Risale-i Nur Külliyatından
SiKKe-i TastiK-i
Gaybi
Müellifi: Bediüzzaman Said Nursi
1
Bu Sikke-i Gaybiyeyi mahrem tutardık; yalnız has karde lerime mahsustu. Ben vefat ettikten
sonra ne redilsin demi tim. Fakat zâbıta geldi, adliye hesabına onu sakladı ımız yerden çıkardılar.
ki sene ellerinde kaldı. Üç mahkeme tedkikinden sonra iade edildi. Bize muhalif gayet
nâmahremler dahi beraber okudular. Bize çok yabanî insanlar gördüler. Bu iki def'adır Isparta
adliyesinin eline ba ka risalelerle beraber girmi hiçbir îtiraz edilmeden geri verilmi .
Mâdem umumun nazarına istemedi imiz halde gösterilmi ve mâdem Risale-i Nur'un
ehemmiyetini isbat edip âkirdlerini evke getiriyor, kuvve-i mâneviyelerini ziyadele tiriyor; elbette
Medreset-üz-Zehra erkânlarının ne rine karar vermelerine i tirâk ederim.
SA D
--- sh:»(ST:6) ↓ ---------------------------------------------------------------------------------------------Risale-i Nur'dan parlak fıkralar
ve bir kısım güzel mektuplar
!"# $ % &
' ( ) ' * +, & - . & / 0 12
LEYLE- KAD R'DE HTAR ED LEN B R MESELE- MÜH MME
Evvelâ : Leyle-i Kadirde kalbe gelen pek uzun ve geni bir hakikata pek kısaca bir i aret
edece iz. öyle ki:
Nev'-i be er, bu son harb-i umumînin e edd-i zulüm ve istibdat ile ve merhametsiz tahribat
ile ve bir dü manın yüzünden yüzer mâsumu peri an etmesiyle ve ma lûbların deh etli
me'yusiyetleriyle ve galiblerin deh etli telâ ve hâkimiyetlerini muhafaza ve büyük tahribatlarını
tâmir edememelerinden gelen deh etli vicdan azablarıyle ve dünya hayatının bütün bütün fâni ve
muvakkat olması ve medeniyet fantaziyelerinin aldatıcı ve uyutucu olması umuma görünmesiyle ve
fıtrat-ı be eriyedeki yüksek istidâdâtın, mahiyet-i insaniyesinin umumî bir surette deh etli
yaralanmasiyle ve ebed-perest hissiyat-ı bâkıye ve fıtrî a k-ı insaniyenin heyecan içinde
uyanmasiyle ve gaflet ve dalâletin, en sert, sa ır olan tabiatın Kur'anın elmas kılıncı altında
parçalanmasiyle ve gaflet ve dalâletin en bo ucu, aldatıcı en geni perdesi olan siyasetin rûy-i
zeminde pek çirkin, pek gaddarâne hakikî sureti görünmesiyle, elbette ve elbette, hiçbir üphe yok
ki, imalde, Garbde, Amerika'da
--- sh:»(ST:7) ↓ ---------------------------------------------------------------------------------------------emareleri göründü üne binaen, nev'-i be erin mâ uk-u mecazîsi olan hayat-ı dünyeviye böyle çirkin
ve geçici olmasından, fıtraten be erin hakikî sevdi i ve aradı ı hayat-ı bakıyeyi bütün kuvvetiyle
arayacak ve elbette hiç üphe yok ki, bin üçyüz altmı senede her asırda üçyüz elli milyon âkirdi
bulunan ve her hükmüne ve dâvasına milyonlar ehl-i hakikat tasdik ile imza basan ve her dakikada
milyonlar hâfızların kalbinde kudsiyet ile bulunup lisanlariyle be ere ders veren ve hiçbir kitapta
emsâli bulunmayan bir tarzda be er için hayat-ı bâkıyeyi ve saadet-i ebediyeyi müjde verip bütün
be erin yaralarını tedavi eden Kur'an-ı Mu'ciz-ül-Beyanın iddetli, kuvvetli ve tekrarlı binler
âyâtiyle, belki sarîhan ve i areten on binler def'a dâva edip, haber verip, sarsılmaz kat'î delillerle,
üphe getirmez hadsiz hüccetlerle hayat-ı bâkıyyeyi kat'iyyetle müjde ve saadet-i ebediyeyi ders
vermesi, elbette nev'-i be er bütün bütün aklını kaybetmezse ve maddî ve mânevi bir kıyamet
ba larında kopmazsa; sveç, Norveç, Finlândiya ve ngiltere'nin Kur'anın kabûlüne çalı an me hur
hatibleri ve din-i hakkı arayan Amerika'nın çok ehemmiyetli cemiyeti gibi rûy-i zeminin kıtaları ve
hükümetleri, Kur'an-ı Mu'ciz-ül-Beyanı arayacaklar ve hakikatlarını anladıktan sonra bütün ruh u
canlariyle sarılacaklar. Çünki, bu hakikat noktasında kat'iyyen Kur'anın misli yoktur ve olamaz ve
hiç bir ey bu mu'cize-i ekberin yerini tutamaz!
Sâniyen: Mâdem Risale-i Nur o mu'cize-i kübrânın elinde bir elmas kılınç hükmünde
hizmetini göstermi ve en muannid dü manları teslime mecbur etmi ; hem kalbi, hem ruhu, hattâ
2
hissiyatı tam tenvir edecek ve ilâçlarını verecek bir tarzda hazine-i Kur'aniyenin dellâllı ını yapan
ve ondan ba ka mehaz ve mercii olmayan bir mu'cize-i mâneviyyesi bulunan Risale-i Nur o
vazifeyi yapıyor ve aleyhinde deh etli propagandalara ve gayet muannid zındıklara tam galebe
çalmı ve dalâletin en sert ve kuvvetli kal'ası olan tabiatı, "Tabiat risalesi" yle parça parça etmi ve
gafletin en kalın ve bo ucu ve geni dâire-i âfâkında ve fennin en geni perdelerinde "Asâ-yı
Mûsa"daki Meyve'nin Altıncı Mes'elesi ve Birinci, kinci, Üçüncü ve Sekizinci Hüccetleriyle gayet
parlak bir tarzda gafleti da ıtıp nur-u tevhidi göstermi ; elbette bizlere lâzım ve millete elzemdir ki
imdi resmen izin verilen din tedrisatı için hususî dershaneler açılmasına ve izin verilmesine binaen
Nur âkirdleri mümkün oldu u kadar her yerde küçücük
--- sh:»(ST:8) ↓ ---------------------------------------------------------------------------------------------"Dershane-i Nuriye" açmak lâzımdır. Gerçi herkes kendi kendine bir derece istifade eder, fakat
herkes herbir mes'elesini tam anlamaz. Hem îman hakikatlarının izahı oldu u için, hem ilim
(Hâ iye), hem mârifet, hem ibadettir. Eski medreselerde be on seneye mukabil, in âallah Nur
Medreseleri be on haftada aynı neticeyi te'min edecek ve yirmi senedir ediyor. Ve hem, hükûmet
ve millet ve vatan, hem hayat-ı dünyeviyesine ve siyasiyesine ve uhreviyesine pek çok faidesi
bulunan bu Kur'an lemeatlarına ve dellâlı bulunan Risale-i Nura de il ili mek, tamamiyle terviç ve
ne rine çalı maları elzemdir ki, geçen deh etli günahlara keffaret ve gelecek müdhi belâlara ve
anar istli e bir sed olabilsin.
Sâlisen : Bu Ramazan-ı erifte Kur'anı zevk ve evk ile okumak, benim çok ihtiyacım vardı.
Halbuki elemli hastalık, maddî - mânevi sıkıntılar, yorgunluk ve me galelerin te'siriyle telâ ettim.
Birden Husrev'in irin kalemiyle mu'cizatlı yazılan mu'cizatlı cüzler ve Hâfız Ali ve Tâhirî'ye pek
çok sevap kazandıran parlak ve kerametli "Hizb-ül-Ekber-i Kur'aniye"yi birbiri arkasından
okuma a ba larken öyle bir zevk ve evk verdi ki, bütün o yorgunlukları hiçe indirdi. Hiçbir
vesveseye meydan vermeyerek, pek parlak bir surette ders-i Kur'aniyeyi onlardan dinlerken bütün
rûh u cânımla arzu ettim ve kasd u azmettim ki, mümkün oldu u derecede aynı "Hizb-ül-Ekber-i
Kur'aniye" gibi foto rafla mu'cizatlı Kur'anımızı tab'edece iz, in âallah...
34 56 34
Karde iniz
Said Nursî
(Hâ iye): ayet biri biliyor, taallüm etme e muhtaç de ilse ibadete muhtaç veya mârifete mü tak
veya huzur ister. Onun için herkese lüzumlu bir dersdir.
--- sh:»(ST:9) ↓ ----------------------------------------------------------------------------------------------
!"# $ % &
' ( ) ' * +, & - . & / 0 12
Aziz, Sıddık Karde lerim
Evvelâ : Nurun fevkalâde has âkirdleri, "Sikke-i Gaybiye" mü temilâtiyle, o evliya-yı
me hûreden, kırk günde bir def'a ekmek yeyip kırk gün yemeyen Osman-ı Hâlidî'nin sarih ihbarı ve
evlâdlarına vasiyeti ile ve Ispartanın me hur ehl-i kalb âlimlerinden Topal ükrü'nün zâhir haber
vermesiyle çok ehemmiyetli bir hakikatı dâva edip, fakat iki iltibas içinde bu bîçâre, ehemmiyetsiz
karde leri Said'e bin derece ziyade hisse vermi ler. On senedenberi kanaatlarını tâdile çalı tı ım
halde, o bahadır karde ler kanaatlarında ileri gidiyorlar. Evet onlar, Onsekizinci Mektuptaki iki ehli kalb çobanın macerası gibi, hak bir hakikatı görmü ler, fakat tâbire muhtaçtır. O hakikat da udur:
Ümmetin bekledi i, âhir zamanda gelecek zâtın üç vazifesinden en mühimmi ve en büyü ü
ve en kıymetdarı olan îman-ı tahkikîyi ne r ve ehl-i îmanı dalâletten kurtarmak cihetiyle, o en
ehemmiyetli vazifeyi aynen bitemâmiha Risale-i Nurda görmü ler. mam-ı Ali ve Gavs-ı Âzam ve
Osman-ı Hâlidî gibi zatlar, bu nokta içindir ki, o gelecek zâtın makamını Risale-i Nurun ahs-ı
mânevîsinde ke fen görmü ler gibi i aret etmi ler. Bâzan da o ahs-ı mânevîyi bir hâdimine
vermi ler, o hâdime mültefitane bakmı lar. Bu hakikatdan anla ılıyor ki; sonra gelecek o mübarek
zat, Risale-i Nuru bir programı olarak ne r ve tatbik edecek. O zâtın ikinci vazifesi, eriatı icra ve
3
tatbik etmektir. Birinci vazife, maddi kuvvetle de il, belki kuvvetli îtikad ve ihlâs ve sadakatle
oldu u halde, bu ikinci vazife, gayet büyük maddî bir kuvvet ve hâkimiyet lâzım ki, o ikinci vazife
tatbik edilebilsin. O zâtın üçüncü vazifesi, Hilâfet-i slâmiyeyi ttihad-ı slâma bina ederek, sevî
ruhanîleriyle ittifak edip Dîn-i slâma hizmet etmektir. Bu vazife, pek büyük bir saltanat ve kuvvet
ve milyonlar fedakârlarla tatbik edilebilir. Birinci vazife, o iki vazifeden üç-dört derece daha ziyade
kıymetdardır, fakat o ikinci, üçüncü vazifeler pek parlak ve çok geni bir
--- sh:»(ST:10) ↓ --------------------------------------------------------------------------------------------dairede ve a' aalı bir tarzda oldu undan umumun ve avâmın nazarında daha ehemmiyetli
görünüyorlar. te o has Nurcular ve bir kısmı evliya olan o karde lerimizin tâbire ve te'vile muhtaç
fikirlerini ortaya atmak, ehl-i dünyayı ve ehl-i siyaseti telâ a verir ve vermi .. hücumlarına vesile
olur. Çünki, birinci vazifenin hakikatını ve kıymetini göremiyorlar, öteki cihetlere hamlederler.
Karde lerimin ikinci iltibası : Fâni ve çürütülebilir bir ahsiyeti, bâzı cihetlerle birinci
vazifede pi darlık eden Nur âkirdlerinin ahs-ı mânevîsini temsil eden o âciz karde ine veriyorlar.
Halbuki bu iki iltibas da Risale-i Nurun hakikî ihlâsına ve hiçbir ey'e, hattâ mânevî ve uhrevî
makamata dahi âlet olmamasına bir cihette zarar verdi i gibi, ehl-i siyaseti de evhama dü ürüp
Risale-i Nurun ne rine zarar gelir. Bu zaman, ahs-ı mânevî zamanı oldu u için, böyle büyük ve
bâkî hakikatlar, fânî ve âciz ve sukut edebilir ahsiyetlere bina edilmez!
Elhâsıl : O gelecek zâtın ismini vermek, üç vazifesi birden hatıra geliyor, yanlı olur. Hem
hiçbir ey'e âlet olmayan Nurdaki ihlâs zedelenir, avâm-ı mü'minîn nazarında hakikatların kuvveti
bir derece noksanla ır, yakîniyet-i bürhaniye dahi kazâyâ-yı makbûledeki zann-ı galibe inkılâb eder,
daha muannid dalâlete ve mütemerrid zındıkaya tam galebesi, mütehayyir ehl-i îmanda
görünmemeye ba lar; ehl-i siyaset evhama ve bir kısım hocalar itiraza ba lar. Onun için, Nurlara o
ismi vermek münasip görülmüyor. Belki müceddittir, onun pi darıdır, denilebilir.
Umum karde lerimize binler selâm.
34 56 34
Karde iniz
Said Nursî
--- sh:»(ST:11) ↓ ---------------------------------------------------------------------------------------------
!"# $ % &
' ( ) ' * +, & - . & / 0 12
Aziz, Sıddık, Sarsılmaz, Sebatkâr, Fedakâr, Vefadar Karde lerim!
Bilirsiniz ki, Ankara ehl-i vukufu, Risale-i Nura ait kerametleri ve i aret-i gaybiyeleri inkâr
edememi ler, yalnız yanlı olarak o kerametlerde hissedar zannedip itiraz ederek: "Böyle eyler
kitapta yazılmamalı idi, keramet izhar edilmez" diye hafif bir tenkide mukabil, müdafaatımda
onlara cevaben demi tim ki: Onlar bana ait de il ve o kerametlere sahip olmak benim haddim de il;
belki, Kur'anın mu'cize-i mâneviyesinin tere uhatı ve lem'alarıdır ki, hakikî bir tefsiri olan Risale-i
Nurda kerametler eklini alarak âkirdlerinin kuvve-i maneviyelerini takviye etmek için ikrâmât-ı
lâhiyye nev'indendir. kram ise, izharı bir ükürdür, câizdir, hem makbûldür. imdi ehemmiyetli
bir sebebe binaen, bu cevabı bir parça izah edece im. Ve ne için izhar ediyorum ve ne için bu
noktada bu kadar tah idat yapıyorum ve ne için birkaç aydır bu mevzuda çok ileri gidiyorum, ekser
mektuplar o keramete bakıyor? diye sual edildi.
Elcevap : Risale-i Nurun hizmet-i îmaniyede bu zamanda binler tahribatçılara mukabil
yüzbinler tâmiratçı lâzım gelirken, hem benimle lâakal yüzer kâtib ve yardımcı bulunmak ihtiyaç
varken, de il çekinmek ve temas etmemek, belki millet ve ehl-i idare takdir ile ve te vik ile yardım
ve temas etmek zarurî iken ve o hizmet-i imaniye hayat-ı bâkiyeye baktı ı için, hayat-ı fâniyenin
me galelerine ve faidelerine tercih etmek ehl-i îmana vâcib iken, kendimi misâl alarak derim ki:
Beni her eyden ve temastan ve yardımcılardan men'etmek ile beraber, aleyhimizde olanlar bütün
kuvvetleriyle arkada larımın kuvve-i mâneviyelerini kırmak ve benden ve Risale-i Nurdan
so utmak ve benim gibi ihtiyar, hasta, zaif, garib, kimsesiz bir bîçâreye binler adamın görece i
4
vazifeyi ba ına yüklemek ve bu tecrid ve tazyiklerde -maddî bir
--- sh:»(ST:12) ↓ --------------------------------------------------------------------------------------------hastalık nev'inde- insanlar ile temas ve ihtilâtdan çekilme e mecbur olmak, hem o derece te'sirli bir
tarzda halkları ürküttürmek ile kuvve-i mâneviyeyi kırmak cihetleriyle ve sebepleriyle ihtiyarım
haricinde ve bütün o mânilere kar ı Risale-i Nur âkirdlerinin kuvve-i mâneviyelerinin takviyesine
medar ikrâmât-ı lâhiyyeyi beyan ederek Risale-i Nur etrafında mânevi bir tah idat yaptırmak ve
Risale-i Nur, kendi kendine, tek ba iyle, ba kalarına muhtaç olmayarak bir ordu kadar kuvvetli
oldu unu göstermek hikmetiyle, bu çe it eyler bana yazdırılmı . Yoksa hâ â, kendimizi satmak ve
be endirmek ve temeddüh etmek ve hodfüru luk etmek ise, Risale-i Nurun ehemmiyetli bir esası
olan ihlâs sırrını bozmaktır. n âallah, Risale-i Nur, kendi kendine, hem kendini müdafaa etti i, hem
kıymetini tam gösterdi i gibi, bizi de mânen müdafaa edip kusurlarımızı affettirmeye vesîle
olacaktır.
Umum karde lerimin ve hem irelerimin, hâssaten duaları makbûl mübarek mâsumlar taifesi
ve muhterem ihtiyarlar cemaatinden herbirerlerine binler selâm ve dua ederek Ramazan-ı eriflerini
tebrik ederiz, dualarını rica ederiz.
Hasta Karde iniz
Said Nursî
***
R SALE- NURUN MAKBUL YET NE MZA BASAN VE GAYBÎ ARETLERLE
ONDAN HABER VEREN SEK Z PARÇADAN B R NC PARÇADIR.
Aynı mes'eleye bu birinci risalede yirmidokuz i aret var. Sair parçalarla beraber bine yakın
i aretler, remizler, imalar, emareler; aynı mes'eleye, aynı dâvaya ittifakla bakmaları, sarahat
derecesindedir. Vahdet-i mes'ele cihetiyle, o emareler birbirine kuvvet verir; te'yid eder. O sekizden
üç tanesi, mam-ı Ali'nin (R.A.) üç keramet-i gaybiyesiyle Risale-in-Nurdan haber vermi . Bu sekiz
parçayı Ankara ehl-i vukufu tedkik etmi , itiraz etmemi ler. Yalnız demi ler: "Bu yazılmamalı idi.
Keramet sahibi, kerametini yazamaz." Ben de onlara cevap verdim ki: "Bu benim de il, Risale-i
Nurun kerametidir. Risale-in-Nur ise, Kur'anın malıdır
--- sh:»(ST:13) ↓ --------------------------------------------------------------------------------------------ve tefsiridir." dedim. Onlar sustular. Demek kabul ettiler. Gerçi bu çe it ikramlar yazılmasaydı daha
münasip olurdu. Fakat bu kadar hadsiz muarızlar ve çok kuvvetli ve kesretli dü manlar kar ısında
az ve zaif olan bizlere, kuvve-i mâneviye ve gaybi imdat ve te ci' ve sebat ve metanet vermek için
mecburiyet-i kat'iyye oldu, ben de yazdım. Benim benli ime bir hodfüru luk verip sukutuma sebep
olsa da ehemmiyeti yok. Bu hizmete, yâni ehl-i îmanı dalâlet-i mutlakadan kurtarma a, lüzum olsa,
dünyevî hayat gibi, uhrevî hayatımı da feda etmek bir saadet bilirim; binler dostlarım ve
karde lerimin Cennete girmeleri için, Cehennemi kabûl ederim.
Said Nursî
***
ÂRÂT-I KUR'AN YE VE ÜÇ KERAMET- ALEV YE VE KERAMET- GAVS YE
HAKKINDA B R TENB H VE HTARDIR.
Bu gayet mahrem risaleler nasılsa muannid bir nâmahremin eline bu risalelerden birisi
geçmi , gayet sathî ve inad nazariyle bir-iki yerine haksız bir itiraz ile ehemmiyetli bir hâdiseye
sebebiyet verdi inden, bu mecmua, Risale-i Nurun has talebelerine, belki ehass-ı havassa mahsus
oldu u halde ve benim vefatımdan sonra inti arına müsaade olmasiyle beraber, imdi mezkûr
hâdisenin sebebiyle herkese de il, belki ehl-i insaf ve Risale-i Nurla alâkadar ve talebelerinden
bulunanlara ve haslardan birkaç âkirdin tensibiyle gösterilebilir fikriyle yazdık. imdi ise, iki sene
iki mahkeme tedkikten sonra bize iade edilmesinden ne rine mecbur olduk.
kinci Nokta : Bu risale, ba tan a a ıya kadar birtek neticeye bakıyor, bine yakın
emarelerle, Risale-i Nur'un makbûliyetine bir imza basıldı ını isbat ediyor. Böyle bir tek dâvaya bu
derece kesretli ve ayrı ayrı cihetlerde binler emareler ve îmalar onu göstermesi, ilmelyakîn de il,
belki aynelyakîn, belki hakkalyakîn derecesinde o dâvayı isbat eder.
Üçüncü Nokta : Bu risaleyi mütalâa eden zatlar, inceden inceye hususan cifrî hesabatına
me gul olma a lüzum yok;
5
--- sh:»(ST:14) ↓ --------------------------------------------------------------------------------------------bir kısmı anla ılmasa da zararı yok. Hem umumunu okumak da lâzım de il. Hem keramet-i
Gavsiyenin âhirinde amlı Hâfız Tevfi in fıkrasından ba layıp âhire kadar mütalâadan sonra ve
ba taki mukaddimeyi okuduktan sonra, (Hâ iye) istedi i parçayı okusun.
Said Nursî
***
AMLI HÂFIZ TEVF K' N FIKRASI
!"# $ % &
Mukaddime : Malûm olsun ki: "Zübdet-ür-Resâil Umdetül-Vesâil" namında kutb-ül-ârifin
Ziyaeddin Mevlanâ eyh Hâlid (Kuddise sırruhu)nun mektûbat ve resâil-i erifelerinden muktebes
nasâyih-ı kudsiyenin tercümesine dair bir risaleyi, onüç sene mukaddem Bursa'da Hoca Hasan
Efendiden almı tım, nasılsa mütalâasına muvaffak olamamı tım. Tâ bu günlerde kitablarımın
içerisinde bir ey ararken elime geçti. Dedim: "Bu Hazret-i Mevlânâ Hâlid üstadımın hem ehrisidir.
Hem mam-ı Rabbanîden sonra Tarîk-ı Nak î'nin en mühim kahramanıdır, hem Tarîk-ı Hâlidiye-i
Nak iyenin pîridir." Risaleyi mütalâa ederken, Hazret-i Mevlânânın tercüme-i hâlinde u fıkrayı
gördüm: Ashab-ı Kütüb-ü Sitte'den mam-ı Hâkim "Müstedrek"inde ve Ebu Dâvud "Kitab-ı Sünen"
inde, Beyhakî " uab-ı man"da tahriç buyurdukları:
78 ) 7 ) 9 $ -8 : $ ;+ < . 3 0 -$ =7 >?
%
Yâni: "Her yüz senede Cenâb-ı Hak bir müceddid-i din gönderiyor." Hadis-i erifine mazhar
ve mâsadak ve müzhir-i tam olan Mevlânâ E ehîr, Kutb-ül-Ârifîn, Gavs-ül-Vâsılîn, Vâris-i
Muhammedî, Kâmil-üt-Tarîkat-ül Aliyyeti Vel-müceddidiyyeti Hâlid-i Zülcenaheyn (kuddise
sırruhu) ilâ âhir...
Sonra tarihçe-i hayatında gördüm ki, tevellüdü, binyüz doksanüç tarihindedir. Sonra gördüm
ki, bin ikiyüz yirmidört tarihinde
(Hâ iye): Kitabın 1 inci ve 7 inci kısımlarını okuduktan sonra.
--- sh:»(ST:15) ↓ --------------------------------------------------------------------------------------------saltanat-ı Hind'in pâyitahtı olan Cihanâbâd'a dahil olmu . Tarîk-ı Nak î silsilesine girip
müceddidiyete ba lamı . Sonra bin ikiyüz otuzsekizde ehl-i siyasetin nazar-ı dikkatini celbedip,
vatanını terkederek diyar-ı am'a hicretle gitmi tir. Hem içinde gördüm ki: Hazret-i Mevlânâ'nın
(K.S.) nesli, Hazret-i Osman Bin Affân Radıyallahu Anh'a mensuptur. Sonra gördüm ki; tercüme-i
halinde istidad-ı fıtrî ve kabiliyet-i hârika ile sinni yirmiye bâli olmadan evvel a'lem-i ulemâ-i asr
ve allâme-i vakit olmu , Süleymaniye kasabasında tedris-i ulûm ile i tigal eylemi tir. Sonra
üstadımın tarihçe-i hayatını dü ündüm. Baktım; dört mühim noktada tevafuk ediyorlar:
Birincisi : Hazret-i Mevlânâ, binyüz doksanüçde dünyaya gelmi . Üstadım ise, arabî bin
ikiyüz doksanüçte, tam Mevlânâ Hâlid'in yüz senesi hitam bulduktan sonra dünyaya gelmi .
kincisi: Hazret-i Mevlânâ'nın (K.S.) tecdid-i din mücahedesine ba langıcı ve mukaddimesi:
Hindistanın payitahtına bin ikiyüz yirmidörtte girmi . Üstad ise, aynen yüz sene sonra bin üçyüz
yirmidörtte Osmanlı saltanatının payitahtına girmi , mücahede-i mâneviyesine hazırlanmı .
Üçüncüsü : Ehl-i siyaset, Hazret-i Mevlânanın fevkalâde öhretinden tevehhüm ederek
diyar-ı am'a naklettirilmesi bin ikiyüz otuzsekizde vâki olmu tur. Üstad ise, aynen yüz sene sonra
bin üçyüz otuzsekizde Ankara'ya gidip, onlarla uyu amayıp, onları reddederek, küserek tekrar Van'a
gidip bir da da inziva ederken, bin üçyüz otuzsekiz senesini müteâkip eyh Said hâdisesinin vukuu
münasebetiyle ehl-i siyasetin vehmine dokunmu , ondan korkarak Burdur ve Isparta, Kastamonu,
Afyon vilâyetlerinde sekizer sene, yirmibe sene ikamet ettirilmi .
Dördüncüsü : Hazret-i Mevlânâ, ya ı yirmiye bâli olmadan evvel allâme-i zaman
hükmünde fuhul-i ulemanın üstünde görünmü , ders okutmu . Üstad ise, tarihçe-i hayatını görenlere
ve bilenlere malûmdur ki : Ondört ya ında icazet alıp a'lem-i ulema-i zamana kar ı muarazaya
giri mi . Ondört ya ında iken, icazet alma a yakın talebeleri tedris etmi tir. Hem Hazret-i Mevlânâ,
neslen Osmanlı oldu u ve Sünnet-i Seniyeye bütün kuvvetiyle çalı tı ı gibi, Üstadım, Kur'an-ı
Hakîme hizmet noktasında, me reben
6
--- sh:»(ST:16) ↓ --------------------------------------------------------------------------------------------Hazret-i Osman-ı Zinnûreyn'in arkasında gidip Hazret-i Mevlânâ (K.S.) gibi, Risale-i Nur
eczalariyle bütün kuvvetiyle Sünnet-i Seniyenin ihyasına çalı tı.
te bu dört noktadaki tevafukat, tam yüz sene fâsıla ile, Risale-i Nurun takviye-i din
hususundaki te'siratı, Hazret-i Mevlânanın (K.S.) Tarîk-ı Nak iye vasıtasiyle hizmeti gibi azîm
görünüyor. (Hâ iye) Üstadım, kendine ait medh ü senayı kabûl etmiyor, fakat Risale-i Nur Kur'ana
ait olup medh ü sena Kur'anın esrarına aittir. Yalnız Üstadımla Hazret-i Mevlânâ'nın birkaç farkı
var.
Birincisi: Hazret-i Mevlânâ, zülcenaheyndir. Yâni hem Kadirî, hem Nak î tarikat sahibi
iken, Nak îlik Tarîkatı onda daha galibdir. Üstadım, bil'akis, Kadirî me rebi ve âzelî mesle i onda
daha ziyade hükmediyor. Ben Üstadımdan i ittim ki: "Hazret-i Mevlânâ (K.S.) Hindistan'dan Tarîkı Nak îyi getirdi i vakit, Ba dat dairesi, âh-ı Geylânî'nin (K.S.) ba'delmemat, hayatta oldu u gibi
tasarrufunda idi. Hazret-i Mevlânânın (K.S.) mânen tasarrufu cây-ı kabûl göremedi. âh-ı
Nak ibendle (K.S.) mam-ı Rabbanî'nin (K.S.) ruhaniyetleri Ba dad'a gelip, âh-ı Geylanî'nin
ziyaretine giderek rica etmi ler ki: Mevlânâ Hâlid (K.S.) senin evlâdındır, kabûl et. âh-ı Geylânî
(K.S.) onların iltimasını kabûl ederek Mevlânâ Hâlid'i kabûl etmi . Ondan sonra birden Mevlânâ
Hâlid (K.S.) parlamı . Bu vâkıa ehl-i ke ifçe vâki ve me hud olmu tur. O hâdise-i ruhaniyeyi o
zaman ehl-i velâyetin bir kısmı mü ahede etmi , bâzı da rü'ya ile görmü ler." (Üstadımın sözü
burada tamam oldu.)
kinci Fark: udur ki: Üstadım kendi ahsiyetini merciiyetten azlediyor, yalnız Risale-i
Nur'u merci gösteriyor. Hazret-i Mevlânânın (K.S.) ahsiyeti ise; kutb-ül-ir ad, merci-ül-has ve-lâm olmu tur.
