ADAY MEMUR YETİŞTİRME EĞİTİMİ
HAZIRLAYICI EĞİTİM DERS NOTLARI
2014
TAPU SİCİL UYGULAMALARI
1
ÖNSÖZ YERĠNE :
Tapu senedi, arazinin belirli bir parçasının veya üzerine inĢa edilmiĢ bağımsız bölümün
malikini gösteren, tapu müdürlüğünce verilmiĢ kamusal nitelik taĢıyan bir belgedir. Bir anlamda
tapu senedi, dayandığı sicilin önemli özelliklerini barındıran bir sicil özeti gibidir.
Tapu sözcüğü, eski Türkçe‘de güvenilir anlamına gelen ve Türkçe bir kelime olan ―tapuk‖
kelimesinden türetilmiĢtir.
6083 sayılı TeĢkilat Yasası ile Genel Müdürlüğün temel görevlerini ― Devletin sorumluluğu
altındaki tapu sicillerinin düzenli bir biçimde tutulmasını, taĢınmazlarla ilgili her türlü akitli ve
akitsiz tapu iĢlemleri ile tescil iĢlerinin yapılmasını, siciller üzerindeki değiĢikliklerin takibini,
denetlenmesini, sicil ve belgelerin arĢivlenerek korunmasını sağlamak ve Ülkenin kadastrosunu
yapmak, değiĢiklikleri takip etmek, tapu planlarının yenilenmesini ve güncellenmesini sağlamak,
bunlara iliĢkin kontrol ve denetim hizmetlerini yürütmek. ― biçiminde tanımlamak olanaklıdır.
KĠMĠ ÖRNEK ALMALIYIZ ? ( SERVER DEDE’NĠN ÖYKÜSÜ)
Görevine çok bağlı bir Defterhane amiri olan Server Efendi, kayıtların muhafazası için
defterlerin dıĢarı çıkarılmasına izin vermezdi. 18. asrın sonlarına doğru, Anadoluda'ki iki kasaba
arasında meranın paylaĢılamaması yüzünden ihtilâf çıktığı ve çatıĢma ihtimali bulunduğu haberi
alınmıĢ, bunun üzerine padiĢah Birinci Mahmud (1730-1754) arazilerle ilgili defterleri istetmiĢ
fakat hiç ummadığı bir cevap ile karĢılaĢmıĢtı.
Server Efendi, 'Fatih Sultan Mehmet Hazretleri'nin koyduğu kanuna göre,
Defterhane'den gece vakti defter çıkarılması men edilmiĢtir. Hünkârım beni af buyursunlar. Defteri
gece dıĢarı çıkartamam yanıtını vermiĢti. Bunun üzerine PadiĢah, Server Dede‘yi idam ettirdi.
Bizler bu gün Server Dede‘nin yaptığı iĢi yapmaya çalıĢıyoruz.Kanun uğruna gerekirse baĢını
vermekten çekinmeyen bir anlayıĢın (Ser verip sır vermeyen) temsilcileriyiz.Yasalara bağlılık,
dürüstlük ve cesaret en belirgin özelliğimizdir. Tapu Sicil Tüzüğünün 100. maddesi tapu sicillerinin
daire dıĢına çıkarılmasını yasaklamıĢtır. Demek ki Server Dede anlayıĢı halen devam etmektedir.
TAPU MÜDÜRLÜKLERĠ NE YAPMAKTADIR? (HAYAT HÜRRĠYET MÜLKĠYET)
Liberal Ġngiliz düĢünür/kuramcı John LOCKE Liberalizmin temelini HAYAT, HÜRRĠYET
ve MÜLKĠYET sözcükleri ile açıklamıĢtır. Tapu müdürlükleri de kuruluĢundan günümüze
taĢınmaz mülkiyetinin koruyucusu olmuĢtur. Bu bağlamda daha önce ki isminin tapu sicil
muhafızlığı olduğunun bilinmesi gereklidir.
Mülkiyeti koruyamayan hiçbir sistem kalıcı olamamıĢtır. Bu nedenle tapu müdürlüklerimiz
dünyanın en KUTSAL ve SAYGIN iĢlemlerinden birisini yapmaktadırlar. Ancak yapılan iĢin
saygınlığına rağmen, kurum çalıĢanlarına yeterince saygın davranılmadığı üzücü bir realitedir.
Bu saygınlığın ise yeni memur arkadaĢlarımızın duyarlı çalıĢmaları ile perçinlenebileceği
unutulmamalıdır.
SORUNLARIMIZ NELERDĠR ?
GÜÇ BENDE REFLEKSĠ
Tapucu bütün kanunları bilmek zorundadır.Hatta yargı mensuplarından bile daha iyi bilmek
zorundadır. Verilen yetkilere sıkı sıkı sarılırız. Bu nedenle tüm kurumlar bize görev verir. (Veraset
ve Ġntikal iliĢiği, DASK, Emlak beyan değeri vb.) Oysa bizim asli iĢimiz tapu sicilinin düzenli
tutulmasını sağlamaktır (6083 sayılı TeĢkilat Kanununun 2. maddesi) Tüm kurumların görevlerini
yapmaktan dolayı asli iĢimizi yapmakta ciddi sorunlar yaĢanmaktadır.
Yapılması gereken nedir öyleyse ?
2
Kurumsal yükü ve kırtasiyeciliği azaltan önlemlerin hızla alınması gerekir. ĠĢimiz olmayan
Ģeylere dönüp bakmayacağız, ama iĢimiz olan Ģeyi de mükemmel yapacağız.
ĠġLEM YOĞUNLUĞU
Tapu müdürlüklerinde olağanüstü bir iĢlem yoğunluğu vardır. Akıllı bir yöneticinin bu iĢ
yükünü azaltıcı yöntemler geliĢtirmesi gerekir.
Ancak çarpık ve baskıcı yapısal durum nedeniyle merkezi ve yerel birimlerimiz kolaylaĢtırıcı
önlemleri bile almaktan aciz kalmaktadır.
Örneğin düzeltme iĢlemi merkezi yönetim tarafından kolaylaĢtırır yasal düzenleme
yapılmamakta, yapılmıĢ olan ve ciddi kolaylık sağlayan 1458 sayılı Genelge uygulanamamaktadır.
Müdürlerimiz insiyatif alarak düzeltmeden kaçınmaktadır. Bu nedenle yargısal düzeltme
iĢlemleri yoğun biçimde gerçekleĢmektedir. Yargısal düzeltme için, komĢu parsel maliklerinin
dayanak belgeleri ve tapu kayıtları, dava açıldığına iliĢkin belirtme, kesinleĢmemiĢ mahkeme kararı
Ģerhi, mahkeme kararının infazı gibi süreçlerle iĢlem yoğunluğu artırılmaktadır.
YERĠNDELĠK DENETĠMĠ
Personelimiz üzerindeki olağanüstü iĢlem yükü nedeniyle hata yapmamak üzerine kurulmuĢ
bir tapu iĢleyiĢi mevcuttur. Hataların zamanaĢımından bağımsız olarak maddi tazminata
dönüĢebilmesi nedeniyle personel etkin biçimde yerindelik denetimi yapmakta, baĢka idarelerin
görev ve sorumluluk alanına giren konuları yakinen irdelemekte, bu durum da personel iĢ yükünün
artıĢına neden olmaktadır. BaĢka idarelerin görev alanına girmeyen ve kendi iĢini iyi yapabilen bir
tapu sicilini beraberce kurmalıyız.
ÇÖZÜM NEDĠR ? (e-TAPU)
Tapu iĢlemlerinin tamamen elektronik ortam üzerinden ve güvenli olarak gerçekleĢtirildiği,
manuel tescilin ortadan kıldırıldığı, elektronik arĢive geçen bir tapu sicili hedeflenmektedir
ELEKTRONĠK TAPU SĠCĠLĠNE YÖNELĠK ADIMLAR
Yevmiye defterinin elektronik ortama alınması,
*T.C. Kimlik güncellemelerinin hızlandırılması
*Kamu orta malları sicilinin elektronik ortama alınması,
*Kamu hacizlerine yönelik Ankara ve Kırıkkale illerinde pilot uygulamanın baĢlatılmıĢ
olması,
*Ġkinci nüsha tapu kütükleri, tapu senetleri, ipotek belgeleri ve terkin cetvellerinin salt
elektronik ortamda tutulmaya baĢlanması,
*Merkez ve bazı taĢra birimlerimizde yürütülen e- arĢiv çalıĢması ile, arĢivimize giren belge
sayısının azaltılmasının yanısıra, tescilin dayanağını oluĢturan belgelerinde taranarak elektronik
ortama alınması çalıĢmaları hızlandırılmıĢtır.
Tapu sicili uygulamaları baĢlığı altında 4721 sayılı Türk Medeni Kanununun Tapu Siciline
iliĢkin bölümleri ile Tapu Sicili Tüzüğü dersimizin toplam kapsamını oluĢturmaktadır.
Ders içeriğinde Özel önemi olduğunu düĢündüğümüz Tescil, terkin unsurları görsel olarak
anlatılacaktır.
Düzeltme iĢlemlerinin özel olarak üzerinde durulacaktır.
Bazı Genelgelere değinilme zorunluluğu vardır. (2010/6 ve 2010/7, 2011/3 Vb.)
3
Kurumumuzun ciddi sorun yaĢadığı sahtecilik eylemleri karĢısında yaĢadığımız sıkıntılar ve
çözüm önerileri ayrı bir ders konusu olarak anlatılacaktır.
4
TAġINMAZ MAL MÜLKĠYETĠNĠN KONUSUNU NELER OLUġTURUR
4721 sayılı Türk Medeni Kanunu‘nun 1008. Maddesi gereğince tapu kütüğüne tescili gereken
haklar ;
1. Mülkiyet,
2. Ġrtifak hakları ve taĢınmaz yükleri,
3. Rehin hakları.
Olarak belirtilmiĢtir.
NELER TAġINMAZ SAYILMAKTADIR.
Medeni Kanunun 704. Maddesi gereği;
1.Arazi,
2.Tapu kütüğünde ayrı sayfaya kaydedilen bağımsız ve sürekli haklar,
3.Kat mülkiyeti kütüğüne kayıtlı bağımsız bölümler,
TaĢınmaz olarak kabul edilmektedir.
7. Haziran 1994 tarihli Resmi Gazetede yayımlanan Tapu sicili Tüzüğü;
Arazi
Madde 8 - Bir sicil bölgesindeki arazi,tamamının veya büyük kısmının bulunduğu mahalle
veya köyün kütüğüne yazılır. Birden fazla sicil bölgesinde kalan taşınmaz mal,ilgili olduğu her sicil
bölgesi kütüğüne ayrı ayrı yazılır ve kayıtlı olduğu diğer sicil bölgeleri de Gösterilir.Bu taşınmaz
malla ilgili her türlü talep büyük kısmının bulunduğu müdürlüğe yapılır.Bu müdürlükçe yapılan
işlemler ilgili müdürlüklere bildirilerek,tapu sicili üzerinde gerekli değişikliğin yapılması sağlanır.
Bağımsız bölümler
Madde 9 - Ana taşınmaz malın bağımsız mülkiyete konu olan bölümleri,kat mülkiyeti
kütüğünde ayrı ayrı sayfalara yazılır.
Müstakil ve daimi haklar
Madde 10 - Müstakil ve daimi niteliği bulunan irtifak hakları,üzerinde kurulduğu taşınmaz
malla irtibatlandırılarak kütüğün ayrı bir sayfasına taşınmaz mal olarak yazılır. Bu şekilde kütüğe
taşınmaz mal olarak yazılan müstakil ve daimi haklar, üçüncü kişilere devir olunabilir,mirasçılara
intikal edebilir ve üzerlerinde her türlü ayni ve şahsi hak kurulabilir.
TAPU SĠCĠLĠNĠN ĠLKELERĠ:
Tapu Sicili Tüzüğünün 4. Maddesi – ― Tapu sicili, taĢınmaz mal ile üzerindeki hakların
durumlarını göstermek üzere Devletin sorumluluğu altında tescil ve açıklık ilkelerine göre tutulan
sicildir‖ diyerek tapu sicilini en yalın biçimde tanımlamıĢtır.
Türk Medeni Kanunu‘nun 705. Maddesinde ;
MADDE 705.- TaĢınmaz mülkiyetinin kazanılması, tescille olur.
Miras, mahkeme kararı, cebri icra, iĢgal, kamulaĢtırma halleri ile kanunda öngörülen diğer
hallerde, mülkiyet tescilden önce kazanılır. Ancak, bu hallerde malikin tasarruf iĢlemleri
yapabilmesi, mülkiyetin tapu kütüğüne tescil edilmiĢ olmasına bağlıdır denilmek suretiyle taĢınmaz
mülkiyetinin kazanımı (Miras, mahkeme kararı, cebri icra, iĢgal, kamulaĢtırma vb.) ayrıksı haller
5
dıĢında tescil koĢuluna
bağlanmıĢtır. Bu olgu tescilin zorunluluğu ilkesinin varlığını
göstermektedir.
Türk Medeni Kanunu‘nun 1020. maddesinde ―Tapu sicili herkese açıktır. İlgisini inanılır
kılan herkes, tapu kütüğündeki ilgili sayfanın ve belgelerin tapu memuru önünde kendisine
gösterilmesini veya bunların örneklerinin verilmesini isteyebilir. Kimse tapu sicilindeki bir kaydı
bilmediğini ileri süremez.” Hükmü yer almaktadır. Madde tanımında, ilgisini inanılır kılma
koĢuluyla herkesin sayfa yada belge örneklerinin yasal harçlarını yatırmak koĢuluyla kendisine
verilmesini isteyebileceği, bu nedenle kimsenin tapu sicilinde var olan bir kaydın kendisi tarafından
bilinmediğini iddia edemeyeceğinin saptandığı görülmekte olup, bu durum açıklık ilkesinin
varlığını kanıtlamaktadır.
Sicillerin tutulmasından Devletin sorumlu tutulması ilkesi ise sicilin güvenle ilgili yönünü
oluĢturmaktadır. Türk Medeni Kanunu‘nun 1007. maddesinde ―Tapu sicilinin tutulmasından doğan
bütün zararlardan Devlet sorumludur. Devlet, zararın doğmasında kusuru bulunan görevlilere rücu
eder. Devletin sorumluluğuna ilişkin davalar, tapu sicilinin bulunduğu yer mahkemesinde görülür.‖
Denilerek sicillerin tutulmasında Devletin sorumluluğu hüküm altına alınmıĢtır.
Sonuç olarak tapu sicilinin ilkeleri;
Tescil,
Açıklık (Aleniyet),
Devletin Sorumluluğu;
Olarak üç baĢlık halinde toplanabilmektedir.
TAPU SĠCĠLĠNĠN TUTULMASI :
Madde 5 - Her ilçenin idari sınırları bir tapu sicil bölgesidir. Tapu sicili,bölgesi içindeki her
mahalle veya köy için ayrı ayrı düzenlenir. Genel Müdürlük,işlemlerin ve nüfus yoğunluğunun çok
olduğu ilçelerde birden fazla müdürlük oluşturabilir.
Tapu sicilinin tutulmasındaki ana kural ilçe idari sınırlarının esas alınmasıdır. Yani merkezi
yapılanma içindeki her ilçe genel olarak bir tapu sicil bölgesidir.
Tapu sicilleri ise bölgesi içindeki her mahalle yada köy için ayrı ayrı düzenlenir. Yani aynı
tapu sicil bölgesi içerisindeki her bir mahalle için birden baĢlayarak ayrı tapu kütükleri açılmakta,
zamanla mahalle sınırlarının değiĢmesi yada yeni mahalleler oluĢumu halinde önceki mahallelerde
kalan kayıtlar usulümce yeni mahalle sicillerine aktarılmaktadır.
ANA VE YARDIMCI SĠCĠLLER
-Tapu sicili,aĢağıda belirtilen ana ve yardımcı sicillerden oluĢur:
A) Ana siciller:
a) Tapu kütüğü,
b) Kat mülkiyeti kütüğü,
c) Yevmiye defteri,
d) Resmi belgeler (resmi senet, mahkeme kararı ve diğerleri)
e)Plan,
B) Yardımcı siciller:
a) Mal sahipleri sicili,
b) Aziller sicili,
c) Düzeltmeler sicili,
6
d) Kamu orta malları sicili.
Genel müdürlük gerekli gördüğü yerlerde sicillerin bir kısmını ya da tamamını karteks
Ģeklinde veya bilgisayar ortamında tutturmaya yetkilidir.
ĠSTEM, BELGELENDĠRME, HAK SAHĠBĠNĠN TAYĠNĠ :
Ġstem zorunluluğu
Madde 11 - Kanunlarda veya bu Tüzükte yazılı istisnalar dıĢında,yazılı istem olmadıkça tapu
sicili üzerinde iĢlem yapılamaz. Ġstem,tescili bozucu veya hükümsüz kılıcı kayıt ve Ģarta
bağlanamaz. Müdürlüklere her türlü iĢlem için yapılacak baĢvurular,memur tarafından baĢvuru
belgesi doldurulmak,tarih atılmak,memur ve baĢvuruda bulunan tarafından imzalanmak suretiyle
yazılı hale getirilir. Sağır,dilsiz ve körler ile okuma yazma bilmeyenler tarafından yapılacak
baĢvurularda bu Tüzüğün 17 nci ve 18 inci Maddeleri hükümleri uygulanır.
Ġstemde bulunacaklar
Madde 12 - Kanuni istisnalar dıĢında, tapu sicilinde hak sahibi olan kiĢiler istemde
bulunabilir. Tapu siciline yazımdan önce hak sahibi olmuĢ kiĢiler de bu hakkın yazımı için gerekli
belgelerle istemde bulunabilirler.
Hak sahibinin belirlenmesi
Madde 13 - Ġstem, müdür veya görevlendireceği bir memur tarafından incelenerek hak sahibi
tarafından yapılıp yapılmadığı saptanır. Ġstemde bulunan hak sahibi gerçek kiĢi ise, nüfus cüzdanı
veya pasaport istenilerek kütük, resmi senet ve taĢınmaz mal dosyasındaki belgelerde yer alan imza
ve fotoğraflara göre aynı kiĢi olup olmadığı belirlenir. Nüfus cüzdanı ve pasaport dıĢında kimlik
tespitinde kabul edilebilecek diğer belgeleri belirlemeye Genel Müdürlük yetkilidir. Ġstem vekaleten
yapılmıĢsa vekilden Noterlik Kanununa göre düzenlenmiĢ ve istem konusu iĢleri yapmaya yetkili
olduğunu içerir vekaletname istenir. Vekil, tevkil yetkisine dayalı olarak bir baĢkasını vekil tayin
etmiĢ ise, ayrıca dayanağı olan vekaletname de aranır. Vekilin kimliği saptandıktan sonra tapu
sicilindeki hak sahibi ile vekaletnamedeki müvekkilin kimliği karĢılaĢtırılır. Ġstem bir tüzel kiĢi
adına yapılmıĢ ise, talep edilen iĢlemi yapabileceğini ve temsilcilerini belirten, kanunlarda yazılı
mercilerden alınmıĢ yetki belgesi aranır. Ġstemde bulunan kiĢi kanuni temsilci ise, yetkili olduğunu
belirten karar veya belge istenir. Ġstem resmi kuruluĢlarca yapılırsa, kuruluĢların ve temsilcilerinin
yetkilerinin olup olmadığı araĢtırılır.
Akdi gerektirmeyen iĢlemlerde istem belgesi düzenlenmesi
Madde 15 - Akit yapılmasını gerektirmeyen iĢlemlerde istem sahibinin kimlik bilgileriyle
adresini içeren istem belgesi düzenlenir. Ġstem sahibi belgeyi, "okudum" ibaresini yazarak imzalar,
Belge, müdürle belgeyi düzenleyen memur tarafından imza edilir ve daire mührü ile onarır.
Akdi gerektiren iĢlemlerde resmi senet düzenlenmesi
Madde 16 - Akdi gerektiren iĢlemlerde resmi senet düzenlenir. Resmi senede tarafların
kimlik bilgileri ve ikametgah adresleri eksiksiz yazılır. Düzenlenen resmi senet memur tarafından
müdür ve tarafların huzurunda okunur. Taraflar isterlerse resmi senedi kendileri de alıp
okuyabilirler. Resmi senede tarafların fotoğrafları yapıĢtırılır. Taraflar resmi senetteki imza yerine
"okudum" ibaresini yazdıktan sonra, hem imza yerlerini ve hem de karĢılıklı birbirlerinin fotoğrafı
üzerini imzalarlar. Tarafların imzası alındıktan sonra resmi senedi, müdür ve düzenleyen memur da
imza ederler. Ayrıca müdür, daire mührü ile kendi imza yerini ve fotoğrafları mühürler.
Tanık bulundurulması gereken haller
Madde 17 - Akitli ve akitsiz iĢlemlerde;
a) Taraflardan biri veya birkaçı imza bilmiyorsa,
b) Taraflardan biri veya birkaçı okuma yazma bilmiyorsa,
7
c) Taraflardan biri veya birkaçı sağır, kör veya dilsiz ise,
d) Tarafların kimliğinde kuĢkuya düĢülmüĢ ise,
e) Ölünceye kadar bakma akitlerinde,
f) Kanunların öngördüğü iĢlemlerde iki tanık bulundurulur. ĠĢlemin yapıldığı dairede
çalıĢanlar tanıklık yapamazlar. Taraflardan birinin Türkçe bilmemesi halinde, ayrıca yeminli
tercüman bulundurulur. Tanıklar ve tercüman da resmi senedi imza ederler. Resmi senede tanık ve
tercümanın kimlik bilgileri ve ikametgah adresleri yazılır. Tanık ve tercümanın okuma yazma
bilmesi ve temyiz kudreti bulunan reĢit kimselerden olması gerekir.
Ġmza bilmeyenin iĢareti
Madde 18 - Taraflardan biri veya birkaçı imza bilmiyorsa,sol elin baĢ parmağı,yoksa diğer
parmaklardan biri ilgili belgeye bastırılır ve hangi parmağın bastırıldığı yazılır. Mühür kullanılması
halinde parmağın da bastırılması zorunludur. Tanıklar mühür ve parmak izini onaylarlar.
Ġkametgahta istem belgesi düzenlenmesi veya akit yapılması
Madde 19 - Taraflardan birinin tapu idaresine gelmesine engel bir durumu varsa ikametgahta
istem belgesinin düzenlenmesi veya akdin yapılması istenebilir. Bu halde baĢvuru belgesinde adres
ve varsa telefon numarası da belirtilir. müdür,akitli iĢlemlerde iki memuru ikametgahta iĢlem
yapmaları için görevlendirir. Memurlar belirtilen adrese gittikten sonra,o taĢınmaz malla ilgili
kısıtlayıcı bir istem gelirse telefonla veya memur gönderilerek durum bildirilir. Taraflar akdi imza
etmemiĢ ise, gelen kısıtlama taraflara memur tarafından bildirilir ve yevmiye defterine iĢlemden
önce kaydedilir. Gelen kısıtlama, iĢlemin yapılmasına engel ise müdür istemi reddeder.
Resmi senedin içeriği
Madde 20 Resmi senede, iĢleme konu taĢınmaz mal ve tarafların isteği açıkça yazılır ve
yevmiye defterine kaydedildiği tarih, saat ve dakikası belirtilir. Resmi senette, silinti, kazıntı, çıkıntı
yapılamaz. Resmi senetlerdeki yanlıĢlık ve eksiklik akdin altına yazılarak taraflar ve memurlarca
imzalanır. Resmi senet birkaç sayfa ise her sayfası ayrı ayrı imzalanır.
Resmi senet düzenlenmesi gerektirmeyen iĢlemlerde aranacak belgeler
Madde 21 - Resmi senet düzenlenmesini gerektirmeyen hallerde ayni hakların tescili için;
a) Ġstem,kanuni veya mansup mirasçılar tarafından yapılırsa hakim tarafından verilmiĢ veraset
belgesi.
b) Ġstem, lehine vasiyet edilen tarafından yapılırsa hakim tarafından tescil için yazılan yazı ile
birlikte tenfiz kararı ve vasiyetnamenin onaylı bir örneği,
c) Miras taksimi noter tarafından yapılmıĢ ise sözleĢme; mirasçılar arasında yazılı olarak
yapılmıĢ olup da, mirasçıların imzaları noterce onaylanmamıĢsa tüm mirasçıların; imzaların bir
kısmı onaylanmıĢ ise imzaları onaylanmamıĢ olanların baĢvuruları,
d) Hükmen yapılan kamulaĢtırmalarda, kesinleĢmiĢ mahkeme kararı,
e) Cebri icra veya ortaklığın giderilmesi yoluyla yapılan satıĢlarda, taĢınmaz malın kime ihale
edildiğini belirten ve tescili içeren ilgili merciin yazısı,
f) Mahkeme kararına dayalı tescillerde, kesinleĢmiĢ mahkeme kararı, Aranır.
Yevmiye defterine kayıt
Madde 22 - Müdürlüğe gelen istemler;
a) Akitli iĢlemlerde, usulüne uygun resmi senet düzenlenerek taraflarca imzalanmasından,
b) Akitsiz iĢlemlerde, istem belgesinin imzalanmasından,
c) Resmi kurumların akitsiz iĢlemlerine ait yazılarının alınmasından, sonra yevmiye defterine
kaydedilir.
Yevmiye defterine her sene baĢında, birden baĢlayan sıra numarası verilir. Yevmiye defterine;
istemin niteliği,tarihi,saat ve dakikası,istemde bulunanın adı,soyadı ve adresi yazılır. Yevmiye
defteri müdür tarafından her iĢ günü tarih atılarak açılır ve iĢ günü sonunda kapatılarak imzalanır.
8
Yevmiye defteri iĢlem olmadığı günlerde açılıp kapatılmaz. Yevmiye defterine, tapu sicili üzerinde
iĢlem yapılmasını gerektiren veya reddedilen istemler kaydedilir. Tapu sicili üzerinde kayıtlı
hakların birbirlerine üstünlüğü, bu deftere yazım tarih ve sıra numarasına göre belirlenir. Müdür
daire dıĢına çıkarken veya izin ve rapor gibi nedenlerle görevinden ayrılırken yetki verdiği memuru
yevmiye defterine yazar ve imza eder. Müdür göreve dönünce, göreve baĢladığını yine yevmiye
defterine yazar ve imza eder. Yevmiye defterine kayıtlar siyah veya mavi mürekkepli kalemle
yazılır.
Ġstemin reddedilmesi
Madde 23 - Mevzuat ve bu Tüzükte yer alan hükümlere uygun olmayan ve Türk Medeni
Kanununun 921 inci Maddesine göre geçici Ģerhe de imkan bulunmayan istemler, geciktirilmeden,
gerekçesi, itiraz yeri ve süresi de belirtilmek suretiyle reddedilir. Ret kararı, istem sahibine elden
veya Tebligat Kanunu hükümlerine göre tebliğ edilir. Ret kararına, tebliğ tarihinden itibaren otuz
gün içinde müdürlüğün bağlı bulunduğu üst birime, bu birimin kararına karĢı da tebliğ tarihinden
itibaren otuz gün içinde Genel Müdürlüğe itiraz edilebilir.
TESCĠL VE ÇEġĠTLERĠ :
Tescilin Ģekli
Madde 24 - Ġstem, yevmiye defterine kaydedildikten sonra, aynı tarih ve yevmiye numarası
ile kütüğe tescil edilir. Tescil, siyah veya mavi mürekkepli kalemle ve kitap harfleriyle okunaklı
Ģekilde yazılır. Kütük üzerinde kazıntı, silinti, çıkıntı yapılamaz. Tescillerde yevmiye defterindeki
sıra numarası esas alınır.
Mülkiyet hakkının tescili
Madde 25 - Kütük sayfası malik sütunundaki devreden kiĢinin adı ve soyadı, baba adı ile
edinme nedeni, tarih ve yevmiye numarası kırmızı mürekkepli kalemle çizilir ve yine kırmızı
mürekkepli kalemle tarih ve yevmiye numarası yazılır. Malik sütununun ilk boĢ satırına yeni
malikin adı, soyadı ve baba adı, edinme nedeni, tarih ve yevmiye numarası yazılır. Tüzel kiĢilerin
adı tam olarak yazılır. MüĢterek mülkiyette pay miktarı; paydaĢların adı, soyadı ve baba adından
sonraki kısımda, bayağı kesir olarak gösterilir. Bir paydaĢ sonradan baĢka paya sahip olduğu
takdirde, payın tescili sırasında payların toplamı yazılır. ĠĢtirak halinde mülkiyette iĢtiraki doğuran
neden, malik isimlerinin ortak paranteze alınmasından sonra belirtilir.
OrtaklaĢa kullanılan yerlerin tescili
Madde 26 - Sosyal tesis, ticari mahal, yüzme havuzu, tenis kortu gibi taĢınmaz mal veya
bağımsız bölümler ortaklaĢa kullanıma ayrılmıĢ ise, malik sütununa faydalanan taĢınmaz malların
ada ve parsel veya bağımsız bölüm numaraları yazılır. OrtaklaĢa kullanılan yerler, faydalanan
taĢınmaz mallarda aynı ada ve parsel içerisinde olabileceği gibi, ortak sınırı olmaksızın ayrı ada ve
parsellerde de bulunabilir. Faydalanan taĢınmaz malların kütük sayfasının beyanlar bölümüne,
ortaklaĢa kullanılan taĢınmaz malın, hangi ada ve parsel veya bağımsız bölümle ortak olduğu
belirtilir. OrtaklaĢa kullanılan yerler, kanuni istisnalar dıĢında, faydalanan bütün taĢınmaz mal
maliklerinin birlikte istemleri olmadan müĢterek mülkiyete dönüĢtürülemez.
Ġmar uygulanmasının tescili
Madde 27 - KesinleĢmiĢ imar parselasyon planlarıyla ada dağıtım cetvelleri, maliklerin rızası
alınmadan re'sen tescil edilir.
Tahsis yoluyla tescil
Madde 28 - Devlet veya kamu kurumlarınca dağıtılan taĢınmaz mallar, ilgili kanuna uygun
Ģekilde ve yetkili mercilerce verilen karar ve dağıtım cetvellerine dayalı olarak hak sahipleri adına
tescil edilir.
9
Arazi toplulaĢtırmalarında tescil
Madde 29 - Arazi toplulaĢtırmalarında yeni doğan parseller, yetkili mercilerce onanan
kesinleĢmiĢ toplulaĢtırma planları ile yeni maliklerini gösteren cetvellere dayanılarak hak sahipleri
adına tescil edilir.
ĠRTĠFAK HAKLARI VE TAġINMAZ MAL MÜKELLEFĠYETĠ ĠLE REHĠN
HAKLARININ TESCĠLĠ :
Ġrtifak hakları ve taĢınmaz mal mükellefiyetinin tescili
Madde 30 - Ġrtifak hakları, kütük sayfasında ayrılan özel sütununa tescil edilir. ġahsi irtifak
hakları, ilgili taĢınmaz malın kütük sayfası irtifak hakları sütununda mükellefiyet anlamına gelen
"M" harfi ile gösterilir. Hak sahibinin adı, soyadı, baba adı ve irtifak hakkının çeĢidi belirtilerek ve
varsa süresi yazılarak tescil edilir. Bu hakların tescilinde, ayrıca her bir irtifak hakkı için A,B,C....
gibi harfler kullanılır. Arzi irtifak hakları, lehine irtifak hakkı tesis edilen yararlanan (hakim)
arazinin kütük sayfasında hak anlamına gelen "H" harfi ile, aleyhinde irtifak hakkı tesis edilen
yükümlü (hadim) arazisinin kütük sayfasında ise, "M" harfi ile gösterilir. Yararlanan arazinin kütük
sayfası irtifak hakları sütununda hangi taĢınmaz mal aleyhine nasıl bir irtifak hakkı olduğu tescil
edilir. Gerekiyorsa planında da gösterilir. Yükümlü taĢınmaz malın kütük sayfasında ise hangi
taĢınmaz mal lehine nasıl bir irtifak hakkı olduğu tescil edilir. TaĢınmaz mal mükellefiyeti,
yükümlü arazinin kütük sayfası irtifak hakları sütununa tescil edilir. Hak sahibi ve kıymeti belirtilir.
Belirli bir taĢınmaz mal lehine yükümlülük söz konusu ise, aynı zamanda yararlanan taĢınmaz mal
kütük sayfası irtifak sütununda niteliği de belirtilerek tescil edilir.
Rehin haklarının tescili
Madde 31 - TaĢınmaz mal rehin haklarının tescili, kütük sayfası özel kısmında aĢağıdaki
Ģekilde yapılır:
a) Her bir rehin hakkı; A,B,C... gibi harfler altında tescil edilir.
b) Tescilde, ipotek "Ġ", ipotekli borç senedi "Ġ.B.", irat senedi "Ġ.S." harfleriyle gösterilir.
c) Alacaklının adı, soyadı ve baba adı, tüzel kiĢinin ünvanı yazılır. Ġpotekli borç senedi
hamiline yazılı ise, bu durum belirtilir.
d) Rehin miktarı, varsa faiz oranı, rehin derecesi, rehin müddeti ile tescil tarihi ve yevmiye
numarası yazılır. Rehin hakkının tesisindeki Ģartlarda yapılan değiĢikliğe ait sözleĢmelerle alacağın
kısmen ödenmesine iliĢkin istemler ve Borçlar Kanununun 162 nci Maddesi uyarınca yapılacak
alacağın temliki sözleĢmeleri ve benzerleri, düĢünceler sütununda belirtilir. Serbest dereceden
yararlanma hakkı veren sözleĢmeler Ģerhler sütununda gösterilir.
MüĢterek rehnin tescili
Madde 32 - MüĢterek rehinin tescili aĢağıdaki Ģekilde yapılır:
a) Aynı malike ait birden çok taĢınmaz mal veya payı aynı alacak için rehin edilirse; ilgili
taĢınmaz malların kütük sayfaları rehin sütununa alacak miktarının tamamı tescil edilmekle birlikte,
düĢünceler sütununda hangi taĢınmaz mallarla müĢtereken rehinli olduğu belirtilir.
b) MüĢtereken ve/veya müteselsilen borçlu kimselere ait birden çok taĢınmaz mal veya payı
aynı alacak için rehin edilirse; ilgili bütün taĢınmaz mal kütük sayfaları, rehin sütununa alacak
miktarının tamamı tescil edilmekle birlikte, düĢünceler sütununda hangi taĢınmaz mallarla müĢterek
rehinli olduğu belirtilerek, müĢterek ve müteselsil borç olduğu ayrıca açıklanır.
c) MüĢterek ve/veya müteselsil borç durumu söz konusu olmaksızın, aynı alacak için birden
çok kiĢilere ait taĢınmaz mal veya pay rehin edilirse, taĢınmaz mal veya paylardan her birinin bu
alacağın belli bir kısmı için rehin edilmesi gerekir. Ġlgili taĢınmaz malların kütük sayfaları rehin
sütununa, rehin miktarından taĢınmaz mala isabet eden miktarı tescil edilir. Ġstemde bulunanlar her
bir taĢınmaz malın ne miktar için rehnedildiğini belirtmezlerse, istem red edilir.
10
Payın rehnedilmesi
Madde 33 - MüĢterek mülkiyete konu taĢınmaz mallarda payın rehnedilmesi halinde, kimin
payının rehinli olduğu düĢünceler sütununda belirtilir. TaĢınmaz mal paylara ayrılarak
rehnedilemeyeceği gibi, paydaĢın payı da bölünerek rehnedilemez. Kat irtifakı kurulmuĢ taĢınmaz
mal üzerinde, arsa payları ayrı ayrı rehne konu olabilir. ĠĢtirak halinde mülkiyette, iĢtirak
çözülmeden bir paydaĢın payı rehnedilmez.
KorunmuĢ miktar
Madde 34 - Daha sonra tesis edilecek rehin için saklı derece bırakılmak istenirse rehindeki
Ģekle uyulmakla beraber, kütük sayfası rehin sütunu alacaklı adı kısmına "korunmuĢ miktar" ibaresi
ve alacak sütununa da miktarı yazılır. Faiz ve müddet sütunu boĢ bırakılır.
Rehin haklarına ait düĢünceler
Madde 35 - Rehin haklarına ait düĢünceler sütunundaki rehinle ilgili belirtmeler, rehin hangi
harf ile tescil edilmiĢ ise o harf kullanılarak yazılır. Aynı rehin için birden fazla belirtme yazılması
halinde de aynı harf kullanılır. Rehinle yükümlü pay devre konu olursa, düĢünceler sütunundaki
eski malikin adı çizilip, devir iĢlemine iliĢkin tarih ve yevmiye ile rehne ait harf kullanılmak
suretiyle yeni malikin adı yazılır. Rehnin terkini halinde düĢünceler sütunundaki rehne iliĢkin
belirtmeler de terkin edilir.
Ayrı müdürlüklerle ilgili istem ve yetki
Madde 36 - Ayrı müdürlüklerin yetki alanlarında bulunan taĢınmaz mallarla ilgili müĢterek
rehin, taksim ve trampa iĢlemleri, istem hangi müdürlüğe yapılmıĢ ise, ilgili müdürlüklerden yetki
alınmak suretiyle o müdürlükçe sonuçlandırılır ve tescilin yapılması için resmi senet ve diğer
belgelerin tasdikli birer örneği ilgili müdürlüklere gönderilir.
ĠĢçi ve yüklenici ipoteğinin tescili
Madde 37 - ĠĢçi ve yüklenici ipoteklerinin tescilinde kütüğün rehin haklarına ait düĢünceler
kısmında "inĢaatcı ipoteği" olduğu belirtilir.
MUVAKKAT TESCĠLĠN ġERHĠ :
Medeni kanunun 1011. maddesinde “ Aşağıdaki hâllerde geçici tescil şerhi verilebilir:
1.
İddia
edilen
bir
aynî
hakkın
güvence
altına
alınması
gerekiyorsa,
2. Tasarruf yetkisini belirleyen belgelerdeki noksanlıkların sonradan tamamlanmasına kanun
olanak tanıyorsa. Geçici tescil şerhi, bütün ilgililerin razı olmasına veya hâkimin karar vermesine
bağlıdır. Şerhin konusu olan hak sonradan gerçekleşirse, şerh tarihinden başlayarak üçüncü
kişilere karşı ileri sürülebilir. Geçici tescil şerhi verilmesi istemi üzerine hâkim, tarafları dinleyerek
veya dosya üzerinde inceleme yaparak şerhe konu olan hakkın varlığının kabul edilebileceği
kanaatına varırsa, şerh kararı verir. Kararda şerhin etki bakımından süresi ve içeriği belirlenir;
gerektiğinde mahkemeye başvurulması için bir süre verilir.” Hükmü yer almaktadır. Bu konu Tapu
Sicil Tüzüğünün 58. madesinde yer almıĢ ve “Tescille ilgili geçici şerh mal sahibi ve ilgililerin
istemi veya mahkeme kararıyla yapılır. Kesin tescil,terkin olunacak şerhin tarih ve yevmiye
numarası ile yapılır.” DenilmiĢtir.
ġERHLERE ĠLĠġKĠN ĠġLEMLER :
ġerhler sütununda belirtme
Madde 54 - Kütüğün Ģerhler sütununa kiĢisel haklar,temlik hakkını kısıtlayan veya
yasaklayan Ģerhler,tescille ilgili geçici Ģerhler ile kanunların öngördüğü hususlar yazılır.
11
KiĢisel hakların Ģerhi için aranacak belgeler
Madde 55 - KiĢisel hakların,kütük sayfasının Ģerhler sütununa kaydı için;
a) SatıĢla birlikte tesis edilen geri alım hakkı(vefa),bağıĢla birlikte tesis edilen bağıĢlayana
dönüĢ hakkı(rücu) ve rehinle birlikte tesis edilen serbest dereceden istifade hakkı için resmi senet.
b) SatıĢ akdinden ayrı olarak düzenlenen geri alım hakkı (vefa), bağıĢ akdinden ayrı olarak
düzenlenen bağıĢlayana dönüĢ hakkı (rücu) ve rehinden ayrı olarak düzenlenen serbest dereceden
istifade hakkı için noterce düzenlenmiĢ sözleĢme,
c) Alım (iĢtira),sözleĢmeden doğan ön alım (Ģuf'a),satıĢ vaadi,bağıĢlama vaadi ve kat karĢılığı
inĢaat hakkı için noterce düzenlenmiĢ sözleĢme,
d) Kira ve hasılat kirası için kira sözleĢmesi, Aranır.
Temlik hakkını kısıtlayan Ģerhler için aranacak belgeler
Madde 56 - Temlik hakkını kısıtlayan Ģerhler için;
a) Haciz ve ihtiyati haciz için yetkili merciin resmi yazısı,
b) Aile yurdu tesisi halinde mahkemece onanmıĢ senet,
c) Nakil ile yükümlü mirasçı tayini halinde vasiyetname örneği ve Ģerhi içeren mahkeme
yazısı,
d) Kanunların kısıtlayıcı Ģerh verilmesini öngördüğü hallerde kanunda belirtilen belgeler,
Aranır.
Temlik hakkını yasaklayan Ģerhler için aranacak belgeler
Madde 57 - Temlik hakkını yasaklayan Ģerhler için;
a) Ġhtiyati tedbir için mahkeme kararı veya yazısı,
b) Ġflasın veya konkordato ile verilen sürenin Ģerhi için yetkili merciin resmi yazısı,
c) Kanunların yasaklayıcı Ģerh verilmesini öngördüğü hallerde kanunda belirtilen belgeler,
d) Aile konutu Ģerhi için, konutun aile konutu olduğunu kanıtlayan muhtarlıktan ve varsa
apartman yönetiminden alınmıĢ belge ile birlikte vukuatlı nüfus kayıt örneği veya evlilik cüzdanı,
Aranır.
Tescil ile ilgili geçici Ģerh
Madde 58 - Tescille ilgili geçici Ģerh mal sahibi ve ilgililerin istemi veya mahkeme kararıyla
yapılır. Kesin tescil, terkin olunacak Ģerhin tarih ve yevmiye numarası ile yapılır.
ġerhin Ģekli
Madde 59-ġerhler; kütük sayfasındaki özel sütunda, konusu, süresi, tarih ve yevmiye
numarası ile varsa değeri gösterilerek yazılır. Geçici Ģerhler (G.ġ.) harfleriyle gösterilir. ġerhle
yükümlü taĢınmaz mal devre konu olursa, varsa Ģerhler bölümündeki eski malikin adı çizilip, Ģerhin
tarih ve yevmiye numarası değiĢtirilmeksizin, devir iĢlemine iliĢkin tarih ve yevmiye numarası ile
yeni malikin adı yazılır.
BEYANLARA ĠLĠġKĠN ĠġLEMLER :
Beyanlar sütununda belirtme
Madde 60 - Kütüğün beyanlar sütununa, mevzuatın yazılmasını öngördüğü hususlar tarih ve
yevmiye numarası belirtilerek yazılır.
Teferruatın yazımı
Madde 61 - Teferruat, mülkiyet hakkı sahibinin yazılı istemi üzerine herhangi bir belge
aranılmaksızın kütüğün beyanlar sütununa yazılır. Bu yazımda teferruatın adedi, cinsi ve kıymeti
gösterilir. Beyanlar sütunu, teferruatın yazımı için yeterli olmaz ise, yazılı istemin tarih ve yevmiye
numarası belirtilerek, dosyasındaki istem belgesine yollama yapılır.
12
Tesisi artık mümkün olmayan ayni hakların yazımı
Madde 62 - Türk medeni Kanununun taĢınmaz mal sicilleri ile ilgili hükümlerine göre
kurulmaları artık mümkün olmayan ayni haklar, taĢınmaz malın kütüğünün beyanlar sütununa
yazılır. Bu hakların tasarruf iĢlemleri, müstakil ve daimi hakların kaydı usulüne tabidir.
Vesayet altına alınma
Madde 63 - Müdürlüğün, bir kiĢinin vesayet altına alındığına veya vesayetin kaldırıldığına
dair mahkeme kararlarından yazılı olarak bilgisi olursa, durum taĢınmaz malların kütüğünün
beyanlar sütununa, tarih ve yevmiye numarası da gösterilerek yazılır.
ĠĢçi ve yüklenicinin iĢe baĢlama tarihi
Madde 64 - ĠĢçi ve yüklenicinin iĢe baĢlama tarihi, iĢçi veya yüklenicilerden birinin istemi
halinde inĢaatla ilgili sözleĢme ve belediye yer teslim tutanağının verilmesi üzerine, taĢınmaz malın
kütüğünün beyanlar sütununa tarih ve yevmiye numarası ile birlikte yazılır. Bu durumdan taĢınmaz
mal malikine bilgi verilir.
TEFERRUATIN YAZIMI :
Yukarıda TST.nün 61. maddesinde belirtildiği üzere Teferruat, mülkiyet hakkı sahibinin yazılı
istemi üzerine herhangi bir belge aranılmaksızın kütüğün beyanlar sütununa yazılır. Bu yazımda
teferruatın adedi, cinsi ve kıymeti gösterilir. Beyanlar sütunu, teferruatın yazımı için yeterli olmaz
ise, yazılı istemin tarih ve yevmiye numarası belirtilerek, dosyasındaki istem belgesine yollama
yapılır.
TESCĠL KONTROLLERĠ :
Tescilin kontrolü
Madde 38 - Tescili yapan memur, akitli iĢlemlerde resmi senedin, akitsiz iĢlemlerde de istem
belgesinin arka yüzündeki özel bölümünde "Tescil tarafımdan yapılmıĢtır" cümlesinin altına adını,
soyadını yazarak imza eder. Yapılan tesciller, müdür veya bu iĢ için görevlendirilen memur
tarafından, "Kontrol edilmiĢtir" cümlesi yazılarak imza edilir.
TASHĠHLER VE TADĠLLER :
Kütük Üzerinde Düzeltmeler
Madde 85 - Kütük üzerinde belgelere aykırı tescil veya yazımın düzeltilebilmesi için
ilgililerin yazılı olurunun alınması ve yevmiye defterine kaydedilmesi gerekir. Belgeye aykırı
yazımın veya tescilin düzeltilmesine,ilgililerden birisinin yazılı oluru olmazsa,müdür defterdarlık
veya mal müdürlüğünden düzeltme için dava açılmasını,talep eder. Hazine avukatı bulunmayan
yerlerde bu düzeltmeler için müdürlük tarafından re'sen dava açılır. Ġkinci ve üçüncü fıkralardaki
durum,ayrıca kütük sayfasının beyanlar sütununda belirtilir. Kütükte belgesine aykırı olarak adi
yazım hatası yapıldığının iĢlem sırasında saptanması halinde,müdürce nedeni düzeltmeler sicilinde
açıklanarak re'sen düzeltme yapılır.
Sonradan gelen hak sahiplerinin durumu
Madde 86 - Yapılacak düzeltmeler hatalı yazımdan sonra hak sahibi olmuĢ kiĢilerin hakkını
etkileyici nitelikte ise,bu hak sahiplerinin de yazılı olurları aranır.
Kadastro tespitleri sırasında yapılan yanlıĢlıkların düzeltilmesi
Madde 87 - Kadastro çalıĢmaları sırasında meydana gelen yazım hatalarıyla ad,soyadı ve
baba adındaki yanlıĢlık veya eksiklikler ilgilisinin baĢvuru üzerine;
13
Senetsizden tespitlerde;nüfus kayıt örneği ve taĢınmaz malın bulunduğu mahalle veya köy
muhtarlığından alınacak fotoğraflı ilmühaber,
Kayda dayalı tespitlerde;dayanağı kayıt ve belgeler, Ġncelenerek,talebin gerçek hak
sahibinden geldiğine kanaat getirilmesi Ģartıyla ve talep yevmiye defterine kaydedilmek suretiyle
düzeltilebilir.
Düzeltmenin Ģekli
Madde 88 - YanlıĢ yazım okunacak Ģekilde kırmızı mürekkepli kalemle çizilir ve ilk boĢ
sütuna doğrusu yazılır. Kazıntı,silinti,satır aralarına veya sayfa kenarına çıkıntı veya kayda ek
yapılmak suretiyle düzeltme yapılamaz. Yevmiye defterine kaydedilerek yapılan düzeltmelerde
tarih ve yevmiye numarası,düzeltmeler siciline kaydedilerek yapılanlarda ise bu sicilin numarası
düzeltilen iĢlemin üzerine yazılır. Düzeltme ile ilgili belgeler taĢınmaz mala ait dosyada saklanır.
Tadil, mevcut olan tescilin içeriğindeki değiĢikliği ifade eder. Tadil ile tashihin birbirinden
farklı yönleri vardır. Çünkü tadil, mevcut ve esası doğru olan bir kaydın içeriğinde yapılan
değiĢikliktir. Tashih ise, tapuya yanlıĢ olarak düĢürülmüĢ kaydın düzeltilmesi anlamını
taĢımaktadır.
Uygulamada tadillerin, genel olarak irtifak hakkının kapsamını ve rehin haklarının Ģartlarını
ilgilendirdiği görülmektedir. Örneğin;
Yaya olarak geçmek üzere tesis edilmiĢ bulunan geçit hakkı sahibine araba ile geçmek hakkı
tanınması irtifak hakkının,
Vadenin uzatılması yada faiz oranının düĢürülmesi de rehin hakkının,
Tadili olarak nitelendirilebilir.
AYIRMA, BĠRLEġTĠRME VE TERKĠNLER ĠLE KAYITLARIN NAKLĠ :
Kayıtların Nakli TaĢınmaz malların ayrılması
Madde 65 - Bir taĢınmaz malın ayrılmasında her yeni parsel için bir kütük sayfası açılıp
re'sen tescil edilir. Önceki sayfadaki kayıtlar, aĢağıdaki hükümlere göre yeni sayfasına nakledilerek
eski sayfa kapatılır.
TaĢınmaz mal ayrılmasında faydalanan taĢınmaz mal yönünden irtifak haklarının nakli
Madde 66 - Ġrtifak hakkından istifade eden taĢınmaz mal parçalara ayrıldığında, irtifak hakkı
her kısım için devam eder. Ancak bu haktan yalnız bir kısım taĢınmaz mal istifade edebiliyorsa,
yükümlü taĢınmaz mal sahibi irtifak hakkının diğer parçalardan terkinini isteyebilir. Tapu idaresi bu
istemi irtifak hakkı sahibine tebliğ eder. Tebliğ tarihinden itibaren bir ay içinde itiraz edilmezse
irtifak hakkı terkin olunur.
TaĢınmaz malın ayrılmasında yükümlü taĢınmaz mal yönünden irtifak haklarının nakli
Madde 67 - Yükümlü taĢınmaz malın ayrılması halinde irtifak hakkı her kısım için devam
eder. Ancak irtifak hakkı bir kısım üzerinde kullanılamazsa, o kısım maliki irtifak hakkının kendi
taĢınmaz malından terkin olunmasını isteyebilir. Tapu idaresi, bu istemi istifade eden irtifak hakkı
sahibine tebliğ eder. Tebliğ tarihinden itibaren bir ay içinde itiraz edilmezse irtifak hakkı terkin
olunur.
TaĢınmaz malların ayrılmasında rehnin nakli
Madde 68 - TaĢınmaz malların ayrılmasında, rehin hakları yeni taĢınmaz malların hepsinin
sayfalarına aynen nakledilir. OluĢan parsellerin tapu kütük sayfalarının düĢünceler sütununda,
birbirleriyle bağlantıları belirtilir. Ayırma ve nakil iĢlemi, alacaklılara hemen bildirilir.
14
TaĢınmaz malın ayrılmasında rehnin bölünmesi
Madde 69 - TaĢınmaz malın ayrılması sırasında, üzerinde bulunan rehnin de ayrılan
parçaların kıymeti oranında bölünmesi istenirse, alacaklı ile borçlunun aralarında yapacakları
sözleĢmeye, sözleĢme yoksa, talep eden tarafın mahkemeden alacağı karara göre iĢlem yapılır.
ĠĢlem sonucu alacaklıya hemen duyurulur.
TaĢınmaz malların ayırma yolu ile taksiminde rehnin nakli
Madde 70 - Hisseli bir taĢınmaz malın paydaĢlarından bir veya birkaçının payı üzerinde rehin
hakkı olup da, bu taĢınmaz mal parçalara ayrılarak taksim edilirse, rehin hakkı bununla yükümlü
paydaĢ veya paydaĢlara isabet eden taĢınmaz mallara aynen nakledilir. Rehin hakkı ile yükümlü
olmayan paydaĢ veya paydaĢlara ait taĢınmaz mallar ise serbest bırakılır. ĠĢlemin sonucu alacaklıya
hemen duyurulur.
TaĢınmaz malların aynen taksiminde rehnin nakli
Madde 71 - Aynı hissedarlara ait birden fazla taĢınmaz mal müĢterek ve müteselsilen rehinli
olup da, ayrılma söz konusu olmaksızın taksim edilir ise, rehin bütün taĢınmaz mallar üzerinde
olduğu gibi muhafaza edilir. ĠĢlemin sonucu alacaklıya duyurulur. Aynı hissedarlara ait birden fazla
taĢınmaz mal, müĢterek ve müteselsilen sorumlu olmaksızın ayrı ayrı rehinli olup da aynen taksim
edilir ise, rehin hakları bununla yükümlü paydaĢ veya paydaĢlara isabet eden taĢınmaz mallara
aynen nakledilir. ĠĢlemin, sonucu alacaklıya hemen duyurulur.
Faydalanan ve yükümlü taĢınmaz malların ayrılması
Madde 72 - Faydalanan ve yükümlü taĢınmaz malların ayrılmasında kütük sayfasında mevcut
hak ve yükümlülük, oluĢan yeni parsellerin kütük sayfalarına aynen nakledilir ve beyanlar
sütunlarında aralarındaki bağlantı gösterilir.
ġerhlerin ve beyanlar sütunundaki belirtmelerin nakli
Madde 73 - Bir taĢınmaz malın ayrılmasında üzerindeki bütün Ģerhler ve beyan kayıtları,
oluĢan parsellerin sayfalarına aynen nakledilerek aralarında bağlantı sağlanır. Beyan kaydı ile ilgili
olan parseller hukuken ve teknik açıdan belirlenebiliyor ise, sadece o parsellere nakledilmekle
yetinilir.
Yeni parsel oluĢumunu gerektirmeyen ayrılmalarda hakların durumu
Madde 74 - Bir taĢınmaz maldan kamulaĢtırma gibi bir nedenle hakların ve yükümlülüklerin
nakline gerek olmadan bir parçası ayrılarak sicilden terkini gerekiyor ise, kütük sayfası, taĢınmaz
malın diğer kısmı için olduğu gibi bırakılır. Ayrılan parçanın yüzölçümü, ayırma tarihi ve yevmiye
numarası ile ayırma nedeni taĢınmaz malın yüzölçümü kısmında gösterilir ve miktarından düĢülür.
KamulaĢtırma iĢleminin sonucunda, kütükteki bütün hak sahipleri son durumdan haberdar edilir.
Ayrıca, bedelin dağıtımında dikkate alınmak üzere, iĢlem kamulaĢtırmayı yapan idareye ve hak
sahiplerine duyurulur.
TaĢınmaz malların birleĢtirilmesi ve üzerindeki hakların nakli
Madde 75 - Aynı veya değiĢik kiĢilere ait birbirine bitiĢik taĢınmaz malların birleĢtirilmesi
mümkündür. BirleĢtirilecek taĢınmaz malların üzerinde, rehin ve irtifak hakları gibi kaydedilmiĢ
haklar ile taĢınmaz mal yükümlülükleri gibi Ģerh edilmiĢ haklar varsa, bütün hak sahiplerinin ve
rehin alacaklılarının muvafakatlarının alınması zorunludur. BirleĢtirilen taĢınmaz mallar üzerindeki
hak ve yükümlülükler, yeni oluĢan taĢınmaz malın kütük sayfasına aynen nakledilir. Nakledilen
haklar ve yükümlülüklerin paydaĢlardan hangisine ait olduğu da ayrıca belirtilir ve eski sayfalar
kapatılır.
15
SAHĠFELERLE ĠLGĠLĠ ĠġLEMLER :
Ek sayfa açılması
Madde 76 - Bir taĢınmaz malın kayıtlı olduğu kütük sayfasının bölümlerinden herhangi
birisinin dolması halinde, ilgili mahalle veya köyün son kütüğünde ilk boĢ sayfa açılır ve sayfanın
numara bölümündeki ek sayfa numarası ile karĢılıklı bağlantı sağlanır. Eklenen sayfada herhangi bir
bölümün dolması halinde de yeni ek sayfa açılması mümkündür. Açılan ek sayfalarda taĢınmaz
malın yüzölçümü ve niteliği belirtilmez.
Sayfa kapatılması ve yeni sayfa açılması
Madde 77 - Ayırma, birleĢtirme, taĢınmaz mal kaydının terkini ve nakli durumlarında kütük
sayfası kapatılır. Bunun için "Sayfa No" sütunu sol üst köĢeden sağa çapraz. "Mülkiyet" sütununda
maliklerden sonra gelen ilk boĢ satır da yatay olmak üzere kırmızı mürekkepli kalemle ve çift çizgi
ile çizilir. Beyanlar sütununda kapatılma nedeni yine kırmızı mürekkepli kalemle açıklanarak,
iĢlemle ilgili tarih ve yevmiye numarası yazılır. Kapatılan kütük sayfası ile birlikte varsa ek sayfalar
da aynı Ģekilde kapatılır. Bir taĢınmaz mala ait kütük sayfası yıpranma veya kopma gibi nedenlerle
kullanılamaz veya okunamaz hale gelirse, re'sen kapatılır ve yeni sayfa açılır. Kapatılan sayfa ve
sayfalar üzerindeki terkin edilmemiĢ haklar ve beyanlar, açılan yeni sayfaya kendi tarih ve yevmiye
numaraları değiĢtirilmeden aynen nakledilir. Kapatılan sayfa üzerinde iĢlem yapılamaz.
ÖZEL YASALARINA GÖRE KENDĠLĠĞĠNDEN YAPILACAK TESCĠL, TERKĠN VE
TADĠLLER :
Tapu sicilinde tescil, terkin ve tadillerde genel usul talep ve katılım ile gerçekleĢmekte ise de
özel yasalarında hüküm bulunan konularda kendiliğinden iĢlem yapılabilmektedir.
Örneğin Medeni kanunun 1026. maddesinde ―Bir aynî hakkın sona ermesiyle tescil her türlü
hukukî değerini kaybettiği takdirde, yüklü taĢınmaz maliki, terkini isteyebilir. Tapu memuru bu
istemi yerine getirirse, her ilgili, bu iĢlemin kendisine tebliği tarihinden baĢlayarak otuz gün içinde
terkine karĢı dava açabilir. Tapu memuru, re'sen hâkime baĢvurarak aynî hakkın sona erdiğinin
belirlenmesine iliĢkin karar verilmesini istemeye ve hâkimin vereceği karara dayanarak terkin
iĢlemini yapmaya yetkilidir.‖ Denilmektedir. Yine 2644 sayılı Tapu Kanununun 26. maddesini
değiĢtiren 6217 sayılı Kanun, tapuya Ģerh verilen satıĢ vaadi sözleĢmeleriyle irtifak hakkı tesisi
vaadleri, Ģerhten itibaren beĢ yıl içinde satıĢ yapılmaz yada irtifak hakkı tesis edilmezse, tapu sicil
müdürü tarafından resen terkinini öngörmüĢtür. Tapu Sicil Tüzüğünün 78. maddesinde ―Kanunda
açıkça gösterilen haller ile Ģerh edilmiĢ Ģahsi haklarda ve tesis edilmiĢ arzi ve Ģahsi irtifak
haklarında belli bir süre söz konusu ise, bu sürenin dolması halinde taĢınmaz mal malikin istemi
üzerine de terkin iĢlemi yapılabilir.‖ Demektedir. Görüleceği üzere her ne kadar resen
(kendiliğinden) terkinden söz edilmekte ise de burada yine de taĢınmaz mal malikinin talebi üzerine
resen terkin anlaĢılmalıdır.
Bu konuda Ġcra Ġflas Kanununun haciz hükümleri gibi çeĢitli kanunlarla çeĢitli hükümler
getirilmiĢtir.
KAYIT DEĞĠġĠKLĠKLERĠ, TERKĠN VE TADĠLLER :
Terkin istemi
Madde 78 - Tapu sicilinde terkin, hak sahibinin veya yetkili makamın istemine ya da
mahkeme kararına dayalı olarak yapılır. Ġpotekli borç senedi ve irat senetlerinin terkininde bu
senetlerin müdürlüğe ibrazı veya mahkemece hükümsüzlüğüne karar verilmiĢ olması zorunludur.
Kayıtların terkininde tescil istemleriyle ilgili hükümler aynen uygulanır. Kanunda açıkça gösterilen
haller ile ĢerhedilmiĢ Ģahsi haklarda ve tescil edilmiĢ arzi ve Ģahsi irtifak haklarında belli bir süre
16
söz konusu ise, bu sürenin dolması halinde taĢınmaz mal malikinin istemi üzerine de terkin iĢlemi
yapılabilir.
Terkinin Ģekli
Madde 79 - Tapu sicili üzerinde yapılacak terkinler, terkin edilecek hakla ilgili kaydın
üzerinin kırmızı mürekkepli kalemle çizilmesi ve altındaki satıra yine kırmızı mürekkepli kalemle
"terkin edilmiĢtir" ibaresi ile tarih ve yevmiye numarasının yazılması ve müdürün veya
görevlendireceği bir memurun imza etmesi ile olur. Hakkın tescilinde harf kullanılmıĢ ise terkininde
de aynı harf kullanılır.
Ġpotekli borç senedi ve irat senedinin iptali
Madde 80 - Bir ipotekli borç senedi veya irat senedinin iptali, kırmızı mürekkepli kalemle
çapraz çizgi çekilmek ve terkin edildiği hususu yazılmak, terkine iliĢkin tarih ve yevmiye numarası
belirtilmek ve müdür tarafından imzalanmak suretiyle yapılır. Bir senet yıpranmıĢ ve
okunamayacak hale gelmiĢ ise, aynı usulle ve üzerine iptal nedeni yazıldıktan sonra iptal edilip,
yeniden verilme nedeni belirtilmek suretiyle yeni senet verilir. Yeni senet müdür ve hakim
tarafından imzalanır. Ġptal edilen senetler kütük sayfasına ait dosyada saklanır.
Kaydın değiĢtirilmesi
Madde 81 - Tapu sicilinde değiĢiklik, hak sahibinin veya yetkili makamın istemi ya da
mahkeme kararına dayalı olarak yapılır. Rehinler hakkındaki özel hükümler saklı kalmak koĢuluyla
tapu sicilindeki değiĢiklikler, üzerinin kırmızı mürekkepli kalemle çizilip, değiĢiklik tarih ve
yevmiye numarasıyla yeni kaydın yazılması suretiyle yapılır. Önceki kayıt bir harfle yazılı ise, yine
aynı harf kullanılır.
Rehinle ilgili değiĢiklikler
Madde 82 - Rehinli alacağın kısmen ödenmesi veya rehnin miktar,faiz,derece, süre gibi
unsurlarında yapılacak değiĢiklikler,düĢünceler sütununda ilgili rehnin harfi kullanılmak suretiyle
belirtilir.
Ġpotekli borç senedi ve irat senedi üzerinde yapılacak değiĢiklikler.
Madde 83 - Ġpotekli borç ve irat senetleri kayıtlarının değiĢtirilmesi tarafların anlaĢması ve
senetlerin müdürlüğe verilmesi ile yapılabilir. AnlaĢma olmazsa mahkeme kararı olmadan
değiĢiklik yapılamaz. Kayıt üzerinde yapılan değiĢiklikler,senetler üzerine de yazılmak suretiyle
müdür ve hakim tarafından imza edilir.
Rehinli alacağın temliki
Madde 84 - Rehinli alacağın temliki halinde;kütük sayfasının ilgili kısmında eski alacaklının
adı,soyadı ve baba adı kırmızı mürekkepli kalemle çizilir ve üzerine düĢüncelere bakınız anlamına
gelen "D.B" harfleri,düĢünceler sütununda da rehinle ilgili harfle yeni alacaklının adı,iĢleme ait
tarih ve yevmiye numarası yazılır.
TAPU KÜTÜĞÜ, ZABIT DEFTERĠ ÜZERĠNDE TEDAVÜL, CĠNS DEĞĠġĠKLĠĞĠ VE
PAYDA TAMAMLANMASI;
Tapu kütüğü Kadastro sonrası, zabıt defteri ise Kadastro öncesi sicili ifade eder. Bu nedenle
tedavül yani sicil üzerindeki evrelerin gösterimi her iki sicil için farklılık göstermektedir. Tapu
kütüğünde her türlü değiĢim (gerek tescil ve gerekse tadil) değiĢen kaydın kırmızı mürekkepli
kalemle çizilerek değiĢiklik tarihinin yazılması, yeni durumun ise siyah yada mavi mürekkepli
kalemle yeni satıra (Yada düĢünceler hanesine) yazılması ile gerçekleĢtirilir.
17
Zabıt defteri ise tarih esasına göre tutulmakta olan bir sicil olduğundan tapu kütüğü
anlamında bir terkinden söz etmek olası değildir. Bu bakımdan sicildeki herhangi bir tedavül
durumunda değiĢecek kaydın nereye gittiği, aynı Ģekilde yeni kaydın nereden geldiği hususları ilgili
sicil sayfalarının özel sütunlarında belirtilerek kayıt birlikteliği sağlanmaktadır. Buna münakale adı
verilir. Tapu kütüğünde payda toplanmaları aynı sicil üzerinde yapıldığından bu konuya
değinilmeyecektir. Ancak zabıt kaydının tarik esasına göre tutulması nedeniyle münakalelerin
sağlıklı bir Ģekilde yapılması, payda tutarlılığı açısından oldukça önem arz etmektedir. Bir arazinin
kimlere ait olduğunu tespiti zabıt kaydı geldi ve gittilerinin doğru yapılması ile olanaklı olacaktır.
ĠMAR KANUNU UYARINCA YAPILACAK TESCĠLLER :
Bilineceği üzere 3194 sayılı Ġmar Kanunun 19. maddesinde ―KesinleĢen parselasyon planları
tescil edilmek üzere tapu dairesine gönderilir. Bu daireler ilgililerin muvafakatı aranmaksızın,
sicilleri planlara göre re‘sen tanzim ve tesis ederler.‖ Hükmü yer almaktadır.
Bu bakımdan kesinleĢmiĢ parselasyon planlarının tescil edilmek üzere tapu dairesine
gönderilmesi halinde (ki burada Kadastro Müdürlüklerince kontrolleri yapıldıktan sonra
anlaĢılmalıdır) uygulamaya giren taĢınmaz malların sicilleri kapatılarak en son sahifeden baĢlamak
üzere yeni alan ada/parsel numaraları altında ve pay almayan paydaĢ kalmamak üzere tescilleri
yapılmalıdır.
MADDE 85 - Kütük üzerinde belgelere aykırı tescil veya yazımın düzeltilebilmesi için
ilgililerin yazılı olurunun alınması ve yevmiye defterine kaydedilmesi gerekir.
Belgeye aykırı yazımın veya tescilin düzeltilmesine, ilgilerden birisinin yazılı oluru olmazsa,
müdür defterdarlık veya mal müdürlüğünden düzeltme için dava açılmasını, talep eder.
Hazine avukatı bulunmayan yerlerde bu düzeltmeler için müdürlük tarafından re'sen dava
açılır.
Ġkinci ve üçüncü fıkralardaki durum, ayrıca kütük sayfasının beyanlar sütununda belirtilir.
(DeğiĢik son fıkra: 2004/8109 - 8.11.2004 / m.14) Kütük, yevmiye defteri ve yardımcı
sicillerde belgesine aykırı olarak basit yazım hatası yapıldığının tespit edilmesi halinde, müdür
tarafından nedeni düzeltmeler sicilinde açıklanarak, re'sen düzeltme yapılır.
Bunun yanı sıra Ġdaremizin 17/01/1984 tarih ve 1458 sayılı Genelgesi ile sicil üzerinde
yapılan hataların düzeltimine iliĢkin yöntem ve koĢullarda belirlenmiĢtir.
Bu genelge uyarınca tashih iĢlemleri tapu sicil muhafızlıklarınca yapılabilecektir.
A - Kadastro ve Tapulama Hizmetlerinden Doğan Hatalar:
1) Tashihe konu hatalar; tapulama ve kadastro hizmetleri sonucunda doğmuĢ ve tesbitler
kesinleĢerek kütük, pafta ve evrakı müsbiteler tapu dairelerine devredilmiĢ bulunmalıdır.
2) Hatalı iĢlemlerin söz konusu olduğu taĢınmazlarda, tahdit ve tesbitin herhangi bir tapu
kaydına veya herhangi bir kamusal belgeye dayandırılmaması, baĢka bir anlatımla hatanın, tahdit ve
tesbitin, senetsizden bilirkiĢiler veya muhtarın yanlıĢ beyanı sonucunda yapılmıĢ olmasıyla
meydana geldiği belirlenmelidir.
Buna göre tapulama ve kadastrolama hizmetleri sırasında vuku bulan ve kesinleĢen tahdit ve
tesbit iĢlemlerinde;
a) Evrakına ve haritasına aykırı olarak hatalı tescil edilen yüzölçümleri,
b) Evrakına ve haritasına aykırı olarak hatalı tescil edilen taĢınmazın niteliği,
c) Malikin soyadının yanlıĢ yazılması veya hiç yazılmamıĢ bulunması,
d) Malikin baba adının yanlıĢ yazılması veya hiç yazılmamıĢ olması,
e) Malikin cinsiyetinin mülkiyet hanesine yanlıĢ yazılmıĢ bulunması, yani oğlu yerine kızı,
kızı yerine oğlu yazılmıĢ olması,
f) Malikin baba adı ile birlikte soyadının yanlıĢ yazılmıĢ olması,
18
g) Malik adının noksan veya yanlıĢ yazılıĢ olması,
h) Malik veya baba adı iki isim iken, tek isim yahut tek isim iken iki isim yazılmıĢ olması
yada tek veya iki ismin rumuzla yazılmıĢ olması,
gibi meydana gelmiĢ hatalar, idari yönden tashihi gerekli maddi hatalar olarak kabul
edilmelidir.
Yukarıda yazılı maddi hataların, ilgililerinin bir kusuru olmaksızın idaremizden
kaynaklandığının kadastro beyannameleri ile tapulama tutanakları ve bağlı belgelerin
incelenmesinden anlaĢılması halinde; gerektiğinde taĢınmazın bulunduğu mahallesi veya köyü
muhtarlığından alınacak fotoğraflı ilmuhaber ile nüfus idaresinden alınacak kayıt örneği birlikte
değerlendirilmelidir.
Ancak; yüzölçümü ile ilgili hataların tashihinde, mahallinde inceleme yapılarak eldeki
verilerin zemine uygunluğu, bir tutanakla tevsik edilmelidir.
Tapu sicilindeki diğer bilgilerin buradaki veriler ile uygunluğunun tesbit edilmesi, ayrıca
Tapu Sicil Tüzüğünün 16 ncı maddesi uyarınca kanaat getirilmesi halinde, tashin talebi yevmiye
defterine kayıt edilmek ve tapu senedi düzenlemek suretiyle tashih iĢlemi yapılmalı, aksi takdirde
talep red edilmelidir.
3) Kadastro veya tapulama tahdit ve tesbiti tapu kaydına dayalı olarak yapılmakla birlikte,
malik hanesinde yazılı isimler tapu kaydına uygun değilse, bu durumda tashih iĢlemi ancak kadastro
veya tapulamadan öneki tapu kaydına uygun hale getirebilmek için yapılabilmelidir. Kadastro veya
tapulama tesbiti dayandığı tapu kaydına uygun ise, düzeltme istemi kabul edilmemeli düzeltmenin
yapılmasına iliĢkin mahkeme kararı aranılmalıdır.
Tahdit ve tesbit tapu kaydına uygun olmakla bareber kadastro ve tapulamaya esas tapu
kaydındaki tescilin evrakı müsbitesine muhalif olduğunun anlaĢılması halinde, nüfus kaydı,
fotoğraflı ilmuhaberi, evrakı müsbite ile karĢılaĢtırılarak, tüzüğün 16. maddesine göre de kanaat
gelmesi halinde de tashih iĢlemi yapılabilmelidir.
4) Hatalı olduğu belirtilen tapu kaydı kadastro veya tapulama tahdit veya tesbitine vaki
itirazlar sonucu, ilgili mahkemelerde verilen kararlar ile oluĢmuĢ ve kararlar uygun Ģekilde tescil
edilmiĢ ise, düzeltme yine mahkeme kararı ile yapılmalıdır.
B - Tapu Sicil Muhafızlıklarınca Yapılan Hatalar:
Tapu sicilinde kayıtlı taĢınmazların devir ve temliki sırasında, tapu idarelerince meydana
getirilen ve yukarıda tanımlanan nitelikteki maddi hatalar,
1) ĠĢlem anında farkına varılan hatalar, Tapu Sicil Tüzüğünün 107 ve 109 ncu maddeleri
uyarınca tahsihler siciline alınarak re'sen,
2) ĠĢlemden sonra ilgililerinin ve üçüncü Ģahısların muttâli oldukları hatalar, tashihler siciline
alınmak suretiyle değil, Tapu Sicil Tüzüğünün 107 nci maddesi uyarınca ilgilisinin konuya iliĢkin
talebinin yevmiye defterine kayıt edilmek, yeni kayıt tesis ve tapu senedi düzenlenmek suretiyle
düzeltilmelidir.
Bu gibi durumlarda hataya konu taĢınmazın ilk tesisinden itibaren tüm tedavüllerine ait evrakı
müsbite ve resmi senetlerine inilerek hatanın oluĢtuğu iĢlemdeki kimlik tesbitinin (nüfusda kayıtlı
olduğu yer, cilt, sahife ve sıra no) kanuni belgelere dayandırılıp dayandırılmadığı araĢtırılmalı ve
eğer kimlik tesbiti mevzuata uygun Ģekilde yapılmıĢ olmasına rağmen tescil hatalı ise, hata Tapu
Sicil Tüzüğünün 107 nci maddesi gereğince ilgililerinin talepleri yevmiye defterine kaydedilip,
yeni kayıt tesis edilerek giderilmelidir.
3) 2521 sayılı Soyadı Kanunundan önce tesis edilmiĢ tapu kayıtları ile bu kayıtlar esas
alındığı kadastro ve tapulama tesbitlerinde eksik olan soyadlarının ilavesi iĢlemleri de, alınacak
nüfus kaydı ve ilmuhaberlere dayandırılarak yerine getirilmelidir.
19
C - Diğer Ġdarelerin Sebep Olduğu Hatalar:
Tapu sicil muhafızlıklarında yapılan akit ve tescil iĢlemlerine dayanak olan ve diğer idareler
veya mahkemelerce düzenlenen (kimlik belgesi, tahsis kararı, veraset belgesi v.s.) belgelerde bu
idarece düĢülen hatalar da yine aynı idarenin doğru durumu belirleyen resmi belgelerine
dayandırılarak düzeltilmelidir.
D - Yukarıda sayılan hallerden baĢka, bir hata olmayıp eksiklik bulunduğu taktirde (Malik
veya babasının iki adından birinin veya iki veya daha fazla kelimeden müteĢekkil soy adından
birinin yazılmamıĢ olmas gibi) geldi kayıtlara ve mevcut belgeler değerlendirilerek, ilgilisinin hak
sahibi olduğuna da kanaat getirildiğinde iĢlemin yerine getirilmesi gerekir.
E- Mali Yönü:
1) Ġdarelerimizce meydana getirilen hatalar;
Gerek tapu sicil muhafızlıklarının ve gerekse kadastro veya tapulama müdürlüklerinin sebep
olduğu hatalar harçlar kanunun 59 ncu maddesi gereği olarak harç alınmadan tashih edilmelidir.
2) Diğer idarelerce meydana getirilen hatalar;
Ġdarelerimizin kusurundan değilde, diğer idarelerin düzenledikleri belgelere dayalı olarak
meydana gelen hatalar ise tashih harcı ödettirildikten sonra düzeltilmelidir.
ġeklinde konu Genelgeye bağlanılmıĢtır.
SONRADAN GELEN HAK SAHĠPLERĠNĠN DURUMU
MADDE 86 - Yapılacak düzeltmeler hatalı yazımdan sonra hak sahibi olmuĢ kiĢilerin hakkını
etkileyici nitelikte ise, bu hak sahiplerinin de yazılı olurları aranır.
KADASTRO TESPĠTLERĠ SIRASINDA YAPILAN YANLIġLIKLARIN DÜZELTĠLMESĠ
MADDE 87 - Kadastro çalıĢmaları sırasında meydana gelen yazım hatalarıyla ad, soyadı ve
baba adındaki yanlıĢlık veya eksiklikler ilgilisinin baĢvurusu üzerine;
a) Senetsizden tespitlerde; nüfus kayıt örneği ve taĢınmaz malın bulunduğu mahalle veya köy
muhtarlığından alınacak fotoğraflı ilmuhaber,
b) Kayda dayalı tespitlerde; dayanağı kayıt ve belgeler, Ġncelenerek, talebin gerçek hak
sahibinden geldiğine kanaat getirilmesi Ģartıyla ve talep yevmiye defterine kaydedilmek suretiyle
düzeltilebilir.
DÜZELTMENĠN ġEKLĠ
MADDE 88 - YanlıĢ yazım okunacak Ģekilde kırmızı mürekkepli kalemle çizilir ve ilk boĢ
sütuna doğrusu yazılır.
Kazıntı, silinti, satır aralarına veya sayfa kenarına çıkıntı veya kayda ek yapılmak suretiyle
düzeltme yapılamaz.
Yevmiye defterine kaydedilerek yapılan düzeltmelerde tarih ve yevmiye numarası,
düzetmeler siciline kaydedilerek yapılanlarda ise bu sicilin numarası düzeltilen iĢlemin üzerine
yazılır. Düzeltme ile ilgili belgeler taĢınmaz mala ait dosyada saklanır.
ONBĠRĠNCĠ BÖLÜM
YARDIMCI SĠCĠLLER
MAL SAHĠPLERĠ SĠCĠLĠ
MADDE 89 - TaĢınmaz mal maliklerinin adı, soyadı, ikametgahları ve sahip oldukları
taĢınmaz malların ada, parsel, sayfa numaraları ile mahelle veya köyleri mal sahipleri siciline
yazılır. Maliklerin soyadının baĢ harfine göre her harf için ayrı bir defter açılır. KiĢinin birden fazla
taĢınmaz malı varsa, tamamı aynı sütunda gösterilir. Bir taĢınmaz mal, malikinin mülkiyetinden
çıkınca kırmızı mürekkepli kalemle ada ve parsel numarası çizilir. Ayırma ve birleĢtirme
iĢlemlerinde, eski ada, parsel ve sayfa numaraları çizilip yeni numaralar yazılır.
20
TaĢınmaz mal sahibi, ikametgahını değiĢtirdiğini, bildirdiğinde, mal sahipleri sicilinin ilgili
kısmına yeni ikametgahı yazılır.
AZĠLLER SĠCĠLĠ
MADDE 90 - Vekaletten aziller, vekalet verenlerin soyadının baĢ harflerine göre, her harf için
sicilde ayrılan bölüme yazılır.
Azil belgesi geldiğinde, müdür veya görevlendireceği memur tarafından üzerine alındığı tarih,
saat ve dakika hemen yazılarak aziller siciline kaydedilir.
DÜZELTMELER SĠCĠLĠ
MADDE 91 - Yevmiye defterine yazılması gerekmiyen düzeltmelerin sebebi, düzeltmeler
siciline kaydedilir.
KAMU ORTA MALLARI SĠCĠLĠ
MADDE 92 - Mer'a, yaylak, kıĢlak gibi kamu orta malları, özel sicile yazılır ve hangi köy
veya belediyeye tahsisli olduğu belirtilir. Ġlgili belgeler özel dosyasında saklanır.
DĠĞER DEFTERLER
MADDE 93 - Tapu dairelerinde ayrıca tablo-mahzen defteri, yazıĢma defteri ve idari sınırlar
kayıt defteri de tutulur.
TABLO-MAHZEN DEFTERĠ
MADDE 94 - Müdürlükte bulunan bütün kütük, zabıt defteri, yevmiye defteri ve resmi senet
ciltleri ile yardımcı siciller tablo-mahzen defterine kaydedilir.
Tablo-mahzen defterindeki yazımlar, her yıl sonunda Genel Müdürlüğe bildirilir.
YAZIġMA DEFTERĠ
MADDE 95 - Yevmiye defteri ve aziller siciline yazılan iĢlem ve belgeler dıĢında tapu
dairesine gelen ve giden bütün yazılar ve istemler yazıĢma defterine kaydedilir.
ĠDARĠ SINIRLAR KAYIT DEFTERĠ
MADDE 96 - Yetkili mercilerce karara bağlanan idari sınırlarla ilgili kararlar ve köy sınırları,
idari sınırlar defterine yazılır ve belgeleri özel dosyasında saklanır.
ONĠKĠNCĠ BÖLÜM
SĠCĠLLERĠN SAKLANMASI
SĠCĠL VE DEFTERLERĠN SAKLANMASI
MADDE 97 - Bu Tüzükte yazılı ana ve yardımcı siciller ile defterler özenle saklanır ve imha
edilmezler.
RESMĠ SENETLERĠN SAKLANMASI
MADDE 98 - Resmi senetler her yıl tarih ve yevmiye sırasıyla ciltlenerek saklanır.
BELGELERĠN SAKLANMASI
MADDE 99 - Her taĢınmaz mal için bir dosya açılır ve dosya üzerine mahalle veya köyü ile
kütük sayfası, ada ve parsel numarası yazılır.
Tapu iĢlemleriyle, Döner Sermaye ĠĢletmesine ait belgeler tarih ve yevmiye numarasına göre
bu dosyaya konulur.
Belgelere birden baĢlayan numaralar verilir ve dosya kapağının iç kısmına hangi belgelerin
hangi tarih ve yevmiyeli iĢleme ait olduğu yazılır.
TaĢınmaz mal dosyaları, arĢivde her mahalle veya köy itibariyle kütük sayfası numarası
sırasına göre dizilir. Bir belge birkaç taĢınmaz malla ilgili ise en küçük sayfalı taĢınmaz mal
dosyasına konulur ve bu belgenin hangi dosyada olduğu diğer dosyalarda belirtilir.
ONÜÇÜNCÜ BÖLÜM
ÖRNEKLER VE GENEL MÜDÜRLÜĞE BĠLGĠ VERME
SĠCĠLLERĠN DAĠRE DIġINA ÇIKARILMASI
MADDE 100 - Tapu sicilleri, tapu dairesi dıĢına çıkarılamaz.
Devlete, gerçek ve tüzel kiĢilere ait bir hizmetin görülmesi, bir hakkın korunması ve ispatı
gerektiğinde, onaylı örnekleri verilir.
21
Ancak mahkemelerce sicil veya belgelerin aslı istenildiği takdirde, örnekleri müdür tarafından
tasdik edilip, iade edilmek üzere imza karĢılığında asılları verilir.
TAPU SENEDĠ VE ÖRNEKLER
MADDE 101 - Tapu dairesinde akitli veya akitsiz iĢlemlerle ilgili olarak düzenlenen tapu
senedi veya ipotek belgelerinin birer örneği, müdür tarafından hak sahiplerine verilir.
Ġlgilisinin istemi halinde de, tapu sicilini oluĢturan bilgi ve belgelerin örneği verilir.
BELGELERĠN ġEKLĠ
MADDE 102 - Tapu iĢlemlerinde kullanılacak belgelerin Ģekilleri, Genel Müdürlük tarafından
belirlenir.
BELGELERĠN GÖNDERĠLMESĠ
MADDE 103- (DeğiĢik: 2004/8109 - 8.11.2004 / m.15) Tapu senetleri ve ipotek belgelerinin
fotoğrafsız birer örneği ile ipotek terkin iĢlemleri, liste halinde veya bilgisayar ortamında, iĢlemi
izleyen ayın ilk iki haftası içinde Genel Müdürlük merkez arĢivine veya Genel Müdürlükçe
belirlenen bölge arĢivlerine gönderilir. Genel Müdürlük, bölge arĢivleri oluĢturmaya ve diğer
belgelerden hangilerinin sadece merkez arĢivine gönderileceğini belirlemeye yetkilidir.
KÜTÜK, YEVMĠYE DEFTERĠ VE YARDIMCI SĠCĠLLERĠN ONANMASI
MADDE 104 - Kütükler, yevmiye defteri ve yardımcı siciller üzerinde herhangi bir iĢlem
yapılmadan önce, birbirini takip eden sayfa numaraları verilerek müdür tarafından kaç sayfadan
ibaret oldukları son sayfaya yazılıp tarih, imza ve mühürle onanır, sayfa araları da ayrıca daire
mührü ile mühürlenir.
Kadastro aĢamasında oluĢturulan kütüklerin onama iĢlemi kadastro müdürü tarafından yapılır.
ONDÖRDÜNCÜ BÖLÜM
ÇEġĠTLĠ HÜKÜMLER
YÖNETMELĠK
EK MADDE 1- (Ek: 2004/8109 - 8.11.2004 / m.16) Bu Tüzüğün uygulanmasına iliĢkin
hususlar yönetmelikle düzenlenir.
KADASTRO GÖRMEMĠġ TAġINMAZ MALIN YAZIMI
GEÇĠCĠ MADDE 1 - Henüz kadastrosu yapılmamıĢ yerlerde kütük yerine zabıt defteri ve kat
mülkiyeti zabıt defteri tutulur. TaĢınmaz malların sınırları hudut komĢuları yazılarak gösterilir.
TaĢınmaz malın varsa resmi haritası veya planı dosyasında saklanır.
KADASTROSU YAPILMAMIġ YERLERDE BELGELERĠN SAKLANMASI
GEÇĠCĠ MADDE 2 - Kadastrosu yapılmamıĢ yerlerde, her iĢleme ait belgeler, o iĢlem için
ayrı bir dosya içinde üzeri tarih, sıra ve yevmiye numarası yazılarak saklanır.
ĠĢlemlere ait dosyalar ayrıca aylık olarak arĢivlenir.
KALDIRILAN HÜKÜMLER
MADDE 105 - 08.10.1930 tarih ve 10012 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile yürürlüğe konulan
Tapu Sicili Nizamnamesi yürürlükten kaldırılmıĢtır.
YÜRÜRLÜK
MADDE 106 - Türk Medeni Kanununun 910 uncu maddesine göre hazırlanıp DanıĢtayca
incelenmiĢ olan bu Tüzük, Resmi Gazete'de yayımı tarihinde yürürlüğe girer.
YÜRÜTME
MADDE 107 - Bu Tüzük hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür.
22
4721 sayılı Türk Medeni Kanunu (Tapu Sicili 2.Bölüm)
ĠKĠNCĠ BÖLÜM
TAPU SĠCĠLĠ
A. Kurulması
I. Sicil bakımından
1. Genel olarak
Madde 997- TaĢınmazlar üzerindeki hakları göstermek üzere tapu sicili tutulur.
Tapu sicili, tapu kütüğü ve kat mülkiyeti kütüğü ile bunları tamamlayan yevmiye defteri ve
belgeler ile plânlardan oluĢur.
Sicilin örneği, nasıl tutulacağı ve yardımcı siciller tüzükle belirlenir.
2. Taşınmazların kaydedilmesi
a. Kaydedilecek taşınmazlar
Madde 998- Tapu siciline taĢınmaz olarak Ģunlar kaydedilir:
1. Arazi,
2. TaĢınmazlar üzerindeki bağımsız ve sürekli haklar,
3. Kat mülkiyetine konu olan bağımsız bölümler.
Arazinin tapu siciline kaydı, özel kanun hükümlerine tâbidir.
Bağımsız ve sürekli hakların kaydedilmesi için gerekli koĢullar ve usul tüzükle belirlenir.
Süreklilik koĢulunun gerçekleĢmesi için hakkın süresiz veya en az otuz yıl süreli olması gerekir.
Kat mülkiyetine konu olan bağımsız bölümlerin taĢınmaz olarak kaydı, özel kanun
hükümlerine tâbidir.
b. Kaydedilmeyecek taşınmazlar
Madde 999- Özel mülkiyete tâbi olmayan ve kamunun yararlanmasına ayrılan taĢınmazlar,
bunlara iliĢkin tescili gerekli bir aynî hakkın kurulması söz konusu olmadıkça kütüğe kaydolunmaz.
Tapuya kayıtlı bir taĢınmaz, kayda tâbi olmayan bir taĢınmaza dönüĢürse, tapu sicilinden
çıkarılır.
YARGITAY 5. HUKUK DAĠRESĠ E. 2011/3322
-Bedeline hükmedilen taĢınmaz yol niteliği aldığından TMK.nun 999. maddesi uyarınca
tapudan terkini yerine Hazine adına tesciline karar verilmesi.
Doğru görülmemiĢtir.
SONUÇ : Davalı idare vekilinin temyiz itirazları yerinde olduğundan hükmün açıklanan
nedenlerle HUMK.nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA,20.06.2011 gününde oybirliğiyle
karar verildi.
3. Sicilin unsurları
a. Tapu kütüğü
Madde 1000- Her taĢınmaza kütükte bir sayfa ayrılır ve sayfa numaraları birbirini izler.
Bir taĢınmazın bölünmesi veya birden çok taĢınmazın birleĢtirilmesi hâlinde uyulacak usul
tüzükle belirlenir.
Kütüğün her sayfasındaki özel sütunlara Ģunlar tescil edilir:
1. Mülkiyet,
2. TaĢınmaz üzerinde kurulmuĢ olan veya o taĢınmaz lehine baĢka taĢınmaz üzerinde
kurulmuĢ bulunan irtifak hakları ile taĢınmaz yükü,
3. TaĢınmaz üzerindeki rehin hakları.
Eklentiler, malikin isteği üzerine beyanlar sütununa kaydedilir. Yapılan bu kayıt, ancak
kütükte hak sahibi olarak görünenlerin rızasıyla kütükten silinebilir.
Aynı malike ait olan birden çok taĢınmaz, sınırları birbirine bitiĢik olmasa bile, malikin
istemiyle kütükte ortak bir sayfaya kaydedilebilir. Bu sayfaya yapılan rehin tescilleri, o sayfada
kayıtlı bulunan bütün taĢınmazları bağlar; aynı sayfada kayıtlı bu gibi taĢınmazlardan bir kısmı
23
malikin istemi üzerine veya mahkeme kararıyla o sayfadan çıkarılırsa, çıkarılan taĢınmazlar
üzerinde tescil edilmiĢ bulunan haklar saklı kalır.
b. Kat mülkiyeti kütüğü
Madde 1001- Kat mülkiyetine konu olan bağımsız bölümler, ayrıca tutulacak kat mülkiyeti
kütüğüne yazılır.
Özel kanun hükümleri saklı kalmak üzere, kütükte yapılacak iĢlemler hakkında tapu kütüğüne
iliĢkin hükümler uygulanır.
DANIġTAY 3. DAĠRE E. 2001/2306
Medeni Kanunun 1001'inci maddesi gereğince davacı tarafından satılan bağımsız bölümün
kayıtlı olduğu kat mülkiyeti kütüğünün, tapu kütüğüne iliĢkin esaslara göre tutulması ve bu kütüğe
geçirilen iĢlemler için aynı esasların geçerli olması nedeniyle Medeni Kanunun 1013'üncü
maddesine göre taĢınmazın maliki olan davacının veya adına iĢlem yapma yetkisi bulunan kimsenin
yazılı beyanı üzerine tescil edilen satıĢ iĢleminin satıĢ bedeli yönünden gerçek durumu
yansıtmadığını kanıtlama yükü kendisine düĢmektedir.
Doğruluğu, yukarıda değinilen düzenlemeler ile kanıt kabul edilen tapu sicilinde tescil edilen
ve satıcı ile alıcının tapu memuru önünde beyan ve imzalarıyla doğruladıkları satıĢ bedelinin,
gerçekte faturada gösterilen düzeyde olduğunu kanıtlayamayan davacı adına yapılan tarhiyatı,
taĢınmazın gerçek değerinin tespiti için yeterli araĢtırma ve inceleme yapılmadığı gerekçesiyle
kaldıran vergi mahkemesi kararında hukuka uygunluk görülmemiĢtir.
c. Yevmiye defteri ve belgeler
Madde 1002- Tapu kütüğüne tescil istemleri, isteyenin kimliği ve istemin konusu belirtilerek
istem sırasına göre derhâl yevmiye defterine yazılır.
Bu iĢlemlerin dayanağı olan belgeler, özenle sıraya konulur ve saklanır.
d. Plân
Madde 1003- Bir taĢınmazın kütüğe kaydı ve belirlenmesinde resmî bir ölçüme dayanan plân
esas alınır.
Plânların nasıl hazırlanacağı tüzükle belirlenir.
II. Tapu sicilinin tutulması
1.Bir bölgede
YARGITAY 8. HUKUK DAĠRESĠ E. 2008/2249
Ancak TMK.nun 1000. maddesi uyarınca "her taĢınmaza kütükte bir sayfa ayrılır ve sayfa
numaraları birbirini izler" hükmü gözönünde bulundurularak aynı kanunun 1003. ve 1004.
maddeleri dikkate alınarak tapuya kaydedilmesi zorunludur. Hal böyle olunca, 3402 sayılı Kadastro
Kanunu uyarınca yapılan kadastro çalıĢmalarında dava konusu taĢınmaz 115 ada 240 parsel olarak
tespit ve tescil edilmiĢtir. Yapılan uygulamada, bu taĢınmazın 03.04.2008 tarihli fenni bilirkiĢi
krokisinde kırmızı renkle taralı A harfiyle gösterilen 10337.33 m2'lik kısmının davacının ve
bayiinin zilyetliğinde olduğu saptanmıĢtır. TaĢınmazın tamamının iptali ve tescili söz konusu
değildir. Bu durumda, 115 ada 240 nolu parselin karara esas alınan fenni bilirkiĢi krokisinde B
harfiyle gösterilen 12923.59 m2'lik kısmının 115 ada 240 nolu parsel olarak Hazine üzerinde
bırakılması gerekirken; bu bölüm içinde yeni bir parsel numarası verilerek tescil kararı verilmesi
doğru olmamıĢtır. Öyle ise, yukarıda değinilen fenni bilirkiĢi raporunda A harfiyle gösterilen bölüm
için yeni bir parsel numarası verilerek davacı adına iptal ve tescile karar verilmesi gerekirken; 115
ada 240 nolu parseli kaydının tamamen kapatılarak yok sayılması doğru olmamıĢtır.
Madde 1004- TaĢınmazlar, bulundukları bölgenin tapu siciline kaydedilir.
2. Birden çok bölgede
Madde 1005- Birden çok bölgede bulunan taĢınmaz, diğer bölge sicillerine kayıtlı olduğu
belirtilmek suretiyle her bölgedeki sicile ayrı ayrı kaydedilir.
24
Böyle bir taĢınmaza iliĢkin tescil istemleri ve tescil iĢlemleri taĢınmazın büyük kısmının
bulunduğu bölgede yapılır ve yapılan tescil kütüğe iĢlenmek üzere diğer bölgelerdeki tapu
idarelerine bildirilir.
III. Tapu idareleri
1. Kuruluş
Madde 1006- Tapu idarelerinin kuruluĢ, iĢleyiĢ ve hizmetlerinin yürütülmesi, özel kanun
hükümlerine tâbidir.
2. Sorumluluk
Madde 1007- Tapu sicilinin tutulmasından doğan bütün zararlardan Devlet sorumludur.
Devlet, zararın doğmasında kusuru bulunan görevlilere rücu eder.
Devletin sorumluluğuna iliĢkin davalar, tapu sicilinin bulunduğu yer mahkemesinde görülür.
Yargıtay 20.Hukuk Dairesinin 2011/10548 E. Sayılı Kararında
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 18.11.2009 gün ve 2009/4-383 E., 2009/517 K.;
16.06.2010 gün ve 2010/4-349 E., 2010/318 K. sayılı kararlarında da vurgulandığı gibi; tapu
iĢlemleri kadastro tespit iĢlemlerinden baĢlayarak birbirini takip eden iĢlemler olduğundan ve tapu
kütüğünün oluĢumu aĢamasındaki kadastro iĢlemleri ile tapu iĢlemleri bir bütün oluĢturduğundan,
bu kayıtlarda yapılan hatalardan TMK m. 1007 anlamında Devletin sorumlu olduğunun kabulü
gerekir. Burada Devletin sorumluluğu kusursuz sorumluluktur. Bu iĢlemler nedeniyle zarar
görenler, Borçlar Yasası'nın 125. maddesinde yer alan 10 yıllık zamanaĢımı süresi gözetilerek
Medeni Yasa'nın 1007. maddesi gereğince, zararlarının tazmini için Hazine aleyhine adli yargıda
dava açabilirler.
B. İşlemler
I. İşlemlerin konusu
1. Tescil
Madde 1008-TaĢınmaza iliĢkin aĢağıdaki haklar, tapu kütüğüne tescil edilir:
1. Mülkiyet,
2. Ġrtifak hakları ve taĢınmaz yükleri,
3. Rehin hakları.
2. Şerhler
a. Kişisel haklarda
Madde 1009- Arsa payı karĢılığı inĢaat, taĢınmaz satıĢ vaadi, kira, alım, önalım, gerialım
sözleĢmelerinden doğan haklar ile Ģerhedilebileceği kanunlarda açıkça öngörülen diğer haklar tapu
kütüğüne Ģerhedilebilir.
Bunlar Ģerh verilmekle o taĢınmaz üzerinde sonradan kazanılan hakların sahiplerine karĢı ileri
sürülebilir.
YARGITAY 14. HUKUK DAĠRESĠ E. 2006/11775
KARAR : Dava, Türk Medeni Kanununun 1009 maddesi uyarınca tapu kütüğüne Ģerh edilen
arsa payı karĢılığı inĢaat yapım ve taĢınmaz satıĢ vaadi sözleĢmesi Ģerhinin terkini istemine
iliĢkindir. Mahkemece dava kabul edilmiĢ, hükmü davalı yüklenici Ģirket temyiz etmiĢtir.
Gerçekten yukarıda gösterilen yasa hükmü uyarınca arsa payı inĢaat yapım sözleĢmesinin,
kayda sonradan malik olacak kiĢilere ileri sürülmesini temin amacıyla ve yüklenici yararına tapu
kütüğüne Ģerhi olanaklıdır. Somut olayda terkin istenen 2.7.2002 tarihli Ģerh sözü edilen amacı
sağlamaya yöneliktir. Ne varki, sözleĢmenin yapılmasından sonra ifa süresi baĢladığı halde
yüklenici tarafından eserin meydana getirilmesi için bir çaba sarfedilmemiĢ, sözleĢmenin arsa sahibi
olan tarafları Borçlar Kanunun 358. maddesinden yararlanarak erken fesih hakkını kullanıp
sözleĢmeyi feshetmiĢlerdir. Feshedilen sözleĢme yükleniciye koĢulları varsa tazminat isteme
25
hakkının verirse de bu sözleĢmenin tapu kütüğüne Ģerhinin devamı bir hak sağlamaz. Diğer taraftan
üzerine inĢaat yapılması kararlaĢtırılan 68 parsel sayılı taĢınmazda davacılar dıĢında paylı
maliklerinde bulunduğu görülmektedir. Davalı yüklenici birden fazla kiĢinin paydaĢ olduğu
taĢınmazda diğer paydaĢlarla sözleĢme yapıldığını ileri sürüp kanıtlanamadığından taĢınmazın 2/6
payın malikleri ile yapılan sözleĢmenin ifa olanağı da yoktur.
b. Tasarruf yetkisinin kısıtlanmasında
Madde 1010- AĢağıdaki sebeplere dayanan tasarruf yetkisi kısıtlamaları, tapu kütüğüne Ģerh
verilebilir:
1. ÇekiĢmeli hakların korunmasına iliĢkin mahkeme kararları,
2. Haciz, iflâs kararı veya konkordato ile verilen süre,
3. Aile yurdu kurulması, artmirasçı atanması gibi Ģerh verilmesi kanunen öngörülen iĢlemler.
Tasarruf yetkisi kısıtlamaları, Ģerh verilmekle taĢınmaz üzerinde sonradan kazanılan hakların
sahiplerine karĢı ileri sürülebilir.
YARGITAY 12. HUKUK DAĠRESĠ E. 2004/13384
KARAR : ġikayete konu Mersin Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 03.07.2003 tarih ve 2003/503
sayılı tedbir kararında taĢınmazın devir ve temlikinin önlenmesine karar verildiği bu tedbir
kararında alacaklının taraf olmadığı anlaĢılmaktadır. Sözü edilen tedbir kararının mahiyeti itibariyle
rızai devir ve temlikleri önleyici nitelikte olduğu, cebri icraya engel durumun bulunmadığı ve
alacaklı taraf olmadığından tedbir kararının onun yönünden bağlayıcı olmadığı, davacı adına tescil
kararı verilse bile haciz Ģerhinin mahkemece kaldırılmadığı sürece geçerli bulunduğu cihetle icra
müdürünün satıĢ iĢlemlerine devam etmesi gerekirken aksine karar vermesi doğru olmadığından
alacaklının anılan karara yönelik Ģikayetinin mahkemece kabulü yerine reddine karar verilmesi
isabetsizdir.
c. Geçici tescil şerhi
Madde 1011- AĢağıdaki hâllerde geçici tescil Ģerhi verilebilir:
1. Ġddia edilen bir aynî hakkın güvence altına alınması gerekiyorsa,
2. Tasarruf yetkisini belirleyen belgelerdeki noksanlıkların sonradan tamamlanmasına kanun
olanak tanıyorsa.
Geçici tescil Ģerhi, bütün ilgililerin razı olmasına veya hâkimin karar vermesine bağlıdır.
ġerhin konusu olan hak sonradan gerçekleĢirse, Ģerh tarihinden baĢlayarak üçüncü kiĢilere karĢı ileri
sürülebilir.
Geçici tescil Ģerhi verilmesi istemi üzerine hâkim, tarafları dinleyerek veya dosya üzerinde
inceleme yaparak Ģerhe konu olan hakkın varlığının kabul edilebileceği kanaatına varırsa, Ģerh
kararı verir. Kararda Ģerhin etki bakımından süresi ve içeriği belirlenir; gerektiğinde mahkemeye
baĢvurulması için bir süre verilir.
YARGITAY 14. HUKUK DAĠRESĠ E. 2011/3033
Geçici tescil Ģerhi Kanunda iki hal için kabul edilmiĢtir. Bunlardan birisi iddia edilen ayni
hakkın güvence altına alınmasının gerekli olması ( T.M.K.m. 1011/1 ), diğeri ise tasarruf yetkisini
belirleyen belgelerdeki noksanlıkların sonradan tamamlanmasına kanunun olanak tanımasıdır (
T.M.K. m. 1011/2 ).
Türk Medeni Kanunu hükümleri çerçevesinde tapu sicilinde yapılan iĢlemlerin dayanağının
idari iĢlem olacağı da kuĢkusuzdur. Davalı idare de davacının tescil talebini tasarruf yetkisini
kanıtlayamaması sebebiyle reddetmiĢtir. Davacı bu reddin doğru olmadığını ileri sürerken tasarruf
yetkisini kanıtlayacak belgeleri tamamlayana kadar Türk Medeni Kanunu'nun kendisine tanıdığı
haktan yararlanmak amacıyla geçici tescil Ģerhi kararı talep etmektedir. Diğer bir anlatımla talebi
yukarda değinildiği gibi Ġdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2. maddesi anlamında Ġdari Yargının
görevi alanına giren bir iĢlemin iptali niteliğinde değildir. Bu haliyle davanın görülme yeri adli
26
yargıdır. Mahkemece, açıklanan hususlar gözetilmeden görevsizlik kararı verilmesi doğru
görülmediğinden, kararın bozulması gerekmiĢtir.
3. Beyanlar
Madde 1012- Bir taĢınmazın eklentileri, malikin istemi üzerine kütükteki beyanlar sütununa
yazılır. Bu kaydın terkini, kütükte hak sahibi görünen bütün ilgililerin rızasına bağlıdır.
TaĢınmaz mülkiyetine iliĢkin kamu hukuku kısıtlamalarının beyanlar sütununa yazılması ve
bu sütuna yazılabilecek diğer hususlar tüzükle belirlenir.
Özel kanun hükümleri saklıdır.
YARGITAY 14. HUKUK DAĠRESĠ E. 2008/12860 sayılı kararı ile Beyanlar sütununun
iĢlevini değerlendiren kararında
Medeni Kanunu‘nun 1012. ve Tapu Sicil Tüzüğü‘nün 60 ila 64. maddelerinde yedi bölüm
olarak düzenlenen ―beyanlar‖ gerek tescillerden, gerekse Ģerhlerden farklıdır. Kütüğün beyanlar
hanesine iĢlenen kayıt, kural olarak ne bir aynı hak ihdas eder ne de Ģahsi bir hakkı güçlendirmeye
yarar.
Beyanların fonksiyonu, gayrimenkulle ilgili bazı ġili veya hukuki durumlara ya da zaten
mevcut bulunan bazı haklara aleniyet sağlamaktan ibarettir.
―Beyanlar‖ baĢlıklı 4721 Sayılı Türk Medeni Kanunu‘nun 1012. maddesi; ―Bir taĢınmazın
eklentileri, malikin istemi üzerine kütükteki beyanlar sütununa yazılır. Bu kaydın terkini, kütükte
hak sahibi görünen bütün ilgililerin rızasına bağlıdır. TaĢınmaz mülkiyetine iliĢkin kamu hukuku
kısıtlamalarının beyanlar sütununa yazılması ve bu sütuna yazılabilecek diğer hususlar tüzükle
belirlenir. Özel kanun hükümleri saklıdır,‖ Ģeklindedir.
Yasanın sözü edilen bu hükmü uyarınca genellikle tapu kütüğüne yazılarak
alenileĢtirilmesinde fayda umulan hukuki iliĢki ve fiili durum Ģeklinde tarif edilen her beyanın tapu
kütüğünün beyanlar hanesinde gösterebilme olanağı yoktur. BaĢka bir anlatımla, tapu kütüğünün
beyanlar hanesine ―beyanda‖ bulunulabilmesi için ya Türk Medeni Kanunu‘nda bir hüküm olması
veya özel kanunlarla bu konuda bir hükme yer verilmesi yahut Tapu Sicil Tüzüğü‘nde bir
düzenleme yapılmıĢ olması gerekir.
Ayrıca, yasal düzenlemeler dıĢında yasal düzenlemelerdeki belirsizlikler nedeniyle Tapu ve
Kadastro Genel Müdürlüğü genelgeleri ile açıklayıcı nitelikteki bina yapılamaz beyanı, yıkım
kararları, uygulanamayan mahkeme ilamları, orman içi binalar da beyanlar sütununa iĢaretlenebilir.
Birbirinden farklı konularda beyanlar sütununa yapılan kayıtların bazıları, üçüncü kiĢilerin iyi
niyetini bertaraf etmeye yararken, bazıları ilgilisi yararına karine yaratır, bazıları ise taĢınmaza bağlı
bir ayni hakkı ya da Ģahsi hakkı açıklarken bazı beyanlar da kamu hukukundan kaynaklanan
kısıtlamaları açıklar. Bir diğer anlatımla, beyanın niteliğine göre beyana bağlanan sonuç
değiĢmektedir. ( Oğuzman–Seliçi, EĢya Hukuku, Ġstanbul 2004, s.2004 )
Gerek metni yukarıda Trük Medeni Kanunu‘nun 1012. ve gerekse Tapu Sicil Tüzüğü‘nün 60.
maddelerinden anlaĢılmaktadır ki, mevzuatın yazılmasına izin vermediği bir belirtmenin kütüğün
beyanlar sütununda gösterilebilme olanağı yoktur.
II. Tescilin ve terkinin koşulları
1. İstem
a. Tescil için
Madde 1013- Tescil, tasarrufa konu olan taĢınmaz malikinin yazılı beyanı üzerine yapılır.
Edinen kimse, kanun hükmüne, kesinleĢmiĢ mahkeme kararına veya buna eĢdeğer bir belgeye
dayanıyorsa, bu beyana gerek yoktur.
Bir aynî hakkı tescilden önce kazanan kimse, gerekli belgeleri ibraz ederek tescili isteyebilir.
YARGITAY 14. HUKUK DAĠRESĠ E. 2008/1597
Ayni hak, kütüğe tescil yoluyla yazılmıĢsa kural olarak böyle bir tescile dayanan iyiniyetli
kiĢinin iktisabı korunur. Fakat, tescilin yanı baĢında, bir de bunun haklı bir sebebe dayanması ve
27
tescil talebinin o hak üzerinde tasarruf yetkisine sahip olan kimse tarafından yapılmıĢ olması Ģarttır.
Yetkisiz bir kimse tarafından yapılan talep veya haklı bir sebep olmadan yapılan bir tescil hakkı
iktisap ettirmez. Ancak bu yönden tescil sakat dahi olsa, iyiniyetli, yani sakatlığı bilmeyen ve
bilmeleri de kendilerinden beklenemeyen kimseler karĢısında geçerli bir tescilin sonuçlarını
doğurur. Böyle bir tescile dayanarak iyiniyetle o gayrımenkul üzerinde ayni bir hak iktisap eden
korunur. Yani iyiniyetli kimseler kütüğün görünüĢüne inanmakta haklıdır. Bu kuralın tapu kütüğüne
güven sağlamak için getirildiği kuĢkusuzdur.
O yüzden, davacıdan, kayıt maliki davalının kötü niyetine iliĢkin delilleri istenerek
toplanmalı, bildirilecek deliller sözü edilen davalı yüklenici Ģirketin sunduğu belge ve tapu
kayıtlarındaki süratli Ģekilde yapılan tedavüllerin nedeni de davalıya sorulup saptanarak bütün
delillerin birlikte değerlendirilmesi suretiyle sonucuna uygun bir hüküm kurulmalıdır.
Ayni hak, kütüğe tescil yoluyla yazılmıĢsa kural olarak böyle bir tescile dayanan iyiniyetli
kiĢinin iktisabı korunur. Fakat, tescilin yanı baĢında, bir de bunun haklı bir sebebe dayanması ve
tescil talebinin o hak üzerinde tasarruf yetkisine sahip olan kimse ( TMK.m.1013 ) tarafından
yapılmıĢ olması Ģarttır. Yetkisiz bir kimse tarafından yapılan talep veya haklı bir sebep olmadan
yapılan bir tescil hakkı iktisap ettirmez. Ancak bu yönden tescil sakat dahi olsa, iyiniyetli, yani
sakatlığı bilmeyen ve bilmeleri de kendilerinden beklenemeyen kimseler ( TMK.m.3 ) karĢısında
geçerli bir tescilin sonuçlarını doğurur. Böyle bir tescile dayanarak iyiniyetle o gayrımenkul
üzerinde ayni bir hak iktisap eden korunur ( TMK.m.1023 ).Yani iyiniyetli kimseler kütüğün
görünüĢüne inanmakta haklıdır. Bu kuralın tapu kütüğüne güven sağlamak için getirildiği
kuĢkusuzdur ( TMK.m.1020 ).
b. Terkin ve değişiklik için
Madde 1014- Bir tescilin terkin edilmesi veya değiĢtirilmesi, ancak bu kaydın kendilerine hak
sağladığı kimselerin yazılı beyanı üzerine yapılabilir.
YARGITAY 19. HUKUK DAĠRESĠ E. 2005/283
ÖZET : Ġpoteğin terkini malik tarafından istenebilir ( TMK.883 ). Bir tescilin terkin edilmesi
veya değiĢtirilmesi kendilerine hak sağlayan kiĢilerin beyanıyla yapılabilir ( TMK.1014 ). Terkine
rıza gösterilmemesi halinde malik tapu kaydının düzeltilmesini dava etmek zorundadır. Mahkeme
kararı üzerine terkini malik talep edebilecektir.
Üçüncü kiĢi hukuki yararının bulunması halinde terkini dava edebilirse de, bu halde malikin
de davada taraf olarak gösterilmesi gerekir. Mahkemece bu yönler araĢtırılıp irdelenmeden yazılı
Ģekilde hüküm kurulması doğru değildir.
Dosyaya ibraz edilen hesap özetinin davacılardan HMB ĠnĢaat A.ġ'ne ait olup, diğer davacı
ile ilgili hesap özetinin dosyada olmadığı bir baĢka anlatımla Güney Turizm A.ġ'nin riskinin sona
erip ermediği konusunda banka defter ve kayıtları incelenmeden ipoteklerin fekkine karar verilmiĢ
olması doğru değildir.
Ġpoteğin terkini malik tarafından istenebilir ( TMK.883 ). Bir tescilin terkin edilmesi veya
değiĢtirilmesi kendilerine hak sağlayan kiĢilerin beyanıyla yapılabilir ( TMK.1014 ). Terkine rıza
gösterilmemesi halinde malik tapu kaydının düzeltilmesini dava etmek zorundadır. Mahkeme kararı
üzerine terkini malik talep edebilecektir ( Prof.Dr. M.Kemal Oğuzman, Prof.Dr. Özer Seliçi,
Prof.Dr. Saibe Oktay-Özdemir, EĢya Hukuku 10.Basım Filiz Kitabevi/2004, Sh. 174 ). Üçüncü kiĢi
hukuki yararının bulunması halinde terkini dava edebilirse de, bu halde malikin de davada taraf
olarak gösterilmesi gerekir. Mahkemece bu yönler araĢtırılıp irdelenmeden yazılı Ģekilde hüküm
kurulması doğru değildir.
2. Yetkinin ve sebebin belirlenmesi
Madde 1015- Tescil, terkin ve değiĢiklik gibi tasarruf iĢlemlerinin yapılabilmesi, istemde
bulunanın, tasarruf yetkisini ve hukukî sebebi belgelemiĢ olmasına bağlıdır.
Ġstemde bulunan kimse, kendisinin, sicilde hak sahibi görünen kiĢi veya bu kiĢinin temsilcisi
olduğunu ispat etmek suretiyle tasarruf yetkisini belgelemiĢ olur.
28
Hukukî sebebin belgelenmesi, bu sebebin geçerliliği için gerekli Ģekle uyulduğunun ispatı
suretiyle olur.
YARGITAY 14. HUKUK DAĠRESĠ E. 2004/1024
TaĢınmazların, kadastro tespiti ya da tapuya tescili sırasında mülkiyet veya diğer hak
sahiplerinin isim, soy isim, baba adı, doğum tarihleri gibi kimlik bilgilerinin kayda eksik ya da
hatalı iĢlenmesi, kayıt düzeltme davalarının kaynağını oluĢturur. Bu nedenle de bu tür davalarla
kimlik bilgileri düzeltilirken, taĢınmaz malikinin değiĢmemesi, diğer bir anlatımla mülkiyet
aktarımına neden olunmaması gerekir.
Ġsim düzeltme davaları, taĢınmazın aynına iliĢkin bulunduğundan HUMK.nun 13. maddesi
uyarınca, taĢınmazın bulunduğu yer mahkemesinde açılır.
Böyle bir davayı tapu maliki ile mirasçıları açabilir. Bunun yanı sıra 1.1.2002 tarihinde
yürürlüğe giren yeni Türk Medeni Kanununun 702. maddesinin son fıkrası ile ortaklardan her
birinin topluluğa giren hakların korunmasını sağlayabileceği ve bu korumadan bütün ortakların
yararlanabileceği öngörüldüğünden, elbirliği mülkiyetinde, ortaklardan herhangi biri de, tek baĢına
tapuda miras bırakanla ilgili düzeltme isteyebilir. Ayrıca bu tür davanın, bir baĢka dava nedeniyle
verilen yetkiye dayanılarak açılması da mümkündür. Böyle bir yetki verildiğinde, yetkiye
dayanılarak dava açan kiĢinin, aktif dava ehliyeti vardır.
Tapu Sicil Müdürlüğüne yöneltilerek açılması gereken kayıt düzeltme davalarında,
mahkemece sağlıklı bir inceleme yapılmalı, kayıt maliki ile ismi düzeltilecek kiĢinin aynı kiĢi
olduğu kuĢkuya yer vermeyecek Ģekilde saptanmalıdır. Bu saptama yapılırken de aĢağıda açıklanan
yöntem izlenmelidir.
1- Düzeltilecek tapu kaydı tüm dayanakları ile birlikte getirtilmelidir.
2- Nüfus Müdürlüğünden, kayıtta geçen kiĢi ile aynı kimlik bilgilerine sahip bir baĢka kiĢinin
kaydının bulunup bulunmadığı sorulmalı, kaydı düzeltilecek kiĢinin nüfus kaydı, tapu ve
dayanakları ile bağlantı oluĢturacak Ģekilde incelenmeli, gerekirse kök kayıtlar da istenmelidir.
3- Cumhuriyet Savcılığı aracılığıyla, taĢınmazın bulunduğu mahalde kayıt maliki ile aynı ismi
taĢıyan baĢka kiĢi bulunup bulunmadığı araĢtırılmalıdır.
4- istem konusunda tanık dinlenmelidir.
5- Tüm bu araĢtırmalar sonucu hala kesin bir kanaat oluĢmamıĢ ise, tanıklar ve varsa tespit
bilirkiĢileri de taĢınmaz baĢında dinlenerek keĢif yapılmalıdır.
Açıklanan bu hususlar çerçevesinde inceleme ve araĢtırma sonucu, tapu ve nüfus bilgileri
arasında bağlantı ve tutarlılık sağlandığında davanın kabulü yoluna gidilmelidir.
Ayrıca, davanın niteliği gereğince, yargılama harcı ve gerektiği hallerde vekalet ücreti maktu
olarak belirlenmelidir.
Tapu Sicil Müdürlüğü de yasal hasım olduğundan yargılama giderlerinden sorumlu
tutulmamalıdır.
3. Belgelerin tamamlanması
Madde 1016- Tasarruf yetkisine ve hukukî sebebe iliĢkin belgeler tamam değilse istem
reddedilir.
Bununla birlikte, hukukî sebebe iliĢkin belgeler tamam olmasına rağmen, tasarruf yetkisini
belirten belgenin tamamlanması gereken hâllerde, malikin rızası veya hâkimin kararıyla geçici tescil
Ģerhi verilebilir.
YARGITAY 14. HUKUK DAĠRESĠ E. 2011/3033
ÖZET : Dava, tapu kaydına geçici tescil Ģerhi kararı verilmesi istemine iliĢkindir. Türk
Medeni Kanunu hükümleri çerçevesinde tapu sicilinde yapılan iĢlemlerin dayanağının idari iĢlem
olacağı da kuĢkusuzdur. Davalı idare de davacının tescil talebini tasarruf yetkisini kanıtlayamaması
sebebiyle reddetmiĢtir. Davacı bu reddin doğru olmadığını ileri sürerken tasarruf yetkisini
kanıtlayacak belgeleri tamamlayana kadar Türk Medeni Kanununun kendisine tanıdığı haktan
yararlanmak amacıyla geçici tescil Ģerhi kararı talep etmektedir. Diğer bir anlatımla talebi yukarda
değinildiği gibi Ġdari Yargılama Usulü Kanununun 2. maddesi anlamında Ġdari Yargının görevi
29
alanına giren bir iĢlemin iptali niteliğinde değildir. Bu haliyle davanın görülme yeri adli yargıdır.
Mahkemece, açıklanan hususlar gözetilmeden görevsizlik kararı verilmesi doğru görülmediğinden,
kararın bozulması gerekmiĢtir.
III. Tescilin biçimi
1. Genel olarak
Madde 1017- Kütüğe tesciller, istem tarihine ve sırasına göre yapılır.
Sicildeki kaydın bir örneği isteyen ilgiliye verilir.
Tescil ve terkin ile verilecek örneklerin Ģekli tüzükle belirlenir.
YARGITAY
14. HUKUK DAĠRESĠ
E. 2003/6387
ÖZET : Tapu kayıtlarında yapılacak intikaller tarafların tapu memuru huzurundaki takrirleri
ya da mahkeme kararı ile mümkündür. Anılan hükümler kamu düzeni ile ilgili olup, bu konudaki
tahkim Ģartı geçersizdir.
Davada, satıĢ vaadi sözleĢmesi uyarınca taĢınmaz mal mülkiyeti geçirimi istenmektedir. Her
ne kadar genel satıĢ Ģartnamesinin -M- maddesinde "satmayı vaad eden firma ile satıĢ vaadi
muhatabı arasında doğacak ihtilaflar hakem usulü ile halledilecektir" hükmüne yer verilmiĢ ise de,
Türk Medeni Kanunun 706 ve 1017, Tapu Kanunun 26 ve 27. maddeleri ile 5519 sayılı Kanun
hükümlerine göre, tapu kayıtlarında yapılacak intikaller tarafından tapu memuru huzurundaki
takrirleri ya da Mahkeme kararları ile mümkündür. Anılan bu hükümler kamu düzeni ile ilgili olup,
bu konudaki tahkim Ģartı geçersizdir. Bu nedenle davalı vekilinin bu yöne iliĢkin temyiz itirazları
yerinde değildir. Kaldı ki, davanın devamı sırasında dava konusu gayrimenkulun mülkiyeti davacı
alıcıya da geçirilmiĢtir.
Açıklanan nedenlerle, yapılan yargılama toplanan kanıtlar ve tüm dosya içeriğine göre
mahkemece verilen karar usul ve yasaya uygun bulunduğundan, davalı vekilinin tüm temyiz
itirazlarının reddi ile hükmün onanmasına karar vermek gerekmiĢtir.
2. TaĢınmaz lehine irtifaklarda
Madde 1018- TaĢınmaz lehine irtifakların tescil ve terkini hem yüklü, hem yararlanan
taĢınmazların sayfalarına kaydedilir.
IV. Tebliğ zorunluluğu
Madde 1019- Tapu memuru, ilgililerin bilgisi dıĢında yaptığı iĢlemleri onlara tebliğ etmekle
yükümlüdür.
Ġlgililerin bu iĢlemlere karĢı itiraz süresi, kendilerine yapılan tebliğ tarihinden iĢlemeye baĢlar.
YARGITAY 14. HUKUK DAĠRESĠ E. 2007/2712
Bir taĢınmaz üzerinde yapı veya ağaç gibi malikinden bir baĢkasına ait eĢya bulunmakta ise
buna muhtesat denir. Muhdesatın 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 19. maddesince tapu kütüğünün
beyanlar sütununda gösterilme olanağı vardır. Yapı veya ağaç sahibi yararına konulan kayıt hakkın
yıkılmak veya yanmak gibi sebeplerle sona ermesi halinde ya da hak sahibinin arazi üzerindeki
hakkından vazgeçmesi sonucu terkin edilir. Ne var ki, Türk Medeni Kanunu'nun 1026. maddesi
uyarınca terkin iĢlemi yapacak mercii ilgili Tapu Sicil Müdürlüğüdür. Bunun için tapuya
baĢvurulup, hakkın yok olduğu ve sona erdiği belirtilerek terkin talebinde bulunulması, Kadastro
Müdürlüğü elamanlarının zemine giderek hakkın sona erip ermediğini saptaması, bundan sonra da
değiĢiklik beyannamesi düzenlenerek tapuya gönderilmesi gerekir. Terkin iĢleminden sonra adresi
kayıtlarda belirli ise muhtesat sahibine Türk Medeni Kanunu'nun 1019. maddesi gereğince
duyuruda bulunulur. Dava ise ancak bu tebliğden itibaren 30 gün içinde hak sahibi tarafından terkin
iĢlemine karĢı açılır.
30
C. Tapu sicilinin açıklığı
Madde 1020- Tapu sicili herkese açıktır.
Ġlgisini inanılır kılan herkes, tapu kütüğündeki ilgili sayfanın ve belgelerin tapu memuru
önünde kendisine gösterilmesini veya bunların örneklerinin verilmesini isteyebilir.
Kimse tapu sicilindeki bir kaydı bilmediğini ileri süremez.
YARGITAY 14. HUKUK DAĠRESĠ E. 2008/10087
Dava, ipotek Ģerhinin kaldırılması istemine iliĢkindir. Ġpotekli bir taĢınmazın devredilmesi
halinde, borçlunun sorumluluğunda ve ipotekle kurulmuĢ olan güvencede bir değiĢiklik meydana
gelmez. Yeni malik de ipotek borcuyla sorumludur.
Tapu sicili herkese açık olduğuna göre, sicilde yazan bir hususun ilgilisi tarafından
bilinmediği kabul edilemez.
Ġpotek kiĢisel bir alacağın teminat altına alınması amacını güden ve bir taĢınmaz değerinden
alacaklının alacağını elde etmesini sağlayan sınırlı bir ayni haktır. Ġpotek tesisi için rehin edilecek
taĢınmaz maliki ile alacaklı arasındaki anlaĢmanın ( rehin sözleĢmesi ) Türk Medeni Kanunu'nun
856. maddesi uyarınca tapu siciline tescil edilmesi gerekir.
Alacak sona erdiği halde alacaklı terkin taahhüdüne rağmen terkin talebinde bulunmazsa
taĢınmaz maliki rehnin fekkini ( kaldırılmasını ) dava yolu ile isteyebilir.
Yeni malikte bu borç ile yükümlüdür. Yasanın 1020. maddesine göre de, tapu sicili herkese
açık olup, sicilde yazılı olan bir hususun ilgilisi tarafından bilinmediğini kabul etmek mümkün
değildir. DeğiĢik bir anlatımla yeni malik olan davacı da önceki malik gibi ipotek borcundan
sorumlu olacağından ipoteğin kaldırılması için tarafların öngördükleri sözleĢme koĢulu yerine
getirilmeksizin yeni malikin sözleĢme Ģartlarını bilmediği kabul edilerek davanın yazılı Ģekilde
hükme bağlanması doğru olmamıĢtır.
D. Tescilin etkileri
I. Tescilin yapılmamasının sonuçları
Madde 1021- Kurulması kanunen tescile tâbi aynî haklar, tescil edilmedikçe varlık
kazanamaz.
YARGITAY 1. HUKUK DAĠRESĠ E. 2004/9729
Bilindiği üzere; "TaĢınmaz mülkiyetinin kazanılması tescille olur. " ( M.K. m.705 ) Tescilden
önce mülkiyetin hangi hallerde kazanılacağı sözü edilen maddenin ikinci fıkrasında gösterilmiĢtir.
Öte yandan, "Ayni haklar, kütüğe tescil ile doğar, sıralarını ve tarihlerini tescile göre alır" (
M.K. m.1022/1 ) "Kurulması kanunen tescile tabi ayni haklar, tescil edilmedikçe varlık
kazanamaz." ( M.K.. m.1021/1 ) Değinilen yasa hükümlerinde öngörüldüğü üzere, hukukumuzda
ayni hakkın doğumu veya ortadan kaldırılması tescil iĢleminin yapılmıĢ olmasına bağlıdır. BaĢka
bir deyiĢle bir hak tescil edilmedikçe ayni hak niteliğini kazanamaz.Mülkiyetin nakledildiğinden
söz edilemez.Belirtilen yasal düzenlemelere göre, davaya konu olayda, mülkiyetin nakline iliĢkin
iĢlemin " tasarruf" aĢamasında kaldığı intikali sağlayan tescilin yapılmadığı gözetildiğinde,
çekiĢmeli pay mülkiyetinin davacıya geçtiğini söyleyebilme olanağı yoktur.
Diğer taraftan " tapu kütüğündeki tescile iyiniyetle dayanarak mülkiyet veya bir baĢka ayni
hak kazanan kiĢinin bu kazanımı korunur". ( M.K. m.1023 )Yasada öngörülen ve dayanağını
Medeni Kanunun 3. maddesinden alan iyiniyetin aynı zamanda bu iddiada bulunana bir özen ve
itina borcu yüklediği de kuĢkusuzdur. Ancak, bu özenin ve dikkatin sicile yönelik olması gerektiği
tartıĢmasızdır. Sicile güvenen kiĢinin, sicilin dayanağını oluĢturan kayıt ve belgeleri inceleme
yükümlülüğü yoktur. Bu sebeple davalı Hatice'ye akit tablosunu inceleme mükellefiyeti
yüklenemez.
II. Tescilin sonuçları
1. Genel olarak
Madde 1022- Aynî haklar, kütüğe tescil ile doğar; sıralarını ve tarihlerini tescile göre alır.
31
Tescilin etkisi, kanunen öngörülen belgeler isteme eklenmiĢ veya geçici tescil hâlinde
belgelerin uygun zamanda tamamlanmıĢ olması koĢuluyla yevmiye defterine yapılan kayıt
tarihinden baĢlar.
Bir hakkın içeriği, tescilin sınırları içinde, dayandığı belgelere göre veya diğer herhangi bir
yolla belirlenir.
YARGITAY 15. HUKUK DAĠRESĠ E. 2010/4095
Taraflar arasındaki uyuĢmazlık davacıların ayni hakkına mı, yoksa davalıların Ģahsi hakkına
mı üstünlük tanınacağı konusundadır.
Ayni haklar kütüğe tescil ile doğar, sıralarını ve tarihlerini tescile göre alır ( 4721 Sayılı Türk
Medeni Kanunu madde 1022 ). Tescil sebebe bağlı bir tasarruf iĢlemi olduğundan sırf tescilin
yapılması ayni hakkın doğumu için yeterli olmaz. Tescil yoluyla ayni hakkın ( mülkiyet hakkının )
doğabilmesi için haklı ve geçerli bir hukuki sebebin de bulunması gerekir. Somut olayda: davaya
konu 6 numaralı bağımsız bölümün takip borçlusu dava dıĢı kooperatif adına tescil edilmesinin
hukuki sebebini dava dıĢı yüklenici kooperatif ile arsa sahipleri arasında imzalanan 19.8.1992 tarihli
kat karĢılığı inĢaat sözleĢmesi oluĢturmaktadır. SözleĢme uyarınca yapılan paylaĢıma göre 6
numaralı bağımsız bölümün davacıların murisine ait olduğu çekiĢmesizdir. SözleĢme uyarınca
tapunun tamamı dava dıĢı kooperatife devredilmiĢ ise de bu devir: davacıların murisine ait bağımsız
bölümler yönünden kat irtifakının kurulması sırasında iade edilmek üzere Ģartlı olarak, dava dıĢı
kooperatife ait bağımsız bölümler yönünden ise inĢaatın eksiksiz tamamlanıp teslim edilmesi
halinde mülkiyete hak kazanılmak üzere avans olarak yapıldığından dava dıĢı kooperatif devredilen
tapular üzerinde herhangi bir ayni hak kazanamamıĢtır. Öte yandan 17.12.2002 tarihinde kurulan
kat irtifakında 6 numaralı bağımsız bölümün tapusunun davacıların murisi adına oluĢturulması
gerekirken, dava dıĢı kooperatif adına oluĢturulması da sözleĢme hükümlerine aykırı olduğundan
yolsuz tescil niteliğindedir. Davacılarca, yüklenici kooperatif hakkında açılan tapu iptali ve tescil
davasında davanın kabulüne dair verilen 17.4.2008 tarih 2007/267 esas- 2008/190 karar sayılı karar,
sonuçlarını kat karĢılığı inĢaat sözleĢmesi uyarınca yüklenici kooperatife tapu devrinin yapıldığı
tarihten, yani tapuya haciz Ģerhi konulmasından önceki bir tarihten itibaren doğurmaktadır.
Neticede, borçlu/yüklenici kooperatif, kat karĢılığı inĢaat sözleĢmesi uyarınca yapılan tapu devri ile
davaya konu bağımsız bölüm üzerinde ayni hak kazanamadığından, yapılan tescil yolsuz
olduğundan, mahkemece verilen tapu iptali ve tescil kararı haciz öncesine etkili bulunduğundan
davalı alacaklı/üçüncü kiĢiler tarafından dava dıĢı borçlu/yüklenici kooperatif aleyhine giriĢilen icra
takibinde davaya konu bağımsız bölümün tapu kaydına haciz Ģerhi konulması davacı arsa
sahiplerini bağlamaz. Davalı üçüncü kiĢiler ile dava dıĢı yüklenici kooperatif arasındaki hukuki
iliĢkiden doğan kiĢisel haklar, davacı arsa sahiplerine karĢı ileri sürülemez.
2. İyiniyetli üçüncü kişilere karşı
Madde 1023- Tapu kütüğündeki tescile iyiniyetle dayanarak mülkiyet veya bir baĢka aynî
hak kazanan üçüncü kiĢinin bu kazanımı korunur.
YARGITAY 1. HUKUK DAĠRESĠ E. 2011/9632
Dava; muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı tapu iptal ve tescil istemine iliĢkindir.
Davalı ara malikin oğlu, murisin torunudur. Muvazaalı iĢlemi T.M.K'nun 1024. maddesi hükmü
uyarınca bilen ve bilmesi gereken konumdadır. O halde aynı Kanunun 1023. maddesi
koruyuculuğundan yararlanma olanağı bulunamamaktadır. Öyle ise davanın kabulüne karar
verilmesi gerekir.
3. İyiniyetli olmayan üçüncü kişilere karşı
Madde 1024- Bir aynî hak yolsuz olarak tescil edilmiĢ ise, bunu bilen veya bilmesi gereken
üçüncü kiĢi bu tescile dayanamaz.
Bağlayıcı olmayan bir hukukî iĢleme dayanan veya hukukî sebepten yoksun bulunan tescil
yolsuzdur.
32
Böyle bir tescil yüzünden aynî hakkı zedelenen kimse, tescilin yolsuz olduğunu iyiniyetli
olmayan üçüncü kiĢilere karĢı doğrudan doğruya ileri sürebilir.
YARGITAY 1. HUKUK DAĠRESĠ E. 2011/1773
Bilindiği üzere, T.M.K.'nun 705. maddesinin 1. fıkrasında kural olarak taĢınmaz mülkiyetinin
tescille kazanılacağı belirtildikten sonra, 2. fıkrasında belirtilen mahkeme kararı kamulaĢtırma ve
diğer sayılan durumlarda mülkiyetin tescilden önce kazanılacağı hususu düzenlenmiĢtir.
Bu durumda, davalının taĢınmazın kamulaĢtırıldığını ve kamulaĢtırma sebebiyle mahkemenin
tescil kararını bilen ve bilmesi gereken konumunda olduğu dikkate alındığında iyiniyetli malik
konumunda olduğu kabul edilemez. Diğer bir deyiĢle davalının T.M.K.'nun 1023. maddesi
delaletiyle 1024. koruyuculuğundan yararlanamayacağı açıktır.
Hal böyle olunca, davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken delillerin takdirinde yanılgıya
düĢülerek ve hatalı gerekçe ile yazılı olduğu üzere hüküm kurulmuĢ olması doğru değildir.
E. Terkin ve değiştirme
I. Yolsuz tescilde
Madde 1025- Bir aynî hak yolsuz olarak tescil edilmiĢ veya bir tescil yolsuz olarak terkin
olunmuĢ ya da değiĢtirilmiĢ ise, bu yüzden aynî hakkı zedelenen kimse tapu sicilinin düzeltilmesini
dava edebilir.
Ġyiniyetli üçüncü kiĢilerin bu tescile dayanarak kazandıkları aynî haklar ve her türlü tazminat
istemi saklıdır.
YARGITAY 1. HUKUK DAĠRESĠ E. 2012/1785
Ne var ki; bu tür davaların kural olarak kayıt maliki ya da mirasçıları tarafından açılması
gerekir ise de; davalı idarenin Türk Medeni Kanununun 1025. ve 1007. maddeleri ile Tapu Sicil
Tüzüğünün 85. maddesi gereğince tapu sicilinin tutulmasından doğan bütün zararlardan sorumlu
olacağı, öte yandan TMK.nın 1007. maddesinde düzenlenen sorumluluğun kusursuz sorumluluk
olup, bu madde kapsamında Hazinenin tazminat davasına muhatap ve tazminata mahkum
olabileceği gözetildiğinde, eldeki davanın açılmasında ve sonuçlandırılmasında davacı idarenin
hukuksal yararının bulunduğu kuĢkusuzdur.
II. Aynî hakların sona ermesi
Madde 1026- Bir aynî hakkın sona ermesiyle tescil her türlü hukukî değerini kaybettiği
takdirde, yüklü taĢınmaz maliki, terkini isteyebilir.
Tapu memuru bu istemi yerine getirirse, her ilgili, bu iĢlemin kendisine tebliği tarihinden
baĢlayarak otuz gün içinde terkine karĢı dava açabilir.
Tapu memuru, re'sen hâkime baĢvurarak aynî hakkın sona erdiğinin belirlenmesine iliĢkin
karar verilmesini istemeye ve hâkimin vereceği karara dayanarak terkin iĢlemini yapmaya yetkilidir.
YARGITAY 1. HUKUK DAĠRESĠ E. 2012/1785
Davacı, yolsuz tescil sebebi ile tapu iptal ve kadastro tespitleri gibi tescile karar verilmesini
istemiĢtir. Devletin sorumluluğu tapu sicilinin tutulması sırasında kusura dayanması gerekmez. Zira
devletin sorumluluğu kusursuz sorumluluktur. Kusursuz sorumluluk, tapu siciline bağlı çıkarların
ve ayni hakların yanlıĢ tescil sonucu sicile güven ilkesi yönünden değiĢmesi yada yitirilmesi bu
haklardan yoksun kalınması temeline dayanır.Dayanıksız ya da hukuksal duruma uymayan kayıtlar
düzenlemek taĢınmazın niteliğinde yanlıĢlıklar yapmak da aynı kapsamda düĢünülmelidir. Bu tür
davaların kural olarak kayıt maliki ya da mirasçıları tarafından açılması gerekir ise de; davalı
idarenin tapu sicilinin tutulmasından doğan bütün zararlardan sorumlu olacağı için bu madde
kapsamında Hazinenin tazminat davasına muhatap ve tazminata mahkum olabileceği
gözetildiğinde, eldeki davanın açılmasında ve sonuçlandırılmasında davacı idarenin hukuksal
33
yararının bulunduğu ve doğrudan dava açabileceği dikkate alınmalıdır. Davanın esasına girilmesi
gerekirken reddedilmesi hatalıdır.
III. Düzeltme
Madde 1027- Ġlgililerin yazılı rızaları olmadıkça, tapu memuru, tapu sicilindeki yanlıĢlığı
ancak mahkeme kararıyla düzeltebilir.
Düzeltme, eski tescilin terkini ve yeni bir tescilin yapılması biçiminde de olabilir.
Tapu memuru, basit yazı yanlıĢlıklarını, tüzük kuralları uyarınca re'sen düzeltir.
YARGITAY 14. HUKUK DAĠRESĠ E. 2011/7522
Dava, tapuda kayıt düzeltilmesi istemine iliĢkindir. Kimlik bilgileri düzeltilirken, taĢınmaz
malikinin değiĢmemesi, diğer bir anlatımla mülkiyet aktarımına sebep olunmaması gerekir. Eldeki
davada, dosyada mevcut nüfus kayıtlarının incelenmesinden tapu kayıt maliki ile davacının soybağı
ilgisi kurulamamaktadır. Davacı dava dilekçesinde kayıttaki yanlıĢlık nedeni ile açılan davalarda
zorluk yaĢandığını açıklamakta ise de davayı yetkiye istinaden açtığını da belirtmemektedir.
Açıklanan bu sebeplerle davacının aktif dava ehliyeti araĢtırılmadan iĢin esası hakkında karar
verilmesi doğru görülmemiĢtir.
Mahkemece davacıdan kaydının düzeltilmesi istenen tapu kayıt maliki ile soybağı
bulunduğunu gösteren veraset belgesi ya da nüfus kaydı sunması veya davayı yetkiye istinaden
açmıĢsa yetki belgesi ibraz etmesi için imkan verilmelidir. Davacının aktif dava ehliyeti bu Ģekilde
belirlendikten sonra iĢin esası incelenerek bir karar verilmesi gerekir.
34
KADASTRO MEVZUATI
35
YURDUMUZDAKĠ KADASTRO ÇALIġMALARININ TARĠHÇESĠ
Yurdumuzda kadastro faaliyetlerine ilk kez, ―5 ġubat 1912 (1328) tarihli ―Emvali
Gayrimenkulenin Tahdit ve Tahriri Hakkındaki Muvakkat Kanun" ile, Konya ilinin Çumra ilçe
merkezi ile köylerinde baĢlanmıĢtır; ancak, araya 1.Dünya SavaĢının girmesi üzerine uygulamaya
devam edilememiĢtir.
Cumhuriyetin kuruluĢundan hemen sonra, 1924 yılında, Tapu Umum Müdürlüğü kurulmuĢ,
1925 yılında da ardıĢık iki yasa yürürlüğe konmuĢtur. Bu yasalar 657 sayılı “Harita Umum
Müdüriyeti Umumiyesi Kanunu‖ ile 658 sayılı ―Kadastro Kanunu‖ dur. Bu yasalar ile birlikte
kadastro birimleri de eklenerek kurum Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğüne dönüĢtürülmüĢtür.
1925 tarihli ve 658 sayılı Kadastro Yasası’nın yürürlüğe girmesinin ardından 1925 yılı
Mayıs ayından itibaren Ankara, Ġstanbul, Ġzmir, Bursa ve Konya‘da kadastro çalıĢmalarına
baĢlanmıĢtır. Harita Genel Müdürlüğü 1925-1936 yılları arasında Ankara, Ġstanbul, Kocaeli ve
Malatya‘da 1/500, 1/1000 ve 1/2000 ölçekli planlar üreterek kadastro çalıĢmalarına destek
olmuĢtur.
1926 yılında Medeni Kanun yürürlüğe girdiğinde; taĢınmazların çoğu tapusuz veya sicil dıĢı
kalmıĢ ya da harici satıĢlarla el değiĢtirmiĢti. Medeni Kanunun yürürlüğünden önce ve sonraki
dönemde taĢınmazlar üzerinde eylemli durum ile hukuki durum arasında geniĢ kapsamlı bir
aykırılık meydana gelmiĢ ve bu durum sosyal bünyede büyük haksızlıklar meydana getirmiĢti.
TaĢınmazlardaki eylemli durumları hukuksallaĢtırmak, tapusuz taĢınmazları tapulamak ve
kadastroya dayanan haritaları yapmak amacıyla 2613 sayılı Kadastro ve Tapu Tahriri Kanunu
15/Aralık/1934 tarihinde yürürlüğe konulmuĢtur.
Gerek kentlerde ve gerekse köylerde 1950 yılına kadar uygulama alanı gören 2613 sayılı
Kadastro ve Tapu Tahriri Kanunu ile, ülkemizin kadastrolama sorununun istenilen hızda
çözümlenilemeyeceği düĢünülerek, kentlerin belediye sınırları dıĢında kalan taĢınmazların
kadastrolanması için 1950 yılında 5602 sayılı Tapulama Kanunu yürürlüğe girmiĢtir.
On yılı aĢkın bir uygulama süresi içinde 5602 sayılı Kanunda görülen aksamaların giderilmesi
için 1964 yılında 509 sayılı, daha sonra 1966 yılında da 766 sayılı Tapulama Kanunları yürürlüğe
konulmuĢtur.
Böylece, 2613 Sayılı Kanun, 1950 yılından 3402 sayılı Kadastro Kanunun yürürlüğe girdiği
10 Ekim 1987 tarihine kadar sadece il ve ilçelerin merkez belediye sınırları içinde kalan
taĢınmazların kadastrolanmasında uygulanmıĢtır.
Kazanılan tecrübelerin ıĢığı altında aynı amaca yönelik, fakat farklı hükümler içeren 2613
sayılı Kanun ile 766 sayılı Kanun birleĢtirilerek 10/Ekim/1987 tarihinde 3402 sayılı Kadastro
Kanunu yürürlüğe konulmuĢtur. 3402 sayılı Kanunda, 2005 yılında 5304 sayılı Kanunla, 2009
yılında da 5831 ve 5841 sayılı Kanunla, 2012 tarihinde 6302 sayılı Kanunla, 2013 yılında da 6495
sayılı Kanunla değiĢiklik yapılmıĢtır.
Bu Kanun ile; kadastro faaliyetlerinin hızlandırılmasına, gereksiz itirazlara meydan
verilmemesine, delillerin seri bir Ģekilde toplanıp, davaların en kısa zamanda sonuçlandırılmasına,
uygulamadaki adaletsizlik ve dengesizliklerin giderilmesine çalıĢılmıĢtır.
36
KADASTRO (TAPULAMA) KANUNLARI
KANUN NO
KABUL
TARĠHĠ
YÜRÜRLÜK
TARĠHĠ
Emvali
Gayrimenkulenin
Tahdit
ve
Tahriri 05 ġubat 1912 (1328)
Hakkındaki Muvakkat
Kanun
658
Konya ili Çumra ilçesi ve köyleri
Ankara, Ġstanbul, Ġzmir, Bursa ve
Konya
1925
14. Madde: 23 Haziran
1935
Diğer Maddeler :
23 Ocak 1935
2613
RESMĠ GAZETE
TARĠH VE NO
23 Aralık 1934/ 2887
5602
16 Mart 1950
22 Mart 1950
22 Mart 1950/ 7463
509
17 Temmuz 1964
04 Ağustos 1964
01 Ağustos 1964/ 11769
766
28 Haziran 1966
12 Temmuz 1966
12 Temmuz 1966/ 12346
3402
21 Haziran 1987
10 Ekim 1987
09 Temmuz 1987/ 19512
5252
(Para Cezaları)
04 Kasım 2004
01 Nisan 2005
13 Kasım 2004/25642
5304
(3402 DeğiĢikliği)
22 ġubat 2005
03 Mart 2005
03 Mart 2005/25744
5831
(3402 DeğiĢikliği)
15 Ocak 2009
27 Ocak 2009
27 Ocak 2009/27123
25 ġubat 2009
14 Mart 2009
14 Mart 2009/27169
6302
(3402 DeğiĢikliği)
03 Mayıs 2012
18 Mayıs 2012
18 Mayıs 2012/28296
6495/31. Mad.
(3402 DeğiĢikliği)
12 Temmuz 2013
02 Ağustos 2013
02 Ağustos 2013/ 28726
5841
(3402 DeğiĢikliği)
37
NOT: 1- 509 sayılı Kanun Anayasa Mahkemesince 16 Kasım 1965 tarihinde iptal
edilmiĢ olup, iptal kararı; 12 Ocak 1966 tarihli ve 12200 sayılı Resmi Gazetede
yayımlanmıĢtır.
