MART 2014
54.sayý
Tasavvuf Kültürü Dergisi
sâmiha ayverdi
EDÝTÖRDEN...
“Ýzinden, gözünden, sözünden, özünden Allah ayýrmasýn.
Ey Hakk’ý bildiren, ona götüren, perdeyi kaldýrýp onu
gösteren…Hakk’ýn var olduðunu, varlýðýn Hak olduðunu,
görünenin gösteren, gösterenin görülen olduðunu bildiren!
Bu dünyâda, o dünyâda, Allah senden ayýrmasýn…”
Sâmiha Ayverdi, Hancý
Ýnþaallah çok beðeneceðiniz yeni sayýmýzla huzurunuzdayýz. Efendim, bu sayýmýzýn
konusu, bir Osmanlý hanýmefendisi, son derece ileri görüþlü bir Türk kadýný, bir
mütefekkir ve yazar. Yazýlarý ve kitaplarý ile yýllarý, çaðlarý etkileyen bir Allah
sevgilisi… Kýymetli hocasý Ken’an Rifâî Hazretleri’nin deðerli öðrencisi ve elbette
çok müstesnâ öðrenciler yetiþtiren, hizmet ehli, çok özel bir öðretmen Samihâ
Ayverdi, Samihâ Annemiz…
Ýtiraf etmeliyim ki bu giriþ yazýsýný yazmak son derece zor. Türkçeyi en iyi kullanan
bu özel öðretmen karþýsýnda insanýn dili tutuluyor, kalemi kýrýlýyor. Onun için bu
sayýnýn giriþi, O’nun en çok sevdiðim þiir kitabýndan aldýðým þiirlerinden biriyle
olsun istedim. Kendisinin sonsuz hoþgörüsüne ve mâneviyatýna sýðýnarak,
hoþgeldiniz demek istiyorum. Bu kadar özel bir sayýda sürçü lisan ettiysek, lütfen
hatýrlayýnýz: Tüm kusur ve eksiklikleri bizlere, tüm güzellikler derginin sahibine
aittir.
Ýnþaallah o güzel sultanlara lâyýk evlâtlar olabilmek niyazýyla Mart 2014 sayýmýza
hoþgeldiniz efendim….
Yosun MATER
SOHBETLER
Sâmiha Haným:
-Görmek için aklýn bir yardýmý olmuyor. Belki aþk erbâbý için, ‘her ne makama
geldim ise aþk ile geldim!’ kaidesi hâkim...
- "Evet ama, bu yolda faydalý olmayan akýl, dünya aklýdýr. Aslýnda akýl, büyük
þeydir. Akýl mertebesi büyük mertebedir."
Semîha Haným:
-Cebrâil'in temsil ettiði akýl, akl-ý kül deðil midir?
- "Evet... fakat akýldan da büyük mertebe vardýr. Cebrâil'in temsil ettiði ilâhî akýl
ise, akýlsýzlýðýn hududuna kadar geliyor ve ‘Bir adým daha atarsam yanarým’
diyor. Fakat Rûh-i Muhammedî ‘Ko, yanarsam ben yanayým!’ diyerek Cebrâil'i
geride býrakýp Sidretü'l-müntehâdan ileri geçiyor."
(Ken'an Rifâî, Sohbetler, Kubbealtý Neþriyâtý, 2000, s. 92)
**********
Sâmiha Haným:
- Bilmenin âlâ derecesi nedir?
- "Bilmemektir. Bilmem diyen öðrenir. Bilirim diyene ne söylenir?"
(Ken'an Rifâî, Sohbetler, Kubbealtý Neþriyâtý, 2000, s. 92)
**********
Sâmiha Haným:
-Herkese olan tecellî, kendi aynasýnýn cilâsý ölçüsünde midir?
- "Ýþte, herkes bakar bir an görür, bu demektir. Herkes mâþuktan bir türlü zevk
alýr ve onda görebildiðine hayran olur. Meselâ kimi karanlýkta filin hortumunu
tutmuþ, ‘Fil boru gibidir!’ diyor. Kimi kulaðýný
yakalamýþ, ‘fil yelpaze gibidir!’ diyor. Kimi bacaðýný yakalamýþ, ‘Fil, sütun gibidir’
diyor. Halbuki güneþ doðup fil görünür olunca, hepsi de zan ve hükümlerinden
dolayý hayrete düþüyorlar. Ama aslýna bakýlacak
olursa, bunlarýn zanný da büsbütün yanlýþ deðildir. Çünkü onlar filde ne gördülerse
ancak onu dile getirebildiler. Halbuki fil, yalnýz bu vasýflardan mý ibarettir?
Meselâ Azîz Efendi Mýsýr'a gitti. Ona, ‘Mýsýr nasýl bir yerdir ve orada neler vardýr?’
diye soracak olsanýz, size, camilerinden, tekkelerinden, türbelerinden bahsedecektir.
Halbuki dünyâya sâdece eðlence ve zevk gözlüðü ile bakan bir baþka kimseye
sorsanýz, size, barlardan, pavyonlardan, kadýnlardan bahsedecektir. Münevver
bir cemiyet adamýnýn nazarlarý ise, kütüphaneler, konferanslar ve toplantýlar
üstünde dolaþacaktýr. Fakat bunlarýn hiçbiri, tamâmiyle Mýsýr'ý tanýmýyor demektir.
Ancak memleketin yerlisi olan bir kimse, size, hem camilerinden hem tekkelerinden
hem barlarýndan hem kültür faaliyetlerinden bahsedebilir. Ýþte bu küllî kavrayýþ,
her ismi kendinde toplayýp birlemiþ olan kâmil insanýn hâli gibidir."
(Ken'an Rifâî, Sohbetler, Kubbealtý Neþriyâtý, 2000, s. 96)
**********
Sâmiha Haným:
- Hazret-i Mevlânâ da tavýrlarý izah ederken, herkesin bir tavrý olduðunu, ancak
insan-ý kâmilin bütün tavýrlara birden sahip bulunduðu anlatýr.
- "Evet, kâmil insan demek, bütün âlem demektir.
(Ken'an Rifâî, Sohbetler, Kubbealtý Neþriyâtý, 2000, s. 96)
**********
Sâmiha Haným:
- Hadîs-i þerifte ‘Ýnsanlar arasýnda en þiddetli belâya dûçâr olanlar nebîlerdir.
Sonra onlara yakýn olanlar sonra da bu yakýnlara yakýn olanlar gelir’ buyruluyor.
Hamlarýn tahammülü olmadýðý için mi bu böyledir?
- "Tabiî... pek çok kimse vardýr ki en küçük sýkýntý karþýsýnda þikâyet ve feryâda
baþlar. Çünkü ýztýrâba tahammül edecek olgunluða sahip olmamýþtýr. Onun için
en büyük belâ en üst derecede olanlara verilir."
Sâmiha Haným:
- Daðýna göre kýþ...
- "Evet, daðýna göre kýþ. Bilmiyor musunuz, Resûlullah Efendimiz ‘Hiçbir peygamber
benim kadar ezâ çekmemiþtir!’ diyor."
(Ken'an Rifâî, Sohbetler, Kubbealtý Neþriyâtý, 2000, s. 109)
“Sâmiha Anne’nin bize öðrettiði
en güzel þey, tevhiddi”
Bu ay, mutasavvýf ve mütefekkir Sâmiha
Ayverdi’nin Hakk’a yürüyüþünün 21.
yýldönümünü idrak ediyoruz. Bu vesileyle
kendisinin yetiþtirdiði en kýymetli
talebelerden biri olan Cemâlnur Sargut ile
onun edebî ve mânevî þahsiyeti üzerine
sohbet ettik.
cemâlnur sargut’la söyleþi
Müge Doðan: Sâmiha Ayverdi, farklý
yönleriyle tanýnýyor. Osmanlý
hanýmefendisi olarak, edebiyatçý, Türk dili
uzmaný, tarihçi ve mutasavvýf olarak
tanýnýyor. Onu bütün yönleriyle
deðerlendirebilir misiniz?