Üçüncü Fark: Hazret-i Mevlânâ (K.S.) Zül'ecnihadır. Fakat zamanın muktezasiyle, Sünneti Seniyeye çok kuvvet vermekle beraber -ilm-i tarîkatı esas tutmak cihetiyle- tarîkatı daha ziyade
tutmu , o noktada sarf-ı himmet etmi . Üstadım ise, u deh etli zamanın muktezasiyle, ilm-i
hakikatı ve hakaik-ı îmaniye
(Hâ iye): Hazret-i Mevlâna (K.S.) milyonlar etbâlarının ittifakiyle müceddittir ve ba taki Hadis-i
erifin bir mâsadakıdır. Ve mâdem tam yüz sene sona dört mühim cihetle tevafukla beraber Risale-i
Nur ayni vazifeyi görüyor. Demek nass-ı Hadis ile Risale-i Nur eczaları tecdid ve takviye-i din
vazifesini görüyorlar.
--- sh:»(ST:17) ↓ --------------------------------------------------------------------------------------------cihetini iltizam ederek tarîkata üçüncü derecede bakmı lar.
Elhâsıl: Ba taki Hadîs-i erifin "Her yüz sene ba ında dini tecdit edecek bir müceddid
gönderiyor" va'd-i lâhîsine binaen, Hazret-i Mevlânâ Hâlid, ekser ehl-i hakikatça bin ikiyüz
senesinin, yâni onikinci asrın müceddididir. Mâdem tam yüz sene sonra, aynen dört cihette tevafuk
ederek Risale-i Nur eczaları aynı vazifeyi görmü tür, kanaat verir ki, nass-ı Hadîsle Risale-i Nur,
tecdid-i din hususunda bir müceddid hükmündedir. Benim Üstadım daima diyor ki: "Ben bir
neferim, fakat mü ir hizmetini görüyorum. Yâni: Kıymet bende de il, belki Kur'an-ı Hakîm'in
feyzinden tere uh eden Risale-i Nur eczaları, bir mü iriyet-i mâneviye hizmetini görüyor."
Üstadımı kızdırmamak için ahsını sena etmiyorum.
amlı Hâfız Tevfik
***
RE'FET BEY VE HUSREV VE RÜ DÜ G B R SALE- NUR ÂK RDLER N N R SALENUR BEREKET NE ARET EDEN -BULDUKLARI- B R TEVAFUK-U LAT FD R.
Risale-i Nurun Isparta'ya ne derece rahmet oldu una delâlet eden bir tevafukat-ı acîbe,
Risale-i Nurun mazhar oldu u inâyâtın külliyetinden mühim bir ferdi de udur ki:
Isparta Vilâyeti, sekiz senedenberi Risale-i Nurun müellifini sinesinde saklamı tı ve Barla
gibi irin bir nahiyesinde, Cenâb-ı Hakkın lütuf ve keremiyle muhafaza etmi ti. Bu müddet zarfında
yava yava inti ar eden Risale-i Nurdan, binler adam, Ispartada îmanlarını takviye ettiler. Bilhassa
gençler pekçok istifade ve istifaza etti. Vaktâ ki Üstadımızın Barla gibi lâtif ve irin bir mahaldeki
sıkıntılı ve pek acıklı ve en katı kalbleri a latan i kenceli esareti bitti; Risale-i Nurun müellifi olan
Üstadımızın nazarı, Cenâb-ı Hakkın inayetiyle Isparta'ya müteveccih oldu. Evhama dü en bâzı
7
zâlim ehl-i dünyanın te ebbüskârâne harekât-ı zâhiriyesi bir sebeb-i âdi olarak, Üstadımız Isparta'ya
getirildi. Fakat Üstadımızın te rif etti i zaman, yaz mevsiminin en hararetli zamanı
--- sh:»(ST:18) ↓ --------------------------------------------------------------------------------------------idi. Ya murlar kesilmi , Isparta'yı iska eden sular azalmı , bir kısm-ı mühimminin menbaı kesilmi ,
a açlar sararma a, otlar kuruma a, çiçekler buru ma a ba lamı tı. Risale-i Nurun en ziyade inti ar
etti i mahal Isparta vilâyeti oldu u için, Risale-i Nur hakkındaki inâyet-i Rabbaniyeyi pek yakında
tema a eden Risale-i Nurun âkirdleri olan bizler, acib bir vak'aya daha âhid olduk. Bu hâdise ise,
Risale-i Nur müellifinin Ispartaya te rifini müteâkip, bir asır içinde bir veya iki def'a vukua gelen
bu yaz mevsimindeki ya murun kesretle ya ması olmu tur. Pek hârika bir surette ya an bu ya mur,
Isparta'nın her tarafını tamamen iskâ etmi , nebatata yeniden hayat bah edilmi , ba lar, bahçeler,
ba ka bir letafet kesbetmi ; ekserisi hemen hemen ziraatle i tigal eden halkın yüzleri Risale-i Nurun
nâil oldu u inâyetten ve bereketinden olan bu ya murdan istifade ederek gülmü , ruhları inbisat
etmi ti. Cenâb-ı Hak kemal-i rahmetiyle, bu yaz mevsiminin bu iddetli ve hararetli vaziyetini,
baharın en letafetli, en irin ve en ho vaziyetine tebdil etti. Güya Risale-i Nur, yüz ondokuz
parçasiyle müellifi olan Üstadımıza bir taraftan ho âmedi etmek ve mahzun olan kalbine teselli
vermek ve gamnâk ruhunu tatyib etmek ve di er taraftan da sekiz senedenberi ya adı ı Barlayı
unutturmak ve o muhte em çınar a acını ve dostlarını ve alâkadar oldu u eylerden gelen firak
hüznünü hatırlatmamak için, Cenâb-ı Hakdan, yüz ondokuz risalenin eliyle yüz ondokuz bin
kelimeleri diliyle dua etti ve ya mur istedi. Cenâb-ı Hak öyle bereketli bir ya mur ihsan etti ki, bir
misli doksanüç tarihinde ya dı ını ihtiyarlarımızdan i itiyoruz ki, bu tarih üstadımızın tarih-i
velâdetine tesadüf etmekle beraber, bu umumî hâdise-i rahmet olan kesretli ya mur, hususî bir
surette Risale-i Nura baktı ına bir delili de udur ki:
Risale-i Nurun ne rine vasıta olan Üstadımız geldi i gün, Isparta'yı gayet hararetli ve
ya mursuzluktan toz toprak içinde görmü , Barla gibi bir yayladan gelip böyle bir yerde
dayanamıyaca ım, diye telâ ediyordu. Üçüncü ve dördüncü günü bahçeleri kısmen gezdi i vakit,
sebze ve ot ve çiçeklerin susuzluktan buru tuklarını görerek, gayet müteessirane su istiyor, ya mur
taleb ediyordu. Arkada ımız olan Bekir Beyden de irmenleri çeviren suyu göstererek "Isparta'nın
suyu bu kadar mıdır?" diye sormu tu. Bekir Bey cevap verdi: "Gölcü ün suyu kesilmi , gelmiyor.
--- sh:»(ST:19) ↓ --------------------------------------------------------------------------------------------Isparta'nın dörtte birini sulayan bu sudan ba ka yoktur" dedi. Üstadımızın, Ispartada çok talebeleri
bulundu undan ruhen ya murun gelmesini istiyordu. Aynı günde öyle bir ya mur geldi ki, elli
senedenberi Isparta böyle hâdiseyi görmemi . O ya mur yüzde doksandokuz menfaat vermi tir.
Bundan anla ılıyor ki, o tevafuk, tesadüfî de il. Bu rahmet, Isparta'ya rahmet olan Risale-i Nura
bakıyor. Lillâhilhamd, bu kerem-i lâhi neticesi olarak Üstadımız, "Bana Barla'yı unutturdu,
unutamayaca ım bir ey varsa, o da her yerde oldu u gibi, Barlada bulunan ciddi dost ve
talebelerimdir." diyor.
Mustafa, Lütfi, Rü dü, Husrev,
Bekir Bey, Re'fet (R.H.)
***
R SALE- NUR BEREKET NE A T YA MUR HAD SES N TEY D EDEN MUHAC R
HÂFIZ AHMED, SÜLEYMAN, MUSTAFA ÇAVU VE BEK R BEY VE EM' 'N N (R.H.)
B R FIKRASIDIR.
[Isparta'daki karde lerinin fıkrasındaki dâvayı ispat eden kuvvetli iki delili
gösteriyor]
Re'fet Bey ve Husrev gibi karde lerimizin hârika bir surette ya an umumî ya mur içinde,
Risale-i Nur bereketine hususî baktı ına kanaatımız geliyor. Çünki gözümüzle ya mur hâdisesinin
hususî bir ekilde hizmet-i Kur'an ve Risale-i Nura baktı ını iki suretle gördük.
Birinci Suret: Risale-i Nur'un vasıta-i ne ri olan üstadımızın câmii seddedildi. Risale-i
Nur'u yazacak hariçteki talebelerinin yanına gelmeleri men'edildi i hengâmda kuraklık ba ladı.
Ya mura ihtiyac-ı edid oldu. Sonra ya mur ba ladı, her tarafta ya dı, yalnız Karaca Ahmed
Sultan'dan itibaren bir daire içinde kalan Barla mıntıkasına ya mur gelmedi.Üstadımız bundan pek
müteessir olarak dua ediyordu. Sonra dedi ki: "Kur'anın hizmetine sed çekildi, bu köydeki
8
mescidimiz kapandı, bunda bir eser-i itab var ki, ya mur gelmiyor. Öyle ise mâdem Kur'anın itabı
var, Yâsin Sûresini efaatçı yapıp Kur'anın feyzini ve bereketini isteyece iz." Üstadımız Muhacir
Hâfız Ahmed Efendi'ye dedi ki: "Sen
--- sh:»(ST:20) ↓ --------------------------------------------------------------------------------------------kırkbir Yâsin-i erif oku." Muhacir Hâfız Ahmed Efendi (R.H.) bir kamı a okudu. O kamı ı suya
koydular. Daha ya mur alâmeti görünmezken, ikindi namazı vaktinde, üstadımız daima îtimad
etti i bir hâtırasına binaen Muhacir Hâfız Ahmed Efendiye (R.H.) söyledi ki: "Yâsinler tılsımı açtı,
ya mur gelecek." Aynı gecede evvelce ya madı ı Barla dairesi içine öyle ya dı ki, üstadımızın
odasının altındaki Çoban Ahmedin bahçesindeki duvar ya murdan yıkıldı. Halbuki Karaca Ahmed
Sultanın arkasında ve deniz kenarında balık avlamakla me gul olan em'i ile arkada ları bir damla
ya mur görmediler. te bu hâdise kat'iyyen delâlet ediyor ki, o ya mur hizmet-i Kur'an ile
münasebetdardır. O rahmet-i âmme içinde bir hususiyet var. Sûre-i Yâsin, anahtar ve efaatçı oldu
ve ya mur kâfi miktarda ya dı.
kinci Suret: Kuraklık zamanında yirmi-otuz gün içinde ya mur Barla'ya ya mamı ken,
Yoku ba ı çe mesi yapıldı ı bir zamanda menbaına yakın, Üstadımız ve biz, yâni Süleyman,
Mustafa Çavu , Ahmed Çavu , Abbas Mehmed... filân beraber cemaatle namaz kıldık. Tesbihattan
sonra dua için elimizi kaldırdık. Üstadımız ya mur duası etti, Kur'anı efaatçı yaptı. Birden o güne
altında herbirimizin ellerine yedi- sekiz damla ya mur dü tü. Elimizi indirdik, ya mur kesildi.
Cümlemiz bu hale hayret ettik. O vakte kadar yirmi-otuz gündür ya mur gelmemi ti, yalnız o
ya mur duası anında dua eden her ele yedi-sekiz damla dü mesi gösteriyor ki, bunda bir sır var.
Üstadımız dedi ki, "Bu bir i aret-i lâhiyyedir. Cenâb-ı Hak mânen diyor ki, ben duayı kabûl
ediyorum, fakat imdi ya mur vermiyorum." Demek sonra Sûre-i Yâsin efaat edecek ve nitekim de
öyle olmu tur.
Elhâsıl: Isparta'daki karde lerimizin umumî rahmet içindeki Risale-i Nurun bereketine dâir
dâva ettikleri hususiyeti, u iki kuvvetli delil ile tasdik ediyoruz.
em'i, Mustafa Çavu , Bekir Bey,
Muhacir Hâfız Ahmed, Süleyman (R.H)
***
--- sh:»(ST:21) ↓ --------------------------------------------------------------------------------------------SADAKATTE ME HUR OLAN BARLALI SÜLEYMAN'IN VAZ FE- SADAKATINI
TAMAM YLE YAPAN ISPARTA SÜLEYMANI RÜ DÜ'NÜN B R FIKRASIDIR.
Aziz Üstadım!
Karde lerimin Yirmiyedinci Mektub'a giren fıkralarını, kendi fikrime ve hissiyatıma
muvafık buldu umdan, onlar bu nokta-i nazardan kendi fıkralarımdır diye ba ka fıkra yazma a
lüzum görmedim. Fakat bu âhirlerde Risale-i Nurun kerametine temas eden bâzı hâdiseler benimle
de münasebetdar olarak vücuda geldi inden, ondan bir ihtar hükmünde idi ki, onlar münasebetiyle
benim de bir hususî fıkram karde lerimin hususî fıkraları içine girsin diye o hâdiselerden bâzı lâtif
tevafukatı ve bâzı rü'ya-yı sâdıkayı ve birkaç hâdiseyi yazıyorum.
Bu rü'yalar, birbirine yakın ve birkaç gün zarfında görülmü ve Hazret-i Peygamber
Aleyhissalâtü Vesselâm içinde bulundu u cihetle, rü'ya-yı sâdıkadır. Çünkü, Hadisce sabittir ki,
Peygamber Aleyhissalâtü Vesselâm görülen rü'yada eytan o rü'yaya karı amıyor. Bu rü'ya-yı
sâdıkadan herbiri, gerçi rü'yadır, delil ve hüccet olamaz, fakat herbirinin aynı mealde ittifakları, bir
müjde veriyor ve Risale-i Nurun makbûliyetine ve Hazret-i Peygamber Aleyhissalâtü Vesselâmın
daire-i rızasında bulundu una bizlere kanaat veriyor. Ezcümle:
Birincisi: Risale-i Nur âkirdlerinden Rıza görüyor: Hazret-i Peygamber Aleyhissalâtü
Vesselâm, camide Hazret-i Ebu Bekir-is-Sıddîk Radıyallahü Anha emrediyor: "Çık hutbe oku" Ebu
Bekir-is-Sıddîk ko arak minberin en yukarı basama ına kadar çıkar, hutbe okur. Hutbe içinde
cemaate der ki: "Bu söyledi im hakikatların izahatı "Yirmidokuzuncu Söz" dedir.."
kincisi: Risale-i Nurun âkirdlerinden Osman Nuri diyor ki: Rü'yamda, emâil-i erife
muvafık, gayet nuranî bir surette Hazret-i Peygamber Aleyhissalâtü Vesselâmı oturdu u yere
dayanmı bir vaziyette gördüm. Bu anda bir sadâ geldi ki, Hazret-i Peygamber Aleyhissalâtü
Vesselâmın bir yaveri geliyor. Kapılar birdenbire kendi kendine açıldı. Risale-i Nur nâ irlerinin
9
Üstadı olan zat içeriye girdi. Hazret-i Peygamber Aleyhissalâtü Vesselâm,
--- sh:»(ST:22) ↓ --------------------------------------------------------------------------------------------üstadımıza efkatkârâne bir iltifat göstererek, dayandı ı vaziyetten do ruldu. Ben de a layarak
uyandım.
Üçüncüsü: Risale-i Nur âkirdlerine kö künü tahsis eden ükrü Efendidir. Rü'yada ona
diyorlar ki: "Senin o kö küne Hazret-i Peygamber Aleyhissalâtü Vesselâm gelmi ." O da ko arak
gidip, Hazret-i Peygamber Aleyhissalâtü Vesselâmı çok nuranî ve sürurlu bir halde bulup ziyaret
etmi .
Dördüncüsü: Risale-i Nur âkirdlerinden Nazmidir. Rü'yasında ona diyorlar ki: "Risale-i
Nur âkirdleri îmansız ölmezler, kabre imanla girerler."
Bu rü'yalar Hazret-i Peygamber Aleyhissalâtü Vesselâm ile münasebetdar olmak cihetiyle, o
rü'yalar zamanında "Mu'cizat-ı Ahmediye Risalesi" münasebetiyle lâtif ve küçük bir iki tevafukun
letâifini zikredece im. öyle ki:
Risale-i Nur eczalarından birkaç vecihle kerameti görülen mu'cizat-ı Ahmediyeye dair
Ondokuzuncu Mektubun tashihi zamanında, yedi mu'cizat-ı Ahmediyeye (A.S.M.) mazhar yedi
çocu un bahsine geldi i vakitte Meliha isminde yedi ya ındaki kızım, umulmadık bir vakitde
hanemden çıkıp Üstadımın oturdu u kö ke geldi, o yedi çocuk bahsini mâsumane çocukcasına
dinlemeye ba ladı. Çay içmesini çok sevdi i halde, kendine verildi, çocukların bahsi bitinceye
kadar içmedi.
O saatten on dakika evvel, hem Ondokuzuncu Mektup, hem "Mi'rac Risalesi" ayrı ayrı
tashih ediliyordu. Ondokuzuncu Mektub'un yüz elli sahifesi içinde birtek sahifede kuru dire in
a lamasından bahis var. "Mi'rac Risalesi"nde altıyüz satırdan birtek satır ondan bahseder. Muhtelif
tarzlarda, muhtelif vakitte, muhtelif adamlar, muhtelif kitaplarda birden birtek sözü söylediklerini
ben i ittim. O da, kuru dire in a laması idi. Herbiri iki ki iden ibaret iki kısım tashihciler, aynı
kelime üstündedirler, o kelimeyi söylüyorlardı. Ben hayret ile dedim: " ki taraf da bir kelimeyi
söylüyorsunuz." Sonra baktık. Mi'racın tashihi aynı kelimeye geldi i gibi, Ondokuzuncu Mektubun
tashihi de aynı kelime üzerindedir. Biz hazır olanlar üphemiz kalmadı ki, yedi ya ında Melihanın
yedi çocuk bahsine tevafuku ve bu iki kısım musahhihlerin aynı kelimede ittifakları, o Mu'cizat-ı
Ahmediye bahsinin bir kerametinin bir uaıdır.
--- sh:»(ST:23) ↓ --------------------------------------------------------------------------------------------Yine Peygamber Aleyhissalâtü Vesselâmın mektubuyla münasebetdar üçüncü bir tevafuk:
Milâsdan gelen ve oraya gönderilen kitapların listesini bir sebebe binaen saklamak lâzım gelmi ti.
Üstadım, bu listeyi saklamak için bana verdi ini biliyormu . Bir gün o listeye lüzum olaca ını
dü ünerek, benden isteyecekti. Fakat istememi ti. O gece kalkar, o listeyi seccadesinin yanında
görür, hayret eder. Bu saklandı ı yerden çıkıp, nasıl burada bulunsun? Sabahleyin benden soruyor.
"Ben getirmedim, haberim yok" dedim. Zaten gece yanına çıkmamı tım. Bunda bir mânâ var. Biz
dü ündük, aynı gün Milâsdan listeye göre kitap istemeye bir hak kazanmak için, Hazret-i
Peygamber Aleyhissalâtü Vesselâmın, Mısır azizi Mukavkıs'e yazdı ı mektup, eski Mısırlılara ait
kitaplar içinde bulunarak stanbul'a gönderilmi . Bu mektubun foto rafla alınan aynının bir sureti, o
gecenin gündüzünde bize geldi, o geceki liste hâdisesine tevafuk etti. Bunda üphemiz kalmadı ki,
saklı olan o listenin kendi kendine orada bulunması, bu mektub-u Nebeviyenin gelmesine bir
istikbal ve bir i aret idi.
te o günlerde Hazret-i Peygamber Aleyhissalâtü Vesselâm rü'yada Risale-i Nurla
münasebetdar görülmesi ve mektup da aynı vakitte gelmesi, o günlerde te'lif edilen hastalara ait
yirmibe deva-yı mâneviyeyi beyan eden "Yirmibe inci Lem'a" ve iktisada ait "Ondokuzuncu
Lem'a" ve onların akabinde ihtiyarlara ait yirmialtı ricayı beyan eden "Yirmialtıncı Lem'a"nın te'lif
zamanlarına tevafuk etmesi üphe bırakmıyor ki: Bu üç risale, Hazret-i Peygamber Aleyhissalâtü
Vesselâmın makbûliyetine mazhar olmu .
Yine Risale-i Nurla münasebeti tahakkuk eden hâdiselerden birisi de udur ki, Risale-i
Nurun Ispartaya medar-ı bereket oldu unu çok emarelerle gördük ve görüyoruz. Ezcümle:
ükrü Efendi hem kendi kö künü, hem merhum karde i Nuri Efendinin kö künü Risale-i
Nurun ders ve te'lifine verdi i bir zamanda onun ehirdeki evine muttasıl büyük bir haliçe binası
10
ate aldı. Bütün o büyük bina yandı ı halde, ükrü Efendinin evine sirayet etmedi, hattâ yanan
haliçe binasının mü temilâtından olup, haliçe binası ile ükrü Efendinin hanesine biti ik olan ah ap
odunluk dahi yanmadı. Bu vaziyeti gören herkes hayret içinde kaldı. Fakat Risale-i Nur ile alâkaları
olanların üpheleri
--- sh:»(ST:24) ↓ --------------------------------------------------------------------------------------------kalmadı ki; ükrü Efendi Risale-i Nurun te'lifine bu iki kö kü verdi i için, onun bereketiyle hârika
bir surette hem kendi hanesi, hem merhum karde inin hanesi o müdhi yangından kurtuldu.
Hem Risale-i Nur yazın nasılki büyük bir ya mur ve rahmete sebep oldu u delillerle beyan
edilip Gavs-ı Geylânî'nin (K.S.) kerametine dair risalede kaydedilen hâdise Risale-i Nurun bir
kerameti oldu u gibi; bu seneki kı ta Risale-i Nurun merkez-i faaliyeti, Barladan Ispartanın
ba larına nakledilmi idi. Ba larda so uk ve fırtına, ehirden çok iddetli oluyordu. Bu iddetli
kı ta Risale-i Nurun dersi tatil olmamak ve nâ iri de dayanabilmek için, bir eser-i rahmet olarak bu
senenin kı ı gayet mutedil geçti. Evet, herkes biliyor ki, imdiye kadar böyle mutedil ve bazı günleri
yaza benzer tarzda bir kı , bu yakın zamanlarda görülmemi ti. te bu gün, yeni mart oniki, eski
ubat yirmiyedidir. Sitte-i Sevr denilen fırtınalı altı me hur günün üçüncü günü olan bu gün, nevruz
günü gibi açıktır, güzeldir. Nasılki Risale-i Nurun bereketi yüzünden rahmet-i lâhiyye yaz
ortasında bir bahar getirdi ini kanaat verecek emareler ile görmü tük; öyle de bu kı ortasında
Risale-i Nurun bereketi yüzünden bir güz mevsimi olmasına bir vesile oldu una kanaat ettik.
Hem Risale-i Nur Eczasından " ktisad Risalesi"nin te'lifine çok yakın bir zamanda,
Üstadımın mai etindeki iktisadı ifrat derecesine girmi ti. Ben ve Husrev ve daha di er
arkada larımız bütün biliyoruz ki: Üstadımızın hasta olmadı ı hal de bütün Ramazanda yedi i
gıdayı hesab ettik, bir tek fıranca ekme i, yarım okka kese yo urdu, yüz elli dirhem pirinç idi. Biz
tahmin ettik ki yirmidört saatte üç hurma tanesi kadar gıda ile külfetsiz idare etti. Fazlaya i tihası
olmadı ı için yemiyordu. Bu hal, Ramazandan sonra ona yazdırılacak olan " ktisad Risalesi"nin
bereketine ve mübarekiyetine ve kerametine bir i aret idi.
Ve bir de Risale-i Nurun takviye-i din hakkında hizmetine i aret eden bir di er hâdise udur
ki: Ispartanın mühim bir âliminin takriben otuz-kırk sene evvel yazdı ı istikbale dâir kasidesinin
fıkraları, Risale-i Nura tam tevafuk ediyor ve Risale-i Nuru gösteriyor. öyle ki:
Allah rahmet etsin ve kabri pürnur olsun, Topal ükrü Efendi
--- sh:»(ST:25) ↓ --------------------------------------------------------------------------------------------namında ehl-i kalb ve Isparta'nın bir medar-ı fahri olan zâtın kerametkârâne buraca me hur bir
iirini gördüm, getirip arkada larıma gösterdim. Dedim: Bu zat bu dalâletli zamanımızdan
bahsetti i gibi, bir fıkrası da harb-i umumîden bahsediyor gibi görünüyor. Çünkü bu i'rinde diyor:
"Âferin çarha ki, çattırdı kuduzu kuduza"
Yâni, bütün dünya kâfirlerini birbirine musallat ettirdi. Ve iki satır sonra yine diyor:
"Sûk-i asr içre bütün dad ü sited, küfr ü dalâl
Mü teri kalmadı, din indi ucuzdan ucuza."
Yâni o asrın çar ısında alı veri dinsizlik elinde olacak, dinsizlik hükmedecek, din gayet
ucuza dü ecek ve slâmın eairi gizlenecek. Sonra diyor:
" ükrî ya bilmezem esrar-ı gayıbdan amma;
Ya ileri, ya geri, takrib ederim üç otuza."
Kendi tefsir ediyor. Yâni, otuzüçe iddetli kafiyesini müraat için, otuzüç yerine "üç otuz"
demi tir. Hem harb-i umumîye i aret etti i fıkrasiyle, "dinsizlik düsturları, kanunları, o asır
çar ısında hükmetti i..." fıkrasının ortasında öyle diyor:
Eri ey avn-i eriat (Hâ iye-1) eri ey muhyi-d-din!
Elem-i rî -i (Hâ iye-2) cefa sîneden eri ti öze."
imdi benim kanaatım geliyor ki, bu zat, otuzüç senesinden sonra Risale-i Nur'u Isparta'nın
imdadına ça ırıyor. "Ey avn-i eriat! Ey Muhyi-d-din yeti !" diyor. Yâni vefatından takriben otuzüç
sene sonra eriata ve dinin eairine, Isparta'ya yeti ecek bir nuru ça ırıyor. Cenâb-ı Hak duasını
kabul etmi ki, vefatından otuz-kırk sene sonra Risale-i Nur o vazifeyi görmü .
Talebeniz ve Hizmetkârınız
Süleyman Rü tü
11
(Hâ iye-1): eriat cifirle dokuz yüz seksen eder. Risalet-in Nur dahi
.[email protected]
daki
aslı lâm olsa
cifirle dokuz yüz yetmi sekiz edip iki farkla tevafuk eder.
(Hâ iye-2): Rî : Ceriha yara demektir.
--- sh:»(ST:26) ↓ --------------------------------------------------------------------------------------------R SALE- NURUN MÜSADERE HÂD SES MÜNASEBET YLE ISPARTA SÜLEYMANI
RÜ DÜ'NÜN, EVVELK FIKRASINA ZEY L OLARAK YAZDI I B R FIKRASIDIR.
Risale-i Nur âkirdlerinin merkezi olan ükrü Efendinin kö künün kom usu seksen ya ında
muhterem Alil Osman Çavu nâmında bir zat, Risale-i Nur nâ irlerine hücum zamanından bir gün
sonra rü'yasında görüyor ki: Güne ile Kamer, beraber olarak kö kün içine girip parlıyorlar.
Di er bir rü'yada Keçeci Mustafa Efendinin hafîdi Bekir yine hâdise-i elîmeden bir-iki gün
sonra görüyor ki: Güne kıble tarafından çıkıyor. uââtı içinde güne yüzünde Risale-i Nur nâ irinin
sureti temessül edip, aynen güne in kursunda görünüyor.
Hem mütedeyyin bir kadın, yine hâdiseden sonra görüyor ki: Semâvattan mübarek kâ ıdlar
ya ıyor. Soruyorlar: "Bu nedir?" Rü'yada demi ler: "Risale-i Nurun sahifeleridir." Yâni, tâbirce
Risale-i Nur, Kur'anın tefsiri oldu u cihetle, vahy-i semavî olan Kur'anın semavî ve ilhamî bir
tefsiridir. Hem ya mur gibi, insanlara kesretli bir rahmettir.
Hadisenin vukuundan evvel, Risale-i Nur âkirdlerinin herbiri bir cesedin âzaları gibi, bir
cihette o cesede gelen müessir bir ârızayı bütün âzanın hissetmesi nev'inden, bu hâdiseyi Risale-i
Nurun dört âkirdi, vukuundan bir-iki gün evvel öyle gördüler: Üçü, yâni Mehmed Zühdü, Halil
Ruhi, Mehmed Niyazi, Risale-i Nur nâ irlerinin üstadını vefat etmi görüyorlar ki, vefat ise tâbirce
Risale-i Nurun tatilini haber veriyor. Dördüncüsü: Fâzıl Bey görüyor ki: -Hâdiseden bir gün evvel Rafda kitapları karı tırır, bâzı kitapları dü ürür. Üstad bana hiddet ediyor, ben de diyorum: "Re'fet
dü ürdü." Birden haneye polisler doluyorlar, her ey'i alıyorlar.