2- 5602 sayılı Kanunun 9, 33 ve 49 uncu maddeleri 6091 sayılı Tapulama Kanununun
Bazı Maddelerinde DeğiĢiklik Yapılmasına Dair Kanun ile değiĢmiĢtir. (Resmi Gazete 8.7.1953
tarihli ve 8452 sayılı)
3- 5602 sayılı Kanunun 13/D maddesi, 6335 sayılı Tapulama Kanununun 13 üncü
Maddesinin (D) Fıkrasının DeğiĢtirilmesine ve Bu Kanuna Bir Madde Eklenmesine Dair Kanun ile
değiĢtirilmiĢtir. (Resmi Gazete; 17/31954 tarihli ve 8660 sayılı)
4- 5602 sayılı Kanunun 5 inci maddesi, 6383 sayılı Tapulama Kanununun 5 inci
Maddesinin DeğiĢtirilmesine ve Bu Kanuna Yeni Hükümler Ġlâvesine Dair Kanun ile
değiĢtirilmiĢtir. (Resmi Gazete: 20.03.1954 tarihli ve 8663 sayılı)
3402 SAYILI KADASTRO KANUNU
KANUNUN AMACI : (Madde:1)
5304 sayılı Kanunla değiĢik 3402 sayılı Kanunun 1 inci maddesi ile, Kanunun amacı; “Ülke
koordinat sistemine göre memleketin kadastral veya topoğrafik kadastral haritasına dayalı olarak
taşınmaz malların sınırlarını arazi ve harita üzerinde belirterek hukukî durumlarını tespit etmek
suretiyle 4721 sayılı Türk Medeni Kanununun öngördüğü tapu sicilini kurmak, mekânsal bilgi
sisteminin alt yapısını oluşturmaktır.” Ģeklinde tanımlanmıĢtır.
Bu tanımlamayla, günün teknolojik geliĢmeleri ve ihtiyaçları dikkate alınarak taĢınmazların
sınırlarını arazi ve harita üzerinde belirtecek teknik çalıĢmalar, ülke bütününde ele alınmıĢ ve
ayrıca; üretilecek haritalara da nitelik açısından yeni boyutlar getirilmiĢtir.
Maddede yer alan ―ülke koordinat sistemine göre memleketin kadastral veya topoğrafik
kadastral haritasına dayalı olarak‖ deyimi ile soruna ülke bütününde bakılmıĢ, üretilecek haritaların
ülke nirengi ve nivelman ağına dayandırılması (bağlanması) hedeflenmiĢtir. BaĢka bir deyiĢle
kadastro faaliyetinin teknik yönü tek bir sistem içinde düĢünülmüĢtür. ―Kadastral veya topoğrafik
kadastral‖ denilmekle de, kadastro çalıĢmaları sırasında ihtiyaca uygun harita üretilebilmesi
amaçlanmıĢtır.
Yeni düzenleme ile getirilen ―mekânsal bilgi sisteminin alt yapısını oluĢturmaktır.‖ ibaresiyle
de; çağdaĢ Ģehircilik anlayıĢına uygun harita üretilebilmesi ve kadastro sonucu elde edilen verilerin
haritacılık ile ilgili tüm sektörlerde kullanılabilmesine geçiĢ yapılabilmesi hedeflenmektedir.
Ülke koordinat sistemine göre memleketin kadastral veya topoğrafik kadastral haritası
yapılırken, aynı zamanda taĢınmazların malikleri belirlenmesi varsa üzerinde hakların saptanması,
eski tapuların yenilenmesi ve tapusuz yerlerin tapuya bağlanması suretiyle Türk Medeni
Kanununun öngördüğü tapu sicilinin meydana getirilmesi öngörülmüĢtür. Böylece, Medeni
Kanundan önce ve sonraki dönemlerde taĢınmazlar üzerinde meydan gelen eylemli durum ile
hukuki durum arasındaki farklılıklar hukuksallaĢtırılmaktadır.
KADASTRO BÖLGELERĠNĠN BELĠRLENMESĠ VE ĠLANI: (Madde:2)
Kadastro Bölgesi: Her ilin merkez ilçesi ile o ile bağlı diğer ilçelerin idari sınırları içinde
kalan yerler kadastro bölgelerini teĢkil etmektedir.
Kadastro Bölgelerinin Belirlenmesi: Kadastroya açılacak bölgeler, Tapu ve Kadastro Genel
Müdürlüğünün teklifi ve bağlı bulunduğu Bakanın onayı ile belirlenmektedir.
Ġlanı: Kadastrosuna baĢlanacak bölgeler, en az bir ay önceden Resmi Gazete'de, Radyo veya
Televizyonda, bölge merkezinde ve bölgenin bağlı olduğu ilde varsa yerel gazete ile ve ayrıca
alıĢılmıĢ vasıtalarla ilan edilir.
38
KADASTRO EKĠBĠ VE KOMĠSYONUN OLUġUMU: (Madde:3)
Kadastro Ekibi:
Kadastro ekibi; en az iki kadastro teknisyeni, mahalle veya köy muhtarı ve üç bilirkiĢiden
oluĢur. Muhtarın herhangi bir nedenle çalıĢmalara iĢtirak edememesi halinde yerine kanuni vekili
çalıĢmalara iĢtirak eder.
3402 sayılı Kadastro Kanununun 5304 sayılı Kanunla değiĢik 4 üncü maddesi hükmü
nedeniyle, ormanların sınırlandırma ve tespiti yapılırken kadastro ekibine, Orman Genel Müdürlüğü
taĢra teĢkilâtınca görevlendirilecek en az bir orman yüksek mühendisi veya orman mühendisi ile
tarım müdürlüklerince görevlendirilecek bir ziraat yüksek mühendisi veya ziraat mühendisinin
iĢtirak ettirilmesi gerekmektedir.
Kadastronun fenni iĢlerinin ihale yoluyla yaptırılması halinde; kadastro ekibi, iki kadastro
teknisyeni yerine bir kadastro teknisyeninin iĢtirakiyle oluĢturulabilir. Kadastro ekibine, kadastro
teknisyeni yerine kontrol memuru görevlendirilmesi de mümkündür.
B- BilirkiĢiler:
BilirkiĢilerin Seçimi: Kadastro ekibinde görev alacak bilirkiĢiler, kadastro müdürünün yazılı
talebi üzerine; köylerde köy derneği, belediyelerde ise belediye meclisince seçilir. ÇalıĢma alanında
bir ekip görev yapacakça altı bilirkiĢi, Ģayet çalıĢma alanında birden fazla ekip görev alacaksa her
ilave ekip için ayrıca üçer bilirkiĢi daha olmak üzere seçtirilir.
BilirkiĢilerin, kadastro müdürlüğünün yazısının tebliğ tarihinden itibaren 15 günlük süre
içinde seçilmesi gerekmektedir. BilirkiĢilerin bu süre içerisinde seçilememesi veya bilirkiĢiliklerine
engel sebeplerin bulunması ya da seçilen bilirkiĢilerin idari sınırda yapılan değiĢiklik nedeniyle
yeterli bilgi verememeleri halinde, kadastro müdürünün talebi üzerine mülki amir tarafından o köy
veya mahalleden ya da mücavir köy veya mahallelerden aynı sayıda bilirkiĢi seçilir.
Kısaca, bilirkiĢiler köy derneği, belediye meclisi veya mülki amirlikçe seçilir.
BilirkiĢilerde Aranacak Nitelikler
Kadastro ekibinde görev alacak bilirkiĢilerin;
a) Türk VatandaĢı olması,
b) 40 yaĢını bitirmiĢ olması,
c) Medeni haklarını kullanma ehliyetine sahip olması,
d) En az 10 yıldan beri o mahalle veya köyde ikamet etmesi,
(Mülki amir tarafından seçilecek bilirkiĢilerde bu Ģart aranmaz.)
e) Yüz kızartıcı bir suçtan kesinleĢmiĢ hüküm giymemiĢ olması,
f) Türkçe okuma- yazma bilmesi,
Gerekmektedir.
Köy muhtarı veya belediye baĢkanı tarafından, o köy veya mahallede bilirkiĢi seçilme
niteliklerine haiz yeter sayıda okur-yazar kiĢi bulunmadığının yazılı olarak kadastro müdürlüğüne
bildirilmesi koĢuluyla okur-yazar olmayan kiĢiler arasından da bilirkiĢi seçilebilir.
Okuma-yazma bilmeyen bilirkiĢilerin Kadastro Kanununa göre düzenlenecek belgelere sol
elinin baĢparmağını, bu parmak yoksa öteki herhangi bir parmağını basması imza yerine geçer.
Kadastro tutanağı, okuma yazma bilmeyen bilirkiĢilere okunur ve beyanlarına uygun
olduğunun belirtilmesi halinde tutanağa parmak izi bastırılır. Bu durumda, kadastro tutanağının
okuma yazma bilmeyen bilirkiĢi ―….. …..‖ a okunduğu, tespitin kendi beyanına uygun olduğunu
belirterek parmak izini bastığı ve parmak izinin bilirkiĢinin hangi elinin hangi parmağına ait olduğu
hususu tutanağın edinme sebebi sütunundaki boĢ kısma yazılarak kadastro teknisyenleri ve muhtar
tarafından birlikte imzalanır.
Kadastro müdürlüğünce; seçilen bilirkiĢilerin yaĢ durumları nüfus müdürlüğünden, sabıka
durumları ise Cumhuriyet BaĢsavcılığından sorulur. Alınan cevaplardan, bilirkiĢiler arasında
yukarıdaki Ģartları taĢımayanların mevcut olduğu ya da seçildikten sonra bilirkiĢi olma niteliklerini
kaybettikleri tespit edilenlerin yerlerine yenileri seçtirilir.
39
BilirkiĢilere Yemin Ettirilmesi:
Seçilen bilirkiĢilere Kadastro Mahkemesinde, bu mahkeme henüz kurulmamıĢ ise Sulh Hukuk
Mahkemesinde yeminleri yaptırılır. Mahkemece düzenlenen yemin tutanağı Kadastro Müdürlüğüne
gönderilir. Yemin tutanağının aslı müdürlük dosyasında bir örneği de ekip dosyasında saklanır.
BilirkiĢilerin Bilgilerine BaĢvurulmayacak Haller:
a) BilirkiĢinin; kendisine, eĢine, usul ve füruna, kardeĢine, kardeĢinin çocuklarına, eĢinin usul
ve füruna ait taĢınmazların tespitinde,
b) Tespiti yapılan taĢınmaz üzerinde hak iddia edenlerden birisi ile bilirkiĢi arasında dava
veya husumet varsa,
c) Tespiti yapılan taĢınmaz üzerinde hak iddia edenlerden birisi ile bilirkiĢi arasında (a)
fıkrasında açıklandığı gibi hısımlık varsa,
d) Belediye tüzel kiĢiliği adına yapılacak tespitlerde, belediye meclisi veya encümeni, köy
tüzel kiĢiliği adına yapılacak tespitlerde ise köy ihtiyar kurulu üyesi olarak görev yapan
bilirkiĢilerin,
Bilgilerine baĢvurulmaz ve bunların yerlerine diğer bilirkiĢiler ekibe iĢtirak ettirilir.
BilirkiĢiliğe mani bu haller, ekip görevlisi kadastro teknisyenleri, muhtar ve bunların yerine
ekibe iĢtirak edecek kiĢiler için de geçerlidir.
Muhtar ve BilirkiĢilerce Kadastro Tutanağının Ġmzalanmasından Ġmtina Edilmesi;
Kadastro teknisyenleri, sınırlandırma ve tespitini yapacakları taĢınmazlarla ilgili olarak
muhtar ve bilirkiĢilerden aldıkları bilgi ve beyanlar ile bir sonuca varamazlarsa, nedeni kadastro
tutanağının edinme sebebi sütununda açıklanmak suretiyle tahkikatı geniĢleterek o taĢınmaza sınır
bulunan diğer taĢınmazların malikleri ile hazır bulunan diğer kimselerin bilgi ve beyanlarına
baĢvurarak, varacakları kanaat doğrultusunda taĢınmazın sınırlarını ve gerçek hak sahibini tespit
etmekle yükümlüdürler.
Muhtar ve bilirkiĢilerin bilgi ve beyanlarına aykırı olarak yapılacak tespitlerin mutlaka bir
kayıt veya belgeye dayandırılması gerekmektedir.
Muhtar ve bilirkiĢiler, kendi bilgi ve beyanları dıĢında yapılan tespitlere muhalif kalırlarsa,
muhalif kalma nedenleri kadastro tutanağının edinme sebebi bölümünde etraflıca açıklanır. ġayet,
bilgi ve beyanları dıĢında yapılan tespit nedeniyle kadastro tutanağını imzalamaktan kaçınırlarsa,
kadastro teknisyenlerince bu husus tutanağın edinme sebebi sütununun uygun bir yerine yazılarak
tespit sırasında hazır bulunan diğer kiĢilerle birlikte imzalanır. Bu durumda da tutanak tekemmül
etmiĢ sayılır.
Ancak, edinme sebebi ile tutanağa sonradan verilecek Ģerh arasında çeliĢki doğmaması için,
tespit öncesinde, değerlendirmeye alınacak belgelerin uygunluğu ile mülkiyet bilgileri muhtar ve
bilirkiĢilerle birlikte değerlendirilerek onların tespite iliĢkin görüĢleri alınmalıdır. Ayrıca, muhtar ve
bilirkiĢilerin sonradan görüĢ değiĢtirilmelerinin ve bu nedenle de kadastro tutanaklarını
imzalamaktan kaçınmalarının önlenmesi amacıyla, her adadaki çalıĢmalar tamamlandığında
kadastro tutanakları düzenlenmeli, düzenlendikten sonra da hemen imzalatılmalıdır. (3402 sayılı
Kanun Madde:7, Yönetmelik 47/D Madde:5, Genelge TKGM. 10.10.2006 tarih, 2006/18)
Ormanla ilgili çalıĢmalara muhtar ve bilirkiĢilerin katılmaması durumunda; 5304 sayılı
Kanunla değiĢik 3402 sayılı Kanunun 4 inci maddesinde, Ormanla ilgili çalıĢmalara muhtar ve
bilirkiĢilerin katılmamaları halinde, çalıĢmalara bunların yokluklarında resen devam edileceği
hükmü yer almaktadır. Bu nedenle, muhtar ve bilirkiĢilerin çalıĢmalara katılmamaları halinde,
çalıĢmalara katılmadıkları ve varsa nedeni, orman parsellerine ait kadastro tutanağının edinme
sebebinde belirtilir. Kadastro tutanağının ve ilgili diğer belgelerin imza sütunlarında ise isimlerinin
karĢısına ―ÇalıĢmalara Katılmadı‖ ibaresi yazılır. (3402 sayılı Kanun Madde 4, Yönetmelik 47/D
Madde 4)
BilirkiĢilere ödenecek ücret:
Kadastro ekibinde görev yapan bilirkiĢilere, 6245 Sayılı Harcırah Kanununun 50/5 ve 8/1.
maddelerine göre, Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğünce her yılın ocak ayında o yıl içinde
40
bilirkiĢilere ödenecek ücret belirlenir ve buna göre çalıĢmalara katıldıkları günler için kendilerine
ödeme yapılır. Ġhaleli iĢlerde bilirkiĢi ödemeleri ihale dokümanında belirtilen esaslara göre yapılır.
Görevini Yapmayan BilirkiĢiler Hakkında Yapılacak ĠĢlem:
Kadastro Müdürü, seçilen ve yeminleri yaptırılan bilirkiĢilere görevlerini ve geçerli bir
mazeretleri olmaksızın görevden kaçınmaları veya gerçeğe aykırı beyanda bulunmaları halinde,
Kadastro Kanunun 42 ve 43 üncü maddeleri hükümleri uyarınca yasal iĢlemlerde bulunulacağını
yazılı olarak bildirir. Bu bildirimin bir örneği çalıĢma alanındaki ekip dosyasında saklanır.
Kadastro Komisyonunun OluĢumu ve Görevleri:
1- Kadastro Komisyonunun oluĢumu;
• Kadastro Komisyonu; Kadastro müdürü veya Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğünün
olumlu görüĢü alınmak koĢuluyla müdür yardımcısının baĢkanlığında, kadastro üyesi ve itirazın
mahiyetine göre kontrol mühendisi veya tasarruf kontrol memuru olmak üzere üç kiĢiden oluĢur.
• Ormanla ilgili itirazların incelenmesinde; itiraza konu parsellerin tespitinde görev
almamıĢ, Orman Genel Müdürlüğü taĢra teĢkilâtınca görevlendirilecek bir orman mühendisi ile
tarım müdürlüklerince görevlendirilecek bir ziraat mühendisinin kadastro komisyonuna iĢtirak
ettirilmesi zorunludur.
• Kamu orta mallarının sınırlandırması ve bunlara yapılacak itirazların incelenmesi;
4342 sayılı Mera Kanununun 7 nci maddesinin son fıkrası uyarınca kamu orta mallarının
sınırlandırma yetkisi kadastro komisyonuna geçtiğinde; 5403 sayılı Toprak Koruma ve Arazi
Kullanımı Kanununun 26 ncı maddesi hükmü nedeniyle kadastro komisyonuna konu uzmanı Ziraat
Mühendisinin dâhil edilmesi zorunludur.
Bu nedenle, kamu orta malı nitelikli taĢınmazların kadastro komisyonunca
sınırlandırılmasında veya bunların sınırlandırma ve tespitine yapılacak itirazların incelenmesinde,
Kadastro Komisyonu; kadastro müdürü veya müdür yardımcısının baĢkanlığında, kadastro üyesi ve
kontrol mühendisi ile tarım müdürlüğünce görevlendirilecek ziraat mühendisinden oluĢturulur.
Kadastro komisyonu, tüm üyelerin iĢtiraki ile toplanır ve oy çokluğu ile tespit yapar.
Buna göre;
a) Ormanların sınırlandırma ve tespitine yapılacak itirazların incelenmesinde kadastro
komisyonu;
Kadastro Müdürü, Kadastro üyesi, Orman Mühendisi, Ziraat Mühendisi, Ġtirazın mahiyetine
göre Kontrol Mühendisi veya Tasarruf Kontrol Memurundan,
b) Kamu orta mallarının sınırlandırması ve bunlara yapılacak itirazların incelenmesinde
kadastro komisyonu;
Kadastro Müdürü, Kadastro üyesi, Kontrol Mühendisi ve Ziraat Mühendisinden,
c) Bunların dıĢındaki incelemelerde kadastro komisyonu;
Kadastro Müdürü, kadastro üyesi, itirazın mahiyetine göre kontrol mühendisi veya kontrol
mühendisinden,
OluĢur.
2- Kadastro Komisyonunun Görevleri;
Kadastro komisyonunun görevleri, 3402 sayılı Kadastro Kanununun 7, 8, 9 ve 36 ncı
maddelerinde açıklanmıĢtır. Ayrıca, 4342 sayılı Mera Kanununun 7 nci maddesinin son fıkrasında
da, kadastroya açılan köy ve mahalle sınırları içindeki ―Mera, yaylak ve kıĢlak gibi‖ orta malı
taĢınmazların sınırlarının anılan Yasada öngörülen 4 aylık süre içerisinde Mera Komisyonlarınca
belirlenmemesi durumunda, bu görevin kadastro komisyonlarınca yerine getirilmesi öngörülmüĢtür.
Buna göre;
a) Ġtirazların Ġncelenmesi;
Orman parsellerine; kadastro tutanaklarının düzenlendiği tarihten çalıĢma alanında
ölçülecek orman parseli kalmadığına dair tutanağın düzenlendiği tarihe kadar,
Orman parselleri dıĢında kalan taĢınmazlara; kadastro tutanaklarının düzenlendiği tarihten
kadastro ekibinin çalıĢma alanında iĢinin bittiğini gösteren tutanağın düzenlendiği tarihe kadar,
Yapılacak itirazları,
41
b) TaĢınmazların sınırlandırma ve tespiti sırasında, ekip görevlisi kadastro teknisyenleri
arasında, ormanla ilgili sınırlandırma ve tespitler sırasında ise kadastro teknisyenleri ile kadastro
ekibinde görev alan orman veya ziraat yüksek mühendisi/mühendisi arasında ya da orman
mühendisi ile ziraat mühendisi arasında görüĢ ayrılığı çıkması nedeniyle gönderilecek kadastro
tutanaklarını,
c) Kadastro teknisyenleri ile kontrol elamanları arasında görüĢ ayrılığı çıkması veya kontrol
elamanlarınca yapılması istenen değiĢikliğin taĢınmazın mülkiyetinde, tespit maliklerinin
paylarında veya taĢınmazın sınır ve yüzölçümünde değiĢiklik gerektirmesi nedeniyle gönderilecek
kadastro tutanaklarını,
d) Kadastroya tabi tutulmayan yerler üzerinde hak iddiasında bulunulması nedeniyle, 3402
sayılı Kanunun 7 nci maddesinin 4 üncü fıkrası gereğince sınırlandırması ve tespiti yapılan
taĢınmazlarla ilgili gönderilecek kadastro tutanaklarını,
e) Tarafların dayandıkları kayıt ve belgelerin aynı kuvvet ve mahiyette olması nedeniyle
malik tayini yapılmayan ve çözümlenmek üzere kadastro komisyonuna gönderilen taĢınmazlara ait
kadastro tutanaklarını,
Ġnceleyerek, gerçek hak sahibini belirlemek, (Kadastro komisyonları bu inceleme sonucunda,
kadastro tutanağının yerine geçmek üzere kadastro komisyon tutanağı düzenlerler),
f) Emlak vergisi beyan değeri bulunmayan taĢınmazların, kadastro harcına ve yargılama
giderine esas olacak matrahını tespit etmek,
g) Mera komisyonlarınca, 4342 sayılı Kanun hükümlerine göre, bu yasada öngörülen 4 aylık
süre içerisinde mera, yaylak ve kıĢlak gibi orta malı taĢınmazların sınırlarını belirleyerek belgelerini
göndermemesi durumunda, bu yerlerin sınırlarını belirlemek,
Görevleri, kadastro komisyonlarına aittir.
KADASTRO ÇALIġMA ALANI, ĠLAN VE ĠTĠRAZ: (Madde:4)
Kadastro ÇalıĢma Alanı: Belediye sınırları içerisinde bulunan her mahalle ile bu sınırlar
dıĢındaki her köy ayrı bir çalıĢma alanıdır.
Kadastro ÇalıĢma Alanı Ġlanı: Kadastrosuna baĢlanacak çalıĢma alanları, 15 gün önceden
bölge merkezinde, çalıĢma alanında, komĢu köy, mahalle ve belediyelerde alıĢılmıĢ vasıtalarla
ilan edilir. Ġlanın yapıldığı bir tutanakla tespit edilir.
Bu ilanın yapıldığından, mahalli mülki amirine, mahalli kadastro ve hukuk mahkemelerine,
tapu müdürlüğüne, maliye kuruluĢuna, vakıflar idaresine, il özel idaresine, ilgisi var ise orman
idaresi ile diğer kamu kurum ve kuruluĢlarının mahalli ünitelerine bilgi verilir. Bilgi yazısında,
kadastrosuna baĢlanacak köy veya mahalle sınırları içerisinde taĢınmazlarının bulunması
durumunda, sınırlandırma ve tespitler sırasında değerlendirilmek üzere, bunlara iliĢkin bilgi, belge
ve haritalarının gönderilmesi istenir.
Ayrıca, Maliye ve Orman kuruluĢlarına yazılan yazılarda, çalıĢmalar sırasında temsilci
bulundurabilecekleri de belirtilir.
ÇalıĢma alanı ilanının noksan yapılması kadastronun iptaline neden olabileceğinden, çalıĢma
alanına hangi köy veya mahallelerin sınır bulunduğu hususunda muhtar ve bilirkiĢilerden alınacak
bilgilerin yanında, ayrıca mahalle taksimat krokileri, idari sınır kararları ve değiĢiklikleri ile varsa
kesinleĢmiĢ mahkeme kararları ve orman haritaları etraflıca incelenmeli, ilgili kamu kurumlarında
da (Valilik, Kaymakamlık ve Özel Ġdare gibi) araĢtırma yapılmalıdır.
Kadastro ÇalıĢma Alanı Sınırının Belirlenmesi Yöntemi:
ÇalıĢma alanı sınırının belirlenmesinde;
* Ġdari sınır kararları,
* Ġdari sınırla ilgili kesinleĢmiĢ mahkeme kararları,
* KesinleĢmiĢ orman tahdit/kadastro haritaları,
* Mahalle taksimat krokileri,
* Sınırda bulunan taĢınmazlara ait tapu ve vergi kayıtları,
* Ġlgili diğer bilgi ve belgeler,
Esas alınır.
A- ÇalıĢma Alanının KomĢu Köy ve Mahallelerle Olan Sınırının Belirlenmesi;
42
3402 sayılı Kanunun 4 üncü maddesine göre yapılan ilanda belirtilen 15 günlük sürenin
bitimini müteakip, kadastro ekibince kadastrosuna baĢlanacak mahalle veya köyün komĢu mahalle
ve köylerle olan müĢterek sınırlarının, diğer bir anlatımla çalıĢma alanı sınırının tespitine baĢlanır.
Kadastro teknisyenleri; çalıĢma alanı sınırlarının tespitine hangi gün ve saatte ve nereden
baĢlayacaklarını, komĢu köy ve mahalle muhtarlıkları ile kadastrosuna baĢlanacak yerin
muhtarlığına ve ayrıca varsa belediye baĢkanlıklarına çalıĢmalara baĢlanmadan önce birer yazı ile
duyururlar.
Duyuru yazıları; köy ve mahalle muhtarlıkları ile belediyelere, çalıĢma alanı sınırı tespit
çalıĢmalarına katılacak temsilcilerin belirlenmesi, gerekli belge ve bilgilerin temin edilebilmesi için
en az 2–3 gün önceden gönderilmelidir.
Duyuru yazısında; çalıĢma alanı sınırının belirlenmesinde (mahalle veya köy sınırlarının)
görev alacak yetkili kurul üyelerinin, varsa sınırla ilgili belgelerle birlikte çalıĢmanın yapılacağı gün
ve saatte mahallinde hazır bulundurulmasını, gelmedikleri takdirde yokluklarında elde mevcut
belgelere göre çalıĢma alanı sınırının belirleneceğini, belirlenecek çalıĢma alanı sınırına karĢı her
mahalle veya köy ile ilgili çalıĢma alanı sınır krokisinin tebliğ ve ilan edildiği tarihten itibaren
YEDĠ gün içinde kadastro müdürlüğüne itirazda bulunabileceklerini, bu süre geçtikten sonra
yapılacak itirazların dikkate alınmayacağı hususları da açıkça belirtir.
ÇalıĢma alanının komĢu köy veya belediyelerle olan müĢterek sınırları; idari sınır kararları
(Hudutname) ve sınırla ilgili kesinleĢmiĢ mahkeme kararları aynen uygulanmak, bu belgeler yoksa,
sınırda bulunan taĢınmazlara ait tapu ve vergi kayıtları ile sınıra iliĢkin diğer belge ve bilgiler
kadastro teknisyenlerince değerlendirilmek suretiyle belirlenir.
Kadastro ekibince belirlenecek çalıĢma alanı sınırı idari sınır sayılmaz.
Sınırla ilgili kesinleĢmiĢ mahkeme kararı bulunmakla beraber, karar tarihinden sonra idare
kurullarınca idari sınırlarda değiĢiklik yapılmıĢ ve yapılan değiĢiklik de kesinleĢmiĢ ise, çalıĢma
alanı sınırının belirlenmesinde idari sınır kararları esas alınır.
Ġdari sınır kararları ve sınırla ilgili kesinleĢmiĢ mahkeme kararları haritaya bağlanmıĢ ise
haritaları zemine uygulanmak suretiyle, haritaya bağlanmamıĢ veya harita fenni sıhhate haiz değilse
bilirkiĢiler ve tarafların göstermelerine göre sınır noktalarının yerleri arazi üzerinde tespit edilerek
ölçüsü yapılır ve çalıĢma alanı sınır krokisi düzenlenir.
Ayrıca, çalıĢma alanının her mahalle ve köyle ilgili müĢterek sınırının tespiti
tamamlandığında, bu sınırın hangi belgelere istinaden ve ne Ģekilde belirlendiği, sınır belirleme
çalıĢmaları sırasında taraflar arasında her hangi bir anlaĢmazlık çıkıp çıkmadığı hususlarını içeren
bir tutanak tanzim edilir.
Bu tutanak; tarih konmak ve çalıĢmalara iĢtirak eden taraflar, bilirkiĢiler ve muhtar tarafından
kendi el yazılarıyla "OKUDUM" ibaresi yazılmak suretiyle kadastro teknisyenleriyle birlikte
imzalanır.
Ġdari sınır kararı veya sınırla ilgili kesinleĢmiĢ mahkeme kararının bulunmaması halinde,
tarafların ve bilirkiĢilerin göstermelerine, sınırda bulunan taĢınmazlara ait tapu ve vergi kayıtları
varsa o taĢınmazlar bu belgelerde yazılı köy veya mahallenin sınırları içerisinde bırakılmak
suretiyle çalıĢma alanı sınırının belirlenmesi gerekir.
Belediye sınırları içinde bulunan mahalleler, bir baĢka köyle veya belediye sınırları
içerisindeki mahallelerle komĢu değilse, yani kadastrosuna baĢlanacak mahalle birimindeki çalıĢma
alanı aynı belediye sınırı içerisindeki diğer mahallelerle sınır teĢkil ediyorsa, çalıĢma alanı sınırı
mahalle sınırlarını gösterir belgelerden faydalanılmak suretiyle belirlenir.
ÇalıĢma alanına komĢu mahalle ve köylerin önceden kadastro çalıĢmaları sonuçlandırılmıĢ
veya devam etmekle beraber çalıĢma alanı sınırları tespit edilerek kesinleĢmiĢ ise, bu sınırların
yeniden belirlenmesine gerek yoktur. Evvelce kesinleĢmiĢ olan bu sınırlar zemine aplike edilip sınır
noktaları tespit edilerek aynen alınır.
KomĢu köy ve mahalleler kadastro çalıĢmalarına açılmakla beraber, çalıĢma alanı sınırı henüz
belirlenmemiĢse, müĢterek sınırları o çalıĢma alanında görevli kadastro ekibi ile birlikte yukarıda ki
açıklamalara göre tespit edilir.
43
Kadastro çalıĢma alanı sınırının tespiti sırasında, sınır üzerine rastlayan taĢınmazlar teknik
zorunluluk olmadıkça bütünlüğünün bozulmaması için büyük parçasının bulunduğu tarafta bırakılır.
Örnek;
( A ) Köyü
Ġdari Sınır
ÇalıĢma Alanı Sınırı
X
X
( B ) Köyü
Ancak, taĢınmaz içinden sonradan geçen yol, dere ve kanal gibi nedenlerle iki parçaya
bölünmüĢ ve idari sınırda aradan geçen bu tesislere göre belirlenmiĢ ise, taĢınmazın yol, dere ve
kanal gibi tesislerin diğer tarafında kalan kısmının komĢu çalıĢma alanı sınırı içerisinde bırakılmak
suretiyle çalıĢma alanı sınırı tespit edilir.
ÇalıĢma alanı sınırının belirlenmesi sırasında taraflar arasında anlaĢmazlık çıkarsa (Yani
taraflar aynı sınır noktası üzerinde anlaĢma sağlayamazlarsa), anlaĢmazlık bulunan sınırlar idari
sınır kararı ve sınırla ilgili kesinleĢmiĢ mahkeme kararı, bu belgeler yoksa sınırda bulunan
taĢınmazlara ait tapu ve vergi kayıtları ile benzeri diğer belgelerden yararlanılmak ve bilirkiĢi
beyanlarından istifade edilmek suretiyle kadastro teknisyenlerince re´sen tespit edilir. Tarafların
hangi sınır noktaları arasında anlaĢma sağlayamadıkları ve sınırın nereden geçmesini istedikleri
düzenlenecek tutanakta açıklanır. Tutanağın altına muhalefet Ģerhleri yazılarak imzaları alınır. ġayet
taraflardan birisi veya tamamı düzenlenen bu tutanağı imza etmekten kaçınırlarsa bu husus yine
tutanağın altında açıklanmak suretiyle hazır bulunan diğer kiĢilerle birlikte imzalanır.
Kadastro çalıĢma alanı sınır krokisi düzenlendikten sonra birer örneği, hazır bulunan taraflara
düzenlenecek bir tutanakla, hazır bulunmayan belediye baĢkanlıkları ile köy ve mahalle
muhtarlıklarına ise bir yazı ekinde gönderilerek tebliğ edilir. Ayrıca, çalıĢma alanı sınır krokisi
çalıĢma alanında ve komĢu köy ve mahalle muhtarlıklarında ilan ettirilir. Yapılan tebliğ ve
ilanlarda, çalıĢma alanı sınır
krokisinin tebliğ ve ilan edildiği tarihten itibaren 7 günlük süre içerisinde kadastro
müdürlüğüne itiraz edilebileceği belirtilir. Kadastro ekibince düzenlenen çalıĢma alanı sınır
krokisinin bir örneği de kadastro mahkemesine gönderilmek üzere kadastro müdürüne teslim edilir.
B- Ormana KomĢu ÇalıĢma Alanı Sınırının Belirlenmesi:
Ormanla ilgili çalıĢma alanı sınırı; 3402 sayılı Kadastro Kanununun 3 üncü maddesine göre
oluĢan kadastro ekibince, aĢağıdaki açıklamalara göre belirlenir.
a) Orman Kadastrosu yapılmıĢ yerlerde;
Ġdari sınıra rastlayan ormanların daha önce 6831 sayılı Orman Kanununa göre orman
kadastrosu yapılarak kesinleĢmiĢ olması halinde, kesinleĢen orman sınırları aynen alınır. Tescil
bütünlüğünün sağlanması açısından orman hangi idari birimden orman kadastrosuna tabi tutulmuĢ
ise o birimin çalıĢma alanı sınırı içerisine dahil edilir.
Örneğin; Orman, orman kadastro komisyonlarınca (A) köyünde kadastro çalıĢmasına
tabi tutulmuĢ ise; (B) köyünde 3402 sayılı Kanuna göre baĢlanan kadastro çalıĢmalarında,
ormanın tescil bütünlüğünün bozulmaması için çalıĢma alanı sınırı Orman (A) köyünde
kalacak Ģekilde belirlenir.
44
(A) Köyü
(B) Köyü
Orman
ÇalıĢma alanı sınırı
Ġdari sınır
6831 sayılı Orman Kanunu hükümlerine göre yapılan çalıĢmalarda, orman, birden fazla belde,
mahalle veya köyün idari sınırları içerisinde kalmasına rağmen, idari sınırlar ve mahalle taksimatı
dikkate alınmaksızın bir bütün olarak orman kadastrosuna tabi tutulmuĢsa, ormanın tescil
bütünlüğünün korunması için, orman çalıĢma alanı sınırı dıĢında bırakılmak suretiyle çalıĢma alanı
sınırı belirlenir. Ormanın, Tapu Sicil Tüzüğünün 8 inci maddesi hükmüne göre tescili yapılır.
Ancak, bu durumdaki orman alanları içerisinde, (orman haritalarında sarı renkle boyanarak)
orman sayılmayan yer olarak gösterilen ilgili mahalle veya köye ait yerleĢim alanı, tarım alanları, ya
da mera, yaylak, kıĢlak gibi kamu orta malları varsa, çalıĢma alanı sınırı idari sınıra göre belirlenir.
Bu Ģekilde yapılacak çalıĢma alanı sınırı nedeniyle orman ifraz edilmez ve tescili yukarıda
açıklandığı Ģekilde yapılır. . Söz konusu sarı renkli yerler, idari sınırları içerisinde kaldığı köy veya
mahalle biriminden kadastroya tabi tutulurlar.
Mülga, 3116 sayılı Kanuna göre tahdidi yapılmıĢ ormanlar içinde aynı Ģekilde uygulama
yapılır.
b) Orman Kadastrosu YapılmamıĢ yerlerde;
Orman kadastro komisyonlarınca çalıĢma yapılmamıĢ yerlerde, çalıĢma alanı sınırı; 3402
sayılı Kadastro Kanununun 3 üncü maddesine göre oluĢan kadastro ekibince (Kadastro Teknisyeni,
Muhtar ve BilirkiĢilerden oluĢan ekipçe) idari sınırlar ve mahalle taksimatı dikkate alınarak aĢağıda
açıklandığı Ģekilde belirlenir.
BitiĢik köylerin henüz kadastrosu yapılmamıĢsa: Orman idari sınırı içinde kaldığı köy ve
mahallelere göre parçalara ayrılarak çalıĢma alanı sınırı belirlenir.
(A) köyü
(B) köyü
ÇalıĢma Alanı Sınırı
Or
(C) köyü
man
45
2- BitiĢik köyün kadastrosu yapılmıĢ ise: Kadastrosuna baĢlanan köye mücavir köy veya
mahallenin daha önce kadastrosu yapılırken, idari sınırları içerisinde kalan orman çalıĢma alanı
sınırı dıĢında bırakılmıĢ ise, kadastrosuna yeni baĢlanacak köyün çalıĢma alanı sınırı idari sınıra
göre yeniden belirlenir. Daha önce belirlenmiĢ olan çalıĢma alanı sınırı esas alınmaz.
Bu durumda, daha önce tesis kadastrosu yapılan köyün çalıĢma alanı sınırı ile idari sınırı
arasında kadastrosu yapılmamıĢ ormanın, 6831 sayılı Orman Kanunu hükümlerine göre orman
kadastro komisyonunca ya da 3402 sayılı Kanunun Ek 5 inci maddesine göre (orman ve ziraat
mühendislerinin iĢtirak ettirildiği) kadastro ekibince kadastrosu yapılacaktır.
Orman kadastrosu sonucu bu alan içerisinde 6831 sayılı Orman Kanununun 1 inci
maddesine göre orman sayılmadığından bahisle orman sınırı dıĢında bırakılan kültür arazisi
taĢınmazların bulunması durumunda, bunların TKGM‘ nin 2014/5 nolu genelgesinin (I/E) maddesi
ve ya da 3402 sayılı Kanunun Ek 5 inci maddesine göre yapılan orman kadastrosu sonucu orman
sınırı dıĢında kalan kültür arazisi taĢınmazların bulunması durumunda ise, bunların TKGM‘ nin
2014/5 nolu genelgesinin
―IV-Kadastrosu veya Tapulaması TamamlanmıĢ ÇalıĢma
Alanlarında, Orman Kadastrosu/Tahdidi YapılmamıĢ Ormanlarda Uygulama‖ bölümünde yer
alan açıklamalara göre kadastrosu yapılır.
(A) Köyü
1976 yılında Tapulama yapılmıĢ
Orma
n 6831 S.
Kanun veya
3402
S.Kanun
(Ek-5 Md.)
(B) Köyü/Mahallesi
Kadastrosuna yeni baĢlanacak
Orma
n 3402 sayılı
Kanun
(4.Md)
(A) Köyü çalıĢma alanı sınırı
(A ve B) Köyleri arasındaki idari sınır (ÇalıĢma alanı sınırı olarak alınır.)
C- ÇalıĢma Alanı Sınırının Ġlanı ve Ġtiraz:
Kadastro çalıĢma alanı sınır krokisi düzenlendikten sonra birer örneği, hazır bulunan taraflara
düzenlenecek bir tutanakla, hazır bulunmayan belediye baĢkanlıkları ile köy ve mahalle
muhtarlıklarına ise bir yazı ekinde gönderilerek tebliğ edilir. Ayrıca, çalıĢma alanı sınır krokisi
çalıĢma alanında ve komĢu köy ve mahalle muhtarlıklarında ilan ettirilir. Yapılan tebliğ ve
ilanlarda, çalıĢma alanı sınır krokisinin tebliğ ve ilan edildiği tarihten itibaren 7 günlük süre
içerisinde kadastro müdürlüğüne itiraz edilebileceği belirtilir.
ÇalıĢma alanı sınır krokisinin birer örneği, ilgisi varsa mahalli orman idaresine de tebliğ
edilir.
ÇalıĢma alanı sınırına ilan ve tebliğ tarihinden itibaren 7 gün içinde;
a) ÇalıĢma alanı ve komĢu çalıĢma alanları muhtar ve belediye baĢkanları,
b) ÇalıĢma alanı sınırında taĢınmazı bulunan gerçek ve tüzel kiĢiler,
46
c) Orman idaresinin mahalli kuruluĢu,
Tarafından kadastro müdürlüğüne itiraz edilebilir.
Ġtirazın Ġncelenmesi: Ġtiraz eden kiĢinin, itiraz etmeye yetkili olduğu ve itirazın zamanında
yapıldığı anlaĢıldığı takdirde, Kadastro Müdürü, itirazı 7 gün içinde inceleyerek karara bağlar ve
kararın birer örnekleri taraflara tebliğ edilir.
Kadastro Müdürünün vermiĢ olduğu karara karĢı, kararın tefhim veya tebliğ tarihinden
itibaren 7 gün içinde Kadastro Mahkemesine itiraz edilebilir. Kadastro Mahkemesi itirazı 15 gün
içinde karara bağlar. Kadastro Mahkemesinin bu kararı kesin olduğundan, çalıĢma alanı sınırı
kadastro mahkemesinin kararına uygun hale getirilir.
Mülki Sınırda DeğiĢiklik: ÇalıĢma alanında ilk parsel için kadastro tutanağı düzenlendikten
sonra o mahalle veya köyün mülki sınırında yapılan değiĢiklik baĢlanan kadastroyu durdurmaz.
Tespit edilen çalıĢma programının plan ve ilkelerine göre kadastro çalıĢmaları devam eder. Ancak,
çalıĢmalar tamamlanıp askı ilanı sonucu kesinleĢtikten sonra mülki sınırdaki değiĢikliğe göre
taĢınmazların kayıtları sınırı içinde bulunduğu köy ve mahallenin tapu kütüklerine aktarılır. Fenni
belgeleri ve paftaları da buna göre düzeltilir.
DAVA LĠSTELERĠNĠN VE DĠĞER BELGELERĠN ALINMASI: (Madde:5)
a- Dava listelerinin alınması:
Davalı Sayılacak TaĢınmazlar: 3402 sayılı Kadastro Kanununun 25 inci maddesinde,
taĢınmaz mülkiyetine ve sınırlı ayni haklara, tapuya tescil veya Ģerh
edilecek veyahut beyanlar hanesinde gösterilecek sair haklara, sınır ve ölçü uyuĢmazlıklarına
iliĢkin kadastroyu ve tapu sicilini ilgilendiren benzeri davalara konu taĢınmazların davalı sayılacağı
belirtilmiĢtir.
Dava listelerinin alınması: Kadastro çalıĢmalarına baĢlanmadan önce mahalli sulh ve asliye
hukuk mahkemelerine yazılacak yazı ile, kadastrosuna baĢlanacak çalıĢma alanı sınırı (Köy veya
mahalle sınırı) içinde bulunan taĢınmazlardan, mahkemelerinde davası devam eden veya karara
bağlanmıĢ olmakla birlikte henüz kesinleĢmemiĢ olan davalar varsa, bunlardan kadastro
mahkemesinin görevi içine girenlerin listesi istenir. Dava listelerinde davanın esas numarası, davacı
ve davalının adı-soyadı, adresleri, davanın konusu, dava konusu taĢınmazın mevkii ve hudutları,
varsa davaya dayanak belgelerin cinsi, tarih ve numarası belirtilir.
Kadastro müdürü, mahkemelerden alınan dava listelerini kontrol edip kadastro mahkemesinin
görevine girmeyen dava bulunmadığını tespit ettikten sonra kadastro teknisyenlerine imza
karĢılığında teslim eder.
b- Tapu Kayıt Örneklerinin Çıkarılması:
Tapu kayıtları ve haritalarının çıkarılması ve bunların kadastro çalıĢmaları sırasında
uygulanması 01.08.1991 tarihli ve 1509 sayılı genelge ile açıklanmıĢtır.
Kadastro müdürü tarafından görevlendirilecek bir ekip tarafından, tapu müdürlüğündeki zabıt
kayıtları taranıp, kadastrosuna baĢlanacak çalıĢma alanı sınırı içerisinde bulunan taĢınmazlara ait
tapu kayıtlarının örnekleri tarih sırasına göre çalıĢma alanı kayıt defterine (zabıt defterinin boĢuna)
çıkarılır. Örneği alınan kayıtların düĢünceler sütununa kırmızı mürekkepli kalemle "KADASTRO"
ibaresi yazılır. Örneği çıkarılan kayıt hisseli ise hisseleri tamamlanır. Kayıtlar üzerinde mevcut hak
ve mükellefiyetler, ihtiyati tedbir, haciz, ipotek ve vakıf iliĢiği gibi tüm ayni ve Ģahsi haklar ile
takyidatlar örnekleri üzerine aynen iĢlenir. Kayıtlar haritaya bağlı ise bu haritalarında birer örnekleri
alınır ve üzerlerine ait oldukları tapu kaydının tarih ve numarası, çalıĢma alanı kayıt defterine
örneği alınan tapu kaydının yüzölçümü sütununa da haritası var anlamına gelen (H) harfi yazılarak
aralarında irtibat kurulur.
Tapu kayıtları örneklerinin çıkarılma iĢlemi tamamlandıktan sonra yeniden kontrol edilir ve
çalıĢma alanı kayıt defterine çıkarılan kayıtların doğruluğu ve baĢkaca çıkarılması gereken kayıt
bulunmadığı hususu yazılarak, kaydı çıkaranlar ve kontrol edenler tarafından imzalanır.
Tapu kayıtlarının örneklerinin çıkarılmasından sonra, taĢınmazın tapu müdürlüğünde intikal
ve satıĢ gibi nedenlerle tedavül veya tapu kaydı üzerinde aynı veya Ģahsi hak tesisi için talepte
47
bulunulması durumunda, tapu müdürlüğünce kadastro müdürlüğünden tespit örneği istenmek
suretiyle talep karĢılanır. Talep karĢılandıktan sonra, tedavül sonucu düzenlenen tapu kaydının veya
ipotek belgesinin birer örneği kadastro müdürlüğüne bir yazı ekinde gönderilir. Ġhtiyati tedbir veya
haciz talepleri ise öncelikle zabıt kaydı üzerinde karĢılanır ve sonucundan kadastro müdürlüğüne
bilgi verilir.
ÇalıĢma alanına ait olup mahallinde hisse tamamlaması yapılamayan veya eski yazı okuyan
bulunmaması nedeniyle çıkarılamayan kayıtlar, köy ve mahalle adı, tesis tarihi (ay ve yıl olarak) ve
sıra numaraları bildirilmek suretiyle TKGM. Merkez ArĢivi‘nden (ArĢiv Dairesi BaĢkanlığı) temin
edilir.
c- Vergi Kayıtlarının Çıkarılması:
3402 Sayılı Kadastro Kanununun 14 üncü maddesinin 3 üncü fıkrasında; 31/Aralık/1981
tarihinde veya daha önceki tarihlerde düzenlenmiĢ olan vergi kayıtları zilyetliği tevsik edici belge
olarak kabul edilmiĢtir.
Zilyetliği tevsik edici vergi kayıtları;
1) 31/Aralık/1971 tarihine kadar, 2901 Sayılı Arazi Tahrir Kanununa göre tesis edilmiĢ
özel idare tahrir kayıtları,
2) 1/Ocak/1972 tarihinden 31/Aralık/1981 tarihine kadar 1319 Sayılı Emlak Vergisi
Kanunu ve değiĢikliklerine istinaden taĢınmazların zilyetlerince vergi dairelerine verilen emlak
vergisi beyannameleri;
Olmak üzere ikiye ayrılır.
Ayrıca, 3402 Sayılı Kadastro Kanununun 36 ncı maddesinin 5 inci fıkrasında, ―kadastrosu
yapılan taĢınmazlara, emlak vergisi son beyan dönemi esas alınarak 492 Sayılı Harçlar
Kanununa ekli (4) sayılı tarifede gösterilen oranlarda, kadastro harcı tahakkuk ettirilir."
hükmü yer almaktadır.
Bu nedenle, 31/Aralık/1971 tarihine kadar olan özel idare tahrir kayıtlarının örnekleri özel
idare müdürlüklerinden, devredilmiĢ ise Devlet ArĢivleri Genel Müdürlüğünden, 1981 yılına ait
emlak vergisi beyannameleri örnekleri, vergi dairelerinden, devredilmiĢ ise belediyelerden, en son
beyan dönemine ait emlak vergisi beyannamesi örnekleri ise belediyelerden alınır.
Bunlardan, özel idare tahrir kayıtları ile 1981 yılına ait emlak vergisi beyan kayıtları 3402
sayılı Kanunun 14 üncü maddesi uyarınca yapılacak sınırlandırma ve tespitlerde, en son beyan
dönemine ait emlak vergisi beyannameleri ise kadastro harçlarının tahakkukunda değerlendirilir.
Belediye sınırları içerisinde bulunan taĢınmazlara ait emlak vergisine esas değerler, belediyelerce
her yıla ait yeniden değerlendirme oranları esas alınmak suretiyle yeniden belirlendiğinden,
belediye sınırları içerisindeki taĢınmazlar için belediyelerden o yıla ait emlak vergisine esas
matrahın alınması yeterlidir.
d- Diğer KuruluĢlarca YaptırılmıĢ Haritaların Alınması: Sınırlandırma ve tespitlerde
değerlendirilmek üzere, Belediyeler, Karayolları, DSĠ, TEK, BOTAġ ve Orman Ġdaresi gibi
kuruluĢlarca yaptırılmıĢ olan harita ve belgelerinin birer örnekleri bu kuruluĢlardan alınır.
MEVKĠ VEYA ADA ĠLANI: (Madde:6)
Kadastro Teknisyenleri; kadastro çalıĢma alanı sınırlarını belirledikten sonra ada bölümleri
krokisini düzenlerler ve hangi adada çalıĢmaya baĢlanacağını en az 7 gün önceden alıĢılmıĢ
vasıtalarla ilgili köy veya mahalle muhtarlıklarında ilan ettirirler.
ÇalıĢmalara herhangi bir nedenle 3 aydan fazla ara verilirse bu ilan yenilenir.
Ġlanda; kadastrosuna baĢlanacak adanın, mevki, mahalle ve sokak isimleri açık olarak
gösterilir. Ayrıca, kadastrosuna baĢlanacak ada sınırları içerisindeki taĢınmazların malikleri ile bu
taĢınmazlar üzerinde baĢkaca mülkiyet veya mülkiyetten gayri ayni hak iddiası olanlar varsa,
belirtilen günde taĢınmazlarının baĢında hazır bulunarak sınırlarını göstermeleri, iddialarını
bildirmeleri, iddialarını kanıtlayıcı belgeleri varsa bunları ibraz etmeleri, gelmemeleri veya temsilci
göndermemeleri halinde sınırlandırma ve tespitin gıyaplarında yapılacağı, itirazların çalıĢma
48
alanındaki faaliyetlerin devamı sırasında yapılabileceği, belgeye dayanmayan itirazların kabul
edilmeyeceği hususları belirtilir. Ġlanın yapıldığına dair bir tutanak düzenlenir.
TAġINMAZLARIN SINIRLANDIRILMASI: (Madde:7)
3402 Sayılı Kadastro Kanunu ile kadastrosu yapılacak taĢınmazların sınırlarını ve hukuki
durumunu tespit etme görevi kadastro teknisyenlerine verilmiĢtir. Ancak, 5304 sayılı Kanunla
değiĢik 3402 sayılı Kanunun 4 üncü maddesi hükmü nedeniyle ormanların sınırlandırma ve
tespitinde kadastro ekibine orman ve ziraat yüksek mühendisi/mühendisi iĢtirak ettirilir.
4342 sayılı Mera Kanununun 7 nci maddesi hükmü nedeniyle kamu orta malı nitelikli
taĢınmazların sınırlandırılması mera komisyonlarınca, Mera Kanununda öngörülen 4 aylık sürenin
geçmesi durumunda ise kadastro komisyonunca yapılır.
Kadastro ekibinde görevli kadastro teknisyenleri; ada ilanında belirtilen gün ve saatte, muhtar
ve bilirkiĢilerle birlikte sınırlandırma ve tespit çalıĢmalarına baĢlayacakları adaya giderek, burada
taĢınmazı tasarrufunda bulunduran kiĢiler ile, aynı taĢınmaz üzerinde hak iddiasında bulunan
baĢkaca kiĢiler varsa bunların iddialarını dinleyip, ibraz edecekleri belgeler ile tapu ve vergi
kayıtlarını, muhtar ve bilirkiĢilerin ve gerekiyorsa hazır bulunan diğer kiĢilerin bilgilerinden de
istifade etmek suretiyle zemine uygulayıp taĢınmazların sınırlarını belirlerler.
Uygulanan kayıt ve belgeler haritaya bağlı ve harita fenni sıhhate haiz ise, taĢınmazın sınırları
bu haritaya göre belirlenir.
Birbirine bitiĢik (Hudut) taĢınmazlarda sınır ihtilafı varsa ve malikleri de aynı sınır noktaları
üzerinde anlaĢma sağlayamıyorlarsa, anlaĢmazlık bulunan (Davalı taĢınmazlar hariç) sınırlar, tapu
ve vergi kayıtları ile varsa tapu haritaları zemine uygulanmak ve bilirkiĢilerle hazır bulunan diğer
kiĢilerin bilgi ve beyanlarından istifade edilmek suretiyle kadastro teknisyenlerince belirlenir.
ġayet, sınır ihtilafı nedeniyle mahalli hukuk mahkemelerinde dava açılmıĢsa davalı olan
sınırlar paftasında mürekkeplenmeyip kurĢun kalemli olarak bırakılır ve ayrıca, zeminde halen
mevcut olan sınırlar ile tarafların hak iddiasında bulundukları sınırları gösteren ayrı bir kroki
düzenlenerek kadastro tutanağına eklenir.
Tapuda ifraz görerek parçalara ayrılmıĢ bulunan taĢınmazların sınırları belirlenirken, her
hangi bir hataya ve parsel kaybına sebebiyet verdirilmemesi için ifraz krokileri ile ifraz sonrası
oluĢturulan tapu kayıtları birlikte değerlendirilir.
Sınırları belirlenen taĢınmazlar için, sınırlandırma ve ölçü krokisi düzenlenir.
Kadastro teknisyenleri, sınırlandırmasını yaptıkları taĢınmazların, muhtar ve bilirkiĢiler ile
hazır bulunan ilgililerinden (TaĢınmazı tasarrufunda bulunduran kiĢiler ile, aynı taĢınmaz üzerinde
hak iddia eden kiĢiler) ve varsa tanıklığına baĢvurdukları kiĢilerden alacakları bilgileri
değerlendirmek suretiyle hukuksal durumlarını belirlerler. Bu bilgileri ve kendi düĢüncelerini her
taĢınmaz için ayrı ayrı düzenleyecekleri kadastro tutanağının edinme sebebi sütununa yazarlar.
Uygulaması yapılan tapu kayıtları üzerinde, vakıf iliĢiği, ipotek, haciz, ihtiyati tedbir ve irtifak
hakkı gibi ayni ve Ģahsi haklar ve Ģerhler varsa, bunlar da kadastro tutanağının ilgili sütunlarına
yazılır.
Düzenlenen kadastro tutanakları, muhtar ve bilirkiĢilerle birlikte, varsa bilgi ve tanıklığına
baĢvurulan kimseler ve kadastro teknisyenlerince imzalanır. Ayrıca, edinme sebebi sütununda
yapılan açıklamanın bittiği yere tarih konur ve boĢ satır bırakılmaksızın muhtar ve bilirkiĢiler
tarafından kendi el yazılarıyla okudum ibaresi yazılarak imzalanır.
TaĢınmazların sınırlarının ve mülkiyetinin belirlenmesinde kadastro teknisyenleri arasında
görüĢ ayrılığı çıkarsa, anlaĢmazlığın nedeni kadastro tutanağında açıklanır. Ayrıca anlaĢmazlık
sınıra yönelik ise anlaĢmazlık bulunan sınırlar paftasında mürekkeplenmez ve yüzölçümü
hesaplanmaz, anlaĢmazlık mülkiyete yönelik ise taĢınmazın maliki tayin edilmez ve anlaĢmazlığın
kadastro komisyonunda çözümlenmesi için kadastro tutanağı tanzim edildiği tarihten itibaren en geç
7 gün içinde kadastro müdürüne teslim edilir.
TaĢınmaz üzerinde hak iddiasında bulunan kiĢilerce ibraz edilen kayıt ve belgelerin aynı
kuvvet ve mahiyette olması halinde, kayıt ve belgelerin zemine uygunluğu ve zilyetlik durumu
49
tutanakta açıklanmak suretiyle malik tayini yapılmaz ve tutanak komisyonda görüĢülmek üzere 7
gün içinde kadastro müdürüne teslim edilir.
ÇalıĢma alanı sınırı içinde veya bitiĢiğinde yada dıĢında toplu olarak bulunan taĢınmazlardan
kadastro tutanağı düzenlenmeyerek kadastro harici (tespit harici) bırakılan yerler için kadastroya
tabi tutulması yönünde bir iddia vaki olursa, öncelikle, kadastro teknisyenlerince iddia konusu yerin
bir baĢka çalıĢma alanı sınırı içerisinde veya kesinleĢmiĢ orman tahdit sınırı içerisinde kalıp
kalmadığı hususu araĢtırılır. Yapılacak araĢtırma sonucunda, taĢınmazın bir baĢka çalıĢma alanı
yada kesinleĢmiĢ orman tahdit sınırı veya mera sınırı içerisinde kalmadığı anlaĢılırsa
sınırlandırılması yapılır ve ibraz edilen belgeler, muhtar ve bilirkiĢi beyanlarından da istifade
edilmek suretiyle değerlendirilerek tespiti yapılır.
Bu Ģekilde yapılan tespite karĢı ilgililerince itiraz edilmese dahi düzenlenen kadastro tutanağı
ve eki belgeler kadastro komisyonunda incelenmek üzere kadastro müdürüne teslim edilir.
Ancak, hak iddiasında bulunulan yer sınırlandırma ve tespiti yapılan bir baĢka parselin
hudutları içerisinde kalıyorsa, kadastro teknisyenlerince bu parselin sınırlarında değiĢiklik yapmak
suretiyle içinde yeni bir parsel oluĢturulması mümkün olmadığından, hak iddiasında bulunan kiĢinin
kadastro komisyonuna itirazı sağlanır.
Davalı TaĢınmazların Sınırlandırma ve Tespiti:
Kadastro tutanağı düzenlenmeden önce dava listeleri kontrol edilerek taĢınmazın davalı olup
olmadığı araĢtırılır. Dava listelerinde yer almamakla birlikte, hak iddiasında bulunan kiĢilerce veya
bilirkiĢilerce taĢınmazın davalı olduğu beyan edilirse bu husus araĢtırılır.
— Dava mülkiyete yönelik ise; taĢınmazın sınırlandırma, ölçü ve tersimatı yapılarak
yüzölçümü hesaplanır. Tarafların iddiaları ve ibraz ettikleri belgeler değerlendirilerek sonuçları
kadastro tutanağının edinme sebebi sütununda açıklanır. Ancak, malik tayini yapılmaz.
— Dava sınır ve yüzölçümüne yönelik ise; tarafların iddiaları ve belgeleri değerlendirilerek
taĢınmazın maliki tayin edilir. Ancak, Ġhtilaflı sınırlar paftasında mürekkeplenmez ve yüzölçümü
hesaplanmaz.
— Dava hem mülkiyete, hem de sınır ve yüzölçümüne yönelik ise; malik tayini yapılmaz,
ihtilaflı sınırlar paftasında mürekkeplenmez ve yüzölçümü hesaplanmaz.
— Dava sınırlı ayni haklara, tapuya tescil veya Ģerh edilecek veyahut beyanlar hanesinde
gösterilecek haklara yönelik ise; taĢınmazın sınırları belirlenip, maliki tayin edilir.
Davanın konusu, dosya numarası ve mahkemenin adı kadastro tutanağının edinme sebebi
sütununda açıklanır. Ayrıca, Davalı olan tutanakların üst sağ köĢesine kırmızı kalemle ve dikkati
çekecek Ģekilde (davalıdır) sözcüğü yazıldıktan sonra, tutanağın dava dosyası ile kolayca
birleĢmesini sağlamak için mahkemenin adı ve esas numarası yazılır.
Davalı taĢınmazların kadastro tutanakları düzenlendiğinde, bu tutanaklar pafta örnekleri ile
birlikte 7 gün içinde Kadastro Mahkemesine gönderilmek üzere kadastro müdürüne teslim edilir.
Davalı Tutanakların Kadastro Mahkemesine Devri: Kadastro teknisyenlerince kadastro
müdürüne teslim edilen davalı taĢınmazlara ait kadastro tutanakları ile, eklerinin fotokopisi veya
örnekleri çıkarılarak, asılları 7 gün içinde kadastro Mahkemesine gönderilir, ayrıca davanın
görülmekte olduğu mahalli Hukuk Mahkemesine de dava konusu taĢınmazın tespitinin yapılarak
kadastro tutanağının kadastro mahkemesine gönderildiği hususunda bilgi verilir. Kadastro
mahkemesine gönderilen davalı taĢınmazlara ait kadastro tutanaklarının örneği, kadastro müdürü
tarafından aslına uygunluğu tasdik edilerek ayrı bir dosyada saklanır. ÇalıĢmaların
tamamlanmasından sonra, bu dosya diğer evrakı müsbiteleriyle birlikte tapu müdürlüğüne
devredilir.
Dava Listeleri Kadastro Müdürlüğüne Gönderildikten Sonra Mahalli Hukuk
Mahkemelerinde Açılan Davalar Hakkında Yapılacak ĠĢler:
— Dava konusu taĢınmaza ait kadastro tutanağı henüz düzenlenmemiĢ ise; Yukarıdaki
açıklamalar doğrultusunda taĢınmazın sınırlandırma ve tespiti yapılır.
— Dava, kadastro tutanağının düzenlenmesinden önce açılmıĢ olmakla birlikte, tutanak
düzenlendikten sonra kadastro müdürlüğüne bildirilmiĢ ise; kadastro teknisyenlerince malik
50
sütunu kırmızı kalemle çizilir ve tutanağın uygun bir yerine Ģerh verilmek suretiyle tespit davalı
hale getirilir.
— Kadastro tutanağının düzenlenmesinden sonra dava açılmıĢ ise; tutanağın düzenlendiği
tarihte kadastro mahkemesinin görevi baĢladığından, kadastro tutanağı üzerinde herhangi bir iĢlem
yapılmaz ve davanın açıldığı hukuk
mahkemesine açıklayıcı bir yazı ile kadastro tutanağının düzenlendiği hususunda ayrıntılı
bilgi verilir.
— Askı ilanı süresi içinde dava açılmıĢ ise; askı ilan süresi içinde Kadastro Mahkemesinde
dava açılabileceğinden, kadastro tutanağı üzerinde herhangi bir iĢlem yapılmaz ve dava konusu
taĢınmazın tespitinin yapılarak Kadastro Kanununun 11 inci maddesi uyarınca askı ilanına alındığı
hususunda davanın açıldığı hukuk mahkemesine ayrıntılı bilgi verilir.
— Kadastro tespitinden önce davalı olduğu halde, tespit davasız olarak yapılmıĢ ve askı
ilanı sonucu da kadastro tutanağı kesinleĢtirilmiĢ ise;
TaĢınmazın henüz tapu kütüğüne tescili yapılmamıĢ ise tutanak davalı hale getirilir. Tapu
kütüğüne tescil edilmiĢ ise tapu kütüğünün beyanlar hanesine, tespitin davalı olması nedeniyle
kesinleĢmediği yazılarak davalı hale getirilir. TaĢınmaz tapu kütüğüne tescilini müteakip el
değiĢtirmiĢ ise hiç bir iĢlem yapılmadan ilgililerine mahkemeye baĢvurmaları gerektiği hususu
tebliğ edilir.
— Davalı TaĢınmazların Ġhtilafsız Kısmının Ayrılması: Kadastro Mahkemesinde sınır
uyuĢmazlığı nedeniyle açılmıĢ davalarda, ilgililerin talebi üzerine dava konusu taĢınmazın ihtilaf
dıĢında kalan kısmının 3402 sayılı Kanunun 30 uncu maddesi gereğince mahkemece ayrılabilir.
Mahkeme, ayırma iĢlemini yapmak üzere kadastro müdürlüğünden talepte bulunur.
Kadastro Müdürlüğü bu ayırma iĢleminin imara uygunluğunu yetkili mercilerden (il idare
kurulu veya belediye encümeni) sağladıktan sonra (ġayet mahkemece bu husus yetkili mercilerden
sorulmuĢ ve imara uygunluğu bildirilmiĢ ise, kadastro müdürlüğünce ayrıca yazıĢma yapılmasına
gerek yoktur.) ayırımı yapar ve sonucunu mahkemeye iletir. Mahkemenin bildirisi üzerine ihtilafsız
kısma son parsel numarası verilerek tescili yapılır. ġayet, taĢınmazın bulunduğu yere göre Ġl Ġdare
Kurulu veya Belediye Encümenince ayırma iĢleminin imara uygun olmadığı yolunda karar verilirse
ayırma yapılmaz ve sonucundan kadastro mahkemesine bilgi verilir.
Diğer taraftan, ayırma iĢlemine konu yer tarım arazisi ise; 5403 sayılı ―Toprak Koruma ve
Arazi Kullanımı Kanununun‖ 8 inci maddesine göre, asgari tarımsal arazi büyüklüğü; mutlak
tarım arazileri, marjinal tarım arazileri ve özel ürün arazilerinde 2 hektar, dikili tarım
arazilerinde 0,5 hektar, örtü altı tarımı yapılan arazilerde 0,3 hektardan altında ifraz suretiyle
parsel oluĢturulması mümkün değildir. Bu nedenle, ihtilafsız kısım ile ihtilaflı kısmın
ayrılmasında bölünemez büyüklük olan bu miktarların altında parsel oluĢuyorsa, öncelikle Gıda,
Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı il ve ilçe müdürlüklerinden (mahkemenin müzekkeresi de
belirtilmek suretiyle) soru konusu edilir. Alınacak cevap olumlu ise talep yukarıda açıklandığı gibi
karĢılanır.
Aksi takdirde, talep karĢılanmaz ve sonucundan, 5403 sayılı Kanunun 8 inci maddesi ile Gıda,
Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı il ve ilçe müdürlüklerinden alınan yazı açıklanmak suretiyle
mahkemeye bilgi verilir.
Kimlik Tespiti;
TaĢınmaz Malların Sınırlandırma, Tespit ve Kontrol ĠĢleri Hakkındaki Yönetmeliğin 4
üncü maddesinin son fıkrasında, "TaĢınmaz mal maliklerinin hüviyetinin tespitinde, nüfus
hüviyet cüzdanı veya nüfus kayıt örneğinden yararlanılır. Köy nüfusuna kayıtlı hak sahiplerinin
gerçek kimliği nüfus kaydı ibraz edilmediği takdirde köy nüfus defterinden tespit edilir. (Ek
cümle: RG–26.09.2005–25948) Varsa, tespit maliklerinin T.C. Kimlik numarası, tutanağın nüfus
kaydı yazımına iliĢkin sütuna yazılır.‖ hükmü yer almaktadır.
Bu nedenle, taĢınmaz maliklerinin kimlik tespitinde, muhtar ve bilirkiĢi beyanlarıyla
yetinilmeyip, tespit malikinin nüfus cüzdanından, nüfus cüzdanı yoksa nüfus idaresinden alınacak
nüfus kayıt örneğinden, ya da varsa köy nüfus defterindeki bilgilerden, bunlarda temin edilemezse,
51
tapulu taĢınmazlarda tapu kaydı ve bu kayıtlara ait evrakı müsbitelerdeki bilgilerden, tapusuz
taĢınmazlarda emlak vergisi beyan kayıtlarından veya kiĢinin o çalıĢma alanı içerisinde baĢkaca
tapulu taĢınmazı varsa bu kayıtlardaki bilgilerden yararlanılacaktır.
Diğer taraftan, Kimlik PaylaĢım Sistemi (KPS) veri tabanındaki nüfus bilgilerinin
kadastro çalıĢmalarında kullanılmak üzere elektronik ortamda paylaĢımında uyulacak esas ve
Ģartlara iliĢkin olarak "Nüfus ve VatandaĢlık ĠĢleri Genel Müdürlüğü" ile "Tapu ve Kadastro
Genel Müdürlüğü" arasında "Ġkili AnlaĢma" düzenlenmiĢtir. Söz konusu anlaĢmanın uygulama
Ģekli ile nüfus bilgilerinin ne Ģekilde elde edileceği, TKGM.07.08.2007 tarih ve 2007/11 sayılı
genelge ile açıklanmıĢtır.
Ayrıca, tespit maliklerinin T.C. kimlik numaraları 2007/11 sayılı genel doğrultusunda tespit
edilerek, kadastro tutanağının mülkiyet sütununda tespit maliklerinin isimlerinin yazıldığı satıra
yazılacaktır. T.C. kimlik numaraları kadastro harçlarının tahsili için vergi daireleri veya mal
müdürlüklerine gönderilen listelere de yazılmalıdır.
Nüfus cüzdanı veya nüfus idaresince verilen nüfus kaydına göre kimlik tespiti yapılması
halinde, bunların örnekleri ilgili sütununa iĢlenmek suretiyle kadastro tutanağına eklenir.
Kat Ġrtifakına Konu TaĢınmazların Tespiti;
Zabıt kaydı üzerinde kat irtifakı tesis edilmiĢ taĢınmazların tespiti yapılırken, o taĢınmaza ait
zabıt kaydı ve evrakı müsbiteleri incelenip, kadastro tutanağının edinme sebebi sütununda
maliklerin mülkiyet hisseleri ile hangi bağımsız bölümün kimlere ait olduğu ve bunlara ayrılan arsa
paylarının neler olduğu açıklanır. Ayrıca, kadastro tutanağının "Ġrtifak hakları ve Gayrimenkul
Mükellefiyetleri" sütununda
kat irtifakına konu bağımsız bölümlerin kimlere ait olduğu ve arsa payları yazılır. Tutanağın
mülkiyet sütununda ise arsa payları belirtilmeksizin sadece maliklerin mülkiyet payları yazılır.
Askı ilanı sonucu tespit kesinleĢtiğinde, o parsele ait tapu kütük sayfasına tescil yapıldıktan
sonra, TKGM. nün 3/Eylül/1997 tarih 1997/10 (1536) sayılı genelgesi uyarınca kat irtifakının "KAT
MÜLKĠYETĠ KÜTÜĞÜNE" taĢınması gerekmektedir.
Kat Mülkiyetine Konu TaĢınmazların Tespiti;
Ana gayrimenkul için kadastro tutanağı düzenlenerek bu tutanakta hangi bağımsız bölümlerin
kimlere ait olduğu, bunların arsa payları ile mülkiyet paylarının neler olduğu ve edinme Ģekilleri
açıklandıktan sonra her bağımsız bölüm için ayrıca birer kadastro tutanağı düzenlenir. Bu
tutanakların ada ve parsel numaralarının yazıldığı sütunlarda, ada numarası aynen, parsel numarası
ise bağımsız bölüm numarası ile taksimli olarak yazılır. (Örnek: ana gayrimenkul 114 ada 5 parsel
ise, 114 ada 5/1, 2, 3, ...14 parsel Ģeklinde) Bağımsız bölümler için düzenlenen kadastro
tutanağında sadece o bağımsız bölüme iliĢkin bilgiler yazılır ve bağımsız bölümlere iliĢkin
tutanaklar ana gayrimenkul için düzenlenen kadastro tutanağına eklenir.
Askı ilanında, kat mülkiyetine konu bağımsız bölümler ayrı ayrı yazılarak ilana alınır. Tescil
aĢamasında öncelikle ana gayrimenkulün tapu kütüğüne tescili yapılır ve bu sayfa usulünce
kapatılarak bağımsız bölümler kat mülkiyeti kütüğüne tescil edilir. Ana gayrimenkule ait kütük
sayfası ile bağımsız bölümlere ait kat mülkiyeti kütük sayfaları arasında irtibat kurulur.
ORMANLAR
Ġlgili Mevzuat;
3402 sayılı Kadastro Kanunu (Madde:4 ve Ek 5),
6831 sayılı Orman Kanunu,
TaĢınmaz Malların Sınırlandırma, Tespit ve Kontrol ĠĢleri Hakkındaki Yönetmelik‘ in 17
nci maddesi,
*
20 Kasım 2012 tarihli ve 28473 sayılı Resmi Gazete‘de yayımlanarak yürürlüğe giren
―Orman Kadastrosu ve 2/B Uygulama Yönetmeliği‖ ( 27 Aralık 2013 tarihli ve 28864 sayılı Resmi
Gazetede yayımlanan ―Orman Kadastrosu ve 2/B Uygulama Yönetmeliğinde DeğiĢiklik
Yapılmasına Dair Yönetmelik‖)
52
TKGM. 09.05.2014 tarihli ve 2014/5 nolu ―Ormanların Kadastrosu ve Tescili” konulu
genelge,
TKGM. 23.05.2012 tarihli ve 2012/5 nolu ―2/B alanlarının Kadastrosu ve Güncellenmesi‖
konulu genelge,
TKGM. 12.06.2012 tarihli ve 2012/7 nolu “2/B Alanlarının SatıĢı‖ konulu genelge,
TKGM ile Orman Genel Müdürlüğü arasında düzenlenen ve 04.09.2006 tarihli, 074/217–
3275 sayılı genelge ekinde yer alan ―3402 sayılı Kadastro Kanununun 4 üncü Maddesi Uyarınca
Yapılacak Orman Kadastrosu Uygulama Talimatı‖
TKGM ile Orman Genel Müdürlüğü arasında düzenlenen 06.01.2012 ve 08.04.2014 tarihli
Protokoller.
TKGM ile Orman Genel Müdürlüğü arasında düzenlenen 15.01.2013 tarihli ―Uygulama
Talimatı‖ (6831 Sayılı Orman Kanununa Göre Orman Tahdidi veya Kadastrosu Yapılarak
Kesinleşmiş ve Tapuya Tescili Yapılmış veya Yapılmamış Olan Orman Haritalarının Düzeltme
İşlemleri ile 6831 sayılı Kanuna göre Yapılacak veya Yapılmakta Olan Orman Kadastrosu
Çalışmalarında Uyulacak Usul ve Esaslar)
TESĠS KADASTROSU TAMAMLANMIġ YERLERDE ORMANLARA ĠLĠġKĠN
UYGULAMA
6831 Sayılı Kanunun 10 uncu maddesine 6292 sayılı Kanunun 13 üncü maddesiyle eklenen
ek fıkra ile; "Kadastrosu tamamlanan veya devam eden ormanlara ait haritaların yapılmasında
ölçme, hesap, tersimat ve aplikasyon işleri harita ve kadastro mühendisleri veya teknikerleri
tarafından yapılır, sorumluluk harita ve kadastro mühendislerine aittir. Çalışma alanlarında
yapılan ölçüm ve haritalama işlemlerinin usulüne uygun olarak yapılmasını sağlamak ile kontrol
onayını yapmak üzere Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü taşra teşkilatınca kontrol mühendisi
görevlendirilir. Kadastro teknik standartlarına uygun üretilen bu haritalar, harita ve kadastro
mühendislerinin kontrol onayından sonra komisyon başkanınca tasdik olunur." hükmündedir.
Bu nedenle, orman idaresince; orman kadastro komisyonlarınca yapılacak veya yapılmakta
olan orman kadastrosu çalıĢmalarında ölçüm ve haritalama iĢlemlerinin usulüne uygun olup
olmadığının kontrolü, teknik destek verilmesi ve onaylanması amacıyla personel talep edildiğinde;
6831 Sayılı Kanunun 10 uncu maddesi hükmü, Orman Genel Müdürlüğü ile TKGM arasında
düzenlenen 15.01.2013 tarihli uygulama talimatının (A) maddesince, orman ve kadastro
idarelerinin harita mühendislerince yapılan planlamaya göre ihtiyaç halinde her iki harita
mühendisinin koordinasyonunda, teknik destek vermek üzere kadastro müdürlüğünce yeteri kadar
personel (kadastro teknisyeni) görevlendirilir. ÇalıĢmalar tamamlandığında yürürlükteki teknik
esaslara uygunluğu, görevlendirilen kadastro kontrol mühendisince/mühendislerince (ayrıca,
kadastro müdürlüğünce yeteri kadar görevlendirilecek kontrol memuru ve kadastro teknisyeni ile
birlikte) kontrol edilerek kadastro kontrol mühendisince kontrol onayı yapılır. Yapılan çalıĢmalar
sonucu rapora bağlanır, her iki kurum görevlilerince birlikte imza altına alınır ve iki suret
düzenlenen rapor idarelerce ilgili dosyasında saklanır. Onay tarihinden sonra en geç 2 ay içerisinde,
kontrol ve komisyon onayları yapılan orman kadastro haritalarının orman idaresince askı ilanına
alınması, süresinde ilana alınmaması halinde tekrar kontrol onayı yapılması gerekmektedir.
Orman kadastro komisyonlarınca, 6831 sayılı Orman Kanunu uyarınca ormanın
sınırlandırması ve aynı Kanunun 2 nci maddesinin (A) veya (B) bentleri uyarınca Hazine adına
orman sınırları dıĢına çıkartma iĢlemi tamamlanıp ilan sonucu kesinleĢtirilmek suretiyle, harita ve
tutanakları idaremize gönderilerek tescil talebinde bulunulması halinde;
Kadastro kontrol mühendislerince kontrol onayı yapılmak suretiyle askı ilanına alınan orman
kadastro haritaları, kontrol onayından sonra harita üzerinde değiĢiklik yapılıp yapılmadığı hususu
araĢtırılır.
15.01.2013 tarihli uygulama talimatının (B/f) maddesi gereğince, 06.01.2012 tarihli
protokolün yürürlüğünden önce, kadastro kontrol mühendislerince kontrol onayı yapılmadan askı
ilanına alınmıĢ orman kadastro haritaları ise, bu haritalar ile haritaların yapımına iliĢkin ölçü
değerleri ve belgeleri kadastro müdürlüklerince kontrol mühendisi sorumluluğunda kontrol edilerek,
53
yürürlükteki teknik esaslara uygun olup olmadığı belirlenir. Ayrıca, 15.01.2013 tarihli uygulama
talimatının (B/f ve g) maddesince, orman haritaları ile kadastro (kadastro/tapulama) paftaları
kenarlaĢtırılmak suretiyle aralarında mükerrerlik bulunup bulunmadığı tespit edilir. Bu kapsamda
yapılan kontrol sonucunda, orman haritalarının teknik mevzuata uygun olmadığı tespit edilirse;
Orman haritalarının kontrolü sonucu tespit edilen hataların neler olduğu hususlarını
gerekçeleri ile açıklayan bir rapor düzenlenir ve rapor kontrol edenlerle birlikte kontrol mühendisi
tarafından imzalanır. Bu rapor ile tescil için idaremize gönderilmiĢ bulunan orman haritaları ve
ekleri, 4999 sayılı Kanunla değiĢik 6831 sayılı Orman Kanununun 9 uncu maddesine göre
düzeltilmek ve eksiklikleri tamamlanmak üzere, bir yazı ekinde mahalli orman kuruluĢuna
gönderilir.
15.01.2013 tarihli uygulama talimatının (B/d) maddesince, orman kadastro haritalarının
orman kadastro komisyonlarınca 6831 sayılı Orman Kanununun 9 uncu maddesine göre yapılacak
düzeltme, arazi ve büro teknik kontrol çalıĢmalarına; teknik destek vermek üzere kadastro
müdürlüğünce yeteri kadar personel (kontrol mühendisi ile birlikte kontrol memuru ve kadastro
teknisyeni) görevlendirilir. ÇalıĢmalar tamamlandığında, yürürlükteki teknik esaslara uygunluğunda
kadastro kontrol mühendisince kontrol edilerek kontrol onayı yapılır, onay tarihinden sonra en geç 1
ay içerisinde orman idaresince askı ilanına alınır. Süresinde ilana alınmaması halinde tekrar kontrol
onayı yapılır.
Kadastro (kadastro/tapulama) paftalarının hatalı olduğu tespit edilirse; 15.01.2013 tarihli
uygulama talimatının (B/g) maddesince, kadastro paftalarında tespit edilecek hatalar, mevzuatına
uygun olarak kadastro müdürlüğünce giderilir. Orman haritası ile kadastro paftasının
kenarlaĢtırılması sonucu hata tespit edilen kadastro parselleri listelenerek bir üst yazı ekinde "Bu
parselde orman haritası ile kadastro paftasının kenarlaştırılması sonucu teknik hata
bulunmaktadır." Ģeklinde belirtme yapılmak üzere tapu müdürlüğüne gönderilir.
3402 sayılı Kanunun Ek 4 üncü maddesi kapsamında yapılacak çalıĢmalarda ise 2012/5
nolu genelgeye göre iĢlem yapılır.
Ormanların ve 6831 sayılı Kanunun 2/A veya 2/B Maddelerine Göre Hazine Adına
Orman Sınırı DıĢına Çıkarılan Yerlerin Tescili;
Kadastro müdürlüğünce; kontrol iĢlemi sonucu teknik mevzuatına uygun olduğu tespit
edilen ya da teknik mevzuatına uygun hale getirilmesi sağlanan kesinleĢmiĢ orman haritaları, ait
olduğu köy veya mahallenin kadastro paftalarına iĢlenir. Tescil bildirimi (beyanname) düzenlenmek
suretiyle iĢlem dosyası tapu müdürlüğüne gönderilir.
Orman haritalarının kadastro paftaları ile kenarlaĢtırılması sonucunda; kadastro veya tapulama
sonucu gerçek veya tüzel kiĢiler (Hazine hariç) adına tapu kütüğüne tescili yapılmıĢ taĢınmazlardan,
kısmen veya tamamen orman sınırı içinde kalanlar (mükerrer olanlar) varsa, mükerrerlik durumunu
gösterir kadastro haritasının bir örneği ile bu taĢınmazların ada ve parsel numaralarını, mükerrer
olan kısımların yüzölçümünü ve maliklerinin kimlik bilgilerini gösterir Ģekilde düzenlenecek listesi
orman idaresi ile maliye kuruluĢuna bir yazı ekinde gönderilir. Bu yazıda; listede belirtilen
taĢınmazların ormanda kalan kısımlarına ait tapu kayıtlarının kamulaĢtırma suretiyle veya hükmen
iptali sağlanmadıkça Hazine adına tescillerinin yapılmayacağı belirtilir.
Düzenlenen liste ile mahalli orman ve maliye kuruluĢlarına yazılan yazıların birer örneği de
tescil bildirimi ekinde tapu müdürlüğüne de gönderilir.
Tescil bildiriminde; mükerrerlik teĢkil eden, gerçek veya tüzel kiĢiler (Hazine hariç) adına
tescilli taĢınmazların yüzölçümleri, ormanın/6831 sayılı Kanunun 2/A veya 2/B maddeleri uyarınca
Hazine adına orman sınırı dıĢına çıkarılan alanın yüzölçümünden düĢülür.
Tapu müdürlüğünce; talep yevmiye defterine kaydedilerek;
Devlet Ormanları ―Orman‖ vasfı ile Hazine adına, Hükmi ġahsiyeti Haiz Amme
Müesseselerine ait ormanlar ―Orman‖ vasfı ile bu müesseseler adına, hususi ormanlar ise sahipleri
adına "Özel Orman" vasfı ile ve tescil bildiriminde yazılı yüzölçümleriyle tescil edilir.
6831 sayılı Kanunun 2 nci maddesinin (A) veya (B) bentlerine göre Hazine adına orman
sınırı dıĢına çıkarılan yerler ise orman tapuda tescilli ifrazen, orman tapuda tescilli değilse
54
ihdasen, orman tahdit tutanaklarında belirtilen (muhdesat dıĢındaki) vasfı ile ve tescil bildiriminde
yazılı yüzölçümleriyle Hazine adına tescil edilir.
Tescil sırasında, kadastro müdürlüğünce tescil bildirimi ekinde gönderilen listede mükerrerlik
teĢkil ettiği belirtilen gerçek veya tüzel kiĢiler (Hazine hariç) adına kayıtlı parsellerin tescilli
oldukları tapu kütük sayfasının beyanlar hanesine;
Ormanla aralarında mükerrerlik bulunanlarda, "TaĢınmazın tamamı/…m2 lik kısmı, …
ada… parsel olarak tescilli orman sınırı içinde kalmaktadır." Ģeklinde,
Aynı yevmiye ile belirtme yapılarak, sonucundan bu parsellerin maliklerine ve varsa
ayni ve Ģahsi hak sahiplerine bilgi verilir.
Bilahare, gerçek ve tüzel kiĢilere ait tapu kayıtlarının mahkeme kararları ile iptal edilmesi
veya kamulaĢtırılması durumunda, kadastro müdürlüğünce düzenlenecek tescil bildirimine
istinaden, tamamen mükerrer olanlarda iptal edilen parsellerin kütük sayfaları kapatılıp, kısmen
mükerrer olanlarda ise ifraz yapılmak suretiyle orman parseliyle tevhidi yapılır. Tevhit iĢlemi için
belediye encümeni veya il genel meclisi kararı aranmaz.
19.04.2012 tarihli ve 6292 sayılı Kanunun 7 nci maddesinin ikinci fıkrası ile ―Birinci fıkra
kapsamında kalan taşınmazlardan orman sınırı dışına çıkartılacak yerlerde bulunan ve Hazine
adına orman sınırı dışına çıkarıldığı gerekçesiyle tapu kütüklerine 2/B belirtmesi konulması
gereken taşınmazların tapu kütüklerine 2/B belirtmesi konulmaz ve bunlar hakkında dava açılmaz.”
hükmü getirildiğinden, bu madde hükmü ve 2014/5 nolu genelge gereğince bundan böyle, kadastro
(kadastro-tapulama) sonucu gerçek veya tüzel kiĢiler (Hazine hariç) adına tescilli olmasına rağmen,
orman kadastrosu sonucu, 6831 sayılı Kanunun 2/B maddesine göre Hazine adına orman sınırı
dıĢına çıkarılan saha içinde kısmen veya tamamen kalan parsellerin tescilli oldukları tapu kütük
sayfasının beyanlar hanesinde 2/A ve 2/B belirtmesi konulmaz.
Hazine Adına Tescilli TaĢınmazlarda Uygulama:
KesinleĢmiĢ orman haritalarına göre; tapulama ve kadastro çalıĢmaları sonucu veya mahkeme
kararı ile ya da idari yoldan Hazine adına tescil edilmiĢ taĢınmazlardan, kısmen orman sınırı içinde
ya da 6831 sayılı Kanunun 2/A veya 2/B maddelerine göre orman sınırı dıĢına çıkarılan sahada
kalanlar varsa, bunlardan üzerinde müstakil ve daimi ayni hak tesis edilmemiĢ olanların kadastro
müdürlüğünce düzenlenen beyannameye göre bu kısımlarının ifrazı yapılır. Ġfraz iĢlemi sırasında
kütük sayfası kapatılmaz, ifraz edilen kısmın yüzölçümü, nedeni açıklanmak suretiyle (yola
terklerde olduğu gibi) parselin yüzölçümünden düĢülür. Yüzölçümünden düĢülen kısımlar, orman
veya Hazine adına orman sınırı dıĢına çıkarılan alanlara dâhil edilir. Sayfalar arasında münakale
sağlanır ve paftalarında da gerekli değiĢiklikler yapılır.
Tamamı orman sınırı içerisinde ya da 2/A veya 2/B sahasında kalan Hazine adına kayıtlı
taĢınmazlardan, üzerinde müstakil ve daimi ayni hak tesis edilmemiĢ olanların tapu kütük
sayfasının beyanlar hanesine "tamamı orman sınırı içinde/6831 sayılı Kanunun 2/A veya 2/B
maddesi uyarınca Hazine adına orman sınırı dıĢına çıkarılan sahada kalmaktadır." Ģeklinde
uygun olan belirtme yapılmak suretiyle kütük sayfası kapatılır. Kütük sayfası kapatılan taĢınmaz
orman veya Hazine adına orman sınırı dıĢına çıkarılan alana dâhil edilir.
Üzerinde müstakil ve daimi hak tesis edilmiĢ Hazine adına kayıtlı taĢınmazlarda ise, sadece
zemine iliĢkin sayfada "Tamamı/ … m2 lik kısmı ormanda/6831 sayılı Kanunun 2/A ya da 2/B
maddesi uyarınca Hazine adına orman sınırı dıĢına çıkarılan sahada kalmaktadır." Ģeklinde
uygun olan belirtme yapılır ve kütük sayfası kapatılmaz. Bu kısımların yüzölçümü, tescil
bildiriminde, orman, 2/A ve 2/B alanlarının yüzölçümünden düĢülür.
Hazineye ait taĢınmazların takibi açısından bu uygulamaların sonucundan tapul müdürlüğünce
mahalli maliye kuruluĢuna açıklayıcı yazı ile bilgi verilir. Yüzölçümü değiĢenlerde ise yeni tapu
senedi düzenlenerek gönderilir.
Otlak, KıĢlak, Yaylak gibi Orta Malı Olarak Orman Sınırı DıĢına Çıkarılan Yerlerde
Uygulama:
KesinleĢmiĢ orman haritalarına ve tahdit tutanaklarına göre, mera, yaylak, kıĢlak gibi
vasıflarla orman sınırları dıĢına çıkarılan kamu orta malı taĢınmazlar, 4342 sayılı Mera Kanunu
hükümlerine tabi tutularak özel siciline kaydedilir.
55
6831 sayılı Kanunun 1 inci Maddesine göre Orman Sayılmadığından Orman Sınırı
DıĢında Bırakılan Yerlerde Uygulama:
ÇalıĢma Alanı Sınırı DıĢında Orman Olarak Kadastro Harici Bırakılan Yerlerde;
Kadastro (Kadastro-tapulama) çalıĢmaları sırasında çalıĢma alanı sınırı (genel sınır) dıĢında
orman olarak kadastro harici bırakılan alanlarda, daha sonra 6831 sayılı Kanuna göre orman
kadastrosu yapılarak kesinleĢmiĢ olması durumunda, kesinleĢen orman haritasında 6831 sayılı
Kanunun 1 inci maddesine göre orman sayılmadığından (orman haritasında sarı renkle boyalı
yerler) orman sınırı dıĢında bırakılan yerler varsa, bu yerler idari sınırı içinde kaldığı birimden
programa alınıp 3402 sayılı Kanun hükümlerine göre kadastroya tabi tutulur.
ÇalıĢma Alanı Sınırı Ġçinde Orman Olarak Kadastro Harici Bırakılan Yerlerde; 5831
sayılı Kanunla 3402 sayılı Kanuna eklenen geçici 8 inci madde ile ―Bu Kanunun yayımı
tarihinden önce yapılan tapulama veya kadastro çalıĢmalarında… çalıĢma alanı içinde orman
olduğu gerekçesiyle tespit harici bırakılan alanlarda, daha sonra kesinleĢen orman kadastrosu
sonucunda orman sınırı dıĢında kalan tapulu ve tapusuz taĢınmazların 3402 sayılı Kanun
hükümleri gereğince kadastrosu yapılır.‖ hükmü getirilmiĢtir.
Bu konuda 2014/5 nolu genelgenin I-E maddesinde ve ―IV-Kadastrosu veya Tapulaması
TamamlanmıĢ ÇalıĢma Alanlarında, Orman Kadastrosu/Tahdidi YapılmamıĢ Ormanlarda
Uygulama‖ bölümünde açıklama yapılmıĢtır.
Bu nedenle, 3402 sayılı Kanunun yayım tarihi olan 09.07.1987 tarihinden önce, mülga 2613
sayılı Kadastro ve Tapu Tahriri Kanunu ile 5602, 509 ve 766 sayılı Tapulama Kanunlarına göre
yapılan kadastro/tapulama çalıĢmaları sırasında, çalıĢma alanı sınırı (genel sınır) içinde orman
olduğu gerekçesi ile kadastroya tabi tutulmayarak tespit harici bırakılan alanlar, daha sonra, 6831
sayılı Orman Kanununa göre yapılan orman kadastrosu sonucu kesinleĢen orman haritalarında,
Kanunun 1 inci maddesine göre orman sayılmayan (haritada sarı renkle boyalı) yer olarak orman
sınırı dıĢında bırakılan alanlar varsa, bunlar programa alınmak suretiyle, 3402 sayılı Kanun
hükümlerine göre kadastrosu yapılır.
ÇalıĢma alanı sınırı içinde veya dıĢında orman olarak kadastroya tabi tutulmayan (kadastro
harici bırakılan) yerlerde bu kere yapılacak kadastro çalıĢmaları sırasında mükerrerliğe meydan
verilmemesi için, öncelikle, orman haritaları teknik yönden kontrol edilerek, teknik mevzuata uygun
olduğu tespit edilenlerin doğrudan, teknik mevzuata uygun olmadığı tespit edilenlerde ise hataların
giderilmesini müteakip, orman ve Hazine adına orman sınırı dıĢına çıkarılan alanların öncelikle
tapuya tescili sağlanır. Bundan sonra, sarı boyalı alanlarda kadastro çalıĢması yapılır.
ÇalıĢmalara baĢlanmadan önce, daha önce o birimde yapılan kadastro çalıĢmaları sırasında
düzenlenen belgesizler defteri, çalıĢma alanı (birlik) kayıt defteri, vergi kayıtlarının çıkarıldığı
defter, uygulanmayan kayıtlar listesi temin edilir. ÇalıĢma alanı kayıt defterindeki tapu kayıtları da
güncelleĢtirilir.
6831 sayılı Kanunun 1 inci maddesine göre orman sayılmadığından orman sınırı dıĢında
bırakılan alanlarda yapılacak kadastro çalıĢmalarında, 3402 sayılı Kanunun mülkiyet tespitine
yönelik tüm maddeleri değerlendirilir.
Ormanların kadastrosu kesinleĢmekle, sınırları sabit hale geldiğinden; bu sınırlara bitiĢik
gerçek ve tüzel kiĢilere ait taĢınmazlara uygulanacak tapu kayıtları ile 3402 sayılı Kadastro
Kanununun 14 üncü maddesinde sayılan belgelerin kapsamları belirlenirken, taĢınmazın ormana
bitiĢik sınırı dıĢındaki diğer sınırlarının değiĢmez ve geniĢletilmeye elveriĢsiz olması kaydıyla,
taĢınmaz orman sınırına kadar tasarruf ediliyorsa, bu sınırda ve diğer sınırlarında baĢkaca
geniĢletilmeye elveriĢli yerler de yoksa kayıt ve belgelerin miktarına değil, zeminde fiilen
kullanılan sınırlara itibar edilir.
TaĢınmazın ormanla müĢterek olmayan sınırlarının değiĢebilir ve geniĢletilmeye elveriĢli
nitelikte olması halinde, tapu kaydında veya belgelerde gösterilen miktara itibar edilir.
Miktar fazlası kısım, 3402 sayılı Kanun ve "TaĢınmaz Malların Sınırlandırma, Tespit ve
Kontrol ĠĢleri Hakkındaki Yönetmelik" hükümlerine göre, zilyetlikle iktisabı mümkün yerlerden
olduğu ve zilyetlik Ģartlarının da gerçekleĢmiĢ olduğunun tespiti halinde 40 ve 100 dönüm normları
da dikkate alınarak sonucuna göre hak sahipleri adına, aynı sınırlar içinde tespiti yapılır ve
56
belgesizden tespiti yapılan kısmın yüzölçümü tutanağın edinme sebebi sütununda yazılır. Miktar
fazlası kısmın 40 ve 100 dönümü aĢan kısmı varsa bu kısmın, ya da miktar fazlası kısım üzerinde
zilyetlik Ģartları oluĢmamıĢ ise tamamının Hazine adına tespiti yapılır.
Miktar fazlası kısım, zilyetlikle iktisabı mümkün yerlerden olmaması halinde, taĢınmazın
niteliğine göre Hazine adına veya Orta Malı olarak tespitleri yapılır.
Kayıt ve belgelere dayalı tespitlerde; kaydın hududu "orman" yazılı olmakla birlikte
taĢınmazın orman sınırına kadar tasarruf edilmemesi durumunda mevcut sınır esas alınarak
değerlendirme yapılır. Bu sınır ile orman sınırı arasında kalan tasarruf edilmeyen yer, niteliğine
göre Hazine adına veya Orta Malı olarak tespit edilir.
Askı ilan süresi içinde ormanın sınırlandırma ve tespitine dava açılması durumunda, ormanın
davaya konu edilen sınırları kesinleĢmeyeceğinden, bu sınırlara bitiĢik gerçek veya tüzel kiĢilere ait
taĢınmazların tespiti sırasında dava devam ediyorsa, ormanla müĢterek sınırları davalı bırakılır ve
tutanakları düzenlendikten sonra açıklayıcı bir yazı ile kadastro mahkemesine intikal ettirilir.
Orman olarak kadastro harici bırakılan alanlarda, 6831 sayılı Kanuna veya 3402 sayılı
Kanunun Ek-5 inci maddesine göre orman kadastrosu yapılmadıkça, 3402 sayılı Kanunun geçici 8
inci maddesine göre kadastro çalıĢması yapılmasına yönelik talepler karĢılanmaz.
ÇALIġMA ALANI ĠÇĠNDE KALAN ORMAN ALANLARININ SINILANDIRMA VE
TESPĠTĠ
Kadastrosuna baĢlanan çalıĢma sınırı içinde kalan ormanların kadastroya tabi tutulmasında
izlenecek yol; 3402 sayılı Kanunun 4 üncü maddesi ile, TaĢınmaz Malların Sınırlandırma, Tespit
ve Kontrol ĠĢleri Hakkındaki Yönetmelik’ in 17 nci maddesinde ve 09.05.2014 tarihli ve 2014/5
nolu ―Ormanların kadastrosu ve tescili konulu‖ genelgede ayrıntılı olarak açıklanmıĢtır.
Ayrıca, TKGM ile Orman Genel Müdürlüğü arasında düzenlenen ve 04.09.2006 tarihli,
074/217–3275 sayılı genelge ekinde gönderilen ―3402 sayılı Kadastro Kanununun 4 üncü
Maddesi Uyarınca Yapılacak Orman Kadastrosu Uygulama Talimatı‖ ile de uygulamada birlik
sağlanması amaçlanmıĢtır.
Kadastro müdürlüklerince; Yıllık çalıĢma programları onaylandıktan sonra, mahalli orman
kuruluĢuna yazılacak yazı ile kadastrosuna baĢlanacak çalıĢma alanları bildirilerek, bu çalıĢma
alanlarında orman bulunup bulunmadığı, varsa, bunların 6831 sayılı Orman Kanunu hükümleri
uyarınca kadastroya tabi tutulup tutulmadığı, hususları sorulur. Ormanın kadastrosu yapılmıĢ ise
kesinleĢmiĢ orman tahdit haritaları ile tutanaklarının gönderilmesi, kesinleĢmiĢ orman tahdidi
yoksa, 6831 sayılı Orman Kanunu kapsamında orman kadastrosu çalıĢmalarına baĢlanıp da halen
devam eden yerlerin bulunup bulunmadığının bildirilmesi istenir
Ayrıca, kadastro müdürlükleri ile orman iĢletme müdürlükleri arasında, sınırı içinde orman
bulunan çalıĢma alanlarında hangi tarihlerde kadastro çalıĢmalarına baĢlanacağını belirleyen bir
zamanlama planı düzenlenir.
A- Orman Kadastrosu KesinleĢmiĢ Yerlerde Uygulama;
3402 sayılı Kanunun 22 nci maddesinin son fıkrası ―Tapuya tescil edilmiş ormanlardan,
haritaları teknik mevzuata uygun olanlar aynen, diğerleri ise teknik mevzuata uygun hale
getirildikten sonra tapu kütüğüne aktarılır.” hükmündedir.
27 Ocak 2009 tarihli ve 27123 sayılı Resmi Gazete ile yürürlüğe giren 15.01.2009
tarihli ve 5831 sayılı ―TAPU KANUNU ĠLE BAZI KANUNLARDA DEĞĠġĠKLĠK
YAPILMASINA DAĠR KANUN‖ un 3 üncü maddesi ile ―6831 sayılı Kanunun 9 uncu
maddesinin yedinci fıkrasının birinci cümlesinden sonra gelmek üzere;
―3402 sayılı Kadastro Kanununa göre kadastrosuna baĢlanan çalıĢma alanlarında
evvelce kesinleĢmiĢ olan orman haritalarının kontrolü sonucunda tespit edilecek
hesaplamalardan kaynaklanan yüzölçümü hataları 3402 sayılı Kanunun 4 üncü maddesine göre
oluĢan kadastro ekibince düzeltilir. Diğer vasıf ve mülkiyet değiĢikliği dıĢında kalan aplikasyon,
ölçü ve çizimden kaynaklanan yüzölçümü ve fenni hatalar ise kadastro müdürlüğünce mahalli
57
orman kuruluĢuna bildirilir. Bildirim tarihinden itibaren onbeĢ günlük süre içerisinde orman
kadastro komisyonu görevlendirilir.‖ ibaresi eklenmiĢtir.
Buna göre, orman kadastrosu kesinleĢmiĢ (tapuya tescil edilmiĢ veya edilmemiĢ)
ormanlar ile 6831 sayılı Orman Kanununun 2 nci maddesinin birinci fıkrasının (A) veya (B) bendi
uyarınca Hazine adına orman sınırı dıĢına çıkarma iĢlemleri kesinleĢmiĢ yerlerin, çalıĢma alanı
sınırı içinde kalan kısımlarına ait haritaların kontrolü sonucunda tespit edilecek hesaplamalardan
kaynaklanan yüzölçümü hataları; 3402 sayılı Kanunun 4 üncü maddesine göre oluĢan kadastro
ekibine kontrol mühendisinin de katılımıyla düzeltilerek yüzölçümü hesaplanır. Düzeltme iĢlemine
iliĢkin zabıt düzenlenerek imzalanır. Diğer vasıf ve mülkiyet değiĢikliği dıĢında kalan aplikasyon,
ölçü ve çizimden kaynaklanan yüzölçümü ve fenni hatalar ise, kontrol mühendisinin de katıldığı
ekipçe düzenlenecek raporda açıklanır. Bu rapor, kadastro müdürlüğünce açıklayıcı bir yazı ekinde,
hatanın bildirim tarihinden itibaren 15 günlük süre içinde oluĢturulacak orman kadastro
komisyonunca düzeltilmesi amacıyla mahalli orman kuruluĢuna gönderilir.
Orman kadastrosu çalıĢmalarında ve orman haritalarındaki teknik hata
düzeltmelerinde 2014/5 nolu genelge (Orman Genel Müdürlüğü ile Tapu ve Kadastro Genel
Müdürlüğü arasında düzenlenen 06.01.2012 tarihli ĠĢbirliği protokol) hükümlerine uyulur.
6831 Sayılı Orman Kanununa Göre Orman Tahdidi veya Kadastrosu Yapılarak
KesinleĢmiĢ ve Tapuya Tescili YapılmıĢ veya YapılmamıĢ Olan Orman Haritalarının Düzeltme
ĠĢlemleri ile 6831 sayılı Kanuna göre Yapılacak veya Yapılmakta Olan Orman Kadastrosu
ÇalıĢmalarında TKGM ile Orman Genel Müdürlüğü arasında düzenlenen 15.01.2013 tarihli
―Uygulama Talimatı‖ nda yer alan usül ve esaslara uyulur.
Orman Genel Müdürlüğü ile TKGM arasında düzenlenen ve 04.09.2006 tarihli 074/- 217–
3275 sayılı genelge ekinde gönderilen ―3402 Sayılı Kadastro Kanununun 4 Üncü Maddesi
Uyarınca Yapılacak Orman Kadastrosu Uygulama Talimatı‖ uyarınca orman idaresince hatanın
giderilmesine yönelik çalıĢmanın kadastro çalıĢmasını aksatmayacak Ģekilde yapılması
gerekmektedir. Kadastro müdürlükleri, özellikle ihaleli kadastro çalıĢması yapılan yerlerde
düzeltme ile ilgili olarak orman idaresine yazdıkları yazının sonucunu takip ederek gerekli
önlemleri almalıdır.
Haritaları yürürlükteki teknik mevzuata uygun olduğu tespit edilen veya uygunluğu
sağlanan, ormanlar ile aynı Kanunun 2/A veya 2/B maddeleri uyarınca Hazine adına orman sınırı
dıĢına çıkarılmıĢ ve çıkartma iĢlemi kesinleĢmiĢ alanların, bulunduğu adanın son parsel numarası
altında tapu kütüğüne tescilleri yapılır. Ormana bulunduğu adanın son parsel numarası verilmesi
ada birleĢmelerine neden oluyorsa, (Devlet Demiryolları güzergâhlarında olduğu gibi) müstakil bir
ada numarası altında tescili yapılır. Orman ve 2/A-B alanlarının daha önce zabıt defterine tescilleri
yapılmıĢsa tapu kütüğü ile zabıt defterindeki kayıtları arasında münakalesi sağlanır.
Kadastro çalıĢmaları sırasında, kadastrosu kesinleĢmiĢ ormanlara ve 6831 sayılı Kanunun 2
nci maddesine göre orman sınırı dıĢına çıkarılan yerlere bitiĢik gerçek veya tüzel kiĢilere ait
taĢınmazların, bu yerlerle müĢterek olan sınırları, kesinleĢmiĢ ve teknik mevzuata uygun olduğu
tespit edilmiĢ veya uygunluğu sağlanmıĢ orman haritalarındaki sınırlar esas alınarak belirlenir.
Orman kadastrosu kesinleĢmiĢ ormanlar ile 6831 sayılı Kanunun 2/A veya 2/B maddeleri
uyarınca Hazine adına orman sınırı dıĢına çıkartma iĢlemi kesinleĢmiĢ alanlar, 3402 sayılı Kanuna
göre yapılan çalıĢmalar sırasında kadastroya tabi tutulmayacağından bu yerler için kadastro tutanağı
tanzim edilmez. Askı ilanı aĢamasında bu yerler askı ilanına da alınmaz.
Orman kadastrosu kesinleĢmiĢ ormanlar ile 6831 sayılı Kanunun 2/A-B maddesine göre
orman sınırı dıĢına çıkarılan ve çıkarma iĢlemi kesinleĢen yerler içerisinde taĢınmazı bulunduğu
gerekçesi ile belgesizden veya belgeye dayalı olarak yapılacak mülkiyet iddiaları dikkate alınmaz
ve ilgililerine konunun hükmen halledilmesi gerektiği yolunda bilgi verilir.
B- 6831 Sayılı Kanuna Göre Orman Kadastrosuna BaĢlanılmıĢ ve ÇalıĢmalar Halen
Devam Yerlerde Uygulama;
3402 sayılı Kanunun Geçici 7 nci maddesi ―Bu Kanuna göre yapılacak
çalıĢmalardan önce 6831 sayılı Orman Kanununa göre baĢlanan orman kadastrosu, orman
kadastro komisyonlarınca sonuçlandırılır.‖ hükmünde iken, 27 Ocak 2009 tarihli ve 27123 sayılı
58
Resmi Gazete ile yürürlüğe giren 15.01.2009 tarihli ve 5831 sayılı ―TAPU KANUNU ĠLE BAZI
KANUNLARDA DEĞĠġĠKLĠK YAPILMASINA DAĠR KANUN‖ un 9 uncu maddesi ile 3402
sayılı Kanuna ―GEÇĠCĠ MADDE 7‖ eklenmiĢ ve bu madde ile ―Bu Kanuna göre yapılacak
çalıĢmalardan önce 6831 sayılı Orman Kanununa göre baĢlanan orman kadastrosu, bu
Kanunun 4 üncü maddesine göre sonuçlandırılır.‖ hükmü getirilmiĢtir.
Buna göre, orman kadastro komisyonlarınca baĢlanmıĢ ve henüz sonuçlandırılmamıĢ orman
kadastrosu çalıĢmaları sırasında düzenlenmiĢ olan orman sınırının tespitine yönelik teknik ve
hukuki belgeler ile haritalar, devir-teslim zabtı düzenlenmek suretiyle kadastro ekibince teslim
alınır. Bu belgeler ve haritalardan teknik mevzuata uygun olanlar aynen esas alınır. Uygun
olmayanlar ise teknik mevzuatına uygun hale getirilmesi sağlanmak suretiyle çalıĢmalara kaldığı
yerden devam edilerek sonuçlandırılır.
Ancak, orman kadastro komisyonlarınca baĢlanan çalıĢmalar sonuçlandırılarak askı ilanına
alınmıĢ ise, kesinleĢtirme iĢlemleri orman kadastro komisyonlarınca yapılır.
6831 sayılı Kanuna göre Orman Kadastrosuna BaĢlanılmamıĢ ÇalıĢma alanlarında
Uygulama;
ÇalıĢma alanında orman bulunması ve ormanın 6831 sayılı Orman Kanununa göre orman
kadastrosuna baĢlanılmamıĢ olması halinde, bu ormanın kadastrosu ile ormanın içinde veya
bitiĢiğinde bulunan her çeĢit taĢınmaz malın ormanla olan müĢterek sınırlarının tayini ve tespiti
kadastro ekibi tarafından yapılır. Ancak, 22/02/2005 tarihli ve 5304 sayılı Kanunla değiĢik 3402
sayılı Kanunun 4 üncü maddesi hükmü nedeniyle, bu çalıĢmalarda kadastro ekibine, Orman Genel
Müdürlüğü taĢra teĢkilâtınca görevlendirilecek en az bir orman yüksek mühendisi veya orman
mühendisi ile tarım müdürlüklerince görevlendirilecek bir ziraat yüksek mühendisi veya ziraat
mühendisinin iĢtirak ettirilmesi zorunludur.
Ormanın sınırları; Hava fotoğrafı, 1/25 000 ölçekli harita ve amenajman planları, zemin
durumu ile tapu ve vergi kayıtlarının birlikte değerlendirilmesi suretiyle tespit edilmesi gerekir.
Orman iĢletme müdürlükleri; 04.09.2006 tarihli, 074/217–3275 sayılı genelge ekinde
gönderilen “3402 sayılı Kadastro Kanununun 4 üncü Maddesi Uyarınca Yapılacak Orman
Kadastrosu Uygulama Talimatının‖ 4 üncü maddesine göre, kadastro müdürlüğü ile birlikte
düzenledikleri zamanlama planına göre kadastrosuna baĢlanacak çalıĢma alanlarındaki ormanlara
ait en eski tarihli hava fotoğraflarını, 1/25000 ölçekli haritaları, Amenajman planlarını,
mahkeme kararlarını ve nitelik (vasıf) tespitine yarayan diğer belgeleri süratle temin etmek ve
hava fotoğraflarının değerlendirilmesini çalıĢmalara baĢlanmadan önce yapmakla
yükümlüdür. Sınırları belirlenen her orman parseli için birer kadastro tutanağı düzenlenir.
Kadastro tutanağının edinme sebebi sütununda; ekip görevlileri yapmıĢ oldukları incelemeleri
ve kanaatlerini, hangi belgeleri değerlendirdiklerini ve orman sınırını ne Ģekilde belirlediklerini
tereddüde yer verilmeyecek Ģekilde açıklarlar. Değerlendirmeye esas alınan belgeler kadastro
tutanağının ilgili sütununa yazılmak sureti ile tutanağa eklenir.
Düzenlenen tutanaklar, muhtar ve bilirkiĢilerle varsa düĢünce ve tanıklığına baĢvurulan
kiĢilerle birlikte kadastro teknisyenleri, orman ve tarım kuruluĢu görevlilerince imzalanır.
Kadastro Komisyon tutanaklarının düzenlenmesinde de bu esaslara uyulur.
Muhtar ve BilirkiĢiler ÇalıĢmalara Katılmaz ise; Ormanla ilgili çalıĢmalara, muhtar ve
bilirkiĢilerin herhangi bir gerekçe ile katılmamaları halinde, çalıĢmalara bunların yokluklarında
devam edilir. Ancak, bunların çalıĢmalara katılmama nedenleri kadastro tutanağının edinme
sebebinde açıklanır. Kadastro tutanağı ile diğer ilgili belgelerdeki muhtar ve bilirkiĢilere ait imza
bölümlerine ―çalıĢmalara katılmadı‖ ibaresi yazılır.
Ġtiraz; Ormanların sınırlandırma ve tespitine, orman parseli için kadastro tutanağının
düzenlendiği tarihten çalıĢma alanında ölçülecek orman parseli kalmadığına iliĢkin tutanağın
düzenlendiği tarihe kadar itiraz edilebilir. Ġtiraza konu orman parsellerine ait kadastro tutanakları
yedi günlük süre içerisinde kadastro komisyonuna intikal ettirilmek üzere kadastro müdürüne teslim
edilir. Orman parselleri için bilgilendirme ilanı yapılmaz.
Ġtirazın Ġncelenmesi; ormanın sınırlandırma ve tespitine yapılacak itirazlar, itiraza konu
parsellerin sınırlandırma ve tespitinde görev almayan orman yüksek mühendisi veya orman
59
mühendisi ile, ziraat yüksek mühendisi veya ziraat mühendisinin iĢtirak ettirileceği kadastro
komisyonunca, tutanakların komisyona intikal tarihinden itibaren on beĢ gün içinde veya gerekçe
gösterilmek suretiyle çalıĢma alanında ölçülecek orman parseli kalmadığına dair tutanağın
düzenlendiği tarihe kadar, incelenerek sonuçlandırır.
Aynı orman parseli için birden fazla itiraz bulunması halinde, kadastro komisyonu bu
itirazların tümünü birlikte inceler. Ġnceleme sırasında; Ġtiraza konu yerlerin, hükmi Ģahsiyete haiz
amme müesseselerine ait orman veya hususi orman ya da özel mülkiyete konu olabilecek kültür
arazisi olmasına rağmen Devlet ormanı olarak sınırlandırma ve tespiti yapılmıĢ ise ormanın sınırı bu
duruma uygun hale getirilerek sınırlandırması düzeltilir. Düzeltme sonucu hükmi Ģahsiyete haiz
amme müesseselerine ait ormanlar ile özel ormanlar, kadastro komisyonunca ayrı bir parsel
numarası ile sınırlandırılıp hak sahipleri adına tespit edilir. Özel mülkiyete konu kültür arazisi
nitelikli yerler ise ormanın askı ilanını müteakiben kadastrosu yapılmak üzere orman sınırı dıĢında
bırakılır. Yapılan inceleme ile sonuçları kadastro komisyon tutanağında açıklanır.
Ormana bitiĢik bulunan kültür arazisi nitelikli taĢınmazlar ile kadastro komisyonunca, orman
sınırı dıĢında bırakılan özel mülkiyete konu kültür arazisi nitelikli yerler, orman için yapılan askı
ilanı sonuçlarına (ormanın davalı veya kesinleşme durumuna) göre kadastroya tabi tutulur.
Ormanların kadastrosu kesinleĢmekle sınırları sabit hale gelir. Bu sınırlara bitiĢik gerçek ve
tüzel kiĢilere ait taĢınmazlara uygulanan tapu kayıtları ile 3402 sayılı Kanunun 14 üncü maddesinde
sayılan belgelerin kapsamları belirlenirken, taĢınmaz orman sınırına kadar tasarruf ediliyor ve bu
sınırda baĢkaca (orman dıĢında) zilyetlikle iktisabı mümkün olmayan yerler de yoksa, kaydın
miktarına değil zeminde fiilen kullanılan sınırlara itibar edilir.
Ölçülmedik Orman Parseli Kalmadığına Dair Tutanak Düzenlenmesi, Ġlan ve Tescil;
ÇalıĢma alanındaki ormanların, bu ormanların içinde ve bitiĢiğinde bulunan her çeĢit
taĢınmazlarla olan müĢterek sınırları da belirlenmek suretiyle sınırlandırma ve tespitleri
tamamlandığında ve orman parsellerine yapılan itirazların komisyon çalıĢmaları sonuçlandığında,
ekip görevlilerince çalıĢma alanında ölçülecek orman parseli kalmadığına iliĢkin tutanak düzenlenir.
Orman parselleri bu tutanak tarihinden itibaren on gün içinde Genel Müdürlükten izin
alınmaksızın otuz günlük askı ilanına alınır.
Askı ilanı sırasında, sınırlandırma ve tespitlerine dava açılmayan orman parsellerine ait
kadastro tutanakları kesinleĢtirilerek, o çalıĢma alanı için açılacak tapu kütüklerine tescilleri yapılır.
Askı Ġlanında Orman Parseline Dava Açılırsa;
Askı ilanı sırasında ormanın sınırlandırma ve tespitine dava açılması durumunda, kadastrosu
kesinleĢtirilmez ve kadastro tutanağının tasdikli bir örneği müdürlükte alıkonmak suretiyle aslı
kadastro mahkemesine gönderilir.
Dava gerçek veya tüzel kiĢilerce, orman parseli içinde kalan bir yere orman olmadığı
gerekçesi ile açılmıĢ ise;
AĢağıdaki örnekte görüldüğü gibi, orman parseli içindeki bir yere orman olmadığı gerekçesi
ile dava açılırsa, sadece orman parseli davalı bırakılır. Bu durumda, ormanın sınırları ile ilgili bir
ihtilaf bulunmadığından ormana bitiĢik taĢınmazların tespitleri (Orman parseline açılan dava
yönüyle) davasız olarak yapılır.
D
avalı Yer
60
Dava gerçek veya tüzel kiĢilerce, ormana sınır taĢınmazının bir bölümünün orman sınırı
içinde bırakıldığı gerekçesi ile açılmıĢ ise; bu durumda, orman parselinin kadastrosu sınır
yönüyle, yani davaya konu edilen taĢınmazın ormanla müĢterek sınırı yönüyle
kesinleĢmeyeceğinden, davaya konu taĢınmazın sadece ormanla müĢterek sınırı davalı bırakılır.
Ormana mücavir olup da dava konusu olmayan diğer parseller yönüyle orman sınırı kesinleĢir.
AĢağıdaki örnekte olduğu gibi, (B) parselinin maliki, orman parseli içinde kalan (A) harfli
kısmın kendisine ait (B) parselinin uzantısı olduğu için dava açmıĢtır. Bu durumda, orman
parselinin (B) parseline mücavir olan sınırı (yani A ve B‘ yi ayıran sınırı) davalı bırakılır. Ormanın
diğer sınırları ise kesinleĢir.
(B) parselinin kadastrosu sırasında bu parselin maliki belirlenir. Ancak ormana bitiĢik sınırı
(yani A ve B‘ yi ayıran sınır) davalı bırakılır ve yüzölçümü hesaplanmaz.
Orman
(
A
Davalı
yer
B
Dava orman idaresince, bir kısım orman alanının orman parseli dıĢında bırakıldığı
gerekçesi ile açılmıĢ ise; Dava orman parseli dıĢında kalan bir alan için açıldığından, davaya konu
sınırlar içinde kalan gerçek ve tüzel kiĢilere ait taĢınmazlar fiili zemin durumuna göre ayrı parseller
altında sınırlandırılır. Ancak, bunların mülkiyeti davalı olduğundan malik tayini yapılmaz.
Örnek Ģekilde gösterildiği gibi, orman parseli dıĢındaki davaya konu alanda kalan (A, B, C, D,
E) parselleri ayrı ayrı sınırlandırılır, ancak malikleri tayin edilmez ve davalı olarak tespitleri yapılır.
Orman
A
C
E
Yukarıdaki örneklere göre davalı olarak tespitleri yapılacak ormana mücavir parsellerin
kadastro tutanaklarının edinme sebebi sütununda, kadastro mahkemesinde görülmekte olan orman
parseli ile ilgili davanın dosya numarası ile davalı olarak tespit yapılma nedeni belirtilir. Kadastro
tutanakları düzenlendikten sonra tasdikli birer örnekleri müdürlükte bırakılmak suretiyle asılları ve
pafta örneği, ormanla ilgili açılmıĢ bulunan dava dosyasına eklenmek üzere açıklayıcı bir yazı ile
kadastro mahkemesine intikal ettirilir.
Ormanla ilgili açılacak davalarda kadastro müdürlükleri davalı olarak taraf gösterilmez.
Her hangi bir nedenle ormanla ilgili çalıĢmalar yapılamaz ise, çalıĢmalara ormanla ilgisi
bulunmayan alanlarda devam edilir. Ormanla ilgisi bulunmayan alanlarda yapılan çalıĢmalar Genel
Müdürlükten izin alınmak suretiyle kısmi olarak askı ilanına alınabilir. Bilahare, ormanla ilgili
çalıĢmalar tamamlandığında, orman ile kısmi askı olarak ilana alınan yerler arasında kalan tampon
alanların kadastrosu tamamlanır.
ORMANLARIN NĠTELĠK TESPĠTĠNDE DĠKKAT EDĠLMESĠ GEREKLĠ OLAN
HUSUSLAR
61
5304 sayılı Kanun ile değiĢik 3402 sayılı Kadastro Kanununun 4 üncü maddesi uyarınca
yapılacak orman kadastrosu çalıĢmalarında uygulama birliğinin sağlanabilmesi amacıyla; Tapu ve
Kadastro Genel Müdürlüğü ile Orman Genel
Müdürlüğü arasında aĢağıdaki uygulama talimatı düzenlenmiĢtir. (―TKGM. 04/09/2006 tarihli
ve B.09.1.TKG0100001- 074/-217-3275 sayılı yazısı eki uygulama talimatı)
3402 SAYILI KADASTRO KANUNUNUN 4 ÜNCÜ MADDESĠ UYARINCA
YAPILACAK ORMAN KADASTROSU UYGULAMA TALĠMATI
Yıllık iĢ programları hazırlık çalıĢmalarında mahalli birimler (Kadastro Müdürlüğü ve Orman
ĠĢletme Müdürlüğü) o yıl için ormanla iliĢkili köy veya mahalleleri programa almadan önce ortak
yapılacak çalıĢma ile orman kadastrosuna baĢlanmıĢ ve halen bitirilememiĢ köy veya mahalleleri
tespit ederek bunlardan hangilerinin iĢ programına alınacağına karar verirler.
TKGM yıllık iĢ programının tasdikini müteakip bir örneğini OGM ye gönderir.
Kadastro Müdürlükleri program tasdikinden sonra çalıĢma yapacakları birimleri toplu olarak
ilgili Orman ĠĢletme Müdürlüklerine bildirir.
Orman ĠĢletme Müdürlükleri bu bildirim üzerine 1/25 000 ölçekli en eski tarihli haritaları,
Amenajman planlarını, hava fotoğraflarını, mahkeme kararlarını ve nitelik (vasıf) tespitine yarayan
diğer belgeleri süratle temin eder. Hava fotoğraflarının değerlendirilmesi ve incelenmesi ile ilgili
olarak mahalli birimlerde imkan varsa değerlendirmeler mahallinde yapılacak, aksi halde OGM den
değerlendirme ile ilgili olarak talepte bulunulacaktır. Değerlendirme çalıĢmaları 7 günlük sürenin
baĢlama tarihinden önce bitirilecektir.
Kadastro Müdürlüklerinden gelen yıllık iĢ programına göre Orman ĠĢletme Müdürlükleri
gerektiğinde kadastro müdürlükleri ile irtibat sağlayarak çalıĢmalara katılacak Orman Yüksek
Mühendisi ve Orman Mühendisi adedini belirlerler. Elemanların yetersizliği tespit edilirse Orman
Bölge Müdürlüğünden talepte bulunurlar. Bölge Müdürlüğü imkânları da yetersiz kalıyorsa eleman
görevlendirilmesi için OGM den talepte bulunulur.
Orman Kadastrosuna baĢlanılmamıĢ yerlerde, ormanla ilgili kadastro çalıĢma alanı sınırı
kadastro müdürlüklerince idari sınırlar dikkate alınarak belirlenir.
Orman kadastrosu kesinleĢmiĢ yerlerde ise orman idari sınıra göre bölünmez ve hangi çalıĢma
alanında orman kadastrosuna tabi tutulmuĢ ise orada bırakılacak Ģekilde çalıĢma alanı sınırı
belirlenir. Bu durumda çalıĢmalara orman iĢletme müdürlüklerince temsilci gönderilerek katkı
sağlanır. Orman Haritalarının teknik mevzuata uygun olmadığı tespit edilirse, kadastro
müdürlüğünün çalıĢmalarını aksatmayacak Ģekilde hatanın giderilmesi iĢlemleri için OGM den
süratle düzeltmelerin yapılması yönünde yetki alınması sağlanır. Kanuni iĢlemler sonrasında hata
giderilerek kadastro müdürlüğüne gönderilir.
Kadastroya açılacak çalıĢma alanlarında hangi tarihlerde çalıĢmalara baĢlanacağını, kadastro
müdürlükleri ile orman iĢletme müdürlükleri birlikte yapacakları çalıĢma ile tespit ederek
zamanlama planı düzenlerler. Bu planda meydana gelecek muhtemel değiĢikleri birlikte izler ve
gerekli tedbirleri alırlar. Orman iĢletme müdürlükleri, zamanlama planında belirtilen günde ekibin
oluĢumu için görevlendirecekleri elemanların çalıĢmalara katılmalarını sağlayacaktır.
Ormanla ilgili arazi çalıĢmalarında kadastro müdürlüklerince düzenlenecek mesai baĢlama ve
bitim saatlerine aynen uyulacaktır.
Orman ĠĢletme Müdürlükleri, ilgili çalıĢma alanlarına ait 1/25 000 ölçekli eski tarihli
haritaları, amenajman planlarını, hava fotoğraflarını ve nitelik (vasıf) tespitine yarayan diğer
belgelerin tasdikli birer örneklerini ihtiyaç duyulması halinde, ekibin kullanımı için kadastro
müdürlüğüne gönderir.
ÇalıĢma alanı sınırı içinde bulunan ormanların sınırlandırılmasına baĢlanmadan önce orman
ile ilgili belgeler ve mülkiyet belgeleri çalıĢma alanı sınırı da dikkate alınıp ekip görevlileri ve
kontrol elemanları ile birlikte ön değerlendirmesi yapılır. Bu değerlendirme sonucunda çalıĢma
62
alanında orman bulunmadığı tespit edilirse gerektiğinde arazi incelemesi de yapılarak orman
bulunmadığına iliĢkin tutanak düzenlenir.
Orman ile diğer mülkiyetlerin sınırını oluĢturan orman sınırlarının tespitinde 5304 sayılı
Kanun ile değiĢik 3402 sayılı Kanunun 4 üncü maddesinde ön görülen ekibin birlikte çalıĢması ve
birlikte ve ortak sorumlulukla tespit yapması;. Ekip tarafından yapılacak tespitlerde 6831 sayılı
Kanun ve 3402 sayılı Kanun hükümleri ve ilgili yönetmeliklerde yer alan hususlar aynı anda,
birlikte ve ortak sorumlulukta tespit yapılması esastır. Ekip tarafından yapılacak tespitlerde 6831
sayılı Kanun ve 3402 sayılı Kanun hükümleri ve ilgili yönetmeliklerde yer alan hususlar aynı anda
ve birlikte uygulanarak, 1/25000 ölçekli en eski tarihli haritalar, stereoskop ile değerlendirilen hava
fotoğrafları, amenajman haritaları, tapu kaydı ve her türlü mülkiyet belge ve bilgileri, varsa her
ölçekte hali hazır harita ve uydu görüntüleri ile toprağın niteliği (tarım toprağı veya orman toprağı
olup olmadığı), zemindeki durum, ağaçların durumu, cinsi ve yaĢı gibi hususlar birlikte ele alınarak
sınırlar belirlenecektir. Bu değerlendirme sırasında 3116, 4785 ve diğer Kanunlarda öngörülen 1945
ve daha önceki yıllarda orman olup olmadığı hususları araĢtırılır. Her iki kurumun imkânları
yanında, yüklenicilerin, üniversitelerin ve diğer kurumların imkân ve gücünden yararlanılır.
Ekipçe birlikte tespit yapılmaması veya görüĢ ayrılığı bulunması halinde kadastro tutanağında
gerekli ve ayrıntılı açıklama yapılarak kanun ve yönetmeliklerde öngörülen hususlar çerçevesinde
kadastro komisyonuna intikal ettirilir. Kadastro komisyonu yukarıda fıkralarda belirtilen hususlara
uyularak mevzuatta belirtilen Ģekilde tespit yapar.
Büroda yapılacak değerlendirme ve zemin etütlerine göre çalıĢma alanı içinde orman
bulunduğunun tespiti halinde sınırlandırma ve tespitler aĢağıdaki hususlar dikkate alınmak suretiyle
yapılacaktır.
Öncelikle sınırlandırılacak ormanın 4785, 5653, 5658, 3573 ve 4342 sayılı kanunlar ile diğer
ilgili kanunlara göre durumu,
6831 sayılı kanunun 1 nci maddesi birinci fıkrası ile istisna fıkralarına göre durumu,
Yapılacak uygulamanın “6831 sayılı Orman Kanununa Göre Orman Kadastrosunun
Uygulanması Hakkında Yönetmelik‖ in 26, 27 ve 28 nci maddesi kapsamında (halen Orman
Kadastrosu ve 2/B Uygulama Yönetmeliği) Devlet ormanı mı, orman sayılmayan yer mi, yoksa
Devletten baĢkasına ait ormanlardan olup olmadığının araĢtırılması,
Sınırlandırmalarda gerek kanun ve gerekse yönetmeliklerde açık olarak belirtilmiĢ olan
mülkiyete yönelik unsurlar tespit edilir. Bu tespitler sonucunda büro ve arazi bütünlemesi sonucu
tespit edilecek orman sınırı içerisinde kalan alanlarda 6831 sayılı Kanunun 1 nci maddesi birinci
fıkrası ile istisna fıkralarına (A, B, C, Ç, D, E, F, G, H, Ġ ve J fıkraları) göre orman sayılan ve
sayılmayan yerler belirlenecek ve orman sayılmayan (Orman tahdit haritalarında sarı alan olarak
gösterilecek yerler) taĢınmaz mallar orman parseli dıĢında bırakılır.
Belirlenen orman sınırı dıĢında 4785 sayılı Kanunun 2 nci ve 20 Kasım 2012 tarihli ve 28473
sayılı Resmi Gazete‘de yayımlanarak yürürlüğe giren ―Orman Kadastrosu ve 2/B Uygulama
Yönetmeliği‖ ne göre 3 hektar ve daha büyük tapulu araziler Özel Orman Vasfı ile kayıt maliki
adına sınırlandırılır.
Orman sınırları dıĢında ve 3 hektardan az sahipli arazilerdeki ağaç ve ağaççıklarla kaplı yerler
aynı yönetmeliğin 24 ncü maddesi kapsamında ki sahiplilik esaslarına uyması halinde orman
sayılmaz ve orman sınırı dıĢında bırakılır.
e-Orman ile ilgili kadastro tutanakları düzenlenirken ekip görevlileri; yapmıĢ oldukları
incelemeleri ve kanaatlerini, hangi belgeleri değerlendirdiklerini edinme sebebi sütununda açıkça
yazarlar. Değerlendirmeye esas belgeler tutanağın ilgili sütununa yazılmak sureti ile tutanağa
eklenir. Komisyon tutanaklarının düzenlenmesinde de bu esaslara uyulur.
12-Uygulama sırasında çözüme kavuĢturulamayan sorunlar zaman kaybetmeden gerek
Kadastro Müdürlüğü gerekse Orman ĠĢletme Müdürlüğü aracılığı ile Bölge Müdürlüklerine intikal
ettirilmek suretiyle çözüme kavuĢturulur. Bölge Müdürlüklerince de çözümlenemeyen sorunlar
Genel Müdürlüklere intikal ettirilir.
63
Söz konusu talimatın 11/d maddesi ile; 4785 sayılı Kanunun 2 nci ve 20 Kasım 2012 tarihli ve
28473 sayılı Resmi Gazete‘de yayımlanarak yürürlüğe giren ―Orman Kadastrosu ve 2/B Uygulama
Yönetmeliği‖ nde 3 hektar ve daha büyük tapulu arazilerin ―Özel Orman Vasfı‖ ile kayıt maliki
adına sınırlandırılacağı belirtilmiĢtir.
6831 sayılı Orman Kanununun orman sayılacak yerler ile istisna bentlerini içeren 1 inci
maddesi aĢağıya yazılmıĢ olup, ayrıca, maddede yer alan tanımlar ile istisna bentlerinin açıklaması
yapılmıĢtır.
6831 SAYILI ORMAN KANUNU
6831 sayılı Orman Kanununa göre orman ve orman sayılmayan yerler bu Kanunun 1 inci
maddesiyle açıklanmıĢtır.
―Madde 1 – Tabii olarak yetiĢen ve emekle yetiĢtirilen ağaç ve ağaççık toplulukları
yerleriyle birlikte orman sayılır.
Ancak :
A) Sazlıklar;
B) Step nebatlarıyla örtülü yerler;
C) Her çeĢit dikenlikler;
Ç) Parklar;
D) (DeğiĢik: 23/9/1983 - 2896/1 md.) ġehir mezarlıklarıyla kasaba ve köylerin hudutları
içerisinde bulunan eski (kadim) mezarlıklardaki ağaç ve ağaçlıklarla örtülü yerler,
E) Sahipli arazide bulunan ve civarındaki ormanlarda tabii olarak yetiĢmeyen ağaç ve
ağaççık nevilerinin bulunduğu yerler;
F) (DeğiĢik : 22/5/1987 - 3373/1 md.) Orman sınırları içinde veya bitiĢiğinde tapulu, orman
sınırları dıĢında ise her türlü tasarruf belgeleriyle özel mülkiyette bulunan ve tarım arazisi olarak
kullanılan, dağınık veya yer yer küme ve sıra halinde ki her nevi ağaç ve ağaççıklarla örtülü
yerler,
G) (DeğiĢik : 22/5/1987 - 3373/1 md.) Orman sınırları dıĢında olup, yüzölçümü üç hektarı
aĢmayan sahipli arazideki her nevi ağaç ve ağaççıklarla örtülü yerler,
H) (DeğiĢik: 5/11/2003-4999/1 md.) Orman sınırları içinde veya bitiĢiğinde tapulu, orman
sınırları dıĢında ise her türlü tasarruf belgeleri ile özel mülkiyette bulunan ve muhitin
hususiyetlerine göre yetiĢmiĢ veya yetiĢtirilecek olan (…)(1) fıstık çamlıkları ve palamut
meĢelikleri dahil olmak üzere her nevi meyveli ağaç ve ağaççıklar;
Ġ) (DeğiĢik : 23/9/1983 - 2896/1 md.) Sahipli arazideki aĢılı ve aĢısız zeytinliklerle, özel
kanunu gereğince Devlet Ormanlarından tefrik edilmiĢ ve imar, ıslah ve temlik Ģartları yerine
getirilmiĢ bulunan yabani zeytinlikler ile 9/7/1956 tarih ve 6777 sayılı Kanunda tasrih edilen
yabani veya aĢılanmıĢ fıstıklık, sakızlık ve harnupluklar.
J) Funda veya makilerle örtülü orman ve toprak muhafaza karakteri taĢımayan yerler,
orman sayılmaz.‖
(1) Bu arada yer alan “... kızılağaçlıklar ile aşılı kestanelikler, ...” sözcükleri, An.Mah.nin
17/3/2004 tarihli ve E.:2003/100, K.:2004/33 sayılı Kararı ile iptal edildiğinden madde metinden
çıkartılmıştır.
6831 sayılı Yasanın 1 inci maddesinin 1 inci fıkrasında orman‘ın tarifi yapılmıĢ, 2 nci
fıkrasında ise orman sayılmayacak yerler bentler halinde sıralanmıĢtır.
1 inci Maddede Geçen Tanımlar;
Yerleri ile birlikte: Ağaç ve ağaççıkların kapladığı yerler ile üzerindeki ağaç ve ağaççıklar
tabi veya suni etkenlerle ortadan kaldırılmıĢ sahaları ifade eder. (Örneğin; ağaç kesmek suretiyle
orman boĢluğu haline getirilmiĢ yerler).
Tabi olarak yetiĢen; Ġnsan emeği olmadan kendiliğinden tabi olarak yetiĢen ağaç ve
ağaççıklardır.
Emekle yetiĢen; Ġnsan emeği ile gerek ekim, gerekse dikim yoluyla yetiĢen ağaç ve
ağaççıklardır.
64
Ağaç; En az sekiz metre ve daha yukarı boy yapabilen kökü, gövdesi tepesi olan odunsu
bitkilere, yaĢı, çapı ve uzunluğu ne kadar olursa olsun ağaç denir.
Ağaççık; Dallarının çoğalması ve geniĢlemesi neticesinde yayvanlaĢan, genel olarak
geniĢlemesine bir büyüme Ģekli gösteren, boyu 8 metreyi bulmayan uzun ömürlü odunsu bitkilere
çapı ve yaĢı ne olursa olsun ağaççık denir.
Topluluk; Ağaç ve ağaççıkların veya her ikisinin birlikte bulundukları saha üzerinde tabi
olarak 0,1 den daha fazla kapalılık teĢkil etmesi halidir.
Kapalılık; Ağaç ve ağaççıkların bulundukları sahaya göre toprağı siperleme oranıdır.
D) ġehir mezarlıklarıyla kasaba ve köylerin hudutları içerisinde bulunan eski (kadim)
mezarlıklardaki ağaç ve ağaçlıklarla örtülü yerler,
MEZARLIK: Köy, kasaba ve Ģehir halkının ölülerini defnettiği kadim yerlerdir. Bu yerler köy
veya belediye tüzel kiĢiliği adına tescile tabi yerlerdir. Henüz tescil görmemiĢ fakat kadim mezarlık
olarak kullanılan yerler de mezarlık olarak sayılır.
Kadim ve faal mezarlıklar; Evvelini kimsenin bilmediği kadar eski, eski zamana ait anlamına
gelir. Bu yerler çok eskiden beri mezarlık olarak kullanılan ve halen ölü defnedilmeye devam eden
yerlerdir.
Metruk mezarlıklar; Daha önce ölü defnedilmekte iken artık defin iĢlemi yapılmayan
yerlerdir.
Kadastro çalıĢmaları sırasında bu nitelikleri taĢıyan mezarlıklar orman sınırı dıĢında bırakılır
ve 3402 sayılı Kadastro Kanununun 16/A maddesi uyarınca sınırlandırılarak tespiti yapılır.
E) Sahipli arazide bulunan ve civarındaki ormanlarda tabii olarak yetiĢmeyen ağaç ve
ağaççık nevilerinin bulunduğu yerler;
Civar ormanlarda tabi olarak yetiĢmeyen, gerçek kiĢiler ile mahalli idareler tarafından
ağaçlandırılan sahalardır.
Sahipliliği ispata yarayan belgelerin neler olduğu; 18.03.1993 tarihli ve 21528 sayılı Resmi
Gazete‘de yayımlanan ―Orman Sayılmayan Yerlerdeki Ağaç Ve Ağaççıklardan Sahiplerinin
Faydalanma ġekil ve Esasları Hakkında Yönetmelik‖ in 14 ve 15 inci maddelerinde sayılmıĢtır.
(Bu belgeler, aynı zamanda ―6831 Sayılı Orman Kanununa Göre Orman Kadastrosunun
Uygulanması Hakkında Yönetmelik‖ in 24 üncü maddesinde de (halen Orman Kadastrosu ve 2/B
Uygulama Yönetmeliğinde) belirtilmiĢtir.)
Bunlar; tapu kayıtları ile 3402 sayılı Kanunun 14 üncü maddesinde sayılan zilyetliği tevsik
edici belgelerdir. Ayrıca, Yönetmeliğin 15 nci maddesinde, Türk Medeni Kanununa göre veraset
ilamı, istimlak kararı, cebri icralarda ihale kararı, tasarrufun tayininde esas alınması gereken
unsurlar olarak sayılmıĢ ve inceleme sırasında bu unsurların da göz önünde bulundurulması
gerektiği belirtilmiĢtir.
(E) bendinde sayılan yerlerin ormanın içinde veya bitiĢiğinde bulunması halinde, sahipliliğin
tapu kaydı ile, dıĢında bulunması halinde ise tapu kaydı veya zilyetliği tevsike yarayan belgelerden
birisi ile kanıtlanması gerekmektedir.
F) (DeğiĢik: 22.5.1987 – 3373/1 md.) Orman sınırları içinde veya bitiĢiğinde tapulu, orman
sınırları dıĢında ise her türlü tasarruf belgeleriyle özel mülkiyette bulunan ve tarım arazisi olarak
kullanılan, dağınık veya yer yer küme ve sıra halinde ki her nevi ağaç ve ağaççıklarla örtülü
yerler;
Tarım Arazisi; Üzerinde ekim, dikim, bakım, yetiĢtirme yapılarak veya doğrudan doğruya
doğal faktörlerden yararlanarak tarımsal, sınai ve hayvan yemi olarak bitkilerin üretimine elveriĢli
olan veya ıslah edilmek suretiyle üretime elveriĢli hale getirilmiĢ bulunan araziye tarımsal arazi
denilmektedir.
Dağınık Olma; Ağaç ağaççıkların bulundukları saha üzerinde tabi olarak 0,1 ve daha az
kapalılık teĢkil etmesi halidir. 0,1 den fazla kapalılık teĢkil etmesi halinde ise topluluk denir.
Sıra; Küme vasfını taĢımayan ağaç ve ağaççıkların bir veya birkaç sıra halinde bir biri ardınca
yer almasıdır.
Küme; Kapalılık derecesi 0,1 den fazla olan ve aynı zamanda en çok 3000 m2
büyüklüğündeki ağaç ve ağaççıklarla kaplı örtüyü ifade eder.
65
Orman sınırı dıĢında, ziraat arazilerindeki sıra ve dağınık haldeki ağaç ve ağaççıklar ile yüz
ölçümü üç hektarı aĢmayan küme halindeki ağaç ve ağaççıklarla kaplı yerlerin zilyetlikle iktisabı
mümkündür.
G) (DeğiĢik: 22.5.1987 – 3373/1 md.) Orman sınırları dıĢında olup, yüzölçümü üç hektarı
aĢmayan sahipli arazideki her nevi ağaç ve ağaççıklarla örtülü yerler;
Bu bentte, orman sınırı dıĢında olan yerlerin söz konusu edilmesi nedeniyle tapu kaydı
zorunluluğu bulunmamaktadır. Sahiplilik 3402 sayılı Kanunun 14 üncü maddesinde sayılan
belgelerle kanıtlanabilir. Burada önemli olan husus taĢınmazın 3 hektardan az olmasıdır. Tarım
arazisi olarak kullanılması da koĢul değildir. Ancak, bu bentte belirtilen alanın yüzölçümü 3
hektardan fazla ise özel orman olarak iĢlem göreceğinden sahiplilik ancak tapu ile ispat edilebilir.
Bu maddede bahsi geçen ağaç ve ağaççık topluluklarının arazi üzerinde bir birinin devamı
niteliğinde olması ve bütünlük teĢkil etmesi gerekmektedir. Bir birinin devamı niteliğinde olmayan
ve bütünlük teĢkil etmeyen her bir parça yer ayrı ayrı değerlendirmeye tabi tutulacaktır.
H) (DeğiĢik: 05.11.2003 – 4999/1 md.) Orman sınırları içinde veya bitiĢiğinde tapulu,
orman sınırları dıĢında ise her türlü tasarruf belgeleri ile özel mülkiyette bulunan ve muhitin
hususiyetlerine göre yetiĢmiĢ veya yetiĢtirilecek olan fıstık çamlıkları ve palamut meĢelikleri dahil
olmak üzere her nevi meyveli ağaç ve ağaççıklar;
Bu durumdaki yerlerin mülkiyeti de, orman sınırı içinde ve bitiĢiğinde tapu kaydı ile dıĢında
ise 3402 sayılı Kanunun 14 üncü maddesinde sayılan belgelerle kanıtlanmalıdır. KesinleĢmiĢ
mahkeme kararları da tapu kaydı niteliğindedir.
Ġ) (DeğiĢik: 23.09.1983 – 2896/1 md.) Sahipli arazideki aĢılı ve aĢısız zeytinliklerle, özel
kanunu gereğince Devlet Ormanlarından tefrik edilmiĢ ve imar, ıslah ve temlik Ģartları yerine
getirilmiĢ bulunan yabani zeytinlikler ile, 09.07.1956 tarih ve 6777 sayılı Kanunda tasrih edilen
yabani veya aĢılanmıĢ fıstıklık, sakızlık ve harnupluklar;
Bunlar, 3573 ve 6777 gibi özel yasalarına göre dağıtılan araziler olup, tapu kayıtları ile
mülkiyetini kanıtlayanlar adına tespit edilir.
J) Funda veya makilerle örtülü orman ve toprak muhafaza karakteri taĢımayan yerler;
Bu nitelikteki yerler orman sayılmamaktadır. Ancak, orman ve toprak muhafaza karakteri
taĢıyan fundalık ve makilikler orman sayıldığından orman olarak sınırlandırılması gerekir.
VASIF TAYĠNĠ VE MÜLKĠYET TESPĠTĠNE AĠT HUSUSLAR
6831 sayılı Orman Kanuna göre yapılacak ormanların kadastrosunda izlenecek yöntem, 20
Kasım 2012 tarihli ve 28473 sayılı Resmi Gazete‘de yayımlanarak yürürlüğe giren ―Orman
Kadastrosu ve 2/B Uygulama Yönetmeliği‖ nde açıklanmıĢtır.
ÖZEL ORMAN
Mülkiyeti gerçek veya kamu tüzel kiĢilerine ait olan idare ve iĢletmesi sahipleri tarafından,
kontrol ve denetimi ise Orman Genel Müdürlüğü tarafından yapılan ormanlardır.
