Muğla’ya İstanbul’dan geldim. 14-15 yıl İstanbul’da çalıştım. Muhasebeciyim. Gazi
İşletme mezunuyum. Evliyim. 5. Yılımız burada. Ebru hocasıyım aynı zamanda. Esas
işlerimden biri oydu ama kafe-bar işine döndük.
-Nasıl karar verdiniz böyle bir sektöre?
Bizim yıllardan beri hayalimizdi ama ben daha küçük bir şey meyhane tarzı 5-6
masalı bir yer düşünüyordum ben. Keyif için. Yine para kazanmak hedeflerden biri
ama amaç olmayacaktı bizim için. Küçük keyifli keyifli eğlenecektik kendi kendimize.
Sonrada işin içine girince hadi şunu da yapalım hadi bunu da yapalım derken bir
baktık kafe-bar’a döndük. Mutfağı da kattık işin içine. İstediğimiz şeylerden biriydi.
Yani biz üniversiteden beri böyle bir şey yapmayı planlıyorduk zaten. Yani bu belki 35 yıl sonra olurdu ama daha sonra bu KOSGEB’i duydum. Hem insanlardan
duymuştum hem Ticaret odası çalışanlarından. Böyle böyle bir Girişimcilik Kursu var.
Kadınlar için avantaj işte bir yer açmak için avantaj dendi. Bende zaten hep kadın
derneklerinde çalışıyordum İstanbul’da. Bu tip şeylere de yakınım aslında. Böyle
destekler olduğunu biliyordum açıkçası. Hadi kursa gidelim dedik kursa gittik, kursta
da ayrıntıları öğrenince mantıklı geldi. Onun üzerine, birkaç yıl sonra olacak olan olay
çabuk oldu, hızlandı.
-Neden Muğla peki? Nasıl karar verdiniz?
Biz Ege’yi hep dolaştık, en son nokta burasıydı. Buradan sonra Marmaris ile birlikte
sıcak inanılmaz rahatsız edici olmaya başlıyordu. Tam uç gibi geldi bize akyaka.
Birde her yere yakın. İzmir’e Marmaris’e Muğla’ya. Bu bölgede her yere yakın. Ve
sakin diye geldik. Aslında asıl geliş sebebimiz şuydu: ilk geldiğimizde sabahleyin
kalktık, biz İstanbul’da günaydın iyi akşamlar demeyi unuttuk biraz. Ben çok severim
günaydın demeyi. Burada hiç tanımadığımız insanlar sabahleyin çıktığımızda tanıdık
tanımadık herkes birbirine günaydın, iyi günler, iyi akşamlar diyor. Bu inanılmaz
hoşumuza gitti eşimle bu durum. Sonra evde bir sıkıntı olmuştu, bütün sokak seferber
oldu. Musluk patladı su akıyor falan hemen biri anahtar getirdi biri başka bişey getirdi.
Yapalım edelim. Hoşumuza giden şey o oldu açıkçası. Tabi işte yeşili denizi herşeyi
çok güzel. Ben denizi çok fazla sevmem normalde yeşili daha çok severim. İnsanların
o tavrını da görünce burası herhalde bizim yaşamamız gereken yer dedik. Ki şöyle bir
şey de var. Benim eşim 1991 yılında gelmiş buraya ilk. Yani tanıdığımdan beri “Arzu
çok güzel bir kasaba var.” diyip duruyordu. Yerleştik sonunda.
-121 kadın var eğitim alan ancak 12 kişi işletme sahibi oldu. Sizce neden bu kadar
istek varken adım atılamıyor?
Cesur olmak gerekiyor. Ben pire için yorgan yakabilen tiplerdenim. İstemek önemli,
şartlar önemli. Benim şartlarım uygundu. Bu kurs evet faydalı, şu anlamada bana
faydalı oldu. Beni kendime getirdi, birşeyler yapabilirim, herkes yapabilir. Onu bana
verdi işin açıkçası. Böyle bir yer açabilmek için önce ekonomik anlamda iyi olmanı
gerekiyor. Onu zaten yıllardan beri sağlamaya çalışmıştım. Kursa gidince,
eğitmenlerde çok iyi, insana destek veriyor. Vizyonunu genişletiyor hocalar. Ben
zaten hep düşünüyordum ama o kursa gidip gelirken hergün ‘evet yapabilirim’i
düşündüm. Kendine güvenin geliyor herhalde biraz daha. Yapabileceğini görüyorsun.