Hem bundan yedi buçuk ay evvel Risale-i Nur nâ irlerine gelen elîm polishaneye ça ırma
mes'elesinde Risale-i Nurun âkirdlerinin dört tanesi (aynı hâdiseyi bir ikisi, yâni Rü tü ile Lütfi
aynen görüyorlar, ikisi de az bir tâbirle) aynı hâdiseyi görmeleri ve bu def'aki hâdiseyi, yine dört
tane âkirdler aynen görmesi
--- sh:»(ST:27) ↓ --------------------------------------------------------------------------------------------gösteriyor ki, Risale-i Nur âkirdleri, bir cesedin âzaları gibidirler ki, Risale-i Nura gelen hâdiseyi,
bir cesedin âzaları gibi hissediyorlar.
Hem Risale-i Nur akirdlerinden Bekire o musibet gününden bir gün evvel biri demi :
"Üstadın seni ça ırıyor!" Bir hiss-i kablelvuku' ile ikinci gün Üstadının ba ına gelen ve rahmet-i
lâhiyye ile hafif geçen müdhi musibeti, dü manların plânları derecesinde büyük, a ır hissetmi
tarzında, a layarak gayet korkaklık ve halecan ile ko up geldi. O halecan ve a lamasına hiç sebeb-i
zâhirî yokken, yine heyecanını, a lamasını teskin edemiyordu. Demek Risale-i Nura gelen musibet,
âkirdlerini kerametkârâne îkaz ediyordu.
Hem musibetin aynı gününde üstadımız gezmekten dönerken, -Husrev ve Mehmedin
ihbariyle- birdenbire sebepsiz ehl-i dünyaya kar ı iddete ba lamı . Yirmibe sene evvel Divan-ı
Harb-i Orfîde kendi idam kararını beklerken, sebepsiz, kalbsiz, rütbeli iki adam, mahpus oldu u
ko u a tahkir için geldikleri zaman gayet acib bir surette söyledi i o hale mahsus me hur bir etmi
üç def'a zâlim ve garazkâr ehl-i dünyaya kar ı sarfediyor. "Benden ne istiyorsunuz!" diye ba ırarak
tekrar ediyor. Sonra susuyor. Aynı dakikada zabıta, kö kü basmak için yedi-sekiz polis kö kün
etrafına girdikleri zamana tevafuk ediyor.
Medar-ı bret Bir Hâdise : Risale-i Nur nâ irlerinin tazyikı yüzünden âmirlerinin yanında
yüz bulmak niyetiyle Risale-i Nur nâ irlerine ili enlerin aks-i maksadiyle tokat yediklerinin yüz
hâdiseden bir hadisesi udur ki:
Sebepsiz, sırf bâzı garazkârların keyfi için Risale-i Nur nâ irlerine bir kulp takıp
mahkemelerde süründürmek ve belki mahvetmek için sureten kendini dost gösterip gayet hainane
bir riyakârlıkla dairemize sokulup, bir takım yalanlarla âmirlerini i fal edip Risale-i Nur nâ irlerine
müdhi darbe gelmesine vesile olan bir adam, teveccüh ve makam kazanmak de il, bilâkis öyle bir
tokat yedi ki, dünyada kaldıkça vicdanı varsa vicdan azabı çektirecek. Hem o kolay vazifesinden
12
mü kil bir vazifeye tahvil ettiler ve hem de ona yalancı nazariyle baktılar. Ve hem nefret-i âmmeyi
kazandı. Ve hem taharri hâdisesinden iki gün sonra bir
--- sh:»(ST:28) ↓ --------------------------------------------------------------------------------------------ihtiyar adamı hanesinden çıkarıp yolda getirirken, o ihtiyar zat füc'eten vefat edip hem mes'uliyet-i
maddiyeye ve mâneviyeye mâruz kalmı tır.
Evet, Risale-i Nura hücum edenler, vaktiyle kefenini boynuna takınmalı ve rezalete
bürünmeli ve mânevi cehenneme dünyada girmeyi göze almalı.
Hem o musibet hâdisesinden iki gün evvel, Risale-i Nur âkirdlerinden olmayan ve hiç
bizimle zihnen me gul olmayan biri rü'yada görüyor ki: Ispartanın altındaki ovada çok ormanlar
bulunuyor. Kuvvetli bir sel geliyor, bu ormanın çok a açlarını deviriyor. Birdenbire bir zelzele-i arz
oluyor, Risale-i Nur nâ iri, elbisesiyle heybetli bir surette yer yarılıp çıkıyor (Hâ iye). O da
korkusundan uyanıyor. ki gün sonra Risale-i Nuru tâtil ve mânen topra a defnetmek niyetiyle kürei arzı titretecek derecede bir hatâ ile Risale-i Nurun eczalarını evrak-ı muzırra nev'inden taharri
edip, toplayıp merkez-i hükûmete, tâ dahiliye vekâletine gönderir. Hiçbir daire kanunca mucib-i
muaheze ve mes'uliyet bir ey Risale-i Nurda bulamadı ından, o mânevi zelzele içinde öldürdük,
defnettik zannettikleri Risale-i Nur, dirilip, yer yarılıp meydana çıktı ı gibi, yine o rü'ya i aret
ediyor ki, bir zelzele-i azîme ve bir sel içinde Risale-i Nur bu vatan ve millete bir halâskâr, bir
münci suretinde musibetzedelerin imdadına yeti ecek.
Risale-i Nur âkirdlerinden
(Yıldırım) Süleyman Rü dü
***
(Hâ iye): Demek bu geçen seneki zelzele yâni zmir zelzelesi Risale-i Nurun dirilmesine ve
meydana çıkmasına bir emaredir ve o rü'yayı tâbir ediyor. Evet o zelzeleden evvel Risale-i Nur
defnolunmu gibi gayet gizli perde altında inti ar ediyordu. Zelzele ba ladıktan sonra eski elbise-i
fâhiresiyle meydan-ı zuhûra çıktı.
--- sh:»(ST:29) ↓ --------------------------------------------------------------------------------------------Yirmiyedinci Mektubun lâhikasından alınmı mühim parçalar
Birinci mes'ele: Birinci uâ'da bir-iki âyetin i aretinde, Risale-i Nurun sâdık talebeleri iman
ile kabre gireceklerini ve ehl-i Cennet olacaklarını, kudsi bir müjde ve kuvvetli bir be aret
bulundu u gösterilmi tir. Fakat bu pek büyük mes'eleye ve çok kıymetdar i ârâta tam kuvvet
verecek bir delil ister, diye beklerdim. Çoktanberi muntazırdım. Lillâhilhamd, iki emare birden
kalbime geldi.
Birinci Emare: man-ı tahkikî ilmelyakînden hakkalyakîne yakınla tıkça daha
selbedilmiyece ine ehl-i ke f ve tahkik hükmetmi ler. Demi ler ki: "Sekerat vaktinde eytan,
vesvesesiyle ancak akla üpheler verip tereddüde dü ürebilir. Bu nevi îman-ı tahkîkî ise, yalnız
akılda durmuyor, belki hem kalbe, hem ruha, hem sırra, hem öyle letâife sirayet ediyor, kökle iyor
ki; eytanın eli o yerlere yeti emiyor, öylelerin îmanı zevalden mahfuz kalıyor.
Bu îman-ı tahkikînin vusûlüne vesile olan bir yolu, velâyet-i kâmile ile, ke f ve uhud ile
hakikata yeti mektir. Bu yol, ehass-ı havassa mahsusdur, îman-ı uhudîdir.
kinci yol, îman-ı bilgayb cihetinde sırr-ı vahyin feyziyle bürhanî ve Kur'ânî bir tarzda akıl
ve kalbin imtizaciyle hakkalyakîn derecesinde bir kuvvet ile zaruret ve bedahet derecesine gelen bir
ilmelyakîn ile hakaik-ı îmâniyeyi tasdik etmektir. Bu ikinci yol, Risale-i Nurun esası, mâyesi,
temeli, ruhu, hakikatı oldu unu has talebeleri görüyorlar. Ba kaları dahi insafla baksalar, Risale-i
Nurun hakaik-ı îmaniyeye muhalif olan yolları gayr-ı mümkin ve muhal ve mümteni' derecesinde
gösterdi ini görecekler.
kinci Emare: Risale-i Nurun sâdık âkirdlerinin hüsn-ü âkıbetlerine ve îman-ı kâmil
kazanmalarına o derece kesretli ve makbul ve samimî dualar oluyor ki, o duaların içinde hiçbiri
kabûl olmamasına akıl imkân
--- sh:»(ST:30) ↓ --------------------------------------------------------------------------------------------veremiyor. Ezcümle, Risale-i Nurun bir hâdimi ve bir tek âkirdi yirmi dört saatte lâakal Risale-i
Nur talebelerinin hüsn-ü âkıbetlerine ve saadet-i ebediyeye mazhar olmalarına, yüz def'a Risale-i
Nur talebelerine etti i duaları içinde hiç olmazsa yirmi-otuz def'a selâmet-i îmanlarına ve hususî
13
hüsn-ü âkıbetlerine ve îman ile kabre girmelerine aynı duayı en ziyade kabûle medar olan erait
içinde ediyor.
Hem Risale-i Nur talebeleri, bu zamanda her cihetten ziyade hücuma mâruz îman hususunda
birbirine selâmet-i îman hakkındaki samimî, mâsum lisanlariyle dualarının yekûnu öyle bir
kuvvettedir ki, rahmet ve hikmet, onun reddine müsaade etmez. Faraza mecmuu itibariyle
reddedilse de, tek bir tane onların içinde kabul olunsa yine herbiri selâmet-i îman ile kabre
girece ine kâfi geliyor. Çünkü herbir dua umuma bakar.
Said Nursî
***
(Risale-i Nur'un kerametinin bu havalide zuhur eden çok tere uhatından bir-iki hâdise
beyan ediyorum.)
Birincisi: Hatib Mehmed (Rahmetullahi Aleyh) namında ciddî bir ihtiyar talebe, htiyarlar
Risalesi'ni yazıyordu. Tâ Onbirinci Rica'nın âhirlerinde ve merhum Abdurrahman'ın vefatının tam
mukabilinde, kalemi "Lâ ilahe illâ hû" yazıp ve lisanı dahi "Lâ ilahe illallah" diyerek hüsn-ü
hâtimenin hâtemiyle sahife-i hayatını mühürleyip, Risalet-in Nur talebelerinin imanla kabre
gireceklerine dair olan i arî be aret-i Kur'aniyeyi vefatıyla imza etmi . (Rahmetullahi Aleyhi
Rahmeten Vâsia.)
kincisi: Sizin te'lifiniz olan Fihristenin tashihinde bir müstensihin noksan bıraktı ı bir
sahifeyi Tahsine dedim: "Yaz" O da yazma a ba ladı. Simsiyah mürekkepten ve temiz kalemle
birden, yazdı ınız ikinci cilt fihristesinin makbûliyetine hüccet olarak o siyah mürekkeb, güzel bir
kırmızı suretini aldı. Tâ yarım sahife kadar biz bu garip hâdiseye taaccüb ederek bakarken, o
mürekkeb simsiyaha döndü. Sahifenin öteki yarısı, aynı kalem
--- sh:»(ST:31) ↓ --------------------------------------------------------------------------------------------aynı hokka tam siyah yazıldı. Bir zaman Barla'da ba lardaki kö kde amlı Hâfız ve Mes'ud,
Süleymanın mü ahedesiyle aynı hâdiseyi ba ka ekilde gördük. öyle ki:
Ben sevmedi im için siyah bir mürekkebi kısmen döktüm. Birden mütebakisi, çok
be endi im güzel bir kırmızıya tahavvül etti, Risale-i Nur kâtiblerini evklendirdi, gözümüze
silsile-i kerametin bir ucunu ve tere uhunu gösterdi.
Said Nursî
***
[Bugünlerde mânevî bir muhaverede bir sual ve cevabı dinledim. Size bir kısa hulâsasını
beyan edeyim.]
Biri dedi: Risale-i Nur'un îman ve tevhid için büyük tah idatları ve küllî techizatları gittikçe
ço alıyor ve en muannid bir dinsizi susturmak için yüzde birisi kâfi iken, neden bu derece hararetle
daha yeni tah idat yapıyor?
Ona cevaben dediler: Risale-i Nur yalnız bir cüz'i tahribatı ve bir küçük hâneyi tâmir
etmiyor; belki küllî bir tahribatı ve slâmiyeti içine alan ve da lar büyüklü ünde ta ları bulunan bir
muhit kal'ayı tâmir ediyor. Ve yalnız hususî bir kalbi ve has bir vicdanı ıslaha çalı mıyor; belki bin
senedenberi tedârük ve terâküm edilen müfsid âletlerle deh etli rahnelenen kalb-i umumîyi ve
efkâr-ı âmmeyi ve umumun 've bâhusus avam-ı mü'minînin istinadgâhları olan slâmî esasların ve
cereyanların ve eairlerin kırılmasiyle bozulma a yüz tutan vicdan-ı umumîyi, Kur'anın i'caziyle ve
geni yaralarını, Kur'an'ın ve îmanın ilâçlariyle tedavi etme e çalı ıyor.
Elbette böyle küllî ve deh etli tahribata ve rahnelere ve yaralara hakkalyakîn derecesinde ve
da lar kuvvetinde hüccetler, cihazlar ve bin tiryak hâsiyetinde mücerreb ilâçlar ve hadsiz edviyeler
bulunmak gerektir ki; bu zamanda Kur'an-ı Mu'ciz-ül-Beyanın i'caz-ı mânevîsinden çıkan Risale-i
Nur, o vazifeyi görmekle beraber, îmanın hadsiz mertebelerinde terakkiyat ve inki afata medardır
diye uzun bir mükâleme cereyan etti. Ben de tamamen i ittim, hadsiz ükrettim.
--- sh:»(ST:32) ↓ --------------------------------------------------------------------------------------------Bu Hâdise Münasebetiyle, Yine Bu Günlerde Hatırıma Gelen Bir Vâkıayı Beyan Ediyorum:
Ben namaz tesbihatının âhirinde otuzüç def'a kelime-i tevhid zikrederken birden kalbime
geldi ki: Hadîs-i erifte "Bâzan bir saat tefekkür, bir sene ibadet hükmüne geçer." Risalet-ün-Nurda
o saat var, çalı o saati bul, ihtar edildi. Âdeta ihtiyarsız bir surette Kur'anın Ayet-ül-Kübrâsının iki
14
tefsiri olan iki Âyet-ül-Kübrâ risalelerinden mülâhhas tefekkürî bir tekellüm tam bir saat devam etti.
Baktım, size gönderdi im "Âyet-ül-Kübra Risalesi"nin birinci makamının hulâsasından müntehab
güzel bir sırrını hulâsa ile Yirmidokuzuncu Lem'a-i Arabiyeden müstahreç nurlu, tatlı fıkralardan
terekküb ediyor. Ben kemal-i lezzetle her gün tefekkür ile okuma a ba ladım. Bir kaç gün sonra
hâtırıma geldi ki: Mâdem Risale-i Nur bu zamanın bir mür ididir; talebelerine bir vird-i ekber
olabilir diye kaleme aldım; ve bütün risalelerin hususî menba'ları, mâdenleri olan binden ziyade
âyat-ı Kur'aniyeyi kendi Kur'anımda evvelce i aretler koyup bir Hizb-i Âzam-ı Kur'ânî yapmak
niyet ettim; imdi bu "Hizb-i A'zam" ve bu "Vird-i Ekber" Risale-i Nur mensublarına, bâzı eyyam-ı
mübarekede okunması için, bir zaman size de göndermek hakkınız var. n âallah bir zaman sonra
size gönderilecek, bâzı kelimelerini tercüme ve bir kısım kayıdlarını tefhim için vakit bulsam gayet
kısa hâ iye gibi bir ey yazaca ım.
Umum karde lerime ve hizmet-i Kur'aniyede bütün arkada larıma hasret ve i tiyakla binler
selâm...
Said Nursî
***
EM N VE TAHS N VE H LM 'N N B R FIKRASIDIR.
Y RM YED NC MEKTUB'UN FIKRALARI Ç NE G RME E MÜNAS B GÖRÜLDÜ.
Bugünlerde ziyade bir hassasiyetle risalelere bakıldı ından, inayetin himayeti dahi bir nevî
hassasiyetle ikramını gösterdi. Gayet cüz'i bir nümunesi udur ki: Risale-i Nur âkirdlerine mai et
cihetinde bir ikram-ı lâhî ve küçük fakat âyân-ı hayret ve gayet
--- sh:»(ST:33) ↓ --------------------------------------------------------------------------------------------lâtif bir tevafuk, bir vâkıadır. Risalet-ün-Nur hizmetinin üphesiz bir kerametidir. Evet, Risale-i
Nurun bir silsile-i kerametinin menbaı olan tevafuk, bu vâkıada o cinsten altı adet tevafukatın
ittifakı ise, tesadüf ihtimalini köküyle keser diye hükmettik. öyle ki :
Birkaç gündenberi üstadımızın ziyaretine gitmedi imizden karde im Emin ile beraber
üstadımızın ziyaretine gittik. kindi vakti beraber namaz kıldıktan sonra bize emretti ki: "Size
yemek yedirece im, burada ta'yınınız var." Mükerreren: "Yemezseniz bana dokuz zarar olur, dedi.
Çünki, yiyece inize kar ı Cenâb-ı Hak gönderecek." Yemek yemekten affımızı rica etmi isek de
emretti: "Rızkınızı yiyin, bana gelir." Emrini kırmamak için lütuf buyurdu u tereya ı ve kabak
tatlısını ekmekle yeme e ba ladık. Daha sofrada iken ümid edilmiyen bir vakitte ve bir tarzda ve
aynı miktarda bir adam geldi, elinde yedi imiz kadar taze ekmek aynı yedi imiz miktarda -fındık
kadar- tereya ı ve di er elinde bize verilenin tam bir misli kabak tatlısı olarak kapıyı açtı. Artık
taaccüb edilecek hiçbir cihette tesadüfe mahal kalmayarak Risalet-ün-Nur âkirdlerinin rızkındaki
bereket-i Rabbaniyeyi gözümüzle gördük. Üstadımız emretti: " hsan on misli olacak. Halbuki bu
ikram tamı tamına mislidir. Demek ta'yın ciheti galebe etti. Ta'yın te'mini ise mizan ile olur." Sonra
aynı ak amda sadaka ciheti dahi hükmünü gösterdi. Biz gördük ki: Ekmek on misli, tereya ı tatlısı
o da on misli ve kabak tatlısı çok sevmedi i için kabak, patlıcan tur usu on misli me'mul hilâfında
Risalet-ün-Nurdan kinci uâ'ın bir hafta mütalâasına mukabil bir manevî ücret olarak geldi.
Gözümüzle gördük. Demek kabak tatlısının tatlılı ı, tereya ın un helvasına girdi, kendisi tur uda
kaldı.
Risale-i Nur âkirdlerinin, hüsn-ü hizmetine acele bir mükâfat gördükleri gibi, hizmette
kusur edenler dahi tokat yediklerini, Isparta'da oldu u gibi burada dahi gözümüzle gördük. Pek çok
vukuatından be -altısını beyan ediyoruz.
Birincisi: Ben, yâni Tahsin, bir gün yeni açtı ımız dükkân me galesiyle bana emrolunan
vazife-i Nuriyeyi tenbellik edip yapamadım. Aynı vakitte efkatli bir tokat yedim. Dükkânda
otururken birisi bana geldi, tebdil edilmek için emanet olmak üzere
--- sh:»(ST:34) ↓ --------------------------------------------------------------------------------------------yüz lira verdi. Bu paranın sahibine Allah için bir hizmet yapmak üzere tebdil için maliye sandı ına
gittim. Bu parayı sayarken aralarında bir kalp lira bulundu. Bu yüzden ifadeye, sual ve cevap ve
muahazeye mâruz kaldı ım gibi, evimizi de taharri etmek icab etti. Beni mahkemeye verdiler. Fakat
terbiye ve efkat tokadı olmak cihetiyle yine Risalet-ün-Nur kerâmetini gösterdi, zararsız kurtulduk.
kincisi: Üstadımıza ve Risalet-ün-Nura dört-be sene hizmet eden ve okutturan ve cidden
15
tarafdar bulunan bir zat, elinde dine ait bir gazete ile geldi. Risale-i Nurun mesle ine muhalif bir
cereyanın sahiplerine tarafdarane bir tavır gösterdi i zaman, Üstadımın canı çok sıkıldı. Bir-iki gün
sonra iddetli, fakat efkatli bir tokat yedi. Bir doktor ona dedi ki: "E er ameliyat yaptırmazsan
yüzde yüz ölüm var." O da bilmecburiye ameliyat yaptırdı. Fakat efkat ciheti imdada yeti erek
çabuk kurtuldu.
Üçüncüsü: Bir me'mur, Risalet-ün-Nuru kemal-i i tiyakla okurdu. Hem Üstad ile
görü me e ve tam ders alma a çalı ıyordu. Birden bir komiser tarafından ona evham verildi. O da
görü meyi ve okumayı bırakıp ba ka ehre giderken birden sebepsiz bir tarzda bir aya ı kırıldı, bir
ay çekti. Yine efkat yar oldu ki, imdi tekrar okuma a evk ile ba ladı.
Dördüncüsü: Ehemmiyetli bir zat, Risalet-ün-Nuru kemal-i takdir ile okur yazardı. Birden
sebatsızlık gösterdi. efkatsiz bir tokat yedi. Gayet meftun oldu u refikası vefatla ve iki o lu da
ba ka yere gitmesiyle acınacak bir hale girdi.
Be incisi: Dört senedir Üstadın çar ı içinde hizmetine bakan bir zat, birden sadakatını
bırakıp mesle ini de i tirdi. Birden efkatsiz bir tokat yedi, bir senedir daha çekiyor.
Altıncısı : Bir hocaya ait bir hâdisedir. Belki helâl etmez, biz de onu görmüyoruz. Tokadı
imdilik kaldı.
Bu vukuat nev'inden hem çok var, hem Risale-i Nura kar ı kusura binaen tokat oldu undan,
kat'iyyen üphemiz kalmadı.
Risale-i Nur âkirdlerinden
Emin, Tahsin, Hilmi
Evet tasdik ediyorum
Said Nursî
--- sh:»(ST:35) ↓ --------------------------------------------------------------------------------------------Hem Risale-in-Nurun suhuletle inti arının bir kerametini, bu mektubu yazdı ımız zamanda
ve yemekteki kerâmet dakikasında gözümüzle gördük. öyle ki:
Ehemmiyetli yedi-sekiz risale ve ârât-ı Kur'aniye uaını, mühim bir mektupla beraber, bir
torbada ehemmiyetli bir karde imize bir ehre göndermi tik. oför o paketi dü ürmü tü. Böyle bir
zamanda böyle eserleri münafıklar, casuslar haber almadan, emin bir el ile be gün sonra elimize
geçti. Kanaatımız geldi ki, bir inayet bizi himaye ediyor.
Hem Risale-in-Nurun hakkında inayet-i Rabbaniyenin lâtif bir himayeti udur ki: Karanlık
bir vaziyette, korkutan bir zamanda casusların ve taharri me'murlarının tecessüsleri Üstadımızın
menzilini sarması dakikasında bir fare, üstadımızın bir çorabını aldı. Ne kadar aradık, hiçbir yerde
bulamadık. O farenin yuvasını gördük, kabil de il çorap oraya giremez. ki gün sonra gördük ki, o
hayvan, o çorabı getirmi , öyle yere ki: Saklanmı , muhteviyatı unutulmu olan mahrem
mektupların ve evrakların tam yanında bırakılmı . Halbuki iki defa oraya bakmı tık, görememi tik.
Hem o çorabı o yere getirmek, soba borusuna çıkıp yukarıdan olur; gayet kurnaz ve zeki adam
ancak o i i yapar. Hiçbir cihette tesadüf ihtimali kalmadı ından, üstadımız dedi: "Bu mektupları
oradan kaldıraca ız." Biz onlara baktık, gerçi siyasetle alâkaları yoktur, fakat vehham casuslara,
aleyhimize habbeyi kubbe yapma a ehemmiyetli bir vesile olurdu. Biz hem onları, hem daha
bahaneye medar olabilen ba ka eyleri kaldırdık. O heyecanımızdan casuslar haber alıp anladılar ki,
hazırlandık. Daha hücum etmeden yalnız ikinci gün Emin, elinde bir torba ile menzile girdi. Tam
arkasında karakol komiseri, gizli hissettirmeden girdi. Eminin elinde kitablar yerinde yo urdu
gördü, tavrını de i tirdi.
Elhâsıl: Risalet-ün-Nurun inti arına kar ı gelen dü man ve casuslara mukabil birtek fare
çıktı, plânlarını zîr ü zeber etti.
Evet
Evet
Evet
Evet
Evet
Evet
Tevfik
Ahmed
Tahsin
Hilmi
Feyzi
Said Nursî
***
--- sh:»(ST:36) ↓ --------------------------------------------------------------------------------------------Aziz Karde lerim!
Sizinle pek çok alâkadar ve görü meye çok mü takım ve vaziyetinizi bu so uk kı ta merak
eder, hayalen sizin ile görü ürken bir-iki nokta hâtıra geldi, beyan ediyorum.
16
Birincisi: Ondokuzuncu Söz'ün âhirinde Kur'andaki tekrarın ekser hikmetleri Risale-inNurda dahi cereyan eder. Bilhassa ikinci hikmeti tamtamına vardır. O hikmet udur ki: Herkes
Kur'ana muhtaçtır, fakat herkes her vakit bütün Kur'anı okuma a muktedir olamaz, fakat bir sureye
galiben muktedir olur. Onun için en mühim makasıd-ı Kur'aniye, ekser uzun surelerde dercedilerek
herbir sure bir Kur'an hükmüne geçmi . Demek hiç kimseyi mahrum etmemek için, Ha ir ve Tevhid
ve Kıssa-i Mûsa (A.S.) gibi bâzı maksadlar tekrar edilmi . Aynen bu ehemmiyetli hikmet içindir ki,
bâzı def'a haberim olmadan, ihtiyarım ve rızam olmadı ı halde, ince hakaik-ı îmaniye ve kuvvetli
hüccetler, müteaddit risalelerde tekrar edilmi . Ben çok hayret ediyordum: Neden bunlar bana
unutturulmu , tekrar yazdırılmı ? Sonra kat'î bir surette bildim ki: Herkes bu zamanda Risale-i Nura
muhtaçtır, fakat umumunu elde edemez; etse de tam okuyamaz; fakat küçük bir Risale-in-Nur
hükmüne geçmi bir risale-i câmiayı elde edebilir ve ekser vakitlerde muhtaç oldu u mes'eleleri
ondan okuyabilir. Ve gıda gibi, her zaman ihtiyaç tekerrür etti i gibi o da mütalâasını tekrar eder.
kinci Nokta: "Âyet-ül-Kübrâ"dan çıkan "Vird-i Ekber" nâmındaki Arabî risaleci in
âhirinde "Risale-i Münâcât'ın ba ındaki âyetin tefsiri diye Arabî kısımları ilâve edilse, beraber
okunsa, iyidir. Biz de nüshamıza yazdık.
Üçüncüsü: Aziz karde lerim! Çok def'a kalbime geliyordu: Neden mam-ı Ali Radıyallahü
Anhu, Risalet-ün-Nura ve bilhassa Âyet-ül-Kübrâ Risalesine ziyade ehemmiyet vermi diye sırrını
beklerdim. Lillâhilhamd, o sır ihtar edildi. nki af eden o sırra imdilik yalnız kısa bir i aret
ediyorum. öyle ki:
Risalet-ün-Nurun mümtaz bir hâsiyeti; îmanın en son ve en külli istinad noktasını kuvvetli
ve kat'î beyan oldu undan ve bu hâsiyet Âyet-ül-Kübrâ Risalesi'nde fevkalâde parlak görünüyor. Bu
acib asırda mübareze-i küfür ve îman, en son nokta-i
--- sh:»(ST:37) ↓ --------------------------------------------------------------------------------------------istinada sirayet ederek ona dayandırıyor. Meselâ: Nasılki gayet büyük bir meydan muharebesinde
ve iki tarafın bütün kuvvetleri toplandı ı bir sırada iki tabur çarpı ıyorlar; dü man tarafı en büyük
ordusunun cihazat-ı muharribesini kendi taburuna imdat ve kuvve-i mâneviyesini fevkalâde takviye
için her vasıtayı istimal ederek ehl-i îman taburunun kuvve-i mâneviyesini bozmak ve efradının
tesanüdünü kırmak için her vesileyi kullanır, ehemmiyetli bir istinadgâhı kendine temayül ettirerek
ihtiyat kuvvetini da ıtır, müslüman taburunun herbir neferine kar ı cem'iyet ve komitecilik ruhiyle
mütesanid bir cemaat gönderir; bütün bütün kuvve-i mâneviyesini mahvetmeye çalı tı ı bir
hengâmda Hızır gibi biri çıkar, der: "Me'yus olma! Senin öyle sarsılmaz bir nokta-i istinadın ve öyle
ma lûb olmaz muhte em orduların, tükenmez ihtiyat kuvvetlerin var ki; dünya toplansa kar ısına
çıkamaz, kâinatı da ıtamıyan onu da ıtamaz. imdilik ma lûbiyetin sebebi, bir cemaate ve bir ahsı mânevîye kar ı bir neferi göndermenizdir. Çalı ki, herbir neferin, istinad noktaları olan
dairelerden mânen istifade etti i kuvvetli kuvve-i mâneviye ile bir ahs-ı mânevî ve bir cemiyet
hükmüne geçsin!" dedi ve tam kanaat verdi; aynen öyle de: Ehl-i îmana hücum eden ehl-i dalâlet,
bu asır cemaat zamanı oldu u cihetle, cem'iyet ve komitecilik mâyesiyle bir ahs-ı mânevî ve bir
ruh-u habîs olmu . Müslüman âlemindeki vicdan-ı umumî ve kalb-i küllîyi bozuyor ve avâmın
taklidî olan îtikadlarını himaye eden slâmî perde-i ulviyeyi yırtıyor ve hayat-ı îmaniyeyi ya atan
an'ane ile gelen hissiyat-ı mütevâriseyi yandırıyor. Herbir müslüman tek ba iyle bu deh etli
yangından kurtulma a me'yusane çabalarken, Risale-in-Nur (Risalet-ün-Nur) Hızır gibi imdada
yeti ti. Kâinatı ihâta eden son ordusunu (Hâ iye) gösterip, ve ondan mukavemet-sûz maddî ve
mânevi imdat getirmek hizmetinde hârika bir emirber neferi olarak "Âyetül-Kübrâ Risalesi"ni
mam-ı Ali Radıyallahu Anhu ke fen görmü , ehemmiyetle göstermi . Temsildeki sair noktaları
tatbik ediniz, tâ o sırrın bir hulâsası görünsün.