Cemâlnur Sargut: O, her þeyden önce
mürþitti. Gerçek mürþid-i kâmiller dâhî
olduklarý için, bütün söylediðin özellikleri
üstlerinde taþýrlar. Yani kim ona baksa “bu
benim anladýðým branþta en üstün seviyeyi
gösteriyor” der. Sâmiha Anne’de de bunu
görmek mümkündü. Çünkü hakikaten çok
iyi bir edebiyatçý, çok iyi bir Türk dil uzmaný,
çok iyi bir tarihçi -ayný zamanda-, lisana
hâkim, Arapçaya ve Farsçaya çok hâkim,
mürþidiyle olan iliþkisinden dolayý
müridlerini nasýl eðitmesi gerektiðini çok
iyi bilen bir öðretmen, hâl ehli bir insân-ý
kâmildi. Yani, ne ararsan onda vardý. Ama
ona sorsan bunlarýn hepsinin sadece
dünyaya gelmekteki birer vazifesi olduðunu
ve Allah’ýn ona vermiþ olduðu lûtuflarýn
göstergesi olduðunu söyler ve kendini “kuþ
daða konmuþ, ne daðýn bunda bir tesiri
olmuþ ya da daða bir eklenme olmuþ, ne
de kuþa bir faydasý olmuþ” diye anlatýrdý.
Yani, “ben âleme geldim, vazifemi yaptým”
derdi her zaman. Methettiðin zaman da,
hep Þeyh Galip’in þiirini hatýrlatýrdý, “þu
dünyada zerrece itibârým varsa sendendir
efendim” diye… O, efendisinin kalemi
gibiydi. Bence efendisinin aynýsýydý. Hiç farký
yoktu.
Müge Doðan: Yol arkadaþlarý kimlerdi?
Özellikle Meþkûre Anne ile olan
iliþkisinden biraz bahsedebilir misiniz?
Cemâlnur Sargut: Annemle inanýlmaz bir
yakýnlýðý vardý. Çünkü annem ve Sâmiha
Anne, Efendi’nin dizi dibinde yetiþmiþ iki
hanýmdýlar. Daha sonra Türkân Abla
(Erkmen) buna eklenmiþ, bir süre de Nezihe
Araz, efendimin yanýnda öðrencisi olmuþ.
Bu hanýmlar, onun vasiyetinde geçen
hanýmlardýr. Efendimin Semiha Cemâl
Hanýmefendi’ye olan düþkün-lüðünü,
çünkü onun verdiði her þeyi kapan en
kýymetli öðrencisi olduðunu biliyoruz. Nazlý
Anne’ye olan aþýrý düþkünlüðünü de
biliyoruz. Çünkü Nazlý Anne, hakikaten
efendimin “ölmeden önce ölü görmek
isteyen Nazlý’ya baksýn” dediði, sanki
Peygamber’in yanýndaki Hz. Ebûbekir
makamý gibi bir makamý anlatýyordu.
“Sâmiha Anne, vakýf ve
dernekleri tekkeler gibi
iþletti; insanlara ahlâk ve
tasavvuf öðretti.”
Bence Sâmiha Anne, Hz. Ömer gibi adâlet
sahibi, Hz. Ali gibi ilim sahibi bir sultandý.
Annem ise sanki Nazlý Annemin aksiydi,
yansýmasýydý; Nazlý Annemin vefâtýndan
sonra ben Nazlý Anne’yi annemle yaþadým.
Annem, gerçekten ölmeden önce ölü
makamýydý. Ölmenin diriliðiyle yaþayan ile
ezelden diri olan iki diri birleþince de ortaya
bir þâheser çýkýyordu. Çünkü onlar, ikisi
birlikte yaptýklarý her iþte çok baþarýlý oldular.
Her yaptýklarý, insanlýk âlemine örnek oldu.
Anneme Sâmiha Annem tarafýndan sohbet
görevi verildiði için, annem efendimin
vefâtýndan sonra hemen sohbete baþladý.
“Elli küsur senedir sohbet etmek nasip oldu
bana” diye anlatýrdý vefât etmeden önce.
Sâmiha Anne, bu sohbetlerin çoðuna katýldý.
Türkiye’nin en problemli zamanlarýnda bile
sohbeti kesmedi Sâmiha Anne… Çünkü
“irþad, sohbetle olur” derdi her zaman. Zikir
kesildi. Belli ritüelleri kesti Sâmiha Anne.
Tekkenin eski klasik gidiþâtýný deðiþtirdi. Vakýf
ve dernekleri tekkeler gibi iþletti. Ýnsanlara
ahlâk ve tasavvuf öðretti. Bütün bunlarý yaptý
ama sohbetleri hiç kesmedi.
Müge Doðan: Kendisi bizzat sohbet yapar
mýydý?
Cemâlnur Sargut: Kendisi bizzat sohbetlere
gelirdi. Annemin sohbetlerine… Annemi
dinlerdi, ondan sonra hâtýralardan bir-iki þey
anlatýr ya da araya bir-iki cümle eklerdi. Fakat
annemin sözünü de hiçbir zaman kesmezdi.
Ýnanýlmaz bir birlik ve beraberlik vardý
aralarýnda. Birbirlerine sonsuz bir hürmet ve
saygý vardý. Sâmiha Anne, anneme yazdýðý
her mesajda, onda Allah’ýn tecellisi olduðunu,
onun ezelî sevgililerden olduðunu yazmýþtý.
Bütün ihvana annemin önemini anlatmýþtýr.
Annem ise hayatý boyunca Sâmiha
Annemin bayraðýný taþýdý ve her zaman
“Sâmiha Anne sevilmeden Efendi sevilmiþ
olamaz” diye anlattý. O, efendisini anlatan,
efendisini öðreten ve efendisini yaþayana
müteþekkirdi. Nasýl Efendi’de Allah’ý
seyretmiþse, Sâmiha Anne’de de Allah’ý
seyretti. Annem, gördüðünü bilen, tanýyan
ikinci adamdý. Hz. Ebûbekir, Peygamber
olmadan bir iþe yaramaz, Peygamber için
de Ebûbekir ‘in þahadeti ne kadar
gerekliyse annemle Sâmiha Anne iliþkisi
de aynen öyleydi.
cemâlnur sargut’la söyleþi
“Ülkemde birliðin nasýl
korunacaðýný anlatmaya
çalýþýyorum. Çünkü bu,
efendimin yolu; bu,
Sâmiha Annemin yolu;
bu, annemin yolu…”
Müge Doðan: Sâmiha Anne’nin dâvâsý
neydi hocam?
Cemâlnur Sargut: Biz Sâmiha Anne’den
dâvâ adamý olmayý öðrendik. Ama bugün
anlatýldýðý gibi bölünmeyi, bir taraf tutmayý
filan öðrenmedik. Biz dâvâ adamý olup nasýl
birleþtirmemiz gerektiðini öðrendik Sâmiha
Anne’den… Bugün ben de ayný þeyi
yapmaya çalýþýyorum. Bugün maalesef
bölüm bölüm bölünen ülkemde birliðin
nasýl korunacaðýný anlatmaya çalýþýyorum.
Bu yüzden de eleþtiri alýyorum. Bu yüzden
de öðrencilerimden dahî eleþtiri alsam da
benim yolum bu, ben bundan
vazgeçmeyeceðim. Çünkü bu, efendimin
yolu; bu, Sâmiha Annemin yolu; bu,
annemin yolu. Bu yolun içinde af var, sevgi
var, kucaklamak var, birleþtirmek var. Ýki
taraf varsa iki tarafa da hürmet etmek var.
Biz aralarýndaki meseleleri bilmiyoruz. Biz,
bir taraf olamayýz. Biz, bîtarafýz. Bu þekilde
ancak Allah’a ulaþýrýz. Sâmiha Anne, bize
bunu öðretti. Evet, o bir taraftý. Ama ayný
zamanda bîtaraftý. O kalbiyle bir taraftý,
ama vücuduyla bîtaraftý. Bize birlik,
beraberlik, el ele vermeyi öðretti.
Ben þimdi –çok þükür- aile içi birliðimizin
yavaþ yavaþ kurulduðunu da görüyorum
ihvan içerisinde. Bunun Sâmiha Anne’yi
de çok memnun ettiðini düþünüyorum.
Herkesin arasýnda problemler olabilir. Ama
muazzam bir aileyiz. Ve güzel bir birliðiz.
Biz, birliðimizi korumazsak cemaatler,
dünya, hiçbir þey birliðini koruyamaz. Bu
yüzden Sâmiha Anne’nin bize öðrettiði en
güzel þey, tevhiddi, her þeyi sevmekti, her
þeye hürmet etmekti. Hiçbir þeye yan gözle
bakmamak, önemsiz gibi kabul etmemekti.
Sivrisineðin bile önemli olduðunu bize
öðretti. Çocuða hürmetin önemli olduðunu,
gençliðe çok emek vermek gerektiðini
öðretti. Maalesef bugün problemlerin
gençlikte olduðunu görünce, gençliðe ne
kadar az deðer verdiðimizi, ne kadar az
ahlâklý yetiþtirdiðimizi görüyorum. Bu ay
kadýnlar günü kutlanýyor. Bu diþiler günü
deðil, kadýnlar günüdür. Yani dâvâ sahibi
olan, gerçek er kadýnlarýn günüdür. Eðer
böyle bir kadýn günü mutlaka kutlanacaksa,
hiç olmazsa er kadýnlar anýlsýn diye
düþünüyorum. Onun için de Sâmiha Anne
anýlmalý diye düþünüyorum.