Özel Orman Olarak Sınırlandırılacak yerler:
Orman Kadastrosu ve 2/B Uygulama Yönetmeliğinin 17 inci maddesinde “Hükmî şahsiyeti
haiz amme müesseseleri ormanları ile hususî ormanların orman kadastrosu bu Yönetmelikte
gösterilen esaslar dahilinde Komisyonlarca resen ve bedelsiz olarak yapılır. Komisyonlarca;
a) 4785 sayılı Kanunun 2 nci maddesinde sayılan ve devletleştirme dışında bırakılan
ormanlar,
b) 5658 sayılı Kanun uyarınca iade edilmiş ormanlar,
c) Kesinleşmiş mahkeme kararı veya Bakanlık Oluru ile teşekkül eden özel ormanlar,
ç) 4785 sayılı Kanunun yürürlük tarihi olan 13/7/1945 gününden sonra orman idaresi hasım
gösterilerek açılan dava sonunda alınan tapuların kapsadığı saha içerisinde kalan ormanlar,
d) Tapu ile sahipli arazi içerisinde bulunan ve 4785 sayılı Kanunun yürürlük tarihinden sonra
tabii olarak veya ekim-dikim yoluyla yetiştirilmiş ormanlar,
üç hektardan büyük bulunmak kaydıyla, özel orman olarak sınırlandırılır.”
66
Sınırlandırmada (a) ve (b) bentlerde yazılı ormanlarda devletleştirme tarihindeki sınırlar, (c)
bendinde yazılı ormanlarda olur veya mahkeme kararındaki sınırlar, (ç) ve (d) bentlerinde
zikredilen ormanlarda ise fiilî sınırlar esas alınır.
Sınırların sabit ve muayyen olmaması halinde olur yazısındaki yüzölçümüne itibar olunur.
Ancak yüzölçümünde belirgin bir hata var ise hatanın nereden kaynaklandığı etraflıca tutanakta
belirtilmek suretiyle gerçek duruma itibar edilir.
Mahkeme kararında yüzölçümü konusunda hüküm olmasına rağmen sınırların sabit ve
muayyen olmaması halinde ortaya çıkan yüzölçümü farkının tecviz dışında olması halinde İşletme
Müdürlüğünce açılacak tespit davası sonucuna göre işlem yapılır.” hükmü yer almaktadır. Buna
göre; yukarıdaki fıkralar kapsamında kalan ve 3 hektarı geçen yerlerin özel orman olarak
sınırlandırması yapılacaktır. Devlet ormanları içinde veya bitiĢiğinde bulunan ve gerçek
yüzölçümleri tapuda yazılı miktardan fazla olan 4785 sayılı Kanunun kapsamına girmeyen
(DevletleĢtirilmemiĢ olan) gerçek veya tüzel kiĢilere ait ormanlar, tapu kaydının sınırlarının sabit ve
muayyen olması halinde sahipleri adına, sınırlarının sabit ve muayyen olmaması halinde tasarrufu
tetkik edilen ormanın bulunduğu mevkiye en yakın ve saha ile, kuvvetli münasebeti bulunan, tapuda
yazılı sınırları cihet ve vasıf bakımından uygun olan sabit hudutlara göre tapuda yazılı saha
miktarını geçmemek üzere sahipleri adına, geri kalanı Devlet adına sınırlandırılır.
KADASTROSU
VEYA
TAPULAMASI
TAMAMLANMIġ
ÇALIġMA
ALANLARINDA, ORMAN KADASTROSU/TAHDĠDĠ YAPILMAMIġ ORMANLARDA
UYGULAMA
6495 sayılı "Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde DeğiĢiklik Yapılmasına Dair
Kanunun" 31 inci maddesi ile 21/6/1987 tarihli ve 3402 sayılı Kadastro Kanununa eklenen Ek 5 inci
maddesi ile "Kadastrosu veya tapulaması tamamlanan çalışma alanlarında, orman kadastrosu ya
da tahdidi yapılmamış ormanlar, 4 üncü ve 39 uncu maddelerde yer alan esaslar çerçevesinde
kadastroya tabi tutulur." hükmü getirilmiĢ ve "TaĢınmaz Malların Sınırlandırma, Tespit ve Kontrol
ĠĢleri Hakkındaki Yönetmelikte DeğiĢiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik" 15.04.2014 tarihli ve
28973 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girmiĢtir.
Tesis kadastrosu çalıĢmaları yapılacak olan veya çalıĢmalara baĢlanan çalıĢma
alanlarındaki ormanların kadastrosu, 3402 sayılı Kanunun 4 üncü maddesine göre iĢleme tabi
tutulur.
Kadastrosu/tapulaması tamamlanmıĢ çalıĢma alanlarında, çalıĢma alanı sınırı içinde
veya dıĢında henüz orman tahdidi/kadastrosu yapılmamıĢ olan ormanlar ise 3402 sayılı Kanunun
Ek-5 inci maddesi ve "TaĢınmaz Malların Sınırlandırma, Tespit ve Kontrol ĠĢleri Hakkındaki
Yönetmelikte DeğiĢiklik Yapılmasına Dair Yönetmeliğin" 17 nci maddesinin (A) bendinin (c) alt
bendinde yer alan hükümlere göre iĢleme tabi tutulur.
Buna göre, kadastrosu/tapulaması tamamlanmıĢ çalıĢma alanlarında, çalıĢma alanı sınırı
içinde veya dıĢında henüz orman tahdidi/kadastrosu yapılmamıĢ olan ormanların öncelikle idari
sınırlar dikkate alınarak hangi çalıĢma alanında kaldıkları belirlenir. Bu Ģekilde belirlenen
ormanların, idari sınırı içinde kaldığı çalıĢma alanlarında bu kapsamda yapılacak kadastro
çalıĢmalarının fenni iĢlerinin bir kısmı veya tamamı 3402 sayılı Kanunun 39 uncu maddesinin son
fıkrası kapsamında ihale yolu ile yaptırılabilmesi imkanı bulunduğundan; 08.04.2014 tarihli
protokolün 3.1.2/c maddesi gereği, Orman Genel Müdürlüğü ve TKGM ce mutabakatla belirlenerek
bölge müdürlükleri aracılığıyla kadastro müdürlüklerine bildirilecek birimler iĢ programına
alınacaktır. Sözü edilen protokol kapsamı dıĢında, kadastro müdürlüklerince orman kadastrosu
yapılacak birimlerde ise, mükerrerliğe meydan verilmemesi bakımından mahalli orman idaresinden
daha önce "orman hususu teyit edildikten sonra, kadastro tahdidinin/kadastrosunun yapılmadığı"
müdürlüklerince bir üst yazı ile bölge müdürlükleri aracılığıyla TKGM Merkeze (Kadastro Dairesi
BaĢkanlığı) intikal ettirilerek alınacak cevaba göre iĢ programına alınır.
ĠĢ programına alınan birimlerdeki, orman tahdidi/kadastrosu yapılmamıĢ ormanların,
Orman Genel Müdürlüğü taĢra teĢkilâtınca görevlendirilecek en az bir orman yüksek mühendisi
67
veya orman mühendisi ile tarım müdürlüklerince görevlendirilecek bir ziraat yüksek mühendisi
veya ziraat mühendisinin iĢtirak ettirildiği kadastro ekibi tarafından kadastrosu yapılması
gerektiğinden, bu çalıĢmalarda görevli kadastro ekibine eleman iĢtirak ettirilmesi için kadastro
müdürü tarafından çalıĢmalara baĢlanılmadan en az yedi gün önce mahalli orman ve tarım
kuruluĢlarına birer yazı ile bildirim yapılır.
Ormanla ilgili çalıĢmalara, muhtar ve bilirkiĢilerin katılmaması halinde, yokluklarında
re'sen devam edilir. Katılmama nedenleri ise kadastro tutanağının edinme sebebinde açıklanır.
Kadastro tutanağının ve diğer ilgili belgelerin imza bölümlerine ise "çalıĢmalara katılmadı" ibaresi
yazılır, imzaları alınmaz.
Ormanların sınırlandırma ve tespitine süresi içerisinde itiraz edilmesi halinde, itiraza
konu orman parsellerine ait kadastro tutanakları yedi günlük süre içerisinde kadastro komisyonuna
intikal ettirilmek üzere kadastro müdürüne teslim edilir.
Ormanla ilgili yapılan itirazların incelenmesinde kadastro komisyonuna da itiraza konu
tespitlerde görev almayan Orman Genel Müdürlüğü taĢra teĢkilâtınca görevlendirilecek bir orman
yüksek mühendisi veya orman mühendisi ile tarım müdürlüklerince görevlendirilecek bir ziraat
yüksek mühendisi veya ziraat mühendisi iĢtirak ettirilir.
Aynı orman parseli için birden fazla itiraz bulunması halinde, kadastro komisyonu bu
itirazların tümünü birlikte inceler. Ġnceleme sırasında, ibraz edilen belgeler, varsa mahkeme
kararları, hava fotoğrafları ve orman haritaları, tapu ve vergi kayıtları gibi belgeler birlikte
değerlendirilir. Değerlendirme sonucu hak iddiasına konu yer özel mülkiyete konu kültür arazisi
olmasına rağmen orman sınırı içine alındığı tespit edilirse, ormanın sınırı bu duruma uygun hale
getirilerek sınırlandırması düzeltilir ve yapılan inceleme ile sonuçları kadastro komisyon
tutanağında açıklanır
ÇalıĢma alanındaki ormanların, sınırlandırma ve tespitleri tamamlandığında, ekip
görevlilerince çalıĢma alanında ölçülecek orman parseli kalmadığına iliĢkin tutanak düzenlenir.
Orman parselleri bu tutanak tarihinden itibaren on gün içinde kısmen otuz günlük askı
ilanına alınır. Ormanın, daha önce kadastro/tapulama suretiyle gerçek veya tüzel kiĢiler adına
sınırlandırma ve tespiti yapılmıĢ taĢınmazlara bitiĢik olması halinde, öncelikle bu parsellerin ölçü
değerlerine göre tersimat kontrolü yapılır. Kontrol sonucu ölçü veya tersimat hatası bulunduğu
tespit edilen kadastro/tapulama parsellerindeki bu hatalar, 3402 sayılı Kanunun 41 inci maddesi ile
"Kadastro Sırasında veya Sonrasında Yapılan İşlemlerle Geometrik Durumları Kesinleşmiş Olan
Taşınmazlarda Ölçü, Sınırlandırma, Tersimat ve Hesaplamalardan Doğan Hataların
Düzeltilmesine İlişkin Yönetmelik" veya 3402 sayılı Kanunun 22 nci maddesinin (a) bendi ile
"Kadastro Haritalarının Yeniden Düzenlenmesi ve Tapu Sicilinde Gerekli Düzeltmelerin
Yapılmasında Uyulacak Usul ve Esaslara İlişkin Yönetmelik" ya da 3402 sayılı Kanunun Ek 1 inci
maddesi ile "Kadastro Haritalarının Sayısallaştırılması Hakkında Yönetmelik" hükümlerine göre
giderilir.
3402 sayılı Kanunun 22 nci maddesinin (a) bendi ya da Ek 1 inci maddesine göre yapılacak
düzeltmeler, orman kadastrosu ile birlikte ancak ayrı Ģekilde askı ilanına alınır. Orman veya
düzeltme yönüyle askı ilanlarından birisine dava açılması durumunda diğer askı ilanındaki aynı yere
de dava açılmıĢ sayılır. Kadastro Müdürlüğünce her iki yönüyle Mahkemeye intikal ettirilir.
Kadastrosu/tapulaması yapılmıĢ yerlerde yapılacak orman kadastrosu çalıĢmalarında
kadastro/tapulama tespitlerine aynen uyulduğunda ve ölçme yapmaya lüzum kalmadığı tespit
edildiğinde; kadastro/tapulama sınır ve ölçülerinin orman sınırı olarak aynen kabul edildiği kadastro
tutanağının edinme sebebinde ayrıntılı olarak açıklanır.
Ancak, orman alanlarında yapılacak sınırlandırma ve tespit çalıĢmaları esnasında,
kadastro/tapulama tespitlerine aynen uyulduğunda; hava fotoğrafları, 1/25.000 ölçekli harita ve
amenajman planı ile kesinleĢmiĢ mahkeme kararlarına göre kadastro/tapulama parsellerinin kısmen
ya da tamamen orman sınırları içerisinde kaldığı nedeniyle, orman aleyhine bir durumun tespiti
halinde, orman sınırları; hava fotoğrafları, 1/25.000 ölçekli harita ve amenajman planı ile
kesinleĢmiĢ mahkeme kararları esas alınmak suretiyle belirlenir.
68
Sınırları belirlenen orman alanları ile daha önce kadastrosu/tapulaması kesinleĢmiĢ gerçek
veya tüzel kiĢiler adına tescilli parseller arasında mükerrerlik bulunması durumunda, ormanın bu
sınırlar dıĢında kalan bölümü için kadastro tutanağı düzenlenir.
Kısmen ya da tamamen orman sınırları içerisinde kalan kadastro/tapulama parselleri için ise
kadastro tutanağı düzenlenmez. Ancak, kadastro tutanağının edinme sebebinde hangi parsellerin
kısmen veya tamamen ormanın sınırları içerisinde kaldığı gerekçeleri ile birlikte açıklanarak
tutanağın beyanlar hanesinde ve askı ilan cetvelinin düĢünceler sütununda belirtilir. Orman ile
aralarında mükerrerlik bulunan kadastro/tapulama parsellerinin mükerrer kısımları orman için
düzenlenen paftasında da gösterilir.
Askı ilanı sırasında dava açılmaması halinde, orman parsellerinin kadastro tutanakları
kesinleĢtirilerek, üç aylık süre içerisinde o çalıĢma alanına ait tapu kütüklerine tescil edilir.
Orman parseli askı ilanı sonucu kesinleĢtirildiğinde, orman sınırı içerisinde kısmen ya da
tamamen kalan ve üzerinde müstakil ve daimi ayni hak tesis edilmemiĢ olan Hazine adına tescilli
parsellerin, belediye/il encümeni kararı aranmaksızın düzenlenecek tescil bildirimine göre orman
parseli ile tevhidi yapılır.
Gerçek kiĢiler, Hazine dıĢındaki tüzel kiĢiler ve üzerinde müstakil ve daimi hak tesis edilmiĢ
Hazine adına kayıtlı taĢınmazlar da ise, tapu kütüğünün beyanlar hanesine "Bu taşınmazın tamamı /
..... m2 lik kısmı, orman sınırı içinde kalmaktadır." yönünde belirtme yapılır.
3402 sayılı Kanunun yayımı tarihinden önce yapılan kadastro veya tapulama çalıĢmaları
sırasında orman olduğu gerekçesiyle tespit harici bırakılan ve yapılacak orman kadastrosu
çalıĢmaları sırasında ise orman sayılmadığı gerekçesiyle orman sınırları dıĢında bırakılan tapulu ve
tapusuz yerlerin, orman kadastrosunun askı ilan süresinin bitiminden sonra 3402 sayılı Kanun
hükümlerine göre kadastrosu yapılır.
Daha önce 3402 sayılı Kanuna göre yapılan kadastro çalıĢmaları sırasında çalıĢma alanı sınırı
dıĢında bırakılan ormanların bu maddeye göre yapılacak orman kadastrosu sonucunda, kesinleĢen
ormanlar ile idari sınır arasında kalan tapulu ve tapususz yerler varsa, bu yerler, orman
kadastrosunun askı ilan süresinin bitiminden sonra3402 sayılı Kanun hükümlerine göre kadastroya
tabi tutulur.
Kadastro/tapulama parsellerindeki fenni hataların düzeltilmesi sonucu, kadastro/tapulama
parselleri ile bu maddeye göre yapılacak orman kadastrosu sonucunda kesinleĢen orman sınırı
arasında kalan tapulu ve tapusuz yerler varsa bu yerlerin de, orman kadastrosunun askı ilan
süresinin bitiminden sonra3402 sayılı Kanun hükümlerine göre kadastrosu yapılır.
Bu üç halde yapılacak çalıĢmalar sırasında;
Ormanların kadastrosu kesinleĢmekle, sınırları sabit hale geldiğinden; bu sınırlara bitiĢik
gerçek ve tüzel kiĢilere ait taĢınmazlara uygulanacak tapu kayıtları ile 3402 sayılı Kadastro
Kanununun 14 üncü maddesinde sayılan belgelerin kapsamları belirlenirken, taĢınmazın ormana
bitiĢik sınırı dıĢındaki diğer sınırlarının değiĢmez ve geniĢletilmeye elveriĢsiz olması kaydıyla,
taĢınmaz orman sınırına kadar tasarruf ediliyorsa, bu sınırda ve diğer sınırlarında baĢkaca
geniĢletilmeye elveriĢli yerler de yoksa kayıt ve belgelerin miktarına değil, zeminde fiilen
kullanılan sınırlara itibar edilir.
TaĢınmazın ormanla müĢterek olmayan sınırlarının değiĢebilir ve geniĢletilmeye elveriĢli
nitelikte olması halinde, tapu kaydında veya belgelerde gösterilen miktara itibar edilir.
Miktar fazlası kısım, 3402 sayılı Kanun ve "Taşınmaz Malların Sınırlandırma, Tespit ve
Kontrol İşleri Hakkındaki Yönetmelik" hükümlerine göre, zilyetlikle iktisabı mümkün yerlerden
olduğu ve zilyetlik Ģartlarının da gerçekleĢmiĢ olduğunun tespiti halinde 40 ve 100 dönüm normları
da dikkate alınarak sonucuna göre hak sahipleri adına, aynı sınırlar içinde tespiti yapılır ve
belgesizden tespiti yapılan kısmın yüzölçümü tutanağın edinme sebebi sütununda yazılır. Miktar
fazlası kısmın 40 ve 100 dönümü aĢan kısmı varsa bu kısmın, ya da miktar fazlası kısım üzerinde
zilyetlik Ģartları oluĢmamıĢ ise tamamının Hazine adına tespiti yapılır.
Miktar fazlası kısım, zilyetlikle iktisabı mümkün yerlerden olmaması halinde, taĢınmazın
niteliğine göre Hazine adına veya Orta Malı olarak tespitleri yapılır.
69
Kayıt ve belgelere dayalı tespitlerde; kaydın hududu "orman" yazılı olmakla birlikte
taĢınmazın orman sınırına kadar tasarruf edilmemesi durumunda mevcut sınır esas alınarak
değerlendirme yapılır. Bu sınır ile orman sınırı arasında kalan tasarruf edilmeyen yer, niteliğine
göre Hazine adına veya Orta Malı olarak tespit edilir.
Askı ilan süresi içinde ormanın sınırlandırma ve tespitine dava açılması durumunda, ormanın
davaya konu edilen sınırları kesinleĢmeyeceğinden, bu sınırlara bitiĢik gerçek veya tüzel kiĢilere ait
taĢınmazların tespiti sırasında dava devam ediyorsa, ormanla müĢterek sınırları davalı bırakılır ve
tutanakları düzenlendikten sonra açıklayıcı bir yazı ile kadastro mahkemesine intikal ettirilir.
3402 sayılı Kanunun yayımı tarihi olan 09.07.1987 tarihinden önce yapılan tapulama veya
kadastro çalıĢmalarında, tespit dıĢı bırakılan tapuda kayıtlı taĢınmazlar ile kamu kurum ve
kuruluĢlarına ait yerler ve çalıĢma alanı içinde orman olduğu gerekçesiyle tespit harici bırakılan
alanlarda, daha sonra kesinleĢen orman kadastrosu sonucunda orman sınırı dıĢında kalan (tapulu ve
tapusuz) taĢınmazlar farklı uygulamalara tabidir.
ġöyle ki, kadastrosu/tapulaması tamamlanmıĢ çalıĢma alanlarında, çalıĢma alanı sınırı içinde
veya dıĢında orman olduğu gerekçesiyle tespit harici bırakılan alanlarda, daha sonra 6831 sayılı
Kanuna veya 3402 sayılı Kanunun Ek-5 inci maddesine göre yapılan ve kesinleĢen orman
kadastrosu sonucunda orman sınırı dıĢında kalan (tapulu ve tapusuz) taĢınmazlar 3402 sayılı Kanun
hükümlerine göre kadastroya tabi tutulur. (3402 sayılı Kanunun Ek-5 inci maddesine göre yapılan
ve kesinleşen orman kadastrosu sonucunda orman sınırı dışında kalan yerler, genelgenin bu
maddesine göre kadastroya tabi tutulur. 6831 sayılı Kanuna göre yapılan ve kesinleşen orman
kadastrosu sonucunda orman sınırı dışında bırakılan yerler ise 2014/5 nolu genelgenin I-E
maddesindeki açıklamalara göre kadastroya tabi tutulur.)
3402 sayılı Kanunun yayımı tarihi olan 09.07.1987 tarihinden önce mülga Kanunlara göre
yapılan tapulama veya kadastro çalıĢmalarında çalıĢma alanı sınırı içerisinde tespit dıĢı bırakılan;
Tapuda kayıtlı taĢınmazlar için 2009/7 nolu genelgenin 1 inci maddesi,
Kamu kurum ve kuruluĢlarına ait yerlerin kadastrosu için 2009/7 nolu genelgenin 2 nci
maddesi (ihale özel teknik Ģartnamesinde yer alan açıklamalar), idari yoldan tescili için ise 2013/11
nolu genelgeye göre iĢlem yapılır.
TAPUYA TESCĠL EDĠLMĠġ ORMAN HARĠTALARINDA DÜZELTME
19.04.2012 tarihli ve 6292 sayılı Kanunun 11 inci maddesinin onuncu fıkrası ile "6831sayılı
Kanuna göre kesinleĢmiĢ ve tapuya tescil edilmiĢ orman haritalarında düzeltmeyi gerektiren
tutanak, pafta ve zemin uyumsuzluğunun tespiti hâlinde, orman iĢletme müdürlüğünce
görevlendirilecek en az bir orman yüksek mühendisi ya da orman mühendisi ile kadastro
müdürlüğünce görevlendirilecek kontrol mühendisi veya mühendisin iĢtirak ettirildiği, 3402 sayılı
Kanunun 3 üncü maddesine göre oluĢturulacak kadastro ekibince orman sınır nokta ve hatları
orman kadastro tutanakları esas alınmak suretiyle zemine aplike edilir. Tespit edilen uyumsuzluk
yukarıda oluĢturulan kadastro ekibince teknik mevzuata uygun hale getirilir. ÇalıĢma sonucunda bir
zabıt düzenlenir ve bu zabıt ekip görevlileri ile orman ve kadastro mühendisleri tarafından birlikte
imzalanır. Düzeltme iĢlemi 3402 sayılı Kanunun 11 inci maddesine göre yapılacak askı ilanı ile
kesinleĢir." hükmündedir.
Orman idaresinin talebi ya da kadastro müdürlüğünce doğrudan; 6831 sayılı Kanuna göre
kesinleĢmiĢ ve tapuya (tapu kütüğüne/zabıt defterine) tescil edilmiĢ orman haritalarındaki orman,
2/A veya 2/B sınırlarında düzeltmeyi gerektiren orman tahdit/kadastro tutanağı, pafta ve zemin
uyumsuzluğunun tespiti hâlinde, orman haritalarındaki orman, 2/A veya 2/B alanlarının sınır nokta
ve hatlarının, orman kadastro tutanakları esas alınarak mevzuat hükümlerince fenni hataların
giderilmesi için, 3402 sayılı Kanunun 3 üncü maddesine göre oluĢturulan kadastro ekibine, kadastro
kontrol mühendisi veya mühendisi ile orman iĢletme müdürlüğünce görevlendirilecek en az bir
orman yüksek mühendisi veya orman mühendisi iĢtirak ettirilmek suretiyle ekip oluĢturulur.
70
ÇalıĢmalara baĢlanılmadan önce, Kadastro Müdürlüğünce ilgili Orman ĠĢletme Müdürlüğüne
yazılacak bir yazı ile, kadastro ekibine iĢtirak ettirilecek en az bir orman yüksek mühendisi ya da
orman mühendisinin görevlendirilmesi istenir.
Orman haritalarındaki orman ve Hazine adına orman sınırları dıĢına çıkarılan yerlerin sınır
nokta ve hatlarında düzeltmeyi gerektiren orman tahdit tutanağı, pafta ve zemin uyumsuzluğu, söz
konusu ekip tarafından teknik mevzuatına uygun hale getirilir. Ekipçe, hangi sınır nokta ve
hatlarında ne gibi bir uyumsuzluk bulunduğu ve ne Ģekilde giderildiği hususlarını içeren detaylı bir
teknik rapor düzenlenerek imza altına alınır.
Düzeltme iĢlemleri tamamlandığında 30 günlük askı ilanına alınır. Askı cetvellerinde,
düzeltmeye alınan bu parseller için "6292 sayılı Kanunun 11 inci maddesinin onuncu fıkrasına göre
düzeltme yapılmıştır." Ģeklinde belirtme yapılır.
Düzeltme iĢlemleri askı ilanı sonucu kesinleĢtiğinde, bu parsellerin eski ve yeni
yüzölçümlerini gösteren listesi, düzenlenen teknik rapor ve tescil bildirimi (beyanname);
Tapu kütüğünde tescilli olanlar için, tapu kütüğünde gerekli düzeltme yapılmak üzere,
Kadastrosu tamamlanmıĢ çalıĢma alanlarında zabıt defterinde tescilli ancak tapu kütüğüne
aktarılmamıĢ olanlar için ise zabıt defterinde gerekli düzeltme yapılmak ve tapu kütüğüne
aktarılmak üzere,
Açıklayıcı bir yazı ekinde tapu müdürlüğüne gönderilir. Fen klasöründe ve paftasında da
gerekli düzeltme yapılır. Fen klasöründe ve paftasında iĢlenmemiĢ olanlar ise iĢlenir.
3402 sayılı Kanunun 22-a maddesine göre yapılacak ve Ek-1 yenileme inci maddesine göre
yapılacak sayısallaĢtırma çalıĢmaları sırasında, bu kapsamda yapılacak düzeltme iĢlemleri ise,
TKGM ile Orman Genel Müdürlüğü arasında düzenlenen 15.01.2013 tarihli ―Uygulama Talimatı‖
nın (C) maddesindeki açıklamalara göre yapılır.
Tapuya (tapu kütüğüne/zabıt defterine) tescil edilmiĢ orman haritalarındaki orman, 2/A veya
2/B sınırlarında yapılan düzeltme iĢlemleri askı ilanı sonucu kesinleĢtirildiğinde, kesinleĢen
düzeltme sonucuna göre, Ģayet;
Tapu kütüğünde Hazine adına tescilli olan taĢınmazlardan, kısmen veya tamamen orman sınırı
içinde ya da 6831 sayılı Kanunun 2/A veya 2/B maddelerine göre orman sınırı dıĢına çıkarılan
sahaya isabet eden yerler varsa bu yerler için, 2014/5 nolu genelgenin I-B maddesine göre iĢlem
yapılır.
Gerçek veya tüzel kiĢiler (Hazine hariç) adına tapu kütüğüne tescili yapılmıĢ taĢınmazlardan,
kısmen veya tamamen 6831 sayılı Kanunun 2/A veya 2/B maddeleri uyarınca Hazine adına orman
sınırı dıĢına çıkarılan alanda kalmak suretiyle mükerrerlik teĢkil edenler varsa 2014/5 nolu
genelgenin I-A maddesine göre, bu taĢınmazların tapu kütük sayfasının beyanlar hanesine 2/A veya
2/B belirtmesi konulmaz.
6831 sayılı Kanunun 2/B maddesi uyarınca Hazine adına orman sınırı dıĢına çıkarılan
yerlerin, tespit dıĢı alana isabet etmesi durumunda, bu yerler 3402 sayılı Kanunun Ek-4 üncü
maddesine (2014/5 nolu genelge) göre kadastroya tabi tutulur.
Tapuda tescilli kadastro parselleri ile düzeltilerek askı ilan sonucu kesinleĢen orman, 2A veya
2/B parselleri arasında, kadastroya tabi tutulmamıĢ tespit dıĢı (tampon) yerlerin bulunması
durumunda, bu yerler ise 3402 sayılı Kanun hükümlerine (2014/5 nolu genelgenin I-E maddesine)
göre kadastroya tabi tutulur.
BilirkiĢi Beyanları Yeterli Görülmediği Takdirde Yapılacak ĠĢlem:
Kadastro teknisyenleri; sınırlandırma ve tespitini yapacakları taĢınmazlarla ilgili olarak
muhtar ve bilirkiĢilerden aldıkları bilgi ve beyanlar ile bir sonuca varamazlarsa, nedeni kadastro
tutanağının edinme sebebi sütununda açıklanır. Bu durumda, tahkikatı geniĢleterek o taĢınmaza
sınır bulunan diğer taĢınmazların malikleri ile hazır bulunan diğer kimselerin bilgi ve beyanlarına
71
baĢvurmak, mevcut belgeleri ve komĢu parsellere uygulanan belgeleri değerlendirmek suretiyle
varacakları kanaat doğrultusunda taĢınmazın sınırlarını ve gerçek hak sahibini tespit etmekle
yükümlüdürler.
Muhtar ve bilirkiĢilerin bilgi ve beyanlarına aykırı olarak yapılacak tespitlerin mutlaka bir
kayıt veya belgeye dayandırılması gerekmektedir. KomĢu parsellere uygulanan belgelerin sınır
okumaları yönüyle değerlendirilmesi de belge olarak kabul edilir.
Muhtar ve bilirkiĢiler, kendi bilgi ve beyanları dıĢında yapılan tespitlere muhalif kalırlarsa,
muhalif kalma nedenleri kadastro tutanağının edinme sebebi bölümünde etraflıca açıklanır. ġayet,
bilgi ve beyanları dıĢında yapılan tespit nedeniyle kadastro tutanağını imzalamaktan kaçınırlarsa,
kadastro teknisyenlerince bu husus tutanağın edinme sebebi sütununun uygun bir yerine yazılarak
tespit sırasında hazır bulunan diğer kiĢilerle birlikte imzalanır. Bu durumda da tutanak tekemmül
etmiĢ sayılır.
Ancak, edinme sebebi ile tutanağa sonradan verilecek Ģerh arasında çeliĢki doğmaması için,
tespit öncesinde, değerlendirmeye alınacak belgelerin uygunluğu ile mülkiyet bilgileri muhtar ve
bilirkiĢilerle birlikte değerlendirilerek onların tespite iliĢkin görüĢleri alınmalıdır. Ayrıca, muhtar ve
bilirkiĢilerin sonradan görüĢ değiĢtirilmelerinin ve tutanakları imzalamaktan kaçınmalarının
önlenmesi amacıyla, ada bazında çalıĢmalar tamamlandığında kadastro tutanakları da düzenlenmeli
ve hemen imzalatılmalıdır. (3402 Sayılı Kanun Madde:7, Yönetmelik 47/D madde:5, Genelge:
10.10.2006 tarih, 2006/18)
Kontrol ve Denetim; (Madde: 8)
3402 sayılı Kadastro Kanununun 8 inci maddesi ve Taşınmaz Malların Sınırlandırma, Tespit
ve Kontrol İşleri Hakkındaki Yönetmeliğin 22 nci maddesi hükmü nedeniyle, Kadastro müdürü;
kadastroya açılan çalıĢma alanları için kontrol planı yaparak, çalıĢma alanının kontrolünden
sorumlu kontrol mühendisi ile kontrol memurlarını belirler. Ayrıca, her çalıĢma alanı için ayrı bir
kontrol defteri düzenlenip kadastro müdürü tarafından tasdik edilmek suretiyle kadastro ekiplerine
verilir.
Mühendis ve fen kontrol memurları, kontrol mühendisine karĢı sorumlu olup, kontrol
mühendisleri, arazi ve büro çalıĢmalarını fenni yönden devamlı izleyip kontrol ederek gördüğü
aksaklık ve eksikliklerin giderilmesini sağlar, kontrol ettiği belgeleri imzalar ve yaptığı kontrolleri
kontrol defterinde gösterir.
Kontrol elemanları; kadastro ekibince yapılan sınırlandırma ve tespitleri, kadastro tutanakları
ile bunları tamamlayan belgeler üzerinde ve gerektiğinde arazide inceleyerek, inceleme sonucu
tespit edecekleri teknik, idarî ve hukukî noksan ve yanlıĢlıkları kadastro ekibine tamamlattırırlar
veya düzelttirirler. Kontrol elamanları yaptıkları kontrol iĢlemlerini kontrol defterine yazarlar,
Tasarruf kontrol memurları ayrıca, kontrolünü yaptıkları taĢınmazlara ait kadastro tutanaklarının
ilgili sütununu imzalarlar.
Ancak, kontrol memurlarınca yapılması istenen düzeltme iĢlemi (sınır, yüzölçümü ve
mülkiyet değiĢikliği gibi) ilgililerin haklarını etkilemekte ise, kadastro tutanağı üzerinde her hangi
bir düzeltme yapılmaz ve tutanak ekleriyle birlikte kadastro komisyonuna intikal ettirilmek üzere
kadastro müdürüne teslim edilir.
Sınırlandırma ve tespit aĢamasında, kontrol mühendisi veya kontrol memurları ile kadastro
teknisyenleri arasında görüĢ ayrılığı çıkarsa, görüĢ ayrılığının nedenleri kadastro tutanağında
açıklanır. GörüĢ ayrılığı taĢınmazın sınırına yönelik ise yüzölçümü hesaplanmaz, mülkiyetine
yönelik ise malik tayini yapılmaz ve düzenlenen kadastro tutanağı komisyona intikal ettirilmek
üzere kadastro müdürüne teslim edilir.
Ayrıca, kadastro müdürü; kadastro ekibinin çalıĢma alanındaki iĢinin bittiği tarihe kadar olan
süreç içerisinde, (Bu süreç orman kadastrosunda ölçülecek orman parseli kalmadığına iliĢkin
tutanağın düzenlendiği tarihe kadardır. Orman parselleri dıĢında ise kadastro ekibinin çalıĢma
alanında iĢinin bittiği tarihe kadardır.) bizzat veya görevlendireceği müdür yardımcısı, kontrol
mühendisi, kontrol memurları veya kadastro üyesi aracılığıyla denetim yaparak gerekli gördüğü
önlemleri almakla yükümlüdür. Bu Ģekilde yapılacak inceleme ve denetimler sırasında da teknik,
idarî ve hukukî noksan ve yanlıĢlıklar tespit edilirse, ilgililerin haklarını etkilemeyen yazım hataları
72
ve noksanlıklar kadastro ekibine tamamlattırılır. Ġlgililerin haklarını etkileyen (sınır, yüzölçümü ve
mülkiyet değiĢikliği gibi) hatalı tespitlerde ise kadastro tutanağı komisyona intikal ettirilir.
Kontrol ve denetimler sırasında tespit edilen hata ve noksanlıklar, her çalıĢma alanı için ayrı
ayrı düzenlenecek kontrol defterine yazılarak, sonuçları takip edilir.
3402 sayılı Kadastro Kanununun 1987 yılında yürürlüğe giren 8 inci maddesi hükmüne göre
sadece o çalıĢma alanında görevli kontrol elamanlarınca yapılan inceleme ve kontroller sırasında
tespit edilen hatalar nedeniyle kadastro tutanakları komisyona intikal ettirebilmekteydi. Bu madde,
22.02.2005 tarihli ve 5304 sayılı Kanunun 4 üncü maddesiyle yapılan değiĢiklikle, kontrol
memurlarınca kadastro tutanaklarının imzalamasından sonra, kadastro müdürü veya
görevlendireceği müdür yardımcısı, kontrol mühendisi, kadastro üyesi veya diğer kontrol memurları
aracılığıyla yaptıracağı inceleme ve kontroller sırasında tespit edilecek hatalar nedeniyle de
kadastro tutanaklarının kadastro komisyonuna intikal ettirilmesine imkan sağlanmıĢtır.
Kadastro Tutanağının Tanziminde Dikkat Edilecek Hususlar:
a) Bütün sütunlarındaki bilgiler, siyah veya mavi mürekkepli kalemle veya daktiloyla ya da
elektronik (bilgisayar) ortamda doldurulur.
Bilgisayar ortamında doldurma iĢlemi, mevcut stok numaralı belgelerin format ve Ģekil
düzeninde yapılır.
b) Tutanaklar üzerinde silinti, kazıntı ve satır aralarında çıkıntı yapılmamalıdır.
c) Kadastro tutanaklarının mürekkepli kalemle veya daktilo ile düzenlenmesi sırasında
edinme sebebi sütununda hatalı yazılan kelimelerin üzeri aynı kalem veya daktilo ile (altı okunacak
Ģekilde) tek çizgi olarak çizilip, yanına kaç kelime çizilmiĢ ise parantez içinde yazılmak suretiyle
yazıma devam edilmelidir.
d) Kadastro tutanağının tanziminde sütunlarının yetersiz kalması halinde, kâğıt yapıĢtırmak
veya ilgisi olmayan sütuna yazmak gibi ilaveler yapılmaması, yetersiz kalan sütunlar için ilave
kadastro tutanağı kullanılmalı ve tutanaklar arasında irtibat kurulup, bütün tutanaklar ekip
görevlilerince imzalanmalıdır.
Tutanaklar Üzerinde Yapılabilecek DeğiĢiklikler:
a) Ġlgililerin haklarını etkilemeyecek adi yazım hataları ile eksiklikler;
Kadastro tutanağının edinme sebebi sütununda, tutanağın tanzim tarihinden sonra gerek
kadastro teknisyenlerince ve gerekse kontrol elemanlarınca farkına varılan ilgililerin haklarını
etkilemeyen adi yazım hataları ile eksiklikler, aynı sütunun altındaki boĢluk kısımda açıklanmak
suretiyle giderilir ve bu açıklamanın alt kısmı tutanakta imzaları bulunan kadastro teknisyenleri,
muhtar ve bilirkiĢilerce imzalanır.
Kadastro tutanağının edinme sebebi dıĢındaki diğer sütunlarında yapılacak düzeltmelerin
kadastro teknisyenlerince imzalanması yeterli olup, ayrıca muhtar ve bilirkiĢilere imzalatılmasına
gerek bulunmamaktadır. (Örneğin, taĢınmazın tespitten sonra tapuda tedavül görmesi halinde
mülkiyet sütununda yapılacak değiĢiklik gibi)
b) Adına tespit yapılan kimse tarafından taĢınmazın tapuda bir baĢka kiĢiye devir ve temlik
edilmesi;
Kadastro tutanağı tanzim edildikten sonra, tapu kaydına göre adına tespit yapılan kiĢinin
taĢınmazı tapuda bir baĢka kiĢiye satması halinde, bu satıĢ iĢlemi sonucu düzenlenen tapu senedi
teknisyenliğe geldiğinde; öncelikle tapu kaydı çalıĢma alanı kayıt defterine iĢlenerek geldi kaydı ile
aralarında irtibat kurulur. Ayrıca, kadastro tutanağının mülkiyet tablosundaki eski malikin (satıĢı
yapan kiĢinin) adı-soyadı yazılı satır kırmızı mürekkepli dolma kalemle ve tek çizgi halinde çizilir
ve üstüne yeni tapu kaydındaki tarih ve yevmiye numarası, altındaki boĢ satıra ise, yeni malike ait
bilgiler yazılır. Tutanağın mülkiyet tablosunda yapılan bu değiĢikliğin nedeni edinme sebebi
sütununda açıklanır. Açıklamanın alt kısmı ekip görevlisi kadastro teknisyenlerince imzalanır. Tapu
kaydı ise, ilgili sütununa iĢlenmek suretiyle kadastro tutanağına eklenir.
c) TaĢınmazın tespiti yapıldıktan sonra, tapu müdürlüğünde o taĢınmaza uygulanan kayıt
üzerinde ayni veya Ģahsi hak tesis edilmesi veya takyit konması;
Bu durumda, tapu kaydı üzerine tesis edilen bu haklar ile haciz ve ihtiyati tedbir, öncelikle
çalıĢma alanı kayıt defterindeki kaydına iĢlenmeli ve tutanağının ilgili sütununa yazılmalıdır.
73
d) TaĢınmaz kadastro öncesi davalı olmasına rağmen, herhangi bir nedenle davasız olarak
tespiti yapılmıĢsa;
Bu durumda, tutanağın edinme sebebi sütununa kadastro ekibince Ģerh verilmek suretiyle
tespit davalı hale getirilir ve Ģerhin alt kısmı ekip görevlilerince imzalanır.
Kadastro tutanağı düzenlenip ekip görevlilerince imzalandıktan sonra, yukarıda belirtilen
açıklamalar dıĢında, taĢınmazların mülkiyetinde, tespit maliklerinin hisselerinde, sınır ve
yüzölçümünde meydana getirilmiĢ olan hataların kadastro ekibince bu tutanaklara Ģerh vermek
suretiyle giderilmesi mümkün değildir. Bu durumda, hatadan etkilenen gerçek veya tüzel kiĢilerin
itirazları sağlanmak veya kontrol memurlarınca kontrol defterine yazılmak suretiyle kadastro
tutanağı ekleriyle birlikte komisyona intikal ettirilmek üzere kadastro müdürüne teslim edilmelidir.
Kadastro Tespitine Ġtiraz: (Madde:9)
Orman parsellerine, kadastro tutanaklarının düzenlendiği tarihten çalıĢma alanında
ölçülecek orman parseli kalmadığına dair tutanağın düzenlendiği tarihe kadar,
Orman parselleri dıĢında kalan taĢınmazlara, kadastro tutanaklarının düzenlendiği tarihten
kadastro ekibince çalıĢma alanında sınırlandırma ve tespit iĢlerinin bitirildiğine ve ölçülecek
taĢınmaz kalmadığına dair tutanağın düzenlendiği tarihe kadar,
Ġtiraz edilebilir.
Kadastro ekibinin çalıĢma alanında sınırlandırma ve tespit iĢini bitirdiği tarih, TaĢınmaz
Malların Sınırlandırma, Tespit ve Kontrol ĠĢleri Hakkındaki Yönetmeliğin 24 üncü maddesinde
öngörülen ―Bitim‖ tutanağının düzenlendiği tarihtir.
Ġtiraz, kadastro müdürlüğüne veya kadastro teknisyenliğine (ilgilisince bizzat veya kanuni
vekil, veli, vasi veya kayyımları aracılığıyla) verilen bir dilekçe ile yapılabileceği gibi, kadastro
tutanağına yazdırılmak suretiyle de yapılabilir.
Bilgilendirme Ġlanı; Gerçek ve tüzel kiĢilerin kadastro ekibince yapılan sınırlandırma ve
tespitleri incelemeleri ve varsa itirazlarını yapabilmeleri için, çalıĢma alanında sınırlandırma ve
tespit çalıĢmaları ile kadastro tutanaklarının ekip görevlilerince imza iĢlemleri tamamlandıktan
sonra, (bitim tutanağı düzenlenmeden önce) askı ilanı formatında ve “Bilgilendirme Ġlanı‖ adı
altında bir ilan hazırlanır. Bu ilan, pafta örnekleri ile birlikte çalıĢma alanında (Kadastro
Müdürlüğünde, Muhtarlıkta ve belediye teşkilatı olan yerlerde Belediyede) 15 gün süre ile (hafta
sonu ve bayram tatilleri dahil) ilan edilir.
Ġlan süresi içerisinde yapılacak itirazlar, kadastro komisyonunca en geç ilanın bitimini takip
eden 15 günlük süre içerisinde sonuçlandırılması gerekmektedir.
3402 sayılı Kanunun 9 uncu maddesi “Kadastro tutanağı düzenlendikten sonra kadastro
ekibi çalıĢma alanında iĢlerini bitirinceye kadar tespitlere itiraz edilebilir.” hükmünde
olduğundan, bilgilendirme ilanının yapılmıĢ olması, kadastro ekibince, çalıĢma alanında iĢinin
bittiğine dair tutanağın düzenlendiği tarihe kadar itiraz yapılmasına engel teĢkil etmez. Bu nedenle,
bilgilendirme ilanının bitim tarihinden kadastro ekibinin çalıĢma alanında iĢinin bittiğini gösteren
tutanağın düzenlendiği tarihe kadar geçen süre içerisinde, gerçek ve tüzel kiĢiler tarafından
yapılacak itirazların da kadastro komisyonunca incelenmesi zorunludur.
Bilgilendirme ilanının yapılma Ģekli, TKGM.nin 14.01.2013 tarihli ve 2013/4 nolu
genelgesinde açıklanmıĢ ve ilanın format örneği genelgeye eklenmiĢtir. Bilgilendirme ilanı
öncesinde “Uygulanmayan ve uygulanamayan kayıtlar listesi ile bitim tutanağı‖ düzenlenmez.
Kısmi kadastro sonucu yapılacak askı ilanları ile orman parselleri için yapılacak askı ilanı
öncesinde bilgilendirme ilanı yapılmaz.
TaĢınmaz Malların Sınırlandırma, Tespit ve Kontrol İşleri Hakkındaki Yönetmeliğin 24 üncü
maddesinde öngörülen “Uygulanmayan ve uygulanamayan kayıtlar listesi ile bitim tutanağı‖,
3402 sayılı Kanunun 7, 8 maddelerine göre kadastro komisyonuna intikal ettirilen iĢler ile Kanunun
9 uncu maddesine göre yapılan tüm itirazlar, kadastro komisyonunca sonuçlandırıldıktan sonra
düzenlenir.
Kadastro teknisyenliğine veya kadastro müdürlüğüne yapılan itirazlarda, itiraza konu
taĢınmaza ait kadastro tutanağı ekleriyle birlikte en geç on gün içinde kadastro komisyonuna intikal
74
ettirilmek üzere kadastro müdürlüğüne teslim edilir. Ġtirazlı tutanaklar geliĢ sırasına göre itiraz
defterine kaydedilir. Ġtirazla ilgili yapılan iĢlem bu defter üzerinde gösterilir.
Bir belgeye dayanmayan itirazların komisyonca incelenmesi mümkün olmadığından,
kadastro müdürü tarafından belgeye dayanmayan itirazlı tutanaklar komisyona intikal ettirilmez ve
bu husus itirazda bulunan kiĢilere yazılı olarak duyurulur. Bu duyuruda askı ilanı süresi içinde
kadastro mahkemesinde dava açma haklarının bulunduğu da belirtilir.
Komisyon Ġncelemesi: (Madde:10)
Kadastro komisyonu; kendisine intikal ettirilen kadastro tutanaklarını (Madde 7, 8 ve 9);
Orman parsellerinde; tutanakların intikal tarihinden itibaren on beĢ gün içinde veya gerekçe
gösterilmek suretiyle çalıĢma alanında ölçülecek orman parseli kalmadığına dair tutanağın
düzenlendiği tarihe kadar,
Orman parselleri dıĢındaki diğer taĢınmazlarda; tutanakların intikal tarihinden itibaren bir
ay içinde veya gerekçe göstermek suretiyle en geç çalıĢma alanında ölçülmedik taĢınmaz
kalmadığına iliĢkin tutanağın düzenlendiği tarihe kadar inceleyerek sonuçlandırmak zorundadır.
Bu inceleme sonucu, eski tutanağın yerine geçmek üzere hak sahiplerini belirleyici kadastro
komisyon tutanağı düzenlenir ve kadastro tutanağı bu tutanağa eklenir.
Ġtiraz sadece uygulanan belgelerin geçerliliği hakkında yapılabilir. Bir belgeye dayanmayan
itirazlar komisyonca incelenemez.
Komisyon gerçek hak sahibini belirlemek için, gerektiğinde mahallinde uygulama, araĢtırma,
soruĢturma ve inceleme yapar. Muhtar, bilirkiĢiler ve üçüncü Ģahısların tanıklığına baĢvurabilir.
Orman parsellerine yapılacak itirazların incelenmesinde; kadastro komisyonuna, 3402 sayılı
Kanunun 4 üncü maddesi gereğince, itiraza konu parsellerin tespitlerinde görev almayan Orman
Genel Müdürlüğü taĢra teĢkilâtınca görevlendirilecek bir orman yüksek mühendisi veya orman
mühendisi ile tarım müdürlüklerince görevlendirilecek bir ziraat yüksek mühendisi veya ziraat
mühendisinin iĢtirak ettirilmesi zorunludur.
Aynı kuvvet ve mahiyetteki belgelerin uygulanmasında sonuca varılamayan veya çözümü
kanunlarla mahkemelerin takdirine bırakılan konularda, kadastro komisyonu tarafından gerekçe
gösterilmek suretiyle kadastro komisyon tutanağı ekleriyle birlikte kadastro mahkemesine
devredilir. Ancak, mükerrer tesis edilen vergi kayıtlarının varlığında, zilyetlikle birleĢen vergi
kaydına değer verilmesi gerektiğinden kadastro komisyonunca bu durum göz önüne alınarak tespit
yapılması gerekir.
Komisyon incelemelerinin bilgilendirme ilanının bitimini takip eden 15 gün içinde
sonuçlandırılması gerekmektedir.
Kadastro Tutanağına Yapılan Ġtirazın Geri Alınması:
Ġtirazda bulunan kiĢinin herhangi bir nedenle itirazını geri alması durumunda, kadastro
komisyonunca, öncelikle, itirazda bulunan kiĢi ile itirazı geri alan kiĢinin aynı kiĢi olup olmadığı
hususunda kimlik tespiti yapılır. Aynı kiĢi olduğunun tespiti halinde, itirazın geri alınma nedenini
açıklayan bir tutanak düzenlenerek itiraz edenin imzası alınır ve itiraz kaldırılır. Ayrıca itiraz edenle
itirazı geri alan kiĢinin aynı kiĢi olduğu söz konusu tutanağa yazılarak bu tutanak komisyon
üyelerince de imzalanır ve kadastro tutanağına eklenir.
Kadastro Sonuçlarının Ġlanı: (Madde:11)
Sınırlandırma ve tespitler sonucu kadastro ekibince düzenlenen kadastro tutanakları ile
kadastro komisyonunca düzenlenen kadastro komisyon tutanaklarına dayanılarak mahalle ve köy
esasına göre askı cetvelleri düzenlenir. Bu cetveller pafta ozalitleriyle birlikte kadastro
müdürlüğünde ve çalıĢma alanında 30 gün süreyle ilan edilir. Belediye teĢkilatı olan yerlerde,
sadece ilan cetvelinin bir örneği ayrıca belediyede de ilan ettirilir.
Askı ilanı belirtilen yerlerde aynı gün yapılamamıĢ ise, 30 günlük süre en son ilanın yapıldığı
günü takip eden günden itibaren hesaplanır. Askı ilanının belirtilen yerlerde yapıldığına iliĢkin, bir
örneği Kadastro İlanları Hakkında Yönetmelikte ekli tutanak düzenlenir.
75
Askı ilanının birer örneği mahalli Maliye ve Orman kuruluĢlarına da gönderilir ve askı ilanın
yapıldığı hususunda mahalli kadastro ve hukuk mahkemeleri ile ilgisi olan kamu kurum ve
kuruluĢlarına yazılı olarak bilgi verilir.
Gerçek veya tüzel kiĢilerce, kadastro çalıĢmalarının devamı sırasında, sınırlandırma ve
tespitlere yapılan itiraz hakkında kadastro komisyonunca yapılan iĢlemin sonucu, askı ilan
cetvelinin ilgili sütununda ―itiraz red veya kabul edildi‖ Ģeklinde belirtilir.
Ormanların Ġlanı;
ÇalıĢma alanındaki ormanların; sınırlandırma, tespit, kontrol ve komisyon iĢleri
tamamlandığında, kadastro ekibince çalıĢma alanında ölçülecek orman parseli kalmadığına iliĢkin
tutanak düzenlenir. Bu tutanağın düzenlendiği tarihten tarihinden itibaren en geç on gün içinde
ormanın kısmi olarak askı ilanı yapılması zorunludur.
Orman DıĢındaki TaĢınmazların Ġlanı;
ÇalıĢma alanındaki orman dıĢındaki taĢınmazların; sınırlandırma, tespit, kontrol ve komisyon
iĢleri tamamlandığında, kadastro ekibince, çalıĢma alanındaki iĢinin bittiğine, (yani, çalıĢma
alanında ölçülmedik taĢınmaz kalmadığına, sınırlandırma ve tespitlerin tamamlandığına) iliĢkin
tutanak düzenlenir ve bu tutanağın düzenlediği tarihten itibaren üç ay içinde askı ilanının yapılması
zorunludur.
Kadastro Tutanaklarının KesinleĢmesi, Tescili Ve Hak DüĢürücü Süre: (Madde:12)
Kadastro Tutanaklarının KesinleĢmesi; 30 günlük askı ilanı süresi dolduktan sonra,
öncelikle askı ilanı süresi içerisinde kadastro mahkemesinde sınırlandırma ve tespitlerine karĢı dava
açılan taĢınmazlar bulunup bulunmadığı kadastro mahkemesi ile yazıĢma yapılmak suretiyle tespit
edilir. Ġlan süresi içerisinde kadastro mahkemesinde sınırlandırma ve tespitlerine dava açılmayan
taĢınmazlara ait kadastro tutanakları kesinleĢir.
Kadastro tutanaklarının arka sayfasındaki ilgili sütunun boĢ bırakılan tarih kısmına askı
ilanının baĢlama ve bitim tarihleri, askı ilan süresi içinde dava açılıp açılmadığı hususu, bu sütunun
altındaki boĢ kısma ise askı ilanının bitimini takip eden günün tarihi yazılır. Ġlan süresi içerisinde
sınırlandırma ve tespitlerine dava açılmayan kadastro tutanakları kadastro müdürü tarafından
onaylanarak kesinleĢtirilir. (47/D madde:25)
―Örnek: 3402 sayılı Kanunun 11 inci maddesine göre …./.../2014 ila .../..../.2014
Tarihleri arasında yapılan 30 günlük ilan süresi içinde kadastro mahkemesine dava
açılmadığından kesinleĢmiĢtir.
Açıldığından kesinleĢmemiĢtir.
....../....../2014
Kadastro Müdürü‖
Tescil; KesinleĢmiĢ bulunan kadastro tutanakları ile kadastro mahkemesinin kesinleĢmiĢ
kararları, o çalıĢma alanı için düzenlenecek tapu kütüklerine kesinleĢme tarihleri tescil tarihi olarak
gösterilmek suretiyle 3 ay içerisinde tescil edilir. Tescil ada ve parsel numarası sırasına göre yapılır.
Kadastroda önce davalı olması veya askı ilanı sırasında dava açılması nedeniyle, kadastro
tutanakları kadastro mahkemesine gönderilmiĢ bulunan taĢınmazlara ait tapu kütük sayfaları boĢ
bırakılır. Davanın görüldüğü mahkemenin ismi ile dava dosya numarası tapu kütük sayfasının
beyanlar hanesine yazılır. (47/D madde:26)
3402 sayılı Kanunun 16/B maddesinde sayılan Mera, yaylak, kıĢlak, kamuya ait otlak ve
çayırlar, harman ve panayır yerleri gibi "ORTA MALI" taĢınmazlar tescile tabi olmadığından,
bunlar, kadastroları kesinleĢtiğinde ―Özel Siciline‖ (Kamu Orta Malları Sicili) kaydedilirler.
Askı ilanı süresi içerisinde sınırlandırma ve tespitlerine dava açılan taĢınmazlara ait kadastro
tutanaklarının örnekleri çıkarılıp aslına uygunluğu kadastro müdürü tarafından tasdik edilerek
76
müdürlükte bir dosya içerisinde saklanır. Asılları ise, pafta örnekleri ile birlikte dava dosyasına
eklenmek üzere kadastro mahkemesine gönderilir.
KesinleĢerek tescilleri yapılan kadastro tutanakları ile kadastro mahkemesine gönderilmesi
nedeniyle suretleri alıkonulan davalı taĢınmazlara ait kadastro tutanakları (ada ve parsel sırasına
göre bir klasör içerisine konularak) ve tapu kütükleri bir cetvele bağlı olarak tapu müdürlüğüne
devredilir.
Tapu kütükleri ile paftalarının ikinci nüshaları, arĢiv kurulan yerlerde bölge müdürlüklerine,
aksi takdirde Genel Müdürlüğe gönderilir.
KesinleĢen sınırlandırma ve tespitlere karĢı, kesinleĢme tarihinden itibaren 10 yıllık hak
düĢürücü süre içerisinde genel hükümlere göre mahalli hukuk mahkemelerinde dava açılabilir. Bu
süre geçtikten sonra kadastrodan önceki hukuki sebeplere dayanılarak dava açma hakkı ortadan
kalkar.
3402 Sayılı Kadastro Kanununa 5304 Sayılı Kanun ile eklenen ―SayısallaĢtırma‖ baĢlıklı Ek
Madde 1‘in 2 nci fıkrası ile ―Tapu kayıtlarında icareteyn veya mukataalı olduğuna dair vakıf
Ģerhi bulunan taĢınmazlarda 12 nci maddenin 3 üncü fıkra hükümleri uygulanmaz.‖ Ģeklinde bir
düzenleme getirilmiĢtir.
Bu nedenle, tapu kayıtlarında icareteyn veya mukataalı olduğuna dair vakıf Ģerhi bulunan
taĢınmazlar için 12 nci madde de yer alan hak düĢürücü süre hükümleri uygulanmaz.
Kadastro Kanununda Ön Görülen Ġlanlar ve Sürelerinin Tespiti:
Kadastro Kanununun 2, 4, 7 ve 11 inci maddelerinde ve ayrıca Kadastro Ġlanları Hakkında
Yönetmelikte, kadastro çalıĢmaları sırasında hangi ilanların yapılacağı ve bunların süreleri
belirtilmiĢtir. Bu ilanlar;
Kadastrosu Yapılacak Bölgelerin Ġlanı ; 1 ay, (Madde:2)
Kadastro ÇalıĢma Alanı Ġlanı
; 15 gün, (Madde:4)
Mevki veya Ada Ġlanı
; 7 gün, (Madde:6)
Askı Ġlanı (Kadastro Tutanaklarının Ġlanı) ; 30 gün, (Madde:11)
Kadastro Kanununda yer alan ilan süreleri; 4/Ekim/1989 tarihli ve 1502 sayılı genelgede de
açıklandığı gibi 1086 sayılı H.U.M.K un 160–162 nci maddeleri gereğince hesaplanır. (NOT:
H.U.M.K; 12.01.2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanun ile yürürlükten
kaldırılmıĢtır.)
Buna göre;
Gün olarak yapılan ilanlarda; ilanın yapıldığı gün hesaba katılmaz ve
ertesi günden itibaren ilan süresi hesaplanır. (Örneğin, 7 günlük ada ilanı, 1/ġubat/2007 tarihinde
yapılmıĢ ise ilan süresi 2/ġubat/2007 tarihinden itibaren hesaplanacağından, ilan 8/ġubat/2007
tarihinde mesai bitiminde sona erer. ÇalıĢmalara ise en erken 9/ġubat2007 tarihinde baĢlanır.)
Aylık ilanlarda; ilan hangi gün yapılmıĢ ise biteceği ayın aynı günü (Örneğin, 5/Ocak/ 2007
tarihinde baĢlayan bölgenin kadastroya açılıĢ ilanı; 5/ġubat /2007 tarihinde) sona erer. ġayet
biteceği ayda aynı gün yoksa o ayın son günü (Örneğin, 31/Ocak/2007 tarihinde baĢlayan bölgenin
kadastroya açılıĢ ilanı; ġubat ayı 28 gün ise 28/ġubat/2007 tarihinde, 29 gün ise 29/ġubat/2007
tarihinde) ilan sona erer.
Ġlanların son gününün (Cumartesi, Pazar veya Bayram gibi) resmi tatile rastlaması halinde,
tatilden sonraki ilk mesai gününün akĢamı ilan sona erer. ÇalıĢmalara, ilanın bitimini takip eden gün
baĢlanır.
Aynı ilan birden fazla yerde yapılıyorsa, (çalıĢma alanı ilanı gibi) ilanların tüm birimlerde
aynı gün yapılmasına özen gösterilmesi gerekir. ġayet, ilan her hangi bir nedenle tüm birimlerde
aynı gün yapılamamıĢ ise, en son yapılan ilan tarihinden itibaren ilan süreleri hesaplanmalıdır.
Her hangi bir hak kaybına ve kadastronun iptaline neden olunmaması için, ilan sürelerinin
hesaplanmasında ve ilanların yasada belirtilen tüm yerlerde yapılmasında gereken dikkat ve özen
gösterilmelidir.
TAPUDA KAYITLI OLAN TAġINMAZLARIN TESPĠTĠ:(Madde:13)
1) Kayıt Sahibi Adına Tespit:
77
Kayıt maliki sağ ve taĢınmazı tasarrufunda bulunduruyorsa kayıt maliki adına tespit yapılır.
2) Mirasçılar Adına Tespit:
Tapu kaydı maliki ölü ve taĢınmaz mirasçılarının tasarrufunda bulunuyorsa mirasçıları adına
tespit yapılır.
Mirasçılar; veraset belgesi ibraz edilmesi halinde veraset belgesindeki bilgilere göre belirlenir.
Veraset belgesi yoksa, kadastro ekibinde görevli muhtar ve bilirkiĢilerin beyanları ile köy nüfus
defterindeki veya nüfus idaresinden alınacak vukuatlı nüfus kaydı örneğindeki bilgiler
karĢılaĢtırılarak nüfus kayıtları ile bilirkiĢi beyanları arasında mutabakat sağlanması halinde bu
bilgilere göre mirasçılar belirlenmelidir.
ġayet, muhtar ve bilirkiĢilerce ölen kiĢinin mirasçıları hakkında kesin bilgi verilmez veya
bilgi verilmekle beraber nüfus kayıtlarındaki bilgiler ile bilirkiĢi beyanları arasında mutabakat
sağlanamaz ise, taĢınmaz kayıt maliki adına tespit edilir. Malikin ölü olduğu ve mirasçılarının
belirlenememe nedeni tutanağın edinme sebebi sütununda açıklanıp, beyanlar hanesinde de malikin
ölü olduğu hususunda belirtme yapılır.
Medeni Kanunumuza göre, taĢınmaz elbirliği mülkiyeti (iĢtirak halinde mülkiyet) olarak
mirasçılara intikal ettiğinden, Medeni Kanunun yürürlük tarihi olan 4/Ekim/1926 tarihinden
sonraki ölümler nedeniyle mirasçılar adına yapılacak tespitlerde; elbirliği mülkiyetinin (iĢtirak
halindeki mülkiyetin) paylı (müĢterek) mülkiyete dönüĢtürülmek suretiyle tasarrufu edildiğini
gösterir tüm mirasçıların yazılı talebini içeren, noterlikçe tanzim edilmiĢ veya haricen düzenlenerek
köy ya da mahalle muhtarlıklarınca tasdik edilmiĢ bir belgenin ibraz edilmesi veya tüm mirasçıların
bir arada kadastro teknisyenleri huzurunda beyanda bulunmaları halinde, paylı (müĢterek) mülkiyet
olarak, aksi takdirde elbirliği mülkiyeti (iĢtirak halinde mülkiyet) olarak tespitin yapılması gerekir.
Ancak, taĢınmazın tüm mirasçıların katılımı ile aralarında haricen taksime konu edilmesi veya
üçüncü kiĢilere satılması suretiyle birlikte kullanıma son verilmesi hallerinde, muhtar ve bilirkiĢi
beyanları ile elbirliği mülkiyetinin (iĢtirak halindeki mülkiyetin) paylı (müĢterek) mülkiyete
dönüĢtürülmesinde bir sakınca bulunmamaktadır. "TKGM. 1508 sayılı genelge"
Veraset belgelerinde mirasçıların hisselerinin belirtilmesi, elbirliği mülkiyetinin (iĢtirak
halindeki mülkiyetin) paylı (müĢterek) mülkiyete dönüĢtürülmesi için yeterli olmayıp, ayrıca,
elbirliği mülkiyetinin paylı mülkiyete dönüĢtürüldüğü hakkında bir hükmün de yer alması
gerekmektedir.
3) Tapuda Kayıtlı TaĢınmazın Tapu DıĢı SözleĢmelerle Satın Alan KiĢiler Adına Tespiti:
Tapuda kayıtlı taĢınmazı, tapu kaydı maliki veya mirasçıları dıĢında zilyet ve tasarrufunda
bulunduran kiĢi veya kiĢiler, taĢınmazı çalıĢma alanı ilan tarihinden önce kayıt malikinden, kayıt
maliki ölü ise mirasçılarından veya bunların kanuni mümessillerinden tapu dıĢı sözleĢmelerle satın
aldıklarını, satıĢı yapan kiĢilerin beyanı (Bu durumda, beyanda bulunan kiĢilerin beyanları kadastro
tutanağına yazılarak imzaları alınır.) veya noterlikçe yada köy veya mahalle muhtarlıklarınca tasdik
edilmiĢ bir belge ile veya bilirkiĢi yada Ģahit sözleriyle ispat etmeleri ve satıĢ tarihiyle tespitinin
yapıldığı tarih arasında taĢınmazı en az on yıl müddetle nizasız, fasılasız olarak ve malik sıfatı ile
zilyet ve tasarrufunda bulundurmaları halinde, taĢınmazın bu kiĢiler adına tespiti yapılır.
Tespitin yapıldığı tarihte, haricen satın alan kiĢinin taĢınmaz üzerindeki zilyetliği on yılı
doldurmamıĢsa, kayıt malikinin, malik ölü ise mirasçılarının yada bunların kanuni mümessillerinin
muvafakatları aranır. Bu kiĢiler kadastro teknisyenleri huzurunda taĢınmazın haricen satın alan kiĢi
veya kiĢiler adına tespitine muvafakat ederlerse haricen satın alan kiĢi adına, muvafakat edilmez ise
kayıt maliki, kayıt maliki ölü ise mirasçıları adına tespit yapılır.
Kayıt maliki veya mirasçılarınca, taĢınmazın tapu dıĢı sözleĢme ile satın alan kiĢi adına
tespitinin yapılmasına muvafakat edildiğini gösterir noterlikçe düzenlenmiĢ bir belgenin
teknisyenliğe ibraz edilmesi halinde ayrıca huzurda muvafakat aranmaz.
Tapuda kayıtlı taĢınmazın çalıĢma alanı ilanından önce noterde satıĢ vaadi sözleĢmesi
düzenlenmek suretiyle haricen satılması halinde, on yıllık zilyetlik süresi dolmasa dahi muvafakat
aranmadan satın alan kiĢi adına tespiti yapılır. Ancak, satıĢ vaadi sözleĢmesinde bir yükümlülük
varsa bu yükümlülüğün yerine getirilmiĢ olduğunun belgelenmesi gerekmektedir.
78
TaĢınmazı tapu dıĢı sözleĢmeyle satın alan kiĢi, bu tutanaklara Ģerh vermek suretiyle 10 yıllık
zilyetlik süresini doldurmadan bir baĢka kiĢiye satması halinde, önceki zilyedin zilyetlik süresi yeni
zilyedin zilyetlik süresine eklenir.
Kadastro çalıĢmalarına baĢlama tarihi olarak kabul edilen çalıĢma alanı ilanının yapıldığı
günden sonraki tarihi taĢıyan harici devir ve temliklerde, muvafakat sağlansa dahi harici satıĢ kabul
edilmez ve tespit kayıt maliki adına yapılır. Ġlgililerine de, 3402 sayılı Kanunun 40 ıncı maddesi
açıklanarak satıĢ talebi için tapu müdürlüğüne baĢvurmaları gerektiği hususunda açıklayıcı bilgi
verilir.
Elbirliği mülkiyeti (iĢtirak halinde mülkiyet) olarak tasarruf edilen taĢınmazlarda,
iĢtirakçilerden bir veya bir kaçı hisselerini diğer bir iĢtirakçilere devir ve temlik etmesi mümkündür.
Bu durumda, kadastro tutanağının edinme sebebi sütununda gerekli açıklama yapılarak, mülkiyet
sütununda elbirliği (iĢtirak) hali çözülmeden hissesini devreden iĢtirakçinin ismi yerine bu hisseyi
devralan iĢtirakçinin ismi tekrar yazılır.
Tarım arazilerinin tespitinde izlenecek yöntem.
3/7/2005 tarihli ve 5403 sayılı ―Toprak Koruma ve Arazi Kullanım Kanunu‖ nun
―Tarım arazilerinin sınıflandırılması ve arazi parsel büyüklüklerinin belirlenmesi‖ baĢlıklı 8 inci
maddesi, 09.02.2007 tarihli ve 26429 sayılı Resmi Gazete‘de yayımlanarak yürürlüğe giren
31/1/2007 tarihli ve 5578 sayılı ―Toprak Koruma ve Arazi Kullanım Kanununda DeğiĢiklik
Yapılması Hakkında Kanun‖ un 2 nci maddesiyle değiĢtirilmiĢ ve bu madde değiĢiklik sonucu
―Tarım arazileri; doğal özellikleri ve ülke tarımındaki önemine göre, nitelikleri Bakanlık
tarafından belirlenen mutlak tarım arazileri, özel ürün arazileri, dikili tarım arazileri ve marjinal
tarım arazileri olarak sınıflandırılır. Ayrıca Bakanlık tarım arazilerinin korunması, geliĢtirilmesi
ve kullanımı ile ilgili farklı sınıflandırmalar yapabilir.
Tarımsal faaliyetin ekonomik olarak yapılabildiği en küçük alana sahip ve daha fazla
küçülmemesi gereken yeter büyüklükteki tarımsal arazi parsel büyüklüğü, bölge ve yörelerin
toplumsal, ekonomik, ekolojik ve teknik özellikleri gözetilerek Bakanlık tarafından belirlenir.
Belirlenen küçüklüğe eriĢmiĢ tarımsal araziler miras hukuku bakımından bölünemez eĢya
niteliğini kazanmıĢ olur. Tarımsal arazinin bu niteliği tapu kütüğüne Ģerh edilir.
Belirlenen parsel büyüklüğü; mutlak tarım arazileri ve özel ürün arazilerinde 2
hektar, dikili tarım arazilerinde 0,5 hektar, örtü altı tarımı yapılan arazilerde 0,3 hektar ve
marjinal tarım arazilerinde 2 hektardan küçük olamaz. Tarım arazileri bu büyüklüklerin altında
ifraz edilemez, bölünemez veya küçük parsellere ayrılamaz. Ancak çay, fındık, zeytin gibi özel
iklim ve toprak istekleri olan bitkilerin yetiĢtiği yerler ile seraların bulunduğu alanlarda, yörenin
arazi özellikleri daha küçük parsellerin oluĢmasını gerekli kıldığı takdirde, Bakanlığın uygun
görüĢü ile daha küçük parseller oluĢturulabilir.
Bakanlığın uygun görüĢü ile kamu yatırımları için ihtiyaç duyulan yerler hariç olmak
üzere tarım arazileri, belirlenen büyüklükteki parsellerden daha küçük parçalara bölünemez.
Bölünemez büyüklükteki tarım arazilerinin mirasa konu olmaları ve üzerlerinde her ne Ģekilde
gerçekleĢmiĢ olursa olsun birlikte mülkiyetin mevcut olması durumunda, bu araziler ifraz
edilemez, payları üçüncü Ģahıslara satılamaz, devredilemez veya rehnedilemez. Bu araziler
hakkında
4721
sayılı
Türk
Medenî
Kanununun
özgülemeye
iliĢkin
hükümleri kıyasen uygulanır." hükmünde iken,
Bu kapsamda kadastro çalıĢmalarında izlenmesi gereken yöntem, 2007/5 nolu genelgenin
―9) Kadastro çalıĢmalarında‖ baĢlıklı bölümünde açıklanmıĢ idi.
Bu kerre, 15.05.2014 tarihli ve 29001 sayılı Resmi Gazete‘de yayımlanarak yürürlüğe
giren 30/4/2014 tarihli ve 6537 sayılı ―Toprak Koruma ve Arazi Kullanım Kanununda DeğiĢiklik
Yapılması Hakkında Kanun‖un 2 nci maddesi ile 5403 sayılı ―Toprak Koruma ve Arazi Kullanım
79
Kanunu‖ nun 8 inci maddesinin baĢlığı ―Tarım arazilerinin sınıflandırılması, asgari tarımsal arazi
büyüklüklerinin belirlenmesi‖,
Ġkinci fıkrası ―Tarım arazileri; doğal özellikleri ve ülke tarımındaki önemine göre,
nitelikleri Bakanlık tarafından belirlenen mutlak tarım arazileri, özel ürün arazileri, dikili tarım
arazileri ve marjinal tarım arazileri olarak sınıflandırılır. Ayrıca Bakanlık tarım arazilerinin
korunması, geliĢtirilmesi ve kullanımı ile ilgili farklı sınıflandırmalar yapabilir.
―Asgari tarımsal arazi büyüklüğü, bölge ve yörelerin toplumsal, ekonomik, ekolojik ve
teknik özellikleri gözetilerek Bakanlık tarafından belirlenir. Belirlenen asgari büyüklüğe eriĢmiĢ
tarımsal araziler, bölünemez eĢya niteliği kazanmıĢ olur.‖,
Üçüncü fıkrası da ―Asgari tarımsal arazi büyüklüğü; mutlak tarım arazileri, marjinal
tarım arazileri ve özel ürün arazilerinde 2 hektar, dikili tarım arazilerinde 0,5 hektar, örtü altı
tarımı yapılan arazilerde 0,3 hektardan küçük belirlenemez. Bakanlık asgari tarımsal arazi
büyüklüklerini günün koĢullarına göre artırabilir. Tarım arazileri Bakanlıkça belirlenen
büyüklüklerin altında ifraz edilemez, hisselendirilemez. Hazine taĢınmazlarının satıĢ iĢlemleri
hariç olmak üzere pay ve paydaĢ adedi artırılamaz. Ancak, tarım dıĢı kullanım izni verilen
alanlar veya çay, fındık, zeytin gibi özel iklim ve toprak ihtiyaçları olan bitkilerin yetiĢtiği
alanlarda arazi özellikleri nedeniyle belirlenen asgari tarımsal arazi büyüklüğünden daha küçük
parsellerin oluĢması gerekli olduğu takdirde, Bakanlığın uygun görüĢü ile daha küçük parseller
oluĢturulabilir.‖ Ģeklinde değiĢtirilmiĢ,
Dördüncü fıkrası ise yürürlükten kaldırılmıĢtır.
Bu durumda, kadastro çalıĢmalarında, 5403 sayılı Kanunun yürürlüğe girdiği
19.07.2005 tarihinden sonra tarım arazilerinde, miras yoluyla intikal edilenler hariç hissedarları
arasında haricen yapılmıĢ olan ifrazen taksimlerde, ifrazen oluĢan parsellerin yüzölçümlerinin
bölünmez büyüklük olarak kabul edilen bu miktarların altında olması durumunda ifrazen taksim
talebi il/ilçe gıda, tarım ve hayvancılık müdürlüklerinin olumlu görüĢü alınmadan
karĢılanmayacaktır. Miras yoluyla intikal edilenlerde ise il/ilçe gıda, tarım ve hayvancılık
müdürlüklerinden alınacak cevaba göre iĢleme yön verilecektir. 19.07.2005 tarihinden önce
yapıldığı tespit edilen ifrazen taksimlerde ise parsel yeter büyüklüğü aranmayacaktır.
5403 sayılı Kanunda değiĢiklik yapan 6537 sayılı Kanunun yürürlüğe girdiği
15.05.2014 tarihinden sonra tarım arazilerinin intikalleri, tüm mirasçıların birlikte talepleri olsa
dahi elbirliği halinde mülkiyet Ģeklinde (iĢtirak halinde mülkiyet/verasette iĢtirak olarak)
yapılacağından il/ilçe gıda, tarım ve hayvancılık müdürlüklerinin olumlu görüĢü alınmadan
müĢterek mülkiyete dönüĢtürülmeyecek ve ifrazen taksimlere yönelik talepler karĢılanmayacaktır.
15.05.2014 tarihinden önceki ölümlere dayalı olarak yapılacak intikallerde ise paylı (müĢterek)
mülkiyet olarak tasarruf edilen tarım arazilerinin paylı (müĢterek) mülkiyet olarak tespiti
mümkündür.
Öte yandan, cinsi tarımsal nitelik taĢıyan taĢınmazlar için, valilik/belediyelere, imar
planı (nazım, mevzi, uygulama imar planı gibi) kapsamında kalıp kalmadığı, kalmakta ise planda
kullanım amacının tarım dıĢı olup olmadığının yazılı olarak sorularak alınacak cevabi yazılarda,
taĢınmazın imar planı (nazım, mevzi, uygulama imar planı gibi) kapsamında kaldığı ve planda
kullanım amacının tarım dıĢı olduğunun bildirilmesi halinde bu Kanun hükmü uygulanmayacaktır.
80
Yabancı uyruklu gerçek kiĢilere haricen satılan taĢınmazların tespitinde izlenecek
yöntem;
Yabancı uyruklu gerçek kiĢiler ile yabancı ülkelerde bu ülkelerin kanunlarına göre kurulan
tüzel kiĢiliğe sahip ticaret Ģirketlerinin Türkiye‘de taĢınmaz edinmeleri, 07.01.2006 tarihli ve 26046
sayılı Resmi Gazetede yayımlanan 29.12.2005 tarihli ve 5444 sayılı Kanunla değiĢik 2644 sayılı
Tapu Kanununun 35 inci maddesiyle hükme bağlanmıĢtır.
Bu nedenle, yabancı uyruklu gerçek kiĢiler ile, yabancı ülkelerde bu ülkelerin kanunlarına
göre kurulan tüzel kiĢiliğe sahip ticaret Ģirketlerine haricen satılan tapuda kayıtlı taĢınmazların,
29.12.2005 tarihli ve 5444 sayılı Kanunla Tapu Kanununun 35 inci maddesinde yapılan
düzenlemeye açıklık getirmek üzere, TKGM.‘ce yayımlanan 20.01.2006 tarihli ve 2006/1 (1617)
sayılı genelge kapsamında tespitlerinin yapılması gerekmektedir.
4- Tapuda Kayıtlı TaĢınmazın Kazandırıcı Zaman AĢımı Yoluyla Zilyet Bulunan KiĢi
Adına Tespiti:
a- Kayıt Maliki ÖlmüĢ Ġse:
Kayıt maliki ölmüĢ ve taĢınmazı mirasçı sıfatını taĢımayan üçüncü bir kiĢinin 20 yıl
müddetle, nizasız ve fasılasız olarak malik sıfatı ile zilyet ve tasarrufunda bulundurması halinde,
taĢınmaz zilyet bulunan kiĢi adına tespiti yapılmakta iken; bu hüküm, 3/5/2012-6302 sayılı
Kanunun 4 üncü maddesi ile iptal edilmiĢtir. 3402 sayılı Kadastro Kanununun 13 üncü maddesinin
birinci fıkrasının (B) bendinin (c) alt bendi (―c) Kayıt sahibinin yirmi yıl önce gaipliğine hüküm
verilmiĢ veya tapu sicilinden malikin kim olduğu anlaĢılamamıĢ ise çekiĢmesiz ve aralıksız yirmi
yıl müddetle ve malik sıfatıyla zilyet bulunan kimse adına tespit olunur.‖ Ģeklinde değiĢtirilmiĢtir.
Zilyet kayıt malikinin mirasçısı durumunda ise, mirasçılar arasında da kazandırıcı zamanaĢımı
yoluyla taĢınmazın iktisabı mümkün olmadığından tespit biliniyorsa tüm mirasçılar adına, aksi
takdirde kayıt maliki adına yapılarak, malikin ölü olduğu tutanağın beyanlar hanesinde gösterilir.
b- Kayıt Malikinin Gaipliğine Karar VerilmiĢse:
Tapu kaydı malikinin gaipliği taĢınmazı kazandırıcı zamanaĢımı yolu ile mülk edinilmeye
elveriĢli duruma sokar. Zilyedin bu hükümden yararlanabilmesi için mahkemece tapu kaydı
malikinin gaipliğine karar verilmiĢ olması ve verilen bu kararın kesinleĢme tarihinden itibaren
mirasçı durumunda olmayan üçüncü bir kiĢinin taĢınmazı nizasız ve fasılasız olarak malik sıfatı ile,
ve en az 20 yıl müddetle zilyet ve tasarrufunda bulundurması, bu süre içerisinde kayıt malikinin
mirasçıları tarafından tapuda intikal iĢleminin yaptırılmamıĢ veya zilyedin men ettirilmemiĢ olması
gerekmektedir.
c- Tapu Kaydında Yazılı Malikin Kim Olduğu Tespit Edilemiyorsa:
Medeni Kanunun yürürlük tarihinden önce tesis edilmiĢ ve bu güne kadar tedavül görmemiĢ
tapu kayıtlarından bazılarında malikin lakabı ve baba adı (açık kimliği) yazılı olmadığından
malikinin kim olduğunu anlamak güçtür. Yapılacak araĢtırmalara rağmen sicilindeki bu yetersizlik
nedeniyle malikinin kim olduğu tespit edilemeyen taĢınmaz, 20 yıl müddetle nizasız ve fasılasız
olarak malik sıfatı ile zilyet ve tasarrufunda bulunduran kiĢi adına tespit edilir.
Ancak, her üç halde de zilyet edilen taĢınmazlar, kanunları uyarınca Devlete intikal eden
kiĢilere ait ise, bu gibi yerler 3402 Sayılı Kanunun 18 inci maddesinin son fıkrası hükmü nedeniyle
zilyetlikle iktisap edilemeyeceğinden zilyetlik Ģartları
tahakkuk etmiĢ olsa dahi Maliye Hazinesi adına tespit edilir. (Madde:13, Yönetmelik 47/D
Madde: 9)
TAPU DIġI SÖZLEġMELERLE
EDĠLMEYECEĞĠ HALLER:
YAPILAN
HARĠCĠ
SATIġLARIN
KABUL
a) Tapuda kayıtlı taĢınmazın çalıĢma alanı ilan tarihinden sonraki bir tarihte harici satıĢa konu
edilmesi,
b) Harici satıĢa konu edilen taĢınmaza ait tapu kaydı üzerinde ihtiyati tedbir veya kamu
alacağından dolayı konmuĢ haciz varsa,
81
c) Tapu kaydı üzerinde üçüncü kiĢiler lehine tesis edilmiĢ olan hakların ve Ģerhlerin (Haciz,
ipotek, geçit hakkı gibi) haricen satın alan kiĢi veya kiĢilerce kabul edilmemesi,
d) Askeri Yasak Bölge ve Güvenlik Bölgeleri Kanunu uyarınca birinci ve ikinci derece askeri
yasak bölge ve güvenlik bölgeleri sınırları içinde bulunan taĢınmazlar yabancı uyruklu gerçek bir
kiĢiye haricen satılmıĢsa, (29.12.2005 tarihli ve 5444 sayılı Kanunla değiĢik 2644 sayılı Tapu
Kanunu Madde 35)
e) Uygulama imar planı veya mevzii imar planı bulunmayan alanlardaki taĢınmazlar yabancı
uyruklu gerçek bir kiĢiye haricen satılmıĢsa,
f) Harici satıĢa konu edilen taĢınmaza ait tapu kaydı üzerinde 2942 Sayılı KamulaĢtırma
Kanununun 31/b maddesine göre verilmiĢ kamulaĢtırma Ģerhi varsa,
g) 3083 Sayılı Sulama Alanlarında Arazi Düzenlenmesine Dair Tarım Reformu Kanunu
uygulama alanı içerisinde kalan taĢınmazın, uygulama alanı ilan tarihinden sonra harici satıĢa konu
edilmesi,
Tapu dıĢı sözleĢmelerle yapılan satıĢların kabul edilmeyeceği hallerden bazıları (Uygulamada
en çok karĢılaĢanlar) olup, bu gibi durumlarda harici satıĢa iliĢkin talepler kabul edilmeyerek
taĢınmaz kayıt maliki adına tespit edilir.
TAPU KAYITLARININ UYGULANMASINDA DĠKKAT EDĠLECEK HUSUSLAR
TaĢınmaza uygulaması yapılacak tapu kaydında yazılı il, ilçe, mahalle ve köy isminin çalıĢma
alanının bulunduğu il, ilçe, mahalle ve köy ismine, mevkisinin sınırlandırılmasını yaptığımız
taĢınmazın bulunduğu mevkii ismine, tapu kaydında yazılı hudutlarının da zemine uyup uymadığı
hususlarının etraflıca araĢtırılması gerekir.
Genel olarak, tapu kayıtlarında yazılı il, ilçe, mahalle veya köy isimleriyle, mevkisinin,
sınırlandırmasını yaptığımız taĢınmazın bulunduğu il, ilçe, mahalle, köy ve mevkii ismine uygun
olması gerekir. Ancak, taĢınmazın tapuya tescilinden sonra idari sınırlarda veya mahalle
taksimatında değiĢiklik yapılması veya mevkii isminin değiĢtirilmesi, taĢınmazın hudutlarında
bulunan taĢınmazların el değiĢtirmesi nedenleriyle bir farklılık meydana gelmiĢse bu hususların
kadastro tutanağında açıklanması icap eder.
Ayrıca, sınırlandırması yapılan taĢınmazlar için ilgililerince ibraz edilen tapu kayıtları zemine
uygulanmadan önce o kayda istinaden baĢkaca bir taĢınmazın tespitinin yapılıp yapılmadığı, kaydın
çalıĢma alanı kayıt defterinde bulunup bulunmadığı hususları araĢtırılır.
ġayet, ilgililerince ibraz edilen tapu kaydı çalıĢma alanı kayıt defterinde mevcut değilse,
öncelikle kaydın tedavül nedeniyle hükümsüz hale gelip gelmediği ve üzerinde herhangi bir takyit
veya Ģerhin bulunup bulunmadığı hususları, tapu müdürlüğündeki aslından kontrol edilir ve halen
geçerli kayıtlardan olduğu görülürse çalıĢma alanı kayıt defterine iĢlendikten sonra taĢınmazın bu
kayda göre tespiti yapılır.
MÜKERRER OLARAK TAPUYA TESCĠL EDĠLEN TAġINMAZLAR
Kadastro çalıĢmaları sırasında aynı taĢınmaz için ayrı ayrı kiĢiler adına tesis edilmiĢ
(Mükerrer) tapu kayıtlarının varlığına azda olsa rastlanmaktadır.
Mükerrer Tapu Kayıtları:
1- TaĢınmaz tapuda kayıtlı olmasına rağmen, senetsizden mahkeme kararına dayalı olarak
ikinci kez tapu siciline tescilinin sağlanması,
2- Tapuda kayıtlı taĢınmazın mülkiyeti intikal, taksim, ifraz ve satıĢ gibi nedenlerle tedavüle
konu edilmiĢ olmasına rağmen, sicilinde bu tedavül iĢlemi gösterilmediğinden, diğer bir anlatımla
zabıt defterindeki kaydına, gittiği kaydın cilt, sayfa ve sıra numaraları yazılmadığından, aynı
taĢınmazın değiĢik nedenlerle (Ġntikal, satıĢ, kamulaĢtırma gibi) ikinci kez tedavüle konu edilmesi,
3- Hazine adına tapuda kayıtlı olan bir taĢınmazın, senetsizmiĢ gibi ikinci kez tapuya tescil
ettirilmek suretiyle satıĢa veya dağıtıma konu edilmesi,
Gibi nedenlerden ileri gelmektedir.
Kadastro çalıĢmaları sırasında aynı taĢınmaz için aralarında tedavül yönünden irtibat
bulunmayan iki ayrı tapu kaydı ibraz edildiğinde veya böyle bir durumun farkına varıldığında,
öncelikle bilirkiĢilerinde bilgilerine baĢvurulmak ve mücavir taĢınmazlara uygulanan tapu
82
kayıtlarının ilk tesislerine kadar inilmek suretiyle her iki kaydın da sınırlandırılması yapılan
taĢınmaza ait olup olmadığı araĢtırılır.
Yapılan araĢtırma sonucunda, her iki kaydında aynı taĢınmaza ait olduğu tespit edilirse, bu
kayıtların zemine ne Ģekilde uyum sağladığı, mükerrerliğin kaynaklanma nedeni, yapılan araĢtırma
ve sonuçları kadastro tutanağının edinme sebebi sütununda etraflıca açıklanır ve taĢınmazın maliki
tayin edilmez. Bu Ģekilde düzenlenen kadastro tutanakları komisyona intikal ettirilmek üzere
kadastro müdürüne teslim edilir.
HĠSSELĠ TAPU KAYITLARINA GÖRE TESPĠT
Zabıt defterlerinde kayıtlı taĢınmazlar satıĢ, hibe ve trampa gibi nedenlerle tapuda el
değiĢtirirken tedavül iĢlemi yeni bir sayfaya tescil edilmek suretiyle gösterilmekte ve eski kaydına
da hangi kayda tedavül ettiği yolunda münakale verilmektedir. Bu tedavüller, taĢınmazın tamamını
kapsayabileceği gibi belli bir hissesini de kapsayabilmektedir.
Tespite esas alınan tapu kaydının taĢınmazın belli bir hissesine ait olması durumunda, bu
kaydın geldi kayıtlarına inilmek suretiyle diğer noksan hissesinin tamamlanması gerekmektedir.
Medeni Kanundan önce miras yoluyla yapılan intikal iĢlemlerinde, tapu müdürlüklerince
talepte bulunan mirasçıların hisseleri adlarına intikal ettirilmekte, talepte bulunmayan mirasçılara
ait miras payları ise kaydında bu mirasçıların müracaatlarına bırakılmaktaydı. Bu nedenle, hisse
tamamlaması yapılırken tapu kayıtlarının iktisap sütununda yazılı bilgilerden de yararlanılmalıdır.
Uygulamada çok sık rastlanmamakla birlikte, bazen tapu kayıtlarının ilk tesisine kadar
inilmesine rağmen hissenin tamamlanmadığı görülmektedir.
Bu durumda, taĢınmazın tespiti yapılmadan önce hissesinin tamamlanamadığı hususu
kadastro müdürüne bildirilir. Kontrol elemanları vasıtasıyla tapu müdürlüğünde bulunan zabıt
defterleri üzerinde yeniden yapılacak incelemede de noksan olan hisse tamamlanamaz ise, o kaydın
örneği de eklenmek suretiyle Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğüne yazılacak bir yazı ile Merkez
arĢivindeki kayıtlarından noksan hissenin tamamlanarak gönderilmesi istenir.
Genel Müdürlükçe, noksan hisseye ait tapu kaydı bulunup örneği gönderilirse, gönderilen
kaydın tedavülü olup olmadığı ve üzerinde takyit ve Ģerh bulunup bulunmadığı hususları tapu
müdürlüğünden araĢtırıldıktan sonra taĢınmazın tespiti yapılır.
ġayet, Genel Müdürlükten gelen yazıda kaydın noksan olan hissesinin tamamlanamadığı,
yani ilk tesis kaydının da hisseli olduğu bildirilirse, öncelikle taĢınmazın kazandırıcı zamanaĢımı
yoluyla iktisap edilebilecek yerlerden olup olmadığı ve taĢınmaz üzerinde Hazine ve üçüncü
kiĢilerce hak iddiasında bulunulup bulunmadığı araĢtırılır. Bu Ģekilde yapılacak araĢtırma
sonucunda taĢınmazın zilyetlik yoluyla iktisabı mümkün yerlerden olduğu ve Hazine ile üçüncü
kiĢilerin ilgisinin bulunmadığı, taĢınmazın tamamının kaydın ilk tesisinden itibaren kayıt
maliklerinin zilyet ve tasarrufunda bulunduğu ve zilyetlik süresinin de 20 yılı doldurduğu
anlaĢılırsa, taĢınmazın tamamı kayıt maliki adına tespit edilir.
Ancak, kaydı bulunmayan hisse senetsiz taĢınmazlar gibi iĢlem göreceğinden, bu hisse
metrekareye tahvil edilerek taĢınmazın ne miktarda kısmının tapu kaydına göre, ne miktarda ki
kısmının da senetsizden tespitinin yapıldığı kadastro tutanağının edinme sebebi sütununda açıklanır
ve senetsizden tespiti yapılan kısmın yüzölçümü belgesizler defterine iĢlenir.
TAPUDA KAYITLI OLMAYAN TAġINMAZLARIN TESPĠTĠ: (Madde:14)
Tapuda kayıtlı olmayan taĢınmazların tespit Ģekli, 3402 Sayılı Kanunun 14 üncü maddesiyle
düzenlenmiĢtir. Bu maddede hangi nitelikteki taĢınmazların kazandırıcı zaman aĢımı yoluyla zilyedi
adına tespit edilebileceği hususunda bir açıklık bulunmamakla beraber, Kanunun 18 nci maddesinin
2 nci fıkrası ile, "orta malları, hizmet malları, ormanlar, Devletin hüküm ve tasarrufu altında
olup da bir kamu hizmetine tahsis edilen yerler ve özel kanunları uyarınca Devlete kalan
taĢınmazlar" tapuda kayıtlı olsun veya olmasın kazandırıcı zamanaĢımı yoluyla iktisap
edilemeyeceği hükmü getirilmiĢ ve Kanunun 16 ncı maddesinde de hizmet malları ile orta malı
taĢınmazların neler olduğu açıklanmıĢtır.
83
Ayrıca, kıyı kenar çizgisi (3621 sayılı Kanun) içerisinde kalan taĢınmazların, vakıf
taĢınmazların ve 5226 sayılı Kanunla değiĢik 2863 Sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma
Kanununun 11 nci maddesi gereğince de, kültür ve tabiat varlıklarını koruma bölge kurullarınca
birinci grup olarak tescil ve ilan edilen kültür varlıklarının bulunduğu taĢınmazlar ile birinci ve
ikinci derece arkeolojik sit alanlarındaki taĢınmazların zilyetlik yoluyla iktisabı mümkün değildir.
Gerek 3402 sayılı Kadastro Kanununda ve gerekse özel kanunlarında yer alan zilyetlik
iktisabı yasaklayan bu kısıtlamalar nedeniyle, tapuda kayıtlı olmayan taĢınmazların tespiti
yapılırken, öncelikle;
a) TaĢınmazın zilyetlik yoluyla iktisabı mümkün yerlerden olup olmadığı,
b) TaĢınmaz üzerindeki zilyetliğin tespit tarihine kadar nizasız ve fasılasız olarak en az 20
yıldan beri ve malik sıfatıyla sürdürülüp sürdürülmediği,
c) Zilyetliğin ayrıca bu maddenin (A, B, C, D, E, F, G, H) fıkralarında sayılan belgelerden
birisine dayandırılıp dayandırılmadığı,
d) Zilyetlik belgeye dayandırılamıyorsa, aynı çalıĢma alanı sınırı içerisinde aynı kiĢi adına
belgesizden tespiti yapılan diğer taĢınmazlar da dahil olmak üzere yüzölçümü toplamının sulu
toprakta 40 veya kuru toprakta 100 dönümü geçip geçmediği,
Hususlarının, bu sıraya göre ve detaylı bir Ģekilde araĢtırılması gerekmektedir.
Yapılacak araĢtırma sonucunda, taĢınmazın zilyetlik yoluyla iktisap edebilecek yerlerden
olduğu belirlenir ve taĢınmaz üzerindeki zilyetliğin de çekiĢmesiz ve aralıksız olarak en az 20
yıldan beri malik sıfatıyla devam ettiği belgelerle veya bilirkiĢi yada tanık beyanlarıyla ispat
edilirse, sulu toprakta 40 veya kuru toprakta 100 dönümü (40 ve 100 dönüm dahil) geçmemek üzere
zilyet bulunan kiĢi adına tespiti yapılır.
Bu Ģekilde ispat edilecek zilyetliğin yanında, 3402 Sayılı Kanunun 14 üncü maddesinde
sayılan ve hudutları itibariyle de taĢınmaza uygunluğu saptanacak olan belgelerden birisi ibraz
edilirse, 40 veya 100 dönümlük normlara bağlı kalınmaksızın taĢınmaz zilyedi adına tespit edilir.
03.07.2005 tarihli ve 5403 sayılı Kanunun 26 ncı maddesiyle değiĢik 3402 Sayılı Kanunun 14
üncü maddesinde, sulu veya kuru arazi (toprak) ayrımının, 5403 sayılı Toprak Koruma ve Arazi
Kullanımı Kanunu hükümlerine göre yapılacağı hükmü getirilmiĢtir.
5403 sayılı Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanununun 3 üncü maddesinin (j) bendinde
ise; ―Sulu tarım arazisi: Tarımı yapılan bitkilerin büyüme devresinde ihtiyaç duyduğu suyun, su
kaynağından alınarak yeterli miktarda ve kontrollü bir Ģekilde karĢılandığı arazileri‖ olarak
tanımlanmıĢtır.
TaĢınmaz Malların Sınırlandırma, Tespit ve Kontrol ĠĢleri Hakkındaki Yönetmeliğin 10 uncu
maddesinin 3 üncü fıkrasında ise, “Tarımı yapılan bitkilerin çeĢidine göre büyüme devresinde
ihtiyaç duyduğu suyun yeterli olduğu, su kaynağının yeterli sulamaya uygun olduğu ve yeterli
miktarda su olduğu, kontrollü bir Ģekilde sulama ihtiyacının karĢılandığı hususları ilgili tarım
müdürlüklerince tespit edilmiĢ alanlardaki araziler sulu tarım arazisi, bu alanlar dıĢındaki
araziler ise, kuru tarım arazisi olarak değerlendirilecektir. Kadastro müdürü; çalıĢmalara
baĢlanmadan önce, Tarım ve KöyiĢleri Bakanlığı il ve ilçe müdürlüklerinden çalıĢma alanında
sulu tarım arazisi tanımına giren yerler varsa bunların hangi sınırlar içinde kaldığının
bildirilmesini bir yazı ile ister.‖ hükmü yer almaktadır.
Buna göre; kadastroya açılan çalıĢma alanlarında sulu tarım arazisi tanımına giren yerlerin
bulunup bulunmadığı varsa bunların hangi sınırlar içinde kaldığı hususunun, kadastro müdürü
tarafından çalıĢmalara baĢlanmadan önce Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı il ve ilçe
müdürlüklerine yazılacak bir yazı ile, sorularak, alınacak cevaba göre 40 veya 100 dönümlük
normların değerlendirilmesi gerekmektedir.
Aynı çalıĢma alanı sınırı içinde bir kiĢi adına belgesizden toplam olarak sulu toprakta 40 veya
kuru toprakta 100 dönüm tespit yapılması mümkündür. Bir kiĢinin, çalıĢma alanında hem sulu, hem
de kuru toprak tanımına giren belgesiz taĢınmazlarının bulunması halinde, (40 dönüm sulu
toprak=100 dönüm kuru toprak) ilkesinden hareket edilerek (100/40 yani 1 dönüm sulu toprak =
2,5 dönüm kuru toprak) orantısı kurulur. Böylece, sulu veya kuru topraktaki 40 veya 100 dönümlük
normları geçip geçmediği araĢtırılır. Yapılan araĢtırmada belgesizden edinilebilecek normları
84
geçtiği anlaĢılırsa, fazla gelen kısım zilyedin tercihine göre ifrazen ayrılıp Hazine adına tespiti
yapılır.
3402 Sayılı Kanunun 14 üncü maddesinde sayılan belgeler zilyetliği tevsik edici belge olarak
kabul edildiklerinden, zilyetlikle birleĢtiği takdirde bir hüküm ifade ederler. Bu nedenle, taĢınmaz
üzerinde zilyetliği bulunmayan veya zilyetliğini ferri zilyet aracılığı ile sürdürmeyen kiĢiler adına
sırf bu belgelerin varlığına dayanılarak tespit yapılması mümkün değildir.
Ayrıca, belgesizden tespiti yapılan taĢınmazların 40 veya 100 dönümlük normları geçip
geçmediğinin, zilyedin adı ve soyadına göre her çalıĢma alanı için ayrı ayrı düzenlenecek bir deftere
(Belgesizler Defteri) iĢlenmek suretiyle takibi gerekmektedir.
TaĢınmaz birden fazla kiĢinin zilyet ve tasarrufunda bulunuyorsa, her hissedarın hissesine
isabet eden kısmın yüzölçümü o hissedarın belgesiz defterine iĢlenir. Önceki belgesizden yapılan
tespitler nedeniyle 40 veya 100 dönümlük normları dolduranlar varsa bunların hisselerine isabet
edecek kısmın Hazine adına tespiti yapılır.
Tapuda kayıtlı olmayan taĢınmazların zilyedin mirasçıları adına tespitinde, mirasçılar; tapuda
kayıtlı taĢınmazların tespitinde olduğu gibi, ibraz edilmesi halinde veraset belgesine göre, veraset
belgesi yoksa muhtar ve bilirkiĢi beyanlarının köy nüfus defteri veya nüfus idarelerinden alınacak
vukuatlı nüfus kayıt örneklerindeki bilgilerle karĢılaĢtırılıp mutabakat sağlandıktan sonra belirlenir.
Muhtar ve bilirkiĢi beyanları ile belgeler arasında mutabakat sağlanamadığı takdirde tespit ölü
zilyet adına yapılır ve zilyedin ölü olduğu kadastro tutanağının edinme sebebinde açıklanarak
beyanlar hanesinde gösterilir. Elbirliği mülkiyetin (iĢtirak halindeki mülkiyetin) paylı (müĢterek)
mülkiyete dönüĢtürülmesinde de ya tüm iĢtirakçilerin kadastro teknisyenleri huzurunda talepte
bulunmaları ya da aralarında bu konuda düzenlenmiĢ bir belgenin ibraz edilmesi gerekmektedir.
Mirasçılar adına yapılacak tespitlerde, mirasçıların intikale konu taĢınmazlar üzerindeki
müstakil zilyetlikleri, murisin zilyetlik süresi eklenmek suretiyle 20 yılı dolduruyor ve maddede
sayılan belgelerden birisi de ibraz edilemiyorsa, aynı muristen miras yoluyla tüm mirasçılar adına
toplam 40 dönüm sulu veya 100 dönüm kuru arazi tespiti mümkündür. Bu hususun hem murisin,
hem de mirasçılarının belgesiz defterine iĢlenmek suretiyle takibi gerekmektedir.
Tapuda kayıtlı olmayan taĢınmazların devir ve temlikleri taĢınır mallarda olduğu gibi teslim
ile gerçekleĢtirildiğinden, o taĢınmazla ilgili kadastro tutanağının düzenlenme tarihine kadar yapılan
satıĢlar kabul edilerek tespiti son zilyedi adına yapılır. Zilyetlik süresinin hesabında ise, önceki
zilyedin zilyetlik süresi son zilyedin zilyetlik süresine eklenir. Ancak, zilyetlik geçerli bir nedene
dayanmadan devralınmıĢsa (örneğin, önceki zilyet zilyetliğini terk ettikten sonraki bir tarihte, bir
baĢka kiĢi taĢınmazı tasarruf etmeye baĢlamıĢsa) önceki zilyedin zilyetlik süresi son zilyedin
zilyetlik süresinin hesabında dikkate alınmaz.
20 yıllık süresi, önceki zilyedin zilyetlik süresinin eklenmesi suretiyle doluyor ve zilyet
tarafından da, 14 üncü maddede sayılan belgelerden birisi ibraz edilemiyorsa, 40 veya 100
dönümlük normun takibi için, öncelikle taĢınmazın yüzölçümü satıĢı yapan kiĢinin belgesizler
defterine iĢlenir. Önceki zilyedin, 40 veya 100 dönümlük normu doldurmadığının anlaĢılması
halinde, son zilyedin belgesizler defterine de iĢlenmek suretiyle adına tespiti yapılır.
Birlikte mülkiyet (Elbirliği mülkiyeti veya paylı mülkiyet) olarak tasarruf edilen bölünemez
büyüklükteki tarım arazilerinde; 5403 sayılı Kanunda değiĢiklik yapan 5578 sayılı yasanın
yürürlüğe girdiği 09.02.2007 tarihinden sonra hissedarlarından bir veya bir kaçının hisselerini aynen
veya parçalara ayırmak suretiyle üçüncü Ģahıslara satmaları durumunda, bu satıĢ kabul edilmez ve,
satıĢa konu paylar eski malikleri adına tespit edilir. TKGM. 20.03.2007 tarih ve 2007/5 sayılı
genelge ile açıklanmıĢtır
ĠMAR VE ĠHYA EDĠLEN TAġINMAZLARIN TESPĠTĠ: (Madde:17)
Ġl, ilçe ve kasabaların imar planlarının kapsadığı alanlar dıĢında olup da, Devletin hüküm ve
tasarrufu altında bulunan sahipsiz araziden, masraf ve emek sarfı ile, imar edilerek tarıma elveriĢli
hale getirilen taĢınmazlar, 3402 Sayılı Kanunun 14 üncü maddesinde öngörülen zilyetlik Ģartlarının
da gerçekleĢmiĢ olması koĢuluyla imar ve ihya edenler veya bunların halefleri adına tespit edilir.
Ancak, imar ve ihya edilen taĢınmazların öncelikle kazandırıcı zamanaĢımı yoluyla iktisap
edilebilecek yerlerden olup olmadığının kadastro teknisyenlerince araĢtırılması gerekir.
85
Ġmar ve ihya nedeniyle belgesizden yapılan tespitler ile Kanunun 14 üncü maddesine göre
belgesizden yapılan tespitlerin yüzölçümü toplamları sulu toprakta 40 veya kuru toprakta 100
dönümü geçmemelidir.
TAKSĠME KONU TAġINMAZLARIN TESPĠTĠ: (Madde:15)
Tapuda kayıtlı taĢınmazların malikleri, bunlar ölü ise mirasçıları veya tapu dıĢı sözleĢmelerle
taĢınmazı iktisap edenler arasında, tapuda kayıtlı olmayan taĢınmazların ise, 3402 Sayılı Kanunun
14 üncü maddesi uyarınca belirlenen zilyetleri veya bunların mirasçıları arasında haricen taksim
edildiği, bunların beyanı veya belge veya bilirkiĢi yada tanık beyanları ile anlaĢılması durumunda
taksim gereğince tespit yapılır.
Hissedarlar arasında yapılan harici taksimlerde, taksim sonucu her hissedarın hissesine
karĢılık hangi taĢınmazın isabet ettiği, mirasçılar arasında yapılan taksimlerde ise, her mirasçının
miras payına karĢılık hangi taĢınmazın isabet ettiği, miras payına karĢılık para yada taĢınır mal
almıĢ ise bunların neler olduğu kadastro tutanağının edinme sebebi sütununda hiçbir tereddüde yer
verilmeyecek Ģekilde açıklanmalıdır.
3402 sayılı Kanunun 15 nci maddesinin son fıkrası, ―Kadastrodan önce hissedarlar veya
mirasçılar arasında ayırma veya birleĢtirme suretiyle taksime konu edilmiĢ ve sınırları doğal veya
yapay iĢaret ya da tesislerle belirlenmiĢ taĢınmazların, imar plânı bulunmayan yerlerde zeminde
fiilen oluĢmuĢ sınırlarına göre tespiti yapılır.‖,
5403 sayılı Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanununun 8 inci maddesinde ise ―Asgari
tarımsal arazi büyüklüğü; mutlak tarım arazileri, marjinal tarım arazileri ve özel ürün
arazilerinde 2 hektar, dikili tarım arazilerinde 0,5 hektar, örtü altı tarımı yapılan arazilerde 0,3
hektardan küçük belirlenemez. Bakanlık asgari tarımsal arazi büyüklüklerini günün koĢullarına
göre artırabilir. Tarım arazileri Bakanlıkça belirlenen büyüklüklerin altında ifraz edilemez,
hisselendirilemez. Hazine taĢınmazlarının satıĢ iĢlemleri hariç olmak üzere pay ve paydaĢ adedi
artırılamaz. Ancak, tarım dıĢı kullanım izni verilen alanlar veya çay, fındık, zeytin gibi özel iklim
ve toprak ihtiyaçları olan bitkilerin yetiĢtiği alanlarda arazi özellikleri nedeniyle belirlenen asgari
tarımsal arazi büyüklüğünden daha küçük parsellerin oluĢması gerekli olduğu takdirde,
Bakanlığın uygun görüĢü ile daha küçük parseller oluĢturulabilir.‖ Hükümlerini içermektedir..
Söz konusu hükümler nedeniyle, hissedarlar, mirasçılar veya 14 üncü madde gereğince
belirlenen zilyetler arasında yapılan taksim aynı zamanda ifrazı da içeriyorsa, öncelikle ifraz sonucu
oluĢan taĢınmazların sınırlarının zeminde doğal veya yapay iĢaretlerle belirlenmiĢ olması ve ayrıca
aĢağıda belirtilen hususların göz önünde bulundurulması gerekir.
a) Ġmar Planı Bulunmayan Yerlerde;
Belediye encümeni veya il idare kurulunun kararı aranmadan, zeminde fiilen oluĢmuĢ
sınırlarına göre sınırlandırma ve tespitleri yapılır.
b) Ġmar Planı Bulunan Yerlerde;
1 - Ayırma veya birleĢtirme iĢleminin, 3194 sayılı Ġmar Kanununun 8 inci maddesinin
birinci fıkrasının (b) bendinde sayılan nazım imar planı veya uygulama imar planının kesinleĢme
tarihinden önce yapıldığının anlaĢılması halinde, belediye encümeni veya il idare kurulu kararı
aranmadan,
2 - Ayırma veya birleĢtirme iĢleminin, 3194 sayılı Ġmar Kanununun 8 inci maddesinin
birinci fıkrasının (b) bendinde sayılan nazım imar planı veya uygulama imar planının kesinleĢme
tarihinden sonra yapıldığının anlaĢılması halinde ise, belediye encümeni veya il idare kurulunun
olumlu kararı alınmak suretiyle,
Fiili zemin durumuna göre sınırlandırma ve tespiti yapılır.
Bu amaçla, kadastro çalıĢmalarına baĢlanılmadan önce, kadastro müdürlüğünce, belediye
teĢkilatı olan yerlerde belediye baĢkanlığına, köylerde ise bayındırlık ve iskan il müdürlüğüne
yazılacak birer yazı ile çalıĢma alanı sınırı içinde nazım imar planı veya uygulama imar planı
kesinleĢmiĢ alanların mevcut olup olmadığı ve varsa, bu planların hangi tarihlerde kesinleĢtiği
hususları sorularak haritalarının gönderilmesi ve kesinleĢme tarihlerinin bildirilmesi istenilir.
TaĢınmazların harici ayırma veya birleĢtirilmesiyle ilgili olarak belediye encümeni veya il
idare kurullarınca çalıĢma alanının tamamını veya bir kısmını kapsayacak Ģekilde verilen kararların
86
kabul edilmeyerek, ilgililerinden, ifrazdan önceki harici ayırma veya birleĢtirmeye konu olan her
taĢınmaz için belediye encümeni veya il idare kurulu kararı getirmeleri istenir.
Ancak, 3290 ve 3366 Sayılı Kanunlarla değiĢik 2981 Sayılı Kanunun 10/b maddesi uyarınca
yapılan kadastro çalıĢmaları sırasında ayırma ve birleĢtirmeye konu edilmiĢ taĢınmazlar için
belediye encümeni veya il idare kurulu kararı aranmaz.
c) Tarım Arazilerinde;
15.05.2014 tarihli ve 29001 sayılı Resmi Gazete‘de yayımlanarak yürürlüğe giren
30/4/2014 tarihli ve 6537 sayılı ―Toprak Koruma ve Arazi Kullanım Kanununda DeğiĢiklik
Yapılması Hakkında Kanun‖un 2 nci maddesi ile 5403 sayılı ―Toprak Koruma ve Arazi Kullanım
Kanunu‖ nun 8 inci maddesinin
üçüncü fıkrası ―Asgari tarımsal arazi büyüklüğü; mutlak
tarım arazileri, marjinal tarım arazileri ve özel ürün arazilerinde 2 hektar, dikili tarım
arazilerinde 0,5 hektar, örtü altı tarımı yapılan arazilerde 0,3 hektardan küçük belirlenemez.
Bakanlık asgari tarımsal arazi büyüklüklerini günün koĢullarına göre artırabilir. Tarım arazileri
Bakanlıkça belirlenen büyüklüklerin altında ifraz edilemez, hisselendirilemez. Hazine
taĢınmazlarının satıĢ iĢlemleri hariç olmak üzere pay ve paydaĢ adedi artırılamaz. Ancak, tarım
dıĢı kullanım izni verilen alanlar veya çay, fındık, zeytin gibi özel iklim ve toprak ihtiyaçları olan
bitkilerin yetiĢtiği alanlarda arazi özellikleri nedeniyle belirlenen asgari tarımsal arazi
büyüklüğünden daha küçük parsellerin oluĢması gerekli olduğu takdirde, Bakanlığın uygun
görüĢü ile daha küçük parseller oluĢturulabilir.‖ hükmü yer aldığından;
Kadastro çalıĢmalarında, 5403 sayılı Kanunun yürürlüğe girdiği 19.07.2005 tarihinden
sonra tarım arazilerinde, miras yoluyla intikal edilenler hariç hissedarları arasında haricen yapılmıĢ
olan ifrazen taksimlerde, ifrazen oluĢan parsellerin yüzölçümlerinin bölünmez büyüklük olarak
kabul edilen bu miktarların altında olması durumunda ifrazen taksim talebi il/ilçe gıda, tarım ve
hayvancılık müdürlüklerinin olumlu görüĢü alınmadan karĢılanmayacaktır. Miras yoluyla intikal
edilenlerde ise il/ilçe gıda, tarım ve hayvancılık müdürlüklerinden alınacak cevaba göre iĢleme yön
verilecektir. 19.07.2005 tarihinden önce yapıldığı tespit edilen ifrazen taksimlerde ise parsel yeter
büyüklüğü aranmayacaktır.
5403 sayılı Kanunda değiĢiklik yapan 6537 sayılı Kanunun yürürlüğe girdiği
15.05.2014 tarihinden sonra tarım arazilerinin intikalleri, tüm mirasçıların birlikte talepleri olsa
dahi elbirliği halinde mülkiyet Ģeklinde (iĢtirak halinde mülkiyet/verasette iĢtirak olarak)
yapılacağından il/ilçe gıda, tarım ve hayvancılık müdürlüklerinin olumlu görüĢü alınmadan
müĢterek mülkiyete dönüĢtürülmeyecek ve ifrazen taksimlere yönelik talepler karĢılanmayacaktır.
15.05.2014 tarihinden önceki ölümlere dayalı olarak yapılacak intikallerde ise paylı (müĢterek)
mülkiyet
olarak tasarruf edilen tarım arazilerinin paylı (müĢterek) mülkiyet olarak tespiti mümkündür.
Cinsi tarımsal nitelik taĢıyan taĢınmazlar için, valilik/belediyelere, imar planı (nazım,
mevzi, uygulama imar planı gibi) kapsamında kalıp kalmadığı, kalmakta ise planda kullanım
amacının tarım dıĢı olup olmadığının yazılı olarak sorularak alınacak cevabi yazılarda, taĢınmazın
imar planı (nazım, mevzi, uygulama imar planı gibi) kapsamında kaldığı ve planda kullanım
amacının tarım dıĢı olduğunun bildirilmesi halinde bu Kanun hükmü uygulanmayacaktır.
HARĠCĠ TAKSĠMĠN KABUL EDĠLMEYECEĞĠ HALLER
a) Tapu kaydı üzerinde ihtiyati tedbir veya kamu alacağından dolayı haciz bulunan
taĢınmazlar harici taksime konu edilmiĢse,
b) Tapu kaydı üzerinde üçüncü kiĢiler lehine tesis edilmiĢ olan hakların ifrazen taksim sonucu
oluĢan taĢınmazlar üzerine iĢlenmesine muvafakat edilmiyorsa,
87
c) Tapu kaydı üzerinde 2942 Sayılı KamulaĢtırma Kanununun 31/b maddesi uyarınca verilmiĢ
kamulaĢtırma Ģerhi varsa,
d) 2863 Sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanununun 11 nci maddesi gereğince,
kültür ve tabiat varlıklarını koruma bölge kurullarınca birinci grup olarak tescil ve ilan edilen
kültür varlıklarının bulunduğu taĢınmazlar ile birinci ve ikinci derece arkeolojik sit alanları
içinde kalan taĢınmazlar Kültür ve Turizm Bakanlığının izni alınmadan ifraza konu edilmiĢse,
e) YaĢı küçük çocuğun velisi ile birlikte hissedar oldukları taĢınmazın harici taksiminde veli
ve çocuk aynı taĢınmazdan hisse almamıĢsa,
f) Hazinenin de hissedar bulunduğu taĢınmaz, maliye kuruluĢunun izni alınmadan taksime
konu edilmiĢse,
g) 3083 Sayılı Kanun uyarınca dağıtılan taĢınmazlar harici ifraz ve taksime konu edilmiĢse,
h) Tarım arazilerinde 19.07.2005 tarihinden sonra yapılmıĢ ifrazen taksimlerde, ifraz sonucu
oluĢan parsel büyüklükleri, 5403 sayılı Kanunun 8 inci maddesine göre belirlenmiĢ tarımsal arazi
yeter büyüklüklerinin altında ise,
k) KesinleĢmiĢ imar planı bulunan yerlerde, belediye encümeni veya il idare kurulunca imara
uygun olmadığı belirtilen ifrazen taksimler,
Harici taksimin kabul edilmeyeceği hallerden uygulamada en çok rastlananlar yukarıda
sayılmıĢtır. Bu gibi hallerde harici taksime iliĢkin talepler kabul edilmez.
KAMU MALLARI: (Madde:16)
Kamu malları; 3402 sayılı Kanunun 16 ncı maddesinde, Kamu hizmetinde kullanılan mallar,
Kamunun ortak kullanımına ayrılan yerler, Devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan
sahipsiz yerler ve Ormanlar olmak üzere dört bölümde açıklanmıĢtır.
Kamu Hizmetinde Kullanılan TaĢınmazlar:
Kamu hizmetinde kullanmak üzere, bütçelerinden ayrılan ödenek veya yardımlarla yapılan
(Hükümet konağı, belediye, karakol ve okul binaları köy odası, hastane ve diğer sağlık tesisleri,
kütüphane, kitaplık, namazgâh, cami (Ġbadet yeri), genel mezarlık, çeĢme, kuyu ve yunak gibi)
bina ve tesisler ile pazar yeri, park bahçe ve benzeri yerler sınırlandırılıp mevcut kayıt ve
belgelerine veya özel kanunlarına göre, Maliye Hazinesi, tüzel kiĢiliği olan kamu kurum ve
kuruluĢları ile il, belediye, köy veya mahalli idare birlikleri tüzel kiĢilikleri adlarına,
KapanmıĢ olması koĢuluyla, yollar ve meydanlar bulundukları yere göre belediye veya köy
tüzel kiĢilikleri (Tapu Kanunu Madde:21), boĢluklar ise Hazine adına,
Olmak üzere sınırlandırılıp tespit edilir.
3402 sayılı Kadastro Kanununun 16 ncı maddesinin birinci fıkrasının (A) bendi kapsamındaki
kamu hizmet mallarının tespitinde 40 ve 100 dönümlük kısıtlamalar dikkate alınmaz. (TaĢınmaz
Malların Sınırlandırma, Tespit Ve Kontrol ĠĢleri Hakkındaki Yönetmelik 47/D Madde;12)
Yukarıda açıklanan taĢınmaz malların askı ilanı sonucu kadastroları kesinleĢtiğinde, lehine
tespiti yapılan kuruluĢ adına tapu kütüğünde tescilleri yapılır.
Belediyelerin zilyetlik yoluyla taĢınmaz edinmeleri mümkün olmadığından, yukarıda sayılan
hizmet malı taĢınmazlar ile kapanmıĢ yol ve meydanlar haricinde, belediyeler adına zilyetlik
yoluyla taĢınmaz tespiti yapılmamalıdır.
Kamunun Ortak Kullanmasına Ayrılan Yerler:
3402 sayılı Kadastro Kanununun 16/B maddesi; Mera, yaylak, kıĢlak, otlak, harman ve
panayır yerleri gibi paralı veya parasız kamunun yararlanmasına tahsis edildiği veya kamunun
kadimden beri yararlandığı belgelerle veya bilirkiĢi veya tanık beyanı ile ispat edilen orta malı
taĢınmaz mallar sınırlandırılır, parsel numarası verilerek yüzölçümü hesaplanır ve bu gibi
taĢınmaz mallar özel siciline yazılır. hükmünde iken, Resmi Gazetenin 28.02.1998 tarihli ve 23272
sayılı nüshasında yayımlanarak yürürlüğe konulan 4342 sayılı Mera Kanunu ile mera, yaylak, kıĢlak
ve kamuya ait otlak ve çayırların tahdit ve tespit Ģekli ile tahsis amacının ne Ģekilde
88
değiĢtirilebileceği hususları düzenlenmiĢ ve mera, yaylak ve kıĢlakların tespit, tahdit ve tahsis
yetkisi, Kanununun 6 ncı maddesine göre oluĢturulan Mera Komisyonlarına verilmiĢtir.
Aynı Kanunun 7 inci maddesinde ise, 3402 sayılı Kadastro Kanunu uyarınca programa alınan
yerlerin, çalıĢmalara baĢlanılmadan en az 4 ay önce, Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğünce, Gıda,
Tarım ve Hayvancılık Bakanlığına bildirileceği, Komisyonlarca, bu süre içinde mera tespit ve
tahdit iĢlemleri yapılmadığı takdirde, kamu orta malı nitelikli taĢınmazların tahdit ve tespit
iĢlemlerinin 3402 sayılı Kadastro Kanunu hükümlerine göre kadastro komisyonlarınca yerine
getirilmesi öngörülmüĢtür.
5403 sayılı Kanunun 26 ncı maddesiyle, 4342 sayılı Mera Kanununun 7 nci maddesinin
üçüncü fıkrası gereği 3402 sayılı Kanun hükümlerine göre yapılacak mera tespiti iĢlemlerinde
Kadastro Komisyonlarına konu uzmanı Ziraat Mühendisi dâhil edilir hükmü getirilmiĢtir.
4342 sayılı Kanunun 5178 sayılı Kanunun 3 üncü maddesiyle değiĢik 14 üncü maddesiyle de;
―Harman yeri, panayır, sıvat ve eyrek yerleri gibi kamu orta malları da‖ bu Kanun kapsamına
alınmıĢtır.
4342 sayılı Kanunun idaremizi ilgilendiren hükümleri, 28.09.2004 tarihli ve 2004/16 sayılı
genelge ile kamu orta mallarının tescil edileceği özel sicillerin düzenlenmesi ve tescilinde izlenecek
yol 13.04.1989 tarihli ve 1496 sayılı genelge ile açıklanmıĢtır. Ayrıca, uygulamada birlik
sağlanması amacıyla, TÜGEM ile TKGM arasında 13/Aralık/2002 tarih, B.09.1.TKG013002–
073/8846 sayılı genelge ekinde gönderilen 13/Aralık/2002 tarihli protokol düzenlenmiĢtir.
Buna göre;
Kamu orta malı nitelikli taĢınmazların sınırları kadastro komisyonlarınca belirlenirken,
kadastro komisyonu; kadastro müdürü veya müdür yardımcısının baĢkanlığında, kadastro üyesi ve
kontrol mühendisi ile tarım müdürlüğünce görevlendirilecek ziraat mühendisinden oluĢturulur.
13/Aralık/2002 tarihli protokolün 12 nci maddesi uyarınca, çalıĢma alanlarında hangi
tarihlerde kadastro çalıĢmalarına baĢlanacağı, kadastro müdürlükleri ile mera komisyonları
tarafından birlikte düzenlenecek zamanlama planı ile belirlenir. Mera Kanununun 7 nci maddesinde
öngörülen 4 aylık süre, kadastro müdürlüklerinin mera komisyonlarıyla birlikte düzenledikleri
“zamanlama planı‖ nda her birim için belirlenen tarihten itibaren baĢlamaktadır.
Kadastrosuna BaĢlanacak Köy ve Mahalle Birimlerinde Uygulama;
Kadastrosuna baĢlanacak köy veya mahallede bulunan mera, yaylak ve kıĢlak gibi kamu orta
malı nitelikli taĢınmazların zamanlama planıyla belirlenen tarihten itibaren 4 aylık süre içinde Mera
Komisyonlarınca tespit ve tahdidi yapılmakla birlikte, çalıĢmalar kesinleĢtirmeden (Askı ilanına
alınmadan) harita ve belgeleri Ġdaremize intikal ettirilirse, kadastro ekibince bu belgeler dikkate
alınmak suretiyle mera, yaylak ve kıĢlak gibi kamu orta mallarının ölçü ve tespiti yapılır. Mera
komisyonundan gelen haritalarda belirtilen sınır iĢaretlerinin zeminde bulunamaması halinde mera
komisyonlarından bu yerlerin sınırlarının zeminde gösterilmesi istenir.
Mera Komisyonlarınca yasada öngörülen 4 aylık süre içerisinde tespit ve tahdit iĢlemlerinin
yapılamaması durumunda ise, çalıĢma alanında bulunan kamu orta mallarının sınırlandırması, 3402
Sayılı Kadastro Kanunu hükümleri uyarınca oluĢan kadastro komisyonunca yapılır. Ancak, 5403
sayılı Kanunun 26 ncı maddesi hükmü nedeniyle kadastro komisyonuna konu uzmanı Ziraat
Mühendisinin iĢtirak ettirilmesi gerekmektedir. Kadastro komisyonunca sınırları belirlenen kamu
orta mallarının da, ölçü ve tespiti kadastro ekiplerince yapılır.
Kadastro ekibince, bu maddeye göre ölçüsü ve tespiti yapılacak mera, yaylak ve kıĢlaklar ile,
umuma ait çayır ve otlak alanları, harman ve panayır yerleri gibi kamunun ortak kullanımında
bulunan taĢınmazların sınırlandırma ve tespit iĢlemleri, 3402 sayılı Kanunun 11 inci maddesi
uyarınca yapılacak askı ilanı sonucu kesinlik kazanacağından, bu yerlere hudut gerçek ve tüzel
kiĢilere ait taĢınmazların tespitinde uygulanan kayıt ve belgenin miktarına itibar edilmelidir.
Ġtiraz; Mera veya kadastro komisyonunca sınırlandırılan ve kadastro ekibince ölçü ve tespiti
yapılan kamu orta mallarına, kadastro ekibinin çalıĢma alanındaki iĢinin bittiği tarihe kadar
89
yapılacak itirazlar, konu uzmanı ziraat mühendisinin iĢtirak ettirileceği kadastro komisyonunca
incelenerek sonuçlandırılır.
Mera, yaylak ve kıĢlaklar ile, umuma ait çayır ve otlak alanları, harman ve panayır yerleri
gibi kamunun ortak kullanımında bulunan taĢınmazların 3402 sayılı Kanunun 11 inci maddesi
uyarınca yapılacak askı ilanı sonucunda kadastroları kesinleĢtiğinde, 3402 sayılı Kanunun 16/B
maddesi ve TKGM‘ nün 13/Nisan/1989 tarih, 1496 sayılı genelgesi uyarınca Özel Siciline (Kamu
Orta Malları Siciline) kaydı yapılır.
Mera Komisyonlarınca, yapılan tespit ve tahdit çalıĢmaları, 4342 sayılı Kanunun 13 üncü
maddesine göre askı ilanına alınmak suretiyle kesinleĢtirilmiĢ ise, öncelikle bu haritalar ile
haritaların yapımına iliĢkin ölçü değerleri ve belgeleri kontrol edilerek, yürürlükteki teknik esaslara
uygun olmadığı belirlenenler, nedenleri açıklanmak suretiyle Mera Komisyonuna iade edilir.
Harita ve belgeleri, yürürlükteki teknik mevzuata uygun olanlar ile daha sonra uygunluğu
sağlanan orta malı taĢınmazların mera komisyonlarınca düzenlenmiĢ olan haritalarındaki dıĢ
sınırları, 3402 sayılı Kanuna göre yapılacak kadastro çalıĢmaları sırasında, zemine uygulanmak
suretiyle kadastro paftasına iĢlenir. Mücavirindeki taĢınmaz malların sınırları ise buna göre
belirlenir.
4342 sayılı Kanunun 13 üncü maddesine göre askı ilanına alınarak kesinleĢtirilen mera,
yaylak ve kıĢlaklar ile umuma ait çayır ve otlak alanları için kadastro çalıĢması yapılmayacağından
kadastro tutanağı düzenlenmeyecek ve askı ilanına da alınmayacaktır. Bu durumdaki yerlere, sınırı
içerisinde kaldığı adanın son parsel numarası verilerek, Özel Siciline kaydı yapılır.
ġayet, mera komisyonunca yapılan çalıĢmalar kadastrodan önce sonuçlandırılarak özel
siciline kaydı yapılmıĢ ise, Özel Sicilindeki kaydı ile fen klasörüne ada ve parsel numarası iĢlenir.
Daha önce özel sicilinde mera, yaylak ve kıĢlak olarak kayıtlı yerlerin; mera komisyonlarınca
yapılan tahsis iĢlemi sırasında, 4342 sayılı Kanunun 5/b maddesi kapsamında Devletin hüküm ve
tasarrufu altında olan veya Hazinenin mülkiyetinde bulunan yerlerden mera, yaylak ve kıĢlak olarak
faydalanılacak yerler ile 5/c maddesi kapsamında bu amaçla kamulaĢtırılan yerler katılmak suretiyle
sınırlarında geniĢletilme yapılmıĢ ise, 5/b ve 5/c maddeleri kapsamında ilave yapılan yerler için
kadastro müdürlüğünce tescil bildirimi düzenlenmek suretiyle önceden tescil edilmiĢ mera parseli
ile, ihdas ve kamulaĢtırma iĢlemi sonucu yeni oluĢan kısımların tevhidi yapılır. Kayıtlarına gerekli
münakale verilir.
4342 sayılı Kanunun 13 üncü maddesi uyarınca yapılan ilan sonucu tespit ve tahdidi
kesinleĢmiĢ bulunan orta malı taĢınmazlar, 3402 sayılı Kanuna göre yapılan çalıĢmalar sırasında
yeniden kadastroya tabi tutulmayacağından, kadastro tutanağı düzenlenmeyeceği gibi askı ilanına
da alınmayacaktır. Ancak, mükerrerliğe neden olunmaması amacıyla, tespit ve tahdidi kesinleĢmiĢ
olan mera, yaylak ve kıĢlaklar ile umuma ait çayır ve otlaklara ait mera komisyonlarınca
düzenlenmiĢ olan haritaların dıĢ sınırları, 3402 sayılı Kanuna göre yapılacak kadastro çalıĢmaları
sırasında, zemine uygulanmak suretiyle kadastro paftasına iĢlenmeli ve mücavirindeki taĢınmazların
sınırları da buna göre belirlenmelidir.
Mera, yaylak ve kıĢlak kıĢlaklar ile umuma ait çayır ve otlak vasıflı taĢınmazların sınırları
Mera Komisyonunca belirlenip askı ilanı sonucu kesinleĢtirildiğinden, bu sınırlara mücavir gerçek
ve tüzel kiĢilere ait taĢınmazlara uygulanan tapu ve vergi kayıtlarının kapsamları belirlenirken,
taĢınmaz bu sınırlara kadar tasarruf ediliyor ve bu sınırda baĢkaca zilyetlikle iktisabı mümkün
olmayan yerlerde yoksa, kaydın miktarına değil zeminde fiilen kullanılan sınırlara itibar
edilmelidir.
* 4342 sayılı Kanunun 13 üncü maddesine göre yapılan askı ilanı sonucu tespit ve tahdidi
kesinleĢmiĢ olan Mera, yaylak ve kıĢlaklar ile umuma ait çayır ve otlak alanları, (orman kadastrosu
kesinleĢmiĢ Devlet ormanlarında olduğu gibi) sınırı içerisinde kaldığı adanın son parsel numarası
verilmek suretiyle Özel Siciline tescil edilmeli ve fen klasörüne de iĢlenmelidir.
Mera, Yaylak ve KıĢlakların Tahsis Amacının DeğiĢtirilmesi;
4342 sayılı Kanunun 5178 sayılı Kanunun 3 üncü maddesiyle değiĢik 14 üncü maddesi;
―Tahsis amacı değiĢtirilmedikçe mera, yaylak ve kıĢlaktan bu Kanunda gösterilenden baĢka
90
Ģekilde yararlanılamaz. Ancak, bu Kanuna veya daha önceki kanunlara göre mera, yaylak ve
kıĢlak olarak tahsis edilmiĢ olan veya kadimden beri bu amaçla kullanılan arazilerden;
a) Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanlığının talebi üzerine, 3213 sayılı Maden Kanunu ve
6326 sayılı Petrol Kanunu hükümlerine göre, arama faaliyetleri sonunda rezervi belirlenen
maden ve petrol faaliyeti için zaruri olan,
b) Kültür ve Turizm Bakanlığının talebi üzerine, turizm yatırımları için zaruri olan,
c) Kamu yatırımları için gerekli bulunan,
d) Köy yerleĢim yeri ile uygulama imar plânı veya uygulama plânlarına ilave imar
plânlarının hazırlanması, toprak muhafazası, gen kaynaklarının korunması, millî park ve
muhafaza ormanı kurulması, doğal, tarihi ve kültürel varlıkların korunması, sel kontrolü,
akarsular ve kaynakların düzenlenmesi için ihtiyaç duyulan,
442 sayılı Köy Kanununun 13 ve 14 üncü maddeleri kapsamında kullanılmak üzere ihtiyaç
duyulan,
Ülke güvenliği ve olağanüstü hal durumlarında ihtiyaç duyulan,
Doğal afet bölgelerinde yerleĢim yeri için ihtiyaç duyulan,
ğ) (Ek: 26/3/2008-5751/3 md.; Değişik: 9/7/2008-5784/26 md.) Enerji Piyasası Düzenleme
Kurumunun talebi üzerine, 4628 sayılı Elektrik Piyasası Kanunu, 4646 sayılı Doğal Gaz Piyasası
Kanunu ve 5015 sayılı Petrol Piyasası Kanunu hükümlerine göre, petrol iletim faaliyetleri ile
elektrik ve doğal gaz piyasası faaliyetleri için gerekli bulunan,
h) (Ek: 26/3/2008-5751/3 md.) Jeotermal kaynaklı teknolojik seralar için ihtiyaç duyulan,
Yerlerin, ilgili müdürlüğün talebi, komisyonun ve defterdarlığın uygun görüĢü üzerine,
valilikçe tahsis amacı değiĢtirilebilir ve söz konusu yerlerin tescilleri Hazine adına, vakıf
meralarının tescilleri ise vakıf adına yaptırılır.
Birinci fıkranın (a) bendi kapsamında baĢvuruda bulunan iĢletmeciler ile (c) bendi
kapsamında baĢvuruda bulunan kamu kurumları faaliyetlerini çevreye ve kalan mera alanlarına
zarar vermeyecek Ģekilde yürütmekle ve kendilerine tahsis edilen yerleri tahsis süresi bitiminde
eski vasfına getirmekle yükümlüdürler. Bu yerler tahsis süresi bitiminde özel sicile kaydedilir.
Komisyon gerektiğinde; 3083 sayılı Sulama Alanlarında Arazi Düzenlemesine Dair Tarım
Reformu Kanununun uygulanmasını Bakanlıktan talep edebilir ve köy veya belediyelerde
toplulaĢtırma projeleri uygulatabilir.
Durum ve sınıfı çok iyi, iyi ve orta ile arazi kullanım kabiliyet sınıfı bir, iki, üç olan mera,
yaylak ve kıĢlaklarda birinci fıkranın (a), (f) ve (g) bentleri hariç, tahsis amacı değiĢikliği
yapılamaz.
Bu Kanun kapsamında, 3213 sayılı Maden Kanunu ve 6326 sayılı Petrol Kanunu
hükümlerine göre arama ve iĢletme faaliyetlerinin yürütülmesi ile ilgili usul ve esaslar
Bakanlıkça çıkartılacak bir yönetmelikle düzenlenir.
Harman yeri, panayır, sıvat ve eyrek yerleri gibi kamu orta mallarının tahsis amacı
değiĢikliğinde bu madde hükümleri uygulanır.‖ hükmündedir.
Buna göre; mera, yaylak ve kıĢlaklar ile umuma ait çayır ve otlak alanları, harman yeri,
panayır, sıvat ve eyrek yerleri gibi kamu orta mallarının tahsis amacını değiĢtirme ve tapuya tescil
ettirme yetkisi, mera komisyonu ve defterdarlığın uygun görüĢünü almak suretiyle valiliklere
verilmiĢ olduğundan, bu yerlerin 4342 sayılı Mera Kanununun 14 üncü maddesi kapsamında tahsis
amacının (vasfının) değiĢtirilmesi ve tapuya tescilinin sağlanmasına yönelik valiliğin vasıf
değiĢikliği yazısı Ġdaremize intikal ettiğinde, kadastro müdürlüklerince tescil bildirimi
düzenlenecek, tapu müdürlüğünce de kamu orta malı taĢınmazın Özel Sicilindeki kaydına gerekli
revizyon verilmek suretiyle tapu kütüğünde Hazine adına, Ģayet vakfa ait ise vakfı adına tescili
yapılacak ve sonucundan, mahalli maliye kuruluĢu ile mera komisyonuna bilgi verilecektir.
Tahsis amacı değiĢikliklerinde, mera komisyonu ve defterdarlığın uygun görüĢünü almak
valiliğin sorumluluğunda bulunduğundan, kamu orta malı taĢınmazların vasıflarının değiĢtirilerek
tescili yönünde kamu kurum ve kuruluĢlarından gelecek taleplerde, talep yazısı ekinde valiliğin
vasıf değiĢikliğine iliĢkin yazısının gönderilmesi yeterli olup, ayrıca, mera komisyonu ve
defterdarlığın uygun görüĢ yazılarının aranmasına gerek bulunmamaktadır.
91
Vasıf değiĢikliği, kamu orta malı taĢınmazın bir kısmına yönelik ise, yani ayırma (ifraz)
iĢlemini de gerektiriyorsa, Mera Kanununun 9 uncu maddesinin son fıkrası ve 13/Aralık/2002 tarih,
B.09.1.TKG013002-073/8846 sayılı genelge eki, 13/Aralık/2002 tarihli protokol gereğince ayırma
haritası mera komisyonlarınca yapılacağından/yaptırılacağından, kadastro müdürlüklerince, bu
haritanın yürürlükteki teknik esaslara göre kontrolünü müteakip (uygunluğu halinde) tescil bildirimi
düzenlenmeli ve tescil iĢlemi için tapu müdürlüğüne gönderilmelidir.
Tapu müdürlüğünce, vasıf değiĢikliğine konu kısmın tescil bildirimindeki niteliği ve
yüzölçümüyle tapu kütüğüne tescili yapılmalı ve Özel Sicilindeki kaydına da gerekli revizyon
verilmelidir.
Mera, Yaylak ve KıĢlakların Ġmar Planı Kapsamına Alınması
a) 3.5.1985 tarih ve 3194 Sayılı Ġmar Kanununun 11 inci maddesinin 4 üncü fıkrası
"Hazırlanan imar planı sınırları içindeki kadastral yollar, meydanlar ile meralar, imar planının
onayı ile bu vasıflarını kendiliğinden kaybederek, onaylanmıĢ imar planı kararı ile getirilen
kullanma amacına konu ve tabi olurlar." Ģeklinde iken, bu fıkra, 4342 sayılı Mera Kanununun 35
inci maddesi ile, "Hazırlanan imar planı sınırları içindeki kadastral yollar ile meydanlar ,imar
planının onayı ile bu vasıflarını kendiliğinden kaybederek, onaylanmıĢ imar planı kararı ile
getirilen kullanma amacına konu ve tabi olurlar." Ģeklinde değiĢtirilerek, meralar madde
metninden çıkarılmıĢtır.
Böylece, valilik ve belediyelerin meraları resen imar planı kapsamına alma yetkileri
kaldırılmıĢ, 4342 sayılı Kanunun 14 üncü maddesiyle de, meraların imar planı kapsamına
alınmadan önce tahsis amacının (vasfının) değiĢtirilerek Hazine adına tescillerinin yapılması
öngörülmüĢtür.
Bu nedenle; mera, yaylak ve kıĢlaklar ile umuma ait çayır ve otlak alanları, harman yeri,
panayır, sıvat ve eyrek yerleri gibi kamu orta malı nitelikli taĢınmazların imar planı uygulama
sınırı içerisinde kalması durumunda, imar uygulamasını yapacak kurumca, öncelikle bu yerlerin
4342 sayılı Mera Kanununun 14 üncü maddesi kapsamında vasıflarının değiĢtirilerek, Hazine adına
tapuya tescillerinin sağlattırılması gerekmektedir.
Ayrıca, 5178 sayılı Kanunun 5 inci maddesiyle, 4342 sayılı Mera Kanununa aĢağıdaki
geçici 3 üncü madde eklenmiĢtir.
―Geçici Madde 3- Belediye ve mücavir alan sınırları içerisinde kalan ve 1.1.2003 tarihinden
önce kesinleĢen imar plânları içerisinde yerleĢim yeri olarak iĢgal edilerek mera olarak kullanımı
teknik olarak mümkün olmayan yerlerin tahsis amacı değiĢtirilerek Hazine adına tescilleri
yapılır. Ancak ilgili belediye veya kamu kurum ve kuruluĢları adına tescil edilmiĢ olanların dava
konusu olup olmadığına bakılmaksızın ücretsiz olarak tescilleri aynen ibka edilir. Hazine adına
tescil edilmesi gerekirken gerçek veya tüzel kiĢilere tescil edilmiĢ taĢınmazlara iliĢkin açılan
davalardan, emlak ve rayiç bedellerin toplamının yarısı üzerinden taĢınmazların halen maliki
olan kiĢilerce Hazineye bedelinin ödenmesi kaydıyla vazgeçilir. Evvelce açılan davalarda Hazine
lehine kesinleĢen kararlara konu taĢınmazların tapuları aynı esaslara göre önceki maliklerine
veya kanuni mirasçılarına devredilir.‖
Buna göre, 1/Ocak/2003 tarihinden önce kesinleĢen imar planları (Nazım Ġmar Planı,
Uygulama Ġmar Planı ve Mevzi Ġmar Planı) içerisinde kalan, ancak yerleĢim yeri olarak iĢgal
edilmesi nedeniyle mera vasfıyla kullanımının teknik olarak mümkün olmadığı tespit edilen orta
malı taĢınmazların, valiliğin vasıf değiĢikliğini ve tescilini içeren yazısı üzerine, kadastro
müdürlüğünce tescil bildirimi düzenlenir, tapu müdürlüğünce de Özel Sicilindeki kayıtlarına
revizyon gösterilmek suretiyle tapu kütüğünde Hazine adına tescili sağlanır.
b) Köy YerleĢme Planı Kapsamında Kalan Yerler
5178 sayılı Kanunun 6 ncı maddesiyle, 18/03/1924 tarih, 442 sayılı Kanunun ek 12 nci
maddesi, ―Köy yerleĢme planında konut alanı ve köy genel ihtiyaçlarına ayrılan yerler, Devletin
hüküm ve tasarrufu altında bulunan seyrangâh, yol ve panayır yerleri gibi alanlar ve Hazinenin
mülkiyetinde olup kamu hizmetine tahsis edilmemiĢ taĢınmazlardan, 4342 sayılı Mera
Kanununun 5 inci maddesi hükümleri uyarınca incelenmesine müteakip mera, yaylak ve kıĢlak
92
ile otlak ve çayır olarak yararlanılamayacağı anlaĢılan yerler köy yerleĢme plânının onayı ile bu
vasıflarını kendiliğinden kaybeder.
Ancak, bu madde kapsamında Hazinenin mülkiyetinde olup kamu hizmetine tahsis
edilmemiĢ taĢınmazların devri Maliye Bakanlığının görüĢü alınmak suretiyle yapılır ve valilikçe
köy tüzel kiĢiliği adına tapuya tescil edilir.‖ Ģeklinde değiĢtirilmiĢtir.
Buna göre, köy yerleĢme planında; konut alanı ve köy genel ihtiyaçlarına ayrılan yerler,
Devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan seyrangâh, yol ve panayır yerleri gibi alanlar ve
Hazinenin mülkiyetinde olup kamu hizmetine tahsis edilmemiĢ taĢınmazlar ile mera, yaylak ve
kıĢlak ile, otlak ve çayır olarak yararlanılamayacağı anlaĢılan yerler, köy yerleĢim planının onayı ile
bu vasıflarını kaybettiklerinden, onaylanmak suretiyle kesinleĢen köy yerleĢim planı içinde kalan bu
nitelikteki yerlerin Hazine adına tescilleri yapılır. Bilahare de valiliğin talebi halinde tashihen ilgili
köy tüzel kiĢiliği adına tescil edilmelidir.
Maliye Bakanlığının uygun görüĢü valilikçe alınacağından, köy tüzel kiĢiliği adına yapılacak
tescil sırasında, ayrıca Maliye Bakanlığının uygun görüĢ yazısının aranılmasına gerek yoktur.
Ancak, tescili müteakip, mahalli maliye kuruluĢu ile mera komisyonuna bilgi verilmelidir.
c) Afete Maruz Kalan yerlerde Uygulama;
5178 sayılı Kanunun 7 ncı maddesiyle, 15/05/1959 tarih, 7269 sayılı Kanunun ek 9 uncu
maddesi, ―1 inci maddede öngörülen afetlerle ilgili olarak yeni yerleĢim alanları sağlanması
amacıyla mera vasfı taĢıyan yerlerin tahsis amacı, 4342 sayılı Mera Kanunu hükümlerine göre
değiĢtirilerek, Hazine adına arsa olarak tescil ettirilir. Bu arsalar, tescil tarihi itibarıyla
öngörülen amaçla kullanılmak üzere Bayındırlık ve Ġskan Bakanlığına tahsis edilmiĢ sayılır.‖
Ģeklinde değiĢtirilmiĢtir.
Bu nedenle, afete maruz kalan bölgelerde, 7269 sayılı Kanun kapsamında yeni yerleĢim
bölgesi için belirlenen saha içerisinde kalan, mera, yaylak ve kıĢlaklar ile umuma ait çayır ve otlak
alanları, harman yeri, panayır, sıvat ve eyrek yerleri gibi, kamu orta malı taĢınmazların, 4342 sayılı
Mera Kanunu kapsamında tahsis ve vasıf değiĢikliğini içeren valilik yazısına istinaden ―Arsa‖
vasfıyla Hazine adına tescillerinin yapılması gerekmektedir.
d) Turizmi TeĢvik Kanunu Kapsamında Kalan Yerlerde Uygulama
5178 sayılı Kanunun 8 ncı maddesiyle, 12/03/1982 tarih, 2634 sayılı Turizmi TeĢvik
Kanununun ek 4 üncü maddesinin 2 nci fıkrası, ―Kültür ve turizm koruma ve geliĢim bölgelerinde
yer alan mera, yaylak ve kıĢlakların tahsis amacı 25/2/1998 tarihli ve 4342 sayılı Mera Kanunu
hükümlerine göre değiĢtirilir.‖ Ģeklinde değiĢtirilmiĢtir.
