DENİZ TİCARETİ
Ekim 2014 | Yıl 22 | Sayı 269
Cumhuriyet’in 91. Yılı Törenlerle Kutlandı
Doğu Akdeniz’de Hidrokarbon Kaynakları ve Deniz Alanlarının
Sınırlandırılması
Uluslararası Engelli Dalgıçlar Birliği Türkiye Temsilcisi Bahattin
Memişoğlu İle Röportaj
Offshore platformu üzerinde sondaj kulesi
MDTO’nın Aylık Yayın Organı
Ekim 2014 Yıl: 22 Sayı: 269
MDTD Basın Meslek İlkelerine Uyar.
İÇİNDEKİLER
5-6
Cumhuriyet’in 91. Yılı
Törenlerle Kutlandı
8-9
Sahil Güvenlik’ten
Nefes Kesen Tatbikat
11-15
MDTO’dan Haberler
17-23
Kısa Kent Haberleri
24-29
Denizcilik Haberleri
30-31
Hatıra Kent Mersin
33
Deniz Feneri
34-35
Denizcilik Gündeminden Kısa
Kısa
36-41
Doğu Akdeniz’de Hidrokarbon
Kaynakları ve Deniz
Alanlarının Sınırlandırılması
43-45
Atatürk Kalkıp Gelse!..
Yine Mersin’in sahipsizliğinden söz edeceğim.
Büyük Önder Mustafa Kemal Atatürk, 92 yıl önce Mersin’i ziyaretinde boşu boşuna söylememiş;
“Mersinliler, Mersin’e sahip çıkınız” sözlerini...
Böylesine büyük bir insanmış Atatürk...
Neredeyse 100 yıl sonrasını gören bir dahiymiş..
Ne acıdır ki günümüzde sayıları azımsanmayacak kadar kendini bilmez Atatürk’e dil uzatma gafletinde...
Önlerindeki 20 yılı göremeyenler , yüzyılı gören bir dahiye dil uzatıyorlarsa varın gerisini siz düşünün!
Ve de
bu ülkeyi kimlerin yönettiğini...
Ekim ayı içinde Mersin Üniversitesi’nde önemli bir etkinlik gerçekleştirildi.
5.Akdeniz Kent Araştırmaları Kolokyumu...
İki gün süren Kolokyumda “Akdeniz Liman Kentlerinin 19. ve 20. Yüzyıllardaki Dönüşümü” masaya
yatırıldı...
Mersin için önemli bir etkinlikti...
Hele hele Mezitli Belediye Başkanı Neşet Tarhan’ın konuşmasında anımsattığı gibi, Mersin’de limancılığın
yalnızca 20. yüzyılda değil de Soli Pompeipolis ile 2 bin yıl önce yapıldığını düşünürsek sanırım amaç
ortaya daha iyi çıkar...
Mersin Üniversitesi Uğur Oral Konferans Salonu’nda gerçekleşen kolokyumu izlerken hayrete düştüm!..
Yaklaşık 500 kişilik konferans salonunda toplananların sayısı sanırım basın mensupları hariç elli kişiyi
geçmezdi...
Bunların büyük bölümünün öğrenci olduğunu düşünürsek gerisini siz düşünün...
Kenti yönetenlerin koltukları boş...
İlçe Belediye Başkanlarından ise yalnızca Mezitli Belediye Başkanı ve Akdeniz Belediye Eş başkanı orada...
Gelmeyenler sanırsınız çok büyük toplantılarda...
Ya da Mersin’in bir liman kenti olduğunu ve limanın Mersin ve ülke ekonomisine katkısından bir haber...
Üstelik bu kolokyum bir derneğin ödül dağıtma gecesi gibi apar topar düzenlenmedi...
Kolokyumun tarihi aylar öncesinden belliydi...
Ve de kenti yönetenlerin mutlak ve mutlak bu kolokyuma katılması gerekirdi...
Ben olsam bir daha böyle kolokyum falan düzenlemem.
Yaparım bir ödül töreni ki bakanından belediye başkanı ve daire müdürüne kadar herkes gelsin. İşin
doğrusu bu...
Yoksa boş koltuklara yapılır kolokyum...
Vah Mersinim vah!..
“Limanı ile Türkiye’nin Akdeniz’den dünyaya açılan kapısı” deriz ama boşmuş...
Senin önemini bu kenti yönetenler bilmedikten sonra vatandaştan ne beklersin ki!
Atatürk, 92 yıl sonra kalkıp gelse sanırım yine aynı şeyleri söylerdi; “Mersinliler; Mersin’e sahip çıkınız...”
Saygıyla
Ali ADALIOĞLU
“Su Hakkı” Nedir?
47-49
“O bir çiftin gözün bana
anlattığı şey, aklımın çivisini
yerinden çıkarttı”
50
İstatistik
Sahibi ve Sorumlu Yazı İşleri Müdürü (MDTO adına): M. Cihat LOKMANOĞLU
Genel Koordinatör: Ali ADALIOĞLU
Yayın Kurulu: M. Cihat LOKMANOĞLU, Jozef ATAT, Atahan ÇUKUROVA, Mişel ŞAŞATİ, İskender BOTROS,
Bedii CANATAN, Özcan BARUT, Korer ÖZBENLİ
Yayın Planlama Yönetimi: Tetis Medya Ajansı
Basım Yeri: Alev Dikici Basım & Ambalaj Ltd. Şti Tel : 0322 436 13 13 Fax : 0 322 436 34 81
Adres: Döşeme Mahallesi Cumhuriyet Cad. No:133 01130 Adana Basım Tarihi: Ekim 2014
Yönetim Yeri: Pirireis Mah. İsmet İnönü Bulvarı No: 13 33110 Pk: 45 Mersin/Türkiye
Tel: 0324 327 70 00 (pbx) Faks: 0324 329 52 30 E-posta: [email protected]
[email protected] www.mdto.org.tr
MERSİN DENİZ TİCARETİ
EKİM 2014
CUMHURİYET’İN 91. YILI
TÖRENLERLE KUTLANDI
Cumhuriyet’in kuruluşunun 91. yıldönümü ve 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı Mersin’de
törenlerle kutlandı.
Mersin’de Cumhuriyet Bayramı kutlamaları sabah saat 09.00’da Mersin Valisi Özdemir Çakacak’ın Kültür Merkezi
Şeref Salonu’nda tebrikleri kabulü ile
başladı. Kutlamalar, saat 09.30’dan itibaren de Cumhuriyet Meydanı’nda devam
ederken, törene Tuğamiral Nejat Atilla
4
Demirhan, Mersin Büyükşehir Belediye
Başkanı Burhanettin Kocamaz Mersin
Milletvekilleri Nebi Bozkurt, Aytuğ Atıcı,
Vahap Seçer, İsa Gök, Mehmet Şandır,
Ali Öz, protokol üyeleri, gaziler, askeri
erkan, öğrenciler ve vatandaşlar katıldı.
Tören, Vali Çakacak’ın, Akdeniz Bölge ve
Garnizon Komutanı Tuğamiral Nejat Atilla
Demirhan ve Mersin Büyükşehir Belediye
Başkanı Burhanettin Kocamaz ile birlikte
törene katılanların bayramını kutlamasıyla
başladı.
Saygı duruşu ve İstiklal Marşı’nın okun-
5
MERSİN DENİZ TİCARETİ
EKİM 2014
masının ardından kürsüye çıkan Vali Çakacak, aydınlanmanın ve çağdaşlaşmanın simgesi ve Türk milletinin tarihinde
bir dönüm noktası olan Cumhuriyet’in
ilanının 91. yıldönümünü büyük bir coşku
ile kutladıklarını söyledi. Çakacak, “Türk
milleti, en zor şartlar altında, her türlü imkansızlıklar içerisinde bağrından çıkardığı
Atatürk’ün önderliğinde giriştiği kurtuluş
mücadelesinden zaferle çıkmış ve bu zaferi halkın iradesinin hakim kılındığı, bu
mücadeleyi veren halkın aynı zamanda
ülke yönetiminde de söz sahibi olduğu
demokratik bir yönetim şekli olan cumhuriyet ile taçlandırmıştır. Bu büyük gün sadece bir yönetim şeklinin ilanı değil, tarih
sahnesinden silinmek istenen bir milletin
inancına ve azmine hiçbir gücün karşı
koyamayacağının tüm dünyaya ilanıdır”
dedi.
Cumhuriyet’in, Türk milletine çağdaş
uygarlık düzeyinin üzerine çıkma hedefiyle her alanda yenileşmenin, çağdaşlaşmanın ve ilerlemenin yolunu açtığını
vurgulayan Çakacak, “Cumhuriyetimizin
en önemli kazanımlarından biri eşit vatandaşlık hakkıdır. Cumhuriyet kurulurken
Atatürk, dil, din, ırk, mezhep ve inançlara göre hareket etmemiş, bu topraklarda
yaşayan herkesin Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olduğunu belirtmiştir. Yine
Cumhuriyetimizin en önemli kazanımları
demokratik, laik, sosyal bir hukuk devleti
olmamızdır, demokrasimizdir, bağımsızlığımızdır, birliğimizdir. Bizler de Cumhuri-
yetimize, temel hak ve özgürlüklerimize,
birlik ve beraberliğimize, kardeşliğimize
sahip çıkarak ve çok çalışarak vatanımızı çok sevdiğimizi göstermeliyiz. Çünkü
biliyoruz ki, vatanını en çok seven vatanı
için en çok çalışandır. Devlet-vatandaş
birlikteliğiyle ülkemizin gelişmesi ve mutlu yarınlara ulaşması için daha çok çaba
göstermeli, yeni kuşaklara vatandaşı olmaktan gurur duyacakları güçlü bir ülke
bırakma sorumluluğunu hep birlikte taşımalıyız. İnanıyorum ki, geçmişte farklı dil,
inanç ve kültürleri bir arada yaşatan, büyük bir hoşgörü medeniyetinin mirasçıları
olan bizler, birbirimizi kardeşçe kucaklayarak, birbirimize sımsıkı kenetlenerek, el
ele, gönül gönüle Cumhuriyetimizin 100.
kuruluş yılı hedeflerine süratle yol alacağız. Bu duygu ve düşüncelerle en büyük
bayramımız olan Cumhuriyet Bayramımızı
kutluyor, bizlere bu cennet vatanı emanet
eden Cumhuriyetimizin kurucusu, büyük
önder Gazi Mustafa Kemal Atatürk başta
olmak üzere kahraman silah arkadaşlarını, aziz şehitlerimizi, kahraman gazilerimizi şükran, minnet, saygıyla anıyorum”
diye konuştu.
Vali Çakacak’ın konuşmasının ardından
öğrencilerin şiirleri ve halk oyunları gösterileri ile devam eden tören, resmi geçitle
sona erdi.
Cumhuriyet Bayramı kutlamaları kapsamında, Mersin Büyükşehir Belediyesi ile
Yenişehir Belediyesi’nin akşam saatlerinde düzenleyeceği konserler Ermenek’te
meydana gelen ve 18 işçinin yerin 350
metre altında mahsur kaldığı maden kazası nedeniyle iptal edildi.
Öte yandan CHP Mersin İl Başkanlığı,
Atatürkçü Düşünce Derneği, Çağdaş
Yaşamı Destekleme Derneği, Cumhuriyet Kadınları Derneği ve İşçi Partisi ile
birlikte alternatif bir kutlama yaptı. Mersin
milletvekilleri ve çok sayıda partili, 10. Yıl
Marşı eşliğinde Cumhuriyet Meydanı’na
yürüdü.
6
7
MERSİN DENİZ TİCARETİ
EKİM 2014
rum Müdürlüğü, İl Emniyet Müdürlüğü Deniz Liman Şube Müdürlüğü, Mersin Liman Başkanlığı ve Mersin Uluslararası Liman
İşletmesi’nden (MIP) 250 kişinin katılımıyla gerçekleştirildi.
Sahil Güvenlik’ten
Nefes Kesen Tatbikat
5 bölümden oluşan kurtarma senaryosunun hayata geçirildiği
eğitim tatbikatı kapsamında Deep Kapraz isimli yolcu gemisinin
makine dairesinde meydana gelen arıza nedeniyle yangın çıktı.
Yangına Mersin Uluslararası Liman İşletmesi (MIP) römorkörü
ve Akdeniz Sahil Güvenlik Bölge Komutanlığı’na bağlı gemi ve
botlar müdahale etti.
Senaryo gereği çıkan yangında oluşan panik nedeniyle denize
atlayan yolcular, Sahil Güvenlik arama kurtarma gemisi TCSG
Yaşam, Sahil Güvenlik botları, İl Emniyet Müdürlüğü’ne ait Deniz
Polisi botu, İl Afet ve Acil Durum Müdürlüğü (AFAD) botu ile İl
Sağlık Müdürlüğü Ulusal Medikal Kurtarma Ekipleri (UMKE) personelince kurtarılarak TCSG Yaşam Gemisi’ne nakledildi. Denize düşen bir yaralı Sahil Güvenlik helikopterinin nefes kesen
operasyonu denizden alınarak TCSG Yaşam gemisine bırakıldı.
İlk müdahalesi yapılan yolcular 112 ekiplerine teslim edildi.
Yaklaşık 1.5 saat süren nefes kesen tatbikat botların ve helikopterin protokolü selamlaması ile sona erdi.
Sahil Güvenlik Akdeniz Bölge Komutanlığı’nın arama kurtarma tatbikatı gerçeğini aratmadı.
Sahil Güvenlik Akdeniz Bölge Komutanlığı, her durumda göreve
hazır olduğunu göstermek ve kurumlar arası koordinasyonu arttırmak amacıyla Mersin Limanı açıklarında bir arama kurtarma
tatbikatı gerçekleştirdi.
Tatbikatı, Mersin Valisi Özdemir Çakacak’ın yanı sıra Akdeniz
Bölge ve Garnizon Komutanı Tuğamiral Nejat Atilla Demirhan,
Mersin Büyükşehir Belediye Başkan Vekili Kerim Tufan, İl Jandarma Alay Komutanı Albay Ömer Uyan, İl Emniyet Müdürü
Hasan Hüseyin Bahar, kent protokolü ve sivil toplum kuruluşu
8
temsilcileri takip etti. Sahil Güvenlik Akdeniz Bölge Komutanı Albay Fatih Erhan’ın yönettiği tatbikatı Mersin Deniz Ticaret Odası
Genel Sekreter Yardımcısı Kpt. Mesut Öztürk de izledi.
Tatbikat öncesi, Albay Fatih Erhan’dan brifing alan Vali Özdemir
Çakacak, TCSG Yaşam Gemisi’nde incelemelerde bulundu, şeref defterini imzaladı.
Arama kurtarma tatbikatı, Sağlık Bakanlığı Acil ve Afetlerde
Sağlık Hizmetleri Şube Müdürlüğü, Mersin İl Afet ve Acil Du-
9
MERSİN DENİZ TİCARETİ
EKİM 2014
MDTO’DAN HABERLER
MDTO’DAN HABERLER
MDTO YÖNETİMİNDEN
VALİ ÇAKACAK’A ZİYARET
Mersin Deniz Ticaret Odası Yönetimi Mersin Valiliği görevine atanan Özdemir Çakacak’a
“Hayırlı olsun” ziyaretinde bulundu.
Valilik makamında gerçekleşen ziyarete MDTO Meclis Başkanı
Jan Taşçı, Yönetim Kurulu Başkanı Cihat Lokmanoğlu, MDTO
Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Jozef Atat, Yönetim Kurulu
Üyeleri Mişel Şaşati, Bedi Canatan, Özcan Barut ve Genel Sekreter Korer Özbenli katıldı.
Çakacak’ın Mersin’e atanmasından duydukları mutluluğu ifade
10
eden Başkan Lokmanoğlu, Çakacak’a, “Mersin’e hoş geldiniz”
diyerek yeni görevinin hayırlı olmasını diledi.
Vali Çakacak ise MDTO’nun Mersin’in deniz ticaretinin gelişmesine katkıda bulunan en önemli kurumlardan biri olduğunu dile
getirerek, Başkan Lokmanoğlu ve beraberindekilere ziyaretlerinden dolayı teşekkür etti.
11
MERSİN DENİZ TİCARETİ
EKİM 2014
MDTO’DAN HABERLER
MDTO’DAN HABERLER
GİSBİR TEMSİLCİLERİ MDTO’YU ZİYARET ETTİ
TASFİYELİK YÜKLERİN TESLİMİNDEKİ SORUNLAR
MDTO’DA YAPILAN TOPLANTIDA GÖRÜŞÜLDÜ
14 Ekim 2014 tarihinde Mersin Deniz Ticaret Odası’nda, MDTO üyeleri ve Mersin
Uluslararası Liman İşletmesi (MIP) temsilcilerinin de katılımıyla gerçekleştirilen
toplantıda, limanımıza konteyner ile gelen
ancak konteynerde kaçak mal olması, malın alıcı tarafından reddedilmesi ve benzer
şekilde göndericinin iade almaması, malın
çeşitli nedenlerle imha edilmesi veya atık
deposuna gönderilmesi sürecinde imha
ve atık ücretini ödeyecek tarafın bulunamaması ve konteynerin boşaltılamaması
gibi nedenlerle içerisindeki eşya tasfiye
durumuna düşen ve TASİŞ tarafından
teslim alınmadığından liman sahasında
bekletilen, bu nedenle zamanında hattına
teslim edilemeyen boş konteynerler ile ilgili
sorunlar görüşüldü.
MDTO hizmet binasında yapılan toplantıya, MDTO yönetimi, konteynerlerle ilgili
sorun yaşayan firmaların temsilcileri ve
Mersin Uluslararası Liman İşletmesi (MIP)
yetkilileri katıldı.
Toplantıda MDTO üyesi firmaların temsilcileri tarafından, Mersin limanından tahliye
edilen ithal yüklerin özellikle de konteynerle gelen eşyaların, muhtelif nedenlerle boşaltılamadığı durumlarda hatlara ait konteynerlerin iade edilemediği, bu nedenle
konteynerlerini boş ya da dolu olarak ülkemizden çıkaramayan konteyner sahiplerinin mağduriyete uğradığı dile getirilerek,
kaçakçılık, malın alıcısı tarafından kabul
edilememesi, alıcının bulunamaması gibi
nedenlerle alıcısına teslim edilemeyen
kargo nedeniyle konteynerlerin 45 günlük
yurtdışı edilme süresinin aşıldığı ve konteyner içindeki kargonun boşaltılamayarak
Mersin liman sahasında bekletildiği ifade
edildi.
Bilindiği gibi, muhtelif nedenlerle alıcısına teslim edilemeyen kargonun gümrük
tasfiye depolarına teslimi ve bozulmadan
satışının gerçekleştirilmesi ya da imha ve
geri kazanım sürecinin gerçekleştirilmesi
gerekiyor. Ancak mevcut durumda gümrük
tasfiye mevzuatına göre TASİŞ depolarına
alınması gereken tasfiyelik mallar ve depolarda yer olmadığı için alınamayan konteynerler, hem Mersin Liman sahasını işgal ediyor hem de depolara alınıp ihalesi,
satışı, devri, imhası gerçekleştirilemediği
için bu mallar ekonomiye kazandırılamıyor.
Bu nedenle maddi kayıp yaşandığı gibi
konteynerler de gereksiz yere hizmetten
alıkonuluyor. Bu konuda sorun yaşayan
bazı MDTO üyeleri, sorunun çözümü için
dava açılması gerektiğini aksi takdirde bu
sorunun artarak devam edeceğini ve yıllardır bekleyen ve tasfiyelik kargo muhafaza
eden konteynerlerin liman sahasında gereksiz yere saha işgal edeceğini belirtti.
Toplantıda MDTO üyeleri nezdinde yapılan
araştırmada 14 yıldır tasfiyesi tamamlanamayan yüzlerce konteynerin bu nedenle
iadesinin yapılamadığı tespit edildi. Toplantının sonunda, MDTO üyelerinin elinde
bulunan tasfiyelik eşya nedeniyle liman sahalarında bekleyen konteynerlerin envanterinin çıkarılarak, Mersin Gümrük İdaresi
ilgilileri ve TASİŞ ilgililerinin de katılımıyla
konunun çözümüne yönelik bir toplantı yapılması, idari, teknik ve gerekiyorsa mevzuat revizesi önerilerinin Gümrük ve Ticaret Bakanlığı da dahil olmak üzere gereken
kurumlara iletilmesi görüşleri benimsendi.
Bakanlık Yetkilileri İle Odak Görüşme
Toplantısı Gerçekleştirildi
Ulaştırma Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığı Strateji Geliştirme Başkanlığı tarafından Mersin’de yaptırılan “Ulaştırma
Sektörü Hizmet ve Yatırımlarının Sosyal-Kültürel-Ekonomik
Hayata Etkileri ” araştırması kapsamında Bakanlık yetkilileri
ile 23 Ekim günü MDTO’yu ziyaret ederek, Oda yöneticileri
ile “Odak Görüşme Toplantısı” gerçekleştirildi.
Mersin’in pilot il seçildiği çalışmada, odak görüşme yapılacak sivil toplum kuruluşları arasında belirlenen MDTO
yönetimi ile Bakanlığın koordinasyonunda gerçekleştirilen
toplantıda, ulaştırma yatırımlarının ticaret hacmine, istihdama, turizme etkilerinin yanı sıra yeni yatırım beklentileri ile
Türkiye Gemi İnşa Sanayicileri Birliği (GİSBİR) Genel Sekreter Yrd. Bülent Akköse ve Ar-Ge Uzmanı
Gökhan Murat Kaya Mersin Deniz Ticaret Odası’nı ziyaret etti. 24 Ekim günü gerçekleştirilen toplantıda bölgemizde bulunan tersane, bakım onarım tesisleri, çekek yeri ve bu faaliyette bulunan
firmaların tespiti konularında görüş alışverişinde bulunuldu.
ilimizde ulaştırma konusunda karşılaşılan sorunlar ele alındı.
Toplantıda, Bakanlık yetkilileri tarafından araştırma kapsamında otobüs terminallerinde, gar binalarında, Mersin’e yakınlığı nedeniyle Adana Havalimanında, Mersin ve Taşucu limanlarında bulunan anlık yolculuk yapan kişiler ve ulaştırma
yatırımlarından en çok etkilenen imalat sanayi, toptan ve perakende, ticaret, ulaştırma ve depolama, tarım ve ormancılık, inşaat, konaklama ve yiyecek hizmetleri, madencilik gibi
sektörlerde faaliyet gösteren işyerlerinin temsilcileri ile anket
uygulamasına devam edildiği belirtilerek çalışmanın aralık
ayı içerisinde tamamlanmasının planlandığı ifade edilmiştir.