“Sâmiha Anne, bütün
âlimleri kendi kaleminin
içinde taþýyordu.”
Müge Doðan: Hocam okuduðunuz ilk
Sâmiha Ayverdi kitabý hangisiydi?
Cemâlnur Sargut: “Batmayan Gün” beni
yerden yere vurdu. Aklýmý baþýmdan aldý.
“Bu nasýl bir kitap!” dedim. Ben, çok küçük
yaþta okumaya baþladým. Üçüncü sýnýftan
itibaren Türk klasiklerini gayet rahat
okuyordum. Hattâ bazý kitaplarý
yasaklamýþtý annem, çok aðlýyorum diye…
Onlarý gizlice yataðýn içinde okurdum. Orta
1’e geldiðimde de Batý klasiklerine
baþlamýþtým. Dostoyevski’nin Karamazov
Kardeþler’ini filan orta 1’de okudum. Defter
tutar, þahýslarý yanýna iþaretler, -kim
olduklarýný unutmayayým diye- öyle
okurdum. Dolayýsýyla Sâmiha Anne’yi
okumaya baþladýðýmda lisede, hemen
hemen bütün dünya klasiklerini
okumuþtum. Günde bir kitap filan
bitirirdim. Öyle okurdum… Sâmiha Anne’yi
elime geçirdiðim an, artýk hiçbir þey
okuyamayacaðýmý anladým. Çünkü o, bütün
öðrendiklerimin, bildiklerimin, bütün
felsefecilerin son noktasý gibiydi. O, bütün
âlimleri kendi kaleminin içinde taþýyordu.
Bilgeliðiyle bütün âlimlerin bilgeliðini,
kalemiyle de bütün edebiyatçýlarýn kalemini
taþýyordu. Bu yüzden o, son âlimdi. Yani
son mühür gibi bir þeydi Sâmiha Anne.
O bakýmdan da Batmayan Gün beni vurdu
geçti. Nasýl bir kitaptý bu? Enteresan olaný,
tasavvufî ve dinî eserler çoktu. Mesnevîler,
Fususu’l Hikemler, Fütuhat-ý Mekkiyeler…
Ama onlarýn hepsinin özetini roman gibi
vermesi ve insanlara onlarý sevdirmenin
yolunu romanýn hikâyeleri arasýnda
anlatmasýydý.. Bu muazzam bir dehâ diye
düþünmüþtüm o zaman. Hattâ Kerim Bey,
efendimi temsil ediyordu orada. Oðlum
olursa adýný Kerim koyacaðým diye karar
verdim. Benim hayatým hep K harfi ile geçti.
Çok þükür Allah bana bir oðul verdi. Belki
isminin yüzüsuyu hürmetine vermiþ olabilir
yani.
Müge Doðan: Peki, gençlere tavsiye
edeceðiniz Sâmiha Ayverdi kitaplarý
hangileridir?
Cemâlnur Sargut: Gençlere tavsiye
edeceðim çok kitabý var. Meselâ gençlerin
hiç tarih bilgisi olmadýðý için “Türk Tarihinde
Osmanlý Asýrlarý”ný çok tavsiye ediyorum.
Osmanlý pâdiþahlarýný bu kadar doðru bir
bakýþla, bu kadar objektif bir bakýþla
tanýmalarý açýsýndan çok önemli bir eser.
Maalesef insanlar kendi tarihlerini
bilmiyorlar. Gene Sâmiha Anne þöyle derdi:
“Keþke bilsek… Bilsek, kimse bizim
önümüzde duramaz. Ama biz bilmiyoruz.
Onun için de kendimizi savunamýyoruz.”
Onun için ben gençlere ilk önce “Türk
Tarihinde Osmanlý Asýrlarý”ný tavsiye
ediyorum.
Sonra tabiî beni en etkileyen – biraz
gençlerin özelliklerine göre; eðer aþk taraflarý
hâkimse, “Yusufçuk”, “Dile Gelen Taþ”,
“Hancý” ve “Mâbedde Bir Gece”yi tavsiye
ediyorum. Eðer tasavvufla ilgili bilgi edinmek
istiyorlarsa “Yaþayan Ölü”, “Batmayan Gün”,
“Yolcu Nereye Gidiyorsun”, “Son Menzil” ve
“Ateþ Aðacý” gibi kitaplarýný tavsiye
ediyorum. Ama Türkiye’yi, ayný zamanda
tasavvufu, ayný zamanda Türkiye’nin devir
devir ne hâller geçirdiðini görmek
istiyorlarsa, “Ýbrahim Efendi Konaðý” gibi
daha sonradan yazmýþ olduðu ve küçük
hikâyeler içerisinde anlattýðý diðer kitaplarýný
tavsiye diyorum. Ama benim için, hangisini
okurlarsa okusunlar, hepsinin içinde hem
tarih, hem ilim, hem tasavvuf, hepsini
bulacaklardýr.
Müge Doðan: Teþekkürler..
.
SÂMÝHA AYVERDݒNÝN
‘HANCI’SINDAN...
Aðlasam, ah aðlayabilsem… ama ne mümkün!
Sanki bir muhârebe sonu, bir mütâreke günü yorgunluðu içindeyim. Fakat ben, iðreti
barýþ deðil, mutlak sulh isterim. Hedef bu: Zafer ve barýþ.
Yârabbî, imdad yolla. Beni maðlûb etme!
Mâdem ki elime Tevhîd bayraðýný verdin, bunu yere düþürtüp nefsim düþmanýna
çiðnetme!
Tundan tuna gitmeyi, renkten renge girmeyi, senden deðil derlerse, ya ben kimden
öðrendim?
Yetmiþ iki milletle, yetmiþ türlü mezheple, izzet zillet mihnetle, vahdet kesret hicretle,
hasret hasret hasretle haþýr neþir olmayý, senden deðil derlerse, ya ben kimden
öðrendim?
Çin’deyim, Hind’deyim, her yerdeyim ben. Ölenle ölürüm, kalanla kalýr. Aðlayana
yüzüm yok, güzelnleyim ben. Daraðacýnda katilleyim. Mahkemede mücrimle. Kendim
de þaþarým, kaç parçayým ben?
Þahbaz gibi bulut deler, kötürümle sürünürüm. Bir âþýkýn göz yaþýnda, yanýndayým
ben.
Þebnem þebnem asýlýrým günlere gecelere… Ýplik iplik dolanýrým seslere hecelere..
Zamân içre duraðým yok, mekânsýzým ben.
Hod, müþkülüm. Kadîm’denim, bilmeceyim ben. Melek, þeytan, âciz kalmýþ, bilememiþ,
çözülmedik bilinmedik muammâyým ben…
BEN SADE
SANA
YENÝLMEK ÝÇÝN
GELDÝM
Söze seneler evvel diye baþlayacaktým
ki bu ifadeyi çok eksik buldum anacýðým...
Çoook çoook seneler evvel desem daha
hakkaniyetli olacak sanýrým.
Evet, iþte o kadar uzun zaman önce ben
genç bir kýzken okumuþtum Yusufçuk’
taki derûnî halleþmeni... Hatta yazdýklarýnýn derin mânâlarýný anladýðýmý
zannederek gözlerimden inen yaþlar da
eþlik etmiþti her kelimesine! O zaman
da yine bugünkü gibi kendimi O’nunla
söyleþirken bulmuþtum...
Ey Güzel Allah’ým! Seni çok sevmek
istiyorum! Ne olur beni bekletme!
Yalvarýrým vaktimi zâyi etme! Tez ver
dileðimi! Tez ver murâdýmý...
bengü
Sanki isteyip istememek elimdeymiþ
gibi yalvarýrdým... Daha çocuk denecek
yaþta olmama raðmen bu dileðimin
yerine gelmesi için bir diyet vermem
gerektiðini biliyordum. Ama ilmen...
“Beni sevmenin diyeti candýr!”
O zaman týpký gazâya çýkmýþ cengâverler
gibi atýma atlayýp, meydana çýkýp,
dörtnala koþturarak önüme çýkaný
devireceðim, onun için savaþacaðým
zannetmiþtim. O gün bugündür de bu
savaþý vermeye uðraþtým. Çok kliþe bir
söz olacak ama ben de herkes gibi
kendime göre çok çok acýlar çektim.
