15.12.2014 Pazartesi İzmir Basın Gündemi
İKÇÜ TÖMER Öğrencileri İzmir’i Çok Sevdi
İzmir Kâtip Çelebi Üniversitesi Türkçe Öğretimi Uygulama ve Araştırma Merkezi(TÖMER) öğrencileri için İzmir gezisi
düzenlendi. Hindistan’dan
Yunanistan’a, Kenya’dan
Kazakistan’a kadar birçok ülkeden
gelerek İKÇÜ TÖMER’de Türkçe
öğrenen gençler, Sosyal ve Beşeri
Bilimler Fakültesi’nin Türk Dili ve
Edebiyatı, Tarih, Türk-İslam
Arkeolojisi Bölümleri hocalarının
rehberliğinde İzmir’in tarihî
mekânlarını gezdi.
İzmir gezisine Türk Dili ve
Edebiyatı Bölümü öğretim üyeleri
Yrd.Doç.Dr. Ünal Şenel, Yrd.Doç.Dr. Selçuk Türkyılmaz, Tarih Bölümü’nden Yrd.Doç.Dr. İrfan Kökdaş, Felsefe Bölümü’nden
Yrd.Doç.Dr. Muhammet Özdemir, Türk-İslam Arkeolojisi Bölümü’nden Yrd.Doç.Dr. Sema Küskü, okutmanlar Ebru Ada, Esra
Çorbacı, Esra Akyol ile TÖMER personeli Aytaç Altıner katıldı.
İzmir’in sembolü Saat Kulesi’nin bulunduğu Konak Meydanından başlayan gezi, Kemeraltı Camii, Kızlarağası Hanı, Hisar Camii,
Salepçioğlu Camii, Agora Müzesi, Emir Sultan Türbesi ve Kemeraltı çarşısının gezilmesiyle noktalandı.
HAYRANLIKLA GEZDİLER
Misafir öğrenciler, İzmir’in Antik dönemden itibaren sahip olduğu tarihi miraslar hakkında bilgi sahibi oldu. Çoğunluğu Afrika
ülkelerinden gelen öğrenciler, özellikle Kızlarağası Hanı’nın otantik atmosferinden, Salepçioğlu Camii’nin orijinal mimarisinden,
Emir Sultan Dergâhı hazinesinde bulunan çok çeşitli mezar taşlarından ve Kemeraltı Çarşısının renkli ve hareketli yapısından
oldukça etkilendi.
ESNAFLA TÜRKÇE PRATİĞİ
Kemeraltı esnafıyla konuşarak Türkçelerini geliştiren İKÇÜ TÖMER öğrencileri, uygulamalı Türkçe öğretiminin kendileri için çok
yararlı olduğunu söyledi. Gezi sonunda, İzmir’le ilgili olarak duygu ve düşüncelerini dile getiren öğrenciler, İzmir’in
göründüğünden çok daha köklü, zengin ve heyecan verici bir şehir olduğunu vurguladılar. İzmir’in doğal güzellikleri yanında
tarihî yönden de zengin bir şehir olduğunu keşfettiklerini belirten öğrenciler, şehrin hareketli ve canlı hayatını çok sevdiklerini
söylediler.
TÜRK KÜLTÜRÜNÜ TANIYORLAR
İKÇÜ TÖMER hocaları da öğrencilerin Türkçe’yi öğrenirken Türkiye’yi ve Türk kültürünü de yakından tanımaları için İzmir ve
çevresine sık sık geziler düzenleyeceklerini dile getirdiler.
YÖK Başkanı Saraç Artık Sosyal Medyada
Yükseköğretim Kurulu (YÖK) Başkanı Yekta Saraç, Facebook ve Twitter’da hesap açtı.
YÖK’ten yapılan yazılı açıklamada, Saraç’a ait resmi sosyal medya hesaplarına yer verildi.
Bu hesaplar haricinde, daha önceden açılan veya açılacak
hiçbir hesabın doğru olmadığının belirtildiği açıklamada, bu hesapları kullananlarca yapılan hiçbir paylaşıma itibar
edilmemesi istendi.
Saraç’a ait sosyal medya hesapları şöyle:
“Twitter: @yekta_sarac”
“Facebook: Mehmet Ali Yekta Saraç”
YÖK Başkanlığına ait sosyal medya hesapları ise şunlar:
“Twitter: @YuksekogretimK”
“Facebook: Yükseköğretim Kurulu”
“Youtube: Yükseköğretim Kurulu”
Üniversite Tercihinde Öğretim Elemanı Faktörü
YÖK, üniversite adaylarının tercih yapmasını kolaylaştıracak yeni bir çalışma başlatıyor. Buna göre,
2015’ten itibaren üniversite tercih kılavuzunda bölümlerin öğretim üyesi sayısı, öğretim üyelerinin
isimleri, programların ulusal ve uluslararası akreditasyonu gibi bilgiler yer alacak.
YÖK, üniversite adaylarının istediği bölümde okumalarını sağlamak için harekete geçti. 2015’te üniversite
sınavlarına girecek adaylar, geniş kapsamlı bir tercih kılavuzu ile karşılaşacak. Kılavuzda bütün programların
öğretim üyesi sayısı ve isimleri, programın ulusal ve uluslararası akreditasyonu olup olmadığı gibi detaylı bilgiler yer
alacak.
10 Aralık’ta vakıf ve devlet üniversitelerinin rektörleriyle bir araya gelen YÖK Başkanı Prof. Dr. Yekta Saraç,
planladıkları çalışmaları anlattı, rektörlerin sorularına cevap verdi. Başkan Saraç toplantıda, üniversite adaylarını
yakından ilgilendiren önemli bir yeniliği de açıkladı. Buna göre 2015-ÖSYS’den itibaren, adayların işini
kolaylaştırmak için tercih kılavuzu genişletilecek. Bölümlerin kalitesini öne çıkarmak ve öğrencilerin istediği
bölümde okuyabilmesini sağlamak için kılavuzda hangi bölümde kaç öğretim üyesi bulunduğu, öğretim üyelerinin
isimleri, programın kontenjanı, ulusal ve uluslararası alanda akreditasyonu olup olmadığı gibi bilgiler yer alacak.
