HEDEFLER
İÇİNDEKİLER
SOSYAL HİZMET ALANLARI VE
HEDEF KİTLESİ II
• Yaşlılık
• Özürlülük
• Suçluluk (Kriminoloji)
• Sokak Çocukları
• Evsizler
• Bu üniteyi çalıştıktan sonra;
• Sosyal hizmetlerde yaşlılık alanını tanımlayıp,
açıklayabilecek,
• Sosyal hizmetlerde özürlülük alanını
kavrayabilecek,
• Sosyal hizmetlerde suçluluk alanı ve bu alandaki
uygulamaları değerlendirebilecek,
• Sosyal hizmetlerde sokak çocukları alanını
açıklayabilecek,
• Sosyal hizmetlerde evsizlerle nasıl çalışılması
gerektiğini kavrayabileceksiniz.
SOSYAL HİZMET
BİLİMİNE GİRİŞ
ÜNİTE
6
Sosyal Hizmet Alanları ve Hedef Kitlesi II
GİRİŞ
Sosyal hizmet mesleğinin birçok uygulama alanı vardır. Bir soruna çözüm
olarak genellikle bir tip hizmet yeterli olmamaktadır. Çünkü kişi, grup, aile ve
toplumun ihtiyaçları çeşitlidir. Örneğin bütün yaşlıların sorununa yalnızca kurum
bakımı çözüm olamaz. Kurum bakımı yanında maddi yardım, tıbbi bakım, evde
bakım gibi birden çok hizmet türünün sunulması gerekebilir.
Bu nedenle değişen zaman ve koşullara göre sorunların tabiatına bağlı
olarak alanlar, alanlardaki hizmet türleri ve hacmi değişmektedir. Yeni sorunlar
doğduğunda yeni alanlar ortaya çıkmakta, bazı alanlar yok olmakta ya da yeni bir
biçim almakta, bazıları birleşmekte, klasik alanlarda kazanılan bilgi ve tecrübeler
yeni alanlara ve hizmet türlerine yönelmeyi kolaylaştırmaktadır.
Bu bölümde yaşlılık başlığı altında; yaşlılık tanımları, yaşlılık döneminin genel
özellikleri, yaşlı birey ve ailesiyle gerontolojik sosyal hizmet uygulaması, özürlülük
başlığı altında; özürlülük tanımları, özürlüler kanunu, günümüzde özürlülüğe bakış
açısı, özürlüler ve aileleriyle sosyal hizmet uygulaması, suçluluk (kriminoloji) başlığı
altında; suçluluk alanı ile ilgili bazı tanımlar, suç ve nedenleriyle ilgili yaklaşımlar,
suça itilmiş çocuklar ve sosyal hizmet uygulaması, sokak çocukları başlığı altında;
sokak çocuklarının tanımı, sokak çocuklarının genel profili, sokak çocukları ve
aileleriyle sosyal hizmet uygulaması ve son olarak evsizler başlığı altında; evsizlik
tanımları, evsizliğe neden olan faktörler ve evsizlerle sosyal hizmet uygulaması
konuları ele alınmaktadır.
Yaşlılık (elderly),
yaşamın diğer evreleri
gibi doğal ve kaçınılmaz
bir olgudur.
Yaşlılık çeşitli güçlerin
etkileşimini içerir.
YAŞLILIK
Yaşlılık (elderly), yaşamın diğer evreleri gibi doğal ve kaçınılmaz bir
olgudur. Tüm insanlar için söz konusu olan bir durumdur ancak aynı zamanda
bireysel bir olaydır. Bireyin kalıtımla getirdiği özelliklere, beslenmeye, çevre
koşullarına ve kültürel çabalarına göre, erken ya da geç, sorunlu ya da az sorunlu
olabilmektedir. Yaşlılık durağan ve değişmez bir yaşam dönemi değildir. Tam
karşıtı, yaşlılık çeşitli güçlerin etkileşimini içerir. Bu güçlerin temelinde yaşamın tüm
evrelerinin zorlamalarına karşı varoluşunu sürdürebilmiş olmanın bilgeliği ve iç
görüsü bulunur (Geçtan 1981).
Yaşlılık Tanımları
Geleneksel olarak yaşlılık, çeşitli fonksiyonlarda, kapasite ve imkânlarda
ilerlemeden daha çok gerilemenin ağır bastığı, bir yaşam dönemi olarak
tanımlanmaktadır(Aiken, 1995). Yaşlılık, yaşam sürecinde gelişme ve
Atatürk Üniversitesi Açıköğretim Fakültesi
2
Sosyal Hizmet Alanları ve Hedef Kitlesi II
olgunlaşmanın ardından kendine özgü fizyolojik ve ruhsal değişmelerin ortaya
çıktığı son evredir. Genel olarak yaşlılık algılama, bellek ve yaratıcılık yeteneklerinin
azalmasıyla kendini belli eden bir durumdur (Medicana, 1993).
Yaşlılık, kronolojik yaşın
ilerlemesiyle birlikte
biyolojik, psikolojik ve
sosyolojik boyutlar
kazanan bir süreçtir.
Yaşlılığı temel alan
çalışmaların
birçoğundaki
tanımlama kronolojik
olarak yapılmıştır
Yaşlılık sözcüğü, yaşam süresinin geç dönemindeki gelişmenin devamını ve
bireydeki değişimleri anlatır. Aynı zamanda kültürel, çevresel ve ekonomik
etmenlerin hazırladığı bir sonuçtur. “Yaşlılık, zaman faktörüne bağlı olarak kişinin
değişen çevreye uyum sağlama gücü ile organizmanın iç ve dış etmenler arasında
denge sağlama potansiyelinin azalmasıdır” (Emiroğlu, 1995). Dünya Sağlık Örgütü
(World Health Organization), yaşlılığı “kişinin çevreye uyum sağlama yeteneğinin
yavaş yavaş azalması” olarak tanımlamaktadır (Güven, 2002). Yaşlılık, kronolojik
yaşın ilerlemesiyle birlikte biyolojik, psikolojik ve sosyolojik boyutlar kazanan bir
süreçtir. Turan (1984) ise yaşlılığı, “organizmanın dokusal ve fizyolojik çözülme
biçimi” olarak tanımlamaktadır.
Yaşlılığı temel alan çalışmaların birçoğundaki tanımlama kronolojik olarak
yapılmıştır(Onat, 2000). 1883’te Almanya’da yürürlüğe giren ilk modern sosyal
güvenlik yasasında emeklilik için kabul edilen altmış beş yaş kriteri, 1935 yılında
Amerikan Sosyal Güvenlik Yasası (Social Security Act)’nda da aynen kabul edilerek
yaşlılığın alt sınırı olarak belirlenmiştir (Zastrow, 1991). Günümüzde altmış beş yaş
orta yaş ve yaşlılık arasındaki sınır olarak kabul edilmektedir (Ashman ve Zastrow,
1990).
Bu noktada, yaşlılara yönelik hizmet modellerinin geliştirilebilmesi
amacıyla yaşlılık döneminin genel özellikleri ve yaşlıların içinde bulundukları yaşam
döneminde karşılaştıkları sorunların neler olduğunun incelenmesine gerek vardır.
Yaşlılık döneminin genel özellikleri, aşağıdaki bölümde; fiziksel, psikolojik ve sosyal
özellikler başlıkları altında incelenecektir.
Yaşlılık Döneminin Genel Özellikleri
Her yaşam döneminin kendine özgü özellikleri vardır. Aşağıda bu konular ele
alınmaktadır.
Yaşlılık Döneminin Fiziksel Özellikleri
Yaşlılık, fizyolojik değişikliklerle birlikte bir dizi sorun meydana getirmektedir.
Bunlardan bazıları şu şekilde sıralanabilir; kan damarları, sinirler, vücut derisi ve
diğer biyolojik dokular elastikiyetini kaybeder, damarlarda sertlik, eklemlerde
dejenerasyon meydana gelir. İskelet yapısı bozulur, kemikler incelir ve kırılganlaşır.
Refleksler ve hormonal aktiviteler yavaşlar. Genel dolaşım sisteminde ortaya çıkan
bozulmalardan dolayı bir çok sağlık problemleri yaşanır. Azalan kan basıncı, zihinsel
aktiviteyi olumsuz yönde etkiler, kas ve diğer vücut organlarının etkililiğini azaltır.
Atatürk Üniversitesi Açıköğretim Fakültesi
3
Sosyal Hizmet Alanları ve Hedef Kitlesi II
Tüm bunlardan dolayı yaşlılıkta birçok hastalık gibi felç ve kalp krizi riski de artar
(Zastrow, 1991).
Yaşlılıktaki fiziksel gerilemeleri üç grupta toplamak mümkündür.
Bunlar(Emiroğlu, 1995);
Yaşlılıkta görme, işitme
duyuları ve hareket
yeteneği azalmakta, bu
nedenle yaşlı bireylerin
kazaya yatkınlığı
artmaktadır
Yaşlılıktaki psikolojik
değişimin başlıca
belirleyicileri üç grupta
toplanmaktadır. Bunlar;
fiziksel gerileme, statü
kaybı ve ölüm
korkusudur.
 Bedensel gerilemeler: Yürüme, koşma, boşaltım vb. bozukluklar.
 Seksüel gerilemeler: Hormon ve üreme etkinliklerinin durması.
 Entelektüel gerilemeler: Bellek kaybı, unutkanlık vb. belirtiler.
Ayrıca yaşlılıkta görme, işitme duyuları ve hareket yeteneği azalmakta, bu
nedenle yaşlı bireylerin kazaya yatkınlığı artmaktadır.
Yaşlılık Döneminin Psikolojik Özellikleri
Psikolojik açıdan yaşlanma süreci sıkıntı, üzüntü ve korkuları tetiklemekte,
unutkanlık ve uykusuzluk gibi birçok probleme neden olmaktadır. Yaşlılıktaki fiziksel
ve ruhsal gerilemeye bağlı olarak yaşama gücü ve isteği giderek azalmaktadır.
Özellikle sevme içgüdüsü önemli derecede değişiklik göstermektedir. Yaşlılık
döneminde birey, duygusal sarsıntı ve yıpranmalardan daha fazla etkilenmeye
başlamaktadır. Gençlik imajını kaybetmiş olmak, eş ve yakınların kaybı, gençlerin
öğrenim ve evlenme nedeniyle evden ayrılmasının getirdiği sevgi kaybı, uzun süren
evliliklerin yaşam yorgunluğu ve bezginliği, cinsel yaşamdaki durgunluk yaşlının
ruhsal yapısını olumsuz yönde etkilemektedir.Yaşlılıkta rastlanan psikolojik
değişikliklerden bazıları; eskiye aşırı bağlılık, yeniliklere uyum sağlayamamak,
yeniliklerden korkmak, egoizm, bilinçte bulanıklık, depresyon, hastalık hastalığı,
narsistik kişilik bozukluğu, nevroz, stres, uyku bozuklukları, yönelim bozuklukları ve
ölüm korkusudur.
Yaşlılıktaki psikolojik değişimin başlıca belirleyicileri üç grupta
toplanmaktadır. Bunlar; fiziksel gerileme, statü kaybı ve ölüm korkusudur. Statü
kaybı ile ilgili özellikler, saygınlığı kaybetme, belli yaşa gelince emekli olma,
emekliliğe bağlı olarak gelir kaybına uğramadır. Ölüm ile ilgili korku ise dinsel
inançlara aşırı bağlılıktan, gerçekleştirilmek istenen amaçlara ulaşamama
endişesinden ve yaşamın kısalığından kaynaklanmaktadır(Emiroğlu, 1995).
Yaşlılık Döneminin Sosyal Özellikleri
Emeklilikte, bireyin
sosyal yanını devam
ettirebileceği bir çevre
bulması ve ona uyum
gösterebilmesi önemli
bir sorundur.
Yaşlanma ile birlikte sosyal hayatta da bir dizi değişiklikler yaşanmaktadır.
Bunlardan en önemlisi statü ve rol kaybının yol açtığı toplumda yaşlı bireylere karşı
var olan bağımlı, eski moda, ikinci sınıf gibi tutumlar ve ön yargılardır. Kronolojik
yaşı daha genç olanların yaşlılara yönelik bu olumsuz tutum ve davranışları ile
kültürel ön yargılar, yaşlı bireylerin kendilerine ilişkin kişisel algılamalarını ve
rollerine ilişkin davranışlarını etkilemektedir. Çalışma yaşamından ayrılmak, emekli
Atatürk Üniversitesi Açıköğretim Fakültesi
4
Sosyal Hizmet Alanları ve Hedef Kitlesi II
olmak başlı başına insan hayatında önemli değişiklik yaratan stresli bir olaydır.