Hayatýmýn her anýnda kendimi cenkte
zannettim. Sanki sonunda galip
geleceðim, kazanacaðým!
Sonra bir tek tebessümüne her nefeste
binlerce kez canýmý vereceðim sevdiðim
bana öðretti ki, kazanmak benim
sandýðým gibi deðilmiþ!
Anacýðým, artýk aþaðýda tekrar edeceðim
sözlerini gerçekten anladýðýmý zannediyorum.
“Herkes bu meydana bir zafer için gelir;
ben ise sade sana yenilmek için geldim.
Bu dünyada herkesin bir iddiasý vardýr;
benim ise senin fermanýndan baþka bir
icâzetim yok. Amma bunu kimseye
anlatamýyorum; kimsede bunu bilmeye
istek yok.
Düþüncenin eteði, gözle görülür
kýymetlere baðlý kaldýkça, insanoðlu
aþkýn kudret ve tasarrufu fezalarýnda
olup bitenleri nasýl tecessüs edebilir?
Desem ki: Ben ortada bir sebepten
baþka þey deðilim. Buna kimi, nasýl
inandýrabilirim? Yediðimiz bir lokma
ekmeði, içtiðimiz bir yudum suyu kana
çeviren uzviyet gibi, gönlüme gizlice yol
bulan bir aþk lokmasýnýn da bu gönülde
feryadlara, gözyaþlarýna, ýztýraplara,
zevklere istihale ettiðini anlatabilir
miyim?
Evet dostlarým, ziyaný yok, beni
anlamayýn, iftira edin, vehminiz kalýbýna
dökün, çekiþtirin, zanlarýnýz teknesinde
yoðurun; hepsi de helâl olsun. Hatta
izin verin, bu mezat olan, yaðmalanan
varlýðýn her parçasý bir elde kalýrken,
ona sizinle beraber ben de pey süreyim!
Amma þuna inanýn, þunu bilin ki,
herkesin bir zafer için geldiði bu
meydana, ben sade ona yenilmek için
gönderildim.” (Sâmiha Ayverdi,
Yusufçuk, s.13)
Allah’ým! Senin hükmün her hâl ve kârda
ne güzel!
Dünya plânýnda þer gibi görünen
zuhurlarýn hakîkate âþinâ gözler için
þeksiz þüphesiz hayýr olmasý ne devlet!
Hatta bu hakîkatleri göremeyen kör
gözlerin olmasý bile ne güzel!
Herkes görseydi eðer, can ile cânân
arasýnda yaþanan hâlvetin ne kýymeti
kalýrdý?
Ey güzel Allah’ým!
Ýyi ki doðmuþum!
Ýyi ki seni sevmiþim!
Ýyi ki her hükmünü yaþamýþým diyen
bahtiyarlardan olmak ne güzel!
Yalvarýrým bir anlýk bu idrâkimi bütün
ömrüme hâkim kýl, gaflete düþürme!
Vücûd iklimimde bir an belirip yok olan
bir serap olma!
Gel gönül tahtýna kurul ve oradan hiç
çýkma... Beni benimle yalnýz býrakma...
RENGÝNÝZE
BOYANDIK
Sâmiha Anneciðim,
Vuslat-ý Rahmân’a ulaþmanýzýn 20. yýlý
münâsebetiyle Ankara’da düzenlediðimiz
anma
toplantýmýz
mâlûmunuzdur. Sizi, edebiyattaki
dehânýz, aktivist kimliðiniz, mürþidlik
vazifeniz, ama en çok da gerçek bir
mürid olmaktaki etkileyici hâlinizle bir
kez
daha
müþâhade
ettik.
emine ebru
Sözleriniz, sesiniz, bakýþlarýnýzdaki mânâ,
zarifçe taranmýþ saçlarýnýz, özenle
dikildiði
ve
zamanýnýn
en
gösteriþlilerinden deðil ama en
þýklarýndan olduðu belli o kýyafetleriniz,
her fotoðrafta edep ve zarâfetin
birbiriyle kaynaþtýðý siluetiniz içimize
doldu. Baþtan aþaðý zât-ý âlînizin rengine
boyandýk. Tekrar hayran olduk, tekrar
sevdik. Siz olmak, sizden olmak istedik.
Henüz küçük bir çocukken bile Allah
vergisi vakarýnýzýn ve ölçülü duruþunuzun
verdiði -fotoðraflara yansýyan- o hafif
ciddi yüz ifâdenizin, yâr-i vefâdar
mürþidinizin dizi dibinde olmanýn
coþkusuyla dýþarý nasýl taþtýðýný
yüzünüzdeki mütebessim ifâdeden
okuduk.
Resim Heykel Müzesi’nin içinde bulunan
târihî Türk Ocaðý Salonu’nda bize ders
verdiniz o öðleden sonra. O salon ki
inþâsý 1930’a dayanan, genç Türk
Cumhuriyeti’nin en özenli ve ihtiþamlý
mimârî örneði olarak yýllarca baþtâcý
olmuþ,
opera,
bale,
tiyatro
temsillerinden, dönemin devlet
büyüklerinin çocuklarýnýn düðünlerine
ev sahipliði yapmýþ ama sahnesinde
aðýrladýðý hiçbir muhterem sizin hülyalý
bakýþlarýnýzdaki derin anlam kadar
konuklarýnýn gönlünü delip geçmemiþtir.
Sizin mânânýzý salt zarâfet ve güzellikte
örnek
bir
öðretmenmiþcesine
sýnýrlayarak tarif etmek, sizin sonsuz
hazinenizin kýymetini eksiltmez; bu
yalnýzca bu kalemin istidâdýndaki
acziyete delildir. Zirâ o zarâfetin altýnda
yatan, ahlâk-ý Muhammedî’nin ta
kendisidir besbelli.
O öðleden sonra bize edebiyat dersi
verdiniz: Dilini kaybetmiþ bir milletin
bekâsýnýn mümkün olamayacaðýný bir
kez daha dile getirdiniz. Sizin Türkçe’yi
bu ülkede bir örneði daha
bulunamayacak derecede zengin,
þahsiyetli ve duru kullandýðýnýza þâhit
olduk. Siz, kalemiyle nesilleri irþad eden
bir büyük sultan, ardýnda her biri bir
hazine olan onlarca kitaptan oluþan bir
külliyat býrakan velûd bir yazarsýnýz.
Bize vakti boþa harcamama, her dâim
üretken, her zaman hizmet için gayrette
olma dersi verdiniz: Millî bilincin ve
bunu oluþturan tarih bilincinin
geleceðimiz için ne denli kritik olduðunu
anlattýnýz bir kez daha. Geçmiþini
bilmeyen, geçmiþine sahip çýkamayan
bir neslin geleceðine de sahip
çýkamayacaðýný anlattýnýz. Þahsiyetli bir
millet olabilmemiz için býkmadan
usanmadan nasýl çaba gösterdiðinize
þâhit olduk. Devletin önemli
mevkilerinde bulunan kiþilerde bu bilinci
uyandýrmak için her gün kaleme aldýðýnýz
mektuplar, evlâtlarýnýzda bu bilincin
yerleþmesi için yarattýðýnýz türlü
vesileler… Hangi birini sayalým ki? Hz.
Mevlânâ dergâhýnýn ziyârete açýlmasýný
saðlamanýz, semâ âyin-i þeriflerini
yeniden baþlatmanýz… Bu kadar
bereketli bir ömürde ortaya konulan
gayretler, anlatmakla bitmiyor ki...
Bugün Fâtih’in Fevzipaþa Caddesi’ndeki
aðaçlar için bile size müteþekkir olmamýz
gerekiyor.
Bize ahlâk-ý Muhammedî’yi kuþanma
dersi verdiniz. Aslýnda yazmanýn sizin
için bir amaç deðil yalnýzca bir vâsýta
olduðunu gördük. Asýl amacýnýzýn Ýlâ-yý
Kelimetullah’ý anlatmak olduðunu
farkettik. Tüm ömrünüzü hiçbir karþýlýk
beklemeden yalnýzca Allah aþkýný ve
imaný yaymak gayretiyle geçirdiðinize
þâhit olduk. Tüm hizmetlerinize raðmen
siz hiçbir iddia gözetmemiþsiniz Sâmiha
Anneciðim. Gerçekte herþeyi yalnýzca
Hakk’ýn rýzasý için yapan bir derviþ olarak
gördük sizi. Ýrþadý hâlâ devam eden
kâmil mürþid yönünüzü ise târife zâten
imkân yok. Tüm ömrünüzce yüzünü
Allah’a dönmüþ, aþmadan ve þaþmadan
yalnýzca Allah aþký ve rýzâsý için hizmet
etmiþ bir yaþayan Kur’an imiþsiniz.