GİSBİR yetkilileri MDTO’da Genel Sekreter Korer Özbenli, Genel
Sekreter Yardımcıları Halil Delibaş ve Mesut Öztürk tarafından karşılandı. Görüşmede GİSBİR yetkilileri, kurumun misyonu ve sektördeki faaliyetleri ile bundan sonraki dönemde gerçekleştirmek
istedikleri projelere ilişkin bilgi verdi.
2 adet Çanakkale’de,
Gemi İnşa Sanayinde Genel Görünüm
Toplantıda ayrıca, sektörün son yıllarda daraldığı ve iş sıkıntısının
yaşandığı vurgulanarak, bu süreçte özellikle Deniz Kuvvetleri Komutanlığı için geliştirilen MİLGEM vb. projeler ve Sahil Güvenlik
Komutanlığı’na ait gemi inşa siparişleri ile asgari düzeyde inşa ve
onarım faaliyetlerine devam edildiği ifade edildi.
2008-2009 yıllarında dünyada yaşanan ekonomik krizin, denizcilik
ve gemi inşa sektörüne olumsuz etkilerinin halen devam ettiğine
dikkat çekilerek GİSBİR temsilcileri tarafından aşağıdaki bilgiler
paylaşıldı:
2008 yılında 2.647.000 USD olan gemi inşa ihracat değeri 2013
yılında, 1.139.000 USD olarak gerçekleşmiştir.
2007 yılında 33.480 olan gemi inşa istihdam sayısı 2013 yılında
17.000’e düşmüştür.
2008 yılında 852.000 DWT olan teslim edilen gemi ve yat tonajı,
2013 yılında 120.000 DWT olarak kaydedilmiştir.
Ülkemiz son 3 yılda, dünya yat inşa ve yat sipariş sıralamasında
İtalya ve Hollanda’nın arkasından üçüncü sıradadır.
Ülkemizde;
27 adet İstanbul-Tuzla tersaneler bölgesinde,
21 adet Yalova bölgesinde,
8 adet Karadeniz Ereğli bölgesinde,
6 adet Körfez/Kocaeli bölgesinde,
12
Birer adet ise Samsun, Trabzon, Kastamonu, Ordu, İnebolu, Sakarya, Hatay ve Adana’da olmak üzere toplam 72 adet özel sektöre ait gemi-yat inşa ve bakım onarım tersaneleri bulunmaktadır.
Mersin Bölgesinin İhtiyaçları Tartışıldı
MDTO yöneticileri ise başta Taşucu’nda yatırımı engellenen Taşucu Akter tersane yatırımı olmak üzere bölgemizdeki gemi inşa,
çekek yeri ve sektörün sorunları hakkında bilgiler aktardı. GİSBİR
yetkililerine, 2003 yılında Milli Güvenlik Kurulu’nun tavsiye kararına
istinaden Taşucu-Seka arazisi içerisinde tersane yapılmak istendiği, Özelleştirme İdaresi tarafından yapılan ihaleyi, büyük ortakları
Tuzla’da tersane faaliyetinde bulunan Selah Makine ve Gemicilik
Endüstri Tic. A.Ş. ile Mersin Ortak Girişim Gurubu olan Akter Akdeniz Taşucu Gemi Sanayi A.Ş.’nin kazandığı ancak 2004 yılında
ÇED raporuna yapılan itirazlar ve açılan davalar sonucu söz konusu tersane yatırımının iptal edildiği bilgisi verildi.
Bölgemizdeki kıyı yapılarının yanı sıra, Mersin balıkçı barınağı ve
Aydıncık marinası gibi yatırım planları ile bölgemizde yaşanan çekek sorunu hakkında görüş alışverişinde bulunulan toplantının sonunda bölgemizdeki “Megayat ve gemi inşa bakım onarım tesisi
ihtiyacı” ve bu yönde yapılan çalışmaların devam etmesi konularında görüş birliğine varıldı.
13
MERSİN DENİZ TİCARETİ
EKİM 2014
MDTO’DAN HABERLER
Akreditasyon Çalıştayı
Antalya’da Gerçekleştirildi
Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği'nin
(TOBB) Antalya'da 3.'sünü düzenlediği
Akreditasyon Çalıştayı, akredite 152 oda
ve borsanın genel sekreterleri ile akreditasyon sorumlularının katılımıyla gerçekleşti. Toplantıya Mersin Deniz Ticaret
Odası (MDTO) adına Genel Sekreter Korer Özbenli ile Genel Sekreter Yardımcısı
Kpt. Halil Delibaş katıldı.
Antalya Ticaret ve Sanayi Odası (ATSO)
Konferans Salonu'nda başlayan etkinliğin
açılış konuşmasını yapan ATSO Yönetim
Kurulu Üyesi Mustafa İssi, toplantının,
odaların akreditasyon çalışmalarına katkısı açısından önemli olduğunu söyledi.
Odaların yapısal zorluklarına değinen
İssi, bir yandan sicil işlemleriyle kamunun
bir parçası, diğer yandan sektörel sorunları çözmeye, üyelerine katkı sağlamaya
14
dönük çalışmalarla sivil toplum örgütü
gibi çalışan kurumlar olduklarını anlattı.
İssi, buna rağmen oda ve borsa üyelerinin en çok kullandığı cümlenin, "Oda ve
borsalar neye yarıyor?" olduğunu ifade
ederek, şunları kaydetti:
"Özel sektöre hizmet edebilmek için buna
layık hizmet kapasitesine sahip olmak gerekmektedir. Bugün beş yıldızlı otel, müşterisine nasıl hizmet veriyorsa, 5 yıldızlı
oda ve borsalar da bu kalitede hizmet
vermek durumundadır. Oda ve borsaların
kurumsal kapasitesini geliştirmek, birliğimizin en önemli katkılarından biridir. Akreditasyon sistemi, oda ve borsalarımızın
hizmet kalitesini ve müşteri memnuniyetini artırması için çok önemli bir araçtır. Bu
nedenle bu çalışma, gerçekten değerli bir
katkıdır."
TOBB Akreditasyon Kurulu üyeleri Kızıltepe Ticaret Borsası Yönetim Kurulu Başkanı
Mehmet Şahin ve Ankara Ticaret Borsası
Genel Sekreteri Eyüp Şenol Ömeroğlu ile
TOBB Eğitim ve Kalite Müdürü Halil Sait
Güler'in de konuşma yaptığı programda,
etkinliğin, düşünce kuruluşu Türkiye Ekonomi Politikaları Araştırma Vakfı (TEPAV)
ile Antalya Ticaret Borsası'nın katkılarıyla
gerçekleştirildiği belirtildi. Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği'nce 2002 yılından
itibaren uygulanan Oda ve Borsa Akreditasyon Sistemi kapsamında, akredite
152 oda ve borsanın genel sekreterleri
ve akreditasyon sorumluları arasında iyi
uygulama paylaşımının amaçlandığı kaydedildi. Söz konusu sistemle oda, borsa
hizmetlerinin Avrupa Birliği (AB) standartlarına kavuşturulmakta olduğu belirtildi.
MDTO’DAN HABERLER
Alzheimer Derneği İle Buluşma
Mersin Deniz Ticaret Odası (MDTO), düzenlediği tekne turuyla Alzheimer Derneği Mersin
Şubesi üyeleri, hastaları ve hasta yakınları ile buluştu.
Alzheimer Derneği Mersin Şubesi üyeleri, Alzheimer hastaları ve
hasta yakınları geçtiğimiz günlerde MDTO tarafından düzenlenen tekne turunda bir araya geldi.
Alzheimer hastalarına sosyalleşme ortamı sağlayabilmek üzere
düzenlenen etkinlikte, MEÜ Sağlık Meslek Yüksek Okulu Yaşlı
Bakım Programı öğrencileri de gönüllü olarak görev aldı. Gerek Alzheimer hastaları gerekse hastalar kadar zor ve yorucu bir
süreç yaşayan hasta yakınları, bir kaç saatliğine de olsa denize
açılma ve eğlenme fırsatı buldu.
15
MERSİN DENİZ TİCARETİ
EKİM 2014
KISA KENT HABERLERİ
MERSİN’İN YENİ VALİSİ ÖZDEMİR ÇAKACAK
GÖREVİNE BAŞLADI
Valiler Kararnamesi ile Kırşehir Valiliği’nden Mersin Valiliği’ne atanan Özdemir Çakacak, görevine başladı. Mersin Valiliği önünde törenle karşılanan Vali Çakacak, “Mersin’in tüm dinamikleriyle birlikte ortak akılla Mersinimizi daha ileriye götürmenin gayreti içerisinde olacağız.
Kapılarımız vatandaşlarımıza her zaman açıktır” dedi.
Mersin’in yeni Valisi Özdemir Çakacak’ın görevine başlaması
dolayısıyla Mersin Valiliği önünde karşılama töreni düzenlendi. Törene, vali yardımcıları başta olmak üzere kent protokolü
katıldı. Vali Çakacak kent protokolü ile tanışma ve tören mangasını selamlamasının ardından makamına çıktı. Makam kapısı önünde de Akdeniz Bölge ve Garnizon Komutanı Tuğamiral
Nejat Atilla Demirhan tarafından karşılanan Vali Çakacak, makamında yaptığı açıklama demokrasi ve insan hakları mesajları
verdi. Çakacak, “Türkiyemizin cennet köşelerinden biri olan güzel Mersin’e ve Mersin’in güzel insanlarına Mersin Valisi olarak
hizmet etmekten büyük onur duyduğumu ifade etmek istiyorum”
diye konuştu.
“Kapılarımız Vatandaşlarımıza Her Zaman
Açıktır”
Mersin’in sanayisi, ticareti, tarımı, kültürel faaliyetleri, teknolojisi, lojistik merkeziyle ve her geçen gün gelişen, önemi artan
bu yapısıyla Türkiye’nin dışarıya açılan en önemli kapılarından
biri olduğunu vurgulayan Vali Çakacak, “Böylesine önemli ve
güzel bir ilde devletimizin vatandaşımıza sunduğu imkanları vatandaşımıza ulaştırmanın çabası içerisinde olacağız. Bizler bu
makamların bizlere vatandaşımıza hizmet amacıyla verildiğinin
bilinci içerisindeyiz. Bu itibarla vatandaşımıza hizmet ederken
seçilmişler, atanmışlar, basın mensupları, sivil toplum kuruluşları ve vatandaşlarımızla Mersin’in her yönden gelişmesi ve kalkınması için ortak akılla hareket ederek, vatandaşlarımıza en iyi
hizmeti sunmanın çabası içerisinde olacağız. Halka hizmetin
Hakk’a hizmet olduğunun bilinci içerisindeyiz. Bu itibarla kapılarımız vatandaşlarımıza her zaman açıktır. Bizler ulaşılmayan makamlar değil, en kolay ulaşılan makamlar olmak durumundayız”
ifadelerini kullandı.
Ahi Evran’ın ‘Elin, kapın, sofran açık olsun’ felsefesini anımsatan
Çakacak, Türk milletinin elinin de, kapısının da, sofrasının da
zaten açık olduğunun altını çizerek, şöyle devam etti: “Ancak biz
istiyoruz ki, tüm kurumlarımızın kapıları da ardına kadar açık olsun. Özellikle elimiz, kapımız, soframız açık olmalı ve güler yüzlü
olmamız gerekir ilkesini biz kamu yönetiminde uyguladığımızda
16
vatandaşla devlet arasında en güzel işbirliğini sağlamış, dolayısıyla toplumsal huzura, barışa en güzel katkıyı yapmış oluruz.”
“Ortak Akılla Mersinimizi Daha İleriye
Götürmenin Gayreti İçerisinde Olacağız”
Vatandaşlara en iyi hizmeti sunmanın gayreti içerisinde olacağını söyleyen Vali Çakacak, “Burada insan haklarına ve demokrasiye inanan, vatandaşlarımıza insan odaklı ve çözüm odaklı hizmet sunan, şeffaf, hesap verebilir bir yönetim anlayışıyla ‘ben’
duygusu yerine ‘biz’ duygusuyla hareket ederek Mersin’in tüm
dinamikleriyle birlikte ortak akılla Mersin’imizi daha ileriye götürmenin gayreti içerisinde olacağız” şeklinde konuştu.
Kendisinden önce Mersin’de görev yapan tüm valilere teşekkür
eden Çakacak, sözlerini şöyle tamamladı:
“Bu bir hizmet yarışıdır, bayrak yarışıdır. Ben bu bayrağı değerli
Valimiz Hasan Basri Güzeloğlu’ndan aldım. Amacım, bu bayrağı
Mersin’in dinamikleriyle birlikte daha yukarılara taşımak. Bu duygularla yeni görevimizin hayırlı olmasını temenni ediyorum. Mersinlilere en içten duygularla sevgilerimi, saygılarımı sunuyorum.
17
MERSİN DENİZ TİCARETİ
EKİM 2014
KISA KENT HABERLERİ
KISA KENT HABERLERİ
AKDENİZ KENT ARAŞTIRMALARI KOLOKYUMU
Mersin Üniversitesi Akdeniz Kent Araştırmaları Merkezi tarafından Akdeniz Kent Araştırmaları Kolokyumu düzenlendi. Mersin Deniz Ticaret Odası’nın da destek verdiği kolokyum “Akdeniz Liman Kentlerinin Dönüşümü: 19’uncu ve 20’inci Yüzyıllar” temasıyla gerçekleştirildi. Kolokyumda ayrıca Mersin
Deniz Ticaret Odası ile Araştırmacı Nihat Taner’in girişimleriyle İngiltere Hidrografi Dairesi’nden getirilen Beaufort Haritaları sergilendi.
Kolokyum, Mersin’de bulunan yerel yönetim temsilcileri, kuruluş
temsilcileri, ülkemizin ve dünyanın çeşitli üniversitelerinden gelen
akademisyenler ile öğrencileri bir araya getirdi. Kolokyumun açılışı
23 Ekim Perşembe günü Prof Dr. Uğur Oral Kültür Merkezi’nde yapıldı. Açılışa, Mersin Büyükşehir Belediyesi Başkan Vekili Abdullah
Yılmaz, Mezitli Belediye Başkanı Neşet Tarhan, Akdeniz Belediye
Eş Başkanı Yüksel Mutlu, Mersin Ticaret ve Sanayi Odası (MTSO)
Yönetim Kurulu Başkan Vekili Kasım Tanrıöver, Mimarlık Fakültesi
Dekanı Prof. Dr. Cana Bilsel, MDTO temsilcileri, Akdeniz Kent Araştırmaları Merkezi Müdürü Doç. Dr. Tolga Ünlü, Merkezin kurucu müdürü Prof. Dr. Tamer Gök, öğretim elemanları ve öğrenciler katıldı.
Devlet Konservatuvarı Yaylı Çalgılar Dörtlüsü’nün dinletisiyle başlayan kolokyum açılış konuşmalarıyla devam etti. Açılışta söz alan
Neşet Tarhan, Mezitli ilçesinin antik dönemin en önemli mirasları
arasında olan Soli antik kentini barındırdığını ifade ederek, bu antik kentin Mersin yerleşimi yokken görkemli sütunları ile Akdeniz’e
açıldığını söyledi. Akdeniz Liman kentlerinin benzerlik ve farklılıklarını tartışmanın önemini vurgulayan Tarhan, Pompeipolis Soli Antik
Limanı’nın özelliklerini aktardı. Liman ile sütunlu yolu birleştirmek
için herhangi bir adım atılmamasından yakınan Tarhan, kolokyuma
katılan herkesi bu limanı görmeye davet etti.
Açılışta konuşan Yüksel Mutlu ise destek sundukları kolokyumu
önemsediklerini ve sonuçlarının kente faydalı olacağına inandıklarını belirtti. Mersin Limanı’nın Akdeniz ilçesi sınırları içinde bulunduğunu ancak ticaret hacmi oldukça yüksek olan bu limandan Akdeniz ilçesinde yaşayan halkın yararlanamadığıını belirten Mutlu, bu
kadar potansiyele sahip olan limanlardan bölge halkına ekonomik
fayda sağlanması gerektiğinin altını çizdi. Ülkenin en önemli sorunlarının; işsizlik, yoksulluk ve göç olduğunu söyleyen Mutlu, bu
sorunlara merkezi hükümetin bulunduğu yerden çare olamadığını
kaydederek, Akdeniz Belediyesi olarak hükümetle ve mecliste grubu bulunan siyasi partilerle görüşerek; ilçe belediyelerini, büyükşehir belediyeleri ve merkezi hükümetin vesayetinden kurtaracak bir
yasa değişikliği için çalışma başlatmak istediklerini söyledi.
18
Daha sonra söz alan Kasım Tanrıöver ise, MTSO olarak Mersin’in
bir Akdeniz liman kenti olmasının değerini çok iyi bildiklerini,
Mersin’in bir liman kenti olma vasfını yitirmemesi adına yapılan
çalışmaların öncüsü ya da paydaşı olmaya çalıştıklarını söyledi.
Tanrıöver “Çünkü biliyoruz ki; Mersin kültürel, sosyal ve ekonomik anlamda liman kenti olma vasfını yitirirse ne o hoşgörü anlayışı, ne o yüzyılların damıttığı büyük kültür ne de zenginliğimiz
ayakta kalır. Bundan dolayı böylesi önemli bilimsel çalışmaları destekliyoruz. Bu kolokyumun da Mersin’in devam eden dönüşümüne
katkılar sunacağına inanıyoruz” ifadelerini kullandı.
sistemi anlamakla mümkün olabilir” sözlerini aktardı.
Prof. Dr. Tamer Gök de Akdeniz Kent Araştırmaları Merkezi’nin
15 yıllık tarihinde 5’inci kolokyumunu düzenlediğini ve merkezin başarısının artarak sürmesinin kendisini mutlu ettiğini kaydetti. Kenti araştıran bir toplantının gerçekleşmesinin kentin
belediyeleri ve sivil toplum kuruluşlarının desteğiyle mümkün
olduğunu belirten Prof. Dr. Gök, destek sunan kurum ve kuruluşlara teşekkür etti.
Doç. Dr. Tolga Ünlü ise merkez olarak 2002 yılından itibaren
Akdeniz Kent Araştırmaları kolokyumu dışında uluslararası
düzeyde katılımın sağlandığı dört kolokyum daha düzenlediklerini belirtti. Doç. Dr. Ünlü, farklı isimli ancak benzer amaçlı
bu kolokyumlarda genel olarak Akdeniz liman kentlerindeki
değişim ve dönüşümün çok boyutlu olarak ele alındığını aktardı. Bu kolokyumda da Akdeniz liman kentlerinin 19’uncu
ve 20’inci yüzyıllarda yaşadığı dönüşümü tartışmaya açtıklarını söyleyen Doç. Dr. Ünlü, bu dönüşümün sadece mekânsal
değil, sosyal ve ekonomik dönüşümleri de barındırdığını kaydetti. İki gün boyunca yapılacak oturumlarla, liman kentlerindeki dönüşümlerin ortaklıkları ve farklılıkları konusunda bir
çıkarıma ulaşmayı umduklarını ifade eden Doç. Dr. Ünlü, son
olarak Akdeniz Kent Araştırmaları Merkezi’nin amacından ve
temel çalışma alanlarından bahsetti. Açılış oturumunun sonunda, kolokyumun düzenlenmesinde destek sunan kurum
ve kuruluşlara teşekkür belgeleri verildi.
İki gün süren kolokyumda, Akdeniz liman kentlerinde yaşanan
değişim ve dönüşümün tartışıldığı oturumlar gerçekleştirildi
Kolokyumda ayrıca Mersin Deniz Ticret Odası ile Araştırmacı
Nihat Taner’in girişimleri ile İngiltere Hidrografi Dairesi’nden
getirilen, 1811-1812 yıllarında Akdeniz’de görev yaptığı dönemde Sir Amiral Beaufort tarafından çizilen kıyı haritaları sergilendi.
Prof. Dr. Cana Bilsel ise, Kolokyumun uzun soluklu olmasını ve giderek etki alanını genişletmesini dilediği konuşmasında Akdeniz
tarihçisi Fernand Braudel’in, “Akdeniz bir bütün olarak birbirine
bağlanmış deniz ve karayolları ve bir o kadar da alçakgönüllü, orta
büyüklükte ve büyük kentlerin el ele tutuşmasından oluşur. Yollar
ve yine yollar. Başka bir deyişle bütün bir ulaşım sistemi, kelimenin
tam anlamıyla bir hareket mekanı olan Akdeniz’i anlamak ancak bu
19
MERSİN DENİZ TİCARETİ
EKİM 2014
KISA KENT HABERLERİ
BAKAN ELVAN MERSİN’DE
Bir dizi temaslarda bulunmak üzere Mersin’e gelen Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanı Lütfi
Elvan, Mersin’de yapılması planlanan projeler ile ilgili değerlendirmelerde bulundu.
Bakan Elvan, bir dizi temaslarda bulunmak üzere
geldiği Mersin'de, Mersin Valiliği'ni ziyaret etti. Vali
Özdemir Çakacak tarafından karşılanan Elvan,
burada yaptığı açıklamada, Mersin'in bir liman
kenti olduğuna vurgu yaparak, aynı zamanda bir
turizm, tarım ve sanayi kenti olduğunu söyledi.
Tüm bu sektörlerin Mersin'de buluştuğuna dikkat çeken Elvan, Mersin'i bir ulaştırma terminali
olarak görmek gerektiğine dikkat çekti. Bundan
sonraki süreçte özellikle Orta Anadolu'nun ve
Akdeniz'in ürünlerinin yurt dışına pazarlanmasının ağırlıklı olarak, hızlı demir yolu projelerinin
de tamamlanmasıyla birlikte Mersin üzerinden
sağlanacağını kaydeden Elvan, "Mersin böylelikle önemli bir merkez haline gelecek. Hem lojistik
merkezleri açısından hem üretilen ürünlerin dış
pazarlara satımı açısından hem de bu ürünlerin
stoklanması, pazarlanması açısından çok önemli
bir merkez haline gelecek. Antalya'dan sonra en
fazla üretimi olan ikinci büyük kentimiz Mersin.
Mersin'in, daha da hızlı gelişmesini arzu ettiğimiz
bir alan da turizm sektörü. Bu alanda da özellikle alt yapı yatırımlarının güçlendirilmesiyle turizm
sektörünün de canlanacağını düşünüyoruz" diye
konuştu.