Yaşam döngüsü boyunca her türlü sorunla mücadele eden bireyi, yaşlılık
döneminde fiziksel, psikolojik ve ekonomik sorunların yanında sosyal sorunlar da
beklemektedir. Emeklilikte, bireyin sosyal yanını devam ettirebileceği bir çevre
bulması ve ona uyum gösterebilmesi önemli bir sorundur. Yaşamının büyük bir
bölümünü işine ve işyerine adayan, adeta bunlarla özdeşleşen birey, emeklilikle
birlikte kendisini bir boşlukta bulmaktadır. Toplumla ilişkilerin zayıfladığı ve
sınırlandığı yaşlılık döneminde bireyler giderek toplumdan uzaklaşmaya
başlamaktadır(Danış, 2004).
Burgess’e göre; “emeklilikte kişi rolsüz bir rolü oynamaya başlar.” Emeklilik,
bir yandan yaşamın alışılagelen sürekliliğini bozarken, öte yandan kişinin aile ve
diğer insanlar arasındaki yerinin ve kimliğinin değişikliğe uğramasına neden olur.
Otorite, saygınlık ve üretkenlikle birlikte yitirilen rolün yeri doldurulamaz (akt.
Geçtan 1981:36).
Modern dünya yaşlılara göre tasarlanmamıştır ve yaşlıları, üretici ve tüketici
olan bireylerin yer aldığı ekonomik pazarın dışında tutmaktadır. Bu durum, yaşlıları
kendilerini gerçekleştirme olanağından mahrum bırakmaktadır.
Yaşlı Birey ve Ailesiyle Gerontolojik Sosyal Hizmet Uygulaması
Toplumdaki yaşlı nüfusun ve yaşlılık sonucu ortaya çıkan sorunların artması
sonucunda gerontoloji ve geriatri bilimleri ortaya çıkmıştır. Fizyolojik, patolojik,
psikolojik, sosyolojik ve ekonomik açılardan yaşlanma sürecine ilişkin bilimsel
çalışmalar gerontolojinin, geç yetişkinlik ve yaşlılık dönemi ile ilintili hastalık ve
sağlık problemleri ise bir tıp dalı olan geriatrinin konusudur (Ashman & Zastrow,
1990).
Gerontolojik sosyal
hizmet, yaşlıların ve
ailelerinin yaşam
kalitesini
güçlendirmelerine ve
sürdürmelerine
yardımcı olur.
Yaşlı refahı alanındaki sosyal hizmet müdahale ve uygulamaları gerontolojik
sosyal hizmet olarak adlandırılmaktadır. Gerontolojik sosyal hizmet, yaşlıların ve
ailelerinin yaşam kalitesini güçlendirmelerine ve sürdürmelerine yardımcı olur. İleri
yaşlarda fiziksel, duygusal ve sosyal iyilik hâlini engelleyen fiziksel, psiko-sosyal,
ailesel, kültürel, etnik, örgütsel ve toplumsal faktörlerin ortadan kaldırılması
konuları gerontolojik sosyal hizmet kapsamındadır. Yaşlıların baş etme ve problem
çözme kapasitelerinin arttırılarak toplumsal yaşama aktif olarak katılmaları, yaşlı
sorun ve ihtiyaçlarının saptanarak, sosyal politikaların oluşturulması da
gerontolojik sosyal hizmetin önemli diğer işlevlerindendir (Duyan, 2000).
Gerontolojik sosyal hizmetin ilgi alanına giren, yaşlı refahı alanına ilişkin
konu ve sorunlar şunlardır(Onat, 2003): Bireyleri yaşlılığa hazırlama sürecine ilişkin
politikalarda mikro ve makro düzeyde yetersizlik, yaşlılara sunulan sağlık
hizmetlerinin iyileştirilmesi, gelirin azalması, aile içinde ve toplumda yaşlıların
Atatürk Üniversitesi Açıköğretim Fakültesi
5
Sosyal Hizmet Alanları ve Hedef Kitlesi II
değişen rolleri, kuruluşta yaşayan yaşlıların hakları, bağımsız yaşamı
kolaylaştıracak hizmet ve yaklaşımlar, sürekli eğitim, uğraşı ve iş olanakları, genç
yaşlı ve yaşlı yaşlılar, saygın bir yaşam ve ölüm.
Gerontolojik sosyal
hizmet uzmanları,
yaşlılıkta ortaya çıkan
fiziksel, psiko-sosyal ve
çevresel değişimlerin
yaşlı ve yaşlı ailelerinin
iyilik hali üzerinde
oluşturduğu
problemlerin çözümü
üzerinde çalışır.
Yukarıda sayılan konular çerçevesinde, gerontolojik sosyal hizmet
müdahalesi; evrensel insan hakları temelinde birey, grup ve toplum düzeyinde
politika ve hizmetlerle gerçekleştirilmektedir. Gerontolojik sosyal hizmet, yaşlanma
süreci ve yaşlılık dönemine ilişkin ihtiyaç ve problemlerin saptanarak, bireylerin
başarılı ve sağlıklı bir biçimde yaşlanmaları amacına yönelik çağdaş ve insancıl
hizmet modellerinin planlanıp hayata geçirilmesinde de konuyla ilgili diğer
disiplinlerle birlikte sorumluluk sahibidir.
Yaşlı refahı alanında birincil sorumluluğu yüklenen bir meslek olan sosyal
hizmetin genel yaşlı refahı politikası, yaşlıların bağımsızlıklarını olabildiğince uzun
süre korumaları, toplumun bir üyesi olarak toplum içindeki yerlerini muhafaza
etmeleri ve toplum yaşamına katkıda bulunmaya devam etmeleri için destek
sağlanması, haklarını kullanmalarına fırsat verilmesi ve yaşa bağlı ayrımcılığın
önlenmesidir. Yukarıda belirtilen amaçlar doğrultusunda mesleki uygulamalarda
bulunan gerontolojik sosyal hizmet uzmanları, yaşlı refahı alanında sorunlar
oluşmadan engellemek, sorunlar hakkında yaşlıyı bilgilendirmek, sorun anında
çözüme yöneltmek ve destek sistemlerini devreye sokmakla görevlidir.
Gerontolojik sosyal hizmet uzmanları, yaşlılıkta ortaya çıkan fiziksel, psikososyal ve çevresel değişimlerin yaşlı ve yaşlı ailelerinin iyilik hâli üzerinde
oluşturduğu problemlerin çözümü üzerinde çalışır. Yaşlı, ailesi ve bu grubun ihtiyaç
ve gereksinimlerine yönelik hizmet veren kurumların, devlet organları ve politikalar
düzeyinde çalışma bilgi, değer ve becerisine sahip olması gerekmektedir.
Dünya Sağlık Örgütü
(DSÖ) gelişmiş
ülkelerde nüfusun
%10’nunu, gelişmekte
olan ülkelerde de
%12’sini özürlülerin
oluşturduğunu kabul
etmektedir.
Yaşlılık döneminde yaşanan çeşitli kayıplarla ortaya çıkan bakım sorunun
çözümünde, yaşlı birey ve ailesinin ihtiyaç duyduğu destek ve yardım hizmetlerinin
sağlanmasında sosyal hizmet mesleği ve sosyal hizmet uzmanları önemli rol
oynamaktadır(Koşar, 1996). Bu çerçevede sosyal hizmet, evde bakım gibi alternatif
hizmet modellerinin planlanıp hayata geçirilmesinde, yaşlı birey ve ailesinin
gereksinim duyduğu bakım hizmetlerinin saptanması ve ilgili hizmetlerin etkili bir
biçimde ulaştırılmasında, ekip çalışmasına dayalı evde bakım hizmetinin
disiplinlerarası koordinasyon ve eşgüdümünde, hizmet sürecinde ortaya çıkan
eksiklik ve problemlerin tespit edilerek giderilmesinde sorumluluk sahibidir.
ÖZÜRLÜLÜK
Dünya Sağlık Örgütü (WHO) gelişmiş ülkelerde nüfusun %10’nunu, gelişmekte
olan ülkelerde de %12’sini özürlülerin oluşturduğunu kabul etmektedir. Özürlülerin
Atatürk Üniversitesi Açıköğretim Fakültesi
6
Sosyal Hizmet Alanları ve Hedef Kitlesi II
sorunları yalnızca kendilerini değil aile ve toplumu da yakından ilgilendiren
sorunlardır. Ülkemizde özürlülük oranı %12.3’tür. Bu oranın %9.7’sini kronik
hastalığı olanlar oluştururken, %2.6’sını ortopedik, görme, işitme, dil, konuşma ile
zihinsel özürlüler oluşturmaktadır (ÖZİDA, 2011).
Özürlülük nedenleri doğum öncesi, doğum sırası ve doğum sonrası olmak
üzere üç gruba ayrılmaktadır. Doğumsal ve genetik bozukluklar ile riskli gebelikler,
özürlülüğün doğum öncesi nedenleri arsında yer almaktadır. Doğum sırasında
ortaya çıkan çeşitli sağlık sorunları örneğin zor doğum gibi olaylar özürlülüğe yol
açabilir. Doğum sonrasında meydana gelen özürlülükler ise beslenme bozuklukları,
bulaşıcı hastalıklar ve kazalar gibi nedenlerden kaynaklanabilir (Zastrow, 1991).
Özürlülük Tanımları
Türk literatüründe özürlü kavramı farklı anlamlarda kullanılmaktadır. Bazen
sakat, bazen engelli, bazen yetersiz gibi kelimelerle ifade edilmektedir.Özürlülük;
normal yaşına göre vücut fonksiyonlarında veya yapısındaki herhangi bir kayıp
olarak tanımlanmaktadır (The Disability Partnership, 2003). Daha ayrıntılı veya
fonksiyon kaybı biçimine göre farklı tanımlar da yapılabilir. Toplumların kültürel
düzeylerine göre günlük yaşam içinde sakat, özürlü, kör, sağır, dilsiz, cüce gibi farklı
isimlendirmeler de kullanılmaktadır. Bu nedenle aşağıda özürlülükle aynı anlama
gelen kavramlara dayalı olarak yapılan tanımlara da yer verilmektedir.
İnsan hak ve hürriyetlerine dünya çapında sahip çıkmayı gaye edinen
Birleşmiş Milletler 1975 tarihli Sakat Hakları Bildirgesinde engelli insanların temel
hakları bütün ayrıntılarıyla ele alınmış ve engelli bireyin toplumsal hayattaki rolü ve
önemi ön planda tutulmuştur. Birleşmiş Milletler Sakat Hakları Bildirgesinde
engelliyi " kişisel ya da sosyal yaşantısında kendi kendisine yapması gereken işleri,
bedensel veya ruhsal yeteneklerindeki kalıtımsal ya da sonradan olma herhangi bir
noksanlık sonucu yapamayanlar"(Özürlüler Kanunu ve İlgili Mevzuat, 2006) olarak
tanımlanmaktadır.
Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) engelliliğe, engellinin çalışma hayatına
katılımı (yapabileceği/yapamayacağı iş) açısından bakmış ve engelliyi 1983 Tarihli,
Engellilerin Mesleki Rehabilitasyonu ve İstihdamı Hakkında 159 Sayılı Sözleşme’nin
‘birinci’ bölümünde “fiziksel ve ruhsal bir noksanlık sonucu uygun bir iş sağlama, o
işi koruma ve bu işte ilerleme ihtimalleri önemli ölçüde azalmış bir kişi ” olarak
tanımlanmıştır (ILO, 159 Sayılı Sözleşme).
Dünya Sağlık Örgütü (WHO) özürlülüğü “bir bozukluk sonucu, normal tarzda
veya normal kabul edilen sınırlar içinde bir aktiviteyi gerçekleştirme becerisinde
kısıtlılık veya yetersizlik”, olarak tanımlamıştır(WHO, 2001).
Atatürk Üniversitesi Açıköğretim Fakültesi
7
Sosyal Hizmet Alanları ve Hedef Kitlesi II
Hangi sebeple ve hangi oranda olursa olsun, fiziki ya da zihnî–ruhi
yapılarında bir noksanlığı veya bozukluğu olanlara genel manada özürlü denilmekte
ve genelde söz konusu kavram, doğum öncesinde, doğum esnasında ve doğum
sonrasında meydana gelen olumsuz koşullardan ortaya çıkmaktadır (Altan, 1990).
Bedensel, zihinsel ve
ruhsal özürleri
yüzünden çalışma
gücünün en az
%40’ından yoksun
bulunanlar” engelli
olarak kabul edilmiştir.
1997 de yapılan değişiklikle “Engellilerin İstihdamı” hakkındaki tüzükte
engellinin iş yapabilme gücünü belirlemek amaçlı bir tanım yapılmıştır; “bedensel,
zihinsel ve ruhsal özürleri yüzünden çalışma gücünün en az %40’ından yoksun
bulunanlar” engelli olarak kabul edilmiştir(Özürlüler Kanunu ve İlgili Mevzuat,
2006).