O öðleden sonra biz zâtýnýzýn
renklerinden kendimizce seçip boyandýk
Sâmiha Anneciðim. Himmetinizi
esirgemeyin; bu renk kalsýn üzerimizde.
Âmin.
hüseyin gökhan
SÂMÝHA ANNE’NÝN
KELÝMELERÝ
Tehâvür, teressüm, mustatil, tenevvü,
muvâzene, tahavvül, nümâyiþ, ehram,
gümrah, pâyân, rikkât, bîkes, darbýmesel…
Akýl defterime yazýp anlamlarýný
ezberlemeye gayret ettiðim kelimelerden
birkaçýný aktardým yukarýda… Büyük
ihtimalle Sâmiha Anne’nin bir kitabýndan
bulup derlemiþimdir bunlarý... Ya “Ýnsan
ve Þeytan”, ya “Edebî ve Mânevî Dünyâsý
içinde Fâtih”, ya da baþka bir eseri…
Sâmiha Ayverdi’nin 20. yüzyýl yazarlarý
arasýnda alâmet-i fârikasý þüphesiz dil
zenginliðidir. Nihad Sâmi Banarlý’nýn
deyimiyle “ender imparatorluk
lîsanlarýndan biri” olan Türkçe’yi hakkýyla
kullanabilen belki de son hanýmefendilerden biriydi. Kitaplarýndaki anlam
derinliðini kolay anlaþýlýr ve sâde bir
anlatýmla aktarabilmesindeki en büyük
sýr, onun zengin kelime hazînesidir. Çok
kelime kullanýr, fakat hepsi yerli yerinde,
anlam yüklü ve ses âhengini gözeten bir
sýrada dizilmiþtir.
Bu Ýstanbul hanýmefendisinin dillere
destan zerâfetini, kâðýda döktüklerinde
de müþâhade etmek mümkündür. Lâkin
bu zerâfet içi boþ bir hoþluk nümâyiþi
deðildir. Okuyaný bir mânâ denizine dâvet
eder. Okuyucusu ancak o mânâ denizine
girebilirse yazdýklarýnýn gerçek deðerini
tasavvur etmeye baþlayabilir. Ona göre
kullanýlan
kelimeler
yaþanýlan
medeniyetin, deðerlerin bir yansýmasýdýr.
Bunu en güzel þekilde “hayatýný
kaybetmek” ve “Hakk’a yürümek”
deyimleri arasýndaki anlam farkýný
anlatýrken hissettirmiþti fakire. “Alt tarafý
iki kelime” denilebilecek bir ifâde aslýnda
karanlýk ile ziyâ, boþluk ile mânâ arasýndaki
tezatý yansýtýr. Bu minvalde baþka bir
örnek, teþekkür edene “bir þey deðil”
demek yerine “estaðfurullah”, yani “bu
önemsiz bir þey deðildir, lâkin benden
deðil, inâyet-i ilâhîdir” demeyi tavsiye
etmesidir. Gördüðü üst seviyedeki
tasavvuf terbiyesi ve üstün mânevî idrâký,
onun kelime seçimini üstün bir
hassasiyetle icrâ etmesini gerektirmiþtir.
Sâmihâ Anne kelimelerini çok sever.
Herþeye, herkese gösterdiði vefâyý onlara
da ziyâdesiyle göstermiþtir. Çaðdaþlarý
“lîsâný arýndýrmak” adýna yüzyýllar içinde
medeniyetle ve insanla yoðurularak
olgunlaþmýþ köklü kelimelere, tâze
uydurulmuþ kelimeleri tercih ededursun,
o anacýðýndan duyduðu ninnideki,
Efendi’sinden duyduðu sohbetteki,
meþklerde duyduðu ilâhideki kelimelere
sâdýk kalmýþtýr. Çok sevdiði yoldaþý Ýlhan
Ayverdi, bu topraklarýn belki de en büyük
zenginliði olan kelimelerimizi korumak,
onlarý gençlerin unutmayacaðý bir kayýt
altýna almak adýna aðýr emeklerle dolu
otuz senesini vererek derlediði “Misalli
Büyük Türkçe Sözlük”ünün takdiminde
özellikle Sâmihâ Anne’nin adýný zikretmiþ,
kendisine þükranlarýný sunmuþtur.
Hakîki Türkçe’yle lezzetlenmek isteyen
herkese onun kitaplarýný tavsiye ederim.
Hem sadece okumak için deðil, fakirin de
yaptýðý gibi bilmediðimiz kelimelerin altýný
çizmek, sözlüklerden mânâlarýný
öðrenmek ve bu kelimeleri gündelik
lisânýmýza dahil etmek için. Belki terbiyesi
bizlere emânet edilmiþ gençlerimize
bunlardan birkaçýný olsun telkîn edebilmek
için. Sâmihâ Anne’mizin Efendi yolunda
yaptýðý hizmete biraz olsun lâyýk olabilmek
için.
“Eðer yeryüzündeki aðaçlar kalem olsa,
deniz de arkasýnda yedi deniz daha
katýlarak yardýmcý olsa, Allah'ýn kelimeleri
tükenmez. Allah Azîz'dir, Hakîm'dir.” –
Lokmân, 27.
“BATMAYAN GÜN”DEN...
“Can çekiþmek nedir, bilir misin Ýrfan? Can çekiþmek, aþka
kavuþamamaktýr. ‘Aþka sâhib olan ölmez mi?’ dersen, ölen hayvandýr,
aþk ölmez!
Dünyâda tam mârifet, onu bilmektir. Mükevvenatta ve cihanda ne
varsa, hepsi insanda toplanmýþ, bu sûretle insan, bütün varlýklarýn
nüktesi ve mecmûasý ve küllün göstericisi olmuþtur. Ýþte Hâlik’in
gizli olan hüviyetini eþyâda ve zuhuratta gören kimse, asýl insandýr.
Eðer sen de bu birlik güneþini görmeyi samimiyetle isteyici isen,
güneþe delil gene güneþtir. Birlik güneþi kendini gene kendi ziyasý
ile gösterir; fakat bu, kendini unutacak kadar hâlis ve temiz niyetli
olduðun ve varlýðýný aþkla eritebildiðin vakit hâsýl olabilir.
Lâkin göz, güneþe, þu hepimizin tanýdýðýmýz âteþîn küreye bile
bakmaya muktedir deðildir. Bu sebeple ona isli bir camla bakarlar.
Güneþin görünmesine mâni olan gene onun þiddetli ziyâsýdýr.
Binaenaleyh birlik güneþine bakmak için de ya kâmil insan olmalýdýr,
yâhut da islenmiþ cam gibi olan kâmil insanýn varlýðýný siper ederek
bakmalýdýr.”
(Sâmiha Ayverdi, Batmayan Gün, Damla Yayýnevi, Ýstanbul, 1977, s. 91)
banu büyükçýngýl
YANAN AMA
TÜTMEYEN
SULTAN
Sâmiha Ayverdi Hanýmefendi’yi ben
hiç görmedim, ama onu göreni gördüm,
çok þükür. Onu eserlerinde okudum ve
küçücük aklýmla tanýmaya çalýþtým.
bulmak için geç.” Kendilerinin yazdýklarý
okuyanýn içini aþk ve huzurla dolduruyor.
Ve yolunu þaþýrmýþlarý güzel ahlâka dâvet
ediyor.
Sâmiha Anne, devrin sahibi Ken’an Rifâî
Hazretleri’nin halifesiydi. Efendisinin
kalemiydi. Yazdýðý eserlerde Muhammedî ahlâký, enfes bir dille anlatmýþtýr.
Sâmiha Sultanýn eserleri bizimle konuþur
ve bizi bize gösterir. Týpký Mesnevî gibi,
yazdýklarý içimize dönüp bizi içimizde
yolculuða çýkarýr. Eserlerinde nefis
kaplanlarýný, yýlanlarýný ve ruhun
deryalarýný ve derinliklerini bir arada
ayný sahnede anlatýr. Nefsin kötülüklerini
ruhun güzelliklerini seyrederiz.
Onun her kitabýnda ayrý bir feyiz vardýr. Her
okuyuþta bizi bambaþka hâl içine sokar. Bizi
etkileyen büyük sözler deðil, Sâmiha Ayverdi
gibi büyük insanlarýn, hâl ehillerinin,
söyledikleri sözlerdir. Allah idrakini nasip
etsin.