"Çukurova Havalimanı, 30
Milyon Yolcu Kapasitesi İle
Gerçekleşecek"
Çukurova Havalimanı'nın 'yap-işlet-devret' modeli çerçevesinde ihalesinin yapıldığını hatırlatan
Bakan Elvan, "Bu projeyi alan firmanın bazı finansal sıkıntılar yaşaması nedeniyle 6 aydan biraz
daha fazla bir gecikmesi söz konusu. Şu anda
yüzde 15'ler seviyesinde bir gerçekleşme var. Biz
ilave bir süre daha verdik firmaya. Sanıyorum şu
anda bir kaç yabancı şirketle temasları devam
ediyor, ortaklık yapma konusunda. Devlet Hava
Meydanları İşletmesi Genel Müdürlüğü de bu görüşmeleri yakından takip ediyor. İnşallah bir kaç
hafta içinde bu neticelenecek ve buna göre yol
haritamızı ortaya koyacağız. Ama Mersin halkı
şundan emin olsun, Çukurova Havaalanı 30 milyon yolcu kapasitesi ile gerçekleşecek. İlk aşamada 15 milyon yolcu kapasitesi, ikinci aşamada
da 30 milyon yolcu kapasitesine ulaşacak ve bu
bölgenin çok önemli hava limanlarından biri olacak. Şunu özellikle ifade etmek istiyorum; Havaalanının yapılmasıyla ve şu anda Konya'dan Karaman, Karaman'dan Ulukışla ve Mersin'e uzanan
hızlı demir yolu hattının tamamlanmasıyla, buna
paralel bir şekilde yine Yozgat-Yerköy, oradan
Aksaray-Kırşehir, Kırşehir'den yine Ulukışla'ya
oradan da Mersin'e yine hızlı tren hattının bağlanmasıyla, bu bölgede inanılmaz bir canlılık
olacak. Bu hızlı trenler sadece yolcu amaçlı olmayacak. Bunlar aynı zamanda yük taşımacılığı
da yapacak ve özellikle Orta Anadolu'da üretim
yapan firmaların taşımacılık maliyetlerinde çok
ciddi düşüşler söz konusu olacak. Bu firmaların
rekabet güçleri artacak ve bir anlamda Mersin Limanı, tüm ulaşım sektörünün bir terminali haline
20
gelmiş olacak" şeklinde konuştu.
Mersin'i Taşucu'na kadar bağlayan kesim için
otoyol yapmak istediklerini de ifade eden Elvan,
bununla ilgili fizibilite çalışmalarının tamamlandığını, şu anda uygulama projesinin yapımına yönelik çalışmaların da Karayolları Genel
Müdürlüğü'nde devam ettiğini söyledi.
"3 Büyük Denize 3 Büyük
Liman Projesi"
Elvan, Konya-Karaman üzerinden gelecek olan
ilk hızlı trenin, 2016 yılı sonunda Mersin'e ulaşacağını belirtirken, bir başka önemli projelerinin
ise Mersin için büyük bir konteyner limanı yapmak olduğunu kaydederek, şu bilgileri verdi:
"Biz bakanlık olarak şöyle bir hedef ortaya koyduk; 3 büyük denizimizde 3 büyük liman projesi.
Biliyorsunuz Karadeniz'de Kilyos Limanı projemiz
var. Yine Ege'de 12 milyon TEU'luk yıllık kapasitesi olan Çandarlı Limanı projemiz var. İzmir'de
ise 11.5 milyon TEU'luk yine bir konteyner limanı
projemiz var. Bununla ilgili çalışmalarımız devam
ediyor. Önemli bir kısmı tamamlandı. Bu konteyner limanı da Mersin'in gücüne güç katacaktır.
Mersin'in dinamizmini daha da arttıracaktır."
İran Sınırındaki Tır Krizi
Bakan Elvan, İran sınırında yaşanan TIR krizi ile
ilgili bir soruya ise şu yanıtı verdi:
"Bizim İran ile geçmiş dönemde yapmış olduğumuz anlaşma gereği, mütekabiliyet çerçevesinde taşımacılığın yapılması öngörülüyor. Yani
buradaki mütekabiliyetten kastımız şu; İran tarafı
ne uyguluyorsa, Türk tarafı da onu uygulayacak
veya Türk tarafı ne uyguluyorsa İran tarafı da onu
uygulayacak. Ancak maalesef İran bu mütekabiliyet ilkesini bozup, bizim TIR'larımızdan bir kaç
yıldan beri ilave para almaya başladı. Örneğin bizim sınırımızdan Tahran'a kadar gidecek olan bir
TIR'dan 420 Euro, transit geçiş için 450 Euro gibi
bir para almaya başlamıştı. Biz bunların yanlış
olduğunu, mütekabiliyet ilkesi çerçevesinde biz
bu paraları almadığımızı, İran'ın da bu paraları
almaması gerektiğini ifade ettik. Ancak İran bu
konuda ısrar etti. Biz 10 Ekim 2014 tarihi itibariyle
açıkçası İran TIR'larından da mütekabiliyet çerçevesinde para almaya başladık. Onlar ne alıyorsa
biz de onu alıyoruz. Biz tabi ki sorunun çözülmesini istiyoruz. Komşu ülkemiz, dost ülkemiz.
İran ile bizim önemli ticari bağlarımız var, önemli
ilişkilerimiz var. Biz bunları önemsiyoruz ama
İran'ın da mütekabiliyet ilkesine saygı göstermesini bekliyoruz. Şu aşamada bazı TIR'larımız Sarp
güzergahını tercih ediyorlar. Özellikle transit olarak Kazakistan, Türkmenistan'a gitmek isteyen
şirketlerimiz Gürcistan hattını da kullanabiliyorlar.
Şu anda bizden de İran tarafından da meblağ
yüksek olmasına rağmen geçişler devam ediyor.
KISA KENT HABERLERİ
MERSİN’İN İŞİ DE VAR GÜCÜ DE
Mersin Çalışma ve İş Kurumu (İŞKUR) İl Müdürlüğü’nün, Mersin Valiliği himayesinde bu yıl
4.’sünü düzenlediği Mersin İnsan Kaynakları ve İstihdam Fuarı (MERSİNİF) 14-15 Ekim 2014
tarihlerinde gerçekleştirildi. Bu yıl 70 firmanın katıldığı fuarda iş arayanlarla işverenler bir
araya geldi.
Bizim TIR'ların geçişlerinde bir azalma görülmüyor, ancak İran tarafından Türkiye'ye geçen
TIR'larda bir azalma görüyoruz."
Bakan Elvan, programı kapsamında AntalyaMersin karayolunda yapımı devam eden tünellerde de incelemelerde bulundu. Elvan’a, Mersin
Valisi Özdemir Çakacak, Mersin Milletvekilleri
Nebi Bozkurt ve Ahmet Tevfik Uzun, Karayolları
Genel Müdürü Mehmet Cahit Turhan, Karayolları
Bölge Müdürü Necati Çakıroğlu ile Müsteşar Yardımcısı Türker Yörükçüoğlu eşlik etti.
Yetkililerden çalışmalar hakkında bilgi alan Bakan Elvan, basın mensuplarına yaptığı açıklamada, Mersin-Antalya karayolu güzergahında 22
tünelin bulunduğunu, bunlardan 3'ünün tamamlandığını, gelecek yıl da 4 tüneli tamamlayacaklarını söyledi.
Beraberindeki protokol üyeleri ve işçiler ile birlikte yapımı devam eden bir tünelin içini gezen
Bakan Elvan, çalışmaların aralıksız devam ettiğini belirterek, “Bu bulunduğumuz tünelin aşağı
yukarı uzunluğu 850 metre, arka arkaya çok sayıda tünelimiz var. Eski yollar, sizlerin de gördüğü
gibi yaklaşık 6 metre genişliğinde, iki arabanın
zor geçtiği, oldukça zor ve coğrafi açıdan kötü
olan yollar. Artık o yollardan kurtulacağız. Vatandaşlarımız inşallah çok daha rahat bir şekilde
Mersin'den Antalya'ya kadar seyahat etme imkanına kavuşacaklar” diye konuştu.
Türkiye genelindeki çalışmaların da aralıksız
sürdürüldüğünü aktaran Bakan Elvan, söz konusu şantiyelerdeki çalışmaların Türkiye'nin imarının ve alt yapısının güçlenmesi için büyük bir
önem taşıdığını ifade ederek, “2 binin üzerinde
şantiyemiz var. Yaklaşık 487 kilometrelik Antalya
hududuna kadar güzergahımız var. Bunun 11 kilometrelik kesimini önümüzdeki hafta bölünmüş
yol olarak açacağız” dedi.
Önümüzdeki yıl ise 4 tünel ve 20 kilometrelik yolu
daha açmayı hedeflediklerini kaydeden Bakan
Elvan, geriye sadece 50 kilometrelik bir kısım
kalacağını belirterek, bu kısmın da ihalesinin hazırlıklarına başlandığını sözlerine ekledi. Bakan
Elvan, “Biz en kısa sürede teknik imkanlarımız
elverdiği ölçüde bu güzergahı bitirmek istiyoruz.
Dolayısıyla özellikle tünellerimizde kış şartlarında
bile arkadaşlarımız çalışmalarına devam edecekler. Hızla bu tünellerimizi vatandaşlarımızın
hizmetine sunacağız” diye konuştu. (İHA)
Mersin İŞKUR tarafından, aralarında
Mersin Deniz Ticaret Odası’nın da bulunduğu toplam 13 kurumun işbirliğinde
düzenlenen 4. MERSİNİF’in tanıtımı ‘Bu
Fuarda İş Var’ ve ‘Mersin’in İşi De Var
Gücü De’ sloganlarıyla yapıldı. Kongre
ve Sergi Sarayı’nda yapılan fuarda iki gün
boyunca öğrencilerle ve iş arayanların,
firmalarla birebir iletişim kurarak staj ve
iş olanakları hakkında bilgi alması sağlandı. Mersin’den 70 firmanın stant açtığı
fuarda ayrıca, konferanslar ve söyleşilerle iş arayanlara yeni kapılar açıldı.
Fuarın açılış törenine, Mersin Valisi Özdemir Çakacak, İŞKUR Genel Müdür
Yardımcısı Cafer Uzunkaya, Mersin Büyükşehir Belediye Başkanı Burhanettin
Kocamaz, Mersin İŞKUR İl Müdürü Mus-
tafa Kutlu, Mersin iş dünyasının temsilcileri ile meslek lisesi ve üniversite öğrencileri katıldı. Açılışta, Mersin Devlet Klasik
Türk Müziği Korosu da mini bir konser
verdi.
“İşsizlik, Ülkelerin
Üretim Gücünden Yoksun
Kalmasıdır”
Fuarın açılışında konuşan Vali Çakacak,
İstihdam Fuarı’nın diğer fuarlardan çok
farklı bir içeriğe sahip olduğunu belirterek, böyle bir fuarda bulunmaktan büyük
mutluluk duyduğunu söyledi. İstihdamın,
bütün dünyada tüm ülkelerin yönetimlerinin özellikle ve öncelikle ilgilendiği en
önemli konulardan biri olduğunu vurgulayan Çakacak, “İstihdam, ekonomik ge-
lişmenin, kalkınmanın en önemli göstergelerinden biri. Eğer istihdam yükselen
bir trend izliyorsa ekonomi de iyi gidiyor
demektir. İşsizlik, gelişmiş, gelişmekte
olan bazı ülkelerde farklılık gösterse dahi
her ülkenin önemli bir problemidir. Çünkü
işsizlik yetişmiş, kalifiye insan gücünün
atıl kalmasıdır, üretim gücünden ülkelerin yoksun kalmasıdır. Hem bireysel hem
toplumsal sıkıntılar, ekonomik sıkıntılar
işsizliğin beraberinde gelmektedir. Dolayısıyla bunun için tüm ülkelerin en önemli
konularından biri işsizliktir” dedi.
2008’de bütün dünyayı kasıp kavuran
küresel krizden en az etkilenen ülkelerin
başında Türkiye’nin geldiğini ve o yıllarda
Çin’den sonra en büyük büyümeyi yakaladığını anımsatan Çakacak, “Öyle bir di-
21
MERSİN DENİZ TİCARETİ
EKİM 2014
ken Uzunkaya, “Yine kayıt dışı iş oranımız yüzde 52’lerden yüzde 35’lere indirilmiştir. Dolayısıyla yaptığımız bu hizmetler sevindirici olmakla birlikte elbette ki Türkiye’nin 2023 vizyonunda
2 trilyon dolarlık milli gelire ulaşabilmesi için yapılması gereken
çok şey var. 2002 yılında İŞKUR, işveren ve çalışanın birlikte organizesiyle İŞKUR’un iş piyasasına kazandırdığı işçi sayısının
65 bin olduğu noktadan, 2013 yılında 671 bin ve 2014’ün 9 ayı
neticesinde de 650 bin insanın iş gücü piyasasına ve iş talebini
karşılayabilir duruma getirmiş olmanın mutluluğunu yaşıyoruz.
Bugünden sonra da tüm paydaşlarımızla işbirliği içerisinde iş
piyasasının aradığı vasıflı elemanı yetiştirme noktasında gayretlerimiz devam edecek” şeklinde konuştu.
“Belediyemize 6,5 Ayda 45 Binin Üzerinde İş
Başvurusu Oldu”
namik özel sektörü var ülkemizin. Euro Bölgesi’nde yüzde 11,5
dolayında işsizlik var. Türkiye’nin belki 1,5 katından daha fazla
işsizlik oranları olan ülkeler var ve Türkiye Cumhuriyeti, yüzde
9,1’lik işsizlikle sıkıntılar olsa dahi ekonomik açıdan dünyanın
yükselen yıldızı diyebiliriz. Bunda tabi ki, devletimizin, hükümetimizin düzenleyici, denetleyici düzenlemelerinin yanında özel
sektörümüzün başarısını hiçbir zaman inkar etmemiz mümkün
değildir. Artık özel sektörümüz kendisini aşmış durumdadır.
Özel sektör, hangi alanda olursa olsun dünyayla rekabet edebilir kapasiteye ve zihniyete sahiptir” diye konuştu.
Türkiye’nin, dünyanın en genç nüfusuna sahip olduğunun altını çizen Çakacak, bunun bir zenginlik olduğunu ifade ederek,
şöyle devam etti: “Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin sahip olduğu bu genç nüfus, ülkemizi 2023 hedefine ulaştıracak olandır.
Önemli olan bu gençlerimizin donanımlı bir şekilde yetişerek
ve kendileri de Türkiye Cumhuriyeti Devleti gibi büyük ve güçlü
bir ülkenin evlatları olarak kendilerine büyük hedefler koyarak
bu ülkeyi daha yukarılara çıkaracaklar. Bizim gençlerimize olan
inancımız, güvenimiz ve sevgimiz sonsuzdur. Ülkemizin koyduğu 2023 hedefine bizler de Mersin olarak en büyük katkıyı
yapacak olan illerden biriyiz. Mersin ekonominin tüm dinamiklerine sahip. Bizler Mersin olarak 2023 hedefinde üzerimize düşeni yapacağımız inancı içerisindeyim. İşte bu fuarlar istihdam
açısından bu hedefi yakalamakta bize öncülük edecektir.”
KISA KENT HABERLERİ
KISA KENT HABERLERİ
Büyükşehir Belediye Başkanı Kocamaz da istihdamın Mersin’deki en önemli sorunlardan biri olduğunu dile getirerek,
şunları söyledi: “Bunu belediyemize iş için yapılan başvurulardan çok daha iyi anlıyoruz. Bugün itibariyle göreve geldiğimiz
6,5 aylık süre içerisinde 45 binin üzerinde iş başvurusu olması
gerçekten Mersin adına hazin bir durumdur. Bu rakam, Mersin’deki işsizliğin hangi boyutlara ulaştığının somut bir göstergesidir. Yeterli istihdam alanları sağlanamadığından insanlar
belediyeleri hizmet birimi olarak değil, bir istihdam birimi olarak
değerlendirmektedir. Bunda elbette geçmişte yapılan yanlışların ve gizli işsiz olarak fazladan alınmış işçilerin rolü büyüktür.
İşadamlarımızın istihdama yapacakları katkılar, belediyeler
üzerinde oluşmuş bu yanlış kanaatin azalmasına hatta yok
olmasına da katkı sağlayacaktır. Bu yüzden hem ekonomiye
katkıları hem istihdama katkıları hem de şehrimizin ve ülkemizin
geleceği açısından işadamlarımızdan çok şeyler bekliyoruz.
PİRİ REİS’İN DÜNYA PRÖMİYERİ
KAPALI GİŞE SAHNELENDİ
Mersin Devlet Opera ve Balesi (MDOB), eski Dünya Haritası ve Kitab-ı Bahriye adlı denizcilik kitabıyla dünyaca tanınan deniz bilimcisi Piri Reis’in
hayatını bale sahnesine taşıdı. Eserin dünya prömiyeri, 16 Ekim 2014 Perşembe Mersin Kültür
Merkezi Opera Sahnesi’nde gerçekleştirildi.
Piri Reis karakterini Ender Üçdemir ve Iraklı Bakhtadze’nin dönüşümlü canlandıracağı eserde başlıca rolleri; Özlem Şenormanlılar, Berna Turhan İleri, Büşra Ay, Burak Serkan Cebeci Serbülent
Biçer, Beatrice Parma, Tutku Barın Tümen, Mahmut Akyol, Murat
Koman, Niyazi Cingöz, Tolga Ergen dönüşümlü olarak paylaştı.
Müziğini Can Atilla, libretto ve koreografisini Armağan Davran
ve Volkan Ersoy’un yaptığı ‘Piri Reis Balesi’nin dekor tasarımını
Savaş Camgöz, kostüm tasarımını Gülay Korkut, ışık tasarımını
Tarı Deniz üstlendi.
Konser ile ilgili açıklama yapan MDOB Müdür ve Sanat Yönetmeni Erdoğan Şanal, “Piri Reis gibi dünya denizcilik tarihinin
önemli bir şahsiyetini bale sahnesine taşıyarak önemli bir yapıma imza atmış bulunmaktayız. Aylar süren hazırlık aşamasından
sonra eserin dünya prömiyerini kapalı gişe oynayarak sanatseverlerle buluşturduk. Sanatseverlerin gösterdiği böylesine yoğun ilgi bizleri mutlu etmekle birlikte bundan sonra yapacağımız
yapımlar için de cesaret vermektedir. Ayrıca, Mersin Uluslararası Müzik Festivali ve Sanat Etkinlikleri Derneği’ne katkılarından
dolayı teşekkürlerimizi sunarız” dedi. Temsil sonunda sanatçılar
dakikalarca ayakta alkışlandı. (İHA)
Konuşmaların ardından “İstihdamın Enleri” ödül töreni gerçekleştirildi. Vali Çakacak, İŞKUR Genel Müdür Yardımcısı Uzunkaya ve Başkan Kocamaz, Mersin İŞKUR programları kapsamında en fazla istihdam sağlayan üç firmanın temsilcilerine
ödüllerini verdi. Ödül takdiminin ardından protokol üyeleri ile
birlikte kurdele keserek fuarın açılışını yapan Çakacak, dışarıya
çıkarak, fuara katılan 70 firmanın stantlarını tek tek gezdi, firmaların temsilcileri ve iş arayanlarla sohbet etti. (İHA)
“Hedefimiz 2023’te Yüzde 5’lik İşsizlik
Oranına Ulaşmak”
İŞKUR Genel Müdür Yardımcısı Uzunkaya ise İŞKUR’un, istihdam piyasası için aktif sorumluluk üstlenen, Türkiye’nin 2023
yılında yüzde 5’lik işsizlik oranına ulaşma hedefi için en ciddi
anlamda mücadeleyi yürüten en müstesna kurumlardan birisi olduğunu kaydetti. Türkiye’nin son yıllarda işsizlikle mücadele noktasında büyük mesafeler kat ettiğini rakamların mutlak bir gerçeği ortaya koyduğuna işaret eden Uzunkaya, “
Yunanistan’da yüzde 27, İspanya’da yüzde 25 iken, Türkiye’deki işsizlik oranının yüzde 9,1 olması elbette sevindiricidir ama
2023’teki yüzde hedefimiz olan yüzde 5’lik orana ulaşmamız
için kamunun tüm kurum kuruluşlarına, İŞKUR’a, sivil toplum
örgütlerimize ve işverenlerimize büyük görevler ve sorumluluklar düşmektedir” ifadelerini kullandı.
Türkiye’de daha düne kadar kadınların iş gücüne katılım oranı
yüzde 25 civarındayken bugün yüzde 31’e ulaştığına dikkat çe-
22
23
MERSİN DENİZ TİCARETİ
EKİM 2014
TÜRKİYE’NİN İLK ACİL MÜDAHALE
GEMİSİ DENİZE İNDİRİLDİ
RAHMİ KOÇ
“YAT ENDÜSTRİSİ GERİ DÖNÜYOR”
Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanı Lütfi Elvan, Türkiye’nin ilk Acil Müdahale Gemisi
olan Nene Hatun gemisinin Yalova’daki denize indirme törenine katıldı.
Koç Holding şeref başkanı Rahmi Koç Miami’de milyonlarca dolarlık büyük bir tersane aldı. Koç dev
tersanede ürettiği megayatları Türkiye’de satışa sunacak.
Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığı Kıyı Emniyeti
Genel Müdürlüğü için Türkiye’de
ilk kez üretilen 87 metre uzunluğunda, 19 metre genişliğinde
ve bin 800 ton ağırlığındaki Acil
Müdahale Gemisi’nin denize indirme töreni Yalova’nın Altınova
ilçesi tersaneler bölgesinde gerçekleştirildi. Sefine Tersanesinde
üretilen gemi için düzenlenen
törene, Ulaştırma, Denizcilik ve
Haberleşme Bakanı Lütfi Elvan,
Kıyı Emniyeti Genel Müdürü Yaşar Duran Aytaş, Yalova Valisi Selim Cebiroğlu, Yalova Milletvekili
Temel Coşkun, Gemi İnşa Sanayiciler Derneği Başkanı Murat Duran ile çok sayıda davetli katıldı.
Geminin denize indirilmesi töreni
öncesinde bir konuşma yapan
Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanı Lütfi Elvan, “Bildiğiniz üzere, 8 bin 400 km’den
fazla kıyı şeridiyle üç tarafı denizlerle çevrili ülkemizin uluslararası
taşımacılık faaliyetlerinin büyük
bir bölümü deniz taşımacılığı ile
gerçekleşiyor. Bu ülkemiz için doğal bir avantaj anlamına geliyor.
