SULAMA SUYU KALİTESİ VE TUZLULUK
Yrd. Doç. Dr. Serpil SAVCI
TUZLULUK SORUNU VE GİDERİLMESİ
Giriş
Yağışlı alanlardakilerle birlikte hemen tüm topraklarda bir miktar tuz bulunmaktadır.
Ancak tuzların derişimleri 1 litre toprak suyunda 0.4 gramı aşmaz. Toprakta biriken tuzun asıl
kaynağı sulama sularıdır. Örneğin 250 ppm eriyebilir tuz içeren bir sulama suyu 1000 mm’lik
bir uygulama sonucu hektara 2500 kg tuz bırakır. Eğer biriken tuzlar kök bölgesinden
uzaklaştırılamazsa suyun niteliği iyi olsa bile profilde tuz birikmesi kaçınılmazdır.
Sulama suyunun sağlanması iletimi ve dağıtımı ölçüsünde toprakların ve suyun
sulamaya uygunluğunun saptanması ve yıkama gereksiniminin belirlenmesi çok önemlidir.
Sulu tarımla ilgili sorunların ortaya çıkması ve başarısızlığın temelinde son iki etmene
yeterince önem verilmeyişi yatmaktadır. Bilinçsiz sulamalar ve zamanında uygun önlemlerin
alınmaması yüzünden önemli miktarda arazi sorunlu hale gelerek üretim dışı kalmaktadır.
Böylesi arazilerin yeniden üretime döndürülmesi büyük yatırımları gerektirmektedir. O
nedenle bugün tarımda kullanılan alanların ileride sulama nedeniyle tuzlulaşarak veya
sodyumlulaşarak üretim dışı kalmalarını engellemek için gerekli tüm önlemler alınmalıdır.
Tuzluluk sorunlarının meydana geldiği topraklara, problem sınıfı topraklar denir. Bu topraklar
bitkilerin olağan gelişimlerini engelleyecek ölçüde eriyebilir tuz veya değişebilir sodyum
içerirler. Kendilerine özgü özellikleri vardır. Tarım yönünden bu topraklar, bazı özel gelişme
ve işletme işlemlerine gereksinim gösterirler.
Problem sınıfı topraklar, tuzlu, sodyumlu, tuzlu sodyumlu ve borlu topraklar olmak
üzere başlıca dört grup altında toplanabilir.
Tuzlu Topraklar
Genel Özellikler: Tarımsal üretimde kültür bitkilerinin olağan gelişmelerini
engelleyecek ölçüde eriyebilir tuz içeren topraklardır. Niceliksel olarak tuzlu toprak deyimi,
toprak süzüğü elektriksel iletkenliği 25 0C’de 4 dS/m’den büyük, değişebilir sodyum yüzdesi,
ESP değeri, 15’den küçük topraklar için kullanılır. Tuzlu toprakların pH değeri sürekli olarak
8.5’den küçüktür. Bu topraklar Hilgard’ın ‘Beyaz Alkali’ Rus Bilim Adamlarının
‘Solonchacs’ olarak adlandırdığı topraklardır.
Tuzlu topraklar içerdikleri tuz miktarına, tuzun tipine, toprak yapısına ve ıslah
edilebilirliklerine göre, oldukça büyük farklılıklar gösterir. bu topraklarda başat anyonlar,
klor, sülfat, karbonat ve bazı durumlarda nitratlardır. Genellikle sodyum tuzlarının yanında
kalsiyum ve magnezyum bileşiklerine de rastlanır. Değişebilir sodyum yüzdesi, potasyum,
magnezyum ve özellikle kalsiyuma kıyasla çok daha büyüktür.
Tuzlu toprakların bir başka özelliği, tekdüze olmayan bit tuz dağılımı göstermesidir.
Kısa aralıklarla tuz dağılımı çok büyük farklılıklar ortaya koyabilir. Arazinin topografyasına,
toprak özelliklerine, geçirgenliğe ve bitki büyümesine bağlı olarak, anılan farklılıklar, az ya
da çok büyük olabilir. Tuzlulaşmada yatay ve düşey yönde görülen bu büyük farklılık
nedeniyle herhangi bir alandaki tuzluluğu kesin olarak belirleyebilmek için çok fazla toprak
örneği alınması gerekir. Ozmotik basıncın yüksel olması nedeniyle bu topraklarda bitkiler
olağan duruma göre genellikle gerilemiş bir gelişme gösterirler.
Tuzlu topraklar fazla miktarda tuz bulundurmaları ve değişebilir sodyum yüzdesinin
düşük olması nedeniyle genellikle yumaklaşmış (floküle) haldedir. O nedenle tuzlu
toprakların hidrolik iletkenliğine eşit ve bazı durumlarda daha yüksektir. Bu topraklar
horizonları oluşmuş alüviyal alanlarda da görülebilir.
Tuzlu topraklar toprak yüzeyinde bazı hallerde jips (CaSO4) normal tuz (NaCl), soda
(Na2CO3) veya bunların karışımından meydana gelen karışık tuzların oluşturduğu beyaz tuz
kabukları veya benekleri ve bitki örtüsünden yoksun önemli bir görüntü veren durumlarıyla
tanınırlar. Tuzlu toprakların tanınmasında ve özelliklerinin belirtilmesinde yöresel isimler
kullanılır. Reh, Usar (Hindistan), Sabbagh (Irak), Tir (Morocco), Brak (Güney Afrika), Szik
(Macaristan), bunlar arasında sayılabilir. Siyah ve Beyaz alkali deyimleri Birleşik Amerika’da
geniş ölçüde kullanılmaktadır. Uluslar arası alanlarda en fazla kullanılan deyimler ise
Slonchak ve Solonetz adları ile bilinen Rus terimleridir. Beyaz alkali ve Solonchak deyimleri,
yüzeyinde gözle görülebilir, eriyebilir fazla tuz içeren topraklar için kullanılır. Siyah Alkali
veya Solonetz ise önemli miktarda değişebilir sodyum içeren tuzlu toprakların
tanımlanmasında kullanılan deyimlerdir. Rus tanımlanması kısmen, toprak profilinin gelişimi
ile ilişkilendirilmiştir. Böylece yağışla bir miktara yıkanma sonucu solonetz bir toprakta
prizmatik veya sütünvari yapıda sıkışmış kilce zengin bir alt toprak katmanı meydana gelir (B
Horizonu). Ancak tuzlu toprakların belirlenmesinde belki de en fazla kullanılan tanımlama
ABD Tuzluluk laboratuarı tarafından geliştirilmiş olandır. Bu tanımlama iki özelliğe dayanır:
Bunlar toprak içindeki eriyebilir tuzların miktar ve derişimi (toprak tuzluluğu) ile değişebilir
sodyum yüzdesidir. Burada toprak tuzluluğu bitkisel gelişmesini sınırlayan, bir etmen olarak
kabul edilir.
Tuzlulaşma: Bitkilerin kök bölgesinde, çözünebilir tuzların birikmesi işlemine tuzlulaşma
veya salinizasyon denir. Tuzlulaşma olayı, bazen toprak ana materyalinin kendisinin tuzlu
oluşu nedeniyle meydana gelebilir. Bazen de tuzlu suların sulamada kullanılması rüzgarın tuz
zerrelerini bitki veya topraklar üzerine taşıması veya deniz suyunun herhangi bir araziyi
etkilemesi sonucu ortaya çıkabilir.
Sulu tarım alanlarında meydana gelen tuzlulaşma iki önemli nedene bağlıdır.
1. Sulama suyu içindeki tuzlar ve yeterli drenaj
2. Sulama suyu ile topraklara tuz eklenmesi, aşırı buharlaşma ve terleme olayları, kurak
ve yarı kurak bölgelerde sıklıkla meydana geldiğinden değinilen alanlarda tuzlulaşma
sorunuyla da çok sık karşılaşılmaktadır.
Yağışlı bölgelerde tuzlulaşmaya, deniz kıyısındaki ırmak deltalarında rastlanır.
Yetersiz drenaj, toprağın düşük hidrolik iletkenlik değerine sahip olması, toprak
bünyesi veya kök bölgesindeki sert katman, kil katmanı gibi oluşumlar nedeniyle ortaya çıkar.
Bunun sonucu olarak suyun toprak içerisindeki düşey hareketi çok sınırlıdır.
Sulanan alanlarda drenaj yetersizliği aşırı sulama ve uygun topografyada çevre yüksek
alanlardan sızma nedeniyle yüksek taban suyu düzeyleri meydana gelir. Yüksek taban suyu ve
toprağın düşük hidrolik iletkenliği ayrı ayrı veya birlikte tuzlulaşmayı önemli ölçüde etkiler.
O nedenle tuzlu toprakların çoğu, taban sularının kılcal yükselişle yukarı katlara doğru
hareket etmesi yüzünden meydana gelmektedir. Suyun kılcallıkla toprağın üst katmanlarına
doğru hareketi taban suyunun yükselme hızının bir süre yüksek düzeyde kalması halinde
ortaya çıkar. Yükselen taban suyunun yüzeye yaklaşması ve buharlaşması sonucu taşıdığı tuz,
toprak içinde kalmakta ve tuzlulaşma olayı ortaya çıkmaktadır.
Kılcal yükselme yoluyla meydana gelen tuzlulaşma ve tuzların birikme derinliği kılcal
yükselmenin hızına taban suyunun tuz kapsamına ve yağış veya sulama aracılığıyla yapılan
yıkama sıklığına bağlıdır. Suyun kılcal yükselme hızı ise taban suyunun derinliğine taban
suyu ile toprak yüzeyi arasındaki hidrolik eğime ve toprağın su içeriğine göre sahip olacağı
kılcal iletkenliğe bağlı olarak değişir. Tuzlulaşma hızı çok değişkendir. Buharlaşma miktarı
çamur süzüğü tuz içeriği ile yağışın miktar ve dağılımına bağlıdır. Örneğin buharlaşmanın
yağış ve sulama suyundan fazla olduğu yerlerde hızlı ve aşırı ölçüde eriyebilir tuz birikmesi
meydana gelir.