01.07.2005 tarihinde kabul edilen 5378 sayılı Özürlüler ve Bazı Kanun ve
Kanun Hükmünde Kararname (KHK)’lerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun’un
ilgili maddesinde engelli kavramı, “doğuştan veya sonradan herhangi bir nedenle
bedensel, zihinsel, ruhsal, duyusal ve sosyal yeteneklerini çeşitli derecelerde
kaybetmesi nedeniyle toplumsal yasama uyum sağlama ve günlük gereksinimlerini
karşılama güçlükleri olan ve korunma, bakım, rehabilitasyon, danışmanlık ve
destek hizmetlerine ihtiyaç duyan kişi şeklinde tanımlanmıştır (Özürlüler Kanunu
ve İlgili Mevzuat, 2006).
Öte yandan 1997 tarihli 573 sayılı KHK’ de “çeşitli nedenlerle bireysel
özellikleri ve eğitim yeterlilikleri açısından akranlarından beklenilen düzeyden daha
fazla anlamlı farklılıklar gösteren” kişi özel eğitim gerektiren kişidir denilmektedir
(Özürlüler Kanunu ve İlgili Mevzuat, 2006).
2828 Sayılı Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu Kanunu engelliyi
“doğuştan veya sonradan herhangi bir hastalık veya kaza sonucu bedensel,
zihinsel, ruhsal, duygusal, ve sosyal yeteneklerini çeşitli derecelerde kaybetmesi
nedeniyle normal yaşamın gereklerine ayak uyduramama durumunda olup;
korunma, bakım, rehabilitasyon, danışmanlık ve destek hizmetlerine ihtiyacı olan
kişi” olarak tanımlamaktadır (Özürlüler Kanunu ve İlgili Mevzuat, 2006).
Özürlülük Türkiye’de ve dünyada farklı terimlerle kullanılmaktadır. Buna ek
olarak mevzuatla ilgili hizmet konularına göre de farklı kıstas ve tanımlamalara
dayandırılmaktadır. Bu konuda 2001 yılında WHO tarafından özürlülük ve
özürlülükle ilgili durumlar hakkında geniş kapsamlı bilgilerin kaydedilerek organize
edilmesi amacıyla ICF (International Classiffication of functioning, Disability and
Health) olarak bilinen “İşlevsellik, Yeti Yitimi ve Sağlığın Uluslararası
Sınıflandırması”’ yaklaşımı geliştirmiştir. Bu sınıflandırmadan 2005 yılından bugüne
dek, Türkiye’de, özürlülere yönelik eylem ve işlemlerin yürütülmesi sürecinde
yararlanmaktadır.
Atatürk Üniversitesi Açıköğretim Fakültesi
8
Sosyal Hizmet Alanları ve Hedef Kitlesi II
Özürlüler Kanunu
5378 sayılı Özürlüler
Kanunu 2005 yılında
yürürlüğe girmiştir.
5378 sayılı Özürlüler Kanunu 2005 yılında yürürlüğe girmiştir. Kanun ile
özürlülüğün önlenmesi, özürlülerin sağlık, eğitim, rehabilitasyon, istihdam, bakım
ve sosyal güvenliğine ilişkin sorunlarının çözümü ile her bakımdan gelişmelerini ve
önlerindeki engelleri kaldırmayı sağlayacak tedbirleri alarak topluma katılımlarını
sağlamak ve bu hizmetlerin koordinasyonu için gerekli düzenlemeleri yapmak
amaçlanmıştır (Özürlüler Kanunu ve İlgili Mevzuat, 2006).
Ülkemizde özürlülerin toplumdan dışlanmasını engellemeye yönelik olarak,
Özürlüler Kanunu’nun 4. maddesi ‘devlet, insan onur ve haysiyetinin
dokunulmazlığı temelinde, özürlülerin ve özürlülüğün her tür istismarına karşı
sosyal politikalar geliştirir. Özürlüler aleyhine ayrımcılık yapılamaz; ayrımcılıkla
mücadele özürlülere yönelik politikaların temel esasıdır’ demektedir.
Kanunun getirdiği diğer yenilikler şu şekilde sıralanabilir: Sınıflandırma
ölçütü yenilenmektedir, özürlülere çağdaş bakım hizmeti sunulmaktadır,
özürlülerin toplumsal hayata aktif katılımı sağlanmaktadır, özürlülerin nitelikli
istihdamı sağlanmaktadır, özürlülerin istihdamı teşvik edilmektedir, özürlülerin
eğitiminde destek ve kolaylık sağlanmaktadır, özürlü memurlara mesleğini yapma,
çalışma kolaylığı sağlanmaktadır, özürlülerin aylıkları artırılmakta; maddi destek
sağlanmaktadır, özürlülük hâlinin önlenmesine yönelik yeni tedbirler
getirilmektedir, yerel yönetimlerde engelli hizmet birimleri oluşturulmaktadır,
engellilere karşı yapılacak ayrımcılığa cezai müeyyide getirilmektedir.
Sonuç olarak, 5378 sayılı Kanun çerçevesinde yapılacak bir değerlendirmede;
Kanun’un amaç ve temel esasları bakımından isabetli olduğu belirtilmelidir.
Nitekim mimari koşullardan, eğitim, bakım, iyileştirme gibi özürlülerin sosyal
hayata katılımlarının temin edilebilmesi adına, konu kapsamlı ve tüm yönleriyle ele
alınmıştır. Bu açıdan yasanın sorunun algılanması ve çözümüne yönelik ciddi bir
yaklaşımı ortaya koyduğu söylenebilir.
Özürlüler ve Aileleriyle Sosyal Hizmet Uygulaması
Yaşlılık (elderly),
yaşamın diğer evreleri
gibi doğal ve kaçınılmaz
bir olgudur.
Özürlüler ve aileleriyle yürütülen profesyonel çalışmalarda çok farklı meslek
elemanları görev almakta ve farklı yaklaşımlardan yararlanılmaktadır. Sosyal
hizmet uzmanı da özürlü fert ve ailesiyle birlikte çalışan ve tedavi sürecinde
fonksiyonel görev üstlenen meslek elemanlarından birisidir. Aileler için özürlü bir
bireye sahip olacaklarını veya olduklarını öğrenmek, yaşamlarının en zorlu
deneyimlerindendir. Teşhis edilmesi için günler, haftalar bazen de yıllar süren
bekleme süreci, son derece yıpratıcı bir dönemdir.
Atatürk Üniversitesi Açıköğretim Fakültesi
9
Sosyal Hizmet Alanları ve Hedef Kitlesi II
Çocuklarına özürlü tanısı yeni konulmuş bir aileyle çalışırken sosyal hizmet
uzmanı öncelikle ailenin özürlülük hakkında merak ettiği konularda bilgilenmesini
sağlar. Aile, çocuğun sorununun ne olduğunu bunun için ne yapılabileceğini
öğrenmek ister. Niçin ve nasılların tam olarak anlaşılması ailenin suçluluk ve
karmaşa duygularından kurtulmasını sağlayacaktır.
Sosyal hizmet uzmanı ailenin özürlü çocuklarıyla ilgili duygularından rahatça
söz etmelerini sağlar. Çocuklarına özürlü tanısı konmuş bir ailede kriz durumu
yaşanır. Aile beklemediği ve istemediği bir durumla baş başa kalmıştır. İşte bu
noktada sosyal hizmet uzmanının en önemli görevlerinden birisi ebeveynlerin
özürlü çocuklarıyla ilgili duyguları hakkında konuşmalarını sağlamaktır. Hollis (1979
akt: Tutvedt 1999).
Sosyal hizmet uzmanı
ailenin özürlü bireyi
kabul etmesini sağlar.
Özürlü bireyin neler
yapamadığını değil,
neler yaptığını ailenin
görmesini sağlar.
Bütün insanlar
güçlüdür” der. Her
insanın içinde
potansiyel bir güç vardır
ve bu güç harekete
geçirilebilir.
Özürlü bir çocuğa sahip olmak ailenin günlük yaşamını değiştirir. Gelecek
belirsizdir ve pek çok ebeveyn kendilerini neyin beklediğine ilişkin bir fikir sahibi
değildir. Sosyal hizmet uzmanı aileyi aynı özür durumunu paylaşan başka ailelerle
görüşmesi için ikna eder. Böylelikle aileler deneyimlerini birbirlerine aktarabilirler.
Rehabilitasyon ve etüt merkezlerinde görev yapan sosyal hizmet uzmanları
anne ve babaların eğitim programları içine katılmalarını sağlamalıdır. Bu çocuğun
eğitimindeki başarıyı olumlu yönde etkileyecektir. Sosyal hizmet uzmanı ailenin
özürlü bireyi kabul etmesini sağlar. Özürlü bireye nasıl davranmaları gerektiği
konusunda onlara yol gösterir. Özürlü bireyin neler yapamadığını değil, neler
yaptığını ailenin görmesini sağlar. Özürlü birey ve ailesi yararına olabilecek toplum
kaynaklarını harekete geçirir ve bu kaynaklardan ailenin yararlanmasını sağlar.
Özürlü birey doğduğunda ailedeki diğer çocuk da krizden etkilenir.
Ebeveynler özürlü çocuğun tedavisi için zamanlarının büyük bir kısmını
rehabilitasyon merkezi ve hastanede geçirirler. Bu durumda ailedeki diğer çocukla
yeterince ilgilenilemez. Bu nedenle uzman ebeveynleri mümkün olduğunca normal
yaşamlarına ayak uydurmaları ve diğer çocuklarına da zaman ayırmaları yönünde
destekler.
Aile ile ilişki sürecinde sosyal hizmet uzmanı mümkün olduğunca, her iki
ebeveyni de görmek için çaba göstermelidir. Anne babanın bu kriz durumunu
birlikte yüklenmeleri çok önemlidir. Bu yönde mesleki yardım almayan pek çok
ailede, ebeveynlerden biri çoğunlukla baba, özürlü çocuğun günlük bakımında çok
az sorumluluk üstlenir. Bu nedenle uzman mesleki ilişki sürecinde her iki ebeveyni
de sorumlulukları konusunda aydınlatmalı, sorunların üstesinden birlikte
gelebilmeleri için aileyi desteklemelidir. Weick (1992 akt: Miley, O’Melia & DuBois,
1998) “Bütün insanlar güçlüdür” der. Her insanın içinde potansiyel bir güç vardır ve
bu güç harekete geçirilebilir. Sosyal hizmet uzmanı özürlülük durumunun aile
Atatürk Üniversitesi Açıköğretim Fakültesi
10
Sosyal Hizmet Alanları ve Hedef Kitlesi II
üzerinde oluşturduğu baskının azaltılmasında ebeveynlerin benliğinde var olan
çalışkanlık, empati, sabır gibi güçlü yönleri harekete geçirmeye çalışır.
SUÇLULUK (KRİMİNOLOJİ)
İnsanlığın var oluşundan günümüze dek, aynı coğrafi ortamda toplu halde
yaşamanın doğal bir sonucu olarak, suç ve suçluluk kavramları toplumların
gündeminde yer almıştır. Suçluların cezalandırılması ve bunun bir fonksiyonu
olarak ceza infaz süreçleri zaman içerisinde değişip, farklı şekillere bürünerek
günümüze kadar gelmiş ve bu durum ciddi sosyal sorunları ortaya çıkarmıştır.
Psiko–sosyal, ekonomik ve kültürel kurumlarda yaşanan hızlı gelişme ve
değişim dünden bugüne sorunların artarak çoğalmasına ve daha karmaşık bir hale
gelmesine neden olmuştur. Bu süreç, suç ve suçluluk kavramlarının olgusal bir
gerçeklik olarak tüm dünyanın ilgilendiği bir sorun alanı haline gelmesinde ve buna
yönelik ceza infaz süreçlerinin değişmesinde belirleyici olmuştur.
Suçluluk Alanı ile İlgili Bazı Tanımlar
Suç: Toplumun üst yapı kurum ve kuruluşlarıyla çelişen düşünce ve
eylemlerdir. Günümüzde suç adi ve idari ve de siyasi suçlar olmak üzere iki başlıkta
toplanır. Üst yapı kurumu ya da kuralları üç boyutta değerlendirilir. Ahlak, din ve
hukuk (Batur 1999).
Suç Anayasamızda “cürüm” ve “kabahat” olarak iki kısımda incelenmiştir;
Cürüm, bir toplumun
var olma veya yaşam
koşullarını veya
bireylerin ve toplumun
temel yararlarını ihlal
eden veya tehlikeye
sokan suçlar.