Şu anda hemen yanı başında bulunduğumuz İzmit Körfezi de
denizyoluyla taşımacılık faaliyetlerinin en yoğun olduğu bölgelerimizden biri. Her gün onlarca gemi, bu körfezdeki limanlara yanaşarak yüklerini dolduruyorlar. Biz denizciliğin ülkemizde hem
ticaret hem de ulaşım için ne kadar büyük bir avantaj olduğunun
farkındayız. Bu nedenle denizcilik alanına, tıpkı ulaştırmadaki diğer alanlar gibi, ayrı bir önem atfediyoruz. Bakanlık olarak 2002
yılından sonra yaptığımız yatırımlarla karayolu, havayolu, hava
meydanları, limanlar, marinalar ve tersanelerle çağı yakalama
seviyesine ulaştık. Acil Durum Müdahale Gemimizin inşa edildiği Yalova bölgesinde, 3.000 dönümlük bir alanda toplam 47
adet tersanemiz mevcut. Bunlardan 31 adet tesis faaliyetlerini
sürdürürken, 16 tesisin ise yatırımı devam ediyor. 2008 yılı krizinden sonra yeniden toparlanmaya başlayan gemi inşa sektörü
kapsamında bugün bu bölgede 9.200 kişi çalışıyor. Bu sayı, yan
sanayi ile birlikte 15.000 kişiyi buluyor. Yani 15.000 kişi evine
aş, ekmek götürüyor. Sadece istihdama değil, bu alanda eğitime de önem veriyoruz. Yine bu bölgede 2010 yılında Yalova
Altınova Tersane Girişimcileri A.Ş.tarafından yapımı tamamlanan Denizcilik Anadolu Meslek Lisesi Milli Eğitim Bakanlığı’na
devredilerek sektörde ara eleman yetiştirilmesine katkı sağla-
24
DENİZCİLİK HABERLERİ
DENİZCİLİK HABERLERİ
dık. Aynı birlik tarafından yaptırılan entegre devlet hastanesinin
inşaatı da devam ediyor. Bugün,
denize indireceğimiz Acil Durum
Müdahale Gemisi 31.140.000
Euro’luk bir proje bedeli ile bakanlığımız tarafından daha evvel
yaptırılan projeler ile birlikte tersanelerimize cansuyu katmıştır.
Yine yanımızda bulunan ÖZATA
tersanesinde yapımı devam eden
2 adet çok maksatlı hızlı tahlisiye botu, 4.864.000 Euro bedel ile
gemi inşa sanayine ekonomik bir
katkı sağlıyor.
Bakanlık olarak bölgedeki yatırımlarımızdan
söz
edersek
İzmit Gemi Trafik Hizmetleri Sistemi, Kıyı Emniyeti Genel
Müdürlüğü’ne devredildi ve 15
Mayıs 2015 tarihinde işletmeye
açıyoruz. Ayrıca İzmir Gemi Trafik
Hizmetleri ve Kuzey Kıbrıs Türk
Cumhuriyeti’ni de içine alan MERİS (Mersin-İskenderun bölgesi)
Gemi Trafik Hizmetleri de 2015
yılı içerisinde işletmeye alınıyor.
Seyir, can ve mal emniyetinin artırılması noktasında da önlemlerimizi alıyoruz. İşte bugünkü törenimize konu olan gemi de bu
görevin bir parçası. Her türlü hava şartında görev yapabilecek
niteliklere sahip, gemi kazalarına, deniz kirliliğine ve yangınlara
karşı operasyonel gücümüzü artıracak olan Acil Durum Müdahale Gemisinin yapımı tamamlandı ve şimdi hayırlısıyla denize
indireceğiz. Bu geminin marifetleri saymakla bitmiyor. Gemi Kurtarma, çeki, yangın söndürme, kazazede barındırma, helikopter
hizmetleri, açık deniz kontrol ve komuta. Bunların yanı sıra deniz
kirliliği analizi yapabiliyor, deniz kirliliğine müdahale edebiliyor.
Bu gemiyle birlikte hem denizlerimizi daha güvenli hale getiriyoruz hem de çevreye yönelik tehditlere karşı tedbir almış oluyoruz. Çünkü denizyoluyla yapılan ticareti desteklemek kadar,
artan trafikten doğan risklere karşı da önlem almak gerekiyor.
İşte Nene Hatun gemisi, bize bu konuda destek olacak. Bu noktada belirtmek isterim ki, Acil Durum Müdahale Gemisi’ne, yurt
savunmasında kahramanca mücadele vererek tarihe adını altın
harflerle yazdırmış olan ‘Nene Hatun’un isminin verilmiş olması
ayrı bir mutluluk kaynağıdır” dedi.
Açış konuşmalarının geminin kurdelesi kesilerek gemi denizle
buluşturuldu. (İHA)
Koç Holding Şeref Başkanı Rahmi Koç, Amerika’yı mega yatlarla fethetmeye hazırlanıyor. Her yıl zamanının bir kısmını ABD’de
Florida eyaletinin Miami şehrinde geçiren Rahmi Koç, burada da
yatırımlarını sürdürüyor. Miami Herald gazetesinin haberine göre
Rahmi Koç, hem Amerika’da megayat üretmeyi, hem de Türk megayatlarını ABD pazarına çıkarmayı planlıyor. Bilindiği gibi Koç Holding bünyesinde, yattan tankere hemen her tür deniz taşıtını üreten
RMK Marine tersanesi var.
Dünyanın en pahalı yatları!
Miami Herald gazetesi, Rahmi Koç’un geçen yıl Miami’deki Merrill
- Stevens adlı büyük bir tersaneyi satın alarak ismini RMK Merrill
- Stevens olarak değiştirdiğini ve bu tersaneyi Türkiye’deki RMK
Marine ile işbirliği içinde kullanmayı düşündüğünü yazdı.
Johnny Depp’e Yat Yaptı
Koç’un Kasım 2013’te satın aldığı tersane Miami Nehri’nin iki kıyısına yayılmış durumda. 24 bin metrekare üzerine kurulu olan tersanede 30 kişi çalışıyor. 1923 yılında kurulmuş. Ancak tersaneye ismini veren James Merrill ve Alonzo Stevens, işin temellerini 1885’te
Jacksonville’de atmış.
Miami Herald’a bir röportaj veren Rahmi Koç, tersaneyi azınlık ortağı John Spencer ile birlikte modernize edip büyüteceklerini söyledi.
Bugüne kadar Nicholas Cage, Johnny Depp ve Ivana Trump gibi
ünlü isimlere de tekne üreten tersane, megayatlara hazır hale getirilecek. Tersane şu an 76 metrelik yatları üretebiliyor. Ancak nehrin
dar olması zorluk yaratıyor. Bu yüzden özel bir vinç sistemi kurulması gündemde.
“Para Megayatta”
Tersane, RMK Marine’in Türkiye’de ürettiği megayatları pazarlamak
için de kullanacak. Rahmi Koç, “Para, büyük teknelerle kazanılır”
dedi. Koç, Panama Kanalı’nın genişletilmesinin ve Miami’nin uluslararası sermaye için çekiciliğinin artmasının denizciliğe yarayacağını belirterek, Miami’nin büyük bir yat merkezi haline geleceğini
de söyledi. Böylece yeni tersane, RMK Marine tarafından üretilen
özel yatların Amerikan pazarına giriş noktası da olacak. Koç, “Yat
endüstrisi geri dönüyor. İnsanlar daha büyük ve daha yeni yatlar
istiyor” dedi. Koç’un ortağı Spencer, endüstrinin toparlanma sinyalleri verdiğini belirterek tersanenin şimdiden dolduğunu ve 2015
siparişlerini almaya başladıklarını söyledi.
“Bahamalar’da Sessiz Ortağım”
Rahmi Koç’un Miami’de tersane dışında yatırımları da var. Koç
ailesinin içinde yer aldığı bir yatırım grubu Miami’nin tarihi ‘Surf
Club’ına 116 milyon dolara ortak oldu. 35 dönümlük okyanus kıyısı bu araziye bir Four Seasons otel ve rezidanslar yapılacak. Surf
Club’a ortak olan yatırımcı grubun adı Fort Capital. Miami Herald
gazetesi projeyi yürüten Fort Capital ile Koç’un Bahamalar’da bulunan Norman’s Cay adlı ada için de planları olduğunu yazdı. Adada
lüks bir tatil beldesi kurulması, bir uçak pisti ve marina yapılması
gündemde. Koç bu yatırımla ilgili olarak, “Sessiz ortağım” dedi.
“Hayır İçin Almadım, Para Kazanmalıyız”
Rahmi Koç tekneleri çok sevse de, büyüme kararlarında hep finansal verilerin göz önüne alınacağını söyledi. Koç, “Burayı hayır
için almadım. Para kazanmamız lazım. Yatırımı arsadan ve yapıdan
olabildiğince faydalanmak için yapıyoruz” dedi. Tersanenin azınlık
hissedarı ve CEO’su John Spencer (59) Amerikalı. 2009’da yöneticisi olduğu tersane ekonomik kriz nedeniyle kapanmanın eşiğine
gelince, elde avuçta ne varsa ödeyip tesisi kiraladı. Ancak tersane
bir zaman sonra Coconut Grove Bank adlı bir finans kuruluşunun
eline geçti. Miami Herald’ın haberine göre Rahmi Koç Miami Nehri
kıyısında yemek yerken arkadaşı Finlay Matheson kendisine tersaneyi göstererek, zor durumda olduklarını anlattı ve tersaneyi almak
isteyip istemediğini sordu.
7.7 Milyon Dolar
Koç ilgilense de, David Marlow adlı girişimci hızlı davranıp 2011’de
tersaneyi bankadan 6.6 milyon dolara aldı. Marlow tersaneyi satmakla hiç ilgilenmiyordu. Koç o dönem için “Satmak istemeyen
birinden almak kolay değil” dedi. Ancak sonunda Marlow razı oldu.
Koç, tersane arsası için 7.7 milyon dolar ödediğini ve iş için de ayrı
bir ödeme yaptığını söyledi. (Vira Haber)
25
MERSİN DENİZ TİCARETİ
EKİM 2014
DENİZCİLİK HABERLERİ
2014 YILININ İLK 9 AYINDA, 2 BİN 143
YENİ İNŞA GEMİ SİPARİŞİ VERİLDİ
Dünya yeni inşa gemi siparişlerinde geçen seneye göre yüzde 27 düşüş yaşanırken, 2014 yılının ilk
9 ayında dünya tersanelerine 41 milyar 636 milyon 390 bin dolar varlık değeri olan, değişik segmentlerde 2 bin 143 yeni gemi siparişi verildi.
TÜRKİYE İLE KIRIM ARASINDA RO RO
SEFERLERİ YENİDEN BAŞLIYOR
Ukrayna tarafından limanları uluslararası trafiğe kapatılan Kırım ile Türkiye arasında yine deniz ulaşımının kurulacağı iddia ediliyor. Seferlerin Kerç ile Samsun arasında gerçekleştirileceği de iddialar
arasında.
2014 yılının ilk 9 ayında dünya tersanelerine 41 milyar 636 milyon 390 bin dolar varlık değeri olan değişik segmentlerde, 2 bin
143 yeni inşa gemi siparişi verildi.
Rusya tarafından ilhak edilen ve Ukrayna
tarafından limanları uluslararası trafiğe kapatılan Kırım ile Türkiye arasında yine deniz
ulaşımının kurulacağı iddia ediliyor. Bu kez,
Kerç ve Samsun arasında yük taşımacılığı
yapacak Ro Ro gemi seferlerinin başlayacağı ileri sürülüyor.
Deniz Haber Ajansı’nın aylık raporladığı bilgilere göre, aslan
payını Güney Kore, Çin ve Japonya tersanelerinin aldığı 2014
yılının ilk 9 ayında, yeni inşa gemi siparişlerinde, 100 milyon 650
bin 579 DWT taşıma kapasitesine sahip, 2 bin 143 yeni inşa
gemi siparişi verildiği öğrenildi.
Kırım sitelerinde yer alan habere göre, Kerç
limanı Müdürü Nikolay Zelenkeviç, seferleri
“Hitachi” adlı Ro Ro gemisinin yapacağını
bildirdi. Gemiyle Türkiye’den Kırım’a tüketim mallarının getirileceği belirtiliyor.
Sipariş edilen gemiler arasında kuru yük ve dökme yük gemileri
ön sırada yer alırken, bulk carrier siparişlerini sırasıyla; tanker,
konteyner ve Gas Carrier siparişleri takip etti.
Gelecekte, Kerç ile Samsun arasında yük
Diğer taraftan geçen senenin aynı döneminde, 125 milyon 961
bin 724 DWT taşıma kapasitesine sahip, 3 bin 17 değişik segmentlerde dünya tersanelerine yeni inşa gemi siparişi verilirken,
bu gemiler için 42 milyar 808 milyon 940 bin dolarlık sözleşme
imzalandığı belirlendi.
Çin Birinci, Yunanistan İkinci, Singapur
Üçüncü Sırada
2014 yılında verilen gemi siparişlerinin tonaj kapasitelerine göre,
Çin 12 milyon 589 bin 792 DWT taşıma kapasitesine sahip 206
yeni gemi siparişi verirken, Yunanistan 11 milyon 734 bin 780
DWT taşıma kapasitesine sahip 100 yeni inşa gemi ile ikinci sırada yer aldı. 8 milyon 734 bin 780 DWT taşıma kapasitesine
sahip 167 yeni inşa siparişi ile Singapur, Çin ve Yunanistan’ın
ardından üçüncü sırada kendine yer buldu.
Gemi Sayısı Ve Tonajda Düşüş, Gemi Birim
Fiyatında Artış
taşımacılığı yapan seferlerin düzenli olmasının planlandığı ileri sürüldü. Ukrayna Devlet Deniz ve Nehir Ulaştırma Müfettişliği,
Ukrayna’nın Kırım’da bulunan Kezlev, Kerç,
Akyar, Kefe ve Yalta’daki limanları uluslararası trafiğe kapattığını açıkladı.
ile, Kerç Limanı dahil Kırım’da bulunan 27
adet hava ve deniz limanına ilişkin geçiş
ve kontrol noktalarının geçici olarak kapatıldığı Ulaştırma Denizcilik ve Haberleşme
Bakanlığı’na iletildi.
Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığı, Ulaştırma Denizcilik ve Haberleşme
Bakanlığı’na bir yazı yazarak Ukrayna’ya
bağlı Kırım Özerk Cumhuriyeti’nde Kerç
Limanı'nda bazı yerlerin kapatıldığı bilgisini
verdi. Dışişleri Bakanlığı'nın yaptığı uyarıda Ukrayna Bakanlar Kurulu'nun 30 Nisan
2014 tarihinde kabul ettiği bir kararname
Ayrıca, Ukrayna Büyükelçiliği 14 Mayıs
2014 tarihli notasıyla, işgal altındaki Kırım
Özerk Cumhuriyeti’ne ancak özel izin alarak
ve Ukrayna’nın sınır kapısı kontrol noktaları
üzerinden giriş yapılabileceği, söz konusu
uygulamanın ihlali durumunda ise para ve
hapis cezası uygulanacağı bildirildi.(www.
denizhaber.com.tr)
HATAYLI FİRMALAR YENİ BİR RO-RO ŞİRKETİ KURDU
2014 yılında sipariş edilen 2 bin 143 gemiden, 646 adedi bulk
carrier, 300 adedi tanker, 127 adedi konteyner, 124 adedi gas
carrier olurken, kalan 946 adedi ise değişik segmentlerde yeni
inşa gemi siparişi olarak istatistiklerde yerini aldı.
26
DENİZCİLİK HABERLERİ
Hataylı 55 nakliye firması, Hatay Ro Ro Line INC. A.Ş. adıyla şirket kurdu. Ro Ro Line Inc. A.Ş. Ulusoy-5 adlı Ro Ro adlı gemiyi kiralayarak ilk seferlerine başladı.
20’lik artış sağlanırken, gemi sayısı ve tonaj kapasitesinde yüzde 27 düşüş sağlandı.
55 Hataylı nakliye firmasının oluşturduğu
Hatay Ro Ro Line Inc. A.Ş.’nin ilk taşımayı
Mısır’a yapacağını belirten İbrahim Güler,
TIR’ların daha sonra After Woder Ro Ro
Gemisi’ne aktarılıp, Suudi Arabistan’a
ulaşacağını belirtti.
2014’ün İlk 9 Ayında Verilen Siparişler
Çin: 206 adet gemi / 12 milyon 589 bin 792 DWT
Japon: 167 adet gemi / 8 milyon 734 bin 780 DWT
Singapur: 129 adet gemi / 6 milyon 402 bin 822 DWT
Yunanistan: 100 adet gemi / 11 milyon 438 bin 807 DWT
Norveç: 74 adet gemi / 4 milyon 26 bin 204 DWT
Almanya: 64 adet gemi / 3 milyon636 bin 784 DWT
ABD: 61 adet gemi / 3 milyon 262 bin 766 DWT
Monaco: 55 adet gemi / 6 milyon 281 bin 214 DWT
2014 yılının ilk 9 ayında dünya tersanelerine 41 milyar 636 milyon 390 bin dolar varlık değeri olan, 100 milyon 650 bin 579
DWT taşıma kapasitesine sahip 2 bin 143 yeni gemi siparişi verililerken, geçen senenin aynı döneminde, 42 milyar 808 milyon
940 bin dolar varlık değeri olan 125 milyon 961 bin 724 DWT
taşıma kapasitesine sahip, 3 bin 17 yeni inşa gemi sipariş sözleşmesi imzalandı.
Hong Kong: 47 adet gemi / 1 milyon 292 bin 814 DWT
Geçen senenin fiyatlarına göre, gemi varlık değerlerinde yüzde
Toplam : 2143 adet gemi / 100 milyon 650 bin 579 DWT
Hollanda: 41 adet gemi / 343 bin 109 DWT
Bilinmeyen: 666 adet gemi / 21 milyon 220 bin 747 DWT
Diğer ülkeler: 533 adet gemi / 21 milyon 420 bin 740 DWT
Hataylı 55 firma Ro Ro Şirketi kurdu, gemi
Kiraladı. Suriye’deki iç savaş nedeniyle Ortadoğu’daki 9 ülkeye deniz yoluyla
taşımacılık yapan, ancak anlaştıkları Ro
Ro firmalarıyla sorunlar yaşadıkları için
zarara uğrayan Hataylı 55 nakliye firması,
Hatay Ro Ro Line Inc. A.Ş. adıyla şirket
kurdu. Hataylı nakliyeciler, kiraladıkları
Ulusoy-5 adlı Ro Ro Gemisi’ne İskenderun Limanı’ndan TIR’larını yükleyip, dua-
lar eşliğinde çifte kurban keserek Mısır’a
uğurladı.
Hatay Ro Ro Line İnc. A.Ş. Yönetim Kurulu Başkanı İbrahim Güler, şirketin yönetiminde görev alan nakliye firmalarının
yöneticileri ve ortaklar, İskenderun Limak
Port Limanı’nda kiraladıkları Ulusoy-5 Ro
Ro Gemisi’ni gezdi. Daha sonra TIR’ların
girişi yapıldı.
Suriye’deki iç savaş nedeniyle karayolu güvenli olmadığı için Ortadoğu’daki
9 ülkeye deniz yoluyla Mısır üzerinden
ihracat yapıldığını, 3 yıldır bu yöntemin
uygulandığını kaydeden İbrahim Güler,
“Anlaşma yaptığımız Ro Ro firmalarıyla
çeşitli sorunlar yaşadık. Mısır’da, Suudi
Arabistan’da ve İskenderun’da araçlarımız uzun süre beklemek zorunda kaldı.
TIR’larımızdaki gıda ürünleri, yaş sebze
ve meyve yükü bozulmuş, ihracatçılarımız
mağdur olmuş, bizler de zor durumlar yaşamıştık. Hataylı 55 nakliye firması olarak
bu sıkıntıları ortadan kaldırmak için şirket
kurup, gemi kiraladık. Lojistik sektörünün ve ihracatın büyümesini sürdürmesi
konusunda üzerimize düşeni yaptık. Hataylı nakliyeciler olarak, bir yıl süren, daha
sonra durdurulan teşvik uygulamasının
devam ettirilmesini istiyoruz” diye konuştu. (www.denizhaber.com.tr)
27
MERSİN DENİZ TİCARETİ
EKİM 2014
DENİZCİLİK HABERLERİ
DEV İNŞAAT GEMİSİ
ÇANAKKALE’Yİ TRAFİĞE KAPATTI
Çanakkale Boğazı 198 metre boyunda, 135 metre yüksekliğinde ve 87 metre genişliğindeki inşaat
gemisinin geçişi sırasında kapatıldı
Çanakkale Boğazı 198 metre boyunda, 135 metre yüksekliğinde
ve 87 metre genişliğindeki, Bahama bandıralı 117 bin 812 grostonluk dev inşaat gemisi ‘Saipem 7000, ‘Saipem 7000’in geçişi
sırasında transit gemi trafiğine çift yönlü olarak kapatıldı.
Doğal gaz boru hattı döşemesinde kullanılan gemi Hollanda’dan
Bulgaristan’a Danimarka bandıralı ‘Maersk Tracer’ ve ‘Maersk
SU ÜRÜNLERİ YÖNETMELİĞİNDE DEĞİŞİKLİK
YAPILMASINA DAİR YÖNETMELİK
Su Ürünleri Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik 3 Ekim 2014 tarih ve
29138 sayılı resmi gazetede yayımlanarak yürürlüğe girdi.
Söz konusu yönetmelik ile 10/3/1995 tarihli ve 22223 sayılı
Resmi Gazete’de yayımlanan Su Ürünleri Yönetmeliğinin
13. maddesinin (B) bendine aşağıdaki bent eklendi.
“ç) Bakanlıkça belirtilen balıkçı gemilerinin faaliyetlerinin izlenebilmesi ve kayıtlarının tutulabilmesi amacıyla Bakanlıkça istenen gemi izleme ve kayıt cihazlarının bulundurulması
ve işler vaziyette tutulması zorunludur. Buna ilişkin usul ve
esaslar tebliğ ile belirlenir.”
Transporter’ adlı iki römorkör tarafından çekilerek 29 Ekim tari-
GÜMRÜK GENEL TEBLİĞİ’NDE DEĞİŞİKLİK
YAPILMASINA DAİR TEBLİĞ
hinde Çanakkale önlerine ulaştı. Geminin geçişine, Kıyı Emniyeti Genel Müdürlüğü’ne ait Kurtarma-2, Kurtarma-5 ve Kurtarma-10 römorkörleri de refakat etti. (Vira Haber)
“TEMİZ SAHİLLER İÇİN EL ELE”
11 Ekim’de Mağusa-Boğaz bölgesinde dalgıçların deniz tabanı temizliği sırasında topladıkları ve
yine Proje gönüllülerinin aynı gün Glapsides-DAÜ Beach Club arasındaki sahil temizliğinden derledikleri atık numunelerinden oluşturulan ve AB’nin MARLISCO Projesi’ne taraf ülkelerin kullandığı
İnteraktif Eğitim İstasyonu ile desteklenen sergi, bölge okullarının ziyaretine açık tutularak yoğun
ilgi gördü.
Kıbrıs’taki liderler gözetiminde faaliyetini sürdüren Çevre ile ilgili
Teknik Komite üyeleri Michalis Loizidou ve Burak Çelik tarafından 11 Ekim’de birlikte açılışı yapılan “Toplumsal Farkındalık ve
Karşılıklı Sorumluluk” temalı MARLISCO Sergisi’ni, çoğunluğunu okul çocuklarının oluşturduğu 400’e yakın kişi ziyaret etti.
