PATOLOJİ
Patoloji (Pathology) nedir?
Anormal herhangi bir durumu belirtir.
 Hastalık bilimidir. Hastalığın;

nedenlerini
 oluşumunu
 gelişmesini
 sonuçlarını
 anatomik ve fonksiyonel etkilerini, sonuçlarını ve
belirtilerini inceler

Hastalıkların teşhisini organ, doku, hücre ve vücut
sıvılarını inceleyerek koyan bilim dalıdır.
 Çok sayıda branş ile birlikte anılır.


Klinik patoloji, anatomik patoloji, dental patoloji,
toksikolojik patoloji v.s.
Patoloji

Anatomic Patoloji


Sitotopatoloji
Dermatopatoloji
Forensic Pathology=adli patoloji
Hematopatoloji
Immunohistokimya
Neuropatoloji

Clinical Pathology

Flow Cytometry
Semen Analizi v.s.





Genel Patoloji
YANGI (İltihap-inflammasyon)
Endojen ve eksojen çeşitli zararlı etkenlere karşı
organizmanın gösterdiği
vasküler
humoral
hücresel
reaksiyonların tümüne verilen isimdir.

Yangı, kanın şekilli (hücreler) ve şekilsiz (plazma)
elemanlarının damar dışına çıkması ve dokularda
koruma amacına yönelik bir infiltrasyon
oluşturmasıdır.

Sadece canlı organizmada ve canlı dokuda
görülen lokal dinamik bir korunma
reaksiyonudur.

Yangıda, etken ve ona bağlı doku hasarları;
 Bulundugu
yerde eritilmeye,
 Vücut dışına atılmaya
 Sınırlandırılarak (demarkasyon) vücuttan ayrı
tutulmaya çalışılır.





Yangı, vücudun herhangi bir yerinde olabilir.
Daima stroma (intersitisyel doku) içerisindedir.
Yangı lokal bir olaydır.
Bir yerden başlayıp çevre ve uzak dokulara
yayılabilir.
Vücudun tümünü içine alan yangı yoktur.
Tarihçe

Yangı, Hippocrates (M.Ö. 468-375) zamanından
beri bilinen patolojik bir olaydır.




Yangının ilk klinik tanımını
1. yüzyılda Cornelius
CELSUS (M.Ö.30 M.S.38) yapmıştır.
Bu olayı 4 ana semptomla
(rubor, tumor, calor, dolor)
" Rubor et tumor cum calor et
dolor" olarak ifade etmiştir.
Bu sözcüklerin anlamı ateşli
ve ağrılı, kızarıklık ve
şişlik'tir.
Rudolph VIRCHOW
1858'de bu semptomlara
beşinci olarak Functio
laesa'yı (fonksiyon kaybı ya
da bozukluğu) ilave etmiştir.

Calor (Sıcaklık), yangı
alanına artan arteriyel
kan miktarına ilgili olup
buraya gelen kanın
vücudun iç sıcaklığını
bölgeye taşımasıyla
meydana gelir.

Rubor (Kızarıklık),
yangılı bölgedeki kan
miktarının aşırı derecede
artışına ilgilidir.

Tumor (Şişlik), bölgede
artan kan miktarı ile
buradaki genişlemiş ve
kanla dolu damarlardan
çevreye sızan sıvı
nedeniyle oluşur.


Dolor (Ağrı), yangılı
bölgedeki kan ve
eksudatın buradaki sinir
uçlarına aşırı basıncına
ilgili olarak meydana
gelir.
Ayrıca irritan maddelerin
toksik ürünlerinin sinir
uçlarına etkisi de söz
konusudur.

Functio laesa
(Fonksiyon kaybı ya da
bozukluğu) ise, bu olaylar
sonucu organ veya
dokuda meydana gelen
fonksiyon bozukluğunu
ifade eder.

Virchow (1821-1902) yangı hücrelerinin
blastemden oluşmadığını, her hücrenin ancak
yine bir hücreden olabileceğini belirtmiş ve
modern patoloji çağını açmıştır.

Virchow'un öğrencisi Julius Cohnheim (18391884), yangıdaki damarsal olayları ve nötrofil
granülositlerin damarlardan dokulara göçlerini
deneysel çalışmalarıyla incelemiştir.

Rus Zoolog Metschnikoff (1845-1916) yangıda
hücresel reaksiyonları ve fagositoz olayını
tanımlamış, fagositleri mikrofaj ve makrofaj
olarak ikiye ayırmıştır.

Nedeni ne olursa olsun yangının amacı dokunun
normal fonksiyonlarını eski haline getirmektir.


Organizmada doku ve hücreler devamlı olarak
uyarılır ya da irrite olurlar.
Bu uyanların bir kısmı hafif, bir kısmı da şiddetli
olup, endojen ya da eksojen kökenlidirler.

Uyarılar hafif olursa reaksiyon kan damarlarının
daralması ve genişlemesi, kasların kontraksiyonu
ve bazı bezlerde sekresyonun artışı şeklindedir.

Eğer uyarılar şiddetli ve devamlı ise, bu takdirde
hücrelerde dejeneratif ve nekrotik olaylar
meydana gelir.
YANGI SEBEPLERİ


Yangının çeşitli nedenleri vardır.
Bunlar aşağıdaki şekilde sıralanabilir;
Canlı etkenler
 Fiziksel etkenler
 Kimyasal etkenler
 İmmünolojik reaksiyonlara neden olan maddeler
 Anoksemi ve nekroz
 Tümörler
 Nedeni bilinmeyen yangılar

Canlı etkenler:

Yangıya sebep olan en önemli etken
mikroorganizmalardır.
Bakteri,
 Virus,
 Riketsiya,
 Mantar,
 Protozoon ve
 Helmintler çeşitli yangılara neden olurlar.

Fiziksel etkenler:








Mekanik travmalar (kesici ve delici cisimler, vurma, çarpma
gibi sert darbeler v.s.),
Sıcak ve soğuk etkiler,
Elektrik,
Ultraviole ışınlar,
İyonizasyon yapan ışınlar,
Atom bombası,
Çeşitli yabancı cisimler,
Tozlar (silisli tozlar, talk, asbest tozları,berilyum v.s. gibi).
Kimyasal etkenler:
Asitler,
 Alkaliler,
 Metaller ve bileşikleri,
 Organizmada oluşan metabolizma ürünleri
 Endojen ve eksojen toksik maddeler
 Bazı ilaçlar.

İmmünolojik reaksiyonlara neden
olan maddeler:
Yabancı proteinler,
 Hipersensibilite ve immünite yaratan eksojen ve
endojen kaynaklı transplantasyonda organ ve doku
reddi sırasında görülen reaksiyonlar,
 Otoimmun hastalıklar.


Pemfigus, lupus v.s
Anoksemi ve nekroz:


Dokulara gelen kanın azalması ile bu bölgelerin
çevresinde yangı reaksiyonları oluşur.
Örneğin infarktuslar çevresinde yangı olayı
görülmesi gibi.
Tümörler:

Bazı tümörlerin etrafında yangısal reaksiyon
şekillenir.
Nedeni bilinmeyen yangılar:
YANGININ PATOGENEZİ



Basit olarak tanımlanmakla beraber, aslında yangı
oldukça fazla ve karmaşık bir dizi olaylar toplamıdır.
Dokulara ulaşan yangı etkenleri, dokularda yaptıklan
hasar ile bazı kimyasal maddelerin açığa çıkmasına, o
bölgenin damarlarında bir takım değişikliklerin
oluşmasına ve damar permeabilitesinin artmasına neden
olur.
Böylece kan plazması ve kan hücreleri damar dışına
çıkar ve yangı infiltrasyonu meydana gelir.



