İLİ
: GENEL
TARİH : 18.12.2015
RAHMET VE MERHAMET YÜKLÜ ADALET
PEYGAMBERİ
Aziz Kardeşlerim!
Allah Resulü (s.a.s), ashabıyla birlikte Mekke’yi
fethetmeye gidiyordu. Bir ara, Ensar’ın sancaktarlığını yapan
Sa’d bin Ubâde’nin dilinden intikam dolu şu sözler döküldü:
“Gün, savaş ve intikam günüdür. Gün, kan akıtmanın helal
olduğu gündür…”
Bu sözleri duyan Rahmet Elçisi, hemen harekete geçti.
Sancağı Sa‘d’dan alarak başka bir sahabîye verdi. Ardından
ashabına döndü ve şöyle dedi: “Gün, merhamet günüdür.
Gün, kan akıtmanın haram olduğu gündür…”1
Aynı şekilde Efendimiz, ordusuyla Mekke’ye hareket
halindeyken yeni doğurmuş, yavrularını emziren bir köpek
gördü. Rahmet Elçisi, devesinden inerek bir sahabîyi bu
hayvanın başında nöbet beklemek üzere görevlendirdi. Ta ki
ordu, buradan geçinceye kadar, hayvan ve onun yavruları
zarar görmesin diye. Tam o noktada ashaba dönerek şöyle
dedi: “Yerdeki bütün mahlukata merhamet edin ki
göktekiler de size merhamet etsin.”2
Kardeşlerim!
Önümüzdeki Salı’yı Çarşamba’ya bağlayan gece
Efendimiz (s.a.s)’in dünyayı teşrifleri vesilesiyle Mevlid
Kandilini idrak edeceğiz. Kandilinizi şimdiden tebrik
ediyorum. Tüm insanlığın, Peygamberimizin yüce
örnekliğinden nasibini almasını Cenab-ı Mevlâ’dan niyaz
ediyorum. Rabbimiz, gönlümüzde var olan peygamber
sevgisini hiçbir zaman eksik etmesin. Bizi onun eşsiz
örnekliğinden mahrum bırakmasın.
Kardeşlerim!
Resul-i Ekrem Efendimiz, az önce zikrettiğim hikmet
ve insafla müzeyyen sözleriyle on dört asır öncesinden tüm
insanlığa büyük bir ders veriyordu. İnsana yakışanın yüreğini
kin, nefret ve intikam ateşiyle tüketmek değil; sevgi, saygı,
merhamet ve affın güzelliğiyle tezyin etmek olduğunu
haykırıyordu. Efendimizi âlemlere rahmet kılan ve ahlakta
yüce tutan, onun bu anlayış ve tavrıydı. O, insanlığın yolunu,
insanların gönül ve zihinlerini aydınlatan bir kandildi. O, bir
müjdeciydi; Allah’a hakiki anlamda kul olan, insanî değerleri
yaşayıp yaşatanlara büyük mükâfatlar olduğunu haber
veriyordu. Bir uyarıcıydı o; insana Rabbinden, fıtratından,
ahlak ve erdemden uzaklaşmamasını hatırlatıyordu.
Değerli Kardeşlerim!
Nübüvvet zincirinin son halkası olan Efendimiz (s.a.s),
insanlığı bir olan Allah’a inanmaya ve yalnızca O’na kul
olmaya davet etti. Onun daveti; ölüme hayat, zulme adalet,
cehalete bilgi, vicdansızlığa merhamet, husumete barış oldu.
İnsanlık, onunla gerçek anlamını, yaratılış gaye ve hikmetini
bir kez daha idrak etti. O’nun sözleri, insanı özüyle
buluşturan, kendisiyle barıştıran, tabiatla kaynaştıran,
Rabbine yakınlaştıran mesajlar oldu.
Aziz Müminler!