Türkçe, Rumca, İngilizce posterlerden oluşan, deniz atıklarının
oluşumu, etkileri ve çözümüne yönelik detaylı bilgi sunan Sergide, en dikkat çekici bölüm, su kaplarında sergilenen ve deği-
şik maddelerin denizlerdeki yok olma sürelerini gösteren bölüm
oldu. Ziyaretçiler, sergiyle ilgili izlenimlerini dağıtılan anket formları aracılığıyla paylaşma imkanı da buldu.
“Deniz Atıkları: Temiz sahiller için El Ele” Projesi, önümüzdeki 2
yıl süresince devam edecek ve proje esnasında ilgili otoritelere,
Mağusa Limanındaki işletmelere, Mağusa-Boğaz bölge balıkçılarına, turizm işletmeleri ile plaj büfelerine, Uluslararası Denizcilik
Örgütü (IMO) ve İspanyol Biyoçeşitlilik Kurumu’ndan uzmanlar
eşliğinde eğitim verilecek. Dünyadaki en iyi uygulamaların aktarılacağı seminerlerle ve üretilecek elkKitapçıkları, posterler ve
stickerlerle, MARPOL (Deniz Araçlarından Kaynaklanan Kirliliğin
Önlenmesi Protokolü) standartları benimsetilmeye çalışılacak.
AWARE projesi kapsamındaysa, deniz tabanında var olan “enkaz” benzeri atıkların deniz yaşamına zarar vermeden nasıl kaldırılacağını tatbikatı yapılacak. Proje süresince yapılacak tüm
çalışmalar, bugüne kadar oluşturulmamış Kıbrıs Deniz Atıkları
Veritabanı’nını oluşumunda kullanılarak, proje bitiminde de sürdürülebilirliği mümkün olan kalıcı bir eser bırakılacak.
(Vira Haber)
28
Gümrük Genel Tebliğinde (Gümrük İşlemleri) (Seri No:90) Değişiklik Yapılmasına Dair Tebliğ
(Gümrük İşlemleri) (Seri No:116) 3 Ekim 2014 tarih ve 29138 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girdi.
Bu tebliğ ile 6/3/2012 tarih ve 28225 sayılı Resmi Gazete’de
yayımlanan Gümrük Genel Tebliğinin (Gümrük İşlemleri) (Seri
No:90) “Mobilya İhtisas Gümrüğü” uygulaması başlıklı 3. maddesinin birinci ve onuncu fıkraları aşağıdaki şekilde değiştirildi,
onuncu fıkradan sonra gelmek üzere on birinci fıkra eklendi.
(1) AB menşeli olmayan 94.01, 94.02 ile 94.03(9403.10
ve 9403.30) tarife alt pozisyonlarında yer alan eşya ile
9403.60.30.00.00 GTİP’inde yer alan eşya hariç) tarife pozisyonlarında ve 9404.10, 9404.21 ve 9404.29 tarife alt pozisyonlarında yer alan eşyanın serbest dolaşıma giriş işlemleri aşağıda belirtilen gümrük müdürlüklerinden yapılır
Sıra No Yetkili Gümrük Müdürlüğü
1
2
3
4
5
6
7
8
Ankara Gümrük Müdürlüğü
Antalya Gümrük Müdürlüğü
Gaziantep Gümrük Müdürlüğü
Gaziantep Havalimanı Gümrük Müdürlüğü
Giresun Gümrük Müdürlüğü
İnegöl Gümrük Müdürlüğü
Kayseri Gümrük Müdürlüğü
Trabzon Gümrük Müdürlüğü
“(10) AB menşeli olmayan 8302.10.00.00.00, 8302.42.00.00.00,
8302.50.00.00.00 GTİP’lerinde yer alan ve mobilya sanayiinde
kullanılacak olan eşyadan yalnızca mobilya ve mutfak dolap
menteşeleri, mobilya kupları, çekmece rayları, çekmece sistemleri ve mobilyalar için diğer adi metallerden donanım, tertibat ve benzeri eşyanın (koltuk amortisörleri ile teleskopik bilyeli
raylar hariç) serbest dolaşıma giriş işlemleri Kayseri Gümrük
Müdürlüğü’nden yapılır.”
(11) AB menşeli olmayan 9403.10 ve 9403.30 tarife alt pozisyonlarında yer alan eşya ile 9403.60.30.00.00 GTİP’inde yer
alan eşyanın serbest dolaşıma giriş işlemleri Aksaray Gümrük
Müdürlüğü, Konya Gümrük Müdürlüğü ile Giresun Gümrük
Müdürlüğü’nden yapılır.”
Bu Tebliğ hükümlerini Gümrük ve Ticaret Bakanı yürütür.
GÜMRÜK KANUNU’NUN 235/5. MADDESİNİN UYGULANMASINDA KARŞILAŞILAN FARKLILIKLAR”
Gümrük ve Ticaret Bakanlığı Gümrükler Genel Müdürlüğü tarafından 1 Ekim 2014 tarih ve 2014/21 sayılı “Gümrük
Kanunu’nun 235/5. Maddesinin Uygulanmasında Karşılaşılan
Farklılıklar” konulu Genelge yayınlandı.
Söz konusu Genelge ile, Gümrük Kanunu’nun 235. Maddesinin 5. fıkrasının uygulamasında
a)Transit beyannamesinde beyan edilen eşya dışında tespit
edilen beyan harici eşyaya uygulanacak ceza,
b) 5607 sayılı Kanun hükümlerine göre işlem yapılması durumunda Kanunun 235/5 maddesi uyarınca da işlem yapılıp
yapılmayacağı
c) Farklılığın tespit edildiği durumlarda göz önüne alınarak ticaret politikası önlemleri ve gümrük vergilerinin kapsamının belirlenmesi, hususlarında gümrük idareleri arasında farklı uygulamaların önüne geçilmesi amacına yönelik açıklamalar yapıldı.
29
MERSİN DENİZ TİCARETİ
EKİM 2014
Hatıra Kent Mersin
Geçmişte Bir Mersin Zengini:
BODOSSAKİS (1)
Türkiye’de
doğdu,
büyüdü, zengin
oldu. Serveti
ile 1923’te
Yunanistan’a
gitti, servetine
servet kattı.
Dünyanın
tanınmış,
zengin
işadamlarından
oldu.
Aradan uzun yıllar geçmiş olsa da, Eski Mersin’in
isim yapmış kişilerini yeri geldikçe hatırlıyoruz. Örneğin; Şehir Mezarlığı’nda lahiti bulunan
Konstantin Mavromati, cemaatine yaptığı
hizmetlerin yanında, cemaati ile birlikte dışarıya
yaptığı bağışları ilebugün de hatırlanır.
Osmaniye Mahallesi’nde 300 dönüm meyve ve
narenciye bahçesini ilk kuranlardan sayılır, ayrıca
fazla arazi sahibi olarak bazı tapu kayıtlarında,
bankacılıkta ismine rastladığımız AndonLakerdapulos da fazla bilinmese de eski Mersin’in
varlıklı kişileri olarak anılabilir.
Mavromatilerin kalabalık bir aile yapıları var. Ailenin bir bölümü değişik devlet tabiiyetine girmiş.
Bir kısmı geldikleri Kıbrıs’ın Baf bölgesine geri
döndüğü gibi, bir kısmı Yunanistan’a gitmiş. Torunlarının bir kısmı halen Mersin’de yaşıyor.
Bu ve bundan sonraki yazımıza konu edeceğimiz
kişi; Cumhuriyet öncesi Mersin’in önemli ölçüde
isim yapmış bir diğer zengin kişisi.
Bodassakis – (Bodasaki) 1891 yılında Niğde’nin
Bor kazasında, fakir bir ailenin beş çocuğundan
birisi olarak dünyaya geldi. Babası Tomas, annesi; Despina Athassiadis.
10 yaşında iken iş imkanları nedeniyle Adana’ya
geldi. 12 yaşından itibaren burada piyasada bulduğu işlerde çalıştı.1906 yılında Mersin’e yerleşti.
Artık ticaret ve sanayi işlerinde yeterli bilgi edinmişti. Yoğurt Pazarı’nda açtığı ve un sattığı işyerinden, üretim yönüne gözünü çevirdi ve Osmanlı
ordusunun Un ve Sair Erzak Müteahhitliği işini
elde etti.
Artık maddi durumunun daha büyük işlere yeteceğini görünce, Hanna Butros'tan Hastane
Caddesi’nde satın aldığı arsa üzerinde bir fabrika
kurma teşebbüsüne girişti.
Mersin’in, belki de Türkiye’nin, hindistancevizinden yağ imalini üretmek üzere fabrikasının inşaatını başlattı. Mimarı olan Tomas Anasiadis’n
yönetiminde, 5.8.1910 tarihinde inşaatına başlanan fabrika, yağ üretimine geçtikten sonra, un,
sabun, çeltik, çırçır, iplik, teneke, buz üretimi
gibi bölümlerde eklenerek büyük bir tesis haline
geldi. Mersin’de ilk defa istasyon ve fabrika arasında ham madde ve üretimin nakli için ‘Dekovil
Hattı’ kuruldu.
Bu fabrika, kendisi Yunanistan’a gittikten sonra
Milli Emlak’a intikal etti. Milli Emlak’tan kiralayan
Şaşati Biraderler fabrikayı uzun süre işlettiler. Onlardan sonra kiracı, İş bankası kuruluşu İÇPAK
‘İçel Pamuk ve Yağ T.A.Şirketi’ oldu. 27.4.1944
tarihinde fabrikayı tümü ile Çukurova Sanayi İşletmeleri TAŞ. satın aldı ve Bodasaki fabrikasının
adı, halk arasında Şadi Bey fabrikası haline dönüştü. Çukurova yönetiminde 8.7.1948 tarihinde
bir yangın sonucu yağ üretimi sona erdi.
2.5.1964 tarihinde meydana gelen ikinci
yangında fabrika çalışamaz duruma gelince bu tesis tarihe karıştı.
Bodassakis’in servetine servet katması; Birinci Dünya Harbi sırasında Almanlarla kurduğu ilişki sonrasındaki harp kazançlarının
eklenmesi ile olmuştur...
1915 yılında bir gün İstanbul’dadır. Kalabileceği, kendisine layık yegane otel olan
Pera Palas’a gitmiştir.
Görevli,
-Rezervasyonunuz var mı? diye sormuş.
Hayır cevabını alınca,
-Size verilecek boş odamız yok, demiş...
Bodassakis durumu anlamış ve otelde söz
sahibi ile görüşmek istemiş. Görüştürmüşler, kendisi ile görüştürülen kişiye yekten,
-Otelinizi satın almak istiyorum, demiş.
Bu otele sahip olmayı daha önceden aklına koymuş olmalı ki, böyle bir teklifi hemen
yapabilmiş.
Sonuçta anlaşmışlar. Beş milyon Frank’a,
Pera Palas Bodassakis’in olmuş.
Pera Palas’ı 16. 10.1919’da oğlu Hacı
Toma Anastasiais’e devretmiş, 1922 yılında
şirket haline dönüştürülmüş, 1923 tarihinde de Pera Palas, Milli Emlak’a geçmiştir.
Pera Palas biraz da ağırladığı kişilerin saygınlığı ile meşhurdur. 1917’de Atatürk burada bir süre kalmıştır. Kraliçe II. Elizabet, VII.
Edvar, Kral Zogo, Maria Callas,Jacqueline
Kennedy , Agatha Christie, Pierre Loti, Ernest Hemingway, Mata Hari, Cicero gibi
isimler burada konaklamıştır.
Pera Palas; Orient-Express’in İstanbul’a
gelen yolcuları için tesis ettiği Avrupa’nın
en lüks otelleri arsında sayılan ve 1895
yılında açılmış oteldir. Otelin büyük ortağı,
Orient Express’in sahibi olan Wagon şirketidir.
Bodossakis’ninzevkine düşkün bir kişi olduğu da anlaşılıyor. Mersin’i terk ettikten
sonra fabrikanın güneyinde yaptırdığı özel
bahçesi “Çiçek Bahçesi” adı ile halka açılmıştı. Özel gezinti yerinden zevkleri hakkında biraz fikir edindik. Burada modern bir
tenis kortuda bulunuyordu. Fabrikasının
faaliyete geçtiği yıllara rastlaması, onun
yaşamının yalnız servetle sınırlı olmadığını
göstermektedir.
Çocukluk çağlarımızda yıllarca içerisinde
gezdiğimiz bu bahçenin sair güzellikleri, o
günlerin Mersin’inde bize oldukça yabancı
30
gelirdi.
Mersin’de ayrıldıktan sonra Yunanistan’da
iken, yalnız Enis Bey ile (Turan) mektuplaştıklarını duymuştum. Esasen Bodassakis’in
Hastane Caddesi’ndeki evini Enis Bey
satın almış. Bugün burası, yazlık Kamer
Sineması’nın yeri ile birlikte “ Merin” işyeri
olmuştur.
Bodassakis’in sahibi olduğu yukarıda saydıklarımızdan başka; Silifke-Tekir-Olukbaşı
mevkiinde bulunan 12.000 dönüm arazi
de, 29.01.1925 tarihinde Atatürk’e çiftlik
yeri olarak tavsiye edilmiş, Atatürk de burayı satın alıp, Tekir Çiftliği ismiyle diğer
çiftliklerine eklemişti. Vasiyeti sonucu da
çiftlik yine, geldiği devlet hazinesine geri
gitmiştir.
Yukarıda Bodassakis’in Mersin ve Türkiye’deki yaşamından bölümler aktardık.
1923 yılında Türkiye’den ayrıldıktan sonraki
yaşamını, ikinci bölümde anlatacağız.
Bodassakis, Yunanistan’a büyük bir para
ile gitmiştir ve bu para Türkiye’de elde edilmiştir. Bunu, Yunanlıların da kabul ettiğini
kendi yayınlarından anlıyoruz… Mersin ve
Türkiye’de iz bırakan ve büyük servet elde
eden bir kişi oluşu nedeniyle, bundan
sonraki yaşamından da söz etmeyi uygun
bularak, gelecek yazımızda bu yönü ile de
tanımayı sürdüreceğiz.
Mersin’de iz bırakanlardan; Mavromatilerin
de,Lakerdapulosların da, Zelviyanların da,
Mığırdıçların da, Türkiye’den ayrıldıktan
sonraki yaşamları hakkında bilgi öğrenebilmeyi de isterdik.
31
MERSİN DENİZ TİCARETİ
DENİZ FENERİ
EKİM 2014
Bilgi kullanılmakla eskimeyen ve
başkalarına aktardığınız zaman sizde kalanı azalmayan bir olgudur.
Wassily Leontief
Bir gemi doğuya
gider, biri batıya.
Esen aynı rüzgârla
hangi yöne gidebileceğini belirley
en rüzgâr değil,
yelkendir
Afrikada bir anne çocuğuna “tab
ağını bitir
“diye bağırana kadar dünyanın
bütün tabaklarını kırmak istiyorum.
Ella Wheeler
Morgan Freeman
için kav, birine atmak
Öfkeye sarılmak
ı gibidir;
as
rç
pa
bir kömür
radığınız sıcak
sizsinizdir.
yanan aslında
ha
Gautama Budd
bedene asla
Güven ruh gibidir, Terkettiği
.
geri dönmez
William Shakespeare
zi ariz terk eder si
Önce sevdiğin
z.
dından uykunu
ne
iğiniz geri gelir
Sonra ne sevd
de uykunuz.
Cemal Süreya
r
ün düşe
kse güc
ü
tl
s
rü
ü
.
Yükün d
düşmez
a başın
belki am
ü)
li Atasöz
(Kızılderi
. Hayatı boyunkadaş olmayın
ar
la
uz
un
uğ
oc
Ç
rakın da bir tane
daşı olacak. Bı
ca birçok arka
sun.
anne-babası ol
Üstün Dökmen
Bir çocuk taşa takılıp düşerse neyi kaldırırsın? Çocuğu mu? Taşı mı? Düşün.
Bil ki şayet taşı kaldırırsan bir başkası da sonradan düşmez, çocuk zaten
kendisi öyle böyle düştüğü gibi kalkacaktır ve kalkar. Önünde duran taş bir
engel midir yoksa senin yükselebilmen
için bir basamak mıdır? Bunu da sorgulamayı ihmal etme.
Eddi Anter
32
En güçlü iki savaşçı:
Sabır ve zaman.
Tolstoy
yi biliyore her şe
c
n
ö
ıl
y
şey bilmiAltmış
se hiçbir
iy
d
aş
im
ş
,
dum
letin yav
itim ceha
ğ
e
;
m
ru
yo
ir.
fedilmesid
yavaş keş
nt
mes Dura
W illiams ja
Başarmak zordur, kolay
a kaçarsan sonuç basitleşir..
Unutma, yokuş aşağ
ı inmek kolaydır am
a
manzara tepeden sey
redilir.
Dan Brown
33
MERSİN DENİZ TİCARETİ
EKİM 2014
DENİZCİLİK GÜNDEMİNDEN KISA KISA
Ro-Ro Taşımacılığında Artış
İran sınırında TIR krizi
İç savaşın devam ettiği Suriye ve
geçiş belgesi sorununun yaşandığı
Avrupa ülkeleri başta olmak üzere,
sıkıntılı karayolu güzergahlarının en
büyük alternatifi olarak öne çıkan
Ro-Ro hatlarında taşınan araç sayısı
gün geçtikçe artıyor.
İran, Türkiye ile transit geçiş ücretleri konusunda restleşme başlattı.
Deniz Ticareti Genel Müdürlüğü verilerinden derlenen bilgiye göre, geçen yılın ocak-ağustos döneminde
293 bin 725 olan Ro-Ro gemileriyle
sevkiyatı yapılan araç sayısı, bu yılın
aynı döneminde yüzde 5 artarak 308
bin 198”e ulaştı.
Son bir yılda gerçekleştirilen yatırımlarla hat sayısının 24”e çıktığı
sektörde, taşınan araçların 155 bin
431”ini gelenler, 152 bin 767”sini de
gidenler oluşturdu. (Kaptan Haber)
Türkiye, topraklarından transit geçen TIR’lardan bugüne kadar herhangi bir ücret almazken, İran uzun
yıllardan beri sınırlarından geçen ve
Türkiye Cumhuriyeti’ne mal taşıyan
Türk TIR’larından 750 dolar transit
geçiş ücreti alıyordu. 10 Ekim itibarı
Türkiye İran TIR’larından aynı miktarda geçiş ücreti almaya başladı.
Bunun üzerine İran, ücreti iki katına
çıkardı. Türk makamları karşı hamle olarak İran’dan gelen TIR’lardan
aldığı transit TIR geçiş ücretine aynı
oranda zam yaptı. Bu restleşme sonucunda İran sınırındaki Gürbulak
gümrük kapısının her iki tarafında
uzun TIR kuyrukları oluştu
BM İklim Raporu’nu açıkladı
Ticaret Anlaşması iptali en
fazla denizyolunu etkileyecek
Mısır hükümeti, Mursi zamanında
Türkiye ile imzalanan ticaret anlaşmasını Mart ayında sonlandırmayı planlıyor. Mısır Ulaşırma Bakanı
Müsteşarı Ahmet Emin, Müslüman
Kardeşler hükümeti döneminde imzalanan anlaşmanın Mısır’ın ulusal
ekonomisine büyük zararlar verdiğini iddia etti. Anlaşma, Türk tırları ve
gemilerinin Mısır toprakları ve deniz
sularını kullanmasına izin veriyordu.
Batu Lojistik Yönetim Kurulu Başkanı Taner Ankara, Mart ayında sona
erecek anlaşmanın uzatılmaması
durumunda Körfez ülkelerine yapılan taşımaların sekteye uğrayacağını
belirtti. Körfez ülkelerine taşımacılık
yapılabilecek 2 alternatif güzergah
olduğunu belirten Taner Ankara, her
iki güzergahın kullanımının da neredeyse imkansız olduğunu vurgulayarak bahsi geçen anlaşmanın iptal
olması durumunda en fazla denizyolu taşımacılığının etkileneceğini
söyledi. Ankara, sözleşme bitmeden
önce bir diyalog ortamı sağlanmasının ve belirsizliğin ortadan kalkmasının gerektiğini vurguladı. (www.
denizhaber.com.tr)
34
BM İklim Raporuna göre küresel
ısınma, deniz seviyesinin yükselmesi ve iklimsel değişiklikler sürecek.
Tüm senaryolara göre 21. yüzyıl
boyunca yüzey ısınmasının artmasının öngörüldüğü belirtilen raporda,
“Muhtemelen sıcak dalgaları daha
sık ve uzun süreli olacak, aşırı yağış
vakaları yoğunlaşarak ve sıklaşarak birçok bölgede sürecek. Okyanuslar ısınmaya ve asitlenmeye ve
deniz seviyesi yükselmeye devam
edecek. Sera gazı salınımı hemen
durdurulsa bile iklim değişikliğinin
etkileri yüzyıllarca sürecek” tespitlerine yer verildi. (Vira haber)
UND, İran'ı baypass edecek bir
Ro-Ro hattı kuruyor
Türkiye ile İran arasında taşımacılıkta yaşanan kriz sürüyor. İran’a
taviz vermemek konusunda kararlı olan Türkiye, transit yükler için
İran’ı bypass edecek alternatif
güzergahları belirledi. Transit taşımalar için Gürcistan- Azerbaycan
hattı kullanılacak, Bakü’den direkt
Türkmenistan'a yeni bir Ro Ro hattı
açılacak. www.denizhaber.com.tr
Ali Torlak: "İhracat artıyor ama
ürünleri yabancılar taşıyor"
Fitch; Liman Derecelendirme
Kriterlerini Yayınladı
Türkiye’nin büyüme ve
enflasyon hedefleri saptı
Kanal Projesi eko sistemi
bozar” uyarısı!
Türkiye’nin eylül ayı ihracatı, geçen
yılın aynı ayına göre yüzde 6,5 artışla 13 milyar 294 milyon dolar oldu.
Bu rakamla, Cumhuriyet tarihinin
eylül ayı rekoru kırılırken, denizyolu
ile yapılan taşımacılıktaki pay ise
her geçen gün azalıyor 2002’de
Türk Deniz Ticaret Filosu’nun deniz
ticaretinden aldığı pay yüzde 2 iken,
2013 yılında bu pay yüzde 0,6’ya
geriledi. MHP’nin denizci milletvekili Durmuş Ali Torlak, geriye gidişin başlıca sebebi olarak ulaştırma
yatırımları içinde denizyolu payının
yüzde 2,4 seviyelerinde kalmasını
gösterdi: “Hükümet politikaları bu
şekilde giderse, ihraç mallarımızı
bile yabancılar taşıyacak duruma
geleceğiz. 2002 yılında ülkemiz dış
ticaretinde yüzde 60’a yakın paya
sahip olan Türk denizyolu taşıyıcılarının, 2013 itibarıyla payı yüzde
16-17 seviyesine gerilemiştir. 2009’u
baz aldığımızda Türkiye’nin taşımacılıktaki kaybı yıllık 3,5 milyar doları
aşmıştır. 2023’te bu kayıp yıllık 50
milyar doları bulacaktır.”