Buna göre, kültür ve turizm koruma ve geliĢim bölgelerinde yer alan mera, yaylak ve kıĢlaklar
ile umuma ait çayır ve otlak alanları, harman yeri, panayır, sıvat ve eyrek yerlerinin, 4342 sayılı
Mera Kanunu kapsamında valiliğin vasıf değiĢikliğine iliĢkin yazısı ile vasfı değiĢtirilerek Hazine
adına tescil edilmesi gerekmektedir.
TKGM. nün 29/Mayıs/1998 tarih 1998/6 (1543) sayılı genelgesi ile 1/Mart/1999 tarih
B021TKG0100001-074/97-498 sayılı genelgesinde; 4342 sayılı Mera Kanununun yürürlük
tarihinden önce kesinleĢmiĢ imar planı (Nazım Ġmar planı, Uygulama Ġmar Planı ve Mevzi Ġmar
Planı) kapsamına alınmıĢ mera, yaylak ve kıĢlak gibi orta malı taĢınmazlar hakkında 3194 sayılı
Ġmar Kanununun mülga 11/4 maddesinin uyarınca vasıflarının plandaki kullanım amacı
doğrultusunda tescil edileceği belirtilmiĢ ise de, 5178 sayılı Kanunun 5 inci maddesiyle, 4342 sayılı
Mera Kanuna eklenen geçici 3 üncü madde ile, Belediye ve mücavir alan sınırları içerisinde kalan
ve 1.1.2003 tarihinden önce kesinleĢen imar plânları kapsamında kalan meralar için istisna
hüküm getirilmiĢ olduğundan, 29/Mayıs/1998 tarih 1998/6 (1543) sayılı genelge ile söz konusu
1/Mart/1999 tarih B021TKG0100001-074/97-498 sayılı genelge, 28/Eylül/2004 tarih, 2004/16
(1587) sayılı genelge ile yürürlükten kaldırılmıĢtır.
Bu nedenle, mera, yaylak ve kıĢlaklar ile umuma ait çayır ve otlak alanları, harman yeri,
panayır, sıvat ve eyrek yerleri gibi kamu orta malı taĢınmazların vasıf ve tahsis amacı
değiĢikliklerine yönelik kamu kurum ve kuruluĢlarından gelecek talepler karĢılanırken, mutlaka
93
valiliğin vasıf ve tahsis amacı değiĢikliğine izin veren yazısı aranmalı aksi takdirde talep
reddedilmelidir.
Ancak, 4586 sayılı Petrolün Boru Hatları Ġle Transit GeçiĢine Dair Kanunun 8 inci
maddesinin (f) fıkrası ile, 4342 sayılı Mera Kanuna istisna getirilmiĢ olduğundan;
Bakû-Tiflis-Ceyhan Ham Petrol Boru Hattı Projesi güzergahında bulunan mera, çayır,
yaylak ve kıĢlak gibi orta malı taĢınmazların (Bunlar özel siciline kayıtlı olsun veya olmasın)
petrol boru hattı kapsamında kalan kısımları için Enerji ve Tabi Kaynaklar Bakanlığının
talebiyle vasıfları değiĢtirilerek tapu
kütüğünde Hazine adına tescilleri yapılacak ve tescil iĢleminden sonra Gıda, Tarım ve
Hayvancılık Bakanlığı ile Maliye Bakanlığının mahalli kuruluĢlarına bilgi verilecektir. (TKGM.
4 Haziran 2002 tarih, 1855 sayılı genelge)
* Kamunun halen yararlanmakta olduğu yol, meydan, köprü ve ark gibi orta malı taĢınmazlar,
teknik yönetmeliğindeki özel iĢaretleriyle paftasında gösterilir. Bu gibi yerlere ada ve parsel
numarası verilmeyeceği gibi, kadastro tutanağı da düzenlenmez.
* DSĠ. Tarafından kamulaĢtırma suretiyle açılan sulama kanalları ve tahliye yolları ile Devlet
Demiryolları güzergâhı tescile tabi olduklarından, bunlar, sınırlandırılıp kayıt ve belgelerine göre bu
kuruluĢların adına tespiti yapılır.
DEVLETĠN HÜKÜM VE TASARRUFU ALTINDAKĠ SAHĠPSĠZ YERLER:
Medeni Kanunun 715 inci maddesinde sayılan kayalar, tepeler, dağlar, bunlardan çıkan
kaynaklar, tarıma elveriĢli olmayan sahipsiz yerler, deniz, göl ve nehir gibi umuma ait sular
sınırlandırma ve tescile tabi olmadıklarından kadastroya tabi tutulmaz.
Ancak, 3402 Sayılı Kanunun 18/1 maddesi hükmü nedeniyle, kadastroya tabi tutulmayacak
olan bu yerlerden, ileride tarım arazisi haline getirilmesi mümkün olan yerlerle, ekonomik yarar
sağlanabilecek yerlerin, kadastro çalıĢmaları sırasında sınırlandırılması ve Hazine adına tespiti
yapılmalıdır.
D) ORMANLAR :
Ormanlarının sınırlandırma ve tespiti yukarıda ―Ormanlar‖ baĢlıklı bölümde detaylı olarak
açıklanmıĢtır.
TAKYĠTLER, SINIRLI AYNĠ HAKLAR VE MUHDESAT (Madde: 19)
Tapuda kayıtlı taĢınmazların kayıt malikleri, kayıt malikinin ölü olması nedeniyle mirasçıları
veya haricen satın alan kiĢiler ya da kazandırıcı zamanaĢımı Ģartlarının tahakkuk etmesi nedeniyle
zilyetleri adına tespiti yapılırken, tapu kayıtları üzerinde mevcut olan her türlü aynı ve Ģahsi
haklarla mükellefiyetler kadastro tutanağının ilgili sütunlarına iĢlenir.
ġayet, taĢınmazı haricen satın alan kiĢi/kiĢiler tapu kaydı üzerinde mevcut olan bu hakların
kadastro tutanağına iĢlenmesine muvafakat etmezse, bu yöndeki beyan ve imzaları kadastro
tutanağına alınmak suretiyle tespiti kayden malik olan kiĢi adına yapılmalıdır.
TaĢınmaz üzerinde malikinden baĢka bir kiĢiye veya paydaĢlardan birisine ait muhdesat (bina
veya ağaç gibi) mevcut ise, bu muhdesatın cinsi, ihdas tarihi ve edinme Ģekli kadastro tutanağının
edinme sebebi sütununda açıklanmak suretiyle beyanlar hanesinde gösterilir. Bu durumda,
muhdesat tutanağın vasfı hanesine yazılmaz. Diğer bir anlatımla, vasfı hanesine taĢınmazın
muhdesat dıĢındaki cinsi (tarla veya arsa gibi) yazılır.
ġayet, muhdesat sahibi ile taĢınmazın maliki arasında noterlikçe düzenlenmiĢ bir belgenin
ibraz edilmesi veya kadastro teknisyenleri yada komisyon huzurunda talep edilmesi halinde, bu ikili
kullanım Ģekli anlaĢmaları doğrultusunda tek mülkiyete dönüĢtürülür.
3402 sayılı Kadastro Kanununda, taĢınmazları iĢgal suretiyle kullanımında bulunduranlar ile
zilyetlik Ģartları oluĢmadığı için tespitleri Hazine adına yapılan taĢınmazların, iĢgalci veya zilyet
olarak kadastro tutanaklarının beyanlar hanesinde gösterileceği hususunda bir hüküm yer
almamaktadır. Dolayısıyla, kadastro tutanaklarının beyanlar hanesinde, ―muhdesat dıĢında‖ iĢgalci,
94
Ģağil veya zilyet gibi belirtmeler yapılmamalı, bu husus tutanağın edinme sebebi sütununda
açıklanmalıdır.
KAYIT VE BELGELERĠN KAPSAMININ TAYĠNĠ : (Madde:20)
Mülkiyet hakkının tespitine yarayan tapu kayıtları ile 3402 Sayılı Kanunun 14 üncü
maddesinde sayılan belgelerin kapsamının tayininde, öncelikle, bu kayıt ve belgelerin harita, plan
ve krokiye bağlı olup olmadığı, taĢınmazın sınırlarında geniĢletilmeye elveriĢli yerlerin bulunup
bulunmadığı hususları araĢtırılmalıdır.
A) Kayıt ve belgeler, harita, plan veya krokiye bağlı ise;
Medeni Kanunun 719 (Eski:645) uncu maddesinde "TaĢınmazın sınırları, tapu planları ve arz
üzerindeki sınır iĢaretleriyle belirlenir. Tapu plânları ile arz üzerindeki iĢaretler birbirini tutmazsa,
asıl olan plândaki sınırdır. Bu kurul, yetkili makamlarca heyelan bölgesi olduğu belirlenen
yörelerde uygulamaz.‖ hükmü yer almaktadır. Ancak, maddede öngörülen planın doğru ve teknik
yönden zemine uygulanma kabiliyetinin bulunması gerekmektedir.
Buna göre;
a) Harita, plan veya krokinin teknik yönden zemine uygulanması mümkün ise, bu harita, plan
veya krokideki sınırlara itibar edilir.
b) Kayıt ve belgelerin dayanağı olan harita, plan veya kroki, yapım tekniği ve detay
noksanlıkları gibi sebeplerle zemine uygulanamaz ise, öncelikle taĢınmazın hudutlarında
geniĢletilmeye elveriĢli yerlerin bulunup bulunmadığı araĢtırılarak;
1) TaĢınmazın hudutlarında geniĢletilmeye elveriĢli yerlerin bulunmaması durumunda,
zemindeki sınırlarına göre,
2) TaĢınmazın hudutlarında geniĢletilmeye elveriĢli yerlerin veya sınır komĢularıyla arasında
ihtilaf bulunması durumunda, harita, plan ve krokinin Ģekli, kenar uzunlukları ve taĢınmazın
yüzölçümü bir arada değerlendirilmek suretiyle belirlenecek sınırlara göre,
TaĢınmazın sınırları belirlenir.
Sınırlandırmanın harita, plan veya krokiye uygun olarak yapılıp yapılmadığı, yapılmamıĢ ise
nedeni, plan, harita ve krokinin uygun bir yerine yazılır ve ekip görevlisi kadastro teknisyenlerince
imzalanır. Bu husus kadastro tutanağında da açıklanır.
c) Diğer kamu kurum ve kuruluĢlarınca yaptırılmıĢ olan (KamulaĢtırma ve güzergah haritaları
gibi) harita ve planlar varsa, öncelikle bu haritalar ve planlar zemine uygulanıp, harita ve plan
kapsamında kalan taĢınmazların sınırları belirlenir ve daha sonra mücavirinde bulunan diğer
taĢınmazların sınırları bu uygulama sonucuna göre tespit edilir.
B) Kayıt ve belgeler, harita, plan veya krokiye bağlı değilse:
a) TaĢınmazın hudutlarında geniĢletilmeye elveriĢli yerlerin bulunmaması ve hudut
komĢularıyla da ihtilaf olmaması durumunda, zeminde kullanılan sınırlara,
b) TaĢınmazın hudutlarında geniĢletilmeye elveriĢli yerler varsa kayıt ve belgede yazılı
miktara,
Ġtibar edilmek suretiyle taĢınmazların sınırları belirlenir.
Ancak, hudutlarında geniĢletilmeye elveriĢli yerler bulunan taĢınmazlar, fiziki yapıları ve
konumları itibariyle geniĢletilmeye elveriĢli değilse zeminde kullanılan sınırları esas alınmalıdır.
Kayıt ve belgelerin kapsamlarının belirlenmesi yöntemini gösteren 3402 Sayılı Kanunun 20
nci maddesi ve ilgili yönetmelikte, değiĢebilir ve geniĢletilmeye elveriĢli sınırların neler olduğu
açıklanmamıĢsa da, yerleĢmiĢ Yargıtay kararlarına göre; orman, mera, büklük, çayır, fundalık,
makilik, sazlık, çalılık, boz, azmak, hali, Ģif, bataklık, dere, ırmak, nehir, göl, deniz, kumluk, dağ,
tepe, taĢlık, kayalık, sırt, mezarlık, yol, harman yeri gibi yerler ile kanunlar uyarınca Devlete kalan
taĢınmazlar geniĢletilmeye elveriĢli sınırlar olarak kabul edilmiĢtir.
Bu sınırlardan, bir kısmı 3402 Sayılı Kanunun 14 ve 17 nci maddesindeki Ģartların
gerçekleĢmesi koĢuluyla iktisap edilebildiği halde, bir kısmının aynı Kanunun 18 nci maddesinin 2
nci fıkrası hükmü nedeniyle zilyetlik yoluyla iktisabı mümkün değildir. Örneğin, hali ve tepe gibi
95
sınırları içeren yerlerin zilyetlik yoluyla iktisabı mümkün olmasına rağmen, orman ve mera gibi
sınırlar kapsamında kalan yerlerin zilyetlik yoluyla iktisabı mümkün değildir.
C) Hazinece satılan veya dağıtılan taĢınmazlardaki miktar fazlalıkları:
Hazinece, özel kanunlarına göre değiĢmez ve geniĢletilmeye müsait olmayan sınırlarla miktar
üzerinden satılan veya parasız dağıtılan taĢınmazlarda çıkacak miktar fazlalıkları taĢınmazla birlikte
kullanılıyor ve satıĢ veya dağıtım tarihinden itibaren de 10 yıl geçmiĢse kayıt miktarına
bakılmaksızın zeminde kullanılan sınırlara göre kayıt maliki adına tespit edilir.
ġayet, 10 yıllık süre geçmemiĢse veya sınırlarında geniĢletilmeye elveriĢli yerler bulunuyorsa
kaydın miktarına itibar edilir.
MĠKTAR FAZLASI KISMIN TESPĠTĠ (Madde: 21)
GeniĢletilmeye elveriĢli kayıt ve belge kapsamında kalan taĢınmazlarda çıkacak miktar fazlası
kısım;
a) Zilyetlik yoluyla kazanılabilecek yerlerden olup, bu kısım taĢınmazla birlikte kullanılıyor
ve zilyetlik Ģartları da tahakkuk etmiĢ ise, 40 veya 100 dönümlük normları geçmemek üzere zilyedi
adına tespit edilir. Miktar fazlası kısmın zilyedi adına tespitinde, toprak bütünlüğünün bozulmaması
için kayıt ve belge kapsamına göre tespiti yapılan taĢınmazdan ayrılmaz. Ancak, kadastro
tutanağının edinme sebebi sütununda taĢınmazın ne kadar kısmının belgeye göre, ne kadar kısmının
da belgesizden tespitinin yapıldığı açıklanır ve belgesizden tespiti yapılan kısmın yüzölçümü o
kiĢiye ait belgesizler defterine iĢlenir.
b) TaĢınmazın hudutlarında kazandırıcı zamanaĢımı yoluyla iktisabı mümkün olmayan yerler
varsa veya miktar fazlası kısım üzerinde zilyetlik Ģartları tespit tarihinde henüz oluĢmamıĢsa, kayıt
miktarına itibar edilir ve fazla gelen kısım geniĢletilmeye elveriĢli hudut tarafından ifraz edilerek
ayrı bir parsel numarası altında Hazine adına tespiti yapılır.
Miktar fazlası kısım 3402 Sayılı Kanunun 16/B maddesinde sayılan yerlerden ise, bunlar özel
mülkiyete konu teĢkil etmediğinden ve ekilip biçilmeye konu edilmesi de bu vasıflarının
değiĢmesine yeterli olmadığından malik tayin edilmez ve "orta malı" olarak sınırlandırılır.
c) TaĢınmazın hudutlarında geniĢletilmeye elveriĢli yerler bulunmamakla beraber, kaydın
miktarına itibar edilmesi gereken hallerde, miktar fazlası kısım zilyedin göstereceği taraftan, zilyet
tespit sırasında hazır bulunmamıĢ veya tercih hakkını kullanmaktan kaçınmıĢ ise, muhtar ve
bilirkiĢilerin bilgileri alınmak suretiyle zilyedin yararına uygun olacak taraftan kesilmelidir.
EVVELCE KADASTROSU YAPILAN YERLER: (Madde:22)
3402 Sayılı Kanunun 5304 Sayılı Kanunun 6 ncı maddesi ile değiĢik 22 nci maddesinde,
―Evvelce tespit, tescil veya sınırlandırma suretiyle kadastro veya tapulaması yapılmıĢ olan
yerlerin yeniden kadastrosu yapılamaz. Bu gibi yerler ikinci defa kadastroya tâbi tutulmuĢsa,
ikinci kadastro bütün sonuçlarıyla hükümsüz sayılır ve Türk Medenî Kanununun 1026 ncı
maddesine göre iĢlem yapılır. Süresinde dava açılmadığı takdirde, ikinci defa yapılan kadastro,
tapu müdürlüğünce re’sen iptal edilir.
Ancak;
a) Tapulama, kadastro veya değiĢiklik iĢlemlerine iliĢkin; sınırlandırma, ölçü, çizim ve
hesaplamalardan kaynaklanan hataları gidermek üzere uygulama niteliğini kaybeden, teknik
nedenlerle yetersiz kalan, eksikliği görülen veya zemindeki sınırları gerçeğe uygun göstermediği
tespit edilen kadastro haritalarının tekrar düzenlenmesi ve tapu sicilinde gerekli düzeltmelerin
sağlanması amacıyla tapulama ve kadastro görmüĢ yerlerde,
b) Daha önce sadece tapu tahriri yapılan veya 2859 sayılı Tapulama ve Kadastro
Paftalarının Yenilenmesi Hakkında Kanuna göre yenileme yapılacak yerler ile 2981 sayılı Ġmar
ve Gecekondu Mevzuatına Aykırı Yapılara Uygulanacak Bazı ĠĢlemler ve 6785 Sayılı Ġmar
Kanununun Bir Maddesinin DeğiĢtirilmesi Hakkında Kanun hükümlerine tâbi yerlerde,
Birinci fıkra hükmü uygulanmaz.
Ġkinci fıkranın (a) bendinin uygulanacağı alanlar Tapu ve Kadastro Genel Müdürünün
onayı ile belirlenir ve çalıĢmalara baĢlanmadan en az onbeĢ gün önce çalıĢma alanında, bölge
96
merkezinde ve bölgenin bağlı olduğu il merkezinde alıĢılmıĢ vasıtalarla duyurulur, ayrıca varsa
yerel gazete ile ilân edilir. Yapılacak çalıĢmalarda 2, 4, 14, 17, 19 ve 21 inci maddeler ile 13 üncü
maddenin (B) ve 20 nci maddenin (B), (C) ve (D) bentleri hükümleri uygulanmaz.
Tapulama ve kadastro çalıĢmalarında tespit dıĢı bırakılan kamu kurum ve kuruluĢlarına ait
yerlerin tescili yapılır.
Tapuya tescil edilmiĢ ormanlardan, haritaları teknik mevzuata uygun olanlar aynen,
diğerleri ise teknik mevzuata uygun hale getirildikten sonra tapu kütüğüne aktarılır.‖ hükmü yer
almaktadır.
Mükerrer Kadastroya Tabi Tutulan TaĢınmazlarda Uygulama;
TaĢınmazların yanlıĢlıkla ikinci kez kadastroya (Kadastro-tapulama) tabi tutulması çoğu kez,
çalıĢma alanı sınırlarının sıhhatli bir Ģekilde tespit edilememesinden ya da değiĢik ölçekli paftaların
kenarlaĢtırılmamasından kaynaklanmaktadır.
TaĢınmazların ikinci kez (mükerrer) kadastroya tabi tutulmasının önlenmesi için; çalıĢma
alanı sınırı içinde veya bitiĢiğinde daha önce kadastro çalıĢması yapılıp yapılmadığının
araĢtırılması, çalıĢma alanı sınırının sıhhatli bir Ģekilde belirlenmesi ve bitiĢik çalıĢma alanlarının
daha önce kadastrosu yapılmıĢ ise bu yerlere ait çalıĢma alanı sınır krokisinin zemine ve kadastro
paftasına uygulanması gerekmektedir.
TaĢınmazın ikinci kez (mükerrer) kadastroya tabi tutulduğunun;
— Kadastro tutanaklarının kesinleĢmesinden önce tespit edilmesi durumunda:
Mükerrer kadastroya tabi tutulan taĢınmazlara ait kadastro tutanakları komisyona intikal ettirilerek
iptali sağlanır. Bu durumda, tespit maliklerine Medeni Kanunun 1019 uncu maddesi uyarınca bilgi
verilmelidir.
— Kadastro tutanaklarının kesinleĢmesinden sonra tespit edilmesi durumunda: kadastro
müdürlüğünce kontrol mühendisinin sorumluluğunda oluĢturulacak bir ekip tarafından fenni
belgeler ve zeminde yapılacak inceleme sonucunda tamamen veya kısmen mükerrer kadastroya tabi
tutulmuĢ olan taĢınmazları gösterir kroki ve iptal edilmesi gereken miktarları da belirten bir rapor
düzenlenerek bu rapor ve kroki kadastro müdürü tarafından da incelendikten sonra yazı ekinde tapu
müdürlüğüne gönderilir.
Tapu müdürlüğünce; öncelikle mükerrer kadastrosu yapılan taĢınmazların tescilli olduğu tapu
kütük sayfalarının beyanlar hanesine mükerrerlikle ilgili uyarıcı nitelikte belirtme yapıldıktan sonra,
kayıt malikleri ile varsa aynı ve Ģahsi hak sahiplerine Medeni Kanunun 1026 ncı maddesi uyarınca
(Mükerrerliği gösterir kroki ve raporunda eklenmesi suretiyle) açıklayıcı bir yazı ile duyuru
yapılarak 30 gün içinde mahalli (TaĢınmazın bulunduğu yer) hukuk mahkemelerinde dava
açılmadığı takdirde ikinci kez (mükerrer) kadastroya tabi tutulan taĢınmazın kaydının iptal edileceği
bildirilir. Duyuru, 7201 Sayılı Tebligat Kanunu hükümlerine göre yapılır. Ġlgililerince 30 günlük
süre içinde dava açılmaz ise, kadastro müdürlüğünce gönderilen yazı yevmiye alınmak suretiyle
mükerrer kayıt, yazı eki belgelere göre kısmen veya tamamen iptal edilerek, sonucundan kadastro
müdürlüğüne ve Medeni Kanunun 1019 (eski 927) nci maddesi uyarınca da kayıt maliklerine ve
ayni Ģahsi hak sahiplerine bilgi verilir.
Ayrıca, yapılan değiĢikliklerin ikinci nüsha tapu kütükleri ile paftasında takip edilmesi için,
Bölge Müdürlüğünde arĢiv kurulmuĢ olması halinde Bölge Müdürlüğüne, aksi halde, Merkez‘e
(ArĢiv Dairesi BaĢkanlığına) bilgi verilmelidir.
Diğer taraftan, 22 nci maddesinin 2 nci fıkrasında (a ve b) bentlerinde;
Tapulama, kadastro veya değiĢiklik iĢlemlerine iliĢkin; sınırlandırma, ölçü, çizim ve
hesaplamalardan kaynaklanan hataları gidermek üzere uygulama niteliğini kaybeden, teknik
nedenlerle yetersiz kalan, eksikliği görülen veya zemindeki sınırları gerçeğe uygun göstermediği
tespit edilen kadastro haritalarının tekrar düzenlenmesi ve tapu sicilinde gerekli düzeltmelerin
sağlanması amacıyla tapulama ve kadastro görmüĢ yerler ile,
Daha önce sadece tapu tahriri yapılan veya 2859 sayılı Tapulama ve Kadastro Paftalarının
Yenilenmesi Hakkında Kanuna göre yenileme yapılacak yerler ile 2981 sayılı Ġmar ve Gecekondu
97
Mevzuatına Aykırı Yapılara Uygulanacak Bazı ĠĢlemler ve 6785 Sayılı Ġmar Kanununun Bir
Maddesinin DeğiĢtirilmesi Hakkında Kanun hükümlerine tâbi yerlerde,
1 inci fıkra hükmü uygulanmaz. hükmü getirilerek, bu bentlere göre yapılacak çalıĢmalar
mükerrer kadastro kabul edilmemiĢtir.
3402 sayılı Kanunun 22 nci maddesinin 2 nci fıkrasının (a) bendine iliĢkin ―Kadastro
Haritalarının Yeniden Düzenlenmesi ve Tapu Sicilinde Gerekli Düzeltmelerin Yapılmasında
Uyulacak Usul Ve Esaslara ĠliĢkin Yönetmelik‖ yayımlanarak, çalıĢmalarda uyulması gereken
hususlara açıklık getirilmiĢtir.
KAMU KURUM VE KURULUġLARINA AĠT YERLERĠN TESCĠLĠ
―3402 sayılı Kadastro Kanununun, 5304 sayılı Kanunla değiĢik 22 nci maddesinde
―Tapulama ve kadastro çalıĢmalarında tespit dıĢı bırakılan kamu kurum ve kuruluĢlarına ait
yerlerin tescili yapılır.‖,
15.01.2009 tarih ve 5831 sayılı Kanunla, 3402 sayılı Kanuna eklenen geçici 8 inci maddesi ise
―Bu Kanunun yayımı tarihinden önce yapılan tapulama veya kadastro çalıĢmalarında tespit dıĢı
bırakılan tapuda kayıtlı taĢınmazlar ile kamu kurum ve kuruluĢlarına ait yerlerde ve çalıĢma
alanı içinde orman olduğu gerekçesiyle tespit harici bırakılan alanlarda, daha sonra kesinleĢen
orman kadastrosu sonucunda orman sınırı dıĢında kalan tapulu ve tapusuz taĢınmazların 3402
sayılı Kanun hükümleri gereğince kadastrosu yapılır.‖
Hükümler yer almaktadır.
Böylece, kamu kurum ve kuruluĢlarına ait olup da kadastro harici bırakılmıĢ yerlerin
doğrudan veya kadastroya tabi tutulmak suretiyle tapuya tesciline imkân sağlanmıĢtır. (TKGM.
17.04.2013 tarihli ve 2013/11 (1748) sayılı ve 09.03.2009 tarihli ve 2009/ 7 (1678) sayılı
genelgeleri ve 21.09.2011 tarihli ve 8763 sayılı genel talimat).
Hazinenin tescil talepleri; tescili istenen yerin büyüklüğü de dikkate alınmak
suretiyle kadastro müdürlüklerince yapılacak değerlendirme sonucunda, 17.04.2013 tarihli ve
2013/11 nolu genelge kapsamında idari yoldan tescil veya 3402 sayılı Kadastro Kanunu
hükümlerince kadastroya tabi tutulmak suretiyle karĢılanmaktadır.
ĠDARĠ YOLDAN TESCĠL
I- Kadastrosu TamamlanmıĢ ÇalıĢma Alanlarında
A- Kamu Kurum ve KuruluĢları Adına Tapuda Kayıtlı Olup da Kadastro
ÇalıĢmalarında Tespit Harici Bırakılan TaĢınmazların Ġdari Yoldan (Doğrudan) Tescili:
Kadastrodan (tapulama/kadastro) önce zabıt defterinde kaydı bulunmasına rağmen, kadastro
çalıĢmaları sırasında tespit dıĢı bırakılan Hazine veya diğer kamu kurum ve kuruluĢlarına ait
yerlerin bu kuruluĢlarca tescili talep edildiğinde;
Talep yazısı ekinde; tescili talep edilen yerle ilgili olarak kadastrodan sonra gerçek veya tüzel
kiĢiler tarafından açılmıĢ tescil davası ile Hazine ve Ģahıslar arasında sınır veya mülkiyet yönünden
yargıya intikal etmiĢ olup da halen devam eden bir dava bulunup bulunmadığı hususunu belirten
mahalli hukuk mahkemelerinden, ilgili defterdarlık veya malmüdürlüğünden alınmıĢ yazılar ile
dayanak tapu kaydının ve varsa bu yere ait harita (tescil veya kamulaĢtırma haritası gibi) veya
kroki örneğinin ibraz edilmesi gerekmektedir.
Kadastro müdürlüğünce; ibraz edilen tapu kaydının kadastro çalıĢmaları sırasında
uygulanıp uygulanmadığı, uygulanmamıĢsa uygulanmama nedeni ile tedavül görmekle hükümsüz
hale gelip gelmediği, tapudaki iĢlem dosyasında harita (tescil veya kamulaĢtırma haritası gibi) veya
krokisinin bulunup bulunmadığı, talep konusu yerin kıyı kenar çizgisi, orman tahdit/kadastro veya
mera haritası sınırları içerisinde kalıp kalmadığı hususları araĢtırılır.
Ayrıca, ibraz edilen tapu kaydının talep konusu yere ait olup olmadığının tespiti amacıyla,
―Kontrol mühendisi veya fen kontrol memuru, kadastro üyesi veya tasarruf kontrol memuru ve
kadastro teknisyeni olmak üzere‖ oluĢturulacak bir ekibe ilgili köy ya da mahallenin muhtarı ile iki
azası iĢtirak ettirilmek suretiyle mahallinde inceleme yaptırılır.
98
Yapılan inceleme sonucunda; ibraz edilen tapu kaydının hudutları itibariyle talep konusu yere
ait olduğu, tapu kaydının tedavülünün bulunmadığı, kadastro çalıĢmaları sırasında bir baĢka parsele
uygulanmadığı ve kadastrodan sonra bu yerle ilgili olarak mahalli hukuk mahkemelerinde açılan ve
halen devam eden bir davanın bulunmadığı tespit edilirse, kayıt kapsamı yerin ölçüsü yapılır ve
mükerrerliğe neden olunmaması amacıyla varsa bitiĢik parsellerle irtibatlı haritası düzenlenir.
Ayrıca, yapılan araĢtırma ve sonuçları, düzenlenecek bir tutanakta açıklanarak bu tutanak, ekip
görevlileri, muhtar ve azalarca imzalanır.
Bu çalıĢmalar sonucunda, idarenin talep yazısı ve ekleri ile ekipçe düzenlenecek tutanak,
sınırlandırma haritası ve tescil bildirimi kadastro müdürlüğünce bir üst yazıya eklenmek suretiyle
tapu müdürlüğüne gönderilir.
Tapu müdürlüğünce; Kadastro müdürlüğünden gelen bu yazı yevmiyeye alınmak suretiyle
taĢınmazın tapu kütüğünde Hazine veya kayıt maliki kamu kurum veya kuruluĢu adına tescili
yapılır. Üzerinde muhdesat varsa tapu kütüğünün beyanlar hanesinde gösterilir. Tescil iĢlemi
sırasında, zabıt defterindeki kaydına gerekli münakale verilir. Tescil sonrasında kadastro
müdürlüğünce de paftasında ve fenni belgelerinde mevzuatına göre gerekli iĢlemleri yapılır.
KesinleĢmiĢ kıyı kenar çizgisi, orman tahdit/kadastro veya mera haritası sınırları içerisinde
kalan yerler özel mülkiyete konu teĢkil etmediğinden, bu yerlere iliĢkin talepte bulunulmaması
gerekir.
B- Devletin Hüküm ve Tasarrufu Altındaki Sahipsiz Yerlerin Tescili:
Kadastrosu tamamlanmıĢ çalıĢma alanlarında, Hazinenin senetsiz olarak tasarrufunda bulunan
ya da Devletin hüküm ve tasarrufu altındaki sahipsiz yerlerden olduğu gerekçesiyle tespit harici
bırakılmıĢ olan taĢınmaz malların Hazine adına tescili talep edildiğinde;
Hazine Adına Tescil Ettirme Yetkisini Haiz KuruluĢlar
Maliye Bakanlığı
Özel kanunlarda hüküm bulunmaması durumunda, 22/Aralık/1934 tarih ve 2644 sayılı Tapu
Kanununun 1 inci maddesine göre, Hazine adına tescil ettirme yetkisi, taĢınmaz malın bulunduğu
yerin en büyük Malmemuruna (Defterdar veya Malmüdürü) aittir. Bu, genel nitelikli bir yetkidir.
BüyükĢehir belediyelerinin bulunduğu yerlerde bu yetkiyi, merkez ilçe malmüdürleri değil, bu
malmüdürlüklerinin bağlı olduğu defterdarlar kullanmaktadır.
b - Diğerleri
Orman ve Su ĠĢleri Bakanlığı-Orman Genel Müdürlüğü; Çevre ve ġehircilik Bakanlığı; Gıda,
Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı-Tarım Reformu Genel Müdürlüğü- Bitkisel Üretim Genel
Müdürlüğü ve TOKĠ olup, bunlardan Orman ve Su ĠĢleri Bakanlığı- Orman Genel Müdürlüğünce
tescil ettirilmesi gereken Devlet ormanları ile 6831 sayılı Kanunun 2 nci maddesi uyarınca orman
sınırı dıĢına çıkarılan yerler hakkında yapılacak iĢlemler TKGM‘nin 2012/5 ve 2014/5nolu
genelgelerinde açıklanmıĢtır.
Çevre ve ġehircilik Bakanlığı ile Tarım Reformu Genel Müdürlüğünce Hazine adına tescil
ettirilecek taĢınmaz mallar ve bunların tescil Ģekilleri, özel kanunlarında ve bu idarelerin kuruluĢ
kanunlarında belirtilmiĢtir. (15/Mayıs/1969 tarih, 7269 ve 22/Kasım/1984 tarih, 3083 Sayılı
Kanunlar)
Maliye Bakanlığının (Milli Emlak Genel Müdürlüğü) 27.11.2008 tarihli ve
B.07.0.MEG.0.9/3245- 11025/61754 sayılı yazısında; Toplu Konut Ġdaresi BaĢkanlığının görev ve
yetki alanında bulunan yerlerde, bu BaĢkanlığa tahsisi yapılacak kadastro harici bırakılmıĢ Devletin
hüküm ve tasarrufu altındaki taĢınmazların Hazine adına tescil iĢlemlerinin hızlandırılması ve
gereksiz yazıĢmalara neden olunmaması bakımından, Toplu Konut Ġdaresi BaĢkanlığının da, Hazine
adına tescil talebinde bulunmaya yetkili olduğu belirtilmiĢtir.
Mera, yaylak, kıĢlak, harman yeri gibi kamu orta malı niteliğindeki yerler hakkında yapılacak
iĢlemler ise TKGM‘nin 28/Eylül/2004 tarihli ve 2004/16 numaralı genelgesinde açıklanmıĢtır.
Hazine Adına Tescil Edilecek TaĢınmaz Mallarda Aranacak Ģartlar
99
1- Maliye kuruluĢunun veya Hazine adına tescil talebinde bulunmaya yetkili kuruluĢların
talep yazısında; tescilin hangi amaçla istendiği (satıĢ, kiralama ve tahsis gibi), tescili talep edilen
yerle ilgili olarak gerçek ve tüzel kiĢiler tarafından açılmıĢ ve halen devam eden tescil davası
veya Hazine ve Ģahıslar arasında sınır veya mülkiyet yönünden yargıya intikal etmiĢ bir ihtilaf
bulunup bulunmadığı hususlarının açıkça belirtilmiĢ olması gerekmektedir.
2- 2013/11 nolu genelge gereğince, tescili talep edilen taĢınmaz için tescil talebinde bulunan
maliye kuruluĢunca veya Hazine adına tescil talebinde bulunmaya yetkili kuruluĢlarca, tescilde
sakınca bulunup bulunmadığı hususunda ilgili kamu kurum ve kuruluĢları ile yazıĢma yapılması
öngörülmüĢ iken, daha sonra bu Ģekildeki uygulamadan vazgeçilerek 21.09.2011 tarihli ve 8763
sayılı genel talimatta , idari yoldan tescile yönelik olarak kadastro müdürlüğüne yapılacak talep
yazılarında;
a) Ġlgili kamu kurum ve kuruluĢlarının (2013/11 nolu genelgede belirtilen idareler)
temsilcilerinin katılımı ile oluĢturulan Komisyonca tescilde sakınca bulunmadığı yönünde karar
verildiğinin,
b) Ġmar planı (nazım imar planı ve uygulama imar planı) olan yerlerde ise;
Belediye ve mücavir alan sınırları içerisinde orman idaresi ve ilgili belediyesince,
belediye ve mücavir alan sınırları dıĢında orman idaresi ve ilgili il özel idare müdürlüğünce
tescile engel bir durumun bulunmadığının bildirildiğinin,
Belirtilmesi koĢuluyla, tespit dıĢı alanların 2013/11 nolu genelgeye göre idari yoldan
Hazine adına tescilinin yapılması,
Gerektiği belirtilmiĢtir.
Ayrıca, maliye kuruluĢunca veya Hazine adına tescil talebinde bulunmaya yetkili
kuruluĢlarca, taĢınmazın mahallinde köy/mahalle muhtarı ve bitiĢik taĢınmaz maliklerinin
katılımıyla, tescili istenen taĢınmaza yönelik gerçek ve tüzel kiĢilerce sınır ve mülkiyet yönüyle
yargıya intikal ettirilmiĢ ve halen devam eden bir dava bulunmadığı hususlarını da içeren bir
tutanak düzenlenir.
Bu tutanak, talep yazısı ekinde kadastro müdürlüğüne gönderilecek ve talep yazısında;
ilgili kurumların temsilcilerinin katılımı ile oluĢturulan Komisyonca tescilde sakınca bulunmadığı
yönünde karar verildiğinin,
Ġmar planı (nazım imar planı ve uygulama imar planı) olan yerlerde ise; Belediye ve
mücavir alan sınırları içerisinde orman idaresi ve ilgili belediyesince, belediye ve mücavir alan
sınırları dıĢında orman idaresi ve ilgili il özel idare müdürlüğünce tescile engel bir durumun
bulunmadığının bildirildiğinin,
Belirtilmesi koĢuluyla 2013/11 nolu genelgeye göre talep karĢılanır.
Ayrıca, maliye kuruluĢunca veya Hazine adına tescil talebinde bulunmaya yetkili
kuruluĢlarca taĢınmazın mahallinde köy/mahalle muhtarı ve bitiĢik taĢınmaz maliklerinin
katılımıyla, tescili istenen taĢınmaza yönelik gerçek ve tüzel kiĢilerce sınır ve mülkiyet yönüyle
yargıya intikal ettirilmiĢ ve halen devam eden bir dava bulunmadığı hususlarını da içeren bir
tutanak düzenlenerek bu tutanak ilgili kurumlardan alınacak yazılar ile birlikte talep yazısı ekinde
mahalli tapu veya kadastro müdürlüklerine gönderilmesi yada ilgili kamu kurumlarıyla yapılan
yazıĢma içeriğinin ve mahallinde tutulacak tutanakta yer alan bilgilerin, talep yazısında maddeler
halinde belirtilmiĢ olması gerekmektedir.
Mahallinde düzenlenecek olan tutanak muhtar tarafından her hangi bir gerekçe
gösterilmeksizin imzalanmaktan kaçınılırsa, bu husus ve tescile konu yerle ilgili olarak yargıya
intikal etmiĢ ve halen devam eden bir dava bulunmadığı hususu tutanağın altına yazılıp, altı kurum
görevlisi ve orada hazır bulunanlardan tamamı veya bir kısmı tarafından imzalanmıĢ olması halinde
yeterli kabul edilir.
II- Kadastroya AçılmamıĢ ÇalıĢma Alanlarında
Kadastrosuna baĢlanmamıĢ köy veya mahallelerde, Hazinenin senetsiz olarak tasarrufunda
bulunan ya da Devletin hüküm ve tasarrufu altındaki sahipsiz yerlerin Hazine adına tesciline
yönelik talepler de, yukarıda belirtilen usul ve esaslara göre karĢılanır.
100
III- Tescile Yönelik Sınırlandırma Haritası Yapımı
Tescili istenen taĢınmaz;
1- Kadastrosu veya tapulaması tamamlanmıĢ çalıĢma alanında kalıyorsa; 3402 sayılı Kanunun
22 nci maddesinde yer alan ―Tapulama ve kadastro çalıĢmalarında tespit dıĢı bırakılan kamu
kurum ve kuruluĢlarına ait yerlerin tescili yapılır.‖ hükmü nedeniyle, kadastrosu veya tapulaması
tamamlanmıĢ çalıĢma alanlarında kadastro harici bırakılmıĢ yerlerin Hazine adına tescilinde,
sınırlandırma haritası kadastro müdürlüğünce düzenlenir ve bu haritaların yapımı için döner
sermaye ücreti alınmaz.
2- Kadastroya açılmamıĢ çalıĢma alanında kalıyorsa; TKGM‘nin 03.Ocak.2005 tarihli ve
2005/1 sayılı genelgesi uyarınca, karakol yeri, sağlık ocağı, okul, ibadet yeri, afet nedeniyle seçilen
yeni yerleĢim alanı vb. gibi kamu hizmeti amaçlı kullanılacak olan yerlerin tescile yönelik
sınırlandırma haritaları kadastro müdürlüklerince döner sermaye ücreti alınmaksızın düzenlenir.
Bunların dıĢında kalıp da harita yapımını gerektiren durumlarda ise sınırlandırma haritaları
tescil talebinde bulunan kuruluĢça yapılacak/yaptırılacaktır. Sınırlandırma haritasının tescil
talebinde bulunan kuruluĢça düzenlettirilen bu haritalarının kontrolü sırasında kontrollük hizmeti
için döner sermaye ücreti alınmamaktadır.
KapanmıĢ olan yol ve meydanlar, 2644 Sayılı Kanunun 21 inci ve 3402 Sayılı Kanunun 16/A
maddeleri uyarınca sınırı içinde bulunduğu belediye veya köy tüzel kiĢiliği adına tescil edilmesi
gerektiğinden, bu yerlerin Hazine adına tesciline yönelik talepler karĢılanmaz.
Sınırlandırma haritalarının yürürlükteki teknik mevzuata uygun olarak düzenlenmesi
gerekmektedir.
KADASTRO ÇALIġMALARINDA TESPĠT HARĠCĠ BIRAKILAN YERLERDE
UYGULAMA: (TKGM Genelge: 09.03.2009 tarihli ve 2009/7 nolu genelge)
5831 sayılı ―Tapu Kanunu ile Bazı Kanunlarda DeğiĢiklik Yapılmasına Dair Kanunun‖ 9
uncu maddesi ile 3402 sayılı Kadastro Kanununa Geçici 8 inci madde eklenmiĢ ve bu madde ile
―Bu Kanunun yayımı tarihinden önce yapılan tapulama veya kadastro çalıĢmalarında tespit dıĢı
bırakılan tapuda kayıtlı taĢınmazlar ile kamu kurum ve kuruluĢlarına ait yerlerde ve çalıĢma
alanı içinde orman olduğu gerekçesiyle tespit harici bırakılan alanlarda, daha sonra kesinleĢen
orman kadastrosu sonucunda orman sınırı dıĢında kalan tapulu ve tapusuz taĢınmazların 3402
sayılı Kanun hükümleri gereğince kadastrosu yapılır.‖ hükmü getirilmiĢtir.
3402 Sayılı Kadastro Kanunu 09.07.1987 tarihli ve 19512 sayılı Resmi Gazete‘de
yayımlanarak 10.10.1987 tarihinde yürürlüğe girmiĢ ve dolayısıyla, 3402 sayılı Kadastro
Kanununun Resmi Gazete‘de yayımlandığı 09.07.1987 tarihinden önceki Kanunlara (mülga 2613
sayılı Kadastro ve Tapu Tahriri Kanunu ile 5602, 509 ve 766 sayılı Tapulama Kanunları) göre
kadastro ve tapulama çalıĢmaları yapılan birimlerde;
ÇalıĢma alanı sınırı içinde, tapuda kayıtlı olmasına rağmen, kadastro (kadastro/tapulama)
çalıĢmaları sırasında kadastroya tabi tutulmayan (tespit harici bırakılan) taĢınmazların,
ÇalıĢma alanı sınırı içinde, kamu kurum ve kuruluĢlarına ait olup da kadastroya tabi
tutulmamıĢ (tespit harici bırakılan) yerlerin,
ÇalıĢma alanı sınırı içinde orman olduğu gerekçesi ile kadastroya tabi tutulmayarak tespit
harici bırakılan alanlarda, daha sonra 6831 sayılı Orman Kanununa göre yapılan ve kesinleĢen
orman kadastrosu sonucunda, söz konusu Kanunun 1 inci maddesine göre orman sayılmadığı
gerekçesiyle orman sınırı dıĢında bırakılan (haritasında sarı renkle gösterilen yerler) tapulu veya
tapusuz taĢınmazların,
Bu madde uyarınca kadastroya tabi tutulması mümkün olup, kadastro çalıĢmalarında dikkate
alınması gereken hususlar aĢağıda açıklanmıĢtır.
101
ÇalıĢma alanı sınırı içinde kalmasına ve tapuda kayıtlı bulunmasına rağmen, 09.07.1987
tarihinden önce yapılan kadastro çalıĢmaları sırasında kadastroya tabi tutulmayarak tespit
harici bırakılan taĢınmazların kadastrosunda izlenecek yöntem;
Öncelikle, zeminde ve paftası üzerinde yapılacak inceleme ile tapu kaydına göre kadastrosu
talep edilen taĢınmazın, kadastro çalıĢmaları sırasında kadastroya tabi tutulmayarak tespit dıĢı
bırakılıp bırakılmadığı hususu araĢtırılır. Ġnceleme sonucunda, tespit dıĢı bırakıldığı anlaĢılırsa,
ayrıca; birlik (çalıĢma alanı) kayıt defterleri, tapulama tutanakları/kadastro beyannameleri, tapu
müdürlüğündeki ilgili kayıt ve belgeleri üzerinde inceleme yapılarak;
Tapu kaydının tedavül görmekle hükümsüz hale gelip gelmediği,
Birlik (çalıĢma alanı) kayıt defterine ve uygulanmayan tapu kayıtları listesine alınıp
alınmadığı,
Kayıt maliki veya mirasçıları adına o birimde (çalıĢma alanında) tapusuz olarak tespit edilmiĢ
taĢınmazlar varsa, tapu kaydının hudutları itibariyle bu taĢınmazlara uyup uymadığı,
Tapu kaydının kapsadığı yerin (kısmen veya tamamen) kayıt maliki ve mirasçıları dıĢında
baĢka kiĢi veya kiĢiler adına tespit görüp görmediği,
Talep konusu taĢınmazın, halen kayıt maliki veya mirasçılarının zilyet ve tasarrufunda
bulunup bulunmadığı,
TaĢınmaz malın, orman sınırı veya Hazine adına orman sınırı dıĢına çıkartılan yerlerin içinde
bulunup bulunmadığı,
Kamu orta malı nitelikli taĢınmazların içinde bulunup bulunmadığı,
Talep konusu taĢınmazın, evvelce yapılan kadastro çalıĢmaları sırasında hangi amaçla
kadastroya tabi tutulmayarak tespit harici bırakıldığı,
Tapu kaydının hudutları itibariyle, talep konusu taĢınmazı kapsayıp kapsamadığı,
Ġlgili kuruĢtan da sorulmak suretiyle, talep taĢınmazın kıyı kenar çizgisi içinde kalıp
kalmadığı,
Hususları etraflıca araĢtırılır.
Bu araĢtırma sonucu düzenlenecek onaylı rapor ve belge örnekleri ile inceleme sonucu göre
taĢınmaz malın kadastrosunun yapılıp yapılmaması hususunda oluĢacak müdürlük görüĢü bölge
müdürlüğüne intikal ettirilir.
Bölge müdürlüklerince; rapor ve belgeler değerlendirilerek, kadastro talebinin karĢılanıp
karĢılanmayacağı yönünde kadastro müdürlüğüne gerekli talimat verilir.
Bölge müdürlüklerince kadastro yapılması yolunda verilecek talimat sonrası, kadastro
müdürlüğünce düzenlenecek yıllık çalıĢma programında ―3402/Geçici 8 inci maddesi‖ gereği
programa alındığı hususu belirtilecektir.
Kadastroya baĢlanmadan önce, daha önce yapılan kadastro çalıĢmalarında düzenlenen
belgesizler defteri, çalıĢma alanı (birlik) kayıt defteri ve uygulanmayan kayıtlar listesi üzerinde
gerekli inceleme ve araĢtırma yapılır.
Kadastro müdürlüklerince yapılacak sınırlandırma ve tespitlerden önce, mahalli maliye,
orman ve tarım kuruluĢlarına, ayrıca, turizm bölgesi, alanı ve merkezi ilan edilen yerlerde Kültür ve
Turizm Bakanlığı mahalli kuruluĢuna gerekli duyuru yapılır ve duyuru yazısında çalıĢmalar
sırasında idarelerince temsilci bulundurabilecekleri hususu belirtilir. Kadastro sonuçlarını gösterir
askı cetvellerinin birer örneği ilan aĢamasında bu kuruluĢlara gönderilir.
Tapu müdürlüklerince, bu gibi yerlerin tescili yapılmadan önce, bölge müdürlüğünce verilmiĢ
kadastro yapımına iliĢkin talimat aranacak, talimat verilmeden veya beklenilmeden tescil iĢlemleri
yapılmaz.
Kadastro müdürlüğünce yapılacak incelemede;
Birlik kayıt defterine ve uygulanmayan kayıtlar listesine alındığı,
Birlik kayıt defterine alınmamıĢ olmakla birlikte, o çalıĢma alanında kayıt maliki veya
mirasçıları adına senetsizden tespiti yapılmıĢ olan bir taĢınmazı kısmen veya tamamen kapsadığı,
TaĢınmaz malın orman sınırı veya Hazine adına orman sınırı dıĢına çıkartılan yerlerin içinde
bulunduğu,
102
TaĢınmazın 4342 sayılı Mera Kanunu ile kamu orta malı olarak kabul edilen alanlar içinde
kaldığı,
TaĢınmazın kıyı kenar çizgisi içinde kaldığı,
Talep konusu taĢınmazın, evvelce yapılan kadastro çalıĢmaları sırasında, 766 sayılı Kanunun
2 nci maddesinde öngörülen yerlerden olması nedeniyle kadastroya tabi tutulmayarak tespit harici
bırakıldığı,
Yargı organlarınca, tespit harici bırakıldığı veya açılan tescil davasının reddedildiği,
Talebin dayanağı tapu kaydının tapuda tedavül görmekle hükümsüz hale geldiği,
Dayanak tapu kaydının zeminle uyumlu olmadığı,
Talebin 3402 sayılı Kanunun 14 üncü maddesinde sayılan belgelerden birisine dayandırılarak
yapıldığı,
AnlaĢılan taĢınmazlara yönelik talepler ile 09.07.1987 tarihinden sonra (3402 sayılı Kadastro
Kanununa göre) kadastrosu yapılan birimlerdeki tespit harici bırakılan taĢınmazlara yönelik
talepler, ibraz edilen tapu kaydı zeminle uyumlu olsa bile karĢılanması mümkün olmadığından,
talep bölge müdürlüğüne intikal ettirilmeyecek ve ilgilisine konunun hükmen halli gerektiği
yolunda bilgi verilmekle yetinilir.
ÇalıĢma alanı sınırı içinde kalmasına rağmen, 09.07.1987 tarihinden önce yapılan
kadastro çalıĢmaları sırasında kadastroya tabi tutulmayarak tespit harici bırakılan kamu
kurum ve kuruluĢlarına ait yerlerin kadastrosunda izlenecek yöntem;
ÇalıĢma alanı sınırı içinde kalmasına rağmen kadastroya tabi tutulmayarak tespit
harici bırakılan kamu kurum ve kuruluĢlarına ait yerlerin Kadastro Kanunu hükümlerine göre
kadastrosu ve tesciline yönelik taleplerde; öncelikle, zeminde ve paftası üzerinde yapılacak
inceleme ile talep konusu yerin kadastro çalıĢmaları sırasında kadastroya tabi tutulmayarak tespit
dıĢı bırakılıp bırakılmadığı, ayrıca bu alanda orman kadastro komisyonlarınca veya mera
komisyonlarınca bir çalıĢma yapılıp yapılmadığı hususu araĢtırılır.
Bu Ģekilde yapılacak araĢtırma sonucunda, talep; tescil veya kadastrosu istenen yerin
büyüklüğü de dikkate alınmak suretiyle yapılacak değerlendirme sonucunda, 17.04.2013 tarihli ve
2013/11 nolu genelge kapsamında idari yoldan
tescil veya 3402 sayılı Kadastro Kanunu hükümlerince kadastroya tabi tutulmak suretiyle
karĢılanır.
TaĢınmaz Malların Tespiti; .
Hazineye ait tespit dıĢı taĢınmaz malların varsa üzerindeki tüm muhdesatlar ölçülür,
kime veya kimlere ait olduğu (muhdesatın sahibi, cinsi, ihdas tarihi ve iktisap sebebi) belirlenir,
kadastro tutanağının edinme sebebi sütununda etraflıca açıklanır.
Bunlardan 18/07/2001 tarihinden sonra yapılmıĢ olan muhdesatlar tutanağın vasfı
sütununda gösterilir ve 18/07/2001 tarihli, 4706 sayılı ―Hazineye Ait TaĢınmaz Malların
Değerlendirilmesi ve Katma Değer Vergisi Kanunda DeğiĢiklik Yapılması Hakkında Kanun‖ 5 inci
maddesinin son fıkrasına göre iĢlem yapılır. 18/07/2001 tarihinden önce yapılmıĢ olan muhdesatlar
ise beyanlar hanesinde gösterilir.
Muhdesat niteliği taĢımayan Hazineye ait yapı ve tesisler kadastro tutanağının vasfı
sütununda gösterilir. Muhdesat niteliğini taĢıyanlar ise muhdesat dıĢındaki vasfı ile Maliye
Hazinesi adına tespiti yapılır.
Aynı parsel üzerinde birden fazla muhdesat niteliğinde bina bulunması durumunda,
yatay muhdesatlarda harf verilmek suretiyle, dikey muhdesatlarda ise bağımsız bölüm numarası
yazılmak suretiyle muhdesat sahipleri kadastro tutanağının beyanlar hanesinde gösterilir.
TaĢınmazın kim veya kimler tarafından ne zamandan beri kullanıldığı hususu da kadastro
tutanağının edinme sebebi sütununda etraflıca açıklanır, kadastro ekibince Maliye Hazinesi adına
tespitleri yapılır.
Tespit edilen kullanıcı/kullanıcıların kadastro tutanağının edinme sebebi sütununda
açıklanması ile yetinilir ve beyanlar hanesinde kullanıcı belirtmesi yapılmaz.
103
Hazineye ait tespit dıĢı alanlarda yapılacak bu çalıĢmalar esnasında, ilgililerince söz
konusu alana iliĢkin olarak eski tapu kaydı ibraz edilmesi halinde bu kayıtlar, kadastro ekibince
2009/7 nolu genelgenin 1 inci maddesinde yer alan açıklamalar da dikkate alınarak
değerlendirilmek suretiyle sonucuna göre taĢınmazın tespit yapılır.
Diğer taraftan, Maliye Bakanlığının (Milli Emlak Genel Müdürlüğü) 27.11.2008 tarihli
ve B.07.0.MEG.0.9/3245-11025/61754 sayılı yazısında; Toplu Konut Ġdaresi BaĢkanlığının görev
ve yetki alanında bulunan yerlerde, bu BaĢkanlığa tahsisi yapılacak kadastro harici bırakılmıĢ
Devletin hüküm ve tasarrufu altındaki taĢınmazların Hazine adına tescil iĢlemlerinin hızlandırılması
ve gereksiz yazıĢmalara neden olunmaması bakımından, Toplu Konut Ġdaresi BaĢkanlığının da,
Hazine adına tescil talebinde bulunmaya yetkili olduğu belirtilmiĢtir.
Bu nedenle, Toplu Konut Ġdaresi BaĢkanlığınca, görev ve yetki alanında bulunan
yerlerde kadastro çalıĢmaları sırasında tespit harici bırakılmıĢ olan Devletin hüküm ve tasarrufu
altındaki yerlere yönelik tescil talepleri de aynı usul ve esaslara göre karĢılanacak ve tescil iĢlemini
takiben mahalli maliye kuruluĢuna bilgi verilecektir.
3-ÇalıĢma alanı sınırı içinde orman olduğu gerekçesi ile kadastroya tabi tutulmayarak
tespit harici bırakılan alanların kadastrosunda izlenecek yöntem;
ÇalıĢma alanı sınırı içinde orman olduğu gerekçesi ile kadastroya tabi tutulmayarak tespit
harici bırakılan alanlarda, daha sonra 6831 sayılı Orman Kanununa göre orman kadastro
komisyonlarınca yapılan ve kesinleĢen orman kadastrosu sonucunda, söz konusu Kanunun 1 inci
maddesine göre orman sayılmadığı gerekçesiyle orman sınırı dıĢında bırakılan (haritasında sarı
renkle gösterilen yerler) ile 3402 sayılı Kanunun Ek 5 inci maddesine göre yapılan orman
kadastrosu sonucu orman sınırı dıĢında kalan tapulu veya tapusuz taĢınmazların kadastrosu, 2014/5
nolu genelgedeki açıklamalar doğrultusunda yapılır.
AFET BÖLGELERĠNDEKĠ KADASTRO ÇALIġMALARI
7269 sayılı Kanunun 1051 sayılı Kanunla değiĢik 18 inci maddesi "Bu Kanuna göre afet
sebebiyle Ġmar ve Ġskan Bakanlığınca lüzum görülecek yerlerin kadastrosu ilanların yapılmasına
kadastro komisyonlarının kurulmasına lüzum kalmaksızın kadastro postalarına belediyece ve köy
ihtiyar heyetince iki bilirkiĢi verilmek ve tasarruf tetkikleri, mahalli kadastro müdürü ve tapu
memuru tarafından ifa olunmak suretiyle 2613 sayılı Kadastro ve Tapu Tahriri Kanununa göre
öncelikle Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğünce yaptırılır. AnlaĢmazlıklar mahalli
mahkemelerce hallolunur." hükmündedir.
Ancak, 2613 sayılı Kanun, 3402 sayılı Kadastro Kanunu ile yürürlükten kaldırılmıĢ ve bu
kanunun 48 inci maddesinin 2 nci fıkrası ile de, "Diğer kanunların, 2613 ve 766 sayılı kanunlara
yaptığı atıflar bu Kanunun ilgili hükümlerine yapılmıĢ sayılır." hükmü getirilmiĢtir.
Buna göre; Afete maruz kalan yerlerde, TKGM. nün olumlu görüĢü alınmak suretiyle
kadastro çalıĢmalarına baĢlanır. Kadastro çalıĢmaları sırasında 3402 sayılı Kanununda öngörülen
ilanlar yapılmaz. Ancak, vatandaĢların bilgilendirilmesi ve varsa belgelerini ibraz etmeleri için
çalıĢmalara baĢlanmadan 2-3 gün önceden muhtarlıklar vasıtasıyla duyuru yapılmalıdır.
Afet kadastrosu çalıĢmaları, Bayındırlık il müdürlüklerince belirlenen ve zeminde gösterilen
sınırlar içinde yapılır ve sınırlar dıĢına ki taĢınmazların 7269 sayılı Kanun kapsamında kadastroya
tabi tutulması mümkün değildir. Afet nedeniyle yerleĢim alanı olarak belirlenen saha, birden fazla
çalıĢma alanı sınırı içerisinde kalıyorsa öncelikle idari sınırlara göre çalıĢma alanı sınırının
belirlenmesive hangi parça hangi idari sınırlar içinde kalıyorsa o yerden kadastroya tabi tutulması
gerekir. Aksi takdirde çalıĢma alanı sınırının belirlenmesine gerek yoktur.
ÇalıĢmalar kadastro ekibi tarafından 3402 sayılı Kanun hükümlerine göre yürütülür. Ancak,
kadastro komisyonu kurulmayacağından ve askı ilanı yapılmayacağından, kadastro tutanağının
edinme sebebi sütununda çalıĢmaların 7269 sayılı Kanunun 1051 sayılı Kanunla değiĢik 18 inci
maddesine göre yapıldığı hususu mutlaka açıklanmalıdır.
7269 sayılı Kanuna göre yapılan çalıĢmalarda kadastro komisyonu kurulmadığından, itirazlar
komisyona intikal ettirilmez. Ayrıca, askı ilanı yapılmayacağından, çalıĢmalar sonuçlandığında
tutanaklar ve fenni belgeleri kadastro müdürüne teslim edilir. Kadastro müdürü tarafından; gerekli
kontroller yapılıp varsa eksiklikler kadastro ekibine tamamlattırıldıktan sonra, kadastro
104
tutanaklarının son sayfasında uygun bir yere, gerekli kontrollerin tarafından yapıldığı ve tespitlerin
uygunluğu yazılarak altı, tarih konmak, imzalanmak ve mühürlenmek suretiyle onanarak tutanaklar
kesinleĢtirilir.
Afet kadastro çalıĢmaları yapılan mahalle veya köylerde daha sonra 3402 sayılı Kanuna göre
kadastro çalıĢmalarına baĢlanması durumunda, mükerrer kadastroya neden olunmaması için,
öncelikle afet kadastrosu sırasında düzenlenen kadastro paftaları zemine uygulanıp, afet kadastro
sınırları belirlendikten sonra bu sınırlar dıĢında kalan kısımlar kadastroya tabi tutulur. ġayet, afet
kadastrosu bir ada bazında yapılmamıĢ ise, o adanın son parsel numarasından baĢlanmak suretiyle
çalıĢmalara devam edilir.
KADASTRO BAġLADIKTAN SONRAKĠ AKĠT VE TESCĠL ĠġLEMLERĠ:
(Madde:40)
3402 Sayılı Kanunun 40 ncı maddesiyle, kadastrosuna baĢlanan çalıĢma alanlarında bulunan
taĢınmazlarla ilgili olarak tapu müdürlüklerine yapılacak akit ve tescil iĢlemlerine iliĢkin taleplerin
ne Ģekilde karĢılanacağı hükme bağlanmıĢ olup, aynı Kanunun 4 üncü maddesinde ise, kadastro
çalıĢma alanı ilanının yapıldığı gün kadastro çalıĢmalarına baĢlama tarihi olarak kabul edilmiĢtir.
Bu nedenle, kadastro çalıĢma alanı ilanı yapıldıktan sonra o çalıĢma alanı içerisindeki tapuda
kayıtlı taĢınmazlar üzerinde haricen meydana getirilen her türlü akte ve tescile yönelik iĢlemler
kadastro çalıĢmaları sırasında kabul edilmeyerek bu taleplerin tapu müdürlüğüne yöneltilmesi
gerektiği ilgililerine açıklanmalıdır. Ancak, ilgilisince çalıĢma alanı ilan tarihinden sonra
düzenlenmiĢ bir belge (noter senedi veya harici senet gibi) ibraz edilerek talebinin karĢılanmasında
ısrar edilirse, belge geri verilmez ve tutanağın edinme sebebi sütununda gerekli açıklama yapılmak
suretiyle tespit yine tapu kaydı maliki adına yapılır. Ġbraz edilen belge de kadastro tutanağının ilgili
sütununa iĢlenmek suretiyle tutanağa eklenir.
Kadastrosuna baĢlanan çalıĢma alanlarındaki taĢınmazlarla ilgili tapu müdürlüğüne yapılacak,
intikal, satıĢ, ayni ve Ģahsi hak tesisi gibi taleplerde, talep karĢılanmadan önce, talep konusu
taĢınmazın tespit durumu kadastro müdürlüğünden sorulur.
Kadastro müdürlüğünden alınacak cevapta, taĢınmazın henüz tespitinin yapılmadığı veya
kayıt maliki adına tespit edildiğinin bildirilmesi halinde talep karĢılanır ve kayıt örneği kadastro
müdürlüğüne gönderilir. ġayet, tapu kaydı kapsamı taĢınmazın harici satıĢ veya kazandırıcı
zamanaĢımı Ģartlarının tahakkuku gibi nedenlerle kayıt maliki dıĢında üçüncü bir kiĢi adına tespiti
yapılmıĢ ise bu durum taraflara açıklanır. Taraflar buna rağmen kadastro sonucu doğacak durumu
kabul ederek talebin karĢılanmasında ısrar ederlerse, resmi senette bu konuda gerekli açıklama
yapılmak ve ilgililerince kadastrodan doğacak bütün hukuki sonuçların kabul edildiği hususu
yazılmak suretiyle talep karĢılanır ve tapu senedinin bir örneği kadastro müdürlüğüne gönderilir.
Kadastro teknisyenlerince; öncelikle bu kayıtlar çalıĢma alanı kayıt defterine iĢlenir ve geldi
kaydı ile de irtibatı sağlanır.
Tedavüle konu taĢınmazın kadastro tutanağı henüz düzenlenmemiĢ ise; tespit, yeni tapu kaydı
değerlendirmeye alınmak suretiyle yapılır.
Kadastro tutanağı düzenlenmiĢ ve tespit devir ve temliki yapan kayıt malikleri adına
yapılmıĢsa; kadastro tutanağının mülkiyet sütununda satıĢı yapan kiĢinin ismi tek çizgi ile çizilip
üzerine tapunun tarih ve yevmiye numarası, alttaki boĢ satıra ise yeni malike ait bilgiler yazılır.
Ayrıca, tutanağın edinme sebebi sütunundaki boĢ kısma, bu konuda gerekli açıklama yapılarak
kadastro teknisyenlerince imzalanır. TaĢınmaz kayıt maliki ve mirasçıları dıĢında üçüncü bir kiĢi
adına tespit görmüĢ ise tutanak üzerinde değiĢiklik yapılmaz. Ancak, tespite karĢı itiraz edilirse
tutanak ve ekleri komisyona intikal ettirilerek itiraz komisyonca değerlendirilir.
TaĢınmaz askı ilanı sırasında el değiĢtirmiĢ ise; askı ilanı ve kadastro tutanağı üzerinde
herhangi bir değiĢiklik yapılmaz. Tespit kesinleĢtikten sonra, taĢınmazın önce askı ilanındaki tespit
maliki adına tescili yapılır ve daha sonrada yeni malike tedavülü sağlanır. ġayet dava açılması
nedeniyle tespit kesinleĢmemiĢ ise, kadastro mahkemesine bu konuda bilgi verilerek kayıt örneği
gönderilir.
Ġhtiyati tedbir kararları ile haciz müzekkerelerinde ise, öncelikle bu belgeler tapu
müdürlüğünde yevmiyeye kaydedilmek suretiyle zabıt defterinde gerekli tescil iĢlemi yapılır ve
105
sonucundan kadastro müdürlüğüne bilgi verilir. Kadastro teknisyenleri de ihtiyati tedbir ve haciz' i
çalıĢma alanı kayıt defterindeki kaydına ve tespiti yapılmıĢ ise kadastro tutanağının Ģerhler sütununa
iĢler. ġayet, taĢınmaz kayıt maliki veya mirasçıları dıĢında bir kiĢi adına tespit edilmiĢ ise bu
konuda tapu müdürlüğüne bilgi verilir. Tapu müdürlüğü de ilgili mahkemeye veya icra dairesine
bilgi verir. (TKGM.’ nün 05.08.2005 tarihli ve 2005/14 (1608) sayılı genelgesi)
HATALARIN DÜZELTĠLMESĠ: (Madde:41)
5304 Sayılı Kanunun 9 uncu maddesi ile değiĢik 3402 Sayılı Kanunun, 41 nci maddesi,
―Kadastro sırasında veya sonrasında yapılan iĢlemlerle geometrik durumları kesinleĢmiĢ olan
taĢınmazlarda ölçü, sınırlandırma, tersimat ve hesaplamalardan doğan hatalar, ilgilinin
müracaatı veya kadastro müdürlüğünce re’sen düzeltilir. Düzeltme, taĢınmaz malikleri ile diğer
hak sahiplerine tebliğ olunur. Tebliğ tarihinden baĢlayan otuz gün içinde düzeltmenin
kaldırılması yolunda sulh hukuk mahkemesinde dava açılmadığı takdirde, yapılan düzeltme
kesinleĢir.
Kadastro sırasında veya sonrasında yapılan iĢlemlerle kesinleĢmiĢ olan taĢınmazlarda,
değiĢiklik iĢlemleri sırasında ortaya çıkan yüzölçümü farklılıklarından, kadastronun dayandığı
teknik kurallarda belirtilen hata sınırları içinde kalanların re’sen düzeltilmesine kadastro
müdürlükleri yetkilidir.
Bu maddenin uygulanmasında, 12 nci maddede belirtilen hak düĢürücü süre aranmaz.‖
hükmündedir.
Söz konusu maddenin uygulanmasındaki usul ve esaslar, “Kadastro Sırasında veya
Sonrasında Yapılan ĠĢlemlerle Geometrik Durumları KesinleĢmiĢ Olan TaĢınmazlarda Ölçü,
Sınırlandırma, Tersimat ve Hesaplamalardan Doğan Hataların Düzeltilmesine ĠliĢkin
Yönetmelik‖ ile açıklığa kavuĢturulmuĢtur.
Bu nedenle,
Kadastro sırasında veya sonrasında yapılan iĢlemlerle geometrik durumları kesinleĢmiĢ olan
taĢınmazlardaki ölçü, sınırlandırma, tersimat ve hesaplamalardan doğan hataların, 3402 sayılı
Kanunun 41 inci maddesi ve söz konusu yönetmelik hükmüne göre; ilgilisinin baĢvurusu üzerine
veya kadastro müdürlüklerince re‘sen düzeltilmesi mümkündür.
Kadastro Müdürlüğünce; bu madde kapsamında düzeltilmesi gereken bir hata bulunup
bulunmadığı ve varsa hatanın nedeni, kadastro müdürlüğünce kontrol mühendisi, kontrol memuru
veya kadastro üyesi ile kadastro teknisyeninden oluĢturulacak en az üç kiĢilik bir ekip tarafından
büroda ve arazide yapılacak inceleme sonucunda belirlenir. OluĢturulan ekipçe, inceleme
sonuçlarının ayrıntılı olarak açıklandığı bir rapor ile mevcut durum ve düzeltme durumunu gösteren
kroki düzenlenerek imzalanır.
Kadastro müdürlüğünce bu rapor ve düzeltme Ģeklini gösterir krokinin birer örneği
açıklayıcı bir yazıya eklenmek suretiyle, hatadan etkilenen tüm parsellerin maliklerine ve varsa
diğer hak sahiplerine 7201 Sayılı Tebligat Kanunu hükümlerine göre tebliğ edilir. Bu yazıda, ayrıca
tebliğ tarihinden itibaren 30 günlük süre içerisinde düzeltmenin kaldırılması için sulh hukuk
mahkemesine dava açma haklarının bulunduğu, dava açılmadığı takdirde tapu kütüğü ve fenni
evrakları üzerinde ekli krokiye göre gerekli düzeltmenin yapılacağı, dava açılması halinde davanın
açıldığı mahkemenin ismi ile dava dosya numarasının bildirilmesi gerektiği hususlarına da yer
verilir.
Ayrıca, bu tarihten sonra taĢınmazı iktisap edecek üçüncü kiĢilerin iyi niyet iddialarının
önlenmesi için, düzeltmeden etkilenen parsellerin tescilli oldukları tapu kütük sayfalarının beyanlar
hanesine "Kadastro Kanununun 41 inci maddesine göre düzeltme vardır." Ģeklinde belirtme
yapılması için tapu müdürlüğüne bilgi verilir.
Tapu müdürlüğünce bu yazı yevmiyeye kaydedilmek suretiyle kayıtlarında gerekli belirtme
yapılır.
Tebliğ tarihinden itibaren 30 günlük süre içerisinde düzeltmenin kaldırılması için dava
açılmadığı takdirde, üç nüsha tescil bildirimi düzenlenerek, bu tescil bildirimi ile birlikte
düzeltmeye iliĢkin rapor, kroki ve ekleri bir yazıya eklenmek suretiyle (Bu yazıda, düzeltme
106
kararının ilgililerine tebliğ edildiği ve süresi içersinde dava açılmadığından düzeltmenin kesinleĢtiği
de belirtilir.) tapu müdürlüğüne gönderilir.
Tapu müdürlüğünce; kadastro müdürlüğünden gelen yazı yevmiye defterine kaydedilmek
suretiyle, tapu kayıtları üzerinde gerekli düzeltme iĢlemi yapılır. Yine aynı yevmiye ile, daha önce
kaydın beyanlar hanesinde yapılmıĢ olan "Kadastro Kanununun 41 inci maddesine göre düzeltme
vardır." belirtmesi terkin edilir. Bu düzeltmeden dolayı harç tahsil edilmez.
Düzeltmeler yapıldıktan sonra tescil bildirimlerinin iki nüshası kadastro müdürlüğüne
gönderilir. Kadastro müdürlüğünce de fen klasöründe ve paftasında gerekli düzeltmeler yapılır.
3402 sayılı Kadastro Kanununun 41 inci maddesi kapsamında yapılacak düzeltmeler, aynı
Kanunun 12 nci maddesinde belirtilen 10 yıllık hak düĢürücü tabi olmadığından, tapu
müdürlüklerince bu konuda ayrıca bir araĢtırma yapılmaya gerek bulunmamaktadır.
Hataların düzeltilmesi amacıyla yapılan değiĢiklikler için belediye encümeni veya il idare
kurulu kararı aranmasına gerek bulunmamaktadır.
Dava açılması halinde; dava dosya numarası ve davanın açıldığı mahkemenin ismi ilgili
parsellere ait tapu kütüğü sayfasının beyanlar hanesine yazılır ve konu ile ilgili belgelerin tasdikli
birer örnekleri davanın görülmekte olduğu mahkemeye gönderilir. Bu durumda, düzeltme iĢlemi
dava sonuçlanıncaya kadar bekletilir.
TAPU SĠCĠLĠNDEKĠ HATALARIN DÜZELTĠLMESĠ
Tapu sicili üzerinde yapılmıĢ hataların düzeltilmesine iliĢkin olarak 1458 sayılı genelge
gereğince iĢlem yapılmakta iken, 17.08.2013 tarih ve 28738 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan
Tapu Sicili Tüzüğü ile yeni uygulamalar getirilmiĢtir.
Tapu Sicili Tüzüğünün 74. maddesi ile ana ve yardımcı siciller üzerindeki düzeltmelerin ne
Ģekilde yapılacağı belirtilmiĢ,
75. maddesinin 1. fıkrasında kadastro çalıĢmalarından kaynaklanan malikin veya hak
sahibinin adı, soyadı ve baba adına iliĢkin tapu kütüğündeki hataların düzeltilmesine iliĢkin
yöntemler belirlenmiĢ, 2. fıkrasında ise zeminde inceleme iĢleminin nasıl yapılacağı belirtilmiĢtir.
Yine aynı maddenin 3. fıkrasında tapu sicilindeki bilgilerin güncellenmesi ve eksikliklerin
giderilmesinde de bu yöntemlerin kullanılabileceği,
4. fıkrasında ise kayıt düzeltmeleri için müdürlüklere baĢvuru yapılmasının zorunlu olduğu
belirtilmiĢtir.
Bu kapsamda TKGM‘ce 1458 sayılı genelgenin yerine 2014/3 nolu genelge düzenlenmiĢtir.
Kadastro tespitine konu kimlik bilgilerine iliĢkin kadastro çalıĢmalarından kaynaklanan hata
ve eksikliklerin giderilmesine iliĢkin yöntemlerin, Tapu Sicili Tüzüğünün 74. Maddesinin 3.
fıkrasına göre ilgililerince sunulan veya baĢka idarelerce düzenlenen belgelerde kimlik tespitine
esas yeterli veri bulunmaması ve ilgili madde kapsamında eksikliğin giderilememesi halinde
kıyasen uygulanması imkanı bulunmaktadır.
Kimlik bilgilerine iliĢkin kadastro çalıĢmalarından kaynaklanan hata ve
eksikliklerin giderilmesi;
Kapsamı
Bu bölümde, kadastro çalıĢmaları sonucu hak sahibi olmuĢ gerçek kiĢilerin adı, soyadı ve
baba adı ile diğer kimlik bilgileri ve tüzel kiĢilerin ünvan ve diğer tanıtıcı bilgilerindeki hata ve
eksikliklerin giderilmesine iliĢkin usul ve esasların düzenlenmesi amaçlanmaktadır.
TaĢınmazların kayıt altına alınarak hak sahiplerinin belirlenmesine iliĢkin Tapu ve Kadastro
Genel Müdürlüğü tarafından yapılan tüm çalıĢmalar 2014/3 nolu genelge özelinde kadastro
çalıĢması olarak değerlendirilir.
Kadastro veya tapulama mahkemeleri tarafından taĢınmazın tespit gibi tesciline karar
verilmesi nedeniyle hükmen tescil edilmiĢ kayıtlar üzerindeki hatalar ve eksiklikler de kadastro
çalıĢmalarından kaynaklanmıĢ olarak değerlendirilir. Bu mahkemelerce verilen kararlarda kadastro
veya tapulama tespitinden farklı hüküm oluĢturulması ile baĢka mahkemeler tarafından verilen
kararlar gereği tescil edilen kayıtların düzeltilmesi 2014/3 nolu genelge kapsamı dıĢında
değerlendirilecektir.
107
Düzeltme iĢlemi, kadastro tespitinin yerinde olup olmadığı, gerçek hak sahibinin veya
taĢınmazın el değiĢtirip değiĢtirmediğinin tespit edilmesine yönelik olmayıp, kadastro tespiti ile hak
sahibi olan kiĢilerin kimlik bilgilerinin tespit edilmesi amacını taĢımaktadır.
2) Takip Edilecek Yöntem
Tapu müdürlüğü tarafından, kadastro çalıĢmalarından kaynaklanan, hak sahibinin kimlik
bilgilerine iliĢkin hataların düzeltilmesi ve eksikliklerin giderilmesine iliĢkin istemin gerçek hak
sahibi tarafından yapıldığının tespit edilebilmesi için öncelikle Tapu Sicili Tüzüğünün 75.
maddesinin 1. fıkrasına göre iĢlem yapılması gerekmektedir. Bu anlamda kayda dayalı tespitlerde
varsa dayanağı kayıt ve belgeler ile senetsizden tespitlerde tutanağın edinme nedeni, nüfus kayıt
örneği ve ilmühaber incelenmeli, bunun yanında ilgili kurumlarla yazıĢmalar yapılarak alınan
cevaplar değerlendirilmelidir. Bu belgelerin incelenmesi sonucunda istemin gerçek hak sahibinden
geldiğinin anlaĢılamaması halinde; istemde bulunandan, taĢınmaz hakkında bilgi sahibi olabilecek
kiĢilerin ve varsa tespit bilirkiĢilerinin tanıklıklarına baĢvurulmak üzere tapu müdürlüğüne
getirilmeleri istenilecektir.
Ġlmühaber veya benzeri belge sunulamaması, tanık veya tespit bilirkiĢilerinin tapu
müdürlüğüne gelmelerinin sağlanamaması veya sunulan belgeler ile varsa tespit bilirkiĢileri ve
tanıkların ifadelerinden istemde bulunanın gerçek hak sahibi olduğu kanaatine varılamaması
durumunda istem sahiplerinin de talebi halinde zeminde inceleme yapılması kadastro
müdürlüğünden/biriminden talep edilecektir.
Tapu müdürlüğü tarafından, zeminde inceleme yapılmasına iliĢkin talepte bulunulmadan önce
ilgili kurumlarla yazıĢma yapılmıĢ, nüfus kayıtları, yazıĢmalar ve varsa ilmühaberler incelenmiĢ,
tanıklık yapmak isteyenler dinlenmiĢ ve tanıkların ifadeleri yazılı hale getirilmiĢ olacaktır.
Bu iĢlemler yerine getirilmeden zeminde inceleme ile ilgili kadastro müdürlüğüne yapılan
talepler herhangi bir iĢlem yapılmaksızın tapu müdürlüğüne iade edilecektir.
3) ĠĢlemin Mali Yönü
Yapılan inceleme sonucu malik veya hak sahibinin gerçek kiĢiler için adı, soyadı veya baba
adının, tüzel kiĢiler için ünvanının gerçek durumu yansıtmadığının anlaĢılması halinde, tapu
kütüğünde düzeltme iĢlemi yapılması gerekmektedir. Bu düzeltme iĢlemi için 492 Sayılı Harçlar
Kanunun 4 sayılı tarifesinin 13/c maddesinde belirtilen tapu harcı ile döner sermaye ücreti tahsil
edilecektir.
Hatanın, ilgililerin kusuru olmaksın idaremiz tarafından yapıldığının anlaĢılması halinde tapu
harcı ve döner sermaye ücreti aranmaksızın düzeltme iĢleminin yapılması gerekmektedir.
Tapu kütüğü üzerinde tescile tabi olmayan kimlik bilgileri ile tanıtıcı bilgilerin
düzeltilmesinden tapu harcı ve döner sermaye ücreti tahsil edilmeyecektir.
B) Zeminde Ġnceleme
1) ĠĢlemin Tanımı ve Ġstem
Tapu Sicili Tüzüğünün 75. maddesinin 2. fıkrasında "Zeminde inceleme, kadastro
müdürlüğü teknik personeli ile birlikte yapılır ve inceleme neticesinde teknik rapor düzenlenir.
Zeminde incelemede, komĢu parsel malikleri, muhtar ve diğer ilgililer dinlenir; vergi kaydı ve
diğer her türlü belgeden yararlanılır." denilerek zeminde inceleme iĢlemi genel hatları ile
tanımlanmıĢtır.
Zeminde inceleme; tapu sicilinde kayıtlı kiĢi ile hak sahibi olduğu iddia edilen kiĢinin aynı
kiĢi olduğunun tespit edilmesi amacıyla tapu müdürlüğüne yapılan baĢvuru sonrası, kadastro
müdürlüğü/birimi personeli tarafından zemininde taĢınmazın gösterilmesi, tanık ve bilirkiĢilerin
ifadelerinin alınması, teknik rapor düzenlenmesi, inceleme komisyonu tarafından değerlendirilmesi,
düzeltme kanaatine varılması halinde ilan edilmesi ve olası itirazların değerlendirilerek sonucunun
tapu müdürlüğüne bildirilmesi aĢamalarından oluĢan iĢlemdir.
Tapu müdürlüğünce, zeminde inceleme yapılması gerekli görülen her bir taĢınmaz için iki
nüsha Zeminde Ġnceleme Ġstek Formu (EK-1) düzenlenir. TaĢınmazların tapu kaydı ve edinimine
iliĢkin belgelerin (kadastro veya tapulama tutanağı ve dayanak belgeleri, komisyon kararı,
mahkeme kararı ve dosyaları vb.) onaylı örnekleriyle, baĢvuru belgesi ve istem sahibinin sunduğu
108
diğer belgeler ile yazıĢmaların asılları veya onaylı örnekleri Zeminde Ġnceleme Ġstek Formuna
eklenerek bir nüshası ilgili kadastro müdürlüğüne/birimine gönderilir.
Kadastro müdürü/birim sorumlusu, zeminde incelemenin mümkün olan en kısa sürede
tamamlanmasını sağlayacak önlemleri alır.
Ġlgilisince iĢin takip edilmemesi nedeniyle 30 gün içinde taĢınmaza yönelik zeminde inceleme
yapılamaz ise bütün belgeler tapu müdürlüğüne iade edilir.
2) Zeminde Ġnceleme Ekibi ve Görevleri
Kadastro müdürü/birim sorumlusu, zeminde inceleme ekibi için en az iki teknik personel
görevlendirir. Zeminde Ġnceleme Ġstek Formunun örneği ile ilgili belgeleri zeminde inceleme
ekibine teslim eder.
Zeminde inceleme ekibi gerekli ön hazırlığı yaparak, belirlenen gün ve saatte istemde bulunan
tarafından sağlanacak araçla taĢınmazın/taĢınmazların bulunduğu zemine gider.
TaĢınmaz/taĢınmazlar zeminde inceleme ekibi tarafından zemininde gösterilir. Ġstemde
bulunan, muhtar, varsa tespit bilirkiĢileri, komĢu parsel malikleri, kullanıcıları ile baĢkaca beyanda
bulunmak isteyenlerin ifadeleri okunaklı el yazısı veya bilgisayar ile yazılmıĢ tek nüsha
düzenlenecek Zeminde Ġnceleme Tutanağı ile yazılı hale getirilerek kendilerine okutulmak suretiyle
imzalatılır. Ġmza atamayanların ifadeleri tanıklar huzurunda alınarak yazılı hale getirilir, tanıkların
imzaları da Zeminde Ġnceleme Tutanağının uygun bir yerine durum açıklanarak alınır. Zeminde
Ġnceleme Tutanağı her taĢınmaz için ayrı düzenlenir.
Zeminde Ġnceleme Tutanağında, taĢınmazın inceleme sırasındaki kullanım durumu, varsa
üzerindeki yapılar ile yapıların kimler tarafından yapıldığı, halen kimlerin kullanımında olduğu gibi
konular açıklanarak mevcut durum belirtilir.
TaĢınmazın zeminde incelemesinin yapılması ve ilgililerin ifadelerinin tutanağa
geçirilmesinin ardından baĢkaca bilgi ve tanıklığına baĢvurulacak kimse kalmadığı ve ifadelerin
doğru ve eksiksiz olarak tutanağa geçirildiği tutanağın altına devam eden satıra boĢluk bırakılmadan
yazılır. Tutanak yazının bittiği yerde boĢluk bırakılmaksızın hazırda bulunanlar ve zeminde
inceleme ekibi tarafından sayfa numaraları verilerek imzalanır ve bu tutanakta silinti veya kazıntı
yapılamaz.
Zeminde inceleme ekibi tarafından, Zeminde Ġnceleme Tutanağının yanı sıra Zeminde
Ġnceleme Ġstek Formu ekinde gönderilen belgelerden de yararlanılarak Teknik Rapor düzenlenir.
Zeminde inceleme ekibinin istemde bulunan kiĢinin tescilli hak sahibi olup olmadığı veya bu
konuda kanaate varmaya yeterli bilgiye ulaĢılamadığı yönündeki kanaati, tereddüde yer vermeyecek
Ģekilde açıkça Teknik Raporda belirtilir. Zeminde inceleme ekibi tarafından ortak kanaate
varılamaması halinde, ayrık kanaati bulunanlar, kanaatlerini gerekçeleri ile birlikte Teknik Raporda
belirtirler.
Zeminde yapılan incelemede her taĢınmaz için ayrı Teknik Rapor düzenlenmesi asıl olup,
gerekli hallerde birden fazla taĢınmaz için tek bir Teknik Rapor düzenlenebilir.
Zeminde inceleme ekibi, düzenlediği Zeminde Ġnceleme Tutanağı ve Teknik Rapor ile birlikte
Zeminde Ġnceleme Ġstek Formuna ekli belgeleri eksiksiz olarak kadastro müdürüne/birim
sorumlusuna sunar.
3) Ġnceleme Komisyonu ve Görevleri
Kadastro müdürü/birim sorumlusu, zeminde inceleme ekibi tarafından yapılan çalıĢmayı ve
sunulan belgeleri incelemek ve değerlendirmek üzere iĢin niteliğini göz önüne alarak uygun
ünvanlarda üç kiĢiden oluĢan bir Ġnceleme Komisyonu görevlendirir. Kadastro müdürü/birim
sorumlusu, inceleme komisyonuna baĢkanlık edebileceği gibi baĢkanlık için de görevlendirme
yapabilir. Ġnceleme komisyonu, Zeminde Ġnceleme Ġstek Formu ve ekleri ile Zeminde Ġnceleme
Tutanağı ve Teknik Raporu, yapılan çalıĢmanın yeterliliği ve varılan kanaatin uygunluğu açısından
inceler. Ġnceleme sonucunda yapılan çalıĢmaya aykırı rapor veya eksiklik tespit edilmesi
durumunda, bu aykırılık veya eksiklik, zeminde inceleme ekibince yeni belge düzenlenmek
suretiyle giderilir.
Ġnceleme komisyonu; zeminde inceleme ekibince yapılan çalıĢmanın gerekiyorsa
düzeltilmesini sağladıktan sonra yapılan çalıĢmada herhangi bir aykırılık veya eksiklik
109
bulunmadığına dair Ġnceleme Komisyonu Raporu düzenler. Teknik raporda ayrık kanaat bulunması
durumunda, konu Ġnceleme Komisyonu tarafından değerlendirilerek somut olaya iliĢkin nihai karar
verilir. Ġnceleme komisyonu kararlarını oy çokluğu ile alabilir.
Teknik Raporda, istemde bulunan kiĢinin tescilli hak sahibi olmadığı veya bu konuda kanaate
varmaya yeterli bilgiye ulaĢılamadığı yönündeki kanaatin Ġnceleme Komisyonu Raporuyla uygun
görülmesi halinde, Zemin Ġnceleme Ġstek Formuna ekli belgeler ile çalıĢma sonucu düzenlenen
belgelerin asılları kadastro müdürlüğünce/birimince tapu müdürlüğüne gönderilir.
4) Bilgilendirme Ġlanı
Ġnceleme Komisyonu raporuyla uygun görülen Teknik Raporda, kimlik bilgilerindeki
eksikliklerinin giderilmesi ve/veya hataların düzeltilmesi yönünde tespit yapılmıĢsa, 2014/3 nolu
genelge eki Bilgilendirme Duyuru Cetveli doldurularak kadastro müdürlüğünce/birimince
bilgilendirme amacı ile askı suretiyle ilan edilir.
Bilgilendirme Duyuru Cetvelinde taĢınmazın ili, ilçesi, mahallesi/köyü, mevkii/sokak,
adası, parseli, cinsi, yüzölçümü ile malikin veya hak sahibinin kayıtlı ve yeni adı, soyadı, baba adı,
hissesi, doğum yılı ve Türkiye Cumhuriyeti kimlik numarasının ilk üç ve son dört rakamına yer
verilir. Düzeltmeye konu olan hak sahibinin tüzel kiĢi olması halinde kayıtlı olan ve düzeltme
sonrası oluĢacak tam ünvanı ile diğer tanıtıcı bilgilerine Bilgilendirme Duyuru Cetvelinde yer
verilir.
Düzenlenen Bilgilendirme Duyuru Cetveli, kadastro müdürlüğü/birimi, tapu müdürlüğü,
muhtarlık ve varsa belediyede 15 gün süre ile asılmak suretiyle ilan edilir. Ġlanın yapıldığı hususu
Bilgilendirme Duyuru Cetveli üzerinde belirtilerek imzalanır. Ġlan edilen düzeltme iĢlemine karĢı
ilgili kadastro müdürlüğüne/birimine, bilgilendirme ilanı süresi içerisinde itiraz edilebilir.
Yapılacak itirazların herhangi bir belgeye dayanması gerekmediği gibi, hak iddiasında
bulunmayan kimselerin itirazları da değerlendirilir. Malikin veya hak sahibinin kimlik bilgilerine
iliĢkin olmayan, hak sahipliği iddiası ile yapılan itirazlar reddedilir.
Ġlan süresi içerisinde yapılan itirazlar, Ġnceleme Komisyonu tarafından ilan süresinin
bitiminden itibaren en geç 15 gün içinde değerlendirilerek karara bağlanır. Ġtiraz edenler ile talep
sahiplerine komisyon kararında varılan kanaat yazılı olarak bildirilir. Ġnceleme Komisyonu Kararına
karĢı
birimlerimize
itiraz
edilemez.
Bilgilendirme
ilanı
sonucunda
kadastro
müdürlüğünce/birimince, Zeminde Ġnceleme Ġstek Formuna ekli belgeler, çalıĢma sonucu
düzenlenen belgeler ile varsa itirazların değerlendirilmesi sonucunda düzenlenen Ġnceleme
Komisyonu Kararı tapu müdürlüğüne gönderilir.
5) Zeminde Ġncelemenin Değerlendirilmesi
Tapu müdürü, zeminde inceleme sonucunda varılan kanaate uymamasını haklı kılan bir
nedene dayanmadığı sürece, Ġnceleme Komisyonu Raporuyla uygun görülen Teknik Rapora veya
varsa Ġnceleme Komisyonu Kararına uygun iĢlem yapar. Değerlendirme sonucu talebin
karĢılanamayacağı kanaati oluĢursa istem sahibine bilgi verilir.
Tapu müdürlüğü tarafından zeminde inceleme yapacak kadastro müdürlüğü personelinin
tam ve doğru olarak bilgilendirilmesi ve yapılacak iĢlemle ilgili gerek duyulduğu her aĢamada
kolaylık sağlanması gerekmektedir.
6) Zeminde Ġncelemenin Mali Yönü
Kadastro müdürlüğü/birimi personelinin zemine gidebilmesi için gerekli araç istemde
bulunan kiĢi tarafından sağlanır. Zeminde inceleme için döner sermaye ücreti tahsil edilir.
110
Zeminde inceleme ile görevli personele arazide çalıĢtığı günlere yönelik olarak her yıl Bütçe
Kanunu ile belirlenen gündelik ücret ve buna bağlı diğer ödemeler yapılır.
TaĢınmazın Yüzölçümü veya Niteliğinde Yazım Hatasından Kaynaklanan Hataların
Düzeltilmesi
ĠĢlemin Tanımı ve Yöntemi
TaĢınmazın yüzölçümü veya niteliğinin belgesine ve haritasına aykırı olarak hatalı tescil
edildiğinin ilgilisinin baĢvurusu üzerine veya iĢlem sırasında kadastro müdürlüğünce/birimince
tespit edilmesi halinde, kadastro müdürlüğü/birimi tarafından düzeltme, üç nüsha düzenlenecek
tescil bildiriminde gösterilerek tapu müdürlüğüne gönderilir. Bu madde kapsamında yüzölçümleri
ile ilgili hataların düzeltilmesinde, kadastro müdürlüğü/birimi teknik personelince, parselin
yüzölçümü ve pafta-zemin uygunluğu incelenir, bu incelemede parselin edinimine, kayıt miktarına
göre veya belgesiz olarak miktar üzerinden edinilip edinilmediğine bakılarak düzeltme konusunun
kadastro mevzuatının ilgili diğer hükümleri kapsamında kalıp kalmadığı belirlenir. Bu inceleme
sonucunda tespit edilen yüzölçüm hatasının belgesine ve haritasına aykırı olarak yazım hatasından
kaynaklı bir hata olduğu tespit edilirse bu Genelge kapsamında iĢlem yapılır. Hata, sayısallaĢtırma
mevzuatınca iĢlem sırasında tespit edilmiĢ ise sayısallaĢtırma mevzuatınca iĢlem yapılır. Kadastro
müdürlüğünce/birimince gerek belgesine ve haritasına aykırı olarak yazım hatasından kaynaklı
hatalı tescil edilmiĢ yüzölçümlerine yönelik inceleme sonucunda gerekse belgesine ve haritasına
aykırı olarak yazım hatasından kaynaklı hatalı tescil edilmiĢ taĢınmazın niteliğinin incelenmesi
sonucunda bu Genelge kapsamında yapılacak düzeltmelerde düzenlenecek Onaylı Rapor'un tescil
bildirimine eklenmesi gerekmektedir.
Bu madde kapsamında tespit edilen hatalarla ilgili, kadastro müdürlüğünün bildirimi üzerine
taĢınmazın kaydında gerekli belirtme yapılır, konuya iliĢkin ilgilisinin muvafakatı sağlanamaz ise
Tapu Sicili Tüzüğü'nün 74. maddesinin 4. fıkrası gereğince iĢlem yapılır.
Tapu müdürü, tescil bildirimine uygun olarak düzenlenen istem belgesinin hak sahiplerince
imzalanmasının ardından yevmiye almak suretiyle düzeltmeyi yapar. Yapılan düzeltmeyle ilgili
belirtme de usulünce terkin edilir. Düzeltme sonrası kadastro müdürlüğüne tescil bildiriminin iki
nüshası gönderilir. Kadastro müdürlüğünce/birimince bu tescil bildirimleriyle ilgili ve gerektiğinde
fen klasörleri üzerinde gerekli iĢlem yapılır.
2) ĠĢlemin Mali Yönü
2014/3 nolu genelge kapsamında taĢınmazın niteliği ve/veya yüzölçümüne iliĢkin düzeltme
iĢlemlerinden tapu ve kadastro müdürlükleri tarafından herhangi bir harç veya döner sermaye ücreti
alınmaz.
D)TAPU VE KADASTRO
DÜZELTĠLMESĠ
1) Veri Düzeltmenin Kapsamı
BĠLGĠ
SĠSTEMĠ
(TAKBĠS)
VERĠLERĠNĠN
Veri düzeltme; TAKBĠS üzerindeki kayıtların, tapu kütüğü, kat mülkiyeti kütüğü, aziller
sicili ve yevmiye defterindeki tescile ve dayanak belgesine uygun hale getirilmesi iĢlemidir.
Tapu Sicili Tüzüğünün 12. maddesine göre; tapu kayıtlarının elektronik ortamda tutulmaya
baĢlandığı tarihten sonra ana ve yardımcı siciller TAKBĠS içerisinde saklanıp yönetilir ve bu
kayıtlar sicilde esas alınır. Bu nedenle salt elektronik ortamda tutulmaya baĢlanan siciller üzerinde
yapılacak düzeltmeler veri düzeltme Ģeklinde yapılamaz. Bu kapsamdaki düzeltmeler Tapu Sicili
Tüzüğünün 74. maddesine göre yapılır.
111
ĠĢlemin Hazırlanması ve Kontrolü
Tapu kütüğü, kat mülkiyeti kütüğü, aziller sicili veya yevmiye defterindeki tescilin doğru
olmasına rağmen TAKBĠS kayıtlarının hatalı olduğunun tespit edilmesi veya dayanak belgelerinde
yer alan bilgiler ile TAKBĠS kayıtlarının örtüĢmemesi halinde, tapu müdürü veya yetkili müdür
yardımcısı tarafından TAKBĠS verilerinin düzeltilmesi için iĢlem yapmaya yetkili bir personel
görevlendirilir.
Görevli personel tarafından tescil ile TAKBĠS kayıtları arasındaki farklılığın nedeni ve
tescilin gerçek durumu yansıtıp yansıtmadığı konuları dayanak belgelerinden de yararlanılarak
araĢtırılır. Tapu kütüğündeki tescilin dayanak belgesine uygun olduğunun anlaĢılabilmesi halinde
veri düzeltme iĢlemi TAKBĠS üzerinden hazırlanır. Tapu müdürü veya yetkili müdür yardımcısı
tarafından tescil ve dayanak belgeleri ile birlikte kontrol edildikten sonra iĢlem TAKBĠS üzerinde
sonuçlandırılır.
3) Kayıtların Saklanması
Veri düzeltme iĢlemine iliĢkin log kayıtları TAKBĠS üzerinde saklanır. Tapu müdürlüklerinde
veri düzeltme iĢlemi ile ilgili yazılı bir belge üretilmez.
YARGILAMA GĠDERLERĠ, KADASTRO HARCI VE TAHAKKUKU (Madde 36)
3402 Sayılı Kadastro Kanununun 36 ncı maddesi; kadastrosu yapılan taĢınmazlara emlak
vergisi son beyan dönemi esas alınarak, 492 Sayılı Harçlar Kanununa ekli (4) sayılı tarifede
gösterilen oranlarda, kadastro harcı tahakkuk ettirileceği, emlak vergisi beyan değeri belli olmayan
taĢınmazlara ise kadastro ve dava harcı ile yargılama giderlerine esas olmak üzere kadastro
komisyonunca kıymet takdir edileceği hükmüne amirdir.
492 Sayılı Kanuna Ekli (4) Sayılı Tarifeye Göre, Kadastro Tabi Tutulan TaĢınmazlara;
a) Tapuda murisi veya kendisi adına kayıtlı olup da tespitte hazır bulunanlara ait
taĢınmazların kadastrolanmasında (Binde 6,83),
b) Tapuda muris veya kendisi adına kayıtlı olup da tespitte hazır bulunmayanlara ait
taĢınmazların kadastrolanmasında (Binde 11,38),
c) Senetsiz taĢınmaz malların zilyedi adına kadastrolanmasında, tespitte hazır bulunanlardan
(Binde 9.10),
d) Senetsiz taĢınmazların zilyedi adına kadastrolanmasında, tespitte hazır bulunmayanlardan
(Binde 13.66),
Oranlarında kadastro harcı tahakkuk ettirilir.
Bu oranlara göre tahakkuk ettirilecek kadastro harçları, her mali yılı baĢında Bakanlar
Kurulunca belirlenecek asgari miktarlardan az ise bu miktar üzerinden tahakkuk yapılır. (2014 Mali
yılı için alınacak en az harç miktarı 14,40 TL’dir.)
Yukarıda belirtildiği gibi, kadastro harçları taĢınmazların tapulu veya tapusuz oluĢlarına,
malik veya zilyetlerinin tespitte hazır bulunup bulunmama durumlarına göre değiĢik oranlarda
tahakkuk ettirilmekte ve bu harçların tahakkukunda da, en son emlak vergi beyan döneminde
ilgililerince beyan edilen değerler matrah olarak kabul edilmektedir.
Buna göre, kadastroya tabi tutulan taĢınmazlar için askı ilanına alınacağı yıla ait emlak vergisi
beyan değerleri, harca esas matrah olarak kabul edilecek ve yukarıda belirtilen oranlarda kadastro
harcı tahakkuk ettirilecektir.
Teknisyenlerce yapılacak araĢtırmaya rağmen, son beyan dönemi için emlak vergisi
beyannamesi verilmediği veya hisseli olup da bir kısım hissedarlarca beyanda bulunulmadığı tespit
edilen taĢınmazlara yada beyanname verilmiĢ olmasına rağmen beyan döneminden sonra vasfı
değiĢtirilen (arsa veya tarla iken üzerine ev yaptırılması gibi) taĢınmazlara rastlanılması halinde,
112
bunların her adadaki çalıĢmaların bitiminde ada ve parsel numarası, mevkii ve sokak ismi,
taĢınmazın yüzölçümü ve vasfı yazılmak suretiyle bir listesi düzenlenir ve bu liste, komisyonca
kadastro harcı ve yargılama giderlerine esas olacak değerlerin belirlenmesi için kadastro müdürüne
teslim edilir.
Bu listede yazılı taĢınmazların kadastro harcı ve yargılama giderlerine esas değerleri, Emlak
Vergisi Değeri Bulunmayan TaĢınmazların Kıymetinin Takdiri Hakkında Yönetmelikte belirtilen
esaslara göre komisyonca belirlendikten sonra kadastro teknisyenlerine gönderilir. Komisyonca
belirlenen bu değerler o taĢınmazlara ait kadastro tutanaklarının ilgili sütununa iĢlenerek, 492 Sayılı
Harçlar Kanununa ekli (4) sayılı tarifede belirtilen oranlara göre kadastro harçları tahakkuk
ettirilerek tutanağın ilgili sütununa yazılır. (Madde:36 ve Yönetmelik 47/H)
SAYISALLAġTIRMA (Ek Madde 1)
3402 Sayılı Kadastro Kanununa 5304 Sayılı Kanunun 11 inci maddesi ile, ―Kadastro veya
Tapulama haritaları, arazi kontrolü yapılmak suretiyle sayısal hale getirilir. Yapılan çalıĢmaların
sonucu, 11 inci maddeye göre ilân edilir ve ilân süresi içerisinde dava açılmayan taĢınmazların
kayıtlarında gerekli düzeltme yapılır.‖ hükmü getirilmiĢtir.
Ülkemizde kadastro/tapulama çalıĢmaları 1912 yılından beri sürdürülmektedir. Bu tarihten
itibaren yapılan çalıĢmalar sonucu değiĢik sistemlerle paftalar oluĢturulmuĢtur. OluĢturulan bu
paftaların, coğrafi bilgi sistemleri ve ülke yatırımlarında kullanılabilmesi için, yeniden
değerlendirilmesi gerekmektedir.
Bu nedenle, kadastro veya tapulama haritalarının, arazi kontrolü yapılmak suretiyle günümüz
harita tekniğinin zorunlu kıldığı köĢe noktalarının koordinatlandırılarak sayısal hale getirilmesi ve
kadastro müdürlüklerince 3402 Sayılı Kanunun 11 inci maddesine göre ilan edilip, yapılan bu
çalıĢmaların hukuki statüye kavuĢturularak, kayıtlarında gerekli düzeltmelerin yapılmasına imkan
sağlanması amaçlandığından bu madde hükmü getirilmiĢtir.
Bu maddenin uygulanmasındaki usul ve esaslar, 24.Kasım.2006 tarihli ve 26356 sayılı Resmi
Gazete‘de yayımlanan “Kadastro Haritalarının SayısallaĢtırılması Hakkında Yönetmelik‖ ve 28
Eylül 2012 tarihli ve 28425 sayılı Resmi Gazete‘de yayımlanan ―Kadastro Haritalarının
SayısallaĢtırılması Hakkında Yönetmelikte
DeğiĢiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik‖ ve
2012/15 nolu genelgede açıklığa kavuĢturulmuĢtur.
KADASTRO ÇALIġMALARININ
KAYITLARIN DURUMU:
SONA
ERMESĠ
VE
UYGULANMAYAN
a- Uygulanmayan ve Uygulanamayan Kayıtlar Listesi; ÇalıĢma alanında kadastro ekibinin
görevi sona erdiğinde, o çalıĢma alanı kayıt defterine örneği alınan tapu kayıtları incelenerek,
tespitler sırasında uygulanamayan tapu kayıtları varsa, uygulanamayan bu kayıtların yerleri muhtar
ve bilirkiĢilerden (çalıĢma alanı için görevlendirilen 6 bilirkiĢi ile birlikte) sorulur, muhtar ve
bilirkiĢilerce bunların yerleri gösterilebiliyorsa sınırlandırma ve tespitleri yapılır. Muhtar ve
bilirkiĢilerce, uygulaması yapılmamıĢ olan bu kayıtların zeminde nereye ait olduğunun
bilinememesi durumunda, varsa kayıt maliki ve mirasçılarının bilgilerine de baĢvurulur.
Yapılan inceleme sonucunda, uygulaması yapılmamıĢ olan tapu kayıtlarının muhtar ve
bilirkiĢilerce zeminde nereyi kapsadığı bilinemiyor ve ilgililerince de zeminde yerleri
gösterilemiyorsa yada orman sınırları içerisinde kalıyorsa uygulanamayan bu kayıtların listesi
düzenlenir. Bu listeye, uygulanamayan kayıtların tarih ve numarası, mevkii, cinsi, yüzölçümü,
maliki, hudutları ve uygulanamama nedenleri yazılmak ve tarih konmak suretiyle muhtar,
bilirkiĢiler (tespitte görev alan ve almayan bilirkiĢilerin tamamı), kadastro teknisyenleri ve çalıĢma
alanında görevli tasarruf kontrol memuru tarafından imzalanır.
Bir baĢka çalıĢma alanında kalması nedeniyle uygulanmayan kayıtlar için ayrı bir liste daha
düzenlenir. Bu listeye, uygulanmayan kayıtların tarih ve numarası, mevkii, cinsi, yüzölçümü,
113
maliki, hudutları ve uygulanmama nedenleri yazılmak ve tarih konmak suretiyle, yukarıda belirtilen
görevlilerce imzalanır.
Kadastro çalıĢmaları sırasında bir baĢka çalıĢma alanı sınırı içinde kalması nedeniyle
uygulanmayan zabıt kayıtları hakkında ne Ģekilde uygulama yapılacağı, TKGM.‘ nün 05.08.2005
tarihli ve 2005/14 (1608) sayılı genelgesi ile açıklığa kavuĢturulmuĢtur.
Ayrıca, uygulanmayan veya uygulanamayan kayıtlar listesine alınan bu kayıtların tescilli
oldukları zabıt defterlerindeki kayıtlarına ve çalıĢma alanı kayıt defterindeki kayıtlarına kırmızı
mürekkepli kalemle uygulanmama veya uygulanamama nedenleri "YERĠ BĠLĠNMĠYOR,
ORMANDA KALDI, (…) ÇALIġMA ALANINDA KALDI" gibi yazılır. Uygulananlara ise
uygulandığı ada ve parsel numaraları yazılmak suretiyle revizyonu yapılır.
b- Bitim tutanağının düzenlenmesi; ÇalıĢma alanında kadastro ekibinin ve komisyonun
görevinin sona erdiği tarih itibariyle, o çalıĢma alanı sınırı içerisinde ölçülecek taĢınmaz
kalmadığına, sınırlandırma, ölçü ve tespit iĢlemlerinin tamamlandığına iliĢkin bir tutanak düzenlenir
ve bu tutanak tarih konmak suretiyle muhtar, bilirkiĢiler (tespitte görev alan ve almayan
bilirkiĢilerin tamamı), kadastro teknisyenleri ve çalıĢma alanında görevli tasarruf kontrol memuru
tarafından birlikte imzalanır.
Bu tarihten sonra taĢınmazların sınırlandırma ve tespitlerine yapılacak itirazlar komisyonca
incelenmez ve itirazda bulunan kiĢilere askı ilan süresi içerisinde kadastro mahkemesinde dava
açmaları gerektiği hususunda bilgi verilir.
ÇalıĢma alanı içinde bulunan ormanların sınırlandırma ve tespitleri tamamlandığında, çalıĢma
alanı içinde ölçülecek orman parseli kalmadığına, ormanların sınırlandırma, ölçü ve tespit
iĢlemlerinin tamamlandığına iliĢkin tutanak düzenlenerek bu tutanak sınırlandırma, ölçü ve tespit
çalıĢmalarında görevli ekipçe imzalanır.
6831 SAYILI KANUNUN 2/B MADDESĠNE GÖRE HAZĠNE ADINA ORMAN SINIRI
DIġINA ÇIKARILAN YERLERDE UYGULAMA
3402 sayılı Kanuna 5831 sayılı Kanunla eklenen Ek 4 üncü maddeyle 6831 sayılı Orman
Kanununun 20/6/1973 tarihli ve 1744 sayılı Kanunla değiĢik 2 nci maddesi ile 23/9/1983 tarihli ve
2896 sayılı, 5/6/1986 tarihli ve 3302 sayılı kanunlarla değiĢik 2 nci maddesinin (B) bendine göre
orman kadastro komisyonlarınca Hazine adına orman sınırları dıĢına çıkarılan yerlerin fiili kullanım
durumu dikkate alınmak suretiyle kadastrosu ile ifraz ve tevhit iĢlemlerinin (güncelleme)
yapılmasına imkan sağlanmıĢtır.
Bu maddenin uygulama Ģekli, TKGM‘nin 23.05.2012 tarihli ve 2012/5 nolu genelgesinde ve
03.05.2013 tarihli ve 32381507-010.07/4104 sayılı duyurusunda açıklanmıĢtır.
3402 sayılı Kanunun Ek- 4 üncü Maddesine Göre;
Kadastrosu Yapılacak Yerler
Daha önce yapılan tapulama ve kadastro çalıĢmaları sırasında, tespit dıĢı bırakılmıĢ yerler
2/B alanı içerisinde kalıyor ise, (2/B alanı tapuya tescil edilmiĢ olsun veya olmasın)
Kadastro çalıĢmaları sırasında blok halinde tapuya tescili sağlanmıĢ 2/B alanları,
Daha önce yapılan tapulama/kadastro çalıĢmaları sırasında veya mahkeme kararı ile ya da
idari yoldan Hazine adına tapuya tescil edilmiĢ olup da halen Hazinenin mülkiyetinde bulunan 2/B
alanı için de kalan taĢınmazlardan, üzerinde müstakil ve daimi hak tesis edilmemiĢ yerler,
Henüz kadastrosu tamamlanmamıĢ çalıĢma alanlarındaki 2/B alanları (Zabıt defterinde
tescilli olsun veya olmasın),
2/B alanlarında daha önce 2924 veya 3402 sayılı Kanunlara göre yapılan kullanım kadastrosu
sırasında kullanıcı tespiti yapılmamıĢ parseller.
114
Güncelleme Yapılacak Yerler
6831 sayılı Kanunun 2/B maddesi uyarınca Hazine adına orman sınırı dıĢına çıkarılıp da,
2924 yada 3402 sayılı Kanunlar uyarınca fiili kullanım durumlarına göre kadastroya tabi tutularak
tapuya tescili sağlanmıĢ yerler,
KADASTRO ÇALIġMALARINDA ĠZLENECEK YÖNTEM
Hazırlık ÇalıĢmaları;
Orman haritalarının, tutanaklarının ve diğer belgelerin temini;
Kadastro müdürlüklerince; Kadastrosu yapılmak üzere programa alınan yerlerin bulunduğu
birime ait kesinleĢmiĢ orman kadastrosu ve 2/B uygulamalarına iliĢkin orman haritaları ile orman
kadastro tutanaklarının daha önce idaremize (kadastro veya tapu müdürlüğüne) gönderilip
gönderilmediği araĢtırılır.
GönderilmemiĢ ise, mahalli orman idaresine yazı yazılarak, bunların onaylı birer örneği ile
aplikasyon çalıĢmaları sırasında yararlanılmak üzere; orman ve 2/B sınır krokileri, röper krokileri,
ölçü krokileri, ölçü değerleri, kontrol noktaları, varsa 2B sahaları ile ilgili kesinleĢmiĢ mahkeme
kararları, tahsisen geri kazanılmıĢ eylemli orman alanlarına ait belgeler ve ilgili diğer belgelerinin
gönderilmesi istenir.
Bu yazıda, çalıĢmalara baĢlama tarihi de bildirilerek, orman kadastro haritası ve tutanakların
zemine aplikasyonu ve gerektiğinde düzeltme iĢlemleri sırasında görev yapmak üzere en az bir
orman yüksek mühendisi veya orman mühendisinin görevlendirilmesi ve çalıĢmalara baĢlama
tarihinde kadastro ekibine iĢtirak ettirilmesinin sağlanması gerektiği belirtilir.
Özel Kanunlarına göre değerlendirilmesi gereken yerlerin bulunup bulunmadığının
sorulması;
Ġlgili kurum ve kuruluĢlarına (Belediye, DSĠ, Gıda, Tarım ve Hayvancılık Müdürlüğü, Çevre
ve ġehircilik Müdürlüğü gibi) yazılacak birer yazı ile kullanım kadastrosu yapılacak 2/B alanları
bildirilerek, bu alanlar içerisinde özel kanunlarına göre değerlendirilmesi gereken yerlerin bulunup
bulunmadığı sorulur, varsa, bu yerlerin sınırlarını gösteren bilgi ve belgelerin gönderilmesi veya
zeminde sınırlarının gösterilmesi istenir.
Yazıda, 15 gün içerisinde cevap verilmemesi durumunda, 5831 sayılı Yasa ile 3402 sayılı
Kadastro Kanununa eklenen Ek 4 üncü madde gereğince, özel kanunlarına göre değerlendirilecek
alan bulunmadığının kabul edilmiĢ sayılacağı belirtilir.
Kullanıcı ve muhdesat sahiplerinin bilgilendirilmesi;
6831 sayılı Kanunun 2/B maddesi uyarınca orman sınırı dıĢına çıkarılan saha içerisinde
yapılacak kadastro çalıĢmaları sırasında, 3402 sayılı Kanunun 11 inci maddesinde belirtilen askı
ilanı hariç diğer ilanlar, yasa hükmü nedeniyle yapılmamaktadır. (çalıĢma alanı ilanı) ile (ada-mevki
ilanı) yapılmamaktadır.
Ancak, kullanıcılarının ve muhdesat sahiplerinin bilgilendirilmesi ve çalıĢmalar sırasında
hazır bulunmalarının sağlanması amacıyla, kadastro çalıĢmalarına baĢlanmadan en az üç gün önce,
kadastro müdürlüğünce muhtarlıklarda bu çalıĢmalara hangi tarihte baĢlanacağı hususunda
duyurulur.
Tapu kaydı örneklerinin çıkarılması;
2/B alanları tapuya (tapu kütüğüne veya zabıt defterine) tescil edilmiĢ ise kayıt örnekleri
çıkarılır.
Aplikasyon ve düzeltme iĢlemleri ile kadastro çalıĢmalarını yapacak ekiplerin
oluĢturulması;
Kadastro çalıĢmalarını yapacak ekip; 3402 sayılı Kanunun 3 üncü maddesine göre oluĢturulur.
BilirkiĢilerin seçilmesi
Kadastro ekibinde görev alacak bilirkiĢilerin 3402 sayılı Kadastro Kanunu hükümlerine
uygun olarak seçilir.
Aplikasyon ve düzeltme çalıĢmalarını yapacak ekip; 3402 sayılı Kanunun 3 üncü maddesine
göre oluĢturulan kadastro ekibine, kadastro kontrol mühendisi ile orman iĢletme müdürlüğünce
görevlendirilecek en az bir orman yüksek mühendisi/orman mühendisinin iĢtiraki ile oluĢturulur.
115
Bu ekibe ziraat mühendisi iĢtirak ettirilmez.
Aplikasyon ve düzeltme çalıĢmaları;
5831 sayılı Kanunun 8 üncü maddesiyle, 3402 sayılı Kadastro Kanununa eklenen Ek Madde 4
ile, ―…orman ve Hazine adına orman sınırları dıĢına çıkarılan yerlerin sınır nokta ve hatları; orman
kadastro tutanakları esas alınmak suretiyle orman iĢletme müdürlüğünce görevlendirilecek en az bir
orman yüksek mühendisi ya da orman mühendisinin iĢtirak ettirildiği kadastro ekibince zemine
aplike edilir…‖ hükmü getirilmiĢtir.
Bu nedenle, aplikasyon çalıĢmaları sırasında, orman haritalarından Ģekil olarak
yararlanılmakla birlikte, orman kadastro tutanakları esas alınarak orman ve Hazine adına orman
sınırları dıĢına çıkarılan yerlerin sınır nokta ve hatlarının aplikasyonu yapılır.
Aplikasyon çalıĢmaları sırasında, orman ve Hazine adına orman sınırları dıĢına çıkarılan
yerlerin sınır nokta ve hatlarında ve bu sınır nokta ve hatlarla ilintili kadastro parsellerinde
düzeltmeyi gerektiren pafta ve zemin uyumsuzluğu tespiti edilirse, bu uyumsuzluk, aplikasyon ekibi
görevlilerince teknik mevzuatına uygun hale getirilir.
Düzeltme iĢlemleri, yapılacak kadastro çalıĢmaları ile birlikte askı ilanına alınır.
ÇalıĢma yapılacak 2/B alanlarının belirlenmesi;
Aplikasyon ve düzeltme iĢlemleri sonucu belirlenen sınırlar esas alınarak 2/B alanları
belirlenir.
Belirlenen 2/B alanı içinde kalan, tapuda gerçek ve tüzel kiĢiler adına kayıtlı taĢınmazlarda
uygulama:
Aplikasyon ve düzeltme iĢlemleri sonucu belirlenen 2/B alanları içerisinde, kadastro
(kadastro-tapulama) çalıĢmaları sonucu gerçek veya tüzel kiĢiler (Hazine hariç) adına tescili
yapılmıĢ taĢınmazlar varsa, bunların kamulaĢtırılması yapılmadan ya da yargı kararları ile iptalleri
sağlanmadan idari yoldan resen tescillerinin iptal edilmesi mümkün değildir.
Bu nedenle, 6831 sayılı Kanunun 2/B maddesine göre Hazine adına orman sınırı dıĢına
çıkarılan alanlarda, kullanıcılarının ve varsa muhdesatların belirlenmesi amacıyla yapılacak
kadastro çalıĢmaları sırasında, bu yerler, kadastrosu yapılacak 2/B alanı sınırı dıĢında bırakılır.
Diğer bir anlatımla, kullanım kadastrosuna tabi tutulmaz.
Kısmen veya tamamen 2/B alanları içinde kaldığı (aralarında mükerrerlik bulunduğu) tespit
edilen gerçek ve tüzel kiĢilere ait taĢınmazların listesi düzenlenerek daha önce mahalli maliye
kuruluĢu ile orman idaresi gönderilmemiĢse, bunların listesi düzenlenerek orman idaresine ve
maliye kuruluĢuna gönderilir. Bundan amaç ormanla ilgili mükerrerliklerde Orman Genel
Müdürlüğünce mükerrerliğin giderilmesi amacıyla dava açılması veya kamulaĢtırma yapılmasının
sağlanmasıdır.
Tapu müdürlüğünce, TKGM‘nin 2014/5 nolu genelgesi uyarınca bu parsellerin tescilli olduğu
tapu kütük sayfalarının beyanlar hanesinde ―Tamamı / .... m2 lik kısmı ormanda / 6831 sayılı
Kanunun 2/B maddesi uyarınca Hazine adına orman sınırı dıĢına çıkarılan sahada
kalmaktadır.‖ Ģeklinde belirtme yapılır.
Tapu müdürlüğünce, 2014/5 nolu genelge uyarınca bu parsellerin tescilli olduğu tapu kütük
sayfalarının beyanlar hanesinde ―Tamamı / .... m2 lik kısmı ormanda / 6831 sayılı Kanunun 2/B
maddesi uyarınca Hazine adına orman sınırı dıĢına çıkarılan sahada kalmaktadır.‖ Ģeklinde
belirtme yapılmaktadır.
Belirlenen 2/B alanı içinde kalan, tapuda Hazine adına tescilli olan taĢınmazlarda
uygulama:
Daha önce yapılan tapulama ve kadastro çalıĢmaları sırasında veya mahkeme kararı ile ya da
idari yoldan Hazine adına tapuya tescil edilmiĢ olup da halen Hazinenin mülkiyetinde bulunan
taĢınmazların, 6831 sayılı Kanunun 2/B maddesi uyarınca Hazine adına orman sınırı dıĢında
çıkarılan alan içinde kalması durumunda, öncelikle bu yerler üzerinde müstakil ve daimi hak tesis
edilip edilmemiĢ olduğu hususu araĢtırılır.
116
Üzerinde müstakil ve daimi hak tesis edilmemiĢse;
Tamamı Hazine adına orman sınırı dıĢına çıkarılan sahada kalan ve üzerinde müstakil ve
daimi ayni hak tesis edilmemiĢ olduğu tespit edilen Hazine adına tescilli taĢınmazlar için kadastro
müdürlüğünce tescil bildirimi (beyanname), kısmen 2/B sahasında kalan Hazine adına kayıtlı
taĢınmazlar için ise, ifraz beyannamesi düzenlenerek tapu müdürlüğüne gönderilir.
Tapu müdürlüğünce; tamamı 2/B sahasında kalan Hazine adına kayıtlı taĢınmazın tescilli
olduğu tapu kütük sayfalarının beyanlar hanesine, ―6831 sayılı Kanunun 2/B maddesi uyarınca
Hazine adına orman sınırı dıĢına çıkarılan sahada kalmaktadır.‖ Ģeklinde belirtme yapılmak
suretiyle tapu kütük sayfası kapatılır.
Kısmen 2/B sahasında kalanlarda ise kütük sayfası kapatılmadan, ifraz edilen kısmın
yüzölçümü, nedeni açıklanmak suretiyle parselin yüzölçümünden düĢülür.
Paftasında da buna göre gerekli değiĢiklikler yapılır.
Her iki halde, de tapu müdürlüğünce maliye kuruluĢuna bilgi verilir ve yüzölçümü değiĢikliği
yapılan parsellere ait düzenlenecek tapu senedi, bilgi yazısı ekinde gönderilir.
Bu uygulamalar sonucunda, kısmen veya tamamen Hazine adına orman sınırı dıĢına çıkarılan
sahada kaldığı tespit edilen Hazine adına tapuda kayıtlı yerler, kadastroya tabi tutulacak 2/B
alanlarına dahil edilir.
Üzerinde müstakil ve daimi hak tesis edilmiĢse;
Üzerinde müstakil ve daimi hak tesis edilmiĢ Hazine adına kayıtlı taĢınmazlar, kullanım
kadastrosu yapılacak 2/B alanına dahil edilmeyip, bunların, zemine iliĢkin tapu kütük sayfasında
"6831 sayılı Kanunun 2/B maddesi uyarınca Hazine adına orman sınırı dışına çıkarılan sahada
kalmaktadır." Ģeklinde belirtme yapılır. Bu yerler kadastroya tabi tutulmaz.
Kullanıcı ve muhdesat tespiti çalıĢmasında izlenecek yöntem;
Aplikasyon sonucu pafta zemin uyumsuzluğu bulunmadığı tespit edilen ya da düzeltme
iĢlemleri sonucu uygunluğu sağlanan 2/B alanlarının, (yukarıda kadastroya tabi tutulacağı belirtilen
Hazine adına kayıtlı yerler de dahil) 3402 sayılı Kanunun 3 üncü maddesine göre oluĢturulacak
kadastro ekibi tarafından fiili kullanım durumları dikkate alınmak suretiyle sınırlandırılarak ölçüsü
yapılır.
Sınırlandırma ve ölçüsü yapılan bu yerlerin kimlerin kullanımında bulunduğu tespit edilerek
kadastro tutanağında açıklanmakta ve tutanağın beyanlar hanesinde gösterilir.
Sınırlandırması yapılan taĢınmazlar üzerindeki tüm yapı ve tesisler ölçülerek, bunlardan;
Muhdesat niteliği taĢımayan Hazineye ait yapı ve tesisler kadastro tutanağının cinsi sütununda
gösterilerek,
Muhdesat niteliğini taĢıyanlar da ise taĢınmazın muhdesat dıĢındaki vasfı ile,
Maliye Hazinesi adına tespiti yapılır.
Muhdesatın sahibi, cinsi, ihdas tarihi ve iktisap sebebi kadastro tutanağında açıklanır ve
muhdesatın sahibi ve kullanıcı isimleri tutanağın beyanlar hanesinde gösterilir.
Aynı parsel üzerinde birden fazla muhdesat niteliğinde bina bulunması durumunda,
yatay muhdesatlarda harf verilmek suretiyle, dikey muhdesatlarda ise bağımsız bölüm numarası
yazılmak suretiyle muhdesat sahipleri kadastro tutanağının beyanlar hanesinde gösterilir.
Hazine adına orman sınırı dıĢına çıkarılan bu yerlerin zilyetlik yoluyla kazanılması mümkün
olmadığından, çalıĢmalar sırasında Ģartlar oluĢsa dahi, zilyetlik yoluyla kullanıcıları ve muhdesat
sahipleri adına tespit yapılmaz.
5831 sayılı Kanunun 5 nci maddesiyle 6831 sayılı Kanuna eklenen Ek Madde 10 uyarınca
―Bu Kanunun; 20/6/1973 tarihli ve 1744 sayılı Kanunla değiĢik 2 nci maddesi ile 23/9/1983 tarihli
ve 2896 sayılı Kanun ve 5/6/1986 tarihli ve 3302 sayılı Kanunla değiĢik 2 nci maddesinin birinci
fıkrasının (B) bendi uygulamaları ile orman sınırları dıĢına çıkarılan yerler, çıkarma iĢleminin
kesinleĢtiği tarihten itibaren kazandırıcı zamanaĢımı yolu ile iktisap edilemez.‖
Ġmar Mevzuatı:
Hazine adına orman sınırı dıĢına çıkarılan yerlerde yapılacak kadastro çalıĢmaları, 3402 sayılı
Kanunun ek-4 üncü maddesinin beĢinci fıkrası olan ―Bu madde kapsamındaki kadastro, ifraz ve
tescil iĢlemleri, 3194 sayılı Ġmar Kanunu ile 3.7.2005 tarihli ve 5403 sayılı Toprak Koruma ve
117
Arazi Kullanımı Kanunundaki kısıtlamalara tabi olmaksızın yapılır.‖ hükmü uyarınca 3194 sayılı
Ġmar Kanunu ile 5403 sayılı Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanunundaki kısıtlamalara tabi
tutulmaksızın yapılmakta iken, bu hüküm Anayasa Mahkemesinin ―12.5.2011 günlü, E.2009/24,
K. 2011/75 sayılı kararıyla iptal edildiğinden, 2012/5 nolu genelgeye göre iĢlem yapılır.
Buna göre, 2/B alanlarında; 3402 sayılı Kanunun Ek 4 üncü maddesine göre yapılacak
kadastro çalıĢmaları, ―3194 sayılı İmar Kanunu ile 03.07.2005 tarihli ve 5403 sayılı Toprak
Koruma ve Arazi Kullanımı Kanunundaki” kısıtlamalara tabi tutulması gerektiğinden, bu
çalıĢmalarda 3402 sayılı Kanunun 47/K maddesi hükmü gereğince düzenlenen ―Kadastro
ÇalıĢmalarında Taksim Sebebiyle Ayırma ve BirleĢtirmeler Hakkında Yönetmelik‖ hükümleri ile
2007/5 nolu genelge esaslarına uyulur.
“Kadastro Çalışmalarında Taksim Sebebiyle Ayırma ve Birleştirmeler Hakkında
Yönetmelik’in” 3 üncü maddesinin a/1 ve b/1 bendlerine uygunluğu tespit edilen 2/B alanları,
zemindeki fiili kullanım durumuna göre sınırlandırılıp, kullanıcı ve muhdesat belirleme iĢlemleri
yapılır.
“Kadastro Çalışmalarında Taksim Sebebiyle Ayırma ve Birleştirmeler Hakkında
Yönetmelik’in” 3 üncü maddesinin b/2 bendi kapsamında kalan 2/B alanları ise, (Yönetmeliğin 3
üncü maddesinin b/3 bendinde belirtildiği Ģekilde) belediye encümeni veya il encümeninin olumlu
kararı alınmak suretiyle zemindeki fiili kullanım durumuna göre sınırlandırılıp, kullanıcı ve
muhdesat belirleme iĢlemleri yapılır.
5403 sayılı Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanununun 8 inci maddesinde, tarım
arazilerinin, bu maddede öngörülen parsel yeter büyüklüklerinin altındaki miktarlarla parçalara
bölünmesi yasaklanmıĢ olduğundan, Kanunun yürürlüğe girdiği 19.07.2005 tarihinden sonra
zeminde parçalara ayrılmak suretiyle kullanıma baĢlanmıĢ 2/B alanlarında, Kanunun 8 inci
maddesinde öngörülen miktarların altında olmamak üzere zemindeki fiili kullanım durumuna göre
sınırlandırılıp kullanıcı ve muhdesat belirleme iĢlemleri yapılır.
Belediye encümeni veya il encümenince olumlu karar verilmeyen 2/B alanları ile 5403 sayılı
Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanununun yürürlüğe girdiği 19/07/2005 tarihinden sonra
kullanıma baĢlanılmıĢ 2/B alanlarında, Kanunun 8 inci maddesinde öngörülen miktarların altındaki
miktarlarla parçalara ayrılmak suretiyle kullanıma baĢlanılmıĢ tarım arazisi nitelikli 2/B alanlarında
ise zemindeki fiili kullanım durumuna göre sınırlandırma yapılması mümkün olmadığından, 2/B
alanlarının bir bütün olarak sınırlandırması yapılır.
Bir bütün olarak sınırlandırması yapılan 2/B alanlarında, zeminde tespit edilen fiili kullanım
sınırları, ölçü krokisinde parsel sınırı içerisinde kesik çizgiler ile gösterilerek harflendirilecek,
yüzölçümü hesaplanacak, kadastro tutanağının edinme sebebi sütununda gerekli açıklama yapılarak
bu durumdaki parseller için kullanıcı belirtmeleri, beyanlar hanesinde ―Krokisinde (….) harfi ile
gösterilen …. m2.lik kısım …/…/……. tarihinden/… yılı … ayından/…. yılından beri ……
kızı/oğlu ……… nın kullanımındadır.‖ Ģeklinde yapılacaktır. ġartlara uygun olmadığı nedeniyle
ifrazı yapılamayan ve ölçü krokisinde kesik çizgiler ile gösterilen fiili kullanım sınırları,
sınırlandırma krokisinde ve paftasında ise gösterilmez.
Anayasa Mahkemesinin sözü edilen kararından önce, 3402/Ek 4 madde kapsamında yapılan
kadastro çalıĢmaları sırasında, 3194 sayılı İmar Kanunu ile 03.07.2005 tarihli ve 5403 sayılı
Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanunundaki kısıtlamalara tabi tutulmaksızın sınırlandırma,
ölçü ve kullanıcı/muhdesat belirleme iĢlemleri tamamlanıp henüz askı ilanına alınmamıĢ çalıĢma
alanında bulunan 2/B parsellerinin kadastro tutanakları kadastro komisyonuna intikal ettirilmesi ve
yukarıdaki açıklamalara göre iĢlem yapılması sağlanır.
2/B parselinden eylemli orman alanı olarak ayrılması ve ana orman parseline dahil edilmesine
yönelik talepler, sözü edilen kısıtlamalara tabi tutulmaksızın karĢılanır.
Belirtme Konulması:
Bu çalıĢmalar sırasında kadastro tutanaklarının beyanlar hanesinde, uygulanan tapu
kayıtlarında ki mevcut belirtmelerin dıĢında;
Kullanıcısı varsa, 31.12.2011 tarihinden önce kim/kimlerin kullanımında bulunduğu,
118
( 31/12/2011 tarihinden önce olmak suretiyle “ …/…/…… tarihinden/… yılı … ayından/….
yılından beri …… kızı/oğlu ……… nın kullanımındadır.” gibi)
Üzerinde muhdesat varsa, 31.12.2011 tarihinden önce muhdesatın kim/kimlere ait olduğu,
Özel Kanunlarına göre değerlendirilmesi gereken yerler varsa, bunların niteliği ve taĢınmazın
tamamını mı yoksa bir kısmını mı kapsadığı,
Hususlarında (bunlardan uygun olanları) ve ayrıca (mutlaka),
―6831 sayılı Kanunun 2/B maddesi uyarınca Hazine adına orman sınırı dıĢına
çıkarılmıĢtır.‖ Ģeklinde
Belirtme yapılır.
Askı Ġlanı;
ÇalıĢmalar sonuçlandığında, mahalle ve köy esasına göre askı ilan cetvelleri düzenlenir ve
Kadastro Kanununun 11 inci maddesi uyarınca 30 gün süre ile ilan edilir.
Askı ilanı;
Hazine adına orman sınırları dıĢına çıkarılan parseller için kadastro yönüyle,
Düzeltmeden etkilenen orman, 2/A ve kadastro parselleri için düzeltme yönüyle,
Yapılır.
Düzeltme yönüyle ilana alınan parseller için bu yönde ilana alındığı hususu askı cetvellerinde
belirtilmekte ve düzeltme yönüyle askı ilanına alınan parseller için kadastro tutanağı düzenlenmez.
Hazine adına kayıtlı olup üzerinde herhangi bir daimi ve müstakil hak tesis edilmeyen ve fiili
zemini itibariyle kesinleĢmiĢ 2/B sahası içinde kalan imar uygulamasına tabi tutulmuĢ parsellerin
dıĢ sınırlarında herhangi bir değiĢiklik yapılmadan imar parseli bütünlüğü bozulmaksızın 3402
Sayılı Kanunun Ek 4 üncü maddesi uyarınca kullanıcı/muhdesat belirlemesi kadastro suretiyle
yapılır.
Ancak, imar uygulamasından önce 2/B sahası dıĢında olmasına rağmen yapılan uygulama
sonucu dağıtım sureti ile 2/B sahası içine taĢınan Hazine taĢınmazları ile imar uygulaması
öncesinde 2/B sahası içinde kalmasına rağmen yapılan uygulama sonucunda 2/B sahası dıĢına
çıkarılan Hazine taĢınmazları ile ilgili olarak ise kadastro çalıĢması yapılmaz.
Kullanıcı Tespiti Amacıyla Kadastro Yapılmayacak Yerler
Daha önce yapılan tapulama ve kadastro çalıĢmaları sırasında, gerçek ve tüzel kiĢiler (Hazine
dıĢındaki) adına tescili yapılmıĢ yerler 2/B alanı içerisinde kalıyor ise,
Daha önce yapılan tapulama ve kadastro çalıĢmaları sırasında veya mahkeme kararı ile ya da
idari yoldan Hazine adına tapuya tescil edilmiĢ taĢınmazlardan, üzerinde müstakil ve daimi hak tesis
edilmiĢ yerler,
Tahsisen geri kazanılmıĢ eylemli orman alanları (Orman idaresince, eylemli orman haline
dönüĢen yerlerin maliye idaresinden ormana iadesinin sağlanmak suretiyle iade yazısı ve
uygulanabilir haritası ile birlikte orman olarak tescilinin talep edilmesi halinde bu yerler),
6831 sayılı Kanunun 2/B maddesi uyarınca Hazine adına orman sınırı dıĢına çıkarılan yer,
2924 ya da 3402 sayılı Kanunlar uyarınca fiili kullanım durumuna göre kadastroya tabi tutulmuĢ
ise,
Tapulama veya kadastro çalıĢmaları sırasında davalı olması nedeniyle malik tespiti
yapılmayan ya da gerçek veya tüzel kiĢiler adına tespit edilen ancak bu tespite karĢı
kadastro/tapulama mahkemelerinde açılan davalar nedeniyle kadastrosu kesinleĢtirilmeyen ve halen
davası devam eden parsellerin mülkiyeti Mahkemece belirleneceğinden, davası devam eden bu
parseller Ģayet kesinleĢen 2/B alanında kalıyor ise, bu parseller dava sonuçlanıncaya kadar,
3402 Sayılı Kanunun Ek 4 üncü maddesi kapsamında fiili kullanım durumuna göre
kadastroya tabi tutulmaz.
Diğer taraftan, tapulama veya kadastro çalıĢmaları sırasında davalı olması nedeniyle malik
tespiti yapılmayan ya da gerçek veya tüzel kiĢiler adına tespit edilen ancak bu tespite karĢı açılan
dava nedeniyle Mahkemeye intikal ettirilen parsellerin, davalarının orman lehine sonuçlanması
üzerine yapılacak 2/B uygulaması sonucunda kesinleĢen 2/B alanında kalıyor ise, bu parsellerin
kullanıcıları/muhdesatları ise, 3402 Sayılı Kanunun Ek 4 üncü maddesi kapsamında fiili kullanım
durumuna göre yapılacak kadastro suretiyle belirlenir.
119
Kadastrosu Yapılacak 2/B Alanları Ġçinde Kalan, Özel Kanunlarına Göre
Değerlendirmesi Gereken Yerlerde Uygulama:
ÇalıĢmalara baĢlamadan önce, ilgili kamu kurum ve kuruluĢlarına yazılan yazılara verilen
cevaplarda, 2/B sahası içinde özel kanunlarına göre değerlendirilmesi gereken yerler olarak
bildirilen yerlerden;
Kamu Hizmetine Tahsis Edilen Yerler;
2/B sahaları içinde okul, ibadet yeri (cami gibi) ve benzeri kamu hizmetine ayrılmıĢ yerler
varsa, bunlar ayrı bir parsel numarası altında sınırlandırılıp, zemindeki vasfı ile Hazine adına tespit
ve tescilleri yapılır.
Kamuya Terk EdilmiĢ Yerler;
2/B sahaları içinde mevcut dere ve yol gibi kamuya terk edilmiĢ yerler varsa, bunlar tescile
tabi olmadıklarından, paftasında özel iĢaretiyle gösterilir.
Kamu Orta Malı (Mera, Yaylak, KıĢlak gibi) Olarak Orman Sınırı DıĢına Çıkarılan
Yerler:
2/B alanlarının içinde, orman tahdit tutanaklarına göre orman kadastro komisyonlarınca;
mera, otlak, kıĢlak ve yaylak gibi vasıflarla orman sınırı dıĢına çıkarılmıĢ kamu orta malı nitelikli
yerler, 4342 sayılı Mera Kanununa göre tahsis amacı değiĢtirilmedikçe özel mülkiyete konu
edilemeyeceğinden, kullanıcılarının tespiti amacıyla kadastroya tabi tutulmayacak ve kamu orta
malları siciline (özel siciline) kaydedilecektir.
Bunun dıĢında, orman tahdit tutanaklarında yer almayan ancak Gıda, Tarım ve Hayvancılık
Müdürlüklerince gönderilen uygulanabilir haritaya ya da çalıĢmalar sırasında zeminde gösterilen
sınırlara göre, kısmen veya tamamen 2/B alanı içerisinde kaldığı tespit edilen kamu orta malı (mera,
yaylak, kıĢlak gibi) niteliğindeki yerler için, kadastro tutanağının beyanlar hanesinde “ Taşınmazın
tamamı/… m2 lik kısmı mera/yaylak/kışlak/umuma ait çayır/ harmanyeri/panayır/eyrek/sıvat içinde
kalmaktadır.” Ģeklinde belirtme yapılacak ve bu alanlar, sınırlandırma ve ölçü krokileri ile
paftasında gösterilecektir.
Kıyı Kenar Çizgisi Ġçinde Kalan Yerler;
3621 sayılı Kıyı Kanununun 6 ncı maddesinde, kıyılarda hiçbir yapı yapılamayacağı, 7 nci
maddesinde ise, kıyıların özel mülkiyete konu olamayacağı, Kıyı Kanununun Uygulanmasına Dair
Yönetmeliğin 10 uncu maddesinde de, kıyıda kalan özel mülkiyete konu arazilerle ilgili tapu iptal
iĢlemlerinin ilgili defterdarlıklarca yürütüleceği belirtildiğinden;
6831 sayılı Kanunun 2/B maddesi uyarınca orman sınırı dıĢına çıkarılan alanlarda yapılan
kadastro çalıĢmaları sırasında kısmen veya tamamen kıyı kenar çizgisi içinde kaldığı tespit edilen
taĢınmazlara ait kadastro tutanağında bu husus açıklanır ve tutanağın beyanlar hanesinde
“Taşınmazın tamamı/… m2 lik kısmı kıyı kenar çizgisi içinde kalmaktadır.” Ģeklinde belirtme
yapılır ve bu alanların sınırları, sınırlandırma ve ölçü krokileri ile paftasında gösterilir.
Sahil ġeridi Ġçinde Kalan Yerler;
3621 sayılı Kıyı Kanununun 8 inci maddesinde; Uygulama imar planı bulunmayan alanlardaki
sahil Ģeritlerinde, hiçbir yapı ve tesis yapılamayacağı, uygulama imar planı bulunan yerlerde ise,
duvar, çit, parmaklık, tel örgü, hendek, kazık ve benzeri engeller oluĢturulamayacağı, bu alanlarda
toplum yararına açık olmak Ģartıyla (konaklama hariç) günü birlik turizm yapı ve tesisleri
yapılabileceği hükmü yer aldığından;
6831 sayılı Kanunun 2/B maddesi uyarınca orman sınırı dıĢına çıkarılan alanlarda yapılan
kadastro çalıĢmaları sırasında kısmen veya tamamen sahil Ģeridi içinde kaldığı tespit edilen
taĢınmazlara ait kadastro tutanağında bu husus açıklanır ve tutanağın beyanlar hanesinde
“Taşınmazın tamamı/ … m2 lik kısmı sahil şeridi içinde kalmaktadır.” Ģeklinde belirtme yapılır ve
bu alanların sınırları, sınırlandırma ve ölçü krokileri ile paftasında gösterilir.
— Ġçme Suyu Temin Edilen Göl ve Barajların Su Toplama Havzasında Kalan Yerler;
Ġçme suyu temin edilen göl ve barajların mutlak koruma alanlarında, özel kanunları ve
yönetmelikleri ile tarım ve inĢaat yasağı getirildiğinden;
120
6831 sayılı Kanunun 2/B maddesi uyarınca orman sınırı dıĢına çıkarılan alanlarda, içme suyu
temin edilen göl ve barajların bulunması durumunda, öncelikle ilgili kuruluĢlardan (DSĠ ve
Belediye gibi) su toplama havzalarının mutlak koruma alanını gösterir haritası istenir ve bu
haritanın uygulanması sonucunda, kısmen veya tamamen bu saha içinde kaldığı tespit edilen
taĢınmazlara ait kadastro tutanağında bu husus açıklanır ve tutanağın beyanlar hanesinde “
Taşınmazın tamamı/ … m2 lik kısmı, …. Gölünün/Barajının su toplama havzası içinde
kalmaktadır.” Ģeklinde belirtme yapılır ve bu alanların sınırları, sınırlandırma ve ölçü krokileri ile
paftasında gösterilir.
— Kültür ve Tabiat Varlıkları ile Bunların Koruma Alanı Ġçinde Kalan Yerler;
2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanununun 11 inci maddesinde, ―Kültür ve
tabiat varlıklarını koruma bölge kurullarınca birinci grup olarak tescil ve ilan edilen kültür
varlıklarının bulunduğu taşınmazlar ile birinci ve ikinci derece arkeolojik sit alanlarındaki
taşınmazlar zilyetlik yoluyla iktisap edilemez” hükmü yer aldığından;
6831 sayılı Kanunun 2/B maddesi uyarınca orman sınırı dıĢına çıkarılan saha içerisinde
yapılan kadastro çalıĢmaları sırasında kısmen veya tamamen zilyetlikle iktisabı yasaklanmıĢ olan bu
alanlar içinde kalan taĢınmazlara ait kadastro tutanaklarında bu husus açıklanarak, tutanağın
beyanlar hanesinde, durumuna göre “Taşınmazın … m2 lik kısmında/tamamında ….. Nolu Kültür ve
Tabiat Varlıklarını Koruma Bölge Kurulunca birinci grup olarak tescil ve ilan edilen kültür varlığı
bulunmaktadır.‖ ya da “Taşınmazın … m2 lik kısmı/tamamı birinci/ikinci derece arkeolojik sit
alanında kalmaktadır.‖ Ģeklinde belirtme yapılır ve bu alanların sınırları, sınırlandırma ve ölçü
krokileri ile paftasında gösterilir.
— Ġrtifak Hakkı Tesis Edilen veya Tahsisi YapılmıĢ Olan Yerler;
6831 sayılı Kanunun 2/B maddesi uyarınca orman sınırı dıĢına çıkarılan saha içerisinde
yapılan kadastro çalıĢmaları sırasında kısmen veya tamamen, (15/Mayıs/1959 tarihli ve 7269 sayılı
Umumi Hayata Müessir Afetler Dolayısıyla Alınacak Tedbirlerle Yapılacak Yardımlara Dair
Kanun; 12/Mart/1982 tarihli ve 2634 sayılı Turizmi TeĢvik Kanunu; 24/ġubat/1984 tarihli ve 2981
sayılı Ġmar Ve Gecekondu Mevzuatına Aykırı Yapılara Uygulanacak Bazı ĠĢlemler Ve 6785 Sayılı
Ġmar Kanununun Bir Maddesinin DeğiĢtirilmesi Hakkında Kanun; 9/Ağustos/1983 tarihli ve 2872
sayılı Çevre Kanunu gibi) kanunlara istinaden tahsisi yapılmıĢ veya irtifak hakkı tesis edilmiĢ saha
içinde kaldığı tespit edilen taĢınmazlara ait kadastro tutanaklarında bu husus açıklanır ve tutanağın
beyanlar hanesinde gerekli belirtme yapılarak, bu alanların sınırları sınırlandırma ve ölçü krokileri
ile paftasında gösterilir.