Öğrenci pişman olmasın diye
Adaylar, bölümlerle ilgili bilgilere ulaşmak için internet sitelerinde zaman kaybetmeyecek. Yazacağı bölümde
okumaya gittiğinde, hangi hocalardan ders alacağını, bölümün imkânlarını ve aşağı yukarı nasıl bir ortamla
karşılaşacağını öngörebilecek. Uygulamanın nedeni ise öğrencilerin bölümlerle ilgili detaylı bilgiye sahip olmasını
sağlamak ve yerleştikten sonra pişman olmalarını engellemek. Toplantıda Saraç’ın açıkladığı diğer önemli bilgi de,
son yıllarda öğrencilerin tercihleri arasında yer almayan fizik, kimya, biyoloji, matematik gibi bölümleri yeniden
canlandırmak için yapılacak çalışmalar. Şu anda bu konuda neler yapılacağı henüz netleşmedi. Yapılacak
toplantılarla rektörlerin görüşleri alınacak ve bu bölümleri yeniden canlandırmak için yol haritası çizilecek.
En çok oy alan gönderilecek
Tartışmalara neden olan rektörlük seçimlerinde de yenilikler yapılacak. Son rektör atamalarında olduğu gibi YÖK
tarafından, Cumhurbaşkanlığı’na gönderilecek listede en çok oy alan üç rektör bulunacak. Cumhurbaşkanı da bu
üç rektör arasından atama yapacak. Bugüne kadar YÖK, Cumhurbaşkanlığı’na gönderdiği listede en az oy alan
adaya bile yer verebiliyordu.
YÖK Başkanı Saraç’ın, rektörlerle yaptığı toplantıyı zaman zaman tekrarlayacağı, görüş alışverişinde bulunacağı
da öğrenildi.
YGS 15 Mart’ta
2015 yılında yapılacak üniversite sınavları şöyle:
– Yükseköğretime Geçiş Sınavı (YGS): 15 Mart
– Lisans Yerleştirme Sınavı-4 (LYS-Sosyal Bilimler): 13 Haziran
– LYS-1 (Matematik): 14 Haziran
– LYS-5 (Yabancı Dil): 14 Haziran
– LYS-2 (Fen Bilimleri): 20 Haziran
– LYS-3 (Edebiyat-Coğrafya): 21 Haziran
Rektör Prof. Dr. Karaaslan’dan Öğrencilere İkametinizi Kütahya’ya Alın Çağrısı
Kütahya Dumlupınar Üniversitesi (DPÜ) Rektörü Prof. Dr. Ahmet Karaaslan, Dumlupınar Üniversitesi’nde eğitim gören
öğrencilere, Kütahya’nın gelişmesi ve daha iyi hizmet almaları için ikametinizi Kütahya’ya getirin çağrısı yaptı.
Rektör Prof. Dr. Ahmet Karaaslan DPÜ öğrencilerine ikametiniz Kütahya alın açıklamasında şunları ifade etti: “Değerli
öğrencilerimiz; Sizler bizim ve Kütahya’nın ülkemizin geleceğinde söz sahibi olacak
en değerli misafirlerimizsiniz. Üniversite yönetimi olarak gerek bizler gerekse şehir
yönetimleri en güzel imkânlarla sizlere hizmet sunmak, sizleri daha gelişmiş bir
şehirde daha mutlu bir şekilde misafir etmek istiyoruz. Ancak, bilindiği gibi şehirlerin
genel bütçeden alacağı gelirler, paylar ve şehirlerin gelişmesinin gerekleri il nüfusu ile
ilgili olup sizlerin ikametinizi Kütahya’ya aldırmanız bu açıdan son derece önemlidir.
Başka şehirlerden Kütahya’ya gelip Üniversitemizde eğitim gören birçok öğrencimizin
ikametlerini Kütahya’ya aldırmadığını, biliyoruz. Bu önemli sorumluluğun yerine
getirilmemesi, sizlere ve Kütahyalılara en iyi hizmetlerin sunulmasında ve ilin
gelişmesinde önemli bir engel olarak görülmektedir. Tüm Kütahya halkı, şehir yöneticileri ve Üniversite olarak bizler sizleri
Kütahya’dan ağırlamaktan son derece mutluluk duyuyor ve sizlere daha iyi imkânlar sunmak istiyoruz. Kütahya şehir
yönetimlerinin sizlere daha çok hizmet sunmak ve gelişmiş bir Kütahya’da mutlu yaşamanız, Üniversitemiz imkânlarının daha
çok artması, yerel yönetim ve Üniversite imkânlarından daha iyi yararlanır hale gelmeniz için Üniversite Rektörlüğü olarak siz
sevgili öğrencilerimizden bizim isteğimiz, ikametlerinizi Kütahya almanızdır. Valililikte bulunan İl Nüfus Müdürlüğüne giderek
hiçbir ücret ödemeden çok kısa sürede ikametinizi Kütahya’ya aldırabilirsiniz. Üniversite Rektörü olarak, sizleri alacağınız
ikametlerinizle Kütahya’nın ve Üniversitemizin gelişmesine daha çok katkı sağlamaya ve size sunulan imkânları artırmada
üzerinize düşen sorumluluğu yerine getirmeye böylece daha çok mutlu olacağınız bir şehirde yaşamanız için engelleri kaldırma
yönündeki bu çağrıma memnuniyetle cevap vereceğinizi düşünerek ikametinizi Kütahya’ya alınız çağrısı yapıyor, şehir
yönetimlerinin ve Sivil Toplum Kuruluşlarının, ikametinizi Kütahya’ya alınız kampanyasına canı gönülden katılıyorum. Sizlerin de
bu kampanyaya katılmanızı, ikametlerini Kütahya’ya aldırmayan arkadaşlarınız varsa onların ikametlerini Kütahya’ya almaları
konusunda teşvik etmenizi istiyor, saygılarımı sunuyorum.”