Said Nursî
***
(Hâ iye): Kâinatı da ıtmayan bir kuvvet o orduyu bozamaz!
--- sh:»(ST:38) ↓ --------------------------------------------------------------------------------------------EM N VE FEYZ 'N N B R FIKRASIDIR.
[Risalet-ün-Nura Ait Dört-Be Kerâmetten Bahseder.]
Hizmet-i Kur'aniyede bize sebkat eden sâdık ve hâlis, metin ve vefakâr karde lerimizden
17
mübârek Husrev ve Rü dü gibi zatlar, Risalet-ün-Nurun hâdimlerine ve vazifelerinin makbûliyetine
bir emare olan ihsan olunan bereket hakkında müteaddit fıkralar yazmı lar. Biz de bu
karde lerimizin fıkraları gibi bu yakın zamanda beraber tezahür eden gördü ümüz bâzı hâdisatı
kaydedece iz. Hem nümune için yalnız bir kısmını beyan ederiz.
Birincisi: Bu yakında Üstadımız ile beraber kıra çıkmı tık. Çay yapılmasını, hem iki er çay,
üçer ekerle içilmesini emir buyurdular. Hepimiz üçer ekerle iki er çay içtik. Yalnız Emin
karde imiz, bir eker kendisine noksan olarak içmi . Ak am üzeri, Risalet-ün Nurun menba-ı
inti arı olan Üstadımızın odasına geldik. Emin, eker kutusuna sarfolan ekerleri koymak istemi ,
fakat kutu sekiz ekerden fazla almamı . Emin, "Fesübhanallah" der. Onyedi eker yerine kutu sekiz
eker ile dolsun, diye taaccüb ettik. Bu vak'a bize uhud derecesinde kanaat verdi ki, u sırr-ı
bereket, Risale-in-Nur hâdimlerine bir inayet-i lâhiyye ve bir iltifat-ı Rabbaniyyedir.
kincisi: Yine aynı günde ben, yâni Mehmed Feyzi, evvelce yazıp Üstada teslim etti im
"Hücumat-ı Sitte Risalesi"ni bana vermek için sakladı ı yerden ararken, fevkalâde bir surette
bulunmaz. Birden o anda âdetlerinin hilâfına olarak hiç vuku bulmamı bir tarzda bir hâdise
zuhuriyle, gözlüklerini bırakarak merdivene müteveccih olurlar. Aynı vakitte Risale-i Nurun
inti arına ve hizmetine zarar vermek niyetiyle casus bir adamın merdivene do ru zâhiren ziyaret
maksadiyle geldi i görülür. Üstadımızın telâ lı oldu unu hisseder. Hem Üstadımız onun nazarını
öteki hâdise-i bedeniyyeye çevirir, ona der ki: "Görüyorsun, ben mâzurum, ziyareti ba ka vakte
bırak!" O da döner, gider. Hem Hücumat-ı Sitte, hem Mehmed Feyzi, hem ba ka i lerimiz o
tecessüsten kurtuldu.
Evet "Hücumat-ı Sitte" saklandı ı muayyen yerinde fevkalâde bir surette kaybolması,
ehemmiyetli bir hâdisenin önünü aldı. Üstada ârız olan bu hilâf-ı âdet hâlet ve o risalenin yerinde
bulunmaması, kat'iyyen
--- sh:»(ST:39) ↓ --------------------------------------------------------------------------------------------tesadüfe hamledilmez. Bir hafta sonra o risaleyi hilâf-ı me'mul bir yerde bulduk. Üstadımızın
emriyle Emin karde ime ehemmiyetli bir surette okudum. Üstadımız izahat veriyordu. O vakte
kadar öyle mühim ve te'sirli ders almamı tık. Demek bu iki mühim sırra binaen risale kendini
göstermedi. Bu hâdise, Risale-i Nurun sâdık ve ihlâslı âkirdleri daima bir hıfz-ı inayet ve himayet
altında olduklarına üphe bırakmıyor.
Üçüncüsü: Yine bir vak'a-i bereket: Üstadımızın bir okka (yani kilo) peyniri vardı. Ekser
günlerde o peynirden ho una gitti i için bir-iki def'a yiyordu ve bize de veriyordu. Hem yemeksiz
oldu u ekser vakitlerde ondan yedi i halde altı ay kadar devam etti ini ve hâlen de yüz dirhem
kadar o peynirden bulundu unu görüp yakînen tasdik ediyoruz. Fakat bu hadise-i bereketin
if asından sonra, evvelce görünmeyen dibi, görünmeye ba ladı, noksaniyetini gösterdi. Evet,
bereket hususunda âyân-ı hayret bir hâdisedir. Hem, yarım kilo tereya ı, ekser günlerde fazlaca
sarfolundu u halde, elli güne yakın devamiyle anladık ki, üphesiz bir bereket içine girmi .
Hem yine aynı Ramazan Bayramında Üstadın rızası olmadı ı halde Tahsin ve ben, yani
Emin, bir kilo kadar ince eker getirmi tik. Ekser yo urt ve süt ve tatlı kaba a vesair eylere bazan
yirmi - otuz dirhemden fazla kattıkları halde, be ay devam etti. Halen o ekerden yüz dirhem kadar
kalması, elbette bereket sebebiyledir.
Hem bu havalideki âkirdler, herkes, cüz'î - küllî hissetmi ve itiraf ediyorlar ki: Risalet-ünNura çalı tı ımız zaman, hem rızkımızda bereket ve suhulet, hem kalbimizde bir in irah ve ferah,
zâhiren hissediyoruz. Ezcümle: Ben kendim, yâni Emin, itiraf ediyorum ki: Risalet-ün-Nur
dairesine girmezden evvel bütün sene çalı ırdım. Ne vakit Risalet-ün-Nur dairesine girdim, be
senedenberi üç-dört ay kadar çalı tı ım halde, evvelkinden daha müferrah ve daha mes'ut bir halde
ya amaklı ım, yüzde yüz Risalet-ün-Nurun hizmetinin bereketiyle oldu unda hiç üphem yoktur
(Hâ iye).
Hem, ezcümle Üstadımız diyor ki: "Benim de kanaat-ı kat'iyyem çok tecrübelerle gelmi ki,
ben Risalet-ün-Nurun tashihatiyle me gul oldu um
(Hâ iye): Evet, bütün kuvvetimle tasdik ediyorum ki, Emin karde imiz memleketimize geldi i
zaman mütemadiyen fa'al bir surette her ay çalı ıyordu. imdi ise, Risalet-ün-Nurun dairesine
girdikten sonra, üç-dört aydan fazla çalı tı ını görmüyoruz.
18
Feyzi
--- sh:»(ST:40) ↓ --------------------------------------------------------------------------------------------zaman, pek zâhir bir tarzda hem rızkımda bereket, hem suhulet görüyordum. Ne vakit çalı mazsam,
o hali göremiyordum."
Hem üstadımız diyor ve biz de tasdik ediyoruz ki: "Ben son zamanda anladım: imdiye
kadar hem ben, hem dostlarım, bir hakikatın suretini ba ka ekilde görmü üz. öyle ki:
Hapishanede bir tek ekmek, sekiz ve bâzan on gün bana kâfi geldi i gibi, burada da aynen o
tarzda ya ıyordum. Hem ben, hem karde lerim, bunu benim az yemek ve i tahsızlı ıma veriyorduk.
Halbuki çok emarelerle kat'iyyen anladık ki; o acib hal, bereket neticeleri imi . Birkaç def'a sekiz
günde bana kâfi gelen bir ekme i, aynı i tiha ile çalı madı ımdan berekete mazhar olmadı ım
zaman iki günde, bâzan bir buçuk günde bitiriyordum. Demek bu onaltı ve onyedi senedenberi
benim mükemmel ta'yinatım, Risalet-ün-Nurun hizmetinden gelen bir bereket idi. Evet, bize de
aynelyakîn derecesinde kanaat gelmi ki; bu kesretli hâdisât-ı bereket, Kur'an-ı Mu'ciz-ül-Beyanın
i'câz-ı mânevisinin bir uâıdır. Mânen der: "Ey Kur'an akirdleri! Sizi vazife-i mukaddesenizden
ekseriyetle geri bırakan, mai et telâ esidir. O ise, Kur'anın feyziyle bereket nev'inden sizlere
veriliyor, vazifenize bakınız."
1 + A B . C$ & D0 A E 7 F
$ $ $ 12 0 GH 1
1 & IB8 - . ,J8 % K -$ L M8 F
Hem hâdisât-ı bereketin aynı zamanında Risalet-ün-Nurun bir kerameti olarak bir âkirdinin
binler lira kıymetinde hanesinin, ona pek yakın deh etli bir yangından fevkal-me'mul bir surette
Risalet-ün-Nurun bereketiyle kurtulması ve Risalet-ün-Nurun tercümanına âhiret cihetinde çok
alâkadarlık gösteren bir hanım, o deh etli yangında hanesinin üçüncü katında bulunan elmas ve
mücevherat ve altunlarını kurtarmak için ko up çıktı ı vakit ate her tarafını sarmı , elmas ve
mücevheratını kurtaramadı ı gibi kendi nefsini de bütün bütün tehlike-i kat'iyyede gördü ü vakitte
Risale-in-Nur tercümanı, o ate ten talebesinin hanesini kurtarmasını iddetli dua ederken o bîçâre
hanım hâtırına gelmi , "Acaba o yangında o âhiret hem irem bulunmasın?" diye ona da Risalet-ünNuru efaatçı edip
--- sh:»(ST:41) ↓ --------------------------------------------------------------------------------------------dua etmi . "Yâ Rabbî, ona merhamet eyle!" niyaz etmi . Aynı zamanda o hanım, pencereyi kırmı ,
kendini iki kat yüksekli inde avluya atmı , fevkalâde bir surette ne incinmi , ne de bir yeri kırılmı .
Hem, bakır ve demiri eriten o deh etli ve iddetli yangından bütün konak yandıktan sonra bütün
mücevheratını ve altununu, hiçbiri zâyi olmayarak bir un onu muhafaza etmi , bulmu , almı .
Risalet-ün-Nurun bereketinden hem canını, hem malını kurtarmı .
Hem mezkûr hâdisâtın aynı zamanında vuku bulması münasebetiyle Risalet-ün-Nurun
kerametkârâne iki tokadını yiyen aynı anda vazifece ehemmiyetli iki mütecaviz ve muacciz iki
adamın tecavüz ve ta'ciz ânında birisinin kafasına, di erinin ci erine vurması (Hâ iye) bizde hiçbir
üphe bırakmadı ki, hizmet-i Kur'aniyyedeki inayet-i Rabbaniyyenin bir hıfz ve himayet sillesidir,
"Artık durunuz, yeter! Tokada müstehak oldunuz!" diye mânen söylemesidir.
Risalet-ün-Nur âkirdlerinden
Emin ve Feyzi
***
MEHMED FEYZ 'N N YED
EFKAT TOKADIDIR.
Evet, üstadım bana "Mu'cizat-ı Ahmediyeyi karde im Husrev tarzında yaz" diyordu. Ben
yâni Feyzi, bir parça tenbellik ettim. Birden yirmisekizlilerle askere istenildim. Yine üstadım dedi:
"Git, Mu'cizat-ı Ahmediyeyi (A.S.M.) yaz. Seni imdi vermiyece im." Sonra ba ladım. O emir bir
hafta geri kaldı. Tekrar bir ârıza ile nasılsa Mu'cizat-ı Ahmediyenin (A.S.M.) yazılması noksanla tı.
Tekrar askere ça rıldım. Üstadım: "Git, yaz" dedi. Ben gidip kemal-i ciddiyet ve sadakatle
Mu'cizat-ı Ahmediyeyi (A.S.M.) yazma a ba ladım. Fevkal-me'mul ikinci def'a emir geri kaldı.
Tekrar bir ma'zerete binaen Mu'cizat-ı Ahmediyeyi (A.S.M.) yazamadım. Üstadım dedi : "Mâdem
Mu'cizat-ı Ahmediyeyi (A.S.M.) yazmakta tekâsül ettin, imdi senin vazifen, Risalet-ün-Nur
19
hesabına askerliktedir." Birden emir gelip, bir efkat tokadı yiyip vazifeme gönderildim. Cenâb-ı
Hakka ükürler olsun, mümkin oldu u kadar Risalet-ün-Nura çalı tım ve çalı tırıldım. Üstadım bize
söyledi i gibi, altı-yedi ay sonra terhis edilip sevgili Üstadıma, Risalet-ün-Nurun kudsî vazifesine
kavu tum. n âallah bu kabahatim afvolmu tur. Hem Risalet-ün-Nurda, hem hizmet-i Kur'aniyyede
(Hâ iye): Evet o mütecavizlerden birisi dehalet etti, ölümden kurtuldu. Di eri bir sene azab çekti,
hem öldü.
--- sh:»(ST:42) ↓ --------------------------------------------------------------------------------------------bizleri sebkat eden Husrev, Rü dü, Hâfız Ali, Hulûsi, Sabri gibi hâlis Kur'an âkirdlerini ve
kıymetdar karde lerimi efaatçi ederek o kusurumun afvını bütün ruhumla Kur'andan ve üstadımdan
rica ediyorum. Ben itiraf ediyorum ki, tenbelli imin cezası olarak fevkal-me'mul bir efkat tokadı
yedim.
Risale-i Nur'un tenbel bir âkirdi, fakat elmas kalemli karde lerinin gayret ve faaliyetiyle iftihar
eden
Mehmed Feyzi
***
R SALE- NUR ÂK RDLER NDEN MEHMED FEYZ VE EMSAL NE H TABEN
BEYAN ED LEN B R HAK KATTIR.
Karde im Feyzi, mâdem sen Isparta Vilâyetindeki kahramanlara benzemek istiyorsun, tam
onlar gibi olmalısın. Eski ehir Hapishanesinde Allah rahmet etsin, mühim bir eyh-i mür id ve
câzibedar bir Nak î evliyasından bir zat, dört ay mütemadiyen Risalet-ün-Nurun elli-altmı
âkirdleri içinde ve celbkârâne onların içlerinde sohbet etti i halde, yalnız birtek âkirdi
muvakkaten kendine çekebildi. Mütebâkisi, o câzibedar eyhe kar ı müsta ni kaldılar. Risalet-ünNurun yüksek kıymetdar hizmet-i îmaniyesi, onlara kâfi olarak kanaat veriyordu. O âkirdlerin
gayet keskin kalb basîreti, öyle bir hakikatı anlamı ki:
Risalet-ün-Nur'a hizmet eden, îmanını kurtarıyor. Tarîkat ve eyhlik ise, velâyet mertebeleri
kazandırıyor. Bir adamın îmanını kurtarmak, on mü'mini velâyet derecesine çıkarmaktan daha
mühim ve daha sevaplıdır. Çünki îman, saadet-i ebediyeyi kazandırdı ı için, bir mü'mine küre-i arz
kadar bir saltanat-ı bâkıyeyi te'min eder. Velâyet ise, mü'minin Cennetini geni lettirir, parlattırır.
Bir adamı sultan yapmak, on neferi pa a yapmaktan ne kadar yüksek ise; bir adamın îmanını
kurtarmak, on adamı velî yapmaktan daha sevaptır.
te bu dakik sırrı senin Ispartalı karde lerin bir kısmının akılları görmese de umumunun
keskin kalbleri görmü ki; benim gibi bîçâre, günahkâr bir adamın arkada lı ını, evliyalara, -belki
e er olsaydı müçtehidlere- dahi tercih ettiler.
Bu hakikata binaen, bu ehre bir kutub, bir Gavs-ı A'zam gelse, dese: "Seni on günde velâyet
derecesine çıkaraca ım." Sen, Risale-i Nur'u bırakıp onun yanına gitsen, Isparta kahramanlarına
arkada olamazsın.
--- sh:»(ST:43) ↓ --------------------------------------------------------------------------------------------Lillâhilhamd, bu zamanda Sünnet-i Seniyye dairesinde kemâl-i îmanı kazanan Risale-i Nur
âkirdleri, evliyaların, mür idlerin nazar-ı dikkatini celbedecek vaziyeti aldı ından, her zamanda
bulunan hakikî mür idler, her halde bu zamanda Risalet-ün-Nur âkirdlerine mü teri olurlar.
Birisini elde etseler, yirmi mürid kadar kıymet verirler. Hem zevkli ve cazibedar velâyet tere uhatı
kar ısında Risalet-ün-Nurun hizmetindeki me akkat, mücahede, külfet bulundu undan, Feyziye
hitaben beyan edilen bu hakikat kaleme alındı.
Said Nursî
***
HUSREV' N B R FIKRASIDIR
Aziz Üstadım!
Yüksek ve ciddî ir adlarınızla adım atma ı en büyük bir maksad bilen talebeleriniz, son
zamanlarda âyân-ı ükran bir vaziyete girdiler. Hulûsi-i sâni, be -on arkada iyle; Hâfız Ali,
civarındaki yirmi-yirmibe arkada iyle; mübârekler, otuz-otuzbe refikleriyle ve bilhassa Hacı
Hafız Köyünde Ahmedler ve Mehmedlerin çok hâlis gayretleriyle umumiyet itibariyle hem hiç
mübalâ asız bin kalemle, belki daha fazla; en geride kalan Ispartada ise kahraman Rü dünün ve
20
risaleleri kendine tamamen yazan Mehmed Zühdünün ve Küçük Ali'nin ve Osman Nuri gibi fa'al
talebelerin gayret ve himmetleriyle otuz ile kırk arasında, hattâ bir cihette mümtaziyet kazanan
Mehmed Zühdünün Küçük Hâfız Ali gibi hem Risalet-ün-Nuru yazarak, hem kendi evinde yüz elli
kadar çocu u serbest olarak üç aydanberi okutmasiyle ve civarında di er köylerde bulunan onbe
yirmi er arkada lariyle talebeleriniz, Kur'ânî hizmetlerinde gayretli bir surette çalı maktadırlar.
Mübâreklerin yazdıkları gibi, dört köyde dört ay zarfında elifba okumayan kırk-elli adam, Risaletün-Nuru mükemmel yazma a muvaffak olmaları harika bir keramet-i Risalet-ün-Nur oldu una
kanaatımız geldi.
Risale-i Nur âkirdlerinden
Husrev
***
--- sh:»(ST:44) ↓ --------------------------------------------------------------------------------------------HULÛS BEY N B R FIKRASIDIR
Aziz Üstadım!
Ondokuzuncu Mektub'u bir mecliste ve bir cuma gecesi okumak niyetiyle üzerime almı tım.
iddetli ya murlu bir gece idi. O mecliste okumak üzere elimi cebime koydum, o mübârek eser
yerinde olmadı ını hayretle gördüm. Eseri koydu um ceb yırtık ve delik olmadı ı gibi, ben de
ba ka hiçbir yerde durmadı ıma göre bu hale hayret etmemek kabil mi? O geceyi uykusuz
geçirdim, müteessir oldum. Hazret-i Gavs'dan bu mübârek eseri istedim. Lillâhilhamd, ertesi günü,
bu eseri dinlemekle namaza ba lamı olan bir muallim vasıtasiyle bulundu. akır akır ya mur
altında ve çamur içinde bu mübarek eser bulunsa bile artık okunmayacak derece olaca ını tahmin
edersiniz de il mi? âyân-ı hayret ve cây-ı dikkat ve medâr-ı ibrettir ki, en ufak bir leke bile
olmamı tır. Hâfız-ı Hakikî, o mübârek eseri, ona mânen ve cidden ba lı olanlar gibi muhafaza
buyurmu . Hafîz ve Alîm ve Hakîm isimlerinin zâhir bir tecellisi böylece lemean etmi oldu.
Hulûsi
***
Mahrem olan sırr-ı " nnâ A'taynâ"da cifr ile istihracım, aynen "Münâzarat Risalesi" nde "Bir
nur çıkacak, görece iz" diye gaybî müjdelerdeki gibi ilhâmî ve hak bir hakikatı fikrimle
tatbikatımda bir kusur vardı. O kusur, beni bir zaman dü ündürüyordu. "Münâzarat" ve "Sünuhat"
gibi risalelerdeki müjde-i Nuriyeyi, Risale-i Nur halletti. Daire-i siyasiye yerine, yüksek bir daire-i
Nuriye ile o kusuru izale etti i gibi, mahrem sırr-ı nnâ A'taynâ'da, "Oniki, onüç sene sonra
slâmiyete darbe vuranların ba larına öyle müdhi bir patlayı olacak ki, kıyamete kadar
unutulmayacak" meâlindeki istihrac-ı cifrî çok geni bir dairede oldu u halde, nur sırrının aksine
olarak dar bir dairede ve hususî bir hükûmette tatbik etmek suretiyle fikrim o geni daireyi ihâta
edemeyerek o hakikatın suretini de i tirmi . Halbuki o istihracın gösterdi i aynı tarihte, o rejimin
müessisi ve ba ı dünyadan göçtü, darbesini yedi. Ve aynı senede perde altında, bilinmeyen ve küre-i
arzın ekserisini ve nev'-i be erin kısm-ı âzamını istibdadı
--- sh:»(ST:45) ↓ --------------------------------------------------------------------------------------------altına alan bir müdhi cereyanın dü ümü ve dü mesi ve mânen ba ı ve en müdhi olan o göçüp
giden adam tokat yedi i aynı zamanda, daha sene tamam olmadan o müdhi cereyanın bütün ba ları
ve tarafdarları öyle semavî ve müdhi tokatlara ve iddetli fırtınalı musibetlere tutulmaya ba ladılar
ki, kıyamete kadar azabını çekecekler ve çekiyorlar; ve edyan-ı semaviye ve slâmiyete ettikleri
cinayetlerin cezasını çok geni bir dairede gördüler ve görüyorlar. Mimsiz medeniyetin bu istifra
ve kusması ile dünyayı mülevves ettikleri için, aynı istihracın gösterdi i tarihte o medeniyetin
ba ına öyle semavî tokat indi ki, en karanlık vah etten daha a a ı indirdi.
Elhâsıl: Sırr-ı nnâ A'taynâ'da, çok geni bir daireyi, dar bir dairede tatbik edilmi . Nur
müjdesi ise, dar ve mânevî fakat yüksek bir daireyi, geni ve maddî bir daire suretinde tasvir
edilmi . Cenâb-ı Hakka yüz bin ükür ediyorum ki, bu iki kusurumu
N8
7* O
P
sırrına
mazhar eyledi.
Said Nursî
***
21
HUSREV' N B R FIKRASIDIR
Çok Kıymetdar ve Çok Sevgili Üstadım Efendim!
Hazret-i sa Aleyhisselam'la Deccal hakkındaki Ehâdîs-i müte abiheden bir Hadîsin üç
cihetle hakikî te'vilini beyan ve izah eden Mehmed Feyzi ve Emin karde lerimizin mübarek
fıkralarını Sabri karde im göndermi , bu gün aldım, okudum. Bu Hadîs-i erîfin meâline ve hakikî
te'villerine o kadar muhtaç imi im ki; kızgın kum sahralarında senelerden beri susamı lara âb-ı
hayat uzatır gibi ruh ve kalbim bir taze hayat buldu, derinden derine nefes aldım, bütün letâiflerim
sürurla doldu, zâhirî cesedimden mânevî kalbime kadar sirayet etti. Sevgili Üstâdımız, talebelerini;
ve Kastamonulu karde lerimiz de bizleri lütuflariyle doyurduklarından, Cenâb-ı Hakka hadsiz
ükrettim. Ba ta sevgili Üstadım, Risalet-ün-Nurun kerâmetine ve bu fıkranın feyzine bakan üç
ikram ile kar ıla tık.
--- sh:»(ST:46) ↓ --------------------------------------------------------------------------------------------Birincisi: Mektubunu birlikte takdim etti im Sabri karde imiz, bu âli fıkra eline vâsıl
olaca ı anda, bir di er karde ine hâdisattan bahsederken bu fıkranın münderecatını anlatması...
kincisi: Bu hakir talebeniz Husrev de, bu fıkranın vüsulünden bir gün evvel Re'fet Beyle
konu urken demi tim. "Aziz Re'fet! Biz, Hazret-i sa Aleyhisselâmın nüzûlüne intizar ediyoruz. Bu
peygamber-i âlî ân, din lehinde hareket eden cereyanın ba larına nüzul etse gerektir; ve o millet de
müslüman olacaktır. Sevgili üstadımızın son mektublarından böyle anlıyorum. Bu hususta ümidim
kuvvetlidir. n âallah öyle de olacaktır" demi tim.
Üçüncüsü: Atabeyli karde lerimin sevgili üstadıma yazdıkları mektub ki, onu da bu ak am
aldım, okudum, çok acib gördüm. O karde lerim de Osman-ı Halidînin bahsetti i müceddid-i din ve
o erefe Cenâb-ı Hakkın nâil etti i zâtı da sevgili Üstadımız olan Risalet-ün-Nur oldu undan
bahsediyorlar. O mektubu da birlikte takdim ettim.
Evet muhterem üstadım, bu günlerde Risalet-ün-Nurun, fevkalâde faaliyeti içinde çok
kerâmetlerini mü ahede ediyoruz. Hattâ öyle diyebilirim ki: Herbir talebeniz, ba lı ba ına, birer
birer, belki de kerratla böyle ikrama ve böyle in'âma mazhardırlar.
Milâslı Mehmed Efendi, "Bir karyede bin kalemle Nura sarılan karde lerimizin köyündeki
faaliyeti biraz mübalâ alı görmü ler. Ben onun tahkiki için geldim" dedi. Risalet-ün-Nurun bir
kerameti idi ki, bu köyün kıymetli, fa'al bir talebesi Marangoz Ahmed yanımda idi. Ben dedim:
Vâkıa ben bu köye gitmedim, karde lerimden soruyorum, onlar da diyordu: "Kadın-erkek, çolukçocuk, Risalet-ün-Nuru yazan bin kalem vardır." Sonra Marangoz Ahmed dedi ki: "Bizim
köyümüz, üçyüz elli hanedir. ki hoca, bir hacı, üç adamdan ba ka bütün evlerimize Risalet-ün-Nur
girmi tir. Kadınlara, kız çocuklarına varıncaya kadar yazıyorlar. Hattâ ümmîlerden -kırk ya ından
yukarı- yazı yazan on kadar karde imiz vardır" cevabında bulundu. Milâslı Mehmed Efendi bu
faaliyete hayran oldu.
Talebeniz
Husrev
***
--- sh:»(ST:47) ↓ --------------------------------------------------------------------------------------------R SALE- NURUN BE TALEBES N N B R FIKRASIDIR.
Isparta'nın saf menâbi-i ilmiyesinden bir zat ki, Tarîkat-ı Aliyye-i Nak iyye rüesâsından ve
binikiyüz doksaniki veya bin ikiyüz doksan üç arasında dâr-ı bekaya te rif buyuran Be kazalızade
Osman-ı Hâlidî Hazretleri, meslek-i ilmiye ve ameliyesiyle alâkadarane ke fiyat ve hâdisatını bir
hüccet-i katıa gibi vârislerine vasiyet ve mahz-ı teb iratlarını öylece tevarüs eylemi tir. Hatta
Üstad-ı muhteremimizin tevellüdüne tam isabetli olarak tarih-i mezkûrda " mânı kurtaran bir
müceddid çıkacak, o da bu sene tevellüd etmi " demi . Bundan ba ka dört evlâdından birisinin o
zat ile mü erref ve mülâkî olaca ını ilâve etmi tir. Bu beyanat-ı hakikiye öylece cereyan etmi tir:
Bin üçyüz yirmiyedi rûmî senesi Atabeyde sünnet ve hıfz cem'iyetlerinden birinde
mü arün'ileyh Osman-ı Hâlidî Hazretlerinin evlâdlarından sonuncusu Ahmed Efendi merhumdan,
"Müceddid müceddid diyorsunuz, nerede ve kimdir?" rad olunan suale cevaben: "Evet, imdi
mevcuddur ve hem otuz be ya larındadır." demi tir.
Sâniyen: Isparta'nın Yenice Mahallesinden ve karde lerimizden Nuri tarafından merhum
22
mumaileyh Ahmed Efendiden "Pederiniz, benim evlâdımdan birisi o müceddidle mükâleme ve
musafahada olacaktır, demi , nasıldır?" diye sorulmu . Cevaben Ahmed Efendi merhumun "Evet
do rudur. Ben onunla görü tüm" cevabında bulunması, i bu ke fiyat ve beyanata medar olmu tur.