Sodyumlu Topraklar
Genel Özellikler: Sodyumlu topraklar bitkilerin olağan gelişmelerini önleyecek miktarda
sodyum içeren topraklar olarak tanımlanır. Diğer eriyebilir tuzlar oldukça azdır. Nicelik
olarak sodyumlu toprak çamur süzüğü elektriksel iletkenlik değeri 4 dS/m’den küçük,
değişebilir sodyum yüzdesi 15’den büyük, toprak pH değerinin 8.5-10 arasında olduğu
topraklardır. Değinilen topraklar değişebilir sodyum miktarının artması sonucu meydana
gelirler.
Sodyumlu topraklar kurak ve yarı kurak bölgelerde şekilsiz küçük alanlarda ortaya
çıkarlar. Belli bir nitelikleri yoktur. Bu toprakalrda başat katyon sodyum, anyon ise klor,
sülfat ve bikarbonattır. Toprağın pH derecesine bağlı olarak az ya da orta düzeyde karbonat
iyonu da bulunabilir. Titre edilebilecek miktarda karbonat varsa bu durumda toprağın pH’sı
mutlaka 9’un üzerindedir. Çamur süzüğündeki sodyum karbonat bazı durumlarda toprakta
bulunan organik maddeyi çözer. Toprak kurudukça yüzeyinde siyah bir renk oluşur.
Değişebilir sodyum yüzdesinin yüksek oluşu, anılan toprakların fiziksel ve kimyasal
özelliklerini önemli ölçüde etkiler. Değinilen oran arttıkça toprak disperse hale gelerek
balçıklaşır. Geçirgenlik çok düşer. Bunun sonucu olarak su toprak yüzünde uzun süre kalır.
Toprak geç tava gelir. Tav, çabuk ve kolayca kaybedilir. Bu topraklar ıslakken yağlı
görünüşte, plastik ve yapışkan olmasına karşın, kuruduklarında çok sertleşirler. Zamanla
büyük kesek, çatlaklar ve kalın kabuklar oluştururlar. Toprak yapısı önemli ölçüde bozuktur.
İşlenmeleri çok zordur.
Sodyumlu topraklar zamanla genetik horizonlar içeren profil, gelişmesi gösterirler.
Sodyumla doymuş kil parçacıkları ayrışarak profilin aşağı katmanlarına taşınarak buralarda
birikirler. Profilin ilk 5-10 cm’sinde toprak kısmen kaba bünyeli ve gevşek granüle yapıda
olmasına karşın, kil kolloidlerinin yığıldığı kısımlarda sütun ve prizmatik bir yapı gösteren
sıkı ve geçirimsiz bir katman meydana gelir. Genellikle bu gelişmeler sulama sonucu ortaya
çıkmaktadır. Sutünvari yapının meydana gelmesi için yeterli zaman geçmiş olsa bile kil
parçacıklarının birikmeye başlamasıyla geçirgenlik azalır ve toprağın işlenmesi çok güçleşir.
Sodyumlu toprak deyimi tuzsuz alkali, siyah alkali veya solonetz terimlerinin karşılığı
olarak kullanılmaktadır. Bu topraklar için önceleri kullanılan alkali terimi son yıllarda yerini
sodik terimine bırakmıştır. Ancak nasıl ki, fazla suyun biriktiği topraklara tuzlu toprak
deniliyorsa fazla sodyumun biriktiği topraklara da sodyumlu toprak denmesi uygun
bulunmuştur.
Sodyumlulaşma: Değişebilir sodyum miktarının artması olayı sodyumlulaşma
(alkalizasyon) olarak adlandırılır. Alkalizasyon olayı sırasında önce tuzlulaşma meydana
gelir, daha sonra sodyum iyonu başat hale geçer. Sodyumun çamur süzüğünde başat olması ile
birlikte toprak parçacıkları bir kısım sodyumu tutar (absorbe eder) ve toprak
sodyumlulaşmaya başlar.
Kurak ve yarı kurak yörelerde toprak çamur süzüğünde başat iyonlar, kalsiyum ve
magnezyumdur. Buharlaşmanın artması ile birlikte anılan iyonların derişimleri de hızla artar.
Zamanla derişimin artması sonucu, kalsiyum karbonat, kalsiyum sülfat ve magnezyum
karbonatın toprak eriyiğindeki erime limitleri aşılır ve sözü edilen bu tuzlar çökelir. Ortamda
sodyum iyonu derişimi artar. Toprakta çözünmüş katyonlar arasında dinamik bir denge vardır.
Üzerinde negatif elektrik yükü taşıyan bir kolloid (X) simgesi ile gösterildiğinde söz konusu
denge aşağıdaki eşitlikle açıklanabilir:
CamMgnX+2mNaCl
Na2mMgnX+mCaCl2
Eşitlik çift yönlüdür. Ortama sodyum hakim olunca bozulmuş olan denge, yeniden
oluşmaya başlar. Bunun sonucu olarak, çözeltide derişimi artmış olan sodyum iyonunun bir
kısmı, toprak komplekslerinde yer alan kalsiyum ve magnezyum yerine geçer. Böylece
sodyumlulaşma olayı gelişmeye başlar. Toprakların sodyumlulaşması için genellikle sodyum
iyonunun toplam çözünebilir tuzların yarıdan fazlasını oluşturması gerekir.
Sodyumlulaşma olayında sodyuma bağlı anyonların da önemi büyüktür. Bazik
özellikli karbonat, bikarbonat ve silikatın sodyum tuzlarının yüksek derişimde olması
koşullarında, kitlelerin etkisi yasasına göre, kalsiyumun büyük bölümünün sodyumla yer
değiştirmesi sağlanmakta ve böylece tuzların sodyumlulaşması hızlandırılmaktadır. Anıla,n
anyonların kalsiyum tuzlarının eriyebilirliklerinin çok az olması alkalizasyonun artmasına
neden olarak gösterilmektedir. Buna karşın sodyumun klor ve sülfat gibi nötr tuzları, çok az
bir kalsiyumun yer değiştirmesini sağlayabilirler. O nedenle nötr tuzların sodyumlulaşmaya
etkisi, bazik tuzlara göre yavaş ve küçüktür.
Sodyum karbonat, hem sodyumlulaşmanın nedeni hem de sodyumlu toprakların
önemli bir bileşenidir. Kolay eriyebilir. Çok değişik yollarla meydana gelebilir. Toprakta
sodyum karbonat farklı yollarla oluşur:
a)Kimyasal Çözünmeyle : Püskürük silikatların çözünmesi sırasında magnezyum, potasyum
ve sodyum hidroksitleri, karbonatları ve bikarbonatları meydana gelir. Olağan buharlaşma
koşullarında CO2 uçar. Kalsiyum ve magnezyum bikarbonatlar, karbonatlara dönüşerek
çökelir. Geriye sodyum karbonat ve bikarbonat tuzları kalır. Drenajın yetersin olduğu yerlerde
hızla değişimi artar. Ancak oluşumu verilen orana (R) bağlıdır. Bu oran azaldıkça, sodyum
karbonat derişimi artar.
R=(Ca+Mg)/HCO3
b) Nötr Sodyum Tuzlarının Kireç Üzerine Etkisiyle: Sodyumun klor ve sülfat tuzları, kireç
üzerine aşağıdaki gibi etki ederek sodyum karbonat oluşumunu sağlarlar:
CaCO3+2NaCl
CaCl2+Na2CO3
CaCO3+Na2SO4
CaSO4+ Na2CO3
Kireçli topraklarda sodyum karbonatın yaygın olarak bulunması, yukarıdaki tepkimelere
bağlıdır.
c) Katyon Değişimiyle: Sodyum karbonat oluşumu, sodyumun kalsiyum veya hidrojen ile
yer değiştirmesine dayanmaktadır.
Na2-Kil+H2CO3
H2-Kil+ Na2CO3
Bu şekilde sodyumlulaşma daha çok kurak iklimlerde toprak ana özdeğinin sodyum
bakımından zengin, granit yapılardan oluşmuş bölgelerde görülür. Benzer şekilde granitli
oluşumlardan gelen suların etkilediği yerlerde de sodyumlulaşma meydana gelebilir. Buna
karşı kil taşı, kum taşı ve bazik püskürük kayalardan oluşmuş topraklarda, sodyumlulaşma
yerine tuzlulaşma daha yaygındır.
d) Biyolojik İndirgeme Yoluyla: Anaerobik koşulların olması ve mikroorganizmaların
çalışması için gerekli enerjiyi sağlayacak maddelerin bulunması koşuluyla, sodyum sülfat
bakteriler yardımıyla indirgenerek sodyum karbonata dönüşür. Anılan koşullarda sodyum
sülfat indirgenerek sodyum sülfit oluşur. Daha sonra sodyum sülfit, karbonatlı sularla
etkilenerek sodyum karbonat ortaya çıkar.
Na2SO4 bakteri
Na2S+2O2
Na2S+H2CO3
H2S+ Na2CO3
Göl ve bataklıklardaki Na2CO3 genellikle bu yolla meydana gelir. Yetersi drenaj koşullarında
ağır bünyeli topraklar, organik maddece zengin iseler aşırı sulama sonunda sülfat tepkimesi
için
uygun
ortamı
oluştururlar.
Sözü
edilen
durumda
ağır
bünyeli
toprakların
sodyumlulaşması hızlanır.
e) Bitkisel Çürümeler: Tuzlu topraklarda yetişen bitkiler büyük oranda sodyum soğururlar.
Böylesi bitkilerin külleri veya çürümüş aksamları, kuvvetli ölçüde alkali tepkime özelliği
gösterir. bitki organlarında depolanan sodyum, anılan organların toprakta çürümesi sırasında
mineralizasyona uğrayarak sodyum karbonata dönüşür.
Tuzlu Sodyumlu Topraklar
Bitkilerin olağan gelişimlerini önleyecek ölçüde hem tuz hem de sodyum bulunan topraklara
tuzlu-sodyumlu topraklar denir. Niceliksel anlamda tuzlu-sodyumlu toprak deyimi çamur
süzüğü elektriksel iletkenliği 4.0 dS/m’den yüksek, değişebilir sodyum yüzdesi 15’ten büyük
olan topraklar için kullanılmaktadır. Bu topraklarda pH değeri, ender hallerde 8.5 ve daha
fazla olur.