Damarlardaki değişiklik nedeni ile dokuda
anoksemi'ye bağlı bozukluklar görülür ve bu
değişiklikler o bölgedeki hücre ve dokuların
ölümüne (nekroz) kadar gidebilir.
Bütün bu olayların seyri sırasında, yangı meydana
gelen dokunun stromasındaki hücreler de
etkilenir ve bu hücrelerde (fibroblast, fibrosit) de
çoğalma görülür.
Bu olaylar yangının süresi ile ilgilidir.
Yangının patogenezi şu sıraya göre
incelenmektedir:



I. Vasküler değişiklikler (Dolaşım bozuklukları)
II. Sıvı eksudasyonu (liquordiapedesis)
III. Hücre eksudasyonu (leucodiapedesis)
I. Vasküler değişiklikler
(Dolaşım bozuklukları)

Yangı olayı ilk olarak kan dolaşımındaki
değişikliklerle ortaya çıkar ve yangı bölgesinde
sınırlı olarak kalır.
I. Vasküler değişiklikler



a. Damar lümenindeki değişiklikler
b. Kan akımındaki değişiklikler
c. Damar duvarındaki değişiklikler
(permeabilite artışı)
a. Damar lümenindeki değişiklikler:



Yangı yapan etki ile ilk görülen reaksiyon kısa ve
geçici arterioler daralmadır (vazokonstriksiyon).
Bunu hemen kapillar, venül ve arteriollerin
genişlemesi (vazodilatasyon) izler.
Damarların genişlemesinde çok önemli etkisi
olan bir kısım kimyasal aracılar (mediatörler)
vardır.
b. Kan akımındaki değişiklikler:






Kapillar, venül ve arteriollerin genişlemesi ile ilk anda
akım hızlanır.
Buna aktif hiperemi denir.
Fakat bu hızlanma kısa sürer.
Lümenin genişlemiş olması kan akımının yavaşlamasına
neden olur ve pasif hiperemi oluşur.
Plazmanın damar dışına çıkması kanın viskozitesinin
artmasına ve akımın daha da yavaşlamasına neden olur.
Hatta akım bir süre durabilir (Staz).



Normal fizyolojik koşullarda
kan içindeki lökositler damar
lümeninin ortasında,
eritrositler bunların
çevresinde, trombositler daha
dışta ve en dışta da plazma
kısmı vardır.
Akımın yavaşlaması ile
lökositler plazmatik kısma
(endotele yaklaşlr), eritrositler
orta bölgeye gelir.
Kanın normal akımı bozulur.
c. Damar duvarındaki değişiklik
(permeabilite artışı):




Normal koşullarda, su ve elektrolitler kapillar ve
venüllerde, damarlardan dokuya, dokulardan damara
geçebilir.
Büyük moleküller, proteinler ve hücreler geçemez.
Sıvıların damardan dokulara, dokulardan damarlara
geçmesi damar içindeki hidrostatik ve ozmotik basıncın
etkisi ile olur.
Yangıda terminal bölgede hidrostatik basınç artmıştır.
Mediatörler
(Permeabilite artışına etki yapan kimyasal maddeler)



Yangıya neden olan etkiler, doku zararı
oluşturunca vazoaktif bazı maddeler serbest hale
geçer.
Bu maddeler damarları genişletir. ve
permeabiliteyi artırır.
Yangıda oluşan bu maddelere mediatörler denir.
Damarlarda genişleme ve geçirgenliğin
artmasına neden olan mediatörler


Sitojen Mediatörler:
Serojen Mediatörler:
Sitojen Mediatörler:

Bunlar belirli bazı hücrelerde aktif formda depo
halindedirler ve aktif şekilde serbest hale
geçerler
aminler
 nötrofillerden çıkan biyolojik aktif maddeler
 lenfokinler
 asidik lipidler
 prostaglandinler
 lökotrienler

Serojen Mediatörler

Bu mediatörler kan plazmasında bulunur. İnaktif
formda sentezlenir ve yangı olayına katılmadan
önce plazma proteazları (kallikrein, plazmin,
globulin permeabilite faktörü) ile aktif hale
getirilirler (kininler, proteazlar, komplement
sistemi).
A. Sitojen Mediatörler

1. Aminler



2. Nötrofillerden çıkan biyolojik aktif maddeler (Lizozomal
Enzimler)





a- Histamin (B-imidazoliletilamin):
b- Serotonin (5-hidroksitriptamin):
a-Katyonik proteinler
b-Asit proteazlar:
c-Nötral proteazlar
3. Lenfokinler
4. Asidik Lipidler


a. Prostaglandinler:
b. Lökotienler
Aminler

a- Histamin (B-imidazoliletilamin):
Özellikle mast hücrelerinde depo edilir.
 Bu hücreler hemen hemen bütün dokularda damarlar
etrafında bulunur.
 Ayrıca bazofil granülositlerde, trombositlerde ve
midenin paryetal hücrelerinde de vardır.




Histamin kapillarlarda genişlemeye, venüllerde
permeabilite artmasına ve endotel hücrelerinde
kontraksiyona sebep olur.
Endotel hücreleri damar lümenine doğru
bombeleşir ve hücrelerin araları açılır. Bu surette
geçirgenlik artar.
Küçük venlerde daralma yapar ve kapillarlarda
basıncın artmasına neden olur.

Histamin ayrıca düz kasların kontraksiyonu,
ekzokrin sekresyonların stimülasyonu ve
eozinofil granülositlere selektif kemotaksi
etkilerine de sahiptir.

b- Serotonin (5-hidroksitriptamin):
Bu madde dokularda bulunur.
 Özellikle trombositlerde, mast hücrelerinde (rat,
fare), bazofil granülositlerde, bağırsaklardaki
enterokromaffin hücrelerde ve beyinde fazla
miktardadır.



Serotonin de histamin gibi venül endotel
hücrelerinde kontraksiyon yaparak
vazodilatasyon ve permeabilite artışına neden
olur.
Serotoninin düşük dozları vazokonstrüksiyon,
yüksek dozları ise vazodilatasyon etkisi gösterir.
Nötrofillerden çıkan biyolojik aktif maddeler
(Lizozomal Enzimler)


Yangı olaylarında en fazla nötrofil granülositler
olmak üzere makrofaj ve trombosit
lizozomlarından çıkan bir dizi önemli
mediatörlerdir.
Bunlar;
a-Katyonik proteinler:
 b-Asit proteazlar:
 c-Nötral proteazlar:

a-Katyonik proteinler:




Enzimatik etkili protein değildir ve kısmen
damar permeabilitesini artırırlar.
Bu proteinler içinde makrofaj ve granülositlere
kemotaktik etki yapan mediatörler bulunur.
Mast hücrelerinden histaminin serbest hale
gelmesini sağlar.
Nötrofiller böylece yangıda erken ve geç
damarsal reaksiyonda rol oynar.
b-Asit proteazlar:



Bu proteazların asıl hedef yeni hücre
membranları ve fagozom vakuolleridir.
Asit ortamda proteinleri parçalarlar.
Fagolizozomlardaki maddelerin parçalanmasını
sağlar.
c-Nötral proteazlar:


Bunlar yangıya cevapta büyük rol oynarlar.
Elastaz, kollagenaz ve katepsin G enzimleri,
elastik lifler, bazal membran, kıkırdak doku ve
fibrini parçalarlar.
Lenfokinler


Hücresel immunitede asıl rol oynayan
mediatörlerdir.
Uyarı alan T lenfositlerden oluşan faktörler olup
antikor özelliği yoktur.