Üniversitelerde fırtına esecek!
Resmi Gazete’de 19 Kasım’da
yayımlanarak yürürlüğe giren “Türkiye Sağlık Enstitüleri Başkanlığı Kurulması İle Bazı Kanun ve Kanun
Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun“ üniversitelerde fırtınalar estiriyor. Özellikle de
ek maddeleri!.. Söz konusu kanuna göre, vakıf üniversitelerinde görevlendirilen öğretim üyeleri ya yuvalarına
dönecekler ya da istifa etmek zorunda kalacaklar. Ve asla idari görevler alamayacaklar. Bu durumda 4 rektör
ve yüzlerce öğretim üyesi bulunuyor. Yeni yasayla belirlenen iki yıllık süreyi dolduranlar şu anda zor bir karar
aşamasındalar.
İşte o madde: Madde 27’de 2547 sayılı Kanunun 40’ıncı maddesinin (b) fıkrasına aşağıdaki cümle eklenmiştir:
“Vakıf yükseköğretim kurumlarına yapılacak görevlendirmeler toplam iki yılı geçmez ve bu şekilde
görevlendirilen öğretim üyelerine idari görev verilemez.”
Cezalar kapıda
Vakıf üniversitelerinde kimilerine göre “çok can yakacak“ maddelerden biri de şu:
“Eğitim-öğretim faaliyetlerini yürütmekle birlikte kurucu vakfa veya üçüncü şahıslara doğrudan ya da dolaylı
kaynak aktardığı Maliye Bakanlığı’nın görüşü alınarak Yükseköğretim Kurulu tarafından belirlenen nesnel ve
ölçülebilir kriterlere göre tespit edilen vakıf yükseköğretim kurumları hakkında, verilen süre içerisinde aktarılan
kaynağın vakıf yükseköğretim kurumuna iade edilmemesi hâlinde, Yükseköğretim Kurulu gerektiğinde
düzeltici, kısıtlayıcı veya faaliyet iznini kaldırma şeklinde tedbir niteliğinde kararlar alır. Vakıf yükseköğretim
kurumlarının denetimi ve bu denetim sonucu ilgili yükseköğretim kurumu hakkında yol gösterici, düzeltici,
kısıtlayıcı veya faaliyet iznini kaldırıcı önlemlerin alınmasına ilişkin usul ve esaslar Üniversitelerarası Kurul’un
görüşü alınarak Yükseköğretim Kurulu tarafından çıkarılan yönetmelikle düzenlenir.”
Peki, ek madde ne anlama geliyor? İşte cevabı:
Anayasa gereği kâr amaçlı vakıf üniversiteleri kurulamıyor. Dolayısıyla, kurucularının eğitim ve öğretimden
para kazanmaları mümkün değil. Onlar da bu kazancı üniversiteye hizmet satarak elde ediyor. Bu yöntem
kimilerine göre üniversiteyi daha büyük maliyetlerden kurtarıyor, kimilerine göre de 3 liralık malı 5 liraya
satarak kazanç kapısı haline getiriyor.
Üniversiteler, istedikleri takdirde, çağrısız olarak ihaleye çıkabiliyorlar. Yani kampus inşaatından servis ve
kantinlere, yemeklerden araç gereçlere kadar istedikleri her şeyi, istedikleri şirketlerden, istedikleri ücrete
alabiliyorlar...
Ve bugüne kadar, bu konuda, pek çok devlet üniversitesinin yanı sıra pek çok vakıf üniversitesi hakkında da
ciddi soruşturmalar açıldı. Hapse giren rektörler bile oldu. Bu yeni madde ile maddi ve manevi çok büyük
yaptırımların yanı sıra öğrenci almama hatta kapatmaya kadar varan cezalar gelirse hiç şaşırtıcı olmaz!..
TÜRSEB’imiz eksikti!
“Türkiye Sağlık Enstitüleri Başkanlığı Kurulması İle Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde
Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun“, tıpkı YÖK gibi, tartışmaları da beraberinde getirecek. TÜRSEB her ne
kadar özerk bir kurum olarak lanse edilse de yönetim kurulu üyelerinin tümü iktidar tarafından atanacak yani
bakan güdümlü olacak. İşte amaç ve üyelerinin atanma şekli:
MADDE 1: Kanun; sağlık bilim ve teknolojileri alanında ülkeye ve insanlığa hizmet etmek amacıyla;
Türkiye’nin rekabet gücünü artırmak ve sürekli kılmak, kalkınma planı hedefleri ile Bilim ve Teknoloji Yüksek
Kurulu’nun belirlediği öncelikleri de dikkate alarak ülkemizin ileri teknoloji ve inovasyon ihtiyacını karşılamak,
yeni ürünlerin üretimini ve var olanların geliştirilmesini sağlamak, araştırmacılara bilimsel ortam temin etmek,
kamu hukuku ve özel hukuk tüzel kişileri ile iş birliği yaparak bilimsel araştırmalar yapmak, yaptırmak, bu
araştırmaları koordine etmek, teşvik etmek, Ar-Ge’lere katkı sağlamak, sağlık bilim ve teknoloji kültürü ile
ekosistemlerin geliştirilmesinde öncülük yapmak, sağlık hizmetlerinde akreditasyon faaliyetlerini yürütmek
üzere Türkiye Sağlık Enstitüleri Başkanlığı’nın kurulması ile teşkilat ve görevleriyle ilgili usul ve esasları
düzenler.
MADDE 6: Yönetim Kurulu, Bakan’ın başkanlığında; Bakanlık Müsteşarı, Başkan, Bakan tarafından seçilecek
iki üye, Yükseköğretim Kurulu’ndan iki üye ile iki enstitü başkanı olmak üzere toplam dokuz üyeden oluşur.
Seçilen üyelerin görev süresi iki yıldır. Üye enstitü başkanları dönüşümlü olarak ikişer yıl için enstitülerin
kuruluş tarihi esas alınarak belirlenir.
Özetin özeti: Atılan tüm adımlar umarız ideolojik değil, akademiktir!..