Tuzun fazla olması nedeniyle anılan topraklar, tuzlu toprakların özelliklerine benzer
özelliklere sahiptir. Hem tuzlulaşma hem de sodyumlulaşma işlemlerini birlikte oluşması
sonucu meydana gelmişlerdir. Fazla tuzun bulunmaması halinde, toprak taneleri yumaklaşmış
haldedir. Eğer fazla tuzlar alt katmanlara yıkanırlarsa toprakların özellikleri belirgin biçimde
değişir ve tuzsuz-sodyumlu toprakların özelliklerine benzer bir duruma dönüşür. Toprak
eriyiğinde değişebilir sodyum başat durumuna geçince, önce sodyum hidroksit oluşur. Sonra
sodyum hidroksit karbonatlı sularla tepkimeye girerek sodyum karbonat meydana gelir.
Karbonik asit atmosferden soğrulan karbondioksit yardımıyla oluşur. Ortamda sodyum
karbonatın bulunması pH değerini 8.5’in üzerine çıkarır. Kil zerreleri ayrışır. Toprak yapısı
bozulur. Hava ve su geçirgenliği azalır. Toprak eriyiğinde çözülebilir tuz derişiminin
arttırılması toprak tanelerini yumaklaştırır, pH değerini düşürürse de tuzlu-sodyumlu
toprakların işletme ve kullanımları kök bölgesinden fazla tuz ve sodyumun atılarak uygun
fiziksel durumun yaratılmasına kadar, bir sorun olarak devam eder.
Borlu Topraklar
Bitkilerin olağan gelişimini önleyecek miktarda bor içeren topraklara, borlu topraklar denir.
Niceliksel olarak herhangi bir rakam vermek, bitkilerin bor dayanımları farklı olduğu için
olası değildir. Borlu topraklar kurak ve yarı kurak bölgelerde meydana gelir. Toprakta ve
sulama suyunda bor elementinin bulunduğu koşullarda borla kirlenmiş topraklar oluşur.
Borun doğadaki kaynakları çok sayıda ve çok farklıdır.
1. Boraks, diğer bir adı Tıncal’dır. Saf değildir. Çoğu kez başka maddelerle birlikte
bulunur.
2. Kalsiyum borat: Ca2B6O115H2O
3. Borik Asit: Suda erir, sıcak sularda (kaplıca) bulunur.
4. Bora silikatlar: En önemlisi Turmalin’dir. Suda az erir. Toprakta birikir. Bitki için
önemli bir bor kaynağıdır. Kireç taşı ve dolomit, çok az bor içerir.
5. Bitki ve hayvan atıkları
6. Deniz suyu % 0.1 oranında Turmalin (B2O3) içerir.
Bor, toprağın fiziksel ve kimyasal özelliklerini etkilemez. Biyolojik olarak bitkileri etkiler.
Toprakta birikmesi sulama suları nedeniyle meydana gelir. Genellikle üst toprak
katmanlarında bor daha fazladır. Toprakların bor kapsamları arazide kısa aralıklar içinde bile
değişir. Toprağa eklenen borun bir kısmı çözünmeyen bileşikler halinde çöker. Bitkiler
adsorbe edilen boru alırlar. Borun toprakta tutulması aşağıda açıklanan koşullarda artar:
Toprağın dönemsel olarak, ıslanma ve kuruması durumunda bor tutulumu artmaktadır.
Çamur süzüğü pH değerinin 7.0’dan yüksek olduğu durumda adsorpsiyonu özellikle arttırır.
Ayrıca kireç ve kireçlenme de bor adsopsiyonunu artırır. Kalsiyum ve magnezyun karbonatlar
bor tutulmasını önemli ölçüde artırırken, sülfat tuzları bu ölçüde etkili değildir. Ağır bünyeli
topraklar, organik madde, sıcaklık ve toprak suyu bor tutulmasını arttırıcı etkiye sahiptir.
Borlu toprakların arazide tanınması zordur. Bu nedenle arazi gözlemleriyle borlu
toprakları tanımak çok kolay değildir. Ancak bitkiler üzerindeki etkisi ile bor zararlanmaları
tanınabilir.
Tuzlu ve Sodyumlu Toprakların Tanınması
Tuzlu ve sodyumlu toraklar, her ne kadar hali hazır durumları ile tarımsal üretime açık
değillerse de anılan toprakların üretkenlik gizilgüçleri, çoğu kez, çok yüksek düzeylerdedir. O
nedenle iyileştirilerek üretime açılmaları gerekir.
Tuzlu ve sodyumlu toprakların iyileştirilmesi için öncelikle tanınmaları, özelliklerinin iyi
bilinmesi zorunludur. Bu amaçla bir seri analizin belli bir sıra içinde yapılması gerekir.
Toprak örneklerinin araziden alınmasında özel bir yönteme gerek yoktur. Ülkemizde
tuzluluk analizleri için toprak örnekleri 20 cm’lik katmanlardan alınmaktadır. Örnekleme
derinliği ise amaca göre değişmekle birlikte 1.0-1.2 m olabilir. Buna göre yapılması gerekli
ilk testler toprak örneklerinin tuz miktarları ile hidrolik iletkenliklerinin saptanmasıdır.
Bundan sonraki analizler, bu ve daha sonraki testlerden alınacak sonuçlara bağlıdır. Her bir
işlem sonucu bulunan değer düşük ise bir sonraki teste gereksinim vardır.
Hidrolik iletkenlik testleri bozulmuş örnekler üzerinde yapılabilir. Elde olunan sonuçlar,
yalnızca toprakların suyu iletme hızları hakkında ön fikir verir. Örneğin hidrolik iletkenlik
değerlerinin yüksek olması toprağın değişebilir sodyum yüzdesinin yüksek olmadığını
gösterir.
Ancak anılan değerin yüksek olduğu kumlu ve organik topraklarda toksik düzeyde yüksek
değişebilir sodyum bulunabilir. Genelde bozulmuş örneklerde elde edilen hidrolik iletkenlik
değerleri kullanılarak, ESP (Değişebilir Sodyum Yüzdesi) ve pH değerleri arasında belli bir
ilişki elde edilmektedir.
Kaba bünyeli ve organik topraklar dışında mineral toprakların çoğunda hidrolik iletkenlik
düşük ise ESP yüksek bir değer vermekte ve pH derecesi yükselmektedir. Eğer hidrolik
iletkenlik düşükse ESP ve SAR belirleme testleri yapılmalıdır. Eğer SAR değeri 13 me/L’den
daha yüksek veya değişebilir sodyum değeri 4 me/100 g’dan yüksek ise sodyumluluk sorunu
olasılığı fazladır. Eğer anılan değer küçük ise bu durum, düşük hidrolik iletkenlik, toprak
bünyesi, organik madde azlığı veya şişme gösteren kil türü gibi fiziksel etmenlerle ilgili
olabilir. Toprak değinilen nitelikleri için test edilmelidir. SAR ve ESP değerleri yüksek ise bu
defa jips denetimi yapılmalıdır. Jips miktarı 4 me/L’den yüksek ise yıkanma gereksinimi
vardır ve yalnızca yıkanma yeterli olmayabilir. Jips miktarı düşük veya hiç yoksa, iyileştirici
maddelerle yıkanma gereksinimi bulunmaktadır. Ayrıca tuzluluk değeri 8 ds/m’den yüksekse
yine yıkanmaya gereksinim vardır. Bunlara ek olarak pH, doyma yüzdesi, katyon değiştirme
kapasitesi, toksik iyonlar ve bünye analizleri de topraktaki tuzluluk sorunlarının
tanımlanmasında yararlı bilgiler sağlar.
Sorunlu Toprakların İyileştirilmesi
Sorunlu toprakların iyileştirilmesinde uygulanacak işlemler, tanısı yapılan sorunun tipine
bağlı olarak değişir. Örneğin tuzlu ve borlu toprakların iyileştirilmesinde yalnızca yıkama
yeterli olduğu halde tuzlu-sodyumlu toprakların iyileştirilmesinde önce bir kimyasal
iyileştiricinin uygulanması ve sonra yıkamanın yapılması gerekmektedir. İyileştirmenin
başarılı olabilmesi için uygulamada gerekli bazı genel ilkelere uyulması zorunludur. Bunlar:
1.
İyileştirmede
ana
öğe
olarak
su
kullanılır.
Tuzlu
topraklarda
tuzların
uzaklaştırılması, sodyumlu topraklarda iyileştirici maddelerin etkin hale getirilmesi
veya değişebilir sodyumun uzaklaştırılması için suya gereksinim vardır. Bu nedenle
yapılacak iyileştirmenin özelliğine ve büyüklüğüne göre elde yeterli miktarda su
bulunmalıdır.
2.
İyileştirme için gerek yüzey gerekse derin deşarj sistemlerinin bulunması ön
koşuldur. Eğer drenaj sistemi yoksa iyileştirmeden herhangi bir sonuç alınmaz.
3.
İyileştirme yapılacak araziler, tesviye edilerek düzeltilmelidir. Arazi düzeltilmezse
türdeş su dağılımı sağlanmaz ve yıkamadan beklenen yarar elde edilmez.
4.
İyileştirmede toprak profilinin yalnızca yüzey veya üst katmanı değil, tüm kök
bölgesini kapsayan kesimlerden zararlı maddeler dışarı atılmalıdır. Karşıt durumda
iyileştirme geçici olur.
5.
İyileştirme, inceleme, araştırma ve uygulamayı kapsayan uzun süreli bir çalışmaya
ek olarak oldukça yüksek bir harcamayı da gerektiren pahalı bir yatırım işidir. Bu
nedenle olumlu sonuç alınması yanında olanaklar ölçüsünde, iyileştirmenin kısa
zamanda ve en az giderle tamamlanmasına özen gösterilmelidir. İyileştirme
sırasında bitki yetiştirilmesine çalışılmalıdır.
Tuzlu Toprakların İyileştirilmesi
Bitkiler için zararlı olan çözünebilir tuzların yüksek düzeyde bulunduğu topraklarda
tuzun yıkanarak bitki için zararlı olmayan düzeylere düşürülmesi, iyileştirilmesinin temelini
oluşturur. Tarımda yıkama toprak içinde suyun aşağı doğru hareketi sırasında eriyebilir
tuzların çözünmesi ve iletilmesi olayıdır. Yıkanma sırasında tuzlu toprak çözeltisi uygulanan
temiz su ile yer değiştirir. Buradan yıkamanın, tuzlulaşma işleminin karşıt yönünde gelişen bir
olay olduğu söylenebilir.