Damar permeabilitesi ve makrofajlar üzerine
etkisi vardır.
Makrofajların yangı bölgesine gelmesini,burada
kalmasını ve fagositoz yapmalarını sağlar.
Lenfokinler, kronik yangıda ve gecikmiş immun
reaksiyonlarda rol oynarlar.

Lenfokinler 3 grupta incelenir:
a- Hedef hücreleri yok eder -Lenfotoksin.
 b- Hücre proliferasyonunu uyarır-Mitojen faktörler,
lenfositleri aktifleştirir Lenfosit aktivatörler.
 c- Yangısal cevabı hafifletirler.



Lenfokinler yangı hücrelerine etki eder; özellikle
makrofajlar üzerine etkilidir.
Bunlar
migrasyon inhibisyon faktör (MIF)
 makrofaj aktivasyon faktör (MAF)
 makrofaj kemotaktik faktör (MCF)


Ayrıca granülositlere de migrasyon durdurucu,
histamin serbest bırakan (HRF) ve kemotaktik
faktör olmak üzere etki gösterir.


Lenfokinler permeabilite üzerine de etkilidir;
Lenf düğümleri ve timus ekstraktlarından çıkan
permeabilite faktörü kapillar ve postkapillar
venüllerde permeabiliteyi artırarak yoğun lenfosit
migrasyonunu sağlar.
Asidik Lipidler

Arakidonik asitle ilgili, değişik enzimler ve enzim
dışı bazı etkilerle oluşan metabolik olaylar
sırasında prostaglandinler, lökotrienler ve
kemotaktik lipidler meydana gelir.
a. Prostaglandinler:
 b. Lökotrienler:

a. Prostaglandinler:



Tüm dokularda bulunurlar
Aminler ve kininlerin etkisinden sonra yangının
geç devrelerinde kapillar ve venüllerde
permeabilite artışına neden olur.
Bu etki uzun sürelidir.



Prostaglandinler A, B, C, D, E ve F olmak üzere
altı grupta toplanır.
E ve F grubundaki prostaglandinler kuvvetli
vazodilatatördür ve etkileri arterioller üzerinde
daha güçlüdür.
Prostaglandinler depo edilmez, ihtiyaç halinde
ya da stimülasyon esnasında yapılırlar.



Dokulardaki konsantrasyonu düşük ise yangıyı
stimüle eder, yüksek ise yangısal reaksiyonu
durdurur.
Bu inhibisyon, polimorfların lizozomal
enzimlerini etkisiz kılması ve mast hücrelerinin
histamin çıkarmasına engel olması ile sağlanır.
Prostaglandin pirojenik etkiye sahiptir. Ağrıya
neden olur ve bradikininin ağrı yapma etkisini
artırır.
b. Lökotriyenler



Lökositler ve mast hücrelerinde oluşturulur
Lökotrienlerden güçlü kemotaktik etkisi olanlar,
lökositlerin kümelenmesine ve endotele
yapışmasına neden olur.
Bir kısmı da vazokonstrüksiyon, bronş spazmı ve
venüllerde permeabilite artışma sebep olur.


Mast hücrelerinden çıkan lökotrienlerden SRS-A
(Slow Reacting Substance of Anaphylaxis) damar
geçirgenliğini artırır ve damar dışında yer alan
düz kas hücrelerinde kontraksiyon yapar.
Astmada bronş spazmına, saman nezlesinde
mukus artışına, ödem ve eozinofil granülosit
infiltrasyonuna sebep olur.
B- Serojen Mediatörler

1. Kininler ve Kinin Yapımında Rolü olan
Enzimler
a. Kininler (bradikinin, kallidin)
 b. Proteazlar (kallikrein)


2. Komplement sistemi
Kininler ve Kinin Yapımında
Rolü olan Enzimler
a. Kininler (bradikinin, kallidin)
 b. Proteazlar (kallikrein)

a. Kininler (bradikinin, kallidin):




Histaminden sonra venüllerde dilatasyon ve
permeabilite artışını sürdüren aktif
polipeptidlerdir.
Düz kasta kontraksiyona sebep olur.
Kemotaktik etkisi yoktur.
Kininler ağrı yapar.
b. Proteazlar (kallikrein)


Proteolitik ve esterolitik enzimlerdir.
Kemotaktik etkiye sahiptir ve nötrofil granülosit
kümelenmesine sebep olur.
2. Komplement sistemi




Çeşitli yollarla aktive olmuş kanın plazma
kısmıdır.
Komplement sistemi, yangıda, etkene karşı
savunmada ve antijenin parçalanmasında önemli
rol oynar.
Nötrofil granülositlere kemotaktik etki yapar
Fagositozu sitimüle eder.
II. Sıvı eksudasyonu
(liquordiapedesis)


Yangı bölgesinde kan
damarlarından dokulara sıvı
çıkmasıdır.
Kan plazmasının yangının
başlangıcında damarların
dışına çıkıp o bölgede
proteinden zengin bir sıvının
toplanmasına eksudat denir.


Yangıda vasküler değişiklikler meydana gelince
kandaki proteinler (albumin, fibrinojen)
kolaylıkla damar dışına çıkar.
Bu durum kandaki proteinlerin azalmasına ve
proteinli maddelerin sağladığı ozmotik
(kolloidal) basıncın düşmesine neden olur.


Kan damarlarında ozmotik basınç azalınca kanın
sıvı kısmı damar dışına doğru emilir ve
dokularda toplanarak yangısal ödem meydana
gelir.
Burada bir taraftan damar içerisindeki ozmotik
basınç azalırken doku aralıklarında bir ozmotik
basınç artışı görülür.


Dokularda ozmotik basıncın artması kanın sıvı
kısmının damar dışına çıkmasına sebep olur.
Genişlemiş damarlarda geçirgenlik fazla olunca
iri moleküllü proteinlerle birlikte fibrinojen de
damar dışına çıkar ve dokularda fibrin
şekillenmesine neden olur.
III. Hücre eksudasyonu
(leucodiapedesis)


Akut yangıda endotelyal tabakada bir bozukluk
olunca, bu bozukluk damar içindeki hücrelerin
damar dışına çıkmasına yol açar.
Burada endotele yapışan hücrelerin büyük bir
kısmı nötrofil granülositlerdir.

Lökositlerin damarlardan çıkması şu olayların
birbirini izlemesiyle olur.
a. Marginasyon
 b. Adezyon
 c. Lokomosyon
 d. Emigrasyon
 e. Diapedez




Damar duvarında ağır lezyonlar olursa, olaylar
bu sıraya göre oluşmaz.
Bütün şekilli elemanlar plazma ile beraber damar
dışına çıkar.
Bu durumda dokularda oluşan infiltrasyonun
büyük bir kısmı, kanda sayı bakımından en çok
olan eritrositlerden oluşur.


Lenfositler akut yangıda damarlardan çıkmazlar.
Lenf düğümleri ve dalakta postkapillar
venüllerde endotel içinden geçerek kandan
dokuya ulaşırlar.
a. Marginasyon:


Fizyolojik koşullarda damarlarda orta bölgede plazma içinde en
büyük hücreler olan lökositler hareket eder.
Bunun dışında daha küçük olan eritrositler, daha dışta damar duvarına
yakın bölgede trombositler, en dışta ise plazma akar.




Bu laminar akım, yangının
başlangıcında kan akımının
yavaşladığı dönemde bozulur.
Bu yavaşlama döneminde,
mikrosirkülasyon bölgesi
olan arteriol, kapillar ve
venüllerde oksijen azalır.
Hipoksi nedeniyle
eritrositlerin elektrik yükünde
değişiklik olur.
Bu nedenle eritrositler
birbirini itemez ve
birbirlerine yaklaşarak para
dizisi gibi kümeler yapar.