Sâmiha Ayverdi, Allah aþkýyla dopdolu
gönlü ile ney olmuþ bir insandý. Bunu
Cemâlnur ve Meþkûre Annelerimin
anlattýklarýndan biliyorum, yani onu
görenlerin gözünden. Bir de yetiþtirdiði
öðrencilerinin güzelliðinden… Efendisi
“Sâmiha, yan ama tütme” demiþler.
Sâmiha Anne, yanmýþ yanmýþ ama
tütmemiþ hocasýnýn isteði üzerine.
O, Allah aþkýný eserlerine akýtmýþ. Bir
eserinde “Aþk, ruhun ýstýrabýný susturur”
diyor. Bizi ancak Allah aþkýnýn her türlü
dertten kurtaracaðýný söylüyor. Bir baþka
eserinde de benliðimizi bulmamýz için
bize þöyle sesleniyor: “Yol gönüldür,
yolcu sensin. Bu yolu geçmek için nefis
ferâgatýndan baþka ne çâre… Geç, fakat
cennete varmak için deðil, kopup
geldiðin noktaya ulaþmak, asýl benliðini
Âmin.
NE HABER?
Uzaktaki Yakîn ULUSLARARASI
ÜFTÂDE
HAZRETLERÝ
SEMPOZYUMU
ümit gülbüz ceylan
Bursa Büyükþehir Belediyesi ile Türk
Kadýnlarý Kültür Derneði ve Kerim Eðitim,
Kültür ve Saðlýk Vakfý’nýn ortaklaþa
düzenledikleri “Uzaktaki Yakîn”
Uluslararasý Üftâde Hazretleri
Sempozumu, 18-19-20 Nisan 2014
tarihlerinde Bursa’da gerçekleþtirilecek.
Düþünce, ahlâk ve gönül dünyâmýzda
asýrlar boyunca büyük iz býrakan, âriflerin
sultâný Üftâde Hazretleri’nin mânevî
þahsiyetinin daha iyi anlaþýlmasý ve
günümüz insanýyla buluþturulmasý
amacýyla,
Bursa
Büyükþehir
Belediyesi’nin ev sâhipliðinde
düzenlenecek olan sempozyum, yaklaþýk
yirmi beþ yerli ve yabancý akademisyenin
katýlacaðý oturumlarla Uludað
Üniversitesi ile iþ birliði içinde yapýlacak.
Üftâde Hazretleri’nin tasavvufî, târihî
ve edebî açýdan daha iyi anlaþýlmasýna
yönelik bu uluslararasý sempozyum,
Üftâde Hazretleri’nin ebedî istirahatgâhý
olan Bursa’da gerçekleþtirilecek.
Sempozyumda, Kuzey Carolina
Üniversitesi Dinî Etüdler Bölümü’nden
Prof. Carl Ernst, Ýstanbul Üniversitesi
Ýlahiyat Fakültesi’nden Doç. Dr. Ekrem
Demirli, Boston Üniversitesi Teoloji
Bölümü’nden Prof. James Morris gibi
önemli uzman bir araya geliyor.
“Uzaktaki Yakîn” baþlýklý uluslararasý
sempozyum, TÜRKKAD ve KERÝM
Vakfý’nýn “Anadolu’ da Yaþamýþ Büyük
Mutasavvýflar” konulu sempozyumlar
serisinin bir parçasý olarak
gerçekleþtirilecek. Çok sayýda yerli ve
yabancý araþtýrmacýnýn katýlýmýyla
yapýlmýþ olan Hacý Bayram Velî
Sempozyumu (2012), “Sýrrýn Sýrrý” Sultan
Veled Uluslararasý Sempozyumu (2013),
“Kulun Niyâzý” Mýsrî Niyâzi Sempozyumu
(2010), “Modern Çað ve Ýbn Arabî”
Uluslararasý Ýbn Arabî Sempozyumu
(2008) gibi toplantýlar, daha önce bu
doðrultuda yapýlan çalýþmalarýn yalnýzca
bir kýsmýný oluþturuyor.
TÜRK KADINLARI KÜLTÜR DERNEÐÝ
w w w.t u r k ka d . o rg
NE HABER?
Mutasavvýf-yazar
Cemâlnur
Sargut’a
Azerbaycan'dan
Fahrî Doktora
Unvaný…
ümit gülbüz ceylan
Azerbaycan Milletvekili Ganire
Paþayeva’nýn dâvetiyle Azarbaycan’a
giden Cemâlnur Sargut’a, 30 Ocak 2014
tarihinde düzenlenen bir törenle Bakü
Asya Üniversitesi tarafýndan fahrî doktora
unvaný verildi.
Bakü Asya Üniversitesi Rektörü Prof. Dr.
Celil Nageyev ile milletvekili Ganire
Paþayeva’nýn ve çok sayýda dâvetlinin
de hazýr bulunduðu törenden önce bir
konuþma yapan rektör Nagayev,
Cemâlnur Sargut’un tüm varlýðý ile Ýslâm
tasavvufunu dünyaya anlatmak için
yaptýðý çalýþmalarýn takdire þayan
olduðunu belirtti.
Cemâlnur Sargut ise, öncelikle kendisini
vatanýnda hissettiðini söylerek
Azerbaycan'da gösterilen konukseverlik
için þükranlarýný ifade etti. Sargut, verilen
unvanýn kendisini çok mutlu ettiðini ve
ömrünün sonuna kadar Ýslâm’a hizmet
edeceðini söyledi. Kültürlerarasý
diyaloðun kurulmasý için çeþitli din
temsilcilerine Ýslâm dininin özünün
düzgün bir þekilde anlatýlmasýnýn
önemini vurgulayan Sargut, bu amaçla
dünyanýn çeþitli ülkelerinde temaslarda
bulunduðunu bildirdi.
Nefes Yayýnevi tarafýndan basýlan “Dinle”
Azeri Türkçesinde...
Reþid Behbudov Devlet Tiyatrosu’nda
düzenlenen bir konferans ile Azeri
Türkçesine çevrilmiþ olan Sargut’un
“Dinle” isimli kitabýnýn tanýtýmý yapýldý
Konferansýn açýlýþ konuþmasýný
gerçekleþtiren, milletvekili Paþayeva,
modern dünyada kültürler ve
medeniyetler arasýndaki diyaloðun
güncel olduðu ve Ýslâm'ý içten parçalayan
zararlý akýmlarýn yaygýnlaþtýðý bu
dönemde, Ýslâm dininin mahiyetinin
doðru þekilde anlatýlmasý amacýyla
düzenlenen bu tür organizasyonlarýn
önemini vurguladý. Özellikle gençleri
cehalete sürükleyen zararlý akýmlara
karþý önlem almanýn gerekliliðini belirten
Paþeyava,konuþmasýna þöyle devam
etti:
“Ülkemiz Sovyet yönetiminin hüküm
sürdüðü dönemde millî-dinî kimliðini
korumak için zor dönemler geçirdi; fakat
baðýmsýzlýðýný kazandýktan sonra millî
ve dinî kimliðine sahip çýktý. Ýslâm,
Azerbaycan'ýn millî-mânevî deðerler
sisteminin ayrýlmaz parçasýný teþkil
etmektedir.”
Konferansýn ardýndan Sargut,
katýlýmcýlarýn sorularýný cevapladý.
Etkinlikte Sargut'un kitabý “Dinle” satýþa
sunuldu. Kitaptan elde edilecek gelirin
ise otizmli çocuklarýn eðitimi yararýna
kullanýlacaðý bildirildi.
ilahe
BAKܒDE
DÝNLEME
ZAMANI
Ben, damarlarýnda tasavvuf kaný akan,
ama ayný zamanda Rusya’nýn esâretinde
kalarak tasavvuf bilincinden uzakta
kalmýþ bir ülkede, Azerbaycan’da
büyüdüm. Her ne kadar bu bilinçten
uzakta kalsak da kalbimizin
derinliklerinde o duygu, aþk her zaman
vardý.
2009 yýlýnda can sýkýntýsýyla televizyon
kanallarýný karýþtýrýrken bir ses
televizyonu pürdikkat izlememe sebep
oldu ve her zerremi fethetti. O ses,
Cemâlnur Hocam’ýn sesiydi. Aþkýn
sesiydi. Beni Ýstanbul’a çaðýran sesti.
Hemen iletiþim adreslerini internetten
buldum ve e-mail yazdým.
Ve çaðýrýlmýþtým! Ýstanbul’daydým!
Konuþmamýz esnâsýnda “Dinle kitabýnýzý
Azerbaycan diline çevirebilir miyim?”
diye aðzýmdan kaçýrmýþtým. Tabiî ki ben
aðzýmdan kaçýrdýðýmý sanmýþtým,
söyletenin onlar olduðundan habersiz…
Çok sevindi. Yanýndaki herkese anlattý.