Yıkama
Arazi yüzeyine toprağın depolayabileceğinden ve bitki gereksiniminden fazla miktarda
uygulanan su, eriyebilir tuzları kök bölgesi altına yıkar. Yeterli bir doğal drenajın olması
durumunda uygulanan su, taban suyu düzeyini yükseltemez ve profilin derinliklerine
süzülerek uzaklaşıp gider. Ancak toprağın doğal drenajı çok ender hallerde, bu olanağı
sağlayabilecek nitelikte olduğundan başarılı bir yıkama için mutlaka bir drenaj sistemi
kurulmalıdır.
Yıkama sırasında toprak çözeltisi içindeki serbest iyonlarla adsorplanmış iyonlar
arasındaki denge bozulur ve yer değiştirme olayı meydana gelir. Toprak çözeltisi içinde
yeterli kalsiyum olması durumunda değişebilir sodyum iyonları kalsiyum ile yer değiştirir.
Yıkanma işleminin tamamlanabilmesi için bu değişimden meydana gelen ürünlerin daha alt
katmanlara doğru uzaklaştırılması gerekir. Öte yandan etkin bir yıkama için kireçli
topraklarda kalsiyum erirliğinin arttırılması önemlidir.
Tuzlu toprakların iyileştirilmesi amacıyla yapılacak yıkama için gerekli su miktarı
aşağıdaki etmenlerle yakından ilişkilidir:
1.
Toprak ve taban suyunun tuz içeriği ve tuzların özellikleri: Tuz derişimi
arttıkça gerekli yıkama suyu miktarı artar. Ayrıca tuzların eriyebilirlikleri de
yıkama suyu miktarını etkiler. Az eriyebilir tuzlar için çok miktarda yıkama
suyu gereklidir.
2.
Yıkama suyu niteliği: Suyun tuz içeriği arttıkça, yıkamadaki etkinliği azalır.
Öte yandan tuz içeriği yüksek bir suyla yapılacak yıkama sırasında, bazı
tuzların erirlikleri azalabilir. Örneğin kalsiyum sülfatın erirliği, sodyum
sülfat ortamında bir hayli azalmaktadır.
3.
Toprağın hidrolik iletkenliği: Toprakların geçirimsiz oluşları uygulanan
yıkama suyunun uzun süre toprak yüzünde kalmasına ve buharlaşarak
kaybolmasına neden olur. Bu durumda hem toprağa fazla tuz eklenmiş olur
hem de toprak profilinden belirli bir su hacmini geçirebilmek için daha fazla
yıkama suyuna ihtiyaç duyulur.
4.
Drenaj sisteminin etkinliği: Fazla tuzun yıkanabilmesi için taban suyunun
belli bir düzeyde tutulması gerekmektedir. Belirtilen nedenlerle başarılı bir
yıkama için arazide taban suyunu bitki kök bölgesi altında tutabilecek uygun
bir projeleme ile kurulmuş drenaj sistemlerine gereksinim vardır.
5.
İyileştirilecek toprak derinliği: Toprak derinliği arttıkça, gerekli yıkama
suyu da buna bağlı olarak artar. Yıkama derinliğini üretebilecek bitkilerin
kök derinlikleri belirler. Anılan derinlik tarla bitkileri için 0.8-1.0 m, bahçe
bitkileri için 1.2-1.5 m dolaylarındadır.
6.
Yıkama Şekli: Tuzun uzaklaştırılması için uygulanan yıkama biçimi de
yıkama suyu miktarını etkiler. Yağmurlama yönteminde daha az su
miktarına gerek vardır.
Yıkanma sırasında çok miktarda su uygulanması ve tuzların eriyerek toprak
derinliklerine iletilmesi toprak yapısında bozulmalara neden olabilir. Zeta potansiyelinin
artması ile kil zerreleri ayrışabilir, geçirgenlik düşebilir. Ayrıca yıkanma sırasında bitki besin
maddelerinin yıkanması gibi istenmeyen yan etkiler ortaya çıkabilir. Özellikle nitratlar gibi
eriyebilir bazı bitki besin maddeleri diğer tuzlarla birlikte yıkanabilirler. Bu nedenle
yıkamadan sonra toprak verimliliğini iyileştirmek amacıyla bazı önlemler alınmalıdır.
Alınacak önlemler içerisinde toprağı tuza dayanıklı bitkilerin yetişebileceği kadar iyileştirecek
şekilde yıkama, ilk ve ardıl bitkilerden sonra da yıkama işlemine devam etme gibi
uygulamalar gösterilebilir. Genellikle drenaj ve uygun sulama yapılması tuzlu toprakların
büyük bir çoğunluğunun iyileşmesi için yeterli olmaktadır.
Topraktaki tuzların yıkanmasını etkileyen pek çok etmen vardır. Yıkama sırasındaki
toprak suyu miktarı, toprak suyu gözenek hızı, arka arkaya oluşan yıkanmalar arasında toprak
suyunun azalma miktarı gibi etmenler tarla koşullarında belli bir ölçü içinde de olsa
denetlenebilirler. Ancak kültür bitkilerinin gelişmesini engelleyen çeşitli toksik maddeler ve
fazla tuzların kök bölgesi altına yıkanabilmesine karşın, gübre ve çeşitli tarımsal ilaçların kök
bölgesi içinde olabildiğince uzun süre kalabilmesi, yıkama olayının anlaşılmasıyla olasıdır.
Yıkama Yöntemleri
Yıkama için düz arazilerde uygun büyüklük ve biçimde tavalar oluşturulur. Sular bu
tavalarda göllendirilerek toprak içinde aşağılara doğru hareketi sağlanır. Eğimli alanlarda ise
eş yükselti eğrilerine koşut tavalar yapılır. Tava çevresinde 50-100 cm yükseklikte ve
aralarında 10-15 cm yükseklik farkı olacak şekilde seddeler yapılır. Meydana getirilen tava
seddelerine birbirleri arasında fazla suyun hareketini sağlamak amacıyla özel denetim
kapakları konur. Böylece denetimli şekilde aynı anda birkaç tavanın göllendirilmesi sağlanır.
Yıkama suyu kaynağının durumuna ve toprak özelliklerine göre devamlı göllendirme, aralıklı
göllendirme ve yağmurlama uygulamaları şeklinde yapılmalıdır.
1. Devamlı ve aralıklı göllenme
Yıkama suyunun, toprak yüzünde sürekli veya aralıklarla tutulması olarak tanımlanır.
Laboratuar çalışmaları, birim miktardaki suyun toprak profilinden geçmesi ile ulaşılan
yıkamanın değişik etmenlere bağlı olarak farklılıklar gösterdiğini ortaya koymuştur. Örneğin
bir tarla denemesinde yıkama sırasında toprağın suya doygunluk derecesinin denetlenmesi ile
yıkama sırasında toprağın suya doygunluk derecesinin denetlenmesi ile yıkanma sırasında
toprağın suya doygunluk derecesinin denetlenmesi ile yıkama randımanının önemli ölçüde
artırılabileceği gösterilmiştir. Bu deneme, Kayseri-Karasaz organik tuzlu-borlu topraklarında
yapılmıştır. Çalışmada 10 cm’lik bölümler halinde uygulanan yıkama sularının klor tuzlarının
yıkanması üzerine etkileri araştırılmıştır.
Araştırmada gözlendiğine göre, aralıklı yağmurlama ile verilen belli miktardaki
yıkama suyu toprak profilinde daha derinlere işlemiştir. Ancak klor iyonlarının % 80’i
giderilinceye kadar, devamlı göllendirmenin bundan sonra aralıklı göllendirme biçiminin daha
etkin olduğu saptanmıştır. Bundan böyle yapılan bir çok çalışmada ise aralıklı göllendirme
yaklaşımı ile tuzların daha derine yıkanabildiği belirlenmiştir. Bu durumda düşük
geçirgenlikteki
topraklarda
aralıklı
göllendirmenin
infiltrasyon
hızını
arttırdığı
belirtilmektedir. Adından da anlaşılacağı gibi aralıklı göllendirmede toprak dönemsel olarak
ıslanma ve kurumaya terk edilmektedir. Ardı ardına gelen ıslanma ve kurumalar, suyun toprak
içerisindeki hareketini kolaylaştırmaktadır.
Yıkamaya başlamak için uygun zaman seçimine, iklim özellikleri etkili olur. Soğuk ve
ılıman iklimlerde yıkamalara, toprak donmadan önce başlanmalıdır. Sıcak iklimlerde ise
yıkamalar kışın da yapılabilir. Hatta, buharlaşma kayıplarını azaltmak için çoğu kez kış
yıkamaları, tercih edilmektedir.
Tuzlu toprakların yüzeylerinde bulunan tuz katmanları kimi zaman yüzey yıkaması ile
topraktan uzaklaşır. Ancak bu konu tartışmalıdır. Bazı araştırmalarda yüzey yıkaması ile
toprağa eklenen tuz yüzey akışı ile giderilenden fazla bulunmuştur. Yine de yüzey yıkamasına
bazı koşullarda ve kısa bir süre için izin verilebilir.
Göllendirme yöntemlerinin uygulanması sırasında toprak ve iklim özelliklerine bağlı
olarak bazı durumlar ortaya çıkabilir. Bunlar hakkında önceden bilgi sahibi olmak, yıkamanın
başarısı için önemlidir.
Su göllendirildiği zaman üst toprak tamamen ayrılıp dağılarak balçıklaşır. Toprağın
ayrışması göllenmiş suyun dalga etkisi ile üst toprağın zerre iriliğine göre katmanlaşmasına
neden olur. Bu durum yıkama etkinliğini azaltır. Ağır bünyeli topraklarda infiltrasyonu
önemli ölçüde düşürür. Hafif bünyeli topraklar açıklanan olaydan daha az etkilenir. Ağır
bünyeli topraklarda değinilen katmanın derinliği 5-10 cm’ye kadar çıkabilir. Üst toprak
geçirimsiz bir bariyer özelliği gösterir. Katmanlaşmanın olumsuz etkisini önlemek için
yıkama suyu aralıklı ve küçük miktarlar halinde uygulanmalıdır. Ayrıca bir sonraki
uygulamadan önce toprak yüzü kaz ayağı ve disk gibi aletlerle gevşetilip aktarılmalıdır.