Mü arünileyh Osman-ı Hâlidî Hazretlerinin müstesna tesbihat ve tahmidatının biri
G? FM$F F%
2 FQ F% FR âyet-i kerîmesinin fazl u tevfikına sı ınarak Isparta'nın cenubunda, da da Sidre
nam mevkide erbaîn eyyâm-ı mübarekesini tes'id ve hasr-ı tesbihata niyetle kırk günlük ia eye
tahsis etti i ki, herbir gün için elli dirhem mikdarında bir bezdirme ekme inden kırk tane olan bir
tahsisatı bir-iki günde yer ve kırk günde daha yemek yemeden o mevki-i mahsusada imrar-ı evkat
ve tesbihatta bulunurlar. kmalinde, geri avdetlerinde mübarek dudakları birbirine yapı ır, bıçakla
tekrar açarlar. Biraz ileride u asr-ı hâzırın u radı ı
--- sh:»(ST:48) ↓ --------------------------------------------------------------------------------------------ve u rayaca ı kaviyyen me'mul ve melhuz olan sefahet ve atalete ra men düstur-u üyuhatını tahdit
ve ancak anâsır-ı mecrûha cerrahını unutmayıp ve ihmal dahi etmiyerek ehadet-i kat'iyyesini
gösterip sahife-i hayatını bin ikiyüz doksanikide imzalamı tır.
Van'da te'sisine ba lanan Medrese-i Zehra'nın te'hiri, "Doktor hastaya elzemdir" fehvasiyle,
ondokuz bin altun tahsisat ve arkasında Sultan Re ad, dahaberide ikiyüz meb'usdan yüzaltmı
küsurun inzimam-ı re'yi yüzelli bin banknot kabûl ettikleri halde, maddeten mevki-i fiile îsal
edilememi . Herhalde Hakîm-i Mutlak, Kadîr-i Mutlak, daha ahsen suretini dilemi ki, o Sultan-ı
Ezelînin lûtfiyle, maddiyata minnet etmeden, Hâzâ min fazlı rabbî, Elhamdülillâh, Isparta'da Risalei Nurun te'lifine menba' olması ve mânevî Medreset-üz-Zehra hükmüne geçmesi, pâyansız
kusurlarımızın belki de setrine in âallah vesile olmasını Cenâb-ı Erhamürrâhimînden dileyerek, i bu
destgâh-ı mânevîyi tahkîmen Osman-ı Hâlidînin kıymetdar ve mânidar sâdık ve me hur ihbaratının
hedef ve masruf-u lehi günden daha â ikâr bir halde zuhur etmi tir.
u mütevâli vekâyi-i müsbete biz âciz hizmetçilere vazife-i aslîmizde ayrıca nazar-ı dikkati
celbetti ine muttali olduktan sonra, bin hamd ü sena ile huzur-u Üstada birer birer vücud-u
mânevîmizle arz-ı endam eder ve mübarek ellerini öperiz. Aynı gayeye yardıma ko an ve aynı
destgâhın alâkadarları olan Küçük Husrev ve Feyzi, Nazif, Emin, Tahsin, Tevfik, Hilmi gibi
karde lerimize arzederiz.
Risale-i Nur âkirdlerinden
Hasan, Osman, Tâhirî, Abdullah, Hulûsi-i Sâni Sabri
***
Aziz Karde lerim!
Bu günlerde, Tefsir'in ve Onuncu Söz'ün tevafukatına baktım. Kendi kendime dedim ki: "Bu
ziyade tafsilât israfdır; ehemmiyetli mes'eleler çoktur, vakit zâyi olmasın." Birden ihtar edildi ki: "O
tevafuk altında çok ehemmiyetli mes'eleler vardır. Hem mâdem tevafukta bir inayet-i hâssa ve bir
iltifat-ı Rahmânî Risalet-ün-Nura kar ı tezahür etmi ; o iltifata kar ı hüsn-ü ükran ve memnuniyet
ve müte ekkirane sevinç ne kadar ifratkârane de olsa,
--- sh:»(ST:49) ↓ --------------------------------------------------------------------------------------------israf olamaz." Bu ihtar mücmelini iki cihetle izah edece im.
Birincisi: Her eyde, -ne kadar cüz'î olsa da- bir kasd ve iradenin cilvesi bulunmasıdır.
(Tesadüf hakikî olarak bulunmamasıdır.) Evet, kesretin en da ınık ve en ziyade tesadüfe verilen,
kelimattaki hurufatın vaziyetleridir. Hususan kitabette madem hiç münasebeti olmayan ve ihtiyar-ı
be er karı mayan hurufatın vaziyetlerinde bir tenasüb, bir nizam bulunuyor; elbette bir irade-i gaybî
tahtında vaziyetler veriliyor. Hiçbir ey, daire-i ilim ve kudretinden hariç olmadı ı gibi, daire-i irade
ve me îetten dahi hariç de ildir ki, böyle cüz'i ve da ınık eylerde dahi bir tenasüb gözetiliyor ve
tanzim ediliyor. Ve o tanzim içinde irade-i âmme cilvesinden inayet-i hâssa suretinde Risalet-ünNura bir imtiyaz nev'inden hususî bir teveccüh görülmü . Ben bu derin mes'eleyi tam görmek için
" ârât-ül- 'caz"ın tevafukatına dikkat ettim ve kat'î bir kanaat ile o sırrı bildim ve hissettim.
kincisi: Nasılki çok mübarek ve kudsî büyük bir zat, gayet fakir ve muhtaç bir adama ümid
edilmedi i bir tarzda iltifatkârâne bir kabda bâzı kâ ıtlara sarılı bir hediye ihsan etse, elbette o
23
bîçâre adam, o pek büyük zâta kar ı hediyesinin binler mislinden fazla te ekkür etmek ister. Ve bin
o hediye kadar kıymetli bulunan o hediye ile gösterilen iltifata kar ı ne kadar te ekkürde israf ve
ifrat da etse, makbûldür. Ve o çok mübarek zâtın hediyesine sardı ı kâ ıtları da teberrük deyip
eker gibi yese, hattâ o hediye içindeki cevizlerin kabuklarını da teberrük deyip ekmek gibi yese,
ba ına koysa, israf olmadı ı gibi, Risalet-ün-Nur yüzünde irade-i âmmede inayet-i hâssa iltifatı,
tevafuk zarfiyle ihsan edilmi . Elbette tevafuka dair tafsilat, tasvirat fiilî te ekküratın bir nev'idir, ve
sevincin ve minnetdarlı ın heyecanlı bir tere uhatıdır. Evet, böyle bir zâtın iltifatını gösteren
maddî kırk para ihsanına kar ı, kırk bin liraya de er iltifatına kar ı ne kadar te ekkür eylese, israf
de il.
Said Nursî
***
Aziz Sıddık Karde lerim!
Sizin fevkalâde sadakat ve ulûvv-i himmetinizden tere uh eden bir hafta evvelki
mektubunuza kar ı hüsn-ü zannınızı bir derece
--- sh:»(ST:50) ↓ --------------------------------------------------------------------------------------------cerh eden benim cevabımın hikmeti udur ki:
Bu zamanda öyle fevkalâde hâkim cereyanlar var ki, her ey'i kendi hesabına aldı ı için,
faraza hakikî beklenilen o zat dahi bu zamanda gelse, harekâtını o cereyanlara kaptırmamak için
siyaset âlemindeki vaziyetten feragat edecek ve hedefini de i tirecek, diye tahmin ediyorum.
Hem üç mes'ele var: Biri hayat, biri eriat, biri îmandır. Hakikat noktasında en mühimmi ve
en âzamı, îman mes'elesidir. Fakat imdi umumun nazarında ve hâl-i âlem ilcaatında en mühim
mes'ele, hayat ve eriat göründü ünden, o zat imdi olsa da, üç mes'eleyi birden umum rûy-i
zeminde vaziyetlerini de i tirmek nev'-i be erdeki câri olan âdetullaha muvafık gelmedi inden,
herhalde en a'zam mes'eleyi esas yapıp, öteki mes'eleleri esas yapmıyacak, tâ ki, îman hizmeti,
safvetini umumun nazarında bozmasın ve avamın çabuk i fal olunabilen akıllarında o hizmet ba ka
maksadlara âlet olmadı ı tahakkuk etsin.
Hem de, yirmi senedenberi tahribkâr e edd-i zulüm altında o derece ahlâk bozulmu , o
derece metanet ve sadakat kaybolmu ki; ondan, belki yirmiden birisine îtimad edilmez. Bu acib
hâlâta kar ı çok fevkalâde sebat ve metanet ve hamiyet-i slâmiye lâzımdır. Yoksa akim kalır, zarar
verir.
Demek en hâlis ve en selâmetli ve en mühim ve en muvaffakıyyetli hizmet, Risalet-ün-Nur
âkirdlerinin çalı tıkları daire içindeki kudsî hizmettir.
Her ne ise, imdilik bu mes'eleye bu kadar yeter.
Said Nursî
***
HÜSREV' N MEKTUBUNDAN B R FIKRADIR
Evet üstadım, gözümüzle görüyoruz ki: Ehl-i tarîkat, bid'alara dayanamamı lar; hem
girmi ler, içinden çıkamıyorlar, hem salikleri ondan bir ikiye inmi . Hem onlar da îtiraf ediyorlar
ki: Zevklerinden cezbedici güzelliklerinden ellerinde çok eyleri kalmamı . Cenab-ı Hakkın sırf bir
ihsanı olarak Risalet-ün Nur'un parlak, nuranî nâsiyesini mü ahede ediyoruz ki, in'ikâs eden lemeatı nûriyesi,
--- sh:»(ST:51) ↓ --------------------------------------------------------------------------------------------bütün ihtiyacımıza kâfi ve vâfi geliyor, herkesi hayrette bırakıyor. Hem, ehl-i bid'ayı serfürû'
ettiriyor. Öylelerin lisanlarından, nedamet ve teessüfü ifade eden "Bilmemi iz!" kelimeleri
dökülüyor.
Muhitimizde, Risalet-ün-Nura kar ı câzibedar ve çok âlî hakikatlarından ba ka ehl-i bid'a
lisanları susmu ; güya karanlıklı girdablara sokulmu lar, konu uyorlar. Konu salar da tesirleri
kalmamı tır. Câzibedar ve i'cazkâr lisaniyle ancak Risalet-ün-Nur konu uyor. Bid'a ve dalâlet
zulmetlerine kar ı ancak onun talebeleri, kuvvet-i îmanla çelikten bir kal'a gibi duruyorlar. Hem
öyle fevkalâde fütuhat yapıyor ve öyle hârikulâde bir surette emir ve nehy-i Kur'ânîyi temessük
ettiriyor ki, pek çok mü ahedatımızdan yalnız birisini bin kalemli karde imiz söylüyorlar ki...
Sükût.
24
Hüsrev
***
KÂT B OSMAN'IN RÜ'YASINA A T B R FIKRASIDIR.
âbân-ı erifin onbe inci cumartesi Leyle-i Berat gecesi rü'yamda; büyük berrak, küçük bir
deniz olan bir göl sahilinde ngiliz veyahud Almanla, biz yâni Türk hükûmeti harbediyormu . Harb
esnasında semadan bir karaltı zuhur etme e ba ladı. "Acaba bu semadan inen nedir?" diye
hepimizin nazar-ı dikkatini celbetti. Yakınla tıkça bir insan ve sonra üzeri ihramlı, yüzü bir parça
esmer, ba ı beyaz ve büyük tülbend ile sarılı bir kadın eklini alarak, gölün ortasında hemen inece i
zaman derhal oraya bir mermerden minber yapılarak minberin üzerine indi. Sonra, zât-ı âlinizden
gelen umum mektubları okuma a ba ladı. Her iki tarafta sükûnet hasıl oldu. Okudu u mektubları
herkes can kula ıyle dinledi. Sonra nihayetinde "Evet, Hazret-i Kur'an-ı Azîmü anın ahkâm-ı
er'iyesince amel ederseniz, yakayı kurtarırsınız. E er Kur'ân-ı Azimü ân'ın ahkâm-ı er'iyyesine
riayet etmezseniz hepiniz mahv u peri an olacaksınız" diye söyledi. Sonra evime geldim. Bizim
Re'fet Beyle Rü dü Efendi bizim eve geldiler, bendenize dediler: "Bu sırrı sen mi if a ettin? Bu
mektuplar minber üzerinde okundu?" Bendeniz de cevaben: "Hayır karde lerim, bu sırrı siz
anlamadınız mı? Bu gelen zat, semadan geliyor, bu mektupları
--- sh:»(ST:52) ↓ --------------------------------------------------------------------------------------------oradan getiriyor. Ben kim oluyorum ki o havadisi oraya çıkarayım?" diye onlara söyledim. Sonra
bunlara bir hediye ikram edeyim diye bakdım, evimizin deli inde dört top helva gördüm. Birisini
birine, di erini öbürüne ve iki tanesini de kendim yedim. A zım tatlı olarak uyandım.
n âallah Leyle-i Berat hürmetine ve duanız bereketiyle hakkımızda mübarektir, lûtfen
tâbirini beklemekteyiz.
Talebeniz
Kâtib Osman
***
KARADA IN B R MEYVES
Aziz Karde lerim!
Bu def'a mektup yerinde bu meyveyi gönderiyoruz.
Bir âyetin mâna-yı i ârîsinin külliyetinden bir ferdi, hürriyetten bu âna kadardır...
Te rin-i sâni otuzuncu gün 1358 de Karada ba ına çıkıyordum. " nsanların, hususan
müslümanların bu teselsül eden helâketleri ve hasâretleri ne vakitten ba ladı, ne vakte kadar..."
hâtıra geldi. Birden her mü külümü halleden Kur'an-ı Mu'ciz-ül-Beyan, Sûre-i
,S? &
yi kar ıma
çıkardı. "Bak" dedi, baktım; her asra hitab etti i gibi, bu asrımıza da daha ziyade bakan
% ,S? &
âyetindeki
, L 3T %
%
, L 3T %
makam-ı cifrîsi bin üçyüz yirmi dört edip hürriyet
inkılâbiyle ba layan tebeddül-ü saltanat ve Balkan ve talya harbleri ve Birinci Harb-i Umumî
ma lûbiyetleri ve muahedeleri ve eâir-i slâmiyenin sarsılmaları ve bu memleketin zelzeleleri ve
yangınları ve kinci Harb-i Umumînin zemin yüzünde fırtınaları gibi semavî ve arzî musibetlerle
hasâret-i insaniye ile
, L 3T %
% âyetinin bu asra
--- sh:»(ST:53) ↓ --------------------------------------------------------------------------------------------dahi bir hakikatı, maddeten aynı tarihiyle gösterip bir lem'a-i i'cazını gösteriyor.
N S 5 0 & 58$UV =
ise, makam-ı cifrîsi, âhirdeki
N , 6 sayılır,
edde sayılır, bin
üçyüz ellisekiz olan bu senenin ve gelecek senenin aynı tarihini göstermekle o hasâretlerden,
bâhusus mânevi hasâretlerden kurtulmanın çare-i yeganesi iman ve a'mâl-i sâliha oldu u gibi ve
mefhum-u muhalifiyle o hasaretin de sebeb-i yegânesi küfür ve küfran, ükürsüzlük, yâni
imansızlık, fısk ve sefahet oldu unu gösterdi. Sûre-i
,S? & in azamet ve kudsiyetini ve kısalı iyle
beraber gayet geni ve uzun hakaikın hazinesi oldu unu tasdik ederek Cenâb-ı Hakka ükrettik.
25
Evet, âlem-i slâm bu asrın hasâreti olan bu deh etli ikinci harb-i umumîden kurtulmasının
sebebi Kur'andan gelen iman ve a'mâl-i sâliha oldu u gibi, fakirlere gelen acı açlık ve kahtın sebebi
orucun tatlı açlı ını çekmedikleri ve zenginlere gelen hasârât ve zâyiatın sebebi de zekât yerinde
ihtikâr etmeleridir. Ve Anadolunun bir meydan-ı harb olmamasının sebebi
58$UV =
kelime-i
kudsiyesinin hakikatını fevkalâde bir surette yüz bin insanların kalblerine tahkikî bir tarzda ders
veren Risale-in-Nur oldu unu, pek çok emarelerle ve âkirdlerinden binler ehl-i hakikat ve dikkatin
kanaatları isbat eder. Ezcümle emarelerden biri; Risale-i Nura sıkıntı veren veyahut hizmetinden
çekilen pek çok adamların tokat yemeleri gibi, bu sene bu memleketin etrafında umumî bir tarzda
Risale-i Nurun inti arına sıkıntı verip imdiki bir nevi tevakkuf devresi vermek hatâsiyle imdiki
umumî sıkıntının bir sebebi oldu unu göstermesidir.
***
--- sh:»(ST:54) ↓ --------------------------------------------------------------------------------------------Sûre-i
N,
,S? & ın Da
Meyvesi Nâmında Nüktesine Bir Hâ iyedir.
N S
deki
noktada
beraberdir, bu zamanımızı gösterir (1358). Ve telaffuzca
âhirdeki "ta"lar ekseriyetçe vakfa rast gelmesiyle cifirce
Bu noktadan, eddeler sayılmazsa ve
6
sayılabilir. Bu
6 okunmadı ından N kalabilir.
beraber de il, ikiyüz küsur zamana kadar îman ve amel-i
sâlihle beraber bir taife-i azîme hasâret-i azîmeye kar ı mücahedeye devam edece ine i aret edip
Fâtihanın âhirinde
7 0 W ? = X ,Y gösterdi i zamana, hem
,$ 3* 3Z E 3 0 ,6 [ 3Z$ $ \-T( ] P ^*
birinci cümle binbe yüz makamiyle âhir zamanda bir taife-i mücahidenin son zamanlarına ve ikinci
cümle, bin be yüz altı makamıyla gâlibane mücahedenin tarihine ve üçüncü cümle bin be yüz
kırkbe makamiyle pek az bir farkla hem fatihanın, hem
,S? & suresinin ikinci cümlesinin gaybî
i aretlerine i aret edip tevafuk eder. Demek bu Hadîs-i erîfin üç cümlesinden herbirisi bin be yüz
tarihine ve mücahedenin ne kadar devam edece ine dair i aretlerine aynen bu
N S 5 0& 58$UV =
bin be yüz altmı bir makamıyla, hem
, S 5Y 5*& E
5Y 5*& bin
be yüz altmı makamiyle i tirâk edip o tâife-i azîmenin mücahedatları ne kadar devam edece ini
mânâ-yı i ârî ve cifriyle gösterirler ve Fâtiha ve Hadîsin irae ettikleri tarihe, makam-ı ebcedleriyle
takarrüb edip farklı bir derece tevafuk ederler ve mânâlariyle de tam tetabuk ederek parlak bir
lem'a-i i'caz-ı gaybiyeyi gösteriyorlar.
--- sh:»(ST:55) ↓ --------------------------------------------------------------------------------------------B RDENB RE KALBE GELEN B R NÜKTE- 'CAZ YED R
Kur'ana ait en cüz'i en küçük bir nükte de kıymeti büyük oldu undan, ârât-ı Kur'aniyenin
bu zamanımıza tevafuk eden küçük bir uâı, bugün sûre-i
,S? & nükte-i i'câziyesi münasebetiyle
Sûre-i Filden, mânâ-yı i ârî tabakasından tevafuk düsturuna istinaden bir nüktesini beyan etmem
ihtar edildi. öyle ki:
Sûre-i
_+ *
me hur ve tarihî bir hâdise-i cüz'iyyeyi beyan ile gelen ve her asırda efradı
bulunan o gibi ve ona benziyen hâdiseleri ihtar ve tabakat-ı i ariyeden herbir tabakaya göre bir
mânayı ifade etmek umum asırlarda umum nev-i be erle konu an Kur'an-ı Mu'ciz-ül-Beyanın
belâgatının muktezası olmasından, bu kudsî sûre bu asrımıza da bakıyor, ders veriyor, fenaları
tokatlıyor. Mânâ-yı i arî tabakasında bu asrın en büyük hâdisesini haber vermekle beraber dünyayı
26
her cihetle dine tercih etmek ve dalâletde gitmenin cezası olarak cifir ve hesab-ı ebced ile üç
cümlesi aynı hâdisenin zamanına tetabuk edip i aret ediyor.
Birinci Cümlesi: Kâbe-i Muazzama'ya hücum eden Ebrehe askerlerinin ba larına ebâbil
tayyareleriyle semavî bombalar ya dırmasını ifade eden
:. 9 7 $,* cümle-i kudsiyesi bin üçyüz
ellidokuz edip, dünyayı dine tercih eden ve nev'-i be eri yoldan çıkaran medeniyetçilerin ba larına
semavî bombalar ve ta lar ya dırmasına tevafukla i aret ediyor.
kinci Cümlesi:
; `* 3H 6 + ;?9
kelime-i kudsiyesi, eski zaman hâdisesindeki
Kâbenin nurunu söndürmek için hileler ile hücum edenlerin kendileri yokluk, zulümat, dalâlette
aksül'amel ile aleyhlerine dönmesiyle tokat yedikleri gibi, bu asrın aynen hileler ile, desiseler ile
edyan-ı semaviye kâbesini, kıblegâhını, dalâlet hesabına tahribe çalı an cebbar, ma rur ehl-i
dalâletin tadlil
--- sh:»(ST:56) ↓ --------------------------------------------------------------------------------------------ve idlâllerine semavî bombalar tokadiyle cezalanmasına, aynı tarihi
; `* 3H kelime-i kudsiyesi bin
üçyüz altmı makam-ı cifrisiyle tevafuk edip i aret ediyor.
Üçüncüsü:
; T a Y A@ . ;?H _ + ,*
cümle-i kudsiyesi Resûl-i Ekrem Aleyhissalâtü
Vesselâma hitaben : "Senin mübarek vatanın ve kıblegâhın olan Mekke-i Mükerremeyi ve Kâbe-i
Muazzamayı hârikulâde bir surette dü manlardan kurtarmasını ve o dü manları nasıl bir tokad
yediklerini görmüyor musun?" diye mânâ-yı sarihiyle ifade etti i gibi, bu asra dahi hitab eden o
cümle-i kudsiye, mânâ-yı i ârîsiyle der ki : "Senin dinin ve slâmiyetin ve Kur'ânın ve ehl-i hak ve
hakikatın cebbar dü manları olan dünya-perest ve dünyanın menfaati için mukaddesatı çi neyen o
ashab-ı dünyaya senin Rabbin nasıl tokatlarla cezalarını verdi ini görmüyor musun? Gör, bak!"
diye mânâ-yı i ârîsiyle, bu cümle aynen makam-ı cifrîsiyle tam bin üçyüz ellidokuz tarihiyle aynen
âfât-ı semaviye nevinde semavî tokatlarla slâmiyete ihanet cezası olarak, diye mânâ-yı i ârî ifade
ediyor. Yalnız "Ashab-il Fil" yerinde "Ashab-id Dünya" gelir. "Fil" kalkar, "Dünya" gelir. (Hâ iye)
(Hâ iye): Bu "fil" lâfzı kalkmasının sırrı, eski zamanda deh etli Fil-i Mahmudî azametine,
heybetine dayanmı , hücum etmi ler. imdi ise, dünya servetine ve malına ve o servetle havada ve
denizde filolar te kil edip o fil gibi filolarla nev'-i be eri esaret altına almı ve Avrupa
medeniyetcileri, medeniyetin mehâsiniyle, iyilikleriyle menfaatleriyle de il, belki medeniyetin
seyyiatiyle ve sefahetiyle ve dinsizli iyle üçyüz elli milyon müslümanların her tarafda
hâkimiyetlerini imha edip istibdadına serfüru' etmi ve bu musibet-i semaviyeye sebebiyet vermi .
Ve dünyaperest gaddar zalimlere zulümlerine ceza olarak tokatlar gelme e ve fakir ve mâsumlar ve
mazlumlara, fâni mallarını ve hayatlarını âhiretlerine çevirmek ve kıymetdar eylemek ve dünyadaki
günahlarına keffaret-üz-zünûb etme e Kader-i lâhiye fetva verdiler. imdi yedi senedir, dünyaperestlerin bu musibette vaziyetlerini ve safahatlarını ve harb-i umumî sahifelerini kat'iyyen
bilemiyorum. Fakat iki sene evvelki vaziyetleri, bu sûre-i kudsiyenin mânâ-yı i ârî tabakasından
gelen tokatlar, tamı tamına onların ba larına iniyorlar ve sûrenin bir mânâ-yı i ârîsini tam tefsir
ediyor.
--- sh:»(ST:57) ↓ ---------------------------------------------------------------------------------------------
:. 9 7 $,* : ki N sekizyüz. ki . dörtyüz. ki 1 , bir a , bir b , bir c yüz. Tenvin
vakf olmadı ından % dur, elli. Bir 6 , bir d , bir (medde Elif) dokuz. Mecmuu, bin üçyüz ellidokuz
Tahlil:
(1359).
; `* 3H : e sekizyüz. f seksen. N dörtyüz.
ki
c yirmi.
ki
P altmı . Tenvin vakfa rast
gelmi , sayılmaz. Yekûnü, bin üçyüz altmı (1360).
27
F ; T a Y A@ . ;?H _ + ,* : ki "re" , bir "te" sekizyüz. ki "fe" , iki g ikiyüz. ki P , bir
1 yüz. Bir h , bir i yüzaltmı . Dört a üç elif, bir c , bir b yirmidokuz. ; T yerine gelen @ daki
iki ) , bir elif dokuz. Bir % elli. Bir c on. Bir elif, bir. Bu yekûn, bin üçyüz ellidokuz (1359), e er
okunmayan elif sayılmazsa bin üçyüz ellisekiz (1358) eder. Hem arabî, hem rumi tarihiyle bu
semavî tokatların ayrı ayrı çe itlerinin zamanlarına tevafuk ile parmak basıyor. (Hâ iye)
***
KÜÇÜK HUSREV FEYZ 'N N B R ST HRACIDIR
Otuzüçüncü âyetten Hâfız Ali'nin istihracının bir zeyli ve lâhikasıdır.
Sûre-i Zümerde
. $ .5 3 0 57H 12 2 . Y
b,# H
âyet-i azîmenin mânâ-yı
sarîhinden ba ka bir mânâ-yı i ârî tabakasının külliyetinde dahil bir ferdi Risale-i Nur ve tercümanı
oldu una kuvvetli bir delil buldum.
57H 12 2 . Y
b,# H cümlesi,
(Hâ iye): Evet, bu tokattan, pür er be er, irkten ükre girmezse ve Kur'ana tarziye vermezse,
melâike elleriyle de ahcâr-ı semaviyye ba larına ya aca ını, bu sûre bir mâna-yı i âriyle tehdit
ediyor.
Karde iniz Said Nursî
--- sh:»(ST:58) ↓ --------------------------------------------------------------------------------------------hesab-ı cifri ve ebcedî ve riyazî ile, bin üçyüz yirmidokuz veya sekiz eder. Demek
ve
$ külliyetinde
57H i aretinde dahil ve medar-ı nazar bir ferdi, in irah-ı sadr nuriyle ba ka bir hâlete girip eski
sıkıntıdan kurtulup nuranî bir mesle e giren bir ahıs, eski ve yeni harb-i umumînin gelmeye
hazırlanmaları olan o deh etli tarihe ve o ferdin vaziyetine remzen bakar.
. $ .5 3 0 57H deki . $ .5
hem mânası tevafuk etti i gibi,
kelimesi, Risale-i Nur ismine ve mânasına hem cifri, hem sureti,
57H 12 2 . Y
b,# H cümlesinin de makam-ı cifrîsi gösterdi
i
tarihde Risale-i Nur tercümanı olan Üstadımın (Hâ iye) tahkikatımla aynen vaziyetine tevafuk
ediyor. Çünki, o zamanda harb-i umumînin mebde'lerinde üstadım, eski âdetini ve sair ulûm-u
felsefeyi ve ulûm-u âliye
U
ve âliyeyi
0 bırakıp tam bir in irah-ı sadırla Risale-i Nurun fatihası
ve birinci mertebesi olan " ârât-ül- 'caz Tefsiri"ne ba lıyor. Bütün himmetini, efkârını, Kur'ana
sarfetme e ba ladı ına tevafuku kavi bir emaredir ki, bu asırda o küllî mânâ-yı i ârîde medar-ı
nazar bir ferdi, Risale-i Nurun tercümanı ve âkirdlerinin ahs-ı mânevîsini temsil eden
mümessilidir.
Evet, mâdem Kur'an-ı Mu'ciz-ül-Beyan, her asırda her ferde hitab eder, ve bir ilm-i muhit ve
bir irade-i âmile ile her ey'e bakabilir; ve mâdem ulema-i slâmın ittifakıyle âyetlerin mânâ-yı
sarîhinden ba ka i arî ve remzî ve zımnî müteaddit tabakalarda mânâları vardır ve mâdem
58$UV = 7@
gibi hitablarda her asır gibi bu asırdaki ehl-i îman, Asr-ı Saâdetteki mü'minler gibi
dahildir; ve mâdem islâmiyet noktasında bu asır gayet ehemmiyetli
(Hâ iye): Bu erh-i sadırla münasebetdar bir tevafukdur. Üstadımdan anladım, yirmibe senedir
daima ve en mühim duası
12 & % 2 c. Y b,# 7
münâcâtı olmu .