Vakıf Üniversiteleri Gözden Çıkarıldı mı?
Ülkemizde çok önemli gelişmeler oluyor. Belli ki daha da olacak.Ve böylesine büyük
dalgalanmalar olurken, eğitim de bunun dışında kalmıyor, kalamıyor.
Ülkemizde çok önemli gelişmeler oluyor. Belli ki daha da olacak.
Ve böylesine büyük dalgalanmalar olurken, eğitim de bunun dışında kalmıyor, kalamıyor.
Örneğin son birkaç haftayı Milli Eğitim Şûrası ve Osmanlıca tartışmalarıyla geçirdik.
Konuşulanların, yazılanların yüzde 20’si pedagojikse, yüzde 80’i ideolojikti.
Eğitim üzerinden politika yapıldı. Didişme yaşandı. En önemlisi de eğitimin gerçek sorunları göz ardı edildi!..
Şimdi, sanki benzer bir tartışma üniversitelerde yaşanacak.
Peki, olayın perde arkasında neler var, son kararlar niye alındı ve sonuçları ne olur?
Gelin önce, son yasal düzenlemelerin vakıf üniversiteleri üzerinde yarattığı algıya bir göz atalım, sonra da
gelişmeler Ankara’dan nasıl görünüyor ona bakalım!
İkilem içindeler
Yeni yapılan yasal düzenlemeye göre, vakıf üniversitelerinde görevlendirilen öğretim elemanları ya
üniversitelerine dönecekler ya da istifa edecekler. Bu durumda çok sayıda rektör, dekan, bölüm başkanı ve
öğretim üyesi bulunuyor..
Peki, tercihleri hangi yönde olacak? Pek çoğu üniversitesine dönme hazırlığı içerisinde. Çünkü vakıf
üniversitelerinde aradıkları desteği ve güvenceyi pek çoğu bulamadı. Bu yüzden de devlet üniversitelerindeki
eski görevlerine dönmek istiyorlar.
Asıl önemli olan, döndüklerinde eski koltuklarını ve eski itibarlarını bulacaklar mı?
Yine aynı şekilde, görevlendirmeyle gelen öğretim üyeleri, bölüm başkanları, dekanlar ve rektörler, geldikleri
üniversitelere dönerlerse, vakıf üniversiteleri nasıl ayakta kalacak?
Eğitimin sağlıklı bir şekilde yürütülmesi açısından, uygulama en azından, öğretim yılı sonuna kadar
ertelenemez mi?
Öte yandan, vakıf üniversitelerinde bölüm açmak için gerekli hoca sayısı şartı vardı, görevlendirmeyle
gidenlerin yerleri, nasıl ve kimlerle doldurulacak? Daha da önemlisi, yeterli sayı tutturulamazsa o bölümler
kapatılacak mı?
Yeni düzenleme, öğretim üyesi borsasını bir hayli hareketlendireceğe benziyor. Kadro kurma sıkıntısı
yaşayan üniversiteler kesenin ağzını sonuna kadar açacaklar ama yine de yeterli sayıda hoca bulmak zor
çünkü devlet desteği ortadan kalktığında yeterli öğretim üyesi bulmak mümkün değil.
Onların iyiliği için
Vakıf üniversiteleri penceresinden baktığınızda toz duman görünen son yasal düzenleme, YÖKpenceresinden
bakıldığında, vakıf üniversitelerine ve görevlendirilmiş öğretim üyelerine hiçbir zarar vermeyeceği gibi, onların
kurumsallaşması ve durumlarının iyileştirilmesi için altın değerinde bir fırsat. Niye mi? İşte gerekçeleri:
* Söz konusu yasal düzenleme, vakıf üniversitelerine zarar vermek için değil, konumlarını güçlendirmek için
alındı.
* Halen kadroları devlet üniversitesinde olup, vakıf üniversitelerinde görevlendirilen 10 civarında rektör, 30
civarında dekan, yüzlerce de hoca bulunuyor.
* Öğretim üyelerinin zor durumda kalmaları söz konusu değil. İsteyen mevcut görevine devam eder, isteyen
de istifa edip eski görevine dönebilir. İstifa edip vakfa geçen hocalar, 60-b’ye göre istedikleri zaman devlet
üniversitelerine geri dönebilirler. Buna ne YÖK’ün ne de üniversitelerin hayır deme hakları yok. Denilse bile
yargıdan dönüyor!
* Devletten emekli olan bazı hocalar var. Görev sürelerinin çoğu dışarıda geçmiş ama odası, kadrosu hep
orada kalmış. Bu yüzden o bölümlerde hiçbir zaman doğru düzgün planlama yapılamamış.
* Geleneği olan vakıf üniversitelerinden hiç şikâyet yok. Diğerleri de yasanın ruhunun doğru olduğunu
anlayacaktır.
* Farklı yaptırımlar getiren yasal düzenlemeden önce tek ceza vardı, o da kapatma. Oysa şimdi uyarıcı,
kısıtlayıcı müeyyideler var, kapatma son çare!..
Özetin özeti: Fırtına beklentisi abartılı mı yoksa az bile mi? Yakında belli olur...
O şimdi rektör
İstanbul Üniversitesi’ndeki görevinden 28 Şubat sürecinde atılan Prof. Dr.
Ağırakça, bir süre önce Mardin Artuklu Üniversitesi’ne rektör vekili olarak
atanmanın mutluluğunu yaşıyor. Ağırakça, “Bir zamanlar üniversiteden atılan
bir öğretim üyesinin bugün rektörlük makamında oturması, 28 Şubat’ın
intikamı değil, hakkın ve adaletin tecelli etmesidir” dedi.
Mardin Cumhuriyet
Başsavcılığı’nın talebi doğrultusunda Yükseköğretim Kurulu (YÖK) Denetleme
Kurulu’nca görevden el çektirilen Artuklu Üniversitesi (MAÜ) Rektörü Prof. Dr.
