelişmeler
konusunda bilgi edinmek görevidir.
Bazımemleketlerde
bütün
bunları elçiliklerdeki veya büyük elçihklerdeki mutat personelle
yürütmek mümkündür. Meselâ Türkiye ile münasebetleri fazla
gelişmiş olmayan bir memleketteki elçihk mensuplarının mutat gö­
revler yanında, hem gereken ölçüde tanıtma faaliyetlerini yürütme­
leri, hem mahallî yayın organlarındaki gelişmeleri izleyerek kamu
oyu dalgalanmaları hakkında bilgi edinmeleri, hatta icabederse,
bu organlarda Türkiye hakkında çıkmış olan bir yorumu siyasî tu­
tuma göre düzeltmek üzere cevaplandırmaları imkânsız değildir.
Ancak, bazı memleketlerde, bu görevlerin mutat diplomatik perso­
nelin gücünü aştığı, özel niteliklere ve tecrübeye sahip kimselere
ihtiyaç gösterdiği de olur. Bu ihtiyacın takdirini mahallî misyona,
dolayısıyle Dışişleri Bakanlığına bırakmak gerekir. Dışişleri Bakan­
lığı bir ''Tanıtma ve Basın Ataşesi” ile yetinebileceği gibi, duru­
ma göre özel bürolar da kurabilmelidir. Bu görevler için belli bir dış
memlekete yollanacak personelde aranması gereken şartları da yine
o memleketin durumunu gözönünde tutarak en iyi Dışişleri Bakan­
lığı takdir edebileceği için, seçme ve tayin yetkisini bu Bakanlığa
vermek gerekecektir. Dışişleri Bakanlığı, Türkiye’yi tanıtma ve ya­
bancı memleketlerin kamu oyu hakkmdaki bilgi edinme amaçlarıyle kullanacağı personeli kendi kadrolarından seçme veya bu perso­
neli devlet hizmeti içinden yahut basmdan muvakkaten veya devamlı
olarak alınacak ehliyetli elemanlarla takviye etme hususlarında serbest
olabilmelidir. Bu görevin, başlıca işi turizm konusu olacak olan bir ba­
kanlıktan ayrılarak Dışişleri Bakanlığına verilmesinde isabet vardır.
350
3 ^ • Yeni hazırlanan “Turizm ve Tanıtma Bakanlığı’^ tâsarısinda, ‘'Basın ve Enformasyon Dairesi Ba§kanlığı” nın görevleri
arasında, “yurt dışında yayın organlarının yayınlarını izlemek, dış
yayın organlarının Türkiye ile ilgili yayınları hakkında hükümet
makamlarına bilgi vermek” görevleri de sayılmaktadır. Bu, bir bakı­
ma, Basın, Yayın ve Turizm Bakanlığının şimdi. Yayınlar ve Haber­
ler Dairesi Müdürlüğü vasıtasıyle yerine getirdiği görevlerin tekra­
rından ibarettir. Gerçekten, Bakanlık dış radyoların özel maksatlı
Türkçe yayınları da dahil olmak üzere, dış basın ve yayınları izle­
mekte, bültenler veya raporlar hazırlamaktadır. Dış memleketlerin
kamu oyu dalgalanışlarmı veya Türkiye ile ilgili davranışlarını izle­
mek görevlerinin içine giren bu faaliyetlerin de Dışişleri Bakanlığı­
nın sorumluluk alanından sayılması gerekir. Dışişleri Bakanlığı, doğru­
dan doğruya elçiliklerin ve özel durumlarda da onlara bağlı olarak
çalışacak olan ataşelerin faaliyetleriyle bu görevi geniş ölçüde kar­
şılamış olacaktır. Dış haber kaynaklarının daha eksiksiz bir şekilde
izlenebilmesi ve bu arada yabancı radyoların dinlenmesi için de
Dışişleri Bakanlığının yapılacak sözleşmeler çerçevesinde, Anadolu
Ajansından faydalanması mümkündür. Bu meseleye, aşağıda Anado­
lu Ajansı ayrı bir konu olarak ele alındığı zaman, dokunulacaktır.