Þaþýrmýþtým… Tabiî ki hocam iþin sonunu
görmüþtü, ben ise ne teklif ettiðimin
bile farkýnda deðildim.
2009 yýlýnda “Dinle” kitabýný tercüme
etmeye baþladým. Bazen isteðimi
kaybediyordum. Hocamý dinledikten
sonra yine çeviriye devam ediyordum.
Birkaç sene geçti ve kitap artýk bitmek
üzereydi. Bu sefer Nefes Yayýnevi’nden
Erman Bey ile görüþtük ve Türk
devletlerinde telif haklarý ile ilgili olan
zorluklardan bahsetti. Ben tamamen
karamsar olmaya baþladým. Nasýlsa
olmayacak gözüyle baktým. 2013 yýlýnda
milletvekilimiz Ganire Paþayeva ile
görüþtük ve kitabý ona anlattým. Hocamý
çok sevdiðini, kitabý basmaktan çok
büyük memnuniyet duyacaðýný, hattâ
hocama imza günü ve söyleþi
düzenleyebileceðini de anlattý. Ýþte o an
ben durumun farkýna vardým.
“Dinle” kitabý demek, vatanýmda
tasavvufun yeniden doðuþ binasýna bir
tuðla koymaktý. “Dinle” kitabý demek,
vatanýma ve milletime azýcýk da olsa
hizmet etmekti. “Dinle” kitabý demek,
Hakk’a hizmetti. Ülkemizin þu anki
durumu tasavvufa çok ihtiyaç olduðunu
gösteriyor. Hocamýn, dolayýsýyla
“Dinle”nin bu ihtiyacý kapatmada bir
adým olacaðýna inanýyorum.
Ve hiçbir þey, zamaný gelmeden vukû
bulmaz. Ýþte 2009 yýlýndan beri bir türlü
kitabýn basýlamamasý, aslýnda kitabýn
zamanýný beklemesiydi.
Beklenen gün geldi çattý. Yýl 2014 ve “Dinle”
kitabý Azerbaycan’da kitabevlerinde yerini
buldu. Bunun sevinci tarif edilemez.
Bu kitap bana ‘dinle’meyi öðretti. “Dinle”
bana hizmet etmenin zevkini öðretti.
Hocamýn okyanusunda bir damla
olabilmenin mutluluðu tarif edilemez.
Lûtfettiler, oldu. Ýþte huzur, iþte cennet...
“Dinle” kitabýný çevirirken beni en çok
etkileyen bir bölümle yazýmý bitirmek
istiyorum:
emine ebru
Bir masanýn baþýnda, önümde
bilgisayarým,
ne
yazacaðýmý
düþünüyorum. Yazýmý son güne býrakmýþ
olmanýn mahcubiyeti, ne yazacaðýný
henüz bilememenin çâresizliðine
karýþýyor. Evde ders saati… Saðýmda
heceleme çalýþmasý yapan bir küçük,
“ge-ze-gen... Üç hece deðil mi anne?”
diye soruyor. Solumdaki ise önündeki
test kitabýnda çözmek zorunda olduðu
ondalýk kesirlere dair sorular dýþýnda
her þey ile ilgili: Kaleminin arka ucu,
yeni kol saatinin tiktaklarý, benim hangi
punto ile yazmaya baþladýðým… Velhâsýl,
þartlar yazmaya hiç de müsâit deðil.
Oysa ne hayallerim vardý bu yazýyla
ilgili: 29-31 Ocak tarihleri arasýnda
yaptýðýmýz çok özel Bakü seyahatimizi
anlatmakla görevliyim. Editörümüz tüm
detaylarý içeren belgesel tadýnda bir
yazý bekler bu âcizden. Gel gör ki, otuz
saniyede bir “Ne yazdýn anne?”
sorusuyla ekrana kafayý uzatan, arta
kalan zamanlarda ise birbiriyle kalem
dövüþtüren iki kafadar yoktu hesapta.
ÝÇÝNDEN BAKÜ
GEÇEN
BÝR YAZI...
Müthiþ bir iç hesaplaþma yaþýyorum.
Geçtiðimiz birkaç haftayý ben ne ile
geçirdim? Görev ve sorumluluklardan
arta kalan zamanlarda ne yaptým? Bu
kadar ruhu besleyen, lezzeti bol bir
fýrsatý kenarda býrakýp zamanýmý nelere
harcadým? Seyrettiðim dizide birbirine
aþklarýný fýsýldayan Feride ile Kâmran’ýn
bakýþlarýna gidiyor aklým bir an. Baþka?
Haydi itiraf edeyim: izlemekte olduðum
tek dizi Çalýþkuþu deðil elbet. Sonra?
Sonra komþularla akþam oturmalarý…
Mesâî aralarýnda yer bulan çarþý
gezmeleri... Velhâsýl bahâne bol, ama
hiçbiri suçluluk duygumun önüne
geçemiyor.
Aslýnda tüm bu tefekkürüm, konunun
mânâsýna da pek uygun… Yirmidört
yaþýnda mürþidinden aldýðý emirle
öðretmenliðe baþlamýþ, ondan beri de
hizmeti bir saniye býrakmamýþ Sultaným,
kýymetlim, yýllardýr ben ve benim gibi
kumaþlarý itinayla dikme gayretiyle
dünyanýn her tarafýna koþuyor. Kimin
nerede neye ihtiyacý varsa… Oysa
kendisine sorulsaydý, o hiçbir görev
üstlenmeden derviþliðinin lezzetini
yaþamayý isterdi eminim.
Ama
hizmette... Her dakika ve her saniye
hizmette...
Ken’an Rifâî Hazretleri tarafýndan iþaret
edilen “Tasavvuf akademilerde
öðretilmelidir” vizyonuna ulaþma
gayretinde. Yýllardýr uluslararasý
akademik sempozyumlar düzenleyen,
referans niteliðinde yayýnlar vücuda
getiren, Amerika’nýn en köklü
üniversitelerinin birinde bir kürsü
açmakla yetinmeyip her türlü dinî
eðitimin külliyen yasak olduðu Çin’in
ortasýnda, Pekin Üniversitesi’nde bir
Ýslâm kürsüsü açan bir devrimci o...
“Yetmez” diyerek bir yandan tasavvufun
Türkiye’de toplumsal olarak hâl haline
geçebilmesi için ülkenin her karýþ
topraðýndaki türlü konferans dâvetlerine
icâbet eden, diðer yandan ülkemizde
bir tasavvuf üniversitesinin temellerini
atan bir mimar... Ulaþtýðý yüzbinlerin
gönlündeki Allah aþkýný harlatan, ruhlara
ayna olan bir hâl ehli o...
Allah’ý ile her an bir ve beraber olduðu
hâlde vuslata ereceði günü içi titreyerek
bekleyen bir âþýk, diðer taraftan dünyayý
her anýnda coþku ile yaþayan hayat ve
hakikat…
Bu satýrlarla içimi bir sýcaklýk kaplýyor.
Gönlümden mâsivayý atarak yalnýzca beni
Allah’a yakýnlaþtýracak iþlerle uðraþabilmem
ne mümkün? Ya da dahasý gönülden
mâsivayý atmanýn tüm bu dünyevî iþlerden
el çekmek anlamýna geldiðini de nereden
çýkarýyorum? Olacak elbet; uyanýk geçen
anlarým kadar gafletle dolan zamanlarým
da olacak. Hatâlara hep devam edeceðim,
hep suçluluk duyacaðým ve her seferinde
Allah’ýn affediciliðine sýðýnýp yeniden
baþlayacaðým. Sonuçlarýnýn ne olacaðýna
hiç takýlmadan dünya için gayreti elden hiç
býrakmayacaðým.
Allahým çok þükür sana, sonsuz þükür...
Hatâlarýmla barýþtýrdýðýn, doðruya gayrete
yönelik cesaret verdiðin için þükür sana.
Çocuklarýn gürültüsü arasýnda içimi bir
sýcaklýk kaplýyor. Aklýma yeni izlediðim için
henüz etkisinden çýkamadýðým Kâmran ile
Feride geliyor yine. Bu sefer suçluluk
hissetmeden gülümsüyorum. O hayâlî aþkta
bulunan keyif bile aþk-ý ilâhînin soluk bir
yansýmasýndan ibâret aslýnda.
