Ahmet Yiğit
AHMET YİĞİT
Ahmet Yiğit Abim; yüreği elinde, düşündüğünü ortaya koyan, toplumu bir uçtan diğerine
arşınlayıp tanıyan, siyasi hareketliliğin vazgeçilmez aktörlerinden birisidir.
Hayatım
1938 Iğdır doğumluyum. Babam Esat
Ağa, Ali Mirze Bey’in en küçük oğlu idi.
Aile Faciası
Dedem Ali Mirze Bey ve ailesi sürgün
Ahmet Yiğit
cezasından kaçıp İran’a gittiği yıllar (19261928) bir aile faciası yaşanmıştı. Meydana gelen olayda babam, ağabeyi İbrahim Ağa’yı kaza sonucu vurup öldürmüştü.
İbrahim Ağa evli; Xano ve Hamit isminde iki oğlu ve bir kızı varmış.
Babam da yeni evliymiş.
Ali Mirze Bey, bu olay nedeniyle babamı evlatlıktan reddetmişti. O da
baba evini ve aşiretini terk edip Iğdır Baharlı Mahallesine yerleşmişti. Üzerindeki baskı ve şiddet devam edince, babam Iğdır’ı terk edip, kayınpederinin
yanına Ağrı’ya taşınmak zorunda kalmıştı.
8-10 yaşlarında çocuktum. Ağrı’dan tekrar Iğdır’a geri dönmüştük.
Fatma halamın (Ahmed Şemo’nun hanımı) evinde birkaç gün geçirdik. Babama karşı taciz devam edince, bir gece develerle Iğdır’ı terk edip, Alıkızıl’a
sonra da Aralık’a yerleştik.
Gençlik yıllarımdı. Şiddeti seven, sert mizaçta birisiydim. Bu huyum
nedeniyle komşular ve ahali babama şikayetimi eder, benden el aman silkerdi.
Bu nedenle bir gün babamla tartışmış, dayanamayıp babama,
“Sen kimsin ha! Söyle sen Kürt müsün, Azeri misin, Türk müsün, Laz
mısın, söyle sen kimsin?” şeklinde bir soru yöneltmiştim. Biliyordum babamın gururunu kırmıştım. O da ses çıkarmadan kolumdan tutup beni Iğdır’a
götürmüştü.
Amcalarım ve akrabalarım hakkında fazla bir şey bilmiyordum. Babam her şeyden tecrit edilmiş, hakları elinden alınmıştı. Bu durum biz çocuklardan saklanmıştı.
Babam beni Hacı İsa ve Musa amcalarımın karşısına çıkardı:
“İşte sen busun. İşte amcaların, işte kimliğin”
O gün üzerimde garip duygularla, yüreğim buruk ortalıkta dolaşmıştım. Babama yapılan haksızlığın ve uzun yıllar süren acımasız tecridin bilin634
Iğdır Sevdası
cine varmıştım. Boğazım düğümlenmiş, aile gerçeğiyle yüzleşmenin derin
hayal kırıklığıyla dolmuştum.
Gel zaman git zaman, Enver Güneş ve Mecit Hun gibi liderlerin arabuluculuğu sayesinde, aile içinde barış sağlandı, evimiz Iğdır Baharlı Mahallesine yerleşti.
“Kovalamaca”
Mecit Hun’un kürsü konuşmalarında yer yerinden oynardı. Böyle
günlerde benim görevim, dinleyiciler arasında dolaşıp, muhalif sesleri kibarca etkisiz hale getirmekti.
Yöntemim çok basitti. Örneğin Mecit Hun daha ağzını açmadan,
muhalif beyefendi, halkın arasına karışır, “Yalan söylüyor!” diye çığırtkanlık
yapardı. Usulden bu beyefendinin yanına sokulur, arkasında pusuya yatardım.
Ağzını açmaya yeltendiği an, kolunu sıkıca kavrar, bükerdim. İyi günümde
benim bilek gücüme dayanacak babayiğit zor bulunur. Muhalif acıya dayanamaz, ses çıkarmadan uzaklaşırdı. A, bir de bakıyorsunuz aynı adam başka bir
yere gitmiş, “Yalan söylüyor!” çığırtkanlığına devam ediyor. Zorlukla kalabalığı yarar, beyefendinin arkasındaki yerimi alır, cezamı tekrar uygulardım.
Konuşma bitinceye kadar bu kovalamaca inatla devam ederdi.
“Men ele bildim ...”
Siyasette taraftar olmak kolay iş değil. Her an karşınıza istemediğiniz
bir durum çıkabilir her an birisinin küfür ve iftirasıyla karşılaşabilirsiniz. Hele
özellikle benim gibi oldukça sinirli yapıda birisi için siyaset doğrusu zor iş.
Bir gün Baharlı Mahallesinden Celâl isimli dostumla kahvede oturmuş sohbet ediyorduk. Konuşma aksanım “Terekeme” şivesinin tıpatıp aynısıdır. Bu yüzden beni tanımayan birisi rahatlıkla “Terekeme” zannedebilir.
Masamıza tanımadığım birisi misafir oldu. Çay içip sohbetimize devam ettik.
O ara Mecit Hun sakin ve temkinli adımlarla uzağımızdan geçti. Masadaki misafir, Mecit Hun’u işaret edip “Geberse de kurtulsak!” dedi. Celâl
Bey, misafiri uyarmak için ayağını uzattı, ama her şey çok geçti! Ayağa kalkıp tüm gücümle zavallı misafirin suratında sillemi patlattım. Ne olduğunu anlayamamıştı. Etrafımızı hemen meraklı bir kalabalık aldı.
Celâl Bey, misafirin kulağına eğilip, “Eye Mecit Bey bu adamın öz dayısıdır,
sen ne halt karıştırdın”.
Misafir bir eliyle yanağını tutarak, “Men ele bildim o da bizdendi!”
635
Download

50. Ahmet Yiğit