Cürüm: Bir toplumun var olma veya yaşam koşullarını veya bireylerin ve
toplumun temel yararlarını ihlal eden veya tehlikeye sokan suçlar olup, TCK’nın
11/1 maddesinin 1 ila 6. bentlerinde sayılan idam, ağır hapis, ağır para, kamu
hizmetlerinden mahrumiyet cezalarıyla cezalandırılırlar. Örneğin, adam öldürmek,
hırsızlık, uyuşturucu madde satmak, kullanmak vb. (DİE, 1998).
Kabahat: Kamunun iyiliği ve gelişmesini bozan fiiller olup, TCK’nın 11/2
maddesinin 1 ila 3. bentlerinde sayılan hafif hapis, hapis, hafif para, muayyen bir
meslek ve sanatın icrasının tatili ile cezalandırılırlar. Örneğin, kumar oynamak veya
oynatmak, sarhoşluk vb. (DİE, 1998).
Suçlu (Hükümlü): İşlediği suçtan dolayı kesinleşmiş mahkeme (yargıç)
kararıyla belli bir cezayı çekme cezası verilmiş kişidir (Tomanbay, 1999).
Suçlu (Hükümlü),
İşlediği suçtan dolayı
kesinleşmiş mahkeme
(yargıç) kararıyla belli
bir cezayı çekme cezası
verilmiş kişidir.
Suçluluk: Yavuzer’e (1994) göre, “suçluluk kişiyi toplum halinde yaşayan
öteki bireylerin karşısına çıkaran bir çatışmanın ürünüdür”.
Atatürk Üniversitesi Açıköğretim Fakültesi
11
Sosyal Hizmet Alanları ve Hedef Kitlesi II
Bir diğer tanıma göre ise “suçluluk toplumda var olan yazılı ya da yazısız
kurallara uymama durumudur” (Tomanbay, 1999).
Tutuklu: Hukuk karşısında, suç işlediğine dair aleyhinde güçlü belirtiler ya da
deliller bulunan, yasanın öngördüğü koşullarla ve yargıç kararıyla gözaltı süresinin
bitiminden sonra özgürlüğünden yoksun kılınarak tutukevine konulan ve henüz
suçu karara bağlanmamış, cezası kesilmemiş kişidir (Tomanbay, 1999).
Tutuklama: Hüküm verilmeden önce, kanunda belirtilen koşulların
bulunması halinde hâkim kararıyla bir şahsın hürriyetinin kısıtlanmasıdır (Bardak,
1996).
Ceza: Toplumsal yapı içerisinde var olan ahlak, din ve hukuk gibi üst yapı
kurumlarına aykırı fiil ve görüşlere uygulanan yaptırımlardır. Bu yaptırımların
değişik biçimleri söz konusudur. Ekonomik yaptırım, kişi hak ve özgürlüklerine
getirilen kısıtlama, ayıp, günah vb. gibi.
Cezaevi: Ergüden’e (1997) göre “bir toplumsallaştırma yeridir.” Bir başka
tanıma göre ise, cezaevi “yasalar tarafından tanımı yapılan eylemi, yani suçu
işlediği kabul edilen veya suçu işlediğine dair hakkında kuvvetli kanıt bulunan
bireyleri cezalandırmak, toplumu korumak, bireyleri ıslah edip topluma yeniden
kazandırmak ve ibret amacıyla, mahkeme kararı ile konuldukları özel inşa edilmiş
kamu binalarıdır” (Sevimli, 2000).
İnfaz: İnfaz kelime anlamı itibariyle bir kararı, bir emri yerine getirme
demektir. Cezaların infazı ise, kesinleşmiş mahkeme kararlarının yerine
getirilmesidir (Bardak, 1996).
Suç ve Nedenleriyle İlgili Yaklaşımlar
Suçlu davranışın oluşumuna yol açan faktörler, günümüze dek farklı
yaklaşımlar doğrultusunda incelenmiştir. Kimi yazarlar suçun oluşumunda bireyin
özelliklerinin, diğerleri çevrenin özelliklerinin belirleyici olduğunu öne sürmüştür.
Bugün birey ve çevre özelliklerinin her ikisinin birden suçun meydana gelmesinde
önemli rol oynadığı kabul edilmektedir.
Sistematik ekoller belirli
ve sistemli bir bakış
açısı doğrultusunda suç,
suça yol açan etmenler
ve suçluluk olgusunu
irdelenmektedir.
Aşağıda suç ve nedenlerine ilişkin kabul gören dört farklı yaklaşım ana
hatlarıyla ele alınmaktadır (Dönmezer, 1975):
1- Sistematik Ekoller
Sistematik ekoller belirli ve sistemli bir bakış açısı doğrultusunda suç,
suça yol açan etmenler ve suçluluk olgusunu irdelemektedir. Suçun
nedenlerine ilişkin açıklama getiren en eski yaklaşım sistematik
ekollerdir. Bunlar sırasıyla; klasik ekol, kartografik ekol ve tipolojik
ekoldür.
Atatürk Üniversitesi Açıköğretim Fakültesi
12
Sosyal Hizmet Alanları ve Hedef Kitlesi II
Doğuştan değil, sosyal
çevreye uyum sırasında
ortaya çıkan psikolojik
problemler kişiyi suça
iter.
 Klasik Ekol: Bu ekole göre; birey, davranışlarını zevk ve ızdırap
kavramlarından yola çıkarak ayarlar. Belirli bir davranışın
vereceği zevk, aynı davranışın neden olacağı ızdırapla denge
içerisindedir. Böylece yasa ihlalinin vereceği zevk, bunun
getireceği ızdıraptan fazla ise birey suça yönelecektir.
 Kartografik Ekol: Toprağın verimli olması, yağmur miktarı,
jeopolitik konum, doğal kaynakların bolluğu bir toplumun
refahını temin eden faktörlerdir. Doğal zenginliklerden yoksun
olan toplumlar yağmacı ve yıkıcı olacaklardır.
 Tipolojik Ekol: Bu ekolün en önemli temsilcisi Lombroso’dur.
Suçluların ferdi bazı özellikleri sebebiyle farklı olacaklarını ve
başkalarının suç işlemeyeceği şartlar içinde bunların suç
işlemeye meyilli olduklarını iddia eder. Bu ekole göre bazı
insanlar suçlu olarak doğarlar ve suçlular bazı anormal
özelliklere sahiptirler.
2- Zihni Yetersizlik Teorileri
Tipolojik ekolün gözden düşmesinden sonra suçluyu suçsuzdan ayıran
belirleyici olarak fiziki yapı yerine akıl zafiyeti kavramı ileri sürülmüştür.
Bu ekolün temsilcilerine göre suçun temel sebebi zihinsel geriliktir.
Bütün geri zekâlılar suçlu olup, bütün suçlular da geri zekâlıdır. Geri
zekâlı olanlar, davranışlarının sonuçlarını ve kanunların yaptırımlarını
anlayamadıkları için suç işlerler. Bu iddialar psikolojik testlerin ortaya
çıkmasından sonra çürütülmüş, zekâ geriliğinin suçla bir ilgisi olmadığı
kanıtlanmıştır.
3- Psikiyatrik ve Psikolojik Ekol
Bu ekolün hareket noktası kişiliğin gelişmesidir. Duygu durum
bozuklukları, suçun sebebi olarak görülmektedir. Her insanda anti–
sosyal eğilimler ve içgüdüler vardır. Bu içgüdülere genel olarak “id”
denilir. Büyüme ve gelişme sırasında sabırlı ve tedbirli olma kapasitesi
“ego” ile ifade edilir. İnsanların, kendi kişilikleri ile üyesi oldukları
toplumun ahlak kurallarını birleştirmeleri ise “süperego” ile ifade edilir.
Suçlu normal bireylerden farklı id, kusurlu bir ego veya süperego
gelişimiyle karşı karşıyadır. İd’in bu gelişimi hatalı terbiye veya
ebeveynin ihmali sonucunda meydana gelmiştir. Bir diğer görüşe göre
ise doğuştan değil, sosyal çevreye uyum sırasında ortaya çıkan psikolojik
problemler kişiyi suça iter.
4- Çağdaş Sosyolojik ve Psikolojik Kuramlar
20. yüzyılın başından itibaren çağdaş sosyal bilimciler suçu “kötü bir
çevreye normal bir uyum” olarak yorumlamışlardır. Yani suç;
yetişkinlerden, olumsuz çevre, aile ve arkadaşlık ilişkilerinden öğrenilen
bir davranış biçimidir. Bu düşüncenin en önemli temsilcisi Durkheim’dir.
Çağdaş psiko-analitik kuram ise suçu, zayıf biçimlenmiş, içgüdüsel
dürtülerini toplumun istediği yönde bastıramayan süperego’nun yol
Atatürk Üniversitesi Açıköğretim Fakültesi
13
Sosyal Hizmet Alanları ve Hedef Kitlesi II
açtığı yıkıcı bir davranış olarak yorumlamıştır. Bu yaklaşımda ailenin
sağlıklı bir süperego geliştirilmesi yönündeki önemi vurgulanmış ve suça
yönelmeyi engellemek için davranışçı yöntemlerin kullanılması
önerilmiştir.
Suça İtilmiş Çocuklar ve Sosyal Hizmet Uygulaması
Hiç bir çocuk suçlu
olarak doğmaz.
Çocuklara yönelik insan hakları ihlalleri, onların öncelikle benlik tasarımlarını
ve sosyal ilişkilerini olumsuz yönde etkilemekte duygu, düşünce ve davranış
kalıplarında normal dışı gelişmelerin yaşanmasına neden olmaktadır. Bu durumda
suça itilmiş çocuk gelecekte normal hayatın gereklerine ayak uyduramamakta ya
da bir başka deyişle sosyal işlevselliğini arzu edilen düzeyde yerine
getirememektedir.
Oldukça karmaşık nedenlere bağlı olarak ortaya çıkan çocuk suçluluğu sosyal
hizmet mesleği ve disiplininin ilgilendiği ve üzerinde çalışmalar yürüttüğü bir
alandır. Çocuklar, sorunlarıyla başa çıkma konusundaki güçsüzlükleri ya da
yetersizlikleri nedeniyle daha çok sosyo–ekonomik ve kültürel faktörlerin etkisiyle
suça yönelmektedir. Hiçbir çocuk suçlu olarak doğmaz ve her şeyden önce insan
olarak yaşamda yer alır ve sosyal hizmetin çocuk suçluluğu alanındaki yaklaşımı da
bu doğrultudadır.
Toplumsal refah ve
kaynakların dağılımını
dengelemek sosyal
hizmetlerin temel
amacıdır.
Çocuk suçluluğunun her aşamasında sosyal hizmetlere gereksinim
duyulmaktadır. Çünkü çocukların bio-psiko-sosyal açıdan sağlıklı bir biçimde
gelişmelerine, toplumun değişen koşullarına uyum sağlamalarına yardımcı olmak,
onların refahını sağlamak ve sosyal değişmeyi etkilemek, çocukların suça
yönelmelerini sağlayan unsurları ortadan kaldırmak ve sosyal işlevselliklerini
engelleyen tıkanıklıkları açmak, sosyal bilinci geliştirmek, onların haklarını güvence
altına almak, toplumsal refah ve kaynakların dağılımını dengelemek sosyal
hizmetlerin temel amacıdır. Bu durum aynı zamanda insanı, yaşadığı sosyal ve
ekonomik ortam içinde çeşitli sosyal bağlantıları ile ele alan sosyal hukuk devleti
anlayışının bir sonucudur. Günümüzde çocuk suçluluğu alanındaki çağdaş ıslah
anlayışı da hükümlü çocukların rehabilitasyonu ve topluma yeniden
kazandırılmasını esas almış ve bu doğrultuda düzenlemeleri oluşturmaya
başlamıştır. Bu amaçla cezaevlerinde psiko-sosyal hizmet birimleri oluşturulmuş ve
sosyal hizmet uzmanları da bu birimlerde görev almaya başlamışlardır.
Sosyal hizmet uzmanlarının bu alanda yürüttüğü mesleki çalışmanın odağı;
suça itilmiş çocukların kendilerinden ya da içinde yaşadıkları sosyal çevrelerinden
kaynaklanan psiko-sosyal sorunlarını tespit etmek, onların toplumsal
fonksiyonlarını düzeltmek, desteklemek ve değiştirerek sorun olarak getirilen
olgunun çözülmesi ve giderilmesine yöneliktir.
Atatürk Üniversitesi Açıköğretim Fakültesi
14
Sosyal Hizmet Alanları ve Hedef Kitlesi II
Buradan hareketle ülkemizde ceza infaz alanında çalışan sosyal hizmet
uzmanın suça itilmiş çocuklarla yürüttüğü mesleki çalışmalarını kısaca şu şekilde
özetleyebiliriz; çocuk tutuklu ya da hükümlü ile cezaevine giriş aşamasında ilk
görüşmesini yapar, bu görüşmede kendisini ve mesleğini tanıtır, cezaevinin amacı,
kuralları, fiziki yapısı, kurumda sunulan servis ve hizmetler, eğitim olanakları
hakkında bilgiler verir ve tutuklu ya da hükümlü çocuk hakkında ilk bilgileri toplar.