Geçmişten günümüze Müslümanlar olarak, ne zaman ki
bu mesajlara sımsıkı sarıldık, bunları yaşamak ve yaşatmak
için gayret gösterdik, işte o zaman Peygamberimize layık aziz
bir ümmet olduk. Ne zaman da gevşekliğe düştük, onun
hikmetli öğretilerinden, örnekliğinden uzaklaştık, işte o
zaman yolumuzu kaybettik ve ümmet olarak sıkıntılara maruz
kaldık. Bugün de topyekûn insanlık ve bilhassa da İslam
coğrafyasının içinden geçtiği zorlu süreçlerin temelinde onun
rahmet yüklü mesajlarının, bugüne ve yarına bakışının doğru
anlaşılamaması yatmaktadır. Onun eşsiz örnekliğinin,
ağızlardan gönüllere indirilememesi, zihinlere, dimağlara
iyice yerleştirilememesi, hayata geçirilememesi yatmaktadır.
Bugün, İslam coğrafyasının dört bir yanında katledilen
masum canların, akan kanın, gök kubbeye yükselen
feryatların sebebi bizim Şefkat Peygamberine hakkıyla
ümmet olamayışımızdır.
Kardeşlerim!
Efendimiz (s.a.s), insan ve Müslüman olarak bizlere
sorumluluğumuzu ve görevlerimizi öğretti. Ancak bizler,
çoğu zaman dünya meşgalesine adeta esir olduk. Efendimiz,
ırk, dil, renk, coğrafya ayrımı gözetmeksizin hepimizi aynı
Allah’a, aynı kitaba, aynı peygambere inanan, aynı secdeye
baş koyan, aynı kıblede istikameti bulan kardeşler olarak ilan
etti. Fakat bugün bizler, kardeşlik ahlakını unuttuk, böylesi
ulvi bir değeri çoğu zaman cehalet, menfaat, kısır çekişme ve
inatlaşmalara kurban eder olduk. Rabbimizin, “Biz seni
ancak âlemlere rahmet olarak gönderdik.” 3 mesajıyla
takdim ettiği Peygamberimiz, bizlere merhameti, şefkati,
vicdanı, insafı, affı, sabrı ve hoşgörüyü öğretti. Ancak bizler,
kendimize, ailemize, çevremize karşı bu hasletleri yitirdik.
Yüreklerimiz katılaştı. Rabbimizin gönüllerimize yerleştirdiği
tertemiz fıtrata tam anlamıyla sahip çıkamadık.
Peygamberimiz, bizlere adaleti öğretti. Ancak bizler,
adalete yalnızca başkalarının muhtaç olduğunu zannettik. O,
bizlere yetim ve öksüz kalışı, çaresizlik içerisinde çare,
ümitsizlik içinde ümit oluşu, en zor zamanlarda bile hayata
azimle tutunuşu öğretti. Fakat bizler, başımıza gelen en ufak
bir musibette dahi savrulmalar yaşadık, çoğu zaman da kaderi
suçladık. O, bizlere kimsesizlerin kimsesi, mazlumların
umudu, gariplerin yurdu olmayı öğretti. Fakat bizler,
bitmeyen arzu ve isteklerimizi bir türlü dizginleyemedik.
Kardeşlerim!
Bugün, bütün insanlık olarak intikamı, nefreti, kan
dökmeyi önceleyen çağrılara değil, Efendimizin hikmet,
merhamet, vicdan, adalet, hak ve hakikat yüklü çağrılarına
ihtiyacımız var. Bugün, çoraklaşan yüreklerimizin onun
rahmet damlalarıyla hayat bulmasına ve yeniden
fethedilmesine çok ihtiyacımız var. Bugün, onun gözüyle
insanlığa bakabilmeye, onun yüreğiyle tüm acı ve kederleri
hissedebilmeye her zamankinden daha fazla ihtiyacımız var.
Bugün, her yönüyle onu örnek almaya, onun ahlakıyla
ahlaklanmaya; sünnetini, benliğimizi her türlü kötülükten
koruyacak erdemli tutum ve davranışlara dönüştürebilmeye
çok ama çok ihtiyacımız var.
Salât-u selam, tahıyyat-u ikram, her türlü ihtiram
Efendimiz (s.a.s)’e, onun âline, ashabına ve onun yolundan
gidenlere olsun.
Buhârî, Megâzî, 49.
Tirmizi, Birr ve Sıla, 16.
3
Enbiyâ, 21/107.
1
2
Hazırlayan: Din Hizmetleri Genel Müdürlüğü
Download

18.12.2015 Tarihli Hutbe - Diyanet İşleri Başkanlığı