Serdar Bedii Omay’ın yerine rektör vekili olarak göreve başlayan İlahiyat Fakültesi
Dekanı Prof. Dr. Ahmet Ağırakça, 28 Şubat sürecinde yaşadığı mağduriyetin
ardından rektör vekili olarak atanmanın mutluluğunu yaşıyor.
“YAŞADIKLARIMIZI KİMSEYE YAŞATMAYACAĞIZ”
Ağırakça, yaptığı açıklamada, 28 Şubat’ta üniversitelerin ve eğitimin büyük darbe
aldığını söyledi.
O dönemde sadece kendisinin değil, çok sayıda akademisyenin zarar gördüğünü
ifade eden Ağırakça, bugünün yeni Türkiye’sinde her şeyin değiştiğini kaydetti.
“Herkesin özgürce düşüncelerini ifade edebileceği, kendisini anlatabileceği bir
ortamdayız” diyen Ağırakça, yeni Türkiye’de artık özgürlüklerin ve hakların gasp
edilmediğini söyledi.
İNTİKAM DEĞİL, HAKKIN TECELLİSİ
Ağırakça, yeni Türkiye’de daha çok kardeşlik daha çok birlik ve beraberlik arzu
ettiklerini belirterek, şöyle konuştu:
“28 Şubat döneminde bizi alabildiğine ezdiler. Gazete kupürü ile o dönemde İstanbul
Üniversitesi’nin rektörü olan Kemal Alemdaroğlu ve ekibi hakkımda soruşturma
başlatmıştı. Beni 28 Şubat’ta mağdur eden görev yaptığım üniversitenin rektörü idi.
Üniversitenin kapısından atılmıştım. Odam kapatılmış, kitaplarım paketlenmek
suretiyle üniversitenin önüne konulmuştu. Ben bugün onun o gün ihraz ettiği makamı
ihraz ediyorum. Bu güzel bir zevk aslında, farklı bir duygu. Bir zamanlar üniversiteden
atılan bir öğretim üyesinin bugün rektörlük makamında oturması 28 Şubat’ın intikamı
değil, hakkın ve adaletin tecelli etmesidir.”
“ÜNİVERSİTELER BİLİM YUVASI OLMALI”
“Hak ve adalet bugün tecelli etmiştir. Bundan dolayı da hiç kimse Türkiye’de artık
zulme ve haksızlığa uğramayacaktır” ifadelerini kullanan Ağırakça, kendilerinin
kardeşlikten, birlikten, huzurdan ve sevgiden yana olduklarını vurguladı.
Ağırakça, Türkiye’de üniversitelerin bilim yuvası olmasını istediklerini dile getirerek,
siyasetin üniversitelere girmesini istemediklerini kaydetti.
BARIŞ SÜRECİNE TAM DESTEK
Üniversite olarak çözüm sürecine katkı sunmaya devam edeceklerine dikkati çeken
Ağırakça, şunları kaydetti: “En çok üzerinde duracağımız konu barış sürecine olan
katkımız olacak. Ayrıca MAÜ Yaşayan Diller Enstitüsü’nü daha da geliştirmeye
çalışacak, daha güçlü kılacağız. Barış sürecinin üniversitelere her yönüyle katkısı
olacaktır. Sempozyum, konferans ve panellerle barış sürecini en iyi şekilde
güçlendireceğiz. Lokomotif olacak, herkesi yan yana getireceğiz. Herkes herkesi
kucaklayacak ve sevecek. Barış sürecine Artuklu Üniversitesi’nin katkısı vardı, bu
katkı daha da büyüyecek.”
ÇOMÜ'de Rektör Seçimi İçin Aday Açıklandı
ÇOMÜ'DE REKTÖRLÜK İÇİN İLK ADAY, HAMİT ER
İstanbul Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr.
Hamit Er, Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi'nde (ÇOMÜ) 2015 yılının Şubat ayında yapılacak rektörlük
seçimleri için adaylığını açıkladı.
Er, yaptığı yazılı açıklamada, 1999-2013 yılları arasında Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi'nde görev
yaptığını belirtti.
Bazı sebeplerden dolayı ÇOMÜ'den ayrıldığını ve İstanbul Üniversitesi'nde göreve başladığını anlatan Er,
şunları bildirdi.
"Kurumdan ayrıldıktan sonra da gelişmeleri yakından takip etme fırsatı buldum. ÇOMÜ'de bir zihniyet
değişikliği zamanı geldi. Artık, ÇOMÜ'de gelişmiş ülkelerde olduğu gibi sağlam bir sistemin kurulması
kaçınılmazdır. Yeni Türkiye'nin temellerinin atılmaya başlandığı bir dönemde, eski Türkiye'nin ayrıştırıcı
argümanları ve liyakatten uzak yönetim anlayışıyla üniversitelerimizin ve dolayısıyla da ülkemizin bir yere
varması mümkün değildir. Doğru ve güzel işlerin ancak ve ancak doğru ve yetkin ekiplerle birlikte
başarılabileceğine inanan bir akademisyen olarak artık, kaybedecek bir dakikamızın bile bulunmadığı
gerçeğini belirtmek istiyorum. 'Yeni Türkiye-Yeni ÇOMÜ' anlayışıyla hizmet etmek için üniversitemize rektör
adayı oluyorum."
Üniversite 100 bin TL’lik dava açtı
Üniversite ile Profesör arasında Erdoğan kavgası
CUMHURBAŞKANLIĞI seçiminin ardından Recep Tayyip Erdoğan hakkında AK Parti Genel
Başkanlığı ve Başbakanlık görevlerine devam ettiği gerekçesiyle suç duyurusunda bulunan
Prof. Dr. Hayrettin Ökçesiz’e 100 bin TL’lik manevi tazminat davası açıldı.