Sosyal hizmet
uzmanları, çocuk
suçluluğu alanında
geniş bir değerlendirme
görüşüne, pek çok koşul
ve düzeyde müdahale
geliştirme özelliğine
sahiptirler.
Kurum sürecinde gözlem ve mülakat tekniklerini kullanarak tutuklu ya da
hükümlü çocuğun fiziksel, zihinsel, duygusal, sosyal özellikleri, sağlık durumu,
geçmiş yaşamı, yetenekleri ve suça yönelme nedenleri hakkında düzenli bilgi
toplar. Tespit edilen toplumsal fonksiyon bozukluğu varsa giderilmesine yönelik
mesleki yöntemleri kullanır. Gerekli gördüğü durumlarda psikoloğa yönlendirme
yapar. Tutuklu ya da hükümlü çocuğun ailesi ve yakın çevresi ile görüşme yaparak
bilgi toplar. Sorunların tespit ve çözümlenmesine yardımcı olur. Aile üyelerini
kuruma çağırır ya da ailelere ev ziyaretleri yapar. Eğitim, sağlık ve infaz personeli
ile hükümlü veya tutuklu çocuk hakkında görüşerek sürekli iletişim ve işbirliği
sağlar. Gerekli gördüğü bilgileri aktarır, onların gözlem ve görüşlerini alır. Sosyal
hizmet uzmanı, çocuğun eğitim yaşamına devam etmesi veya mesleki beceri
kazanması için uygun ortam oluşturulmasında, kurum sürecinde, psiko-sosyal
yönden desteklenmesinde diğer meslek elemanları ve personelle birlikte önemli
bir role sahiptir.
Tahliye aşamasında ise cezaevinden çıkan çocuğun yine cezaevine dönmesini
önlemek için eğitimine devam etmesi ya da ona iş bulunması, aile sorunlarının
giderilmesi, ailesiyle uyumunun yeniden sağlanmasına yönelik çalışmalar yürütür.
Çocuk suçluluğunun
önlenmesine yönelik
mikro düzeyde; çocuğu
ve aileyi, mezzo
düzeyde; kurum,
kuruluş ve
organizasyonlar ile
yasal grupları, makro
düzeyde ise; yasa,
politika, sosyal çevre ve
toplumu
kapsamaktadır.
Sosyal hizmet uzmanları, çocuk suçluluğu alanında geniş bir değerlendirme
görüşüne, pek çok koşul ve düzeyde müdahale geliştirme özelliğine sahiptirler.
Kullanılan değerlendirme ve müdahale stratejilerinde tüm çevresel faktörleri de
dikkate alarak en uygun yaklaşımı seçmeye ve uygulamaya çalışırlar. Çocuk
suçluluğunun önlenmesine yönelik mikro düzeyde; çocuğu ve aileyi, mezzo
düzeyde; kurum, kuruluş ve organizasyonlar ile yasal grupları, makro düzeyde ise;
yasa, politika, sosyal çevre ve toplumu kapsamaktadır.
Sosyal hizmet uzmanı mikro düzeyde, suça itilmiş çocuğu güçlendirmeli, ona
psiko-sosyal açıdan destek olmalı, suça yönelmesine neden olan faktörleri tespit
ederek, yeniden suça yönelmesini önlemek için onun eğitim almasını sağlamalı,
sosyal yaşam ve mesleki beceriler kazandırılması sürecinde uygun ortamlar
oluşturmalı, aileyle mesleki çalışmalar yürüterek, çocuğun topluma uyumu ve
rehabilitasyon sürecine destek vermesi için aileyi teşvik etmelidir. Mezzo düzeyde,
suça yönelme açısından risk altında bulunan çocukları, (sokak çocukları, madde
bağımlıları vb.) tespit ederek onların toplumsal uyumu ve rehabilitasyonu için
Atatürk Üniversitesi Açıköğretim Fakültesi
15
Sosyal Hizmet Alanları ve Hedef Kitlesi II
toplum kaynaklarını harekete geçirmelidir. Ayrıca çocuk ıslahevi, sokak çocukları
merkezi gibi gerek suça yönelmiş, gerekse suça yönelme riski olan çocukların
bulunduğu kurumlarda çalışan sosyal hizmet uzmanları bu kurumların hizmet
yelpazesinin ve kalitesinin arttırılmasında, aynı alanda faaliyet gösteren kurum ve
kuruluşlar arasındaki işbirliği ve koordinasyonun temin edilmesinde, izleme ve
değerlendirme çalışmalarının yürütülmesinde, merkezi rol üstlenmelidir.
Makro düzeyde tüm ülke çocuklarının refahı ve esenliği, sağlıklı birer kimlik
geliştirebilmeleri ve sosyal yaşamın gereklerine ayak uydurabilmeleri için uygun
sosyal politikaların planlanarak hayata geçirilmesinde, insan hakları ve
özgürlüklerinin korunması ve geliştirilmesi konusunda kamuoyu oluşturulmasında,
çocukların suça yönelmelerine neden olan çevresel faktörlerin tespit edilerek
ortadan kaldırılmasında, toplumun suça yönelmiş ya da suça yönelme riski olan
çocuklara bakış açısının değiştirilmesinde ve böylelikle toplumsal barış ve kuşaklar
arası dayanışmanın teşvik edilmesinde, insan hakkı ihlallerine uğrayan çocukların
resmi kurumlar ve yargı organları karşısında savunulmasında, sosyal politika
uygulayıcıları ve bu alanda söz sahibi diğer meslek elemanlarıyla birlikte
sorumluluk üstlenmelidir. Ayrıca ülke genelinde çocuk suçluluğunun önlenmesi
konusunda var olan durumun analizi ve değerlendirilmesi ve geleceğe yönelik
çocuk suçluluğu ile mücadele programlarının geliştirilmesinde araştırma ve
planlama çalışmalarının yürütülmesi sürecinde yer almalıdır.
SOKAK ÇOCUKLARI
Sokak çocukları terimi
ilk olarak 1970’lerin
sonunda Birleşmiş
Milletler tarafından
kullanılmıştır.
Sokak çocukları terimi ilk olarak 1970’lerin sonunda Birleşmiş Milletler
tarafından kullanılmıştır. Tabi daha önceleri İngiltere’de Henry Mayhew adında bir
bilim adamı kaleme aldığı “Londra’da Çalışma Hayatı ve Yoksulluk” isimli eserinde
sokak çocukları kavramını açıklamaya çalışmıştır. O dönemde sokak çocukları,
isyankâr çocukları, evden kaçanları ya da yatacak herhangi bir yeri olmayanları
nitelemek üzere kullanılmaktaydı.
Ülkemizde sokak çocukları meselesi 70 yılı aşan bir tarihe dayanmaktadır. Bu
dönemde köprü altı çocukları olarak nitelendirilen sokak çocukları üzerine birçok
roman ve makale yazılmıştır. Duygusal, sosyal ve psikolojik boyutuyla sokak
çocukları meselesini kaleme alan ünlü romancı Kemalettin Tuğcu’nun eserlerinde
konunun tüm boyutlarıyla önemli bir sosyal problem olduğuna işaret edilmiştir.
Sokak çocukları 1940’larda tek tük ortalarda gezinen, geceleri köprü altlarına
sığınan, hepimizin merhamet, iyi niyet ve sempatiyle baktığımız çocuklardı. Yıllar
geçtikçe sayıları artmış ve daha görünür bir sorun olarak karşımıza çıkmaya
başlamıştır. Bugün trafik ışıklarında durduğumuzda arabanın camlarına atlayan,
Atatürk Üniversitesi Açıköğretim Fakültesi
16
Sosyal Hizmet Alanları ve Hedef Kitlesi II
elindeki bezle camları silen, bir vitrinin önünde kâğıt peçete satan sokak çocukları,
çocuk emeği sömürüsünün de en canlı örnekleridir.
Çocuk emeğinin
kullanımı ve çocuğun
erken yaşta çalışma
yaşamında yer alması
tüm dünyada ciddi bir
sorundur.
Şehre göç edilmesi
sonucu hemşeri
dayanışması olsa da
geniş ailenin getirdiği
birçok avantaj ortadan
kalkmıştır.
Son yıllarda ülkemizde, özellikle yoğun göç alan büyük kentlerde sokak
çocukları ve sokakta çalışan çocuklar sayısında önemli artışlar meydana gelmiştir.
Bu sorun giderek artma eğilimi göstermektedir. Sokaktaki çeşitli tehlikelerle karşı
karşıya kalan ve yaşamlarını zor koşullar altında geçiren bu çocukların, sokağı
mesken edinmiş çocuklarla çoğunlukla gece geç saatlere kadar sokakta yaşamasına
karşın aileleri ile bağları süren çocuklardan oluştuğu görülmektedir (DPT, 2001:20).
Çocuk emeğinin kullanımı ve çocuğun erken yaşta çalışma yaşamında yer
alması tüm dünyada ciddi bir sorundur. Çocukların erken yaşta çalışmaya
başlamasında birtakım kültürel değerler etkili olmakla birlikte asıl neden sosyoekonomiktir. Sokakta çalışan çocuklar, çocuk emeğinin en önemli bölümünü
oluşturmaktadır. Zorunlu göç ve artan yoksulluğa paralel bir şekilde hızla artan bu
sorun dünyada ve ülkemizde daha belirgin bir şekilde gözlenir olmuştur.
Ülkemizin hızlı bir endüstrileşme sürecine girmesiyle birlikte oluşan sağlıksız
kentleşme sonucunda toplum yapısındaki değişikliklere paralel olarak aile yapısı
eskiye göre farklılaşma göstermiştir. Bu farklılaşmaya ayak uyduramayan ailelerde
ise birçok istenmeyen değişim ortaya çıkmıştır. Bu değişimlerin ilki göç olgusudur.
Ekonomik nedenlerle yaşadığı yeri bırakan ailede aileye para getiren kişi evin
babasıyken işsiz kalması sonucu daha kolay iş bulan evin annesi sonra da çocuğu
çalışmaya başlamıştır. Başka şehre göç edilmesi sonucu hemşeri dayanışması olsa
da geniş ailenin getirdiği birçok avantaj ortadan kalkmıştır. Bu durum en çok
çocuğu etkilemiştir. Çünkü büyükbaba, büyükanne, teyze, amca otoritesinden
kurtulan çocuk küçük yerden büyük yere gelince disiplinden de hemen kopmuş ve
ilk olarak okula devam etmemeye başlamıştır.
Bu süreç içinde ekonomik yoksulluk ve köyden kente göç sonucu oluşan
kültürel çatışmayı da yaşayan aileler kent yaşamının dışına itilmektedir. Kırsal
kesimde ailenin geleneksel olarak aldığı psikolojik, sosyal, ekonomik destek
kentlerde toplumsal kurumlar tarafından sağlanamadığından, büyük ümitlerle
kente göçen yığınların aile ilişkileri olumsuz etkilenmekte ve çocukları başıboşluğa
sürüklemektedir. Ayrıca boşanmalar, resmi nikâh olmaksızın yapılan evlilikler,
değişik eşlerden olan çocuklar, ebeveynlerden birinin evi terk etmesi gibi nedenler
de çocukların sokak yaşamını seçmesine neden olabilmektedir.
Sokak Çocuklarının Tanımı
Literatürde sokak çocuklarının birçok farklı tanımına rastlanmaktadır. Sosyal
Çalışma sözlüğünde sokak çocuğu (street cildren) “gerek aile içi sorunlardan, gerek
ailenin ekonomik yoksunluğundan ötürü, anababa denetimi dışında kalarak,
Atatürk Üniversitesi Açıköğretim Fakültesi
17
Sosyal Hizmet Alanları ve Hedef Kitlesi II
zamanının büyük bir bölümünü sokakta geçiren, geçimini günübirlik işlerle
sürdürmeye çalışan, bu koşullar altında toplumda her türlü tehlikeye ve sömürüye
açık çocuk ve gençlik grubu” olarak tanımlanmaktadır (Tomanbay, 1999).
Yirmi dört saat sokakta yaşayan, ailesiyle ilişkileri kopuk olup geçimini
sokaktan sağlayan, zaman zaman suça bulaşıp zaman zaman tiner, bali gibi uçucu
maddeler kullanan ya da bunlara gereksinim duyan, sokağın özgür ortamını mekân
edinen çocuklar, sokak çocuğu olarak nitelendirilmektedir.