--- sh:»(ST:59) ↓ --------------------------------------------------------------------------------------------28
ve deh etlidir ve Kur'an ve Hadîs, ihbar-ı gaybî ile ehl-i îmanı onun fitnesinden sakınmak için
iddetli haber vermi ; ve mâdem hesab-ı cifrî ve ebcedî ve riyazî eskidenberi sa lam bir düsturdur
ve kuvvetli bir emare olabilir; ve mâdem Risale-i Nur ve tercümanı ve âkirdleri, îman ve Kur'an
hizmetinde parlak ve tesirli vazifeleri gayet ehemmiyet kesbetmi tir; ve mâdem bu büyük âyet,
hesab-ı cifirle bu asırda ve iki harb-i umumiye bakar, eski harbin patlamasına ve Risale-i Nurun
zuhuruna tevafuk etti ini, mânen de gösterir; elbette mezkûr hakikatlara ve kuvvetli karinelere
binaen, bilâtereddüd hükmederiz ki: Risale-i Nurun ahs-ı mânevisi ve tercümanı, bu âyet-i
azîmenin mânâ-yı i ârî tabakasının külliyetinde dahil ve medar-ı nazar bir ferdidir, ve bu âyet ona
i aret eder ve mânâ-yı remziyle ondan haber verir ve ihbar-ı gayb nev'inden bir lem'a-i i'caziyeyi
gösterir, denilebilir.
j iki . yediyüz. P % 1 f ikiyüz. 6 ) i yüz. 1 < yüz. sm-i Celal altmı yedi.
ki P altmı . 57H doksanbir. 12 2 daki iki veya üç elif, iki veya üç. b sekiz. . $ .5 , "Risale-i
Nur" Her ikisinde .5 var. "Risale" de . , . 'deki .'ya mukabildir. E er .5 deki tenvin sayılsa,
.[email protected] da dahi eddeli % sayılır, yine ittihad ederler. .5 den ba ka $ doksanyedi ederek, Risale-i
Nur'da kalan < P 6 iki Elif dahi doksanyedi ederek, tam tevafuk eder. Türkçe telaffuzda Risale-i
Tahlil: Bir
Nur hemze ile okunması zarar vermez.
Sure-i Maide'nin ondördüncü âyeti
c 7 k $ ka Z+ & k.5
$ +! l 4
Sure-i Nisa'nın âhirinde
--- sh:»(ST:60) ↓ ---------------------------------------------------------------------------------------------
'8 $ '.5 / 8 ^ & / . $ \% 6, +! l 4 < 8 7@
âyeti gibi, Risale-i Nur mana ve cifir cihetiyle, mana-yı i arî efradından oldu una kuvvetli bir
karine buldum. kinci âyet olan Sûre-i Nisâ'nın âyeti, Birinci uâ olan " ârât-ı Kur'âniye"de
Üstadım i aretini beyan etmi . Birinci âyet olan Sûre-i Mâide'nin onbe inci âyeti, hem bunun
i aretini te'yid ediyor, hem de
b,# H
âyetinin i aretini tasdik ediyor. Evet, bu asırda mânâ-yı
i ârî tabakasından tam u âyetin kudsî mefhumuna bir ferd Risale-i Nur oldu una kim insaf ile
baksa tasdik edecek; Risale-i Nur bir ferdi oldu una mânevi münasebet kavidir. Mâdem bu âyetin
makam-ı cifrîsi bin üçyüz altmı altıdır, e er meddeler, okunmayan hemzeler sayılmazsa
altmı ikidir; ve mâdem Risale-i Nur, Kur'an-ı Mübîn nurunu ve hidayetini ne reden bir kitab-ı
mübîndir; ve mâdem zâhiren ondan daha ileri o vazifeyi a ır erait altında yapanları görmüyoruz;
ve mâdem âyetler sair kelâmlar gibi cüz'i bir mânâya münhasır olamaz; ve mâdem delâlet-i zımnî
ve i ârî ile kaideten mefhum-u kelâmda dahil oluyor; ve mâdem Necmeddin-i Kübrâ ve Muhyiddini Arab gibi çok ehl-i velâyet, mânâ-yı zâhirîden ba ka, bâtınî ve i ârî mânalar ile ekser âyâtı tefsir
etmi ler, hattâ tefsirlerinde Mûsa (A.S.) ve Fir'avndan murad, kalb ve nefisdir dedikleri halde,
ümmet onlara ili memi , büyük ulemadan çokları onları tasdik etmi ler; elbette âyetin delâlet-i
zımnî ile Risale-i Nura kuvvetli karinelerle i areti kat'îdir, üphe edilmemek gerektir.
+! l 4 yüz altmı dokuz, $ yüz elliyedi. k.5 tenvin ile beraber üçyüz altı, ve
k $ ka Z+ & altıyüz otuzbir
c 7 yüz üç; yekûnu bin üçyüz altmı altı. E er meddeler,
Tahlil:
okunmayan hemzeler sayılmazsa, bu seneki muharrem tarihine, yâni bin üçyüz altmı ikiye tamam
tevafuk eder. E er
--- sh:»(ST:61) ↓ --------------------------------------------------------------------------------------------29
k $ deki tenvinde vakfedilse bin üçyüz onaltıdır ki, hem Risale-i Nurun mukaddematına, hem
tenvin ile tekemmülüne ve Birinci uâ'da beyan edildi i gibi çok âyâtın ehemmiyetle gösterdikleri
aynı me hur tarihe tevafuk eder.
***
Ben, senin içtihadında hatâ var diyenlere ve isbat edenlere te ekkür edip ruh u canla
minnetdarım. Fakat, imdiye kadar o içtihadımı tamamiyle kanaatla tam tasdik edenler, binler ehl-i
îman ve onlardan çokları ehl-i ilim tasdik ettikleri ve ben de deh etli bir zamanda kudsî bir teselliye
muhtaç oldu um bir hengâmda sırf ehl-i îmanın îmanını Risale-i Nur ile muhafaza niyet-i
hâlisasiyle ve Necmeddin-i Kübrâ, Muhyiddin-i Arab gibi binler ehl-i i ârât gibi cifrî ve riyazî
hesabiyle beyan edilen bir müjde-i i ariye-i Kur'aniyeyi kendine gelen bir kanaat-ı tâmme ile, hem
mahrem tutulmak artiyle beyan etti im ve o içtihadımda en muannid dinsizlere de isbat etme e
hazırım, dedi im halde beni gıybet etmek, dünyada buna hangi mezheble fetva verilebilir, hangi
fetvayı buluyorlar?! Ben her eyden vazgeçerim, fakat adalet-i lâhiyyenin huzurunda bu deh etli
gıybete kar ı hakkımı helâl etmem! Titresin!.. Bütün sâdâtın ceddi olan Fahr-ı Âlem Aleyhissalâtü
Vesselâmın Sünnet-i Seniyyesini muhafaza için hayatını ve her ey'ini fedâ eden bir mazlûmun
ekvası, elbette cevabsız kalmayacak!
llâ bir art ile helâl edebilirim ki: Bu Ramazan-ı erifte bana ve hâlis karde lerime verdi i
endi e ve telâ ı, hak-perestlik damariyle, büyüklere lâyık ulûvv-u cenabla, enaniyet-i
taassubkârânesini hakikata ve insafa feda edip tâmire çalı masıdır; mü fik ve munsıf bir hoca
tavriyle, kusurumuz varsa bize lütufkârâne ihtar ve îkazdır. Cenâb-ı Hak, Settâr-ül-Uyûbdur,
hasenat seyyiata mukabil gelse, afveder. man hizmetinde yüzbinler insanın îmanını tahkikî yapmak
hasenesine kar ı benim gibi bir bîçârenin hüsn-ü niyetle kuvvetli emarelerle inayet-i lâhiyyeden
tasavvur etti i bir
--- sh:»(ST:62) ↓ --------------------------------------------------------------------------------------------müjde-i Kur'aniyenin tefehhümünde bir yanlı , belki yüz yanlı varsa da, o hasenata kar ı gelemez,
setr-i uyûb perdesini yırtamaz!... Her ne ise.
Bu mes'ele yalnız ahsıma taallûk etseydi, ben cidden nefs-i emmaremi tam kırmak için ona
minnettar olurdum. Mesle imiz, bu zamanda hakka hizmet, bütün bütün terk-i enaniyetle
olabilece ini kat'î kanaatımız oldu u gibi, yirmi senedir nefs-i emmarem ister istemez o mesle e
itâate mecbur olmu . Risale-i Nur ve mukaddematları, buna bir hüccet-i katıadır. Fakat garaz ve
inad ve bir nevi taassub-u meslekiyeyi ihsas eden ve esrar-ı mestûreyi i aa suretinde gelen îtiraz ve
ayıblara kar ı Eski Said (R.A.) lisaniyle derim: te meydan! En müteassıb ulemadan ve en büyük
velîden tut, tâ en dinsiz feylesoflara ve müdakkik hükemalara, Risale-i Nurdaki dâvaları isbat
etme e hazırım ve hem de isbat etmi im ki, benim mahvıma ve îdamıma mütemadiyen çalı an
zındık feylesoflar ve mülhidler, o dâvaları cerhedemiyorlar ve edememi ler!
Hem bütün hayatımda delilsiz dâvaları zikretmedi im, sizin gibi eski ve yeni arkada larım
biliyorlar. Bâhusus, Kur'an-ı Mu'ciz-ül-Beyandan aldı ım bir kuvvetle Avrupa feylesoflarına
Risale-i Nur meydan okur. Risale-i Nur bu zamanda medar-ı nazar bir hâdise-i Kur'aniye
oldu undan, bir iki i aret de il, belki benimle beraber Risale-i Nur âkirdleri tarafından istihraç
edilen be risalede yazılan i aretler, bir cihette bine yakla ıyor. Bin incecik saçlar dahi toplansa
kuvvetli bir ip oldu u gibi, sarahata yakın bir delâlet oluyor. Vahdet-i mes'ele cihetiyle o i aretler
birbirine kuvvet verir. Bâzı i ârâtı zaif görmekle onu inkâr etmek, insafa, hakperestli e muvafık
olamaz. nkâr eden mâzur olamaz. Hususan, lüzumsuz ve zararlı ve müfritane bir gıybet olsa, bu
zamanda ehl-i ilim ortasında ehl-i hakikatı a lattıracak bir hâdise-i elîmedir.
***
--- sh:»(ST:63) ↓ ---------------------------------------------------------------------------------------------
Karde lerim!
30
Kur'an'ın bir tek âyetinin bir tek i areti ihbar-ı gayb nev'inden bir lem'a-i i'caziyeyi tevafuk
suretiyle gösterdi ini manevî bir ihtar ile gördüm.
'Z $ L
;+ % + @m Bu âyet-i kerimenin makam-ı cifrîsi - edde ve tenvin sayılmazsabin üçyüz ellibir (1351), 'Z $ 'in aslı 'Z $ olmasından, bin üçyüz altmı bir ederek bu tarihte umûr-u
azîmeden bir deh etli gıybeti, u âyetin mânâ-yı i ârî külliyetinde dahil ediyor. Ve umûr-u
azîmeden böyle acib bir gıybet, aynı tarihte, aynı senede vukua geldi. öyle ki:
Onsekiz sene ( imdi yirmiden geçti) müddetinde Sünnet-i Seniyyeyi muhafaza için ba ına
apka koymadı ından ve onsekiz senedir haps-i münferid hükmünde ihtilâttan men ve yalnız bir
odada hayatını geçirme e mecbur edilen ve hususî ibadetgâhında Ezan-ı Muhammedi (A.S.M.)
okuyup "Allahu Ekber" dedi inden ve "Lâilâhe illâllah" hakikatını güne gibi gösterdi inden yüz
arkada iyle taht-ı tevkife alınan bir adam, yüzer emare ve karinelere istinaden inayet-i lâhiyyeden
geldi inden kat'î bir kanaatı ile i ârât-ı Kur'aniyeden bir müjdeyi hem kendine, hem musibetzede
arkada larına teselli niyetiyle beyan etti i için gıybet ve fena tâbiratla te hir etmek ve onun
dersleriyle îmanlarını kurtaran mâsum âkirdlerini ondan tenfir edip üpheler vermek, güya ortalıkta
medar-ı inkâr bir ey yok ve hiçbir münkeratı ve cinayeti görmüyor gibi yalnız o bîçârenin mevhum
bir hatâsını sekiz senede seksen müdakkiklerin nazarında saklanan ve sathî ve inadî nazarına göre
bir içtihadî yanlı ını görüyor zanniyle zemmetmek, elbette bu asırda, bu memlekette, Kur'an-ı
Mu'ciz-ül-Beyanın kasden i aretine medar olabilir azîm bir hâdisedir. Bence Kur'anın nasılki her
sûre ve bâzan bir âyet ve bâzan bir kelime bir mu'cize olur; öyle de: Bu âyetin tek bir i areti, ihbar-ı
gayb nev'inden bir lem'a-i i'câziyedir. Bu âyetin bu i âreti, bu asırda Risale-i Nur âkirdlerinin
hakkındaki gıybete baktı ına üç emare var:
Birincisi: "Birinci uâ" olan " ârât-ı Kur'aniye" Risalesinde Risale-i Nura ve tercümanına
i aret eden be inci âyet
--- sh:»(ST:64) ↓ --------------------------------------------------------------------------------------------olan
< 8 3H GJ '.5 8 ?l& 8 H 'Z $ % + $&
gayet kuvvetli karinelerle 'Z $ kelime-i kudsiyesi, cifir ve ebced hesabiyle ve üç cihet-i mânasıyle
Said-ün Nursî'ye tevafuk etmesidir.
kinci Emare:
+ @m
ilâ âhir âyetinin makam-ı cifrisi ve riyazîsi bin üçyüz altmı bir
etmesidir. Aynı tarihde o acîb hâdise oldu.
Üçüncü Emare: O muhterem ihtiyar zâtı unutmak, belki ahsıma kar ı tezyifatını
ihtiyarlı ına ve çok cihetlerle mabeynimizdeki uhuvvete hürmeten helâl etme e karar verdi im ve
biz hizmetkâr oldu umuz Kur'ana havale edip bıraktı ım hengâmda, birden ihtiyarım haricinde be
vecihle zemmi zemmeden, mu'cizane gıybetten altı cihetle zecreden
'Z $ L
;+ % + @m
âyeti, kar ımda kendini gösterip temessül eyledi. Mânen bana "bak" dedi. Ben de baktım, birden
tesbihat içinde gördüm ki; bin üçyüz ellibirden, tâ bin üçyüz altmı bir tarihini gösterdi. Halimize
baktım. Perde altında ellibirden tâ altmı bire kadar, Risale-i Nur meded bekledi i stanbul âfâkında
bir nevi taarruz bulunmu ve altmı birde birden patlamasıdır.
N dörtyüz, n altıyüz = bin. c c 1 1 yüz, g g P P yüz, üçüncü 1 c % yüz, ) a b b b
otuz, dördüncü c on, be 6 bir elif ile beraber on, âhirdeki tenvin vakfen elif oldu u için, yekûnu
bin üçyüz ellibir. (Hâ iye) 'Z $ aslı yâ-yı mü eddede oldu undan, "bin üçyüz altmı bir" eder.
Tahlil:
Said Nursî
31
(Hâ iye): Bu âyet, bizi iddetle gıybetten men'etti inden, bu hâdiseyi unutmalıyız, medar-ı gıybet
etmemeliyiz. n âallah, daha tekerrür etmeyecek.
--- sh:»(ST:65) ↓ ---------------------------------------------------------------------------------------------
!"# $ % &
Bu âciz karde iniz, hem o itiraz eden o eski dost zâta, hem ehl-i dikkate ve sizlere beyan
ediyorum ki: Kur'an-ı Mu'ciz-ül-Beyanın feyziyle yeni Said (R.A.) hakaik-ı îmaniyeye dair o derece
mantıkca ve hakikatca bürhanlar zikrediyor ki; de il müslüman uleması, belki en muannid Avrupa
feylesoflarını da teslime mecbur ediyor ve etmektedir. Amma Risale-i Nurun kıymet ve
ehemmiyetine i arî ve remzî bir tarzda "Hazret-i Ali" (R.A.) ve "Gavs-ı A'zam"ın (R.A.) ihbaratı
nev'inden Kur'an-ı Mu'ciz-ül-Beyan dahi bu zamanda bir mu'cize-i mâneviyesi olan Risale-i Nura
nazar-ı dikkati celbetmesine "Mâna-yı i ârî" tabakasından rumuz ve îmaları, i'cazının e'nindendir
ve o lisan-ı gaybın belâgat-ı mu'cizekâranesinin muktezasıdır.
Evet, Eski ehir Hapishanesinde deh etli bir zamanda ve kudsî bir teselliye pek çok muhtaç
oldu umuz hengâmda, mânevî bir ihtarla: "Risale-i Nurun makbûliyetine eski evliyalardan ahid
getiriyorsun. Halbuki
$ a Z+ 3H Q & m]. &
sırriyle en ziyade bu mes'elede söz sahibi
Kur'andır. Acaba Risale-i Nuru, Kur'an kabûl eder mi? Ona ne nazarla bakıyor?" denildi. O acib
sual kar ısında bulundum. Ben de, Kur'andan istimdat eyledim. Birden otuzüç âyetin mâna-yı
sarîhinin teferruatı nev'indeki tabakattan "mâna-yı i ârî" tabakasından ve o mânâ-yı i ârî
külliyetinde dahil bir ferdi Risale-i Nur oldu unu ve duhulüne ve medar-ı imtiyazına birer kuvvetli
karîne bulunmasını bir saat zarfında hissettim; ve bir kısmı bir derece izahlı ve bir kısmını
mücmelen gördüm. Kanaatıma hiçbir ek ve üphe ve vehim ve vesvese kalmadı; ve ben de, ehl-i
îmanın îmanını Risale-i Nur ile takviye etmek niyetiyle o kat'î kanaatımı yazdım ve has
karde lerime mahrem tutulmak artiyle verdim.
Ve o risalede biz demiyoruz ki: "Âyetin mâna-yı sarîhi budur." Tâ hocalar "fîhinazarun"
desin. Hem dememi iz ki: "Mâna-yı i ârînin külliyeti budur." Belki diyoruz ki: Mânâ-yı sarîhinin
tahtında
--- sh:»(ST:66) ↓ --------------------------------------------------------------------------------------------müteaddit tabakalar var. Bir tabakası da, mânâ-yı i ârî ve remzîdir. Ve o mâna-yı i ârî de bir
küllîdir, her asırda cüz'iyatları var. Ve Risale-i Nur dahi, bu asırda o mânâ-yı i ârî tabakasının
külliyetinde bir ferddir. Ve o ferdin kasden bir medar-ı nazar oldu una ve ehemmiyetli bir vazife
görece ine eskidenberi ulema beyninde bir düstur-u cifrî ve riyazî ile karineler, belki hüccetler
gösterilmi iken, Kur'anın âyetine veya sarahatine, de il incitmek, belki i'caz ve belâ atına hizmet
ediyor.
Bu nevi i ârât-ı gaybiyeye itiraz edilmez. Ehl-i hakikatın nihayetsiz i ârât-ı Kur'aniyeden
had ve hesaba gelmiyen istihraçlarını inkâr edemiyen bunu da inkâr etmemeli ve edemez. Amma
benim gibi ehemmiyetsiz bir adamın elinde böyle ehemmiyetli bir eserin zuhur etmesini isti rab ve
istib'ad edip böyle itiraz eden zat, e er bu day tanesi kadar çam çekirde inden da gibi çam a acını
halkeylemek azamet ve kudret-i lâhiyyeye delil oldu unu dü ünse, elbette bizim gibi acz-i mutlak
ve fakr-ı mutlakda, böyle ihtiyac-ı edid zamanında böyle bir eserin zuhuru, vüs'at-i rahmet-i
lâhiyyeye delildir, demeye mecbur olur. Ben, sizi ve mu'terizleri Risale-i Nurun eref ve
haysiyetiyle te'min ediyorum ki, bu i aretler ve evliyanın îmalı haberleri, remizleri, beni daima
ükre ve hamde ve kusurlarımdan isti fare sevketmi . Hiçbir vakitte hiçbir dakika nefs-i emmareme
medar-ı fahr ve gurur olacak bir enaniyet ve benlik vermedi ini, size, bu yirmi sene hayatımın
gözünüz önünde tere uhatiyle isbat ediyorum.
Evet, bu hakikatla beraber insan; kusurdan, nisyandan hâli de il. Benim, bilmedi im çok
kusurlarım var. Belki de fikrim karı mı , risalelerde bâzı hatâlar olmu . Fakat Kur'anın hurufat-ı
kudsiyesinin yerine be erin tercümesini ikame perdesi altında, noksan huruflarla, yeni hat altında
tahrifkârane ehl-i dalâletin te'vilât-ı fâsideleri, âyâtın sarahatini incitmelerine bakmıyor gibi, bîçâre
mazlum bir adamın, karde lerinin îmanını kuvvetlendirmek için bir nükte-i i'caziyeyi beyan etti i
için hizmet-i îmaniyesine fütur verecek derecede itiraz, elbette, de il ehl-i hakikat zatlar, belki zerre
32
mikdar insafı bulunan, itiraz edemez.
Bunu da ilâveten beyan ediyorum: Bu zamanda, gayet kuvvetli ve hakikatlı milyonlarla
fedakârları bulunan me rebler, meslekler,
--- sh:»(ST:67) ↓ --------------------------------------------------------------------------------------------tarikatlar; bu deh etli dalâlet hücumuna kar ı zâhiren ma lûbiyete dü tükleri halde, benim gibi
yarım ümmî ve kimsesiz ve mütemadiyen tarassut altında, karakol kar ısında ve müdhi müteaddid
cihetlerle aleyhimde propagandalar ve herkesi benden tenfir etmek vaziyetinde bulunan bir adam, o
mesleklerden daha ileri, daha kuvvetli dayanan Risale-i Nura sahib de ildir; ve o eser, onun hüneri
olamaz, onunla iftihar edemez. Belki, do rudan do ruya Kur'ân-ı Hakîmin bu zamanda bir nevi
mu'cize-i mâneviyesi olarak, rahmet-i lâhiyye tarafından ihsan edilmi tir. O adam, binler
arkada iyle beraber, o hediye-i Kur'aniyeye el atmı lar. Her nasılsa, birinci tercümanlık vazifesi,
ona dü mü . Onun fikri ve ilmi ve zekâsının eseri olmadı ına delil, Risale-i Nurda öyle parçalar var
ki; bâzısı altı saatte, bâzı iki saatte, bâzı bir saatte, bâzı on dakikada yazılan risaleler var. Ben,
yemin ile te'min ediyorum ki; Eski Said'in (R.A.) (Ha iyecik) kuvve-i hâfızası da beraber olmak
artiyle, o on dakika i i, on saatte fikrim ile yapamıyorum; o bir saatlik risaleyi, iki gün istidadımla,
zihnimle yapamıyorum; ve o bir günde altı saatlik risale olan "Otuzuncu Söz"ü ne ben ve ne de en
müdakkik, dindar feylesoflar, altı günde o tahkikatı yapamazlar ve hâkezâ... Demek biz, müflis
oldu umuz halde, gayet zengin bir mücevherat dükkânının dellâlı ve bir hizmetcisi olmu uz.
Cenâb-ı Hak, fazl ve keremiyle u hizmette hâlisane, muhlisane bizi ve umum Risale-i Nur
talebelerini daim ve muvaffak eylesin, âmin, bihürmeti Seyyid-il-Mürselin...
Said Nursî
***
!"# $ % &
* +, & - . & / 0 12
Çok Aziz, Çok Sıddık ve Sâdık Karde lerim ve Risale-i Nur Cihetinde Emin ve Hâlis
Vârislerim!
(Hâ iyecik): Bâzı müstensihler bu bîçâre Said hakkında (R.A.) kelimesini bir dua niyetiyle
yazmı lar. Ben bozmak istedim, hatıra geldi ki: Allah razı olsun mânasında bir duadır, ili me; ben
de bozmadım.
--- sh:»(ST:68) ↓ --------------------------------------------------------------------------------------------Çok mânidar ve kuvvetli bir tevafuk ve âkirdlerin sadakatlerine delil, bir zâhir keramet-i
Nuriyeyi beyan etmeme bir ihtar aldım. öyle ki:
Ben, vasiyetnamemi yazdı ım aynı zamanda gizli münafıklar benim îtimad etti im
hizmetçilerimi zâbıta tarafından yanıma gelmekten men'ettikleri aynı vakitte fırsat bulup
tanımadı ım birisiyle sâbık dokuz def'adan daha te'sirli bir zehiri bana yutturdular. Hem aynı
zamanda Tunuslu ve âlim karde lerimizden ve buraya kadar geçen sene beni görmek için gelip
görü meden giden hoca Ha met, Yozgat'dan buraya yazıyor ki: "Said vefat etmi . Risale-i Nurun
yüzotuz risalesi muhafaza edilsin, tâ ki ileride tab'edece iz." Hem aynı zamanda Halil lbrahimin,
vefatım hakkında bir hazin mersiye hükmündeki parlak mektubu, âkirdleri a lattırdı. Hem bu
zamana pek çok yakın Husrev'in kendi âdetine muhalif, benim vefatıma dair bir iki mektubunda iki
üç gün ömür gibi tâbirlerle ecelime i aretleri, bir parça beni müteessir etti. "Acaba, ben gidiyorum?"
diye endi e ettim.
Hem aynı bu hengâmlarda, en ziyade hayat-ı dünyeviyedeki vazifemi dü ünüp vefatımdan
sonra âkirdler bu deh etli zamanda benim bedelime de o vazifeyi yapacaklar mı? diye çok merak
ederken; birden, Denizli, Milâs, Isparta, nebolu, ümidimin yüz derece fevkında öyle sahabetkârâne
ve iltizamperverâne o vazifeye ko up, ba kaları da ve muallim ve âlimleri ko turdular ki; beni
hayret hayret içinde bıraktılar.
Elhâsıl: Bu be cihetteki tevafuk, zâhir bir keramet-i Nuriyedir.
3 . ;`H $ =6
33
Karde lerim, merak etmeyiniz! Cev en ve Evrad-ı Bahaiye, bu def'a dahi o deh etli zehirin
tehlikesine galebe etti, tehlike devresi geçti, fakat hastalık devam ediyor.
Umum karde lerime birer birer selâm ve selâmetlerine dua edip, üphesiz makbul olan
dualarını isterim ve neboluda ve civarında hem çok hanımların, hem küçücük yavrularının Risale-i
Nuru yazma a ba lamalarını ve Kur'an dersini çok mâsumların almasını; bütün ruh u canımızla
tebrik ediyoruz.
34 56 34
Said Nursî
--- sh:»(ST:69) ↓ ---------------------------------------------------------------------------------------------
Birinci ua
F
?Z
&F
[ ki Acib Suale Kar ı Def'aten Hatıra Gelen Garib Cevaptır.]
Birinci Sual: Denildi ki: "Fatiha ve Yâsin ve hatm-i Kur'ânî gibi okunan virdler, kudsî
eyler bazan hadsiz ölmü ve sa insanlara ba ı lanıyor. Halbuki böyle cüz'î birtek hediye ân-ı
vâhidde hadsiz zatlara yeti mek ve her birisine aynı hediye dü mek, tavr-ı aklın haricindedir."
Elcevab: Fâtır-ı Hakîm nasılki unsur-u havayı kelimelerin berk gibi inti arlarına ve
tekessürlerine bir mezraa ve bir vasıta yapmı ve radyo vasıtasiyle bir minarede okunan ezan-ı
Muhammedî (A.S.M.); umum yerlerde ve umum insanlara aynı anda yeti tirmek gibi.. öyle de:
Okunan bir Fâtiha dahi, (meselâ) umum ehl-i îman emvatına aynı anda yeti tirmek için hadsiz
kudret ve nihayetsiz hikmetiyle mânevî âlemde, mânevî havada çok mânevî elektrikleri, mânevî
radyoları sermi , serpmi ; fıtrî telsiz telefonlarda istihdam ediyor, çalı tırıyor. Hem nasıl ki bir
lâmba yansa, mukabilindeki binler âyineye (herbirine) tam bir lâmba girer. Aynen öyle de, bir
Yâsin-i erif okunsa, milyonlar ruhlara hediye edilse, herbirine tam bir Yâsin-i erif dü er.
kinci Sual: iddetle ve âmirane denildi ki: "Sen Risale-i Nur'un makbuliyetine dair Hazreti Ali (R.A.) ve Gavs-ı A'zam (R.A.) gibi zâtların kasidelerinden ahidler gösteriyorsun. Halbuki:
Asıl söz sahibi Kur'ân'dır. Risale-i Nur Kur'ân'ın hakikî bir tefsiri ve hakikatının bir tercümanı ve
mes'elelerinin bürhanıdır. Kur'ân ise, sair kelâmlar gibi kı ırlı, kemikli ve uuru hususî ve cüz'î
de ildir. Belki Kur'ân, umum i ârâtiyle ve eczasiyle ayn-ı uurdur, kı ırsızdır; fuzulî, lüzumsuz
maddeleri yoktur. Âlem-i gaybın tercümanıdır. Sözler hakkında söz onundur, görelim o ne diyor."
--- sh:»(ST:70) ↓ --------------------------------------------------------------------------------------------Elcevab: Risale-i Nur do rudan do ruya Kur'ân'ın bâhir bir bürhanı ve kuvvetli bir tefsiri ve
parlak bir lem'a-i i'caz-ı mânevîsi ve o bahrin bir re hası ve o güne in bir uâı ve o mâden-i ilm-i
hakikattan mülhem ve feyzinden gelen bir tercüme-i mâneviyesi oldu undan onun kıymetini ve
ehemmiyetini beyan etmek Kur'ân'ın erefine ve hesabına ve senâsına geçti inden, elbette Risale-i
Nur'un meziyetini beyan etmekli i, hak iktiza eder ve hakikat ister, Kur'ân izin verir. Benim gibi bir
tercümanın hissesi yalnız ükürdür. Hiçbir cihetle fahre, temeddühe, gurura hakkı yoktur ve olamaz.