Prof.Dr. Hayrettin Ökçesiz, İstanbul Aydın Üniversitesi'nde Hukuk Felsefesi ve Sosyolojisi Anabilim Dalı'nda öğretim
üyeliği yaptığı dönemde, Yüksek Seçim Kurulu'nun cumhurbaşkanlığı seçim sonuçlarını açıklamasına rağmen, Recep
Tayyip Erdoğan'ın AK Parti Genel Başkanlığı ve Başbakanlık görevlerine devam ettiği gerekçesiyle Antalya Cumhuriyet
Başsavcılığı'na suç duyurusunda bulundu. Sivil itaatsizlik konusunda çalışması bulunan Prof.Dr. Ökçesiz'in suç duyurusu
basında yeraldı. Bunun üzerine çalıştığı üniversite, 'yetkili olmadığı halde basına, haber ajanslarına veya radyo ve
televizyon kurumlarına bilgi veya demeç vermekten' Prof. Dr. Ökçesiz hakkında soruşturma başlattı.
ÖNCE DERSLERDEN EL ÇEKTİRİLDİ, SONRA İŞ AKDİ FESHEDİLDİ
O soruşturma sonuçlanmadan Prof. Dr. Ökçesiz, lisans düzeyinde 2'şer saatlik Hukuk Felsefesi, Hukuk Sosyolojisi ve
Hukuk Metodolojisi dersleriyle birlikte yüksek lisans ve doktora programlarında 3'er saatlik Hukuk Devleti Felsefesi
derslerinden el çektirildi. Kendisine eğitim yılı için yeni ders görevlendirilmesi yapılmadı. Yaptığı suç duyurusu hakkında
açıklama yapmaktan da kınama cezası alan Prof. Dr. Ökçesiz'e, öğrencilere yüksek not verdiği iddiasıyla bir soruşturma
daha açıldı ve sonuçta Aydın Üniversitesi Prof. Dr. Ökçesiz'le iş akdini fesih etti.
ÜNİVERSİTE'NİN İTİBARINI ZEDELEMİŞ
Üniversite, Prof. Dr. Hayrettin Ökçesiz hakkında bu kez de 100 bin TL manevi tazminat davası açtı. Dava dilekçesinde
Prof.Dr. Ökçesiz'in, işverene zarar vermeme yükümlülüğünü içeren 'sadakat borcu'na aykırı davrandığı iddia edildi,
"Kendisi defaten uyarılmış, hakkında disiplin soruşturması başlatılmış olmasına rağmen bu davranışlara devam etmiştir"
ifadelerine yer verildi. Ayrıca, Prof. Dr. Ökçesiz'in Cumhurbaşkanı Erdoğan hakkında yaptığı suç duyurusu sonrası basına
yaptığı açıklamalar nedeniyle verilen kınama cezası üzerine açıklamalar yapmaya devam ettiği, üniversite hakkında
mesnetsiz iddialarda bulunarak haysiyet ve onurunu rencide ettiği, kurumsal itibarını zedelediği, küçük düşürdüğü
savunuldu.
'AMAÇ, AÇTIĞIMIZ DAVALARIN ÖNÜNÜ KESMEK'
Prof. Dr. Ökçesiz'in avukatı Cemal Polat, "Üniversite Prof. Dr. Hayrettin Ökçesiz üzerinde başlattığı mobbing sürecine bu
davayla yeni bir halka ekledi. Dava dilekçesine eklenen haber metinlerinde, üniversiteye yönelik haksız bir fiil yok. Prof.
Dr. Ökçesiz'e verilen disiplin cezalarına karşı, iş akdinin feshine karşı davalar açmıştık. bu dava onların önünü kesmek
amacıyla açılmış" diye konuştu. Avukat Polat, tazminat davasının Antalya 4'üncü İş Mahkemesi'nde yakın bir zamanda
görülmeye başlanacağını sözlerine ekledi.
Üniversite dediğin…
Burhan ÖZFATURA
Bildiğim kadarı ile Türkiye’deki üniversite sayısı (devlet ve vakıf olarak) 171’e
ulaşmıştır. Politik amaçlarla, nerede ise, her şehre bir üniversite açılmıştır. (Bol
kadro, hesapsız kaynak israfı. Ama kalitesiz eğitim düzeyi.)
Peki, ama bu üniversitelerin kaç tanesinin, kaliteli eğitim verdiği; evlâtlarımızın dört yılını israf etmeyerek, bilgi,
beceri ve meslek kazandırdığını; ülkemize ilmi araştırmalar, Ar-Ge çalışmaları yaparak katkı sağladığını;
yüksek teknoloji ile ilgili bölümlere sahip olduğunu söyleyebiliriz? Kaç tanesi, dünya sıralamasında bir yere
sahiptir? Kaç tanesi, buluşları ve ilmî çalışmaları ile kendinden söz ettirebilmektedir?
Maalesef, bu sayı, bir elin parmaklarını bile geçemez. Zira, ne YÖK’ün, ne de akademisyenlerinin, bu konuda
bir vizyonları yoktur. Nitekim; yeni YÖK Başkanı, ilk beyanında, öncelikli hedefinin “paralelle mücadele”
olduğunu söylemiştir. İlim, Ar-Ge, Ülkenin ve evlâtlarımızın geleceği, umurunda bile değildir. Tek amacı,
kendisini o göreve getirene yaranmaktır.
Bu sistem; gençlerimizi israf etmekte, bir işe yaramayan diploma dağıtmakta, kamu kaynaklarını
sömürmektedir. Üniversite mezunlarındaki işsizlik oranının % 35 olması da, bunun en açık göstergesidir.
Kendileri zahmete katlanıp, araştırmayacakları için, önlerine bir örnek koymak istiyorum. Belki utanan, yüzü
kızaran, vicdanı titreyen olur;
1) Massachusetts Institute of Technology (M.İ.T.) ABD’deki, bir teknik üniversitedir.
a) 4528 lisans, 6773 doktora öğrencisi vardır. 1030’u profesör olmak üzere, 1800 öğretim elemanına sahiptir.
b) 2013 yılı gider bütçesi, 2 milyar 908 milyon dolardır. Bunun % 72’si (2 milyar 90 milyon dolar) araştırma
faaliyetlerine ayrılmıştır. % 23,4’ü eğitim faaliyetlerine; % 4,6’sı da, yatırımlara ayrılmıştır.
c) Gelir bütçesi; 3 milyar 187 milyon dolardır. Bunun % 51’i (1.601 milyar dolar) Ar-Ge faaliyetlerinden
sağlanmaktadır. (Bizim, bütün üniversitelerimizin toplamından, kat kat fazladır.)