--Eylemli Orman Alanına DönüĢmüĢ Yerler;
ÇalıĢma alanı içerisinde, eylemli ormana dönüĢen yerler varsa;
Orman idaresince, eylemli orman haline dönüĢen yerlerin maliye idaresinden ormana
iadesinin sağlanmak suretiyle iade yazısı ve uygulanabilir haritası ile birlikte orman olarak tescilinin
talep edilmesi halinde bu yerlerin, 3402 sayılı Kanunun Ek 4 üncü maddesi kapsamında kadastroya
tabi tutulmaksızın ve de il/belediye encümen kararı aranmaksızın, düzenlenecek tescil bildirimi ile
ana orman parseline dahil edilmesi (birleĢtirilmesi), ana orman parselinin tapuda henüz tescili
yapılmamıĢ ise bu eylemli orman alanının ―orman‖ vasfı ile tapuya tescil edilmesi,
Bu yerlerin dıĢında kalan 2/B alanlarının 3402 sayılı Kanunun Ek 4 üncü maddesi kapsamında
kadastrosunun yapılması,
3402 sayılı Kanunun Ek 4 üncü maddesine göre yapılacak çalıĢmalar sırasında mahalli orman
idaresince 15 günlük süre içerisinde eylemli orman haline gelmiĢ alanları gösterir uygulama niteliği
bulunan bir haritanın gönderilmiĢ olması ya da çalıĢmalar sırasında bu alanların sınırlarının zeminde
bizzat gösterilmesi halinde, kadastro tutanağının edinme sebebinde gerekli açıklama yapılmak
suretiyle beyanlar hanesinde ―TaĢınmazın tamamı/…m2. lik kısmı, eylemli orman haline
dönüĢmüĢtür.‖ Ģeklinde belirtme yapılması, bu alanların sınırlandırma ve ölçü krokileri ile
paftasında gösterilmesi,
3402 sayılı Kanunun Ek 4 üncü maddesine göre yapılacak çalıĢmalar sırasında kadastro
ekiplerince 2/B alanı içerisinde doğrudan ―orman‖ vasfı ile tespit yapılmaması gerekmektedir.
121
GÜNCELLEME ÇALIġMALARI
Güncelleme yapılacak 2/B alanları
Daha önce 2924 ya da 3402 sayılı Kanunlar kapsamında fiili kullanım durumuna göre
kadastroya tabi tutulan 2/B alanlarında, Maliye Bakanlığının talebi ile güncelleme çalıĢması yapılır.
Ancak, bu alanlarda daha önce (Orman ve Köy ĠliĢkileri Genel Müdürlüğünce- ORKÖY‘ce)
satıĢı yapılan 2/B parselleri varsa bunlar güncellemeye tabi tutulmaz.
Hazırlık ÇalıĢmaları;
Tapu kayıtlarının çıkarılması:
Güncelleme çalıĢması yapılacak saha içinde kalan taĢınmazlara ait tapu kayıtlarının örnekleri
liste halinde alınır.
Güncellemeyi yapacak ekibin oluĢturulması:
Bu çalıĢmaları yürütecek ekip, kadastro müdürlüğünce ihtiyaca göre yeterli sayıda
görevlendirilecek personel, maliye temsilcisi ve köy/mahalle muhtarından oluĢturulur.
Ancak, güncelleme çalıĢmaları sırasında orman haritası ile 2/B alanına komĢu kadastro
parsellerinde düzeltmeyi gereken bir hata tespit edilirse, bu hata, 3402 sayılı Kanunun 3 üncü
maddesine göre oluĢan kadastro ekibine orman yüksek mühendisi/orman mühendisi ile kadastro
kontrol mühendisi de iĢtirak ettirilmek suretiyle giderilir.
Kullanıcı ve muhdesat sahiplerinin bilgilendirilmesi;
Güncelleme çalıĢmaları sırasında 3402 sayılı Kadastro Kanununda yer alan ilanlar
yapılmayacağından, güncelleme çalıĢmalarına baĢlanmadan en az üç gün önce,
kullanıcıların/muhdesat sahiplerinin bilgilendirilmesi ve çalıĢmalar sırasında hazır bulunmalarının
sağlanması amacıyla kadastro müdürlüklerince muhtarlıklarda duyuru yapılır.
Güncelleme çalıĢmaları;
Bu çalıĢmalar sırasında, Hazine adına orman sınırları dıĢına çıkarılmıĢ ve tapuya tescili
yapılmıĢ yerlerin, zemindeki fiili kullanım durumları ve kullanıcıları ile varsa üzerindeki
muhdesatlar da bir değiĢiklik olup olmadığı belirlenir. Teknik mevzuata uygun olan veya
uygunluğu sağlanan 2/B parsellerinde yapılacak güncelleme çalıĢmaları sırasında, parsellerin daha
önce tapuya tescil edilmiĢ olduğuna bakılmaksızın kullanıcıları ile varsa üzerindeki muhdesatlar
belirlenir, aĢağıdaki açıklamalar doğrultusunda ifraz/tevhit iĢlemleri, kullanıcı/muhdesat değiĢikliği
ve tescil/terkin iĢlemleri yapılır.
Güncelleme çalıĢmaları sırasında ifraz ve tevhit iĢlemleri; 3194 sayılı Ġmar Kanunu ile
03.07.2005 tarihli ve 5403 sayılı Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanunundaki kısıtlamalara
tabi tutulması gerektiğinden, bu iĢlemler 2012/5 nolu genelgedeki açıklamalara göre (ilgililerince
ibraz edilecek il/belediye encümen kararlarına dayalı ve tarım arazilerinde gıda tarım ve
hayvancılık il/ilçe müdürlüklerinden alınacak cevaba göre) yapılır ve ifraz/ tevhit haritaları teknik
mevzuata uygun hassasiyette düzenlenir.
Anayasa Mahkemesinin sözü edilen kararından önce, 3402/Ek 4 madde kapsamında yapılan
güncelleme çalıĢmaları sırasında 3194 sayılı İmar Kanunu ile 03.07.2005 tarihli ve 5403 sayılı
Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanunundaki kısıtlamalara tabi tutulmaksızın ifraz/tevhit iĢlemi
yapılan ve tapuda henüz tescili yapılmamıĢ olan parsellerin tescil bildirimleri (beyannameleri)
kadastro müdürlüğüne iade edilecek, yukarıda belirtilen Ģartları sağlayanların ifraz/tevhit durumuna
uygun Ģekilde tapuda tescili yapılacak, sağlamayanların ise tapuda tescilli sınırları korunur.
2/B parselinden eylemli orman alanı olarak ayrılması ve ana orman parseline dahil edilmesine
yönelik talepler ise, il/belediye encümen kararı aranmadan karĢılanacaktır.
Teknik mevzuata uygun olan veya uygunluğu sağlanan 2/B alanlarında yapılacak çalıĢmalar
sırasında, ifraz veya tevhide konu taĢınmazların kim/kimlerin kullanımında bulunduğu, varsa
üzerindeki muhdesatın kim/kimlere ait olduğu tespit edilerek bu bilgileri içeren bir liste düzenlenir.
Bu çalıĢmalar sırasında, tapu kütüğünün beyanlar hanesinde yazılı kullanıcılarında, muhdesat
sahiplerinde ve sınırlarında değiĢiklik bulunmadığı tespit edilen 2/B parselleri de, düzenlenecek
listede aynen gösterilir.
122
Kullanıcı ve muhdesat değiĢikliği;
2/B parsellerini, kullanıcılarından veya muhdesat sahiplerinden devraldıkları yönünde
yapılacak taleplerde; Bu hususun, noterlikte düzenlenen ya da haricen düzenlenip muhtarlıkça
tasdik edilen bir belge ile kanıtlanması yada tapu kaydında ismi yazılı kullanıcı veya muhdesat
sahibinin talep ve muvafakatının sağlanması gerekmektedir.
Daha önce belirlenmiĢ kullanıcı veya muhdesat sahiplerinin ölü olması halinde ise, mirasçıları
ibraz edilecek veraset belgesi ile belirlenir. Mirasçıları arasında taksim yapıldığına yönelik
taleplerin ise, noterlikte düzenlenen ya da haricen düzenlenip muhtarlıkça tasdik edilen bir belge ile
kanıtlanması ya da tüm mirasçıların birlikte beyan ve talepte bulunmaları gerekmektedir.
Her iki halde de, yeni duruma uygun kullanıcı veya muhdesat belirlemesi yapılır.
Güncelleme çalıĢmaları sırasında, aynı parsel üzerinde birden fazla muhdesat niteliğinde bina
bulunduğunun tespiti durumunda, yatay muhdesatlarda harf verilmek suretiyle, dikey
muhdesatlarda ise bağımsız bölüm numarası yazılmak suretiyle muhdesat sahipleri, güncelleme
sonucu düzenlenecek listede gösterilir.
Hazine adına kayıtlı olup üzerinde herhangi bir daimi ve müstakil hak tesis edilmeyen ve fiili
zemini itibariyle kesinleĢmiĢ 2/B sahası içinde kalan imar uygulamasına tabi tutulmuĢ parsellerin
dıĢ sınırlarında herhangi bir değiĢiklik yapılmadan imar parseli bütünlüğü bozulmaksızın 3402
Sayılı Kanunun Ek 4 üncü maddesi uyarınca kullanıcı/muhdesat değiĢikliği güncelleme suretiyle
yapılır.
Ancak, imar uygulamasından önce 2/B sahası dıĢında olmasına rağmen yapılan uygulama
sonucu dağıtım sureti ile 2/B sahası içine taĢınan Hazine taĢınmazları ile imar uygulaması
öncesinde 2/B sahası içinde kalmasına rağmen yapılan uygulama sonucunda 2/B sahası dıĢına
çıkarılan Hazine taĢınmazları ile ilgili olarak ise güncelleme çalıĢması yapılmaz.
Güncelleme çalıĢmaları sırasında, daha önce tespit edilen kullanıcısının kayıttan çıkarılma
talebinde bulunması durumunda, kimlik tespiti yapıldıktan sonra ilgilisinin beyan ve imzasını içeren
tutanak düzenlenir ve bu tutanak ekip görevlilerince de imzalanır. Düzenlenecek listede halen
kullanıcısının bulunmadığı yazılır ve tapu kütüğündeki kullanıcı ismi terkin edilir.
Tescil iĢlemleri sonucunda düzenlenecek tapu senetlerinde ve kullanıcı ile muhdesat
sahiplerini gösterir liste birim bazında düzenlenerek mahalli maliye kuruluĢuna gönderilir.
Bu çalıĢmalar tamamlanarak tapuda gerekli tescil/terkin ve belirtme iĢlemleri yapıldıktan
sonra, kullanıcı veya muhdesatların devrine yönelik tapu ve kadastro müdürlüklerine yapılacak
talepler karĢılanmaz.
Daha önce kullanıcısı ve muhdesat tespiti amacıyla (3402 yada 2924 sayılı Yasalara göre)
yapılan kadastro çalıĢmaları sırasında kullanıcı ve muhdesat tespiti yapılmayan, bu kere yapılan
güncelleme çalıĢmaları sırasında kullanıcısı veya üzerinde muhdesat bulunduğu belirlenen parseller,
güncellemeye tabi tutulmaz. Bu durumdaki parseller, Merkezden ayrıca talimat beklenilmeden fiili
kullanım durumu dikkate alınmak suretiyle kadastroya tabi tutulur.
123
EŞYA HUKUKU
124
GĠRĠġ
Ayni haklar, Türk Medeni Kanununda, mülkiyet hakkına iliĢkin konuların bir sistem içinde
ele alındığı, Dördüncü Kitap olarak düzenlenen son bölümünde, 683. maddeden baĢlayarak
Kanunun sonuna kadar olan kısmında yer almıĢtır. 2002 yılı baĢından itibaren yürürlüğe giren
yenilenmiĢ Türk Medeni Kanunu toplam 1030 maddeden oluĢmakta olduğuna göre, ayni haklar
konusunda Kanunda 347 madde yer almaktadır.
Türk Medeni Kanunu‘nun değiĢtirilmeden önceki düzenlemesinde ―Ayni Haklar‖ baĢlığı
altında düzenlenen Dördüncü Kitap yeni düzenlemede EġYA HUKUKU baĢlığı altında
düzenlenerek ayni haklar kavramı burada kullanılmamıĢtır. Ancak bu kavramın önemi dikkate
alınarak, eski düzenlemede ―Mülkiyetin Gayrı Ayni Haklar‖ baĢlığı altında düzenlenmiĢ olan Ġkinci
Kısım yeni düzenlemede SINIRLI AYNĠ HAKLAR baĢlığı altında düzenlenmiĢtir. Kanun
koyucunun bunu ayni haklar kavramının etki gücüne ve önemine binaen tercih ettiği
anlaĢılmaktadır.
Eski düzenlemede olduğu gibi yeni düzenlemede de Kanun, EĢya Hukukunu üç ana bölümde
düzenlemiĢtir. Birinci Kısımda mülkiyet, Ġkinci Kısımda sınırlı ayni haklar, üçüncü kısımda ise,
zilyetlik ve tapu sicili ele alınmıĢtır.
EĢya hukuku ile ilgili genel düzenlemelerin Türk Medeni Kanunu‘nda yer almasına karĢılık,
Türk Borçlar Kanunu‘nda akitlerin (sözleĢmelerin) kurulması, sona ermesi, sorumluluk hukuku ve
Borçlar Hukukunun umumî hükümleri iĢin mahiyetine uygun düĢtüğü oranda eĢya hukukunda da
uygulanır.
EĢya Hukukunun Konusu (683-1027)
Ayni Haklar
(683-778)
Zilyetlik
(973-996)
Tapu Sicili
(997-1027)
(779-972)
Türk Medeni Kanunu‘nda, hak sahibi gerçek veya tüzel kiĢilerin eĢya üzerindeki hâkimiyet ve
diğer hakları dolayısı ile ortaya çıkan hususları düzenleyen bölümü eĢya hukuku olarak
adlandırılmıĢtır. KiĢinin eĢya üzerindeki hâkimiyeti genellikle bir hakka dayanmakla birlikte,
bunun her zaman bir hakka dayanmaması da söz konusu olabilmektedir.
Örnek: A B’nin saatini çalmış ve kullanmaktadır. A’nın bu saat üzerindeki hâkimiyeti bir
hakka dayanmamaktadır.
Maddî mallar üzerindeki mutlak haklardan olan aynî haklar, doktrinde genel kabul görmüĢ
tanıma göre, ―kiĢilere eĢya üzerine doğrudan doğruya hâkimiyet sağlayan ve herkese karĢı ileri
sürülebilen hak‖ olarak tarif edilir.
EĢya üzerinde doğrudan hâkimiyet sağlayan haklara ayni haklar denir. EĢya hukukunun
temel konusunu ayni haklar teĢkil eder. KiĢinin eĢya üzerindeki hâkimiyeti bir hakka dayanmıyorsa,
bu fiili duruma zilyetlik denir (Zilyetlik, eĢya üzerindeki fiili hâkimiyet).
EĢya hukuku, aynî haklar kavramına göre daha geniĢtir. Zira eĢya hukuku kavramına aynî
haklardan baĢka, zilyetlik ve tapu sicili de girer. Aynî hak kavramının içine ise, mülkiyet ve sınırlı
aynî haklar girer.
Aynî hak, kiĢilere eĢya üzerinde doğrudan doğruya, aracısız hâkimiyet sağladığına göre,
herkesin bu hakka uyması, saygı göstermesi gerekir. Mademki, üçüncü kiĢiler aynî hakka saygı
göstermek, ona katlanmak borcu altındadırlar o halde bir eĢya üzerinde kimin aynî hakkının
bulunduğunun dıĢarıdan görülebilir olması sorunu ortaya çıkacaktır. Aynî haklara katlanmakla
yükümlü üçüncü kiĢiler açısından aynî hakların varlığının ve sahibinin bilinmesi gerekir. Türk ve
Ġsviçre Hukukunda aynî haklarda üçüncü kiĢilere karĢı açıklık (aleniyet); taĢınırlarda zilyetlikle,
125
taĢınmazlarda ise tapu sicili ile sağlanır. Bu duruma EĢya hukukunun iki temel karinesi olarak
adlandırabiliriz.
Örnek: A bir menkul malı elinde bulunduruyorsa, ya da hâkimiyet alanı altında tutuyorsa,
karine olarak A’nın o mala ait ayni hakların sahibi olduğu var sayılır.
Örnek: Bir taşınmazın tapu sicilinde B adına kayıtlı olduğu görülüyorsa, aksi ispat edilinceye
kadar, hatta iyi niyetli tüm üçüncü kişiler bakımından, tapu sicilindeki kayıt değiştirilinceye kadar
karine olarak o taşınmazın malikinin B olduğu varsayılır.
TaĢınır malların özelliği gereği zilyetlik açıklığı sağlamakla yeterli görülmüĢtür. Zira taĢınır
eĢya, niteliği gereği sınırlandırılmıĢtır. Bir taĢınır eĢyayı elinde bulunduranın malik sayılması veya
iddia ettiği hakkın sahibi sayılması doğaldır. TaĢınmazlar, nitelikleri gereği yerinde sabit olan
Ģeylerdir. TaĢınmazların, devlet ve kiĢiler bakımından önemi, ekonomik değeri, kredi imkânı
sunması, ticarî hayattaki yeri ve niteliği dikkate alındığında, zilyetliğin taĢınmazlar üzerindeki aynî
haklar bakımından açıklığı sağlayamayacağı kabul edilmiĢ ve taĢınmazların resmî bir sicile kayıt
edilmesi esası getirilmiĢtir. Bir kimsenin taĢınmazının yanı baĢında bulunarak, fiili hâkimiyet
sağlaması ve bunun da hak sahipliğini göstermesi hayatın olağan akıĢına aykırıdır. TaĢınmazlar
üzerindeki aynî haklar, tapu siciline tescil edilmekle üçüncü kiĢiler bakımından açıklık sağlanır.
Aynî haklar yönünden bu ilkeye, ―aynî hakların kamuya açıklığı ilkesi‖; tapu sicili yönünden bu
ilkeye, ―tapu sicilinin açıklığı (aleniyeti) veya sadece açıklık ilkesi‖ denilmektedir.
Burada kısaca zilyetlik kavramına değinmekte yarar vardır. Zilyetlik, bir Ģey üzerindeki fiili
hâkimiyettir. (bkz. M.K. m. 973) Ġki unsuru vardır:
EĢyaya fiili hâkimiyet
Zilyetlik iradesi
TaĢınır bir malın zilyetinin, o malın maliki sayılmasına mülkiyet karinesi denir (M.K. m.
985). Zilyetliğin en önemli iĢlevi taĢınır mallarda aynî haklar için kamuya açıklık sağlamasıdır. Bu
sebeple, taĢınırlarda aynî hak kazanılması zilyetliğin kazanılmasına bağlanmıĢtır.
Ayrıca, zilyetlik, taĢınır mallarda da taĢınmazlarda da zamanaĢımı ile aynî hak kazanılmasına
imkan sağlar.
TAPU SĠCĠLĠ
TaĢınmazlar üzerindeki aynî haklar tapu sicili ile üçüncü kiĢilere karĢı açıklanır. Bu durum
aynî hakların herkese karĢı ileri sürülebilme özelliğinden kaynaklanmaktadır. Aynî haklara karĢı,
herkesin ihlal etmeme yükümlülüğü bulunmaktadır. O halde aynî hakların dıĢarıdan görülebilir ve
üçüncü kiĢiler tarafından bilinebilir olması gerekir. Kanunkoyucu, taĢınırlar üzerindeki aynî
haklarda açıklığı sağlamak üzere zilyetlik kurumunu, taĢınmazlar üzerindeki aynî haklar
bakımından da tapu siciline kayıt esasını düzenlemiĢtir. ġu halde zilyetlik ve tapu sicili, taĢınır ve
taĢınmaz eĢya üzerindeki aynî hakların aleniyet kazanmasında ve iktisabında paralel fonksiyona
sahip iki ayrı müessesedir.
Türkiye‘de modern ve gerçek anlamda tapu sicili tutulmasına 4/10/1926 tarihinde yürürlüğe
giren mülga 743 sayılı Türk Kanunu Medenisi ve mülga 8/10/1930 tarihli Tapu Sicili Nizamnamesi
ile baĢlanılmıĢtır. Tapu sicili sisteminin bugünkü temel hukukî dayanakları ise, 4721 sayılı Türk
Medenî Kanunu ve Tapu Sicili Tüzüğü‘dür.
Tapu sicili sistemi, TMK‘nin 997 ile 1027 nci maddelerinde yeralan düzenlemeler ve Tapu
Sicili Tüzüğü (TST)‘ne dayanır. Tapu sicili ile ilgili düzenleyici hükümler 2644 sayılı Tapu
Kanunu, 634 sayılı Kat Mülkiyeti Kanunu (KMK) ve 3194 sayılı Ġmar Kanunu gibi baĢkaca özel
kanunlarda da bulunmaktadır (Ünal ve BaĢpınar 2008). TMK‘nin 997 nci maddesinde,
―Taşınmazlar üzerindeki hakları göstermek üzere tapu sicili tutulur.‖ hükmü bulunmaktadır. Aynı
maddenin üçüncü fıkrasına göre, sicilin örneği, nasıl tutulacağı ve yardımcı siciller tüzükle
belirlenir. TMK‘nin uygulanmasını göstermek ve öngördüğü tapu sicillerinin düzenli bir biçimde
tutulmasını sağlamak üzere TST yürürlüğe konulmuĢtur. TST‘nin 5 inci maddesine göre tapu sicili,
Devletin sorumluluğu altında, tescil ve açıklık ilkelerine göre taĢınmazlar ile üzerindeki hakların
durumlarını göstermek üzere tutulan sicildir.
126
Tapu sicili, birbirini tamamlayan fonksiyonlarıyla birden çok sicil ve belgeden oluĢur
(Reisoğlu 1984). Tapu sicili, taĢınmazlar üzerindeki aynî hakları ve Ģerh edilmiĢ kiĢisel hakları
gösterdiği için, taĢınmaz malların hukukî fotoğrafı olarak da tanımlanır (Eren ve BaĢpınar 2007).
Zira taĢınmazla ilgili tasarruf iĢlemleri tapu sicili üzerinde yapılır.
Tapu sicili, taĢınmazlar üzerindeki aynî hakların durumlarını devamlı surette göstermek üzere
Devlet tarafından ve Devletin sorumluluğu altında, tescil ve açıklık ilkelerine göre tutulan
sicillerdir. Tapu sicili üzerinde yapılan iĢlemler, kamu görevlileri tarafından yerine getirilir ve
verilen hizmet niteliği itibariyle kamu hizmetidir. Tapu sicili, taĢınmazlarda açıklığı sağlamanın
yanı sıra, güveni, iyiniyetin korunmasını ve istikrarı da sağlar.
Tapu Sicilinin Unsurları
Tapu sicili, tapu kütüğü ve kat mülkiyeti kütüğü ile bunları tamamlayan yevmiye defteri ve
belgeler ile plânlardan oluĢur (TMK m. 997/2). Aslî siciller TMK‘de bu Ģekilde sayıldıktan sonra
yardımcı sicillerin belirlenmesi tüzüğe bırakılmıĢtır. TST‘nin 7 nci maddesinde TMK‘de belirtilen
ana sicillerin yanı sıra yardımcı siciller de düzenlenmiĢtir. TST‘de, ana sicillerin, tapu kütüğü, kat
mülkiyeti kütüğü, yevmiye defteri, resmî belgeler (resmi senet, mahkeme kararı ve diğerleri) ve
plandan oluĢtuğu; yardımcı sicillerin ise, aziller sicili, düzeltmeler sicili, kamu orta malları sicili ve
tapu envanter defterinden oluĢtuğu belirtilmiĢtir. TST‘de yazılı ana ve yardımcı siciller ile idarî
sınırlar kayıt defteri özenle saklanır (TST m. 82).
T.S.T. Madde 7
ANA SĠCĠLLER
1- Tapu Kütüğü
2- Kat Mülkiyeti Kütüğü
3- Yevmiye Defteri
4- Resmî belgeler
5- Plân
YARDIMCI SĠCĠLLER
1- Aziller sicili
2- Düzeltmeler (Tashihler) sicili
3- Kamu orta malları sicili
4- Tapu envanter defteri
Tapu Siciline Hâkim Prensipler
1) Her taĢınmaza sahife açılması ilkesi
2) Tescil ilkesi (Talep+Tasarruf Yetkisi+Hukuki sebep)
3) Tescilin sebebe bağlılığı ilkesi (Tescilin hüküm doğurabilmesi için, tescilin dayanağı
hukukî sebebin –sözleĢmenin- geçerli olması gerekir.
4) Aleniyet (açıklık) ilkesi (Tapu sicili herkese açıktır.)
5) Ġyiniyetin korunması (Güven ilkesi) (Tapu sicilindeki tescile güvenerek, aynî hak iktisap
eden iyiniyetli kiĢinin kazanımı korunur.)
6) Devletin sorumluluğu ilkesi (M.K. 1007) –Objektif sorumluluk (kurtuluĢ beyyinesi yok)
a) Tapu sicilinin hukuka aykırı tutulması
b) Zarar
c) Ġlliyet bağı
ç) Kusurlu memura rücu (2/10 yıllık zamanaĢımı süreleri)
Tescil: Tapu siciline aynî haklara iliĢkin yapılan belirtmeler.
Mülkiyet hakkının ve sınırlı aynî hakların tapu kütüğüne yazılması tescildir.
ġerhler
1) T.M.K. m. 1009-- KiĢisel hakların kuvvetlendirilmesi (TaĢınmaz satıĢ vaadi, kat karĢılığı
inĢaat sözleĢmesi, kira ve hâsılat kirası, vefa, Ģufa, iĢtira, serbest dereceden istifade hakkı, rücu
Ģartı)
2) T.M.K. m. 1010—Tasarruf yetkisini kısıtlayan/yasaklayan (Ġ. tedbir, iflas, konkordato ile
verilen süre, aile konutu, haciz, aile yurdu, mirası art mirasçıya nakil ile yükümlü mirasçı atama)
3) T.M.K. m. 1011—Geçici tescil Ģerhi
127
* aynî hak iddiası
* eksik belgeleri sonradan tamamlanmasına izin verilenlerin tescil iĢlemlerinin muvakkat
Ģerhi
Beyanlar: Mevzuatın yazılmasını öngördüğü hususlar beyanlar hanesine yazılır.
Örnek, teferruat, vasi tayini vs.
EĢyanın Tanımı:
EĢya hukuku anlamında eĢya, kiĢilerin (gerçek veya tüzel kiĢi) üzerinde ferdî hâkimiyet
kurabildikleri, maddî varlığı olan ve belirli sınırları bulunan, kiĢisel olmayan varlıklardır.
EĢyanın Özellikleri:
EĢya hukukunun konusu, eĢyanın maddi varlığı olan eĢyadır. Bu nedenle meselâ, isim
üzerindeki hak, eĢya olmadığından mülkiyete konu olmaz.
Ġstisna: Tabii kuvvetlerin (elektrik, atom enerjisi) menkul mülkiyetine konu olabileceği (M.K.
m. 762)
Cismani varlığa sahip Ģeyin belirli olması gerekir. Örnek, kıymetli bir taĢ topraktan
ayrılmadıkça eĢya değildir.
Hukuken üzerinde hâkimiyet kurulabilmesi mümkün olmayan bir Ģeyin tanımladığımız eĢya
kavramına girmediğine iĢaret etmekte yarar vardır. Örneğin soyut anlamda deniz, hava, uzay gibi
Ģeyler hukuki anlamda eĢya kavramının kapsamı dıĢındadırlar. Ancak, örneğin oksijeni bir oksijen
tüpü içerisine koyarak ona hukuki anlamda bir eĢya niteliği kazandırabiliriz. (Üzerinde insan
hâkimiyeti kurulabilmesi)
Tanımda geçen “Ģahıs dıĢı” kavramı ile de eĢyanın kiĢisel olmaması özelliği vurgulanmak
istenmiĢtir. Ġnsan vücudu ve organları kiĢisel oluĢları nedeniyle hukukî anlamda bir eĢya olarak
kabul edilemezler. Bunun yanında, peruk, gözlük ve takma diĢler gibi insan vücuduna sıkı sıkıya
bağlı olmayan Ģeyler eĢya niteliğindedirler.
EĢyanın bir diğer önemli özelliği ise sınırlandırılabilir olmasıdır. (Belli sınırlara sahip olma)
Menkul eĢya, zaten doğası itibariyle sınırlandırılmıĢ eĢyadır. Ancak gayrı menkullerde bu
sınırlamanın yapay olarak hukuk düzeninin kabul ettiği sınırlama yöntemleri ile tespit edilmesi
gerekmektedir.
EĢyanın ÇeĢitleri:
EĢyayı hukuki anlamda öne çıkan özelliği bakımından çeĢitli ayrımlara göre ele alıp
adlandırabiliriz.
1) Menkul eĢya, gayrı menkul eĢya: Özüne zarar vermeden bir yerden baĢka bir yere
taĢınabilen eĢyaya menkul (kitap, otomobil), taĢınamayan (yerinde sabit olan eĢya) eĢyaya ise, gayrı
menkul eĢya denir. (bkz. M.K. 704)
2) Basit eĢya, bileĢik eĢya, eĢya topluluğu: DıĢarıdan (hariçten) bir Ģey katılmaksızın tek
baĢına var olan bağımsız eĢyaya basit eşya, birden çok basit ve bağımsız eĢyanın birleĢmesinden
oluĢan eĢyaya ise, bileşik eşya denir. Bir araya gelerek yeni bir eĢya oluĢturan basit eĢyalar
bağımsızlıklarını yitirmeksizin bir gaye için bir araya gelmiĢlerse buna eşya birliği ya da eşya
topluluğu denir.
Örnek: Bir altın parçası –basit eĢya-; altın ve gümüĢ bileĢimi ile yapılmıĢ bir kolye –bileĢik
eĢya-; bir çift küpe bir –eĢya birliğidir.
3) Misli eĢya, gayrı misli eĢya: Bu ayrım yalnız taĢınırlar hakkında söz konusudur. Misli eĢya,
sayı, tartı, ölçü ile belirlenebilen eĢyaya denir. Bu eĢyanın yerini aynı cinsten baĢka bir eĢya alabilir.
(Kural, nevi telef olmaz. Aynen ifa mecburiyeti)
Sayı, tartı, ölçü ile değil, ferden belirlenmesi gereken eĢyaya gayri misli eĢya denir. (Aynen
ifa mecburiyeti yok+nakden tazmin) TaĢınmazlar her zaman misli olmayan eĢyadırlar. Çünkü hiçbir
gayrı menkul değer ve özellik itibari ile birbirinin aynı değildir.
Örnek: Para, hamile yazılı kıymetli evrak, kumaĢ, buğday misli eĢyadır, bir alıĢveriĢte satın
alınan orijinal bir tablo, ısmarlama yapılan bir elbise gayri misli eĢyadır.
128
4) Tüketilebilen eĢya, tüketilemeyen eĢya: Kendilerinden yararlanılabilmesi tüketilmeleri
suretiyle söz konusu olan (peynir, ekmek, yakacak maddeleri gibi) eĢyalar veya tüketilmesi
gerekmeyen (tarla, araba, mobilya, beyaz eĢya gibi) eĢyalar vardır.
5) Bölünebilen eĢya, bölünemeyen eĢya: EĢya hukukî bakımdan kendi kıymetinde önemli bir
azalmaya yol açmadan, ya da, özelliklerini yitirmeden aynı vasıfta birden fazla parçaya bölünebilen
(kumaĢ, sıvı, taĢınmaz, benzin, vb. gibi) veya bölünemeyen (otomobil, televizyon, radyo yağlı boya
tablo vb. gibi) eĢyalar olmak üzere ayrıma tabi tutulabilir.
6) Sahipli eĢya, sahipsiz eĢya: Özel mülkiyete konu olabilecek nitelikteki eĢyalar fiilen
üzerinde mülkiyet hakkı kurulup kurulmadığına göre bu ayrım yapılmıĢtır. Sahipli eĢya, üzerinde
mülkiyet hakkı kurulmuĢ eĢyadır. Sahipsiz eĢya ise, üzerinde özel mülkiyet kurulmaya elveriĢli,
fakat henüz özel mülkiyet kurulmamıĢ eĢyadır. (av hayvanları, balıklar) Sahipli eĢyada mülkiyet
devir yolu ile geçer. Sahipsiz eĢyada ise aslen iktisap ile mülkiyet hakkı kurulup kazanılabilir.
7) Kamuya ait eĢya, özel kiĢilere ait eĢya: Üzerinde özel mülkiyet hakkı kurulmamıĢ bulunan
kamunun ortaklaĢa yararlandığı, kamu hizmetine tahsis edilmiĢ bulunan mallara kamuya ait eĢya
denir. Kamu malları üzerinde, özel kiĢilerin mülk edinmeleri söz konusu değildir.
Örnek: Ormanlar, sahiller, mera, yaylak, kıĢlak, tepeler gibi.
AYNÎ HAK KAVRAMI:
Aynî haklar, kiĢilerin eĢya üzerinde doğrudan doğruya hâkimiyetini sağlayan, herkese karĢı
ileri sürülebilen haklardır. Aynî hak kavramı 3 unsuru içerir.
a) Aynî hak, bir eĢya üzerindedir.
b) Aynî hak, sahibine o eĢya üzerinde doğrudan doğruya hâkimiyet sağlar. (aracısız
hâkimiyet, dolaysız hâkimiyet)
c) Aynî hak, herkese karĢı ileri sürülebilir. (herkesin ihlal etmesi mümkün olduğu için)
AYNÎ HAKLARIN SINIFLANDIRILMASI:
Genel Olarak:
Türk-Ġsviçre EĢya Hukukunda aynî hakların türleri kanun tarafından sınırlı Ģekilde
öngörülmüĢtür. Kanundaki bu düzenlemenin dıĢında yeni bir aynî hak tipi yaratılamaz. Bu ilkeye,
―sınırlı sayı ve tip ilkesi (numerus clausus)‖ denir. Borçlar hukukundaki sözleĢme serbestîsi ilkesi,
eĢya hukukunda geçerli değildir.
Medenî Kanun‘un kabul ettiği sisteme göre aynî hakları sıralayacak olursak;
1) Mülkiyet hakkı (Tam aynî hak)
2) Ġrtifak hakları ---------------------------------------3) TaĢınmaz yükü (gayrimenkul mükellefiyeti) - (Sınırlı aynî haklar)
4) Rehin hakları ---------------------------------------B) Sahibine Sağladığı Yetkiye Göre:
Ayni haklar bu açıdan mülkiyet hakkı ve sınırlı ayni haklar olmak üzere ikiye ayrılır.
a) Mülkiyet hakkı: Aynî hakların sahibine sağladığı yetkilerin tamamını veren en geniĢ
kapsamlısıdır. Mülkiyet hakkı sahibine ―malik‖ denir. Malik eĢya üzerinde kullanma,
semerelerinden yararlanma, eĢya üzerinde baĢkaları lehine sınırlı ayni hak tesis etme, tahrip etme ve
tüketme haklarının tamamını kullanma hakkına sahiptir. Hem menkul, hem de, gayrı menkul eĢya
üzerinde mülkiyet hakkı kurulabilir. Malik eĢyaya tek baĢına sahip ise müstakil mülkiyetten
baĢkaları ile ortaklaĢa sahip ise birlikte mülkiyetten söz edilir.
aa) Müstakil Mülkiyet
bb) Birlikte Mülkiyet
- Paylı mülkiyet
- Elbirliği mülkiyet
129
b) Sınırlı (mahdut) Aynî Haklar: Mülkiyet hakkının verdiği yetkilerden birisini veya ikisini
sağlayabilir. Bu haklar ―irtifak hakkı‖, ―rehin hakkı‖ ve ―taĢınmaz yükü (gayrimenkul
mükellefiyeti)‖ olmak üzere üç türde karĢımıza çıkar. (Ġleride ayrıntılı olarak incelenecektir.)
C) Hakkın Konusuna Göre:
Menkuller üzerinde kurulan ayni haklar ve gayrimenkuller üzerinde kurulan aynî haklar
olmak üzere ikiye ayrılır.
D) Hak Sahibinin Tayin EdiliĢ Tarzına Göre:
Sınırlı ayni haklar bakımından söz konusu olan bu ayrıma göre, sınırlı ayni haklar ya Ģahıs
lehine ya da belli bir gayrimenkul lehine kurulabilir. ġahıs lehine kurulun aynî haklara Ģahsî aynî
haklar (örnek, intifa, sükna hakkı), sınırlı aynî hak baĢka bir taĢınmaz lehine tesis edilirse
taĢınmaza iliĢkin aynî hak söz konusu olur.(geçit veya kaynak hakkının taĢınmaz lehine tesisi)
Ġkinci hâlde, taĢınmazın maliki kim olursa hak da ona tanınmıĢ olur. TaĢınmazın maliki değiĢtikçe,
hak sahibi de değiĢir. Bu irtifaka ―aynî irtifak veya arzî irtifak (eĢyaya bağlı aynî hak)
denilmektedir.
Aynî hak bazen, bir Ģahsa veya bir gayrimenkulün malikine değil, bir alacağa teminat teĢkil
etmek üzere kurulur ki buna ―rehin ayni hakkı‖ denir. Bu durumda aynî hak, alacak sahibine ait
olur. Bunlar rehin haklarıdır. Rehnin temin ettiği alacak sahibi kim olursa, rehin hakkı da ona ait
olur. Buna ―fer’i aynî haklar‖ denir.
AYNĠ HAKLARA HAKĠM OLAN ĠLKELER:
1) Mutlaklık Ġlkesi: Mutlak haklardan olan aynî hakların en temel özelliği, herkese karĢı ileri
sürülebilir oluĢudur. Aynî hakların mutlak hak olmasına iki önemli sonuç bağlanmıĢtır.
a) Aynî hakların sahibine hukukî koruma sağlama ilkesi: Özellikle mülkiyet hakkı, kiĢiye
tam bir hukukî koruma sağlar. Mülkiyet hakkı, bilindiği üzere, konusu olan Ģey üzerinde malike
en geniĢ yetkiler verir. (T.M.K. m. 683) KiĢinin aynî hakkının ihlali durumunda;
aa) Zilyetliğe son verme: Malikin zilyetliğine son verilmiĢse, malik eĢyanın kendisine
verilmesini istihkak davası yoluyla isteyebilir. Çünkü aynî hak eĢyayı takip eder. Davalının kusuru
aranmaz. (T.M.K. m. 683/2)
bb) Zilyetliği baĢka yollarla ihlâl etme: Malikin eĢya üzerindeki zilyetliği kullanması
engelleniyor veya güçleĢtiriliyorsa, malik haksız elatmanın önlenmesini dava edebilir.
(müdahalenin men‘i davası) Durdurma ve önleme, eski hale getirilmesi davalarıyla bu duruma son
verilebilir. Davalının kusuru aranmaz.
cc) EĢyaya zarar verme: Bu durumda haksız fiil davası açılarak açılarak tazminat istenebilir.
dd) Zilyetliğin ihlalinin kamu hukuku tüzel kiĢilerince yapılması: Malik, idare
mahkemelerinde dava açmak hakkına sahiptir.
b) Aynî haklarda bölünmezlik ilkesi: Mülkiyet hakkının kendisi de, malike verdiği yetki de
bölünmez. Örneğin, bir taĢınır malın, meselâ bir halının yarısı (A)‘ya, diğer yarısı da (B)‘ye ait
olamaz. Mülkiyet hakkı kiĢiye tam yetki verir. Bu yetki bölünmez. Yalın (basit) eĢya üzerinde tek
mülkiyet vardır. (at üzerindeki mülkiyet)
2) Muayyenlik Ġlkesi: Aynî haklar, ancak önceden mevcut belirli (muayyen) eĢyalar üzerinde
kurulabilir. Bir eĢya topluluğu üzerinde toptan bir aynî hak tesis edilemez. Meselâ, bir kimsenin
bütün malvarlığını kapsayacak bir rehin hakkı tesisi mümkün değildir. Örnek, (A) deposundaki
malların yarısının mülkiyetini (B) ye geçirmek için bir sözleĢme yapmıĢsa, bu iĢlem geçerli
değildir. Depodaki her eĢyanın tek tek mülkiyetinin (B)‘ye geçirilmesi gerekir.
Özellikle sınırlı aynî haklar bakımından muayyenlik (belirlilik) ilkesi özel önem taĢır. Meselâ,
bir kimsenin bütün malvarlığını kapsayacak bir rehin hakkı tesisi mümkün değildir.
Bir Ģey üzerinde aynî hak, Ģeyin sadece bir kısmından istifade edilse bile tamamını kapsar.
Örnek, geçit hakkı (taĢınmazın tamamı üzerinde kurulur.)
3) Aleniyet (kamuya açıklık) ilkesi: Aynî hakların mutlak haklara dahil olması (herkese
karĢı ileri sürülebilir olması), bu hakların herkes tarafından bilinebilir olması zorunluluğunu
getirmektedir. Alenilik ilkesi, menkul eĢyalarda ―zilyetlik‖ ile gayrı menkul eĢyalarda ise, ―tapu
130
sicilindeki kayıt‖ ile kendini gösterir. Zilyetlik ve tapu sicili, aynî hakların sahiplerinin
belirlenmesinde yasal bir karine yaratır. Bu itibarla kanun koyucu, taĢınırlarda aynî hakkın bir
baĢkasına devri için, malın teslimin, dolayısıyla zilyetliğin devrini de istemiĢtir. TaĢınmazlarda ise,
taĢınmazların taĢıdığı ekonomik değerin yüksek olması sebebiyle zilyetlik yerine, o taĢınmazın
tapuda tescilini istemiĢtir. Dolayısıyla aynî hakkın devrinde, tapudaki tescilde bir değiĢiklik
yapılarak aleniyetin sağlanması amaçlanmıĢtır. Kısaca, aleniyet prensibinden 3 önemli sonuç
çıkmaktadır.
a) Devir iĢleminin etkisi: TaĢınırlarda malın teslimi, taĢınmazlarda tescil ile aynî hakkın
baĢkasına geçmesi
b) Karinenin etkisi: TaĢınırlarda zilyet olma, taĢınmazlarda tapu sicilinde malik görünmesi,
gerçekten bu kiĢilerin malik olduğunun farzedilmesi
c) Güvenin korunması: Karineye güvenerek hak elde eden iyiniyetli 3. kiĢilerin
iktisaplarının korunması (T.M.K. m. 986)
4) ZamanaĢımı ve hak düĢürücü süre iĢlememesi ilkesi: Ayni haklar zamanaĢımına ve hak
düĢürücü sürelere tabi değildirler. KiĢi bir ayni hakkını uzun süre kullanmasa da ayni hakkı devam
eder.
5) Ayni Hakların Devredilebilirliği: ġahsa bağlı irtifak hakkı gibi haklar dıĢında, ilke olarak
aynî haklar her zaman baĢkalarına devredilebilirler. Örneğin, (A), (B)‘ye mülkiyet hakkını
devreder; fakat (A) kiĢiye bağlı irtifak hakkını (sükna-intifa) devredemez.
6) Sınırlı sayı ve tipe bağlılık ilkesi: Aynî haklar, kanunda sınırlı sayıda öngörülmüĢ, tek tek
sayılmıĢtır. Tarafların yeni bir aynî hak yaratması mümkün değildir.
7) Güvenin korunması ilkesi: Aynî haklar, menkullerde zilyetlik, gayrimenkullerde tapu
sicilindeki kayıtlarla kamuya açıklanmaktadır. (Tapu sicilindeki kayda güvenerek ayni hak
kazanının iktisabının korunması, menkullerde bazı Ģartlarla korunması)
MÜLKĠYET HAKKI
Türk Medenî Kanunu‘nun 683. maddesine göre; sahibine eĢya üzerinde en geniĢ yetkiler
veren mülkiyet hakkı bu yetkilerle birlikte malike bazı sorumluluklar ve ödevler de yüklemektedir.
Mülkiyet hakkı ile tanınan yetkileri iki guruba ayırabiliriz.
A) Aktif Yetki (Olumlu Yetki) : Malik, kanunların öngördüğü biçimde (hukuk düzeninin
sınırları içinde), eĢya üzerinde dilediği gibi tasarruf edebilme imkânına sahiptir. Aktif yetki olarak
bilinen bu yetki ile malik, eĢyayı kullanma, semerelendirme, semerelerinden yararlanma ve eĢya
üzerinde tasarruf etme hakkına sahiptir. Tasarruf yetkisi malı temlik etme, terk etme, tahrip etme,
satma ve baĢkalarına eĢya üzerinde aynî haklar tesis etmek suretiyle sınırlama yetkisi verir.
Mülkiyet hakkının sınırlanması konusunda üç önemli hüküm vardır. Bunlardan birincisi,
Anayasa‘nın 35. maddesinde yeralan, ―Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına aykırı
olamaz.” hükmüdür. Ġkincisi, Türk Medenî Kanun‘un 2. maddesinde yer alan iyi niyet ve dürüstlük
kuralıdır ki, ―Herkes haklarını kullanırken ve borçlarını yerine getirirken dürüstlük kurallarına
uymak zorundadır. ...... Bir hakkın açıkça kötüye kullanılmasını hukuk düzeni korumaz.‖
Nihayet, üçüncü önemli sınırlama yolu ise özel kanunların getirdiği sınırlayıcı hükümlerdir ki
bunun en önemli örneği Ġmar Kanunu‘dur.
B) Koruyucu Yetki (Mülkiyetin Menfî Unsuru) : Malikin, hukuk düzeninin sınırları içinde
malını dilediği gibi kullanabilmesi için kendisine bazı yetkiler verilmiĢtir. KiĢinin sahip olduğu bu
yetkilere koruyucu yetkiler denir. T.M.K.‘nun 683‘üncü maddesinde öngörülen bu yetkiler
istihkak davası ve müdahalenin men’i (haksız elatmanın önlenmesi) davasıdır.
MÜLKĠYETĠN KONUSU VE MUHTEVASI
Bir aynî hak olan mülkiyetin konusu eĢyadır. Muayyenlik ilkesi gereği mülkiyet hakkı ancak
belirli ve mevcut bir eĢya üzerinde kurulabilir.
EĢya, ya ―yalın eĢya‖ Ģeklindedir. Yüzük, madenî para gibi. Bunlar üzerinde tek bir mülkiyet
söz konusudur. Birden fazla kimse, aynı eĢya üzerinde mülkiyet hakkına sahip olabilirler. Ancak,
131
kiĢiler aynı eĢyanın bir kısmı, meselâ, yarısı üzerinde mülkiyet hakkına sahip olamazlar. Bazen bir
eĢya baĢka bir eĢya ile birleĢerek, ―bileĢik eĢya‖ dediğimiz bir bütün teĢkil edebilir. Burada aynı
değerde iki eĢya birleĢerek tek bir eĢya meydana getirir veya eĢyadan biri asıl eĢya olarak kalır, bir
baĢka eĢya onunla birleĢir ve o asıl eĢya tahrip, tağyir (baĢkalaĢtırma) veya telef olmaksızın
ayrılamazsa, bu birleĢen eĢya diğerinin ―bütünleyici parça‖sıdır. Eğer bir diğer eĢya ile birleĢen
menkul eĢya kendi bağımsızlığını kaybetmez ve birleĢtiği eĢyanın, korunması, daha iyi iĢletilmesi
veya daha verimli kullanılması iĢlevini görüyorsa bu eĢyaya, ―eklenti‖ veya ―teferruat‖ denir.
Bütünleyici Parça (Mütemmim cüz): (T.M.K. m. 684)
Bütünleyici Parça vasfının kazanılması
Harici
bağlılık
Dahili
bağlılık
Devamlı
Bağ.
Mahalli örfe göre
mütemmim cüz sayılma
(tali unsur)
Türk Medeni Kanun‘un 684/2‘ye göre, yerel adetlere göre, bir Ģeyin temel unsurunu teĢkil
eden ve o Ģey yok edilmedikçe, zarara uğratılmadıkça veya yapısı değiĢtirilmedikçe (telef, tahrip
veya tağyir edilmedikçe) asıl eĢyadan ayrılması mümkün olmayan parçalar o Ģeyin ―bütünleyici
parçasıdır‖. (mütemmim cüz). Bütünleyici parça ile asıl eĢya ayrı ayrı kiĢilerin olamaz. Asıl eĢya
kime ait ise bütünleyici parça da onundur. Bu özellikleri sırasıyla açıklayalım.
a. Harici bağlılık: Asıl eĢya ile bütünleyici parça arasında dıĢtan görülebilir bir bağ vardır.
Örnek, bir inĢatta kullanılan beton sütunlar, duvara bitiĢtirilen Ģömine o inĢaatın, o duvarın
bütünleyici parçasıdır.
b. Dahili Bağlılık: Asıl Ģey ile bütünleyici parça arasında iĢlevsel bir bağın olmasıdır. Asıl
Ģey bütünleyici parça olmadan eksik kalmaktadır. Örnek, araba ile motoru arasındaki bağ.
c. Devamlı Bağlılık: Dahili ve harici bağlılığın sürekli olması gerekir. Aksi halde,
bütünleyici parçadan değil, bağımsız eĢyadan sözedilir.
d. Yerel Adetlere göre Esaslı Unsur Sayılma: Ġki eĢya arasında asıl Ģey ve bütünleyici parça
iliĢkisinin bulunup bulunmadığını tayinde yerel âdete de bakılır. Ancak bu unsur talî mahiyettedir.
Eğer asıl Ģey ile diğer Ģey arasında dahilî ve haricî ve de sürekli bir bağlılık varsa yerel âdete
bakılmaz; fakat iki Ģey arasındaki bağlılık sıkı değilse, yani asıl Ģey zarara uğratılmadan veya yapısı
değiĢmeden veya yok edilmeden diğerinden ayrılabiliyorsa, bu takdirde o yöredeki yerel âdete
bakılarak karar verilir. Örnek, kat kaloriferinin dairenin bütünleyici parçası olup olmadığı yöreden
yöreye değiĢir.
Kanun koyucu, yukarıda belirtilen Ģartlar gerçekleĢmese de, bazı eĢyalara bütünleyici parça
vasfı tanımıĢtır. Bunlar, doğal ürünler (m. 685) ve arazi üzerindeki yapılar, bitkiler, kaynaklar (m.
718)
Doğal ürünlerden kasıt “mahsuller” ve “diğer hâsılat”tır ki, ―bir Ģeyin maliki onun
ürünlerinin de maliki olur.‖ Diğer hâsılat, taĢ ocağından çıkarılan taĢ ve ormandan kesilen ağaç gibi
adetlerin (örfün) elde edilmesini uygun gördüğü semerelerdir. Asıl Ģeyden ayrılıncaya kadar doğal
ürünler (tabii semereler) de asıl Ģeyin bütünleyici parçasıdırlar. Asıl Ģeye kim malik ise doğal
ürünlere de o malik olur.
Arazi asıl Ģey, üzerine yapılan ve dikilenler bütünleyici parçalardır.
Bütünleyici Parça Olmanın Sonuçları:
a) Asıl eĢya üzerindeki aynî haklar bütünleyici parçayı da kapsar. Örnek: (A) gayrimenkulü
üzerinde tesis edilen bir ipotek, o gayrı menkulün bütünleyici parçalarını da kapsar.
b) Bütünleyici parça, baĢka bir eĢyanın bütünleyici parçası olmuĢ ise, üzerindeki aynî hak da
bu iĢlem ile birlikte sona erer.
132
c) Bütünleyici parça, asıl eĢyadan ayrı olarak temliki tasarrufa konu olamaz. Örneğin,
gayrimenkul birisine, üzerindeki bina bir baĢkasına devredilemez.
Eklentiler (teferruat) : (T.M.K. m. 686)
Yerel âdetlere göre (mahalli örfe) veya malikin açık arzusuna göre, bir Ģeyin iĢletilmesi,
korunması veya o Ģeyden yararlanılması için asıl Ģeye sürekli bir tarzda tahsis olunan ve
kullanılmasında asıl Ģeye tabi kılınan veya takılan, ya da, onunla birleĢtirilen menkul eĢya, asıl
eĢyanın eklentisidir. Örnek: Gözlük ve kılıfı, ayakkabı ve bağı.
Eklenti asıl Ģeyden geçici olarak ayrılmakla bu niteliğini kaybetmez.
Eklenti vasfının kazanılmasının şartları
Obj.Şartlar
Harici
bağlantı
Menkul
ve bağımsız
eşya
Subj. Şartlar
İktisadi
tahsis
Dahili
bağlılık ve devamlı
bağlılık
1) Objektif koĢullar:
a) Eklenti daima taĢınır ve bağımsız bir eĢyadır.
b) Haricî bağlantı: Asıl Ģeyle eklenti arasında da dıĢarıdan 3. kiĢiler tarafından görülebilir bir
bağlantı olmalıdır. Bu bağlantı, bütünleyici parça ile asıl Ģey arasındaki kadar sıkı değildir. Haricî
bağlantının mutlaka fizikî temas Ģeklinde olması gerekmez. Örnek, gözlükle kılıf arasındaki iliĢkide
kılıf eklentidir. Otomobilin yedek bujilerinin evde muhafaza edilmesi, bujiler eklentidir.
c) Dâhilî bağlılık (Tahsis bağlantısı): Asıl Ģey ile eklenti arasında dâhilî bir bağlılığın varlığı
aranır. Eklenti asıl Ģeyin iktisadî gayesine hizmet eder. Aslın iĢletilmesine, kullanılmasına veya
saklanmasına yarar.
Örnek, bir televizyonun kumandası, televizyonun kullanılmasına hizmet eder. Bir ilaç kutusu,
ilacın saklanmasına hizmet eder. Bir fabrikada sabit olmayan makineler, aslın iĢletilmesine hizmet
eder.
d) Dâhilî bağlantı sürekli olmalıdır. Geçici olarak taĢınır bir malın, asla hizmet etmesi
halinde taĢınır mal bağımsız eĢya niteliğinde olup, eklenti değildir. Örnek, satılmak üzere vitrine
konan mal vitrinin eklentisi değildir.
2) Sübjektif koĢul veya yerel âdet: Malik açık iradesi ile taĢınır bir eĢyanın, diğer bir
eĢyanın eklentisi sayılıp sayılmayacağını belirtebilir. Örneğin, fabrikada kullanılan bilgisayarın,
eklenti olup olmadığını belirtebilir.
Bir eĢyanın eklenti olup olmadığı malikin hal ve hareketlerinden anlaĢılabilir. Örnek, bir
dairenin devamlı mobilyalı olarak kiraya verilmesinde, eĢyalar dairenin eklentisi kabul edilir.
Malik, tapu kütüğünün beyanlar hanesine yapacağı bir açıklama ile bazı taĢınır mallarını, o
taĢınmazın eklentisi sayılacağını açıklayabilir. (TMK.m.862) Ancak bu kayıt bir karine
mahiyetindedir. O eĢyanın, eklenti sayılabilmesi için, objektif Ģartları taĢıması gerekir. Sadece o
eĢyanın eklenti sayılmaması gerektiği hususunun ispatı iddia edene düĢer.
Bir Ģeyin eklenti sayılması için gerekli objektif unsurlar bulunmamasına rağmen, kiĢinin bu
hususa iliĢkin bir irade açıklaması yoksa o Ģeyin eklenti sayılıp sayılamayacağına iliĢkin, yerleĢmiĢ
133
yerel âdetlerin olup olmadığı araĢtırılır. Yerel âdetlere, sadece malikin iradesinin olmadığı hallerde
baĢvurulur.
Kanunun eklenti saymadığı haller için bkz. T.M.K. m. 687
Eklenti Olmanın Hukukî Sonuçları:
a) Aynî haklar bakımından: Eklenti, bütünleyici parçadan farklı olarak, asıl eĢyadan
bağımsız bir menkul eĢya niteliği taĢıdığından, ayrı bir aynî hakka konu teĢkil eder. BaĢka bir
deyiĢle, asıl eĢya üzerinde ayrı eklenti üzerinde ayrı bir mülkiyet söz konusu olabilir.
b) Tasarrufî iĢlem bakımından: Eklenti her ne kadar bağımsız bir varlığa sahip ise de, asıl
Ģey baĢkasına temlik edildiği, rehnedildiği veya üzerinde baĢka bir aynî hak tesis edildiği takdirde,
aynî hak, o eĢyanın istisna edilmeyen eklentisini de kapsar.
Genel kural bu olmakla beraber, taraflar aralarında yapacakları sözleĢmelerle tasarrufi
iĢlemlerle eklentiyi ayırıp tasarrufun (temlik, rehin, intifa) eklentiyi kapsamayacağını
kararlaĢtırabilirler.
Bütünleyici Parça ile Eklenti Arasındaki Farklar:
1) Bütünleyici parça olmaksızın asıl eĢya tam sayılmaz. Bütünleyici parça, asıl eĢyanın
kaderini paylaĢır, onun üzerinde ayrı aynî hak tesis edilemez.
2) Eklenti asıl eĢyadan ayrıldığında, asıl eĢya eklenti kadar değer kaybeder. Eklenti de asıl
eĢyanın kaderine bağlı olmakla birlikte, kendisine has bir hukuki kadere de sahip olabilir. (AnlaĢma
ile)
MÜLKĠYET HAKKININ TÜRLERĠ
A) Hak Sahibinin Sayısına Göre:
a- Ferdi Mülkiyet: Mülkiyet hakkı, tek bir kiĢiye aitse buna ferdi mülkiyet denir.
b- Birlikte Mülkiyet: Bir eĢyanın mülkiyeti birden fazla kiĢiye ait ise buna birlikte mülkiyet
denir ve iki türü vardır. (Paylı mülkiyet ve elbirliği mülkiyeti)
1) Paylı Mülkiyet: MüĢterek mülkiyet ( paylı mülkiyet), fiilen bölünmemiĢ bir eĢyanın
oransal paylarla farazi yüzdelerine farklı kiĢilerin sahip olduğu bir mülkiyet hakkıdır. Örneğin: A,
gayrimenkulünün ¼ hissesi Ali‘nin, ½ Velinin, ¼ hissesi de AyĢe‘nin olmak üzere müĢterek
mülkiyet kurulmuĢ olabilir. Bu durumda;
—A gayrimenkulü bir bütün olarak tek bir mülkiyet konusudur. (Mülkiyet bölünmez)
—Malik sayısı tek değil birden fazladır. ( TMK. m. 688 Aynı mala birden fazla kiĢinin malik
olması)
—Maliklerin pay oranları bellidir ve payları üzerinde diledikleri gibi tasarrufta bulunabilirler.
Paylı malikler arasında kiĢisel bir iliĢki mevcut olmadığı için, pay sahibi payı üzerinde tasarrufta
bulunurken diğer pay sahiplerinin onayını almak zorunda değildir. Bu pay miras yolu ile intikal
eder. Her pay sahibi kendi payını satabilir, rehnedebilir. Alacaklılar bu payı haciz ettirebilirler. Bu
durumda sadece o pay satılır. TaĢınmaz mallar üzerinde sınırlı ayni hak tesis edilebilir (mesela,
intifa ve irtifak hakkı gibi.)
Örnek : (A), 1/3 'üne sahip olduğu tarlanın intifa hakkını (B)' ye devredebilir.
Buna karĢılık eĢyanın maddi kullanımı mümkün değildir.
Örnek : (A), 1/3 payına sahip olduğu gayrimenkul üzerinde (B) lehine bir geçit hakkı tesis
edemez.
Paylı mülkiyet nasıl kurulur?
a) Hukuki iĢlem ile: (Hukuki işlem, bir veya birden fazla kimsenin hukukî sonuç doğurmaya
yönelmiş irade beyanıdır) Sağlararası tasarruflarla veya ölüme bağlı tasarruflarla (vasiyetname,
miras mukavelesi) paylı mülkiyet kurulabilir. Örneğin: Ali, Veli ve AyĢe bir araya getirdikleri
paraları oranında pay sahibi olmak üzere bir gayrimenkulü müĢtereken satın alabilirler veya bir kiĢi
134
ölümünden sonra geçerli olmak kaydıyla evinin ½ hissesini Ali‘ye, ½ hissesini de Veli‘ye vasiyet
edebilir.
b) Kanundan dolayı: Örneğin, TMK. m. 721‘ e göre, iki taĢınmazı birbirinden ayırmaya
yarayan duvar, parmaklık, çit gibi sınırlıklar, aksi ispat edilmedikçe, her iki komĢunun paylı malı
sayılır.
c) Ġdarî iĢlemle: Örneğin Ġmar Kanunu 18. madde veya M.K. m 76 (KarıĢma-birleĢme)
Paylı Mülkiyette Paylar Nasıl Belirlenir?
Paylı mülkiyette adından da anlaĢılacağı gibi malikler birden fazladır ve belli paylara
sahiptirler. Bu paylar paylı mülkiyeti kuran hukuki iĢlem, idari karar, mahkeme ilamı, ya da,
kanun hükmü ile belirlenir. Üzerinde paylı mülkiyet kurulmuĢ bulunan gayrimenkullerde pay
oranları (kesirli olarak) tapu kütüğünde gösterilir. Malikler, bu payları üzerinde dilediği gibi
tasarrufta bulunabilirler. Bunu yaparken diğer paydaĢ veya paydaĢların onayını almaları zorunlu
değildir. Pay sahibi malik ölürse, payı mirasçılarına intikal eder.
Pay sahibinin alacaklıları bu payı haczettirebilirler. Haciz sonunda satıĢ yapılması gerekirse,
sadece o payın satılması söz konusu olur. O pay üzerinde intifa hakkı, irtifak hakkı veya rehin hakkı
gibi sınırlı ayni haklar tesis edilebilir. Ancak eĢyanın (özellikle arazi üzerinde) serbestçe kullanımı
mümkün değildir. Örneğin, 1/3 hissesine sahip olduğumuz bir gayrimenkul üzerinde bir baĢkası
lehine bir geçit hakkı tesis etmemiz tek baĢına mümkün değildir. Zira paydaĢların payı arazinin
tamamındadır, arazi üzerinde belli değildir.
Paylı mülkiyette paydaĢlardan birisi payını satmak isterse diğer hissedarların bu payı
öncelikle satın alma hakkı (Ģufa hakkı) vardır. Buna kanunî Ģufa hakkı denir. Kanundan doğduğu
içir tapu siciline Ģerh verilmez. Ancak bu hakkın sözleĢmeden doğması halinde 3. Ģahıslara karĢı
ileri sürülebilmesi için tapu siciline Ģerh edilmesi gerekir.
Paylı Mülkiyette PaydaĢın Hakkının Korunması:
Paylı mülkiyette, her malik mülkiyet hakkının verdiği aktif (olumlu) yetki ve koruyucu
yetkilerinden yararlanır. Örneğin diğer paydaĢların hakları ile bağdaĢmak koĢuluyla payını
kullanabilir, semerlendirebilir veya eĢya gasp edilmiĢse istihkak davası açabilir, tecavüze
uğramıĢsa, tecavüzün men`ini isteyebilir. Payı tapuya yolsuz kayıt edilmiĢse, düzeltilmesini dava
yolu ile isteyebilir.
Ancak paylı mülkiyette eĢya bölünmüĢ olmadığı için, eĢya üzerinde tasarruf bütün
paydaĢların rızası ile olabilir.
Paylı Mülkiyette PaydaĢlar Arasındaki ĠliĢki
a)EĢyanın idaresi:
Müşterek eşyanın idaresi
Sözleşmeye göre
Sözleşme yoksa
Olağan idari
işlemler
Önemli idari
işlemler
Olağanüstü idari işlemler
Paylı mülkiyete konu olan eĢyanın idaresi değerinin korunması, ya da arttırılması, kural
olarak oy birliği ile yapılır. Malikler aralarında yapacakları bir sözleĢme ile paylı mülkiyetin
idaresinin nasıl gerçekleĢtirileceğini kararlaĢtırabilirler. PaydaĢlardan birinin sessiz kalarak rızasını
açıklamaması durumunda bile hiç bir Ģey yapılamaz. Ancak bu durumda belli iĢler belli hükümlere
tabi olmak üzere kanunda düzenlenmiĢtir. TMK 689 ve müteakip maddelerinde bu hususun
ayrıntıları düzenlenmiĢtir. Buna göre;
135
Taraflar kendi aralarında OY BĠRLĠĞĠ ile anlaĢarak, paylı mülkiyete konu eĢyadan
yararlanma, kullanma ve onu yönetme konusunda kanun hükümlerinden farklı bir düzenleme
getirebilirler. Ancak bu düzenleme her bir paydaĢın;
1) EĢyanın kullanabilirliğinin ve değerinin korunması için zorunlu olan yönetim iĢlerini
yapmak veya mahkemeden buna iliĢkin tedbirlerin alınmasını talep etmek,
2) EĢyayı bir zarar tehlikesinden veya zararın artmasından korumak için derhal alınması
gerekli olan önlemleri bütün paydaĢlar hesabına almak hakkını ortadan kaldırmaz.
Bu tür anlaĢmalar tapu kütüğüne Ģerh verilebilir. Ġmzaların noterce tasdikli olması koĢuluyla
paydaĢlardan birinin baĢvurusu üzerine de Ģerh verilebilir. (M.K. m. 689-695)
Olağan Yönetim ĠĢleri: PaydaĢlardan her biri olağan yönetim iĢlerini yapmaya, özellikle
küçük onarımları yaptırmaya ve tarımsal iĢleri yürütmeye yetkilidir. Ağaçların ilaçlandırılması
budanması vs. gibi. Bunları yaptırmayanın sorumluluğu yoktur. PaydaĢlar olağan yönetimle ilgili
iĢleri çoğunlukla alacakları kararlarla farklı düzenleme yapabilirler. Ancak zorunlu ve ivedi iĢlerin
yapılması hakkındaki kanun hükümleri saklıdır. (TMK. m. 690)
Önemli Yönetim ĠĢleri: Bunlar iĢletme usulünün değiĢtirilmesi, tarım türünün değiĢtirilmesi,
adi kiraya veya ürün kirasına iliĢkin sözleĢmeler yapılması, toprağın ıslahı gibi iĢlerdir. (TMK m
691) Önemli yönetim iĢleri için pay ve paydaĢ çoğunluğu kararı gereklidir. (Çift ekseriyet kuralı)
EĢitlik halinde, paydaĢlardan birinin istemi üzerine, kararı hakkaniyete ve tüm paydaĢların
menfaatine göre hakim verir veya gerekli gördüğü iĢlerin yapılması için paydaĢlar arasından veya
dıĢarıdan bir kayyım tayin eder.
Olağanüstü Yönetim ĠĢleri: Paylı malın özgülendiği amacın değiĢtirilmesi, korumanın veya
olağan Ģekilde kullanmanın gerekli kıldığı ölçüyü aĢan yapı iĢlerine giriĢilmesi veya paylı malın
tamamı üzerinde tasarrufa gidilmesi ancak OY BĠRLĠĞĠ ile olabilir. Örneğin, malın tamamının
temliki veya tamamı üzerine sınırlı bir ayni hak tesisi, ya da tarım arazisi olan mülkün üzerine otel
yapılması kararı ancak oy birliği ile alınabilir. (M.K. m. 692)
Paylı Mülkiyete Konu Maldan Yararlanma : Burada temel kural, yararlanmanın diğer
paydaĢların hakları ve menfaatleri ile bağdaĢmasıdır. PaydaĢlar, diğer paydaĢların hakları ile
bağdaĢtığı ölçüde paylı maldan faydalanır. Bu konuda uyuĢmazlık çıkarsa yararlanma ve
kullanmanın Ģeklini hakim belirler. Gerekirse zaman veya yer olarak kullanım hakkı bölünerek
gerçekleĢtirilir. Bölünemeyen ortak menfaatlerin korunması hususunda her paydaĢ diğerini temsil
edebilir. Aksine bir anlaĢma yoksa her paydaĢın yararlanması payı oranında olur. (TMK. m. 693)
Paylı Yararları Temsil: Her paydaĢ ortak menfaatler için, diğer paydaĢları temsil edebilir.
Ancak bu temsil, teknik anlamda bir temsil değildir. (T.M.K. m. 693) Olağan yönetim iĢleri dıĢında
hiçbir paydaĢ, diğerini alacaklı ve borçlu durumuna sokan bir hukukî iĢlem yapamaz. Burada kast
olunan temsil, her paydaĢın kendi hakkını korumak için baĢvuracağı tedbirlerin, bu tedbir ile
korunan menfaatin malın tümünü kapsaması sebebiyle, mahiyeti itibariyle bölünmez olanlarından,
diğer paydaĢların da yararlanmasını ifade eder.
Örnek, paylı bir malı hırsızın çalıp kaçmakta olması halinde, bir paydaĢın malı zor kullanarak
hırsızın elinden alması gibi.
PaydaĢların Gider ve Yükümlülüklere Katılması: Paylı mülkiyetten doğan giderler (vergi
ve yönetim giderleri) aksine bir hüküm bulunmadıkça (paydaşlar aralarında bir sözleşme
yapmamışlarsa) payları oranında paydaĢlar tarafından karĢılanır. Fazla ödeyen paydaĢ az ödeyen
paydaĢ rücu edebilir. (TMK. m. 694)
Kararların Bağlayıcılığı: PaydaĢların kendi aralarında aldıkları kararlar ve yaptıkları
anlaĢmalar veya bu hususa iliĢkin mahkeme kararları sonradan paydaĢ olanları veya pay üzerinde
aynî hak kazananları da bağlar. Bu anlaĢma ve kararların bağlayıcı olması, sadece onların paylı
mülkiyetin kullanılmasına, ondan yararlanmaya veya onun yöntemine iliĢkin olması ile sınırlıdır.
(T.M.K. m.695/1)
Alınan kararların sonradan paydaĢ olanları veya aynî hak kazananları bağlaması için, bunların
tapu kütüğüne Ģerh edilmesi gerekir. (T.M.K. m.695/2)
Paylı mülkiyetin sona ermesi:
136
a) Paylı Mülkiyetin Bir Veya Birkaç PaydaĢ Bakımından Sona Ermesi
aa) Genel Sebepler: PaydaĢın payını baĢkasına temlik etmesi, payın icra yoluyla satılması
halinde paydaĢ, malik olmaktan çıkar.
bb) PaydaĢın mahkeme kararı ile paydaĢlıktan çıkarılması: (T.M.K. m. 696) PaydaĢlardan
biri kendi tutum ve davranıĢları ile yükümlülüklerini ağır suretle ihlal etmiĢ ve paylı mülkiyet
iliĢkisinin düzen içinde yürümesini çekilmez hale getirmiĢse, hakim kararı ile paydaĢlıktan
çıkarılabilir.
Davanın açılması için aksine bir anlaĢma yoksa pay ve paydaĢ çoğunluğu (çift ekseriyet)
yeterlidir.
PaydaĢlıktan çıkarılan paydaĢın payı bölünme (eĢyadan ayrılma) imkânı varsa bölünerek
yoksa dava tarihindeki değeri üzerinden kendilerine devrini isteyen paydaĢlara satılır. Bunlar
mümkün olmaz ise açık arttırma ile satıĢına gidileceği kendisine bildirilerek payını satması için
sorumlu paydaĢa süre verilir. Bu süre içinde paydaĢ payını temlik edemezse, pay açık artırma ile
satılır.
Diğer hak sahiplerinin çıkarılması: Bir paydaĢın çıkarılmasına iliĢkin hükümler, pay üzerinde
intifa veya diğer bir aynî hakka sahip veya tapuya Ģerh verilmiĢ kiĢisel bir hakka dayanarak pay
üzerinde bir yararlanma yetkisine sahip olan kimseler için de uygulanır. Hakkın devri caiz değilse,
hak sahibine uygun bir tazminat ödenerek, bu hakkına son verilir. (T.M.K. m. 697)
b) Paylı Mülkiyetin Bütün PaydaĢlar Ġçin Sona Ermesi
aa) Genel Sebepler: Bütün paydaĢlar paylı mülkiyeti tek bir kiĢiye temlik ederlerse, mal yok
olursa, kamulaĢtırılırsa, cebri icra yoluyla satılırsa paylı mülkiyet paydaĢların tamamı için sona erer.
bb) PaylaĢma (Taksim) : Paylı mülkiyet iliĢkisinin paylaĢma ile çözülmesine, paylı halin
ortadan kalkmasına izale-i Ģüyu denir. Her pay sahibi, paylı mülkiyetin sona erdirilmesini ve malın
paylaĢtırılmasını isteme hakkı vardır.
PaylaĢmayı isteme hakkı bazı durumlarda sınırlanmıĢtır.
aaa) Hukukî bir tasarrufun yapılmıĢ olması: (T.M.K. m. 698/2) En fazla 10 yıl için paydaĢlar
paylaĢma talebinden vazgeçebilirler.
bbb) Malın sürekli bir amaca özgülenmesi: (Ġki taĢınmaz arasındaki yol, kuyu, avlu gibi)
ccc) PaylaĢmanın uygun bir zamanda istenmemesi: (Hasat yapılmadan taksim gibi)
Taksimin ÇeĢitleri:
a) Rızai paylaĢma: PaydaĢlar aralarında anlaĢarak bir paylaĢma sözleĢmesi ile taksim Ģeklini
kararlaĢtırabilirler.
aa) Aynen paylaĢma –eĢyanın taksimi mümkün ise- bb) Bedelin paylaĢılması –paylı eĢya
bölünemiyorsa veya bölünmesi halinde bir değer kaybına uğruyorsab) Kazaî paylaĢma: PaydaĢlar aralarında paylaĢmanın nasıl yapılacağı hususunda
anlaĢmazlar ve paydaĢlardan biri veya hepsi birlikte mahkeme yoluyla paylaĢmanın yapılmasını
isterler. Görevli mahkeme sulh hukuk mahkemesidir.
aa) Aynen paylaĢma bb) Bedelin paylaĢılması
2) Elbirliği (ĠĢtirak halinde) Mülkiyeti: Birden fazla kimsenin özel bir ortaklık iliĢkisine
dayanarak, hisseleri (payları) tayin edilmeksizin (paysız olarak) bir mal veya mal varlığına sahip
olmalarıdır. Unsurları;
-Özel bir ortaklık iliĢkisi (miras Ģirketi, mal ortaklığı, aile Ģirketi emvali, adî Ģirket)
- Elbirliği mülkiyetinde ortakların payları belirlenmiĢ değildir. Her ortağın hakkı malın
tamamına yayılmıĢ sayılır.
-Elbirliği ile mülkiyet bir mal veya mal topluluğu üzerinde kurulur.
- Ortaklardan her biri, topluluğa giren hakların korunmasını dava yolu ile veya diğer yollarla
sağlayabilir. (Mecburî dava arkadaĢlığı) Bu korumadan bütün ortaklar faydalanır. Fakat davacının
davasını kaybetmesi diğer ortakların haklarını etkilemez.
Elbirliği Mülkiyetinde Ortakların Durumu:
137
--Elbirliği mülkiyetine konu olan eĢya üzerinde yönetim ve tasarruf hakkında elbirliği
mülkiyetini doğuran kanun veya sözleĢmede özel bir düzenleme yoksa oybirliği ile mümkündür.
--Elbirliği mülkiyetinde ortaklar serbestçe ortaklıktan çıkamaz. Malikler topluluğu sona
erdiren bir sebep olmadıkça taksim isteyemezler. Bunun tek istisnası miras Ģirketidir.
--Ortaklık sıfatı ortakların kiĢiliği ile kaimdir. Bir ortağın tasfiyede kendisine düĢecek hisseyi
bir kiĢiye temlik etmesi, ortaklığın devri değildir. Sadece tasfiye sonunda o kimseye, söz konusu
hisseyi talep hakkı verir. (T.M.K. m. 677) Tek istisnası adî Ģirkettir. Burada diğer ortakların rızaları
ile devir mümkündür. (T.B.K. m. 532)
Elbirliği Mülkiyetinin Sona Ermesi
Malın devri 2) Paylı mülkiyete çevirme 3) Topluluğun dağılması
PaylaĢtırma, aksine hüküm yoksa paylı mülkiyet hükümlerine göre yapılır.
Paylı Mülkiyet
(1)-Her malikin eşya üzerinde belirli bir
hissesi vardır.
(2)-Paylı mülkiyetin kurulmasında sınırlı
sayı yoktur.
(3)-Konu daima belli bir eşyadır.
(4)-Her paydaş payı üzerinde tasarruf
edebilir.
(5)-Her paydaşın diğerlerinden
bağımsız eşyayı kullanma yetkisi vardır.
(6)-Adi İşler,Önemli işler,fevkalade işler
birbirinden ayrı düzenlenmiştir.
(7)-Sorumluluk adi sorumluluktur ve
hisse oranındadır.
Elbirliği Mülkiyet
(1)-Maliklerin hisseleri belli değildir.
(2)-Elbirliği özel ortaklık ilişkisi
kanunda tek tek sayılmıştır. Taraflar bunun
dışında Elbirliği mülkiyet ilişkisi
yaratamazlar
(3)-Birden fazla eşya olabileceği gibi
mal varlığı da olabilir
(4)-Ortaklar birlikte o eşya üzerinde
tasarruf edilebilir.
(5)-Ortaklar malı birlikte kullanabilir.
(6)-Malın idaresi maliklerin oy birliği
ile olur.
(7)-Sorumluluk müteselsildir.
TAġINMAZ MÜLKĠYETĠ
TaĢınmaz mülkiyetinin konusu: (T.M.K. m. 704)
1) Arazi: TMK m. 998/2‘de arazinin tapu siciline kaydının, özel kanun hükümlerine tâbi
olduğu belirtilmiĢtir. Maddede bahsedilen özel kanun, Kadastro Kanunu‘dur. Arazinin tanımı 1994
tarihli TST ile yürürlükten kaldırılan 1930 tarihli Tapu Sicili Nizamnamesi‘nde ―arazi, hudutları
tefrika kâfi vasıtalar ile tahdit ve tayin edilmiĢ bilumum sathı zemin‖ Ģeklinde yapılmıĢtır. BaĢka bir
deyiĢle, sınırları yeterli vasıtalar ile belirlenmiĢ yeryüzü parçasına arazi denir (Ünal ve BaĢpınar
2008, Akipek 2010, Oğuzman vd. 2011). 2013 tarihli yeni TST‘ye göre arazi, sınırları hukukî ve
geometrik yöntemlerle belirlenmiĢ yeryüzü parçasıdır (TST m. 9/1). Örnek; Arsa, bağ, bahçe, tarla
gibi.
2) Tapu kütüğünde ayrı sayfaya kaydedilen bağımsız ve sürekli haklar:
Aslında nitelikleri gereği taĢınmaz olmayan bazı haklar, sosyal ve ekonomik hayatın gerekleri
gözetilerek kanunkoyucu tarafından taĢınmaz olarak sayılmıĢlardır. Bu hakların taĢınmaz olarak
kabul edilmesi ve tapu kütüğünün ayrı bir sayfasına tescil edilmesi, onların niteliğinde bir değiĢiklik
yaratmamıĢ, sadece taĢınmaz gibi iĢlem görmeleri sağlanmıĢtır (Oğuzman vd. 2011).
TMK‘nin 998 inci maddesinin üçüncü fıkrasında, bağımsız ve sürekli hakların kaydedilmesi
için gerekli koĢulların ve usulün tüzükle belirleneceği düzenlenmiĢ, süreklilik koĢulunun
gerçekleĢmesi için hakkın süresiz veya en az otuz yıl süreli olması Ģartı getirilmiĢtir. Kanunun atıf
yaptığı TST‘nin 10 uncu maddesinde bağımsız ve sürekli haklar düzenlenmiĢtir. Sözkonusu hüküm,
―Süresiz veya en az otuz yıl süreli olan ve tasarrufları kısıtlanmayan ve izne tâbi kılınmayan
bağımsız ve sürekli irtifak hakları, hak sahibinin yazılı istemi üzerine tapu kütüğünün ayrı bir
138
sayfasına taşınmaz olarak tescil edilir. Tapu kütüğüne taşınmaz olarak tescil edilen bağımsız ve
sürekli haklar, üçüncü kişilere devredilebilir, mirasçılara geçebilir ve üzerinde her türlü aynî veya
kişisel hak kurulabilir‖ Ģeklindedir.
Ġrtifak haklarının tapu kütüğünün ayrı bir sayfasına taĢınmaz olarak kaydedilebilmesi için
aĢağıdaki Ģartları taĢımaları gerekir (Ünal ve BaĢpınar 2008, Akipek 2010, Oğuzman vd. 2011) :
a) Geçerli olarak kurulmuĢ bir irtifak hakkı bulunmalıdır.
b) Ġrtifak hakkı bağımsız bir nitelik taĢımalıdır. Ġrtifak hakkının bağımsız olması demek,
bunların hukukî iĢlem ya da miras yoluyla bir baĢkasına geçebilmesidir. BaĢka bir deyiĢle, irtifak
hakkının belirli bir taĢınmaz lehine veya belirli bir kiĢi lehine kurulmamıĢ olmasıdır. ġu halde,
eĢyaya bağlı irtifaklar ile Ģahsa sıkı sıkıya bağlı kurulan intifa ve oturma hakkı bağımsız bir nitelik
taĢımadıklarından ―bağımsız ve sürekli bir hak‖ olarak tapu kütüğünün ayrı bir sayfasına taĢınmaz
gibi tescil edilemeyeceklerdir. Bağımsız bir nitelik taĢıyacak irtifak hakları, aksi
kararlaĢtırılmadıkça devredilebilen ve mirasçılara intikal eden üst ve kaynak hakkı gibi kiĢiye bağlı
irtifaklardır. TMK‘nin 838 inci maddesinde düzenlenen diğer irtifak hakları ise, kural olarak
devredilemez ve mirasçılara geçmez ise de, aksi sözleĢme ile kararlaĢtırılabilir. Bu durumda, TMK
m. 838‘de düzenlenen diğer irtifak haklarının devri sözleĢme ile kabul edilmesi halinde, bağımsız
bir hak olma özelliğine sahip olurlar.
c) Ġrtifak hakkı sürekli bir nitelik taĢımalıdır. Bu Ģart da, yukarıda yerverilen mevzuat
hükümlerine göre irtifak hakkının süresiz olarak veya en az otuz yıl süreyle kurulmasını ifade eder.
ç) Ġrtifak hakkı sahibinin, Ģartları oluĢan irtifak hakkının tapu kütüğünün ayrı bir sayfasına
kaydedilmesi için talepte bulunması gerekir.
TST‘nin 30 uncu maddesinin son fıkrası uyarınca, bağımsız ve sürekli irtifak hakları, ilgili
tapu kütüğünün en son sayfasına tescil edilir, taĢınmaz mal ve üzerindeki hakların tapu kütüğü
sayfaları ile bağlantısı sağlanır. Bu Ģekilde tescil edilen bağımsız ve sürekli irtifak hakları, taĢınmaz
mal olarak eski deyimle her türlü temliki tasarrufa konu edilebilir.
3) Kat mülkiyeti kütüğüne kayıtlı bağımsız bölümler:
TMK‘nin 998 inci maddesinin son fıkrası uyarınca kat mülkiyetine konu olan bağımsız
bölümlerin taĢınmaz olarak kaydı, özel kanun hükümlerine tâbidir. TMK‘nin atıf yaptığı özel kanun
KMK‘dir. Kat mülkiyeti ile kat irtifakı, bu konuda özel olarak yürürlüğe konulmuĢ KMK‘de
düzenlenmiĢtir.
AnataĢınmazın ayrı ayrı ve baĢlı baĢına kullanılmaya elveriĢli olup, KMK hükümlerine göre
bağımsız mülkiyete konu olan bölümlerine bağımsız bölüm; bağımsız bölümler üzerinde kurulan
mülkiyet hakkına kat mülkiyeti; bir arsa üzerinde ileride kat mülkiyetine konu olmak üzere
yapılacak veya yapılmakta olan bir veya birden çok yapının bağımsız bölümleri için o arsanın
maliki veya ortak malikleri tarafından bu Kanun hükümlerine göre kurulan irtifak hakkına kat
irtifakı denir (KMK m. 2).
Kat mülkiyeti ve kat irtifakının kurulması için kural olarak tapu müdürlüklerince resmî senet
düzenlenir ve kat mülkiyeti kütüğüne tescil edilir. Yukarıda da belirtildiği üzere11, kat mülkiyeti ve
kat irtifakı, kat mülkiyeti kütüğüne tescil olunur. Kat mülkiyeti kütüğüne yapılacak tescillerde,
KMK‘de aksine bir hüküm bulunmadıkça tescille ilgili genel hükümler uygulanır. Henüz kadastrosu
yapılmamıĢ olan yerlerde kat mülkiyeti ve kat irtifakı, ayrıca tutulacak kat mülkiyeti zabıt defterine
tescil olunur.
Kat mülkiyetine tabi bağımsız bölümler, kat mülkiyeti kütüğünün ayrı bir sayfasına kayıt
edilmekle taĢınmaz niteliğini kazanırlar. Kat malikleri bağımsız bölümler üzerinde müstakilen
mülkiyet hakkına sahip olurlar ve TMK‘nin maliklere tanıdığı bütün hak ve yetkileri kullanabilirler
(KMK m. 15). Kanunkoyucu tarafından, bağımsız bölümler üzerinde müstakil mülkiyet hakkı
tanınmıĢ olmakla, TMK‘de yeralan ―mütemmim cüz (bütünleyici parça) prensibinden ayrılmıĢtır.
139
Mülga Medenî Kanunda 3. sırada madenler yer almaktaydı. Ancak ayrı bir kanunla özel bir
rejime tabi tutulmuĢ olan madenlere 2002 yılı baĢı itibariyle yürürlüğe giren yeni MK‘nda yer
verilmemiĢtir.
Ayrıca, Gemiler, Ġcra Ġflas Kanunu‘na göre taĢınmaz sayılır. (T.M.K. da sayılmamıĢ.)
TaĢınmaz Mülkiyetinin Kazanılması
A- Aslen Kazanma-Devren Kazanma Ayrımı
Bir kimse bir taĢınmaz üzerinde bir baĢkasının mülkiyet hakkına dayanmaksızın, ondan
bağımsız olarak doğrudan doğruya mülkiyet hakkı kazanıyorsa, buna aslen kazanma denir.
Örneğin, iĢgal yolu ile kazanma, kazandırıcı zamanaĢımı yolu ile kazanma.
Mülkiyet hakkının, önceki malikin mülkiyet hakkına dayanılarak, ondan devren elde edildiği
hallerde, devren kazanma söz konusudur. Örneğin, A‘nın kendi gayrimenkulünü B‘ye bağıĢlaması,
satması gibi.
B-Tescille Kazanma- Tescilden Önce Kazanma
a) Tescille Kazanma
TaĢınmaz (gayrimenkul) mülkiyeti ―tescil‖ (M.K. m. 705) ile taĢınır (menkul) mülkiyeti ise
―teslim‖ ile kazanılır.
*Tescilin talebe bağlılığı+Tasarruf yetkisini ve geçerli hukukî sebebi belgelendirme
*Tescilin hukukî sebebe bağlılığı
Mülkiyetin tescil ile kazanılmasında mülkiyeti nakil borcu doğuran bir iĢlem mevcut
olmalıdır. (SatıĢ, bağıĢ, Ö.K.B.A. gibi) TaĢınmaz mülkiyetinin devren kazanılmasında, kazanma
sebebini teĢkil eden sözleĢmenin geçerli olması için, resmî Ģekilde yapılması Ģarttır. (M.K. m. 706)
Resmî Ģeklin nasıl olacağını Tapu Sicili Tüzüğü ayrıntılı olarak açıklamıĢtır.
Resmî Ģekilde yapılmasının sebebi hem tarafları yeterince düĢünmeye sevk etmek, hem de
hukuki güveni ve toplum yararını korumaktır.
Resmî ġekle Uymamanın Sonuçları:
1) Resmî Ģekle uyulmamıĢ ve tescil yapılmıĢsa, tescil yolsuz tescildir. Aynî haklarda bir
değiĢiklik meydana gelmez. Malik her zaman yolsuz tescilin düzeltilmesini talep edebilir. (M.K. m.
1025) Ancak bunun üç istisnası vardır.
* TaĢınmazı iyi niyetli üçüncü kiĢi kazanmıĢ ise (tapu siciline güven prensibi),
* ġekil noksanı sebebiyle iĢlemin geçersizliğinin ileri sürülmesi dürüstlük kuralına aykırı ise
(A, sınırlı ehliyetsiz olduğunu bilmediği B’den ona ait bir taşınmazı satın almış, aradan 8 yıl
geçtikten ve taşınmazın değerinin şehir planındaki değişiklik sebebiyle birden bire değer kazanması
üzerine, B’nin yasal temsilcisi, tescilin yolsuz tescil olduğunu ileri sürmüşse, yasal temsilcinin bu
davranışı dürüstlük kurallarına aykırı bir davranıştır.)
* Yolsuz tescil sahibi, taĢınmazı kazandırıcı zamanaĢımı ile kazanmıĢsa,
2) Resmi Ģekle uygun olmayan sözleĢmeyle tescil yapılmamakla birlikte, taĢınmazın
zilyetliği nakil edilmiĢ ise, uygulamada buna haricen satıĢ denir. Akit hükümsüzdür. Ancak,
Yargıtay içtihatlarına göre zilyet ödediği bedeli almadıkça taĢınmazın zilyetliğini iade etmeyebilir.
(Ödemezlik def‘i)
3) Resmî Ģekle uygun olmayan sözleĢmeyle, tescil yapılmamakla birlikte taĢınmazın
zilyetliği de nakledilmemiĢ, fakat semen alınmıĢ ise; alıcı, ödemiĢ olduğu semenin borç olmayan bir
Ģeyin tediyesi sebebiyle veya tahakkuk etmeyen bir sebebe dayanan bir sebepsiz zenginleĢme
davası açabilir.
Mülkiyeti Devir Borcu Doğuran SözleĢmelerde Muvazaa:
140
Muvazaa, tarafların, yaptıkları bir sözleĢmenin hiç hüküm doğurmaması veya görünüĢteki
sözleĢmeden baĢka bir sözleĢmenin hükümlerini doğurması hususundaki anlaĢmalarıdır.
Böylece, taraflar üçüncü kiĢilere karĢı, aslında istemedikleri beyanlarıyla meydana gelen sözleĢmeyi
varmıĢ gibi göstermeyi isterler.
Örnek, A ile B aralarında satış akdi varmış gibi bir sözleşme yapmışlar ve bu sözleşmeye
dayanarak B, A’ya taşınmazını devretmiş ve tapuda gerekli tescil işlemin yaptırmıştır. Satış akdi
muvazaalı olduğu için yapılan tescil yolsuzdur tescildir ve hiçbir hukuki sonuç yaratmaz. Tescilin
tashihi istenir. (basit muvazaa)
Örnek, A ve B aralarında bir satış sözleşmesi varmış gibi işlem yaparak B, taşınmazını A’ya
satmış ve tescil işlemi tapuda tamamlanmıştır. Aslında B, taşınmazını, A’ya bağışlamayı istemiştir.
Satış akdi, taraflar zaten bu sözleşmeyi istemedikleri için geçersizdir. Gizlenen bağış ise şekil
koşuluna uyulmadan yapıldığı için geçersiz olur. (mevsuf –vasıflı- muvazaa
TaĢınmaz Mülkiyetinin Naklinde Ġnançlı ĠĢlemler (Ġnançlı Temlik):
Ġnançlı temlik, bir taĢınmazın mülkiyetini devren kazanan kimsenin, bu taĢınmazı,
devredenle aralarında kararlaĢtırdıkları gayeye uygun kullanmayı ve gerektiğinde taĢınmazı temlik
edene veya bir üçüncü kiĢiye nakletmeyi taahhüt etmesi ve itimat edenin de bu taahhüde güvenerek
temliki yapmasıdır.
Örnek, malik B, borcuna karĢılık taĢınmazını A‘ya ipotek etmek yerine, ona inançlı olarak
temlik edebilir. B borcunu ödedikten sonra, A taĢınmazı B‘ye nakledecektir.
Namı Müstear:
TaĢınmaz mülkiyetinin naklinde mülkiyetin asıl nakledilmek istenen kiĢi adına değil de, bu
kiĢi gizlenerek bir üçüncü kiĢi adına tescil edilmesine namı müstear denir. Bu durum iki husustan
kaynaklanır. Ya vekil, satıcıdan, bir baĢkası adına hareket ettiğini gizlemek istemektedir. (dolaylı
temsil) veya satıcı inançlı bir iĢlem ile taĢınmazı bir kiĢiye satmakta ve onun da taĢınmazı esas
alıcıya nakledeceğine güvenmektedir. Birinci halde, yani dolaylı temsil yolu ile bir taĢınmaz
kazanılması geçerlidir. Yeter ki geçerli bir vekâlet akdi mevcut olsun ve vekil bu sıfatla hareket
etmiĢ olsun, yani taĢınmazı kendi adına, fakat müvekkili hesabına kazanmıĢ olsun. Bu durumda
satıĢ akdini yapanlar bunun sonuçlarını istemektedirler ve satıcı, taĢınmazın bir baĢkasının hesabına
alınıp alınmamasıyla ilgilenmemektedir.
Namı müstear, inançlı temlik ve muvazaa ile birlikte olduğu hallerde, satıcı esasında bir
baĢkasını malik kılmak istemekte, fakat onun isminin açıklanmasını istemediği için, muvazaalı
olarak taĢınmazı bir baĢkasına devretmektedir. Onun da taĢınmazı, ismi gizli kalan kiĢiye
devredileceğine güvenmektedir. Bu durumda, birinci iĢlem muvazaa sebebiyle geçersizdir. Ġkinci
iĢlem de, yani taĢınmazı 3. kiĢiye geçirme taahhüdü de resmî Ģekilde olmadığı için geçersizdir.
Örnek, B, taşınmazını A’ya temlik etmek istemekte, fakat A’nın isminin gizli kalmasını arzu
ettiği için, işlemi sanki C ile yapmış gözükmektedir. C, B’ye taşınmazı A’ya nakledeceğini taahhüt
etmiştir. (muvazaa ve inançlı temlik
TaĢınmaz SatıĢ Vaadi
TaĢınmaz satıĢ vaadi, bir tarafa veya her iki tarafa bir taĢınmazın satıĢ sözleĢmesinin
yapılmasını istemek hakkı sağlayan bir ön sözleĢmedir.
Uygulamada noterler tarafından düzenlenmektedir. Ama Türk Borçlar Kanunu‘nun 29/2.
maddesi uyarınca ön sözleĢmenin de asıl akdin yapıldığı Ģekle bağlı olması gerekir (Kanunlarda
öngörülen istisnalar dışında, önsözleşmenin geçerliliği, ileride kurulacak sözleşmenin şekline
bağlıdır.). Bu itibarla satıĢ vaadinin tapu sicil müdürlüklerince düzenlenmesi gerekir. Çünkü satım
sözleĢmesini düzenleyen makam, öncelikle satıĢ sözleĢmesi vaadini düzenleyebilir.
Geçerli bir satıĢ vaadi taraflara satıĢ sözleĢmesinin yapılmasını talep hakkı verir. TaĢınmaz
maliki, satıĢ sözleĢmesinin yapılması hususunda irade açıklamasında bulunmaz ise, bu halde alıcı
dava açar. Bu dava ile alıcı, satıcının irade beyanında bulunmasına hüküm verilmesini ister.
141
Mahkeme bu yönde bir karar verirse, alıcı mahkeme kararını ibraz ederek mülkiyeti kazanabilir.
(T.M.K.m. 716)
Noterler tarafından düzenlenen taĢınmaz satıĢ vaadi sözleĢmesi, talep halinde tapu siciline
Ģerh verilebilir. (ġahsi hakkın kuvvetlendirilmesi) ġerhin etkisi en fazla 5 yıldır.
b) Tescilsiz Kazanma
Tescil, taĢınmaz mülkiyetinin intikali için, bir sıhhat Ģartıdır (kurucu Ģart). Kanunî
istisnalar dıĢında, tescil yapılmadıkça taĢınmazın mülkiyeti kazanılmaz. Ancak Medenî Kanun‘un
705. maddesinde, tescilden önce bir kimsenin taĢınmazın mülkiyetine sahip olacağı düzenlenmiĢtir.
Fakat bu malikler, tapu siciline adlarına tescil yapılmasızın herhangi bir iĢlem yapamazlar.
aa) T.M.K. m. 705‘de belirtilen kazanma halleri (ĠĢgal, miras, kamulaĢtırma, cebri icra,
mahkeme ilamı)
bb) Diğer tescilsiz kazanma halleri (T.M.K. m. 54, T.M.K. m. 102, T.M.K. m. 708, 709,
710, 711)
cc) ZamanaĢımı ile kazanma halleri (Olağan kazandırıcı zamanaĢımı, Olağanüstü kazandırıcı
zamanaĢımı)
TaĢınmaz mülkiyetinin tescilsiz kazanılması üç baĢlıkta incelenebilir.
A) TMK md- 705 de sayılan haller: Bunlar, miras (intikal), mahkeme kararı (ilam), cebri
icra (icra), iĢgal, kamulaĢtırma (istimlâk) dır. Kanunda öngörülen diğer haller ise; TüzelkiĢiliğin
sona ermesini düzenleyen
TMK-52-54 hükümlerine göre tüzel kiĢilerin taĢınmazlarının
kazanılması, Vakfa tahsis edilen taĢınmazların mülkiyetinin TMK-105 e göre vakfa geçmesi,
Evlenme sözleĢmesi ile mal ortaklığı rejimi, Ticaret Ģirketlerinin birleĢmesiyle taĢınmazların
birleĢilen Ģirkete geçmesi, Yeni arazi teĢekkülü
B) Zaman aĢımı ile kazanım
Kanunda belirtilen sürece devam eden ve itiraza uğramamıĢ zilyetliğe dayanarak hak
iktisabına zamanaĢımı ile gayrimenkulün mülkiyetini kazanma denir.
1) Olağan ZamanaĢımı (TMK. 712 md)
Tapuya kayıtlı ancak yolsuz tescil ile kaydedilmiĢ taĢınmazlarda;
a) Zilyetlik tescilden itibaren 10 yıl süreyle devam etmiĢse,
b) Zilyetlik davasız ve aralıksız sürmüĢ ise,
c) Zilyet iyiniyetli ve malik olduğu inancıyla (malik sıfatıyla zilyetlik) zilyetlik yapmıĢsa
yolsuz tescil yapıldığı andan itibaren geçerliymiĢ gibi hüküm doğurur. TMK. 712‘ye göre zilyedin
bu yolla kazanmıĢ olduğu mülkiyet hakkına itiraz edilemez.
2) Olağanüstü zamanaĢımı (TMK. 713 md)
Bu tür zamanaĢımı ile kazanmanın iki çeĢidi vardır.
a) Tapuya kayıtlı olmayan taĢınmazların zamanaĢımı ile kazanılmasında: Zilyet olma
iradesinin varlığı, Zilyetliğin 20 yıl sürmesi, Zilyetliğin davasız ve aralıksız sürmesi Ģartlarının
gerçekleĢmesi gerekir. Bu halde, zilyedin iyi niyetli olması aranmaz.
b) Tapuya kayıtlı olmakla birlikte maliki tapu kütüğünden anlaĢılamayan veya 20 yıl
önce ölmüĢ ya da hakkında gaiplik kararı verilmiĢ birisi adına tapuya kayıtlı olan
taĢınmazların mülkiyeti yukarıda sayılan aynı koĢullarda zaman aĢımı ile kazanılabilir Ģeklinde
iken bu fıkrada yer alan ―… ölmüĢ ya da …‖ kelimeleri Anayasa Mahkemesi’nin 17/3/2011 tarihli
ve E.: 2009/58, K.: 2011/52 sayılı Kararıyla iptal edilmiĢtir.
TAġINMAZ MÜLKĠYETĠN KAPSAMI
TaĢınmaz mülkiyetin kapsamı yatay, dikey ve maddi olmak üzere üç Ģekilde incelenebilir.
A- Yatay kapsam :
1. Kadastrosu YapılmıĢ Tapulu Yerlerde: Bir taĢınmazın sınırı yetkili memurca
düzenlenen kadastro haritaları ve araziye konulmuĢ iĢaretlerle belirlenir. Bu konuda üç temel ilke
vardır.
a) Plana göre belirlenmiĢ sınır ile arz üzerindeki iĢaretlerin gösterdiği sınır birbirlerini
tutmazsa plandaki sınırın doğruluğu esas alınır.
142
b) Tapuda belirtilmiĢ olan sınır ile arz üzerindeki sınır arasında uyuĢmazlık olursa açılacak
olan davaya sınır düzeltilmesi (sınır tashihi) davası denir. Plandaki sınır ayrımı davası ile bu
birbirine karıĢtırılmamalıdır
c) Ġki komĢu taĢınmazı birbirinden ayıran çit, parmaklık, duvar her ikisi taĢınmazın
malikinin paylı mülkiyetindedir.
2. Tapuda Kayıtlı Fakat Kadastrosu YapılmamıĢ Yerler: Tapuda kayıtlı olmakla birlikte
sınırları ihtilaflı olan bir taĢınmazın sınırı tapu kaydındaki bilgiye göre tespit edilemiyorsa, tapu
kaydındaki yüz ölçümü esas alınır. Eğer ihtilaflı taĢınmazların yüz ölçümlerinden bir artan bir
fazlalık varsa eĢit olarak ihtilaflı taĢınmazlara taksim edilir.
3. Tapusuz TaĢınmazlarda Sınır: Tapusuz taĢınmazlarda sınır tayini, komĢu taĢınmazlar
tapuya kayıtlı ise sorun basittir. Eğer onlar da kayıtlı değilse, komĢuların aralarında anlaĢa bilip
anlaĢamadıklarına bakılır. AnlaĢamıyorlarsa sınırlar, bilirkiĢi, Ģahit ve ilgili belgelere dayanılarak
tespit edilir.
B- Dikey Kapsam
Bir taĢınmazın maliki, kendisine faydalı olacak Ģekilde taĢınmazın üstünden ve altından
yararlanabilir. Örneğin üstünden tel altından boru geçirebilir. Veya geçirilmesini engelleyebilir.
Fayda ölçüsü dürüstlük kuralına göre belirlenir.
C- MADDĠ KAPSAM (TaĢınmaz mal Mülkiyetinin Bütünleyici Parçaları):
TaĢınmaz mal mülkiyetinin madde
Ġtibariyle kapsamı
Arazideki kaynaklar
Arazide inĢa olunan
Ģeyler: Yapılar
Arazi üzerine dikili Ģeyler:
Dikili bitkiler
A) Arazide inĢa olunan yapılar: TaĢınmaz mülkiyeti, taĢınmazın yatay ve dikey kapsamına
giren alanlarla sıkı surette bağlı bulunan Ģeyleri içine alır. Arazi asıl eĢya üzerine yapılan ve
dikilenler ―bütünleyici parçalardır.‖
Haksız inĢaat : Haksız inĢaatta arsa maliki ile malzeme maliki farklı kiĢiler olup; üç halde
ortaya çıkar.
--- Arazinin maliki baĢkasının malzemesi ile bu arazi üzerine inĢaat yapmıĢsa
---Bir kimse kendi malzemesiyle baĢkasının arsasına inĢaat yapmıĢsa
---Bir kimse baĢkasının malzemesi ile baĢkasının arsasına inĢaat yapmıĢsa
Her üç halde de inĢaat arazinin mülkiyetine dahil sayılır. Malzeme sahibi malzeme
üzerindeki mülkiyet hakkını kaybeder.
Haksız ĠnĢaatın Sonuçları
a) Haksız inĢaat arsa maliki tarafından yapılmıĢsa; Eğer inĢaat baĢkasının malzemesini
kullanarak yapılmıĢsa, malzeme sahibinin üç değiĢik hakkı söz konusudur.
aa) İnşaatın kaldırılması: Eğer inĢaatın kaldırılması aĢırı bir zarara yol açmayacaksa
malzeme sahibi inĢaatın kaldırılmasını isteyebilir.
bb) Tazminat istenmesi: Eğer malzemenin ayrılması mümkün değilse veya malzeme sahibi
tarafından arzu edilmiyor ise malzeme maliki tazminat talep edebilir. Bu tazminat arsa sahibinin iyi
niyetli halinde malzeme değerinde muhik bir bedeldir. Bu talebin zamanaĢımı süresi BK-66 göre
belirlenir. Arsa sahibi kötü niyetli ise karĢı tarafın bu yüzden uğradığı tüm zararları tazmin
143
etmekle yükümlü olur. DavranıĢ haksız fiil teĢkil ettiğinden ZamanaĢımı da BK 60 . maddeye
tabidir.
cc)Arsanın mülkiyetinin istenmesi: Bu talep hakkının doğması için iki olumlu bir olumsuz
Ģart aranır. Olumlu Ģartlardan birisi inĢaatın değerinin taĢınmazın değerini aĢması, diğeri de bunu
isteyen tarafın inĢaatın baĢlamasından bitimine kadar iyi niyetli olmasıdır. Arsanın veya yeterli bir
kısmının yapı ile birlikte malzeme sahibine uygun bir bedel ile verilmesi istenir. MK-724
b) Haksız ĠnĢaat Yapan Kendi Malzemesi Ġle BaĢkasının Arsasına ĠnĢaat YapmıĢsa;
Kural olarak malzeme arsanın bütünleyici parçası haline gelir. Bu durumda, eğer arsa maliki inĢaatı
kaldırmak istemiyorsa veya kaldırmaya hakkı yoksa iki Ģeyden birini yapabilir.
aa)Arsa sahibinin inĢaatın yapılmasına açık ya da zımni rızası yoksa arsa sahibi inşaatın
kaldırılmasını isteyebilir. Bu durumda inĢaatın kaldırılması arsaya ve malzemeye fahiĢ zarar
vermemelidir.
bb)Eğer malzemenin sökülmesi mümkün değilse, arsa sahibi malzemeler için belli bir
bedel öder. Buna karĢılık malzeme sahibi de bazı haklara sahiptir. Eğer malzeme sahibi iyi niyetli
ise ve inĢaatın değeri arsanın değerinden açıkça fazla ise malzeme sahibi muhik bir bedel karşılığı
arazinin mülkiyetinin kendisine geçirilmesini talep edebilir. Sorunun böyle çözülmesini iyi niyetli
arsa sahibi de talep edebilir. TMK-724 (eski kanunda sadece malzeme sahibi isteyebiliyordu.)
c) BaĢkasının Malzemesi Ġle BaĢkasının Arsasına ĠnĢaat : Genel kurala göre inĢaat
arsanın bütünleyici parçası haline gelir. Taraflar arasında özel bir anlaĢma yoksa her birine MK722-724 maddeleri kıyasen uygulanır. Ayrıca vekâletsiz iĢ görme ve haksız fiil ve haksız iktisap
hükümleri de duruma göre uygulanır.
Arsa Malikinin Hakları: Burada arsa maliki iyi niyetli ise inĢaatın kaldırılmasını
isteyebilir. Kaldırma masrafları inĢaatı yapana aittir. ĠnĢaat kaldırılmaz ise bu yüzden uğradığı
zararların tazminini talep edebilir.
Malzeme Malikinin Hakları: Malzeme sahibinin hakları ise malzemenin rızası dıĢı
kullanılmıĢ olması halinde bakar; eğer inĢaat arsa malikinin muvafakati ile yapılmıĢsa ve
kaldırılması aĢırı zarara yol açmıyorsa inĢaatın kaldırılmasını isteyebilir.
ĠnĢaatı Yapanın Hakları: ĠnĢaatı yapan, arsa malikine karĢı onun inĢaata muvafakati varsa
vekâlet hükümleri geçerlidir. Yoksa vekâletsiz iĢ görme hükümlerine dayanabilir.
ĠnĢaat Arsanın Bütünleyici Parçasıdır (Üst alta tabidir) Kuralının Dört Ġstisnası
Vardır: Bunlar, TaĢkın inĢaat, Üst hakkı, Mecralar ve Menkul inĢaattır.
1) TAġKIN ĠNġAAT
Bir arsa üzerinde yapılan inĢaatın temeli, balkonu çatısı vs. komĢu arsaya ve onun havasına
tecavüzlü ise TMK-725 e göre iki durum söz konusu olur. Bunlar;
a- ĠnĢaat sahibinin taĢılan arsa üzerinde bu taĢmaya izin veren bir ayni hakkı varsa genel
kural geçerli olmaya devam eder. Yani bina arsanın bütünleyici parçası haline gelir.
b-Eğer böyle bir ayni hak söz konusu değilse, tecavüz edilen arsanın sahibi durumu
öğrendiği tarihten itibaren 15 gün içinde itiraz ederek taĢkın kısmın kaldırılmasını isteyebilir. Bu
süre içinde itiraz edilmemiĢ ise,
- ĠnĢaatı yapanın iyi niyetli olması,
- Durum ve koĢulların haklı göstermesi
- Uygun bir bedel ödemesi, koĢulları ile inĢaat sahibi taĢan kısım için lehine bir ittifak hakkı
kurulmasını veya o kısmın mülkiyetinin kendisine devredilmesini talep edebilir.
2) ÜST HAKKI
ĠnĢaat hakkı olarak da bilinir. BaĢkasına ait bir arazinin altında ya da üstünde sürekli kalmak
üzere, bir üst irtifakına dayalı olarak inĢa edilen yapıların mülkiyeti irtifak hakkı sahibine ait olur.
Üst irtifakı hakkı ya kiĢiye ya da taĢınmaza bağlı olarak kurulur. Bu hak tapu kütüğüne
bağımsız (müstakil) hak olarak kaydedilmiĢ ise, tapuda kayıtlı bir taĢınmaz gibi iĢlem görür.
Gerektiğinde rehnedilebilir ve temlik edilebilir.
3) MECRALAR
144
Su, gaz, elektrik ve benzerlerinin mecraları (geçtikleri yer) iĢletmenin bulunduğu
taĢınmazın dıĢında olsalar bile, aksine bir düzenleme yoksa o iĢletmenin eklentisi (teferruatı) ve
iĢletme malikinin malı sayılır.
KomĢuluk hukukunun getirdiği haklar dıĢında bir taĢınmazın böyle bir mecra ile ayni hak
olarak yüklenmesi , ancak bir irtifak hakkı kurulması suretiyle olabilir. Ġrtifak hakkı , dıĢarıdan
görülmüyorsa tapu siciline tescille, görünüyorsa noterce düzenlenecek sözleĢmeye dayanılarak
mecranın yapılmasıyla doğar. TMK-727
Her taĢınmaz maliki uğrayacağı zararının tamamının önceden ödenmesi koĢuluyla su, gaz,
elektrik vb. Ģeylerin baĢka yerden getirilmesi imkânsız ya da aĢırı ölçüde imkânsız olması halinde
bunların kendi arazisi altından veya üstünden geçirilmesine katlanmakla yükümlüdür.
Mecra geçirme hakkı, hak sahibinin istemi üzerine ve giderleri ödenmesi Ģartıyla tapu
kütüğüne tescil edilir.
4) MENKUL YAPILAR
Kulübe, büfe, çardak,baraka, konteynır, karavan gibi Ģeylerin, kalıcı olması
amaçlanmaksızın baĢkasının arazisi üzerine konulması halinde bunların mülkiyeti arazi sahibine ait
olmaz. Bunlar taĢınır mal hükümlerine tabidir.
B) Arazi Üzerine Dikilen ġeyler : Arazi üzerine dikilen Ģeyler (ağaçlar gibi) arzın
mülkiyetine tabidir. (TMK.729) Dikilen bitkilerin menkul bitki olmaması gerekir.
C) Arazideki Kaynaklar
Kaynak kendiliğinden veya insan emeği ile topraktan sürekli olarak çıkan sudur. MK-756.
Maddesine ve genel kurallara göre kaynak arazinin bütünleyici parçasıdır. (mütemmim cüz)
Bunların mülkiyeti ancak kaynadıkları arazinin mülkiyeti ile birlikte kazanılabilir.
Ancak yer altı suları, kamu yararına ait sulardandır. Araziye malik olmak onun altındaki yer
altı suyuna da sahip olmak sonucunu doğurmaz.
Bir baĢkasının toprağındaki sudan yararlanabilmek ancak bir irtifak hakkı ile mümkündür.
Bu irtifak hakkı Ģahıs veya eĢyaya bağlı olarak kurulabilir. Bazen kanun malike bir kaynak irtifak
kurma mükellefiyeti yükleyebilir. TMK- 761
TAġINMAZ MÜLKĠYETĠN SINIRLAMALARI
TaĢınmazlarla ilgili mülkiyet hakkının sınırlanması ya kanun tarafından yapılmakta, ya da
malikin kendi iradesi ile mülkiyet hakkının kendisine tanıdığı yetkilerden bazısını sınırlaması
yoluyla ortaya çıkmaktadır.
A) Kanuni Sınırlamalar:
Kanuni sınırlamaların bir kısmı kamu hukuku esaslarına, bir kısmı özel hukuk kurallarına
dayanmaktadır. Her iki kategorideki sınırlamada ortak özellik, bunların doğrudan kanundan
doğması ve tapu siciline tescil iĢlemi yapılmadan mevcut olmalarıdır.
1) Kamu Hukukundan Doğan Sınırlamalar: Kamu Hukuku sınırlamaları taraflar arasında
yapılan bir anlaĢma ile bertaraf edilmezken, özel hukuk sınırlamaları resmi bir senet ve tapuya
tescille herkese karĢı hüküm ifade etmek üzere kaldırılabilir. Veya değiĢtirilebilir. Bu Ģekilde
tescillerin tapu kütüğünün irtifaklar sütununa yazılacağı kabul edilmektedir.
Kamu hukukundan doğan sınırlamalar, Özel Kanunlardan ve Medeni Kanun‘dan doğar.
a) Özel Kanundan Doğan Sınırlamalar: Kamu Hukukuna iliĢkin sınırlamaların bir kısmı
özel kanunlarda yer almaktadır. (Ġmar Kanunu, Ġskân Kanunu, KamulaĢtırma Kanunu, Kültür ve
Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu gibi.)
b) Medeni Kanun’da Öngörülen Sınırlamalar: Medeni Kanunda sınırlamalara iliĢkin
olarak, Ģu hükümler gösterilebilir:
(1) Kazı ve inĢaat yapılırken uyulması gereken yükümlülükler (TMK.739)
(2) Araziye dikilecek bitkiler hususunda uyulması gereken yükümlülükler (TMK.md.740)
(3) Sınırlıklar (Hail) koyma (duvar, parmaklık, çit vs.) (TMK.749)
(4) Toprağın ıslahı (TMK.md.755)
2) Özel Hukuktan Doğan Kanuni Sınırlamalar: Özel hukuktan doğan sınırlamaların bir
kısmından herkes istifade edebilir, bir kısmından ise sadece gayrimenkulün komĢuları
145
yararlanabilir. Bazı sınırlamalardan ise sadece gayrimenkule paylı malik olanlar yararlanır. (TMK.
732)
a) Paylı Mülkiyette Kanuni ġufa Hakkı (yasal önalım hakkı): Kanuni ġufa hakkı, paylı
maliklere, paydaĢlardan birinin hissesini üçüncü bir Ģahsa satması halinde, bu hisseyi aynı satıĢ
Ģartları altında alma hakkıdır.
Akdi Ģufada, Ģerhin meydana getirdiği husus eĢyaya bağlı borç, kanuni Ģufa da, kanundan
dolayı mevcuttur. (TMK.732). Kanuni Ģufa hakkı Ģahsa değil, paya bağlı bir haktır. PaydaĢlar
arasındaki satıĢta, kanuni Ģufa söz konusu olamaz.
Örnek: (A), (B), (C) bir gayrimenkulde Paylı maliktirler. (C) payını (D)‘ye sattığı takdirde,
(A) ve (B) ,(D)‘ye karĢı kanuni Ģufa hakkını kullanıp payın satıĢ akdindeki Ģartlar ile kendilerine
devrini isteyebilirler.
Ancak kat mülkiyetinde bağımsız bir bölümün satılması halinde, kat maliklerinin öncelikle
bağımsız bölümü satın almak hakları yoktur.
Kanuni Ģufa hakkı, sadece payın üçüncü bir Ģahsa satıĢı halinde doğar. Payın bağıĢlanması
halinde, bu imkândan diğer paydaĢlar yararlanamazlar.
Süre: Kanuni Ģufa, paydaĢın satıĢ akdini öğrendikten sonra 3 ay içinde ve herhalde satıĢ
tarihinden itibaren 2 yıl içinde kullanılır. Bu süre içinde kullanılmayan hak düĢer.
Kanuni Ģufa hakkı, taraflar arasında yapılan bir sözleĢme ile ortadan kaldırılabilir. Buna
Ģufadan feragat denir. Eğer Ģufa hakkını kullanmaktan sadece bir paydaĢ feragat etmiĢse, buna Ģufa
hakkını kullanmaktan feragat denilmektedir. ġufa hakkını kullanmaktan feragatin resmi Ģekilde
yapılmalı ve tapu kütüğüne Ģerh verilmelidir.
KomĢuluk ĠliĢkisinden Doğan Sınırlamalar (KomĢuluk Münasebeti)
aa) TaĢınmaz malı taĢkın kullanma yasağı (TMK. 737)
bb) KomĢu Arsaya Zarar Verici Kazı ve ĠnĢaat Yapmama (TMK. 738)
cc) TaĢan Bitki Dal ve Köklere Katlanma
dd) Doğal olarak akan Suların Geçmesine Katlanma (TMK. 742)
ee) Mecburi Mecra GeçiĢine Katlanma (TMK. 744)
ff) Zaruri Geçit (Geçit Ġrtifakı Tesis Yükümlülüğü): Bir gayrimenkulün bir kamu yoluna
çıkması için, bir geçit yolu yoksa mevcut geçit yetersizse, tam bir tazminat karĢılığında komĢu
gayrimenkul malikinden uygun bir yerin geçit olarak kendisine terkinini talep edebilir (MK.747).
Zaruri geçit hakkı, yenilik doğuran bir haktır.
Önceden mevcut ihtiyaç, daha sonra teknik, ekonomik ve diğer ihtiyaçların değiĢmesi
sonucu ortadan kalkarsa, yükümlü, zaruri geçit hakkının kaldırılmasını talep edebilir.
Zaruri geçit hakkı iki Ģekilde tesis edilir.
aaa) Tarafların AnlaĢması ve Tescil;
Önce zaruri geçit hakkı sahibi yükümlü
gayrimenkul sahibi ile bir taahhüt iĢlemi (resmi senet) yapar ve buna dayanarak tapu sicilinde bir
geçit irtifak hakkı tesisini talep eder.
bbb) Hakim Kararı Ġle Tescil; Taraflar arasında anlaĢma sağlanmazsa, zaruri geçit hakkı
sahibi zaruri geçit hakkı tesisi için, hakimin karar vermesini ister. Hakimin kararı ile irtifak hakkı
doğar. Tescil açıklayıcı bir nitelik taĢır.
Ġrtifak, ister borçlunun rızası ile isterse mahkeme kararı ile doğsun, bu gayrimenkulde malik
tarafından tesis edilmiĢ bütün sınırlı ayni haklardan önde yer alır. Sınırlı ayni hak sahiplerinin rızası
aranmaz.
Zaruri geçit hakkının kabulü için, usulüne uygun bir kullanmanın zorunluluğu aranır.
Rahatlık veya amaca uygunluk nedeniyle bir zaruri geçit hakkı tesis edilerek, komĢu gayrimenkulün
mülkiyet hakkına tecavüz edilemez.
Geçit hakkı eĢyaya bağlı irtifak Ģeklinde tesis edilir. Her iki gayrimenkulün irtifaklar
sütununa kaydedilir.
gg) Zaruri Kaynak (su) Hakkı : Zaruri kaynak hakkı da komĢuluk iliĢkisinden doğan bir
gayrimenkul mülkiyeti sınırlamasıdır. Kendi arazisinin su ihtiyacını külfetli kazı ve masraflar
146
olmadan karĢılayamayan gayrimenkul maliki, komĢu gayrimenkulden malikine tam bir tazminat
ödeyerek onun ihtiyaç fazlası su kaynağı üzerinde kaynak irtifakı tesis talebinde bulunabilir. Bu
talebini komĢu malik yerine getirmezse, hakimden kaynak irtifakına iliĢkin bir karar verilmesini
talep eder.
Herkesin Yararlanabileceği Sınırlamalar
aa) Herkes orman ve meralara girip gezebilir. Mantar yabani meyve vb. Ģeylerden
yararlanabilir.
bb) Herkes verdiği zararı ödemek Ģartıyla kaybolan hayvan ya da eĢyasını aramak için
baĢkasının taĢınmazına girebilir.
cc) Kendisini veya baĢkasını bir zarardan korumak için baĢkasının arazisine ıztırar halinde
girebilir. Bu durumda önlediği zarar, zarar verdiği zarardan büyük olmalıdır. Ayrıca zarar veren kiĢi
her halde bunu tazmin ile yükümlüdür.
B) Malikin Hukuki Muamelelerinden TaĢınmaz mal Mülkiyetine ĠliĢkin Doğan
Sınırlamalar:
Malik, kendi yaptığı hukuki iĢlemlerle mülkiyet hakkı sınırlayabilir. Bütün sınırlı ayni
haklar (gayrimenkul mülkiyeti, rehin, irtifak) kiĢinin mülkiyet hakkını sınırlar. Malik yaptığı hukuki
muamele ile mülkiyet hakkını temlik etme yetkisini de sınırlayabilir. Temlik etme yetkisinin
sınırlanması sadece anlaĢmayı yapan malike ve onun külli haleflerine ileri sürülebilen bir borç
iliĢkisidir. Ancak bu hak tapu siciline Ģerh edildiğinde, gayrimenkulün herhangi bir malikine karĢıda
ileri sürülebilir. Böylece Ģerh verilmekle borç, eĢyaya bağlı bir borç haline dönüĢür. ġerh azami on
yıl için öngörülebilir.
1) ġerh edilmiĢ ĠĢtira (Alım) Hakkı: ĠĢtira sözleĢmesi, alacaklıya tek taraflı bir irade
beyanı ile gayrimenkulü satın alma hakkını veren bir sözleĢmedir. Bu sözleĢme noterler tarafından
veya tapu sicil müdürü tarafından yapılır. ĠĢtira hakkı sahibi malikten, aralarında kararlaĢtırdıkları
Ģartlarla (iĢtira sözleĢmesindeki Ģartlarla) gayrimenkulün mülkiyetini devretmesini ister.(inĢai hak).
Malik bundan kaçınırsa, dava yolu ile gayrimenkulün kendisine aidiyetine karar verilmesini
mahkemeden talep eder.
2) Vefa (Geri alım) Hakkı: Satıcının, alıcı ile yaptığı anlaĢmanın Ģartlarına göre sattığı
gayrimenkulü geri alma hakkıdır. Vefa hakkı Ģeyi, bedeli karĢılığında tek taraflı irade beyanı ile
geri almak yetkisini veren yenilik doğuran bir haktır. Vefa sözleĢmesi resmi Ģekilde yapılması
gereken bir sözleĢmedir.
3) ġufa Hakkı (önalım) Hakkı: SözleĢmeden doğan Ģufa hakkı, gayrimenkulün bir
baĢkasına satılması Ģartına bağlanmıĢ bir iĢtira hakkı niteliğindedir. TaĢınmaz mal maliki ile Ģufa
hakkı sahibi arasında yapılan bu sözleĢme taraflar arasında hüküm ifade eder. Ancak sözleĢmenin
tapu siciline Ģerh verilmesi halinde Ģufa hakkı gayrimenkulü satın alan üçüncü Ģahsa karĢı ileri
sürülebilir. ġerhin geçerli olacağı en uzun süre 10 yıldır.
ġufa sözleĢmesi, yazılı Ģekilde yapılabilir (TBK. 237/3 md). ġufa hakkı, sadece
gayrimenkulün satıĢında ileri sürülebilen bir haktır. Dolayısıyla bağıĢlama, trampa, iĢlemlerinde
cebri icra da uygulanmaz.
Kanuni ġufa Hakkı
(1) Kanundan dolayı doğar.
(2) Sadece paydaĢlar için kabul edilmiĢtir.
(3) Bir paydaĢın paya paydaĢ olmayan
üçüncü Ģahsa satılması halinde uygulanır.
(4) Amaç: PaydaĢlar arasına istenmeyen
bir kimsenin girmemesidir.
Akdi ġufa Hakkı
(1) Hukuki iĢlem sonucu doğar.
(2) Herhangi bir Ģahıs için öngörülür.
(3) Herhangi bir satıĢ akdi yapıldığında
uygulanır.
(4) Amaç : TaĢınmaz malı bir kimsenin
öncelikle satın almasıdır.
TAġINMAZ MALĠKĠN SORUMLULUĞU
147
Bir taĢınmaz maliki mülkiyet hakkının sınırlarını aĢarak, baĢkalarına, kusuru oranında da
olsa, bir zarar verirse, verdiği bu zararı tazminle yükümlüdür. TMK-730
Zarar gören kiĢi durumun eski haline getirilmesini, zararın tazminini ve ayrıca zarar
tehlikesinin önlenmesini dava yoluyla talep edebilir. Burada komĢu kavramına sadece komĢu
taĢınmazların malikleri değil zilyetleri de dahildir. Yine bu kusursuz sorumluluğun muhatabı olmak
için malik olmak Ģart değildir. Sınırlı bir ayni hakka dayanarak taĢınmazı kullananların da kusursuz
sorumluluğu söz konusudur.
TAġINIR (MENKUL) MÜLKĠYETĠ
Bir yerden bir yere özne bir zarar vermeden taĢına bilen ve maddi varlığı olan menkul eĢya
ile taĢınmaz mülkiyetine dahil olmayan ve edinilmeyen (sahiplenmeye) elveriĢli olan doğal güçler
taĢınır mülkiyetin konusudurlar. TMK –762
Ġnsan vücudu, organları ve fikir ve sanat eserleri üzerindeki haklar eĢya kavramı dıĢındadır.
Bir taĢınır veya bir taĢınmazın bütünleyici parçası olmuĢsa taĢınır eĢya olmaktan çıkar. Arazi
üzerinde saksı gibi taĢınabilir kaplardaki bitkiler veya karavan, konteynır, büfe, baraka gibi yapılar
menkul eĢya kavramına dahildir. Elektrik enerjisi, atom enerjisi gibi doğal kuvvetler kiĢilerce
hâkimiyet altın alınarak bunlardan yararlanılması söz konusu oluyorsa, menkul mülkiyetin
konusunu oluĢtururlar.
Kazanılması:
TaĢınır mülkiyeti kural olarak eĢyanın teslimi ile kazanılır. Ancak bu teslim mülkiyeti nakil
iradesi ile yapılmalıdır. Teslim alenilik ilkesinin ir tezahürüdür. Aleniliğin saptanması bakımından
taĢınmaz mallarda tescilin yerini menkullerde teslim almaktadır.
Menkul mülkiyetin iktisabında devren ve aslen olmak üzere iki Ģekil söz konusudur.
Menkul Mülkiyetinin Devren Kazanılması
Devren kazanma, mülkiyetin bir kiĢiden, bir diğer kiĢiye geçmesi ile gerçekleĢir. Bu iki
Ģekilde olur.
1. Tarafların anlaĢmasıyla: Menkul malın mülkiyeti devretme amacı ile karĢı tarafa
teslimi,yani malın zilyetliğinin nakli Ģarttır. Zilyetliği ve mülkiyeti nakleden kiĢinin buna yetkili
olması da gerekir. Kural olarak malikin buna yetkili olması esastır. Ancak bazı hallerde malikin bu
yetkisi de sınırlanabilir. Örneğin haczedilmiĢ bir arabasını ya da telefonunu baĢkasına, mülkiyeti
nakil amacıyla nakleden ve teslim eden malikin bu iĢlemi geçersizdir.
Mülkiyeti nakletmek amacıyla zilyetliği nakleden kimse o malın mülkiyetine sahip değilse,
iyi niyetli iktisap eden bazı hallerde korunmaktadır. Bu konuda özel hükümler mevcutsa iyi
niyetlide olsa üçüncü kiĢinin iktisabı korunmaz.
Bazen zilyetlik nakledilmeden menkul malın mülkiyeti kazanıla bilir. Örneğin açık
arttırmada ihaleyi kazanan kiĢi ihale konusu menkul malın zilyetliğini almadan mülkiyetini kazanır.
Ancak pazarlıkla satıĢ halinde mülkiyetin geçmesi için zilyetliğin devri Ģarttır.
2. Menkul Mülkiyetinin Kanundan Dolayı Kazanılması: Bazen kanunda öngördüğü
biçimde, örneğin mirasın açılması ile Ģirketlerin birleĢmesi ileevlilikteki mal birliği ve ortaklığı
rejimi ile zilyetliğin naklinden önce de menkul malların mülkiyeti kazanılır.
TaĢınır Mülkiyetin Aslen Kazanılması
Menkul malların mülkiyetinin daha önce var olan bir mülkiyet hakkına dayanılmaksızın
kazanılması hallerine aslen kazanma denilir.
Sahipsiz bir taĢınır malı sahiplenme, kaybolmuĢ Ģeyi bulma ve zamanaĢımı ile aslen
kazanma hallerinde irade rol oynamaz.
1. Sahiplenme (ihraz): Sahipsiz bir taĢınır malı malik olma iradesi ile zilyetliğine geçiren
kiĢi onun maliki olur. Av hayvanlarını avlayıp sahiplenme gibi. Yine önceki maliki tarafından terk
edilmiĢ, örneğin çöpe atılmıĢ bir eĢya gibi. TMK-767-768
2. Buluntu (Lukata): KaybedilmiĢ bir Ģeyi bulan kimse, malın sahibine,sahibini bilmiyorsa
kolluk kuvvetine, muhtara bildirmek, araĢtırmak, gerekirse ilan vererek malın sahibini aramak
148
zorundadır. Eğer bunları yapmasına rağmen 5 yıl süre ile malın sahibi bulunamamıĢ ise bulan kiĢi
o malın mülkiyetini aslen iktisap (kazanım) suretiyle kazanmıĢ olur.
3. Define : keĢfedilmesinden yani bulunmasından çok zaman önce saklanmıĢ olduğu ve
duruma göre artık malikinin bulunmadığı kesin olarak anlaĢılan değerli Ģeyler define sayılır.
Eğer bulunan bilimsel değer taĢıyan türden değilse içinde bulunduğu taĢınmaz veya taĢınır
malın malikinin olur. Aksi taktirde defineyi bulan ancak onun yarısını aĢmayacak kadar ödül
isteyebilir.
4. ĠĢleme (Hukuki Tağyir): Bir kimse baĢkasına ait bir Ģeyi iĢler veya baĢka bir Ģekle
sokarsa, emeğin değerinin o Ģeyden fazla olması halinde, yeni Ģey iĢleyenin olur. Aksi halinde
malikin olur. Ancak bunun için iĢleyenin iyi niyetli olması gerekir. malikin tazminat isteme hakkı
ve sebepsiz zenginleĢme davası açma hakkı saklıdır.
5. KarıĢma ve BirleĢme: Çok önemli masraflar yapılmadıkça birbirinden ayrılması kabil
olmayacak derecede karıĢmıĢ ve birleĢmiĢ olan menkul malların malikleri ayrı ayrı ise,taraflar yeni
Ģey üzerinde, o eĢyanın eski değerleri arasında paylı mülkiyete sahip olurlar. Ancak bu eĢyalardan
birisi diğerinin bütünleyici parçası olacak Ģekilde birleĢir veya karıĢırsa yeni parçanın maliki ana
parçanın maliki olur. Örneğin A‘ nın bir kutu boyası ile B‘nin sandalı boyanmıĢ ise boyanın maliki
de B olur. Yine tazminat ve sebepsiz zenginleĢmeden doğan haklar saklıdır.
6. ZamanaĢımı ile iktisap: Ġyi niyetli bir kimse taĢınır bir malın zilyetliğini 5 yıl aralıksız
ve davasız malik sıfatı ile elinde tutarsa zamanaĢımı yoluyla o malın maliki olur. Zilyetliğin iradesi
dıĢında ve bir yıldan az bir süre ile kaybedildikten sonra yenden ele geçirilmesi yıllık zaman aĢımı
süresinde kesinti sayılmaz.
TaĢınır Mülkiyetin Kaybedilmesi
Malik kendi iradesi ile taĢınır eĢyayı terk ederse, baĢkasına devrederse veya eĢyayı tahrip
ederse mülkiyet hakkını kaybeder. Aynı Ģekilde malikin iradesi dıĢında, iĢleme, zamanaĢımı
buluntu gibi yollarla bir kimse bir taĢınır malın mülkiyetini kazanırsa önceki malik mülkiyet
hakkını kaybeder.
SINIRLI AYNĠ HAKLAR (Mülkiyetten Gayri Ayni Haklar)
Mülkiyet hakkı, ayni hakların en geniĢ Ģeklidir. Malik bu hakkı nedeniyle eĢya üzerinde
dilediği tasarrufta bulunabilir. Ondan yararlanmak amacıyla onu dilediği gibi kullanabilir ve onu
tüketebilir.
ĠĢte mülkiyet hakkının kapsamında bu kullanma, yararlanma ve tüketme haklarından bir
kısmının, mülkiyetin muhteviyatından ayrılarak üçüncü Ģahıslara verilmesi halinde sınırlı ayni
haklar söz konusu olur. (Mülkiyetin muhtevasındaki bazı yetkilerin ayrılması ve tahsisi).
Sınırlı Ayni Hakların Özellikleri
1) Sınırlı ayni haklar ya muhteva bakımından ya da süre bakından sınırlanmıĢ bir
hâkimiyet sağlar. (Ġntifa süre yönünden, geçit muhteva yönünden sınırlı hâkimiyete örnektir)
2) Birisine bir eĢya üzerinde sınırlı bir ayni hakkın tanınmıĢ olması malikin mülkiyet hakkını
sınırlar ama bölmez. Mülkiyet hakkı sahibini yükümlülük altına sokar. Sınırlı ayni hak sona
erdiğinde bu hakkın kullanımına iliĢkin yetkiler tekrar malike döner.
3) Sınırlı ayni haklar hangi tip, sayı ve türde kurulabileceği kanunda açık ve net
belirlenmiĢtir. Taraflar kendi iradeleriyle yeni bir sınırlı ayni hak türü yaratamazlar. Bunlar irtifak
hakları, taĢınmaz yükü ve taĢınmaz rehini olmak üzere üç tanedir. Bunların dıĢında sınırlı ayni
haklar yoktur. Sınırlı ayni hakların içeriği de önemli ölçüde kanunla belirlenmektedir. Sadece
taĢınmaz yükünde (TMK –839-849) ve TMK –838. maddelerindeki irtifak haklarında taraflar
sınırlı ayni hakkın içeriğini dilediği gibi belirleye bilmektedir.
4) Sınırlı ayni hak, sahibine yasanın öngördüğü biçimde yararlanma ve onu kullanma
yetkisi verir. Sınırlı ayni hakkın taĢınmazı bir yükümlülük altına sokması ve teminat fonksiyonu
görmesi de söz konusudur.
149
5) Sınırlı ayni haklar kendi aralarında sıralanırken önce kurulmuĢ olana öncelik tanınır.
Bunun istisnası teminat rehininde görülür. Çünkü taĢınmaz rehinin de sabit derece sistemi denilen
bir sistem geçerlidir. Bu sisteme göre rehin kurulduğu an değil, hangi derece için kurulduğudur.
Derecelerden birisi boĢaldığında alt derecelerin kendiliğinden üst derecelere ilerlemesi mümkün
değildir.
6) Sınırlı ayni hak ile mülkiyet hakkı çatıĢırsa, sınırlı ayni hakka öncelik tanınır. Malikin
mülkiyet hakkı sona erdiği zaman da sınırlı ayni hak devem eder. Çünkü sınırlı aynı hak mülkiyet
hakkından bağımsızdır.
7) Malikin Kendi EĢyası Üzerinde Sınırlı Ayni Hak Sahibi Olması: Malikin kendi eĢyası
üzerinde, kendi lehine bir sınırlı ayni hak tesisi mümkündür. Kanunda kiĢinin kendi gayrimenkulü
üzerinde tesis edebileceği sınırlı ayni hak iki kategoride toplanır. Malik lehine irtifak hakkı (TMK.
706); ve malik lehine gayrimenkul rehni. Malik lehine gayrimenkul mükellefiyetinin kurulup
kurulamayacağına iliĢkin bir hüküm, Medeni Kanunda yer almamıĢtır. Öğretideki görüĢ bu sınırlı
ayni hakkın malik lehine kurulamayacağı yolundadır.
a) Malik Lehine Ġrtifak Hakkı: Malik iki gayrimenkule sahipse, biri lehine diğeri aleyhine
bir irtifak hakkı tesis edebilir. Her iki gayrimenkul aynı Ģahısta bulunduğu sürece malik lehine
irtifak hakkı söz konusudur.
Yükümlü gayrimenkul ile yararlanan gayrimenkul daha sonra aynı malik elinde birleĢir ise,
malik lehine bir irtifak hakkı söz konusu olur. Ġrtifak hakkı terkin ile sona erdiği için, terkine
kadar bu hak devam eder.
b) Malik Lehine TaĢınmaz mal Rehni: Medeni Kanuna göre malik lehine gayrimenkul
rehni iki Ģekilde ortaya çıkar. Ġpotekli borç senedi ve ipotekli irat senedi.
Aynı Ģekilde bir borcu için, baĢkasına rehin tesis eden malik, borcunu ödediği zaman,
alacaklının yerine geçerse, gayrimenkul rehni sona ermez; malik lehine devam eder.
Malik lehine tesis edilen sınırlı ayni haklar, hak süjesinin ayrılması ile maddi etkilerini
yaratır.
Örnek (A), kendi gayrimenkullerinden biri lehine, diğer gayrimenkulde
sadece konut yapılması ve yapılan inşaatın diğer gayrimenkulün manzarasını
Mülkiyet yolunda
ve irtifak bir
hakkı
sahipliği
aynı
kiĢide ise, irtifak hakkının muhtevası askıdadır.
kapatması
irtifak
hakkı
düzenleyebilir.
Örnek: (A), kendi gayrimenkulünü karĢılık göstererek ipotekli borç senedi veya irat senedi
tanzim etmiĢ bu senetler üçüncü Ģahsa devir edilmiĢ, fakat mesela,, bu arada üçüncü Ģahıs o
gayrimenkulü miras yolu ile iktisap etmiĢse, tapuda terkin yapılmadıkça, malik lehine bir
gayrimenkul rehni söz konusu olur.
Sınırlı Ayni Haklar
İrtifak hakkı
Taşınmaz Yükü
Rehin hakkı
ĠRTĠFAK HAKLARI
Ġrtifak hakları sınırlı ayni hakların üç çeĢidinden biri olup, sahibine eĢyayı doğrudan doğruya
kullanma veya ondan yararlanma yetkisi verir. Her iki yetkiyi de birlikte de verebilir. EĢyayı
yükümlülük altına sokar. Ġrtifak hakkının özel bir çeĢidi olan intifa hakkı dıĢında tüm irtifak hakları
taĢınmazlar üzerinde kurulur. Ġntifa hakkı ise taĢınır mallar üzerinde de kurulabilir.
Yükümlülük altına sokulan taĢınmaza yükümlü (hadim), bundan yararlanan taĢınmaza ise
yararlanan (hâkim) taĢınmaz denilir. Bazen yükümlü taĢınmazın borcu olumsuz bir borç olabilir.
Manzara kapatmama borcunda olduğu gibi.
Ġrtifak Haklarının Türleri
Ġrtifak hakları karĢımıza değiĢik Ģekillerde ve konumlarda çıkabilir. Bunlar genel olarak
Ģunlardır.
150
Kanunundaki Ayrıma Göre: TaĢınmaza iliĢkin irtifak hakkı, Ġntifa hakkı, Sükna hakkı,
Diğer ittifaklar
Yararlanma Yetkisinin Kapsamı Bakımından:
* Tam Yararlanma (intifa hakkı)
* Sınırlı yararlanma
--Sükna irtifak
--Kaynak irtifak
--Geçit hakkı
Yararlanan TaĢınmaz Bakımından:
* Olumlu irtifak (geçit, kaynak hakkı)
* Olumsuz irtifak (manzara kapatmama irtifakı)
Hak Sahibinin Tayini Açısından:
* ġahsa bağlı
* EĢyaya bağlı irtifak
Ġrtifak Haklarının Özellikleri ve Önemli Ġrtifak Hakkı Uygulamaları
Ayni Ġrtifakların kurulması: Bir taĢınmaza diğer bir taĢınmaz lehine külfet yükleyen
irtifak haklarıdır. Borçlu, yükümlü taĢınmazın malikidir. EĢyaya bağlı irtifak haklarında bu hakların
sahibi ve borçlusu gayrimenkullere kimler malikse, onlardır.
EĢyaya bağlı irtifakların kurulması da aynen mülkiyet hakkının kazanılmasında olduğu gibi;
tescil ile zamanaĢımı ile ve teslimden önce olmak üzere üç Ģekilde kurulur.
Tescil ile irtifak hakkının kazanılması aynı taĢınmaz mülkiyetin kazanılmasında olduğu gibi
geçerli bir kazanım sebebi, tescil talebi ve tescil iĢleminin bir araya gelmesi ile gerçekleĢir. Bu
iĢlem resmi Ģekilde ve ancak tapu müdürleri tarafından yapılabilir. Ġrtifak kurulması iĢlemin geçerli
bir sebebe dayanmaması durumunda tescil yolsuz tescil olur.
TaĢınmaz satıĢ vaadi gibi irtifak hakkının kurulması vaadi de yapılabilir. Böyle bir vaat tapu
siciline Ģerh verilince Ģerhten itibaren 5 yıl boyunca taĢınmazın daha sonraki maliklerini de bağlar.
Ancak 5 yıl içinde irtifak kurulmamıĢ ise bu Ģerh tapu sicili memuru tarafından resen terkin edilir.
Ġrtifak hakkı zamanaĢımı yolu ile de kazanılabilir. Örneğin tapuya yolsuz tescil ile kayıtlı bir
irtifak hakkını 10 yıl süre ile aralıksız ve davasız, iyi niyetle kullanan kiĢi bu sürenin sonunda
zamanaĢımı ile irtifak hakkına sahip olur. Yine tapu siciline kayıtlı olmayan bir taĢınmazın üzerinde
20 yıl boyunca, aralıksız ve davasız, irtifak hakkı sıfatıyla zilyet olan kiĢi bu irtifak hakkının adına
tescilini isteyebilir.
Aynen taĢınmaz mülkiyetin kazanılmasında olduğu gibi irtifak hakkı da ,mahkeme kararı ile
ve kamulaĢtırmada olduğu gibi yasada öngörülen nedenlerle tescilden öncede doğabilir. Örneğin
yükümlü bir taĢınmazda bir mecra açıktan geçiyorsa hiç bir tescil ya da zamanaĢımı Ģartı
aranmaksızın, mecranın kurulmasından itibaren bir irtifak hakkı doğmuĢ sayılır.
Ayni Ġrtifakların Sona Ermesi
Ayni irtifaklar ya terkin yolu ile ya da doğrudan doğruya sona ererler. Terkin yolu ile
irtifak hakkı sahibinin yazılı talebi üzerine irtifak hakkı sona erdirilebilir Ancak rehin hakkı sahibi
varsa onun da rızası alınmalıdır.
Ġrtifak hakkının doğrudan doğruya sona ermesi ise ya sürenin dolması ile ya da taĢınmaz
veya taĢınmazların kamulaĢtırılmasıyla söz konusu olur. Yine taĢınmazın yok olması, yükümlü ve
yararlanan taĢınmazların ayrı kiĢinin eline geçmesi durumlarında, bir de hakim kararı ile irtifak
hakkı sona erdirilebilir.
Ġrtifak Hakkının Kapsamı :
Ġrtifak hakkının kapsamı tapu sicilindeki kayıtlara göre belirlenir. Bu kayda irtifak
sözleĢmesi denilir. Eğer bu sözleĢmeden durum yeterince anlaĢılamıyorsa, bu hakkın uzun süreden
beri nizasız kullanılıĢ biçimine bakılır.
Ġrtifak Hakkı Sahibinin Hak ve Yükümlülüğü:
Hak sahibi hakkının korunması ve ondan yararlanabilmesi için gereken tedbirleri alabilir.
Hak sahibi, yükümlü taĢınmaza en az zarar verecek Ģekilde bu hakkını kullanır.
151
Yer DeğiĢtirme: Malike tanınan bir haktır. Eğer, irtifak hakkı yükümlü taĢınmazın belirli
bir parçası üzerinde kurulmuĢ ise taĢınmazın maliki menfaatinin varlığını ispat ederek ve
masraflarını karĢılayarak irtifak hakkının taĢınmazın baĢka bir kısmına taĢınmasını isteyebilir.
ġAHSĠ ĠRTĠFAKLAR (KiĢisel Ġrtifak Hakları)
Ġrtifak hakları bazen Ģahsa bağlı olarak kurulur. ġahsi irtifak haklarından intifa hakkı ve
sükna hakkı düzenli, kaynak hakkı ve üst hakkı ise düzensiz Ģahsi irtifak hakları olarak bilinir.
1. DÜZENLĠ ġAHSĠ ĠRTĠFAK HAKLARI
A) ĠNTĠFA HAKKI:
Ġrtifak haklarının en geniĢ kapsamlısıdır. Hem taĢınır hem de taĢınmazlar üzerinde
kurulabilen tek irtifak hakkı, intifa hakkıdır. Bir mal topluluğu üzerinde de intifa hakkı kurulabilir.