Bana ne gam! Ben bir kayýk misâli daha
kýyýdaki dalgalara dayanmaya çalýþýrken,
koskoca okyanusu geçmeye yeltenmem ne
mümkün? Ýnsân-ý kâmil gemisine demir
atýp onun beni götürmesine teslim olmaktan
güzeli mi var? Mürþidine sabit kadem baðlý
durmaktan iyi niyaz mý var?
***
Yine de kalemi burada býrakmak uygun
olmaz; editörümün beklentisini hiçe
saymadan Bakü üzerine birkaç kelâm
etmeye gayret edeyim:
Hocamýz, ilk Bakü ziyaretlerini 2012
senesinin Aðustos ayýnda Azerbaycan
Milletvekili Ganire Paþayeva tarafýndan
yapýlan resmî bir dâvet üzerine
gerçekleþtirmiþlerdi. O zaman hem halk
hem de devlet erkâný tarafýndan coþkulu
bir sevgi ve muhabbetle karþýlanmýþ,
televizyon programlarý, konferanslar ve
topantýlarla dolu yoðun br programa
dahil olmuþlardý. Gelin görün ki, bu
birkaç gün -tüm bereketine raðmenAzerbaycan halkýnýn yýllara sýðmamýþ
özlemini dindirmeye yetmemiþ, tam
tersi daha da açýða çýkarmýþtý.
Nitekim bir sonraki dâvet hiç
gecikmeden gelmiþti. Bakü, geçtiðimiz
Ocak ayýnýn sonunda hocamýzý
bekliyordu! Bu seferki dâvet
programýnda bir de çok özel tören saklý
idi: Azerbaycan Avrasya Uluslararasý
Araþtýrmalar Üniversitesi tarafýndan
hocamýza fahrî doktora unvaný
verilecekti.
emine ebru
Hocamýz, bir þehre gittiklerinde önce
o þehrin mânevî sahiplerini ziyaret
ederler. Bakü’ye iner inmez -yine âdet
olduðu üzere- Bakü’nün mânevî
sahibinin huzuruna gidildi: Seyyid Yahya
Þirvânî Hazretleri.
Halvetî yolunun Pîr-i Sânîsi Hz. Seyyid
Yahya Þirvânî dünyayý þereflendirdiði
15. yüzyýlda, bulunduðu topraklarý
mayalamýþ ve ömrünün son 40 yýlýný
Bakü’de tüm dünyaya Halvetîlik
tohumlarýný saçarak geçirmiþ bir ulu
zattýr. Yetiþtirdiði evlâtlarýn sayýca
çokluðu ile nam salmýþ, Halvetîliðin,
müntesibi en fazla olan yollardan biri
olarak yayýlmasýný saðlamýþtýr.
O dönem Azerbaycan’da hüküm süren
Þirvânî ailesinin hükümdarý Halilullah
Han, Hazret’in mânevî feyzinden
nasiplenmiþ ve kendisine hürmetle
baðlanmýþ önemli bir þahsiyet olarak
tarih sahnesindeki yerini almýþ. Gelin
görün ki Azerbaycan’da o dönemlerde
hüküm süren mânevî iklim, ülkenin
tarihsel geçmiþindeki talihsizliklerle
sonradan önemli kopuþlar yaþamýþ ve
son olarak Sovyet iþgalinin ortaya
koyduðu dinsizlik anlayýþý ile iyice zora
girmiþ.
Hazret’in
mayaladýðý
topraklardaki mirâsý koruma ve
sahiplenme konusunda halk iyice
zorlanmýþ.
***
Artýk baðýmsýz bir Azerbaycan
Cumhuriyeti var. Mânevî kimliðini bulma
ve yayma özlemiyle dopdolu, dininin
özünü anlama ve yaþama konusunda
sabýrsýzca heyecanlý. Tüm bunlar, gittiði
her noktada coþkulu kalabalýklarýn
hocamýzý neden bu kadar heyecanla
kucakladýklarýný öyle güzel açýklýyor ki…
Karþýlarýnda Allah’a ve Ýslâm’a hizmet
yolunda gerçek bir nefer varken ve
duyabilene buram buram gül kokusu
geliyorken, aksi ne mümkün….
Annenin
Okyanusu
Umut Alihan Dikel
Denizlerde gemiler, fener arýyor.
Zerre, hâlik arýyor.
Çiçekler, açacak mevsim arýyor.
Masalar, üzerlerine kurulacak sofralara hasret
kalmýþ.
Okyanus olmuþ gözlerin her bakýþta yaþ döküyor.
Fillerin taþýdýðý kutularda bulunan o inci, gün ýþýðý
ile buluþacaðý ilk parlaklýðýný saklýyor içinde.
Nerelerde bir yunus sudan çýksa, seyir eyleyen küçük
incinin yüreðinde bir çocuk uyanýr.
O çocuk resim çizer, þarký söyler, dans eder,
düþünür...
Yüreklerinin resimlere, þarkýlara ve danslara
yansýdýðý insanlar arasýnda kendini arar.
Buralardan çok uzaktaki galaksilerden gelen kumlar,
sahilde yunus ile çocuk arasýndaki mucizeye þâhit
oluyorlar.
Anneler, zerreye olduðu kadar okyanusa da anne
oluyor.
Bu kadar birliðin, birlikteliðin ve beraberliðin ayný
anda her dâim yaþandýðý yaþama mürekkep
yetiþmiyor.
Gönül yetiþiyor.
Çok þükür.
dekorasyon
duygu tükek aydýn
EVDE HUZUR
Takýlarýnýz için kullanmadýðýnýz eski çerçevelerden askýlar hazýrlayabilirsinz.
Eski çerçeveleri yatak odanýzýn rengine uygun boyayýn. Çerçevenin içine
kolye ve küpelerinizi asmak için ip veya telden sýralar hazýrlayýn ve
çerçeveyi duvarýnýza asýn.
Evinizde tek kalmýþ eski fincanlarý tuvalet masanýzýn
üstünde takýlarýnýzý koymak için deðerlendirebilirsiniz.
Bu fincanlarý dekoratif ve þýk bir aksesuar olarak
kullanabilirsiniz.
Eski çerçevelerin zemin
kýsmýna dekorasyonunuza
uygun bir fon hazýrlayýn.
Çerçeveyi istediðiniz renkte
boyayýn ve bu çerçeveyi bir
tepsi gibi tuvalet masanýzýn
üzerinde parfüm þiþelerinizi ve
makyaj malzemelerinizi
koymak için kullanýn.
SELÂMÝÇEÞMELÝYÂKUBÝ BABA
nefes
alan tarifler
kremalý
limonlu
brüksel
lahanasý
KREMALI LÝMONLU BRÜKSEL LAHANASI
Malzemeler
2-4 kiþilik
500 gram Brüksel lahanasý
45 gram tereyaðý
1 limonun suyu
1/4 su bardaðý krema
1/2 su bardaðý tam yaðlý süt
1/4 su bardaðý sebze suyu (veya su)
Tuz ve karabiber
Yapýlýþý
1. Brüksel lahanalarýný yýkayýp lekeli veya sararmýþ birkaç dýþ yapraðýný koparýn,
kökünden de birazcýk týraþladýktan sonra ortadan ikiye kesin ve temiz bir mutfak
havlusuna yayýp kurumalarýný saðlayýn.
2. Kapaklý geniþ bir tavada veya tencerede tereyaðýný eritip Brüksel lahanalarýný
ekleyin ve orta-yüksek ateþte lahanalarýn kesik taraflarý kahverengileþene kadar
kavurun (2-3 dakika). Uzun süre kavurup yumuþamalarýna izin vermeyin.
3. Ardýndan ocaðý kýsýp krema, süt, sebze suyu, tuz ve karabiberi ekleyip kapaðýný
kapatýn ve yaklaþýk 10 dakika sonra Brüksel lahanalarý birazcýk yumuþayýp karýþýmý
içine çektiði anda ateþten alýn.
4. Brüksel lahanalarýný delikli bir kaþýkla servis tabaðýna alýn. Tavada kalan sosun
üzerine bir limonun suyunu sýkýp (çok ekþi sevmeyenler yarým limonun suyuyla
baþlayýp, tadýna baktýktan sonra ilerleyebilirler) tekrar ocaða alýn ve 2-3 dakika
sosu koyulaþtýrýp tuzu ve karabiberi ayarladýktan sonra Brüksel lahanalarýnýn
üzerine gezdirin.
Âfiyet olsun.
görüþmek üzere...
i l e t i þ i m @ h e r n e f e s . c o m
w w w . h e r n e f e s . c o m
w w w . n e f e s y a y i n e v i . c o m
facebook.com/HerNefesDergisi
twitter.com/HerNefesDergisi
Download

Sâmiha Ayverdi, Hancı