Bu büyük eritrositleri, akımın orta kesimini, yani
lökositlerin yerini alır ve lökositler plazmatik bölgeye
itilir.
Yangıya neden olan doku değişiklikleri ile açığa çıkan
maddeler ve hipoksi hali endotelin elektrik yükünde
değişiklik yapar.
Negatif elektrik yükü bozulur ve lökositleri itemez.
Bu nedenlerle lökositler endotele yaklaşır. Bu olaya
lökositlerin marginasyonu denir.
b. Adezyon:
Plazmatik bölgeye
gelen lökositler,
venüller ve
kapillarlarda
endotele yapışır.
 Bu olaya da
adezyon adı verilir.



Endotel hücreleri negatif elektrik yüküne
sahiptir.
Elektrik yükünün değişmesi nedeni ile bu
hücreler birbirini itemez.
c. Lokomosyon:




Kas hücreleri dışındaki bazı hücrelerde (örneğin,
nötrofil granülosit, endotel hücresi), miyozin ve
aktin gibi maddeler bulunur.
Kontraksiyonu sağlayan bu proteinler
sitoplazmanın hareket etmesini sağlar.
Bu olaya lokomosyon adı verilir.
Lokomosyon ile lökositler, koşullar uygun
olduğu zaman aktif olarak damarlardan çıkar ve
doku lezyonunun olduğu yere ulaşır.
Lokomosyon ve Emigrasyona Etki
Yapan Faktor

d. Emigrasyon:
Nötrofil granülositlerde emigrasyon
 Monositlerde emigrasyon

Nötrofil granülositlerin emigrasyonu:



Nötrofiller venülün
endoteline yapışınca
psöydopodlar çıkarır.
Bu uzantılar, endotel
hücreleri arasında meydana
gelen aralıklardan bazal
membranı geçebilir.
Bazal membrana ulaşan
psöydopod, endotel hücresi
ile bazal membran arasına
girer ve oradan bazal
membranı geçerek damar
dışına ulaşır .


Nötrofiller
venüllerden aktif
hareket ile dışarı
çıkarlar.
Psöydopod çıktıktan
sonra, yavaş yavaş
hücre gövdesi
çekirdek ile beraber
çıkar.


Lökositlerin geçtikleri yerlerden eritrositler de
sürüklenip çıkar.
Eritrositlerin çıkışında kanın hidrostatik
basıncının etkisi vardır, yani pasif bir harekettir.




Doku içindeki nötrofiller, doku lezyonunun bulunduğu
yerde kümelenirler.
Bu kümelenme ile doku zararı nedeniyle ortaya çıkan
atıkları fagosite ederler.
Lökositlerin dokuya emigrasyonu, kemotaktik maddeler
ve hücrelerin amoboid hareketleri ile olur.
Bakteri toksinleri gibi bazı maddeler nötrofilleri çeker
ve bu çekici etki lökositlerin hareketini sağlar.
Monositlerin emigrasyonu:



Monositler nötrofillerden sonra göç ederler.
Akut yangının erken döneminde eksudat
nötrofillerden zengindir. Ancak bu hücreler 3-4
gün içerisinde ölürler.
Monositler ise uzun yaşar ve dokuya çıkınca
orada çoğalırlar. Bu nedenle akut yangının ileri
döneminde monositler fazla görülürler.
Kemotaksi (chemotaxis)

Nötrofil granülositlerin ve monositlerin
damarlardan göç etmelerinden sonra kimyasal
bir etki ile bozukluğa uğrayan alana doğru
gitmelerine kemotaksi denir.

Kemotaktik maddeler eksojen ve endojendir.
Bu maddeler ya kendileri kemotaktik etkiye
sahiptir (sitotaksin) ya da bu etkiye sahip
maddeleri (sitotaksijen) oluştururlar.
Sitotaksinler

Endojen sitotaksinler,





antijen-antikor ve komplement'ten oluşan kompleksler
(immun kompleks),
eksudat,
komplement sisteminin ayrılma ürünleri
nükleik asit ürünleri
Eksojen sitotaksinler,




bakteriler
bakteri filtratları
Kazein
pepton
Sitotaksijenler

Endojen sitotaksijenler,
antijen-antikor kompleksleri
 serumdaki plazmin.


Eksojen sitotaksijenler,
bakteri endotoksinleri
 Mycobact. tuberculosis'in protein fraksiyonları.





Kemotaktik maddeler nötrofilleri ve monositleri çeker.
Bu maddelerin etkileri selektif olabilir (selektif
kemotaksi).
Nötrofil, eozinofil ve monositleri etkileyen maddeler
her zaman aynı değildir.
Örnegin,


T lenfositlerden çıkan lenfokinlerden (aslında bunlar
sitokin’lerdir) bir kısmı kemotaktiktir ve makrofajları
bulundukları yere çeker.
Antijen-antikor kompleksleri eozinofiller için kemotaktiktir.

Kemotaktik maddeler hücreleri bulundukları bölgeye çekerlerse
buna pozitif kemotaksi denir.







bakteriler ve bakteriyel endotoksinler
komplement fragmentleri - C5a, C5, C6, C7
fibrin ve fibrin derivatları
lenfokinler, membran fosfolipidleri,
doku hasarlarında çıkan kollagenolitik ve proteolitik ürünler
denatüre proteinler
Kemotaktik maddeler hücreleri bulundukları bölgeden iterse
negatif kemotaksi denir.




kinin,
laktik asit
alkol
aluminyum slikat




Yangıda pozitif kemotaksi önemlidir. Kemotaktik
maddeler fagositoza direk etki yapmazlar.
O bölgeye lökositleri çekmekle fagositoza yardım etmiş
olurlar.
Kemotaksi olduğunda lökositler, doku içinde gelişigüzel
dağılmaz, en kestirme yoldan yangı odağına giderler.
Bazı yangı etkenleri (örneğin viruslar) kemotaksi yapan
maddeler meydana getirmediklerinden bu çeşit
yangılarda nötrofiller çok azdır ya da hiç rastlanılmaz.
e. Diapedez:



Lökosit ve monositler endotellerin aralarından
geçtikten sonra aralıklar yeniden daralır.
Eritrositler nötrofillerin geçtiği yerden
hidrostatik basınç: etkisi ile pasif olarak geçebilir.
Eritrositlerin damarlar dışına çıkmasına diapedez
denir ve pasif geçişi ifade eder.
Fagositoz (phagocytosis)



Zararlı etkenlerin
hücreler tarafından
sitoplazmalarına alınarak
sindirilmelerine
fagositoz denir.
Organizmanın hücresel
savunma yoludur.
Fagositoz belli hücrelere
özgü bir olaydır.


Yabancı materyalin
endositoz (pinositoz,
fagositoz) yoluyla hücre
sitoplazmasına
alınmasına heterofaji,
hücrenin kendi
materyalinin sitoplazması
içerisinde ayrılıp
parçalanmasına otofaji
adı verilir.

Fagositoz olayını ve fagosit hücreleri ilk kez
Metschnikoff tanımlamış ve fagositleri mikrofaj
ve makrofaj olmak üzere ikiye ayırmıştır.



Mikrofajlar, nötrofil ve eozinofil
granülositlerdir.
Yangının ilk döneminde özellikle nötrofillerin
rolü büyüktür.
Polimorf lökositler (granülositler)bazı bakterileri
ve küçük partikülleri fagosite ederler.




Makrofajların iki kaynağı vardır.
Bunlar kandan gelen monositler ve doku
histiyositleridir.
Dokuya giren monositlerin şekli değişir ve doku
makrofajlarından ayrılamaz.
Damarsız dokuların (kornea, kalp kapakları)
yangılarında fagositoz yapan hücreler sadece
makrofajlardır.