Hükiimetiîî, Basın ve Yayın Organları Vasıtasıyle H a lk
ile Münasebetleri
33 . Yeni tasarı, kurulacak olan “Turizm ve Tanıtma Bakanlığı” nm Basın ve Enformasyon Dairesine verilen görevler arasında,
“yurt içinde yayın organlarının yayınlarını izlemek, genel katma
ve özel bütçeli dairelerle, İktisadî devlet teşekküllerinden ve sermaye­
lerinin çoğu bu daire ve teşekküllere ait kurumlardan toplanacak
bilgileri, yardımcı olmak üzere, basın ve yayın organları için bül­
tenler halinde hazırlamak” görevini de saymaktadır. Bu, aslında,
hükümetin memleket içindeki kamu oyu dalgalanmalarını izlemek,
gerektiği zaman bültenler, basın toplantıları, demeçler ve radyo
konuşmaları yoluyle kamu oyunu aydınlatmak ve hatta, bazen belli
yönlere çevirmeye çalışmak görevidir. Şimdiki halde, bu görev, mer­
kezî hükümet teşkilâtı içinde, dağınık ve tekrarlara yahut tedahül­
lere yol açacak şekilde yürütülmektedir. Bakanlıklar kendi bünyeyeleri içinde basın büroları kurmakta. Başbakanlıkta bir Basın M er­
kezi bulunmakta. Dışişleri Bakanlığı “ Enformasyon Dairesi” vasıtasıyle bazı hizmetleri yerine getirmeye çalışmakta ve bütün bunlar­
dan başka. Basın, Yayın ve Turizm Bakanlığının Yayınlar ve Haber­
ler Dairesi aynı işi bütün hükümet için yapar görünmektedir. Yeni
351
tasarı, Basin ve Enformasyon Dairesine şimdiki Yayınlar ve Haber­
ler Dairesinin görevlerini devretmekle durumdaki karışıklığı ve
vuzuhsuzluğu gidermiş olmamaktadır. Bu bakımdan, hükümetin,
basın ve yayın organları vasıtasıyle, halk ile münasebetleri mesele­
sini bir bütün olarak görmek ve bu görevin yürütülmesi için en iyi
teşkilât şekHnin ne olacağını düşünmek gerekir.
34. Görev, mahiyeti icabı, kurulacak olan teşkilât biriminin
siyasî sorumluluk makamına, yani Kabineye yakın olmasını gerek­
tirmektedir. Hükümetin kamu oyundaki dalgalanmaları izleyebil­
mesi, basın ve yayın organları vasıtasıyle halkla olan münasebetleri­
ni buna göre ayarlayabilmesi, nihayet gerektiği zaman, bülten,
demeç vs. yayınlayabilmesi için. Başbakanlıkta Kabine hizmetleri­
ni kolaylaştıracak bir sekreterliğin yanında, böyle bir birime de
lüzum vardır; fakat, kamu oyunu izleyebilmek için gerekli işleri bü­
tün teferruatıyle, bu birimin yapması da şart değildir. Bu konuda,
yine aşağıda görüleceği gibi, Anadolu Ajansının hizmetlerinden,
yapılacak sözleşmeler çerçevesinde faydalanmak mümkündür. G e­
nel hükümet tutumuyle ilgili olmayan konularda, sorumlu bakan­
lıkların basın ve yayın organları yoluyle halkla münasebetlerini ken­
di özelliklerine göre düzenleyebilmelerine de imkân verilmeli, işle­
meyecek derecede bir merkezîleşmeye gitmekten kaçınılmalıdır.
Anadolu Ajansınm
Dıırîîniîi
35. 1961 Anayasasındaki 121. maddenin dördüncü fıkrası
‘'Devlet tarafından kurulan veya Devletten m.alî yardım alan ha­
ber ajanslarının tarafsızlığı esastır” demekle Anadolu Ajansının
yeni Anayasa düzeni içindeki durumunu belirtmiş olmaktadır.
5392 sayılı kanunun 29. maddesine göre, ‘‘Basın, Yayın ve Turizm
Genel Müdürlüğü, Anadolu Ajansının yayın ve haber alma işlerini,
bütçesini, kadrosunu ve bunların uygulanışını denetlemek ve öde­
necek miktarı her yıl kendi bütçesinin Anadolu Ajansı bölümündeki
ödeneği aşmamak üzere, Anadolu Ajansı ile, en çok beş yıllık bir
sözleşme yapmaya yetkilidir” . Şimdiki halde, bir yıl muteber olmak
üzere, ı mart 1962’de yürürlüğe girmiş olan bir sözleşme vardır.
36. “Turizm ve Tanıtma Bakanlığı Kanun Tasarısı” 5392
sayılı kanunun Anadolu Ajansıyle ilgili olan hükmünü aşağı yukarı
ayn€n tekrarlamakta, yalnız Anayasadaki ‘‘tarafsızlık” esasına uygun
olarak, denetlenecek unsurlar arasında “yayın ve haber alma işlerini”
çıkarmaktadır. Anadolu Ajansı ile yapılacak sözleşmede. Ajans
yöneticilerinin atanma yolları da beHrtilecek ve Bakanlık Anadolu
Ajansında bir denetçi bulunduracaktır.
' 352
37 • Devlet bütçesinden, sözleşme gereğince Anadolu Ajansı­
na verilmekte olan yardım karşılığında. Ajansı, şimdiki hald^ Basın,
Yayın ve Turizm Bakanlığının Yayınlar ve Haberler Dairesi tara­
fından yerine getirilmekte olan haber alma, radyo dinleme hizmet­
leri için kullanmak ve böylece iki birim arasındaki tekrarları önle­
mek mümkündür. Ajansın dış basını ve dış haber kaynaklarını izle­
mek bakımından Dışişleri Bakanlığına faydalı olacağı da tabiîdir.