Göllendirme ile suyun niteliğine bağlı olarak toprağa bir miktar tuz eklenmiş olur.
Ağır bünyeli topraklarda hidrolik iletkenlik düşük ise göllenen suyun tuz derişimi buharlaşma
kayıplarından dolayı çok yükselir. Bunun için tava içine bir miktar akıntı bırakılarak yıkama
suyunun tuz dengesi korunmalıdır. Değinilen olay özellikle bitki yetiştirilmesi durumunda
büyük önem kazanır. Göllenen suyun tuz içeriği yükselerek bitkinin dayanım sınırını
geçebilir. Bitki zararlanması kaçınılmaz hale gelir. Göllendirilen suyun tuz içeriği sürekli
denetlenmelidir.
Yıkama sırasında tuzlar, drenlerin çok altına kadar yıkanabilir. Tuzun uzaklaştırılması
bundan sonra meydana gelir.
Yıkama süresi ağır bünyeli topraklarda hafif bünyelilere göre daha uzundur.
Aralıklı göllendirilmeyle sürekli göllendirmeye göre, sudan 1/3 oranında artırım
sağlanmaktadır. Bu durum geçirgenliği düşük olan topraklarda aralıklı göllendirme
yaklaşımının ve küçük uygulama derinliklerinin dikkate alınmasını zorunlu kılmaktadır.Aynı
şekilde yüksek taban suyu düzeylerinde ve su kaynağının sınırlı olduğu koşullarda da yine
anılan yıkama yönteminin uygulanması daha randımanlı sonuçlar vermektedir.
Yağmurlama Sulama İle Yıkama
Tarla denemeleri yıkanma süreci içerisindeki toprak suyu miktarının yıkama
randımanına büyük ölçüde etki ettiğini göstermiştir. Yıkama ile ilgili yapılan çalışmalarda
yağmurlama sulama ile devamlı göllendirmeye göre daha etkin yıkamalar elde edildiği
saptanmıştır. Devamlı göllendirme ile yıkama yapılırken eğer toprakta çatlaklar varsa
uygulanan su büyük oranda bu çatlaklardan aşağılara doğru sızmaktadır. Randımanlı bir
yıkama açısından kış yağışlarının çok daha etkin olduğu belirlenmiştir. Çünkü düşük
yoğunluklu yağmur suları toprak parçacık ve kesekleri içinde, devamlı göllendirme yöntemine
kıyasla, daha iyi işler ve tuz yıkanması daha randımanlı olur. Çok önceleri yapılan başka bir
tarla denemesinde aynı derecede yıkama elde edebilmek için gerekli yıkama suyunun devamlı
göllendirme kullanıldığında, yağmurlama yöntemine kıyasla üç kat daha fazla olduğu
saptanmıştır. Toprak suyu gözenek hızının elden geldiğince düşük tutulmuş olduğu sulama
yöntemleri ile örneğin, yağmurlama veya aralıklı göllendirme gibi toprak profilindeki fazla
tuzlar daha etkin bir şekilde yıkanabilmektedir. Bu konuda Türkiye’de Kayseri-Karasaz
organik, tuzlu ve borlu topraklarında yapılan bir denemede aynı yıkama suyu miktarının
uygulandığı yağmurlama suyu ile devamlı göllendirmeye göre, daha yüksek düzeyde bir bor
yıkaması elde edilmiştir.
Borlu Toprakların İyileştirilmesi
Bor, suda son derece çözünebilir olduğu için borlu toprakların iyileştirilmesinde tuzlu
topraklarda olduğu gibi yıkama yapılmaktadır. Zaten bor yıkanmasının çözünebilir tuzların
yıkanmasında hiçbir farkı yoktur. Yıkama suyu uygulanarak toprakta bor derişimi bitkiler için
zararsız düzeylere düşürülebilir.
Şimdiye kadar yapılan iyileştirme çalışmalarının büyük çoğunluğu topraktaki bor
yıkanmasının, tuz yıkanmasından daha zor olduğunu göstermiştir. Aynı oranda bor yıkanması
için çözünebilir tuzların yıkanması için gerekli suyun 3 katına gereksinim olduğu
belirlenmiştir.
Sodyumlu Toprakların İyileştirilmesi
Sodyumlu toprak tuz içeriği çok düşük bir su ile yıkandığında hidrolik iletkenlik değeri sıfıra
kadar düşmektedir. Bu duruma, toprak zerrelerinin ayrışmış olması neden olmaktadır.
Ayrışma olayı ortamda sodyum karbonatın olması daha sonra kalsiyum ve magnezyumun
karbonat tuzlarının oluşması ve çökmeleri ortamda sodyumun oluşumu, sodyumun çevresinde
çok su toplanması gibi durumlar yüzünden meydana gelir. Sodyumlu bir toprağı iyileştirmek
için toprak parçacıkları tarafından tutulmuş sodyum iyonunun iki değerlikli bir katyonla yer
değiştirmesi gerekmektedir.
Bu iki değerlikli katyon genellikle kalsiyum ve magnezyum iyonlarıdır. Katyonların
değerlikleri arttıkça toprak kolloidlerine bağlanma güçleri de artar. Aynı şekilde toprak
kolloidlerine bağlanmış olan bu katyonların ayrılmaları zordur. Gene olarak denilebilir ki,
farklı katyonları tutmuş bir toprak parçacığı tuz çözeltisi ile karşı karşıya kaldığında tutulu
katyonlar aşağıdaki sıraya uygun olarak kolloidten ayrılma özelliği gösterir.
Li>Na>K>NH4>Mg>Ca>Sr>Ba
Sodyum kolay ayrılma özelliği gösteren katyondur. Yalnız toprak çözeltisinde bir katyonun
derişimi arttıkça kolloidler tarafından oransal olarak tutulan miktarları da artmaktadır.
Sodyumlu topraklardaki değişebilir sodyumun yerini kalsiyumun alması, iyileştirmenin ana
amacıdır. Tuzlu toprakların iyileştirilmesi yalnızca iyi nitelikli yıkama suları ile yapılabildiği
halde, sodyumlu topraklar için toprağın kimyasal bileşimine göre, iyileştirici maddelerin
eklenmesine gereksinim vardır.
İyileştirici olarak genellikle kalsiyum kullanılır. Kalsiyum toprakta sodyumun yerine geçer.
Sözü edilen madde ya doğrudan toprağa uygulanır ya da topraktaki kalsiyum etken hale gelir.
Benzer etkiyi magnezyum da gösterir. O nedenle sodyumlu toprakların iyileştirilmesinde
kalsiyum ve magnezyum birlikte ele alınır. Sodyumlu toprakların tanınması için yapılan
testlerden kullanılacak ,iyileştiricilerin seçiminde önemli ölçüde yararlanılır.
Sodyumlu topraklar için iyileştirme döneminde sürekli ve yeter miktarda Ca+Mg’a gerek
vardır. Tuzlu sodyumlu topraklarda ise değişebilir sodyum miktarına eşdeğer oranda Ca+Mg
bulunmalıdır.
Sodyumlu Toprakların İyileştirilmesinde Yapılan Testlerin Değerlendirilmesi
Test
Test Sonucu
Öneriler
Kireç (CaCO3)
a)Kireçsiz
İyileştirmede jips kullanılır.
Kireç+S veya H2SO4
b) Az, orta veya yüksek İyileştirmede jips veya S
kireçli
Jips (CaSO42H2O)
kullanılabilir
a) Az jipsli
Kireç durumuna bağlı olarak
jips, S ve asitli maddeler
kullanılabilir
b) Orta derecede jipsli
Ek jips ve S gereksinimi
olabilir
c) Yüksek
derecede Yalnız yıkama yeterlidir
jipsli
pH (çamurda)
a) Orta
asit
(pH=5.0- Jips veya kireç kullanılır
6.0)
b) Az asit (pH=6.0-7.0)
Toprak kireçli ise yıkama
yeterli
c) Alkali (pH=7.0-8.5)
Jips
varsa
herhangi
bir
iyileştirici kullanılabilir
d) Orta derecede alkali Jips gereksinimi belirlenmeli,
(pH=8.5-9.0)
genelde
herhangi
bir
iyileştirici kullanılabilir.
e) pH>9.0 ise
Jips miktarına göre herhangi
bir iyileştirici kullanılabilir.
Bu 2 değerlilikli katyonların doğal koşullardaki kaynağı, ya sulama suyu ya da toprağın
kendisidir. Eğer anılan kaynaklar iyileştirme için yeterli değilse dışarıdan ayrıca Ca+Mg
eklenmesine gerek duyulabilir. Yıkama suyu ne kadar çok Ca+Mg içeriyorsa iyileştirme için
o kadar uygundur. Ülkemizdeki çoğu sular bu niteliktedir. O nedenle sulamada olduğu gibi
yıkamada da güvenle kullanılabilirler.
Topraklar Ca+Mg içerebilirler. Ancak bunların çoğu karbonat tuzları halindedir ve
çözünürlükleri çok azdır. Bu nedenle toprakta fazla miktarda Ca tuzu olsa bile
çözünürlüklerine bakılarak karar verilmelidir. Bu amaçla Langelier Saturasyon İndexine
bakılır. Anılan değer pozitifse, su içindeki kireç çöker. Anılan değer negatifse yıkama suyu
topraktaki kireci eritir. Genel bir ilke olarak pH>8.5 değerini içeren sular, süzüldükleri
toprağın kirecini çözerler. pH<8.5 durumundaki sular ise topraktaki kireci etkilemezler. Hatta
kendisindeki 2 değerlikli katyonlar çökerek kaybolur. Buradan yıkama sırasında topraktaki 2
değerlikli katyonların olumlu etkisinin çok az olduğu söylenebilir. Özellikle kalsiyumca
zengin sodyumlu topraklarda kalsiyumu etkinleştirecek önlemlerin alınması yararlı
olmaktadır. Bunlar bitki yetiştirmek, organik gübreleme vb. gibi önlemlerdir.