Uluslararası Kredi Değerlendirme
Kuruluşu Fitch’in ‘Rating Criteria for
Ports’ liman derecelendirme kriterlerini yenileyerek tekrar yayınladı.
Buna göre limanların küresel ölçekli
yatırımlar ve getirileri ile ilgili operasyonel ve işletim yöntemlerinin değerlendirilmesi ve hesaplama yöntemlerinde yenilikler yapıldı.
Ali Babacan’ın Ankara’da ekonomi
bakanlarıyla yaptığı basın toplantısında, hükümetin geçen yıl yüzde
4 olarak belirlediği yıl sonu büyüme
hedefinin yüzde 3.3’e indirildiği öğrenildi.
18 bilim insanının imza attığı
makaleye göre mevcut Süveyş
Kanalı’ndan daha derin ve geniş
olacak, geçiş sayısını da ikiye
katlayacak yeni kanal projesi Akdeniz’deki biyolojik yaşam için felaket olacak.
Torlak, 2002’ye kadar Türkiye’nin
koster tipi (kuru yük gemisi) gemilerde Akdeniz’de ezici bir hakimiyeti
var iken yok olmayla karşı karşıya
kalındığını ifade etti. Torlak, “Bugün
itibarıyla 1500-7500 dwt aralığında
256 koster tipi gemi bulunmakta
olup, bunların yüzde 88’i 20 yaşın
üzerinde. Türkiye’nin AB’ye uyum
sürecinde bu yaşlı koster filosuyla diğer ülke gemileriyle rekabet
gücü kalmadı.” dedi. MHP Torlak,
2007’de hükümet tarafından hazırlanan ‘Türkiye Tersaneler Master
Planı’nın bugüne kadar sektöre duyrulmamasının, büyük bir yanlış olduğunu anlattı. Gemi inşa sanayiinin
adeta hükümet eliyle komaya sokulduğunu vurgulayan Torlak, “Tersane
sahipleri, 2008 yılının ikinci yarısına
kadar bir nevi altın çağını yaşayan
gemi inşa sanayii sektörünün böyle
gideceğini düşündü. Master planının sektöre duyurulmaması nedeniyle, birçok tersane sahibi yanlış
projelere yöneldi. Ardından gelen
küresel kriz, gemi siparişlerini bıçak
gibi kesti ve büyük ekonomik kriz
yaşandı.” diye konuştu (Vira Haber)
Gemi İhracatında Rekor Artış
Türkiye
İhracatçılar
Meclisi’nin
(TİM), açıkladığı ihracat verilerine
göre ekim ayında en fazla ihracatını artıran sektör gemi ve yat oldu.
Gemi ihracatı bu yılın ekim ayında
geçen yılın aynı dönemine göre
yaklaşık yüzde 260’lık artış göstererek 175 milyon 947 bin dolar olarak
gerçekleşti. Yılın ilk on ayında ise bu
alandaki ihracat geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 4.3 artışla 1 milyar 52 milyon 933 bin oldu. (Dünya
Gazetesi)
2015 yılı için geçen yıl yüzde 5 büyüme öngören hükümet, bu hedefi de
yüzde 4’e düşürdü. Hükümet yetkilileri Avrupa Birliği’nde beklentilerin
altında gerçekleşen ekonomik büyümenin yanı sıra Irak ve Suriye’deki kriz durumunun ve Ukrayna’da
tırmanan gerginliğin Türkiye ekonomisini olumsuz etkileyebileceği uyarısında bulunuyor.
http://www.bbc.co.uk/turkce/ekonomi/2014/10/141008_babacan_ekonomi_enflasyon
Sisi yönetiminin Süveyş Kanalı’ndaki geçişi ikiye katlayacak
Yeni Süveyş Kanalı projesine akademisyenlerden itiraz geldi. Projenin Akdeniz’deki ekosistemi büyük
ölçüde değiştireceğini savunan
akademisyenler Akdeniz’deki biyolojik değişimin insan sağlığı için
tehdit olacağını savundu. Mısır’ın
mevcut Süveyş Kanalı’na paralel
inşa edeceği yeni kanal projesi
için 18 bilim insanı “felaket” uyarısı yaptı. Akademik dergi Biological Invasions’ta çıkan ve 18 bilim
insanının imza attığı makalede
kanalın inşa edilmesi durumunda
Kızıl Deniz’den Akdeniz’e biyolojik bir istila başlayacağı belirtildi.
1869’da inşa edilen ilk Süveyş
Kanalı’nın ardından Akdeniz’de
bilinen 700 çok hücreli türün yarısının Kızıl Deniz kökenli olduğunu
belirten bilim insanları “Küresel
ısınmayla birlikte zehirli türlerin
Akdeniz’de hayatta kalma şansı artıyor. Yeni kanalın inşası bu
istilayı hızlandıracak. Yeni kanal
projesi Akdeniz’de mevcut doğal
kaynakların yok oluşunu hızlandıracak. Zehirli türlerin Akdeniz’de
Libya’dan Yunanistan’a hızla artması beklenebilir. Bunun insan
sağlığına da açık tehditleri olacak”
uyarısında bulundu.
Diğer taraftan Yeni Süveyş Kanalı projesinin kazı çalışmalarının
hemen hemen yarısının tamamlandığı bildirildi. Orduya bağlı Mühendislik Kurulu Başkanı ve kazı
projesi genel denetmeni Tümgeneral Kamil el-Vezir, çalışmanın
yaklaşık 3 ay sonra tamamlanacağını kazma işlemlerine katılan şirket sayısının 80’e, çalışan sayısının ise 20 bine ulaştığını kaydetti.
(www.denizhaber.com.tr)
35
MERSİN DENİZ TİCARETİ
EKİM 2014
da yapılan araştırmalar sonunda Mısır 2014 yılı itibarıyla günlük
enerji üretiminin % 80’e yakın bir kısmını Akdeniz’deki enerji kaynaklarından elde eder duruma gelmiştir.
İsrail ise 1998 yılında bölgede araştırmalara başlamış, ilk gaz
keşfini güney sahillerine yakın “Yam Tethys” ortak adı verilen iki
küçük sahada yapmıştır. Bu faaliyetlerini zamanla artıran İsrail,
önce 2009 yılında Haifa açıklarında “Tamar” sahasında ve 2010
yılında da bu sahanın batısında “Leviathan” da gaz rezervine
ulaşmıştır. Bu sahanın potansiyeli İsrail’i doğal gaz ihraç eden
ülke konumuna getirmiştir.
Doğu Akdeniz havzasında, özellikle Mısır ve İsrail tarafından tespit edilen enerji kaynakları bölgenin diğer ülkelerini, Güney Kıbrıs Yum Yönetimi (GKRY), Lübnan ve Suriye’yi de teşvik etmiştir.
Lübnan araştırmaları neticesinde tespit ettiği kaynakları işletme
konusunda çalışmalarını sürdürüken, Suriye içinde bulunduğu
iç karışıklık nedeniyle çalışmalarını bir sonuca ulaştıramamıştır.
Yrd. Doç. Dr. Sami DOĞRU
Çağ Ünivesitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi
Doğu Akdeniz’de Hidrokarbon Kaynakları
ve Deniz Alanlarının Sınırlandırılması
Son zamanlarda gelişen olaylar, dünyadaki enerji haritasını temelden değiştirmiştir. Bu yeni harita içinde Türkiye’nin önemli
yeri vardır. Bu kapsamda, yeni keşfedilen hidrokarbon kaynakları Doğu Akdeniz’i uluslararası enerji sektörü ve jeopolitiğin odak
noktalarından biri haline getirmiştir. Burada yaşanmakta olan
gelişmelerin Akdeniz havzasındaki enerji tablosunu olduğu gibi
bölgesel dinamikleri de önemli ölçüde değiştirmesi beklenebilir.
Bu durum, Doğu Akdeniz’deki hidrokarbon yataklarının paylaşımına yönelik olarak işbirliği ihtiyacını ve buna bağlı olarak da
deniz yetki alanlarının sınırlandırılması sorununu gündeme getirmiştir.
dilen hidrokarbon kaynakları ve bu bağlamda Kıbrıs uyuşmazlığı, Türkiye’den KKTC’ye boru hattı ile getirilecek su, 2010 yılında
Arap Baharı olarak ortaya çıkan ama günümüzde Arap Cehennemine dönüşen gelişmeler Doğu Akdeniz’i çok daha önemli
hale getirmiştir. Bölgede varlığı tahmin edilen enerji kaynaklarının büyüklüğü göz önünde bulundurulursa, Doğu Akdeniz sadece enerji transferinde önemli bir kavşak olmakla kalmayacak,
aynı zamanda bir enerji merkezi haline dönüşecektir.
Bu çalışmada Doğu Akdeniz’de bir kısmı tespit edilen ve bir
kısmı da varsayılan hidrokarbon kaynaklarına yönelik son gelişmeler ele alınacak, müteakiben Türkiye’nin ulusal çıkarlarını
da gözeten ve uluslararası hukuka uygun olarak yapılacak bir
deniz yetki alanı sınırlandırmasının ana hatları ortaya konacaktır.
Ayrıca Türkiye’nin bölgedeki başat durumunu yeniden kazanabilmesi için yapması gerekenler özetlenecektir.
Doğu Akdeniz’deki ilk hidrokarbon keşifleri, 1980’li yıllarda Mısır
kıyılarında yapılan çalışmalarla gündeme gelmiştir. Bu kapsam-
Doğu Akdeniz’de Hidrokarbon Yatakları ve
İşbirliği İhtiyacı
Doğu Akdeniz’in Önemi
Tarihin değişik dönemlerinde büyük savaşlara sahne olmuş olan
Doğu Akdeniz aslında birçok tarihçi ve yazarın “verimli hilal” dedikleri bölgede yer alır (Bkz. Harita 1). Tarih boyunca oluşan uygarlıkların ilk hedefi, bu bölgelere hakim olmaktı. Böylece, kara
ve deniz yoluyla dünya ticareti kontrol altına alınabilmekteydi.
Doğu Akdeniz, sadece bölgesel ve küresel üstünlük sağlama
mücadelesi acısından değil, barış ve istikrara katkı sağlanması
acısından da önemli bir coğrafyadır.
Doğu Akdeniz’in tarihteki bu önemi, 2000’li yıllara ulaşıldığında
daha da artmış durumdadır. Bu kapsamda, dünyanın önemli deniz ulaştırma yollarını bünyesinde barındırması, bölgede keşfe-
36
GKRY 2003 yılından itibaren detayları aşağıda belirtilen sahildar
ülkelerle yaptığı deniz yetki alanları sınırlandırma anlaşmaları ve
oluşturduğu iç mevzuatına dayanarak sözde oluşturduğu ruhsat
bölgelerinde araştırma ve sondaj ihaleleri açmıştır. Bu süreçte
yaptığı her düzenlemeyi de Avrupa Birliği (AB) üyesi olduktan
sonra AB mevzuatına dâhil ettirerek AB Resmi Gazetesi’nde yayınlatmıştır. İlk çalışmaları 2006 yılında başlatılan ve Kıbrıs’ın
güneyinde bulunan Afrodit adı verilen sahada 2007 yılında ihaleye çıkılmış ve 2011 yılında yapılan sondaj çalışmaları sonunda bölgede yaklaşık 200 milyar m³ doğal gaz yatağı bulunduğu
açıklanmıştır. Aslında bu doğal gaz yatağı Kıbrıs Adası etrafında şu ana kadar keşfedilen tek enerji yatağıdır. Hal böyle iken,
GKRY bu bölgedeki ruhsatlandırılmamış diğer alanlar için de
2012 yılında ihaleye çıkmış, ayrıca mevcut ve potansiyel gaz
rezervlerinin batıya aktarılması konusunu bir AB Projesi haline
getirilmesi yönünde çalışmalar yapmıştır. GKRY bu amaçla kurulacak gaz koridorunun Kıbrıs-Girit-İtalya üzerinden Avrupaya
geçeceğini ve AB’nin ne Türkiye’ye ne de Rusya’ya muhtaç olması gerektiğini dile getirmeye başlamıştır.
Doğu Akdeniz’deki enerji keşifleri ekonomik açıdan değerlendirildiğinde bir belirsizliğin söz konusu olduğunu vurgulamak
gerekir. Varlığı tahmin edilen enerji miktarı ile varlığı ispat edilen enerji oranları arasında ciddi bir fark olduğu gözlenmektedir.
Bu çerçevede, Doğu Akdeniz’deki enerji rezervi konusunda bir
uzlaşmanın olduğunu söylemek de mümkün görülmemektedir.
Bu konuda çeşitli araştırmalar vardır. Bunlardan birine (ABD Jeolojik Araştırmalar Merkezi’nin 2010 yılında yayımladığı rapor)
göre; Kıbrıs Adası ile İsrail arasında kalan ve Leviathan olarak
adlandırılan bölge, Mısır ile Kıbrıs Adası arasında kalan ve Nil
olarak adlandırılan bölge, Girit Adası’nın Güneydoğusunda
kalan ve Heredot olarak adlandırılan bölge ile Kıbrıs Adası etrafındaki toplam enerji rezervi (petrol, doğal gaz ve sıvı doğal
gaz) yaklaşık olarak 30 milyar varil petrole eşdeğer bir rakama
ulaşmaktadır. Bu rakamın piyasa değeri yaklaşık 1,5 trilyon ABD
Doları olarak hesap edilmektedir. İspatlanmamış olmasına rağmen bu büyüklükteki bir enerji kaynağının ilgili taraflar arasında
paylaşım sorunlarına yol açmaması mümkün değildir. Nitekim
kendisini Kıbrıs’ın tek meşru temsilcisi olarak gören GKRY’nin
son dönemdeki faaliyetleri bölgedeki tansiyonu artırmıştır.
Diğer taraftan, Doğu Akdeniz’deki hidrokarbon rezervlerine iliş-
Harita 2
kin olarak içinde bulunulan dönemde yeni ve farklı bir görüş
daha ortaya atılmıştır. 16-18 Ekim 2014 tarihlerinde Doğu Akdeniz Üniversitesi’nin ev sahipliğinde düzenlenen IV. Uluslararası
Kıbrıs Sempozyumu’nda konuya ilişkin bir tebliğ sunan Prof.
Dr. İsmail Hakkı Demirel, son zamanlarda ortaya atılan Kıbrıs’ın
güneyinin hidrokarbon potansiyeli bakımından zengin olduğu
yönündeki iddiaların gerçeği yansıtmadığını, hiç bir bilimsel çalışmanın bununu doğrulamadığını, aksine bölgedeki tektonik/
volkanik yapının Kıbrıs adası güneyinin hidrokarbon potansiyeli hakkında önemli olumsuz bir yapısal göstergesi olduğunu
vurgulamıştır. Buna karşın Prof. Demirel, Türkiye’nin muhtemel
münhasır ekonomik bölgesi (MEB) (Bkz. Harita 2) içinde olan
Finike ve Antalya kıyılarının güneyinde uzanan deniz alanındaki
bulguları ise, hidrokarbon potansiyeline işaret eden önemli kanıtlar olarak değerlendirmiştir.
Bu bilgiler ışığında Doğu Akdeniz’deki durum değerlendirildiğinde, aslında bölgedeki sorunun üç boyutu vardır. Bunlardan ilki,
İsrail’dir. İsrail özellikle Leviathan’da bulunan doğalgazı ihraç
etmek için hazırlık ve temaslarını sürdürmektedir. Bu kapsamda, en uygun yolun İsrail-Kıbrıs-Türkiye boru hattı olduğu dile
getirilmektedir. Bunu için İsrail’in Türkiye ile işbirliğine ihtiyacı
olduğu açıktır.
Sorunun ikinci boyutu Kıbrıs’tır. 40 yıldır devam eden Kıbrıs
uyuşmazlığında sağlanacak uzlaşı, aynı zamanda adada barış
ve işbirliği yanında Türkiye’nin Yunanistan ve Avrupa Birliği ilişkilerine, bölgede mevcut hidrokarbon yataklarının etkin ve güvenli
kullanımına, Süveyş kanalı geçişli uluslararası ticaretin güvenli
akışına katkı sağlayacaktır.
Sorunun üçüncü boyutu, bölgedeki hidrokarbon kaynaklarının
verimli şekilde pazarlanmasıdır. Bu durumun birbirine zıt iki
yönde gelişmesi mümkün görünmektedir. İlki, mevcut enerji
kaynaklarının paylaşılması ile ilgili anlaşmazlıklar bölge ülkeleri
arasında var olan bazı sorunların daha da derinleşmesi sonucunu doğurabilir. İkinci ise, ekonomik açıdan çıkarılacak enerjinin
ancak soruna taraf ülkelerin bir araya gelip ortak projeler geliştirmesiyle daha avantajlı hale geleceği gerçeği dikkate alınırsa,
söz konusu keşiflerin bölgede bir anlayış ve işbirliğinin doğmasına vesile olması da mümkün olabilir. Nitekim bu bağlamda çeşitli projeler bulunmaktadır.
Harita 1
37
MERSİN DENİZ TİCARETİ
EKİM 2014
Harita 3
Harita 4
Yunanistan ve GKRY’nin Uluslararası Hukuka
Aykırı Faaliyetleri
deniz yetki alanları sınırı haline dönüştürmeye çalışmaktadırlar
(Bkz. Harita 3). Ayrıca GKRY, Kıbrıs uyuşmazlığını denize yaymakta, deniz yetki alanları sınırlandırmalarında Kıbrıs’ı tek başına temsil ve Ada’nın doğal kaynaklarını tek başına tasarruf
etmek istemektedir.
GKRY ve Yunanistan ikilisi, Türkiye’yi Doğu Akdeniz’de Antalya
Körfezi açıklarında dar bir deniz alanına hapsetmek istemektedir. Bu maksatla başta Rodos, Meis ve Kıbrıs olmak üzere adaların coğrafi konumlarını ve uluslararası hukukun karasularının
sınırlandırılmasına yönelik ortaya koyduğu “eşit uzaklık/ortay
hat” metodunu suistimal ederek, Anadolu ile bu adalar arasındaki ortay hatları, sırasıyla Türkiye-Yunanistan ve Türkiye-Kıbrıs
GKRY-Yunanistan ikilisinin uluslararası hukuka aykırı olan bu isteklerinin doğal olarak Türkiye ve KKTC tarafından reddedilmesi,
bu ikilinin haksız taleplerinden vazgeçmelerine yetmemektedir.
Aksine, diğer kıyı devletleri ile yaptıkları anlaşmalar, tek taraflı
işlemler ve bunlara dayanarak sahada yürüttükleri faaliyetlerle
çizmek istedikleri sınırları ve sahip olmadıkları yetkilerinin varlığını Türkiye’ye ve KKTC’ye kabul ettirmeye çalışmaktadırlar.
Türkiye ve KKTC’’nin Faaliyetleri
savunmaktadır. Bu düşünceden hareketle Türkiye bir yandan
GKRY ve Yunanistan’ın uluslararası hukuka aykırı bölgedeki
devlet uygulamalarını sürekli protesto etmiş ve yaptıkları andlaşmalara yönelik itirazlarını kayda geçirmiş, diğer yandan da
bölgede hidrokarbon arama ruhsatları vermiş ve bu ruhsatlara
dayanarak arama faaliyetleri gerçekleştirmiştir. Bununla birlikte, Türkiye’nin bu bölgede MEB ilanı yoluna gitmediği gibi, bu
alanlara ilişkin haklarını korumak amacıyla atıf yaptığı muhtemel
MEB’ni düşey hatlarla kısıtlı sayıda ilgili kıyı ile kıyıdaş devlet
seçilmesi anlamında minimalist bir yaklaşımla çizdiği görülmektedir (Bkz. Harita 2). Ayrıca Türkiye, GKRY’nin KKTC’yi dikkate
almadan MEB ilan etmesine karşılık KKTC ile 21 Eylül 2011’de
“Akdeniz’de Kıta Sahanlığı Sınırlandırması Hakkında Anlaşma”
imzalamıştır. Bunun yanında, KKTC Ekonomi ve Enerji Bakanlığı
ile Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı (TPAO) arasında 2 Kasım
2011 tarihinde, KKTC’nin deniz ve kara alanlarında petrol aramak üzere “Petrol Sahası Hizmetleri ve Üretim Paylaşım Sözleşmesi” imzalanmıştır. Bu anlaşmaya dayanarak KKTC 22 Eylül
2011’de Ada’nın çevresindeki deniz alanlarında TPAO’na petrol
ve doğalgaz arama ve çıkarma ruhsatları vermiştir. Bu çerçevede yürütülen sismik faaliyetler bağlamında, son olarak 20 Ekim
2014 tarihinde Barbaros Hayrettin Paşa Sismik Araştırma Gemisi Kıbrıs’ın güneyinde sismik araştırmalara başlamıştır. Böylece,
GKRY’nin tek taraflı ve gayri meşru olarak ilan ettiği Kıbrıs’ın
MEB’i ve buradaki faaliyetlerinin tanınmadığı tescillenmiştir.
Türkiye yarı kapalı bir deniz olan Doğu Akdeniz’de kıta sahanlığı
veya MEB sınırlandırmalarının uluslararası hukuk çerçevesinde, ilgili kıyı devletleri ile bütün ilgili/özel koşulları dikkate alan
hakkaniyet ilkelerine dayalı andlaşmalarla yapılması gerektiğini
Doğu Akdeniz havzasında bir devletin deniz yetki alanları sınırlarını sadece ikili anlaşmalar ile belirleyebileceğini düşünmesi
teorik olarak doğru görünmekle beraber, hukuk teorisi açısından yapılacak anlaşmanın arkasındaki güç dengesinin önemi
GKRY bu çerçevede, önce 2003 yılında Mısır ile MEB Sınırlandırma Anlaşması imzalamış, daha sonra iç hukukundaki düzenlemeleri yaparak 2004 yılında kabul ettiği yasalarla 24 millik bir
bitişik bölge ve 200 millik MEB kabul etmiştir. Ayrıca 2007 ve
2009 yıllarında Hidrokarbon Yasası ve Hidrokarbon Yönetmeliğini iç hukukunda yürürlüğe sokmuştur. Bu aşamadan itibaren
GKRY deniz yetki alanlarına ilişkin iddialarını somut girişimlerle
desteklemeye devam etmiştir. Bu kapsamda, 2005’den itibaren
önce ön araştırmalar yapmaya yapmış, sonra araştırma ve sondaj ihaleleri açarak sismik çalışmalar başlatmıştır. 2007 yılında
Lübnan ile MEB Sınırlandırma Anlaşması imzalayan GKRY benzer andlaşmayı 2010 yılında İsrail ile yapmıştır (GKRY’nin sınırlandırma anlaşmaları için bkz. Harita 4). GKRY halen Yunanistan
ile bir deniz yetki alanları sınırlandırması yapmaya çalışmaktadır. Yunanistan Türkiye’nin tepkisini çekmemek için, şimdilik
GKRY’nin bu taleplerini bekletmekte ama diğer taraftan Türkiye
ile Mısır arasındaki ilişkinin son dönemde bozulmasını da fırsat
bilerek, Mısır ile sınırlandırma antlaşmasının yapılmasına öncelik
vermektedir.