Gelecek âyetlerin i ârâtına bu nokta-i nazarla bakmak gerektir. Yoksa beni hodbinlik ile ittiham
edenlere hakkımı helâl etmem. Bu çok ehemmiyetli suale kar ı iki-üç saat zarfında birden Kur'ân'ın
âyât-ı me huresinden "Sözler" adedince otuzüç âyetin hem mânasiyle, hem cifr ile Risale-i Nur'a
i âretleri uzaktan uza a icmâlen görüldü. Ayrı ayrı tarzlarda otuzüç âyet müttefikan Risale-i Nur'u
remizleriyle gösterdi i, hayal meyal görüldü.
HTAR: En evvel yirmidördüncü âyetin ba ında zikredilen ihtara dikkat etmek lâzımdır. O
ihtarın yeri ba ta idi. Fakat orada hatıra geldi, oraya girdi.
K NC B R HTAR: Tevâfukla i âretler e er münâsebat-ı mâneviyeye istinad etmezse
ehemmiyeti azdır. E er münâsebet-i mâneviyesi kuvvetli ise, bu onun bir ferdi, bir mâsadakı
hükmünde olsa ve müstesna bir liyakatı bulunsa, o vakit tevâfuk ehemmiyetlidir. Ve o kelamdan
bunun irâdesine bir emâre olur. Ve ondan o ferdin hususî bir surette dahil oldu una ya remz, ya
34
i aret, ya delâlet hükmünde onu gösterir. te gelecek âyât-ı Kur'âniyenin Risale-i Nur'a i aretleri ve
tevâfukları ekseriyet ile kuvvetli bir münasebet-i mâneviyeye istinad ederler.. evet bu gelecek âyât-ı
me hure müttefikan onüçüncü asrın âhirine ve ondördüncü asrın evveline cifirce bakıyorlar ve
Kur'ân ve îman hesabına bir hakikata i aret ediyorlar. Ve medar-ı teselli bir "Nur"dan haber
veriyorlar. Ve o zamanın dalâlet fitnesinden gelen übehâtı izâle edecek Kur'ânî bir bürhanı müjde
veriyorlar.
Ve o i aretlere ve remizlere tam mazhar ve o vazifeleri bihakkın görecek Risale-i Nur gibi
bir tefsir-i Kur'ânî olacak. Halbuki Risale-i Nur bu mezkûr noktada ileri oldu u, onu okuyanlarca
üphesiz olmasiyle delâlet eder ki; o âyetler bilhassa Risale-i Nur'a bakıp ona i âret ediyorlar.
--- sh:»(ST:71) ↓ --------------------------------------------------------------------------------------------B R NC S : Sûre-i Nur'dan Âyet-in-Nur'dur ki, Risale-i Nur'un, Resâil-in-Nur ve Risâle-inNur ve Risâlet-ün-Nur namlariyle sebeb-i tesmiyesinin onaltı sebebinden bir sebep oldu undan,
birinci olarak onu beyan etmek gerektir. Bu âyet-in-nur:
b S kb S$ 7 H : /J + .5 ;o$ e. & N 5 .5 F
- 5Z p -+. $ :,9# $ 45 qc.) km+5+ 7 + -l l@^ -l lp 3HF
.5 3 0 k.5 k.
* 5 & !"` 7Z p ) / - ,r & - 4,# F
k 0 !"# ;/ & < 8 P o$
a,` & ! J $ .58 c 7 F
u âyet-i Nuriyenin mânaca çok tabakatı ve vücuh-u kesiresi vardır. Ve o tabakalardan ve
vecihlerden i ârî ve remzî bir vechi mânaca ve cifirce nurlu bir tefsiri olan Risâle-in-Nur ve Risâletün-Nur'a dört - be cümlesiyle on cihetten bakıyor. Ve o tabakalardan ve o vecihlerden bir tabaka ve
bir perde dahi mu'cizane elektrikten haber veriyor.
Risale-i Nur'a bakan
Birinci Cümlesi:
kb S$ 7 H :5/J + .5 ;o$
dur. Yâni: Nur-u lâhî'nin veya Nur-u Kur'ânî'nin veya Nur-u
Muhammedî'nin (A.S.M.) misâli u
b S$ 7 H :5/J$ dur. Makam-ı cifrîsi dokuzyüz doksansekiz
olarak aynen Risâlet-ün-Nur, -" eddeli nun" iki nun sayılmak cihetiyle- tam tamına tevâfukla ona
i aret eder.
kinci Cümlesi:
45 qc.) km+5+ 7 + -l l@^
dur. Yirmisekizinci Lem'a'da tafsilen beyan
edildi i gibi, mam-ı Ali (R.A.) Kaside-i Celcelûtiye'sinde sarahat derecesinde Risale-in-Nur'a
bakarak
--- sh:»(ST:72) ↓ --------------------------------------------------------------------------------------------ve ona i aret ederek demi :
'.5
3 +5+ 4
Ben tahmin ediyorum ki, mam-ı Ali'nin (R.A.) bu
i areti, bu cümle-i Nuriyenin remzinden mülhemdir. Bu cümle-i âyetin makamı, be yüz kırkaltı
edip, Risâle-i Nur'un adedi olan be yüz kırksekize gayet cüz'î ve sırlı iki fark ile tevâfuk
noktasından i aret etti i gibi, remzî bir mânasiyle tam bakıyor.
Üçüncü Cümlesi:
:,9# $ dir. E er :,9# $ deki : vakıflarda gibi 6 sayılsa be yüz doksan
sekiz (598) ederek tam tamına Resail-in Nur ve Risale-in Nur adedi olan be yüz doksansekize
tevafukla beraber
/ % 4,H $ in adedine yine sırlı birtek farkla tevafuk-u remzî ile, hem Resail-in
Nur'u efradına dâhil eder, hem yine Risale-in Nur'un ecere-i mübareki Furkan-ı Hakîm oldu unu
gösterir. E er
:,9# $ deki : , N kalsa, o vakit makam-ı cifrîsi dokuzyüz doksanüç (993) eder,
35
tevafuka zarar vermeyen cüz'î ve sırlı be farkla Risalet-ün Nur adedi olan dokuzyüz doksansekize
(998) tevafukla manasının dahi muvafakatine binaen ona i aret eder.
Dördüncü Cümlesi:
.58
c 7 .5 3 0 k.5
dir ki, dokuzyüz doksandokuz ederek sırlı
birtek farkla Risalet-ün-Nur adedi olan dokuzyüz doksansekize tevâfukla mânasının kuvvetli
münasebetine binaen i aret derecesinde remzeder.
! J $ cümlesi gayet cüz'î bir farkla Risalet-ün Nur müellifinin ismiyle
me hur bir lâkabına tevafukla manası baktı ı gibi bakıyor. E er ! J daki mukadder zamir izhar
edilirse ( J $ olur. Tam tamına tevafuk eder. Bu âyet nasılki
Be inci Cümlesi:
--- sh:»(ST:73) ↓ --------------------------------------------------------------------------------------------Risale-in-Nur'a ismiyle bakıyor, öyle de tarih-i te'lifine ve tekemmülüne tam tamına tevâfukla
remzen bakıyor:
-l lp 3H b S kb S$ 7 H :5/J + cümlesi :5/J + deki tenvin vakıf yeri olmadı ından nun
sayılmak ve -l lp 3H vakıf yeri oldu undan : , 6 olmak cihetiyle bin üçyüz kırkdokuz (1349)
ederek, Resail-in Nur'un en nuranî cüzlerinin te'lifi hengâmı ve tekemmül zamanı olan bin üçyüz
kırkdokuz tarihine tam tamına tevafukla i aret eder.
Hem
qc.) km+5+ 7 + -l l@^ -l lp 3H b S
cümlesi binüçyüz kırkbe (1345) ederek, Resail-
in Nur'un inti arı ve i tiharı ve parlaması tarihine tam tamına tevafuk eder. Çünki eddeli
. iki . ,
% iki % , eddeli p aslı itibariyle bir P bir p ve birinci -l lp vakıf cihetiyle 6 , ikinci vakıf
olmadı ından N sayılır. E er eddeli p iki p sayılsa o vakit bin üçyüz yirmiiki (1322) eder ki, yine
eddeli
Risale-in Nur müellifi, mukaddemat-ı Nuriyeye ba ladı ı aynı tarihe tam tamına tevafuk eder.
-+. $ :,9# $ cümlesi; ta-i evvel N , ikinci N ise vakıf yeri oldu undan 6 olmak ve
:,9# deki tenvin % sayılmak cihetiyle binüçyüz onbir (1311) eder ki, o tarihte Resail-in Nur müellifi
Hem
Risalet-ün Nur'un mübarek ecere-i kudsiyesi olan Kur'anın basamakları olan ulûm-u Arabiyeyi
tedrise ba ladı ı aynı tarihe tam tamına tevafuk ederek remzen bakar. te bu kadar manidar ve
müteaddid tevafukat-ı Kur'aniyenin ittifakı yalnız bir emare, bir i aret de il, belki kuvvetli bir
delalettir. Belki elektrik ile beraber Resail-in Nur'a münasebet-i maneviyesiyle bir tasrihtir. Bu
âyetin münasebet-i mâneviyesinin letâfetlerinden bir letâfeti udur ki;
--- sh:»(ST:74) ↓ --------------------------------------------------------------------------------------------ihbar-ı gayb nev'inden mu'cizane hem elektri e, hem Risâle-in-Nur'a i aret etti i gibi, ikisinin
zuhurlarına ve zaman-ı zuhurlarından sonraki tekemmül zamanlarına ve hilâf-ı âdet vaziyetlerini
çok güzel gösteriyor.
Meselâ,
- ,r & - 4,# - 5Z p cümlesi der: "Nasılki elektri in kıymetdar metaı, ne
arktan
ne de garbdan celbedilmi bir mal de ildir. Belki yukarıda, cevv-i havada rahmet hazinesinden,
semavat tarafından iniyor. Her yerin malıdır. Ba ka yerden arama a lüzum yoktur" der. Öyle de
manevî bir elektrik olan Resail-in Nur dahi ne arkın malûmatından, ulûmundan ve ne de garbın
felsefe ve fünunundan gelmi bir mal ve onlardan iktibas edilmi bir nur de ildir. Belki semavî olan
Kur'an'ın, ark ve garbın fevkindeki yüksek mertebe-i ar îsinden iktibas edilmi tir.
36
Hem meselâ
k.5 k.
* 5 & !"` 7Z p ) /
cümlesi, mana-yı remziyle diyor ki:
"Onüçüncü ve ondördüncü asırda semavî lâmbalar ate siz yanarlar, ate dokunmadan parlarlar.
Onun zamanı yakındır, yani bin ikiyüz seksen (1280) tarihine yakındır. te bu cümle ile nasılki
elektri in hilaf-ı âdet keyfiyetini ve gelece ini remzen beyan eder. Aynen öyle de: Manevî bir
elektrik olan Resail-in Nur dahi gayet yüksek ve derin bir ilim oldu u halde, külfet-i tahsile ve
derse çalı ma a ve ba ka üstadlardan taallüm edilme e ve müderrisînin a zından iktibas olma a
muhtaç olmadan herkes derecesine göre o ulûm-u âliyeyi, me akkat ate ine lüzum kalmadan
anlayabilir, kendi kendine istifade eder, muhakkik bir âlim olabilir.Hem i aret eder ki: Resâil-in Nur
müellifi dahi ate siz yanar, tahsil için külfet ve ders me akkatine muhtaç olmadan kendi kendine
nurlanır, âlim olur. Evet bu cümlenin bu mu'cizane üç i ârâtı elektrik ve Resâil-in-Nur hakkında hak
oldu u gibi, müellif hakkında dahi ayn-ı hakikattır. Tarihçe-i hayatını okuyanlar ve hem ehrileri
bilirler ki, " zhar" kitabından sonraki medrese usulünce onbe sene ders almakla okunan kitabları
Resâil-in-Nur müellifi yalnız üç ayda tahsil etmi . Hem nasılki bu cümlenin mânevî münâsebet
cihetinde kuvvetli ve letâfetli i âreti var; öyle de cifrî ve ebcedî tevâfukiyle hem elektri in zaman-ı
zuhurunun kurbiyetini, hem Resâil-in-Nur'un
--- sh:»(ST:75) ↓ --------------------------------------------------------------------------------------------meydana çıkması, hem de müellifinin velâdetini remzen haber veriyor. Bir lem'a-i i'caz daha
gösterir.
olup,
k.5 k.
öyle
ki
!"` 7Z p ) /
nun
makamı,
bin
ikiyüz
yetmi dokuz
(1279)
* 5 & kısmı ise, iki tenvin iki "nun" sayılmak cihetiyle bin ikiyüz seksendört
(1284) ederek hem elektri in taammümünün kurbiyetini, hem Resail-in Nur'un yakınlı ını, hem
ondört sene sonra müellifinin veladetini
)/
kelime-i kudsiyesiyle manen i aret etti i gibi, cifr ile
de tam tamına aynı tarihe tevafukla i aret eder. Malûmdur ki, zaîf ve ince ipler içtima ettikçe
kuvvetle ir, kopmaz bir halat olur. Bu sırra binaen, bu âyetin bu i aretleri birbirine kuvvet verir,
teyid eder. Tevafuk tam olmazsa da tam hükmünde olur ve i areti, delalet derecesine çıkar.
TENB H: "Ben bu âyet-i Nuriyenin i aretlerini elektrik ve Resâil-in-Nur'un hatırı için beyan
etmedim. Belki bu âyetin i'caz-ı mânevîsinin bir ubesinden bir lem'asını göstermek istedim."
Elhâsıl: Bu âyet-i kudsiye sarih mânasiyle Nur-u lâhî ve Nur-u Kur'ânî ve Nur-u
Muhammedîyi (A.S.M.) ders verdi i gibi, mâna-yı i ârîsiyle de her asra baktı ı gibi, onüçüncü asrın
âhirine ve ondördüncü asrın evveline dahi bakar ve dikkatle baktırır. Ve bu iki asrın âhir ve
evvellerinde en ziyade nazara çarpan ve en ziyade münasebet-i mâneviyesi bulunan ve bu âyetin
umum cümlelerinin muvâfakatlerini ve mutâbakatlarını en ziyade kazanan elektrik ile Resâil-in-Nur
oldu undan do rudan do ruya mâna-yı remziyle bakar diye bana kanaat-ı kat'iye verdi inden
çekinmeyerek kanaatımı yazdım. Hatâ etmi isem Erhamürrâhimîn'den rahmetiyle afvetmesini
niyaz ediyorum. Resâil-in-Nur'un bu âyetin iltifatına liyakatını anlamak istiyen zatlar hangi risaleye
dikkatle baksalar anlarlar. Hiç olmazsa Eski ehir hapishânesinin bir meyvesi olan Otuzuncu Lem'a
namındaki altı esmâ-i lâhiyyeye dair altı nükte risalesine, hiç olmazsa o Lem'a'dan " sm-i Hayy ve
Kayyuma" dair Be inci ve Altıncı Nükte'lere dikkatle baksa elbette tasdik eder.
--- sh:»(ST:76) ↓ --------------------------------------------------------------------------------------------RESA L- N-NURA ARET EDEN K NC AYET:
F N,$ + KZ H âyet-i me huresidir ki, )56 :.5 38Z # hadîsinin vüruduna sebeb olmu .
N,$ + KZ in i areti Sekizinci Lem'ada tafsilen beyan edildi i gibi, Sure-i Hud'da \ ? & qGK#
78 H ilâ âhirihî âyetinin iki kuvvetli i aret veren sahifesinin mukabilindeki gayet me hur bir
âyetidir. Makam-ı cifrîsi bin üçyüz üç (1303) ederek, hem Sure-i
ûra'nın ikinci sahifesinde
37
N,$ + KZ &
ise, bin üçyüz dokuz (1309) ederek o tarihte umum muhatabları içinde birisine
hususan Kur'an hesabına iltifat edip istikametle emreder ki; birinci tarih ise, Resail-in Nur
müellifinin Risale-i Nur'u netice veren ulûmun tahsiline ba ladı ı tarihtir. Ve ikinci âyetin tarihi ise,
o müellifin hârika bir surette pek az bir zamanda ilimce tekemmül etmesi, tahsilden tedrise
ba ladı ı ve üç ayda ve bir kı içinde onbe senede medresece okunan yüz kitaptan ziyade okudu u
ve o zamanın o muhitte en me hur ulemâsının yanında o üç ayın mahsülü onbe senesinin mahsulü
kadar netice verdi i çok mükerrer imtihanlarla (Hâ iye) ve hangi ilimden olursa olsun sorulan her
suale kar ı cevab-ı savab vermekle isbat etti i aynı tarihe tam tamına tevâfukla remzen Risâle-i
Nur'un istikametine bir i ârettir.
ÜÇÜNCÜ ÂYET- ME HURE:
8
78 78 8 H & 6 l = &
âyeti kuvvetli münasebet-i maneviyesiyle beraber cifirce bin
üçyüz kırkdört (1344) eder ki, o tarihte Risale-i Nur'un akirdleri gibi bu âyetin manasına daha
ziyade mazhar olanlar zahiren görülmüyor. Demek bu âyet, manasının müteaddid tabakalarından
i arî bir tabakadan ve remzî bir perdeden
(Hâ iye): Bu beyanat-ı medhiye Said'e ait de ildir. Belki Kur'ân'ın bir tilmizini bir hâdimini Said
(R.A.) lisaniyle ve hâliyle târif eder. Tâ hizmetine itimad edilsin.
--- sh:»(ST:77) ↓ --------------------------------------------------------------------------------------------Kur'anın parlak bir tefsiri olan Risale-i Nur'a bakıyor ve en evvel nâzil olan Sure-i Alak'ta
%
3st %
âyeti gibi manasıyla ve makam-ı cifriyle ifade ediyor ki; bin üçyüz kırkdörtte nev'-i insan
içinde firavunane emsalsiz bir tu yan, bir inkâr çıkacak.
8 H & 6 l = & âyeti ise, o tu
yana kar ı
mücahede edenleri sena ediyor. Evet harb-i umumî neticelerinden hem âlem-i insaniyet, hem âlem-i
slâmiyet çok zarar gördüler. Nev'-i insanın, hususan Avrupa'nın ma rur ve cebbarları, bilhassa
birisi, kuvvet ve gınaya ve paraya istinad ederek firavunane bir tu yana girdiklerinden, o hususî
insanlar nev-i be eri mes'ul ediyor diye insan ism-i umumîsiyle tabir edilmi . E er
78 78
deki
eddeli "nun" bir "nun" sayılsa, bin ikiyüz doksandört (1294) eder ki Risalet-ün Nur müellifinin
besmele-i hayatıdır ve tarih-i veladetinin birinci senesidir. E er eddeli "lâm" iki "lâm" ve "nun" bir
sayılsa, o vakit bin üçyüz yirmidörtte (1324) hürriyetin ilânı hengâmında mücahede-i maneviye ile
tezahür eden Risale-in Nur müellifinin görünmesi tarihidir.
DÖRDÜNCÜ ÂYET- ME HURE:
Go
$ '? g 8 *UV K &
âyetidir. u cümle Kur'an-ı
Azîmü an'ı ve Fatiha Suresi'ni müsenna senasıyla ifade etti i gibi, Kur'anın müsenna vasfına lâyık
bir bürhanı ve altı erkân-ı imaniye ile beraber hakikat-ı slâmiyet olan yedi esası, Kur'anın seb'a-i
me huresini parlak bir surette isbat eden ve "Seb'a-l Mesanî" nuruna mazhar bir âyinesi olan Risalei Nur'a cifirce dahi i aret eder. Çünki
Go
$ '? g 8 *UV makam-ı ebcedîsi binüçyüz otuzbe
(1335) adediyle Risale-in Nur'un Fatihası
olan arat-ül 'caz tefsirinin Fatiha Suresi'yle Elbakara Suresi'nin ba ına ait kısmı basmakla inti ar
tarihi olan bin üçyüz otuzbe veya altıya tevafukla remzî bir perdeden ona baktı ına bir emaredir.
--- sh:»(ST:78) ↓ --------------------------------------------------------------------------------------------BE NC ÂYET:
F
< 8 3H GJ '.5
8 ?l& 8 H 'Z $ % + $&
dir. Bu âyetin remzi latiftir. Çünki hem
kuvvetli münasebet-i maneviye ile, hem cifirle efrad-ı kesîresi içinde hususî bir surette Risale-in
Nur ve müellifine bakıyor. öyle ki:
'Z $ kelimesi tenvin "nun" sayılmak cihetiyle be yüz (500)
38
ederek "Said-ün Nursî" adedi olan be yüze tevafukla i aret ediyor ki, "Said-ün Nursî dahi meyyit
hükmünde idi. Risalet-ün Nur ile ihya edildi, onunla hayat buldu." Evet,
+ $&
'.5
8 ?l& 8 H 'Z $ %
deki iki tenvin "nun"durlar. Bin üçyüz otuzdört (1334) eder ki, o aynı zamanda (Arabî
tarihle) Said umumî harbde maddî ve deh etli bir mevtten dahi hârika bir tarzda kurtulması ve
felsefe ve gafletten gelen manevî ve iddetli bir ölümden necat bulması ve Kur'anın âb-ı hayatıyla
taze bir hayata girmesi tarihidir. Bu tevafuk-u manevî ve muvafakat-ı cifriye delalet derecesinde bir
< 8 3H GJ '.5 8 ?l& 8 H de tenvin "nun" ve eddeli "nun" iki "nun" ve
de telaffuz edilen c sayılmak cihetiyle bin ikiyüz doksandört (1294) eder ki, veladetinin ve
i arettir. Hem
hayatının birinci senesidir. Demek bu cümle ile hayat-ı maddiyesine, evvelki cümle ile de hayat-ı
maneviyesine i aret eder.
Elhâsıl: Bu âyet müteaddit ve çok tabakalarından bir i arî tabakadan hem Risalet-ün-Nur'a,
hem müellifine, hem bu ondördüncü asrın ibtidasına, hem ibtidasındaki Risalet-ün-Nurun mebde'ine
remzen, belki i âreten, belki delâleten bakar.
***
--- sh:»(ST:79) ↓ ---------------------------------------------------------------------------------------------
'Z $ % + $& ÂYET N N TET MMES
< 8 3H GJ '.5 8 ?l& 8 H 'Z $ % + $& F
78$ d. u Q N @D 3H o$ + F
âyetinin kuvvetli i âretini hem te'yid hem letafetlendiren üç münâsebet birden Ramazanda kalbime
geldi. Kat'î bir kanaat verdi ki
olan Said'i
W $ kelimesine tam münasib Saiddir. Bu âyet Risale-i Nur tercümanı
W $ unvaniyle göstermesinin bir hikmeti budur ki: Mevtin muammasını ve tılsımını
Risale-i Nur ile o açmı , o deh etli yüzün altında ehl-i îmana çok ünsiyetli, sürurlu, nurlu bir
hakikat ke fedip isbat etmi . Ve mevt-âlûd hayat-ı fâniyede bo ulan ehl-i ilhada kar ı, bâkıyane
hayat-âlûd muvakkat bir mevt-i zâhirî ile galibane mukabele eder.
N @D 3H o$ + sırrına mazhar olan ehl-i ilhad, gayr-ı me rû mü tehiyatının ibahesiyle
süslendirmesine mukabil, Risale-i Nur, mevti o aldatıcı, fâni hayata kar ı çıkarıp lezzet ve zînetini
zir ü zeber eder. Ve der ve isbat eder ki: "Mevt ehl-i dalâlet için îdam-ı ebedîdir ve o deh etli
dara acından kurtaran ve mevti mübarek bir terhis tezkeresine çeviren yalnız Kur'ân ve îmandır.
te bunun içindir ki, bu hakikat-ı muazzama-i mevtiye, Risale-i Nur'da gayet mühim ve geni bir
mevki almı ; hattâ ekser hücumunda mevti elinde tutup ehl-i dalâletin ba ına vurur, aklını ba ına
getirmeye çalı ır.
kincisi: Ehl-i tarikatın ve bilhassa Nak îlerin dört esasından biri ve en müessiri olan rabıta-i
mevt, Eski Said'i Yeni Said'e (R.A.) çevirmi ve daima hareket-i fikriyede Yeni Said'e yolda
olmu . Ba ta htiyarlar Risalesi olarak, risalelerde o rabıta ke fiyatı göstere göstere tâ ehl-i îman
hakkında mevtin nûranî ve hayatdar ve güzel hakikatını görüp gösterdi.
Üçüncüsü: Bu âyet cifir ve ebced hesabiyle her tarafda Said'e
--- sh:»(ST:80) ↓ --------------------------------------------------------------------------------------------hücum eden üç çe it mevtin temas zamanını ve tarihini aynen gösterip tevâfuk eder. Demek âyetteki
W $ kelimesinin efradından medar-ı nazar bir ferdi ve cifirce onun ismi W $ adedine tam tevâfukla
hususî i arete mazhar ve mâsadak "Said-ün-Nursî"dir.
39
[Sabri'nin sadakatinin bir kerametidir:]
Ben namazdan sonra bu tetimmeyi yazarken Sıddık Süleyman'ın halefi Emin, Sabri'nin
+ $&
'Z $ %
âyetine dair parçayı aldı ını ve Ramazanın feyzinden onun izahı gibi nurlar istedi ini
gördüm. Ne yazdı ımı Emin'e gösterdim, hayretle dedi: "Bu hem Sabri'nin, hem Risale-i Nur'un bir
kerametidir." Bu âyetteki esrarlı müvazene-i Kur'aniyeyi dü ünürken, Sure-i Hud'daki
fıkrasına kar ı
C89 3TH & ? = $ &
5K# = $ H
deki müvazene hatıra geldi ve bildirdi ki: Nasılki bu ikinci
âyet ve birinci fıkra Risale-i Nur'un mesle ine, akirdlerine tam tamına manen ve cifirce bakıyor.
Öyle de:
\E 7# & k, Hp 7 H 7 . 8 3TH 5K# = $ H
âyeti dahi, Risale-i Nur'un muarızlarına ve
dü manlarına ve onların cereyanlarının mebdeine ve faaliyet devresine ve müntehasına cifir ile,
tevafuk ile i aret eder. öyle ki:
76 5H
.5 VvBTt %& ,
gibi âyetlerin bahsinde Birinci
ua'da yedi-sekiz âyâtın
ehemmiyetle gösterdikleri bin üçyüz onaltı ve yedi (1316-1317) tarihi ki, Kur'ana kar ı olan sû'-i
kasdın mebdeidir.
5K# = $ H cifirce aynı tarihi gösteriyor. E er
eddeli "mim" iki "mim" sayılsa
bin üçyüz elliyedi, e er eddeli "lâm" iki "lâm" sayılsa binüçyüz kırkyedi ki bu asrın tâgiyâne
faaliyet
--- sh:»(ST:81) ↓ ---------------------------------------------------------------------------------------------
ms ?
tarihidir. Her iki eddeli iki er sayılsa bin üçyüz seksenyedi (1387) ki
cereyanın müntehası tarihi olmak ihtimali var.
(1361), e er
\E 7#& k, Hp 7 H 7 . 8 3TH
deh etli bir
ise bin üçyüz altmı bir
. 8 3TH daki okunmayan "ye" sayılmazsa bin üçyüz ellibir (1351) tarihini; e er
eddeli
"nun" asıl itibariyle bir "lam", bir "nun" sayılsa yine bin üçyüz otuzbir (1331) tarihini ve harb-i
umumî âfetinin feryad u fizar içindeki yangınını göstererek Cehennem ate inde zefir ve ehik eden
ehl-i ekavetin azabını haber verip, ehl-i imanı fitnelere dü üren akîlerin hem dünyada, hem
âhirette cezalarına i aret eder. Aynen öyle de, bu asra da zahiren bakan, esrarlı olan Sure-i
d&, N w !
& den u âyetin
E , a =0 7 & 87l a =0 7 H 5 5Z
x N 8$yB & 8$yB 58ZH = % F
ifadesi gibi hem stanbul'un iki harîk-ı kebiri, hem harb-i umumînin deh etli yangınını Cehennem
azabı gibi o fitnenin bir cezasıdır diye i aret eder.
Elhâsıl: Bu âyet her asra baktı ı gibi bu asra daha ziyade nazar-ı dikkati celbetmek için
cifirce bu asrın üç - dört devresinin tarihlerine ve hâdiselerine i âret ve mânasının suretiyle ve tarz-ı
ifadesiyle iki cereyanın keyfiyetlerine ve vaziyetlerine îma eder. Sabri'nin mektubu yolda iken ve
gelmeden evvel o mektubun mânevî te'siri ile bu âyeti ve
'Z $ % + $&
âyetiyle beraber dü ünürken
hatırıma geldi. Risale-i Nur bu derece kuvvetli i aret-i Kur'âniyeye ve âkirdleri bu kadar kıymetli
be âret-i Furkaniyeye ve aktabların iltifatına mazhariyetin sırrı ve hikmeti, musibetin azameti ve
deh etidir ki, hiç bir eserin mazhar olmadı ı
--- sh:»(ST:82) ↓ --------------------------------------------------------------------------------------------bir kudsî takdir ve tahsin almı . Demek ehemmiyet onun fevkalâde büyüklü ünden de il, belki
musibetin fevkalâde deh etine ve tahribatına kar ı mücahedesi cüz'î ve az oldu u halde gayet büyük
öyle bir ehemmiyet kesbetmi ki bu âyette i aret ve be aret-i Kur'âniyede ifade eder ki, Risale-i Nur
40
dairesi içine girenler tehlikede olan îmanlarını kurtarıyorlar ve îmanla kabre giriyorlar ve cennete
gidecekler diye müjde veriyorlar. Evet bazı vakit olur ki, bir nefer gördü ü hizmet için bir mü irin
fevkine çıkar, binler derece kıymet alır.