Sodyumlu toprakların iyileştirilmesinde bazı genel ilkeler dikkate alınmalıdır. Bunlar;
a) Tuzlu toprakların iyileştirilmesinde iyi nitelikli su kullanılıyor ise sodyumluluk
meydana gelmez.
b) Tuzlu-sodyumlu toprakların iyileştirilmesinde;
1. Ca+Mg>20 me/L; Na/Ca+Mg<2.0 me/L ise sodyumluluk gelişmez
2. Ca+Mg=5.2 me/L; Na/Ca+Mg=2-5 me/L ve toprak jipsli ise değişebilir sodyum
giderilebilir. Eğer toprak jips içermiyorsa sodyumluluk giderilmeyebilir.
3. Ca+Mg<5.0 me/L ise yıkamadan dolayı değişebilir sodyum artabilir. Bu durumda pH
değerine bakılmalıdır. Eğer pH>8.8 ise Ca+Mg <1.1 me/L’dir.
İyileştirici Maddelerin Uygunluk Dereceleri
Sodyumlu toprakların iyileştirilmesinde kullanılan temel maddenin kalsiyum olduğu
bilinmektedir. Buna göre iyileştirmede kullanılan kalsiyum ve magnezyumun kaynağı veya
etkinliği için uygulanan çeşitli iyileştirici maddeler vardır.
Sodyumlu Topraklar İçin İyileştirici Maddeler
Grup
İyileştiricinin Türü
A
Doğrudan Ca+Mg Sağlayan CaCl2
Maddeler
Etkinlik sırası
CaSO4.2H2O
CaCO3 ; MgCO3
Alçı Şlamı
B
Topraktaki Ca+Mg’u etken H2SO4
hale getiren maddeler
S
Al2(SO4).18H2O
Fe SO4 7 H2O
Çizelgenin kullanılabilmesi için toprakların kireç durumu, pH derecesi ve jips kapsamı gibi
özelliklerinin bilinmesi gerekir. Örneğin toprak kireçli ise B grubundaki iyileştiricilerin
kullanılması yeterli olabilir. Kireçsiz ise a grubundaki maddelerin kullanılması zorunludur.
Sodyumlu toprakların iyileştirilmesinde kullanılan kimyasal maddelerin kükürt esas
alındığında ona eşdeğer miktarı aşağıdaki çizelgede verilmiştir.Sodyumlu topraklar bu
iyileştiricilere karşı gösterdikleri tepki yönünden başlıca 3 sınıfa ayrılır:
1. Toprak alkali karbonatları bulunduran topraklar
2. Toprak alkali karbonatları bulundurmayan ve pH değeri 7.5’den yüksek olan
topraklar
3. Toprak alkali karbonatları bulundurmayan pH değeri 7.5’den küçük olan
topraklar
Kimyasal iyileştiricilerin kükürde göre eşdeğer miktarları
İyileştirici
Kükürde eşdeğer miktarı
Kükürt (S)
1.00
Kireçli sülfür (CaS5) (% 24 kükürtlü)
4.17
H2SO4
3.06
Jips
5.38
Demir sülfat
8.69
Alüminyum sülfat
6.94
Kireç (CaCO3)
3.13
Bunların birinci grup topraklara iyileştirmede kalsiyum tuzları örneğin kireç taşı dışında,
diğer iyileştiriciler kullanılabilir. 2. ve 3. sınıf topraklara asitler ve asit meydana getiren
iyileştiriciler anılan toprakları asit tepkimeli yapacaklarından dolayı uygulanmamalıdır. Bu
topraklara kireç taşı uygulanması daha yararlıdır. Kireç taşının etki derecesi topraklara göre
farklılıklar gösterir. Kalsiyum karbonatın eriyebilirliği ortam pH değerinin artması ile
azalmaktadır. Buna karşı pH değerinin 7.0’ın altında olması durumunda kalsiyum karbonatın
eriyebilirliği artmaktadır. İyileştiricilerden kükürt toprakta çok yavaş tepkimeye girer. O
nedenle kükürdün tamamen oksidasyonu sayesinde elde edilecek pH değerini önceden elde
etmek için sülfirik asidin kimyasal eşdeğer miktarını vermek daha yararlı olabilir.
İyileştirici Maddelerin Tepkime Hızları
Sodyumlu toprakların iyileştirilmesinde kullanılacak iyileştiricilerin seçimi, bu maddelerin
iyileştirmede istenen tepkimeleri tanımlamak için gerekli olan zaman bağlıdır. Genellikle
yavaş tepkimeli maddelerin fiyatları daha ucuzdur. Topraktaki sodyumun çabuk
uzaklaştırılması isteniyorsa hızlı tepkimeli iyileştiriciler kullanılmalıdır.
Yüksek Tepkime Hızına Sahip İyileştiriciler
Bu gruba giren maddeler kalsiyum klorür, sülfirik asit, demir sülfat ve alüminyum sülfattır.
Suda fazla eridiği için kalsiyum klorür, tepkimesi en hızlı olanıdır. Ancak pahalı olduğu için
fazla kullanılmaz. Diğerleri toprakta çabuk hidrolize olarak sülfirik asit oluşturduklarından
hızlı tepkimeli iyileştirici sayılırlar. Sülfirik asit bir ölçüde tarla uygulamalarında kullanılır.
Ancak demir ve alüminyum sülfatlar hem pahalı hem de endüstri ham maddesi olduklarından
iyileştirme işleminde kullanılmazlar.
Orta Tepkime Hızına Sahip İyileştiriciler
Bu gruba jips ve kalsiyum polisülfit girer. Jips hemen her yerde bulunan ucuz olduğu için
yaygın olarak kullanılan bir iyileştiricidir. Jips yataklarından çıkartılır. Öğütülerek kullanılır.
Suda % 25 oranında eriyebilir. Su içerisinde sodyum ve klor varsa erirliği artar. Arazi
koşullarında kullanımı erirliği ile sınırlanmıştır. Açıklığı 0.149 mm olan elekten % 85
geçecek şekilde öğütülmüş jipsin 1.0-1.25 ton/da miktarını eritmek için 90-120 cm suya
gereksinim olduğu belirtilmiştir. Jipsin eriyebilirliğine öğütülme inceliği de etki eder.
Kalsiyum polisülfit kahverengide oldukça alkali tepkimelidir. Kalsiyum miktarı kükürt
miktarının ¼’ü kadardır. İyileştiricideki etki derecesi içerdiği kükürt miktarına bağlıdır.
Toprağa uygulandığında önce okside olarak sülfirik asit meydana getirir. Sonra toprak alkali
karbonatları ile tepkimeye girerek kalsiyumun eriyebilir tuzunu oluşturur.
Yavaş Tepkimeli İyileştiriciler
Kükürt ve kireç taşı bu gruba girer. Kükürt diğerine oranla daha ucuzdur. Onun için
iyileştirme işleminde çok kullanılır. Kükürt önce mikrobiyolojik işlemlerle okside olarak
sülfat haline dönüşür. O nedenle yavaş tepkimeli iyileştirici madde olarak kabul edilir.
Denetlemeli koşullarda okside olması için 2-3 hafta geçmesine karşı, tarla koşullarında bir
veya birkaç yıl sonra bile tamamen okside olmadığı belirlenmiştir. Buna kükürdün
uygulanması sırasında şekilsiz biçimde topaklanması ve toprakla tam olarak karışmaması
neden olmaktadır.
Kireç taşı eriyebilirliği olduğu için yavaş tepkimelidir. Toprağın pH derecesi ile kireç taşının
eriyebilirliği arasında yakın bir ilişki vardır. Ayrıca kirecin zerre çapı küçüldükçe etki
derecesi artar. Kimyasal iyileştirici maddeler toprak özelliklerine göre kullanılırsa beklenen
sonuçlar elde edilebilir.
Kimyasal İyileştiricilerin Tarlaya Uygulanması,
Bazı durumlarda iyileştiricilerin tarlaya uygulanmasından önce fazla tuzlar yıkanmalıdır.
Böyle bir uygulama sonucu kalsiyumun toprak kompleksleri tarafından daha fazla tutulması
sağlanmaktadır. Ancak topraktan tuzların uzaklaştırılması sonucu, geçirgenliğin aşırı ölçüde
düşmesi, daha sonra yapılacak iyileştirme işlemlerini zorlaştırmakla etkinliğini azaltmaktadır.
O nedenle yıkama yapmadan önce işlemin getireceği yarar ve zararın çok iyi saptanması
gerekir.
Jips, kükürt ve kireçtaşı tarlalara serpme yoluyla uygulanmaktadır. Toprak yüzeyine
serpildikten sonra disk veya pullukla toprağa karıştırılmaktadır. Özellikle kükürdün
kullanılması durumunda asıl iyileştirici madde olan sülfatın oluşması için kükürdün hızlı
oksidasyonunu sağlamak bakımından toprakla çok iyi karışmasının önemi büyüktür. Sözü
edilen bu iyileştiricilerin son yıllarda tüm toprak profiline türdeş biçimde dağıtılmasının
iyileştirmede etkinlik sağladığı belirtilmektedir.
Sülfirik asidin toprağa uygulanmasıyla ilgili sorunların çözüldüğü anılan maddeyi toprak
yüzüne püskürten özel ekipmanların geliştirildiği açıklanmıştır. İyileştiriciler sulama sularının
içerisinde de tarlalara uygulanabilir. Jips çuvallar içerisinde kanalların önüne bırakılarak
arazilere verilmektedir.
Kükürdün dışında tüm iyileştiriciler araziye verildikten sonra yıkamaya başlanmalıdır.
Böylece verilen su, iyileştirici maddeleri eriterek aşağı doğru hareket ettirir. Bu sırada
sodyum toprak komplekslerinden koparılarak topraktan uzaklaştırılır.
Kükürdün verildiği durumda hemen yıkama yapılmamalıdır. Kükürdün okside olması için
yeterli zamanın geçmesine izin verilmelidir. Ancak mikrobiyolojik oksidasyonun sağlanması
için topraklar yeterli ölçüde nemli tutulmalıdır.