Bu hücreler amoboid hareket yaparlar.
Psöydopod ve filopodlarını çıkararak yabancı
etkeni sararlar ve sitoplazmaları içine alırlar.
Fagosite edilen etken şekillenen vakuol
(fagozom) içerisinde proteolitik enzimler
tarafından sindirilir.
Lizozomal enzimlerin fagozom içerisine
girmesinden sonra fagozoma sekonder lizozom
veya fagolizozom denir.
Bu durumda nötrofiller granüllerini kaybeder ve
yeni granül oluşturamazlar.


Fagosite edilen maddeler sindirilmeden uzun
süre hücre içinde kalabilirler.
Örneğin, antrakozda kömür tozları, bronşial ve
mediastinal lenf düğümlerinde makrofajlar
içinde kalırlar.


Bazen canlı etkenler makrofaj içinde canlılığını
koruyarak kalabilirler (Mycobact. tuberculosis,
Brucella spp. v.s.).
Fagositozu yapan hücreler lenf damarlarına
girer, kendileriyle birlikte etkenleri daha uzak
dokulara götürür ve yangıyı yayarlar.


Fagosite edilen canlı etkenler, bazen hücre içinde
çoğalabilirler.
Mycobact. tuberculosis ve Toxoplasma gondi,
makrofaja canlı olarak girmişse kolay
parçalanamazlar.


Bazı canlı etkenlerin güçlü toksinleri vardır.
Bunlar fagositleri felce uğratırlar, hareketsiz
bırakır ve kendilerini fagositozdan kurtarır.
Antitoksinler bu toksinleri nötralize eder ve
lökositlerin fagositoz yapmasını sağlar.

Opsoninler bakterilerin yüzeyini değiştirerek
fagositoza uygun duruma getirir ve kolayca
fagosite edilmelerini sağlarlar.
Hücre haberleşmesi-İmmun sistem
kimyasalları



Şemokinler
Sitokinler
Sitotoksinler
Sitokinler



Monokinler
İnterlökinler
Lenfokinler


Bazı durumlarda
makrofajlar fagosite
edilen cisme göre isim
alırlar.
Örneğin,
 siderofaj demir
 lipofaj yağ fagosite
etmiş makrofajlara
verilen isimlerdir.
YANGI HÜCRELERİ

Lökositler

granülositler




agranülositler






Lenfositler
Monositler ve makrofajlar
Plazma hücreleri (plazmasit-immunosit)
Mast hücreleri (mastosit)
Epiteloid hücreler
Dev hücreleri






nötrofilgranülositler
eozinofil granülositler
bazofil granülositler
Langhans dev hücresi
Yabancı cisim dev hücresi
Epulis dev hücresi
Stenberg dev hücresi
Tümör dev hücresi
Fibrobalst ve fibrositler
LÖKOSİTLER (Beyaz kan hücreleri =WBC)
Lökositler

Lökositler
sitoplazmalarındaki
hücre türüne özgü
granüllere göre
 granülositler
 agranülositler
olmak üzere iki
gruba ayrılır.
Granülositler
 Sitoplazmalarında
bol miktarda granül
içerir ve bu granüllerin boyanma
karakterine göre;
 nötrofil,
 eozinofil
 bazofil
granülositler
olmak üzere üçe ayrılır.
Agranülositler



Sitoplazmalarında hücrelere özgü granül
bulunmayan çekirdekleri loplara ayrılmamış,
lökositlerdir.
Bunlar lenfosit ve monositlerdir.
Agranülositler tam diferensiye olmamış hücreler
olup, damar dışına (bağ dokularına ve kan yapan
organlara) çıktıklarında farklılaşmalarını
tamamlar.

Normal kanın her mm3' ünde hayvan türüne
göre 8-28 bin arasında lökosit bulunur
% 50- 70'ini nötrofil granülositler,
 % 2-3 'ünü eozinofil granülositler,
 % 0,5-2'sini bazofil granülositler,
 % 20-30'unu lenfositler ve
 %2-8'ini monositler oluşturmaktadır .




Lökosit miktarı gençlerde yaşlılardan daha
fazladır.
Sindirim sırasında ve aktif hareketlerden sonra
da lökosit miktarı artar.
Patolojik olarak lökositlerin kanda çoğalmasına
lökositoz (leucocytosis), azalmasına ise
lökopeni (leucopenia) denir.
1- Nötrofil granülositler


Kırmızı kemik iliğindeki
miyeloblastların
olgunlaşmasıyla meydana
gelir.
Sitoplazmalarında
bulunan granüller
boyaları almadığından
ışık mikroskobunda
görülmezler.

Nötrofil granülositlerde 2 tip granül vardır.
a. Azurofil (primer) granüller: Küçük primer
lizozomlardır. Memelilerin çoğunda lizozomal
sindirici enzimler, mukosubstanslar ve
peroksidaz çerir.
 b. Spesifik (sekunder) granüller: Daha büyük ve
çok sayıda olan spesifik granüller, alkalin fosfataz,
katyonik proteinler, laktoferritin ve lizozimleri
içerir. Ayrıca proteolitik enzimler ve bazı lipazlar
da vardır.





Nötrofil granülositler kemotaksiye en fazla uyan
hücrelerdir.
Piyojen bakterilerin vücuda girmesi ve yıkıma
başlaması sonucu yangı bölgesine gelirler.
Amoboid hareketleriyle birkaç saat içinde yangı
bölgesini doldururlar.
Yangı bölgesindeki yabanci maddelere ve
özellikle bakterilere saldırırlar.




Sitoplazmasında bakterileri öldüren phagocytin ve
leukin gibi maddeler vardır.
Eğer bakteri çok toksikse lökositin hareketleri durur ve
ölür.
Tripsin, katepsin ve proteaz enzimleriyle proteinleri
eritir.
Küçük parçacıkları (karbon, hücre artığı, pigment,
mikroorganizma v.s.) fagosite etme özelliklerinden
ötürü bu hücrelere mikrofaj da denir.

Nötrofil lökositler fagosite ettiği maddeye karşı
granüllerindeki sindirici enzimleri salar.

Fagosite edilen madde sindirilemiyorsa hücre
ölünceye kadar sitoplazmasında kalır ve hücre
ölünce başka bir lökosit ya da makrofaj bu
maddeyi fagosite eder.

Granüllerini yitiren hücreler yangı bölgesinde
ölerek irin adı verilen kitleyi oluşturur.




Bu hücrelerin büyüklüğü 10-12 mikron kadar
olup, yaşam süreleri 4-8 gündür.
Kanda 1-5 gün kaldıktan sonra dolaşımı terk
ederek bağ dokularına geçerler.
Nötrofiller çoğalmazlar.
Yaşamlarını tamamlayanların yerini kemik
iliğinden gelen yenileri alır.

Bu hücreler akut yangılarda artarlar.

Ancak viral enfeksiyonlarda görülmezler.

Nötr ve alkalin ortamda etkilidir.

Yangı bölgesinde hücre ve mikroorganizmaların
metabolizma artıkları ortamın pH' sını asitleştirir.



Bu nedenle nötrofil granülositler pH 6,8'in altına
inince yaşayamaz.
Bu durumda eksudattaki lökositler daha kısa
zamanda ölürler.
Ölen nötrofillerden proteolitik enzimler çıkar ve
bu enzimler eksudatı, nekrotik dokuları ve fibrini
eritir.
Nötrofil
2- Bazofil granülositler
Sitoplazmalarında
büyük bazofilik
granülleri vardır.
 Bu granüller
histamin ve heparin
deposu olup
metakromazi
özelliği vardır.