Bu çocukların aile, okul, çocuk kurumları gibi kendine karşı sorumluluğu olan
kişi ya da kurumlarla hemen hemen hiç temasları bulunmamaktadır. Çeşitli
nedenlerle evden kaçmış, aile ve toplumla olan bağları tamamen kopmuş olan bu
çocuklar gruplar halinde, kendilerine özgü kurallarıyla köprü altı yaşamını
seçmiştir. Yaşamı ve/veya yaşam kaynakları için sokak onların yirmi dört saatlik
meskenleridir.
Sokak çocukları sokağı
mesken edinen,
geceleri ya da bazı
geceler evine
dönmeyen, aile
korumasından ve
desteğinden bütünüyle
ya da büyük ölçüde
yoksun olan
çocuklardır.
Birleşmiş Milletler
sokak çocuğunu evi ya
da geçim kaynağı sokak
olan ebeveynleri ya da
yakınları tarafından
yeterince korunmayan
ve rehberlik edilmeyen
çocuk olarak
tanımlamaktadır.
Barker (1999)’a göre sokak çocuğu sokağı kendine yaşam biçimi olarak
seçmiş, sürekli bir konuta, düzenli bir gelire sahip olmayan şehirlerin merkezinde
ana baba kontrolü ve aile ilişkilerden uzak bir biçimde bağımsız olarak yaşayan
evden kaçmış ya da kaybolmuş çocuklardır. Zeytinoğlu (1991)’na göre sokak
çocukları sokağı mesken edinen, geceleri ya da bazı geceler evine dönmeyen, aile
korumasından ve desteğinden bütünüyle ya da büyük ölçüde yoksun olan
çocuklardır. Sık sık evden kaçan, atılan, terk edilen, ailesi olmayan ya da ailesi
olduğu halde bütünüyle başıboş bırakılan bu kategoriye girmektedir.
Sokaktaki çocukları dört farklı gruba ayırmak mümkündür. Birinci grupta
fakir ailelerden gelen çalışan çocuklar yer almaktadır. Bu çocuklar akşam olunca
ailelerinin yanına geri dönmekte ve okullarına devam etmektedirler. Bu çocuklar
suç işlemezler. İkinci gruptakiler bağımsız sokak çocuklarıdır. Bu gruptaki çocukların
aileleri ile bağları bozulmuştur ve okula devamları azalmıştır. Suç işleme oranları
ise artmıştır. Üçüncü gruptakiler aileleri gibi sokakta çalışan ve yaşayan çocuklardır.
Bu çocukların aileleri de sokakta yaşarlar. Son gruptakiler aileleri ile ilişkileri
tamamen bozulmuş ve zamanlarının tamamını sokakta geçiren sokak çocuklarıdır.
Bunlar gerçek sokak çocuklarıdır ve sokağın çocukları olarak da isimlendirilirler
(Arnas, 2003).
Birleşmiş Milletler sokak çocuğunu evi ya da geçim kaynağı sokak olan
ebeveynleri ya da yakınları tarafından yeterince korunmayan ve rehberlik
edilmeyen çocuk olarak tanımlamaktadır.
Uluslararası Çocuk Örgütü (UNICEF) ise sokak çocuklarını üç gruba
ayırmaktadır. Birinci gruptakiler; bir yetişkin gözetiminde olmaksızın sokakta
yaşayan ve kendi kendine sokaklarda yaşamını sürdürmeye çalışan sokağın
Atatürk Üniversitesi Açıköğretim Fakültesi
18
Sosyal Hizmet Alanları ve Hedef Kitlesi II
çocuklarıdır. İkinci gruptakiler, sokakta çalışan fakat günün sonunda evlerine dönen
sokak çocuklarıdır. Üçüncü gruptakiler ise parçalanmış ailede yaşayan, okula
gitmeyen, istismar edilen ve gecekondularda yaşayan sokak için aday olan
çocukları kapsamaktadır (Arnas, 2003).
Tanımların ortak noktalarından hareketle sokak çocuğu kategorisine giren
çocuklar şu şekilde sıralanabilir: ailesi olmayan çocuklar, ailesi olup ailesi
tarafından istismar edilen çocuklar, ekonomik sıkıntı çeken ailelerin çocukları,
ailesinde geçici veya uzun süreli krizler (hastalık, tutukluluk, göç vb.) yaşayan
ailelerin çocukları, sosyal problemli ailelerin çocukları, alkol, uyuşturucu vb. zararlı
alışkanlıkları olan ailelerin çocukları.
Sokak Çocuklarının Genel Profili
Çocuğu sokağa iten nedenlerin başında aile ve yaşanan ekonomik sorunlar
yer almaktadır. Sokak çocuklarının çoğunluğu parçalanmış ailelerden gelmektedir.
Yapılan araştırmalarda ebeveynlerin eğitim düzeylerinin çok düşük olduğu
görülmüştür. Babalarının büyük çoğunluğunun ilkokul mezunu ya da ilkokuldan
terk oldukları, annelerin yarıdan fazlasının ise hiç okula gitmedikleri dikkati
çekmektedir. Annelerin neredeyse tamamı ev dışında çalışmamakta, babaların
büyük çoğunluğu ise işsizdir. Ailelerin sahip oldukları çocuk sayısı fazla, çocukların
sağlıklı yetişmesi için ekonomik koşullar ile konut koşulları uygun değildir.
Şiddet, fiziksel ve cinsel istismar, başkaları tarafından suç işlemeye
zorlanmak, yaralanma, kronik-tehlikeli bulaşıcı hastalıklara yakalanma, bakımsızlık
sonucu oluşan sağlık sorunları, kaçırılma, öldürülme tehlikeleriyle karşı
karşıyadırlar.
Sokaktaki şiddete karşı durabilmek ve dayak yediklerinde acı hissetmemek,
sokaktaki soğuğa dayanabilmek, yaşadığı zorluklara karşı bedensel ve duygusal güç
oluşturabilmek yani kendilerini güçlü ve cesaretli hissedebilmek, halüsinasyonlar
görüp güzel şeyler hayal edebilmek ve utanma duygularını yok ettiği için rahatlıkla
başkalarından yemek isteyip, dilenebilmek ve özgürce konuşabilmek için uçucu
maddelere gereksinim duymaktadırlar.
Sokak çocuklarının
yalnızca %10-%15’inin
kızlardan oluştuğu
bildirilmektedir.
Sokak çocuklarının yalnızca %10-%15’inin kızlardan oluştuğu bildirilmektedir.
Sokakta kızların sayısının erkeklerden az olmasının bazı nedenleri vardır. Bunlardan
ilki kızlar için küçük kardeşe bakmak, ev işlerinde anneye yardım etmek gibi
alternatif durumlar söz konusudur. Bir diğeri ailenin parçalanması veya ailede
ihmal ve istismar söz konusu olduğunda kızlara akrabalar ve arkadaşlar tarafından
sahip çıkılmasıdır (Arnas, 2003).
Atatürk Üniversitesi Açıköğretim Fakültesi
19
Sosyal Hizmet Alanları ve Hedef Kitlesi II
Günlük yaşam için aile desteğinden yoksundurlar. Genellikle “terkedilmiş”
olarak bilinmelerine rağmen güvensizlikten, reddedilmeden ve şiddet içinde
büyümekten yorulmuş bir şekilde çocukların da ailelerini kendilerinin terk etmiş
oldukları gözlenmektedir. Bu çocukların aileleriyle bağlarının tamamen kopmuş
olduğu görülmektedir. Daha çok gecekondu bölgelerinde yaşayan ailelerden çıkan
çocuklardır. Söz konusu ailelerin büyük çoğunluğu göçle metropollere yerleşmiştir.
Ebeveynlerin iş hayatı için gerekli donanım ve beceriye sahip değildir.
Sokak Çocukları ve Aileleriyle Sosyal Hizmet Uygulaması
Kökeninde aile yapısı, yetişme tarzı gibi çeşitli problemler nedeniyle evden
kaçan çocuklar bu durumu alışkanlık haline getirerek, sokağı yaşam biçimi olarak
kabul etmektedirler. Garlarda, köprü altlarında son derece kötü koşullarda ama
olabildiğince özgür olduklarını sandıkları bir yaşamda her türlü tehlikeyle karşı
karşıya kalmaktadırlar. Sokağın kendine özgü kuralları vardır. Bu kurallar kuralsızlığı
ve sömürüyü doğurmaktadır. Tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de sokak
çocukları şehirlerin merkezinde, trafik ışıklarında, yıkık virane yerlerde her geçen
gün daha çok görünür olmaya başlamışlardır.
Sokağın kendine özgü
kuralları vardır. Bu
kurallar kuralsızlığı ve
sömürüyü
doğurmaktadır.
Sosyal hizmetin temel
ilkelerinin başında
çocuğun aile ortamında
yaşamını sürdürmesi ve
yüksek iyilik halinin
korunması yer
almaktadır.
Sosyal hizmetin temel ilkelerinin başında çocuğun aile ortamında yaşamını
sürdürmesi ve yüksek iyilik halinin korunması yer almaktadır. Çocuklar fiziksel,
sosyal, ekonomik ve psikolojik açıdan ebeveynlerinin koruma ve bakımına
muhtaçtırlar. Bu amaçla sosyal hizmet uzmanları özellikle sosyo-ekonomik düzeyin
düşük olduğu, kırdan kente göç olgusunun yoğun yaşandığı ve çalışmayan anne
babaların yoğunlukta bulunduğu yerleşim birimlerinde ev ziyaretleri ve aile
toplantıları yoluyla aileyi çocuğun korunması ve bakımı konusunda bilinçlendirmeli,
çocuğun eğitimine devam etmesi için gerekli kamusal ve toplum kaynaklarını
harekete geçirmelidirler.
Şehir merkezlerinde sokakta yaşayan ve sokakta çalışan çocukların sosyal
hayata yeniden kazandırılmaları için mobil ekipler oluşturulmalı bu ekiplerde sosyal
hizmet uzmanları da yer almalıdır. Mobil ekipler vasıtasıyla çocukların sokağa
düşme nedenleri belirlenmeli, ekonomik yoksunluk içinde olan çocuk ve ailesine
sosyal yardım sağlanmalıdır.
Sokakta her türlü tehlikeyle karşı karşıya kalan bu çocukların yaşamış
oldukları travmanın azaltılması amacıyla yalnızca ekonomik destek yeterli değildir.
Bu amaçla psiko-sosyal destek ve rehabilitasyonu da içeren çok boyutlu bir
yaklaşımla sorun ele alınmalıdır. Eğitim, sosyalleşme, yeni davranış örüntüleri
kazanmaları ve hayata atılmaları açısından çocuklar için çok önemlidir. Bu nedenle
gerek mesleki eğitim, gerekse örgün eğitim yoluyla bu çocuklar eğitim öğretim
Atatürk Üniversitesi Açıköğretim Fakültesi
20
Sosyal Hizmet Alanları ve Hedef Kitlesi II
hayatına yeniden kazandırılmalı, bu sayede okullardaki psiko-sosyal danışma ve
rehberlik birimleriyle bağlantıya geçilmelidir.
Ailenin sağlık ve sosyal güvencesinin sağlanması, bu sorunla mücadelede
önemli bir dönüm noktasıdır. Herhangi bir gelire sahip olmayan ve düzenli bir geliri
bulunmayan ebeveynlere yeşil kart bağlanması, Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma
Vakfının yardımlarından yararlanmalarının sağlanması, belediyelerin yapmış olduğu
gıda, erzak, kömür yardımlarının dağıtımında bu nüfus grubuna öncelik tanınması
önemlidir.
Ailenin sağlık ve sosyal
güvencesinin
sağlanması, bu sorunla
mücadelede önemli bir
dönüm noktasıdır.
Bunun yanı sıra 2828 sayılı Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu
kanuna göre; beden ruh ve ahlak gelişimleri veya şahsi güvenlikleri tehlikede olan,
kötü alışkanlıklara karşı savunmasız bırakılan bu çocuklar, korunmaya muhtaç
çocuklar kategorisinde yer almaktadır. Gerekli durumlarda mahkeme kararıyla bu
çocuklar hakkında korunma kararı çıkartılıp kurum bakımı altına alınmaları ya da bu
kanun gereğince ailelerinin yanında kalmakla birlikte, ailelerine bakım ücreti
bağlanması sosyal hizmet uzmanlarının öncelikli görevlerindendir.
EVSİZLER
Evsizlik bireyin sağlıklı
ve güvenli bir ortamda
yaşayabileceği bir
meskene sahip
olmaması durumudur.
İçinde bulunduğumuz dönemde, ev dışında yaşayan birey ve ailelerin sayısı
her geçen gün artmaktadır. Evsizlik bireyin sağlıklı ve güvenli bir ortamda
yaşayabileceği bir meskene sahip olmaması durumudur. Buna yönelik birçok
tanımlama yapılmıştır. Genelde bu tanımların birleştiği nokta bireyin devamlı
kalacağı bir konuttan yoksun olma durumudur. Evsizlik tanımlaması içinde
yoksulluk, işsizlik, göç, kentleşme, özürlülük, toplumda aktif bir role ve işleve sahip
olamama, madde kullanımı gibi diğer sorunları da barındırmaktadır. Toplumların
refahını ve sosyal gelişimini olumsuz yönde etkilemekte olan evsizlik sorunu,
öncelikle bireysel bir sorun olarak algılansa da aslında sosyal bir sorundur.