Sahibine eĢyadan tam ve sınırsız yararlanma hakkı verir. Mülkiyet hakkından sonra muhtevası en
geniĢ kapsamlı ayni haktır. Ġntifa hakkı sahibi, malı kullanabileceği gibi, semerelerinden de
faydalanabilir. Ancak, intifa konusu üzerinde tasarruf edemez. TaĢınmazın tahsis amacını
değiĢtiremez.
Ġntifa hakkı belirli bir kiĢiye tanınır. BaĢkasına devredilemez. Miras yoluyla intikal etmez.
Rehin hakkının konusu olamaz. Haczedilemez, iflas masasına girmez. Bu hak; Taşınırlar üzerinde,
Taşınmazlar üzerinde, Alacak hakkı ve Eşya topluluğu üzerinde kurulabilir.
TaĢınmaz üzerine kurulan intifa hakkı tapu siciline tescil ile doğar ve bütünleyici parçalarla
birlikte eklentileri de kapsar.
TaĢınır eĢya üzerinde kurulan intifa hakkı malikin zilyetliği intifa hakkı sahibine devrettiği
anda kurulur. Ancak geçerli bir hukuki sebep Ģarttır. Alacaklılar üzerinde intifa hakkı alacağın
temlikiyle olur.
Mal topluluğunun aktif kısmı üzerinde (eĢya ve haklar üzerinde) intifa hakkı kurulması
mümkündür. TMK- 794 ve 814‘e göre düzenlenen bu intifa hakkı türünde hak sahibi mamelekin
(mal topluluğu) safi gelirden yararlanır. Ġlke olarak mamelekin borçlarından da sorumludur. Ġntifa
hakkı da diğer irtifak hakları gibi kurulur. TaĢınır mallarda intifa hakkı kurulmasında malın
sahibinin olumlu iradesiyle birlikte zilyetliği de devretmesi gerekir.
Ġntifa hakkının sona ermesi:
Ġntifa hakkının sona ermesi mülkiyet hakkının sona ermesi gibidir. Ġntifa hakkının sona
erdiği halleri; Yazılı terkin talebi sonucu terkin ile KamulaĢtırma bedeli üzerinde devam etmek
Ģartıyla kamulaĢtırma ile EĢyanın yok olması ile Cebri icra yolu ile taĢınmaz üzerindeki rehinin
paraya çevrilmesi aĢamasında bedelin rehini karĢılamaması halinde, Sürenin bitmesi veya intifa
hakkı sahibinin ölümü ile Mahkeme kararı ile olarak sayabiliriz.
Ġntifa Hakkı Sahibinin Hakları Ģunlardır:
--Vasıtasız zilyetlik haklarını kullanabilir. EĢya üzerinde fiili hâkimiyete sahip olur.
-- Ġntifa hakkı sahibi, o Ģeyin özüne zarar vermeden onu tüketmemek Ģartıyla maldan ve
semerelerden yararlanır.
-- Ġntifa edilen malın idaresini yapmaya yaptırmaya ve malı kiralamaya yetkilidir. Resmi
defter tutulmasını talep edebilir. Değeri tespit edilerek iktisap edilen intifa hakkı üzerinde tasarruf
edebilir.
Ġntifa Hakkı Sahibinin Yükümlülükleri Ģunlardır:
EĢyanın bakım ve korunması ve gerekli onarımların yapılması, EĢyanın korunması ve
vergileri, sigorta primlerinin gibi iĢletme masraflarının ödenmesi
Malikin Hakları:
-- EĢya üzerinde tasarruf yetkisi vardır ancak bu intifa hakkını sona erdirmez.
-- Haklarının tehlikede olduğunu ispat eden malik, intifa hakkı sahibinden teminat (güvence)
isteyebilir.
152
--Ġntifa hakkının hukuka uygun kullanılmasını denetleyebilir.
--EĢya, hukuka aykırı kullanılıyorsa veya istenen teminat verilmemiĢse malik eĢyanın
zilyetliğinin intifa hakkına göre kullanılması için bir kayyıma verilmesini isteyebilir.
Malikin yükümlülükleri:
--EĢyanın öz değerini korumak için gerekli olan olağanüstü tedbirleri almak ya da intifa
hakkı sahibi tarafından bu amaçla yapılan masrafları karĢılamak,
SÜKNA HAKKI (Oturma hakkı)
Bir evde veya onun bir kısmında oturma hakkıdır (T.M.K. 823). Bir bakımdan daraltılmıĢ
bir intifa hakkı niteliğindedir. Kanunda aksine bir hüküm olmadıkça intifa hakkına iliĢkin hükümler
sükna hakkına da uygulanır. Sükna hakkı da, başkalarına devredilmez, miras yolu ile intikal etmez.
Sükna hakkının konusu bir taĢınmaz olabileceği gibi tapuya kayıtlı olan sürekli ve bağımsız bir hak
da olabilir. Sükna hakkı sahibi bir evde yalnız baĢına oturma hakkına sahipse münhasıran sükna
hakkı, malik ile birlikte oturma hakkına sahipse müşterek sükna hakkı söz konusu olur. Ancak
münhasıran sükna hakkı sahibi eĢi ve çocukları ile oturabilir.
Sükna hakkı ölüme bağlı tasarrufla da kurulabilir. Resmi Ģekle tabidir ve tapu siciline kayıt
edilmesi Ģarttır.
Sükna hakkı terkin ile ve taĢınmazın yok olması ile sona erer.
2. DÜZENSĠZ ġAHSĠ ĠRTĠFAK HAKLARI
Adından da anlaĢılacağı gibi bu haklar Ģahsi irtifak haklarıdır. Fakat ayni irtifak Ģeklinde de
kurulabilir.
A) KAYNAK HAKKI
BaĢkasının arazisinde bulunan su kaynağından su olarak kendi arazisinde kullanmak hakkı
veren bir sınırlı ayni haktır. Kaynak kural olarak taĢınmazın bütünleyici parçasıdır. (mütemmim
cüz) Ancak TMK- 761, 837 ve 998‘e göre kurulmuĢ bir kaynak hakkı aksi kararlaĢtırılmamıĢsa
devredilebilir ve miras yolu ile intikal eder. Kaynak hakkı sahibi kaynağın değil suyun sahibidir.
Kaynak hakkı Ģahsa bağlı veya eĢyaya bağlı bir irtifak Ģeklin de kurulur. Kaynaktan nasıl
yararlanılacağını taraflar serbestçe kararlaĢtırabilirler.
Kaynak hakkının nasıl sona ereceği kanunda düzenlenmiĢ olmamakla birlikte, genel olarak
eĢyaya bağlı irtifak haklarını sona erdiren sebepler kaynak hakkı bakımından da geçerli olmalıdır.
Kaynak hakkı Ģahsa bağlı ise kiĢinin ölümü ile sona erer. Kaynak hakkı sahibi suyu alabilmesi için
gerekli olan mecra ve tesisleri yapmak hakkına sahiptir.
B )ÜST HAKKI
Bir kimsenin arsasının üstünde veya altında inĢaat yapmak veya mevcut bir inĢaatı yerinde
bırakmak hakkı veren bir sınırlı ayni haktır. Bu hak, ―bina taĢınmazın bütünleyici parçasıdır.‖
kuralının istisnasıdır. Aksi öngörülmedikçe devredilebilir ve miras yoluyla intikal eder.
Üst hakkı Ģahsa bağlı olarak kurulabileceği gibi taĢınmaza bağlı olarak da kurulabilir. Malik
taĢınmazı satabilir, rehin edebilir. Fakat üst hakkına dayanılarak yapılan inĢaatın mülkiyeti, üst
hakkı sahibine aittir.
Üst hakkı bağımsız ve sürekli bir hak olarak tapu sicilinin ayrı bir sayfasına taĢınmaz olarak
kaydedilir. Bir üst hakkının sürekli nitelikte sayılması için en az 30 yıl için kurulması gerekir. Üst
hakkı en çok 100 yıl için kurulur.
Üst hakkı sona erdiğinde, inĢaat taĢınmazın mütemmim cüzü haline gelir ve taĢınmaz maliki
inĢaatın da mülkiyetini kazanır.
C) DĠĞER ĠRTĠFAK HAKLARI (TMK- 838)
Burada kastedilen irtifak hakları intifa hakkı ve sükna hakkı dıĢında kalan dar anlamdaki
düzensiz Ģahsi irtifaklardır. Kanun bunu bir kiĢiye veya topluluk lehine atıĢ eğitimi, spor alanı ya da
geçit olarak kullanılmak gibi örneklerle zikretmiĢtir. ġahsi irtifak özelliği ağır basmakla birlikte bu
madde de zikredilen diğer irtifak hakları da muhteva bakımından ayni irtifaklara benzerler. Bu tür
irtifak hakları Ģahsa bağlı özellikleri nedeniyle miras yolu ile intikal etmez ancak kuruluĢunda
bunun aksi kararlaĢtırılabilir.
153
TAġINMAZ YÜKÜ
Eski Medeni Kanununda ― Gayri Menkul Mükellefiyeti‖ kavramı ile ifade edilen taĢınmaz
yükü irtifak haklarından sonra sınırlı ayni hakların ikinci önemli türüdür. TMK-839
TaĢınmaz yükü, taĢınmazın malikini yalnız o taĢınmazla sorumlu olmak üzere, diğer bir
kimseye bir Ģey vermek veya yapmakla yükümlü kılar. (Edim borcu-borcun taĢınmazla teminat
altına alınması)
EĢyaya bağlı olarak kurulabileceği gibi Ģahsa bağlı olarak da kurulabilir. Hak sahibi olarak
belirli bir kiĢi gösterilebileceği gibi belli bir taĢınmazın maliki sıfatını taĢıyan kiĢide gösterilebilir.
Örneğin tuğla yapımına uygun toprağı olan bir taĢınmaz üzerine bir tuğla fabrikası sahibi lehine bir
taĢınmaz yükü kurulabilir.
TaĢınmaz yükünün borçlusu malikin yükümlülüğü aktif ve olumlu bir yükümlülüktür.
TaĢınmaz yükü alacaklısı sahip olduğu bu sınırlı ayni hakkın gereği yerine getirilmiyorsa taĢınmazı
sattırarak hakkını alabilir. Bu bakımdan taĢınmaz rehinine benzer bir teminat fonksiyonu vardır.
TaĢınmaz yükünün kurulması resmi Ģekle tabi olup, tapu siciline kaydı gerekir. Sona ermesi de bu
sicilin terkini ile taĢınmazın tamamen yok olması, alacaklının feragatı veya yükümlünün malik
tarafından satın alınması ile söz konusu olur.
REHĠN HAKKI
Rehin hakkı, hak sahibine, bir alacak yerine getirilmediği takdirde, rehnedileni
(gayrimenkul, menkul eĢya veya bir baĢka hakkı) paraya çevirterek bundan alacağını tahsil
etmek yetkisi veren eĢyanın maliki baĢta olmak üzere herkese karĢı ileri sürülebilen bir sınırlı ayni
haktır. Rehin hakkı kiĢiye sadece tüketme yetkisi verdiğinden sınırlı bir ayni haktır. Bu hak asıl
alacağı bağlı bir hak olduğu için aynı zamanda fer’i bir haktır.
Rehin hakkı, hak sahibine malvarlığını paraya çevirme yetkisi veren mutlak bir haktır.
Rehin hakkı gayrimenkul rehni, menkul rehni ve haklar üzerinde rehin olmak üzere ayrılır. Kanun,
haklar üzerindeki rehni, menkul rehni içinde mütalaa etmektedir.
GAYRĠMENKUL REHNĠ
TaĢınmaz mal rehni, borçlandırılmıĢ gayrimenkul üzerinde alacaklının sahip olduğu sınırlı
bir ayni haktır. Bu hak, borcun ödenmemesi halinde, alacaklıya gayrimenkulü sattırıp,
alacağını almak imkânını verir. Alacaklı doğrudan doğruya gayrimenkulü kendisi satamaz. SatıĢ
icra organlarınca yapılır. TaĢınmaz mal rehininin baĢlıca iki fonksiyonu vardır.
(1) – KiĢisel alacağı teminat altına alma
(2) – Arazinin değerini tedavül ettirme
Taşınmaz mal Rehininin Amacı
Alacağı Teminat Altına
alma
Arazi değerini tedavül ettirme
A. Alacağı Teminat Altına Alma: TaĢınmaz mal rehni bir alacağı teminat altına almak
görevini yüklenmiĢse, asıl alacağın varlığına bağlıdır ve bu haliyle gayrimenkul rehni bir fer’i
haktır. Temelde yatan alacak iliĢkisinin kaderine tabidir.
154
Örnek : (A), (B)‘ ye 500.000 TL. borçludur. Bu borcuna teminat olarak gayrimenkulü
üzerinde bir ipotek kurmuĢtur. Eğer alacak, borç iliĢkisi herhangi bir sebeple geçerli değilse,
ipotek de geçersiz olur. Çünkü ipotek, fer’i bir haktır ve asıl borcun akıbetine bağlıdır. Mesela;
(A)‘ nın borcunu (A)‘ nın babası (B)‘ ye ödemiĢse (A)‘ nın kendi gayrimenkulü üzerinde kurmuĢ
olduğu ipotek fer‘i bir borç olduğu için sona erer.
B. Arazinin Değerini Tedavül Ettirme: TaĢınmaz mal rehni arazinin değerini tedavül
ettirme görevini de yüklenebilir. Bu durumda gayrimenkulün farazi değer parçasını temsilen
kıymetli evrak düzenlenir. Kanunda arazinin değerini tedavül ettiren iki çeĢit kıymetli evrak
öngörülmüĢtür. Bunlar ipotekli borç senedi ve irad senedidir. Her iki kıymetli evrakta ipotekten
farklı olarak mevcut alacağa teminat teĢkil etmek üzere çıkarılmamıĢtır. Bu itibarla da fer‘i bir hak
değildir.
GAYRĠMENKUL REHNĠ ÇEġĠTLERĠ:
Medeni Kanunda düzenlenen gayrimenkul çeĢitleri üç tanedir. Ġpotek, ipotekli borç senedi
ve ipotekli irad senedi.
TaĢınmaz mal Rehni
ÇeĢitleri
İpotek
Ġpotekli borç senedi
İrad senedi
GAYRĠMENKUL REHNĠNĠN TEMEL ĠLKELERĠ:
A) Belirlilik Ġlkesi:
Belirlilik ilkesi, alacakta belirlilik ve rehnedilen gayrimenkulde belirlilik olmak üzere ikiye
ayrılır.
1) Alacakta Belirlilik: Kanunda alacağın prensip olarak belirlenmesi, emredici kural olarak
düzenlenmiĢtir ( MK. 851). Bu prensibin kabulü ile kanun koyucu Ģu amaçları gütmüĢtür.
(1) – Rehin, bir alacağı temin etmek amacı ile yapıldığı için, tapu sicilinde bu miktarın
gösterilmesi, gayenin gerçekleĢmesi ile yakından ilgilidir.
(2) – Alacaklılar, kendilerinden önce gelen alacak miktarını öğrenip, durumlarını ona
göre düzenleyebilmelidirler.
Kanunda miktarı önceden belli olmayan alacaklar için de rehin kurulması imkânı
tanınmıĢtır. (azami hat ipoteği).
Alacak mevcut ise, buna anapara ipoteği denir. Alacak henüz mevcut değil ise veya
miktarı belli değil ise, buna azami hat ipoteği denir.
Alacağın belli olması için, kanun, bunun Türk Parası ile belirlenmesini ve belirlenen bu
rehin yükünün tutarının tapu siciline tescilini zorunlu kılmıĢtır (TMK. 851/1) Ġstisna, dıĢ kaynaklı
krediler için yabancı para cinsinden ipotek.
Örnek: Çiftçi (A), (B)‘ ye 10 sene süre ile her sene 5 ton buğday verme yükümlülüğü altına
girip (B)‘ den kredi almıĢtır. (B), bu alacağının gayrimenkul rehni ile kurulmasını talep edemez.
Çünkü gayrimenkul rehni para alacakları için söz konusudur. Hâlbuki (B)‘ nin alacağı bir para
alacağı değildir.
Rehin ile temin olunan alacak hangi para birimi ile ifade edilmiĢse, gayrimenkul rehni de
aynı para birimi ile gösterilmek gerekir.
Rehin yükünün belirli olması, alacağın tutarının rehin kuruluĢu sırasında belli olup
olmadığına göre farklı hükümlere tabi olur.
155
a) Alacak Miktarının Belli Olması: Alacağın miktarı, rehnin kuruluĢu sırasında belli ise ve
bu miktar tapu siciline tescil edilmiĢse, anapara ipoteği söz konusu olur. Ana Para Ġpoteğinde,
Medeni Kanun‘ un 875‘ inci maddesinde öngörülen yan alacaklar da, anapara ipoteğine ilave
olarak istenebilir.
aa-Ana Para:
bb-Takip masrafları ve Geçen Günler Faizleri:
cc-SözleĢme Faizleri:
dd-Alacaklının Rehinli TaĢınmaz malın Korunması Ġçin Yaptığı Giderler ve Ödediği Sigorta
primleri:
b) Alacak Miktarının Belli Olmaması: Kurulacak gayrimenkul rehninin konusunu teĢkil
edecek alacak miktarı kesin olarak belli değil ise, gayrimenkulün azami ne miktar için teminat
teĢkil edeceği her iki tarafça belirlenir. Burada ileride vücut bulması muhtemel bir alacak için
gayrimenkul rehni tesis edilir. Burada rehin kurulurken alacak belli değildir. Fakat ileride belli
olacaktır.
Azami hat ipoteğinde, anapara, faizler, mahkeme masrafları, hep azami hat olarak
gösterilen miktarın içindedir. Alacak miktarı bu sınırı aĢarsa, borçlunun Ģahsi sorumluluğu söz
konusu olur.
2) Rehin Konusunda Belirlilik: Rehnin konusunda belirlilik, gayrimenkulün tapuya
kayıtlı olması ve alacağı teminat teĢkil eden gayrimenkullerin tek tek belirtilmiĢ olması
demektir. Tapu kütüğündeki bağımsız ve daimi olmak üzere kaydedilen haklar üzerinde de rehin
tesis edilebilir.
Bir kimsenin bütün gayrimenkulleri üzerinde bir gayrimenkul rehni tesisi imkânsızdır.
TaĢınmaz mal rehni ile sınırlanacak her gayrimenkul ferden tayin ve tespit edilmeli ve her
gayrimenkul rehni o gayrimenkulün tapu kütüğü sayfasına tescil edilmiĢ olmalıdır. (TMK.771) Eğer
bir gayrimenkul üzerinde Paylı mülkiyet varsa, her paydaĢ kendi payını rehnedebilir. (TMK.688)
TaĢınmaz mal üzerinde elbirliği mülkiyet söz konusu ise, malikler ancak birlikte ve
gayrimenkulün tamamını rehnedebilirler (TMK.857/3). TaĢınmaz mal rehni, gayrimenkulün
tamamı üzerinde bir yük teĢkil eder. TaĢınmaz malın bir kısmı üzerinde rehnin kurulabilmesi için,
gayrimenkulün ifrazı ve bağımsız parsel olarak tescili Ģarttır (TMK.854/.2).
Bir tek alacak için birden fazla gayrimenkulden her biri alacağın tamamına teminat olarak
gösteriliyorsa buna toplu rehin denir.
B. Kamuya açıklık (Aleniyet) Ġlkesi:
Kanundaki istisnalar hariç (TMK.865,867,876), taĢınmaz mal rehni ancak tapuya tescil
(Ġktisap sebebi, tescil talebi ve tescil) suretiyle tesis edilir. Hiç kimse tapu kütüğüne tescil edilen
bir gayrimenkul rehnini bilmediğini iddia edemez. TaĢınmaz mal rehninin yolsuz olarak terkini,
gayrimenkul rehnini sona erdiremez; fakat iyi niyetli üçüncü Ģahıslar gayrimenkulü rehinsiz olarak
iktisap eder.
TaĢınmaz rehni, teminat altına aldığı alacağın sona ermesi üzerine rehnin terkini veya
taĢınmazın tamamen yok olması ile sona erer. KamulaĢtırmaya iliĢkin hükümler saklıdır.
C. TaĢınmaz mal Rehniyle Temin Edilen Alacak Hakkında ZamanaĢımı ĠĢlemez:
T.M.K. 864 hükmüne göre, taĢınmaz rehninin tapu siciline tescil tarihinden itibaren, rehin
konusu alacak hakkında, T.B.K. 146 vd. maddelerinde öngörülen zamanaĢımı süreleri iĢlemez.
D) Teminat ilkesi:
TaĢınmaz rehni ile izlenen amaç, alacağı teminat altına almak ve borcun ödenmemesi
halinde rehin konusu taĢınmazın Ġcra ve Ġflas Kanunu hükümlerine göre, açık artırma ile satıĢı
sonucu elde edilen paradan alacaklının alacağını tahsil etmesini sağlamaktır. Bakiye kısım,
borçlu malike bırakılır.
E) TaĢınmaz mal Rehninde Sabit Dereceler Sistemi:
156
Kanunda gayrimenkul rehninde sabit derece sistemi kabul edilmiĢtir. Bu sistemde rehnin
kuruluĢ tarihleri önem taĢımamaktadır. TaĢınmaz mal rehninde kanun koyucu diğer sınırlı aynı
haklar için kabul ettiği ilerleme sisteminden ayrılmıĢtır. Menkul rehninde ise ilerleme sistemini
benimsemiĢtir. TaĢınmaz mal rehninde sıra, tarafların iradesine göre tespit olunur.
Sabit derece sisteminde gayrimenkulün değeri, farazi parçalara bölünmüĢtür. Her bir
rehin hakkı, gayrimenkulün değerini paraya çevrilmesinden elde edilecek tutarın belirli bir
bölümünü kapsar. TaĢınmaz malın bu farazi parçalarına derece denir. Her derece de derecenin
değeri kadar rehin kurulur. Rehin hangi derecede kurulmuĢsa o derecenin miktar ve sıra ile alacağı
teminat altına alır.
Her derece içinde öncelik sırasını gösteren alt dereceler kurulabilir.
Sabit Derece Sisteminin BaĢlıca Özellikleri:
(1) - Sabit derece sisteminde rehin konusu gayrimenkulün değeri, rehin derecesi denilen
farazi parçalara ayrılmıĢtır. Rehinli alacaklının hakkı, alacağına bağlı olduğu derecenin farazi
değerini aĢamaz.(TMK.870/1)
Örnek: (A) Taşınmaz malın 3 dereceye bölmüş ve her bir derece için belirli bir değer öngörmüş
olabilir. Mesela 1.derece 500.000; 2.derece 300.000; 3.derece 200.000 gibi.
2) – Rehin haklarının sırası, kuruluĢ tarihine göre değil; bulundukları derecelere göre
belirlenir. Taraflar hangi derecede yer alacaklarını kendileri karar verirler.
Örnek: Derece
1
2
3
Rehnin değeri
500.000
300.000
200.000
Rehnin kuruluş tarihi
01.05.1995
01.05.1993
01.05.1992
(3) – Önceki derecede bulun rehinli alacaklı alacağını almadan sonraki derecede
bulunan rehinli alacaklı alacağını alamaz.
Örnek:
Rehnin derecesi Rehin alacaklısı
1
A
2
B
3
C
Rehin alacağı
500.000
300.000
200.000
Rehnin Kuruluş tarihi
01.05.1995
01.05.1993
01.05.1992
Taşınmaz mal 700.000 TL. ye satılırsa, (A) lehine kurulan gayrimenkul rehni,
kuruluş tarihi itibariyle en yeni tarihli de olsa rehni 1.derecede de olduğu için, önce
satış bedelinden rehin alacağı olan 500.000 TL.alır. (B), (A) nın rehin alacağından arta
(4) – Bir derece de rehin hakkı kısmen veya tamamen sona ermiĢse, alt derecede bulunan
kalan
200.000
TL.kendiliğinden
alır. (C) hiçbir
alamaz.
(B) nin geri
kalan 100.000 TL ve (C)’nin
rehin hakkı sahibi
üstşey
dereceye
ilerleyemez
(TMK.871/1).
200.000 TL için rehin verenin şahsi sorumluluğu vardır.
Örnek: (A).gayrimenkulü üzerinde üç derece rehin tesis etmiştir. Birinci derecede 300.000 TL
ile teminat altına alınan borcunu ödemiş ve derece boşalmıştır. Bu durumda ikinci derece borcu
teminat altına alınan (B), birinci dereceye ilerleyemez. (A), bu rehin derecesi üzerinde (D) için, bir
gayrimenkul rehni tesis edebilir.
(5) – Malik boĢalan dereceye yeni bir rehin hakkı tesis edebilir. Hatta daha rehin hakkı
kurulurken daha önceki bir rehin hakkını saklı tutabilir. Bunlara saklı derece denir. Saklı derecenin
teminat miktarı belli edilerek, tapu kütüğüne tescil edilir. (Mahfuz meblağ)
157
Örnek: (A)’nın, 1.derece için kurulmuş 500.000 TL gayrimenkul rehni varsa 2.derece (Miktarını
belirterek mesela 300.000 TL kendisi için saklı tutabilir ve 3.derece için mesela 200.000 TL. için rehin
tesis edebilir.
(6) – Bir derece içinde, o derecenin farazi değerini aĢmadan, yan rehin dereceleri (sıra)
kurulabilir. Aynı derece içindeki yan rehin derecesi alacaklıları o dereceye düĢen miktarı,
alacakları oranında paylaĢırlar. (TMK.874/2) Fakat malikle rehinli alacaklılar, aynı derecedeki rehin
hakları arasında bir sıra düzeni de öngörebilirler.
Ancak aralarında yaptıkları anlaĢmaya göre aralarında sıra düzenini gösterebilir.
Örnek: 500.000 TL. birinci derecede üç yan rehin derecesine (300.000; 150.000 ve 50.000 TL.)
bölünmüştür. Taşınmaz mal 250.000 TL. satılmış ise;
300.000 TL. rehin derecesi alacaklısı 150.000 TL.
150.000 TL. rehin derecesi alacaklısı 75.000 TL.
50.000 TL. rehin derecesi alacaklısı 25.000 TL. alır.
(7) – Bir rehin derecesinin farazi değerinde değiĢiklik yapmak, alt derecedeki rehinli
alacaklıların hakkını tehlikeye sokacağından, ancak onların muvafakatiyle değiĢiklik yapılabilir.
Örnek: (A), gayrimenkulünü üç dereceye ayırmış üzerinde rehin tesisi etmişse, ikinci
derecedeki değerini, ancak üçüncü derecedeki rehin alacaklısı buna müsaade ederse, artırabilir.
Mesela ikinci derecedeki değeri 200.000 TL, 300.000 TL, olarak artırmak istediğinde, üçüncü
derecedeki rehinli alacaklı bunu kabul etmelidir.
Sabit Derece Sisteminin Ġstisnaları:
Sabit derece sisteminin istisnaları, ya sözleĢmeden, ya da kanundan doğar. SözleĢmeden
doğan istisna rehin alacaklısına, boĢ dereceden istifade hakkı verir (TMK.871/2). Kanundan
doğan istisnalar ise, gayrimenkulün paraya çevrilmesinde ve arazinin ıslahı sonucunda kurulan
rehin haklarında söz konusu olur.
a) BoĢ Dereceye Ġlerleme Hakkı (Serbest dereceden istifade hakkı): Rehin alacaklısı ile
malik aralarında yaptıkları sözleĢmeyle, gayrimenkul maliki rehin alacaklısının, boĢalan üst
derecedeki diğer bir rehnin yerine geçmesini kabul eder. 3. kiĢilere karĢı ileri sürülebilmesi için
tapu kütüğüne Ģerh verilmesi gereklidir.
b) Kanundan Doğan Ġstisnalar:
(1) – TaĢınmaz mal paraya çevrilirken boĢ tutulan dereceler veya bir derece içinde
kullanılmayan farazi değerler dikkate alınmaz.
(2)– Toprağın ıslahı için kredi alınmıĢsa: (TMK. 87-878)
Üzerinde rehin tesis ettiği gayrimenkulün ıslahı için gayrimenkul maliki, rehin almıĢsa
alacaklı lehine tescile tabi olmayan bir rehin hakkı doğar ve bu rehin hakkı kendisinden önce tesis
edilen bütün rehin alacaklılarından önce gelir. Eğer gayrimenkulün ıslahı için, Devletten bir kredi
alınmıĢsa, bu alınan kredinin bir kısmının mı yoksa tamamının mı teminatın konusuna gireceği
meselesi ayrı ayrı düzenlenmiĢtir. Eğer Devlet kredinin tamamını vermiĢse, bu taktirde kredinin
tamamı rüçhanlı hakka sahip olur ve derecelerin önünde yer alır.
158
Eğer Devlet bir kısmına iĢtirak etmiĢse, bu takdirde verilen kredinin üçte ikisi öncelik
hakkından yararlanır. Devletten alınan kredi için tapu siciline toprağın ıslahı harflerinin yazılması
gerekir.
GAYRĠMENKUL
REHNĠNDE
ALACAĞI
TEMĠNAT
ALTINA
ALAN
GAYRĠMENKULÜN KAPSAMI
TaĢınmaz mal rehninin teminatı kapsamına, rehinli gayrimenkulün mütemmim cüzileri,
istisna edilmeyen teferruatlar, kira bedelleri ve sigorta teminatı dahildir.
REHĠNLĠ GAYRĠMENKULÜN DEĞERĠNĠN KORUNMASI:
Rehinli gayrimenkulün değerini korunması, rehin alacaklısı açısından büyük önem taĢır. Bu
nedenle de kanunda, rehinli alacaklısına, rehin konusu gayrimenkulün değerinin korunması talep
yetkisi tanınmıĢtır. Malikin bu tedbirleri almaması halinde, tedbir almak hakkı hakim tarafından,
rehinli alacaklıya verilebilir. Rehinli gayrimenkulü değerini kaybetmesi, malikin kusurundan ortaya
çıkabileceği gibi, onun kusuru olmadan da doğabilir.
A. Rehinli TaĢınmaz malın Malikin Kusuru ile Değer Kaybetmesi:
TaĢınmaz mal, malikin kusuru nedeniyle değer kaybediyorsa veya değer kaybetme tehlikesi
varsa, alacaklı gerekli tedbirlerin alınması için hakime baĢvurabilir. Hatta gecikmesinde tehlike olan
hallerde, alacaklı hakim kararı olmaksızın, kendiliğinden tedbir alabilir. (TMK 865/2)
Rehin alacaklısı yapmıĢ olduğu masraflardan dolayı diğer bütün rehin alacaklısından önce
gelen tescile tabi olmayan bir kanuni rehin hakkına sahiptir. Rüçhanlı alacak (TMK.865) Ayrıca
malike karĢı haksız fiil hükümlerine baĢvurabilir.
Eğer gayrimenkulün değerini azaltıcı fiil henüz baĢlamamıĢsa veya baĢlamıĢ da devam
ediyorsa, rehin alacaklısı men davası açabilir. Ayrıca ek teminat isteyebilir.
TaĢınmaz malın değer, malikin kusuru ile azalmıĢsa, alacaklı eski halin iadesini talep eder;
ayrıca ek teminat ister. Bunlar olmazsa, gayrimenkulün azalan değeri oranında borcun ifasını talep
eder. Malikin haksız fiil sorumluluğu vardır.
B. Rehinli TaĢınmaz malın Malikin Kusuru Olmaksızın Değer Kaybetmesi:
Malik, gayrimenkulündeki değer azalmasına karĢı tazminat almıĢsa, rehinli alacaklı bu
oranda ya ek teminat verilmesini, ya da ödemede bulunmasını ister.
Alacaklı ayrıca rehinli gayrimenkulün değer kaybını önleyici tedbirleri alabilir. Alacaklının
yaptığı masraflar için, doğrudan doğruya kanundan doğan rehin hakkı vardır.
REHĠNLĠ GAYRĠMENKULÜN PARÇALARA BÖLÜNMESĠ VE BAġKA
GAYRĠMENKULLERLE BĠRLEġMESĠ
A. Rehinli TaĢınmaz malın Bölünmesi: TaĢınmaz mal parçaları bölünmüĢ ve her parça için
tapu kütüğünde ayrı bir sayfa açılmıĢ ise, gayrimenkul rehni her parça üzerinde devam eder. Bunun
tek istisnası, bölünen parçalardan birinin değerinin rehinli alacağın 1/20 sinden az olması ve
gayrimenkulün kalan kısmının alacağı karĢılamaya yeterli olması, yeterli olmasa bile, borçlunun
ayrılan parçanın değerine uygun olarak alacaklıya bir ödemede bulunması durumudur. (TMK. 868)
B. Rehinli TaĢınmaz malın BaĢka Bir TaĢınmaz malla BirleĢmesi: Ġki veya daha fazla
gayrimenkul birleĢmiĢse veya bunların yerine baĢka bir gayrimenkul verilmiĢse, bu gayrimenkuller
üzerindeki gayrimenkul rehinleri aynı sırada olmak üzere birleĢme suretiyle meydana gelen yeni
gayrimenkule aktarılır (TMK.859)
LEX COMMĠSSORĠA YASAĞI
Alacağın muaccel olması ve borcun ifa edilmemesi halinde rehinli gayrimenkulün paraya
çevrilmesi istenebilir. TaĢınmaz malın paraya çevrilmesi icra dairelerince icra iflas kanunu
hükümlerine göre yapılır.
TMK.879‘ ye göre, vadesinde borç ödenmediği takdirde, rehin konusunun, rehin
alacaklısının mülkiyetine geçeceğine iliĢkin her Ģart batıldır. Buna Lex commissoria yasağı
159
denir. Bu yasak, alacağın muaccel olmasından önce söz konusudur. Rehinli alacak muaccel
olduktan sonra, tarafların anlaĢmasıyla, rehinli gayrimenkulün ifa yerine edim, ifa nedeniyle edim
olarak, alacaklıya temliki mümkündür.
ĠPOTEK
Ġpotek, mevcut veya ileride doğması muhakkak veya muhtemel bir alacaklar için tesis edilir.
Kısacası Ģarta bağlı olan veya olmayan, belirli veya belirsiz, ilerde doğması muhtemel veya
muhakkak olan bir alacak için ipotek tesisi mümkündür.
Teminat altına alınan alacağın mutlaka para alacağı olması gerekmez. Bir yapma veya
yapmama edimi de ipoteğin konusunu oluĢturabilir. Ancak teminat miktarının mutlaka Türk parası
ile gösterilmesi Ģarttır. (TMK.851). Bu kuralın tek istisnası Türk Medeni Kanunu‘nun 851 inci
maddesidir. Ġpoteğin iktisadi görevi, alacağın teminat altına alınmasıdır. Alacaklı, alacağını önce
alacağa teminat teĢkil eden gayrimenkulden temin etmeye çalıĢır. Ancak bu teminat alacağını
karĢılamazsa, borçlunun diğer mal varlıklarına da baĢvurur. Burada artık borçlunun Ģahsi
sorumluluğu söz konusu olur.
Kısaca ipotek, teminat altına aldığı alacağa, bağlı bir haktır. Yani bağımlı bir haktır. Ġpotek
mevcut bir alacağı teminat altına almak için kurulmuĢsa anapara ipoteği, Ġlerde doğacak veya
doğması muhtemel bir alacak için kurulmuĢsa, azami hat ipoteği olmak üzere iki Ģekilde tesis
edilebilir.
Ġpoteğin Özellikleri:
1) Ġpoteğin Tesisinde, Ġpoteğin Alacağa Bağlı Bir Hak Olmasının Hükümleri:
Ġpoteğin doğması için tapu kütüğüne bir tescilin yapılması Ģarttır.(TMK.856.) Tescilin
geçerli olması için Ģu Ģartlar aranır.
(a) - TaĢınmaz mal malikinin tescile muvafakat beyanı (tescil talebi)
(b) - Geçerli bir iktisap sebebinin varlığı, iktisap sebebi, Bir rehin sözleĢmesi: Ölüme bağlı
bir tasarruf; Kanun hükmü; Mahkeme kararı olabilir.
Bir anapara ipoteğinin tesisi için, mutlaka temelde yatan geçerli bir borç iliĢkisinin
varlığı Ģarttır. Bu itibarla eğer temel borç iliĢkisi herhangi bir nedenle geçerli değilse, yapılan
tescil alacaklı için geçerli bir rehin hakkı doğurmaz. Yani yapılan tescil herhangi bir hukuki
hüküm ifade etmez.
Temel borç iliĢkisinin rehin senedinde yer alması Ģart değildir. Bu husus ancak ispatı
kolaylaĢtırmada rol oynar.
Ġlerde doğacak veya doğması muhtemel bir alacak için azami hat ipoteği (azami meblağ
ipoteği/üst hat ipoteği) için de temelde yatan bir borç iliĢkisinin varlığı aranır.
2) Rehinli alacağın Temlikinde, Ġpoteğin Alacağa Bağlı Bir Hak Olmasının Hükümleri:
Ġpotekle teminat altına alınmıĢ bir alacağın temliki için, tapu kütüğüne tescil söz konusu
değildir (TMK.891). Rehinli alacağın temliki, Borçlar Kanunundaki alacağın temliki hükümlerine
tabidir. Alacağın temlik edilmesi ile ipotek kendiliğinden alacaklıya geçer. Tapu kütüğünde tescil
edilmiĢ rehinli alacaklının isminin silinerek yeni alacaklının isminin yazılması gerekmez (TMK.
891).
3) Tapu Siciline Güvenin Korunmasında Ġpoteğin Alacağa Bağlı Bir Hak Olmasının
Hükümleri:
Ġpotekte tapu siciline güven ilkesi, sadece gayrimenkul rehninin kapsam ve varlığına
iliĢkindir. Tescil, alacağın varlığını ispat etmez ve dolayısıyla burada tapu siciline güven ilkesi
söz konusu olmaz. Mevcut olmayan bir alacak için bir ipotek tesis edilmiĢse ve üçüncü Ģahıs bu
ipoteğe güvenerek bir alacağı temellük etmiĢse, tapu kütüğüne güven ilkesinden
yararlanamayacaktır. Borçlu yeni alacaklıya karĢı alacağın doğmamıĢ olduğunu veya ödenmiĢ
olduğunu veya geçersiz olduğunu ileri sürebilir (TBK.188).Tapu sicilinde ön görülen ipotek, iyi
niyetli kiĢiye bir rehin hakkı vermez.
4) Ġpoteğin Alacağa Bağlılığının Rehnin Sona Ermesindeki Hükümleri:
160
Üzerinde tartıĢılan diğer bir konu ise, alacak sona erdiği taktirde, ipoteğin kendiliğinden
sona erip ermeyeceği meselesidir. Alacağın sona ermesi, rehninde kendiliğinden sona ermesine
yol açmaz. Ġpoteğin sona ermesi, alacağın sona ermesinden bağımsızdır. Ġpoteğin sona ermesi,
tapu kütüğündeki rehinin terkin edilmesine bağlıdır. Ġpotek, terkin edilene kadar alacaktan
bağımsız bir ipotek mevcuttur. Kanun koyucu, alacağın sona ermesi halinde, gayrimenkul malikine
rehinli alacaklıdan terkine muvafakat beyanında bulunması hususunda bir talep yetkisi vermiĢtir
(TMK. 883). Eğer rehin alacağın sona ermesi ile kendiliğinden sona erse idi, maliğin tek baĢına
ipoteğin terkin edilmesinin isteme hakkı olurdu. Yeni alacaklının muvafakatine ihtiyacı olmazdı.
Ancak bizim hukuk sistemimizde ipotek sadece bir alacağa teminat teĢkil ettiğinden, yani bağımlı
bir hak olduğundan, alacaklının muvafakat vermemesi üzerine, gayrimenkul maliki bir dava açarak
kaydın tashihini isteyebilir (TMK.1025). Bu yolla ipoteğin terkini sağlanır. Uygulamada buna
ipoteğin fekki denmektedir.
Ġpotekte KiĢisel Sorumluluk ve Teminata ĠliĢkin Özellikler:
Ġpotekte iki sorumluluk yan yana bulunmaktadır. TaĢınmaz mal ile sorumluluk ve kiĢisel
sorumluluk
1) TaĢınmaz mal ile sorumluluk: Ġcra ve Ġflas Kanununun 45 inci maddesine göre, ipotekle
temin edilmiĢ bir alacağın borçlusu, borcunu zamanında ödemezse, rehinli alacaklı, rehnin paraya
çevrilmesini isteyebilir. Rehinli alacaklı, doğrudan doğruya, borçlunun iflasını isteyemez veya haciz
yoluna baĢvuramaz. Rehinli alacaklı, ancak alacağını alamazsa borçlunun diğer Ģahsi mallarına
baĢvurabilir. Ġcra iflas kanunu teminatı ön plana almıĢtır.
2) KiĢisel Sorumluluk: Ġpotekte kiĢisel sorumlu olan borçlu ile gayrimenkul malikinin aynı
kiĢi olması zorunlu değildir (TMK.881/2).
Borçlu ile gayrimenkul maliki aynı kiĢi ise, kiĢisel sorumluluk ile gayrimenkul sorumluluğu
bir arada bulunur. Fakat ipotekli gayrimenkul maliki ile rehinli alacağın kiĢisel sorumlusu aynı kiĢi
olmayabilir. Bu da iki Ģekilde olabilir. Ya gayrimenkul maliki daha baĢlangıçta bir baĢkasının borcu
için, kendi gayrimenkulünü teminat olarak göstermiĢtir. Ya da sonradan, ipotekli gayrimenkul el
değiĢtirmiĢtir veya borç nakledilmiĢtir. TaĢınmaz mal maliki, ipotekle temin edilen alacağın
borçlusu değilse, rehin dolayısıyla kiĢisel borçlu olmaz. TaĢınmaz mal maliki, sadece borçlu
borcunu ödemediği takdirde gayrimenkulüne baĢvurulmasına katlanmak zorundadır.
Rehinli alacağın muaccel olması, rehinli alacaklının yapacağı bir muacceliyet ihbarına
bağlanmıĢsa, bu ihbarın hem borçluya, hem de malike karĢı yapılması gerekir.
Kanundan Doğan Ġpotek Hakları (Kanunî ipotek):
Kanundan doğan ipotek haklarının bir kısmı tescile gerek olmadan doğan ipotek haklarıdır.
Bunlara tescile bağlı olmayan kanuni ipotek hakları denir. Diğer bir kısım ipotek haklarının
kurulması için, tescil gerekli olmakla birlikte, bunlarda iktisap sebebi olarak doğrudan doğruya bir
kanun hükmü söz konusu olmaktadır.
1)Tescile Bağlı Olmayan Kanuni Ġpotek Hakları:
a) Medeni Kanunda Öngörülen Ġpotek Hakları:
(1) – Ġpotekli gayrimenkulün değerinin, malikin kusuru ile azalması tehlikesi söz konusu
olduğu hallerde, rehinli alacaklının, hakimin izni ile veya gecikmede tehlike bulunan hallerde,
kendiliğinden malik hesabına yaptığı masraflar rehinli alacaklıya, tescile tabi olmayan öncelikli bir
kanuni ipotek hakkı sağlar. Rüçhanlı bir alacak hakkı sağlar.
(2) – Rehinli gayrimenkulün değeri, malikin kusuru olmaksızın azalma tehlikesi
gösteriyorsa, rehinli alacaklı önleyici tedbirleri alır. Alacaklının yaptığı masraflar rüçhanlı alacaktır
ve tescile bağlı olmayan bir ipotekle teminat altına alınmıĢtır.
(3) – Alacaklı, rehinli gayrimenkulün korunması için ödemeler yapmıĢsa, özellikle
sigortacıya ödediği pirimler için, kanun, alacaklıya, esas rehinli alacağı ile aynı sırada tescile bağlı
olmayan bir ipotek hakkı verir.
b) Özel Kanunlarda Öngörülen Ġpotek Hakları:
161
Bataklıkların kurutulması ve bunlardan elde edilecek Topraklar hakkında Kanun‘un
(18.01.1950 tarih ve 5516) 8 nci maddesi, kurutana yaptığı masraflar için gayrimenkul üzerinde
tescile tabi olmayan bir kanuni ipotek hakkı tanımıĢtır.
2) Tescile Bağlı Kanuni Ġpotek Halleri:
(1) TaĢınmaz malı satan, satıcıya semen alacağı için,
(2) Paylı veya Elbirliği mülkiyetin taksiminden bir hissedar lehine, diğer hissedarlar
aleyhine doğan alacaklar için,
(3)– Bir gayrimenkul üzerinde inĢaat yapan müteahhit ve iĢçilerin inĢaattan doğan
alacakları için ipotek hakkı tanınmıĢtır.
(4)– Ölünceye kadar bakma alacaklısına, bu amaçla temlik ettiği gayrimenkulü üzerinde
tıpkı satıcı gibi kanuni ipotek hakkı tanımaktadır (TBK.613);
(5) – Kat Mülkiyeti Kanunu, kat malikinin mahkeme kararı ile tespit edilmiĢ olan gider
borcu için, diğer kat malikleri lehine, tescile bağlı kanuni ipotek hakkı tanımaktadır (KMK.22/ll).
Tescil süresi ve Ģekli:
Satıcının, mirasçı ve hissedarlarının ve ölünceye kadar bakma alacaklılarının kanuni
ipotek haklarını mülkiyetin naklinden itibaren, en geç üç ay içinde tescil edilmesi gerekir. ĠnĢaatçı
ipoteğinde ise, tescil için, önce malikin, alacak miktarını tanımıĢ olması veya mahkemenin bu
hususa iliĢkin kararı gereklidir. ĠnĢaatçı ipoteği inĢaatın baĢlamasından itibaren ve sona ermesinden
sonraki üç ay içinde tescil edilmelidir. Kat malikleri için, bir tescil süresi öngörülmemiĢtir.
Ġrad Senedi
TaĢınmaz malın değerini tedavül ettirmek amacını taĢır. Ġrat senedi ile gayrimenkulün değeri
bağımsızlaĢtırılmıĢtır. BağımsızlaĢtırılan bu değer gayrimenkulden ödenmesi gerekli bir para borcu
Ģeklinde gayrimenkule bir yükümlülük olarak yüklenmiĢtir. KiĢi Ģahsi malvarlığı ile sorumlu
değildir. Ġrat senedi, hem alacağı kapsar, hem de bunu teminat altına alan gayrimenkul rehnini
kapsar. Rehinli gayrimenkulün değeri bu yolla düzenlenen kıymetli evrak vasıtasıyla parçalara
bölünerek tedavüle çıkarılır. Ġrat senedinin düzenlenmesi ile soyut bir alacak doğar. Ġpotekle irat
senedi arasındaki baĢlıca farklar Ģunlardır.
(1)- Ġpotek, kanundan dolayı alacağın varlığını önceden ararken, irat senedinin
çıkarılması için baĢlangıçta bir borcun varlığı aranmaz.
(2) – Ġpotek, alacağın varlığına bağlanmıĢken, irat senedi alacağın varlığından bağımsızdır.
(3) – Ġpotek, alacağın varlığına bağlı iken, mesela onun sona ermesi ile sona ererken, irat
senedi daha stabildir. Alacak sona erse de devam eder.
(4) – Ġpotekte, borçlu hem ipotekli gayrimenkulü ile hem de Ģahsen bütün malvarlığı ile
sorumlu iken; Ġrat senedinde sadece gayrimenkul ile sorumludur.
Ġpotekli Borç Senedi: Ġpotekli borç senedi, hem gayrimenkul değerinin, hem de Ģahsi
sorumluluğun sürdüğü bir gayrimenkul rehni çeĢididir.
Ġpotekli borç senedinde gayrimenkulün değeri bağımsızlaĢtırılmıĢ ve bir kıymetli evraka
bağlanarak tedavülü sağlanmıĢtır. Ġpotekli borç senedinde, hem gayrimenkul rehni, hem de Ģahsi
sorumluluk söz konusudur.
Ġpotekli borç senedinde, irat senedinden farklı olarak, eĢyaya bağlı bir borç iliĢkisi yoktur.
Borçluluk borca teminat teĢkil eden, gayrimenkulün mülkiyetine bağlanmıĢ değildir. Bu nedenle bir
üçüncü Ģahıs ipotekli borç senedi için, kendi gayrimenkulünü teminat gösterebilir ( TMK. 815).
Yararlanılan kaynaklar: Prof. Dr. Bilge ÖZTAN; Medeni Hukukun Temel Kavramları, 2002
Prof. Dr. Ġbrahim KAPLAN; EĢya Hukuku, 2002
Tan Tahsin ZAPATA; Medeni Hukuk, 2004
162
BORÇLAR HUKUKU
163
Borçlar hukuku, borç iliĢkisinin doğumunu, hükümlerini, türlerini ve sona ermesini
düzenleyen bir özel hukuk dalıdır.
Borçlar hukukunun asli kaynağı olan 22 Nisan 1926 tarihli ve 818 sayılı Borçlar
Kanunu, Ġsviçre’den alınmıĢ ve Eski Medenî Kanunun yürürlüğü tarihi olan 4 Ekim 1926
tarihinde yürürlüğe girmiĢ idi.
Ancak, 11 Ocak 2011 tarihli ve 6098 sayılı TÜRK BORÇLAR KANUNU, 4 ġubat 2011
tarihli ve 27836 sayılı Resmi Gazete’de yayınlanmıĢ olup, 1 Temmuz 2012 tarihinde yürürlüğe
girmiĢtir.
Türk Borçlar Kanunu, Ģekli bakımdan Medeni Kanun’dan ayrı ve bağımsız bir yasa
olmakla birlikte, içerik açısından Medeni Kanun’un tamamlayıcısı ve ayrılmaz bir parçasıdır
(TBK. Md. 646).
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu;
Dili sadeleĢtirilmiĢ,
Kanunun adına ―Türk‖ kelimesi eklenmiĢ,
649 maddeden oluĢmuĢ, eski kanun 544 madde,
Kanun yine iki kısımdan oluĢmuĢtur: Genel Hükümler (1-206. Md.)- Özel Borç
ĠliĢkileri (207-649. Md) (Mülga Kanun Umumî Hükümler ve Akdin Muhtelif nevileri)
Genel kısımda; genel iĢlem koĢulları düzenlenmiĢ (20-25. md), faiz, sözleĢmenin değiĢen
hal ve Ģartlara uyarlanması, sözleĢmenin devri ve sözleĢmeye katılma düzenlemeleri önemli
değiĢiklikler olarak sayılabilir.
Özel Borç ĠliĢkileri kısmında ise, satıĢ (bilhassa taksitle satıĢ), kira, hizmet ve kefalet
sözleĢmeleri alanında köklü değiĢiklikler yapılmıĢtır.
BORÇLARIN KAYNAKLARI:
Türk Borçlar Kanunu hükümlerine göre borçların kaynakları;
a) Hukukî iĢlemler ve sözleĢmeler‖ (akitler),
b) Haksız fiiller,
c) Sebepsiz zenginleĢmedir.
1- HUKUKĠ ĠġLEMLER ve SÖZLEġMELER
Hukukî iĢlem, bir veya birden fazla kimsenin hukukî sonuç doğurmaya yönelmiĢ irade
beyanıdır. Hukukî iĢlemlerin çeĢitleri:
a) Tek taraflı hukukî iĢlemler: Yalnız bir tarafın irade beyanıyla bir hukukî sonuç
doğabiliyorsa, bu çeĢit iĢlemlere tek taraflı hukuki iĢlem denir. Örneğin, vasiyetname, mirasın
reddi, mülkiyet hakkından vazgeçme, fesih ihbarı gibi.
b) Çok taraflı hukukî iĢlemler: Bir hukukî sonucun doğumu için birden çok kiĢinin
irade beyanına ihtiyaç varsa, çok taraflı hukukî iĢlem sözkonusudur. Bunlar da ikiye ayrılır:
c- ġekil ispat kolaylığı sağlar, bir hukuksal iĢlemin bir Ģekle bağlanması, bunun
herhangi bir Ģekle tabi olmayan iĢlemden (sözleĢmeden) daha kolay ispatını mümkün kılar.
Zira ―söz uçar, yazı kalır‖ özdeyiĢi de bu hususu iyi bir biçimde açıklamaktadır.
1- Kanunî Ģekil;
-geçerlilik (sıhhat Ģartı)Örnek, gayrimenkul satıĢı, satıĢ vaadi, iĢtira ve vefa sözleĢmeleri resmî Ģekilde; kefalet,
alacağın temliki ve bağıĢlama vaadi sözleĢmeleri yazılı Ģekilde yapılmadıkça geçerli olmazlar.
2- Ġradî Ģekil;
-geçerlilik (sıhhat Ģartı)Örneğin kira sözleĢmesinin belli bir Ģekle (yazılı veya resmi Ģekil) uyularak yapılmasının
kararlaĢtırılması.
3- Ġspat Ģekli: Bazen, sözleĢmenin geçerli olarak meydana gelmesi için herhangi bir Ģekle
uyulması zorunluluğu yoktur. Fakat anlaĢmazlık halinde iĢlemin ispat edilebilmesi, ancak
164
belli bir Ģekilde yapılmıĢ olmasına bağlıdır. Bu gibi hallerde, Ģekil ―ispat Ģartıdır‖, bir
yargılama usulü kuralıdır. Yapıldığı zamanki değerleri 2012 yılı için 2500 TL‘ndan yukarı olan
hukuki iĢlemlerin senetle ispati gerekir (HMK. 200 md.).
ġEKĠL TÜRLERĠ
SÖZLEġME YAPMA VAADĠ (ÖNSÖZLEġME)
SözleĢme yapma vaadi, bir sözleĢmenin ileride yapılacağının taahhüdü olup, ileride yapılacak
bir sözleĢmenin hazırlayıcısı, öncüsüdür. SözleĢme yapma vaadi, taraflardan birine veya her ikisine
ileride bir (asıl) sözleĢmeyi yapma zorunluluğunu yükleyen sözleĢmedir (TBK. 29. md.)
Kanunlarda öngörülen istisnalar dıĢında, önsözleĢmenin geçerliliği, ileride kurulacak
sözleĢmenin Ģekline bağlıdır. Yalnız kanunun bu hükmü mutlak değildir, bazı istisnaları vardır.
Örneğin; gayrimenkul satıĢları tapu müdürü veya memuru huzurunda yapıldığı halde (Tapu
K.Mad.26) gayrimenkul satıĢ vaatleri noterlerde yapılmaktadır. (Noter K.Mad.60 b.3).
SÖZLEġME HUKUKUNA GENEL OLARAK HAKĠM OLAN ĠLKELER
1) EĢitlik Ġlkesi: Borçlar hukukunda, taraflar eĢittir. Taraflardan hiçbiri daha üstün
değildir.
2) SözleĢme özgürlüğü Ġlkesi: (Akit Yapma Serbestisi) TBK. 26. md
Borçlar hukuku alanındaki kuralların büyük bir kısmı yorumlayıcı ve tamamlayıcı
hukuk kurallarıdır. Bu alandaki emredici hukuk kurallarının azlığı, bireylerin sözleĢme
yapma serbestisinin sınırlarını geniĢletmiĢ bulunmaktadır. Taraflar; kanunî istisnalar saklı
olmak üzere,
(a) SözleĢmeyi yapıp yapmamakta yani onu meydana getirip getirmemek, karĢı
sözleĢeni (akidi) istediği gibi seçmek,
(b) SözleĢmeyi diledikleri içerik (konu) ve Ģekilde yapmak,
(c) Yaptıkları sözleĢmeyi değiĢtirmek ve ortadan kaldırmak hususlarında serbestlerdir.
4) Kusurlu sorumluluk ilkesi: SözleĢmeden doğan sorumluluk kural olarak kusura
dayanır. SözleĢmeye aykırılık (borca aykırılık) halinde, borçlunun kusurlu olduğu yolunda
bir karine vardır. Bu nedenle alacaklı sadece, sözleĢmeye aykırılık sebebiyle uğradığı zararı
ispat etmekle yükümlüdür. Borçlunun kusurlu olduğu yolunda karine mevcut olduğu için,
alacaklı borçlunun kusuru bulunduğunu ispat etmek zorunda değildir. Buna karĢılık borçlu,
kusursuzluğunu (olağanüstü hal-mücbir sebep gibi) ispat edip, sorumluluktan kurtulmaya
çalıĢacaktır.
SÖZLEġMELERĠN YORUMU (TBK. 19. Md)
Bir sözleĢmenin türünün ve içeriğinin belirlenmesinde ve yorumlanmasında, tarafların
yanlıĢlıkla veya gerçek amaçlarını gizlemek için kullandıkları sözcüklere bakılmaksızın, gerçek ve
ortak iradeleri esas alınır.
Güven prensibine göre, irade beyanları, mevcut koĢullara göre, iyiniyetli, dürüst bir
insanın vereceği anlam ve sözleĢmenin bütünü dikkate alınarak yorumlanır.
165
MUVAZAA: Tarafların, üçüncü kiĢileri aldatmak amacıyla, gerçek iradelerine
uymayan bir iĢlem yapmaları, fakat görünürdeki bu iĢlemin kendi aralarında geçerli
olmayacağı hususunda anlaĢmalarıdır. Böylece, muvazaalı (danıĢıklı) iĢlemde;
a) 3. kiĢileri aldatmak için yapılmıĢ ―görünürdeki iĢlem‖, (satıĢ)
b) Görünürdeki bu iĢlemin taraflar arasında hüküm ifade etmeyeceğini tespit eden
―muvazaa anlaĢması‖,
c) Tarafların gerçek iradelerine uyan ―gizli iĢlem‖, (bağıĢ)
üç ayrı iĢlem bulunmaktadır.
Muvazaanın çeĢitleri:
a) Mutlak muvazaa: 3. kiĢileri aldatmak için görünürde bir hukukî iĢlem yapan
tarafların gerçek iradelerine uyan gizli bir iĢlem mevcut değilse, mutlak muvazaa
sözkonusudur. (gizli iĢlem mevcut değil)
Örneğin, A icra takibinde kurtulmak için mallarını muvazaalı olarak B’ye devretmiĢ,
fakat bu devrin hukukî bir sonucu olmayacağı hususunda taraflar anlaĢmıĢlarsa, mutlak
muvaazalı iĢlem yapmıĢlardır.
GABĠN (AġIRI YARARLANMA) TBK. 28
KarĢılıklı taahhütleri içeren sözleĢmelerde, edimler arasındaki aĢırı nispetsizliğe gabin
denilir.
Gabin sebebiyle sözleĢmenin feshedilebilmesi için iki Ģart gereklidir:
1) Objektif unsur: Edimler arasındaki açık bir nispetsizliğin bulunması. Örneğin,
normal olarak 500.000-TL na satılacak bir gayrimenkulün, 200.000-TL na satılması.
Yargıtay, % 50 oranındaki bir fiyat farkını açık nispetsizlik saymaktadır.
2) Sübjektif unsur: Açık nispetsizliğin karĢı tarafın özel durumundan (zarar görenin zor
durumda kalmasından veya düĢüncesizliğinden ya da deneyimsizliğinden yararlanılmak)
yararlanılarak meydana getirilmiĢ olması.
Örneğin, süratle yapılmasında hayatî önem arzeden bir ameliyatın yüksek ücret
karĢılığında yapılması.
AĢırı Yararlanmanın Hükümleri
AĢırı yararlanmaya maruz kalarak zarar gören, durumun özelliğine göre;
a) SözleĢme ile bağlı olmadığını diğer tarafa bildirerek ediminin geri verilmesini, (tek
taraflı bağlamazlık, iptal edilebilir bir sözleĢme; diğer taraf sözleĢme ile bağlı)
b) SözleĢmeye bağlı kalarak edimler arasındaki oransızlığın giderilmesini, (daha evvelki
Kanunumuzda düzenlenmemiĢti) isteyebilir.
Zarar gören bu hakkını, düĢüncesizlik veya deneyimsizliğini öğrendiği; zor durumda
kalmada ise, bu durumun ortadan kalktığı tarihten baĢlayarak bir yıl ve her hâlde
sözleĢmenin kurulduğu tarihten baĢlayarak beĢ yıl içinde kullanabilir. Bu süreler hak
düĢürücü sürelerdir.
TEMSĠL
Temsil, genel olarak, bir hukuki iĢlemin ya da sözleĢmenin, temsil olunan bir kimse
adına ve hesabına, baĢka bir kimse (temsilci, mümessil) tarafından yapılmasıdır.
166
Temsil Olunan
Temsilci
3. KiĢi
TEMSĠLĠN TÜRLERĠ
A) Dolaylı (Vasıtalı) Temsil
- BaĢkası hesabına
- Kendi adına
(Alacağın temliki veya
olunana devreder.
B) Kanuni Temsil
(Veli-vasi)
- Doğrudan (Vasıtasız) Temsil
- Temsil olunan adına ve hesabına
a) Temsil yetkisinin bulunması
b) Temsil olunan adına hareket borcun nakli ile temsil
edildiğinin 3. kiĢiye bildirilmesi
- Ġradi Temsil
- Tek taraflı irade beyanı
- ġekle tabi değil
* Vekalet sözleĢmesi ile vekaletname farkı
Vekâlet sözleĢmesi ile temsil yetkisi arasındaki farklar:
1) Vekâlet daha çok iç iliĢkiye; temsil ise daha çok dıĢ iliĢkiye iliĢkindir.
2) Vekâlet hukuki bir yükümlülük doğururken temsil yetkisi, hak bahĢeder.
3) Vekâlet illi (sebebe bağlı) bir iĢlem iken temsil yetkisinde hukuki sebepten bağımsızlık
söz konusudur.
4) Vekâlet bir sözleĢmedir, temsil ise tek taraflı bir iĢlemdir.
5) Temsil yetkisi tek taraflı irade beyanı ile verilir, vekâlet ise sözleĢmedir, karĢılıklı ve
birbirine uygun irade beyanı ile kurulur.
6) Temsil iliĢkisi borçlar hukuku genel hükümlerinde düzenlenmiĢken vekâlet
sözleĢmesi özel hükümler arasında düzenlenmiĢtir. Özel hükümler genel hükümlere nazaran
öncelikle uygulanır.
7) Vekâlet hem hukuki iĢlemlerin yapılmasına hem de maddi fiillerin yerine
getirilmesine iliĢkin olabilirken, temsil iliĢkisinde sadece hukuki iĢlemler yapılır.
Temsil yetkisinin sona ermesi:
a) Temsil olunanın veya temsilcinin ölümü, gaipliğine karar verilmesi, fiil ehliyetini
kaybetmesi veya iflas etmesi,
b) Temsil yetkisi bir hukuki iĢlemin yapılması veya süreli olarak verilmiĢ ise, bu iĢlemin
yapılmasıyla veya sürenin sona ermesi,
c) Temsilcinin istifa etmesi, temsil olunanın temsil yetkisini geri alması (azil)
167
Yetkisiz temsil (TBK. Md. 46-47): Bir kimsenin hiçbir yetkiye sahip olmaksızın veya
sahip olduğu yetkiyi aĢarak bir baĢkası adına ve hesabına hukuki iĢlemler yapmasına ―yetkisiz
temsil‖ denir.
* Temsil olunanı (icazet verene kadar) bağlamaz. 3.kiĢi iĢlemle bağlı
* Ġcazet verilmezse, iyiniyetli 3. kiĢinin menfi zararını yetkisiz temsilci karĢılamak zorunda
Borcun nakli sözleĢmesinin yapılmasıyla, borçlu değiĢir ve borç, kural olarak, yan (fer’i)
haklarla birlikte borcu üstenen Ģahsa geçer. Bununla birlikte borcun güvencesi olarak rehin
veren üçüncü kiĢinin ve kefilin sorumlulukları, ancak onların borcun üstlenilmesine yazılı olarak
rıza göstermeleri hâlinde devam eder. Zira borçlunun değiĢmesiyle birlikte bunların durumları da
tehlikeye girebilecektir.
EKSĠK BORÇ: Bu tür borçlarda ortada mevcut bir borç vardır. Bu borç borçlu tarafından
kendi isteği ile yerine getirilirse ifa geçerlidir. Fakat, borcun ifasının reddedilmesi halinde alacaklı
tarafından talep ve dava edilemeyen borçlardır. Bu sebeple bu çeĢit borçlara ―ifa edilebilir fakat
dava edilemez borçlar‖ denilmektedir. Borçlu kendisini borçlu zannederek hataen ifada bulunsa
bile bu ifa geçerlidir, bu ifa bağıĢlama sayılmaz, sebepsiz zenginleĢme teĢkil etmez.
Eksik borçlara örnek olarak, kumar ve bahis borçları (TBK. Md. 604), evlenme simsarlığı
(tellallığı) (TBK. Md. 524), zamanaĢımına uğramıĢ borçlar örnek verilebilir.
Mal değiĢim (trampa) sözleĢmesi: Bir malın veya hakkın baĢka bir mal veya hak ile
değiĢtirilmesi (mülkiyetinin geçirilmesi) sözleĢmesidir. Mal değiĢim sözleĢmesinde bedel yoktur.
Mal değiĢim sözleĢmesinde, karĢılıklı değiĢtirilen malların birbiriyle eĢit değerde olması
gerekir. Fakat arada değer farkı var ise ve bu değer farkı para ödenerek kapatılıyor ise ortada bir
karma sözleĢme sözkonusudur.
Mal değiĢim sözleĢmesi-takas farkı
BağıĢlama sözleĢmesi: BağıĢlama sözleĢmesi, bağıĢlayanın sağlararası sonuç doğurmak
üzere, malvarlığından bağıĢlanana karĢılıksız olarak bir kazandırma yapmayı üstlendiği
sözleĢmedir. Tek tarafa borç yükleyen bir sözleĢmedir. Sadece, bağıĢlayan borç altına
girmektedir.
BağıĢlama yapacak kiĢinin tam fiil ehliyetine sahip olması gerekir. Veli ve vasi için yasak
iĢlemler bağıĢlama, kefil olma, vakıf kurmadır.
BağıĢlananın ayırt etme gücüne sahip olması yeterlidir.
Bir taĢınmazın veya taĢınmaz üzerindeki ayni bir hakkın bağıĢlanması sözü vermenin
geçerliliği, ancak resmî Ģekilde yapılmıĢ olmasına bağlıdır.
Rücu Ģartlı bağıĢ ve bunun tapu siciline Ģerhi (TBK. Md. 292)
Kira sözleĢmesi: Kira sözleĢmesi, kiraya verenin bir Ģeyin kullanılmasını veya kullanmayla
birlikte ondan yararlanılmasını kiracıya bırakmayı, kiracının da buna karĢılık kararlaĢtırılan kira
bedelini ödemeyi üstlendiği sözleĢmedir.
Kira sözleĢmesi Ģekle tabi değildir. Sözlü, yazılı ya da noter önünde yapılabilir. Tapu
kütüğüne Ģerhedilebilir. (TBK. Md. 312)
Aile konutu olarak kullanılmak üzere kiralanan taĢınmazlarda kiracı, eĢinin açık rızası
olmadıkça kira sözleĢmesini feshedemez. (TBK. Md. 349)
Vekâlet sözleĢmesi: Vekâlet sözleĢmesi, vekilin vekâlet verenin bir iĢini görmeyi veya
iĢlemini yapmayı üstlendiği sözleĢmedir. SözleĢme veya teamül varsa vekil, ücrete hak kazanır.
(TBK. Md. 502)
Vekâlet akdi, tarafların karĢılıklı ve birbirine uygun iradeleri ile meydana gelen bir
sözleĢmedir. Vekâlet akdi, herhangi bir Ģekle bağlanmamıĢtır. Bunun gibi, resmi Ģekilde
yapılması gereken bir hukuksal iĢlem için verilen vekâlet dahi bir Ģekle bağlanmamıĢtır. Ancak,
özellikle gayrimenkul satıĢlarında, Noterlik Kanunu gereğince vekilin kimin vekili olduğunu
isbat etmek üzere Noterlikçe düzenlenen resmî yazılı belge (vekâletname) aranmaktadır.
168
Vekil, özel olarak yetkili kılınmadıkça dava açamaz, sulh olamaz, hakeme baĢvuramaz,
iflas, iflasın ertelenmesi ve konkordato talep edemez, kambiyo taahhüdünde bulunamaz,
bağıĢlama yapamaz, kefil olamaz, taĢınmazı devredemez ve bir hak ile sınırlandıramaz.
(TBK. Md. 504/3)
Sona ermesi (TBK 512-513):
1) Tek taraflı sona erdirme
2) SözleĢmeden veya iĢin niteliğinden aksi anlaĢılmadıkça sözleĢme, vekilin veya vekâlet
verenin ölümü, ehliyetini kaybetmesi ya da iflası
TBK.‘nun 514 üncü maddesine göre; ―vekilin, sözleĢmenin sona erdiğini öğrenmeden önce
yaptığı iĢlerden, vekâlet veren ya da mirasçıları sözleĢme devam ediyormuĢ gibi sorumludur.―
Kefalet sözleĢmesi: Kefalet sözleĢmesi, kefilin alacaklıya karĢı, borçlunun borcunu ifa
etmemesinin sonuçlarından kiĢisel olarak sorumlu olmayı üstlendiği sözleĢmedir.
Kefalet sözleĢmesi, tek tarafa borç yükleyen bir sözleĢmedir, kefalette sadece kefil borç
altına girmekte, alacaklı ise bundan menfaat elde etmektedir.
* Kefilin borcu fer’i bir borçtur.
* Kefalet borcu, tali (ikincil) bir borçtur, kural olarak önce asıl borçlu takip edilir.
* Ġstisna: Müteselsil kefil (TBK. Md. 586)
* Kefalet sözleĢmesinde kefilin tam fiil ehliyetine sahip olması gerekir. Sınırlı ehliyetliler,
yani kendilerine yasal danıĢman atananlar ancak danıĢmanın olumlu oyu ile kefil olabilirler (TMK.
Md. 429) Tam ehliyetsizler ve sınırlı ehliyetsizler kefil olamazlar.
* Kefalet sözleĢmesi, yazılı Ģekilde yapılmadıkça ve kefilin sorumlu olacağı azamî miktar
ile kefalet tarihi belirtilmedikçe geçerli olmaz. Kefilin, sorumlu olduğu azamî miktarı, kefalet
tarihini ve müteselsil kefil olması durumunda, bu sıfatla veya bu anlama gelen herhangi bir
ifadeyle yükümlülük altına girdiğini kefalet sözleĢmesinde kendi el yazısıyla belirtmesi Ģarttır.
(TBK. Md. 583)
* EĢlerden biri mahkemece verilmiĢ bir ayrılık kararı olmadıkça veya yasal olarak ayrı
yaĢama hakkı doğmadıkça, ancak diğerinin yazılı rızasıyla kefil olabilir; bu rızanın sözleĢmenin
kurulmasından önce ya da en geç kurulması anında verilmiĢ olması Ģarttır (TBK. Md. 584).
NOT:
* Hizmet ve eser sözleĢmesi belirli bir biçime (Ģekle) tabi değildir.
*Ömür boyu gelir sözleĢmesi, yazılı Ģekilde yapılmadıkça geçerli olmaz.
169
MEDENİ HUKUK
170
SOSYAL DÜZEN KURALLARI
Toplum halinde yaĢayan kiĢilerin sosyal bakımdan önemli olan eylem ve davranıĢlarını
düzenleyen, toplum hayatının huzur, barıĢ ve güvenlik içinde akıp gitmesini sağlayan emir ve
yasaklardan oluĢan kuralların tümüne sosyal (toplumsal) düzen kuralları denir.
Sosyal düzen kurallarının kapsamına hukuk, ahlak, din ve görgü (adet) kuralları girer. Bütün
bu kurallar birbirinden farklı alanları düzenleseler de, temelde bu kurallarla hedeflenen amaç,
kiĢilerin davranıĢlarını belli bir düzene bağlama ve dolaysıyla toplumda bir düzen ve güven
ortamını yaratmadır. Ancak, bu kurallar arasında önemli farklar vardır.
Hukuk, kiĢilerin birbirleriyle olan iliĢkilerini düzenleyen ve devlet gücü ile desteklenen
bağlayıcı, genel, soyut ve devamlı kuralların bütünüdür.
HUKUK KURALLARININ TEMEL NĠTELĠKLERĠ
Hukuk kuralları geneldir: Hukuk kuralının genel olması, kiĢisel ayırımlara karĢı bir güvece
teĢkil eder. Bu güvencenin en açık örneği kiĢilerin kanun önünde eĢit olmasıdır. Bir hukuk kuralının
aynı durumda, bulunan kiĢilere uygulanmasıdır.
Hukuk kuralları soyuttur: Bir hukuku kuralının belli tek bir olaya değil, aynı özelliği
gösteren bütün olaylara uygulanmasıdır. Örnek, NiĢanlanma evlenme vaadiyle olur (TMK.118), Bu
kural somut bir niĢanlanma olayı için değil, her niĢanlananlar için geçerlidir.
Hukuk kuralları süreklidir: Bir hukuk kuralının yürürlüğe girdiği tarihten itibaren
kaldırılıncaya kadar uygulanmasıdır.
Hukuk kuralları yaptırıma bağlıdır: Bir hukuk kuralına uyulmadığı takdirde devlet
gücünün kiĢiyi o hukuk kuralına uymaya zorlamasıdır.
HUKUKUN ÇEġĠTLĠ ANLAMLARI
-Pozitif hukuk: Belli bir ülkede, belli bir zamanda yürürlükte bulunan yazılı ve yazılı
olmayan tüm hukuka pozitif hukuk denir. Bu hukukun içinde örf ve adet hukuku da vardır. Yani
yazılı ve yazılı olmayan hukukun tamamıdır. Buraya yargıcın yarattığı hukuk da dahildir.
-Mevzu hukuk: Belli bir ülkede, belli bir zamanda yürürlükte bulunan hukuk kurallarından
sadece yazılı olanlarını kapsar. Mevzu hukuk, yetkili bir makam tarafından konmuĢ hukuk
kurallarının bütünüdür. Bu hukuku oluĢturan yazılı kaynakların tamamına kısaca mevzuat da
denilmektedir.
-Tarihi hukuk; Yürürlükten kalkmıĢ olan hukuktur.
-Doğal hukuk; Pozitif hukuktan bağımsız, onun üstünde yada yanında yaĢayan, ulaĢılması
ideal olan yani olması gereken hukuktur. Doğal hukuk yürürlükteki hukukun denetleyicisi ve
düzenleyicidir. Tabii hukuk yazılı hukuk kuralı haline gelirse pozitif hukuk halini alır.
- Kamu hukuku veya özel hukuk; Kamu hukuku ve özel hukuk ayrımının baĢlangıcı Roma
Hukukuna dayanır. Kamu hukukunda, egemen güç olarak devletle kiĢiler arasında veya devletle
baĢka devletlerarasındaki iliĢkileri düzenlenir. Özel hukukta ise, eĢit durumdaki kiĢiler arasındaki
iliĢkiler veya özel hukuk iliĢkisine giriĢen devletle iliĢkiye giriĢtiği kimse arasındaki iliĢkileri
düzenlenir.
Kamu Hukuku–
Özel Hukuk
Karma Hukuk Dalları
Anayasa Hukuku –
Ġdare Hukuku –
Ceza Hukuku –
Ceza Usul Hukuku –
Devletler Hukuku
-Medeni Hukuk
-Ticaret Hukuku
-Milletlerarası Özel Hukuk
-Borçlar Hukuku
-ĠĢ Hukuku
-Toprak hukuku
-Bankacılık Hukuku
171
MEDENĠ HUKUK VE MEDENĠ KANUN
Medeni hukuk, bir ülkedeki vatandaĢların Ģahsi durumlarını, ailevi iliĢkilerini, mallar
üzerindeki hak ve yetkilerini, diğer Ģahıslara olan borç iliĢkilerini, ölümlerinden sonra miraslarının
akıbetini düzenleyen kuralların yer aldığı hukuk dalıdır. Medeni hukuk, sadece gerçek kişileri değil,
özel hukukta yer alan tüzel kişilerle ilgili düzenlemeleri de kapsar.
Medeni hukuk ve medeni kanun kavramları birbirleri yerine kullanılsa da aslında anlamları
farklıdır. Medeni hukuk özel hukukun geniĢ bir alanını teĢkil ettiği halde, medeni kanun bu alandan
sadece bir bölümdür.
Medeni hukuk; kanun, örf ve adet, yargıcın yaratığı hukukun tamamından oluĢur. Medeni
kanun ise, dar anlamda sadece yürürlükteki Türk Medeni Kanunu, geniĢ anlamda ise Türk Medeni
Kanunu yanında Türk Borçlar Kanunu‘nu kapsar.
Medeni hukukun konusu, yukarıda da ifade edildiği gibi; kiĢiler hukuku, aile hukuku, eĢya
hukuku, miras hukuku ve borçlar hukukudur.
TÜRK MEDENĠ KANUNU'NUN SĠSTEMATĠĞĠ
4721 sayılı Türk Medeni Kanunu 22/11/200l'de yürürlüğe girmiĢ olup, önceki Medeni
Kanunda kullanılmıĢ pek çok Arapça veya Osmanlıca terim, yeni Kanunda oldukça arılaĢtırılarak
günümüz Türkçesiyle ifade edilmiĢtir.
Yeni Medeni Kanun‘unda ihtiyaca uygun olarak önemli değiĢiklikler yapılmıĢtır.
DeğiĢikliklerin en önemli kısmı ―aile hukuku‖ alanında ele alınmıĢtır. Bu alandaki hükümler kadınerkek eĢitliği ilkesine dayanarak hazırlanmıĢtır. Örneğin;
-Yeni Medeni Kanun ile "aile reisi kocadır" ibaresi değiĢtirilerek "evlilik birliğini eĢler
beraber yönetirler" ibaresi getirilmiĢtir.
-Evin seçimini kocanın yapacağı hükmü değiĢtirilerek, eĢlerin oturacakları evi birlikte
seçecekleri hükmü getirilmiĢtir.
-Yeni Medeni Kanunda eĢlerden birinin meslek ve iĢ seçiminde diğerinin iznini almak
zorunda olmadığı hükmü getirilmiĢtir. Bu düzenlemeyle eĢler mesleklerini diğer eĢten izin almadan
sürdürebileceklerdir.
-Eski Medeni Kanuna göre diğer rejimlerden biri seçilmemiĢse geçerli olan kanuni mal rejimi
"mal ayrılığı" iken, Yeni Kanunda "edinilmiĢ mallara katılma rejimi" getirilmiĢtir.
-Aile konutu ile ilgili yapılan düzenlemede, eĢlerden biri diğerinin açık rızası olmadan aile
konutu üzerindeki tasarruflarına sınırlandırma getirilmesidir.
4721 sayılı Türk Medeni Kanun'un sistematiği Ģöyledir.
—BaĢlangıç hükümleri
—KiĢiler Hukuk
Gerçek kiĢiler
Tüzel kiĢiler
—Aile hukuku
Evlilik hukuku
Hısımlık hukuku
Vesayet hukuku
—Miras hukuku
—EĢya hukuku
MEDENĠ HUKUKUN KAYNAKLARI
Türk Medeni Kanunu‘nun 1 inci maddesi, hakimin önüne gelen bir meselede önce
yazılı hukuk kurallarını uygulayacağını, bu kaynaktan meseleye uygulanacak bir kural
bulunmadığı takdirde yine hukuk kaynakları arasında yer alan yazılı olmayan hukuk
kurallarının, örf ve adet kurallarının uygulanacağını düzenlemiĢtir. Buradan da bir sonuç
alınamıyorsa, bu takdirde hakim kendisi kanunkoyucu olsaydı, meseleyi nasıl bir kural
koyacak idiyse ona göre karar verecektir. Bu madde ve baĢlangıç kısmında bulunan diğer
172
maddeler özel hukuk alanı yanında kamu hukuku ile ilgili alanlarda iĢin mahiyetine uygun
düĢtüğü oranda uygulanır.
BoĢluk doldurmaya iliĢkin Medeni Kanun‘un 1 inci maddesinin ik inci fıkrası ceza
hukuk ile vergi hukukunda uygulama alanı bulamaz. Çünkü bu alanlarda kanunilik ilkesi
geçerlidir.
MEDENĠ HUKUKUN ASLĠ KAYNAKLARI
1- Anayasa: Kanun: Yasama organı tarafından belirli usullere uyularak hazırlanan yazılı
hukuk kuralı.
Kanun Hükmünde Kararname (KHK): KHK çıkarma yetkisi yasama organı tarafından
Bakanlar Kuruluna kanun ile verilebilir. Bu kanun; KHK çıkarma süresini, hangi konuda KHK
çıkarılacağını, çıkacak KHK'nın amacını belirler.
Tüzük: Kanunların uygulanmalarını göstermek ve kanunda belirtilmiĢ konuları aydınlatmak
için Bakanlar Kurulunca çıkarılan yazılı hukuk kurallarıdır. Tüzükler, DanıĢtay incelemesinden
geçirilmeden çıkarılamaz.
Yönetmelik: Bakanlıkların ve kamu tüzel kiĢilerinin kendi görev alanlarını ilgilendiren
kanunların ve tüzüklerin uygulanmasını sağlamak için çıkarılan ve bunlara aykırı olmayan
kurallardır.
Ġçtihadı BirleĢtirme Kararları: Türk hukukunda Ġçtihadı BirleĢtirme Kararları mahkemeler
için bağlayıcıdır. Daireler arasındaki farklı uygulamaların ortadan kaldırılması için baĢvurulan bir
yoldur. Bu kararlar resmi gazetede yayımlanır.
TBMM'ce kabul edilen uluslar arası sözleĢmeler (Anayasa 90/son fıkra)
MEDENĠ HUKUKUN TALĠ KAYNAKLARI
1) Örf ve Adet Hukuku: Yazılı olmayan hukuk kurallarından oluĢur. Bir toplumda sürekli
tekrarlanma yolu ile yerleĢmiĢ bulunan, ne zamandan beri uygulandığı bilinmeyen ve toplulukça
uyulması zorunlu olduğu düĢünülen davranıĢ kurallarıdır.
Bir örf ve adet kuralının doğumu için gerekli koĢullar;
-Süreklilik öğesi, (ne zamandan beri uygulandığının bilinmemesi, kuralın yerleĢmiĢ olması)
-Genel inanç unsuru, (uyulmadığı takdirde, bir yaptırımla karĢılaĢılacağı yolunda bir inancın
toplumda yerleĢmiĢ olması)
-Ülkede geniĢ kitlelerce benimsenmesi, (bağlayıcı olduğu geniĢ kitleler tarafından
benimsenmiĢ olan kurallar)
2) Hâkim Tarafından Yaratılan Hukuk Kuralları: Herhangi bir olay hakkında yazılı yada
yazısız hukuk kuralı bulunmadığı yani hukuk boĢluğu bulunduğu zamanlar yargıcın bizzat kanun
koyucu gibi davranarak olayı çözümlemek üzere kural yaratacağı Türk Medeni Kanununda
düzenlenmiĢtir.
Türk Medeni Kanunun birinci maddesi hakime gerektiğinde hukuk kuralı yaratma yetkisi ve
hatta aynı zamanda görevini verir. Hakim, medeni hukukun yazılı ve yazılı olmayan kaynakları
içinde önündeki konuya uygulanabilecek bir hüküm bulamadığı takdirde, bu yetkisini kullanmak
zorundadır.
MEDENĠ HUKUKUN YARDINCI KAYNAKLAR
1-Bilimsel (Doktrin) GörüĢler: Hukuk bilimiyle uğraĢan bilim insanlarının hukuki sorulara
iliĢkin görüĢ ve düĢünceleridir.
2- Mahkeme kararları
HUKUK BOġLUĞU VE KANUN BOġLUĞU NEDĠR?
BoĢluk doldurma görevi esas itibariyle kanunkoyucudadır. Bununla beraber, Medeni
Kanun‘un bu yetkiyi hakime tanımıĢtır. Hukuk boĢluğu ve kanun boĢluğu farklı kavramlardır.
Hukuk boĢluğu kavramı kanun boĢluğu kavramına göre daha geniĢ bir anlam ifade etmektedir.
Hukuk boĢluğu; Somut olaya uygulanacak yazılı ya da yazılı olmayan bir hukuk kuralının
bulunmaması durumunu ifade eder. Burada hâkimin hukuk yaratması müessesi devreye girer.
Kanunda belli bir olay için uygulanabilir bir kural yoksa yargıç bu durumda örf ve adet hukukuna
bakar. Burada da kural yoksa yargıç kanun koyucu gibi kanun koyar.
173
Kanun boĢluğu: Kanun boĢluğu kavramından, gerekli kanuni düzenlemelerdeki eksiklik
anlaĢılır. Kanundaki boĢluklar değiĢik açılardan ayrım konusu yapılmıĢtır.
a) Kural içi boĢluk: Burada, kanun koyucu belli bir hukuki mesele için bir çözüm
öngörmüĢtür, fakat bu çözümün somut olaya uygulanması doğrudan doğruya uygulanması mümkün
değildir.
Kanun koyucu, bazen bir hususu düzenlemez, fakat baĢka bir maddeye yollama (atıf)
yapar, ya da bazen, genel ilkeyi öngörürken içeriğinin doldurulmasını kasıtlı olarak hakime
bırakmıĢtır. (―takdir hakkı‖, .‖haklı sebepler‖, ―hukuka ve hakkaniyete göre karar verir‖ gibi
ifadelerle) Hakim de bu çeĢit boĢluğu takdir yetkisini kullanarak doldurur. Bu nedenle bu çeĢit
boĢluğa bilinçli boĢluk denilir.
ÖRNEK: -Taraflardan biri diğerini sakatladı. Mahkemeye çıktığında yargıç zararın olup
olmadığına veya zararın ne kadar olduğuna karar verir.
-Haklı nedenlere dayanan kimse ismini değiĢtirilebilir. Kanunda haklı nedenler belli
olmadığından karar yargıca aittir.
-BoĢanma halinde, ortak çocuğun velayetinin kime verileceğine hakim belirler.(TMK 182)
b) Kural dıĢı boĢluk: Kural içi boĢlukların dıĢında kalan diğer boĢlukların hepsi kural dıĢı
boĢluktur. Bu boĢlukları kanun koyucu istemeden bırakmıĢtır. Kural dıĢı boĢlukların ortaya çıkıĢ
nedeni, kanun koyucunun bu boĢluğu görmemiĢ olması, öngörememesi, unutkanlığı dolayısıyla
ortaya çıkar. Bu nedenle bu çeĢit boĢluğa bilinçsiz boĢluk da denilir.
TÜRK MEDENĠ HUKUKUNUN TEMEL BAZI ĠLKELERĠ
Dürüstlük Ġlkesi: Dürüstlük ilkesi; orta zekalı, normal, makul kimselerin haklarını
kullanırken ve borçlarını yerine getirirken karĢılıklı güvene, ahlaka, ve dürüstlüğe dayalı ve
herkesçe benimsenen kurallar bütünüdür.
Türk Medeni Kanunu‘nun 2. maddesinin birinci fıkrasında, "Herkes, haklarını kullanırken ve
borçlarını yerine getirirken dürüstlük kurallarına uymak zorundadır" denilmektedir.
Dürüstlük kuralı, hukukun genel ilkelerindendir. Bu ilke, genel ahlak ve kamu yararı
düĢüncesi ön planda tutularak düzenlenmiĢ bir temel ilkedir.
Diğer taraftan aynı Kanun maddesinin ikinci fıkrasında, hakkın açıkça kötüye kullanılması
yasaklanmıĢtır.
ÖRNEK; Borcun gece saat 2‘de veya bozuk paralarla ödenmesi, velayet hakkına sahip
babanın çocuğuna hırsızlık yaptırmaya zorlaması, malik, mülkiyet hakkını kullanırken komĢularını
rahatsız edecek Ģekilde kullanamaz, gürültü yapamaz, aĢırı duman çıkartamaz veya yararı olmadığı
halde komĢusunun manzarasını kapatamaz, ev sahibi kiracının evi boĢaltmasından sonra evi
yıkacağı kesin olmasına rağmen evi temiz ve boyalı olarak teslim etmesini kiracıdan istemesi,
Evlilik müessesinin vatandaĢlık kazanmak için kullanılması, kanuna karĢı hile yapılması
Ġyiniyet Ġlkesi: Ġyi niyet, "bir hukuki sonucun doğmasına engel olan bir durumun varlığını
bilmeme ve bilmesi de gerekmeme" Ģeklinde tanımlanabilir. Buna, "iyi niyet karinesi" denir.
Ġyi niyetin unsurları yanlıĢ bilgi veya bilgisizliğin mazur görülebilecek olması ve bu hususun
kanunda özel olarak düzenlenmiĢ olmasıdır. Ġyi niyet hakların kazanılmasına hizmet eder,
Türk Medeni Kanunu‘nun 3. maddesinde, "Kanunun iyi niyete hukuki sonuç bağladığı
durumlarda asıl olan iyi niyetin varlığıdır. Ancak, durumun gereklerine göre kendisinden beklenen
özeni göstermeyen kimse iyi niyet iddiasında bulunamaz." hükmündedir.
Kural olarak mülkiyet hakkının geçerli surette devren kazanılabilmesi için, hakkın konusu
olan eĢyayı devredenin malik olması gerekir. Bu, "kimse sahip bulunduğu haktan fazlasını
baĢkasına devredemez." diyen Roma Hukuku kuralının gereğidir.
Ġyiniyetin Arandığı Zaman: Ġyiniyetin korunabilmesi için iyiniyeti aranan kimsenin
belirli bir zamanda iyiniyetli olmasıdır. Ġyiniyet ya belirli bir anda veya belirli bir süre içinde aranır.
Ġyiniyet, bazen hakkı doğuran iĢlemin yapıldığı, dolaysıyla hakkın doğduğu anda aranır. Yani,
sonradan doğan kötü niyet zarar getirmez.
174
ÖRNEK; Sahibinin elinden rızasıyla çıkan bir taĢınırı, emin sıfatıyla elinde bulunduran
kiĢiden iyiniyetle kazanan kiĢi, o taĢınırın sahibi olur ve kazandıktan sonra engel bir durumun
varlığını öğrense de sonuç değiĢmez.
Bazen de iyiniyetin, hakkın kazanılması sırasında varlığı ve hakkın kazanılmasından itibaren
de belirli bir süre devam etmesi aranır.
ÖRNEK; Haklı bir neden olmadan, tapu sicilinde adına kayıtlanan bir taĢınmazı iyiniyetli
olarak on sene süreyle çekiĢmesiz ve kesintisiz elinde bulunduran kiĢi, onun maliki olur.
- Bir baĢkasının taĢınır bir malını (hırsızlık malını) iyiniyetle ve beĢ yıl kesintisiz ve
çekiĢmesiz elinde bulunduran kiĢi, onun maliki olur.
Ġyiniyetin Korunduğu Durumlar
TaĢınır mülkiyetin kazanılmasında iyiniyetin etkisi
Sahibinin elinden rızasıyla çıkan taĢınırlar yönünden;
Bu gibi eĢya, kullanmak, saklamak, korumak, baĢkasına iletmek üzere bir kiĢiye
bırakılmaktadır. Bu yolla kendisine eĢya tevdi edilen kiĢiye, emin kiĢi denilir. Emin kiĢi kural
olarak kendisine tevdi edilen bu eĢya üzerinde temliki tasarruflarda bulunamaz. Yani bu eĢya
üzerinde baĢkası lehine bir ayni hak kuramaz.
Emin sıfatıyla zilyet olan kiĢiden taĢınır malı alan üçüncü kiĢi iyiniyetli olma koĢuluyla
taĢınırın mülkiyetini kazanır.
Sahibinin elinden rızası dıĢında çıkan taĢınırlar yönünden;
Bir taĢınırın, sahibinden çalınması, elinden zorla alınması, sahibi tarafından bir yerde
unutulması, kaybedilmesi, düĢürülmesi yada doğal güçler tarafından sürüklenip götürülmesi
sahibinin elinden rızası dıĢında çıkması demektir. Bu gibi taĢınırlar üzerinde kural olarak iyiniyetle
doğrudan doğruya mülkiyet kazanılamaz. Bunlar üzerinde istisnai olarak ve ancak belli Ģartların
gerçekleĢmesiyle mülkiyetin kazanılması mümkün olabilir.
ĠSTĠSNA 1) Ancak zamanaĢımı ile (5 yıl) söz konusu taĢınırlar iyiniyetin varlığı koĢulu ile
kazanılabilir.
ĠSTĠSNA 2) Para ve hamiline yazılı senetler iyiniyetle kazanılabilir. Ġyiniyetin kazanmayı
sağlayan iĢlemin yapıldığı anda var olması yeterlidir.
Bir taĢınırı, pazardan yada bir açık artırmadan yahut da benzeri eĢyaların satıldığı yerden
iyiniyetle kazanan kiĢi iyiniyetine karĢın onun maliki olamaz. Fakat burada iyiniyetin bir etkisi
vardır. TaĢınırın sahibi ancak bu bedelini ödeyerek malını geri alabilir.
TaĢınmaz mülkiyetin kazanılmasında iyiniyetin etkisi
TaĢınmaz üzerindeki ayni hakların doğumu, devredilmesi ve kazanılması tapu siciline tescil
yoluyla gerçekleĢir. Tapu sicilleri devlet memurları tarafından tutulan resmi sicillerdendir. Hiç
kimse tapu sicilindeki bir kaydı bilmediğini iddia edemez. Zira Türk Medeni Kanunu 1020.
maddesinde, tapu sicillerinin ilgileri tarafından bilindiği hususunda kesin, yani çürütülmesi
mümkün olmayan bir karine koyar.
Tapu kaydını doğru olmadığını bilmeyen bir kiĢi, iyiniyetle malik gözüken kiĢiden taĢınmazı
devralırsa onun kazanması korunur. Bu durumda kiĢi mülkiyeti kazandıran iĢlemin yapıldığı anda
iyiniyetli ise, bu mülkiyeti kazandırmada yeterlidir.
Bir kiĢi haksız yere tapuda adına kayıtlanmıĢ bulunan bir taĢınmazı on yıl boyunca çekiĢmesiz
ve kesintisiz olarak, malımdır diye elinde bulundurursa olunun maliki olur. Buna olağan
zamanaĢımıyla taĢınmaz mülkiyetinin kazanılması denilir.
Diğer durumlarda iyiniyetin hakların kazanılmasındaki etkisi
Türk Medeni Kanunu, birden çok evliliği yasaklamıĢ olmasına karĢın kiĢi ikinci evliliği
yapmıĢ ve birinci evlilik ölüm ya da her hangi bir nedenle ortadan kalkarsa, ikinci evlilikteki eĢ
iyiniyetli olmak koĢulu ile artık ikinci evlilik ortadan kaldırılamaz.
175
KĠġĠLER HUKUKU (TMK 8. madde ve devamı)
KiĢiler hukukunun konusu, kiĢi (Ģahıs) denilen varlıkların bazı hukuksal iliĢkileridir. KiĢiler
hukukuna hakim olan temel ilkeler; kiĢilerin eĢitliği, özgürlüğü ve kiĢiliğin korunmasıdır.
Hak ehliyetine sahip yani hak ve yükümlülüklere (borçlara) sahip olabilen varlıklara kiĢi
denilmektedir. KiĢiler, Türk Medeni Kanununda, gerçek ve tüzel kiĢiler olarak ikiye ayrılmıĢtır.
Ġnsanlar gerçek kiĢileri, belirli amaçlarla bir araya gelen Ģahıslardan veya belirli amaca özgülenen
mal topluluğundan oluĢan ve kendilerine o topluluktan bağımsız olarak kiĢilik tanınan mal yada
Ģahıs toplulukları da tüzel kiĢileri oluĢturmaktadır.
Gerçek KiĢiliğin BaĢlangıcı: Gerçek kiĢiliğin baĢlangıcı, çocuğun tam ve sağ doğmuĢ olması
halinde mümkün olup, gerçek kiĢinin kiĢiliğinin baĢlangıcı ile birlikte hak ehliyeti de devreye girer.
Tam doğum, çocuğun ana bedeninden tümüyle ayrılması ve sağ doğum da, çocuğun ana bedeninden
sağ olarak ayrılması ayrıldıktan sonra bir an da olsa yaĢamıĢ olması anlamına gelir.
Cenin Hukuksal Durumu: Türk Medeni Kanunu, çocuğun hak ehliyetini, sağ doğmak
koĢuluyla, ana rahmine düĢtüğü andan baĢlayarak elde edeceğini belirtilmiĢtir (TMK.28/2). Bu
düzenleme ile aslında cenine kiĢilik tanınmıĢ olmayıp, ceninin ilerdeki haklarını ve çıkarlarını
koruma amacı güdülmektedir.
Gerçek KiĢiliğin Sona Ermesi ve Sonuçları: Gerçek kiĢilerde kiĢiliği sona erdiren en doğal
neden ölümdür. (TMK 28/1) Ölüm olayı ile, hak sujesi olma özelliği ortadan kalkar. Ölüm ile
özellikle kiĢiye bağlı mameleki haklar ve yükümlülükler, eĢya hukukundan doğan haklar, alacak ve
borçlar, fikri haklar, kısaca intikale elveriĢli haklar hiçbir iĢleme gerek kalmaksızın mirasçılarına
geçer.
Ancak, Türk Medeni Kanunu‘nda, ölüm dıĢında, kiĢiliği sona erdiren ve ölüme eĢdeğer
sonuçlar doğuran bazı durumlar da düzenlenmiĢtir. Türk Medeni Kanunu‘nda ölümle ilgili baĢlıca
üç karine vardır:
1) BĠRLĠKTE ÖLÜM KARĠNESĠ: Birlikte ölüm karinesi, ölüm anının saptanamaması
durumunda miras haklarının ne olacağıyla ilgili bir karinedir. Medeni Kanunun 29/II nci
maddesinde yer alan bu karineye göre, "Birden fazla kişiden hangisinin önce veya sonra öldüğü
ispat edilemezde, hepsi aynı anda ölmüş sayılır". Bu karinenin sonucu olarak da, aynı anda ölmüĢ
sayılan bu kiĢilerden hiç biri diğerinin mirasçısı olamaz. Birlikte ölüm karinesi aksi ispat edilebilen
bir karinedir.
2) ÖLÜM KARĠNESĠ: Ölüm karinesi Türk Medeni Kanunun 31 ve 44 üncü maddelerinde
düzenlenmiĢtir. Medeni Kanunun 31inci maddesinde, bir kimse ölümüne kesin gözle bakılmayı
gerektiren durumlar içinde kaybolursa cesedi bulunamamıĢ olsa bile gerçekten ölmüĢ sayılır,
denilmektedir. Ölüm karinesinden yararlanmak isteyenler, sadece olayı ispatlamakla
yükümlüdürler. Ölüm karinesi adi bir karinedir. Ölüm karinesi ile kiĢinin mal varlığı mirasçılarına
geçer. Mirasçılar teminat vermek zorunda değildir. Hakkında ölüm karinesi olan bir kimsenin ölmüĢ
olduğuna karar verilmiĢse, kiĢinin evliliği kendiliğinden son bulur. KiĢilik hakları sona erer.
Ölümüne kesin gözüyle bakılacak koĢullar içinde kaybolup cesedi de bulunamayan kiĢinin
nüfus kütüğüne, yerel en büyük mülki amirin emriyle ölü kaydı düĢülür.
Örnek, uçak okyanusa düĢmüĢtür, birlikte kayak yapan kiĢilerden birinin göz önünde çığ
altında kalması, tsunami olayında kaybolan kiĢinin olayında olduğu gibi
3) GAĠPLĠK KARĠNESĠ: Türk Medeni Kanunu‘nun 32 ve devamı maddelerinde
düzenlenen gaiplik karinesinde, ölüm tehlikesi içinde kaybolan veya kendisinden uzun
zamandan beri haber alınamayan bir kimsenin ölümü hakkında kuvvetli bir olasılık varsa,
ilgililerin baĢvurusu üzerine mahkemece bu kiĢinin gaipliğine karar verebilir.
176
Gaiplik kararı alındıktan sonra gaip evli ise evliliği kendiliğinden sone ermez. Bunun için ya
gaiplik kararı istenirken, evlilik birliğinin de sona ermesi talep edilir ya da eĢ ayrıca bir dava ile
evliliğin feshini isteyebilir.
Gaiplik kararı üzere; kimlerin gaibin mirasçısı olacağı, karar tarihine göre değil, kiĢinin
ölüm tehlikesi içinde kaybolma ya da son haber alma tarihine göre tespit edilir. Evliliğin feshi kararı
ile evlilik birliği sona ermiĢ olur. Sonradan gaip çıkagelirse evlilik birliğini devam ettirmek
istiyorlarsa tarafların yeniden evlenmeleri gerekir.
Gaibin geri dönme ihtimali olduğundan, terekenin mirasçılara teslimden önce, mirasçıların bir
teminat vermeleri istenmiĢtir. Teminat süresi, ölüm tehlikesi içinde kaybolmada, terekenin
mirasçılara teslimimden itibaren 5 yıl, uzun süreden beri haber alamama halinde, son haber alma
tarihinden itibaren 15 yıldır. Gaip 100 yaĢına geldiğinde ise, teminat gösterme süresi kendiliğinden
sona erer. Örnek, bir akıl hastasının kaybolması,
KĠġĠ EHLĠYETLERĠ
HAK EHLĠYETĠ
Hukuk düzeni, her insanın haklara ehil olacağını hükme bağlamıĢtır. Hak ehliyeti, haklara ve
borçlara sahip olabilme yeteneğidir. Türk Medeni Kanunu‘nun 8 inci maddesinde, her insanın hak
ehliyetinin olduğu, bütün insanların hukuk düzeninin sınırları içinde hak edinmede ve borç altına
girmede eĢit durumda olduğu düzenlenmektedir. Hak ehliyetinin genellik ilkesidir.
Ġnsanlar, kiĢi olmaları nedeniyle hak ehliyetine sahiptirler. Bu yeteneğe sahip olabilmek için,
kiĢilerin herhangi bir iĢlem yapmaları ya da eylemde bulunmaları gerekmez. EĢitlik ilkesi
gereğince, hak ehliyetine sahip olma bakımından kural olarak kiĢiler arasında hiçbir fark
gözetilmez.
FĠĠL EHLĠYETĠ
Fiil ehliyeti, bir kiĢinin kendi eylemleriyle lehine haklar ve aleyhine borçlar yaratabilmesi
yeteneğidir. (TMK.9). Fiil ehliyeti, hak ehliyeti gibi doğumla kazanılmaz. Bu ehliyetin
kazanılabilmesi için, kiĢiliğin kazanılmıĢ olması (tam ve sağ doğum) yeterli değildir. Ayrıca kiĢinin
belirli bir akılsal ve psikolojik olgunlukla (ayırt etme gücü) birlikte, belirli bir yaĢ olgunluğuna
(erginlik) da ulaĢmıĢ olması gerekir.
Fiil Ehliyetinin ġartları
1) Ayırtım Gücüne Sahip Olmak: Türk Medeni Kanunun 13. maddesinde, "yaşının
küçüklüğü yüzünden veya akıl hastalığı, akıl zayıflığı veya sarhoşluk ya da bunlara benzer
sebeplerden biriyle akla uygun bir biçimde davranma yeteneğinden yoksun olmayan herkes, bu
Kanuna göre ayırt etme gücüne sahiptir" denilmektedir. Buna göre ayırtım gücünün, akla uygun
biçimde davranma, makul surette hareket edebilme yeteneği olduğu sonucu ortaya çıkmaktadır.
Yani, akla uygun biçimde davranma yeteneğini, "KiĢinin eyleminin doğuracağı hukuki
sonuçları önceden anlayabilme, kestirebilme ve buna uygun olarak davranabilme yeteneği"
biçiminde tanımlayabiliriz.
Hangi yaĢtan itibaren küçüklerin ayırt etme gücüne sahip olduğunu kanunkoyucu
düzenlememiĢtir. Hakim, duruma göre karar verecektir.
Ergin (ReĢit) Olma: Öğretide erginlik, belli bir yaĢa gelmek, yada kanun koyucu tarafından o
yaĢa gelmiĢ gibi olgunlaĢmıĢ sayılmak olarak kabul edilir. Ergin sayılmak için gerekli Ģartlar
Medeni Kanun‘da belirtilmiĢtir. Ergin sayılma durumu üç grupta toplanabilir;
Normal Erginlik: Erginlik kural olarak, 18 yaĢın tamamlanması ile kazanılır. (TMK. ll).
Herhangi bir iĢleme gerek kalmaksızın kiĢi kendiliğinden ergin olur.
Evlenme ile Kazanılan Erginlik: Türk Medeni Kanunumuzun 11. maddesinin ikinci
fıkrasındaki "Evlenme, kiĢiyi ergin kılar" biçimindeki düzenlemeyle, kiĢilerin evlenme yoluyla
erginliğe kavuĢabilecekleri kabul edilmiĢtir.
177
Türk Medeni Kanunumuza göre olağan hallerde evlenme kadın-erkek için 17 ve olağanüstü
durumlarda da 16 yaĢın doldurulmasıyla mümkündür.(TMK. 124 Evlenme ile kazanılan erginlik
kesindir ve sonradan evliliğin ortadan kalkmasından etkilenmez.
c) Yargısal Erginlik (Kaza-i RüĢt): Türk Medeni Kanunu‘nun 12. maddesinde, "On beş yaşını
dolduran küçük, kendi isteği ve velisinin rızasıyla mahkemece ergin kılınabilir" denilmektedir. .
Bu yolla erginliğin kazanılması için, onbeĢ yaĢın tamamlanmıĢ olması, küçüğün rızasının
bulunması; velisinin muvafakati gerekmektedir.
Velisinin izninin istenilmesinin sebebi erginlik kararı ile veli velayet hakkını kaybetmektedir.
Burada ana ve babanın rızası birlikte aranır. Yargısal erginliğine karar verilen bir kimse, kanunda
açıkça aksi düzenlenmemiĢse, her türlü hukuki iĢlemi yapabilir. Yani, 16 yaĢında yargısal
erginliğine karar verilen bir kiĢi, evlenme akdini yapabilmek için hakimin iznini almak zorundadır.
Çünkü, olağan hallerde evlenme yaĢı 17‘dir.
Kısıtlı Olmama: Fiil ehliyetinin üçüncü ve olumsuz koĢulu, kısıtlanmamıĢ olmaktır.
Kısıtlılık, bir kimsenin kanununda öngörülen muayyen sebeplerden birine dayanarak, mahkeme
kararı ile fiil ehliyetinden tamamen veya kısmen mahrum edilmesidir. Kısıtlılık kararı sadece ergin
kiĢiler hakkında alınır. Çünkü, küçükler zaten velayet veya vesayet altındadır ve korunmaktadırlar.
Kısıtlama nedenleri Türk Medeni Kanunun 405 ve devamı maddelerinde sayılmıĢtır. Bunlar, akıl
hastalığı veya akıl zayıflığı, savurganlık, alkol veya uyuĢturucu madde bağımlılığı, kötü yaĢam
tarzı, kötü yönetim, bir yıl veya daha uzun süre özgürlüğü bağlayıcı cezaya m a h k û m iyettir.
Bu durumlar dıĢında da, yaĢlılığı, sakatlığı, deneyimsizliği veya ağır hastalığı sebebiyle
iĢlerini gerektiği gibi yönetemeyen kiĢinin, kendi isteği ile kısıtlanması olanağı da vardır (TMK.
408).
FĠĠL EHLĠYETĠ YÖNÜNDEN KĠġĠ GRUPLARI:
Kanun tam ve sağlıklı iradesi olmayan kiĢiyi, tam ve sağlıklı iradeye sahip kiĢi karĢısında
daha fazla korumuĢtur. KiĢileri sahip oldukları fiil ehliyetine göre dört grupta toplamak
mümkündür.
1- Tam Ehliyetliler: Tam ehliyetliler, ayırt etme gücüne sahip, ergin ve hakkında kısıtlılık
kararı alınmamıĢ olan kiĢilerdir. Bunların fiil ehliyetleri tamdır. Kendi fiilleri ile hak kazanabilir ve
borç altına girebilirler. Tam ehliyetliler verdikleri her türlü zarardan mesuldür. Hukuksal iĢlem ve
haksiz fiil ehliyetleri tamdır.
2- Sınırlı Ehliyetliler: Bunlar ayırt etme gücüne sahip, ergin ve hakkında kısıtlılık kararı
alınmamıĢ kiĢilerdir. Kanun koyucu yine de bunların menfaatlerini korumak amacıyla fiil
ehliyetlerini kısıtlamıĢ ve bazı iĢlemleri yaparken onaylarını alınması veya mallarının idaresi için
kendilerine kanuni danıĢman atanması uygun görmüĢtür.
Bunlar, kendilerine kanuni müĢavir tayin edilmiĢ kimseler ile evli kiĢilerdir. Bir kimsenin
kısıtlanmasına yeterli sebep bulunmamakta birlikte yine de çıkarları için onun fiil ehliyetine bir
sınırlama getirilmesi gerekmiyorsa ona bir müĢavir tayin edilmesini öngörmektedir. (TMK. 429)
Evli kiĢiler de kural olarak, tam ehliyetli kiĢiler gruba girmekle birlikte bazı durumlarda diğer
eĢin izni veya muvafakaatını alması gerekir. (Örnek; TMK 223-Payın naklinde diğer eĢin rızasının
olması, 199- hakim kararıyla diğer eĢin tasarruf yetkisinin sınırlanması, 194-Aile Konutu ġerhi)
3-Sınırlı Ehliyetsizler: Ayırt etme gücüne sahip olmakla birlikte henüz erginliğe
ulaĢmamıĢ kiĢiler ile ayırt etme gücüne sahip, ergin ancak kısıtlanmıĢ kiĢiler girer. Bunların kanuni
temsilcileri, velileri veya vasileridir. Sınırlı ehliyetsizlerin eylem ehliyetine sahip olmamaları asıl
kuraldır.
Kanuni temsilcilerinin rızası olmadıkça, kendi iĢlemleriyle borç altına giremezler, ancak
karĢılıksız kazanmada ve kiĢiye sıkı sıkıya bağlı hakları kullanmada kanuni temsilcilerinin rızası
aranmaz, ayrıca haksız fiillerinden sorumludur. (TMK. 16)
178
Sınırlı ehliyetsizler için kanun tarafından kanuni temsilciler öngörülmüĢtür. Küçükler için
velayet müessesesi kısıtlılar için de vesayet müessesesi kanunda düzenlenmiĢtir. Ġstisnaen
kısıtlanmıĢ bir kiĢi de velayet altına alınabildiği gibi velayet altında bulunmayan küçük de vesayet
altına konulabilir.
A) Hukuki ĠĢlem ehliyeti açısından sınırlı ehliyetsizlerin durumu:
a)Kanuni temsilcinin rızasına bağlı iĢlemler:
TMK.16. maddesinde sınırlı ehliyetsizlerin kanuni temsilcilerinin rızası olmadan kendi
tasarrufları ile borç atına giremeyeceklerini ifade eder. Bu açıdan bakılınca vesayet altındaki sınırlı
ehliyetsizler (TMK 449‘daki kefil olmak, önemli bağıĢlarda bulunmak, vakıf kurmak) Ģeklindeki
yasaklar saklı kalmak kaydıyla) kanuni temsilcinin rızasını alarak tam ehliyetlilerin yapabilecekleri
iĢleri yapabilirler.
TMK. velayet altındaki ayırt etme gücüne sahip küçük ve vesayet altındaki ayırt etme gücüne
sahip kısıtlıların yaptıkları iĢlemlerde kanuni temsilcinin rızasının alınması Ģartını aynı esaslara tabi
kılmıĢtır. Sınırlı ehliyetsizlerin davaya taraf olabilmesi için de kanuni temsilcilerinin rızası Ģarttır.
Velayet hakkına sahip ana ve baba rızayı birlikte vermelidir. Velayet hakkına ana ve babadan
biri sahipse onun rızası yeterlidir. Kanuni temsilcinin rızası iĢlem yapılmadan verilirse izin,
yapıldıktan sonra verilirse icazet, o sırada verilirse iĢleme katılma adını alır. Kanuni temsilci
rızasını Ģahsen vermelidir..
b) Sınırlı ehliyetsizlerin kanuni temsilcilerinin rızasını alamadan yapabileceği iĢlemler
TMK. l6/1 maddesinde belirtildiği üzere ayırt etme gücüne sahip küçükler ve kısıtlılar kiĢiye
sıkı sıkıya bağlı hakları kullanmada bu rıza gerekli değildir ve karĢılıksız kazanmada da
bulunabilirler.
aa- ġahsen kullanılacak haklar: Bu hakların kullanılmasında karar verme yetkisi kiĢidedir.
Sınırlı ehliyetsiz Ģahsa sıkı sıkıya bağlı haklara iliĢkin olarak dava yetkisine de sahiptir. Zina fiil
sebebiyle sınırlı ehliyetsizin eĢini affetmesi, manevi tazminat davası açması gibi.
bb- KarĢılıksız kazanmalar: Sınırlı ehliyetsizler tıpkı tam ehliyetliler gibi karĢılıksız
kazanmada bulunabilirler. Sınırlı ehliyetsiz kendisi için yüküm doğurmayan haklarını korumaya
yönelik her türlü irade beyanında bulunabilir
cc-Ehliyetin geniĢlediği durumlar
Kendisine sulh mahkemesi tarafından bir meslek veya sanatla uğraĢmasına açıkça ya da
zımnen izin verilen vesayet altındaki kimse bu sanat ve mesleğin gerektirdiği her türlü fiili yapabilir
ve borçlandırıcı fiilinden kendi malvarlığı ile sorumlu olur.
Velisinin rızası ile aile haricinde yaĢayan çocuk onlara karĢı olan borçlarını ihlal etmemek
üzere kazancını dilediği gibi sarf edebilir. Vesayet altındaki kimse kendi tasarrufuna bırakılan
malları bizzat idare etmek hakkını haizdir.
B) Hukuka aykırı fiillerinden sınırlı ehliyetsizlerin sorumluluğu:
Ayırt etme gücüne sahip olan küçükler ve kısıtlılar haksız fiillerinden kaynaklı zarardan
sorumludurlar. Kusurun bir kiĢiye isnat edebilmesi bakımından ayırtetme gücünün varlığı yeterli
olduğu için sınırlı ehliyetsizler haksız fiillerinden ve borca aykırı davranıĢlarından dolayı doğan
zararlardan sorumlu olurlar.
4- Tam Ehliyetsizler: Tam ehliyetsizler, ayırtım gücü olmayan kiĢilerdir. Ayırt etme gücü
olmayan kimselerin ne hukuki iĢlem ehliyeti, ne de haksız fiil ehliyeti vardır. Yani, TMK.nın 15
inci madde hükmü uyarınca, tam ehliyetsizlerin kural olarak yaptıkları hukuki iĢlemler sonuç
doğurmaz.
179
ĠĢlem ehliyeti açısından tam ehliyetsizlerin durumu:
a) Tam ehliyetsizlerin iĢlemlerinin hükümsüzlüğü kuralı:
Bir kimsenin ayırt etme gücü olmadan yaptığı hukuki iĢlemler hukuki bir hüküm ifade etmez.
Tam ehliyetsiz ile iyiniyetli kiĢi bir iĢlemde karĢılaĢtığında kanun koyucu tam ehliyetsizi
korumuĢtur. Ġyiniyetli bir kiĢi tam ehliyetsiz bir kiĢiden bir hak kazandığını zannediyorsa ancak
kazandırıcı zamanaĢımından yararlanabilir. Ġyiniyetli bir üçüncü kiĢinin, tam ehliyetsizden aldığı bir
malın mülkiyetini iktisap edebilmesi, hak sahibinin iradesi dıĢında malın elden çıkmasında olduğu
gibidir. Yani, taĢınırlarda 5 yıl, taĢınmazlarda 10 yıllık bir hak düĢürücü sürenin geçmesi
gerekmektedir.
Tam ehliyetsizin temsil edilmesi:
Tam ehliyetsiz, kural olarak hiçbir hukuki iĢlem yapamayacağı için, onun adına hukuki
iĢlemleri kanuni temsilcisi yapar. Tam ehliyetsizin yapacağı bir iĢlem için, yasal temsilcinin rızanı
açıklamasıyla iĢlem geçerli hale gelmez. Tam ehliyetsiz, kanuni temsilcisi aracılığı ile hak kazanır
ya da borç altına girer. Temsilci ayırt etme gücünden yoksun kiĢinin malını bağıĢlayamaz
vakfedemez ve onun adına kefil olamaz.
Kural olarak Ģahsa sıkı sıkıya bağlı hakların bizzat tam ehliyetsiz kiĢi tarafından kullanılması
gerekir. ġahsa sıkı sıkıya bağlı haklara örnek; evlenme, niĢanlanma, evlat edinme gibi haklar
gösterilebilir.
Tam ehliyetsizlerin haksız fiil sorumluluğu:
Kural olarak, tam ehliyetsizlerin haksız fiil sorumluluğu yoktur. Çünkü, haksız fillerin söz
konusu olması, kiĢinin iradesine ihtiyaç gösterir.
Fiil Ehliyetinin Hak Ehliyetinden Farkı
Gerek hak ehliyeti, gerek fiil ehliyeti kiĢilerin hak sahibi olmalarını ve yükümlülük altına
girmelerini öngörür. Her iki ehliyet birbiri ile sıkı iliĢki içindedir. Hak sahibi olunmadan fiil
ehliyetinin varlığından söz edilemez. Ancak bu iki kavram arasında belli bazı farklar vardır.
Hak ehliyeti pasif bir ehliyet iken; fiil ehliyeti kiĢinin davranıĢına hüküm ve netice bağladığı
için aktif bir ehliyettir.
Hak ehliyeti herkese eĢit olarak tanındığı halde, fiil ehliyeti kiĢi davranıĢına bağlandığı için
kiĢilere eĢit olarak verilmemiĢtir. (KiĢiye fiil ehliyetinin hiç tanınmaması veya sınırlı olarak
tanınması kiĢinin korunması amacıyla öngörülmüĢtür.)
KĠġĠLĠK HAKKI:
KiĢilik hakları, insana insan olması nedeniyle ve onunu korunması için tanınan haklar
topluluğudur. KiĢinin hak ve fiil ehliyeti, kiĢinin hayatı, sağlığı, bedeni bütünlüğü, Ģeref ve
haysiyeti, itibarı, sırları, adı diğer değerleri üzerindeki haklarının tamamını kapsar. KiĢilik hakları,
mutlak haklardan olup, herkesi karĢı ileri sürülebilir, baĢkasına devredilemediği gibi bu haklardan
da vazgeçilemez.
KiĢiyi koruyan hükümler özel hukukta yer aldığı gibi kamu hukuku alanındaki kanunlarda da
yer almaktadır.
Medeni Kanun‘un 23 üncü maddesi, kiĢiyi kendi rızasıyla yapılacak dıĢ saldırılara karĢı
koruduğu gibi, 24 üncü maddesiyle de kiĢiyi üçüncü kiĢilerin saldırılarına karĢı korumaktadır.
Özellikle üçüncü kiĢilerin saldırılarına karĢı savunma davaları açılabileceği gibi tazminat davaları
da açılabilir.
KiĢinin Adı :
Bir kiĢinin hüviyetinin tespitinde ilk bakılacak unsur onun adıdır. Ad üzerindeki hak kiĢilik
haklarının bütün özelliklerini taĢır. Bu hak mutlaktır ve devredilemez; uzun süre kullanılmasa dahi
devam eder. Ad üzerindeki hakkı sahibi istediği gibi kullanabilir. Bunun sınırı üçüncü kiĢilerin
haklı menfaatidir. Ad sahibi olma hakkı sadece gerçek kiĢilere tanınmıĢ olmayıp aynı zamanda tüzel
kiĢilerin de sahip olduğu haktır.
180
Adın korunması özel olarak Medeni Kanun‘un 26 ve 27 inci maddelerinde düzenlenmiĢtir.
Bunlardan 26 ncı madde, adı himaye ederken, 27 inci madde adın ne Ģekilde değiĢtirileceğini
düzenlemiĢtir.
Adın unsurları ve çeĢitleri:
Ad, bir kimseyi hemcinslerinden ayırt eden, onu belirten bir kelimedir. Bir kimsenin bir
adının olması, kanuni bir yükümlülüktür. Ad, ön ad ve soyaddan meydana gelir.
a-)Soyadı: Bir ailenin fertlerini birbirine bağlayan, diğer aile fertlerinden ayırt eden ve
nesilden nesile geçen bir kelimedir. Her kiĢinin bir soyadının bulunması mecburidir. (Soyadı
Kanunu md. 1)
Soyadının kazanılması iki Ģekilde gerçekleĢir.
1) Nesep bağı yoluyla:
- Evlilik içinde doğan çocuk doğar doğmaz babasının soyadını kazanır. Bu hüküm emredici
olup, Ģu veya bu Ģekilde çocuğa baĢka bir soyadı verilmesi mümkün değildir. (TMK.321)
–Evlilik dıĢı çocuklardan babaları tarafından tanınanlar babalarının soyadını alırlar.
- Evlilik dıĢı çocuğun nesebi ana bananın evlenmesiyle düzelmiĢse çocuk babasının soyadını
alır.
-Evlilik dıĢı çocuk babaya gayrı sahih nesep yoluyla bağlanmamıĢ ise veya nesebi
düzelmemiĢse ananın soyadını alır." Ana başka bir erkekle evliyse çocuk anasının kızlık soyadını
alır.
2) Evlenme Yoluyla: Evlilik bağı kurulur kurulmaz kadın kocanın soyadını alır. BoĢanma ile
evlilik sona ererse kadın bekarlık soy adına geri döner. ġayet kadının menfaatine uygun düĢerse
kadının talebiyle hâkim kocasının soyadını taĢımasına izin verir.
3) Evlat edinme yoluyla: Bir kimse baĢka biri tarafından T.M.K. hükümlerine göre evlat
edinilince evlatlık, kendisini evlat edinenin soyadını alır. Ergin olan evlatlık ise evlat edinilme
sırasında dilerse evlat edinenin soyadını alır. Evlat edinme iliĢkisi sona ererse evlatlık eski soyadına
döner. Evlat edinenin ölümü evlatlık iliĢkisini sona erdirmediğinden evlatlık evlat edinenin soyadını
taĢımaya devam eder.
4) Ġdari kararla: Nüfus Kanunu gereğince kendiliğinden bir soyadı seçmeyenlerle anası babası
belli olmayanlara soyadı idari makamlarca verilir.
b-) Ön Ad: Aynı ailenin fertlerini birbirinden ayırmaya yarayan bir kelimedir. Çocuğun
adını, anası ve babası birlikte koyar. (TMK. 339/V) Çocuk evlilik dıĢında doğmuĢsa, çocuğun adını
ana koyar. Çocuk bulunmuĢ ise, ad koyma nüfus memuruna aittir.
Adın DeğiĢtirilmesi:
Ad ve soyadı nüfus kütüğüne yazılmakla belirlenmiĢ olur. Adın değiĢtirilmesi doğru olarak
kütükte kayıtlı adın değiĢtirilmesi, bir ek yapılması, bir harfin çıkarılması hallerinde söz konusu
olur
a) Adın değiĢmezliği kuralı: Bir kimse zorunlu olarak taĢıdığı öz adını dilediği gibi dilediği
zaman değiĢtiremez. (TMK. 27) ÇarpıĢmakta olan toplumsal yararla kiĢisel yararı bağdaĢtırmak
üzere Kanunumuz adın değiĢtirilmesini ancak haklı bir sebep bulunması halinde müsaade etmiĢtir.
b) Ad değiĢikliğini haklı kılan sebepler: Haklı sebeplerin neler olacağı hakkında önceden bir
Ģey söylemek imkanı yoktur. Herhalde dürüstlük kuralına göre kiĢinin o adı taĢımamakta bir yararı
varsa adının değiĢtirilmesine cevaz verilmelidir. Din ya da uyruk değiĢtirilmesi halinde adın
değiĢtirilmesi talebi de haklı görülebilir.
SOYBAĞI (HISIMLIK) (TMK 17-18)
Gerek günlük dilde, gerekse hukuk dilinde soybağı, belirli kiĢiler arasındaki yakınlık bağını
anlatır. Hısımlık; miras hukukunda, usul hukukunda, aile hukukunda önem taĢıyan, kiĢiler arasında
bir sıra hukuki iliĢkiyi temel teĢkil eden bir müessesedir.
Hısımlığın ÇeĢitleri:
Hısımlık; kuruluĢ Ģekillerine göre üç türlüdür. Kan hısımlığı, kayın hısımlığı ve evlat
edinmeden doğan hısımlık olmak üzere üç grupta toplanır.
181
1) Kan Hısımlığı; Kan bağına dayan hısımlıktır. Birbirinin soyundan veya ortak bir soydan
gelenler arasındaki hısımlığa kan hısımlığı denir Biri diğerinden gelen kiĢiler arasındaki kan
hısımlığına "üstsoy-altsoy kan hısımlığı", biri diğerinden gelmeyip de ortak bir kökten gelenler
arasındaki kan hısımlığına ise "yansoy kan hısımlığı" denir
Türk Medeni Kanunun 129. maddesine göre, üstsoy-altsoy arasında, kardeĢler arasında, amca,
dayı, teyze, hala ile yeğenleri arasında evlenme yasağı vardır. Bu yasağa uyulmamasının sonucu
evlenmenin mutlak butlanla batıl olmasıdır.
Ana ile çocuk arasında soybağı doğum ile kurulur. Ananın çocuğu tanıması sözkonusu
olamaz. Çocuk ile baba arasındaki soybağı ise, çocuk evlilik birliği içinde veya evliliğin sona
ermesinden baĢlayarak 300 gün içinde doğmuĢsa, çocuğun babasının koca olduğu karinesi
geçerlidir. Çocuğun daha sonra doğması halinde, babaya hısımlık ile bağlanması için, çocuğun
evlilik sırasında ana rahmine düĢtüğünün ispatı gerekir.
Koca, baba olduğu karinesini çürüterek soybağını reddedebilir.(TMK. 286/1) Bir yıl ve beĢ
yıllık hak dürücü süre içerinde bu davanın açılması gerekir.
Diğer taraftan, çocuk evlilik dıĢında doğmuĢ olup, baba tarafından tanınmıĢ veya açılan
babalık davası kazanılmıĢsa bu çocuk, babaya soybağı ile bağlanır.
2) Kayın Hısımlığı: Evlenme ile doğan bir hısımlıktır. Medeni Kanunun 18 inci maddesine
göre, "EĢlerden biri ile diğer eĢin kan hısımları, aynı tür ve dereceden kayın hısımları olur". Kayın
hısımlığı, evliliğin sona ermesiyle ortadan kalkmaz.
Türk Medeni Kanunu‘nun 129 uncu maddesinde, kayın hısımlığını meydana getirmiĢ olan
evlilik sona ermiĢ olsa bile, eĢlerden biri-diğerinin üstsoyu veya altsoyu arasında evlenme yasağı
vardır.
3) Evlat Edinmeden Doğan Hısımlık: Bu hısımlık, evlat edinen ile evlat edinilen arasındaki
hakım kararı ile doğan bir hısımlıktır. Bu hısımlık hükümleri geniĢ ölçüde kan hısımlığına benzer.
Evlat edinilen kimsenin hısımlık iliĢkisi, hem evlat edinenle devam eder, hem de kan bağı ile
bağlı olduğu kiĢilere karĢı söz konusu olur. Evlatlık iliĢkisi, Ģartlar varsa, hakim kararıyla sona
erdirilebilir. (TMK.318)
YERLEġĠM YERĠ (ĠKAMETGAH) (TMK 19-22)
YerleĢim yeri, hukuki anlamda bir kimsenin sürekli kalma niyetiyle oturduğu yerdir. YerleĢim
yeri bir kiĢinin hukuki adresidir. YerleĢim yerinin tespitinde, o kimsenin Ģahsi iliĢkilerinin ve
faaliyetlerinin bulunduğu yer esas alınır.
Bir kiĢinin yerleĢim yerinin tespiti gerek özel hukuk, gerek kamu hukuku yönünden
önemlidir. Kanunkoyucu hem gerçek hem de tüzel kiĢilerin yerleĢim yerlerinin bulunması
zorunluluğunu getirmiĢtir.
TMK‘nın 186. maddesi gereğince karı ve koca yerleĢim yerlerini birlikte belirlerler. Velayet
altındaki küçüğün yerleĢim yeri, ana ve babasının yerleĢim yeridir. Ana ve babanın ortak yerleĢim
yeri yoksa, çocuğun kendisine bırakıldığı ana veya babanın yerleĢim yeridir.
Vesayet altındaki Ģahsın yerleĢim yeri ise, bağlı oldukları vesayet mahkemesinin bulunduğu
yerdir.
Tüzel kiĢilerin yerleĢim yeri, tüzükte gösterdikleri yerdir. Eğer hükmi Ģahıs tüzükte yerleĢim
yerinin neresi olduğunu belirtmemiĢse, onun iĢlerinin yönetildiği yer yerleĢim yeri kabul edilir.
Dernekler ise, tüzüklerinde mutlaka yerleĢim yerlerini belirtmek zorundadırlar.
YerleĢim yerine iliĢkin ilkeler;
1) YerleĢim yerinin tekliği: Türk Medeni Kanunun 19. maddesine göre, herkesin tek bir
yerleĢim yeri olmalıdır. Kimse birden fazla yerleĢim yerine sahip olamaz. KiĢi birden fazla yerde
oturuyorsa, bunlardan bir tanesi yerleĢim yeri, diğerleri mesken olarak değerlendirilir.
2) YerleĢim yerinin zorunluluğu: Kanun koyucu herkesin bir yerleĢim yerine mutlaka sahip
olması gerektiği ilkesini benimsemiĢtir. KiĢi kendisine bir yerleĢim yeri seçmemiĢ ise farazi olarak
da olsa bir yerleĢim yerine sahip bulunduğu, kanun koyucu tarafından kabul edilmiĢtir. (oturduğu
yer gibi- otel odası bile olabilir)
182
TÜZELKĠġĠLER (47. madde ve devamı)
Hukuk düzeninde gerçek kiĢilerin yanında tüzel kiĢiler de hak süjesi olarak kabul
edilmiĢlerdir. Tüzel kiĢi, belli bir amacı gerçekleĢtirmek için bir araya gelmiĢ ve kendisini
oluĢturanlardan ayrı olarak haklara ve borçlara sahip olabilen Ģahıs veya mal topluluklarıdır.
Tüzel KiĢilerin Özellikleri;
-Belli ve sürekli bir amaç; Bu amaç manevi bir amaç olduğu gibi kazanç paylaĢımı yönünde
bir amaç da olabilir. Ancak, amacın hukuka ve ahlaka aykırı olmaması zorunlu koĢuldur.
-Bağımsızlık vasfı, kendisini oluĢturanlardan ayrı olarak haklara ve borçlara sahip olabilme
özelliği.
-Örgütlenme unsuru; Tüzel kiĢinin gayesinin gerçekleĢmesi için örgütlenmiĢ olması gerekir.
Bu ise, tüzel kiĢilerin organlara sahip olması ile mümkündür. Tüzel kiĢiler, bu organlar vasıtasıyla
iradelerini açıklarlar
Tüzel KiĢilerin ÇeĢitleri
1) Yapılarına göre;
a) ġahıs topluluğu tüzel kiĢiler; dernekler ve bir takım ticaret Ģirketleri
b) Mal topluluğu tüzel kiĢileri; vakıflar, anonim Ģirketler
2) Tabi oldukları hukuka göre;
a) Özel hukuk tüzel kiĢileri; Özel hukuk tüzel kiĢileri, özel hukuk alanında bir hukuki iĢlem
ile kurulurlar. Bunlar takip ettikleri amaç bakımından kazanç paylaĢmak amacını güden (Ģirketler,
kooperatifler) ve kazanç paylaĢma amacı gütmeyen tüzel kiĢiler (dernekler ve vakıflar) olmak üzere
ikiye ayrılır
b) Kamu hukuku tüzel kiĢileri; Kamu hukuku tüzel kiĢileri, kamu otoritesini temsil eden,
kanun veya kanunun açıkça verdiği bir yetkiyle kurulan tüzel kiĢilerdir. Kamu hukuk tüzel kiĢileri
kamu hizmeti yürütürler. Kamu hukuku tüzel kiĢileri kendilerini feshedemezler, mahkeme kararı ile
dağıtılamazlar. Sona ermeleri bir kanunla olur. (Devlet, Ġl özel idareleri, belediyeler, köyler, barolar,
ptt, trt, ziraat bankası, sgk )
Ayrıca, kamu hukuku tüzel kiĢileri, kamu idareleri (Devlet, Ġl özel idareleri, belediyeler,
köyler) ve kamu kurum ve kuruluĢları (Meslek kuruluĢları, kültürel kamu kurumları, sosyal kamu
kurumları, iktisadi kamu kurumları gibi) olmak üzere ikiye ayrılır.
Tüzel KiĢilerde KiĢiliğin BaĢlangıcı:
Tüzel kiĢiler, eğer kamu tüzel kiĢileri ise doğması kanun koyucunun iradesine bağlıdır. Özel
hukuk tüzel kiĢileri ise kural olarak insan ve mal topluluklarının tüzel kiĢi olma iradesi ile doğar.
Gerçek kiĢilerde kiĢilik doğumla baĢladığı ve buna bağlı olarak hak ehliyeti kazanıldığı halde,
tüzel kiĢilerde kiĢiliğin baĢlangıcı üç halde olmaktadır;
1) Bildirim sistemi; Bu tüzel kiĢiliğinin kazanılabilmesi için, hazırlanmıĢ olan kuruluĢ
bildiriminin, dernek tüzüğünün ve gerekli belgelerin mahallin en büyük mülki amirine verilmesi
gerekir. Bu sistem serbest kuruluĢ sistemini kabul eder, sadece Devletin kurulan dernekler hakkında
bilgi sahibi olmasını sağlamak için derneğin kuruluĢuna iliĢkin belgelerin kurulduğu yerdeki en
büyük mülki amire verilmesini öngörür. Bu sistem serbest kuruluĢ sisteminin bir alt koludur.
(Dernekler, siyasi partiler, sendikalar)
2) Ġzin sistemi: KiĢiliğin baĢlama anı yetkili makamın kuruluĢ iznini verdiği andır. Örn;
Anonim ve limitet Ģirketlerle kooperatiflerin tüzel kiĢilik kazanabilmeleri için, önce Ticaret ve
Sanayi Bakanlığı'ndan izin almaları, daha sonra tescilleri gerekir. Yabancı derneklerin kuruluĢu da
izin sistemine tabidir. (Bakanlık veya Bakanlar Kurulu‘nun vereceği izin gibi).
3) Tescil sistemi: Bu sistemde, tüzel kiĢinin kurulması için uyulması gereken koĢullara uyulup
uyulmadığı resmi makamlarca kontrol edilir. Bu sistemde kiĢiliğin baĢlangıcı resmi sicile tescil
anıdır. Sicilin hangi sicil olduğu kanunlarla gösterilir. Örn. Vakıflar, vakfedenin yerleĢim yeri asliye
hukuk mahkemesinde tutulan sicile kayıt koĢuldur. Anonim ve limitet Ģirketlerle, kooperatiflerin
tüzel kiĢilik kazanabilmeleri için ticaret siciline tescilleri gerekir.
183
Tüzel KiĢilerin Hak Ehliyeti;
Tüzel kiĢilerin de, gerçek kiĢiler gibi hak ehliyetleri vardır. Doğal yaradılıĢları gereği
insanlara özgü olan, yaĢ, cinsiyet, hısımlık gibi iliĢki ve haklar dıĢındaki bütün hak ve borçlara
ehildirler. (TMK. 48).
Tüzel KiĢilerin Fiil Ehliyeti;
Tüzel kiĢiler, kanuna ve kuruluĢ belgelerine göre gerekli organlara sahip olmakla fiil
ehliyetini kazanırlar. Kısaca, hukukî iĢlem ehliyeti, dava ehliyeti ve hukuka aykırı iĢlemlerinden
sorumlu olma ehliyetleri vardır.
Tüzel kiĢinin hak süjesi olmasıyla, fiil ehliyetine sahip olması arasında sıkı bir iliĢki yoktur.
Tüzel kiĢinin organlarının geçici olarak kaybetmesi halinde, tüzel kiĢi fiil ehliyetini kaybeder, fakat
hak süjesi olarak kalmakta devam eder. Bu durumda tüzel kiĢiye bir kayyım tayin edilir.
Tüzel KiĢilerin Organları
Tüzel kiĢilerin fiil ehliyetini kullanabilmeleri için zorunlu organlara sahip olması gerekir.
Dernekler yönünden "genel kurul, yönetim kurulu ve denetleme kurulu", vakıflar yönünden de
"yönetim organı" kanuni zorunlu organlardır. Tüzel kiĢiler, zorunlu organlar dıĢında amaçları ve
uğraĢı alanının çeĢidi ve kapsamına göre kendi istekleriyle baĢka bir takım organlar da
oluĢturabilirler. DanıĢma kurulu, onur kurulu, bilim kurulu gibi
Tüzel KiĢiliğin Sona Ermesi:
Tüzel kiĢi dağılma kararını kendisi alırsa, karar alınır alınmaz, mahkeme kararı ile varlığına
son verilirse, mahkeme kararının kesinleĢmesi ile sona erer. Tüzel kiĢiliğin sona ermesi halinde, mal
varlığının ne olacağı ve ne gibi iĢlemlere tabi tutulacağı hususu ise Medeni Kanun‘un 53-55 inci
maddelerinde düzenlenmiĢtir.
Tüzel kiĢiliğin sona erme Ģekilleri:
1) Ġnfisah: Tüzel kiĢiliğin kendiliğinden sona ermesidir;
a) Amacın gerçekleĢmesi
b) Amacın olanaksızlaĢması.
c) Sürenin dolmuĢ olması.
d) Yönetim kurulunun toplanamaması.
e) Acizlik.
2) Fesih: Tüzel kiĢiliğin herhangi bir kararla sona ermesi;
a) Kendi organlarının kararı ile, bu kararı, derneklerde genel kurul, ortaklıklarda paydaĢlar
verir.
b) Mahkeme kararı ile, amacı hukuka, ahlaka adaba aykırı hale gelen tüzel kiĢiler mahkeme
kararı ile kapatılırlar.
c ) Yönetsel (Ġdari) kararla da (Bakanlar Kurulu Kararı ) kapatılabilirler.
DERNEKLER (TMK. 56-100)
Dernekler; gerçek veya tüzel en az yedi kiĢinin kazanç paylaĢma dıĢında belirli ve ortak bir
amacı gerçekleĢtirmek üzere, bilgi ve çalıĢmalarını sürekli olarak birleĢtirmek suretiyle
oluĢturdukları, tüzel kiĢiliğe sahip kiĢi topluluklardır. Yani, bir topluluğun dernek özelliği taĢıması
için; kiĢi unsuru, amaç unsuru, süreklilik unsuru ve tüzel kiĢiliğe sahip olma unsurlarının
birlikte olması gerekmektedir.
Fiil ehliyetine sahip herkes, önceden izin almaksızın dernek kurabilir. Her derneğin mutlaka
bir tüzüğü bulunmalıdır. Dernekler kuruluĢ bildirimini, tüzüğünü ve diğer belgeleri yerleĢim yerinin
en büyük mülki amirine verdikleri anda tüzel kiĢilik kazanmıĢ olurlar.
Derneğin zorunlu organları, genel kurul, yönetim kurulu ve denetim kuruludur.
Derneklerde Amaç, Dernek belirli bir amacı gerçekleĢtirme için kurulur ve tek bir amacı
vardır. Bir derneğin birden fazla amaç izlemesi yasaktır. Amaç tüzükte açıkça yazılmıĢ olmalıdır
Derneğin amacı, kanunlarla yasaklanmıĢ olmamalı, kazanç paylaĢımı dıĢında belirli ve ortak bir
amaç olmadır. (DK.2, TMK.56) Dernekler, siyasi bir amaç gütmek için de kurulabilirler. Siyasi
184
amaç ile kurulan derneklere parti adı verilir. Eğer bir dernek, gençliğin boĢ zamanını
değerlendirmek veya spor yapmasını sağlamak için kuruluyorsa, bunlara klüp adı verilir.
Dernek, amacını gerçekleĢtirmek için isterse ticari iĢletme iĢletebilir. Bir dernek kamuya
yararlı bir amaç takip ediyor ve bu hizmetini en az bir yıldan beri faaliyette ise Maliye ve ĠçiĢleri
Bakanlığı‘nın teklifi ve Bakanlar Kurulu kararıyla kamuya yararlı dernek statüsüne geçebilir.
Üyeliğin Hukuki Niteliği
Derneği meydana getiren gerçek veya tüzel kiĢilere üye denir. Fiil ehliyetine sahip her kiĢi
kural olarak bir derneğe üye olabilir. (TMK. 64/1) Derneğe üye olma hakkı, Anayasa tarafından
güvence altına alınmıĢtır. (Anayasa 33). Bu açıdan bakılınca herkes derneğe üye olma hakkına
eĢitlikle sahiptir; kiĢiler, derneğe üye olma yönünden aynı zamanda özgürdürler, yani hiç kimse bir
derneğe üye olmaya ya da bir dernekte üye kalmaya zorlanamaz. (TMK. 66) Üyelik, kendiliğinden
sona erebileceği gibi, çıkma (istifa), çıkarılma (ihraç) Ģeklinde de sona erebilir. Dernek üyeliği,
kiĢiye sıkı sıkıya bağlı bir hak olduğu için baĢkasına devredilmez, miras yoluyla üyenin
mirasçılarına geçmez.
Derneğin sona ermesi
1) Derneğin kendi kendini feshetmesi; genel kurula katılan üyelerin 2/3 kararı ile olabilir.
2) Amacın GerçekleĢmesi, Amacın GerçekleĢmesinin Ġmkansız Hale Gelmesi, Sürenin Sona
Ermesi, Derneğin acze düĢmesi, Yönetim kurulunun oluĢturulamaması, Ġlk genel kurul toplantısının
süresinde yapılamaması, üst üste 2 defa olağan toplantının yapılamaması, zorunlu organların
oluĢturulamaması hallerinde, Derneğin kanun uyarınca kendiliğinden dağılmıĢ sayılması (infisah),
derneğin kendiliğinden feshi için bir organ kararına ihtiyaç yoktur. Her ilgili sulh hakiminden
derneğin kendiliğinden sona erdiğinin tespitini isteyebilir.
3) Amacın ahlaka, hukuka aykırı hale gelmesi, kuruluĢundaki eksikliklerin talebe rağmen 30
gün içinde giderilmemesi halinde ise dernek, mahkeme kararı ile kapatılır.
VAKIF (TMK. 101)
Vakıflar, gerçek veya tüzel kiĢilerin yeterli mal ve hakları belirli ve sürekli bir amaca
özgülemeleriyle oluĢan tüzel kiĢiliğe sahip mal topluluklarıdır. Buna göre vakıf, belli bir amaca
özgülenen ve tüzel kiĢiliğe sahip olan mal topluluğudur.
Vakfın Unsurları:
1) Malvarlığı: Bir vakfın kurulabilmesi için her Ģeyden önce ortada, vakfın varlığını
oluĢturacak bir malvarlığının bulunması gerekir.
2) Malvarlığının Belirli Bir Amaca Özgülenmesi: Amaç, vakfın faaliyetlerinin yöneldiği ve
kendisine ulaĢılmak üzere vakfın mallarının harcandığı hedeftir. Amacı belirleme yetkisi, vakfı
kuran kiĢiye aittir.
Vakfın KuruluĢu
Vakfın kurulabilmesi için vakıf kurma iradesine sahip bir kiĢinin bu iradesini açığa vurması
gerekir. Vakıf kurma yönündeki iradenin yazılı bir metin olan vakıf senedinde açıklanması gerekir.
Vakıf senedi, resmi bir senet ya da vasiyetname biçiminde düzenlenmeli ve kanunda belirtilen
içeriğe sahip olunmalıdır. Dernekler için tüzüğün önemi neyse, vakıf için de vakıf senedinin önemi
odur.
Vakıf, yerleĢim yeri mahkemesi nezdinde tutulan sicile tescille tüzel kiĢilik kazanır
(TMK.l02/1). Türk hukukunda vakıfların kuruluĢu için tescil sistemi kabul edilmiĢtir. Tescil
istemiyle mahkemeye baĢvurma; Resmi senet düzenlenmiĢse vakfeden tarafından, vakıf ölüme
bağlı tasarrufa dayanıyorsa ilgililerin veya vasiyetnameyi açan sulh yargıcının bildirimi üzerine ya
da Vakıflar Genel Müdürlüğünce resen yapılır. Vakfın kurulduğu Resmi Gazete ile ilan olunur.
Vakfın Organları
Vakfın, müdür, yönetici, yönetim kurulu, mütevelli heyeti gibi adlarla anılan bir yönetim
organının bulunması zorunludur. Vakfeden, vakıf senedinde ihtiyari olarak, gerekli gördüğü baĢka
organları da gösterebilir (TMK.109). Genel Kurul, Denetim kurulu gibi
Vakıf, Vakıflar Genel Müdürlüğü‘nün teftiĢ ve denetimine tabidir.
185
Vakfın Sona Ermesi:
Amacın gerçekleĢmesinin imkansız hale gelmesi ve amacın gerçekleĢmesi halleri vakfın sona
erme sebebidir. Bu durumda, vakıf mahkeme kararıyla sona erdirilir. Vakfın yasak bir amaç güttüğü
veya yasak faaliyetlerde bulunduğu sonradan anlaĢılırsa, vakıf denetim makamının baĢvurusu
üzerine Mahkemece dağıtılır. .
AĠLE HUKUKU
Aile hukuku, medeni hukukun, kiĢilerin aile çevresindeki iliĢkilerini düzenleyen kısımdır.
Anayasanın 41. maddesi, ―Aile, Türk toplumun temelidir ve eĢler arasında eĢitliğe dayanır.‖
demektedir.
Aile Hukukunda Geçerli Olan Ġlkeler;
-Birlik ilkesi (aile birliği, aile ismi)
-Zayıfların korunması ilkesi,
-Devletin müdahalesi ilkesi, (Medeni hukukun bir dalı olmasına rağmen bu alana devletin
müdahalesi fazladır.)
-Süreklilik ilkesi, (fakat bu süreklilik mutlak değildir)
-EĢitlik ilkesi,
-Düzenleme serbestisinin bulunmaması ilkesi, (eĢler, kanunda öngörülmeyen bir boĢanma
sebebini kendi aralarında yapacakları bir anlaĢma ile kararlaĢtıramazlar.)