Memleket içindeki kamu oyu gelişmelerini izleyebilmek bu konu­
larda hükümete bilgi vermek için de Anadolu Ajansının hizmetlerin­
den faydalanılabilir ve Başbakanlıktaki merkezî birimin haber top­
lama işi haifletilmiş olur. Ajansın tarafsızlığını sağlayacak gerekli
statü tedbirleri ahndıktan sonra, sözleşme gereğince ve yardım kar­
şılığında yapılacak olan bu çeşit bir hizmetin tarafsızlığa halel getire­
ceği sanılmamahdır. Aksine, kamu oyundaki gelişmeleri tarafsız bir
ajans vasıtasıyle izleyecek olan bir hükümetin daha doğru bilgiler
edineceği muhakkaktır. Turizm konusuyle uğraşacak olan bir bakan­
lığın bünyesi içinde “Basın ve Enformasyon Dairesi Başkanlığı”
adiyle bir birim meydana getirmeye bu bakımdan da lüzum yoktur.
Basın K artlarıyla İlgili İşler
38 . “Turizm ve Tanıtm a Bakanlığı Kanun Tasarısı” Basın ve
Enformasyon Dairesinin görevleri arasında, “Bakanlar Kurulunca
onaylanacak yönetmeliğe uygun olarak, Türk ve yabancı basın
mensuplarına basın kartı vermek ve bunlara ait belgeleri hazırlam ak”
görevini de saymaktadır. “Basın ve Enformasyon Dairesi” adiyle
bir birimin kurulmasından vazgeçilince, bu görevin merkezî hükü­
met teşkilâtı içinde hangi birim tarafından yerine getirileceği sorusu
akla gelebilir. Basın kartlarının verilmesi objektif esâslara dayanan
bir yönetmeliğe bağlandıktan sonra, bunlarla ilgili formaliteleri
yapacak makamın pek önemi kalmamaktadır. Meslekî basın kuruluşlarıyle olan yakın ilgisi dolayısıyle Çalışma Bakanlığının bu görevi
alması en normal çözüm olarak gözükmektedir.
Gazetelerin
ve Dergilerin Dağıtımı
39 . Basın kartı işlerinin de bu şekilde çözümlenmesinden son­
ra, basın konusunda, hizmet olarak şimdilik devletçe yapılacak başka
bir iş kalmamaktadır. Resmî ilânlar konusu, merkezî hükümet teş­
kilâtı dışında, fakat onun denetimine tabi tutularak Basın İlân K uru­
mu tarafından yürütülmektedir. Bu arada henüz el atılmamış bir
konu gazetelerin ve dergilerin memleket çapında süratle ve güve­
nilir bir şekilde dağıtılabilmesi meselesidir. Kültürel kalkınmayla
353
ve ifade hürriyetinin kamusal teminat altına alınmasıyle yakından
ilgisi bulunan bu dava, devletin çok yakından ilgilenmesi gereken
bir hizmet olarak ortadadır. Ancak, buna verilecek en elverişli şek­
lin ne olabileceği bu raporun alanını aşan bir inceleme konusudur.
Kurumsal Haber ve Yayın Kurumlarınm Yönetimi
40. 1961 Anayasasındaki 121. maddesinin ı, 2, 3. fıkralarına
göre, ''radyo ve televizyon istasyonlarının idaresi, özerk kamu tü­
zel kişiliği halinde, kanunla düzenlenir. Her türlü radyo ve televiz­
yon yayınları, tarafsızlık esasına göre yapılır; radyo ve televizyon
idaresi, kültür ve eğitime yardımcılık görevinin gerektirdiği yetki­
lere sahip kılınır” . Demek ki, radyo ve televizyon istasyonlarının
yönetimi için özerk bir kamu tüzel kişiliğinin kurulmasıyle birlikte
bu konularda 5392 sayılı kanunla Basın, Yayın ve Turizm Genel
Müdürlüğünce verilmiş olan yetkiler sona erecektir. Nitekim, yeni
tasarı da bu noktayı gözönünde bulundurarak, gerekçesinde, “Ba­
kanlığın diğer basın ve yayın organlarıyle irtibatının bu müesseselere ve hizmetlerine yardımcı olmaktan ibaret kalacağı dikkate
alınmış ve dairenin görev ve yetkileri bu esasa, göre düzenlenmiştir.’ ’
demektedir. Ancak, bir kurumun “özerk kamu tüzel kişiliği” şeklin­
de teşkilâtlanması halinde bile, merkezî hükümet teşkilâtı içinde bir
bakanlığın bununla ilgili genel sorumluluğu taşıması ve kurum büt­
çesinin (üniversiteler bakımından olduğu gibi) yine böyle bir bakan­
lık bütçesi içinde gözükmesi gerekecektir. Radyo ve televizyon iş­
lerinin yönetimi için kurulacak özerk kamu tüzel kişiliğinin kesin
şekli henüz belli değildir; fakat, verilecek şekil ne olursa olsun, yukarı­
da belirtilen derecede de olsa, bir bağlantı yerinin şimdiden karar­
laştırılmasında fayda vardır. Bu raporun tavsiyelerinden sonra.
Basın, Yayın ve Turizm Bakanlığından ortada ancak bir Turizm Ba­
kanlığı kalacağına göre, radyo ve televizyon kamu tüzel kişiliği ile
bu Bakan