Dolaşım halindeki kanın pıhtılaşmasında, buna
bağlı olarak damarların hayat boyu açık
kalabilmesinde asıl rolü oynayan faktör
bazofillerden ekzositoz yoluyla plazmaya geçen
heparindir.
Görevleri birbirine benzeyen bazofil
granülositler ile mast hücreleri’nin orijinleri
CD34+ kemik iliğindeki prekürsörleridir. Mast
hücreleri kemik iliğinden immature formda
salınıp dokularda olgunlaşırken, bazofiller
mature olarak salınırlar.

Bazofiller, kanda en az bulunan lökosit türüdür.

Periferik kandaki lökositlerin % 0,5-2'sini
oluştururlar.

Fagositoz yapmazlar ve hareketleri çok zayıftır.

Damar dışına pek çıkmayan bu hücrelerin yaşam
süresi 1-2 hafta kadardır.
3- Eozinofil granülositler

Bu hücreler,
sitoplazmalarında eozinle
kırmızıya boyanan
granüllerin bulunmasından
ötürü eozinofil granülosit
ismini almışlardır.
Parazit
Parazitler
Granlülositlerin en iri olanıdır ve
büyüklük1eri 10-15 mikron kadardır.
 Kandaki lökositlerin %2-3’ü kadardır.
 İçerdikleri granüller nötrofil
granülositlerdeki gibi lizozom yapısındadır.
Ancak bunlardaki enzimler bakteri
öldürücü nitelikte değildir.
 En büyük granüller atlarda bulunur.

 Nötrofiller
gibi aktif hareket ederek
damarların dışına çıkarlar. Fakat
hareketleri daha yavaştır.
 Fagositoz niteliği olan bu hücrelerin
yaşam süreleri nötrofillerden daha
uzundur.
Eozinofil lökositlerin granüllerinde
bulunan maddeler:




Major basic protein (MBP) Helmintlere karşı en
etkili ve en bol olan protein.
Eosinophil cationic protein (ECP)
Eosinophil peroxidase (EPO)
Eosinophil-derived neurotoxin (EDN)

Normal durumda en bol barsak mukozası bağ
dokusunda bulunur.

Bu hücrelerin kandaki ve bağ dokudaki
miktarları
allerjik ve aşırı duyarlılık olaylarında,
 paraziter hastalıklarda,
 eozinofilik granüloma
 eozinofilik myositis’te belirgin derecede artar .


Bu hücreler immun reaksiyonların
tamamlayıcılarıdır.

Antijen-antikor komplekslerini fagosite edip,
granüllerinde bulunan lizozomal enzimlerle
parçalanırlar.
Lenfositler

Çekirdekleri kromatinden
zengin, hematoksilen ile
koyu mor renge boyanan
ve sitoplazması ışık
mikroskobunda çok zor
farkedilen hücrelerdir.

Kırmızı kemik iliğindeki
kök (stem) hücrelerinden
oluşurlar.
lenfosit
Perivasküler mononüklear hücre
infiltrasyonu



Lenfositlerin çok güçlü hareket ve diyapedez
yeteneği vardır.
Hareketleri sırasında limon ya da tenis raketi
şeklini alırlar.
Damar dışına çıkarken endotel hücrelerinin ve
lenfoepitelyal dokulardan geçerken epitel
hücrelerinin aralarından ya da sitoplazmalarından
geçerler.

Lenfositler damarlardan kolayca lenforetiküler
(dalak, lenf düğümleri) ye lenfoepitelyal
(tonsiller, peyer plakları) dokulara geçerler ve bu
dokularda belli bölgelere yerleşirler.
Lenf düğümünde

T lenfositler timustan
geçtikten sonra;

Parafolliküler bölgede,
B lenfositler
•supkapsüler
•medüller
•folliküllerin merkezinde
Lenf yumrusu
CD3 T hücreleri
CD20+ B hücreleri
T
lenfositler
Dalakta
 periarterioler,
B
lenfositler
dalakta
 folliküllerin
periferinde
(parafolliküler)
 kırmızı pulpada
yerleşim gösterirler.
Sentral arter


Kanda bulunan lenfositler inaktif durumdadır;
Ancak timus, kemikiliği, tonsil ve Peyer plakları
ile kanatlı hayvanlarda bursa Fabriciustan
geçtikten sonra yerleştikleri bölgelerde antijenle
karşılaşıp uyarılarak aktifleşirler.

Lenfositler, fonksiyon, gelişme ve lenfoid
organlarda yerleşmeleri bakımından
T lenfositler
 B lenfositler olmak üzere ikiye ayrılırlar.
 Bunlara son yıllarda 3. grup olarak Null hücreleri
(B ve T hücre antijenleri olmayan) ilave edilmiştir.



T lenfositler gelişimleri yönünden timusa
bağımlıdır (T lenfosit ismi, Timusa bağımlı
olmasından kaynaklanır).
Timusa giden T lenfositler burada önce çoğalır
ve antijenle karşılaşmasında ne yapması
gerektiğini öğrenir.


Destek hücreleri T lenfositlere gerekli bilgileri
öğretir.
Okuldan mezun olan hücreler sekunder lenfoid
organlara gider ve belli bölgelere yerleşerek
antijeni bekler.

B lenfositler ise
Kanatlılarda B. Fabricius,
 Memelilerde de kemik iliği, tonsil ve peyer
plaklarına bağımlı hücrelerdir

B lenfosit ismi, B.Fabricius ve kemik iliğine (Bone
marrow)- bağımlı olmasından kaynaklanır.


B lenfositler humoral bağışıklıkta rol alır.
Aktifleşip irileşen bu hücreler bölünüp çoğalarak
antikor salgılayan plazma hücrelerine
dönüşürler.

T ve B lenfositlerin yüzeylerinde antijenleri
tutabilen reseptörler vardır.

Bu hücreler scanning
elektron mikroskopta
(SEM) incelendiğinde T
lenfositlerin yüzeylerinde
az sayıda ve kısa, B
lenfositlerin ise çok
sayıda ve uzu villuslar
vardır.




B lenfositler, antijeni almış makrofajlar ve T lenfositleri
tarafından uyarılır.
İnaktif B lenfositler kan dolaşımı yoluyla periferik
lenfoid dokulara gelir.
Buralarda antijenle karşılaşınca aktifleşir ve bölünerek
çoğalırlar (immünoblast, proplazmasit) ve gelişerek
plazma hücrelerine dönüşürler.
Memelilerde b.Fabricius olmadığından kemik iliği ve
Peyer plaklarından geçerek lenforetiküler dokulara
gelirler.

T lenfositler görevlerine göre
Yardımcı-T lenfositler
 Sitotoksik T lenfositler (öldürücü hücreler=T killer)
 Baskılatıcı T lenfositler (T supressor)
 Bellek T lenfositler

Yardımcı-T lenfositler


Antijenle ilk karşılaşan lenfositlerdir ve hemen
çoğalarak B lenfositler ile diğer T lenfositlerin
çoğalmasını sağlar.
B lenfositlerin farklılaşıp plazmasitlere
dönüşmelerini sağlar.
Sitotoksik T lenfositler
(öldürücü hücreler = T killer)


Bu lenfositler lenfokin salgılayarak veya direkt
olarak yabancı etken ve hücrelere tutunarak
onları öldürür.
Transplantın veya tümör hücrelerinin
yıkımlanmasına bu hücreler sebep olur.
Baskılatıcı T -lenfositler
(T supressor)

Başka bir grup diğer T lenfositlerin
fonksiyonlarını kontrol altında tutar.
Bellek T lenfositler