38
39
MERSİN DENİZ TİCARETİ
EKİM 2014
alanlarının sınırlandırılmasına ilişkin genel prensipleri belirleyen
sözleşmelerdir. Bu Sözleşmelere göre, devletler arasında kıta
sahanlığı ve MEB sınırlandırması, ‘hakkaniyete uygun çözüme’
ulaşmak maksadıyla, uluslararası hukuka uygun olarak ve bütün ‘ilgili durumlar’ dikkate alınarak ‘anlaşma’ ile yapılacaktır.
Hakkaniyete uygun çözüme ulaşmak için ise, başta ‘coğrafi
faktörler’ olmak üzere diğer ‘ilgili durumlar’ dikkate alınarak bir
sınırlandırma yapılmalıdır. Bu bağlamda, Doğu Akdeniz’de sınırlandırma yapılacak coğrafi bölgenin ‘yarı-kapalı bir deniz’ olması, sınırlandırılacak alana bakan ‘kıyılarının yapısı’ ve ‘uzunluğu’
ile bu ‘kıyı uzunluklarının deniz yetki alanlarına oranı’, ‘adalar’ ve
özellikle ‘ters tarafta bulunan adalar’, ‘güvenlik’, ‘politik’ ve ‘ekonomik faktörler’ sınırlandırmada dikkate alınması gereken ‘ilgili
durumlar’dır. Doğu Akdeniz’de yapılacak sınırlandırma bu ilgili
durumlar dikkate alınarak yapılmalıdır.
Uluslararası hukukun genel prensipleri böyle olmakla birlikte,
yukarıda da özetlendiği gibi, GKRY ve Yunanistan tek taraflı olarak bazı oldu-bitileri hayata geçirerek veya diğer sahildar devletlerle ‘ilgili durumları’ hiç dikkate almadan ikili anlaşmalar yaparak, hem KKTC’nin hem de Türkiye’nin haklarını ihlal etmektedir.
de göz ardı etmemesi gerektiğidir. Bu bakımdan, Türkiye için en
kötü durum, kendisine karşı ittifakları dengeleyecek ve bunlara
karşı etkili işbirliği geliştirebilecek bölgesel ve/veya uluslararası
müttefik bulamayarak tek başına kalma ve bölgede yapılacak
önemli projelerden dışlanma olasılığıdır.
Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki son gelişmeler çerçevesinde
dikkatle değerlendirmesi gereken hususlardan birisi de bölgede
oluşan yeni politik dengelerdir. Söz konusu bu yeni dengeler
havza ile ilgili güvenlik anlayışının değişmesine de neden olmaktadır. İsrail, Yunanistan ve GKRY’nin Doğu Akdeniz’de birlikte oluşturmaya çalıştıkları güvenlik çemberi bu durumun en somut örneklerindendir. Son günlerde bu ittifaka, iktidarı darbe ile
Mursi’den devralan Sisi idaresindeki Mısır’ın da katıldığı görülmektedir. Nitekim 8 Kasım 2014 tarihinde Mısır Devlet Başkanı
Sisi, Yunanistan Başbakanı Samaras ve GKRY Lideri Anastadiadis bir araya gelerek, bölgede işbirliğini öngören bir deklarasyon yayınlamışlardır. Kahire Deklarasyonu olarak adlandırılan bu
belgede, Kıbrıs’ın MEB’ine atıfta bulunularak, Türkiye, Kıbrıs’ın
güneyindeki bölgelerde yaptığı sismik araştırmaları durdurmaya
ve gelecekte benzer eylemler yapmaktan kaçınmaya davet edilmektedir (Bkz. Resim 1).
Doğu Akdeniz’de Deniz Alanlarının
Sınırlandırılması
Doğu Akdeniz’de yeni bulunan hidrokarbon kaynakları üzerinde
hakimiyet kurma mücadelesi normatif alana ‘deniz yetki alanları sınırlandırması’ sorunu olarak yansımaktadır. Burada deniz
alanlarının sınırlandırılması bağlamında sadece kıta sahanlığı ve
MEB alanlarının sınırlandırılması incelenecektir. Kıta sahanlığı
ve MEB alanlarının sınırlandırılması, uluslararası sözleşme ile
örf ve adet hukuku kuralları çerçevesinde yapılmaktadır. Ayrıca
dünyada mevcut deniz sınır uyuşmazlıklarını çözüme bağlayan
uluslararası anlaşmalar gibi devlet uygulamaları da önem arz
etmektedir.
Bu çerçevede, “Denizlerin Anayasası” olarak adlandırılan 1958
Cenevre Sözleşmeleri ile 1982 Deniz Hukuku Sözleşmesi deniz
40
Buna karşın Türkiye’nin bugüne kadar yaptıkları haklarının korunması bakımından önemli olmakla birlikte yeterli görülmemektedir. Türkiye çok daha proaktif politikalar izlemelidir. Türkiye’nin
Doğu Akdeniz’deki deniz yetki alanları üzerindeki hak ve menfaatlerine zarar getirecek en kötü senaryo; GKRY ile Yunanistan’ın
deniz yetki alanlarının paylaşımına dair bir andlaşmayı imzalamasıdır (Bkz. Harita 5). Bu gerçekleşirse, Türkiye için en kötü
senaryo hayata geçmiş olacak; Türkiye’nin Anodolu kıtasının kıyıları nedeniyle Doğu Akdeniz’de ab inito (başlangıçtan beri) ve
ipso facto (fiilen) sahip olduğu geniş kıta sahanlığı ve muhtemel
MEB alanından mahrum kalacaktır. Çünkü, yapılacak bu anlaşmada, uluslararası hukuka aykırı bir şekilde, Yunanistan’ın Meis
Adası nedeniyle sözde sahip olacağı MEB ile Kıbrıs’ın Anadolu
ile ortay hatlar esasında sınırlandırılacak MEB’i arasında temas
sağlanacak, buna karşın Türkiye’nin Mısır’ın MEB’i ile teması
kalmayacaktır. Bu nedenle, bu kötü senaryo gerçekleşmeden,
Doğu Akdeniz’e ilişkin olarak MEB kanunu çıkarılmalı ve bu düzenlemeye paralel olarak da Türkiye’nin MEB’i maksimalist bir
yaklaşımla, yani kıyı uzunluklarımızın doğrultusuna uygun olarak
fazla sayıda kıyıdaş devletle sınırlandırma anlaşması yapacak
şekilde ilan edilmelidir. Buna bağlı olarak da yarı-kapalı bir deniz
olan Doğu Akdeniz’deki bütün ‘ilgili durumları’ dikkate alarak ve
hakkaniyete uygun sonuca ulaşacak şekilde, Mısır, Libya, Lübnan, Suriye ve hatta İsrail ile, ilgili kıyıdaşlar olmaları nedeni ile,
deniz yetki alanlarının sınırlandırılmasına dair antlaşma imzalama girişimleri başlatılmalıdır. Türkiye’nin düşey hatlarla belirleyip
ilan edeceği ve ilgili kıyıdaş devletlerle yapacağı anlaşmalarla
belirlenecek muhtemel MEB’i Harita 6’da gösterilmiştir. Bununla birlikte, yukarıda da belirtildiği gibi, Türkiye’nin ilgili sahildar
devletlerle düşey hatlar esasında sınırlandırma yapmak yerine,
kıyı şekillerimize uygun diyagonal hatlarla sınırlandırma yapması
daha geniş MEB’e sahip olunmasını temin edecektir.
Sonuç
Doğu Akdeniz’i de içine alan Orta Doğu bölgesinde uzun yıllardır çözülemeyen sorunlara son yıllardaki enerji keşifleriyle yeni
bir unsur daha eklenmiştir: Doğu Akdeniz’deki hidrokarbon kay-
Harita 5
Harita 6
naklarının çıkarılması ve paylaşımı sorunu. Bu sorun bünyesinde
avantaj ve dezavantajı birlikte taşımaktadır. Avantajı, hidrokarbon kaynaklarının belirlenmesi ve işletilmesi bağlamında yapılacak işbirliğinin, bölgede müzminleşmiş sorunların çözümüne de
katkı sağlayacak olmasıdır. Dezavantajı ise mevcut sorunların
daha da derinleşmesi riskidir.
sasına özellikle de AB ülkelerine uluştırılmasına yönelik alternatif nakil hattının Türkiye üzerinde geçmesini de temin edecektir.
AB’nin de sıcak baktığı bu projeyle, bir yandan AB ile olan ilişkiler gelişecek, diğer yandan da büyük ölçüde Rusya Federasyonu ile İran’a bağımlı olan Türkiye’nin enerji güvenliğine de katkı
sağlanmış olacaktır.
Doğu Akdeniz’deki paylaşım sorunu sadece hukuki bir mesele değildir. Konunun siyasi, ekonomik ve güvenlik boyutları da
vardır. Hukuk kuralları çerçevesinde yapılacak sınırlandırma anlaşmalarının arkasında bölgede oluşturulacak dengeler içinde
sahip olunması gereken güç önemlidir. Türkiye son dönemde
bölgede oluşan dengeler içinde yalnız kalmıştır. Bu bakımdan
Türkiye’nin, aleyhine oluşan bölgedeki güç dengesinin, İsrail ve
Mısır gibi Doğu Akdeniz’deki deniz yetki alanlarının paylaşımı
ile ilgili sorunlarda doğrudan veya dolaylı etkisi olabilecek ülkelerle ilişkilerini gözden geçirerek, yeniden Türkiye lehine kurulması mutlaka faydalı olacaktır. Bu politika değişikliği, Doğu
Akdeniz’den çıkarılacak hidrokarbon kaynaklarının dünya piya-
Diğer taraftan yapılan son araştırmalar, özellikle Kıbrıs’ın güneyinde var olduğu iddia edilen hidrokarbon rezervlerinin, sanılanın aksine, kayda değer olmadığını göstermektedir. Buna karşın
Kıbrıs’ın batısında, Türkiye’nin muhtemel MEB’deki bulguların önemli rezervlere işaret ettiği belirtilmektedir. Bu nedenle,
Türkiye’nin zaman geçirmeden, en azından GKRY-Yunanistan
arasında bir sınırlandırma anlaşması yapılmadan, bir MEB alanı
ilan etmesi ve buna paralel olarak maksimalist bir yaklaşımla,
diyagonal hatlarla (sınırlandırma yapılacak devlet sayısını artıracak şekilde) diğer sahildar devletlerle sınırlandırma anlaşmaları
yapılması yönünde girişimler başlatmasının faydalı olacağı düşünülmektedir.
Kaynakça
2003.
ACER, Yücel, “Doğu Akdeniz’de Deniz Alanlarının Sınırlandırılması ve Türkiye,” Uluslararası Hukuk ve Politika,
No. 1 (1), ss. 83-104.
KAHVECİ, Hayriye, “Doğu Akdeniz’de Jeopolitik Dengeler
ve Kıbrıs’ın Hidrokarbon Macerası”, Yaşam ve Stratejik Kaynaklar Açısından Kıbrıs, Yay. Haz.: Başeren, Sertaç HamiGökçekuş, Hüseyin, Gazeteciler Cemiyeti Yayını, Ankara,
2014,ss. 167-
184.
BAŞEREN, Sertaç H., “Doğu Akdeniz’de Enerji Siyaseti ve
Hukuk”, Yaşam ve Stratejik Kaynaklar Açısından Kıbrıs, Yay. Haz.: Başeren, Sertaç H.-Gökçekuş, Hüseyin Gazeteciler Cemiyeti Yayını, Ankara, 2014, ss. 75-90.
________, “Doğu Akdeniz Yetki Alanları Sınırlandırması Sorunu: Tarafların Görüşleri, Uluslararası Hukuk Kurallarına Göre
Çözüm ve Sondaj Krizi”, Doğu Akdeniz’de Hukuk ve Siyaset,
Yay. Haz.: Başeren, Setaç H., AÜSBF Yayın No: 608, Ankara, 2013, ss. 253-306.
________, “Doğu Akdeniz’de Deniz Yetki Alanlarının Sınırlandırılmaları”, Deniz Hukuku Sempozyumu (24-25 Mart 2011),
Ed.: Sami Doğru, Çağ Üniversitesi Yayınlar No: 18, Adana
2012, ss.44-82.
DOĞRU, Sami, Uluslararası Hukukta Kıta Sahanlığı ve Ege
Denizi Kıta Sahanlığı Uyuşmazlığı, AÜ Basımevi, Ankara
KANDEMİR, Eyyub, “Doğu Akdeniz’de Gelişmeler: Postmodern Dönemde Realizmin Yeni bir Tezahürü (mü?)”, Doğu
Akdeniz’de Hukuk ve Siyaset, Yay. Haz.: Başeren, Setaç H.,
AÜSBF Yayın No: 608, Ankara, 2013, ss. 126-158.
RENDE, Mithat, “Doğu Akdeniz Hidrokarbon Kaynakları ve
Uluslararası Ekonomi”, Yaşam ve Stratejik Kaynaklar Açısından Kıbrıs, Yay. Haz.: Başeren, Sertaç H.- Gökçekuş, Hüseyin, Gazeteciler Cemiyeti Yayını, Ankara, 2014, ss. 91-104.
YAYCI, Cihat, “Doğu Akdeniz’de Deniz Yetki Alanlarının Paylaşılması Sorunu ve Türkiye,” Bilge Strateji, No. 4 (6), ss.
1-70.
YILDIZ, Dursun ve Doğan Yaşar, Doğu Akdeniz’de Küresel
Satranç, İstanbul, 2012.
41
MERSİN DENİZ TİCARETİ
EKİM 2014
Meryem Boğa
MDTO Proje ve Finans Uzmanı
“SU HAKKI” NEDİR?
Su, yaşam kaynağıdır. Yeryüzünde yaşayan tüm canlıların en temel ihtiyacı sudur.
Ancak dünya nüfusunun artmasına paralel olarak dünya temiz su kaynakları hızla
tükenmekte ve kirlenmektedir. Son yapılan araştırmalara günümüzde temiz su
kaynaklarına erişim sıkıntısı yaşayan 1,3
milyar kişi bulunmakta ve yapılan tahminlere göre önümüzdeki 25 yılda bu sayının
2,6 milyar kişiye 2050 yılında ise 7 milyar
42
kişiye ulaşacağı düşünülmektedir. Bugün
geldiğimiz noktada temiz su kaynaklarının korunması elzemdir ve gereklidir, suyun korunması gelecek kuşakları ve dünya üzerindeki tüm canlılar için son derece
önemlidir. Su sadece insanların değil tüm
canlıların hakkıdır.
Doğal Hayatı Koruma Derneği Türkiye
temsilciliğinin verilerine göre dünya tatlı
su kaynağı dünyada bulunan toplam su
miktarının sadece %2,5’i kadardır. Dünyanın %70’inin sularla örtülü olmasına rağmen içilebilir temiz su kaynağı oldukça
azdır. Yaygın kanının aksine de Türkiye sanıldığı gibi su kaynakları açısından zengin
olan bir ülke değildir. Bir ülkenin su zengini sayılabilmesi için kişi başına düşen
yıllık ortalama su miktarının on bin metreküp olması gerektiği kabul edilmektedir.
Bu rakam Türkiye için kişi başı bin 430
43
MERSİN DENİZ TİCARETİ
EKİM 2014
metreküptür. Jeoloji Mühendisleri Odası
Genel Başkanı İsmet Cengiz’in uluslararası kriterlere göre kişi başına düşen su
miktarı yılda 10 bin metreküp ise bu ülkeler “su zengini”, 3 bin ile 10 bin metreküp arasındakilerin “yeterli suyu olan”,
bin ile 3 bin metreküp arasındakilerin “su
sıkıntısı olan”, kişi başına bin metreküpün
altında su düşen ülkelerin de “su fakiri”
ülkeler olarak tanımlandığını söylemektedir. Buna göre Türkiye su sıkıntısı olan
ülkelerden biridir. İsmet Cengiz; şöyle bir
tespitte bulunmaktadır : “Nüfusu yaklaşık 70 milyon olan ülkemizde kişi başına
düşen kullanılabilir su miktarı, bin 600
metreküptür. Nüfus artışına ters orantılı
olarak, kullanılabilir su miktarımızın değişmemesi, göç ile yüksek düzeyde ekonomik etkenler de göz önünde bulundurulursa önümüzdeki yıllarda bu miktar daha
da azalacak ve Türkiye, su fakiri ülkeler
arasında yer alacaktır.” Yani Türkiye’de
hali hazırda temiz suya erişim konusunda
sıkıntı yaşanmaktadır, gelecekte bu sıkıntı artarak devam edeceği için şimdiden
çok sıkı önlemler alınması gerekmektedir.
Geçtiğimiz günlerde başkentte ve diğer
bazı kentlerde salgın hastalıkların yaygın
şekilde görülmesi ve evlere ulaşan suların çamurlu ya da kirli akması nedeni ile
kamuoyunda birçok tartışma yaşanmıştı.
Hali hazırda ülkemizde milyonlarca insan
içme suyunu plastik şişelere doldurulmuş
şekilde satın almaktadır. Tahmin edileceği
gibi bu aynı zamanda her gün milyonlarca plastik atık üretildiği anlamına gelmektedir. Plastik şişelere depolanmış sulara
ödenen paraların yanı sıra bu plastikler
doğayı kirletmekte, denizleri ve okyanusları geri dönülmez biçimde etkilemektedir.
Yani şuan temiz olduğunu var sayarak tükettiğimiz pet şişe suları gelecekteki sularımızı da tüketmektedir.
Tüm dünya ortalamasındaki hızlı nüfus artışı son 25 yıl içerisinde temiz su talebini
%60 oranında arttırmıştır ancak sağlıklı ve
içilebilir suya erişim dünya üzerinde yaşayan her 5 kişiden 1’inin ulaşamadığı bir
ayrıcalık durumuna gelmiştir.
Dünya üzerindeki temiz su kaynaklarının
azalması çevresel kirliliğin yanı sıra küresel ısınma nedeni ile aşırı buharlaşma,
yağış azlığı, doğal afetlerin etkileri, hızlı
şehirleşme, nüfus artışı ve mevcut su kaynaklarının bilinçsiz tüketiminden etkilendiği bilinmektedir. Birleşmiş Milletler’in (BM)
temiz su kaynakları ile ilgili yaptığı çalışmalar sonucu ortaya çıkardığı rakamlar
ise dehşet verici durumda, bu araştırmalara göre 1,3 milyar kişinin sağlıklı içme
suyundan mahrum kalması her gün 3800
çocuğun ölümüme neden olmaktadır.
Dünyada en az suya erişimi olan bölge
Orta Doğu iken en çok su bulunan Amazonlarda bile ciddi su sıkıntısı yaşanmak-
tadır. Hızlı kentleşme ve hayat standartlarının yükselmesi her geçen gün suya
duyulan ihtiyacı arttırmaktadır.
Son derece çarpıcı bazı rakamları burada sizinle paylaşmak gerektiğini düşünüyorum. Heinrich Böll Vakfı ve Friends of
Earth ağı, endüstriyel et üretimi ve artan
et tüketiminin sonuçlarını inceleyen Et
Atlası” raporunda bir kilogram kırmızı et
üretilirken 15 bin 455 litre su; 3,6 kilogram buğday ve 36 kilogram da kaba yem
gerektiğini yazıyor. Bununla birlikte raporda buğday, arpa, yulaf ve mısır üretiminin
yüzde 40’ının, toplam tarımsal alanın yüzde 70’inin ve tatlı suyun ¼’ünün et sektörü için kullanıldığını raporluyor. Raporda
çarpıcı rakamlar yer almakta. Örneğin, 1
bardak kahve üretilene kadar 140 litre su
tüketiliyor, bir kg havuç üretmek için 133
litre suya, bir kg domates üretmek için
184 litre suya gereksinim olduğu belirtiliyor. Ancak 1 kg et için yaklaşık 813 damacana su tüketiliyor ve bu günde 3 litre su
içen bir insanın 14 yıllık su ihtiyacına tekabül ediyor. Bu hesaplama yapılırken et
üretimi için kullanılan yem, ilaç, kimyasal
üretim, kesim, saklama, soğutma ve ulaştırma aşamalarının hepsi hesaplanıyor.
Aynı raporda et üretiminin ortaya çıkardığı sera gazının küresel iklim değişikliği
üzerinde olumsuz etkileri de vurgulanıyor.
Buna göre 1 kg dana eti üretimi 27 kg
CO2 sera gazı salınımına neden oluyor ve
bu km başına 200 gr CO2 salınımı yapan bir arabanın 135 km
gitmesiyle yapacağı etkiye eş değer olduğu belirtiliyor.
Yani yediğimiz içtiğimiz ve kullandığımız her şey için su gerekiyor. Yaşamamız için suya bu kadar muhtaç iken su kaynaklarının
kirlenmesine nasıl bu kadar duyarsız olunabildiği, bu konunun
tüm dünya devletlerinin en öncelikli konusu olmaması anlaşılabilir
bir durum değildir.
Son derece hızlı bir şekilde su kaynakları tükenirken insanların başına gelebilecek olası senaryolar dehşet vericidir. Su kaynaklarının
azalması nedeni ile küresel ve kitlesel göçler yaşanacağı, savaşların çıkacağı öngörülmektedir. İnsanlar tarafından üretilemeyen
yaşam kaynağı suyun bilinçli tüketilmesi ve kaynakların korunması
için son derece acil şekilde önlem alınması zorunludur.
Su hakkı konusu da burada devreye girmektedir. 1 Kasım 2014 tarihinde İrlanda’nın Dublin kentinde yaklaşık 150,000 kişinin katıldığı
“Su Hakkı” eylemi dünyanın dikkatini “Su Hakkı” ve su kaynaklarına
çekmeyi başardı. İrlanda’nın yaşadığı küresel kriz etkilerinden sonra ücretsiz olarak halkın kullanımına sunulan sudan ayrıca ücret
alınmaya başlanması binlerce insanı sokaklara döktü. Toplanan
vergilerden karşılanan su ücreti İrlanda’nın yaşadığı ekonomik sıkıntılar nedeni ile ücretlendirilmeye başlandı ve bu durum birçok
insanı zor durumda bıraktı. Su hakkı (Right2Water) her bireyin yeterli miktarda ve kaliteli suya erişim hakkı olduğunu kabul eden bir
anlayıştır. Bu hakkın sağlanması devletin en temel görevlerinden
biri olmak durumdadır.