% 18,8 yatırımlardan; % 9,7 ise öğrenci ücretlerinden karşılanmaktadır. Devletten hiçbir ödenek
almamaktadır.
d) Üniversiteye bağlı, “Lincoln Araştırma Merkezinde” 3.250 araştırma görevlisi çalışmaktadır. Bu merkez,
sadece Savunma Bakanlığı için yaptığı Ar-Ge faaliyetlerinden, 2013 yılında, 885 milyon dolar sağlamıştır.
Ayrıca, Dünya’nın önde gelen 700’e yakın firması için de Ar-Ge çalışmaları yapmaktadır.
e) Lisans eğitiminde, yıllık ücret 43 bin dolardır. (Yurt ücreti vs. ile birlikte 55 bin dolara varmaktadır.)
Ancak; yüksek lisans ve doktora öğrencilerinin % 42’si yabancıdır. Dünyanın her yanından, en parlak beyinler
gelmekte, Ar-Ge faaliyetlerinin büyük bölümünü gerçekleştirmektedirler. Böylece, bir konup, bin alınmaktadır.
Hem üniversiteye, hem de ABD ekonomisine katkı sağlamaktadırlar.
Ve en önemlisi de, bu beyinlerin büyük bölümü, doktora sonrasında da ABD’de kalmaktadırlar. (2011 yılında
verilen 34.436 doktoranın % 40’ı [13.799] yabancı öğrencilere aittir. Bu oran, mühendislik dallarında % 60’ı
geçmektedir.)
Bu öğrencilerin % 75’i ABD’de kalmaktadır. (Bu oran; bilgisayar bilimlerinde % 79’u, elektronik
mühendisliğinde % 77’yi bulmaktadır.)
g) 2011 yılında, doktora yapmış; 4.121 Çinli/ 1.496 Hintli/ 1.197 Koreli/ 452 Tayvanlı/ 321 Türk, ABD de
kalmıştır. Yani; Çinli öğrencilerin % 85’i/ Hintlilerin % 82’si/ Korelilerin % 42’si/ Tayvanlıların % 38’i/ Türklerin
de % 56’sı geri dönmemiştir. Bu ne büyük kayıptır.
2) Aynı feci durum, başta Almanya olmak üzere, AB ülkelerinde doktora yapan evlâtlarımız için de geçerlidir.
Burada da, Çin ve Hindistan’dan sonra gelmekteyiz.
Neticede; okumaya-araştırmaya hevesli; parlak zekâlı evlâtlarımızı kaybediyoruz. Zira ülke içinde bunlara
(akademik ve maddî açıdan tatmin edici) imkânlar sağlamıyoruz. Üniversitelerdeki köhne zihniyeti, çıkar ve
akrabalık ilişkileri, yeniliğe karşı direnişleri kıramıyoruz. (Rahmetli Özal döneminde; dünyaca ünlü Gazi
Yaşargil’i ve Münci Kalaycıoğlu’nu bile kabul ettiremedik.)
İktidar zaten, başka işlerle meşgul. Bu konuya önem vermiyor. Ar-Ge çalışmalarına kaynak aktaramıyor.
Mevcut kaynakları, saray yapımı, uçak ve helikopter ile sayısız lüks araç alımı, yandaşları doyurma gibi
işlerde israf ediyor. Başarılı üniversitelerin bazılarına (ODTÜ gibi) da, ambargolar koyuyor. Doğu ve
Güneydoğu’dakilere limitsiz kadro ve kaynak aktarırken, dünya ile yarışabileceklere hiçbir imkân sağlanmıyor.
Bir Küba kadar bile olunamıyor. Sadece, lâf üretiliyor, hamasi nutuklar atılıyor.
KOÜ'DE REKTÖRLÜK DEVİR TESLİMİ
GERÇEKLEŞTİRİLDİ
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından Kocaeli Üniversitesi Rektörü olarak atanan Prof. Dr.
Sadettin Hülagü, sabah rektörlükte düzenlenen törenle üniversitenin 8 yıllık rektörlüğünü yapan Prof. Dr.
Sezer Komsuoğlu’ndan görevi devraldı. Devir teslim töreninde rektörlük görevlileri ile öğretim görevlileri de
hazır bulundu. Devir teslim törenine ilk olarak rektör Sadettin Hülagü geldi. Hülagü’ye eşi Ümmühan, kızı
Betül Nur, oğlu Kemal Taha ile gelini Göksu eşlik etti. Törene daha sonra ise Sezer Komsuoğlu geldi.
GÖNÜL RAHATLIĞIYLA DEVREDİYORUM
Yeni rektör Hülagü’ye başarılar dileyen Prof. Dr. Sezer Komsuoğlu, devir teslim töreninde yaptığı konuşmada,
“2006 yılından buyana yaptığım rektörlük görevimi gönül rahatlığıyla devrediyorum. Ben 926 öğretim üyesi,
asistanlar ve 77bin öğrencime teşekkür ediyorum. Huzurlu, çalışmayla dolu başarılı bir 8 yıl geçirdim.
Üniversitemizi iyi şartlara sahip bir konuma getirdik” ifadelerini kaydetti. Kocaeli Üniversitesi için daha başarılı
işlere imza atarken kullanması için kalem hediye etti.
ZOR BİR GÖREVİ DEVRALDIM
1996 yılından buyana Kocaeli Üniversitesi’nde olduğunu ifade eden yeni rektör Prof. Dr. Sadettin Hülagü, “Acı
tatlı her şeyi birlikte yaşadık. 1996 yılından buyana Kocaeli Üniversitesi’ndeyim. Kocaeli Üniversitesi’nin özgür
düşünen, bilim ve sanatı temel alan bir yönetim olacağız. Zor bir görevi devraldım. Çalışanı her zaman
destekleyeceğiz. Çalışmayanı ise çalışması için motive edeceğiz. Ben arkadaşlarımın bir telefon kadar
yakınında bir kapı tıklatması kadar yakınında olacağım. Beni abileri, kardeşleri olarak görsünler. Mutlulukla
aldığım görevinde üniversitenin bayrağını Ulubatlı Hasan gibi Avrupa’ya taşıyacağız” dedi. Hülagü de
Komsuoğlu’na çiçek taktim etti.