Eş önemli. Mesela benim eşim hiçbir zaman yapamazsın gibi bir şey söylemedi. Ne
yaparsan arkandayım dedi. O da önemli herhalde. Aile önemli evet ama ben çevredi
insanlara çok fazla takılmam. Onlara kalırsa Akyaka’da yer açmamam gerekiyordu
benim. “Akyaka eskisi gibi değil, kialar çok yüksek. Onları nasıl karşılayacaksın?”
onları dinlersem benim bu dükkanı kapatıp gitmem gerekiyor. Dışarıdaki olumsuz
seslere biraz kulak tıkamak gerekiyor. Kurstaki diğer bayanlarla da bunları
konuşuyorduk. Ekonomik anlamda sıkıntıları olan bikaç bayan vardı ama bişeyler
yapmak istiyorlardı. Küçük ve güzel fikirleri vardı ancak çevreden sürekli yapamazsın
kelimesini duydukları için motivasyonları düşmüştü bayanların. Küçük şeylerle
başladığında kaybedecek çok da birşeyin yok aslında.
Ben şey diye bakıyordum bir de. Evet yapmak istedim, yaptım denedim ama olmadı
olmazsa da. Ama düşünsenize, 60-70 yaşına geldiğinizde benim böyle bir hayalim
vardı yapamadım demekte var. Niye öyle bir şey diyeyim. Ben yapmak istediğim
şeyleri yapmaktan hoşlanıyorum. Çünkü hayat çok ısa. İnsanlar öyle bakmıyorlar.
Özellikle böyle turizmin sonradan girdiği ülkelerde vahşi bir kapitalizm söz konusu
oluyor. Gelişim temelden değil sonradan olduğu için bu bölgelerde sıkıntı iş hayatı.
-KOSGEB’in tek desteği maddi değil manevi de oluyor diyebiliriz değil mi bu
durumda?
Tabiki. Yani 30 bine yakın hibe var onay verilirse eğer. Para tatlı sonuçta. Ne kadar
param var desende 30 bin lira paranın geri döndüğünü düşünsenize. yada kışın
mesela burada işler düşüyor. Kışın inanılmaz güzel bir destek olur. Ama manevi
desteği çok daha önemli. Hocalar çok etkiliydi. Tam gaz da vermiyorlar. Bakın böyle
böyle riskleri de var diyerek aydınlatıyorlar.
Bence KOSGEB desteği önceden verilmeli ama iyi araştırıldıktan sonra. Çok akıllı bir
milletiz biz. Parayı alır ve yapmayabilir insanlar. O yüzden işletme açıldıktan sonra
verilmesi daha mantıklı.
Şuan 1 personelim var. Ama aşçı arıyorum. Ben en başından beri düşündüğüm
şeyleri yapıyorum aslında. Mantımı ve eriştemi Ulalı ev eksenli çalışan kadınlara
yaptırıyorum. Etini kendim alarak hamburgerimi yaptırıyorum. Aslında tek personelim
var ama 3-5 kişiyle iş yapıyorum aslında. Mantımın lezzetli olması onların sayesinde.
Kahvemin yanına çitirmek yaptırıyorum. Ev kadınlarıyla birbirimize karşılıklı olarak
destek sağlıyoruz.
Buralarda her yer kendin al uygulaması yapıyor. Biz burada farklı olarak kafe-bar
mantığını uygulamaya çalışıyoruz. Hizmet çok önemli, güler yüz çok önemli, bu tarz
bir bölgede bir iş yapılacaksa kadınların bir şekilde yabancı dil öğrenmesi çok önemli.
Maliyeti düşürmek için çok daha uygun ve fabrikasyon gıda ürünlerini tercih edebilirim
ancak iyi şeyler üretip iyi hizmet sunmak istiyorum. Aynı anda 30 müşteri ile
ilgilenmektense 10 tane keyifli müşteri ile ilgilenmeyi tercih ederim.
KOSGEB niye kurslar açıyor, MUTSO neden destekliyor? Sonuçta her anlamda
destek olsun diye, işte vergi ödensin, çalışan istihdamı yapılsın, girişimcilik ruhu
arttırılsın. Ama ben mutfağım için eleman almak istiyorum sigorta yaptıracağım
diyorum. İnsanlar 3 kuruş fazla alabilmek adına sigorta istemiyorlar. Ben sigortasız
işçi çalıştırmıyorum dediğimdeyse bir daha dönüş yapmıyorlar. İnsanların artık
gelecek kaygısı var ve benim karşılaştığım bu durumlar beni çok şaşırtıyor.
Download

Muğla`ya İstanbul`dan geldim. 14-15 yıl İstanbul`da çalıştım