EVLĠLĠK BĠRLĠĞĠNĠN OLUġMASI
-NĠġANLANMA
NiĢanlanma bir evlenme vaadidir. NiĢanlanma, aile hukukuna iliĢkin bağımsız bir akittir. Bu
akit tarafların kiĢiye sıkı sıkıya bağlı haklarının açıklanmasıyla doğar. NiĢanlanma akdinin temsilci
vasıtasıyla yapılması mümkün değildir.
NiĢanlanma akdi, koĢula veya zamana bağlı olarak yapılabilir. KoĢul, geciktirici veya bozucu
olabilir.
NiĢanlanmanın Kurucu Unsurları
1) KarĢılıklı evlenme vaadi; NiĢanlanma bir erkekle bir- kadının karĢılıklı evlenme
vaadinde bulunmasına bağlıdır. NiĢanlanma vaadinin yapılması Ģekle bağlı değildir. NiĢanlanma,
sözle yazıyla yapılabilir.
2) NiĢanlanacak kiĢilerin ayrı cinsten olmaları
NiĢanlanmanın Geçerlilik KoĢulları
1) KiĢiye bağlı koĢullar
a) Ayırt etme gücü : NiĢanlanma akdini yapacak olanların ayırt etme gücüne sahip olmaları
koĢuldur. Kanunkoyucu ayırt etme gücü yanında belli bir yaĢ koĢulunu aramamıĢtır. Uygulamada
yaĢ olarak cinsel olgunluğa erme aranmaktadır.
b) Kanuni temsilcisinin onayı ; kiĢi sınırlı ehliyetsiz ise, kanuni temsilcisinin onayı gerekir.
NiĢanlanma sırasında velayet hakkına ana, babadan bir sahipse sadece onun rızası yeterlidir. Eğer
sınırlı ehliyetsiz vesayet altında ise vasinin rızasının varlığı gerekir.
2) Muhtevaya bağlı koĢulları
a) Ahlaka ve adaba aykırı olmaması
b) Kesin bir evlenme engelinin varlığı
NiĢanlılığın Sona Ermesi
1) NiĢanlının ölümü veya evlenmenin kesin imkansız hale gelmesi,
2) Evlenme
3) NiĢanın iki tarafın anlaĢması ile sona erdirilmesi
4) Bozucu koĢulun gerçekleĢmesi
186
5) NiĢanın bozulması;
6) NiĢanlının ayırt etme gücünü kaybetmesi veya diğer mutlak evlenme engellerinin ortaya
çıkması
EVLENME
Evlenme, niĢanlıların evlilik birliğini meydana getirmek için yaptıkları bir hukuki iĢlemdir.
Evlilik, ayrı cinse mensup kiĢilerin tam ve sürekli bir hayat ortaklığı kurmak üzere, hukukun aradığı
koĢullara uygun olarak birleĢmesidir.
Evlenmenin GerçekleĢmesi Ġçin Aranan KoĢulları
A) Maddi KoĢullar
I-Evlenme Ehliyeti
1) Evlenme yaĢı; Evlenme, iĢin mahiyeti gereği, bedeni bir olgunluğu gerektirir. Kanun
koyucu üç türlü evlenme yaĢı öngörmüĢtür.
a) Normal ergin olma yaĢı (18 yaĢın tamamlanması)
b) Olağan hallerde evlenme yaĢı (17 yaĢın ikmali-velinin izni veya vasi ve vesayet makamının
izin) (TMK. 124)
c) Olağanüstü evlenme yaĢı (16 yaĢın ikmali, pek önemli bir sebebin varlığı ve hakim kararı)
2) Ayırt etme gücü; Evlenecek olan kiĢilerde aranan ayırt etme gücü, evlenmenin anlam ve
amacını anlayabilecek, evlenmeye bağlı yükümlülük ve ödevleri idrak edecek yeteneğe sahip
olmadır.
3) Kanuni temsilcinin izni; Hem ergin olmayan kiĢiler için hem de hakkında kısıtlılık kararı
alınanlar için aranır. Her iki durumda da kiĢinin ayırt etme gücüne sahip olması zorunludur. Yasal
temsilci, haklı bir sebep olmaksızın bu izni vermekten kaçınıyorsa, hakim, küçüğün veya kısıtlının
baĢvurusu üzerine evlenmelerine izin verebilir.(TMK. 128)
II-Evlenme Engellerinin Bulunmaması
Evlenme akdinin yapılabilmesi için, kanunda öngörülen evlenme engellerinin bulunmaması
gerekir. Bunlar;
1) Kesin evlenme engelleri
a) Hısımlık iliĢkisi (kan hısımlığı, kayın hısımlığı, evlatlık iliĢkisi) Kanunda, düz hat hısımları
yanında yansoy hısımlar için belli bir dereceye kadar evlenme yasağı öngörülmüĢtür. Kanuna göre
üçüncü dereceye kadar olan yan hısımlar arasında evlenme yasağı vardır. (Yeğen ile amca
arasındaki evlenme yasağı gibi)
b) Mevcut evlilik
c) Evlenmeye engel akıl hastalığı
d) Ayırt etme gücünün yokluğu
2) Kesin olmayan evlenme engelleri
a) Kadın için bekleme müddeti (TMK. 132)
b) Evlenmeye engel hastalıklar; Hangi hastalıkların evlenme engeli oluĢturduğu Umumi
Hıfzıssıhha Kanunu‘nun 123 ve 124. maddelerde düzenlenmiĢtir. 123. maddeye göre frengi,
belsoğukluğu, yumuĢak Ģankr, cüzam ve bir akıl hastalığına müptela olanların evlenmesi yasaktır.
124. maddeye göre ilerlemiĢ sâri vereme tutulanların nikâhı altı ay ertelenir, bu sürede iyileĢme
belirtisi görülmezse süre altı ay daha yenilenir. Bu süre sonunda ilgili tabipler her iki tarafa bu
hastalığın tehlikesini ve evlenmenin zararını bildirmeye mecburdur.
B) ġekli KoĢullar
Evlenmenin yapılabilmesi için, kanunda bazı Ģekle iliĢkin koĢullar öngörülmüĢtür.
Evlendirme memurunun bu Ģekil koĢullarına uyması gerekir. Fakat bunlardan sadece ikisi
evlenmenin yapılmasında önem taĢır. Biri evlenmenin mutlaka yetkili evlendirme memuru önünde
yapılması, diğeri ise, evlenecek olanların evlenmeye iliĢkin irade beyanlarının birbiri ardından
vermeleridir.
187
EVLĠLĠĞĠN GENEL HÜKÜMLERĠ
Evlenme töreninin yapılmasından sonra karı koca arasında bir evlilik birliği doğar. Evlilik
birliği her hangi bir nedenle sona erinceye kadar da devam eder. Evlilik birliğinde eĢler eĢit statüye
sahiptirler. Dolayısıyla hak ve yükümlülüklerde eĢitlik söz konusudur. Aile adı ve vatandaĢlık
dıĢında kanun koyucu eĢlere eĢit hak ve yükümlülükler tanımıĢtır.
EĢlerin bu kapsamda bir takım yükümlülükleri vardır;
-Evlilik birliğinin mutluluğunu elbirliği ile sağlama yükümlülüğü,
-Çocukların bakımına ve eğitimine ve gözetimine özen gösterme yükümlülüğü
-Sadakat yükümlülüğü
-Yardım yükümlülüğü,
-Giderlere katılma yükümlülüğü,
-Birlikte yaĢama yükümlülüğü,
EĢler evlilik birliği devam ettiği sürece, ailenin sürekli ihtiyaçlarını karĢılamak için temsil
yetkisine sahiptirler. Sürekli ihtiyaçların dıĢında kalan ailenin diğer ihtiyaçları için eĢlerden birinin
tek baĢına hareket etmesi, diğer eĢin rızasına veya hakimden izin almasına bağlıdır.
Kadın evlenmekle aile adı olarak kocasının soyadını alır. Ancak, kadın dilerse evlendirme
memuruna veya daha sonra nüfus idaresine yapacağı yazılı baĢvuru ile kocasının soyadı önünde
önceki soyadını da kullanabilir.
Bir eĢ meslek veya iĢ seçiminde diğerinin iznini almak zorunda değildir. (TMK 192) Her eĢ,
kanunda aksine bir düzenleme bulunmadıkça, diğer eĢ ile ve üçüncü kiĢilerle her türlü hukuki iĢlemi
yapabilir.
EġLER ARASINDAKĠ MAL REJĠMLERĠ
Mal rejimi, evlenme akdi yapıldıktan sonra, eĢlerin mal varlıklarının ne olacağı sorununu
düzenleyen kurallarıdır. (TMK. 202-281) Mal rejimi ile ilgili prensipleri iki grupta toplamak
mümkündür.
a) Kanuni mal rejimi (edinilmiĢ mallara katılma) TMK. 202-241
b) Seçimlik mal rejimi (Mal ayrılığı, paylaĢımlı mal ayrılığı, mal ortaklığı)
Medeni Kanun; kanuni mal rejimi olarak "edinilmiĢ mallara katılma" katılma rejimini kabul
etmiĢtir. Bu mal rejimine hakim olan temel ilke eĢlerin evlilik süresince emekleri karĢılığı elde
ettikleri mallar üzerinde hak sahibi olmalarıdır. Bu mal rejimi, eĢlerin evlilik birliği devam ederken
ve sona erdikten sonra mal varlıkları üzerindeki hak ve yükümlülüklerini belirleyen kuralları içerir.
Malvarlığının değerlendirilmesinde, evliliğin sona erme anındaki değer esas alınır. (TMK. 228)
1) EDĠNĠLMĠġ MALLARA KATILMA REJĠMĠ (MK.218)
EdinilmiĢ mallara katılma rejimi, edinilmiĢ mallar ile eĢlerden her birinin kiĢisel mallarını
kapsar (MK.218). Her eĢ, yasal sınırlar içerisinde kiĢisel malları ile edinilmiĢ mallarını, yönetme,
bunlardan yararlanma ve bunlar üzerinde tasarrufta bulunma hakkına sahiptir. Aksine anlaĢma
olmadıkça, eĢlerden biri diğerinin rızası olmadan paylı mülkiyet konusu maldaki payı üzerinde
tasarrufta bulunamaz (MK.223).
Yasal mal rejiminde eĢlerin tüm malları üzerinde diledikleri gibi yönetim, yararlanma ve
tasarruf hakları vardır. Mallarının tamamını veya bir kısmını diğer eĢe veya üçüncü bir kiĢiye
satabilir, bağıĢlayabilir, trampa yapabilir, rehnedebilir, irtifak hakları ve kiĢisel haklar kurabilir. Her
hangi bir tasarruf için diğer eĢin rızasını almaya gerek yoktur. Her eĢ evlilik birliğinin
kurulmasından önce veya sonra edinmiĢ oldukları tüm malları diledikleri gibi tasarruf edebilirler.
Yasal mal rejiminin tapuya yönelik hükümleri boĢanma halinde önem kazanacaktır.
EdinilmiĢ mallara katılma rejiminde eĢlerin evlilik birliğinden önce edinilmiĢ veya sonra
edinilecek mallarının, önceki kanun döneminde olduğu gibi kendi adlarına tapuda tescili yapılır.
Her eĢin malı kendi adına tescil edilir, yasal mal rejiminde eĢler adına paylı mülkiyet olarak tescil
söz konusu değildir. Ancak boĢanma halinde, mahkeme kararına istinaden diğer eĢ adına da paylı
mülkiyet olarak tescil yapılacaktır.
188
2) MAL AYRILIĞI (MK.242)
Mal ayrılığı rejimi, eĢlerin mal varlıklarının tamamen bir birinden ayrı olduğu bir rejimdir.
Diğer eĢin mal varlığı üçüncü bir kimsenin mal varlığı gibidir. EĢlerin bir birlerinin mal varlıklarına
müdahale etme yetkileri yoktur. Tasarruf ve idaresine hiçbir Ģekilde karıĢamazlar. "Mal ayrılığı
rejiminde eĢlerden her biri, yasal sınırlar içerisinde kendi malvarlığı üzerinde yönetim, yararlanma
ve tasarruf hakkını korur." (MK.242). Ancak bu rejimin geçerliliği için, eĢlerin noterde mal ayrılığı
sözleĢmesi imzalamaları veya evlenme sırasında yazılı olarak evlendirme memuruna bildirmeleri
gerekir. Mal ayrılığı rejiminin tapu sicilini ilgilendiren bir yönü yoktur. Tapu kayıtlarına bu konuda
her hangi bir Ģerh vermek veya tescil yapmak gerekmez.
3) PAYLAġMALI MAL AYRILIĞI (MK.244)
a) Genel Bilgi: PaylaĢmalı mal ayrılığı, eĢler arasında bu yönde bir sözleĢmenin
imzalanmasından sonra edinilmiĢ olup, ailenin ortak kullanım ve yararlanmasına özgülenmiĢ mallar
ile ailenin ekonomik geleceğini güvence altına almaya yönelik yatırımlar ve bunların yerine geçen
değerlerin, mal rejiminin sona ermesi halinde, eĢler arasında eĢit olarak paylaĢtırılmasını esas alan
bir mal rejimidir (MK.250). Bu mal rejiminde eĢlerden her biri, yasal sınırlar içerisinde kendi
malvarlığı üzerinde yönetim, yararlanma ve tasarruf haklarını korur (MK.244). EĢlerden her biri,
kendi borçlarından bütün malvarlığı ile sorumludur (MK.246). PaylaĢmalı mal ayrılığı rejimi
feshedilmediği sürece tapu kütüğünde iĢlem yapılmasını gerektirmez.
4) MAL ORTAKLIĞI (MK.256)
Mal ortaklığı, ortaklığa giren malların mülkiyetine eĢlerin elbirliği ile (iĢtirak halinde) sahip
oldukları bir mal rejimidir. Genel mal ortaklığı ve sınırlı mal ortaklığı Ģeklinde ikiye ayrılır. Genel
mal ortaklığında, eĢlerin kanun gereğince kiĢisel mal sayılanlar dıĢındaki malları ile gelirleri
ortaklık mallarını oluĢturur (MK.257).
EVLĠLĠK BĠRLĠĞĠNĠN ORTADAN KALKMASI
Evlilik birliğinin ortadan kalkması çeĢitli nedenlerden ortaya çıkar.
A) Ölüm, Ölüm Karinesi, Gaiplik veya Cinsiyet DeğiĢikliği
EĢlerden birinin ölümü ile evlilik birliği kendiliğinden sona erer. Hakim kararına ihtiyaç
yoktur. Ölüm ile sağ kalan eĢin kiĢisel durumu değiĢir. EĢ evli olmak durumundan çıkar ve dul
kiĢisel durumunu kazanır. Ancak kocanın ölmesi halinde kadın, kocasının soyadını taĢımaya devam
eder.
Bir kimse hakkında mahkemeden veya mahallin en büyük mülki amirinden ölüm karinesi
alınmıĢsa, kiĢi ölmüĢ kabul edilir ve ölümün meydana getirdiği bütün sonuçları da burada
kendiliğinden ortaya çıkar. EĢin evliliği kendiliğinden sona erer.
Bir kimsenin gaipliğinin söz konusu olacağı durumlarda, gaiplik için kanunda aranan
koĢullara uymak Ģartıyla kiĢi hakkında gaiplik kararı alınır. Ancak, gaiplik, evlilik birliğini
kendiliğinden sora erdirmez. EĢin gaiplik baĢvurusu ile birlikte veya gaiplik kararından sonra
evliliğin feshi davası açması gerekir.
B) Evlenmenin Hükümsüzlüğü
Evlenmenin hükümsüzlüğünden söz edilebilmesi için her Ģeyden önce bir evlenme akdinin
yapılmıĢ olması aranır. Eğer evlilik için kanunda aranan kurucu unsurlardan biri veya bir kaçı
eksikse, orta bir evlenme akdi yoktur.
1) Evliliğin Yokluğu
a) Evlenmenin yetkili memur önünde yapılmaması
b) Ġki ayrı cinse mensup olmama
c) Taraflardan birinin evlenme iradesini açıklamamıĢ olması
2) Evlenmenin Geçersizliği (Mutlak ve Nisbi Butlan)
Evlenmenin geçersizliğinden söz edebilmek için, evlenmenin yapılması sırasında bir
eksikliğin farkına varılmaksızın veya farkına varılmasına rağmen evlenme akdini tarafların
189
yapmasıdır. Bu eksiklik evlenmenin hükümsüz olmasına, butlanına yol açar. Butlan ancak hakimin
kararı ile hüküm ifade eder.
a) Mutlak Butlan
aa) Mevcut evlilik
bb) Ayırt etme gücünden devamlı yoksunluk
cc) Yasak derecede hısımlık
dd) Evlenmeye engel akıl hastalığı
b) Nisbi Butlan
aa) Ayırt etme gücünden geçici yoksunluk
bb) Ġrade sakatlığı halleri (yanılma, korkutma ve aldatma)
cc) Kanuni temsilcisinin izninin bulunmaması (Ġstisnası, karı kocanın ergin olması, karının
gebe kalması)
Mutlak Butlan ve Nisbi Butlanın Sonuçları:
Mutlak butlan davası açılmasında belli bir süre öngörülmemiĢtir. Buna karĢılık nisbi butlan
davasında, dava belli bir süre ile sınırlandırılmıĢtır. Dava açma süresi eĢlerin iptal sebebini
öğrendikleri ve korkunun etkisinin ortadan kalktığı tarihten itibaren altı ay ve her halde evlenme
akdinin yapıldığı tarihten itibaren beĢ yıldır. Bu süreler hak düĢürücü sürelerdir.
Hakim kararına kadar evlenme ister mutlak, ister nisbi butlanla sakat olsun, geçerli bu
evliliğin hüküm ve neticelerini taĢır. Geçersizlik kararı geriye yürümez. Verildiği andan itibaren
ileriye yönelik hüküm ve netice yaratır.
C) BoĢanma
Evliliği sona erdiren sebeplerden biri de boĢanmadır. BoĢanma sadece kanunda öngörülen
sebeplerin varlığı halinde açılacak bir dava ile ve hakim kararı ile mümkündür. BoĢanma davasını
eĢler açar.
BoĢanma sebepleri; Medeni Kanun‘da boĢanma sebepleri altı maddede toplanmıĢtır. Bu
boĢanma sebepleri çeĢitli gruplar altında toplanabilir. Bu gruplandırmalardan bir boĢanma
hükümlerini boĢanmanın özel sebepleri ve genel sebepleri Ģeklinde yapılan gruplandırmadır.
a) BoĢanmanın özel sebepleri
1) Zina (TMK. 161): Evli bir erkeğin veya kadının bir baĢka kadın veya erkekle kusurlu
olarak cinsel iliĢkide bulunmasıdır. Davayı eĢler zina fiilini öğrendikleri tarihten itibaren 6 ay ve
fiilin iĢlendiği tarihten itibaren 5 yıl içinde açmalıdır. Af halinde dava açma hakkı düĢer.
2) Hayata kast, pek kötü veya onur kırıcı davranıĢ (TMK. 162): Bir eĢin diğerini öldürme
niyetini bazı fiillerle açıklamasıdır. Hayata kast, diğer eĢin intihara teĢvik Ģeklinde de olabilir. EĢi
dövme, aç bırakma, iĢkence etme, hakaret etme pek kötü veya onur kırıcı davranıĢ kapsamına girer.
Burada da süre eylemin yapılmasından itibaren 6 ay veya 5 yıldır. Af ile dava açma hakkı düĢer.
3) Suç iĢleme ve haysiyetsiz hayat sürme (TMK 163); EĢlerden birinin yüz kızartıcı bir suç
iĢlemesi halinde, diğer eĢ boĢanma davası açabilir. EĢin haysiyetsizlik nedeniyle dava açabilmesi
için evliliğin kendisi için çekilmez hale gelmesi gerekir.
4) Terk (TMK.164): Bir eĢin ortak hayattan ayrılmasıdır. Evlilik birliğinin getirdiği
yükümlülükleri yerine getirmemek amacı ile diğer eĢi bırakıp gitmiĢse ve haklı bir sebep olmaksızın
eve dönmüyorsa terk fiili söz konusu olur. Terk en az altı ay devam etmiĢ olmalıdır.
5) Akıl hastalığı (TMK. 165): Akıl hastalığının resmi sağlık kurul raporu ile tespit edilmesi ve
bu akıl hastalığı sebebiyle ortak hayatın diğer eĢ için çekilmez hale gelmiĢ olması birlikte aranır.
b) Genel BoĢanma Sebebi (TMK. 166);
Özel boĢanma sebeplerinin ihtiyacı karĢılamaya yetmeyeceğini düĢünen kanun koyucu,
bunların yanında bir de genel boĢanma sebebine yer vermiĢtir.
1) Evlilik birliğinin sarsılması (Dünya görüĢlerindeki farklılık, eĢini toplumda devamlı küçük
düĢürmesi, )
2) EĢlerin boĢanma hususunda anlaĢmaları; Medeni Kanun‘un 166 ncı maddesi eĢlerin
anlaĢarak boĢanabilmelerini öngörmüĢtür.
190
AnlaĢmalı BoĢanmanın KoĢulları:
a) Evlilik en az bir yıl sürmüĢ olmalıdır.
b) BoĢanma için eĢler birlikte baĢvurmalıdır veya bir eĢin diğerinin açtığı boĢanma davasını
kabul etmelidir.
c) BoĢanma kararı verebilmek için hakim, bizzat tarafları dinlemek zorundadır.
d) Hakim tarafların iradelerini serbestçe verdiklerine kanaat getirmelidir.
e) Taraflar boĢanmanın mali sonuçları ile çocukların durumu hakkında da anlaĢmıĢ olmalı ve
hakim bu düzenlemeyi uygun bulmalıdır.
3) MüĢterek hayatın kurulamaması (Fiili ayrılık) : Daha önce boĢanma sebeplerinden herhangi
biriyle boĢanma davası açılmıĢ ve reddedilmiĢ olmalıdır. BoĢanma talebinin red kararının
kesinleĢmesinden itibaren üç yıl geçmiĢ ve bu süre içinde müĢterek hayat yeniden kurulamamıĢ
olmalıdır
BOġANMA DAVASI
BoĢanma davasını açma hakkına sahip olan taraf, dilerse boĢanma, dilerse ayrılık isteyebilir.
Hakim evlilik birliğinin devam edeceğine kanaat getirmiĢse, boĢanma istenmiĢ olsa bile, ayrılığa
hükmedebilir. Hakim ayrılığa bir ile üç yıl arasında hükmedebilir ve ayrılık devam ederken evlilik
birliği de devam eder. Süre, ayrılık kararının kesinleĢmesiyle iĢlemeye baĢlar.
EĢlerden biri boĢanmaya değil de ayrılığa karar verilmesini talep etmesi halinde, hakim
boĢanmaya değil, ayrılığa iliĢkin bir karar vermek zorundadır.
BoĢanma kararı ile birlikte evlilik birliği hukuken ortadan kalkar. BoĢanma veya ayrılık
davasında, yetkili mahkeme, eĢlerden birinin yerleĢim yeri veya eĢlerin davadan önce son altı aydın
beri oturdukları yerdeki aile mahkemeleridir. (yoksa asliye mahkemeleri) BoĢanma davası açma
hakkı kiĢiye sıkı sıkıya bağlı haklardan olduğundan sınırlı ehliyetsizlerin davaya kanuni temsilcinin
izni olmadan açabilirler.
BoĢanma davasında hakim taraflara yemin teklif edemez, tarafların ikrarı hakimi bağlamaz,
hakim delilleri serbestçe takdir eder, tarafların boĢanmaya iliĢkin anlaĢmaları hakim kararı olmadan
geçerli değildir. Hakim taraflardan birinin istemi üzerine duruĢmanın gizli yapılmasına karar
verebilir
BoĢanma davasının açılması üzerine; hakim, özellikle eĢlerin barınması, geçimi, eĢlerin
mallarının yönetimi ve çocukların bakım ve korunmasına dair geçici tedbirleri kendiliğinden alır.
BoĢanma veya ayrılık davası açıldıktan sonra, karı kocadan her biri, davanın devam ettiği süre
içinde, diğerinden ayrı yaĢamak hakkına sahiptir. Bu durumda hakim kimin evden çıkacağına karar
verir. BoĢanma davası devam ederken, çoğunlukla kocanın, karıya barınma ve geçiminin temini için
bir nafaka ödemesine de hakim karar verir. Bu nafakaya tedbir nafakası denir. Bu nafakada
davanın kimin açtığı veya kimin kusurlu olduğu değil tarafların mali durumu önemlidir.
(BoĢanmadan sonra ödenecek nafakaya ise yoksulluk nafakası adını alır.) Çocuğa ödenecek
nafakaya da iĢtirak nafakası denir.
BoĢanmanın Sonuçları;
BoĢanma kararının kesinleĢmesi ile bir takım sonuçlar ortaya çıkar. Bu sonuç kanun icabı
kendiliğinden meydana gelir. Bir kısmı ise, hakimin kararında göstermesine bağlıdır.
a) EĢler boĢanmanın kesinleĢmesi ile birlikte birbirinin mirasçısı olma özelliğini kaybederler.
b) EĢler için, mal rejimine ait evlenme sözleĢmesi kendiliğinden sona erer.
c) Kadın boĢanma ile birlikte kural olarak evlenmeden önceki soyadını yeniden alır.
d) BoĢanmanın karının vatandaĢlığına, ergin olmasına etki etmez. Kayın hısımlığı
boĢanmadan sonra da devam eder.
e) BoĢanmadan sonra kadın için 300 günlük bir evlenme yasağı öngörülmüĢtür.
2-Hakimin Boşanma Kararında Düzenleyeceği Hususlar:
a) Hakimin resen düzenleyeceği hususlar: Hakim, boĢanma kararında çocukların durumunu
ve ana baba ile olan iliĢkilerini düzenlemek zorundadır.
191
b) Hakimin talep halinde düzenleyeceği hususlar; Hakim talep üzerine, maddi ve manevi
tazminat ile yoksulluk nafakasına hükmedebilir. Kural olarak maddi tazminat ve yoksulluk nafakası
belli aralıklarla (irat Ģeklinde) ödenir. Manevi tazminat irat Ģeklinde ödenmesi mümkün değildir
Maddi tazminat ve nafaka irat Ģeklinde hükmedilmiĢse irat alacaklısının veya borçlusunun
ölmesi, yoksulluğunu ortadan kalkması veya yeniden evlenmesi, yada irat alacaklısı haysiyetsiz
hayat sürüyorsa kesilir.
EVLAT EDĠNME (TMK 305 ve devamı maddeler)
Türk Medeni Kanunu, evlat edinmeyi mahkeme kararı ile kurulabilen bir hısımlık iliĢkisi
olarak düzenlemiĢtir. Evlat edinmek isteyen kiĢi yerleĢim yerinin bulunduğu Aile Mahkemesine
(yoksa Asliye Hukuk Mahkemesine) TMK.'nın 315. maddesi uyarınca "evlat edinme kararı" için
baĢvuruda bulunması gerekir. Yetkili mahkemeden alınacak "evlat edinme" kararı ile evlatlık
iliĢkisi kurulmuĢ olur. Kanun koyucu, evlat edinmede evlat edinilecek kiĢinin küçük veya ergin ve
kısıtlı olması halinde farklı hükümler öngörmüĢtür.
Evlat Edinmenin Maddi ġartları
1) Bakım ve Eğitim ġartı: Bir küçüğün evlat edinilebilmesi için, evlat edinen tarafından
bir yıl süreyle bakılmıĢ ve eğitilmiĢ olması gerekir. (M.K. 305) Ergin ve kısıtlılar için: bedensel ve
zihinsel özrü sebebiyle sürekli olarak yardıma muhtaç kimse evlat edinilecekse evlat edinen
tarafından en az 5 yıldan beri bakılıp gözetilmiĢ olmalıdır ya da evlat edinen tarafından küçükken
en az 5 yıl bakılıp gözetilmiĢ olmalıdır
2) YaĢ ġartı: Evlat edinenin en az 30 yaĢında olması ve evlat edinen kiĢinin evlâtlıktan en
az 18 yaĢ büyük olması Ģarttır. (M.K. 307)
3) Evlilik ġartı: EĢlerin birlikte evlat edinebilmeleri için en az beĢ yıldan beri evli olmaları
ve 30 yaĢını doldurmuĢ olmaları gerekir. (M.K. 306)
4) Evlat Edinenin Altsoyunun Açık Muvafaatının Bulunması ġartı: Ergin ve
kısıtlıların evlat edinilebilmesi için sahih nesepli çocuğunun açık muvafaatının bulunması gerekir.
Küçüklerin evlat edinilmesinde bu Ģart aranmaz. (MK. 313)
5) Evlatlığın Menfaati ġartı: Evlat edinmeye hakimin izin verebilmesi için, bunda evlat
edinilecek çocuğun menfaati bulunması lazımdır.
6) Evlat Edinenin Diğer Çocuklarının Menfaati ġartı: Evlat edinmenin evlat edinenin
diğer çocuklarının yararlarını hakkaniyete aykırı bir biçimde zedelememesi gereklidir. (TMK. 305)
7) Rıza ġartı ;Türk Medeni Kanunun 308. maddesine göre, ayırt etme gücüne sahip olanın
rızası olmadıkça evlatlığa alınamaz.
Evlat edinilen ayırt etme gücüne sahip olmakla birlikte, velayet altında ise, anne ve babasının
rızası aynen gereklidir.
Evlat edinilen evliyse, eĢinin de rızasının bulunması gereklidir. (TMK.313)
III. Evlat Edinmenin Sonuçları
Evlat edinme ile, evlatlık ve evlat edinen arasında soybağı iliĢkisi meydana gelir. Evlat
edinenle evlatlık arasında tam bir soy bağı iliĢkisi yoktur. Yani, evlat edinen ile evlatlığın sadece
altsoyu arasında bir hısımlık iliĢkisi oluĢur. Evlat edinmekle, evlatlığın asıl ailesi ile arasındaki
hukuki iliĢki sona ermez. (TMK. 314/2)
1) Evlenme Yasağı: Evlât edinen ile evlâtlığın veya bunlardan biri ile diğerinin altsoyu ve
eĢi arasında evlenme yasaktır, (TMK 129, 145)
2) Miras: Evlatlık evlat edinen kimsenin mirasçısı olur. Buna karĢılık, evlat edinen ve
hısımları evlatlığın mirasçısı olamaz. Evlatlığın asıl ailesindeki mirasçılığına da halel gelmez.
3) Velayet: Evlat edinilen küçük ise, kendi öz anne ve babasının velayetinden çıkar, evlat
edinenin velayeti altına girer. Ana babaya ait tüm hak ve yükümlülükler evlat edinene geçer.
4) Ġsim ve Soy isim: TMK. 314 maddesi uyarınca, evlatlık, evlat edinenin Soyadını alır.
Evlat edinen isterse çocuğa yeni bir ad verebilir. Ergin olan evlatlık da dilerse evlat edinenin
soyadını alabilir.
192
5) VatandaĢlık: Evlat edinme, evlatlığın vatandaĢlığına kural olarak etki etmez. Ancak,
küçük olan evlatlık, vatansız olur veya anası, babası bulunmaz yahut nerede olduğu bilinmezse, bir
Türk tarafından evlatlığa alınmakla Türk vatandaĢı olur. (T.V.K. 3/11)
6) Evlatlığın Öz Ana ve Babasıyla KiĢisel ĠliĢkileri: Yargıtay içtihadına göre,
evlatlığın öz ana ve babası, küçük çocuklarıyla kiĢisel iliĢki kurma hakkına sahiptir.
IV. Evlat Edinmenin Sona Ermesi
Evlatlık iliĢkisi iki halde sona erer. Bunlar,
1) Kanuni sebep bulunmaksızın rıza alınmamıĢsa, rızası alınması gereken kiĢilerin
baĢvurusuyla, küçüğün menfaati bunun sonucunda ağır biçimde zedelenmeyecekse mahkeme kararı
ile evlatlık iliĢkisi ortadan kaldırılabilir.
2) Esasa iliĢkin diğer noksanlıklardan biriyle sakatsa, cumhuriyet savcısı veya her ilgili
evlatlık iliĢkisinin kaldırılmasını isteyebilir. (küçüğe bir yıl bakılmamıĢ olması, yaĢ Ģartının yerine
getirilmemesi gibi)
Dava hakkı, evlatlık iliĢkisinin kaldırılması sebebinin öğrenilmesinden baĢlayarak 1 yıl her
halde evlat edinme iĢleminin üzerinden 5 yıl geçmekle düĢer. Bu süreler hak düĢürücü sürelerdir.
(TMK. 319)
VELAYET
Velâyet, kural olarak küçüklerin, istisnai olarak kısıtlıların bakım ve korunmalarının
sağlanması için, onların kiĢiliği ve malları üzerinde ana babanın sahip oldukları görev, yetki ve
hakların tümünü ifade eder. Yani, velayet, çocuğun kiĢiliği ve mallarının bakım ve yönetimi ile
çocuğun üçüncü kiĢilerle olan iliĢkilerinde temsilini içerir. Velayet hakkını, evlilik birliği devam
ettiği sürece ana-baba birlikte kullanır. (TMK. 335)
Ana babadan biri ölür veya gaipliğine karar verilirse, diğeri velayet hakkını tek baĢına
kullanır, boĢanmada, velayet hakkı ana babadan birine verilir veya hakim çocuğa bir vasi atar.
Velâyet, ana babanın kiĢilik haklarının bir parçasıdır ve ayrıca sıkı biçimde kiĢiliklerine
bağlıdır. Bu nedenle velayet hakkı baĢkalarına devredilemez, bu haktan feragat edilemez,
anlaĢmayla ortadan kaldırılamaz.
Normal olarak küçükler ergin oluncaya kadar velayet altındadırlar. Hakim vesayet altına
alınmasına gerek görmedikçe kısıtlılar da velayet altına konur. Ancak, bu velayet bazı yönlerden
diğer velayetten farklıdır. Mesela, kısıtlı velayet altına alınacaksa velayet hakkı ana, babadan sadece
birine verilir, velinin kısıtlının mal varlığından istifade hakkı yoktur,
Velâyetin Kapsamı: Velayet hakkının gereği olarak çocuk, ana babanın egemenliği altındadır
ve kanuni bir neden bulunmadan çocuk ana babadan alınamaz (TMK.335/1). Ana babanın çocuk
üzerindeki egemenlik hakkı mutlak haklardandır.
Çocuğun adını ana-babası koyar, ikametgâhı, kanun gereği ana babanın ikametgâhıdır. Ana
baba, çocuğu eğitmek ve onu yetiĢtirmek hak ve yükümlülüğüne sahiptir.
Velayet devam ettiği sürece ana ve baba çocuğun mallarını yönetme hak ve yükümlülüğüne
sahiptirler (TMK.md.352). Kural olara, hesap ve güvence vermezler. Ana baba çocuğun mallarını
kullanma hakkına sahiptir. Diğer taraftan çocukların bakım ve eğitim giderlerini karĢılama ile çocuk
mallarının kısmen sarfı konusunda TMK’nın 327 ve 356. maddeleri gereğince veliye bir
mahkeme kararı olmaksızın çocuk mallarının tasarruf konusunda bir takım haklar verilmiĢtir.
Çocuk ile ana veya baba arasında ya da ana babanın menfaatine olarak çocuk ile üçüncü kiĢi
arasında yapılacak bir hukuki iĢlemle çocuğun borç altına girebilmesi, bir kayyımın katılmasına ve
hakimin onayına bağlıdır. (TMK..345)
Çocuğun bedensel ve zihinsel geliĢmesi tehlikede bulunur veya çocuk manen terk edilmiĢ
halde kalırsa yargıç çocuğu ana babadan alarak bir aile yanına veya bir kuruma yerleĢtirebilir
(TMK.347/1). Çocuğun korunmasına iliĢkin diğer önlemlerden sonuç alınamazsa ya da bu
önlemlerin yetersiz olacağı önceden anlaĢılırsa, yargıç kanunda belirtilen hallerde velayetin
kaldırılmasına karar verir. Velayet ana babanın her ikisinden kaldırılınca çocuğa bir vasi atanır
(TMK. 348/11).
193
Velâyetin Sona Ermesi: Çocuğun erginliğe kavuĢmasıyla velayet de kendiliğinden sona erer.
18 yaĢın doldurulmasıyla ulaĢılan normal erginlik gibi evlenmeyle kavuĢulan erginlik ve yargısal
erginlik de velayeti sona erdiren nedenlerdendir.
Ölüm de velayeti kendiliğinden sona erdirir. Velayetin kaldırılması (nez'i) durumunda da
(TMK. 348) velayet yargıç kararıyla ortadan kalkmaktadır. Ana babanın birinden velayet
kaldırılmıĢsa, diğeri velayeti sürdürür. Fakat her ikisinden birden kaldırılmıĢsa, çocuğa bir vasi
atanır.
VESAYET
Vesayet de velayet gibi bir kanuni temsilcilik çeĢididir. Vasi de vesayeti altındaki kimsenin,
kiĢiliğine ve mallarına özen gösterme ve kiĢiyi temsil etme konusunda hak ve yükümlülüklere
sahiptir.
Vasi, vesayet altındaki küçük yada kısıtlıya özen göstermek, mal varlığını yönetmek ve
hukuki iĢlemlerde onu temsil etmek üzere sulh mahkemesi tarafından atanan kiĢidir.
Velayet kural olarak küçükler hakkında ve istisnaen de kısıtlılar hakkında geçerli olduğu
halde, vesayet kural olarak kısıtlılar hakkında, istisnaen de küçükler hakkında geçerlidir. Vasi,
vesayeti altındaki kiĢinin mallarının defterini tutar ve düzenli olarak mahkemeye hesap verir.
Vasi kural olarak, vesayet altındaki kiĢinin her türlü hukuki iĢlemlerini yapar, ancak, vesayet
altındaki kiĢi adına, kefil olamayacağı, vakıf kuramayacağı, önemli bağıĢlar yapamayacağı hükme
bağlanmıĢtır. (TMK. 449)
Vesayeti Gerektiren Durumlar
A) Küçüğün vesayet altına alınmasını gerektiren durumlar Ģunlardır:
-Ana babanın her ikisinin de ölümü, gaip olması
-Velayet hakkının ana babadan alınması
-Ana baba hakkında kısıtlılık kararının alınması
-Ana babanın boĢanması halinde velayetin ana babadan birine verilmemesi,
-BoĢanmıĢ ana babadan velayet hakkına sahip olanın yeniden bir baĢkasıyla evlenmesi
-Evlilik dıĢında doğan çocuğa vasi atanması
B) Kısıtlılar Yönünden Vesayeti Gerektiren Durumlar
Kısıtlama, ergin bir kiĢinin fiil ehliyetinin kaldırılmasına yönelik ve Devletin egemenlik
gücünden kaynağını alan resmi bir iĢlem niteliğindedir. Kendisinde kısıtlama nedenlerinden birisi
bulunan kiĢinin kısıtlanması onun ehliyetinin sınırlandırılması niteliğinde olduğundan,
kısıtlanmadan önce mahkemede dinlenmesi ve kendisini savunma hakkının tanınması zorunludur
(TMK. 409/1). Akıl hastalığı veya akıl zayıflığı nedenleriyle kısıtlanmada resmi sağlık kurulu
raporu aranır
Ayrıca kesinleĢen kısıtlama kararının, kısıtlının hem nüfusa kayıtlı olduğu hem de
ikametgahının bulunduğu yerde ilân edilmesi gerekmektedir. (TMK. 410/1).
Kısıtlama Nedenleri
A) Ġsteğe Bağlı Olmayanlar;
-Akıl hastalığı ve akıl zayıflığı (TMK. 405)
-Savurganlık, alkol veya uyuĢturucu madde bağımlılığı, kötü yaĢam tarzı, kötü yönetim
(TMK.406).
-Özgürlüğü bağlayıcı ceza, Medeni Kanunun 407. maddesine göre, bir yıl ya da daha uzun
süreli özgürlüğü kısıtlayıcı bir cezanın bulunması,
B) Ġsteğe Bağlı (Ġhtiyari) Olanlar;
Medeni Kanunun 408. maddesinde, yaĢlılığı, sakatlığı ya da deneyimsizliği veya ağır hastalığı
nedeniyle iĢlerini gereği gibi göremeyecek durumda olan kiĢilerin istemeleri ve durumu
kanıtlamaları koĢuluyla kısıtlama altına alınabilecekleri belirtilir. Bu nedenle bir kiĢinin kendi
194
isteğiyle kısıtlanabilmesi için de ortada kanunda belirtilen nedenlerden birisi bulunmalıdır. Bu
nedenler, yaĢlılık, sakatlık ve deneyimsizlik ve ağır hastalıktır.
Kısıtlılık karar, kısıtlının hem nüfusa kayıtlı olduğu yerde, hem de yerleĢim yerinde ilan
edilir. Kısıtlılık hükümleri, iyiniyetli üçüncü kiĢilere karĢı ilan tarihinden itibaren baĢlar.
KiĢi özgürlüğü bağlayıcı cezaya mahkumiyet sebebiyle kısıtlanmıĢsa, kısıtlı kiĢi üzerindeki
vesayet, hapis halinin sona ermesiyle kendiliğinden ortadan kalkar (TMK. m.471).
Diğer kısıtlılarda ise, kısıtlama nedeninin ortadan kalkması vesayetin ve kısıtlılığın sona
ermesi için yeterli değildir, vesayet ve dolayısıyla kısıtlılık, yetkili vesayet makamının kararıyla son
bulur (TMK. m.472/1). Kısıtlama kararı ilan edilmiĢse, kaldırılması da ilan edilir. Kısıtlamanın en
önemli sonucu, kısıtlanan kiĢinin fiil ehliyetinin sınırlandırılması ya da kalkmasıdır.
Haklı bir neden olmadıkça, sulh yargıcı vasi atarken, kısıtlının ya da ana babanın isteklerini
de göz önünde tutar ve onların gösterdiği kiĢiyi ve de öncelikle eĢini veya yakın hısımlarından
birini, vasilik koĢullarına sahip olmaları kaydıyla tercihen vasiliğe atar.
Vesayetin kamu görevi niteliği vardır ve kanunda belirtilen istisnai durumlardan biri
bulunmadıkça, vasi olarak atanan kiĢi bunu kabul zorundadır. Ġstisnai olarak;
-AltmıĢ yaĢının dolduranlar,
- Dörtten çok çocuğun velisi olanlar,
-Üzerinde vasilik görevi bulunanlar,
-Özürleri ya da hastalıkları sebebiyle bu iĢi güçlükle yapabilecek olanlar,
-CumhurbaĢkanı, TBMM ve Bakanlar Kurulu üyeleri ile hakimlik ve savcılık mesleği
mensupları,
vasiliği kabul etmeyebilirler.
Vasiyi, vesayet altına alınacak olan kiĢinin ikametgâhı sulh mahkemesi atar (TMK. Md.411,
413).
Velayet ile Vesayet arasındaki baĢlıca farklar
Velayet ve vesayet arasındaki farklar, doğuĢları, tabi tutulan kimseler, kiĢi üzerindeki vazife
ve yetkiler, mallar üzerindeki vazife ve yetkiler, temsil yetkisi ve sona ermeleri bakımından
farklılıklar bulunmaktadır.
1) Velayet hısımlıktan doğar, vesayet mahkeme kararı ile doğar.
2) Velayet küçükler içindir vesayet kısıtlılar içindir.
3) Velinin çocuğa ait yetki ve görevlerinin kapsamı vasiye göre daha geniĢtir. Veli kendi
imkanları ile çocuğun yetiĢtirilmesini, bakımını, geçimini -vasinin aksine- sağlamak zorundadır.
4) Veli, küçüğün malları üzerinde mahkemeye hesap vermez, çocuğun malları üzerinde
çocuğun yararına olarak tasarruf eder, yaptığı hizmetler için ücret istemez. Vasi ise vesayet
altındaki kiĢinin malları için defter tutar, sulh hakimine hesap verir. Mallar üzerinde kural olarak tek
baĢına tasarruf edemez, yaptığı hizmetler için ücret talep eder.
5) Velayet kanundan doğduğundan -vasinin aksine- velinin azli ve istifası mümkün değildir.
6) Veli, temsil yetkisini kullanırken kural olarak mahkemenin iznini almak zorunda değildir.
Ancak, vasi bazı iĢlemleri yaparken sulh, bazı iĢlemleri yaparken sulh ve asliye mahkemesinin
iznini almak zorundadır.
Vesayeti Sona Erdiren Nedenler
1) Vesayet altına alınan kiĢiye iliĢkin sebepler
a) Kendiliğinden sona erme, (ölüm, erginlik, hapis halinin sona ermesi, evlat edinilme gibi)
b) Mahkeme kararı ile sona erme (Kısıtlılık sebebinin sona ermesi ile)
2) Vasilik sıfatını sona erdiren sebepler (vasinin kısıtlanması, ölümü, vesayet süresinin sona
ermesi, görevden çekilme, görevden alınma gibi)
KAYYIMLIK
Kayyım, sınırlı olarak bir görev sahası içinde görev yapan bir vesayet organıdır. Vasinin
aksine, kayyım sadece bir malın idaresi veya belli bir veya birkaç iĢin görülmesi için sulh
mahkemesi tarafından tayin olunur. Kendisine kayyım tayin edilen kiĢinin fiil ehliyeti değiĢmez.
195
Medeni Kanun‘da iki çeĢit kayyımlık düzenlenmiĢtir. Temsil kayyımlığı ve yönetim
kayyımlığı Ģeklinde.
Temsil kayyımlığında kayyım, bir kiĢinin muayyen bir veya birkaç iĢini görmek maksadıyla
tayin olmuĢtur. Temsil kayyımının görevleri TMK. 426 ncı maddesinde sayılmıĢtır.
Yönetim kayyımlığında ise,malların idare ve muhafazası için gerekli hukuki iĢlemleri yapmak
üzere yönetim kayyımı atanır. Hangi hallerde yönetim kayyımı tayin edileceği Kanunda tek tek
belirtilmiĢtir. (TMK. 427)
YASAL DANIġMANLIK
Bir kimsenin kısıtlanmasına yeterli sebep olmamakla birlikte, medeni haklarını kullanma
ehliyetinin bazı yönlerden sınırlanması kiĢinin menfaatine olması halinde, o kiĢiye yasal danıĢman
atanır. (TMK. 429) Kendisine yasal danıĢman tayin edilen kiĢi, sınırlı ehliyetliler grubuna girer.
Medeni Kanun‘un 429 uncu maddesini birinci fıkrasında 9 bent halinde sayılan iĢlemleri
sınırlı ehliyetli kendi baĢına yapamaz. Bu iĢlemlerin geçerli olması, yasal danıĢmanının iĢleme onay
vermesine bağlıdır. Yasal danıĢman, yasal temsilciden farklı olarak bu iĢlemleri tek baĢına
yapamaz. (Örnek, sınırlı ehliyetli bir kiĢi, bir baĢka kiĢiye kefil olmak isteğinde, yaptığı kefalet
akdinin geçerliliği sınırlı ehliyetli kiĢinin yasal danıĢmanının iĢleme icazet vermesine bağlıdır)
196
MİRAS HUKUKU
197
Miras hukuku,bir kimsenin ölümü yada gaipliğine karar verilmiĢ olması halinde onun para ile
ölçülebilen hak ve borçlarının kimlere,ne oranda ve nasıl geçeceğini düzenleyen kurallardır.
Mirasın konusu; taĢınır ve taĢınmaz mallar ile hak, alacak ve borçlardan ibarettir. Ancak intifa
(faydalanma) hakkı ile sükna (oturma) hakkı mal varlığından sayıldığı halde, mirasın konusuna
girmezler.
Zilyetlik ise mirasın konusuna girer.
Tereke; Mirasın konusunu oluĢturan taĢınır, taĢınmaz mallarla hak, alacak ve borçların
toplamına denir. Bunların mirasçılara geçmesine ise miras denir
Muris (Miras Bırakan); Terekeyi bırakan gerçek kiĢiye denir.
Varis (Mirasçı);Terekeyi-mirası alan gerçek ve tüzel kiĢilere denir.
Mirasın Önemi; Miras insan karakterinin bir neticesidir. Kendisinden sonra gelenlere bir Ģey
bırakmak canlılar için doğaldır. Bu his çalıĢmak kazanmak ve biriktirmek arzusunu doğurur. KiĢi
malını israf etmez.
Miras Hukukunun Ġncelenmesi
TaĢınmaz mal iktisabı için tapu siciline tescil Ģarttır. Ancak tescilden evvel de miras,cebri
icra, mahkeme ilamı, kamulaĢtırma ve iĢgal gibi yollarla mal iktisap edinilebilir, mal kazanılır,
Bununla beraber temliki tasarruf (mülkiyet devir) için tapu siciline kayıt Ģarttır.
Ölüm olayı Medeni Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten önce ise, veraset senedi istenemez.
Ölüm vukuunu ve mirasçıların kimlerden ibaret olduğunu mahalle veya köy ihtiyar kurulu
tarafından verilen ilmühaberle tevsik olunur. Mirasçıların pay miktarları Tapu Sicil Memuru veya
Müdürü tarafından verilir. Kadastro ve Tapulama çalıĢmaları sırasında, ölümün meydana geldiği
tarihe ve taĢınmazın cinsine göre gerekli miras ve intikal iĢlemleri uygulanacaktır.
Görüldüğü üzere; Medeni Kanundan önceki ölüm olaylarında iĢlemleri yapılmamıĢ
intikallerle, Tapulama ve Kadastro çalıĢmalarında, ölümün meydana geldiği tarihe göre o tarihlerde
yürürlükte bulunan kuralların uygulanması gerekmektedir.
Miras Hukukumuzun Özellikleri
Miras Hukukumuzun hükümleri, daha çok aileyi koruyucu ve mirasın aile dıĢına çıkmasını
engelleyici mahiyettedir. Bir gerçek kiĢinin ölümü durumunda, terekenin kimlere kalacağı açıkça
Kanunda yazılmıĢtır. Bunlar; yakın kan bağı akrabaları, eĢ ve evlatlıktır.
Miras bırakanın kendi iradesi ile mirasçı tayin etmesine (ölüme bağlı tasarruflar) ise, sınırlı da
olsa izin verilmektedir.
Miras Prensipleri ( Külli ve Cüzi Halefiyet Prensibi ) ;
Külli Halefiyet Prensibi :
Miras, murisin ölümü anından itibaren mirasçılara bir bütün halinde geçer. Miras tescilsiz
iktisaplardan olup, özellikle kanuni mirasçılar, külli haleftir.
Miras, mirasçılara kendiliğinden geçtiği için taĢınmazlarda tescil, taĢınırlarda teslim gibi
herhangi bir hukuki iĢleme gerek yoktur.
Borçlara tereke kafi gelmezse, mirasçılar kendi mallarıyla hudutsuz ve müteselsilen
(zincirleme) sorumludurlar. Mirasçıların her biri, borcun tamamından hisseleri oranında, kendi Ģahsi
mallarıyla sorumludur.
Cüzi Halefiyet Prensibi :
Terekeye dahil mallardan bir veya bir kaçına mirasçı olunması, cüzi halefiyettir.
Cüzi halefler, terekenin borçlarından, en fazla, kendilerine intikal eden mal kadar sorumlu
olup, kendi Ģahsi mal varlıkları ile sorumlu tutulamazlar.
Örneğin, terekeye dahil bir arabanın vasiyet yolu ile bir kiĢiye bırakılmasında, bu kiĢi cüzi
haleftir.
198
MĠRASÇILAR :
Mirasçılık; ya kanundan doğar veya miras bırakanın iradesinden doğar. Mirasçılık sıfatını
kanun hükümlerine göre kazananlara kanuni mirasçı denir. Murisinden önce ölen kanuni mirasçının
yerine varsa füru (altsoyu) geçer. Miras bırakanın iradesine göre mirasçılık sıfatının kazananlara da
iradi mirasçı denir. Yani bunlar miras bırakanın yapmıĢ olduğu ölüme bağlı tasarrufla (vasiyet ve
miras mukavelesiyle) mirasçı tayin edilmiĢtir. Ġradi mirasçı, muristen evvel ölmüĢse, miras onun
füruna (altsoyuna) geçmez.
KANUNĠ MĠRASÇILAR ;
Bunlar evvela "mahfuz hisseli mirasçılar" ve ― mahfuz hisseli olmayan mirasçılar" olmak
üzere ikiye ayrılır. Terekeden belirli bir payı almaları kanun tarafından güvence altına alınmıĢ
mirasçılara mahfuz hisseli (saklı hisseli) mirasçılar, diğerlerine de mahfuz hissesi bulunmayan
kanuni mirasçı denir. Kanuni Mirasçılık; kan bağına, akdi ve tâbiiyet (uyrukluk) bağına dayanır.
A-Kan Bağına Dayanan Kanuni Mirasçılık ;
Birbirine kan bağı ile bağlı bulunanlar, yani kan hısımları arasındaki mirasçılıktır. Kan bağına
dayalı kanuni mirasçılıkta Zümre sistemi benimsenmiĢtir.
Zümre, bir kiĢiden türeyen kimselerin, o kiĢi ile birlikte oluĢturduğu topluluğa verilen addır.
Murisin Usulü (üstsoyu) ve füru (altsoyu) olan kan hısımları, mirasçı olmaları bakımından 3
zümreye ayrılmıĢtır. Murisin altsoyu 1. zümre, üstsoyu ise 2. ve 3. zümre olarak mirasçı
olabilmektedirler.
1 ) I. Zümre (Derece) Kanuni Mirasçılar;
Miras bırakanın 1.derecedeki mirasçıları füru‘dur. Füru, çocuklar, torunlar, torun çocukları
olarak gider.
Altsoyun, kendisine mirasçı olacağı kimseye hukukî sonuçlar doğuracak soy bağı ile de bağlı
olması da gerekir.
2) II. Derece (Zümre) Kanuni Mirasçılar : Bunlar, murisin anne ve babası ile bunların füru
(altsoyu) dur. EĢit olarak miras alırlar. Miras bırakandan evvel vefat eden ana ve baba halefiyet
yoluyla kendi mirasçıları tarafından temsil olunur. Yani bunların füru (kardeĢler ve bunların altsoyu)
onların yerine geçer. Bir tarafta hiç mirasçı bulunmadığı takdirde bütün miras diğer tarafa geçer.
3) III. Derecede (Zümre) Kanuni Mirasçılar : Bunlar, murisin büyük anne ve babaları ile
bunların füru (altsoyu) dur. Yani hala, dayı, amca ve teyze ile bunların çocukları,torunlarıdır. Bunlar
da eĢit olarak miras alırlar.
Muristen evvel ölen büyük baba ve büyük ana halefiyet yoluyla kendi füru tarafından temsil
olunur. Onların yerine altsoyu (hala, amca,dayı,teyze ve bunların füruları) geçer. Bir tarafta mirasçı
yoksa miras diğer tarafa geçer.
Zümre Mirasçılığının Prensipleri ;
Zümreler arası sıra prensibi
Zümreler arasında bir sıra vardır. 1. Zümrede mirasçı varken, 2. ve 3. zümredekiler mirastan
pay alamazlar.
Zümre içi sıra prensibi
Zümrelerin içinde de bir sıra vardır. Zümre içinde murise daha yakın kan bağı olan kiĢiler
varken, daha uzak olan kiĢiler mirasçı olamazlar. Örneğin murisin çocukları varken, torunları
mirastan pay alamazlar.
Kök içinde halefiyet prensibi
Zümre içinde mirasçılardan bir veya birkaçı muristen evvel ölmüĢlerse ve kendilerini temsil
edebilecek füruları da varsa, miras bu fürulara geçer. Murisinden önce ölen mirasçının füru yoksa,
hissesi, zümre içindeki diğer kanuni mirasçılara geçer.
Bir tarafa dahil zümrede mirasçı yoksa, mirasın tamamı diğer taraf­
taki zümrede bulunan mirasçılara ait olur.
Yarım kan hısımlar, sadece miras bırakanla ortak asıldan miras payı
alırlar.
199
Zümre içi halefiyet kuralının uygulanması gereğince, tam kan hısımları ile yarım kan
hısımları farklı miras payları alabilirler.
Miras bırakanla birden fazla hısımlık bağı olanlar, her hısımlık bağı için ayrı ayrı miras
payı alırlar.
Kayın (Sıhri) hısımların halefiyet yoluyla mirasçı olabilmeleri mümkün değildir.
Zümre içi halefiyet yoluyla sadece kan hısımları mirasçı olabilir. Bu yolla ne miras bırakanın
kendi kayın hısımlarının ne de kan hısımlarının kayın hısımları mirasçı olabilir. Örneğin miras
bırakanın oğlu veya kızı kendinden önce ölmüĢ ise, onların eĢleri yani gelin veya damatları
halefiyet yoluyla mirasçı olamazlar. Aynı kural atanmıĢ (iradi) mirasçı ve vasiyet alacaklıları içinde
geçerlidir. (Ancak ölümle bağlı tasarruf ile miras bırakan aksini öngörebilir.)
B-Uyrukluk Bağına Dayanan Devletin Mirasçılığı
Murisin 3 zümrede mirasçısı, eĢi, evlatlığı yoksa; keza muris de herhangi bir kimseyi mirasçı
tayin etmemiĢse, mirası Devlete geçer. Devlet, murisin borçlarından, kendine intikal eden değerler
kadar sorumlu olup,mirasın Devlete geçmesi halinde sulh mahkemesi re‘sen terekenin resmi
defterini düzenler.
C-Akdi Bağa Dayanan Mirasçılık ;
Sağ kalan eĢin mirasçılığı ; Her Ģeyden önce,sağ kalan diğer eĢin mirasçı olabilmesi için,
muris ile arasında geçerli bir evliliğin bulunması ve ölüm anında bu evliliğin devam ediyor olması
gerekir. BoĢanma davaları devam ederken, karar kesinleĢinceye kadar, eĢler birbirinin mirasçısı
olurlar.
Eş, tek başına ise, mirasın tamamını alır.
Eş, altsoy ile birlikte mirasçı ise, mirasın ¼ ünü alır.
Eş, miras bırakanın ana baba zümresi ile mirasçı olursa, mirasın ½ sini alır.
Eş, üçüncü zümre mirasçıları olan büyük anne ve babalar veya bunların çocukları ile birlikte
mirasçı olursa, mirasın ¾ ünü alır.
Büyük anne ve babalar ile bunların çocuklarının olmaması durumunda ise, mirasın tamamı
eĢe kalmaktadır.
BoĢanmanın kesinleĢmesi halinde, eĢ lehine yapılan ölüme bağlı tasarruflar aksi
kararlaĢtırılmadıkça hükümsüz olur.
Evlatlığın mirasçılığı ;
Evlatlık ve altsoyu, kendini evlat edinene kan hısımı gibi mirasçı olurlar. Ayrıca evlatlığın
kendi ailesinden olan mirasçılık hakları da devam eder. Buna ―çifte mirasçılık‖ denir.
Evlatlık, sadece kendini evlat edinenin mirasçıdır. Evlat edinen ve hısımları ise, evlatlığa
mirasçı olamazlar. Bu sebeple evlatlığın mirasçılığı, tek taraflı bir mirasçılıktır.
Evlatlığın muristen önce ölümü halinde, evlatlığın altsoyu halefiyet yoluyla evlatlığın yerine
geçer, evlatlığın altsoyu bulunmuyorsa miras murisin diğer mirasçılarına intikal eder.
III.ĠRADĠ MĠRASÇILIK (ÖLÜME BAĞLI TASARRUFLAR)
Murisin iradesinden doğan ve neticesi onun ölümüyle meydana gelen mirasçılığa "iradi
mirasçılık ya da ölüme bağlı tasarruftan doğan mirasçılık" denir.
A-ġekli Anlamda Ölüme Bağlı Tasarruflar ;
Hangi tür ölüme bağlı tasarruf olursa olsun, bunlar ya Vasiyetname ya da Miras Mukavelesi
Ģeklinde yapılır.
1) VASĠYETNAME
Vasiyetname yapma ehliyeti ;
Vasiyetname yapabilmek için, temyiz kudretine sahip olmak ve 15 yaĢını bitirmiĢ olmak
yeterlidir.
Tek taraflı bir hukuki iĢlemdir. (Vakıf kurma ve vasiyet görevlisi tayini gibi) Bu nedenle her
zaman vasiyetten dönülmesi (cayma) mümkündür. Vasiyetnamenin imha edilmesi, kaybedilmesi
veya sonraki bir vasiyetname ile…Muris mahfuz (saklı) hisse kurallarına uyarak, bu yolla ölüme
bağlı tasarruflarda bulunabilir.
200
Vasiyetname ÇeĢitleri ;
a) El yazısı ile vasiyetname
1-BaĢtan sonuna kadar murisin el yazısı ile yazılmıĢ olmalıdır. Daktilo baĢka tür makinelerle
yazılan vasiyetnameler geçersizdir. El yazısıyla olmak koĢuluyla eski yazı ile ve her dilden
yazılabilir. Okuma yazma bilmeyenler el yazısıyla vasiyet yapamazlar.
2-Vasiyetnameyi yapan (vasiyetçi) tarafından vasiyetname, gün ay ve yıl olmak üzere el yazısı
ile tarihlendirilmelidir.Tarih atılmazsa tarihi belirlenebilecek belli olay ve günler yazılırsa (örneğin
cumhuriyetin ilanı gibi) o vasiyetname geçerli olur.
3-Vasiyetnamenin altı vasiyetçi tarafından imzalanmalıdır. Parmak basmak veya mühür
kullanmak geçersizdir.
4-Vasiyetname yapma iradesi olmalıdır. Tehdit ve zorla yaptırılan vasiyetnameler geçersizdir.
Vasiyetname muhafaza edilmek üzere notere, sulh hakimine veya yetkili memura bırakılabilir. Bazı
Yargıtay kararlarında ise bırakılmazsa, hükümsüz olmayacağı hüküm altına alınmıĢtır.
b) Resmi vasiyetname
Resmi vasiyetname iki tanığın katılması ile resmi makamlarca düzenlenir. Bunlar, Noterler,
Sulh Hakimi veya kanunen görevli makamlardır. Resmi vasiyetname resmi senet niteliğindedir.
c)-Sözlü Vasiyetname
Sözlü vasiyet Ģekline yakın ölüm tehlikesi, ulaĢımın kesilmesi hastalık savaĢ gibi olağanüstü
durumlar yüzünden resmi veya el yazılı vasiyetname yapılamıyorsa baĢvurulabilir.
Sözlü vasiyette vasiyetçi son arzularını iki tanık huzurunda beyan eder. Bunlarda vasiyetçinin
beyanını hemen sulh veya asliye hâkimine bildirirler. Böyle bir vasiyet silah altındaki asker
tarafından yapılmıĢsa teğmen veya daha yüksek rütbeli bir subay, ülke sınırları dıĢında seyreden bir
ulaĢım aracında bulunuyorsa, o aracın sorumlu yöneticisi; sağlık kurumlarında tedavi edilmekteyse
sağlık kurumunun en yetkili yöneticisi hakim yerine geçer.
2-MĠRAS MUKAVELESĠ ( SÖZLEġMESĠ ) ;
Miras Mukavelesi yapma ehliyeti ;
Miras sözleĢmesi yapabilmek için ayırt etme gücüne sahip ve ergin olmak, kısıtlı
bulunmamak gerekir. (Mirastan feragat/mirastan vazgeçme mukavelesi, miras sözleĢmesi gibi)
Miras mukavelesinin Ģekli ;
Ancak resmi vasiyetname biçiminde yapılabilir.
Miras mukavelesi; mirasçılar veya 3.Ģahıslar ile muris arasında yapılır.
Miras Mukavelesinin sona ermesi
1- Tek taraflı bir irade ile sona erebilir.
2- Miras mukavelesi anlaĢma ile sona erer.
3- KarĢılıklı edaların (edimlerin) ifa edilmesi ile miras mukavelesi feshedilebilir.
4- Miras mukavelesinde mirasçı tayin edilen veya lehine vasiyet yapılan, muristen evvel
ölürse sona erer.
Miras bırakanın yanılma, aldatma, korkutma veya zorlama etkisi altında yaptığı ölüme bağlı
tasarruf geçersizdir.
B-Maddi Manada Ölüme Bağlı Tasarruflar
1- ġartlı ve mükellefiyetli ölüme bağlı tasarruflar,
2- Mirasçı nasbı (mirasçı tayini),
3- Muayyen maldan tasarruf (belli mal vasiyeti),
4- Alelade ikame (yedek mirasçı tayini),
5- Fevkalâde ikame ( art mirasçı tayini),
6- Miras hakkından ıskat,
7- Mirastan feragat (vazgeçme) mukavelesi,
8- Ölüme bağlı tasarruftan rücu (cayma),
9- Vasiyeti tenfiz memuru (vasiyeti yerine getirme görevlisi) tayini gibi külli tasarruflar
ile, miras hukukuna girmeyen;
10- Vakıf kurma,
201
11- Evlilik dıĢı doğan çocuğun tanınması gibi ölüme bağlı tasarruflar yapabilir.
IV.ÖLÜME BAĞLI TASARRUFLARIN ĠPTALĠ VE DAVADAKĠ ĠPTAL SÜRELERĠ
1- Tasarruf ehliyetinin bulunmaması (temyiz kudretinin bulunmaması gibi),
2- ġekil noksanlığı (Ölüme bağlı tasarrufların vasiyet ve miras mukavelesi Ģeklinde
yapılmamıĢsa),
3- Hata, hile, tehdit, korkutma(tehdit-cebir) gibi irade sakatlığı olursa,
4- Ölüme bağlı tasarruf kanuna, ahlaka ve adaba aykırı olursa (Yani bir miktar parasını
uyuĢturucu madde yapımı için vermek, ahlaka aykırı kitaplar basmak için tahsis etmek gibi),
Bu gibi durumlarda yapılan ölüme bağlı tasarruflar iptal edilir.
Tasarrufun iptalinde menfaati bulunan mirasçı veya vasiyet alacaklısı davacının tasarrufu,
iptal sebebini ve kendisinin hak sahibi olduğunu öğrendiği tarihten baĢlayarak 1 yıl ve her halde
vasiyetnamelerde açılma tarihinin diğer tasarruflarda ise mirasın geçmesi tarihinin üzerinden, iyi
niyetli davalılara karĢı 10 yıl, iyi niyetli olmayan davalılara karĢı 20 yıl geçmekle düĢer.
V.ÖLÜME BAĞLI TASARRUFLARDA, TASARRUF SERBESTÎSĠNĠN HUDUDU
Muris tarafından ölüme bağlı tasarruflarla baĢkasına verilmesi Medeni Kanunumuzca izin
verilmeyen miras payının bir kısmına mahfuz (saklı) hisse, bu saklı hisseyi alan mirasçılara da
mahfuz hisseli mirasçılar (Murisin füru, ana ve babası ve sağ kalan eĢidir.) denir.
Arta kalan ve murisin serbestçe tasarruf edebildiği miras kısmına da tasarruf nisabı denir.
Tasarruf özgürlüğü, terekeden saklı paylar toplamı çıkarıldıktan sonra kalan tereke değeri
üzerindeki tasarruf özgürlüğünü ifade eder.
Mahfuz hisseli mirasçılar ile mahfuz hisseleri
Altsoy için yasal miras payının yarısı,
Ana babadan her biri için yasal miras payının dörtte biri,
Sağ kalan eĢ altsoy veya ana baba zümresi ile birlikte mirasçı ise yasal miras payının tamamı,
diğer hallerde yasal miras payının dörtte üçü.
Tasarruf Nisabının Hesaplanması :
Tasarruf nisabı, murisin mal varlığı üzerinde serbestçe tasarruf edebileceği kısımdır.
Yani terekenin net aktifi - mahfuz hisseler toplamı. Terekenin net aktifi için; murisin ölüm
günündeki taĢınır ve taĢınmaz mallarının satıĢ bedelleri ile alacakları hesaplanır. Pasifi için de;
murisin borçları, cenaze masrafları, terekeyi mühürlemek ve defterini tutmak için yapılan masraflar
ve miras bırakan ile birlikte yaĢayan ve onun tarafından bakılan kimselerin üç aylık geçim
giderleri hesap edilir. Aktifler toplamından pasifler toplamı çıkarılınca da, tasarruf nisabının
hesaplanmasına esas olan safi tereke bulunur. Ancak safi terekeye bazı değerler ilave edildikten
sonra bulunan değer esas alınmak suretiyle tasarruf nisabı hesaplanır.
TENKĠS DAVASI ;
Saklı paylarının karĢılığını alamayan mirasçılar, miras bırakanın tasarruf edebileceği kısmı
aĢan tasarruflarının tenkisi isteyebilirler. Yani miras bırakan, saklı paylı mirasçılarının saklı
paylarına, her hangi bir ölüme bağlı tasarrufla tecavüz ederse, bu mirasçılar tenkis davası açarak
tecavüz edilmiĢ haklarını isteyebilirler.
Medeni Kanunun 571 nci maddesine göre; Tenkis davası açma hakkı, mirasçıların saklı
paylarının zedelendiğini öğrendikleri tarihten baĢlayarak 1 yıl ve herhalde vasiyetnamelerde açılma
tarihinin üzerinden 10 yıl geçmekle düĢer.
VI.MĠRASIN ĠNTĠKALĠ VE MĠRASIN AÇILMASI
Mirasın intikali için murisin ölmüĢ veya gaipliğine karar verilmiĢ olması gerekir. Mirasın
açılması ise, ölüm ve gaiplik kararı ile olur. Miras, mirasçılara kendiliğinden intikal eder. Mirasın
açıldığı anın önemi vardır. Çünkü kimlerin mirasçı olacağı bu ana göre tayin edilir.
Birbirine mirasçı olanlar için ölüm anının önemi vardır. Bir trafik kazasında olduğu gibi
birbirine mirasçı olanların (örneğin karı kocanın) hangisinin evvel ve hangisinin sonra öldüğü tespit
edilemezse, her ikisi de birlikte ölmüĢ sayılır. Buna ― Birlikte ölüm karinesi ― denir. Bu gibiler
birbirine mirasçı olamazlar ve herkesin mirası kendi mirasçılarına geçer.
Ölümüne muhakkak nazarla bakılan ve cesedi de bulunmayan kimseler ölmüĢ sayılır ve ölüm
kaydına mahallin en büyük mülki amirinin emriyle ölüm kaydı iĢlenir. (Ölüm karinesi)
202
Gaibin mirası
Hakkında gaiplik kararı verilmiĢ bir kimsenin mirasçıları veya mirasından hak sahibi olan
kiĢiler, tereke malları kendilerine teslim edilmeden önce bu malları, ileride ortaya çıkabilecek üstün
hak sahiplerine veya gaibin kendisine geri vereceklerine iliĢkin güvence göstermek zorundadırlar.
Bu güvence, ölüm tehlikesi içinde kaybolma durumunda 5 yıl, uzun zamandan beri haber
alınamama durumunda 15 yıl ve her halde en çok gaibin 100 yaĢına varmasına kadar geçecek süre
için gösterilir. 5 yıl, tereke mallarının tesliminden; 15 yıl son haber tarihinden baĢlayarak hesaplanır.
Gaip ortaya çıkarsa veya üstün hak sahibi olduklarını ileri sürenler bu sıfatlarını ispat
ederlerse, tereke mallarını teslim almıĢ olanlar, aldıkları malları zilyetlik kuralları uyarınca geri
vermekle yükümdürler.
Mirasçının gaip olması ;
Ortada bulunmayan ve mirasın açıldığı anda sağ olup olmadığını ispat edilemeyen mirasçının
miras payı resmen yönetilir. Mirasın açıldığı anda ortada bulunmayanın sağ olmaması halinde onun
miras payı kendilerine kalacak olanlar, gaipliğe iliĢkin sürelere ve usule uyarak o kimsenin
gaipliğine karar verilmesini ve miras payının kendilerine teslimini isteyebilirler.
Mirasa hak kazanma ;
Mirasa ehliyet, mirastan kanuni veya mansup (tayin edilmiĢ, atanmıĢ) mirasçı olarak veyahut
da lehine vasiyet yapılmıĢ kimse (musaleh) olarak istifade edebilmektir. Bunun için murisin ölümü
anında hayatta olunmalı ve mirastan mahrum bulunmamalıdır.
a) Murisin ölümü anında hayatta olmak: Mirasçı, murisin ölümü esnasında hayatta olup da
bir dakika sonra ölmüĢ olsa dahi mirasçı olur. Miras hakkı kendi mirasçılarına kalır. Muristen önce
ölenler mirasçı olamazlar.
Ceninin Mirasçılığı; Mirasçı olabilmek için murisin ölümünde hayatta olmak gerekir.
Ancak, kanunumuz sağ doğmak Ģartıyla ana karnındaki çocuğun (ceninin) mirasçı olmasını kabul
etmiĢtir. Ölü olarak doğarsa mirasçı olamaz. Mirasçılar arasında cenin bulunursa mirasın taksimi
onun doğumuna kadar geri bırakılır.
Ölüme bağlı tasarruflarla kendilerine mal vasiyet edilen kimselerin de (musalehin de) murisin
ölümü anında hayatta olmaları icap eder. Aksi taktirde baĢka türlü anlaĢılmıyorsa vasiyet olunan
mal terekeye döner. Muris ölüme bağlı bir tasarrufla bir dernek veya Ģirketi mirasçı tayin
edebileceği gibi, onlara terekesinden bir malda vasiyet edebilir.
b) Mirastan mahrum bulunmamak : Kanuni ve Ġradi mirasçılıktan istifade için mirastan
mahrum olmamak lazımdır. Mirastan mahrum olanlar sanki muristen önce ölmüĢ gibi miras
paylaĢtırmasında hesaba katılamazlar. Onların yerini altsoyu alır.
Mirastan mahrum olma sebepleri ;
1- Kasten veya haksız yere murisini öldüren ve öldürmeye teĢebbüs edenler,
2- Kasten veya haksız yere murisin ölüme bağlı tasarrufta bulunamayacak hale getirenler,
3-Aldatma zorlama veya korkutma yoluyla bir ölüme bağlı tasarrufa etki etmek,
4- Miras bırakanı artık yeniden yapamayacağı bir durumda ve zamanda ölüme bağlı bir
tasarrufu kasten veya hukuka aykırı olarak ortadan kaldıranlar veya bozanlar.
Mirastan mahrumiyet, kanundan dolayı meydana gelir. Bunların füru, mahrum olan sanki
muristen önce ölmüĢ gibi, mirasçı olurlar. Mirastan mahrum olanları murisleri af ederse mirasçı
olabilirler.
MĠRASÇILIKTAN ÇIKARMA (ISKAT)
Murisin, mahfuz hisseli bir mirasçısını kanunda sayılan sebepler dolayısıyla ve ölüme bağlı
tasarrufla (vasiyetname) mirasçılıktan çıkarmasıdır.
A-Mirastan Cezai Iskat Sebepleri ;
a) Mirasçı, miras bırakana veya miras bırakanın yakınlarından birine karĢı ağır bir suç
(öldürme, dolandırıcılık gibi suçları niĢanlısına, dadısına dostu gibi yakınlarına karĢı) iĢlemiĢse,
b) Mirasçı, miras bırakana veya miras bırakanın ailesi üyelerine karĢı aile hukukundan doğan
yükümlülüklerini önemli ölçüde yerine getirmemiĢse, ( Aile hukukundan doğan infak ve iaĢe borcu,
karı koca arasında yardım ve sadakat borcu gibi ödevlerin yerine getirilmediği zaman),
Mirasçılıktan çıkarılan kimse, mirastan pay alamayacağı gibi, tenkis davası da açamaz.
203
Miras bırakan baĢka türlü tasarrufta bulunmuĢ olmadıkça, mirasçılıktan çıkarılan kimsenin
miras payı, o kimse miras bırakandan önce ölmüĢ gibi, mirasçılıktan çıkarılanın varsa altsoyuna,
yoksa miras bırakanın yasal mirasçılarına kalır.
Iskat sebebinin varlığı ispat edilmemiĢ veya çıkarma sebebi tasarrufta belirtilmemiĢse
tasarruf, mirasçının saklı payı dıĢında yerine getirilir.
Ancak, miras bırakan bu tasarrufa çıkarma sebebi hakkında düĢtüğü açık bir yanılma
yüzünden yapmıĢsa, çıkarma geçersiz olur.
B- Koruyucu Iskat ( Aciz Sebebi ile Iskat )
Miras bırakan, mahfuz hisseli mirasçılarının menfaati icabı onları mirastan ıskat eder.
Elinde borç ödemeden aciz belgesi olan altsoyun mahfuz hissesinin yarısı ıskat edilebilir.
Ancak miras bırakanın, bu yarıyı mirasçılıktan çıkarılanın doğmuĢ veya doğacak çocuklarına
özgülemesi Ģarttır.
MĠRASIN REDDĠ
Yasal ve atanmıĢ (mansup) mirasçılar mirası reddedebilirler.
Ölümü tarihinde miras bırakanın ödemeden aczi açıkça belli veya resmen tespit edilmiĢse,
miras reddedilmiĢ sayılır
Miras üç ay içinde reddolunabilir. Bu süre, yasal mirasçılar için mirasçı olduklarını daha sonra
öğrendikleri ispat edilmedikçe miras bırakanın ölümünü öğrendikleri tarihten baĢlar. Vasiyetname
ile atanmıĢ mirasçılar için, miras bırakanın tasarrufunun kendilerine resmen bildirildiği tarihten
iĢlemeye baĢlar.
Mirasın reddi, mirasçılar tarafından sulh mahkemesine sözlü veya yazılı beyanla yapılır.
Reddin kayıtsız ve Ģartsız olması gerekir. Sulh hakimi, durumu bir tutanakla tespit eder. Ret eden
mirasçı isterse, kendisine reddi gösteren bir belge verilir
Yasal süresi içinde mirası reddetmeyen bir mirasçı, mirası kayıtsız Ģartsız kazanmıĢ olur
Mirası ret edemeden ölen mirasçının ret hakkı, kendi mirasçılarına geçer
Yasal mirasçılardan biri mirası ret ederse onun payı, miras açıldığı zaman kendisi sağ
değilmiĢ gibi, hak sahiplerine geçer. En yakın yasal mirasçıların tamamı tarafından reddolunan
miras, Sulh Mahkemesince iflas hükümleri uyarınca tasfiye edilir. Tasfiye sonunda arta kalan
değerler, mirası reddetmemiĢ gibi hak sahiplerine verilir.
Yine altsoyun tamamının mirası reddetmesi halinde, bunların payı sağ kalan eĢe geçer
MĠRASÇILIK BELGESĠ ( VERASET BELGESĠ )
BaĢvurusu üzerine, yasal mirasçı oldukları belirlenenlere, sulh mahkemesince, mirasçı
olduklarını gösterir bir belge verilir. Bu belgede, kimlerin, ne oranda mirasçı oldukları gösterilir. Bu
bir ilam değildir, durumu tespit eden bir belgedir. Her zaman aksi iddia ve ispat edilebilir. Sulh
mahkemelerince verilir.
Tapu Kanunda değiĢiklik yapılmasını öngören 6302 sayılı Kanunun ek 1. maddesi gereği,
ölüm tarihinden itibaren en geç iki yıl içinde Tapu sicilinde mirasın intikali yapılmamıĢsa, tapu
müdürlüğü mirasçılık belgesi düzenlenmesi için yargıya baĢvurabilecektir.
VI. RESMĠ DEFTER TUTMA ;
KoĢulları ve Usulü ;
Mirası reddetmeye hakkı olan her mirasçı, terekenin resmi defterinin tutulmasını isteyebilir.
Defter tutma, mirasın reddine iliĢkin usule uyulmak sureti ile, bir ay içinde sulh hâkiminden
istenebilir. Mirasçılardan birinin defter tutma istemi, diğerleri hakkında da etkili olur.
Resmi defter sulh mahkemesince düzenlenir. Bu deftere terekeye ait aktif ve pasifler, takdir
edilen değerleri ile yazılır.
Miras bırakanın mali durumu hakkında bilgi sahibi olan herkes, sulh mahkemesi tarafından
istenen bilgiyi vermekle yükümlüdür. Alacaklılar ile borçlulara bir ay ara ile iki defa ilan yolu ile
çağrı yapılır. Sonuçta defter belirginleĢir ve taraflarca incelenir.
Sonuçları ;
Defter incelemesi bittikten sonra her mirasçı beyanda bulunmak üzere mahkemeye çağrılır.
Mirasçılardan her biri, tanınan süre içerisinde, mirası reddettiğini veya resmi tasfiye istediğini ya da
204
deftere göre veya kayıtsız Ģartsız kabul ettiğini beyan eder. Süresi içerisinde her hangi bir beyanda
bulunmayan mirasçı, mirası tutulan deftere göre kabul etmiĢ sayılır.
VII-MĠRASIN PAYLAġTIRILMASI ;
A-Miras Ortaklığı
Birden çok mirasçı bulunması halinde, mirasın intikal etmesinden paylaĢtırmaya kadar,
mirasçılar arasında terekedeki bütün hak ve borçları kapsayan bir ortaklık meydana gelir.
Mirasçılar terekeye elbirliği ile sahip olurlar, sözleĢme veya kanundan doğan temsil yada
yönetim yetkisi saklı kalmak kaydı ile, terekeye ait bütün haklar üzerinde birlikte tasarruf ederler.
-ELBĠRLĠĞĠ MÜLKĠYETĠNĠN PAYLI MÜLKĠYETE DÖNÜġTÜRÜLMESĠ1) Bir mirasçı, terekeye dâhil malların tamamı veya bir kısmı üzerindeki elbirliği mülkiyetin
paylı mülkiyete dönüĢtürülmesini istemesi halinde hâkim, diğer mirasçılara çağrıda bulunarak
belirleyeceği süre içinde itirazlarını yapmalarını ister. Yeterli bir itiraz olmaması halinde hâkim,
elbirliği mülkiyetini paylı mülkiyete çevirebilir.
2) 5831 sayılı Kanunun 8 nci maddesi ile 3402 sayılı Kadastro Kanununa ―Elbirliği
mülkiyetinin paylı mülkiyete dönüĢtürülmesi‖ baĢlığı ile eklenen Ek 3 ncü maddesi ―Bir mirasçı,
miras ortaklığından doğan elbirliği mülkiyetinin paylı mülkiyete dönüştürülmesi isteminde
bulunduğu takdirde tapu sicil müdürü, diğer mirasçılara çağrıda bulunarak belirleyeceği süre
içinde varsa itirazlarını bildirmeye davet eder. Tebligat masrafları ilgilisince karşılanır. Elbirliği
mülkiyetinin devamına yönelik bir itiraz ileri sürülmediği veya mirasçılardan herhangi biri
belirlenen süre içinde paylaşma davası açmadığı takdirde, istem konusu taşınmaz mal üzerindeki
elbirliği mülkiyeti paylı mülkiyete dönüştürülerek, hissedarlık esaslarına göre mirasçılar adına tapu
kütüğüne tescil edilir.‖ hükmü ile tebligat esasına dayalı elbirliği mülkiyetin paylı mülkiyete
dönüĢtürülmesi imkânı getirilmiĢtir.
B-Mirasın paylaĢtırılması
1) Rıza ile PaylaĢtırma ;
Mirasçılar isterlerse ve aralarında anlaĢırlarsa terekeyi paylaĢtırabilirler. Aksine hüküm
bulunmadıkça, paylaĢtırmanın nasıl yapılacağını serbestçe kararlaĢtırabilirler. PaylaĢtırma
sözleĢmesi yazılı Ģekilde yapılmalıdır. PaylaĢtırma, bir taĢınmazın parçalara ayrılıp mirasçılara
verilmek sureti ile yapılıyorsa, mirasçılar harita yapımı isteyebilirler. Mirasçıların her birine bir
taĢınmaz verilmek sureti ile yapılmakta ise, adi yazılı Ģekilde taksim mukavelesi yeterlidir.
TaĢınmazların paylaĢtırılmalarında, bütün mirasçıların bir tescil talebinde bulunmaları gerekir.
EĢlerden birinin ölümü halinde, tereke malları arasında ev eĢyası veya eĢlerin birlikte
yaĢadıkları konut varsa, sağ kalan eĢ bunlar üzerinde kendisine miras hakkına mahsuben mülkiyet
hakkı tanınmasını isteyebilir.
Miras bırakanın bir mirasçısında alacağı varsa, paylaĢma sırasında o mirasçının payından
mahsup edilir.
2) Mahkeme Kararı ile paylaĢtırma ;
Mirasçılar aralarında anlaĢamazlar ise, mahkemeden paylaĢtırmanın yapılmasını
isteyebilirler.Bu durumda hakim, mirasçıların ve tereke mallarının durumunu dikkate alarak
paylaĢtırmayı yapabilir.
205
CEZA HUKUKU
206
Suç adı verilen insan davranıĢını ve buna uygulanacak yaptırımı belirleyen hukuk kurallarının
tümü Ceza Hukuku olarak adlandırılmaktadır.
Suç ise ―kusur yeteneği‖ bulunan bir kimsenin tipe (Kanuni unsura) uygun, hukuka aykırı ve
kusurlu hareketidir.
765 sayılı eski Türk Ceza Kanunu suçları, ―cürümler‖ ve ―kabahatler‖ olmak üzere ikiye
ayırmıĢtı. 26.09.2004 tarihli 5237 sayılı yeni Türk Ceza Kanunu bu ayırıma yer vermemiĢtir.
Kabahat niteliğindeki suçların bir kısmı bu kanun kapsamında kalan suçlar olarak düzenlenmiĢ, bir
kısmı da 30.03.2005 tarihli 5326 sayılı Kabahatler Kanunu ile kabahat niteliğindeki suçlar olarak
idari yaptırım gerektiren fiillere dönüĢtürülmüĢtür. Ayrıca 5349 sayılı kanunla,kanunlarda ―hafif
hapis‖ veya ―hafif para‖ cezası olarak öngörülen yaptırımlar, idari para cezasına dönüĢtürülmüĢtür.
Ceza vermek yetkisi kiĢilerde değil Devlette bulunduğundan, Ceza hukuku, özel hukuk değil
kamu hukukunun içinde yer alır.
Yeni ceza hukuku iki kitaptan oluĢmaktadır. Birinci kitap genel hükümleri,ikinci kitap ise
Ceza özel hukukunu (Hayata, Vücut Dokunulmazlığına, Cinsel Dokunulmazlığa, ġerefe ve Mal
Varlığın karĢı suçları) düzenlemiĢtir.
Ceza Hukukuna egemen olan ilkeleri;
1-Hukuk Devleti Ġlkesi,
2-Kanunilik Ġlkesi,
olarak iki bölümde irdeleyebiliriz.
1-Hukuk Devleti Ġlkesi:
Yasama,yürütme ve yargıdan oluĢan egemenlik, 1982 Anayasasının 6-9 ncu maddelerine
istinaden kayıtsız Ģartsız ulusa aittir.Hukuk Devleti üç sütun üzerine inĢa edilmiĢtir.Bunlar, insan
haklarının gerçekleĢtirilmesi, Adaletin sağlanması ve Güvenliğin temin edilmesidir.
2-Kanunilik Ġlkesi:
Suç ve cezanın kanuniliği ilkesi, Devletin cezalandırma yetkisini kullanmasının sınırını
oluĢturur.Bu yüzden söz konusu ilke, ―ceza kanunlarının güvence iĢlevi‖ ni yerine getirmektedir.
Ġlke, hem yasama ve hem de yargı organını bağlar. Bir taraftan herkesin, hangi davranıĢın cezaya
konu olacağını yani cezalandırıldığını önceden bilmesi güvence altına alınmalı, diğer taraftan da bir
davranıĢının cezalandırılabilir olduğuna ancak yasa koyucu karar vermelidir.
Kanunilik ilkesinin yer aldığı Anayasa‘ya göre, ―kimse, iĢlendiği zaman yürürlükte bulunan
kanunun suç saymadığı bir fiilden dolayı cezalandırılamaz, kimseye suçu iĢlediği zaman kanunda o
suç için konulmuĢ olan cezadan daha ağır bir ceza verilemez….ceza ve ceza yerine geçen güvenlik
tedbirleri ancak kanunla konur‖.(Anayasa Mad.38, AĠHS Mad. 7/1) Anayasanın güvencesi altında
olması sebebiyle ilke, yasa koyucunun tasarruf yetkisi dıĢındadır ve ilkeye yönelik aykırılık
Anayasa‘ya aykırılığı oluĢturur.
Kanunilik ilkesi, dört önemli hukuksal güvence içermektedir.
a). Belirlilik; Ceza yasaları genel ve soyut normlar içerdiği için, bir davranıĢın
cezalandırılabilirliğinin somut olay için belirlenmesi mümkün değildir. Yasak davranıĢın ve bunun
karĢılığında öngörülen ceza yaptırımının ne olacağı öylesine somut olarak belirlenmiĢ olmalıdır ki,
207
suç tipinin uygulama alanı teĢhis edilebilmeli ve yorum yoluyla da olsa anlaĢılabilmelidir. Bu
açıdan belirlilik, hem yasal davranıĢın koĢulları ve hem de yaptırım bakımından geçerlidir.
Türk Ceza kanununun 2. maddesi; kanunun açıkça suç saymadığı bir fiil için kimseye ceza
verilemez ve güvenlik tedbiri uygulanamaz. Kanunda yazılı cezalardan ve güvenlik tedbirlerinden
baĢka bir ceza ve güvenlik tedbirine hükmolunamaz. Ġdarenin düzenleyici iĢlemleriyle suç ve ceza
konulamaz.Kanunların suç ve ceza içeren hükümlerinin uygulanmasında kıyas yapılamaz. Suç ve
ceza içeren hükümler, kıyasa yol açacak biçimde geniĢ yorumlanamaz, hükmündedir.
b). Aleyhe kanunun geçmiĢe yürümesi yasağı; Kanunilik ilkesinden kaynaklanan bu yasak,
fiilin iĢlenmesinden sonra yapılan ve faalin durumunu kötüleĢtiren düzenlemelerin, söz konusu fiil
açısından uygulanmamasını ifade eder. Bu ilkeye göre iĢlendiği zamanın kanununa göre
cezalandırılamayan bir fiil geriye etkili olarak cezalandırılamayacağı gibi, daha ağır bir ceza ile de
cezalandırılamaz. Bu aynı zamanda kusur ilkesinden ileri gelen bir zorunluluktur. Ancak failin
lehine olan düzenlemeler geçmiĢe yürüyecektir.
c). Kıyas (Benzetme) Yasağı; Kanunda olaya uygulanacak bir kural bulunmaması
durumunda bu boĢluğun, benzer hukuk kuralı bulunarak doldurulmasına benzetme (Kıyas) denir.
Bu yönüyle benzetme yasağının muhatabı uygulayıcılardır. Nitekim bu husustan Ceza Yasanın 2.
maddesinin son fıkrasında bahsedilmiĢtir.
d). Örf ve Adete dayanarak suç ve ceza yaratma yasağı; Ceza hukukunda bu yasak, liberal
hukuk devleti anlayıĢının egemenliğinden sonra diğer hukuk dallarından farklı bir anlam
kazanmıĢtır. Suç ve ceza ancak yasayla öngörülebileceği için, örf ve adete dayanarak bir fiilin suç
sayılması veya suç karĢılığı uygulanacak yaptırımın örf ve adete dayanarak belirlenmesine olanak
yoktur. Buna karĢılık örf ve adet hukukuna dayanarak, hukuka uygunluk nedeni
geliĢtirilebilir.Ancak, örneğin hakaret suçunda hakaretin ne olduğu örf ve adet ile saptanabilir.
Ceza kanununun bir baĢka ilkesi de, kusursuz suç ve ceza olmaz ilkesidir.
Kusur, bir fiilin isnat yeteneği bulunan bir kimse tarafından bilerek ve isteyerek yapılmasıdır.
Bilmeden ve istemeden yapılan bir fiilden dolayı kimse cezalandırılamaz. Bu ilke, faili hak
etmediği aĢırı yaptırımlara karĢı korur.
Ceza Kanununun kaynakları; Anayasa, usulüne göre yürürlüğe konulmuĢ uluslar arası
antlaĢmalar ve kanunlardır.
Bir hukuk kuralının anlamını saptamak için yapılan düĢünsel faaliyete yorum denir. Ancak
bazı durumlarda belirli bir kavramın nasıl yorumlanması gerektiğini bizzat yasa öngörmüĢ olabilir.
Yorumda hukuk normu veya hukuksal kavramın anlamı ortaya konulmaya çalıĢılırken, (benzetme)
hukuk kuralının uygulama alanı dıĢında kalan bir olaya uygulanması söz konusu olabilir. Yorum
yapılırken ortada bir hukuk kuralının olduğu ve onun anlamını saptamak amacı göz ardı
edilmemelidir. Yorum ile benzetmenin sınırı dikkate alınmalıdır.
Ceza Hukukunun Uygulama Alanı:
Ceza hukuku, yer bakımından (Uluslararası Ceza Hukuku), zaman bakımından ve kiĢi
bakımından uygulama bulmaktadır.
Yer bakımından uygulamada; Mülkilik (ülkesellik), ġahsilik (kiĢisellik), Koruma (gerçeklik)
ve Evrensellik (Adalet) sistemlerinden bahsedilebilir.
208
Suç hangi ülkede iĢlenmiĢse, o suça o ülkenin kanununun uygulanması sistemi Mülkilik yani
ülkesellik sistemidir. Türk Ceza Kanunu sisteminin ―yarı mülkilik‖ olduğunu söyleyebiliriz.
Çünkü,ceza kanununun 8. maddesi,Türkiye‘de iĢlenen suçlar hakkında Türk kanunları uygulanır.
Fiilin kısmen veya tamamen Türkiye‘de iĢlenmesi veya neticenin Türkiye‘de gerçekleĢmesi halinde
suç, Türkiye‘de iĢlenmiĢ sayılır hükmünün yanı sıra, aynı kanunun 9. maddesi; Türkiye‘ de iĢlediği
suçtan dolayı yabancı ülkede hakkında hüküm verilmiĢ kimse, Türkiye‘de yeniden yargılanır
hükmünü getirmiĢtir. (Bu yargılama sonrasında yabancı ülkede çekilmiĢ ceza, Türkiye‘deki
yargılama sonucu verilecek cezadan tabii ki indirilecektir)
Mülkilik sisteminin doğurabileceği sakıncalar, ġahsilik (KiĢisellik) sistemi ile kısmen
yumuĢatılmıĢ, faile ve mağdura göre Ģahsilik olmak üzere iki ayrı sistem oluĢmuĢtur. Türk Ceza
Kanununun 11. maddesinde de yer verilen Faile Göre ġahsilik sisteminde, devletin cezalandırma
yetkisi, fiilin iĢlendiği yere bakılmaksızın failin uyruğuna dayanmaktadır. Bu sistem yabancı ülkede
suç iĢleyen faile, vatandaĢı olduğu devletin yasasının uygulanmasının ifade eder.
Türk ceza kanununun 12. maddesinde yer alan ve yurt dıĢında iĢlenen suçun mağdurunun
uyruğunda bulunduğu devletin, eğer suç sanığı iĢlediği suçtan ötürü yargılanmaksızın veya
yargılanmıĢ ve mahkûm edilmiĢ olmakla birlikte cezasını çekmeksizin mağdurun uyruğu olduğu
devlet ülkesine gelirse, yargılama yetkisine sahip olmasını ifade eden ilkeye mağdura göre
kiĢisellik ilkesi (sistemi) denir.
Devletin iç ve dıĢ güvenliğine, varlığına ve bütünlüğüne karĢı iĢlenen suçlarda, suçun
iĢlendiği yere ve uyruğuna bakılmaksızın devletin kendini saymasından hareket eden ilkeye
Gerçeklik (Korunma) ilkesi denir.
Türk ceza kanununun 13/1 a-b maddesinde hüküm bulan Korunma ilkesine göre devletin
cezalandırma yetkisi, nerde ve kim tarafından iĢlendiğine bakılmaksızın ülke çıkarlarını ihlâl eden
veya bunları tehlikeye düĢüren fiilleri kapsar. Devletin, yabancı bir ülkede de olsa, kendi hukuksal
yararlarını koruma hakkı vardır.
Cezalandırmanın evrenselliğinden hareket eden Evrensellik (Adalet) ilkesi, bir baĢka devletin
yokluğunda ―ortak kültür değerlerine yönelik olarak‖ iĢlenen bir suçun insanlık yararına cezasız
kalmaması için ülkesellik, kiĢisellik veya gerçeklik ilkelerine göre yetkili sayılmayan bir devletin,
salt adaleti sağlamak amacıyla suç dünyanın neresinde, kim tarafından kime karĢı iĢlenmiĢ olursa
olsun, bu suçu yargılama konusunda kendi kendisini yetkili kılmasını ifade eder.
Bahsedilen uygulama alanı ilkelerinin yanı sıra, Türk ceza kanununun 12/3 maddesinde
hüküm bulan Ġkame (tamamlayıcı) yargı yetkisi’ nden, ― bazı koĢullarla sanık Türk vatandaĢı
olmadığı, suç Türkiye‘ye, Türk vatandaĢına veya Türk yasalarına göre kurulmuĢ özel hukuk tüzel
kiĢisi zararına iĢlenmediği halde, yurt dıĢında iĢlenen bir suçun Türkiye‘de kovuĢturulması‖
Yabancı ceza kanununun değeri’ nden, ― hükmedilen cezanın, suçun iĢlendiği yer yasasının üst
sınırını aĢmaması ile sınırlı olarak yabancı ceza yasasının göz önünde bulundurulması kuralı‖ ve
Geri Verme’ den, ― bir ülkede suç iĢleyip yargılanmakta veya cezasını çekmekte iken baĢka bir
ülkeye kaçan kiĢilerin yargılanması veya hükmolunan cezayı çekmesi amacıyla, istem üzerine
yabancı bir devlete teslimi‖ bahsetmek mümkündür.
Zaman bakımından uygulamadan kasıt, suçun iĢlendiği tarihte yürürlükte olan kanunun
uygulanmasıdır. Türk ceza kanununun 7. maddesinde bahsedilen bu kural, yalnızca ceza kanununda
yer verilen suçlar bakımından değil, yan ceza kanunları veya ceza hükmü içeren özel kanunlarda
yer verilen suçlar bakımından da geçerlidir.
209
Bahsedilen ceza yasası maddesinde, iĢlendikten sonra yürürlüğe giren kanuna göre suç
sayılmayan bir fiilden dolayı da kimse cezalandırılamaz ve hakkında güvenlik tedbiri uygulanmaz.
Böyle bir ceza veya güvenlik tedbiri hükmolunmuĢsa infazı ve kanuni neticeleri kendiliğinden
kalkar. Suçun iĢlendiği zaman yürürlükte bulunan kanun ile sonradan yürürlüğe giren kanunların
hükümleri farklı ise, failin lehine olan kanun uygulanır ve infaz olunur denilmektedir.
Türk ceza kanunu, suçun ―nerde‖ iĢlenmiĢ sayılacağına iliĢkin bir düzenleme getirmiĢ ise de,
―ne zaman‖ iĢlenmiĢ sayılacağına iliĢkin bir düzenlemeye yer vermemiĢtir. Ceza kanunlarının
zaman bakımından uygulanmasında fiilin ne zaman iĢlenmiĢ sayılacağı konusunda, ‖hareket‖ esas
alınır, neticenin ne zaman gerçekleĢtiğine bakılmaz. Ġcrai suçlarda hareketin gerçekleĢtirildiği,
ihmali suçlarda gerçekleĢtirilmesi gerektiği anda yürürlükte olan kanun, fiil hakkında uygulanır.
Kesintisiz suçlarda suçun sona erdiği andaki, zincirleme suçlarda ise zincirleme suç iliĢkisine giren
son suçun iĢlendiği sırada yürürlükte olan kanun, suçun iĢlendiği zamanın kanunudur.
KiĢi bakımından uygulamadan kasıt ise, Türk ceza kanununun kural olarak kimseye
herhangi bir ayrıcalık tanımaksızın Türkiye de yaĢayan herkese uygulanacağıdır. Ancak, gerek
uluslar arası hukuktan ve gerekse Anayasa‘dan kaynaklanan istisnalar söz konusudur. Anayasa‘ dan
kaynaklanan istisnalara, CumhurbaĢkanının vatana ihanet suçları dıĢında görev suçlarından
dolayı,TBMM üyelerinin ve meclis dıĢından atanan bakanların mutlak yasama dokunulmazlığını,
uluslar arası hukuktan ileri gelen istisnalara, diplomatik dokunulmazlığı (yargı bağıĢıklığını) ve
Türkiye‘de bulunan yabancı silâhlı kuvvetler mensuplarının (NATO) dokunulmazlığını örnek
gösterebiliriz.
Suçun Unsurları:
Suç teĢkil eden fiilleri, suç teĢkil etmeyen hukuka aykırı fiillerden veya hiçbir surette hukuka
aykırı olmayan fiillerden ayırmaya yarayan esaslara suç genel teorisi denilir. Suç olarak tanımlanan
insan davranıĢının dört unsuru bulunmaktadır. Bunları, kanuni unsur (tipiklik), maddi unsur
(hareket), hukuka aykırılık unsuru ve manevi unsur (kusurluluk) olarak sıralayabiliriz.
1-Kanuni unsur, iĢlenmiĢ bir fiilin ceza kanununda yapılmıĢ bulunan suç tanımına (suç
kalıbına) tam olarak uygun bulunup bulunmadığının tespiti ile ilgilidir. ĠĢlemiĢ fiilin kanundaki suç
tanımına uygun olduğu tespit edilirse kanuni unsur vardır denir.
2-Suçun maddi unsuru fiildir. Ceza hukukunda fiil denilince de ―hareket‖, ―netice‖ ve
hareketle netice arasında daima bulunması gereken ―nedensellik bağı‖ anlaĢılır. Memur suçları için
maddi unsuru; suç iĢleyen kiĢinin memur olması, görevi sebebiyle suç iĢlemesi ve sonuçta bir
zararın oluĢmasının gerektiği biçiminde tanımlayabiliriz.
3-Hukuka aykırılık, fiilin yalnızca ceza hukukuna değil bütün hukuk düzeni ile çatıĢma
halinde bulunması demektir. Bir davranıĢın diğer hukuk dallarına göre hukuka aykırı sayılması, söz
konusu davranıĢın zorunlu olarak suç oluĢturması anlamına gelmez. Hukuka aykırı bir davranıĢın
ceza hukuku anlamında suç oluĢturabilmesi, aynı zamanda onun tipe (kanuni unsura) uygun
olmasını da gerektirir.
Hukuka uygunluk nedenleri, fiilin hukuka aykırılığını ortadan kaldırdığı için, cezayı ortadan
kaldıran objektif cezalandırılabilme Ģartları ve kiĢisel cezasızlık nedenlerinden ayrılır. Tipe (kanuni
unsura) uygun bir fiilin hukuka uygun olmasının bazı sonuçları vardır. Fiilin hukuka uygun olması,
yalnızca cezaya değil aynı zamanda güvenlik tedbirine hükmedilmesini de engeller.
Hukuka uygunluk nedenlerine, 5237 sayılı Türk ceza kanununda da yer verilmiĢtir.
Bahsedilen kanunun 24. maddesi, kanun hükmünün yerine getirilmesini (kanunun bir hükmünü
210
yerine getiren kimseye ceza verilemez), yetkili merciin emrinin yerine getirilmesini ( yetkili bir
merciden verilip, yerine getirilmesi görev gereği zorunlu olan bir emri uygulayan sorumlu olmaz.
Konusu suç teĢkil eden emir hiçbir surette yerine getirilemez. Aksi takdirde yerine getiren ile emri
veren sorumlu olur. Emrin hukuka uygunluğunun denetlenmesinin kanun tarafından engellenmediği
hallerde, yerine getirilmesinden emri veren sorumlu olur),
25. maddesi, meĢru savunmayı (gerek kendisine ve gerek baĢkasına ait bir hakka yönelmiĢ,
gerçekleĢen, gerçekleĢmesi veya tekrarı muhakkak olan haksız bir saldırıyı o anda hal ve koĢullara
göre saldırı ile orantılı biçimde defetmek zorunluluğu ile iĢlenen fiillerden dolayı faile ceza
verilmez, meĢru savunma durumunda saldırganın Ģahsına veya mallarına yapılan zarardan dolayı
tazminat gerekmez. BK. madde 52/1), Zorunluluk (ıstırar, çaresizlik) halini (gerek kendisine
gerek baĢkasına ait bir hakka yönelik olup, bilerek neden olmadığı ve baĢka suretle korunmak
olanağı bulunmayan ağır ve muhakkak bir tehlikeden kurtulmak veya baĢkasını kurtarmak
zorunluluğu ile ve tehlikenin ağırlığı ile konu ve kullanılan vasıta arasında orantı bulunmak koĢulu
ile iĢlenen fiillerden dolayı faile ceza verilmez) ― Borçlar Kanununun 52/2. maddesi, kendisini veya
diğerini zarardan yahut derhal gerçekleĢebilecek bir tehlikeden korunmak için baĢkasının mallarına
zarar veren kimsenin borçlu olduğu tazminat miktarını hakim, hakkaniyete uygun olarak belirler
hükmü ile zorunluluk halini, meĢru savunmadan ayırt etmiĢtir.
26. maddesi, hakkın kullanılmasını (hakkını kullanan kimseye ceza verilemez. Ancak söz
konusu madde, hakkın fail tarafından doğrudan doğruya kullanılabilir olmasını, hakkın kullanılması
ile iĢlenen suç arasında nedensellik bağının bulunmasını ve hakkın kötüye kullanılmamıĢ
olmamasını koĢul olarak hüküm altına almıĢtır. Mal için meĢru savunmayı, zilyetliğin korunmasını,
bir iĢ, meslek, sanat, bilim veya spor faaliyetinin icrasını örnek olarak gösterebiliriz.) 765 sayılı eski
ceza kanununda yer almamakla birlikte, mağdurun üzerinde mutlak surette tasarrufta bulunabileceği
bir hakkın mevcudiyeti, açıklayan kiĢinin yetkili olması, açıklanması ve fiilin rızaya dayalı olması
koĢullarıyla, ilgilinin rızasını hukuka uygunluk nedeni saymıĢtır.Tabii ki hukuka uygunluk
nedenlerinde sınırın aĢılmaması olmazsa olmaz kuralıdır.
4- Manevi Unsur (Kusurluluk), failin kusurlu sayılabilmesi için, hem kusurlu hareket etmeye
ehil olması ve ham de somut olayda kusurlu hareket etmesi gerekir. Bu nedenle suçun manevi
unsurunu isnat (kusur) yeteneği ve kusurluluk olarak ikiye ayırmak gerekir.
Kusur, bir fiilin isnat yeteneği bulunan bir kimse tarafından bilerek ve isteyerek, en azından
bilerek yapılmasıdır. Bilmeden ve istemeden yapılan bir fiil sebebiyle kimse cezalandırılamaz. Ġsnat
yeteneği, anlama ve davranıĢları yönlendirme yeteneğidir. Yaptığı hareketin anlam ve önemini
kavrayabilen ve davranıĢlarını da buna göre yönlendirebilen kimse, isnat yeteneği olan kimsedir.
Kusur yeteneğini ortadan kaldıran nedenler, yaĢ küçüklüğü, akıl hastalığı ile sağır ve dilsizliktir.
Yasa koyucu 0-12 yaĢ arasını çocuk, 12-15 yaĢ arasını küçük, 15-18 yaĢ arasını da genç
olarak tanımlamıĢtır. Çocukların ceza sorumluluğu yoktur. ĠĢlediği fiilin hukuki anlam ve
sonuçlarını algılayamayan küçüğünde ceza sorumluluğu yoktur ancak algılayabiliyorsa indirimli
ceza uygulanır. Gençlerin ceza sorumluluğu vardır ancak yine indirim söz konusudur.
Suçun manevi unsurunu oluĢturan kusurluluğun iki temel biçimi vardır, kast ve taksir. Türk
Ceza kanununun ―suçun oluĢması kastın varlığına bağlıdır‖ hükmünü içeren 21. maddesi Kast‘ı,
suçun kanuni tanımındaki unsurların bilerek ve istenerek gerçekleĢtirilmesidir biçiminde
tanımlamıĢtır.
Ceza kanunu Taksir‘i ikiye ayırmıĢtır. Buna göre; 21/2 madde Bilinçsiz Taksir‘i ―dikkat ve
özen yükümlülüğüne aykırılık dolayısıyla, bir davranıĢın suçun kanuni tanımında belirtilen neticesi
211
öngörülmeyerek gerçekleĢtirilmesi‖, 22/3 madde Bilinçli Taksir‘i ―kiĢinin öngördüğü neticeyi
istememesine karĢın neticenin meydana gelmesi‖ olarak tanımlamıĢtır.
Bir fiilin cezalandırılabilmesi için kusur‘un ve kusurluluğun mutlak varlığından söz ettik.
Türk ceza kanunu, 28. maddesinde ―karĢı koyamayacağı veya kurtulamayacağı cebir ve Ģiddet veya
muhakkak ve ağır bir korkutma veya tehdit sonucu suç iĢleyen kimseye ceza verilmez‖ hükmüyle,
kusurluluğu ortadan kaldıran nedenlere yer vermiĢtir. Bunlar, cebir ve Ģiddet, korkutma, tehdit,
haksız tahrik ve yanılma olarak tanımlanmıĢtır.
Fail, ceza kanununda tipik hareketi kısmen veya tamamen gerçekleĢtiren kiĢi olarak ifade
bulmuĢtur. Failin yaĢayan bir kimse ve gerçek kiĢi olması asıldır. Tüzel kiĢilerin fail olması söz
konusu değildir.
Ceza kanununda mağdur ve suçtan zarar görenler ise ayrıma tabi tutulmuĢtur. Her suçun
doğal ve zorunlu mağduru Devlet‘tir. Çünkü suçun iĢlenmesi ile birlikte toplum düzeni bozulur,
düzenin tekrar sağlanması da devletin görevidir. Hukuk düzeni mağdura ve suçtan zarar görenlere
bazı haklar tanımıĢtır. Rıza‘nın açıklanması, Ģikâyete bağlı suçlarda uzlaĢma, ceza davasına katılma,
delillerin toplanmasını isteme, baro‘dan avukat talebi, kararlara karĢı kanun yollarına baĢvurma
gibi.
Ceza kanunu, ceza hukuku yaptırımlarını Ceza ve Güvenlik tedbirleri olarak iki baĢlık
altında toplamıĢtır.
1-Ancak kanunla konulabilen, amacı suç iĢlediği yargısal bir karar ile sabit olan kimseyi, yine
yargısal bir kararla suçunun karĢılığı olarak bazı yoksunluklara tabi kılarak ıslah etmek (özel
önleme) ve genel önlemeyi (ibret teĢkil etmeyi) temin etmek olan korkutucu yaptırıma Ceza denir.
Özellikleri; acı çektirir ve ızdırap verir, korkutucudur, ancak kanunla konulabilir, iĢlenmiĢ bir
suçun karĢılığı olarak faile yöneliktir, yargısal bir kararla hükmedilebilir olması, amacı; suçun
karĢılığı olması, korkutarak ve ibret teĢkil ederek baĢkalarının suç iĢlemesinin önleme, bizzat faili
korkutarak uslandırmadır. Ġyi bir ceza, insan haysiyetine uygun olmalıdır, yalnızca suçluya etki
etmelidir, bölünebilir olmalıdır, tamiri ve geri alınması mümkün olmalıdır.
Ceza hukukunda cezanın çeĢitleri; ağırlaĢtırılmıĢ ömür boyu hapis, ömür boyu hapis, süreli
hapis, uzun süreli hapis, kısa süreli hapis ve adli para cezası olarak sayılmıĢtır. Hapis cezasının
infazı hastalık nedeniyle, hükümlünün istemiyle, mazeret izni, özel izin ve iĢ arama izni gibi
sebeplerle ertelenebilir.
2- Güvenlik tedbirleri ise, kamu hizmetlerinden yasaklılık, meslek ve sanatın tatili, yasal
kısıtlılık, velâyet, vesayet veya kocalıktan doğan hak veya yetkinin kaybı, hükmün ilânı ve
müsadere olarak sayılmıĢtır. Akıl hastalarının yüksek güvenlikli sağlık kurumlarında koruma ve
tedavi altına alınması, çocuklar için danıĢmanlık, eğitim,barınma tedbirleri de güvenlik tedbirleri
kapsamındadır. Keza iznin iptali ile müsadereyi tüzel kiĢilere yönelik, yabancıların sınır dıĢı
edilmelerini de yabancı gerçek kiĢilere özgü güvenlik tedbiri olarak gösterebiliriz.
Türk ceza kanununda, hapis cezasının ertelenmesi, koĢullu salıverme ve hükmün ertelenmesi
gibi uygulamalarda yer almaktadır.
Ceza hukukunun genel hükümlerine yer verdiğimiz bu bölümde, ceza iliĢkisini ortadan
kaldıran nedenlere de değinmekte yarar olacaktır.Hukukumuzda öyle durumlar vardır ki,toplanan
delillere göre suçun unsurları, cezalandırılabilme Ģartları ile ceza muhakemesi Ģartları gerçekleĢmiĢ,
fiil ve faili belli olmuĢtur. Ancak yinede ceza davası açılamamakta veya açılmıĢ olan ceza davası
düĢmekte, hâtta verilmiĢ bulunan ceza infaz edilemez hale gelmektedir.Bunlar;
212
1-Sanığın (Ģüphelinin) ölümü: Ceza kanununun 64/1 maddesi, sanığın ölümü halinde kamu
davasının düĢürülmesine karar verilir hükmündedir. Ancak, iĢtirak halinde iĢlenen suçlarda suç
ortaklarından birinin ölümü, ceza davasının diğer suç ortakları bakımından da ortadan kalkmasına
yol açmaz.
2- Hükümlünün ölümü: Ceza kanununun 64/2 maddesinde, hükümlünün ölümü, hapis ve
henüz infaz edilmemiĢ adli para cezalarını ortadan kaldırır. Ancak, müsadereye ve yargılama
giderlerine iliĢkin olup ölümden önce kesinleĢmiĢ bulunan hüküm infaz olunur, denilmektedir.
3-Af: Hukukumuzda biri genel ve diğeri özel olmak üzere iki çeĢit affa yer verilmiĢtir.
a). Genel Af: Yalnızca TBMM‘nin 3/5 çoğunluğunun kararıyla verilebilen genel af, ceza
kanununun 65/1 maddesinde hüküm altına alınmıĢtır. Madde, kamu davasının düĢeceğini,
hükmolunan cezaların bütün sonuçları ile birlikte ortadan kalkacağını belirlemiĢtir.Tabii ki genel af
ile mahkûmiyete bağlı olarak ortaya çıkan hak yoksunlukları da, kendiliğinden ortadan kalkar.
Genel affa uğrayan mahkûmiyet, yeniden iĢlenen suçtan dolayı tekerrür hükümlerinin
uygulanmasını engellediği gibi, hapis cezasının ertelenmesi yeteneğini de ortadan kaldırmaz. Söz
konusu affın disiplin cezalarına (özel hüküm içermiyorsa) etkisi yoktur.
Genel af, ceza kanununun 74/1 maddesi uyarınca, müsadere olunan Ģeylerin veya ödenen adli
para cezasının geri alınmasını gerektirmez. Aynı maddenin 3. fıkrası uyarınca cezanın düĢmesi,
tazminat davası açılmasını engellemez. Yargılama giderleri sanık (Ģüpheli) veya hüküm giyen
kiĢiden istenemez.
b). Özel Af: Özel af yalnızca cezayı ortadan kaldırır veya azaltır veya değiĢtirir. Nitekim,
Türk Ceza Kanununun 65/2 maddesi, özel af ile hapis cezasının infaz kurumunda çektirilmesine son
verilebilir veya infaz kurumunda çektirilecek süresi kısaltılabilir yada adli para cezasına çevrilebilir,
hükmünü içermektedir.
Özel af, ceza iliĢkisinin bütün neticelerini genel af gibi ortadan kaldırmamakta, mahkûmiyet
durmaktadır. Maddenin 3. fıkrası hak yoksunluklarının etkisinin devam edeceğini, mahkûmiyet
varlığını devam ettirdiğinden, tekerrür ve erteleme bakımından önemli sonuçlarının olacağını
hüküm altına almıĢtır. Özel af, müsadere olunan Ģeylerin veya ödenen adli para cezasının geri
alınmasını gerektirmez, malların geri alınması ve uğranılan zararın tazmini için açılan Ģahsi hak
davasını etkilemez, yargılama giderlerine iliĢkin hükümleri etkilemez.
Özel affı, Anayasanın 87. maddesi uyarınca TBMM‘den baĢka, Anayasanın 104. maddesinin
(b) fıkrası uyarınca sürekli hastalık, sakatlık ve kocama nedeniyle CumhurbaĢkanı, çıkarabilir.
Ormanı yakma, yok etme veya daraltmaya iliĢkin suçlar Anayasanın 169/3 maddesi hükmü
sebebiyle, genel ve özel af kapsamına alınmaz.
4- Zaman AĢımı: Türk ceza kanunu, zaman aĢımını (hak düĢürücü süre) dava ve ceza
zamanaĢımı olarak iki bölüme ayırmıĢtır. Dava zamanaĢımı, fiilin kovuĢturulmasını engeller ve
kesin hükümle birlikte sona erer. Buna karĢılık ceza zamanaĢımı, kesin veya kesinleĢmiĢ bir kararı
Ģart kılar ve cezanın veya güvenlik tedbirinin infazını önler.
a). Dava ZamanaĢımı: Suçun iĢlendiği gün iĢlemeye baĢlayan, kesilme ve durmalara rağmen
mahkûmiyet hükmü kesinleĢmeden tamamlanan ve tamamlanma anından itibaren de kamu
davasının hiç açılmamasını veya açılmıĢsa ortadan kaldırılmasını gerektiren sürelere dava
zamanaĢımı denir.Fiil, zamanaĢımı süresinin dolmasından sonra da suç olarak kalmakta, yalnızca
213
kovuĢturulamamaktadır. Bu nedenle beraat değil, düĢme kararı verilir. Bu sürenin dolması ile
yalnızca ceza değil, aynı zamanda güvenlik tedbirine baĢvurma olanağı da ortadan kalkar.
Ceza kanununun 66/1 maddesinde dava zamanaĢımı süreleri, suç karĢılığında öngörülen
cezanın ağırlığına göre belirlenmiĢtir. Bunlar 8 yıldan 30 yıla kadar değiĢen oldukça uzun süreler
olarak hüküm altına alınmıĢtır. Suç karĢılığı öngörülen cezalarda yapılan lehte değiĢiklikler dava
zamanaĢımının uygulanmasında da dikkate alınır.
b). Ceza ZamanaĢımı: Hükmün kesinleĢtiği veya infazın herhangi bir nedenle kesintiye
uğradığı anda iĢlemeye baĢlayan ve kesilmelere rağmen ceza infaz edilemeden tamamlanan ve
tamamlanma anından itibaren de daha önce gerçekleĢtirilemeyen infaza engel olan süreye ceza
zamanaĢımı denir. Bu husus ceza kanununun 68. maddesinde hüküm altına alınmıĢtır.
Ceza zamanaĢımının dolması durumunda, mahkûmiyet ortadan kalkmayacağından tekerrüre
esas teĢkil edebilir, hapis cezasının ertelenmesine engel olabilir. Her iki zamanaĢımı da talebe gerek
olmaksızın yetkililerce resen uygulamaya konur. Hükümlü de ceza zamanaĢımından vazgeçemez.
Türk ceza kanununun 66/7 maddesi uyarınca, ağırlaĢtırılmıĢ ömür boyu veya ömür boyu veya
10 yıldan fazla hapis cezalarını gerektiren suçların, yurt dıĢında iĢlenmesi halinde dava
zamanaĢımı, aynı kanunun 68/3 maddesi uyarınca da, yine yurt dıĢında iĢlenmiĢ bu suçlar
dolayısıyla verilmiĢ ağırlaĢtırılmıĢ ömür boyu hapis veya ömür boyu hapis veya 10 yıldan fazla
hapis cezalarında ceza zamanaĢımı uygulanmaz.
Türk ceza kanununun 3. maddesi; ―Ceza kanununun uygulanmasında kiĢiler arasında ırk, dil,
din, mezhep, milliyet, renk, cinsiyet, siyasal veya diğer fikir yahut düĢünceleri, felsefi inanç, milli
veya sosyal köken, doğum, ekonomik ve diğer toplumsal konumları yönünden ayrım yapılamaz ve
hiçbir kimseye ayrıcalık tanınmaz‖, 4. maddesi; ―ceza kanunlarını bilmemek mazeret
sayılmaz.Ancak sakınamayacağı bir hata nedeniyle kanunu bilmediği için meĢru sanarak bir suç
iĢleyen kimse cezaen sorumlu olmaz‖ hükmünü içermektedir.
Bu kanunun genel hükümleri, özel ceza kanunları ve ceza içeren kanunlardaki suçlar hakkında
da uygulanır.
29.06.2004 tarihli 5237 sayılı Türk Ceza Kanunundaki bir kısım maddeler, daha sonra
29.06.2005 tarihinde 5377 sayılı ve 06.12.2006 tarihli 5560 sayılı kanunlarla değiĢtirilmiĢtir.
Keza,Türk ceza kanununun yürürlük ve uygulama Ģekli hakkındaki 04.11.2004 tarihli 5252 sayılı
kanunda da 11.05.2005 tarihli 5349 sayılı kanunla değiĢiklikler söz konusu olmuĢtur. Bahsedilen bu
değiĢimler genel uygulamaya iliĢkin olduğundan ders notlarına dahil edilmemiĢ, yalnızca
bilgilendirme amaçlanmıĢtır.
Ceza hukukunun ikinci kitabı ceza özel hukukuna iliĢkin hükümleri içermektedir. Bunlara
kısaca baĢlıklar halinde değinmekte bilgilendirme amaçlı yarar olacaktır. Söz konusu ikinci kitap
dört kısımdan oluĢmaktadır.
Birinci kısım; uluslar arası suçlara iliĢkindir. Bunları da Soykırım ve insanlığa karĢı suçlar;
(soykırım, insanlığa karĢı suçlar, örgüt, göçmen kaçakçılığı ve insan ticareti) olarak
tanımlayabiliriz.
Ġkinci kısım; kiĢilere karĢı suçları kapsamaktadır. Bunları, Hayata karĢı suçlar; (kasten veya
taksirle öldürme, intihar), vücut dokunulmazlığına karĢı suçlar: (kasten yaralama,taksirle
yaralama, insan üzerinde deney, organ ve doku ticareti), ĠĢkence ve eziyet; (iĢkence, neticesi
sebebiyle ağırlaĢmıĢ iĢkence,eziyet), koruma,gözetim,yardım veya bildirim yükümlülüğünün
214
ihlali; (terk, yardım veya bildirim yükümlülüğünün yerine getirilmemesi), çocuk
düĢürtme,düĢürme veya kısırlaĢtırma; (çocuk düĢürtme, çocuk düĢürme, kısırlaĢtırma), cinsel
dokunulmazlığa karĢı suçlar; (cinsel saldırı, çocukların cinsel istismarı, reĢit olmayanla cinsel
iliĢki, cinsel taciz), hürriyete karĢı suçlar; (tehdit, Ģantaj, cebir, kiĢiyi hürriyetinden yoksun kılma,
eğitim ve öğretimin engellenmesi, kamu kurumu veya kamu kurumu niteliğindeki meslek
kuruluĢlarının faaliyetlerinin engellenmesi, siyasi hakların kullanımının engellenmesi, inanç
düĢünce ve kanaat hürriyetinin kullanılmasını engelleme, konut dokunulmazlığının ihlali, iĢ ve
çalıĢma hürriyetinin ihlali, sendikal hakların kullanımının engellenmesi, haksız arama, dilekçe
hakkının kullanımının engellenmesi, ayırımcılık, kiĢilerin huzur ve sükununu bozma, haberleĢme
hürriyetinin engellenmesi), Ģerefe karĢı suçlar; (hakaret, isnadın ispatı, haksız fiil nedeniyle ve
karĢılıklı hakaret, kiĢinin hatırasına hakaret), özel hayata ve hayatın gizli alanına karĢı suçlar;
(haberleĢmenin gizliliğini ihlal, kiĢiler arasındaki konuĢmaların dinlenmesi ve kayda alınması, özel
hayatın gizliliğini ihlal, kiĢisel verilerin kaydedilmesi ve bu verileri hukuka aykırı olarak verme
veya ele geçirme), Mal varlığına karĢı suçlar; (hırsızlık, yağma, mala zarar verme, hakkı olmayan
yere tecavüz, ibadethanelere ve mezarlıklara zarar verme, bedelsiz senedi kullanma, güveni kötüye
kullanma, dolandırıcılık, kaybolmuĢ veya hata sonucu ele geçmiĢ eĢya üzerinde tasarruf, hileli ve
taksirli iflâs, karĢılıksız yararlanma, Ģirket veya kooperatifler hakkında yanlıĢ bilgi, suç eĢyasının
satın alınması veya kabulü, bilgi vermeme) olarak sayabiliriz.
Üçüncü kısım; topluma karĢı suçları düzenlemiĢtir.Bunları da; genel tehlike yaratan suçlar;
(genel güvenliğin kasten yada taksirle tehlikeye sokulması, radyasyon yayma, tehlikeli maddelerin
izinsiz olarak bulundurulması veya el değiĢtirmesi, atom enerjisi ile patlamaya sebebiyet verme,
akıl hastası üzerindeki bakım ve gözetim yükümlülüğünün ihlali, inĢaat veya yıkımla ilgili emniyet
kurallarına uymama, iĢaret ve engel koymama, trafik güvenliğini tehlikeye sokma, hayvanın tehlike
yaratabilecek Ģekilde serbest bırakılması), çevreye karĢı suçlar; (çevrenin kasten yada taksirle
kirletilmesi, gürültüye neden olma, imar kirliliğine neden olma), kamunun sağlığına karĢı suçlar;
(zehirli madde katma, bozulmuĢ veya değiĢtirilmiĢ gıda veya ilâçların ticareti, kiĢilerin hayatını ve
sağlığını tehlikeye sokacak biçimde ilâç yapma veya satma, uyuĢturucu veya uyarıcı madde imal ve
ticareti, kullanımının kolaylaĢtırılması, bu maddeleri satın almak, kabul etmek veya bulundurmak,
zehirli madde imal ve ticareti, sağlık için tehlikeli madde temini, bulaĢıcı hastalıklara iliĢkin
tedbirlere aykırı davranma, usulsüz ölü gömülmesi), kamu güvenine karĢı suçlar; (parada ve
paraya eĢit değerlerde sahtecilik, kıymetli damgada sahtecilik, para ve kıymetli damgaları yapmaya
yarayan araçlar, mühürde sahtecilik, mühür bozma, resmi belgede sahtecilik, resmi belgeyi bozmak,
yok etmek veya gizlemek, resmi belge düzenlenmesinde yalan beyan, özel belgede sahtecilik, açığa
imzanın kötüye kullanılması), kamu barıĢına karĢı suçlar; (halk arasında korku ve panik yaratmak
amacıyla tehdit, suç iĢlemeye tahrik, suçu ve suçluyu övme, halkı kin ve düĢmanlığa tahrik veya
aĢağılama,kanunlara uymamaya tahrik, görev sırasında din hizmetlerini kötüye kullanma, suç
iĢlemek amacıyla örgüt kurma, Ģapka ve Türk harflerine iliĢkin kanunlara aykırı davranma), ulaĢım
araçlarına veya sabit plâtformlara karĢı suçlar; (ulaĢım araçlarının kaçırılması veya
alıkonulması, kıta sahanlığında veya münhasır ekonomik bölgedeki sabit plâtformların iĢgali), genel
ahlâka karĢı suçlar; (hayasızca hareketler, müstehcenlik, fuhuĢ, kumar oynanması için yer ve
imkân sağlama, dilencilik), aile düzenine karĢı suçlar; (birden çok evlilik,hileli evlenme,dinsel
tören, çocuğun soy bağını değiĢtirme, kötü muamele, aile hukukundan kaynaklanan yükümlülüğün
ihlali), ekonomi,sanayi ve ticaretle ilgili suçlar; (ihaleye fesat karıĢtırma, edimin ifasına fesat
karıĢtırma, fiyatları etkileme, kamuya gerekli Ģeylerin yokluğuna neden olma, mal veya hizmet
satımından kaçınma, tefecilik), biliĢim alanında suçlar; (biliĢim sistemine girme, sistemi bozma
engelleme,verileri yok etme veya değiĢtirme, banka veya kredi kartlarının kötüye kullanılması),
olarak sıralayabiliriz.
Dördüncü kısım; millete ve devlete karĢı suçlar ile son hükümleri düzenlemiĢtir.Bunları,
kamu idaresinin güvenirliğine ve iĢleyiĢine karĢı suçlar; (zimmet, irtikâp, denetim görevinin
ihmali, rüĢvet, yetkili olmadığı bir iĢ için yarar sağlama, zor kullanma yetkisine iliĢkin sınırın
215
aĢılması, görevi kötüye kullanma, göreve iliĢkin sırrın açıklanması, kamu görevlisinin ticareti, kamu
görevinin terki veya yapılmaması, kiĢilerin malları üzerinde usulsüz tasarruf, kamu görevinin
usulsüz olarak üstlenilmesi, kanuna aykırı eğitim kurumu, özel iĢaret ve kıyafetleri usulsüz
kullanma, görevi yaptırmamak için direnme, kamu görevine ait araç ve gereçleri suçta kullanma),
adliyeye karĢı suçlar; (iftira, suç üstlenme, suç uydurma, yalan tanıklık, yalan yere yemin, gerçeğe
aykırı bilirkiĢilik veya tercümanlık, suçu bildirmeme, kamu görevlisinin suçu bildirmemesi, yargı
görevi yapanı etkileme, sağlık mesleği mensuplarının suçu bildirmemesi, suç delillerini yok etme,
gizleme veya değiĢtirme, suçtan kaynaklanan mal varlığı değerlerinin aklama, suçluyu kayırma,
tutuklu, hükümlü veya suç delillerini bildirmeme, gizliliğin ihlali, ses veya görüntülerin kayda
alınması, genital muayene, adli yargılamayı etkilemeye teĢebbüs, muhafaza görevini kötüye
kullanma, resmen teslim olunan mala el konulması ve bozulması, baĢkası yerine ceza infaz
kurumuna veya tutukevine girme, hükümlü veya tutuklunun kaçması, kaçmaya imkân sağlama,
muhafaza görevini kötüye kullanma, hükümlü veya tutukluların ayaklanması, infaz kurumuna veya
tutukevine yasak eĢya sokmak, hak kullanımı ve beslenmeyi engelleme), devletin egemenlik
alametlerine ve organlarının sağlığına karĢı suçlar; (cumhurbaĢkanına hakaret, devletin
egemenlik alametlerinin aĢağılama, Türklüğü, cumhuriyeti, devletin kurum ve organlarını
aĢağılama), devletin güvenliğine karĢı suçlar; (devletin birliğini ve ülke bütünlüğünü bozmak,
düĢmanla iĢbirliği yapmak, devlete karĢı savaĢa tahrik, temel milli yararlara karĢı hareket, yabancı
devlet aleyhine asker toplamak, askeri tesisleri tahrip ve düĢman askeri hareketleri yararına
anlaĢma, düĢman devlete maddi ve mali yardım), anayasal düzene ve bu düzenin iĢleyiĢine karĢı
suçlar; ( anayasayı ihlal, cumhurbaĢkanına suikast ve fiili saldırı, yasama organına karĢı suç,
hükümete karĢı suç, Türkiye Cumhuriyeti hükümetine karĢı silâhlı isyan, silâhlı örgüt, silâh
sağlama, suç için anlaĢma), milli savunmaya karĢı suçlar; (askeri komutanlıkların gaspı, halkı
askerlikten soğutma, askerleri itaatsizliğe teĢvik, yabancı hizmetine asker yazma yazılma, savaĢ
zamanında emirlere uymama, savaĢta yalan haber yayma, seferberlik ile ilgili görevin ihmali,
düĢmandan unvan ve benzeri payeler kabulü), devlet sırlarına karĢı suçlar ve casusluk; (devletin
güvenliğine iliĢkin belgelerin yok edilmesi, devletin güvenliğine iliĢkin bilgilerin temini, siyasal ve
askeri casusluk, devletin güvenliğine ve siyasal yararlarına iliĢkin bilgileri açıklama, gizli kalması
gereken bilgileri açıklama, uluslar arası casusluk, askeri yasak bölgelere girme, devlet sırlarından
yararlanma, devlet hizmetlerinde sadakatsizlik, yasak bilgileri temin, yasaklanan bilgilerin casusluk
maksadıyla temini, yasaklanan bilgileri açıklama, yasaklanan bilgileri siyasal ve askeri casusluk
maksadıyla açıklama, taksir sonucu fiillerinin iĢlenmesi, devlet güvenliği ile ilgili belgeleri elinde
bulundurma), yabancı devletlerle olan iliĢkilere karĢı suçlar; (yabancı devlet baĢkanına karĢı suç,
yabancı devlet bayrağına karĢı hakaret, yabancı devlet temsilcilerine karĢı suç ―bu bölümde yazılı
hükümlerin uygulanması, karĢılıklılık koĢuluna bağlıdır‖), olarak sayabiliriz.
Ceza hukuku özel hükümlerinden kamusal suçları ilgilendirenler hakkında bir bilgi sörfü
yapmamız gerekecektir.
Ceza kanununun ikinci kısım sekizinci bölümde yer alan hakaret fiili 125. maddede hüküm
altına alınmıĢtır. ―Bir kimseye onur, Ģeref ve saygınlığını rencide edebilecek nitelikte somut bir fiil
veya olgu isnat eden yada yakıĢtırmalarda bulunmak veya sövmek suretiyle saldıran kiĢinin eylemi,
cezalandırmaya değer görülmüĢtür. Mağdurun gıyabında hakaretin cezalandırılabilmesi için fiilin en
az üç kiĢiyle ihtilât ederek iĢlenmesi gerekir. Fiilin, mağduru muhatap alan sesli,yazılı veya
görüntülü bir iletiyle iĢlenmesi de hakaret suçunu oluĢturmaktadır. Hakaret suçunun kamu
görevlisine karĢı ve görevinden dolayı iĢlenmesi halinde, cezanın alt sınırı bir yıldan az
olmayacaktır. Kurul halinde çalıĢan kamu görevlilerine görevlerinden dolayı hakaret edilmesi
halinde suç, kurulu oluĢturan üyelere karĢı iĢlenmiĢ sayılacaktır.
Üçüncü kısım dördüncü bölümde kamu güvenine karĢı suçlara yer verilmiĢtir. Türk Ceza
Kanununun 199. maddesi kıymetli damgada sahtecilik suçunu düzenlemiĢtir. Söz konusu madde
de; kıymetli damgayı sahte olarak üreten, ülkeye sokan, nakleden, muhafaza eden veya tedavüle
216
koyan kiĢi hakkında cezaya hükmedilirken, maddenin 2. fıkrası ―sahte olarak üretilmiĢ kıymetli
damgayı bilerek kabul eden kiĢiyi‖ de ceza kapsamına almakla, kamu görevlilerine de sorumluluk
yüklenmiĢtir.
Kanunun 204. maddesi, bir resmi belgeyi sahte olarak düzenlemeyi, gerçek bir resmi belgeyi
baĢkalarını aldatacak Ģekilde değiĢtirmeyi veya sahte resmi belgeyi kullanmayı resmi belgede
sahtecilik olarak tanımlamıĢtır. Maddenin 2. fıkrası, görevi gereği düzenlemeye yetkili olduğu
resmi bir belgeyi sahte olarak düzenleyen,gerçek bir belgeyi baĢkalarını aldatacak Ģekilde
değiĢtiren, gerçeğe aykırı olarak belge düzenleyen veya sahte resmi belgeyi kullanan kamu
görevlisinin eylemini de bu suç kapsamına dahil etmiĢtir. Resmi belgenin, kamu hükmü gereği
sahteliği sabit oluncaya kadar geçerli olan belge niteliğinde olması halinde, verilecek ceza yarısı
oranında artırılacaktır.
Kanun 206. maddesinde resmi belgenin düzenlenmesinde yalan beyanı hükme bağlamıĢ, bir
resmi belgeyi düzenlemek yetkisine sahip olan kamu görevlisine yalan beyanda bulunmayı,
cezalandırmayı gerektirir suç olarak belirlemiĢtir. Tabii ki yalan beyanda bulunan kiĢinin, kamu
görevlisi de olması söz konusu olabilecektir.
Ceza kanununun kamu idaresinin güvenilirliğine ve iĢleyiĢine karĢı suçları düzenleyen
dördüncü kısımda, 247. madde zimmet‘i ―görevi nedeniyle zilyetliği kendisine devredilmiĢ olan
veya koruma ve gözetimiyle yükümlü olduğu malı kendisinin veya baĢkasının zimmetine geçiren
kamu görevlisinin‖ eylemi olarak tanımlamıĢ, suçun zimmetin açığa çıkmamasını sağlamaya
yönelik hileli davranıĢlarla iĢlenmesi halinde ceza artırımından, suçun malın geçici bir süre
kullanıldıktan sonra iade edilmek üzere iĢlenmesi halinde de indirimde söz edilmiĢtir.
250. maddede hükme bağlanan irtikap, ―görevin sağladığı nüfusun kötüye kullanılması
suretiyle kendisine veya baĢkasına yarar sağlanmasına veya bu yolda vaatte bulunulmasına bir
kimseyi icbar eden‖ ve ―görevinin sağladığı güveni kötüye kullanmak suretiyle gerçekleĢtirdiği
hileli davranıĢlarla, kendisine veya baĢkasına yarar sağlanmasına veya bu yolda vaatte
bulunulmasına bir kimseyi ikna eden‖ kamu görevlisinin eylemi olarak tanımlanmıĢtır.
251. madde, zimmet veya irtikâp suçunun iĢlenmesine kasten göz yuman denetimle yükümlü
kamu görevlisinin bu eylemini denetim görevinin ihmali olarak belirlemiĢ, eylemi gerçekleĢtireni
iĢlenen suçun müĢterek faili olarak sorumlu tutmuĢtur.
252. maddede hüküm bulan rüĢvet, bir kamu görevlisinin görevinin gereklerine aykırı olarak
bir iĢi yapması veya yapmaması için kiĢiyle vardığı anlaĢma çerçevesinde bir yarar sağlamasıdır.
Ceza kanunu, rüĢvet alan kamu görevlisinin yanı sıra, rüĢvet veren kiĢinin de kamu görevlisi gibi
cezalandırılacağını, rüĢvet konusunda anlaĢmaya varılması halinde suç tamamlanmıĢ gibi cezaya
hükmolunacağını belirlemiĢtir.
Kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluĢları, kamu kurum ve kuruluĢlarının yada kamu
kurumu niteliğindeki meslek kuruluĢlarının iĢtirakiyle kurulmuĢ Ģirketler, bunların bünyesinde
faaliyet icra eden vakıflar, kamu yararına çalıĢan dernekler, kooperatifler yada halka açık anonim
Ģirketlerle hukuki iliĢki tesisinde veya tesis edilmiĢ hukuki iliĢkinin devamı sürecinde, bu tüzel
kiĢiler adına hareket eden kiĢilere görevinin gereklerine aykırı yarar sağlanması halinde de bu
hükmün uygulanacağı, yabancı bir ülkede seçilmiĢ veya atanmıĢ olan yasama veya idari yada adli
bir görevi yürüten kamu kurum ve kuruluĢlarının memur veya görevlilerine veya aynı ülkede
uluslar arası nitelikte görevleri yerine getirenlere, uluslar arası ticari iĢlemler nedeniyle bir iĢin
yapılması veya yapılmaması veya haksız bir yararın elde edilmesi veya muhafazası amacıyla,
doğrudan ve dolaylı olarak yarar teklif veya vaat edilmesi veya verilmesinin de rüĢvet sayılacağı,
belirlenmiĢtir.
217
255. madde, görevine girmeyen ve yetkili olmadığı bir iĢi yapabileceği veya yaptırabileceği
kanaatini uyandırarak yarar sağlayan kamu görevlisinin eyleminin cezayı gerekli kılan suç
oluĢturduğu, 256. maddede, zor kullanma yetkisine sahip kamu görevlisinin görevini yaptığı sırada,
kiĢilere karĢı görevinin gerektirdiği ölçünün dıĢında kuvvet kullanması halinde, kasten yaralama
suçuna iliĢkin hükümlerin uygulanacağını, hüküm altına almıĢtır.
Ceza kanununda 257. madde, ― kanunda ayrıca suç olarak tanımlanan haller dıĢında görevinin
gereklerine aykırı hareket etmek suretiyle kiĢilerin mağduriyetine veya kamunun zararına neden
olan yada kiĢilere haksız kazanç sağlayan kamu görevlisinin eylemini görevi kötüye kullanma‖,
―kanunda ayrıca suç olarak tanımlanan haller dıĢında görevinin gereklerini yapmakta ihmal ve
gecikme göstererek, kiĢilerin mağduriyetine veya kamunun zararına neden olan yada kiĢilere haksız
bir kazanç sağlayan kamu görevlisinin eylemini de görev ihmali‖ olarak nitelemiĢtir.
258. madde, ―görevi nedeniyle kendisine verilen veya aynı nedenle bilgi edindiği ve gizli
kalması gereken belgeleri, kararları ve emirleri ve diğer tebligatı açıklayan veya ne suretle olursa
olsun baĢkalarının bilgi edinmesini kolaylaĢtıran kamu görevlisinin eylemini göreve iliĢkin sırrın
açıklanması‖, 259. madde,‖ yürüttüğü görevin sağladığı nüfuzdan yararlanarak bir baĢkasına mal
veya hizmet satmaya çalıĢan kamu görevlisinin eylemini kamu görevlisinin ticareti‖, 260. madde,
―hukuka aykırı olarak ve toplu biçimde görevlerini terk eden, görevlerine gelmeyen, görevlerini
geçicide olsa kısmen veya tamamen yapmayan veya yavaĢlatan kamu görevlilerinin eylemini kamu
görevinin terki veya yapılamaması‖ olarak tanımlamıĢ, kamu görevlisi sayısının üçten fazla
olmaması halinde cezaya hükmolunmayacağını belirlemiĢtir.
Kamu idaresinin güvenilirliğine iliĢkin suçlar kapsamında 261. madde, ―ilgili kanunlarda
belirlenen koĢullara aykırı olduğunu bilerek, kiĢilerin taĢınır ve taĢınmaz malları üzerinde, karĢılığı
ödenmek suretiyle de olsa zorla tasarrufta bulunan kamu görevlisinin eylemini‖, 262. madde, ―bir
kamu görevini, kanun ve nizamlara aykırı olarak yerine getirmeye teĢebbüs eden veya terk emri
kendisine bildirilmiĢ olduğu halde görevini sürdüren kiĢinin eylemini‖ ve 266.madde, ―görevi
gereği olarak elinde bulundurduğu araç ve gereçleri bir suçun iĢlenmesi sırasında kullanan kamu
görevlisinin eylemini‖ cezalandırmaya değer kabul etmiĢtir. 266. madde de bahsedilen araç
kullanımı suç iĢlenmesi aĢamasında hüküm ifade etmektedir. Aksi halde araç kullanımı 237 sayılı
taĢıt kanunu kapsamında iĢleme esas alınacaktır.
765 sayılı ceza kanununun 235. maddesinde hüküm bulan kamu görevlisinin suçu
bildirmemesi eylemine, 5237 sayılı ceza kanununun 279. maddesinde de yer verilmiĢtir. Buna
göre, ―kamu adına soruĢturma ve kovuĢturmayı gerektiren bir suçun iĢlendiğini, görevi ile bağlantılı
olarak öğrendiği halde yetkili makamlara bildirimde bulunmayı ihmal eden veya bu hususta
gecikme gösteren kamu görevlisinin eylemi‖ cezalandırılacaktır.
Ceza kanununun 280 ilâ 287 maddelerinde de, kamudaki muhtelif görevlerde bulunanlara
iliĢkin eylemlerin oluĢturduğu suçların tanımı ve belirlenen cezalara yer verilmiĢtir.
Ceza kanununun genel ve özel hükümleri hakkında verilen bilgilerden sonra, kanunun
uygulanmasına da değinmek gerekecektir.
Anayasa‘nın 129. maddesinin son fıkrası; ―memurlar ve diğer kamu görevlileri hakkında
iĢledikleri iddia edilen suçlardan ötürü ceza kovuĢturması açılması, kanunla belirlenen istisnalar
dıĢında, kanunun gösterdiği idari merciin iznine bağlıdır‖ hükmü ile, kamu görevlilerinin
yargılanmalarını özel izne tabi kılmıĢtır.
218
Keza, 657 sayılı devlet memurları kanununun 24. maddesi; devlet memurlarının görevleri ile
ilgili veya görevleri sırasında iĢledikleri suçlardan dolayı soruĢturma ve kovuĢturma yapılması ve
haklarında dava açılması özel hükümlere tabidir, hükmündedir.
Kamu görevlilerinin yargılanmalarına iliĢkin uygulama hakkında bilgi edinmeden önce,
Dünya devletlerindeki, Osmanlı ve Cumhuriyet dönemlerindeki yargılama usullerinin tarihi geliĢimi
ile ilgili bilgilendirme yararlı olacaktır.
Memur yargılama usulünün tarihi geliĢimi:
Yapılan araĢtırmalar, memur yargılama hukukunun Abbasi devletine kadar uzandığını ortaya
koymaktadır.Abbasi devletinde suç iĢleyen memurların cezası Halife tarafından verilirdi. Sonraları
bu yetki Vezirlere, ardından da ―Kad’i Kudat‖ denilen baĢ kadıların baĢkanlık ettiği ―Divan-ı
Mezalim‖ adlı kurullara verilmiĢti. Kurul,suç iĢleyen memurları yargılayan merkezi bir mahkeme
niteliğini taĢımaktaydı.
Eyyübiler devleti zamanında suç iĢleyen memurlar, halkın Ģikâyeti üzerine ―Da’rül Adl‖
denilen hükümdarların baĢkanlığında yüksek devlet memurlarının oluĢturduğu merkezi bir kurul
tarafından yargılanarak cezalandırılırdı. Selçuklu döneminde de, Abbasi ve Eyyübiler de olduğu
gibi merkezi yargılama kurulları görev yapmıĢtır.