Antijenle mücadele sonu T lenfositlerin bir kısmı
bellek hücrelerine dönüşür.
T lenfositleri timustan çıkıncaya kadar
immünolojik yanıt veremez.
Sekunder lenfoid organlara gittikten sonra ve
antijenle karşılaşınca bu nitelige sahip olur.
Antijenle karşılaşan T lenfositlerden lenfokinler çıkar.
Lenfokinler;
 Makrofaj ve nötrofilleri kemotaktik etki ile bulundukları
bölgeye çekip yığarlar.
 Bu hücrelerin yangı alanından ayrılmalarına engel olur,
yani migrasyonu durdurucu etki yaparlar.
 Makrofajların fagositoz yeteneğini arttırır ve birbirlerine
yapışmalarını sağlayarak epiteloid hücre oluşmasına
yardımcı olurlar.
 Lenfositlerin transformasyonu bölünerek
proliferasyonu ve antikor salgılamalarını sağlarlar.
Null hücreleri




Orijini henüz tam bilinmeyen 3. grup lenfositler
Null hücreleri olarak isimlendirilir.
Bunlar büyük tip lenfositlerdir.
Bu grupta bulunan Doğal katil hücreler
(Naturel killer-NK), antijenle karşılaşmamış ve
bağışık olmayan sağlıklı hayvanlarda bulunur.
Bu hücreler antikora ihtiyaç duymadan, kanser
hücreleri ve virusla enfekte hücreler üzerinde
sitotoksik etki yapar.


Lenfositler, akut
yangıların sonu ile
subakut ve kronik
yangılarda görülürler.
Viral enfeksiyonlarda
beyinde tipik olarak
perivasküler yerleşme
gösterirler.
Cluster of differentiation (CD)
Type of cell
CD markers
Stem hücre
CD34+,CD31-
Tüm lökosit grupları
CD45+
Granülosit
CD45+,CD15+
Monosit
CD45+,CD14+
T lenfosit
CD45+,CD3+
Helper T hücre
CD45+,CD3+,CD4+
Sitotoksik T hücre
CD45+,CD3+,CD8+
B lenfosit
CD45+,CD19+ or CD45+,CD20+
Trombosit
CD45+,CD61+
Natural killer hücre
CD16+,CD56+,CD3-
Plazma hücreleri
(plazmasit-immunosit)


Plazma hücreleri normal olarak dolaşım kanında
ve lenfte bulunmaz.
Gevşek bağ dokularında (sindirim ve solunum
yollarının propria ve submukozaları gibi) ve
retiküler bağ dokularında (dalak ve lenf
düğümleri gibi) yerleşme gösterir.



Hemen hemen hareketsizdir ve bulundukları
yerden ayrılmazlar.
Ürettikleri antikoru dolaşıma verirler.
Hareketsiz oldukları için belirli sitoplazma
uzantısına sahip değildir.



Oldukça iri, oval ya da
yuvarlağımsı ve bazofilik
sitoplazmaya sahip
hücrelerdir.
Oval veya yuvarlak olan
çekirdekleri genellikle
sitoplazmanın bir kenarında
(ekzantrik) yer alır.
Oldukça bol olan kromatin,
çekirdek zarının iç yüzünde
araba tekerleğini anımsatan
bir görünüme sahiptir.






B lenfositlerin bölünmesiyle oluşan plazmasitler
çoğalmaz ve kısa ömürlüdür.
Oluşumlarında CD4+ T lenfositlerin uyarısı gerekir.
10-30 gün yaşayıp ölürler.
Ölen hücrelerin yerini antijenle karşılaşıp aktifleşen ve
bölünüp çoğalan B lenfositlerin farklılaşmasıyla ortaya
çıkan yeni plazmasitler alır.
Bir plazma hücresi tek tip antijene cevap verir.
Plazma hücreleri antikor üreten hücrelerdir.
Mast hücreleri (mastosit)




Mast hücreleri dokularda özellikle damarlar
çevresinde bulunur ve akut yangılarda histamin
salgılar.
Bazofil lökositler gibi sitoplazmalarında bazofil
granüIler vardır.
Bu granüIler metakromazi özelliği gösterir.
Histamin, heparin ve sıçanlarda serotonin içeren
granüIler suda erir.
Mast hücreleri



Bu hücreler gevşek bağ
dokudan zengin
organlarda (örneğin
meme) bulunur.
Mitozla çoğalabilirler.
Ayrıca diferensiye
olmamış mezenkim
hücrelerinden ve
fibroblastlardan
farklılaşabilir.
Mast hücreleri çeşitli nedenlerle granüIlerini kaybeder
ve histamin serbest hale gelir.
 Bu nedenler:
1. Doku hasarı yapan fıziksel ve kimyasal etkiler
2. Yılan zehiri
3. Monoamin yapısında bazı maddeler
4. Duyarlılığı artmış organizmaya allerjenlerin girmesi
5. Komplementin C3a ve C5a kısımları

Monositler ve makrofajlar



Monositler, lökositlerin % 2-8'ini oluştururlar.
Kan damarı içinde dolaşan monositlerin
büyüklükleri 10-12 mikron kadardır.
Ancak frotilerde 20 mikrona kadar ulaşabilir.



Çekirdekleri az kromatinli, böbrek ya da fasülye
şeklindedir.
Bu hücrelerde hareket, diyapedez ve fagositoz
çok kuvvetlidir.
Yangı esnasında dokuya çıktıklarında aktifleşerek
makrofajlara dönüşür ve fagositozda görev alır.


Dokuya çıkan monositlerin çekirdekleri büyür,
lizozom ve mitokondriyumları artar, golgi alanı
büyür.
Sitoplazmalarında lizozomlar, yani proteolitik,
oksidatif ve hidrolitik enzimler vardır.


Bu hücreler dışında, yangı bölgesinde primitif
bağ doku hücrelerinin transformasyonu ve
monositlerin farklılaşmasıyla meydana gelen
hücreler de vardır.
Bunlara histiyosit veya makrofaj adı verilir.



Organizmanın hücresel savunmasında başlıca
rolü oynarlar.
Histiyositler normal hallerde bağ dokularında
pek fazla bulunmazlar.
Fakat vücuda yabancı bir etken girdiğinde sayıları
büyük ölçüde artar.
Makrofajlar iri hücrelerdir.
 Bazen çapları 30 mikrona kadar ulaşabilir.
 Aktifleşme sırasında irileşmekle kalmayıp
değişik şekillere de girerler.
 Yüzeylerinde büyük değişiklikler olur,
psöydopod ve filopodlar şekillenir.





İstirahat halindeki bir histiyositi fibroblasttan
ayırmak zordur.
Ancak aktif hale geçince hareketlenir ve
yuvarlağımsı bir biçim alırlar.
İstirahat halindeki histiyositlerin sitoplazmaları
organellerden fakir ve açık renktedir.
Fagositoz yapan histiyositlerde ise organeller,
özellikle lizozomlar çoğalır.

Sitoplazmalarında
fagosite edilmiş çeşitli
türde maddeleler,
mikroorganizmalar,
mantar etkenleri, hatta
fagosite edilmiş hücreler
de bulunabilir.

Çok aktif olan bu
hücreler mitozla
bölünüp çoğalabilirler.
makrofaj


Organizmaya giren zararlı etkenleri yenmeye
güçleri yetmezse, irileşip biraraya gelerek
epiteloid hücrelere ya da birbirleriyle birleşip
tek sitoplazmalı fakat çok çekirdekli dev
hücresine (örneğin, yabancı cisim dev hücresi,
Langhans dev hücresi) dönüşebilirler.
Bu hücreler yabancı cisimlerin etrafını sararak
onları fagosite ederler.