Evsizlik Tanımları
Evsizliğin birçok tanımı söz konusudur. Yaşanacak mesken, yatacak yer ve
aile bağlarının sürdürülmesi gibi kriterler evsizlik tanımlarının odaklandığı temel
alanlardır. Evsizler, sabit, düzenli ve gece uyuyacak yeri olmayan kişiler olarak
tanımlanmaktadır. Diğer bir tanıma göre evsizlik, uygun yerleşim yerinin olmayışı
ve sosyal açıdan dışlanma durumudur. Geniş kapsamlı tanımlar, tek kişilik odalı
otellerde, cezaevi veya madde bağımlılığı kliniklerinde ve hastanede kalan bireyler
gibi risk altında olan tüm fertleri de içermektedir (Türkcan, 1996).
Evsizler, evsizlik süresine bağlı olarak üç grupta incelenmektedir.
Atatürk Üniversitesi Açıköğretim Fakültesi
21
Sosyal Hizmet Alanları ve Hedef Kitlesi II
Epizodik evsizler, evsiz
kalabilme olasılığı
yüksek olan ve zaman
zaman evsiz kalan
kişilerdir.
a) Epizodik evsizler: Evsiz kalabilme olasılığı yüksek olan ve zaman zaman
evsiz kalan kişilerdir. Yoksulluk sınırının altında yaşarlar ve sürekli olarak
evsiz kalma riskiyle karşı karşıyadırlar.
b) Geçici Evsizler: Evsizlik süresi çok uzun olmayan evsizlerdir. Kendilerini
evsizlerden farklı olarak toplumun bir parçası olarak tanımlarlar. Anksiyete,
depresyon semptomları, alkol, madde kullanımı görülebilir. Onları
caddelerde görebiliriz, kabul edilmeyen yaşam stilleri vardır. Evlerini,
işlerini ve sosyal statülerini tekrar kazanmak için çaba gösterirler.
c) Kronik Evsizler: Uzun süreden beri evsiz olan kişilerdir. Caddelerde
yaşamayı normal olarak kabul ederler ve açıkça evsiz olarak tanımlanırlar.
Toplumdaki diğer bireylerle iletişimlerinde çok şüphecidirler (Smith, 2000
akt. İlhan ve Ergün 2010).
Eğer bir kişi çok uzun bir süredir barınacak bir meskenden yoksunsa, geçici
bir süre için kamusal ya da gönüllü kuruluşlar tarafından korunma altına alınmış ve
bir barınağa yerleştirilmiş ise, ucuz bir otelde, normal planladığı süre dışında bir
buçuk aydan daha fazla bir süre kalma eğiliminde ise ya da belirli bir zaman dilimini
başkasının yanında, hapishane ve hastane gibi ortamlarda geçiriyor olmasına
rağmen bu süreyi dışarda barınma olanağı olmadığı için bilinçli olarak uzatma
eğilimi içerisindeyse evsiz olarak tanımlanmaktadır (Hope & Young, 1986).
Evsizliğe Neden Olan Faktörler
Ülkemizde yapılan
çalışmalarda evsiz
gençlerin büyük bir
kısmının madde
bağımlısı olduğu ve
nadiren psikolojik
rahatsızlıktan
yakındıkları
bildirilmiştir.
Bireylerin kontrolü dışında birçok faktör evsizliğe neden olmaktadır.
Yoksulluk, ucuz konut bulma zorluğu, iş piyasasındaki değişiklikler, satın alma
gücünün giderek düşmesi, sağlık bakımını karşılamada eksiklik, sosyal güvenlikten
yoksun olmak, destekleyici yardım hizmetlerinin fonlarının ortadan kalkması ya da
azaltılması, aile içi şiddet, zihinsel özürlü hasta sayısının artması, ruhsal hastalıklar
ve madde bağımlılığı evsizliğe neden olan faktörler olarak sayılabilir. Ciddi hastalık
ve sakatlıklar evsizliğe neden olmakta, bunun sonucunda da iş kaybı, bakımı
karşılayamama ve ev kirasını ödeyememe gibi sorunlar ortaya çıkmaktadır. Evlilik
sorunları, aile içi uyumsuzluklar ve şiddet evsizlik için diğer önemli nedenler olarak
düşünülmektedir.
Aile içi şiddet nedeniyle, sığınma evleri dışında hiçbir alternatifi olmayan
kadınlar olabildiği gibi, erkeklerde aile içi şiddet nedeniyle evsiz kalabilmektedir.
Literatürde evden ayrılan gençlerin büyük çoğunluğunun ebeveynleri ile
anlaşmazlıkları nedeniyle evden ayrıldıkları bildirilmektedir. Evsizlerin çocukluk
hikâyelerinde, aileden ayrılma ve çeşitli kurumlara yerleştirilme sık olarak
rastlanmaktadır. Bunlardan travmatik çocukluk çağı deneyimleri (zorunlu olarak
kurumlarda yaşama, evden kaçma) özellikle önem taşımaktadır. Çok sayıda evsiz
insanın ruhsal bir hastalığı vardır. Hastalıkları nedeniyle çalışma becerilerinin sınırlı
Atatürk Üniversitesi Açıköğretim Fakültesi
22
Sosyal Hizmet Alanları ve Hedef Kitlesi II
oluşu ve sürekli işsizlik ile karşılaşmaları nedeniyle barınma ihtiyaçlarını
karşılamada güçlük yaşamakta ve evsiz kalabilmektedirler. Evsiz insanlarla ilgili
yapılan araştırmalarda, evsizlerin yarıdan fazlasında madde bağımlılığına
rastlanmıştır.
Hiçbir faktör tek başına
kişilerin ve ailelerin
evsiz kalmasında etken
değildir.
Ülkemizde yapılan çalışmalarda evsiz gençlerin büyük bir kısmının madde
bağımlısı olduğu ve nadiren psikolojik rahatsızlıktan yakındıkları bildirilmiştir. Evsiz
insanların diğer bir özelliği de sokakta yaşamayı kendilerinin tercih etmeleridir. Bu
kişilerin büyük bir kısmı bir kuruma girmeyi ve kurum kuralları çerçevesinde
yaşamayı reddetmektedir. Bu nedenle sosyal hizmetlerden yararlanmamaktadırlar.
Buna göre evsizlik döngüsel bir yapı göstermektedir. Evsiz kimselerin çoğu kurum
bakımı altına alındıktan bir iki yıl sonra oradan ayrılma eğilimi içerisindedirler.
Hiçbir faktör tek başına kişilerin ve ailelerin evsiz kalmasında etken değildir. Çok
sayıda etken, hassas kişi ve aileler arasında evsizlik olasılığını arttırmaktadır (İlhan
ve Ergün, 2010).
Evsizlerle Sosyal Hizmet Uygulaması
Katılımcı bir meslek olan sosyal hizmet, toplumda çeşitli nedenlerle
uyumsuzluklar ve eşitsizlikler içinde bulunan kişi, grup ve toplumların sorunlarını
önlemek ve refahını sağlamakla ilgilidir. Sanayileşen ve hızla değişen ülkemizde,
sosyal hizmet, sorunlu birey, grup ve ailelere yönelmiş olan önemli meslekler
arasındadır. Evsizlere yönelik olarak sosyal hizmetin çeşitli rol ve işlevleri söz
konusudur. Bunlar sırasıyla önleme aşaması, evsizlere yönelik araştırmaların
yapılması, geçici konut veya merkezlerin oluşturulmasıdır. Geçici konut veya
merkezlerde sosyal hizmet uzmanları evsiz bireyin kuruma kabulü, sağlık ve bakım
hizmetlerinin sunulması, sosyal yardımların sağlanması ve kurumlararası ilişkilerin
sürdürülmesi aşamalarında uygulama, danışmanlık, değerlendirme, savunuculuk,
karşılanamayan ihtiyaçları keşfetme, kamuoyu oluşturma ve eğiticilik rollerine
sahiptir (Işıkhan, 2002).
Sosyal hizmet uzmanları
öncelikle bireylerin
evsizliğe düşmelerine
yönelik olarak koruyucu
ve önleyici faaliyetlerde
bulunmalıdır.
Sosyal hizmet uzmanları öncelikle bireylerin evsizliğe düşmelerine yönelik
olarak koruyucu ve önleyici faaliyetlerde bulunmalıdır. Daha çok gecekondu
bölgelerinde yer alan toplum merkezlerinde göçle kente gelmiş, yoksulluk içinde
yaşayan aileleri izlemeli, ailede yaşayan çocukların kamusal sosyal yardım ve
destek hizmetlerinden yararlanması ve kendi ayakları üzerinde durmalarına olanak
sağlamalıdır.
Türkiye’de evsizlere ilişkin araştırmaların azlığı nedeniyle bu grubun genel
özellikleri, bu gruba ait net sayısal veriler ve istenildiğinde bu gruba nasıl
ulaşılacağına dair kapsamlı bir veri tabanı oluşturulamamıştır. Sosyal hizmet
uzmanları çalıştıkları toplum merkezleri, hastaneler ve saha çalışmalarında
Atatürk Üniversitesi Açıköğretim Fakültesi
23
Sosyal Hizmet Alanları ve Hedef Kitlesi II
karşılaştıkları evsiz bireyleri, hikâyelerini raporlaştırarak kayıt altına almalı bu
kayıtlar İl Sosyal Hizmetler Müdürlüklerince Sosyal Hizmetler Genel Müdürlüğüne
ve yerel yönetimlere bildirilmelidir. Nitekim Büyükşehir ve Yerel Yönetimler
yasalarında nüfusu elli binden fazla olan yerel yönetimlerin sosyal sorunları
önlemeye yönelik yetkileri genişletilmiştir. Bu belediyeler evsizlere yönelik geçici
barınma merkezleri açma yetkisine sahiptirler.
Belediyeler evsizlere
yönelik geçici barınma
merkezleri açma
yetkisine sahiptirler.
Ülkemiz koşulları göz önünde bulundurularak açılacak geçici konut veya
merkezlerde görev yapacak sosyal hizmet uzmanları; aileleri ev idaresi, çocuk
bakımı, aile içi şiddetin önlenmesi, eşler arası diyalog, günlük yaşam aktivitelerinin
yerine getirilmesi konularında bilinçlendirmelidir. Bu merkezlerde topluma uyum,
bireyin sosyal işlevselliğini yerine getirebilmesi konularında evsizlere birçok hizmet
verilebilir.
Öncelikle evsiz bireyin kuruma kabulü aşamasında onunla ilk mülakatı yapan
kişi sosyal hizmet uzmanıdır. Kurumun işleyişi ve kurallarının evsiz bireye
anlatılması, evsiz bireyin beklenti ve gereksinimlerinin saptanması bu ilk mülakatın
konusudur. İlk mülakatta saptanan gereksinimler doğrultusunda evsiz bireylere
sağlık ve bakım hizmetinin sunulması bu kurumlarda çalışan sosyal hizmet uzmanı,
psikolog, doktor, hemşire, hukuk danışmanı, ev ekonomisti, bakıcı personelin ekip
çalışması içerisinde gerçekleştirmeleri gereken bir gerekliliktir. Ekip çalışması
anlayışı içinde yürütülecek sağlık ve bakım hizmetlerinin planlanıp koordine
edilmesi ve ekip üyelerinin bu doğrultuda bilgilendirilmesi sosyal hizmet uzmanının
görevlerindendir.
Sosyal hizmet uzmanları
birey, aile, grup ve
toplumla sosyal hizmet
uygulaması çalışma
yaparken farklı sosyal
sorunlara muhatap olan
müracaatçılara
odaklanır.
Bu merkezlere başvuran evsizlerin yoksunluk ve yoksulluk durumlarının
saptanarak gereksinim duydukları sosyal yardımlardan yararlanmaları için sosyal
hizmet uzmanları mevcut sosyal yardım mevzuatına hâkim olmalı, yasalar
çerçevesinde kamu kurum ve kuruluşları ile yerel yönetimlerin evsiz bireylere
yönelik sosyal yardımlarını harekete geçirebilmelidirler.
Son olarak evsiz kişi ve ailelere yönelik hizmet sağlayan kurumların eşgüdüm
içinde çalışarak birbirlerinin sunduğu hizmetten bilgi sahibi olmaları, birbirlerini
tamamlayıcı nitelikte hizmet sunmalarına neden olacaktır. Bu kurumlarda çalışan
sosyal hizmet uzmanları aynı alanda faaliyet gösteren diğer kurum ve kuruluşlarla
koordinasyonlu/koordineli çalışabilmelidirler.