ALKIŞLARLA UĞURLANDI
Yapılan konuşmaların ardından devir teslim yapıldı. Sezer Komsuoğlu, devir teslim töreninin ardından 8 yıllık
çalışma arkadaşlarının alkışları arasında üniversiteden ayrıldı. Sadettin Hülagü, Kocaeli Üniversitesi’ne veda
eden Sezer Komsuoğlu’nu rektörlük kapısındaki aracına kadar eşlik etti. Daha sonra odasına dönen Sadettin
Hülagü, çalışma arkadaşlarıyla ilk toplantısını yaptı.
Aile hekimlerinden 'nöbet' mitingi
1 Ocak 2015 tarihinden itibaren geçerli olacak aile hekimlerinin cumartesi günleri ayda 8 saat nöbet tutma
uygulaması Aile Hekimleri Dernekleri Federasyonu (AHEF) tarafından başkent Ankara'da düzenlenen mitingle
protesto edildi.
Mitinge katılanlar Sıhhıye'deki Toros Sokak'tan ellerinde
pankartlar ve dövizlerle slogan atarak Kolej kavşağına yürüdü. AHEF Genel Başkanı Murat Girginer, aile
sağlığı merkezleri ve toplum sağlığı merkezlerinde görevli aile hekimleri ve yardımcı sağlık personeli için
Sağlık Bakanlığınca getirilen nöbet uygulamasını eleştirdi.
Sağlık Bakanı Mehmet Müezzinoğlu'nun, "Nöbetsiz sağlık hizmeti olamayacağı" sözlerini anımsatan Girginer,
"Birinci basamakta hekimin nöbeti olamaz. İkinci ve üçüncü basamakta olur. O sistem de zaten tıkır tıkır
işliyor" dedi.
Sağlıkçılara yönelik şiddetin önlenmesi için henüz yasal bir koruma getirilmediğini savunan Girginer, "Birinci
basamakta koruyucu sağlık hizmeti veriyoruz. Aşılamada Avrupa şampiyonuyuz. Sağlık Bakanı bize teşekkür
etmeyi unuttu ama ben sizlere teşekkür ediyorum" diye konuştu.
Çalışma saatlerinin 08.00-17.00 olması gerektiğini savunan Girginer, eylemlerinin destek gördüğünü, cuma
günkü iş bırakma eylemine yüzde 90 katılım olduğunu söyledi.
'SÜPERMEN OLMAK GEREKİR'
Türk Sağlık-Sen Genel Başkanı Önder Kahveci de 2005 yılında ilk başladığında "aile hekimliği sisteminin
sadece birinci basamak sağlık hizmeti sunacağı"nın söylendiğini ancak getirilen her yeni genelge ve
yönetmelikle yeni görevler eklendiğini ifade ederek, halen aile hekimlerinin 200'e yakın görev tanımı
olduğunu, bunları yapmak için "süpermen" olmak gerektiğini ileri sürdü.
Sağlık Bakanı Müezzinoğlu'nun, "Süreç içinde pazar günlerine de nöbet konulacak" açıklamasını eleştiren
Kahveci, "Ölümü gösterip sıtmaya razı edecekler" dedi.
Kahveci, Avrupa'da bir aile hekimine bin 500, Türkiye'de ise ortalama 3 bin 500 hasta düştüğünü ifade
ederek, 4 bin 500 yeni aile hekimine ihtiyaç olduğunu söyledi.
Ayrıca, geçen yıl aile hekimliği sisteminde 210 milyon muayene yapıldığını, bir aile hekiminin yılda ortalama
10 bin muayene gerçekleştirdiğini de vurgulayan Kahveci, günü kurtarmaya yönelik değil kalıcı çözümler
üretilmesi gerektiğini belirtti.
Türk Tabipleri Birliği Merkez Konseyi Üyesi Filiz Ünal İncekara ise Sağlıkta Dönüşüm Programı'nın iflas
ettiğini, aile hekimlerine nöbetin bu yüzden getirildiğini öne sürdü.
'SAĞLIKTA MEMUR GİBİ BİR YAPI SÖZ KONUSU DEĞİL'
'Nöbet' genelgesiyle ilgili konuşan Sağlık Bakanı Mehmet Müezzinoğlu, sağlıkta memur anlayışıyla 6-8 saat mesaili
bir yönetimin dünyada ve Türkiye'de olmadığını, olmayacağını vurgulamıştı.
Müezzinoğlu, 22 bini hekim, 25 bin de hemşire ve sağlık çalışanı olmak üzere bu sistemde 45 bin sağlıkçının görev
yaptığını anımsatarak, şunları kaydetti: "Bu arkadaşlarım 'biz memur olacağız' diyorlarsa, sağlıkta memur gibi bir
yapı hekime de hemşireye de söz konusu değil. Dolayısıyla bu alan süreç içinde daha çok mesaili, ailelerin ve
toplumun karşısında daha geniş mesaili olmak zorunda. Bunu hekim ve hemşire sayımızın artışıyla paralel olarak
planlamamız gerekir. Ayda bir defa, cumartesi 8 saat o aile hekimi muhatap olduğu ailelere sağlık hizmeti sunacak.
Bunu arkadaşların Türkiye kamuoyuna bir sorun gibi getiriyor olmalarından da mesleğim adına, bu mesleğin
mensubu olarak açıkçası biraz rahatsızlık duyuyorum".
Bakan Müezzinoğlu, hekim ve hemşire sayısı arttıkça nöbetin pazar günleri de olabileceğini belirtmişti.
Download

15.12.2014 Pazartesi İzmir Basın Gündemi