Yıkama suyu Miktarının Belirlenmesi
Tuzlu ve sodyumlu toprakların iyileştirilmesi için gerekli yıkama suyu miktarının bilinmesi
sulama projelerinin geliştirilmesinde çok önemlidir. Değişik düzeylerde tuzlu-sodyumlu veya
sadece sodyumlu toprakların iyileştirilmesi için gerekli kimyasal maddelerin niteliği ve
niceliği, yıkama suyu gereksinimi, uygulayıcı gruplarca önceden bilinmelidir. Bu amaçla ya
tarla ya da toprak kolonları kullanılarak laboratuar koşullarında deneyler yapılmalıdır.
Tarla Denemeleri
Bu amaçla sorunlu sahayı temsil edecek şekilde bir alan seçilir. Kullanılacak iyileştiricinin
değişik dozları en az üç kez tekrarlanacak şekilde olmak üzere, kenar uzunlukları 5-10 m
arasında değişen parsellere verilir. İyileştirici kimyasal madde bir bel veya çapa yardımıyla
yıkama suyu verilmeden önce toprağa karıştırılır.
Yıkama suyu genellikle aralıklı göllendirme yöntemi ile parsellere verilir. Belli miktarlarda
yıkama suyu verildikten sonra deneme parsellerinde 100-150 cm toprak derinliğini temsil
edecek şekilde örnekler alınır. Bu örneklerde yapılan kimyasal analizlerle değişebilir
katyonların nicelik ve niteliklerindeki değişimler incelenir.
Aralıklı göllendirme ile verilen yıkama suyunun bir defada verilen miktarının azaltılmasıyla
su arıtımı sağlamak olasıdır. Diğer taraftan iyileştirici maddelerin pahalı olduğu bölgelerde
iyileştiricinin iki veya üç kısım halinde verilmesiyle iyileştirici maddeden arıtım sağlanabilir.
Sodyumlu Toprakların Tuzlu Sularla İyileştirilmesi
Tuzlu toprakların iyileştirilebilmeleri, ancak tuzlu toprak çözeltisinin düşük tuz derişimine
sahip, sulama suyu ile yer değiştirmesi veya yıkanmasıyla olur. Değişebilir sodyumun %
15’den fazla olduğu sodyumlu topraklarda anılan oranın düşürülmesi ancak kimyasal
iyileştirmenin başarısına, kimyasal iyileştirmede yıkanma olayının etkinliğine bağlıdır.
Toprak gibi gözenekli bir ortam içinde bulunan belli kimyasal içeriğe sahip çözeltinin farklı
kimyasal içerikteki diğer bir çözelti ile yer değiştirmesi olayı, yıkama ile tanımlanır. Yıkama
olayı bilindiği gibi doğada sürekli olarak ve çoğu kez dikkatlerimizden kaçarak kendiliğinden
oluşmaktadır.
Sodyumlu toprakların bilinen klasik iyileştirme yöntemleriyle iyileştirmelerinde karşılaşılan
en önemli darboğaz konu edilen toprakların su alma hızlarının çok düşük olması sonucu
uygulanan yıkama suyunun gerekli yıkamayı sağlayamamasıdır. Bu nedenle sodyumlu
toprakların iyileştirilmesinde yeni yöntemlerin araştırılmasına hız verilmiştir. Yeni
yöntemlerle toprağın geçirgenliği arttırılırken aynı zamanda toprak kolloid sistemindeki
değişebilir sodyum miktarını azaltmak amacıyla gerekli kalsiyum iyonu da sağlanmaktadır.
Sodyumlu bir toprağa iyi nitelikte, tuz içeriği düşük, yıkama suyu uygulandığında
toprak geçirgenliği azalır ve tamamen sıfıra erişebilir. Tuz içeriği hemen hemen yok denecek
kadar az olan yağmur suları bu topraklarda, benzer etki yapar. Yağmur suları toprak
yüzeyinde göllendiğinde toprak yüzünde bulunan gözenekler tamamen kapanır ve su
buharlaşıp tükeninceye kadar yüzeyde kalır. Öte yandan sodyumlu topraklara tuz içeriği
yüksek ve sulama yönünden kötü nitelikte sayılan tuzlu sular verildiğinde geçirgenlikleri ve
dolayısıyla su alam hızları birkaç kat artabilir. Böylesi sular toprağa uygulandığında kolloid
iriliğindeki toprak zerrelerinin bir araya gelerek yumaklaşmalarına neden olur. Bu durum
toprakta geçirgenliğin artmasını sağlar.
Tuzlu ve kötü nitelikli sular, sodyumlu toprakların iyileştirilmesinde kullanılmaya
başlanmıştır. Bu amaçla drenaj kanallarına bırakılan sulardan yararlanılabildiği gibi deniz
suları da kullanılabilmektedir. Kötü nitelikli suyun uygulanması ile birlikte toprak
kolloidlerinin yüzeylerindeki değişebilir katyonlarla çözeltideki katyonlar arasındaki denge
toprak çözeltisi tuz içeriği ve tuz niteliğine bağlı olarak değişirken, tutulan katyonların nitelik
ve nicelikleri de değişir.
Sodyumlu toprakların tuzlu sularla iyileştirilmesinde iki olaydan yararlanılır. Tuzlu
sularla yıkanan toprakların hidrolik iletkenliklerinin yükselmesi ve etki değerinin
seyreltilmesi olayının değişebilir sodyum iyonunun azaltılmasına katkısı. Tuzlu sularla
yıkanan sodyumlu topraklarda hidrolik iletkenlik değerinin yıkama suyu tuz içeriğine bağlı
olarak değiştiği, derişim arttıkça hidrolik iletkenliğin de arttığı bir çok araştırmada
belirlenmiştir.
Dışardan toprak-su sistemine yıkama suyu eklendiğinde sistemdeki katyonlar
arasındaki denge, eğer çözeltideki katyonlar sulama suyundaki katyonlarla benzer etki
değerine sahipse değişmez. Eğer etki katyonlarının etki değerleri farklı ise değişebilir
katyonlardan etki değeri küçük olan örneğin sodyum çözeltideki yüksek değerli katyonlarla
yer değiştirmeye zorlanır. Bu olaya etki değerinin seyreltilmesi denir. Toprakta çözelti fazı
katyonlarının derişimi arttığında, yüksek etki değerlikli katyonlar toprak kolloidlerinden
çözeltiye geçer.
Sonuç olarak, sodyum, kalsiyum, magnezyum içeren toprak-su sistemi, adım adım
seyreltilen tuzlu sularla yıkanıp denge koşulu sağlandığında toprak kolloid sistemindeki
değişebilir sodyum miktarı düşürülebilmektedir.
Yöntemin Ana İlkeleri
İki değerlikli katyonları (Ca+Mg) uygulanan sudan çözünmüş olarak sağlamak, katyon
değişimi ile sodyumu uzaklaştırmak ve yüksek elektrolit derişiminin yumaklaşma etkisinden
faydalanılarak geçirgenliği arttırmak, bunun yanında azar azar ve ölçülü bir sulandırma ile
sağlanan geçirgenliği korumaktır.
Yöntemin uygulanması için yapılması gerekenler:
1. Önce iyileştirilecek sodyumlu toprakların miktar ve dağılımları çevre alanlarındaki su
kaynaklarının nitelikleri belirlenir.
2. İyileştirmede kullanılacak sular seçilir. Bu sular iki çeşittir; birisi yüksek derecede
tuzlu su ve diğeri ise sulandırma için kullanılacak iyi nitelikli sudur. Suların seçimi
yapılırken uygun nitelikte ve yeterli miktarda olmaları ön planda tutulur.
3. Yüksek düzeyde tuzlu suların sodyumlu katmanın geçirgenliğine olan etkisi belirlenir.
Her bir tuzlu suyla arazide ve sodyumlu katman üzerinde infiltrasyon testleri yapılarak
kabul edilebilir düzeyde uygun geçirgenliği sağlayacak su seçilir. Genellikle 2.0
cm/gün üstünde hidrolik iletkenlik sağlayan tuzlu sular bu yöntem için uygundur.
4. İyileştirmede kullanılacak tuzlu su veya suların her biri için gerekli miktarlar konuyla
ilgili eşitliklerden yararlanılarak hesaplanır.
5. Son olarak iyileştirme işlemi yapılır. Bunun için önce yüksek düzeyde tuzlu su
doğrudan doğruya uygulanır. Daha sonra tuzlu su iyi su ile azar azar sulandırılarak
işlem tekrarlanır. Sulandırma adım adım yapılır. Denemelere göre uygun sulandırma
oranı her bir kademe için 2/1 yani 2 kısım iyi su, 1 kısım tuzlu su şeklindedir. Çok
fazla yapılacak sulandırmalar geçirgenliğin yeniden bozulmasına neden olur. Çalışma
sırasında sulandırma oranı genel olarak iyileştirme tamamlanıncaya kadar sabit
tutulur. Uygulamada en önemli konu her aşamada değişebilir sodyumun o aşama için
hesaplanan düzeye yani dengeye ulaşmasıdır. Bu düzeye ulaşılmadan bir sonraki
sulandırma uygulamasına geçilmez.
Türkiye’de tuzlu suların sodyumlu toprakların iyileştirilmesinde kullanma gizil gücü çok
yüksektir. Bir çok yer altı su kaynağının kalsiyum ve magnezyum derişimleri sodyumlu
topraklarda yumaklaşmayı sağlayacak düzeydedir. Ayrıca deniz sularımız da değinilen amaç
için kullanılabilir niteliktedir.
Tuzluluk Sorunlarının Önlenmesi
Bitki kök bölgesindeki tuz dengesi sulama suyu gereksinimine, suyun niteliğine,
sulama programına, toprak ve iklim özelliklerine bağlıdır.
Tuzluluk denetiminin ana amacı, kabul edilebilir bir bitki verim düzeyini
sürdürmektir. Çok sayıda denetim yöntemi bulunmaktadır. Bunların birlikte kullanılmasıyla
uygulamada tuzluluk sorununun çözümü kolaylaşmaktadır.