Türkiye’de su hakkı kampanyasını yürüten bir kuruluş vardır. Bu
kuruluşun çalışmalarına http://www.suhakki.org/ sitesinden ulaşılabilir. Bu sitede yer alan imza kampanyasında şu cümleler yer
almaktadır:
“…Su hakkı anayasada belirtilen temel haklar arasında yer almalıdır. Sosyal devlet ilkesi gereği, su hizmetleri kamu hizmeti olarak
kabul edilmeli; herkesin yaşamsal faaliyetlerini sürdürebilecek miktarda ve kalitede suya ücretsiz ulaşması sağlanmalı, erişim hakkını
kısıtlayan bütün yasal düzenlemeler ve uygulamalar kaldırılmalıdır.
Suyla ilgili alınan kararlar toplumun tüm kesimleri tarafından katılımcılık ilkesiyle ve doğayı koruyan bir anlayışla gerçekleştirilmelidir…” Açıklamanın devamı için lütfen web sitesine girerek bu kampanyayı takip edip destek vermenizi ve bilgi edinmenizi öneriyoruz.
Su olmadan dünyada yaşamın devam etmesi olası değil, soluduğumuz hava gibi su olmadan yaşamayacak olduğumuzu bile bile
bugünden bireysel olarak önlem alarak yarını kurtarabiliriz.
SU KULLANIMINI AZALTMA ÖNERİLERİ
Su kaynaklarının korunması ve sürdürülebilir kullanımı için
gündelik hayatta kolaylıkla alınabilecek önlemler ise
şöyle sıralanıyor:
* Araba yıkarken kova ve sünger kullanarak, hortumla araba yıkama işlemi en
aza indirilebilir. Hortumla yıkama yılda
yaklaşık 550 litre su kullanımına eşittir.
* Bozuk musluklardan ve tuvaletlerden sızan su, evde kullanılan toplam
su miktarının yüzde 5’ini tutmaktadır.
Su tüketimini azaltmak için bozuk
olan musluklar ve tuvalet tesisatını
tamir ettirerek bu oran azaltılabilir.
* Diş fırçalarken, tıraş olurken ya da bulaşık yıkarken açık bırakılan musluk dakikada, yaklaşık 15-20 litre suyu boşa harcanmasına neden olur. Evde en fazla su tüketilen
yerlerden biri tuvalettir. Bir kişi yılda ortalama 49 bin
44
140 litre suyu tuvaletlerde tüketir. Yeni teknolojiler sayesinde
standart modellere kıyasla yüzde 60 daha az su tüketen
klozetler bulunmaktadır.
* Çamaşır suyu, atık maddelerin ayrılıp
çözülmesini sağlayan yararlı bakterileri
öldürür. Su kirliliğini azaltmak için çamaşır suyu mümkün olduğunca az
kullanılmalıdır.
* Evlerde kullanılan temizlik malzemeleri atık sularla birlikte nehirlere
karışır. İçinde fosfat bulunmayan ve
suda ayrışabilen temizlik malzemeleri
kullanılarak su kirliliğinin azaltılmasına
katkıda bulunulabilir.
* Evde su tasarrufu yapmanın bir başka
yolu da musluklara ve duş başlıklarına takılan ve su akışını azaltan, ancak su basıncını
artıran yeni sistemlerdir.
45
MERSİN DENİZ TİCARETİ
EKİM 2014
KISA KENT HABERLERİ
RÖPORTAJ
“O bir çiftin gözün
bana anlattığı şey,
aklımın çivisini
yerinden çıkarttı”
Mersin Deniz Ticareti Dergisi’nin ekim ayı konuğu IDDA (Uluslararası
Engelli Dalgıçlar Birliği) Türkiye Temsilcisi Bahattin Memişoğlu, dalış
sporu ve engelli dalışı hakkındaki sorularımızı cevapladı. Engelli dalışının özel bir deneyim olduğuna dikkat çeken Memişoğlu, ilk kez engelli
dalışı yaptığında hissettiklerini şu cümle ile özetliyor: “O bir çiftin gözün
bana anlattığı şey benim aklımın çivisini yerinden çıkarttı”
Sizi kısaca tanıyabilir miyiz? Denizle ilişkiniz ve dalış serüveniniz nasıl başladı?
Karmaşık bir kariyer yolculuğu ve karmaşık bir hayat yolculuğundan geliyorum.
Yaklaşık 17 yıl Deniz Kuvvetlerinde helikopter teknisyenliği, benim tabirimle helikopter tamirciliği ve uçuş teknisyenliği
astsubayı olarak görev yaptım. Hayatımda en önemli şey uçmaktı. 17 sene sonra
TSK’dan ayrılıp özel bir havacılık şirketinde çalışmaya başladım. Burada daha çok
idari ve büro işleri ile meşgul oldum. Dalış
hayatım bir rastlantı ile başladı. Günün birinde dalış eğitmeni olmaya karar verdim.
Eğitmen olduktan sonra dalış sporuna bakış açım, dalışla ilgileniş biçimim değişti.
2003 yılında kendi dalış merkezimi açtım.
Bu işle uğraşmaya ve bu yönde devam
etmeye karar verdim. 2005 yılında sualtı
eğitmen eğiticisi oldum. Artık yükümlülüğüm sadece dalıcıları suyla birleştirmek
değildi, dalıcı eğitmenleri yetiştirmek gibi
bir misyonum ve yükümlülüğüm de var-
46
dı. Avrupa platformlarında birtakım eğitim
sistemlerinde sırasıyla eğitmen eğiticiliği
ve yöneticiliğine kadar birçok yurtdışı çalışmam oldu, bu konuda deneyim sahibi
oldum.
IDDA’nın Türkiye temsilcisisiniz. IDDA
kimlerle çalışır, başka organizasyonlardan
destek alır mı? IDDA’daki çalışmalarınız
hakkında bilgi alabilir miyiz?
IDDA, (International Disabled Divers Association ) Uluslararası Engelli Dalgıçlar
Birliği, dalışı herkes için mümkün kılmayı
amaçlayan bir kuruluştur. IDDA Eğitimleri,
engelli bireylerin sualtındaki fonksiyonlarını geliştirip, bilinçsiz müdahalelerle
tahribat görmeden güvenli dalışlar yapabilmeleri için, engelli dalış eğitmenleri ve
engelli dalgıç adaylarını yetiştirmektedir.
IDDA, ilgili alanda faaliyet gösteren en iyi
dalış eğitmenleri, fizik terapi uzmanları,
doktorlar ve birliklerle birlikte çalışır. Dalış
alanında ticari birlik olarak, DRS (German
Wheelchair Association-Alman Tekerlikli Sandalye Birliği), BSNW (Disabled
Sport Association Of The Federal State
Of North Rhine-Westphalia- Kuzey RhineWestphalia Federal Bölgesi Engelli Spor
Birliği ile çalışmaktadır.
IDDA 2009 yılında Almanya’da kuruldu.
Şu anda Rusya, Mısır, Almanya, Belçika, Hollanda, İtalya, Sırbistan’da faaliyet
gösteriyor. Bunun yanında çok önemli
misyonlarından birisi de, Almanya’da ve
Hollanda’da birçok merkezde sualtı terapisi yapmayı öngören dalıcıları denize
indirerek ve onlara rehberlik yapmaktır.
Çok önemli çalışmalara imzalar atıyorlar.
Ben IDDA’nın Türkiye temsilcisi ve Global Eğitim Direktörlüğü de yapıyorum.
Eğitmen eğiticisi yetkisini taşıyan üç insandan biriyim. Bundan her zaman gurur
duydum. Aynı zamanda bu işlerin standartlarını ve kalite kontrollerini, o sistemin
47
MERSİN DENİZ TİCARETİ
EKİM 2014
kitabını, defterini ve eğitmenlerin el kitabını hazırlamak gibi bir görevim var.
IDDA Türkiye temsilciliği olarak bizler de
engelli dalış eğitmenleri ve engelli dalgıç
adaylarını yetiştiriyor, denizle buluşturuyoruz. Bugüne kadar 300’ün üzerinde
eğitmen yetiştirdim. Uluslararası Dalıcı
Yardımlaşma Ağı’nda Türkiye Eğitim Direktörlüğü yapıyorum. Orada da 200’den
fazla eğitmen yetiştirdim.
Engellilerle dalmak size ne hissettiriyor?
Eğitmenlik; insanları yetiştirmek, geliştirmek, insanların gözündeki ışığı görüp
onların koluna girerek bu yolda yürümelerini sağlamak... Bunlar son derece keyifli
işler. Ancak engelli dalışı bambaşka. Bir
gün bir engelli dalıcıyı suyla buluşturma
şansım oldu. O an o kişinin gözlerinde
neredeyse bütün duyguları hissettim. O
duyguya şükran, saygı, sevgi ne derseniz deyin. O bir çiftin gözün bana anlattığı şey benim aklımın çivisini yerinden
çıkarttı. O saatten sonra kendime dedim
ki “Ben bu işi yapmalıyım.” Bu iş önce vicdan sonra cüzdan gerektiren bir iştir. İşin
profesyonel yapılması için birtakım maddi
unsurlara tabi ki ihtiyacınız olacaktır. Engelli dalışta harcadığımız zamanın değerini maddi olarak hiç kimse ödeyemez.
Onların gözündeki duygu bize yetmektedir. Bugüne kadar yaptıklarımla çok gurur
duyuyorum.
Engelli bireylerde dalış sırasında karşılaşılan en büyük problemler nelerdir?
Hiçbir problem olmadığını açıkça söyleyebilirim.
Hayatımızda daha önceden yapmadığımız bir aktiviteyi, bir şeyi
yapmak için dört tane ayağa ihtiyacımız
var. Öncelikle doğru bilgiye ihtiyacınız
var. Çünkü doğru bilgi insanları korkularından ve önyargılarından uzaklaştırır.
Sonra doğru ekipmana ihtiyacınız var.
Ondan sonra doğru becerilere ihtiyacınız var. Son olarak ise doğru deneyime
ihtiyaç vardır. Bu dört ayak yere bastığı
anda yapamayacağınız hiçbir şey yoktur. Yani dünyanın en iyi dalgıcını da bu
metotla yetiştirirsiniz, en iyi motosiklet
sürücüsünü de bu metotla yetiştirirsiniz.
Aynı durum engelliler için de geçerli. Bu
bir eğitim metodudur. Onlara doğru bilgiyi verdiğin andan itibaren suya ilk aldığın
kişi kendisini hayatında hiç hissetmediği
kadar özgür hissediyor.
48
RÖPORTAJ
Bizim sorun yaşadığımız alan daha farklı.
Bizler daha çok, gönüllü başlığı altında
“mış” gibi yapan kişiler ve kurumlarla sorun yaşıyoruz. Aile entegrasyonu diyorsunuz ortada aile yok. Ailelerin önyargıları
var, korkuları var. Sualtının korkulacak bir
şey olmadığını, her işin uluslararası standartlarda yapıldığını görmeleri gerekiyor.
Faaliyetleri aile ile birlikte yaptığımızda
güven duyguları gelişiyor ve çocuklarını
korkusuzca sualtı dünyasına göndermeye sıcak bakabiliyorlar.
Ayrıca bakıyorsunuz, dalış için engellileri
su kenarına kadar götürecek kişiler yok.
Bizim ülkemizde bu işler genellikle mesaiden kaçma faaliyeti olarak görülüyor.
Sonra ekiple beraber ortada kalıyoruz.
Benim çocukları soyunma odasında giydirecek insana ihtiyacım var. “Gönüllülük”
meselesinin gerektiği gibi işlemesine ihtiyacımız var.
Engelli bireylerin bu konuda çabalarını nasıl değerlendiriyorsunuz?
Sualtı dünyası bir engellinin, diğer insanlarla eşit olduğu çok nadir yerlerinden birisidir. Doğru ellerde yapıldığında engelli
bireylerin motivasyonun daha üst seviyelerde olduğunu görmekteyiz.
Türkiye’de destek aldığınız kurum/kuruluş
var mı?
Birkaç tane yerel yöneticiden destek aldım.
RÖPORTAJ
IDDA Türkiye, engelliler gününde ya da
engelliler haftasında düzenlenen etkinliklerde yer almayı reddediyor. Gerekçesini
okurlarımızla paylaşır mısınız? Bu, IDDA
Türkiye olarak benimsediğiniz bir hareket tarzı mı, yoksa IDDA’nın genel olarak
böyle bir prensibi mi var?
Bu ülkede üç senedir eğitimler yapıyorum
ve Global Eğitim Direktörüyüm. Ben bu
ülkede yönetici olduktan sonra şuna karar verdim: Herhangi bir kurum, kuruluş,
organizasyona davet ederse gitmiyorum.
Mesela Engelliler Haftasında yapılan organizasyonlara gitmiyorum. Eğitmenlerimin de gitmesine müsaade etmiyorum.
Çocukları alalım, havuzun içine sokalım.
Sonra bağışları toplayalım. Sonra da ortadan kaybolalım! Bize göre böyle bir
hayat yok. IDDA Türkiye şimdiye kadar
buna alet olmadı, bundan sonra da alet
olmayacaktır.
Bildiğimiz kadarıyla, oldukça özel bir projeniz oldu. “Engellilerle birlikte açık denize çıktınız ve Mısır’a gittiniz.” Bu fikir nasıl
oluştu? Bize bu konuda bilgi verebilir misiniz?
Ben bu işe başlarken devamlılığı olan
projeler üzerinde çalışmaya başladım.
Geçen sene mayıs ayında iki buçuk ay
havuz çalışması yaptıktan sonra kendi
imkanlarımızla bu işleri gerçekleştirdik.
Bazı hocalarımla birlikte, kendi maddi
kaynaklarımızla bir grup dalıcı ile birlikte Mısır’a gittik. Açık deniz dalışlarını
Mısır’da gerçekleştirdik. Altı dalış yaptır-
dık. Sertifikalı dalış yaptık.
Ancak daha sonra götürdüğümüz dalıcı
sayısı nedeniyle bu konuda eleştiri de aldık. Ben holding sahibi değilim, bir dalış
işletmesi sahibiyim. İmkanlarım elverdiği ölçüde, bu kadar yapabildim. Bunun
yapılabilir olduğunu herkese göstermiş
olduk. Ben kendi paramla bunu yapabiliyorsam Türkiye’de birçok dernek çatısı
altında bulunan topluluk da bunu ve daha
fazlasını yapabilir.
Türkiye’de sportif dalışın geleceğini nasıl
görüyorsunuz? Bu konuda görüşlerinizi
alabilir miyiz?
Bu ülkede her alanda olduğu gibi sportif
dalışta da batılı meslektaşların seviyesinde olabilmek önemli. Bu nedenle sportif
dalışın geliştirilmesi gerekli. Entegrasyon
dediğimiz bir mekanizmaya ihtiyaç var.
Bu işin doğru yönetilmesi Avrupa’da nasıl yapılıyor buna bakılmalıdır. Denetleme
mekanizması doğru işlemelidir. Uluslararası normların geçerli olması gerekmektedir. Ofiste oturarak sahaya çözüm bulmak
zordur. Avrupa’da ki meslektaşların tabi
oldukları ticaret serbestliğine bizler tabi
değiliz. Bizim en önemli sıkıntımız, Avrupa’daki meslektaşlarımızın seviyesine
gelecek kural, kanun ve yönetmeliklerin
yokluğudur.
Geçtiğimiz haziran ayında, Gençlik ve
Spor Bakanlığı, Mersin Dalış Merkezi
Spor Kulübü ve Mersin Mezitli Lions Kulübü işbirliğinde ve Mersin Deniz Ticaret
Odası sponsorluğunda düzenlenen ‘Engelsiz Nefesler’ projesine destek verdiniz.
Burada önemli bir konuya dikkat çekmiş
ve sadece bizim bölgemizde değil, genel olarak tüm Türkiye’de, büyük paralar
harcanarak tesisler yapıldığını, ancak bu
tesislerde/ engelliler için bir düzenleme
olmadığını söylemiştiniz. IDDA’da bu işin
standardizasyonunu belirleyen kadroda
yer alan biri olarak; ülkemizde bu konuda
planlama eksiklerinin neler olduğu ve bu
eksiklerin neden kaynaklandığı konusunda neler söylemek istersiniz?
Bizim ülkemizde genellikle işe göre adam
değil, adama göre iş uydurulur. Bu alanda yetkin insanlar; danışmanlık görevi
alabilecek insanlar bir tarafta dururken,
ahbap-çavuş ilişkisi ile işler yürütülürse ortaya olumsuzluklar çıkar. 1 milyar
dolarlık havuz yapılıyor, üst tarafı fitness
salonu. Çok büyük bir tesis. Tesisi herkese açık hale getirmişler. Engelli bireylerin
hepsi girip çıkabilir diyorlar. Büyük bir tezat var ortada. Tesiste engelli asansörü
bulunmuyor, engelli havuza nasıl gelecek
bunu kimse bilmiyor. Engelliler, engelli
rampalarında çok büyük zorluklar yaşıyor.
Bu işler göründüğü kadar zor değildir. Engelli bireyler kimsenin yardımına ihtiyaç
duymadan istedikleri yerlere gidebilmelidir. Havuzun içerisinde bunlar sağlanmadıktan sonra engelli bireyler için hiçbir şey
yapılmamış demektir.
Mersin’e çok teşekkür ederim. Mersin Dalış Merkezi’nde benim yetiştirdiğim kişiler
var. Mersin’de çok güzel işler yapılıyor.
Çünkü iyi niyet ve bilgiye saygı var. Şov
adına bir şeyler yapılmıyor. Önemli olanlar
da bunlar. Şu anda Mersin, IDDA Türkiye
için pilot bölgedir. Mersin halkına, Mersin
Büyükşehir Belediyesi’ne, Mersin İl Spor
Müdürlüğü’ne de buradan şükranlarımı
sunuyorum. En iyi destek gördüğümüz
yer Mersin.
Son olarak Mersin Deniz Ticareti dergisi
okurlarına neler söylemek istersiniz?
Mersin Deniz Ticaret Odası’na öncelikle
röportaj için, sonra da Mersin’deki organizasyonlarımıza sahip çıktıkları için
teşekkür ederim. Mersin Deniz Ticaret
Odası ve Mezitli Lions Kulübü ile yaptığımız organizasyonda çok büyük bir ilgiyle
karşılaştık. Demek ki Mersin, sosyal farkındalığı olan bir kent. Mersin’e baktığımda ben bunu görüyorum.
“Engelsiz Nefesler” organizasyonunda
Mersin Deniz Ticaret Odası’nın ve Mezitli
Lions Kulübünün bize göstermiş olduğu
ilgi ve alakaya kendim ve tüm ekibim adına çok teşekkür ediyorum. Başka organizasyonlarda da Mersin’e gelmeyi diliyorum.
Okurlarınıza tek söyleyeceğim şey;
“mavi”den uzak kalmamalarıdır. Hayat
mavidedir. Kendilerine bir iyilik yapsınlar ve sualtı dünyasının güzelliklerinden
faydalanmak için hemen ellerinin atında
duran, mavinin aşağısıyla ilgilenmeye
başlasınlar.
49
MERSİN DENİZ TİCARETİ
EKİM 2014
MERSİN CHAMBER OF SHIPPING
PORT OF
MONTH OF
PORT STATISTICS
CARGO MOVEMENT - INWARDS/ OUTWARDS
LOADED (IN TONS)
COMMODITIES
DOMESTIC
EXPORT
: MERSİN
: AUGUST-2014
DISCHARGED (IN TONS)
TRANSIT
TRSHPMNT TOTAL
COMMODITIES
DOMESTIC
IMPORT
TRANSIT
TRSHPMNT TOTAL
CEMENT5.903 83.953 330 90.185 CEMENT471471
CEREALS
4.039 CHEMICALS
15.882 96 66 20.083 CEREALS
298.323
81
427
298.831
74.069
1.866 311 76.246 CHEMICALS
170.065
5.199
601
180.515
4.650
CITRUS46 46 CNTR26.21526.215
CNTR24.203 24.203 CONST. MACHINERY1.205
1.2122.417
CONST. MACHINERY372 372 COTTON8.6988.698
COTTON3.785 223 4.008 FERTILIZERS16.230
151
11
16.392
FERTILIZERS
2.232 22 11 2.265 FOOD STUFF
63.814
5.331
57
FOOD STUFF
100.482 5.240 190 105.913 FROZEN MEAT
840
2.911
69.202
3.751
FROZEN MEAT159 159 FRUITS12.971
32.718
26
45.715
FRUITS
6.170 208 6.378 GENERAL CARGO
197.314
20.883
GENERAL CARGO
179.498 13.192 194.593 GLASS
9.924
209
1.527 377 4.905
1.714
224.814
10.133
GLASS11.854 193 12.047 LEGUMES121.062
885121.947
LEGUMES12.882 44 12.926 MACHINERY9.274
1.04610.319
LIVE STOCK229229 MINERALS53.15753.157
MACHINERY4.825
605 26 5.455 PETR.PRODUCTS385.107
304434.090
MINERALS158.721 268 158.989 RICE48.679
22.684
1.93324.617
PETR.PRODUCTS
5.170
105.411 110.581 SUGAR2.220
1252.345
RICE6.708 165 6.873 TEXTILE56.517
3.129
178
SODIUM CARB.25.03225.032 TIMBER5.319
546
231
6.095
SUGAR
349 522 870 VEGETABLE OIL
36.201
53
1.173
37.427
TEXTILE33.944 843 677 35.464 VEHICLES4.536
3.4838.019
TIMBER854 396 62 1.312 VEGETABLE OIL10.720 97 10.817
VEHICLES1.786 461 2.247 TOTAL
16.639
839.962
48.972 1.721 907.294 TOTAL
58.234
1.475.929
106.414
TOTAL (LOADED & DISCHARGED) = 2.552.289 TONS
LOADED
num.
D+E+T TRSHPMNT TOTAL
DISCHARGED
D+I+T
num.
TRSHPMNT TOTAL
13.95535
13.99010.186128
627 0
627 6.2930
11.85059
11.90916.056100
5.6840
5.6843.0730
25.80594
25.89926.242228
6.3110
6.3119.3660
37.655153 37.80842.298328
11.9950
11.99512.4390
32.11694
32.21035.608228
49.650153 49.80354.737328
50
PASSENGER SHIP
G. TOTAL
num.
10.31424.304
6.2936.920
16.15628.065
3.0738.757
26.47052.369
9.36615.677
42.62680.434
12.43924.434
35.83668.046
55.065104.868
4.419
1.644.995
25
Download

Deniz Ticareti Dergisi Ekim 2014 Sayısı