Makrofajlar pH-6.8'in altında yaşarlar.
Bu yüzden asit ortamda ölen polimorf çekirdekli
lökositleri de fagosite ederler.
Kandan dokulara geçen monositlerin değişimi ile de
meydana gelen makrofajlar, özellikle kronik
granülomatöz yangılarda (örneğin, tüberküloz,
bruselloz, paratüberküloz, aktinomikoz, v.d.) bulunurlar.
Makrofajların varlığı, yangının kronik olduğunu ya da
akut yangı sonundaki temizleme dönemini belirtir.


Bazı organ ve dokularda savunma amacıyla çok
sayıda sabit makrofajlar vardır.
Bu doku ve organlar, eksojen ya da endojen
zararlı etkenlere karşı organizmanın
savunulmasında çok önemli stratejik noktalardır.









dalak ve lenf düğümlerinde sinüzoidal makrofajlar,
akciğerlerde alveolar makrofajlar,
merkezi sinir sisteminde mikroglia hücreleri
karaciğerde Kupffer 'in yıldız hücreleri,
serozalarda serozal (peritoneal) makrofajlar,
böbrekte glomerular mezangial hücreler,
kanda monositler,
deride Langerhans hücreleri
bağ dokuda histiyositlerdir.
Epiteloid Hücreler

Histiyositlerin yanyana gelerek epitel hücreleri
gibi dizilme göstermeleri nedeniyle bu hücrelere
epiteloid hücreler (epiteloid histiyositler) adı verilir.




Hücre membranları belirgin değildir.
Çekirdekleri az kromatinli (vesiküler=clear
hücre) ve ovaldir.
Sitoplazmalarında vakuoler, fagosite edilmiş
halde mikroorganizmalar ve yabancı cisimler
bulunur.
Özel enfeksiyöz granülomatöz grubu
hastalıklarda (tüberküloz, paratüberküloz,
bruselloz, ruam, v.d.) spesifik granulomun
oluşumunu sağlar ve fagositoz yaparlar.
Dev Hücreleri

Bu hücreler, makrofajların sitoplazmalarının
birbirleriyle kaynaşması ya da çekirdeklerinin
amitotik olarak çoğalması ve buna uygun olarak
sitoplazmalarının genişlemesi ile meydana
gelirler.



Bulundukları lezyonlara göre değişik şekiller
gösterdiklerinden yangıların veya lezyonların
tanınması için kolaylık sağlarlar.
Bu nedenle, dev hücrelerinin bulunduğu
granülasyon dokuları özel bir histolojik yapı
gösterdiğinden, bu yangılara spesifik
granülomatöz yangılar da denir.
Bu dev hücrelerinden başka makrofajlarla ilgisi
olmayan dev hücreleri de vardır.
1. Langhans dev hücresi




Sitoplazmaları genellikle yuvarlak
biçimdedir.
70100 mikron çapında olabilir.
Geniş olan sitoplazma içinde
sitoplazma membranına yakın
olarak yarımay, at nalı şeklinde ya
da çepeçevre taç gibi sıralanma
gösteren çok sayıda çekirdekleri
vardır.
Bu dev hücresi, tüberküloz,
paratüberküloz, lepra, bruselloz
ve sarkoidoz gibi hastalıklarda
görülür ve histopatolojik olarak
tanıtıcı niteliktedir.
2. Yabancı cisim dev hücresi:



Belirli bir şekle sahip olmayan
geniş sitoplazmaları vardır.
Çok sayıdaki çekirdekleri
sitoplazmada yabancı cismin
aksi tarafında kümelenmiş
halde bulunur.
Yabancı cisim dev hücreleri,
eksojen ve endojen kaynaklı
cansız yabancı cisimler ile
bazı canlı etkenleri fagosite
eder.
Kolesterol granulomu
yabancı cisim dev hücresi


Örneğin, çeşitli tozlar, kolesterin kristalleri, ürik asit ve
ürat kristalleri, odun ve metal kıymıkları, operasyon
alanında kalan pamuk ve kat küt iplikleri, nekrotik yağ
dokusu ile canlı etkenlerden parazitler, yumurta ve
larvaları, aktinomikoz ve bir çok mantar
enfeksiyonunda etkenler çevresinde, yabancı cisim ve
etkeni sitoplazmalarına alacak şekilde yerleşme
gösterirler.
Bu nedenle sitoplazmaları farklı şekillerde görülür.
3. EpuIis dev hücresi:



Değişik biçimler gösteren
sitoplazması içinde oval ya da
mekik şekilli çok sayıda
çekirdeği vardır .
İnsan ve hayvanlarda
(özellikle kedi, köpek, at,
sığır) yanak mukozası ve
gingivada travma veya
enfeksiyonlara ilgili olarak
gelişen epulis granulomunda
görülür.
Epulis dev hücreleri
osteoklastik hücre kökenlidir.
4. Sternberg dev hücresi:



Bu hücreler bir lenfoma türü olan ve insanlarda
görülen Hodgkin hastalığında (lenfogranulomatozis
maligna) bulunur.
Granulom oluşması nedeniyle lenf yumrularının
normal yapısı bozulur.
Granulom atipik retikulum hücreleri, lenfosit,
eozinofil granülosit, Hodgkin hücresi ve
Sternberg dev hücresinden oluşur.

Hastalık için karakteristik
olan Hodgkin hücresi,
retikulum hücresi veya
lenfoblastlardan oluşur.

Sternberg dev hücreleri,
bu hücrelerin çok çekirdekli
hal almasıyla meydana gelir.
Geniş sitoplazmadaki
çekirdekler veziküllü ve
kısmen üst üste gelmiştir.
5. Tümör dev hücresi:



Karsinom ve sarkom gibi
habis (malign) tümörlerde
görülen neoplastik
hücrelerdir.
Geniş ve değişik şekillerde
olabilen sitoplazmada çok iri,
bir araya yığılmış ya da
gruplar halinde birkaç atipik
karakterli çekirdek bulunur.
Bu çekirdekler sitoplazmayı
kaplayacak kadar da gelişme
gösterebilirler.
Fibroblast ve Fibrositler





Fibroblastlar, bağ dokunun genç ve aktif
hücreleridir.
Olgun bağ dokularında en sık rastlanan bağ
dokusu hücreleridir.
Şekilleri düzensiz olup genellikle yassı ve
uzundurlar.
Gövde kısımlarından sitoplazmik uzantılar çıkar.
Çekirdekleri yassı ve uçları küttür.


Bütün yangı çeşitlerinde (özellikle kronik
olanlarda) ve granülasyon dokularında en çok
bulunan hücrelerdir.
Kronik yangılı dokuları sağlam dokulardan
ayıran fibröz kapsülleri oluşturan hücrelerin
başında gelir.



Yaralanmalarda bölünüp çoğalarak yeni
fundamental substans yapar ve bağ
dokularındaki kayıpları giderirler.
Ayrıca gerektiğinde fagositik karakter kazanırlar.
Doku ve organlarda yıkımlanan parankim
hücrelerinin yerini dolduran ilk hücrelerdir.



Fibrositler bağ dokusunun
inaktif hücreleridir.
Fibroblastlardan daha yassı
ve çok az sitoplazma içinde
koyu boyanmış,
sitoplazmaya uygun ince
çekirdekleri bulunur.
Fibroblastların olgunlaşmış
şeklidir ve onlara benzer
görev yaparlar.
Dendrtic hücreler CD1




Pirmer immun yanıt için gereklidir.
Antijen sunan hücrelerdir. B hücreleri ve
makrofajlarla beraber.
MHCI ile CD8 hücrelere, MHCII ile CD4
hücrelere antijen sunarlar.
DC virusları CD8+ sitotoksik T lenfositlere,
bakterileri CD4+ yardımcı T lenfositlere
sunarlar. Bu hücrelerde sunulan antijeni
dokularda ararlar.
Download

Genel Patoloji - Uzman Veteriner