Drenaj, yıkama ve suya daha dayanıklı bitkilerin ekilmesi gibi önlemler uzun dönemde
tuzluluğun oluşmasını engellemek için kullanılır. Buna karşı diğer kültürel uygulamalar ürün
verimine zararlı olabilen tuz düzeyindeki geçici artmayı ve kısa dönemdeki tuzluluğu
önlemek için gerekli olabilirler. Çok sayıda kültürel uygulama örneğin daha sık sulama, arazi
düzeltimi, gübreleme zamanı ve ekim yöntemleri gibi tuzluluk sorununun önlenmesini
kolaylaştırır.
Eğer su niteliğinden kaynaklanmayan yüksek bir tuzluluk düzeyi varsa drenaj ve
iyileştirme programına gerek olabilir. Hatta kısa dönemli bitkilerin yetiştirilmesi gereği ortaya
çıkabilir. İyileştirmeden sonra sürekli olarak ekilecek bitki türlerini su niteliği belirler. Çok
ender durumlarda su niteliği ile ilgili zararlanmayı azaltmak için kötü bir su kaynağı ile veya
dönemsel olarak kullanılan ardışık bir su kaynağı bulunabilir.
Drenaj
Drenaj sulu tarımda çok önemli bir gereksinmedir. Drenaj sistemleri sulama
sistemlerini bütünler. Eğer doğal drenaj yetersizse ya derin ya da yüzey drenaj sistemlerinin
bulunması zorunludur. Yetersiz bir drenaj toprak verimliliğinin sürekliliğini her zaman
tehlikeye sokmaktadır. Sulu tarımda ortaya çıkan tuzluluk sorunu toprağın 1-2 metre
derinliğinde bulunan denetlenemeyen taban suyu düzeyi ile çok yakından ilişkilidir. Sığ taban
suyuna sahip bir çok toprakta bilindiği gibi kılcal yükselişle taban suyu, kök bölgesine iner.
Eğer taban suyu tuz içeriyorsa suyun bitki tarafından kullanılması veya buharlaşma sırasında
kök bölgesine sürekli tuz sağlayan bir kaynak haline gelir. Tuzlulaşma arazinin bir
bölümünün belli bir dönem boş kaldığı sıcak iklimlerdeki sulu alanlarda daha hızlı
olabilmektedir. Denetlenmeyen sığ taban suyundan ileri gelen tuz yığışımı, sulama
uygulamaları, taban suyu derinliği ve tuz içeriği, toprak tipi ve iklim koşullarına bağlı olarak
değişir. Bu nedenle kurak ve yarı kurak iklimlerde kötü drenaj koşullarının neden olduğu
tuzluluk sorunu taban suyu durağan hale getirilmedikçe en azından 2 m derinlikte
tutulmadıkça tam olarak denetlenmez. Sözü edilen amaca ancak açık ve kapalı drenaj
sistemlerinin kurulması ile ulaşılabilir. Eğer, drenaj yeterli ise su niteliği ve sulama
uygulamaları ile ilgili olarak ortaya çıkan tuzluluk yalnızca tuz birikmesine izin verildiği
zaman, sorun haline gelir. Bu nedenle etkin bir tuzluluk denetimi taban suyunu yeterli
biçimde denetleyen bir drenaj sistemi ve biriken tuzu azaltmak için gerekli olan yıkamayı
kapsamalıdır. Yüzeye uygulanan suyun derine sızan net miktarı tuzluluğu denetlemektedir.
Tuza Dayanıklı Bitkilerin Yetiştirilmesi
Bitkiler tuza dayanıklılık yönünden farklılıklar gösterir. Hatta aynı çeşit içerisinde bile
ayrımlar bulunmaktadır. En önemli çeşit farklılıkları pamuk, arpa ve sorgum bitkilerinde
bulunmuştur. İklimsel farklılıklar da bitkilerin tuza karşı gösterdikleri dirence önemli ölçüde
etki eder. Kültür bitkilerinin bir çoğunun tuz direnç sınırları bilinmektedir. Tuzluluk
düzeyinin yüksek olduğu koşullarda eğer tuza dayanıklı bitkiler, yetiştiriliyorsa yeterli
yıkamayı sağlamak için büyük miktarlarda yıkama suyuna gereksinim vardır.
Yıkama Gereksinimi
Eğer sulama suyu niteliği, toprak tuzluluğuna neden olabiliyorsa sulama uygulamaları
bitki kök bölgesinde tuz birikmesini önlemek yönünden önem kazanmaktadır. Kök
bölgesindeki tuzun mevsimlik değişmesi kaçınılmazdır ve olağan şekilde bu durum çok da
dikkate alınmaz. Anca toprak tuzluluğu her hangi bir yörede tüm yıl boyunca artan bi eğilim
gösterirse, kullanılan işletme biçiminin denetlenmesi gereği ortaya çıkar.
Her bir sulama uygulaması bitki kök bölgesine bir miktar tuz getirir. Olağan sulama
uygulamalarında, tuzu yıkayıp götürmesi için fazladan bir miktar su verilir. Bitkinin gerçek
gereksinimine ek olarak fazladan verilen su miktarı yıkama gereksinimi olarak adlandırılır.
Yüzey sulama yöntemlerinden sulama randımanı çok düşük olduğundan yıkama
gereksinimini karşılayacak miktarda fazladan su uygulanmaktadır. Ancak yağmurlama
sistemlerinde yıkama gereksinimine özel bir önem verilmelidir.
Ekim Dizisi
Ekim dizisi içinde elden geldiğince, tuza dayanıklı bitkilere yer verilmelidir. Örneğin
çeltik tarımı, kök bölgesindeki tuz dengesini iyileştirebilir. Çeltik sürekli sulama istediğinden
bir önceki yıldan kalan fazla tuzların yıkanmasına yardımcı olabilmektedir. Ancak çeltik
tarımında iyi bir tarla drenajının olması zorunludur.
Toprak Hazırlığı
Geleneksel yüzey sulama yöntemleriyle sulanan alanlarda toprak yüzeyinin
düzeltilmesi gerekir. Tefsiye sulama suyu ile toprağa eklenen fazla tuzun yıkanması için
önemli sayılan türdeş bir uygulama sağlamaktadır. Arazinin düzeltilmesi, infiltrasyonu
artırabilmektedir. Bazen ağır bünyeli topraklarda derin sürüm yapılması da infiltrasyonu
iyileştirmektedir. Bitki tohumlarının karık boyunca atıldıkları yerler tuzlulukla ilişkili olarak
oldukça farklı toprak koşulları sağlayabilmektedir.
Sulama Yöntemleri ve İşletme
İyi nitelikli sulama suyunun olmadığı koşullarda tuzlulaşma tehlikesini azaltmak için
uzun tava (border) ve tava sulama yöntemleri karık yöntemiyle karşılaştırıldığında tercih
edilmelidir. Tuzluluk sorunu karık yönteminde daha fazla ortaya çıkmaktadır. Tuzlar karık
seddelerinin tepe noktalarında toplanmaktadır. Bu durum ekim sırasında ve tuza duyarlı genç
bitkiler için zararlı olmaktadır. Bu olay, ya ekim öncesi sulama ile ya da karıkları açmadan
önce yağmurlama ve border sulama ile tuzların aşağılara yıkanması ile önlenebilir.
Sulama programı da tuz zararı üzerine etkilidir. Kısa aralıklarla ve az su verilerek
yapılan sık sulamalar uzun aralıklarla yapılan sulamalardan daha iyidir. Çiftçi koşullarında
toprak su düzeyinin tarla kapasitesine çok yakın tutulmasına ve çok kısa bir aralıkta
değişmesine izin verilmelidir. Böylesi durumda tuzlu toprakların belirgin özelliği olan toprak
çözeltisinin yüksek ozmotik potansiyelinin zararlı etkisi azalır ve tuzluluk zararı önlenebilir.
Yağmurlama sulama yönteminin tuz yıkanmasında diğer yöntemlere göre daha etkin
olduğu belirtilmiştir. Anılan yöntemle uygulana toplam sulama suyu, diğer geleneksel yüzey
sulama yöntemlerine göre çok daha azdır. Bu nedenle yağmurlama sulama ile geçirilen her bir
sulama mevsiminde sonra toprak profilinde tuz birikimi, görülebilir. Eğer yıllık yağış miktarı,
biriken tuzu yıkamaya yeterli değilse, bir miktar ek sulama suyu uygulanması, tuz dengesini
sürdürmek için gereklidir.
Damla sulama gibi düşük basınçlı sulama sistemleri genellikle günlük uygulamalarla
küçük miktarlarda su vermektedir. Böyle sistemlerde bitki kök bölgesindeki su kapsamı
kısmen yüksek düzeyde tutulmaktadır. Yüksek nem düzeyinin neden olduğu düşük ozmotik
potansiyel (düşük tuz içeriği) yüzünden 2000-3000 mg/L tuz içeriğine sahip sular verimde
önemli bir azalışa neden olmaksızın güvenle kullanılabilir. Ancak mevsim sonunda biraz tuz
birikmesi kaçınılmazdır. Eğer yıllık yağış, biriken tuzun yıkanmasına yeterli değilse ardışık
olarak yıkama yapılmalıdır.
Su Kaynağının Değiştirilmesi ve Seyreltilmesi
Su kaynağını değiştirmek, su niteliği ile ilgili sorunlar için basit fakat zorlayıcı bir
çözümdür. Bu, eğer iyi nitelikli bir kaynak varsa olasıdır. Örneğin kötü nitelikli yer altı suları
genellikle eğer elde iyi nitelikli su varsa olasıdır. Örneğin kötü nitelikli yer altı suları
genellikle elde iyi nitelikli su varsa kullanılmaz. Ancak eğer su kaynağı sınırlı ise anılan
işlemler yapılamaz. Böylesi koşullarda kötü nitelikli suyun iyi nitelikli su ile karıştırılması
dikkate alınmalıdır. Böylece kullanılabilecek nitelikteki su miktarı artmış olmaktadır.
Sulandırma işlemi toplam tuz miktarını azaltmaz ancak bitki yetiştirilecek alanı su miktarı
sulandırma ile arttırıldığı için genişletmektedir.
Download

tuzluluk sorunu ve giderilmesi - BOZOK ÜNİVERSİTESİ Personel