Atatürk Üniversitesi Açıköğretim Fakültesi
24
Özet
Sosyal Hizmet Alanları ve Hedef Kitlesi II
•Bu bölümde yaşlılık, özürlülük, suçluluk, sokak çocukları ve evsizler gibi sosyal
hizmetin birincil uygulama alanlarından olan konu başlıkları ele alınmıştır. Sosyal
hizmet mesleğinin profesyonel temsilcileri olan sosyal hizmet uzmanları, sosyal
hizmet mesleğinin ilgi alanına giren, farklı yaş ve ihtiyaç gruplarından bireylerin
sorunlarının çözümlenmesi sürecinde katkıda bulunurlar. Bu çerçevede bir sorun
alanını çözmeye yönelik tüm hizmet türleri, bir sosyal hizmet alanını oluşturur.
Yaşlı refahı alanı, “yaşlı grubunun sorunlarını çözmeye, gereksinimlerini
karşılamaya ve iyiliğine yönelik bütün hizmetlerin, mevzuat, program ve
politikaların oluşturduğu bir alandır”. Sosyal hizmet uzmanları özürlü birey ve
ailesinin günlük yaşama uyumu sürecini destekler ve bu yönde ekip çalışması
içerisinde diğer disiplinlerden meslek elemanlarıyla birlikte çalışmalar yürütür.
•Suçluluk insanoğlunun toplumsal yaşama geçişiyle birlikte baş göstermiş olan en
eski sorun alanlarındandır. Suça itilmiş çocukların yeniden topluma
kazandırılmaları, toplumda meydana gelen kabahat, cürüm ve suçların önlenmesi,
bu amaçla bireylerin rehabilitasyonu, sosyal refahın sağlanmasında, sosyal adalet
ve sosyal barışın korunmasında büyük önem taşımaktadır.
•Sokak çocukları ülkemizde son yıllarda ön plana çıkan bir sosyal hizmet alanıdır.
Sokakta yaşayan ve sokakta çalışan çocukların güvenli bir aile ortamında
yaşamaları ve eğitim hayatlarına devam edebilmeleri sosyal hizmet açısından
önemli bir hedeftir. Geleneksel konutların dışında sokakları, terk edilmiş evleri,
otobüs duraklarını, parkları mesken edinmiş, yoksulluk, işsizlik, göç, düzensiz
kentleşme, eğitimsizlik, sağlık sorunları, aile içi şiddet, boşanma, madde bağımlılığı
gibi sosyal sorunların bir yansıması olarak evsizlerin toplumun diğer fertleri gibi
barınma ve güvenliklerinin temin edilmesi, fizyolojik gereksinimlerinin sağlanması
sosyal hizmetin öncelikli görevlerindendir.
Atatürk Üniversitesi Açıköğretim Fakültesi
25
Sosyal Hizmet Alanları ve Hedef Kitlesi II
DEĞERLENDİRME SORULARI
1.
Değerlendirme sorularını
sistemde ilgili ünite
başlığı altında yer alan
“bölüm sonu testi”
bölümünde etkileşimli
olarak
cevaplayabilirsiniz.
Almanya’da yürürlüğe giren ilk modern sosyal güvenlik yasasında emeklilik
için kabul edilen yaş sınırı kaçtır?
a) 45 yaş
b) 50 yaş
c) 55 yaş
d) 60 yaş
e) 65 yaş
2. Aşağıdakilerden hangisi psikolojik açıdan yaşlanma süreci ile birlikte ortaya
çıkan sorunlardan biri değildir?
a) Sosyalizasyon
b) Unutkanlık
c) Uykusuzluk
d) Sıkıntı
e) Üzüntü
3. Aşağıdakilerden hangisi 5378 sayılı Özürlüler ve Bazı Kanun ve Kanun
Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun’un
getirmiş olduğu yeniliklerden biri değildir?
a) Mevzuatta özel eğitimin tanımı ilk kez yapılmıştır.
b) Özürlülerin sınıflandırma ölçütü yenilenmektedir.
c) Özürlülere çağdaş bakım hizmeti sunulmaktadır.
d) Özürlülerin toplumsal hayata aktif katılımı sağlanmaktadır.
e) Özürlülerin nitelikli istihdamı sağlanmaktadır.
4. Aşağıdakilerden hangisi suç ve nedenleriyle ilgili yaklaşımlardan biri
değildir?
a) Sistematik ekoller
b) Ekolojik ekoller
c) Zihni yetersizlik teorileri
d) Psikiyatrik ve psikolojik ekol
e) Çağdaş sosyolojik ve psikolojik kuramlar
Atatürk Üniversitesi Açıköğretim Fakültesi
26
Sosyal Hizmet Alanları ve Hedef Kitlesi II
5. Sokak çocuklarının yüzde kaçı kızlardan oluşmaktadır?
a) %10 -15’i
b) %20-25’i
c) %30-35’i
d) %40-45’i
e) %50-55’i
Cevaplar: 1.E , 2.A , 3.A , 4.B , 5.A
Atatürk Üniversitesi Açıköğretim Fakültesi
27
Sosyal Hizmet Alanları ve Hedef Kitlesi II
YARARLANILAN VE BAŞVURULABİLECEK KAYNAKLAR
Aiken, R. L. (1995). Aging An Introduction to Gerontology. USA: Sage Publications.
Altan, Ö. Z. (1990). Sakatlar ve Türkiye’de Çalışma Sorunları. Eskişehir: Eskişehir
AABF.
Arıkan, Ç. (2002). Sosyal Model Çerçevesinde Özürlülüğe Yaklaşım. Ufkun Ötesi
Bilim Dergisi, 2(1).
Arnas, Y. A. (2003). Sokak Çocukları. Toplum ve Sosyal Hizmet, 14 (2), 43-57.
Ashman, K. K., & Zastrow, C. (1990). Understanding Human Behavior and the Social
Environment. Chicago: Nelson Hall Publishers.
Bardak, C (1996). Cezaların İnfazı ve İnfaz Müesseseleri. Ankara: Yetkin.
Barker, L. R. (1999). The Social Work Dictionary. USA: NASW Press.
Batur, A. (1999). Suç, Ceza, Ceza İnfaz ve Af Yasası. Çağdaş Hukuk Dergisi, Çağdaş
Hukukçular Derneği Yayını, 7(67)
DİE. (1998). Türkiye İstatistik Yıllığı. Ankara.
DPT (2001). Sosyal Hizmetler ve Yardımlar (Özel İhtisas Komisyonu Raporu). DPT,
2593.
Danış, M. Z. (2004). Yaşlıların Evde Bakım Gereksinimleri ve Evde Bakıma İlişkin
Düşünceleri: Başarılı Yaşlanma ve Yaşlı Bakım Modelleri. Ankara: Güç-Vak
Yayınları, Sosyal Hizmet Dizisi I.
Duyan, V.(2000). Yaşlılık ve Gerontolojik Sosyal Hizmet. G. Erkan, V. Işıkhan (Ed.),
Anropoloji ve Yaşlılık: Prof. Dr. Vedia Emiroğlu’ na Armağan, Ankara:
Hacettepe Üniversitesi Sosyal Hizmetler Yüksek Okulu.
Emiroğlu, V. (1995). Yaşlılık ve Yaşlının Sosyal Uyumu. Ankara: Şafak Mat.
Ergüden, I. (1997). Örnek Bir Şiddet Mekanı. Cogito Dergisi: Şiddet, 6 – 7.
Geçtan, E. (1981). Çağdaş İnsanda Normal Dışı Davranışlar. Ankara: Maya.
Günçe, G. (1983). Çocuk Suçluluğu ve Aile. Çocuk Suçluluğu ve Çocuk Mahkemeleri
Sempozyumu. Ankara: Ankara Üniversitesi Edebiyat Fakültesi,130.
Güven, S. (2002). Yaşlı ve Aile. Y. Gökçe Kutsal (Ed.). Geriatri 2002 Sempozyumu
Bildirileri. Ankara: Hacettepe Üniversitesi Geriatrik Bilimler Araştırma ve
Uygulama Merkezi.
Hope, M., & Young, J. (1986). The Faces of Homelessness. USA: Wilmington
College of Ohio Press.
ILO; 1983 tarih ve “Engellilerin Mesleki Rehabilitasyonu ve İstihdamı Hakkında 159
Sayılı Sözleşme.
Işıkhan, V.(2002). Kentlerin Gölgesinde Yaşayan Evsizler. Ankara: Kardelen Ofset İl,
S. (1990). Türkiye’deki Kadın Suçluların Genel Özellikleri ve İnfaz
Sürecindeki Sorunları Üzerine Bir Araştırma. Yayınlanmamış Doktora Tezi,
Hacettepe Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Sosyal Hizmet Anabilim
Dalı, Ankara.
İlhan, N. ve Ergün, A. (2010). Evsizler ve Toplum Sağlığı. Aile ve Toplum Eğitim
Kültür ve Araştırma Dergisi, 5 (20),79-90.
Koşar, N. (1996). Sosyal Hizmetlerde Yaşlı Refahı Alanı. Ankara: Şafak Matbaacılık.
Medicana Genel Sağlık Ansiklopedisi.(1993). Yaşlılık .Medicana Genel Sağlık
Ansiklopedisi, 11. İstanbul:Ana Yayıncılık A.Ş.
Atatürk Üniversitesi Açıköğretim Fakültesi
28
Sosyal Hizmet Alanları ve Hedef Kitlesi II
Miley, K.K., O’ Melia, M., & DuBois, B.L. (1998). Generalist Social Work Practice –
An Empowering Approach (2nd edition). USA: Allyn and Bacon.
Onat, Ü. (2003). Yaşlanma ve Sosyal Hizmet. V.Kalınkara (Ed.), 2. Ulusal Yaşlılık
Kongresi Kitabı, Denizli: Yaşlı Sorunları Araştırma Derneği.
ÖZİDA. (ty). Türkiye Engelliler Araştırması Temel Göstergeleri.
http://www.ozida.gov.tr/arastirma/oz temelgosterge.htm adresinden 5
Mayıs 2011 tarihinde erişilmiştir.
Özürlüler Kanunu ve İlgili Mevzuat (2006). Başbakanlık Özürlüler idaresi Başkanlığı,
Ankara.
Seyyar, A. (2001). Sosyal Siyaset Açısından Özürlüler Politikası. İstanbul: TÜRDAV.
Stucki, G., Cieza, A., Ewert, T., Kostanjsek, N ., Chatterji, S., & Üstün, B.T. (2002).
Aplication of The International Classification, Disability and Health (ICF) in
Clinical Practice, Disability and Rehabilitation, 24 (5), 281-283.
Tomanbay, İ. (1999). Sosyal Çalışma Sözlüğü. Ankara: Selvi.
Turan, N. (1984). Yaşlılık ve Anılar. Hacettepe Üniversitesi Sosyal Hizmetler
Yüksekokulu Dergisi,3 (1-2). Ankara: Sosyal Hizmetler Yüksekokulu Yayını.
Tutvedt, S. (1999). Özürlüler ve Aileleriyle Sosyal Hizmet I ve II. (Çev. İrem
Coşansu). 5. Ulusal Sosyal Hizmetler Konferansı, Çalışma Grubu Raporları
Özürlü Hakları ve Sosyal Hizmetler, Ankara: SHUDGM Yay., 2002
Türkcan, S. Ve Türkcan, A. (1996). Psikiyatri ve Evsizlik: Bir Gözden Geçirme
Çalışması. Düşünen Adam, 9 (4), 8-14.
Türkiye Özürlüler Araştırması (ty). T.C Başbakanlık Özürlüler İdaresi Başkanlığı.
http://www.ozida.gov.tr adresinden 1 Ocak 2011 tarihinde erişilmiştir.
Uluğtekin, S. (1991). Hükümlü Çocuk ve Yeniden Toplumsallaşma. Ankara: Bizim
Büro.
World Health Organization (2001). International Classifcation of Functioning.
Disability and Health, World Health organization, Geneva.
Yavuzer, H.(1994). Çocuk ve Suç. İstanbul: Remzi Kitabevi.
Yücel, T. M. (1986). Kriminoloji; “Suç ve Ceza”. Ankara: Adalet Teşkilatını
Güçlendirme Vakfı.
Zastrow, C. (1991).Social Problems Issues and Solutıons. Chicago: Nelson-Hall
Publishers.
Zeytinoğlu, S. (1991). Sokakta Çalışan Çocuklar ve Sokak Çocukları. Çocukların Kötü
Muameleden Korunması (Çocuk İstismarı ve İhmali), I. Ulusal Kongresi,
Ankara.
Atatürk Üniversitesi Açıköğretim Fakültesi
29
Download

sosyal hizmet bilimine giriş ünite 6