Roma imparatorluğu döneminde memurların, diğer kiĢilerden farklı Ģekilde yargılandığı,
Bonasi‘nin yaptığı araĢtırmalardan anlaĢılmaktadır. Ġmparatorluğun ilk dönemlerinde memurlar
aleyhine dava açma yetkisi Ġmparator‘daydı. Sonraları usulsüzlükler arttıkça, idarecilerin görevleri
sona erdikten sonra olmak kaydıyla halka dava açma imkânı verildi. Roma imparatorluğunun
yıkılması sonrasında ortaçağ‘da Comune‘lerin devri baĢladı. Bu dönemde de halk, memurların
görevleri sona erdikten sonra en çok elli gün içinde dava açma hakkına sahiptiler.
Ġtalya‘da, belediye ve eyalet kanununa göre Vali‘ler, Vali Yardımcıları, Belediye
BaĢkanları ve vekilleri hakkında, görevleri nedeniyle iĢledikleri fiillerden dolayı dava açılabilmesi
Kral tarafından verilecek izne bağlıydı.(bu uygulama daha sonra Ġtalya Anayasa Mahkemesi
tarafından iptal edilmiĢtir.)
Fransa‘da da memurlar özel yargılama usulüne tabi tutulmuĢlardır. 22/Aralık/1789 tarihli
kanunda adli kuvvetlerin hiçbir kararı ile idari görevlerinin yerine getirilmesinde rahatsız
edilmeyecekleri belirtilmiĢ, 1799 tarihinde Fransa Anayasa‘sına eklenen bir hükümle de hükümet
ajanlarının
görevlerine
iliĢkin
fiillerinden
dolayı
DanıĢtay‘ın
kararı
olmadan
kovuĢturulamayacakları hususu düzenlenmiĢtir.(19/eylül/1870 tarihli bir kararnameyle bu sistem
yürürlükten kaldırılmıĢ, memurların özel yargılama usulü sona ermiĢtir)
Ġngiltere‘de baĢlangıçta Kral’ın hizmetinde çalıĢan memur, zamanla parlamentonun ülke
yönetiminde ağırlık kazanmasıyla parlamento emrinde çalıĢmaya baĢlamıĢtır. Bu sistemdende
1870 yılında vazgeçilerek memurlar genel hükümlere tabi kılınmıĢlardır.
Günümüzde bazı önemli davalar için izin sistemi belirlense da, bu yargı organlarının yetkisi
içindedir.
Osmanlı döneminde ve Tanzimat öncesinde, memurların yargılanması sistemi önceki TürkĠslâm devletlerinde olduğu gibiydi. Memurlar hakkındaki Ģikâyetleri, bugün ki Savcıların görevini
yapan ―MübĢir-i Mahsusa‘lar‖ soruĢtururlardı. Bu görevliler BaĢkent dıĢında görev yapan
memurlar hakkındaki Ģikâyetler için fermanla, eyalet ve sancak‘lara gönderilirdi. Yargılama ise
baĢkent‘te ―Divan-ı Hümayun‖ da yapılırdı.
219
Sonraları merkeziyetçi yargılama sistemi taĢraya kaydırıldı. Divan-ı Hümayun baĢkentteki
memurları, PaĢa Divanları eyaletlerdeki memurları, Mirliva Divanları sancak memurlarını
soruĢturur ve yargılardı.
Fatih Sultan Mehmet (Kanun-i Osmani adı verilen kanunnamesinde memurların görevleri
gösterilmiĢ ve bazı ceza kurallarına iliĢkin hükümler yer almıĢsa da), Yavuz Sultan Selim, Kanuni
Sultan Süleyman (kararnamesinde suç iĢleyen her kim olursa olsun kanunun pençesinden
kurtulamayacak denmiĢse de) dönemlerinde hazırlanan kanunnamelerde memurların
yargılanmalarına iliĢkin ayrıntılı bilgilere rastlanılmamaktadır.
II.Mahmut döneminde 1838 yılında ―Kazasker-Kadı-Nüvvabi ve diğer memurların
yargılanmalarına ve cezalandırılmalarına iliĢkin kanunname‖ yayınlanmıĢtır.Kanunnamenin
birinci kısmında, Kadıların ve yardımcılarının rüĢvet almaları veya yolsuzluk yapmaları halinde
yargılanmaları ve cezaları, ikinci kısımda yargı makamları dıĢında görev yapan memurların
yargılanmaları, düzenlenmiĢtir.
Osmanlı devletinde memurların yargılanma sisteminde, Tanzimat‘a kadarki dönemin ortak
özelliği memurların ayrı bir yargı sistemine tabi olmaları, ancak bununla birlikte padiĢahın
mutlak egemenliği karĢısında mal güvenliklerinin bulunmayıĢı, temel hak ve özgürlükler yönünden
de tebaa‘dan farklı olmayıĢlarıdır.
Tanzimat sonrasında, 1839‘dan itibaren batılılaĢma hareketi baĢlamıĢ, 1854‘te kurulan
―Meclisi Aliyi Tazminat‖, 1861‘de ―Meclisi Ahkamı Adliye‖ ile birleĢtirilerek ―Meclisi Valayı
Ahkamı Adliye‖ adını almıĢtır. Bu kuruluĢ danıĢma organı, birey ile devlet arasındaki problemleri
çözen ve memurları yargılayan bir organ olarak görev yapmıĢtır. 1855 tarihinde çıkarılan ―Men-i
irtikap kanunu‖ memurların yargılanma usulünü yazılı hale getirmiĢtir. Buna göre Ġstanbul‘daki
devlet memurları ile taĢradaki bazı yüksek memurlar Meclisi Valayı Ahkamı Adliye‘de, bunların
dıĢındaki diğer memurlar eyalet merkezindeki ―Meclisi Kebire‖ de yargılanacak, Meclisi
Kebire‘nin kararları ikinci defa Meclisi Valayı Ahkamı Adliye‘de incelenecek, PadiĢah‘ın onayı ile
uygulanacaktı.
1872 tarihli Memurin Muhakemat Nizamnamesi, modern ceza ile idare kanunlarının
yanında modern bir yargılama kanununun olmaması nedeniyle oluĢan boĢluğu kısmen
doldurmuĢtur. Nizamname üç bölümden oluĢmuĢtur. Birinci bölümde, devlet memurları üç
dereceye ayrılmıĢ, gördükleri hizmet esas alınarak ayrı ayrı yargılama usulleri getirilmiĢtir.Ġkinci
bölümde, suçların ağırlığı veya hafifliğine göre ayrı ayrı yargılama mercileri ve verilecek cezalar
ile bunları onama mercileri belirtilmiĢtir. Üçüncü bölümde, memurlar görev aldıkları yer dikkate
alınarak sınıflandırılmıĢlardır. Buna göre, PadiĢah tarafından atanan memurlar ġurayı Devlet‘te
(DanıĢtay), diğerleri Ġstanbul Vilâyeti Ġdare Meclisi‘nde yargılanıyordu. Üç yıldan fazla hapis
cezasını gerektiren suç için DanıĢtay‘ın onayı gerekiyordu.
17/ġubat/1913 tarihinde ―Memurin Muhakematı Hakkında Kanunu Muvakkat‖in kabulü
ile memurların yargılama usulü farklı bir boyut kazanmıĢtır. Bu geçici kanun, 1876 Anayasa‘sı
döneminde hükümet tarafından çıkarılmıĢ, ancak ―Yasama Meclisi‖ tarafından onaylanmamıĢsa
da, 4483 sayılı Memurlar ve diğer kamu görevlilerinin yargılanması hakkında kanunun yürürlüğe
girdiği 04.12.1999 tarihine kadar uygulanmıĢtır.
Memurlar ve diğer kamu görevlilerinin görevleri sebebiyle iĢledikleri suçlardan dolayı
yargılanabilmeleri için, izin vermeye yetkili mercileri belirtmek ve izlenecek usulü düzenlemek
için, 04.12.1999 tarihli 4483 sayılı kanun yürürlüğe konulmuĢtur. Bu kanun, devletin ve diğer kamu
tüzel kiĢilerinin genel idare esaslarına göre yürüttükleri kamu hizmetlerinin gerektirdiği asli ve
220
sürekli görevleri ifa eden memurlar ve diğer kamu görevlilerinin görevleri sebebiyle iĢledikleri
suçlar hakkında uygulanır.
3152 sayılı ĠçiĢleri Bakanlığı teĢkilât ve görevleri hakkında kanunun 33. maddesi uyarınca,
ġubat/2000 tarihinde ― memurlar ve diğer kamu görevlilerinin yargılanması hakkında kanunun
uygulaması ile ilgili olarak ĠçiĢleri Bakanlığınca yürütülecek iĢlemlere iliĢkin Yönerge‖
uygulamaya konulmuĢtur.
Kanun görev suçu kavramına yeni düzenleme getirerek, görev sırasında iĢlenen suçları
(görevden doğmamak Ģartıyla) kapsam dıĢı bırakmıĢtır. Bu sebeple görev sırasında iĢlenen her suç,
artık memur yargılaması usulüne tabi olmayacaktır. Görev sırasında iĢlense bile görevle ilgisi
olmayan, görevden doğmayan suçlar genel hükümlere tabi olacaktır.
Görev sebebiyle iĢlenen suç, memurun memuriyet nedeniyle, memuriyet görevi ve
iĢlemlerinin yapılması dolayısıyla iĢlenen suçlardır. Suçun iĢlendiği yer ve zaman önemli değildir.
Bu suçlar yalnızca memurlar tarafından iĢlenen suçlardır. Bu nedenle kamu görevi ifa etmeyen
kiĢilerin görevden doğan suçları iĢlemeleri mümkün değildir.
Halktan topladığı paraya makbuz vermeyen muhtarın, hastayı hiçbir sebebe dayanmaksızın
hastaneye kabul etmeyen doktorun, yaptığı idari soruĢturma sırasında sanığa gerçekleri söyletmek
için dayak atan jandarma karakol komutanının suçları görevden doğmuĢtur.Görevle ilgili olmadığı
halde memuriyet görevinin ifası sırasında iĢlenen adi hakaret, müessir fiil, ırza geçme gibi suçlar
görev sırasında iĢlenen suçlar olup, umumi hükümlere göre takibatı yapılacaktır.
Burada önemli bir diğer husus ―görev‖ kavramının neyi ifade ettiğidir. Her Ģeyden önce
buradaki görev idari görevdir, adli görev sebebiyle iĢlenen suçlar bu kanun kapsamı dıĢındadır ve
genel hükümlere tabidir. Ġdari görevin ne olduğu 657 sayılı DMK, kuruluĢların teĢkilât kanunları ile
mesleki kanunlarda, tüzük, yönetmelik, kararname, genelge ve emirlerde belirlenir.
Görevleri ve sıfatları sebebiyle, özel soruĢturma ve kovuĢturma usullerine tabi olanlara iliĢkin
kanun hükümleri ile suçun niteliği yönünden kanunlarda gösterilen soruĢturma ve kovuĢturma
usullerine iliĢkin hükümler, saklıdır.
Ağır cezayı gerektiren suçüstü hali genel hükümlere tabidir. Disiplin hükümleri saklıdır.
4483 sayılı kanuna 02.01.2003 tarihinde 4778 sayılı kanunun 33. maddesi ile eklenen fıkra;
―765 sayılı Türk ceza kanununun 243 ve 245 maddeleri (243. madde 5237 sayılı kanunun 94,95
maddelerine tekabül etmektedir. Bu maddeler iĢkence ve neticesi sebebiyle ağırlaĢmıĢ iĢkence
suçlarına, 245. madde ise 5237 sayılı kanunun 256. maddesine tekabül etmektedir. Bu madde de,
zor kullanma yetkisine iliĢkin sınırın aĢılması suçunu düzenlemiĢtir) ile 1412 sayılı CMUK‘un 154.
maddesinin 4. fıkrası kapsamında (18.11.1992 tarihli 3842 sayılı kanunun 23. maddesi ile değiĢik
Ģekliyle, zabıta amirleri hakkında hakimlerin vazifelerinden dolayı tabi oldukları muhakeme usulü
tatbik olunur) açılacak soruĢturma ve kovuĢturmalarda bu kanun hükümleri uygulanmaz.
4483 sayılı kanunun getirdiği yenilikler Ģunlardır. Memurların dıĢında diğer kamu
görevlileri de kanun kapsamına alınmıĢtır. Görevle ilgili olmayan ancak, görev sırasında
iĢlenen suçlar kapsam dıĢına çıkarılmıĢtır. Hazırlık soruĢturma yetkisi C.Savcılıklarına
devredilmiĢtir.
5237 sayılı Türk ceza kanununun 6. maddesinde kamu görevlisi, kamusal faaliyetin
yürütülmesine atama veya seçilme yoluyla yada herhangi bir surette sürekli, süreli veya geçici
olarak katılan kiĢi, olarak tanımlanmıĢtır.
221
Kanunda ifade bulan diğer kamu görevlileri, ilk kez Anayasa‘nın 128/1 maddesinde yer
almıĢtır. Diğer kamu görevlisini, memurlarda olduğu gibi genel idare esaslarına göre asli ve sürekli
görevleri yürüten ve tüm özlük hakları yasa ile düzenlenen kamu hizmeti görevlisi olarak anlamak
gerekir. Bunların gördükleri hizmetler bakımından statüleri memurlardan farklıdır ve kendi personel
yasalarına tabidir. Hakimler, Savcılar, Üniversite öğretim elemanları,TSK personeli, Emniyet
mensupları, Uzman ve jandarma uzman çavuĢlar, KĠT‘lerin memur statüsündeki personeli, Köy ve
mahalle muhtarları, Enerji piyasası düzenleme kurumu çalıĢanları, Milli piyango idaresi genel
müdürlüğü çalıĢanları, Sosyal güvenlik kurumu yönetim kurulu üyeleri ile kurum personeli, ĠSKĠ
genel müdürü ve yönetim kurulu üyelerini, diğer kamu görevlilerine örnek vermek mümkündür.
4483 sayılı kanun, kiĢiler ve suçlar açısından istisnalar içermektedir. KiĢiler açısından,
TBMM üyeleri, BaĢbakan ve Bakanlar, Hakimler ve Savcılar, TSK personeli, YÖK görevlileri
(baĢkan, üyeler, kadrolu ve sözleĢmeli öğretim elemanları), Yüksek Mahkeme BaĢkan ve üyeleri
(Anayasa Mahkemesi, Yargıtay, DanıĢtay BaĢkan ve üyeleri). Türkiye ĠĢ Kurumu yönetim kurulu
baĢkan ve üyeleri ile kurum personeli), Din görevlileri, BDDK mensupları, Rekabet kurumu baĢkan
ve üyeleri ile her çeĢit personeli, Çiftçi mallarını koruma derneği baĢkan ve üyeleri, KĠT personeli,
Kredi yurtlar kurumu ve TOBB personeli, Avukatlar, Noterler, Hakemler, BilirkiĢiler, Tanıklar,
Gemi kaptanları, Belediyelere ait iktisadi teĢebbüsler,Köy ihtiyar kurulu üyeleri (muhtarla birlikte
suça iĢtiraki olanlar hariç), Özel öğretim kurumları yönetici ve öğretmenleri, 1163 sayılı kanuna
tabi kooperatif personeli, Okul koruma derneği görevlileri, Kayyum‘lar, Vakıf mütevellileri kanun
kapsamı dıĢında tutulmuĢtur.
Kanun, suçlar açısından da istisnalar içermektedir. Bunları da 3628 sayılı kanun kapsamına
giren suçlar, sıkıyönetim kanunu kapsamına giren suçlar,Atatürk aleyhine iĢlenen suçlar, ĠĠK‘nun
357. maddesi kapsamına giren suçlar (tebligatla görevli icra memurları),Seçim suçları, DGM‘nin
kuruluĢ görev ve yargılama usulü hakkında kanun kapsamına giren suçlar, Kaçakçılık suçları,
Evlendirme memurlarının suçları, Jandarma teĢkilâtı mensuplarının adli görevlerinden doğan
suçlar,Orman suçları, Adli görev nedeniyle iĢlenen suçlar olarak sayabiliriz.
657 sayılı kanunun 4/B maddesi uyarına çalıĢtırılan sözleĢmeli personel ile 4/C maddesi
uyarınca çalıĢtırılan geçici personel, bir kadroya bağlı olarak istihdam edilmediklerinden, kamu
görevi de yapsalar bu kanun kapsamında değerlendirilmeyeceklerdir.
4483 sayılı kanunun 3. maddesi ile yönergenin 6. maddesi izin vermeye yetkili meciileri
tanımlamıĢtır. Ġlçede görevli memurlar ve diğer kamu görevlileri hakkında Kaymakam, Ġl’de ve
merkez Ġlçe’de görevli memurlar ve diğer kamu görevlileri hakkında Vali, bölge düzeyinde
teĢkilâtlanan kurum ve kuruluĢlarda görev yapan memurlar ve diğer kamu görevlileri hakkında,
görev yaptıkları Ġlin Valisi izin vermeye yetkilidir. Kanunda ayrıca yedi madde halinde izin yetkisi
bulunan yetkili kiĢileri de saymıĢtır.
Kanunda sayılan izin vermeye yetkili mercilerin yokluklarında bu yetki vekilleri tarafından
kullanılacaktır. Yönergenin 29. maddesi uyarınca yetkili mercilerin saptanmasında, memur veya
kamu görevlisinin suç tarihindeki görevi esas alınacaktır. Ast ile üst memurun aynı fiile iĢtiraki
halinde izin, üst memurun bağlı olduğu merciden istenecektir.
Bu madde düzenlenirken idare hukukunun ―yerinden yönetim ilkesi‖ nin esas alındığı,
memurlar ve diğer kamu görevlilerinin önce görev yaptıkları yer, sonrada atama biçimleri dikkate
alınarak, soruĢturma izni vermeye yetkili merciler belirlenmiĢtir. Ancak, madde düzenlenirken
idarenin teknik ve hiyerarĢik yapısındaki bağlılıklar göz önüne alınmamıĢtır.
Bakanlıklar,MüsteĢarlıklar, müstakil Genel Müdürlükler ile BaĢkanlıklar, taĢra teĢkilâtında görev
yapan memurlar hakkında ön inceleme yapma veya yaptırma izni vermeye yetkili değillerdir.
222
DanıĢtay 1. dairesinin 17.04.2000 tarihli 2000/29,59 esas ve karar sayılı kararı uyarınca, üst
merci alt merciin izin yetkisini kullanamayacaktır.
Geçici görevli memur hakkında, hangi merciin yetkili olacağı konusunda kanunda bir açıklık
yoktur. Ancak mülga MMHK‘un ve CMUK‘un ilgili maddeleri ve geçmiĢde ki uygulama emsal
olarak alınırsa, geçici görevli personel hakkında ön inceleme baĢlatma ve soruĢturma izni verme
yetkisi, memurun geçici olarak bulunduğu yerin yetkili merciine değil, kadrosunun bulunduğu,
özlük dosyasının tutulduğu yani asli görev yaptığı yere göre belirlenecek yetkili mercie ait olacaktır.
(ĠçiĢleri Bakanlığı MüsteĢarı hakkında geçici görev yerindeki Kaymakam‘ın izin vermesinin
hiyerarĢik yapıya aykırılığı gibi)
Kanunun 4. maddesi ile yönergenin 7,8,ve 9. maddeleri, olayın yetkili mercie iletilmesi,
iĢleme konulmayacak ihbar ve Ģikâyetleri düzenlemiĢtir. Buna göre; C.BaĢsavcıları, memurlar ve
diğer kamu görevlilerinin bu kanun kapsamına giren suçlarına iliĢkin herhangi bir ihbar veya
Ģikâyet aldıklarında veya böyle bir durumu öğrendiklerinde ivedilikle toplanması gerekli ve
kaybolma ihtimali bulunan delilleri tespitten baĢka hiçbir iĢlem yapmayarak ve hakkında ihbar ve
Ģikâyette bulunulan memur veya diğer kamu görevlisinin ifadesine baĢvurmaksızın evrakın bir
örneğini ilgili makama göndererek soruĢturma izni isterler.
Diğer makam ve memurlarla kamu görevlileri de, bu kanun kapsamına giren bir suç
iĢlendiğini ihbar, Ģikâyet, bilgi, belge veya bulgulara dayanarak öğrendiklerinde, durumu izin
vermeye yetkili mercie iletirler.
Kanunun 17.07.2004 tarihli 5232 sayılı kanunun 2 maddesi ile değiĢik 3. fıkrası; Bu kanuna
göre memurlar ve diğer kamu görevlileri hakkında yapılacak ihbar ve Ģikâyetlerin soyut ve genel
nitelikte olmaması, ihbar veya Ģikâyetlerde kiĢi veya olay belirtilmesi, iddiaların ciddi bulgu ve
belgelere dayanması, ihbar veya Ģikâyet dilekçesinde dilekçe sahibinin doğru ad, soyad ve imzası
ile iĢ veya ikâmetgâh adresinin bulunması zorunludur ve 4. fıkrası; üçüncü fıkradaki Ģartları
taĢımayan ihbar ve Ģikâyetler, C.BaĢsavcıları ve izin vermeye yetkili merciler tarafından iĢleme
konulmaz ve durum, ihbar veya Ģikâyette bulunana bildirilir. Ancak iddiaların, sıhhati Ģüpheye
mahal vermeyecek belgelerle ortaya konulmuĢ olması halinde ad, soyad ve imza ile iĢ veya
ikâmetgâh adresinin doğruluğu Ģartı aranmaz.BaĢsavcılar ve yetkili merciler ihbarcı veya
Ģikâyetçinin kimlik bilgilerini gizli tutmak zorundadır, hükmündedir.
Kanunun 4. maddesinde düzenlenen hususta, DanıĢtay 1. dairesinin 17.04.2000 tarihli
2000/29,59 esas ve karar sayılı kararı mevcuttur. Yönergenin 19. maddesinde de bu hususa yer
verilmiĢtir.3. fıkradaki koĢullar 3071 sayılı kanunun 4. maddesinde de yer bulmuĢtur.
Kanunun 5. maddesi ön incelemeye yer vermiĢtir. Ġzin vermeye yetkili merci, bu kanun
kapsamına giren bir suç iĢlendiğini bizzat veya bir önceki maddede yazılı Ģekilde öğrendiğinde bir
ön inceleme baĢlatır, denilmektedir.
17.07.2004 tarihli 5232 sayılı kanunun 3. maddesi ile eklenen fıkra; C.BaĢsavcılıkları ile izin
vermeye yetkili merciler, ihbar ve Ģikâyetler konusunda daha önce sonuçlandırılmıĢ bir ön inceleme
olması halinde müracaatı iĢleme koymazlar. Anacak ihbar ve Ģikâyet eden kiĢilerin konu ile ilgili
olarak daha önceki ön incelemenin neticesini etkileyecek yeni belge sunması halinde müracaatı
iĢleme koyabilirler, hükmünü getirmiĢtir. DanıĢtay 2. dairesi 23.01.2001 tarihli 2000/3599 esas
2001/213 karar sayılı kararında ― Ģüphelinin eyleminden dolayı daha önceden karar verildiğinden
aynı eylemden dolayı 4483 sayılı kanuna göre yeniden ön inceleme yapılıp, soruĢturma izni
verilemeyeceği ‖ belirtilmiĢtir. Oysa 5232 sayılı kanunla eklenen fıkrada sözü edilen yeni belge
sunulması hükmüne karĢı, DanıĢtay 2. dairesi22.03.2004 tarihli 2003/717 esas 2004/264 karar sayılı
223
kararında, ― 4483 sayılı kanuna göre itiraz edilmekle veya itiraz edilmeksizin kesinleĢen yetkili
merci kararlarına konu edilen eylemlerin, yeni bir delil elde edilmekle tekrar ön incelemeye konu
edilemeyeceği ― belirtilmiĢtir.
Ön inceleme, izin vermeye yetkili merci tarafından bizzat yapılabileceği gibi,
görevlendireceği bir veya birkaç denetim elemanı veya hakkında inceleme yapılanın üstü
konumundaki memur ve kamu görevlilerinden biri veya birkaçı eliyle de yaptırılabilir. Ġnceleme
yapacakların, izin vermeye yetkili merciin bulunduğu kamu kurum veya kuruluĢunun
içerisinden belirlenmesi esastır. ĠĢin özelliğine göre bu merci, anılan incelemenin baĢka bir kamu
kurum veya kuruluĢunun elemanlarıyla yaptırılmasını da ilgili kuruluĢtan isteyebilir. Bu isteğin
yerine getirilmesi, ilgili kuruluĢun takdirine bağlıdır.
Yönergenin 10. maddesinde yukarıda bahsedilen husus,―inceleme yapacakların, hakkında ön
inceleme yapılan memur ve diğer kamu görevlilerinin mensubu bulunduğu kamu kurum ve
kuruluĢlarının içerisinden belirlenmesi esastır‖ belirtmesi ile yumuĢatılmıĢtır ki, doğrusuda
budur. Yönergenin 11,12 nci maddelerinde ise; Ġlçede, hakkında ön inceleme yapılanın üstü
konumunda görevli personel bulunmaması veya incelemenin uzmanlık gerektirmesi halinde,
Kaymakam, Vali‘den ön incelemenin Ġl‘den görevlendirilecek bir elemana yaptırılmasını talep
edebilir. Ön incelemenin müfettiĢ bilgi ve tekniğini gerektirmesi durumunda da Vali, konuyu
gerekçeli olarak ilgili Bakanlığa ileterek denetim elemanı talebinde bulunabilir.
Yargı mensupları ile yargı kuruluĢlarında çalıĢanlar ve askerler, baĢka mercilerin ön
incelemelerinde görevlendirilemez.
Denetim elemanı görevlendirilmesi için Bakandan alınan ön inceleme onaylarının 24 saat
içinde ilgili kurula gönderilir.
Yönergenin 14. maddesinde bahsedildiği üzere, ön inceleme onayında belirtilen ihbar,
Ģikâyet veya iddia konusu olaylar ile bunlara bağlı olarak ön inceleme sırasında ortaya çıkabilecek
konular, ön inceleme onayının kapsamını oluĢturur.
Ön inceleme onayında belirtilenlerden baĢka memur ve diğer kamu görevlilerinin de iddia
konusu olaylara katıldıklarının anlaĢılması halinde, yeni bir inceleme onayı alınmaksızın ön
incelemeye dahil edilirler. Ancak, ön inceleme sırasında ön inceleme onayında belirtilen olay ve
konudan tamamen ayrı ve farklı bir suç olarak nitelendirilebilecek bir fiil veya iĢlem tespit
edildiğinde, konu yazılı olarak en seri haberleĢme araçları ile bu konuda ön inceleme baĢlatılmak
üzere yetkili mercie bildirilir.
Kanunun bu maddesinin son fıkrasında ve yönergenin 15. maddesinde, ön inceleme ile
görevlendirilen kiĢiler birden fazla ise biri, baĢkan olarak belirlenir. Denetim elemanları kendi
usullerine tabidir, denilmektedir.
Ön inceleme yapanların yetkisi ve rapor hususlarını düzenleyen 6. madde; ön inceleme ile
görevlendirilen kiĢi veya kiĢiler, Bakanlık müfettiĢleri ile kendilerini görevlendiren merciin bütün
yetkilerini haiz olup, bu kanunda hüküm bulunmayan hususlarda CMUK (04.12.2004 tarihli 5271
sayılı CMK ile değiĢti) göre iĢlem yapabilirler, hakkında inceleme yapılan memur veya diğer kamu
görevlilerinin ifadesini de almak suretiyle yetkileri dahilinde bulunan gerekli bilgi ve belgeleri
toplayıp, görüĢlerini içeren bir rapor düzenleyerek durumu izin vermeye yetkili mercie sunarlar. Ön
inceleme birden çok kiĢi tarafından yapılmıĢsa, farklı görüĢler raporda gerekçeleriyle ayrı ayrı
belirtilir.
Yetkili merci bu rapor üzerine soruĢturma izni verilmesine veya verilmemesine karar verir.
Bu kararda gerekçe gösterilmesi zorunludur.
224
Ön inceleme, hazırlık soruĢturması öncesi idari inceleme nitelikli bir çalıĢmadır. Ön inceleme
ile görevli kiĢi, tanık dinleyebilecek, bilirkiĢi görevlendirebilecek, keĢif yapabilecek, arama
talebinde bulunabilecek, el koyma tedbirine baĢvurabilecek, suçlanan kiĢinin ifadesini alabilecek,
hakkında inceleme yapılan kiĢileri görevden uzaklaĢtırabilecek, CMK‘da yer alan usul iĢlemlerinin
tümünü uygulayabilecektir. Maddede bahsedilen, ―bakanlık müfettiĢleri ile kendilerini
görevlendiren (bakan, genel müdür, Vali gibi) merciin bütün yetkilerini haiz olup‖ ibaresi, bu
makamların tabii ki 4483 ve CMK‘ya iliĢkin yetkilerine iliĢkindir. Ancak ön inceleme ile
görevlendirilenlerin inceleme yaptıkları kiĢiler hakkında görevden uzaklaĢtırma tedbirini
uygulayabileceklerdir.
Bahsedilen madde, hakkında inceleme yapılan memurun ifadesinin alınmasını (susma hakkı
saklı kalmak kaydıyla) zorunlu kılmıĢtır. Oysa MMHK uygulamasında ve DanıĢtay 1. dairesinin
09.02.1987 gün ve 986/372 esas, 987/33 karar sayılı kararında; ―sanığın kaybolması, suçu iĢledikten
sonra akıl hastalığına yakalanması, ölüm, af, zamanaĢımı, Ģikâyetten vazgeçme hallerinde sanığın
savunması alınmaksızın fezleke düzenlenebileceği‖ belirtilmiĢtir.Ancak 4483 sayılı kanunda bu gibi
durumlarda yapılacak iĢleme iliĢkin bir açıklık getirilmemiĢtir. Ġfadenin inceleme mahallinde
vicahen alınması asıl olmakla birlikte, gerektiğinde makul bir süre verilerek yazıyla da istenebilir.
Yönergenin 20. ilâ 27. maddeleri ön incelemede usule iliĢkin iĢlemleri belirlemiĢtir. Buna
göre ön incelemecinin, delillerin toplanması, ifade sırasında yeminli kâtip bulundurulması ve
tutanak düzenlenmesi, tanıklarla ilgili iĢlemler, istinabe usulüne baĢvurma, hakkında ön inceleme
yapılanların ifadelerinin alınması, bilirkiĢi görevlendirilmesi, keĢif, zapt ve arama nedeniyle
yapılacak usulü iĢlemlere yön vermiĢtir.
Ön inceleme sonrasında, düzenlenen rapor izin vermeye yetkili mercie verilir. Farklı görüĢler
raporda gerekçeleriyle belirtilir.Yönergenin 17. maddesi de bu hususlara değinmiĢ, ön
incelemecinin af, zamanaĢımı, ölüm gibi durumlarda ―soruĢturma izni verilmemesi‖ önerisinde
bulunacağını belirtmiĢtir. Fiilin ayrıca disiplin suçu niteliğinde olması veya tazmini gerektirmesi
halinde, ayrıca disiplin veya tazmin raporu düzenlenir.
Yetkili merci kanun gereği ―soruĢturma izni verilmesi‖ yada ―verilmemesi‖ dıĢında baĢka bir
karar verme yetkisine sahip değildir. Rapordaki kanaate aynen uyması gibi bir zorunluluğu da
yoktur. (DanıĢtay 1. dairesinin yetkili merciin karar verirken bir takdir yetkisinin olmadığına iliĢkin
kararı bulunmaktadır) Ancak 6. maddede belirtildiği üzere, yetkili merci ön incelemecinin
önerilerinin aksine bir karar vermesi halinde karar gerekçeli olacaktır.Yönergenin 31. maddesinin
son fıkrası, yetkili merci tarafından verilen kararların bir deftere kaydedileceğini,kararların
müteselsil sıra numarası verilerek ayrı bir dosyada muhafaza edileceğini belirtmiĢtir.
Yönergenin 19. maddesi; ön inceleme sırasında suç konusunun 4483 sayılı kanun kapsamında
olmadığının anlaĢılması halinde, ön inceleme yapmakla görevlendirilenler bu konuda ―tevdi raporu‖
düzenlerler. Bu konuda ayrıca ön inceleme raporu düzenlenmez.
4483 sayılı kanunun 7. maddesi süre‘ye iliĢkin hükümleri düzenlemiĢtir. Buna göre; yetkili
merci soruĢturma izni konusundaki kararını, suçun öğrenilmesinden itibaren ön inceleme dahil en
geç 30 gün içinde verir. Bu süre zorunlu hallerde 15 günü geçmemek üzere bir defa uzatılabilir. Bu
sürede verilen karar C.BaĢsavcılığına, hakkında inceleme yapılan memur veya diğer kamu
görevlisine ve varsa Ģikâyetçiye bildirilmesi zorunludur.
Yönergenin 30.maddesinde, karar verme süresinin son günü herhangi bir tatile tesadüf ederse,
tatilin ertesi günü biter. Öğrenme tarihi, ihbar, Ģikâyet veya soruĢturma izin talebinin yetkili merci
tarafından havale edilmesi veya ön inceleme onay ve görev emri verildiği tarihtir.
225
Türkiye‘nin Avrupa Birliğine entegrasyon döneminde önünde duran sorunların en
önemlilerinden biride hukuksal yargılama süreçlerinin çok uzun sürmesi, özellikle kamu
görevlilerinin insan haklarına yönelik olarak iĢledikleri suçlardan dolayı uzun süreli tahkikat
aĢamalarından geçmeleri, bu durumun kamu oyunda tepkilere sebebiyet vermesi, geç gelen adaletin
adaletsizlik yaratması gibi önemli sosyal rahatsızlıklara yol açmasıydı. ĠĢte bu sebeplerden ötürü,
4483 sayılı kanun bir taraftan ön inceleme safhasını oldukça kısa sayılabilecek bir süre
sınırlamasına tabi tutmak, diğer taraftan da mülga MMHK‘da yer alan idare kurulları aĢamasını
tamamen ortadan kaldırmak suretiyle, soruĢturma süresinin hızlı bir biçimde iĢlemesini sağlayacak
yeni düzenlemeler getirmiĢtir.
Kanunun 8. maddesi, soruĢturma izninin kapsamını belirlemiĢtir.SoruĢturma izni, Ģikâyet,
ihbar veya iddia konusu olaylar ile bunlara bağlı olarak ileride soruĢturma sırasında ortaya
çıkabilecek konuları kapsar.
SoruĢturma sırasında izin verilen olay ve konudan tamamen ayrı veya farklı bir suç olarak
nitelendirilebilecek bir fiil ortaya çıktığında, yeniden izin alınması zorunludur. Ancak, suçun hukuki
niteliğinin değiĢmesi, yeniden izin alınmasını gerektirmez.(görevde ihmal sebebiyle onay alındıktan
sonra görevi kötüye kullanma suçunun varlığının belirlenmesi gibi)
4483 sayılı kanunun 9. maddesi itiraz biçimini belirlemiĢtir. Kanunda ― yetkili merci,
soruĢturma izni verilmesine veya verilmemesine iliĢkin kararını C.BaĢsavcılığına, hakkında
inceleme yapılan memur veya diğer kamu görevlisine ve varsa Ģikâyetçiye bildirir‖ denilirken,
Yönergenin 32. maddesinde, ―soruĢturma izni verilmesine iliĢkin karar, hakkında ön inceleme
yapılan memur ve diğer kamu görevlilerine, soruĢturma izni verilmemesine iliĢkin karar ise
C.BaĢsavcılığına ve varsa Ģikâyetçisine yetkili merci tarafından bildirilir‖ denilmiĢtir.
Verilen kararlar, ilgilinin özlük dosyasına konulmak ve gerekli takipler yapılmak üzere,
dairesi amirine gönderilir. Kararın tebliği, Bakanlık merkez ve bağlı kuruluĢlarında hukuk
müĢavirliklerince, Valilik ve Kaymakamlıklarda ise idare kurulu bürolarınca yapılır.
Gerek kanunda ve gerekse yönergenin 33. maddesinde, memur veya diğer kamu görevlisi ile
C.BaĢsavcısı ve Ģikâyetçinin yetkili merciin kararına, tebliğden itibaren 10 gün içinde itiraz
hakkının bulunduğu hüküm altına alınmıĢtır.Bu süre hak düĢürücü süredir.
Kanunda ve yönergenin 34. maddesinde bahsedildiği üzere, itiraza, kanunun 3. maddesinin
(e),(f),(g) (Cumhur BaĢkanınca verilen izin hariç) ve (h) bentlerinde sayılanlar için DanıĢtay 2.
Dairesi, diğerleri için yetkili merciin yargı çevresinde bulunduğu bölge idare mahkemesi
bakacaktır.
Ġtirazlar öncelikle incelenir ve en geç 3 ay içinde karara bağlanır ve verilen bu kararlar
kesindir.
Muhbir, suçtan zarar görmeyen ancak bir kimsenin suç iĢlediğini bildiren kiĢidir. Suçtan zarar
görmediği için muhbire tebligat yapılmaz.Bu kiĢilere itiraz hakkı da tanınmamıĢtır.
Kanunun 10. maddesi uyarınca, 4483 sayılı kanun kapsamındaki suçların iĢtirak halinde
iĢlenmesi durumunda memur olmayan memur olanla, ast memur üst memurla aynı mahkemede
yargılanacaktır.
226
Kanunun 11 ilâ 14. maddeleri, iznin gönderileceği ve hazırlık soruĢturmasını yapacak
mercileri, yetkili ve görevli mahkemeleri belirlemiĢtir.
15. madde, ―memurlar ve diğer kamu görevlileri hakkında ihbar ve Ģikâyetlerin garaz, kin
veya mücerret hakaret için uydurma bir suç isnadı suretiyle yapıldığı hazırlık soruĢturması
sonucunda anlaĢılır veya yargılama sonucunda sabit olursa, haksız isnatta bulunanlar
hakkında yetkili ve görevli C.BaĢsavcılığına resen soruĢturmaya geçilir.
Memurlar ve diğer kamu görevlilerinin yukarıdaki fıkrada belirtilen durumlarda kamu davası
açılması için C.BaĢsavcılığına baĢvurma ve haksız isnatta bulunanlar hakkında genel hükümlere
göre tazminat davası açma hakları saklıdır‖ hükmü ile dürüst memurları koruma altına almıĢ, kamu
görevinin saygınlığının korunması amaçlanmıĢtır.Bu davalar resen açılacaktır, genel hükümler
uygulanacaktır, bu nedenle soruĢturma iznine gerek yoktur.
Benzer bir hüküm, 657 sayılı DMK‘nun 25. maddesinde de bulunmaktadır.Ancak, 4483 sayılı
kanunda C.Savcısına doğrudan dava açma yetkisi verilmiĢken, 657 sayılı kanunda en üst amir veya
valinin istemi üzerine C.Savcısının dava açması mümkün olabilecektir.
227
TAPU VE KADASTRO BİLGİ
SİSTEMİ ( TAKBİS )
228
Takbis programı Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü‘nün en büyük projesi olmakla birlikte
ülkemizin e-devlet kapısındaki en büyük veri paylaĢım merkezidir. Proje öncelikle 2000 yılında
Ankara/Çankaya ve Ankara/GölbaĢı Tapu Sicil Müdürlüklerinde pilot olarak hayata geçirilmiĢ daha
sonra tüm ülke çapında yaygınlaĢtırılmaya baĢlanmıĢtır.
Programın öncelikli amacı Tapu Sicil Müdürlükleri‘nin standardize edilecek olmasıdır. Her
türlü iĢlemin tüm müdürlüklerde aynı Ģekilde yapılıyor olması hem vatandaĢ memnuniyeti açısından
hem de iĢlemlerin tek merkezden kontrol edilebilecek olması açısından çok önemli bir yere sahiptir.
Genel Müdürlüğümüz bünyesinde Strateji GeliĢtirme Dairesi BaĢkanlığı‘na bağlı olan
Takbis programı 3 farklı Ģube müdürlüğü tarafından yönetilmektedir. Bunlar; Tapu Dairesine bağlı
olan Takbis Eğitim ve Destek Birimi ( yardım masası ), Strateji GeliĢtirme Dairesi BaĢkanlığı‘na
bağlı Takbis Kadastro ġube Müdürlüğü ve Bilgi ĠĢlem ġube Müdürlüğüdür. Havelsan A.ġ.
tarafından hazırlanan program Kasım 2009 tarihinden itibaren Türksat A.ġ. tarafından
yürütülmektedir.
Program ile ilgili genel bilgilerden ziyade programın iĢleyiĢine girecek olursak; sistem her
zaman memur güvenliği merkezinde çalıĢtığı için herĢeyden önce verilerin doğruluğu ilk
önceliğimizdir. Pilot müdürlüklerimiz dıĢındaki Tapu Sicil Müdürlüklerimizin sistemde maksimum
5 yıldır çalıĢtıkları gerçeğini de göz önünde bulundurursak herhangi bir hak kaybına sebebiyet
verilmemesi açısından verilerimizin doğruluğundan tamamen emin olana kadar sistemde yapılan
her türlü iĢlemde bilgilerin tekrar kontrol edilmesi gerektiğini söylememiz mümkündür.
Sistem genel olarak karmaĢık bir yapıya sahip olsa da her türlü iĢlemi yaparken
kullanmamız gereken butonlar aynıdır. Yani sistemde imar iĢlemi yaparken girmemiz gereken bir
evrakı sisteme girmek için ekle ( ) butonu kullandığımız gibi, intikal iĢlemi sırasında da girilmesi
gereken bir evrak için baĢka bir buton kullanılmayacaktır. Bu bağlamda sistemde yapılan tüm
iĢlemleri teker teker öğrenmek hem zaman hem de tecrübe açısından mümkün olmayacağından
öncelikli amacınız sistemin mantığının kavranmasıdır. Sistemin mantığını kavrayıp, iĢleyiĢine
hakim olursak sistemin tamamı üzerinde söz sahibi olabiliriz. ġimdi sistemde yapılan bir satıĢ
iĢlemini baĢvuru alınması aĢamasından itibaren iĢlemin sonlandırılması aĢamasına kadar birlikte
inceleyelim.
Müdürlüğümüze yapılan yeni bir talebin öncelikle ―BaĢvuru‖ baĢlığının altında bulunan
―BaĢvuru FiĢleri‖ bölümüne gelerek baĢvurusu alınmalıdır.
Gelen ekranda ―ekle‖ (
iĢlem yapılmalıdır.
) butonu kullanılarak yeni baĢvurunun sisteme girilmesi için ilk
229
Ekle butonunu kullandıktan aktif hale gelen bölümlere ilgili bilgileri girdikten sonra sırasıyla
önce kaydet ―
olacaktır.
‖ sonra uygula ―
‖ butonları kullanılacak ve yeni baĢvuru sisteme girilmiĢ
230
Bu aĢamadan sonra ―BaĢvuru FiĢleri‖ ekranından çıkarak ―BaĢvuru Monitörü‖ ekranına
gitmeliyiz.
BaĢvuru fiĢleri ile BaĢvuru Monitörü ekranları arasındaki fark; BaĢvuru FiĢleri ekranı, ilgili
Tapu Sicil Müdürlüğünün her yıl 1 Ocak tarihi ile 31 Aralık tarihleri arasında alınmıĢ fakat
sonlandırılmamıĢ baĢvurularının göründüğü ekran iken, BaĢvuru Monitörü ekranı her personel için,
içinde bulunulan yılın baĢından sonuna kadar kendisine havale edilip sonlandırılmayan iĢlemleri
görebileceği ekranıdır. Yani BaĢvuru fiĢleri ekranı Tapu Sicil Müdürlüğündeki tüm iĢlemleri
gösterirken BaĢvuru Monitörü ekranı her personelin sadece kendi üzerindeki iĢlemlerini
görebileceği kiĢiye özel ekrandır.
BaĢvuru Monitörü‖ ekranına geldikten sonra sırasıyla ―ĠĢlemi baĢlatma seçenekleri‖ (
)
ve açılan pencereden kısayolu F9 olan ―ĠĢlem Monitör‖ seçeneğini kullanarak yapacağımız iĢlemin
sistemdeki karĢılığını bulacağımız ―ĠĢlem Tanımı BaĢlama ġekli Seçimi‖ (iĢlem ağacı) ekranının
açılmasını sağlamalıyız.
231
Yapacağımız iĢlemin sistemdeki karĢılığını bulup ―seç‖ (
baĢlıyoruz.
) butonuna tıklayarak iĢlemimize
232
Açılan ĠĢlem Monitöründe ―çalıĢtır‖ (
)butonunu kullanarak iĢlemin ilk aĢaması olan
―Tapu Bölümü Seçimi‖ aĢamasını baĢlatıyoruz. ÇalıĢtır butonu iĢleme ilk açtığımızda iĢlemi
baĢlatmak için kullanılırken diğer aĢamalardayken içinde bulunulan aĢamayı tekrar açmak için
kullanılan butondur.
233
SatıĢ iĢlemimize konu olan gayrimenkulü yer kriteri seçeneğini kullanarak ada parsel bilgisi
ile bulabileceğimiz gibi malik bilgisi ile de bulmamız mümkündür. Ada parsel bilgisini ilgili
bölümlere girdikten sonra ekranın üst bölümünde bulunan ―Sorgulamayı ÇalıĢtır‖ (
) butonu ile
müdürlüğümüz yetki alanında ki, girmiĢ olduğumuz ada parsel bilgilerine sahip olan taĢınmazların
bulunduğu ―Sorgu Sonucu‖ ekranının açılmasını sağlıyoruz.
Sorgu sonucu ekranı açıldıktan sonra ekranın üst tarafında bulunan butonlar arasında, ilgili
taĢınmazın malik veya maliklerini görmemizi sağlayan ―Zemin hisse‖ (
) butonunu kullanarak
taĢınmaz maliklerinin gösterildiği ekranı açıp, iĢleme alacağımız maliki iĢaretleyerek ―Seçerek
ÇıkıĢ‖ (
) butonuna tıklıyoruz ve seçili maliki iĢleme almıĢ bulunuyoruz.
paragrafta bahsedilen ekranları sırasıyla inceleyelim.
ġimdi son iki
234
ĠĢleme alacağımız taĢınmaz malikleri tamamlandığında, ekranda sadece ĠĢlem Monitörü açık
kalana kadar açık olan tüm Takbis pencerelerini ―ÇıkıĢ‖ (
) butonunu kullanarak kapatıyoruz ve
iĢlem monitörü üzerindeki ―uygula‖ (
) butonu ile Tapu Bölümü Seçimi aĢamasında
yaptıklarımızı kaydedip ―Taraf ve Kimlik Tespiti‖ aĢamasına baĢlıyoruz. Uygula butonu her
kullanıldığında içinde bulunduğumuz aĢamanın tamamlandığını bir sonraki aĢamaya geçmek
235
istediğimizi sisteme söylemiĢ oluyoruz. Açılan ekran Taraf ve Kimlik Tespiti aĢamasının ĠĢleme
giren taĢınmazların görülmesini sağlayan ―ĠĢlem Giren Göster‖ ekranı. Bu ekranda birden fazla
taĢınmazın devrini gerçekleĢtiriyorsak ve herbirinin alıcısı birbirinden farklı ise ilgili taĢınmazı
iĢaretleyerek ekranın üst bölümünde bulunan ―ĠĢlem Taraflarını Belirle‖ (
) butonunu kullanıp
her taĢınmazın alıcısını ayrı ayrı girebileceğimiz gibi eğer ki yapılan iĢlem Ģu an yapmıĢ olduğumuz
iĢlem gibi sadece bir taĢınmaz üzerinde yapılıyorsa veya birden fazla taĢınmaz üzerinde yapıldığı
halde tüm taĢınmazları aynı kiĢi alıyorsa ĠĢlem Giren Göster ekranındaki ―Hepsini Seç‖ ( )
butonunu kullanarak iĢlemin taraflarını belirleyeceğimiz ekranı açabiliriz. Bahsedilen ekranlar
sırasıyla aĢağıda gösterilmiĢtir.
236
ĠĢlem Taraflarının Belirlenmesi ekranı açıldığında bir önceki aĢamada iĢleme aldığımız malik
veya malikler Satıcı baĢlığının altında getirilecektir. Satıcı‘nın kimlik tespitini yapabilmek için
ekranın üst bölümünde bulunan ―Kimlik Tespiti‖ (
) butonuna tıklayarak ilgili tarafın iĢleme
hangi Ģekillerde katılabileceğini gösteren bölümün açılmasını sağlıyoruz. Daha sonra taraf iĢleme
hangi Ģekilde katılacak ise o seçeneği iĢaretleyerek ilgili kiĢi veya tüzel kiĢi‘nin sistemdeki kimlik
bilgilerinin görülebileceği ―KiĢinin Kimlik Bilgileri‖ ekranını açıyoruz. Açılan ekrandaki kimlik
bilgileri ile ilgili kiĢinin elimizdeki kimlik bilgilerini karĢılaĢtırıp herhangi bir değiĢiklik var ise
―Ekle‖ (
) butonunu kullanarak kimlik bilgilerini güncelleyebileceğimiz gibi ilgili kiĢi‘nin
kimlik bilgilerinde herhangi bir değiĢiliklik yoksa ―Seçerek ÇıkıĢ‖ (
) butonunu kullaranak da
iĢleme devam edebiliriz. Kimlik tespitini yaptığımız kiĢinin sistemde kayıtlı herhangi bir tebligat
adresi yoksa Seçerek ÇıkıĢ butonunu kullandıktan sonra sistem bizi otomatik olarak adres
bilgilerinin girilebileceği ekrana yönlendirecektir. KiĢinin adres bilgilerini kendimiz elle girmek
istiyorsak ekle butonunu kullandıktan sonra ĠletiĢim Bilgisi bölümüne ilgili kiĢinin adres bilgisini
yazabileceğimiz gibi eğer kendimiz adres bilgisini girmeyeceksek ĠletiĢim Bilgisi‘nin altındaki
―Adres Sisteminden Getir‖ butonunu kullanarak kiĢinin Adres Kayıt Sistemindeki adres bilgisini
direk alabiliriz. Adres bilgisi ile ilgili iĢlemlerimiz sonlandıktan sonra sırasıyla önce ―Kaydet‖ (
)
sonrasında da ―Uygula‖ ( ) butonlarını kullanıp ―çıkıĢ‖ ( ) diyerek satıcı ile ilgili
yapacaklarımızı bitirmiĢ oluyoruz.
Yukarıda bahsedilen aĢamaların sistemdeki karĢılıklarını aĢağıdaki örneklerden inceleyelim.
237
238
Satıcı ile ilgili yapacaklarımız bittikten sonra hazırladığımız iĢlemin diğer tarafı olan alıcı
kiĢinin bilgilerini sisteme gireceğiz. Sistemde olmayan bir bilgi veya bir belgenin sisteme girilmesi
için kullanılması gereken ilk buton her aĢamada olduğu gibi bu aĢamada da ―ekle‖ butonu. Alıcı
baĢlığını mause ile iĢaretledikten sonra ekranın üst bölümünde aktif hale gelen ekle butonunu
kullanarak alıcı seçeneklerinin belirlendiği pencere‘nin açılmasını sağlıyoruz. Açılan pencerede
iĢleme konu taĢınmazın alıcısı‘nın kiĢi baĢlığını belirleyip kiĢi sorgulama ekranının açılmasını
sağlıyoruz.
239
Alıcı olan Ģahsı sistemde 5 farklı sorgulama kriteri ile bulabiliriz. Sistem bize bu aĢamada
otomatik olarak ad soyad gibi kimlik bilgileri ile sorgulama yapabileceğimiz Detaylı Arama
seçeneğini getirdiğinden iĢleme alacağımız kiĢinin kimlik bilgilerini girdikten sonra çalıĢtır butonu
ile sorgulamamızı yapıyoruz. Açılan kiĢi listesi ekranında iĢlemimizin alıcısı olan kiĢi‘yi
iĢaretledikten sonra seçerek çıkıĢ butonunu kullanarak kiĢinin kimlik bilgilerinin
görüntülenebileceği ekranın açılmasını sağlıyoruz.
Alıcı olan Ģahsı sistemde 5 farklı sorgulama kriteri ile bulabiliriz. Sistem bize bu aĢamada
otomatik olarak ad soyad gibi kimlik bilgileri ile sorgulama yapabileceğimiz Detaylı Arama
seçeneğini getirdiğinden iĢleme alacağımız kiĢinin kimlik bilgilerini girdikten sonra çalıĢtır butonu
ile sorgulamamızı yapıyoruz. Açılan kiĢi listesi ekranında iĢlemimizin alıcısı olan kiĢi‘yi
iĢaretledikten sonra seçerek çıkıĢ butonunu kullanarak kiĢinin kimlik bilgilerinin
görüntülenebileceği ekranın açılmasını sağlıyoruz.
Alıcı olan Ģahsı sistemde 5 farklı sorgulama kriteri ile bulmamız mümkün. Sistem bize bu
aĢamada otomatik olarak ad soyad gibi kimlik bilgileri ile sorgulama yapabileceğimiz Detaylı
Arama seçeneğini getirdiğinden iĢleme alacağımız kiĢinin kimlik bilgilerini girdikten sonra çalıĢtır
butonu ile sorgulamamızı yapıyoruz.
240
Açılan kiĢi listesi ekranında iĢlemimizin alıcısı olan kiĢi‘yi iĢaretledikten sonra seçerek çıkıĢ
butonunu kullanarak kiĢinin kimlik bilgilerinin görüntülenebileceği ekranın açılmasını sağlıyoruz.
Seçtiğimiz alıcı ―ĠĢlem Taraflarının Belirlenmesi‖ ekranına getirildikten sonra satıcı kiĢi de
yaptığımız gibi aynı Ģekilde iĢleme ne Ģekilde katıldığının seçildiği pencereyi açarak ilgili kiĢinin
iĢleme ne Ģekilde katıldığının seçimini yapıyoruz ve kiĢi kimlik bilgilerinin göründüğü ekranın
açılmasını sağlıyoruz.
241
242
Alıcı kiĢi için de yine aynı Ģekilde kimlik bilgilerinde herhangi bir değiĢiklik yoksa seçerek
çıkıĢ butonunu kullanarak kimlik bilgilerinin göründüğü ekranı kapatıp ĠĢlem taraflarının
belirlenmesi ekranına döndükten sonra sırasıyla uygula ( ) ve çıkıĢ ( ) butonlarını kullanıp
ekranımızda sadece iĢlem monitörü açık kalana kadar tüm takbis pencerelerini kapatıyoruz.
Bu sayede taraf ve kimlik tespiti aĢamamızı da bitirdiğimizden iĢlem monitöründeki uygula (
) butonu ile sırasıyla ġerh/Beyan/Ġrtifak hakları kontrolü, DMH Kontrolü,Rehin Kontrolü ve
Kanunla BelirlenmiĢ Vergilerin Kontrolü aĢamalarına geçiĢ yapacağız.
243
Yukarıda gösterilen kontrol aĢamalarında Tamam butonunu kullandıktan sonra ĠĢlem
monitöründeki Uygula butonu ile diğer aĢamalara geçiĢ yapıyoruz. Kontrol aĢamalarının en
sonuncusu olan Vergi Kontrolü aĢamasından sonra Uygula butonunu kullandığımızda Tescile Esas
Bilgilerin Alınması aĢamasını baĢlatmıĢ oluyoruz.
Bu aĢama satılacak olan taĢınmazın satıĢ bedelini girmemize yaradığı gibi eğer ki satıcı iĢleme
konu hissesinin tamamını değil de bir bölümünü satacak ise o iĢlemi de yine bu aĢamada yapıyoruz.
Açılan ―ĠĢlem Zemin Hisse‖ ekranında TaĢınmaz Bedel baĢlığına gelip TaĢınmazın Toplam
Bedeline Göre Hesap seçeneğini iĢaretleyip ekrana açılan bedel ekranına taĢınmazın bedelini girip
Seçerek ÇıkıĢ butonu aracılığı ile bedeli girmiĢ oluyoruz.
244
TaĢınmazın bedelini girdikten sonra sırasıyla uygula ve çıkıĢ butonlarını kullanarak tekrar
iĢlem monitörüne dönüp uygula diyerek bir sonraki aĢama olan Diğer ĠĢlem Bağlantısı AĢamasına
geçiyoruz.
245
246
Eğer iĢlem içinde herhangi bir iĢlem yapmayacaksak ( kanuni ipotek vs. ) bu aĢamada çıkıĢ
butonunu kullanarak tekrar ĠĢlem Monitörüne dönüyoruz. Ve ĠĢlem Monitörü üzerinde tekrar
uygula butonunu kullanarak hazırladığımız iĢlemin harçlarını görebileceğimiz Vergi / Harç
iĢlemleri aĢamasına geçiyoruz.
Vergi/Harç ĠĢlemleri aĢamasında muaf olması gereken herhangi bir harç yok ise harç
bilgilerinin sisteme o Ģekilde kaydedilmesini ve makbuz çıktılarının alınmasını sağlayan Makbuz
Bilgilerini Görmemize yarayan butonun aktif hale gelebilmesi için uygula butonunu kullanıyoruz.
Makbuz bilgilerini görmemize yarayan butonu kullanmamızla birlikte açılan ekrandaki yazıcı
butonuna tıklayarak açılan pencereden Makbuz Yazdır seçeneğini iĢaretliyoruz ve hazırladığımız
iĢlemin harç makbuzları ekranımıza açılıyor.
247
248
Harç makbuzlarımızı da aldıktan sonra ekranda sadece iĢlem monitörü açık kalana kadar açık
olan tüm takbis pencerelerini çıkıĢ butonu aracılığı ile kapatıyoruz ve iĢlem monitöründe bulunan
uygula butonu ile Sigorta Kontrolü aĢamasını baĢlatıyoruz.
ĠĢleme aldığımız taĢınmaz Dask zorunluluğu olan taĢınmazlardan ise sistem bize Sigorta
Kontrolü ekranını getirecek ve elimizdeki dask poliçesinin bilgilerini girmemizi isteyecektir. Dask
poliçesini sisteme girebilmek için ilk önce açılan ekranda ĠĢlem Zemin Sigorta GiriĢi butonunu daha
sonra da açılan ekranda ekle butonunu kullanarak dask poliçemizin bilgilerini sisteme giriyoruz, ve
her türlü evrakın sisteme giriliĢinden sonra yaptığımız gibi sırasıyla kaydet ve uygula butonlarını
kullanarak Resmi Senet aĢamamıza gidebilmek adına tekrar iĢlem monitörüne dönüyoruz.
249
Sigorta aĢamamızı da bitirdikten sonra hazırlanan ĠĢlemin Resmi senedinin yazılması için
iĢlem monitöründe uygula dedikten sonra açılan küçük ekranda Resmi Senedi OluĢtur Butonunu
kullanarak iĢlemin Resmi Senedini yazdırıyoruz.
250
Resmi senedin çıktısını aldıktan sonra tekrar iĢlem monitöründe uygula butonunu kullanarak
ĠĢlem Ayrıntıları aĢamamızı baĢlatıyoruz, bu aĢamada baĢlıkların yanında bulunan alt baĢlıkları
açmaya yarayan artı
( ) iĢaretine tıklayarak iĢleme giren tüm bilgi ve belgelerin ayrıntılı
dökümünü görebilirsiniz.
Bu aĢamadan sonra tekrar iĢlem monitöründe bulunan uygula butonu ile Onay/Ġmza aĢamasını
baĢlatmıĢ oluyoruz. Onay/imza aĢaması sistemde yapılan herhangi bir iĢlem olmayıp
müdürlüklerinizde yapılan her türlü iĢlemin kontrol edildiği kontrol aĢamasından bahsetmektedir. O
yüzden hazırlanan iĢlem müdürlükte kontrol edildikten sonra aĢağıda gösterilen uyarıya tamam
diyerek, bir sonraki aĢama olan yevmiye aĢamasına gelmeliyiz.
251
Yevmiye aĢamasında hazırlanan iĢleme yevmiye alınmasından önce hazırlanan iĢlemin döner
sermaye dekont numarasının sisteme girilmesi gerekmektedir. AĢağıda gösterilen ekranda ilgili
bölümlere banka dekontunda bulunan bilgilerin girilmesi ve sırasıyla uygula ve çıkıĢ butonlarını
kullanarak yevmiye alacağımız aĢamaya gelmemiz gerekmektedir.
Dekont bilgilerini girdikten sonra gelen Yevmiye OluĢtur ekranında Yevmiye Defterine
yazılacak olan eklenti sayısının girilmesi gereken bölüme sayıyı yazdıktan sonra Yeni Yevmiye
Numarası Al butonunu kullanarak sistem bize girdiğimiz eklenti sayısında herhangi bir değiĢiklik
varsa düzeltmemiz gerektiğinin uyarısını verdikten sonra otomatik olarak sıradaki yevmiyeyi
verecektir.
252
Yevmiye aĢamasından sonra yevmiyesi alınan iĢlemin tescilinin yapılması gerekmektedir.
Yevmiyesi alındığı halde tescili yapılmayan iĢlemler, iĢlemi hazırlayan personel dıĢında ilgili Tapu
Sicil Müdürlüğü açısından da problem olabileceğinden, sistemin tescil aĢaması 07.12.2010 tarihinde
yapılan güncelleme ile yevmiye aĢamasından sonra iĢlem monitöründe bulunan uygula butonuna
basıldığı anda otomatik olarak ilgili iĢlemin tescilini yapacak Ģekilde düzenlenmiĢtir.
AĢağıdaki sayfada gösterilen ekran karĢınıza geldiği anda siz herhangi bir buton aracılığı ile
komut vermeden sistem tescil aĢamasını yapacak ve tescilin tamamlandığında dair uyarıyı size
gönderecektir.
ĠĢlemin tescili de tamamlandıktan sonra yapılacak son iĢlem ilgili iĢlemin tapu senetlerini
çıkarmak olduğundan iĢlem monitöründeki uygula butonu kullanıldığında sistem sizi Rapor ve
Belgeler aĢamasına yönlendirecektir.
Gelen ekranda Rapor baĢlığının altında bulunan seçili raporun çıktısı seçeneği ile iĢlemin tapu
senedinin bilgilerini görüp yazdır komutu verebileceğiniz ekrana geçebilirsiniz.
253
Seçilen Raporun Çıktısı seçeneği iĢaretlendikten sonra gelen ekranda eğer ki yapılan iĢlem
sonucunda iĢleme alınan taĢınmaz hisseli konuma geldiyse tüm maliklerin hisselerinin bir tapuda
gösterilmesi seçeneği iĢaretlenebileceği gibi her maliğe ayrı ayrı tapu yazılsın seçeneği iĢaretlenerek
de her malik için ayrı tapu yazılması seçeneği tercih edilebilir. Daha sonrasında ekranın üst
bölümünde bulunan Yazdır (
) seçeneği kullanılarak tapunun yazdırılması sağlanır.
254
Yazdır seçeneğinden sonra ekrana hazırladığımız iĢlemin tapu senedi gelecektir, tapu senedini
yazdırıp ilgilisine teslim etmemizle birlikte iĢlem son aĢamaya gelmiĢ olduğundan Tapu
Kütüklerimize tescil iĢlemini gerçekleĢtirdikten sonra son kez iĢlem monitöründe bulunan Uygula
butonu kullanılarak iĢlemimizi sistem üzerinde de sonlandıracağız. Uygula butonu kullanıldıktan
sonra sistem iĢlemi gerçekten sonlandırmak istediğimize dair uyarı mesajını verecek ve o mesajı da
onaylarsak iĢlemimiz sistem üzerinde de sonlanacak ve ekrana iĢlemin tamamlandığına dair uyarı
mesajı gelecektir.
Örnekte de görüldüğü gibi sistemde yapılan herhangi bir iĢlemde sistem bizi iĢlemin baĢından
sonuna kadar tüm aĢamalarda kendisi yönlendiriyor. Notların baĢında değindiğimiz noktaya tekrar
değinecek olursak; sistemde yapılan her türlü iĢlemi öğrenmek hem zaman hem de tecrübe
açısından mümkün olmayacağından sistemin mantığını genel hatları ile kavrarsak yani hangi
aĢamada hangi butonun kullanılması gerektiğini bilirsek, sistem üzerinde söz sahibi olup ilk defa
karĢılaĢtığımız iĢlemlerde dahi akıl yürütebiliriz.
Takbis programı ile ilgili karĢılaĢtığınız her türlü probleminizde Genel Müdürlüğümüz Tapu
Dairesi BaĢkanlığı bünyesinde bulunan Takbis Eğitim ve Destek Birimi ile specta programı aracılığı
ile bağlantı kurarak sıkıntı, öneri ve Ģikayetlerinizi dile getirebilirsiniz.
255
KAMU GÖREVLİLERİ ETİK
DAVRANIŞ İLKELERİ VE ETİK
MEVZUATI
256
1-EĞĠTĠMĠN AMACI VE SÜRESĠ:
Kamu Görevlileri Etik DavranıĢ Ġlkeleri ve Etik Mevzuatı dersinin amacı; Genel
Müdürlüğümüzde çalıĢan personelimizin etik kavramı ve etik mevzuatı hakkında temel bilgi sahibi
olmasını sağlamaktır. Ayrıca çalıĢan personellerimizin görev ve hizmetlerini yerine getirmeleri
sırasında amirlerine, çalıĢma arkadaĢlarına ve hizmetlerimizden yararlanan vatandaĢlarımıza karĢı
etik davranıĢ ilke ve kurallarına uygun davranmaları yönünde davranıĢlar kazandırılması
hedeflenmektedir. Eğitim teorik anlatım ve uygulamalı Ģekilde iki bölümde yapılacaktır.
Eğitimin planlanan süresi 8saattir.8 saatin 4 saati teorik olarak eğitici tarafından etik kavramı,
etik mevzuatı, kamu görevlileri etik davranıĢ ilke ve kurallarının açıklanması Ģeklinde yapılacaktır.
Diğer 4 saatlik bölümünde ise, daha çok eğitime katılanların aktif olarak katılacağı tartıĢma
ortamında belirli bir yöntem ile uygulamalı eğitim yapılacaktır. Etikle ilgili örnek olay çalıĢması ile
çeĢitli etik sorunların inceleneceği tartıĢmalarla eğitim tamamlanacaktır.
Eğitim sonunda eğitim alanların;
1-Etik kavramı ve etik mevzuatı hakkında temel bilgilerinin olması, bu konularla ilgili
görüĢlerini ifade edebilmeleri,
2- BaĢkalarına etik kavramını ve ülkemizde yürürlükte olan etikle ilgili Yasa, Yönetmelik ile
Kamu Görevlileri Etik SözleĢmelerini açıklayabilmelerini,
3- Yönetmelikte açıklanan kamu görevlilerinin uymak zorunda olduğu etik davranıĢ ilkelerini
sayabilmeleri ve açıklayabilmeleri,
4- ÇalıĢan personellerimizin görevlerini yerine getirirken etik davranıĢlar sergileyebilme
becerilerini daha da arttırılması,
5- Personellerimizin olası etik davranıĢ ihlallerinin önüne geçilmesi,
6- Kamu hizmetinin yerine getirilmesi sırasında etik davranıĢ ilkelerine ihlaller olduğu
takdirde sonuçlarının neler olabileceğinin farkına vardırılması.
Hedeflenmektedir.
2- EĞĠTĠM VE DERS PROGRAMI:
Sekiz saat ve dört bölüm olan eğitimde;
a.Birinci bölüm:
Eğitime katılanların etik ve kamu görevlilerinin etik davranıĢ ilkeleri denildiğinde akla gelen
5 kelimenin ne olduğu yönünde soru sorulacak, eğitim alanların sırasıyla ifade etmeleri istenecektir.
257
Burada ki amaç eğitime katılanların etik algılamalarını ortaya koyarak kısa da olsa eğitime hazırlık
yapmaktır.
Etik kavramı. 25.05.2004 tarihli 5176 Sayılı Kamu Görevlileri Etik Kurulu Kurulması ve Bazı
Kanunlarda DeğiĢiklik Yapılması Hakkında Kanun. 13.04.2005 tarih ve 25785 Sayılı Resmi
Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren Kamu Görevlileri Etik Ġlkeleri ile BaĢvuru Usul ve Esasları
Hakkında Yönetmelik. Kamu Görevlileri Etik SözleĢmesi anlatımı yapılarak etik mevzuatı
katılımcılara aktarılacaktır.
b.Ġkinci bölüm:
BaĢbakanlık Kamu Görevlileri Etik Kurulu, Kurumlarda oluĢturulan Etik Komisyonları,
Kamu Görevlileri Etik DavranıĢ Ġlkeleri teorik olarak anlatılarak katılımcıların bu konularda
bilgilendirilmesi sağlanacaktır.
c.Üçüncü bölüm:
Örnek olay çalıĢması;
Etik davranıĢ ilkeleri ve etik ihlalleri ile ilgili içinde beĢ olay kahramanının olduğu bir örnek
olayın, yazılı metninin eğitim alanların ilk on dakika içinde kendilerinin okumalarını ve olay
kahramanlarını kendilerinin etik yönünden değerlendirmeleri istenecektir.
Geri kalan sürede eğitici tarafından, eğitim alanlara sözler verilerek olay kahramanlarını,
davranıĢlarını etik açıdan kendi arkadaĢlarını sözlü olarak ifade etmeleri istenecek ve bu Ģekilde
eğiticinin yöneteceği örnek olay çalıĢması ve kahramanları ile ilgili etikle ilgili tartıĢma
yaptırılacaktır. Burada etik davranıĢ ilkeleri ve ihlalleri konusunda oluĢan sorunlar ve çözüm
önerilerinin tartıĢılması sağlanacaktır. Etik ilkelere uygun davranıĢların kamu görevinde ne kadar
önemli olduğunun, eğitim alanların kendi tartıĢmaları ile fark etmesi hedeflenmektedi
d.Dördüncü bölüm:
5 Konu, 3 Soru.
Etik davranıĢ ilkeleri ve etik davranıĢ ihlalleri ile ilgili 5 konunun ayrı-ayrı 3 soru sorularak
eğitim alanların, eğiticinin yönetiminde tartıĢmaları sağlanarak, etik davranıĢ ilkeleri ve sorunlara
dikkat edilecektir. Ayrıca kurumlarda etik komisyonlarının görevlerinin önemine vurgu
yapılacaktır.
Etik davranıĢ ilkelerine uyulmadığı durumlarda oluĢacak sorunların sebep olacağı
olumsuzluklar tartıĢma ortamında eğitim alanların fark etmesi sağlanacaktır.
Ne Kadar Etik Davranıyoruz?
Görevlerimizi yerine getirirken yaptığımız davranıĢların ne kadar etik olduğu yönünde
eğitime katılanların kendilerini değerlendireceği bir çalıĢma yapılarak etik davranmanın önemine
vurgu yapılacak ve etik eğitimi genel olarak değerlendirilecektir.
3-EĞĠTĠME HAZIRLIK:
Ders notunun ekinde, Örnek olay çalıĢması (EK:1), 5 Konu 3 Soru (EK:2) Ne Kadar Etik
Davranıyoruz? (EK:3) Ģeklinde eğitim alanların daha çok aktif olacağı, tartıĢma ortamı yaratacak
258
eğitim materyalleri bulunmaktadır. Ayrıca 28.12.2010 tarihinde onaylanarak yürürlüğe giren her
tapu kadastro çalıĢanın uyması gerekli etik davranıĢ ilkeleri ders notu ekinde bulunmaktadır.(EK:4)
Eğitim alanların, ders notu ve eklerini beraber değerlendirmesi gerekmektedir. Ders notu ve
ekleri eğitim materyalleri olarak bir bütündür. Eğitime katılanların, eğitimden önce ders notu ve
eklerini, hatta yasa ve yönetmeliği okuyarak gelmeleri, verilecek eğitimin katılımcılar bakımından
kalitesini artıracak ve eğitimin daha verimli geçmesini sağlayacaktır.
Bu konularda daha detaylı bilgiye ulaĢmak için,
www.etik.gov.tr, www.etikturkiye.com internet siteleri ziyaret edilebilir.
Ayrıca Genel Müdürlüğümüzün www.tkgm.gov.tr web sayfası üzerinden TKGM.Etik
Komisyonu logosu altından etik mevzuatı ile etik komisyonumuzun çalıĢmalarına ulaĢabilirsiniz.
4-ETĠK KAVRAMI VE ETĠK NEDĠR?
Kamu görevlileri kamu adına, kamu yararı için, kamunun verdiği yetkilerle kamu gücünü
kullanarak hizmet verirler.
Kamu görevlilerinin, kamu yararını ön planda tutmadığı kendi Ģahsi çıkarlarını ön plana
aldığı durumlarda, kamuda yozlaĢmalar, suiistimaller ve yolsuzluklar olmaktadır.
Tüm bunların sonucunda ise, kamu hizmeti iyi verilememekte, kıt olan kamu kaynakları
etkili, ekonomik ve verimli kullanılamamakta, krizler, skandallar ortaya çıkmakta ve sonuçta
vatandaĢlarımızın devlete olan güveni azalmaktadır.
Etik; insan tutum ve davranıĢlarının iyi kötü ya da doğru- yanlıĢ yönden değerlendirilmesidir.
Etik; insanların yapılması gereken Ģeyleri nasıl yapması gerektiğine karar verebilmesi için
yardımcı
olabilecek
değerler,
ilkeler
ve
standartlar
hakkında
bir
rehberdir.
Etik; insanların yargıları ve bu yargılara ulaĢma süreci ile ilgilidir. Bu, insanların değerlere
dayalı kararlar verdiği bir süreçtir.
5-KAMU YÖNETĠMĠNDE ETĠK:
Kamu yönetiminde Etik Kavramı, devletin idari alanında doğru davranıĢ standartları ve
ilkelerine karĢılık gelir.
Kamu yönetiminde etik, kamu görevlisinin gündelik çalıĢmaları sırasında kullandıkları kamu
gücüne set çeken kontrol ve denge noktalarının bütünüdür.
Etik kavramında insan davranıĢları, tutumları, değerleri, ilkeleri ile kurallar ve standartlar
önemlidir.
Kamu görevlileri kamu hizmetlerini yerine getirirlerken Kanun, yönetmelik, tüzük ve idari
talimatları uygun etmek zorundadırlar.
Çünkü bir kamu görevlisinin verdiği herhangi bir kararda; karar verici, karardan etkilenenler
(hizmet alanlar) ve karar vericinin kurumu etkilenir.
259
Kamu görevlisinin verdiği kararlara da tek bir bakıĢ açısıyla bakıldığında siyah - beyazların
olduğu, ancak farklı bakıĢ açılarından bakılarak yargılama yapıldığında gri olanlarında olduğu
görülmektedir. Bu alanlar ise takdir yetkisinin kullanılması ve kamu yararının esas alınması gerekli
alanlardır. Etik buralarda ön plana çıkmaktadır.
ĠĢte etik eğitimleri kamuda bu nedenle çok önemlidir. Etik Eğitimlerinde, farklı bakıĢ
açılarından bakabilmek, tecrübe ve kanuni düzenlemelerle birlikte karar alma becerilerinin
geliĢtirilmesi esastır. Yasaların açık bıraktığı hususlarda kamu görevlisinin davranıĢlarının kamu
yararı esas alınmasında yönelik davranıĢlar kazandırılır.
6-YASAL VE DÜZENLEYĠCĠ ESASLAR:
Kamu hizmeti yasalara uygun olarak yapılması gerekmektedir. Kamu görevlilerinin uyması
gerekli Ģartlar ve disiplin hükümleri 1960‘lı yıllardan beri ülkemizde uygulanmaktadır.
Ġyi kamu hizmetinin verilmesi için yazılı kurallar ve yasalar, yönetmelikler yetersiz
kalabilmektedir.
Kamu görevlilerinin verdiği bazı kararlar yasa ve mevzuata uygundur ama kamu vicdanını
rahatsız etmektedir. Vicdanını rahatsız eden bu durumlar esasında etik dıĢı davranıĢlardır.
Bazen yasalarımız bu yönleriyle eksik kalmaktadır. ĠĢte bu boĢlukları etik doldurmaktadır.
Bu durumda kamu görevlisinin etik davranıĢ ilkelerine uygun davranması önem kazanmaktadır.
7-ETĠK YOLSUZLUK ĠLĠġKĠSĠ:
Kamuda yolsuzluk, kamu gücünün özel ve Ģahsi çıkarlar amacıyla kötüye kullanılmasıdır.
Her türlü yolsuzluk etik ihlalidir.
Ancak her etik ihlali yolsuzluk olarak değerlendirilemez.
Etik dıĢı davranıĢ; etik kural, ilke ya da değerlere aykırılık ve uygunsuzluk teamül ya da
uygulamaya aykırılık olarak tanımlanır.
Kamuoyu her etik dıĢı davranıĢları yolsuzluk olarak nitelendirilebilmektedir.
Etik ile ilgili Ģunu belirtmekte fayda vardır, YOLSUZLUKLARIN BAġLANGICI ETĠK
DEĞERLERE UYMAMAKLA BAġLAR.
Takdir haklarının kamu yararı için kullanılmadığı durumlarda, kamu görevlisinin verdiği
kararlar hukuki de olsa etik olmamaktadır.
8-YASA:
TBMM‘de 25.05.2004 tarihinde kabul edilen 5176 Sayılı KAMU GÖREVLĠLERĠ ETĠK
KURULU KURULMASI VE BAZI KANUNLARDA DEĞĠġĠKLĠK YAPILMASI HAKKINDA
KANUNLA, Kamu Görevlileri Etik Kurulu kurulması sağlanmıĢtır. Etik Kurulu‘na atamalar
Bakanlar Kurulu kararıyla Ağustos 2004‘te yapılmıĢ ve etik kurulu ilk toplantısını Eylül 2004‘te
yaparak göreve baĢlamıĢtır.
Kurul 11 üyeden oluĢur.
260
Amacı, Kamu görevlilerinin uygulamaları gereken saydamlık, tarafsızlık, dürüstlük, hesap
verebilirlik, kamu yararını gözetme gibi etik davranıĢ ilkelerini belirlemek ve uygulamayı
gözetmektir.
CumhurbaĢkanı, TBMM üyeleri, Bakanlar, Türk Silahlı Kuvvetleri, Yargı Mensupları ve
Üniversiteler bu kanun kapsamı dıĢındadır.
Kurul diğer kamu kurumlarının Genel Müdür ve Üstü yöneticileri hakkında yetkilidir.
Diğer personeller hakkında yönetmeliğin 38. maddesi gereğince Kurumlardaki Disiplin
Kurulları yetkilidir.
9-YÖNETMELĠK
:
13.04.2005 tarih ve 25785 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren ―KAMU
GÖREVLĠLERĠ ETĠK DAVRANIġ ĠLKELERĠ ĠLE BAġVURU USUL VE ESASLARI
HAKKINDA YÖNETMELĠK‖ Kamuda etik kültürünü, etik davranıĢ ilkelerini yerleĢtirmek için
Kamu personelinin ve kaynaklarının yönetimi gibi konularda dahil olmak, üzere kamu
görevlilerinin görev ve sorumluluklarını yerine getirirken oynadıkları rol ve davranıĢları düzenleyen
etik ilke ve değerleri genel olarak düzenlemiĢtir.
Yönetmelikte belirtilen Etik DavranıĢ Ġlkeleri;
-Kamu Hizmeti Bilinci.
-Halka Hizmet Bilinci.
-Hizmet Standartlarına Uyma.
-Amaç ve Misyona Bağlılık.
-Dürüstlük ve Tarafsızlık.
-Saygınlık ve Güven.
-Nezaket ve Saygı.
-Yetkili Makamlara Bildirim.
-Çıkar ÇatıĢmalarından Kaçınma.
-Görev ve Yetkilerin Menfaat Sağlama Amacı ile Kullanılmaması.
-Hediye Alma ve Menfaat Sağlama Yasağı.
-Kamu Malları ve Kaynaklarının Kullanımı.
-Savurganlıktan Kaçınma.
-Bağlayıcı Açıklamalar ve Gerçek DıĢı Beyan.
-Bilgi Verme Saydamlık ve Katılımcılık.
-Yöneticiye Hesap Verme Sorumluluğu.
-Eski Kamu Görevlileri ile ĠliĢkiler.
-Mal Bildiriminde Bulunma.
Olarak sayılmıĢtır.
Yönetmeliğin 26. maddesinde kurumsal etik ilkelerin belirlenebileceği ve belirlenen kurumsal
etik ilkelerin kurulun inceleme ve onayına sunabileceği belirtilmiĢtir.
Yönetmeliğin 29. maddesinde; Kurum ve KuruluĢlar Etik Kültürün geliĢtirmek ve
personelin etik davranıĢ ilkeleri konusunda karĢılaĢtıklar sorunlarla ilgili olarak tavsiyelerde ve
yönlendirmede bulunmak ve etik uygulamaları değerlendirmek üzere kurum ve kuruluĢların üst
yöneticisi tarafından kurum içinden en az üç kiĢilik etik komisyonu oluĢturulacağı açıklanmıĢtır.
261
Genel Müdürlüğümüzde Genel Müdür Yardımcımızın baĢkanlığında altı kiĢilik Etik
Komisyonu oluĢturulmuĢ ve görevine baĢlamıĢtır. TKGM. Etik Komisyonu Yönetmelikte belirtilen
görevlerini yerine getirmektedir.
10-KAMU GÖREVLĠLERĠ ETĠK SÖZLEġMESĠ:
Kamu görevlileri etik sözleĢmesi her kamu görevlisinin imzalaması gerekli bir sözleĢmedir.
Personelin özlük dosyasında muhafaza edilmektedir. SözleĢmede kamu görevlileri etik davranıĢları
uyacaklarını taahhüt etmektedir.
Kamu Görevlileri Etik SözleĢmesi Metni.
Kamu hizmetinin her türlü özel çıkarın üzerinde olduğu ve kamu görevlisinin halkın
hizmetinde bulunduğu bilinç ve anlayıĢıyla;
* Halkın günlük yaĢamını kolaylaĢtırmak, ihtiyaçlarını en etkin, hızlı ve verimli
biçimde karĢılamak, hizmet kalitesini yükseltmek ve toplumun memnuniyetini artırmak için
çalıĢmayı,
* Görevimi insan haklarına saygı, saydamlık, katılımcılık, dürüstlük, hesap
verebilirlik, kamu yararını gözetme ve hukukun üstünlüğü ilkeleri doğrultusunda yerine
getirmeyi,
* Dil, din, felsefi inanç, siyasi düĢünce, ırk, yaĢ, bedensel engelli ve cinsiyet ayrımı
yapmadan, fırsat eĢitliğini engelleyici davranıĢ ve uygulamalara meydan vermeden tarafsızlık
içerisinde hizmet gereklerine uygun davranmayı,
* Görevimi, görevle iliĢkisi bulunan hiçbir gerçek veya tüzel kiĢiden hediye almadan,
maddi ve manevi fayda veya bu nitelikte herhangi bir çıkar sağlamadan, herhangi bir özel
menfaat beklentisi içinde olmadan yerine getirmeyi,
* Kamu malları ve kaynaklarını kamusal amaçlar ve hizmet gerekleri dıĢında
kullanmamayı ve kullandırmamayı, bu mal ve kaynakları israf etmemeyi,
* KiĢilerin dilekçe, bilgi edinme, Ģikayet ve dava açma haklarına saygılı davranmayı,
hizmetten yararlananlara, çalıĢma arkadaĢlarıma ve diğer muhataplarıma karĢı ilgili, nazik,
ölçülü ve saygılı hareket etmeyi,
* Kamu Görevlileri Etik Kurulunca hazırlanan yönetmeliklerle belirlenen etik
davranıĢ ilke ve değerlerine bağlı olarak görev yapmayı ve hizmet sunmayı taahhüt ederim.
ġeklindedir.
11-KAMU HĠZMETĠNDE ETĠK KURALLAR VE GÜNDELĠK UYGULAMA:
Etik ilkeler, yasaların düzenlemediği veya kimi zaman düzenlemekte yetersiz kaldığı öznel
durumlara iliĢkin davranıĢ kurallarıdır ve bu durumlarda kamu görevlilerinin nasıl davranmaları
gerektiği yönünde yol göstermek ve bu kurallara uyulmasını sağlamak amacı taĢımaktadır.
12-ETĠK DAVRANIġ ĠLKELERĠNĠN AMACI:
Kamu görevlilerinin hizmet verdiği kiĢilere karĢı sorumluluk bilinci içerisinde davranmasını
sağlayan etik davranıĢ ilkeleri;
—Kamu görevlilerinin hizmetten yararlananlara karĢı hukuka uygun, adaletli ve objektif
iĢlem ve eylemlerde bulunmalarını,
—Hizmet sunumunda kalite ve standardı gözetmeyi,
—Kamu hizmetlerinin yürütülmesi sürecinde karĢılanan yakınma ve Ģikayetleri gidermeyi,
262
—Kamu hizmetlerinin ekonomik, etkin ve düzenli sunulmasını sağlamasını, hedeflemektedir.
13-ETĠK –HUKUK ĠLĠġKĠSĠ:
Kamu görevlileri hizmetleri yürütürken hukuka uygunluk, adalet ve dürüstlük ilkeleri
çerçevesinde, güven verici bir Ģekilde hareket etmek ve kiĢisel bir kazanç ya da çıkar sağlamamak
zorundadırlar.
Kamu görevlilerinin uymakla zorunlu olduğu resmi kurallar, yasalar, tüzükler, yönetmelikler,
genelge vb.dir.
Kamu görevlilerinin özellikle takdir hakkını kullandığı ve benzeri diğer davranıĢların
birçoğunda yazılı kural yoktur. Bu davranıĢlar genelde Etik‘in kapsamına girmektedir.
Burada Etik ile Hukuk arasında iliĢki gündeme gelmektedir.
Hukuk Etik denizinde yüzmektir. (Earl Warren) sözünden etiğin daha geniĢ bir kavram
olduğu anlaĢılmaktadır.
—Hukukun yaptırımı cezadır. Etik‘in ise vicdanıdır.
—Hukuk‘un amacı adaleti gerçekleĢtirmek, Etik‘in amacı iyiyi gerçekleĢtirmek ya da iyiye
doğruya ulaĢmaktır.
—Vicdan, Etik değer yargılarını bir yaptırım gücü olmaksızın korur ve gözetir.
—Hukuk kuralları yazılıdır. Oysa Etik kurallar çoğunlukla yazılı olmayan normlardır.
—Hukuk kuralları devlet tarafından oluĢturulur. Ancak Etik kurallar devlet dıĢında da
oluĢturulabilir.
—Hukuk bir bakıma ―Resmi Etik Kuralları‖ olarak kabul edilebilir. Etik ise hukuk
kurallarından ayrı olarak genellikle gayri resmi kurallardır.
KAMU HĠZMETĠNDE HUKUK ĠLE ETĠK BĠRBĠRĠNĠN TAMAMLAYICISIDIR,
ĠKĠSĠNĠNDE ĠYĠ BĠR ġEKĠLDE UYGULAMASI KAMU HĠZMETĠNDEKĠ KALĠTEYĠ
ARTIRIR.
Kamu yönetiminin ve hizmetlerinin iyileĢtirilmesi, yönetim ve hizmetlerin kalitesinin
artırılması ile yolsuzlukların önlenmesinde; etik davranıĢların geliĢtirilmesi, etik kültürün
yerleĢtirilmesi kamu kurumlarında çok önemli bir husustur.
Konfüçyüs‘ün etik yönetimi anlatan aĢağıdaki güzel sözünde belirtildiği gibi.
―Ġnsanları yasa ve ceza ile yönetirseniz, onlar bir daha yanlıĢ yapmayacaklar, ancak Ģeref ve
utanma duygusuna sahip olmayacaklardır. Ġnsanları erdemle ve etik kurallar ile yönetirseniz, o
zaman onlar hem utanma duygusuna sahip olacaklar, hem de doğruyu yapmaya çalıĢacaklardır.‖
263
13-BAġBAKANLIK KAMU GÖRVELĠLERĠ ETĠK KURULU:
Kamu Görevlileri Etik Kurulu, 5176 sayılı Kanun kapsamındaki konularda her türlü kararları
almak ve uygulamak üzere kurulmuĢtur. Üyeleri Bakanlar Kurulu tarafından atanmaktadır.
Kurul üyeleri,
— Bakanlık görevi yapmıĢ olanlar arasından bir üye,
— Ġl belediye baĢkanlığı yapmıĢ olanlar arasından bir üye,
— Yargıtay, DanıĢtay, SayıĢtay üyeliği görevlerinden emekliye ayrılanlar arasından üç üye,
— MüsteĢarlık, büyükelçilik, valilik, bağımsız ve düzenleyici kurul baĢkanlığı görevlerinde
bulunmuĢ veya bu görevlerden emekliye ayrılanlar arasından üç üye,
— Üniversitelerde rektörlük veya dekanlık görevlerinde bulunmuĢ öğretim üyeleri veya
bunların emeklileri arasından iki üye,
— Kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluĢlarında en üst kademe yöneticiliği yapmıĢ
olanlar arasından bir üye,
Olmak üzere atanır. Etik kurulu 11 üyeden oluĢur.
Kurul üyelerinin görev süresi dört yıldır. Süresi dolan üyeler Bakanlar Kurulu'nca
yeniden seçilebilirler. Kurul üyelerinin görev süresi dolmadan görevlerine son verilemez. Ancak
üyeler, ciddi bir hastalık veya sakatlık nedeniyle iĢ görememeleri veya atamaya iliĢkin Ģartları
kaybetmeleri halinde, atandıkları usule göre süresi dolmadan görevden alınır. Üyeler, görevi kötüye
kullanmaktan veya yüz kızartıcı bir suçtan mahkûm olmaları halinde ise BaĢbakan onayıyla
görevden alınır. Görevden alma nedeniyle veya süresi dolmadan herhangi bir sebeple boĢalan Kurul
üyeliklerine bir ay içerisinde Bakanlar Kurulunca yeniden atama yapılır. Bu Ģekilde atanan üye,
yerine atandığı üyenin görev süresini tamamlar.
Kurul, BaĢkanın daveti üzerine en az altı üyeyle toplanır ve üye tam sayısının salt
çoğunluğunun aynı yöndeki oyu ile karar verir. Toplantı kararları ilgililere duyurulur. Kurul ayda
dört defa toplanır. Kurul BaĢkan ve üyelerinin toplantılara katılmaları esastır. Arka arkaya üç
toplantıya veya bir yıl içinde toplam on toplantıya katılmayan üyeler istifa etmiĢ sayılırlar.
Kurulun sekretarya hizmetleri BaĢbakanlık Personel ve Prensipler Genel Müdürlüğü
tarafından yerine getirilmektedir.
Etik Kurulunun Görevleri.
a. Kamu görevlilerinin görevlerini yürütürken uymaları gereken davranıĢ ilkelerini
hazırlayacağı yönetmeliklerle belirlemek,
b.Etik davranıĢ ilkelerinin ihlal edildiği iddiasıyla resen veya yapılacak baĢvurular üzerine
gerekli inceleme ve araĢtırmayı yaparak sonucu ilgili makama bildirmek,
c.Kamuda etik kültürünü yerleĢtirmek üzere çalıĢmalar yapmak veya yaptırmak ve bu konuda
yapılacak çalıĢmalara destek olmak.
d.Hediye alma yasağının kapsamını belirlemeye ve en az genel müdür veya eĢiti seviyedeki
üst düzey kamu görevlilerince alınan hediyelerin listesini gerektiğinde her takvim yılı sonunda bu
görevlilerden istemeye yetkilidir.
25.5.2004 tarih ve 5176 sayılı Kamu Görevlileri Etik Kurulu Kurulması ve Bazı Kanunlarda
DeğiĢiklik Yapılması Hakkında Kanun ile kamu görevlilerinin uymaları gereken saydamlık,
tarafsızlık, dürüstlük, hesap verebilirlik, kamu yararını gözetme gibi etik davranıĢ ilkelerini
belirlemek ve uygulamayı gözetmek üzere kurulmuĢtur.
Genel bütçeye dahil daireler, katma bütçeli idareler, kamu iktisadi teĢebbüsleri, döner
sermayeli kuruluĢlar, mahalli idareler ve bunların birlikleri, kamu tüzel kiĢiliğini haiz olarak kurul,
üst kurul, kurum, enstitü, teĢebbüs, teĢekkül, fon ve sair adlarla kurulmuĢ olan bütün kamu kurum
ve kuruluĢlarında çalıĢan; yönetim ve denetim kurulu ile kurul, üst kurul baĢkan ve üyeleri dahil
tüm personeli Kanun kapsamındadır.
Ancak; CumhurbaĢkanı, Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeleri, Bakanlar Kurulu üyeleri,
Türk Silahlı Kuvvetleri ve yargı mensupları ile üniversiteler hakkında bu Kanun hükümleri
uygulanmaz.
264
BaĢbakanlık Kamu Görevlileri Etik Kurlu, Kurumlardaki Genel Müdür ve üstü için yapılan
müracaatları incelemektedir. Daha alt düzey kamu görevlileri hakkında ise kurumların disiplin
kurulları yetkilidir.
14-KURUMLARIN ETĠK KOMĠSYONLARI:
Etik Komisyonları, tüm kamu kurum ve kuruluĢları ile kamu kurumu niteliğindeki meslek
kuruluĢlarında, üst yöneticinin görevlendirmesi ile bir tepe yöneticisi (Bakanlık ve MüsteĢarlıklarda
MüsteĢar Yardımcısı, Bağımsız BaĢkanlıklarda, Bağımsız Ġdari Otoritelerde ve Kamu Kurumu
Niteliğinde Meslek KuruluĢlarında BaĢkan Yardımcısı, Bağımsız Genel Müdürlüklerde Genel
Müdür Yardımcısı, Ġllerde Vali Yardımcısı, Belediyelerde Belediye BaĢkan Yardımcısı, Ġlçelerde
Kaymakam gibi) baĢkanlığında diğer ilgili birimlerden (TeftiĢ Kurulu BaĢkanlığı, Ġç Denetim
Birimi BaĢkanlığı, Personel Dairesi BaĢkanlığı, Eğitim Dairesi BaĢkanlığı, Strateji GeliĢtirme
Dairesi BaĢkanlığı vb.) üyelerin görevlendirilmesi ile oluĢturulur.
Genel Müdürlüğümüz Etik Komisyonu; Genel Müdür Yardımcısı BaĢkanlığında toplam altı
kiĢidir.
Etik Komisyonlarının temel görevleri;
• Kurumlarında etik kültürünü yerleĢtirmek ve geliĢtirmek,
• Personele etik davranıĢ ilkeleri konusunda karĢılaĢtıkları sorunlar ile ilgili olarak
tavsiyelerde bulunmak,
•Kurumlarındaki etik sorunları belirlemeye yönelik çalıĢmalar yapmak olarak belirlenmiĢtir.
Etik Komisyonları; etik davranıĢ ilkelerinin personele tanıtılması ve benimsetilmesine yönelik
bilgilendirme ve bilinçlendirme toplantılarının yapılması, Kamu Görevlileri Etik Kurulu ile iĢbirliği
içerisinde kurumsal mesleki etik ilkelerin tespit edilmesi, hizmet içi eğitim programlarına ve
görevde yükselme eğitim ve sınavları ile personel alımına yönelik sınav konularına etik ilkelerin
eklenmesi ve uygulamasının gözetilmesi, ―Kurumsal Etik Eğitimi Stratejisi‖nin hazırlanması ile
uygulanmasının koordinasyonu, kurumlarının yürüttüğü hizmetler açısından, merkez ve taĢra
teĢkilatlarından üst düzey personelin katılımı etik sorun alanlarının tespit edilmesine yönelik
çalıĢtayların düzenlenmesi gibi faaliyetlerde bulunmaktadırlar.
Etik Komisyonları, yaptıkları faaliyetler ile ülkemiz bürokrasisi açısından Kamu Görevlileri
Etik Kurulu kurulmasına iliĢkin 5176 sayılı Kanun ile kamu hizmeti anlayıĢında hedeflenen
değiĢime önemli katkı sağlamaktadırlar.
Etik Komisyonları; Kurum ve kuruluĢlarda, etik kültürünü yerleĢtirmek ve geliĢtirmek,
personelin etik davranıĢ ilkeleri konusunda karĢılaĢtıkları sorunlarla ilgili olarak tavsiyelerde ve
yönlendirmede bulunmak ve etik uygulamaları değerlendirmek üzere kurum veya kuruluĢun üst
yöneticisi tarafından kurum içinden en az üç kiĢilik oluĢturulur.
Etik komisyonu üyelerinin ne kadar süreyle görev yapacağı ve diğer hususlar, kurum ve
kuruluĢun üst yöneticisince belirlenir.
15-ETĠK DAVRANIġ ĠLKELERĠ:
GÖREVĠN YERĠNE GETĠRĠLMESĠNDE KAMU HĠZMETĠ BĠLĠNCĠ.
Kamu görevlileri, kamu hizmetlerinin yerine getirilmesinde; sürekli geliĢimi, katılımcılığı,
saydamlığı, tarafsızlığı, dürüstlüğü, kamu yararını gözetmeyi, hesap verebilirliği, öngörülebilirliği,
hizmette yerindeliği ve beyana güveni esas alırlar.
HALKA HĠZMET BĠLĠNCĠ.
Kamu görevlileri, kamu hizmetlerinin yerine getirilmesinde; halkın günlük yaĢamını
kolaylaĢtırmayı, ihtiyaçlarını en etkin, hızlı ve verimli biçimde karĢılamayı, hizmet kalitesini
yükseltmeyi, halkın memnuniyetini artırmayı, hizmetten yararlananların ihtiyacına ve hizmetlerin
sonucuna odaklı olmayı hedeflerler.
265
HIZMET STANDARTLARINA UYMA.
Kamu kurum ve kuruluĢlarının yöneticileri ve diğer personeli, kamu hizmetlerini belirlenen
standartlara ve süreçlere uygun Ģekilde yürütürler, hizmetten yararlananlara iĢ ve iĢlemlerle ilgili
gerekli açıklayıcı bilgileri vererek onları hizmet süreci boyunca aydınlatırlar.
AMAÇ VE MISYONA BAĞLILIK.
Kamu görevlileri, çalıĢtıkları kurum veya kuruluĢun amaçlarına ve misyonuna uygun
davranırlar. Ülkenin çıkarları, toplumun refahı ve kurumlarının hizmet idealleri doğrultusunda
hareket ederler.
DÜRÜSTLÜK VE TARAFSIZLIK.
Kamu görevlileri; tüm eylem ve iĢlemlerinde yasallık, adalet, eĢitlik ve dürüstlük ilkeleri
doğrultusunda hareket ederler, görevlerini yerine getirirken ve hizmetlerden yararlandırmada dil,
din, felsefi inanç, siyasi düĢünce, ırk, cinsiyet ve benzeri sebeplerle ayrım yapamazlar, insan hak ve
özgürlüklerine aykırı veya kısıtlayıcı muamelede ve fırsat eĢitliğini engelleyici davranıĢ ve
uygulamalarda bulunamazlar.
Kamu görevlileri, takdir yetkilerini, kamu yararı ve hizmet gerekleri doğrultusunda, her türlü
keyfilikten uzak, tarafsızlık ve eĢitlik ilkelerine uygun olarak kullanırlar.
Kamu görevlileri, gerçek veya tüzel kiĢilere öncelikli, ayrıcalıklı, taraflı ve eĢitlik ilkesine
aykırı muamele ve uygulama yapamazlar, herhangi bir siyasi parti, kiĢi veya zümrenin yararını veya
zararını hedef alan bir davranıĢta bulunamazlar, kamu makamlarının mevzuata uygun politikalarını,
kararlarını ve eylemlerini engelleyemezler.
SAYGINLIK VE GÜVEN.
Kamu görevlileri, kamu yönetimine güveni sağlayacak Ģekilde davranırlar ve görevin
gerektirdiği itibar ve güvene layık olduklarını davranıĢlarıyla gösterirler. Halkın kamu hizmetine
güven duygusunu zedeleyen, Ģüphe yaratan ve adalet ilkesine zarar veren davranıĢlarda
bulunmaktan kaçınırlar.
Kamu görevlileri, halka hizmetin kiĢisel veya özel her türlü menfaatin üzerinde bir görev
olduğu bilinciyle hizmet gereklerine uygun hareket eder, hizmetten yararlananlara kötü
davranamaz, iĢi savsaklayamaz, çifte standart uygulayamaz ve taraf tutamazlar.
Yönetici veya denetleyici konumunda bulunan kamu görevlileri, keyfi davranıĢlarda, baskı,
hakaret ve tehdit edici uygulamalarda bulunamaz, açık ve kesin kanıtlara dayanmayan rapor
düzenleyemez, mevzuata aykırı olarak kendileri için hizmet, imkân veya benzeri çıkarlar talep
edemez ve talep olmasa dahi sunulanı kabul edemezler.
266
NEZAKET VE SAYGI.
Kamu görevlileri, üstleri, meslektaĢları, astları, diğer personel ile hizmetten yararlananlara
karĢı nazik ve saygılı davranırlar ve gerekli ilgiyi gösterirler, konu yetkilerinin dıĢındaysa ilgili
birime veya yetkiliye yönlendirirler.
YETKILI MAKAMLARA BILDIRIM.
Kamu görevlileri, bu Yönetmelikte belirlenen etik davranıĢ ilkeleriyle bağdaĢmayan veya
yasadıĢı iĢ ve eylemlerde bulunmalarının talep edilmesi halinde veya hizmetlerini yürütürken bu tür
bir eylem veya iĢlemden haberdar olduklarında ya da gördüklerinde durumu yetkili makamlara
bildirirler. Kurum ve kuruluĢ amirleri, ihbarda bulunan kamu görevlilerinin kimliğini gizli tutar ve
kendilerine herhangi bir zarar gelmemesi için gerekli tedbirleri alırlar.
ÇIKAR ÇATIġMASINDAN KAÇINMA.
Çıkar çatıĢması; kamu görevlilerinin görevlerini tarafsız ve objektif Ģekilde icra etmelerini
etkileyen ya da etkiliyormuĢ gibi gözüken ve kendilerine, yakınlarına, arkadaĢlarına ya da iliĢkide
bulunduğu kiĢi ya da kuruluĢlara sağlanan her türlü menfaati ve onlarla ilgili mali ya da diğer
yükümlülükleri ve benzeri Ģahsi çıkarlara sahip olmaları halini ifade eder.
Kamu görevlileri, çıkar çatıĢmasında Ģahsi sorumluluğa sahiptir ve çıkar çatıĢmasının
doğabileceği durumu genellikle Ģahsen bilen kiĢiler oldukları için, herhangi bir potansiyel ya da
gerçek çıkar çatıĢması konusunda dikkatli davranır, çıkar çatıĢmasından kaçınmak için gerekli
adımları atar, çıkar çatıĢmasının farkına varır varmaz durumu üstlerine bildirir ve çıkar çatıĢması
kapsamına giren menfaatlerden kendilerini uzak tutarlar.
GÖREV VE YETKILERIN MENFAAT SAĞLAMAK AMACIYLA KULLANILMAMASI.
Kamu görevlileri; görev, unvan ve yetkilerini kullanarak kendileri, yakınları veya üçüncü
kiĢiler lehine menfaat sağlayamaz ve aracılıkta bulunamazlar, akraba, eĢ, dost ve hemĢeri
kayırmacılığı, siyasal kayırmacılık veya herhangi bir nedenle ayrımcılık veya kayırmacılık
yapamazlar.
Kamu görevlileri, görev, unvan ve yetkilerini kullanarak kendilerinin veya baĢkalarının kitap,
dergi, kaset, cd ve benzeri ürünlerinin satıĢını ve dağıtımını yaptıramaz; herhangi bir kurum, vakıf,
dernek veya spor kulübüne yardım, bağıĢ ve benzeri nitelikte menfaat sağlayamazlar.
Kamu görevlileri, görevlerinin ifası sırasında ya da bu görevlerin sonucu olarak elde ettikleri
resmi veya gizli nitelikteki bilgileri, kendilerine, yakınlarına veya üçüncü kiĢilere doğrudan veya
dolaylı olarak ekonomik, siyasal veya sosyal nitelikte bir menfaat elde etmek için kullanamazlar,
görevdeyken ve görevden ayrıldıktan sonra yetkili makamlar dıĢında hiçbir kurum, kuruluĢ veya
kiĢiye açıklayamazlar.
Kamu görevlileri, seçim kampanyalarında görev yaptığı kurumun kaynaklarını doğrudan veya
dolaylı olarak kullanamaz ve kullandıramazlar.
267
HEDIYE ALMA VE MENFAAT SAĞLAMA YASAĞI.
Kamu görevlisinin tarafsızlığını, performansını, kararını veya görevini yapmasını etkileyen
veya etkileme ihtimali bulunan, ekonomik değeri olan ya da olmayan, doğrudan ya da dolaylı olarak
kabul edilen her türlü eĢya ve menfaat hediye kapsamındadır.
Kamu görevlilerinin hediye almaması, kamu görevlisine hediye verilmemesi ve görev
sebebiyle çıkar sağlanmaması temel ilkedir.
Kamu görevlileri, yürüttükleri görevle ilgili bir iĢ, hizmet veya menfaat iliĢkisi olan gerçek
veya tüzel kiĢilerden kendileri, yakınları veya üçüncü kiĢi veya kuruluĢlar için doğrudan doğruya
veya aracı eliyle herhangi bir hediye alamazlar ve menfaat sağlayamazlar.
Kamu görevlileri, kamu kaynaklarını kullanarak hediye veremez, resmi gün, tören ve
bayramlar dıĢında, hiçbir gerçek veya tüzel kiĢiye çelenk veya çiçek gönderemezler; görev ve
hizmetle ilgisi olmayan kutlama, duyuru ve anma ilanları veremezler.
Uluslararası iliĢkilerde nezaket ve protokol kuralları gereğince, yabancı kiĢi ve kuruluĢlar
tarafından verilen hediyelerden, 3628 sayılı Kanunun 3. maddesi hükümleri saklı kalmakla birlikte,
söz konusu maddede belirtilen sınırın altında kalanlar da beyan edilir.
Yönetmelik kapsamına giren en az genel müdür, eĢiti ve üstü görevliler, bu maddenin
5 inci fıkrası ve 6 ncı fıkranın (a) bendinde sayılan hediyelere iliĢkin bir önceki yılda aldıklarının
listesini, herhangi bir uyarı beklemeksizin her yıl Ocak ayı sonuna kadar Kurula bildirirler.
KAMU MALLARI VE KAYNAKLARININ KULLANIMI.
Kamu görevlileri, kamu bina ve taĢıtları ile diğer kamu malları ve kaynaklarını kamusal
amaçlar ve hizmet gerekleri dıĢında kullanamaz ve kullandıramazlar, bunları korur ve her an
hizmete hazır halde bulundurmak için gerekli tedbirleri alırlar.
SAVURGANLIKTAN KAÇINMA.
Kamu görevlileri, kamu bina ve taĢıtları ile diğer kamu malları ve kaynaklarının kullanımında
israf ve savurganlıktan kaçınır; mesai süresini, kamu mallarını, kaynaklarını, iĢgücünü ve
imkânlarını kullanırken etkin, verimli ve tutumlu davranırlar.
BAĞLAYICI AÇIKLAMALAR VE GERÇEK DIġI BEYAN.
Kamu görevlileri, görevlerini yerine getirirken yetkilerini aĢarak çalıĢtıkları kurumlarını
bağlayıcı açıklama, taahhüt, vaat veya giriĢimlerde bulunamazlar, aldatıcı ve gerçek dıĢı beyanat
veremezler.BILGI VERME, SAYDAMLIK VE KATILIMCILIK.
268
Kamu görevlileri, halkın bilgi edinme hakkını kullanmasına yardımcı olurlar. Gerçek ve tüzel
kiĢilerin talep etmesi halinde istenen bilgi veya belgeleri, 4982 sayılı Bilgi Edinme Hakkı
Kanununda belirlenen istisnalar dıĢında, usulüne uygun olarak verirler.
Üst yöneticiler, ilgili kanunların izin verdiği çerçevede, kurumlarının ihale süreçlerini, faaliyet
ve denetim raporlarını uygun araçlarla kamuoyunun bilgisine sunarlar.
Kamu görevlileri, kamu hizmetleri ile ilgili temel kararların hazırlanması, olgunlaĢtırılması,
alınması ve bu kararların uygulanması aĢamalarından birine, bir kaçına veya tamamına, aksine yasal
bir hüküm olmadıkça, o karardan doğrudan ya da dolaylı olarak etkilenecek olanların katkıda
bulunmasını sağlamaya dikkat ederler.
YÖNETICILERIN HESAP VERME SORUMLULUĞU.
Kamu görevlileri, kamu hizmetlerinin yerine getirilmesi sırasında sorumlulukları ve
yükümlülükleri konusunda hesap verebilir ve kamusal değerlendirme ve denetime her zaman açık
ve hazır olurlar.
Yönetici kamu görevlileri, kurumlarının amaç ve politikalarına uygun olmayan iĢlem veya
eylemleri engellemek için görev ve yetkilerinin gerektirdiği önlemleri zamanında alırlar.
Yönetici kamu görevlileri, yetkisi içindeki personelin yolsuzluk yapmasını önlemek için
gerekli tedbirleri alırlar. Bu tedbirler; yasal ve idari düzenlemeleri uygulamayı, eğitim ve
bilgilendirme konusunda uygun çalıĢmalar yapmayı, personelinin karĢı karĢıya kaldığı mali ve diğer
zorluklar konusunda dikkatli davranmayı ve kiĢisel davranıĢlarıyla personeline örnek olmayı
kapsar.
Yönetici kamu görevlileri, personeline etik davranıĢ ilkeleri konusunda uygun eğitimi
sağlamak, bu ilkelere uyulup uyulmadığını gözetlemek, geliriyle bağdaĢmayan yaĢantısını izlemek
ve etik davranıĢ konusunda rehberlik etmekle yükümlüdür.
ESKI KAMU GÖREVLILERIYLE ILIġKILER.
Kamu görevlileri, eski kamu görevlilerini kamu hizmetlerinden ayrıcalıklı bir Ģekilde
faydalandıramaz, onlara imtiyazlı muamelede bulunamaz.
Kamu görevlerinden ayrılan kiĢilere, ilgili kanunlardaki hükümler ve süreler saklı kalmak
kaydıyla, daha önce görev yaptıkları kurum veya kuruluĢtan, doğrudan veya dolaylı olarak herhangi
bir yüklenicilik, komisyonculuk, temsilcilik, bilirkiĢilik, aracılık veya benzeri görev ve iĢ verilemez.
MAL BILDIRIMINDE BULUNMA.
Kamu görevlileri, kendileriyle eĢlerine ve velayeti altındaki çocuklarına ait taĢınır ve
taĢınmazları, alacak ve borçları hakkında, 3628 sayılı Mal Bildiriminde Bulunulması, RüĢvet ve
Yolsuzluklarla Mücadele Kanunu hükümleri uyarınca, yetkili makama mal bildiriminde bulunurlar.
Kurul, gerek gördüğü takdirde mal bildirimlerini inceleme yetkisine sahiptir. Mal
bildirimlerindeki bilgilerin doğruluğunun kontrolü amacıyla ilgili kiĢi ve kuruluĢlar (bankalar ve
özel finans kurumları dâhil) talep edilen bilgileri, en geç otuz gün içinde Kurula vermekle
yükümlüdürler.
269
16-ETĠK DAVRANIġ ĠLKELERĠNE UYMA:
Kamu görevlileri, görevlerini yürütürken yukarıda belirtilen etik davranıĢ ilkelerine
yönetmelik gereği uymakla yükümlüdürler. Bu ilkeler, kamu görevlilerinin istihdamını düzenleyen
mevzuat hükümlerinin bir parçasını oluĢturur.
Bu Kanun kapsamındaki kamu görevlileri, ilk göreve baĢlarken "Etik SözleĢme" belgesini
imzalamakla yükümlüdürler. Bu belge, personelin özlük dosyasına konur.
Kurum ve kuruluĢların yetkili sicil amirleri, personelin sicil ve performansını, bu
Yönetmelikte düzenlenen etik davranıĢ ilkelerine uygunluk açısından da değerlendirirler.
17-ETĠK DAVRANIġ ĠHLALLERĠ HAKKINDA BAġVURULAR:
3071 sayılı Dilekçe Hakkının Kullanılmasına ĠliĢkin Kanunda belirlenen esaslara göre,
medeni hakları kullanma ehliyetine sahip Türkiye Cumhuriyeti VatandaĢları ile Türkiye'de oturan
yabancı gerçek kiĢiler baĢvuruda bulunabilirler. Herhangi bir nedenle Türkiye‘de bulunup da
baĢvuru nedeni sayılan etik ilkelerden birisine aykırı davranıldığına tanık olan yabancı, baĢvuru
hakkı açısından Türkiye‘de oturuyor kabul edilir. BaĢvuruda bulunabilmek için baĢvuranın
menfaatinin etkilenmesi koĢulu aranmaz.
Ancak, kamu görevlilerini karalama amacı güttüğü açıkça anlaĢılan ve baĢvuranın kimliği
tespit edilemeyen baĢvurular değerlendirmeye alınmaz.
Yargı organlarınca incelenmekte olan veya karara bağlanmıĢ bulunan uyuĢmazlıklar
hakkında Kurula veya yetkili disiplin kurullarına baĢvuru yapılamaz. Ġnceleme sırasında yargı
yoluna gidildiği anlaĢılan baĢvuruların iĢlemi durdurulur. Daha önce Kurulca incelenmiĢ Ģikâyet
konusu, yeni kanıtlar gösterilmedikçe bir daha Ģikâyet konusu yapılamaz ve incelenemez.
BaĢvurular;
a) Yazılı dilekçe,
b) Elektronik posta,
c) Tutanağa geçirilen sözlü baĢvuru yolları ile yapılır.
BaĢvuru, gerçek kiĢiler tarafından adı, soyadı, oturma yeri veya iĢ adresi ile imzayı
kapsayan dilekçelerle, en az genel müdür ve Kurulca genel müdür düzeyinde oldukları kabul
edilenler Kurul BaĢkanlığına, diğer görevliler için ise kurum yetkili disiplin kurullarına yöneltilmek
üzere ilgili kurum amirliğine yapılır.
Dilekçede, etik ilkeye aykırı davranıĢ iddiasına iliĢkin bilgi ve belgeler açık ve ayrıntılı olarak
belirtilir. Elde bulunan belgeler dilekçeye eklenir. BaĢvuru konusu aykırı davranıĢ iddiası, kiĢi,
zaman ve yer belirtilerek somut biçimde gösterilir.
BaĢvuru dilekçelerinin daktilo ile yazılması veya bilgisayar çıktısı olması koĢulu aranmaz.
Dilekçelerin okunaklı ve anlaĢılır olması yeterlidir. BaĢvurunun Kurul kayıtlarına geçtiği tarih,
baĢvuru tarihidir. BaĢvuru dilekçeleri posta yoluyla da Kurula gönderilebilir. Bu durumda
dilekçenin Kurul kayıtlarına geçtiği tarih süre baĢlangıcına esas alınır. BaĢvurunun tutanağa
geçirilmek koĢuluyla sözlü yapılması durumunda baĢvuranın imzası ve adresi de tutanağa alınır.
18-ETĠK DAVRANIġ ĠHLALLERĠN ĠNCELENMESĠ VE SONUÇLARI:
Yapılan baĢvurular üzerine veya resen Genel Müdür ve üstü için inceleme Etik Kurulu,
kurumlardaki diğer personeller için kurumların disiplin kurulları veya denetim elamanları tarafından
yapılır.
Etik Kurlu tarafından, Ġncelenmekte olan baĢvuru konusunun yargıya götürüldüğü anlaĢılırsa
inceleme bulunduğu aĢamada durdurulur ve yargı kararı sonucuna göre tekrar değerlendirilir. Etik
Kurulu tarafında etik davranıĢ ihlali tespit edilenler, BaĢbakanlıkça Genel Müdür ve Üstü Kamu
Görevlileri Anayasa Mahkemesinin 2010 yılı ġubat ayında( Anayasa Mah.18.05.2010 Tarih ve
27585 Sayılı Resmi Gazetede Yayınlanan 4.2.2011 Tarih ve 2010/33 Sayılı Kararı) verdiği iptal
270
kararına kadar Resmi Gazetede ilan edilip ve kamuoyuna duyurulmaktaydı. ġu anda Resmi
Gazetede ilan yapılmayıp diğer kamu görevlilerine yapılan uygulama gibi iĢlem yapılmaktadır.
Kararlara karĢı idari yargı yolu açıktır. Kurul kararlarının yargı tarafından iptali halinde Kurul,
yargı kararını yerine getirmektedir. Etik ilkeye aykırı davranıĢın saptandığı veya saptanamadığına
iliĢkin kararlar da BaĢbakanlık Makamına ve ilgililere yazılı olarak bildirilir. Bu kararlar
kamuoyuna duyurulmaz. Kabul edilebilirliliği bulunmayan baĢvurular hakkında verilen kararlar
yalnızca baĢvuru sahibine iletilir.
5176 sayılı Kanun ile bu Yönetmelik kapsamında bulunan ve Kurulun görev alanı dıĢındaki
kamu görevlilerinin etik ilkelere aykırı davrandığı yolunda disiplin kurullarına yapılan baĢvurular,
yetkili disiplin kurullarınca bu Yönetmelikte düzenlenen etik davranıĢ ilkeleri ile baĢvuru usul ve
esasları çerçevesinde incelenir.
Bu kurulların verdiği etik ilkeye aykırı davranıĢın varlığı veya yokluğu konusundaki kararlar
ilgili kurum veya kuruluĢ yetkilisine, hakkında baĢvuru yapılan kamu görevlisine ve baĢvuru
sahibine bildirilir. Disiplin kurullarının kararları kamuoyuna duyurulmaz.
19-ETĠK
OLMAYAN
DAVRANIġLAR,
TEKLĠFLER
KARġISINDA
NE
YAPMALISINIZ?
Birlikte çalıĢtığınız arkadaĢlarınızın etik dıĢı davranıĢları olduğu takdirde öncelikle
davranıĢlarını düzeltmesi konusunda ikaz etmelisiniz. Konusu suç olan eylemleri varsa her kamu
görevlisinin vakıf olduğu suçu haber vermesi gerektiği göz önüne alınarak yetkili mercilere
bildirimlerde bulunmalısınız. Eğer bunlar yapılmadığı takdirde kurumuzda etik kültürünü
geliĢtiremeyiz. Bazen birkaç çalıĢanımızın yaptığı etik davranıĢ ihlalleri nedeniyle bütün kurum
olarak kamuoyunda yıpranmaya devam ederiz.
Hizmetlerimizden yararlanan vatandaĢ vb.nin etik dıĢı teklifleri olduğunda teklif ne
olursa olsun kesinlikle reddetmelisiniz. Kendilerine ikaz ederek uyarmalısınız. Özellikle konusu suç
olan teklifler yapıldığında, etrafta tanık olanlarla birlikte tutanak düzenleyerek gerekli iĢlemler
yapılması için yetkili mercilere suç duyurusunda bulunulmalıdır. Bu tür davranıĢlarımızda kamu
görevlileri etik davranıĢ ilkelerin gereğidir.
Görevlerinizi yerine getirirken karĢılaĢtığınız etik sorunları, sıralı amirlerinize ve etik
komisyonumuza çözüm önerileri geliĢtirmeleri konusunda iletebilirsiniz. Etik Komisyonu bir
Ģikâyet mercii değildir. Etik Komisyonu etik sorunlara çözüm bulmaya çalıĢan, öneriler geliĢtiren
ve tavsiyelerde bulunarak kurumlarında etik kültürü yerleĢtirmeye çalıĢan bir birimdir. Etik in
temelinde cezalandırma yoktur. Doğru davranıĢları gösterme, iyiyi, doğruyu bulma ve yönlendirme
vardır.
20-SONUÇ:
25.05.2004 tarih ve 5176 sayılı ―Kamu Görevlileri Etik Kurulu Kurulması ve Bazı
Kanunlarda DeğiĢiklik Yapılması Hakkında Kanun‖ uyarınca BaĢbakanlık Kamu Görevlileri Etik
Kurulu KurulmuĢtur.
13.04.2005 tarih ve 25785 sayılı Resmi Gazetede ―Kamu Görevlileri Etik DavranıĢ
Ġlkeleri ile BaĢvuru Usul ve Esasları Hakkında Yönetmelik‖ yayımlanarak yürürlüğe girmiĢtir.
Kamu görevlilerinin etik davranıĢ ilkeleri yönetmelikte belirlenmiĢtir.
Tüm kamu görevlilerinin yönetmelik ve etik sözleĢmesinde belirtilen etik davranıĢ ilkelerine
uygun davranıĢ göstermesi beklenilmektedir.
Genel Müdürlüğümüzde Etik Komisyonu oluĢturulmuĢtur. Genel Müdürlüğümüz etik in
önemi nedeniyle etik eğitimlerini eğitim programlarına almıĢtır.
Kurumlarda etik kültürünün ve etik davranıĢ ilkelerinin yerleĢtirilmesi, geliĢtirilmesi için
Ġnsanların insan tutum ve davranıĢlarını değiĢtirmek, iyileĢtirmek ancak eğitimle olur. Cezalandırma
ve idari tedbirlerin iyi kamu yönetiminin verilmesinde ve yolsuzlukların önlenmesinde yetersiz
kaldığı görülmüĢtür. Etik yönetimdeki kalitenin artması ve kamudaki yolsuzlukların önlenmesi
gibi amaçlara ulaĢmak için iyi bir araçtır.
Etik eğitimleri sadece kamu görevlilerinin alması gerekli bir eğitim olmayıp, toplumun her
kesiminin bu eğitimlerden geçmesi gerekir.
271
Etik bir kamu yönetimi ve etik bir toplumun oluĢturulması için, bu eğitimlerin çok küçük
yaĢlarda baĢlaması ve bazı düzenlemelerde belirli kurum ve unvandaki kamu görevlilerinin istisna
tutulmaması gerekir.
Hepimiz kurumlarımızda etik kültürünün, etik davranıĢ ilkelerinin yerleĢtirilmesi ve
geliĢtirilmesi için gerekli çabayı göstermeli, etik davranıĢ ilkelerine uymayan davranıĢı olan
arkadaĢlarımızı uyarmaktan ve onların tutum, davranıĢlarını düzeltmeleri konusunda gerekli
çabaları göstermekten çekinmemeliyiz.
Bizler etik davranıĢ ilkelerine uyarak, hizmetlerimizi yerine getirdiğimiz takdirde kurumlarda
etik kültürü yerleĢecek ve kamu hizmetinin kalitesi artacaktır. Hizmetlerimizden yararlanan
vatandaĢlar ve toplum daha mutlu olacaktır. Bu nedenle görev ve hizmetlerimizi yaparken etik
davranmak, kamu hizmetlerinin daha iyi verilmesi ve kamudaki yozlaĢmaların önüne geçilmesi için
çok önemlidir.
272
EK:1
ÖRNEK OLAY ÇALIġMASI
(Burada geçen kurum, Ģahıs ve olayların gerçekle hiç bir ilgisi yoktur. Sadece etik
eğitimlerinde kullanılmak üzere eğitim materyali olması için, hayal ürünü olarak yazılmıĢ ve
hazırlanmıĢtır.)
Olayın kahramanları;
— Müdür Sami Bey.
— Memur Merve Hanım.
— Hizmetli Ali Bey.
— ĠĢ Sahibi ÖkkeĢ Bey.
— Muhakkik Ahmet Bey.
GeliĢim Bakanlığı, …X… Genel Müdürlüğü, GeliĢim… Y… Ġl Müdürlüğünde Sami Bey
müdür olarak çalıĢmaktadır. Sami Bey çok iyi eğitim görmüĢ, görünüĢte amirleri ve personeli
tarafından çok sevilmektedir. Ancak Müdür olabilmesi için mevzuat gereği doğu hizmetini yaparak
..Y.. Ġl Müdürlüğüne atanabilmesi mümkün iken, geçen yıl hatırlı tanıdıklarına giderek torpille
kendisini önce istisnai bir göreve atatmıĢtır.Orada birkaç gün görev yaptıktan sonrada, eskiden beri
memur olarak çalıĢtığı ve unvan yükselme sınavı sonucunda atanması gerekli müdürlüğe naklen
yönetici olarak ataması yapılmıĢtır. Ayrıca müdür olmasını, memurluğu zamanından tanıdığı sık sık
o müdürlükte iĢi olan ve iĢlerine kolaylık sağladığı ĠĢ sahibi ÖkkeĢ bey‘de yardımcı olmuĢtur. Bu
nedenle ĠĢ sahibi ÖkkeĢ Bey‘e de minnet duymaktadır. Onun bütün taleplerini yerine getirmeye
çalıĢmaktadır.
ĠĢ sahibi ÖkkeĢ Bey iĢi gereği eskiden olduğu gibi, Sami bey‘in müdürlüğe atanmasından
sonra da, bu müdürlükte birçok iĢi olmaktadır. Sami bey‘in verdiği destekle iĢleri sıra beklemeden
sorunsuzca yapılmaktadır. ÖkkeĢ bey çevrede iyi tanınmayan, menfaati için her Ģeyi yapabilecek
karakterde bir kiĢidir. Bu nedenle Sami bey‘e arkadaĢları ve çalıĢanları ÖkkeĢ Bey‘den uzak
durmasını telkin ve tavsiye etmektedirler. Ancak Sami Bey ÖkkeĢ Bey hakkında söylenenleri
dikkate almayıp, ÖkkeĢ bey‘e sürekli ayrıcalıklar tanımakta, iĢlerinin çabuk bitmesi için diğer
vatandaĢlara tanımadığı kolaylıkları ÖkkeĢ bey‘e tanımaktadır. ÖkkeĢ bey‘de, Sami bey‘i dıĢarıda
lüks mekânlarda yemeklere ve eğlencelere götürmekte ve onu ağırlamakta, ayrıca maddi destek de
sağlamaktadır. ÖkkeĢ bey her iĢi bittiğinde Sami bey‘e hediyeler de almaktadır. Sami Bey‘ de
hediyeleri kabul etmektedir. Bu durumu bilen müdürlük personeli rahatsız olmakla birlikte bir Ģey
yapmamaktadır.
Memur Merve Hanım müdürünün bu tutumundan son zamanlarda rahatsız olmaktadır. Bu
nedenle müdürü Sami bey‘e tepki vermeye baĢlamıĢtır. YaĢanan olaylara olan kızgınlığından
dolayı, fevri davranıĢları olmaktadır. ÖkkeĢ Bey‘e de müdürünün tanıdığı ayrıcalığı
tanımamaktadır. ÖkkeĢ Bey, Merve hanımın kendisine ayrıcalık tanımaması gibi davranıĢlarının
önüne geçmek için bir gün, Merve hanım‘a iĢlerinde kolaylık sağlaması ve kendisine ayrıcalıklı
davranması için, küçük bir paket içinde altın iki bilezik hediye etmek ister. Merve Hanım kendisine
yapılan bu teklifi reddeder ve iĢ arkadaĢlarının yanında ÖkkeĢ bey‘e bağırmıĢ ve kızmıĢtır. ÖkkeĢ
bey çok zor durumda kalmıĢ ve kendini haklı hale getirmek için oradakilere; Merve hanım‘ın iĢini
geciktirdiğini, hediyeyi bu nedenle istediğini, etraftakilerin bu hediyeyi gördüğü için almayarak
böyle davrandığını, kimse görmeseydi hediyeyi alacağını anlatmaya baĢlamıĢtır.
Müdürlüğün hizmetli kadrosunda bulunan Ali Bey çok dürüst ve herkes tarafından sevilen
ve takdir gören birisidir. Üniversitede ve lisede çocuk okutmakta, eĢi de çalıĢmamaktadır. ĠĢ
sahipleri kendisine bahĢiĢ ve hediyeler teklif etseler de, hiç birini kabul etmemektedir. Çocuklarının
okul masrafları için akĢamları mesai saatleri dıĢında taksi Ģoförlüğü yaparak ek gelir elde
etmektedir.
273
Memur Merve Hanım ile iĢ sahibi ÖkkeĢ bey‘in olayına en yakın tanık hizmetli Ali bey‘dir.
ÖkkeĢ bey‘in bu suçlamalarına karĢı Merve Hanım, Ali bey‘in doğruları söyleyeceğinden emindir.
Müdür Sami Bey tartıĢma üzerine odasından çıkarak tartıĢma olan yere gelir. ÖkkeĢ bey müdür
Sami bey‘e Merve hanımdan Ģikâyetçi olduğunu söyler ve Ģikâyetlerini anlatır. Merve Hanım
kendisini savunur ve haklı olduğunu ispat etmek için hizmetli Ali bey‘i tanık gösterir. Sami bey‘de
memur olduğu zamandan beri memuru Merve Hanım ile çalıĢmak istememektedir. Çünkü Merve
hanımın kendisini ihbar edebileceğinden korkmaktadır. Bir fırsatını bulup nasıl tayinini çıkarttırırım
diye eskiden beri düĢünmektedir.
Müdür Sami Bey odasına önce hizmetli Ali bey‘i çağırır, Merve hanımın aleyhine tanıklık
yapmasını, aksi halde akĢamları mesai saati dıĢında yaptığı taksi Ģoförlüğüne göz yumamayacağını
ve hakkında soruĢturma açacağını belirtir. Ali bey sessiz kalır ve bir Ģey söylemez. Müdür Sami
Bey hizmetli Ali bey‘in istediği ifadeyi vereceğine emindir. Müdür Sami Bey iĢ sahibi ÖkkeĢ bey‘e,
Merve hanım ile ilgili Ģikâyet dilekçesi yazdırır ve Ģikâyet ettirir.
ġikâyeti incelemek için muhakkik Ahmet Bey görevlendirilmiĢtir. Ahmet bey‘in
görevlendirildiğine duyunca müdür Sami Bey çok sevinir. Çünkü geçmiĢten arkadaĢlıkları vardır.
Muhakkik Ahmet Bey inceleme ve soruĢturmaya geldiğinde, Müdür Sami bey her haliyle taraflı ve
memuru Merve hanımın aleyhinde ifadeler kullanarak Ahmet bey‘i etkilemeye ve yönlendirmeye
çalıĢmaktadır. Tecrübeli muhakkik Ahmet bey‘in bu durum dikkatinden kaçmamıĢtır. Tanık
hizmetli Ali Bey olayı dosdoğru muhakkik Ahmet Bey‘ e anlatır ve yazılı yeminli ifadesini verir.
Muhakkik Ahmet Bey gerçekleri öğrenir. Müdür Sami bey‖in yönlendirmelerine rağmen yapılması
gerekenleri yapar. Düzenlediği raporunda Sami bey‘in müdürlük görevinden alınmasını, adli ve
idari yönden cezalandırılmasını ister. ÖkkeĢ Bey‘in de devlet memurunu haksız isnattan dolayı
hakkında savcılığa suç duyurusunda bulunulmasını talep eder. Ayrıca Merve hanım‘a ve hizmetli
Ali bey‘e örnek davranıĢları ve etik davranıĢ ilkelerine uymalarından dolayı ödüllendirmelerini
teklif eder.
Sonuçta; müdür Sami Bey ile iĢ sahibi ÖkkeĢ Bey mahkemede yargılanmıĢ ve ceza
almıĢlardır. Sami Bey Müdürlük görevinden alınmıĢtır. Memur Merve Hanım ile hizmeti Ali Bey‘
örnek ve iyi yöndeki davranıĢları ile görevlerini yerine getirirken etik davranıĢ ilkelerine uymaları
nedenleriyle amirleri tarafından ödüllendirilmiĢtir.
TARTIġABĠLCEĞĠNĠZ KONULAR.
—Örnek olayda, hangi etik davranıĢ ilkeleri ihlal edilmiĢtir.
—Olay kahramanlarının davranıĢları sizce etik mi?
—Olay kahramanları yerinde siz olsaydınız nasıl davranırdınız?
—Olay kahramanlarının karĢı karĢıya kaldığı etik ikilemler var mıdır?
—Bu tür etik dıĢı davranıĢların olmaması için kamu kurumlarında neler yapılabilir?
—Olaydaki kahramanların tutum ve davranıĢlarını doğru ve yanlıĢ yönleri ile birlikte ayrı-ayrı
değerlendirin.
274
EK:2
5 KONU, 3 SORU.
KONULAR:
1-Kamu görevlileri özel iĢleri ile ilgili olarak devletin aracını, telefonunu vb.ni kullanması
gerekir mi?
2-Amirlerin beraber çalıĢtığı personelleri arasında ayrımcılık yapması verilen hizmetleri
etkiler mi?
3-Kamu görevlisinin iĢ sahibi vatandaĢın kendisine verdiği hediye ve bahĢiĢi alması doğru bir
davranıĢ mıdır?
4-Nezaket ve saygı kamu hizmetinde önemli midir?
5-Kamu görevlileri mesai arkadaĢları veya amirinin, suç iĢlediğini ve etik olmayan
davranıĢlarını yetkili makamlara bildirmeliler mi?
SORULAR:
1-Konu ile ilgili etik ikilemler nelerdir ve bu konuda etik sorun var mıdır?
2-Konu ile ilgili yürürlükte olan mevzuat ne kadar etkilidir ve yeterlimidir?
3-Konu ile ilgili etik sorun var mıdır? Varsa etik sorun nasıl giderilir? Sorunla ilgili etik
komisyonu ne yapabilir?
TARTIġMA YÖNTEMĠ:
Her konu ile ilgili olarak altta bulunan sorular sorularak, konuların tartıĢılması sağlanacaktır.
275
EK:3
NE KADAR ETĠK DAVRANIYORUZ?
(AĢağıdaki davranıĢları, kendi davranıĢlarınıza ve yargılarınıza göre değerlendirin.)
Y.KarataĢ
1)
2)
3)
4)
5)
6)
7)
8)
9)
10)
11)
12)
13)
14)
15)
16)
17)
18)
19)
DAVRANIġ
Mesaiye genelde geç gelir, erken ayrılırım.
Mesleki bakımdan kendimi yetiĢtirir ve mevzuatı güncel
takip ederim.
ĠĢimi yaparken mevzuatta tam açıklık olmadığı ve takdir
hakkımı kullanmam gerektiği durumda Ģahsi ve iĢini yaptığım
kiĢinin menfaatini değil, kamu menfaatini esas alırım.
ĠĢ yerinde gereksiz yanan ampulleri söndürürüm.
Savurganlıktan kaçınırım.
VatandaĢların iĢlerini yaparken aynı gün bitebilecek
iĢlerini genelde bitirmem, gün tayin ederim.
Siyasi düĢüncelerini bildiğim, aynı görüĢte olduğum ve
tanıdıklarımın iĢini diğer vatandaĢların iĢinden önce yaparım.
Genel müdürlüğümüzden veya taĢra birimlerimizden
emekli olanların iĢini diğer vatandaĢlara göre ayrıcalıklı ve
hızlı yaparım.
Tanıdıklarımın eĢ, dost ve akrabalarıma iĢimde ayrıcalık
tanımıyorum.
Görev yaptığım il veya ilçede iyi tanınmayan kiĢilerle
oturur kalkar, onlarla birlikte olurum.
Hizmetlerimizden yararlananlara bazen kötü
davranıyorum.
Mesai arkadaĢlarımın etik dıĢı davranıĢlarını görüyorum
ama uyarmıyorum ve bir Ģey yapamıyorum..
Hizmetlerimizden yararlanan iĢ sahiplerinden dairemiz
ve kendim için bazı taleplerim oluyor. Ġhtiyaçlarımızı
karĢılayanlara daha iyi davranıyorum. ĠĢlerini daha hızlı
yapıyorum.
Amirlerime ve mesai arkadaĢlarıma nazik ve saygılı
davranıyorum.
Dairede çalıĢırken vatandaĢlar bana iĢle ilgili bir Ģey
sorarsa cevap vermem, onlarla kesinlikle ilgilenmem.
ĠĢ arkadaĢlarımın, amirlerimin, vatandaĢların etik dıĢı
davranıĢlarını veya yasa dıĢı, iĢ, iĢlem ve eylemlerini yetkili
makamlara bildiririm.
Yaptığım bir iĢ sırasında tarafsız olamıyorsam, o iĢteki
görevimin baĢka bir arkadaĢım tarafından yapılması için
durumu amirlerine bildiririm.
Görev yaptığım il ve ilçede kendimin ve ailemin ihtiyacı
için yaptığım alıĢveriĢlerde ismimi, unvanımı belirterek
esnafın bana, diğer kiĢilere sağlamadığı indirimi yapmasını
isterim.
ĠĢini yaptığım vatandaĢların her türlü hediye ve bahĢiĢi
kabul ederim.
MeslektaĢlarımızın dairelerimizde kitaplarının
satılmasına aracılık eder, yardımcı olurum.
Evet
Hayır
276
20)
21)
22)
23)
24)
25)
Dairenin telefonunu, fotokopi makinesini, kâğıtlarını
vb.lerini özel ihtiyaçlarımda kullanmam.
Mesai saatleri içinde pek iĢ yapmam, iĢleri mesai
haricinde yaparım.
Tapu ve Kadastro verilerini tanıdıklarıma vermekten
çekinmem.
Yaptığım her iĢin ve attığım her imzanın hesabını
verebilirim.
RüĢvet, menfaat, hediye, bahĢiĢ teklif eden ve vereni
yetkili makamlara bildirir ve cezalandırılmasını sağlarım.
Mal bildirimlerimi hesabı sorulur diye doğru vermem
veya eksik bildirimde bulunurum.
EK:4
TAPU VE KADASTRO GENEL MÜDÜRLÜĞÜ
PERSONELĠ ETĠK DAVRANIġ ĠLKELERĠ
BĠRĠNCĠ BÖLÜM
Amaç, Kapsam, Dayanak ve Tanımlar
Amaç
MADDE 1- (1) Bu etik davranıĢ ilkelerinin amacı, Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü‘nün
Merkez ve TaĢra birimlerinde çalıĢan personelin görevlerini yerine getirirken uymaları gereken etik
davranıĢ ilkelerini belirlemek, bu ilkelere uygun davranıĢ göstermeleri açısından onlara yardımcı
olmak, görevlerin yerine getirilmesinde adalet, dürüstlük, saydamlık, tarafsızlık, hesap verebilirlik
ve kamu yararını gözetmek ilkelerine zarar veren ve hizmet verilen vatandaĢlar ile toplumda
güvensizlik yaratan, kurum itibarını zedeleyen durumları ortadan kaldırmak ve bu Ģekilde tapu ve
kadastro hizmetlerinin kalitesini artırmak, etik davranıĢ ilkeleri ile etik kültürünü yerleĢtirmek ve
geliĢtirmektir.
Kapsam
MADDE 2- (1) Bu etik davranıĢ ilkeleri; Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğünün Merkez ve
TaĢra TeĢkilatında görev yapan personeli kapsar.
Dayanak
MADDE 3- (1) Bu etik davranıĢ ilkeleri; 13.04.2005 tarih ve 25785 sayılı Resmî Gazete‘de
yayımlanarak yürürlüğe giren Kamu Görevlileri Etik DavranıĢ Ġlkeleri ile BaĢvuru Usul ve Esasları
Hakkında Yönetmeliğin 26 ıncı maddesine dayanılarak hazırlanmıĢtır.
Tanımlar
MADDE 4- (1) Bu etik davranıĢ ilkelerinde geçen;
a)Kanun: 25.05.2004 tarihli ve 5176 sayılı ―Kamu Görevlileri Etik Kurulu Kurulması ve Bazı
Kanunlarda DeğiĢiklik Yapılması Hakkında Kanunu, ―
b)Yönetmelik: 13.04.2005 tarih ve 25785 sayılı Resmî Gazete‘de yayımlanarak yürürlüğe
giren ―Kamu Görevlileri Etik DavranıĢ Ġlkeleri Ġle BaĢvuru Usul ve Esasları Hakkında Yönetmeliği,
―
c) Personel: Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğünün merkez ve taĢra birimlerinde görev
yapan her personeli,
277
d)Genel Müdürlük: Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü‘nü,
e)Merkez TeĢkilatı: Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğünün merkez birimlerini,
f)TaĢra TeĢkilatı: Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğünün taĢra teĢkilatında yer alan, bölge
müdürlüklerini, tapu müdürlüklerini, kadastro müdürlüklerini, kadastro Ģeflik ve/veya birimlerini,
g) Kurul: BaĢbakanlık Kamu Görevlileri Etik Kurulu‘nu,
h) Etik Komisyonu: Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü Etik Komisyonu‘nu,
k) Etik Alt Komisyonu: Etik Komisyonuna bağlı olarak bölge müdürlüklerinde oluĢturulan
Etik Alt Komisyonlarını,
l) Etik DavranıĢ Ġlkeleri: Kamu görevlilerinin ve personelimizin uyması gereken etik
davranıĢ ilkelerini,
Ġfade eder.
ĠKĠNCĠ BÖLÜM
Etik DavranıĢ Ġlkeleri
Temel Değerler
MADDE 5- (1) Personelimiz görevini yerine getirirken adalet, dürüstlük, saydamlık,
tarafsızlık, hesap verebilirlik ve kamu yararını gözeterek temel ilke ve değerlere uygun davranıĢ
sergiler ve ayrıca bu değerlerin geliĢmesi yönünde gayret gösterir.
Genel Ġlkeler
MADDE 6- (1) Personelimiz;
a)Hukukun üstünlüğünü esas alır.
b)Görevlerini Anayasaya, kanun, tüzük, yönetmelik, genelge ve uluslararası yükümlülüklere
uyarak yerine getirir.
c)Doğruluk ve dürüstlüğü kiĢisel çıkarların üzerinde tutar.
d)Hiç bir Ģekilde tarafsızlığından ödün vermez.
e)Görevlerini, dikkat ve itina ile herhangi bir gecikmeye sebebiyet vermeden tam ve
zamanında yerine getirir.
f)Aldıkları kararlarda ve tüm hareketlerinde sorumluluk bilinci ile hareket eder.
g)Yaptığı hizmetlerde ve yerine getirdiği görevlerde özveri ile çalıĢarak yüksek performans
gösterir.
h)Görevlerini yerine getirirken dil, ırk, renk, din, mezhep, cinsiyet, siyasi düĢünce, felsefi
inanç, etnik veya sosyal köken ayrımcılığı yapmaz.
i)Tapu sicilinin ve kadastro verilerinin güvenliğini ön planda tutar, tapu sicilinin sadece
Medeni Kanunun 1020.maddesindeki ‗‘Tapu sicili herkese açıktır.Ġlgisini inanılır kılan herkes,tapu
kütüğündeki ilgili sayfanın ve belgelerin tapu memuru önünde kendisini gösterilmesini veya
bunların örneklerini verilmesini isteyebilir.Kimse tapu sicilindeki bir kaydı bilmediğini ileri
süremez.‘‘ilkesine uygun olarak görevini yerine getirir.
k)Görevi nedeniyle sahip olduğu kiĢilere yönelik resmî ve gizli olması gerekli bilgileri
açıklamaz ve kimsenin kullanımına bu bilgileri sunmaz.
278
l)Sürekli olarak yaptığı görev ile ilgili teknik ve hukuki mevzuatı takip eder, kendilerini bu
yönüyle sürekli geliĢtirir. Hizmet verdiği kiĢilerin memnuniyetini ön planda tutar.
m)Uymak zorunda olduğu etik davranıĢ ilkelerini bilir ve uygular. Etik davranıĢ ihlallerini
yapanı öncelikle uyarır ve ihlalleri devam eden kiĢileri yetkili makamlara bildirir.
n)Görevleri sırasında kamu yararını esas alır. Kamu kaynaklarını özel ihtiyaçları için
kullanmaz.
o) Genel Müdürlüğümüzün statüsünü ve kamuoyundaki itibarının daha iyi olmasını
sağlayacak Ģekilde, tapu ve kadastro personeli olmasının gerektirdiği güvene layık olduğunu
gösterecek Ģekilde davranır.
Kılık ve Kıyafetle Ġlgili Kurallar
MADDE 7- (1) Personelimizin görünümü, hizmetlerimizden yararlananların kurumumuza ve
personelimize iliĢkin edindiği kanaat ve görüĢlerin oluĢmasında etkilidir.
(2) Personelimizin görünüĢü, kılık ve kıyafeti bu konudaki yönetmelik hükümlerine uygun
olmalıdır.
ÇalıĢma Ortamı
MADDE 8- (1) Hizmet binalarımız temiz ve düzenli olmalıdır. Yönetici ve personel çalıĢma
ortamının düzenli ve temiz tutulmasından sorumludur.
(2) ÇalıĢma ortamlarındaki masa ve bankolarda gereksiz, iĢi biten dosya, belge, pafta, tapu
kütüğü vb. bulunmamalı ve iĢi biten evrak arĢive kaldırılmalıdır.
(3) ÇalıĢma ortamında bulunan her türlü teknik ve hukuki belgenin korunması ve güvenliği
için gerekli tedbirler alınmalıdır.
(4) ÇalıĢma ortamında ve kanunen yasaklanan alanlarda sigara içilmemeli ve içirilmemelidir.
(5) Görevi içinde telefon/cep telefonuyla gereğinden fazla konuĢulmamalıdır.
Mal Bildiriminde Bulunma
MADDE 9- (1) Personelimiz ilk göreve baĢladığında, mallarında önemli bir değiĢiklik
olduğunda ve sonu 0 (sıfır)ve 5 (beĢ) ile biten yıllarda kanunda belirtilen sürede mal bildiriminde
bir ay içinde bulunur. Mal bildiriminde herhangi bir tereddüt olmaması için kaynağı açıklanır.
(2) Personelimiz kendileriyle eĢlerine ve velayeti altındaki çocuklarına ait taĢınır ve
taĢınmazları, alacak ve borçlarını mal bildirimlerinde beyan eder.
(3) Mal Bildirimleri, 3628 Sayılı Mal Bildiriminde Bulunulması, RüĢvet ve Yolsuzluklarla
Mücadele Kanun hükümleri uyarınca çalıĢtıkları birimler aracılığı ile Ġnsan Kaynakları Dairesi
BaĢkanlığına ula