HTAR: Geçmi ve gelecek âyetlerin i aretleri yalnız tevâfukla de il belki herbir âyetin
mâna-yı küllîsindeki cüz'iyyat-ı kesiresinden bir cüz'î ferdi Risale-i Nur oldu una imâen,
münasebet-i mâneviyeye göre cifrî ve ebcedî bir tevâfukla o münasebeti te'yiden ve ona binaen
hususî ona bakar demektir.
ALTINCI ÂYET: Sure-i Hadîd'de
%BJ * '.5 / ;?9 &
Yani: "Karanlıklar içinde size bir
nur ihsan edece im ki o nur ile do ru yolu bulup onda gidesiniz." Lillahilhamd Risale-i Nur bu
kudsî ve küllî manasının parlak bir ferdi oldu u gibi
'.5
deki tenvin "nun" sayılmak cihetiyle bin
üçyüz onsekiz (1318) adediyle Resail-in Nur müellifi tedristen, te'lif vazifesine ve mücahidane
seyahata ba ladı ı zamanın be sene evvelki zamanına ve çok âyetlerin i aret ettikleri bin üçyüz
onaltı (1316) tarihindeki mühim bir inkılab-ı fikrîden iki sene sonraki zamana tevafuk eder ki; o
zaman istihzarat-ı Nuriyeye ba ladı ı aynı tarihtir. te u nurlu âyet, hem manaca hem cifirce
tevafuku ise, umum vücuhu ayn-ı uur olan Kur'an-ı Mu'ciz-ül Beyan'da elbette ittifakî ve tesadüfî
olamaz.
YED NC ÂYET:
* /E
@E &
u âyet-i me hurenin küllî manasının bu zamanda
zahir bir mâsadakı Risalet-ün Nur oldu u gibi, Lafzullahtaki eddeli "lâm" bir "lâm" ve
* /
deki
melfuz "ya" sayılmak artıyla dokuzyüz doksansekiz adediyle
--- sh:»(ST:83) ↓ --------------------------------------------------------------------------------------------Risalet-ün Nur'un dokuzyüz doksansekiz adedine tam tamına tevâfukla münasebet-i mâneviyeye
binaen remzen ona bakar. Ve bu remzi lâtifle tiren ve kuvvet veren münasebetlerin birisi udur ki:
Risalet-ün-Nurun eczaları Sözler namiyle i tihar etmi ler. Sözler ise Arabca "kelimat"dır ve o
kelimat ile Kur'ân'ın hakaikını o derece mahz-ı hak ve ayn-ı hakikat oldu unu isbat etmi ki, bu
zamanın dinsiz feylesoflarını tam susturuyor.
SEK Z NC
ÂYET:
KZ $ X ,Y 3 3 . 38 6 38 ;4
dir.
u âyet-i me hure küllî
manasının bu asırda muvafık ve münasib bir ferdi Risalet-ün Nur oldu u gibi, cifirle
KZ $ X ,Y kelimesi X ,Y deki
tenvin "nun" sayılmak cihetiyle Risalet-ün Nur adedi olan
dokuzyüz doksansekize (998) yine iki sırlı (Ha iye) fark ile baktı ı gibi,
KZ $ X ,Y 3 3 . 38 6 cümlesinin makam-ı ebcedîsi ile bin üçyüz onaltı (1316) ederek Risale-i
Nur müellifinin tedrisiyle istihzarat-ı Nuriyede bulundu u en hararetli tarihi olan bin üçyüz onaltı
adedine tam tamına tevafuk eder.
DOKUZUNCU ÂYET: Hem "Elbakara" suresinde, hem "Lukman" suresinde
3Kx5 :&,? A Z KH
cümlesidir. Yani: "Allah'a iman eden hiç kopmayacak bir zincir-i nuraniye
yapı ır, temessük eder." Risale-i Nur ise, iman-ı billahın Kur'anî bürhanlarından bu zamanda en
nuranisi ve en kuvvetlisi oldu u tahakkuk etti inden, bu
3Kx5 :&,?
külliyetinde hususî dâhil
oldu una teyiden makam-ı cifrîsi bin üçyüz kırkyedi (1347) ederek Risalet-ün Nur inti arının
fevkalâde parlaması tarihine tam tamına tevafukla bakar. Ve bu ondördüncü asırda Kur'anın i'caz-ı
manevîsinden ne 'et eden bir urvet-ül vüska ve zulümattan nura çıkaracak bir vesile-i nuraniye
Risale-in Nur oldu unu remzen bildirir.
(Ha iye): Yani mertebesine i aret için iki fark var. Risale-i Nur vahiy de il, ilham ve istihracdır.
--- sh:»(ST:84) ↓ --------------------------------------------------------------------------------------------41
! J $ - / 3*y5
ONB R NC ÂYET: 7 +^ & - / & a Z/ 7 ? &
ON K NC ÂYET: - / & a Z/ / ? & / +^ &
ONUNCU ÂYET:
âyetleridir. Meâl-i icmâlîleri der ki:
"Kur'ân hikmet-i kudsiyeyi size bildiriyor. Sizi mânevî kirlerden temizlendiriyor." Bu üç âyetin
küllî ve umumî mânalarında Risale-in-Nur kasdî bir surette dahil oldu una iki kuvvetli emâre var.
Birisi udur ki: Risale-in-Nurun müstesna bir hassası ism-i Hakem ve Hakîm'in mazharı
olup bütün safahatında, mebahisinde nizam ve intizam-ı kâinatın âyinesinde ism-i Hakem ve
Hakîm'in cilveleri olan hikmet-i kudsiyeyi ve hikemiyat-ı Kur'âniyeyi ders veriyor. Mevzuu ve
neticesi hikmet-i Kur'âniyedir.
kinci Emâre: Birinci âyet, Bin üçyüz yirmiiki ederek makam-ı ebcedî ile Risale-in-Nur
müellifinin do rudan do ruya ulûm-u âliye den (
UV)
ba ını kaldırıp hikmet-i Kur'âniyeye
müteveccih olarak hâdim-ül-Kur'ân vaziyetini aldı ı tarihtir ki, bir sene sonra stanbul'a gitmi
mânevî mücâhedesine ba lamı .
kinci âyet ise: Makam-ı cifrîsi bin üçyüz iki ederek Risale-i Nur müellifinin Kur'ân dersini
aldı ı tarihe tam tamına tevâfuk ile remzen Kur'ân'ın bâhir bir bürhanı olan Resâil-in-Nur'a bakar.
Üçüncü âyet ise: Bin üçyüz otuzsekiz oldu undan hikmet-i Kur'âniyeyi Avrupa hükemasına
kar ı parlak bir surette gösterebilen ve gösteren Risale-in-Nur müellifi "Dâr-ül-Hikmet-ilslâmiye"de hikmet-i Kur'âniyeyi müdafaa etmekle, hattâ ngilizin ba papazı sual etti i ve altıyüz
kelime ile cevap istedi i altı sualine altı kelime ile cevap vermekle beraber inzivaya girip bütün
gayretiyle Kur'ân'ın ilhâmâtından Risale-i Nur'un mes'elelerini iktibasa ba ladı ı aynı tarihe tam
tamına tevâfukla remzen bakar.
ONÜÇÜNCÜ ÂYET:
Sûre-i Âl-i mran'da
? 3H %5u , &
& * ? $&
--- sh:»(ST:85) ↓ --------------------------------------------------------------------------------------------ONDÖRDÜNCÜ ÂYET:
Sûre-i Nisâ'da
78$ ? 3H %5u , /
Bu iki âyet bu asra da hususî bakarlar.
Birincisinin meâli gösteriyor ki: Ehl-i dalâlet müte abihat-ı Kur'aniyeyi yanlı te'vilat ile
tahrifine ve üpheleri ço altmasına çalı tı ı bir zamanda, ilimde rüsuhu bulunan bir tâife o
müte abihat-ı Kur'âniyenin hakikî te'villerini beyan edip ve îman ederek o übehatı izâle eder. Bu
küllî mânanın her asırda mâsadakları ve cüz'iyyatları var. Harb-i umumî vasıtasiyle, bin senedenberi
Kur'ân aleyhinde terâküm eden Avrupa itirazları ve evhamları âlem-i slâm içinde yol bulup
yayıldılar. O übehatın bir kısmı fennî eklini giydi, ortaya çıktı. Bu übehatı ve itirazları bu
zamanda def'eden ba ta Risale-in-Nur ve âkirdleri göründü ünden, bu âyet bu asra da baktı ından
Risale-in-Nur ve âkirdlerine remzen bakmakla beraber ulema-i müteahhirînin mezhebine göre
da vakfedilmez. O halde makam-ı cifrîsi aynen
3st %
%
nın makamı gibi bin
üçyüzkırkdört ederek Resâil-in Nur ve âkirdlerinin meydan-ı mücahede-i mâneviyeye atılmaları
tarihine tam tamına tevâfukla onları da bu âyetin harîm-i kudsîsinin içine alıyor. Hem ha rin en
kuvvetli ve parlak bir bürhanı olan Onuncu Söz'ün etrafa yayılması tarihine ve Kur'ân'ın kırk
%
da vakıf olsa, o halde %
vecihle mu'cize oldu unu beyan eden Yirmibe inci Söz'ün i tiharı hengâmına hem
adedine tam tamına tevâfukla bakar. E er mezheb-i selef gibi
5u ,
deki eddeli
I iki I sayılsa bin üçyüz altmı
küsur ederek Risalet-ün-Nur
3st %
âkirdlerinin
42
bundan onbe - yirmi sene sonraki râsihane ve muhakkikane olan ilimlerine ve îmanlarına remzen
baktı ı gibi, eddeli
I asıl itibariyle bir P bir I sayılsa bin ikiyüz oniki ederek bundan bir buçuk asır
evvel Mevlâna
--- sh:»(ST:86) ↓ --------------------------------------------------------------------------------------------Halid Zülcenaheynin Hindistan'dan getirdi i parlak bir ilm-i hakikat rusuhiyle o zamanda meydan
alan te'vilat-ı fasideyi ve übehatı da ıtarak yüz senede elli milyondan ziyade insanları daire-i
ir adına aldı ı ve tenvir etti i zamanın tarihine tam tamına tevâfukla bakar.
kinci Âyet olan
78$ ? 3H %5u ,
eddeli
I aslına nazaran bir P bir I sayılmak cihetiyle
makam-ı ebcedîsi bin üçyüz kırkdört etmekle her asra baktı ı gibi bu asra da hususî remzen bakar.
Ve ilm-i hakikatta râsihane çalı an ve kuvvetli îman eden bir tâifeye i aret eder. Ve çok âyetlerin
ehemmiyetle gösterdikleri bu bin üçyüz kırkdörtte Risalet-ün-Nur ve âkirdlerinden daha ziyade bu
vazifeyi mü kil erait içinde sebatkârane yapan zâhirde görülmüyor. Demek bu âyet onları dahi
daire-i harîmine hususî dahil ediyor.
ONBE NC ÂYET :
'8 $ '.5 / 8 ^ & / . $ \% 6, +! l 4 < 8 7@ F
u âyet bu zamana dahi hitab eder. Çünki tamam – '8 $ hariç kalsa– bin üçyüz altmı küsur
eder. E er +! l 4 den sonraki olsa \% 6, ve '.5 kelimelerindeki tenvinler "nun" sayılsa bin üçyüz on
(1310) eder. Demek bu asra da hitab eder. Hem \% 6, +! l 4 cümlesi yalnız dört farkla Furkan
adedine tevafukla sarihan baktı ı gibi, o kudsî bürhan-ı lahînin bu zamanda parlak ve kuvvetli bir
bürhanı olan Resail-in Nur'a dahi ikinci cümlesi olan
'8 $ '.5 / 8 ^
adedi, iki tenvin vakıfta iki
"elif" sayılmak cihetiyle be yüz doksansekiz (598) ederek aynen tam tamına Resail-in Nur'a ve
Risale-in Nur adedine tevafuk ile o semavî bürhan-ı kudsînin yerde bir bürhanı Resail-in Nur
oldu unu remzen haber veriyor.
--- sh:»(ST:87) ↓ --------------------------------------------------------------------------------------------HTAR : Sözlerin üç ismi olan Risale-in-Nur veya Resail-in-Nur veya Risalet-in-Nur'daki
eddeli "nun" iki "nun" sayılmak, cifirce a lebî bir kaidedir. eddeli harf bazan bir, bazan iki
sayılabilir.
ONALTINCI ÂYET :
k! T# & c' 6 58$UV =
dur.
u ifalı âyet çok zamandır benim
derdlerimin ifası ve ilâcı oldu u gibi eczahane-i kübra-yı lâhiyye olan Kur'ân-ı Hakîm'in tiryakî
ilâçlarından, Risale-in-Nur eczalarının kavanozlarından alarak belki bin mânevî derdlerime bin
kudsî ifayı buldum ve Resail-in-Nur âkirdleri dahi buldular. Ve fenden ve felsefenin
bataklı ından çıkan ve tedavisi çok mü kil olan ve zındıka hastalı ına mübtelâ olanlardan çokları
onunla ifalarını buldular.
te her derde ifa olan Kur'ân'ın ilaçlarının bu zamanda bir kısım kavanozları hükmünde
bulunan Resail-in-Nur dahi bu ifadar âyetin bir medar-ı nazarı oldu una kuvvetli bir emâre udur
ki: Bu âyetin makam-ı cifrîsi olan bin üçyüz kırkaltı adedi Resâil-in-Nur'un bin üçyüz kırkaltıda
ifadarane etrafa inti arının tarihine ve Mu'cizat-ı Ahmediye Aleyhissalâtü Vesselâm namında olan
Risale-i hârikanın zaman-ı te'lifine tam tamına tevâfukudur. u tevâfuk hem münasebet-i
mâneviyeyi te'yid ve onunla teeyyüd eder, hem remizden i aret derecesine çıkarıyor.
ONYED NC ÂYET:
W +B* 0 56
3 ;KH 5 5* % H
deki
43
W +B* 0 56
3 ;KH nün makam-ı cifrîsi
eddeli "lâm"lar birer "lâm" ve eddeli
"kâf" bir "kâf" sayılmak cihetiyle bin üçyüz yirmidokuz (1329) ederek, harb-i umumînin ba langıcı
zamanında Resail-in Nur'un ba langıcı olan arat-ül 'caz tefsirinin tarih-i te'lifine tam tamına
tevafukla beraber, eddeli "kâf" iki "kâf" sayılmak cihetiyle bin üçyüz kırkdokuz (1349) ederek
harb-i umumînin verdi i sarsıntılar zamanında Resail-in Nur'un "Hasbiyallahü" diyerek ehl-i
dünyadan hiç bir yerde himaye görmeden belki tehacüme hedef olmakla beraber çekinmeyerek
yalnız ba larıyla
--- sh:»(ST:88) ↓ --------------------------------------------------------------------------------------------mü kilât içinde envar-ı Kur'âniyeyi ne rettikleri ayni tarihe tam tamına tevâfuku ise, her cihetiyle
ayn-ı uur olan âyâtta elbette tesadüfî olamaz. Belki bu gibi âyetler, en mü kül zaman olan bu asra
dahi hususî bakarlar ve o âyâtı kendilerine rehber ittihaz eden bir kısım âkirdlerine hususî iltifat
edip iltifatlariyle te cî ederler.
Bu âyet, sâbık âyetler gibi münasebet-i mâneviyesi gerçi zâhiren görünmüyor; fakat bir
cihetle Resail-in-Nur ile bir nevi münasebeti vardır. öyle ki: Onüç senedir (Hâ iye) bu âyet
Risalet-ün-Nur müellifinin ve sonra has âkirdlerinin ma ribden sonra bir vird-i hususîleridir. Hem
bu âyetin mânasına bu zamanda tam mazhar ve herkes onlardan çekinmesinden fütur getirmeyerek
"Hasbiyallahü" deyip mütevekkilâne mü kilât-ı azîme içinde envar-ı îmaniyeyi ve esrar-ı
Kur'âniyeyi ne reden, ehl-i îmanı me'yusiyetten kurtaran ba ta Risalet-ün-Nur ve âkirdleridir.
ONSEK Z NC ÂYET:
%5 s 6
a^ %
dir. Bu âyet meâliyle hizbullahın zâhiri
ma lûbiyetinden gelen me'yusiyeti izâle için kudsî bir teselli verir ve hizbullah olan hizb-i
Kur'ânînin hakikatta ve âkıbette galebesini haber verir. Ve bu asırda hizb-i Kur'ânînin hadsiz
efradından Resail-in-Nur âkirdleri tezahür ettiklerinden bu âyetin küllî mânasında hususî dahil
olmalarına bir emâre olarak makam-ı cifrîsi olan bin üçyüzelli adedi ile Resail-in-Nur âkirdlerinin
zâhirî ma lûbiyetleri ve bir sene sonra mahbusiyetleri içinde mânevî galebeleri ve metanetleri ve
haklarında yapılan müthi imha plânını akîm bırakan ihlâsları ve kuvve-i mâneviyeleri tezahür
etmesinin rumî tarihi olan bin üçyüz elli ve ellibir ve elliiki adedine tam tamına tevâfuku elbette
efkatkârane, teselliyetdârâne bir remz-i Kur'ânîdir.
ONDOKUZUNCU ÂYET:
8 ,Tr & .5 8 * 8 . %5 5K 7 & 7
3? 6.5 ?$ 58$UV = & F
(Hâ iye): Te'lif tarihine göredir.
--- sh:»(ST:89) ↓ --------------------------------------------------------------------------------------------u âyetin umum mânasındaki tabakalarından bir tabaka-i i ariyesi bu asra dahi bakıyor.
Çünki
.5 8 * 8 . %5 5K
hem mânaca kuvvetli münasebeti var... Hem cifirce bin üçyüz yirmialtı
ederek o tarihteki hürriyet inkılâbından ne 'et eden fırtınaların hengâmında her ey'i sarsan o
fırtınaların ve harblerin zulümatından kurtulmak için nur arayan mü'minler içinde, Resail-in-Nur
âkirdleri az bir zaman sonra tezahür ettiklerinden bu âyetin efrad-ı kesiresinden bu asırda bir
mâsadakı onlar oldu una bir emâredir.
8 ,Tr & cümlesi bin üçyüz altmı a bakıyor. Demek bundan
be altı sene sonra isti far devresidir. Resail-in-Nur âkirdleri o zamanda isti far dersini verece ini
remzen bir îmâdır.
Y RM NC ÂYET:
8$y5 \- .& k! T# 56 $ %UV,K $ P^8 &
u âyet-i azîme sarihan asr-ı saadette nüzûl-ü Kur'ân'a baktı ı gibi sair asırlara dahi mâna-yı
i ârîsiyle bakar. Ve Kur'ân'ın semasından ilhamî bir surette gelen ifadar nurlara i âret eder. te
do rudan do ruya tabib-i kulûb olan Kur'ân-ı Hakîm'in feyzinden ve ziyasından iktibas olunan
Risalet-ün-Nur, benim çok tecrübelerimle umum mânevî derdlerime ifa oldu u gibi Resâil-in-Nur
âkirdleri dahi tecrübeleriyle beni tasdik ediyorlar. Demek Resâil-in-Nur bu âyetin bir mâna-yı
44
i ârîsinde dahildir. Ve bu duhulüne bir emâre olarak
8$y5 \- .& k! T# 56 $ nin makam-ı cifrîsi bin
üçyüz otuzdokuz ederek aynı tarihte Kur'ân'dan ilham olunan Resail-in-Nur bu asrın mânevî ve
müthi hastalıklarına ifa olmakla meydana çıkma a ba lamasından, bu âyet ona hususî
remzetti ine bana kanaat veriyor. Ben kendi kanaatımı yazdım, kanaata itiraz edilmez.
Y RM B R NC ÂYET VEYA ÂYETLER:
KZ $ X ,Y 3
6&
KZ $ X ,Y 3 3 . 38 6 38 ;4 F
sekiz dokuz âyetlerde "Sırat-ı müstakîm"e nazarı çeviriyorlar. Ve bu do ru,
--- sh:»(ST:90) ↓ --------------------------------------------------------------------------------------------istikametli yolu bulmak için daima Kur'ân'ın nurundan her asırda o asrın zulmetlerini da ıtacak ve
istikamet yolunu tenvir edecek Kur'ân'dan gelen nurlar olmakla ve bu deh etli ve fırtınalı asırda o
do ru yolu a ırtmayacak bir surette gösteren ba ta imdilik Risalet-ün-Nur tezahür etti inden, hem
bu "Sırat-ı müstakim" kelimesinin makam-ı cifrîsi -tenvin "nun" sayılmak cihetiyle- bin eder.
Medde olmazsa dokuzyüz doksandokuz ederek yalnız bir veya iki farkla (Hâ iye) Risalet-ün-Nur
adedi olan dokuzyüz doksansekize tevâfukla, sekiz - dokuz âyetlerde "Sırat-ı müstakim" kelimeleri
bu mezkûr iki âyet gibi Risalet-ün-Nur'u Sırat-ı müstakimin efradına hususî idhal edip remzen ona
baktırır ve istikametine i aret eder. E er
X ,Y daki tenvin sayılmazsa .[email protected]
daki eddeli "nun" bir
"nun" sayılır, yine tevâfuk eder. Hem nasılki bu âyet Risale-in-Nur'a ismiyle bakıyor, öyle de Onun
istihzarat zamanına da bakar. Çünki
KZ $ X ,Y 3 3 . 38 6
in makam-ı cifrîsi bin üçyüz onaltı
ederek, Risalet-ün-Nur müellifinin ihtiyarsız olarak istihzarat-ı Nuriye'de bulundu u ve umum
mâlumatını Kur'ân'ın fehmine basamaklar yaptı ı en hararetli tarihi olan bin üçyüz onaltı adedine
tam tamına tevâfuku elbette evvelki i âratı te'yid ve onunla teeyyüd ederek Risalet-ün-Nur'u daire-i
harîmine remzen belki i areten dâhil ediyor…
Cây-ı dikkat ve ehemmiyetli bir tevâfukdur ki: Risalet-ün-Nur müellifi bin üçyüz onaltı
sıralarında mühim bir inkılâb-ı fikrî geçirdi. öyle ki:
O tarihe kadar ulûm-u mütenevviayı, yalnız ilimle tenevvür için merak ederdi, okurdu,
okuturdu. Fakat birden o tarihte merhum vâli Tahir Pa a vasıtasiyle Avrupa'nın Kur'ân'a kar ı
müthi bir su-i kasdları var oldu unu bildi. Hattâ bir gazetede ngiliz'in bir müstemlekât nâzırı
demi :
"Bu Kur'ân, slâm elinde varken biz onlara hakikî hâkim olamayız. Bunun sukutuna
çalı malıyız" dedi ini i itti, gayrete geldi.
(Hâ iye): Yâni: Risalet-in-Nur'un mertebesi ikinci ve üçüncüde oldu una i arettir. Vahiy de il ve
olamaz. Belki ilham ve istihractır.
--- sh:»(ST:91) ↓ --------------------------------------------------------------------------------------------Birden makam-ı cifrîsi bin üçyüz onaltı olan
780 e,0 H
fermanını mânen dinliyerek bir inkılâb-ı
fikrî ile merakını de i tirdi. Bütün bildi i ulûm-u mütenevviayı Kur'ân'ın fehmine ve hakikatlarının
isbatına basamaklar yaparak hedefini ve gaye-i ilmiyesini ve netice-i hayatını, yalnız Kur'ânı bildi.
Ve Kur'ân'ın i'caz-ı mânevîsi O'na rehber ve mür id ve üstad oldu. Fakat maatteessüf o gençlik
zamanında çok aldatıcı ârızalar yüzünden bilfiil o vazifenin ba ına geçmedi. Bir zaman sonra harb-i
umumînin tarraka ve gürültüsü ile uyandı; o sabit fikir canlandı, bilkuvveden bilfiile çıkma a
ba ladı.
te hem O'na, hem Risalet-ün-Nur'a çok alâkası bulunan bu binüçyüz onaltı tarihine çok
KZ $ X ,Y 3 3 . 38 6 âyeti tam tamına tevâfukla
i aret eder. Aynen öyle de: Bir âyet-i me hure olan KZ $ X ,Y 3 0 3 . % makam-ı cifrîsi, eddeli
âyetler müttefikan bakarlar. Meselâ: Nasılki,
"nun" bir "nun" sayılsa ve tenvin sayılmazsa bin üçyüz onaltı ederek aynen tam tamına o tarihe
i aret eder. Hem nasıl ki yedi - sekiz sûrelerde gelen âyetler ve o âyetlerde gelen "Sırat-ı müstakim"
45
cümleleri Risalet-ün-Nur ismine tevâfukla beraber, bu mezkûr iki âyet gibi bir kısmı Risalet-ün-Nur
te'lifinin tarihini de gösterir. Aynen öyle de: Yedi adet sûrelerin ba larında yedi def'a
a Z/ N UV A * cümle-i kudsiyesi makam-ı cifrîsi olan bin üçyüz onaltı veya yedi ederek aynen tam
tamına o bin üçyüz onaltı tarihine tevâfukla i aret etti i gibi %UV,K N UV A * UQ] âyeti dahi aynen bin
üçyüz onaltı ederek o bin üçyüz onaltı tarihine tevâfukla i aret eder. Güya nasılki asr-ı saadette
Kur'ân'daki îman hakikatlarına alâmetler, deliller ve o Kitab-ı Mübînin dâvalarına bürhanları ve
hüccetleri gözlere de göstermek mânasında tekrar ile
%UV,K N UV A * a Z/ N UV A * a Z/ N UV A *
fermanlariyle
--- sh:»(ST:92) ↓ --------------------------------------------------------------------------------------------Kur'ân-ı Mu'ciz-ül-Beyan ilânat yapıyor. Öyle de, bu deh etli asırda dahi bir mâna-yı i ârîsiyle o
âyât-ı Furkaniye'nin bürhanları ve hakkaniyetinin alâmetleri ve hakikatlarının hüccetleri ve Hak
Kelâmullah oldu una delilleri olan Resail-in-Nur'a mâna-yı i ârîsiyle alâmet ve bürhan ve emâre ve
delil mânasiyle âyâtın âyetleri diye tekrar ile
a Z/ N UV A *
ferman ederek nazar-ı dikkati Kur'ân
hesabına bu asra ve bu asırdaki Resail-in Nur'a çeviriyor îtikad ediyorum. Evet herbir cihet ile ayn-ı
uur olan âyât-ı Kur'âniye'nin böyle yirmi vechile ve yirmi parmakla aynı ey'e müttefikan i aretleri
tasrih derecesinde bana kanaat veriyor. Benim kanaatıma i tirâk etmiyen bu ittifaka ne diyecek? Ve
ne diyebilir? Hangi kuvvet bu ittifakı bozar! Resail-in Nur bu asra gelen i ârât-ı Kur'âniyeye hususî
bir medar-ı nazar oldu una kimin üphesi varsa Kur'ân'ın kırk vecihle mu'cizesini isbat eden
Mu'cizat-ı Kur'âniye namındaki Yirmibe inci Söz ve Yirminci Söz'ün ikinci makamına ve ha re
dair Onuncu Söz ve Yirmidokuzuncu Sözlere baksın, üphesi izale olmazsa gelsin parma ını
gözüme soksun.
Y RM K NC ÂYET ve AYETLER: Hem Yûnus, hem Yûsuf, hem Ra'd, hem Hıcr, hem
uarâ, hem Kasas, hem Lukman Sûrelerinin ba larında bulunan
a Z/ N UV A *
ilân-ı kudsîsidir.
Yirmibirinci âyetin hâtimesinde bunun münasebet-i mâneviyesi bir derece beyan edilmi . Cifrîsi
ise, bu âyette üç "te" bin ikiyüz eder ve iki "kef" iki "lâm" yüz eder; yekûnü bin üçyüz. Bir "ye" bir
"be" dört veya be "elif" mecmuu bin üçyüz onaltı veya onyedi (1316-1317) ederek Resail-in Nur
müellifi bir inkılab-ı fikrî ile ulûm-u mütenevviayı Kur'anın hakaikına çıkmak için basamaklar
yaptı ı bir tarihe tam tamına tevafuku münasebet-i maneviyesinin kuvvetine istinaden deriz:
O tevâfuk remzeder ki: Bu asırda Resail-in-Nur denilen otuzüç adet Söz ve otuzüç adet
Mektup ve otuzbir adet Lem'alar, bu zamanda, Kitab-ı Mübin'deki âyetlerin âyetleridir. Yâni
hakaikının
--- sh:»(ST:93) ↓ --------------------------------------------------------------------------------------------alâmetleridir ve hak ve hakikat oldu unun bürhanlarıdır. Ve o âyetlerdeki hakaik-ı îmaniyenin
gayet kuvvetli hüccetleridir. Ve
A*
kelime-i kudsiyesinin i aret-i hissiyesiyle gözlere dahi
görünecek derecede zâhir oldu unu ifade eden böyle i arete lâyık delilleridir diye remzen Resail-inNur'u bir i arî mânasının küllî dairesine hususî ve medar-ı nazar bir ferdi olarak dahil ediyor.
Elhâsıl: Nasılki bu âyette bulunan i arî mâna yedi sûrede yedi i aret hükmünde olup delâlet
belki sarahat derecesine çıkıyor. Aynen öyle de:
KZ $ X ,Y deki remz dahi, yedi - sekiz sûrelerde
bulunmakla yedi - sekiz remz hükmünde olarak o remzi, i aret belki delâlet belki sarahat derecesine
çıkarıyor.
HTAR: Külfetsiz olmak üzere birden hatıra gelen i ârat kaydedildi. Tekellüfe girmemek
için i aretli otuzüç âyetin çok i âratı kaydedilmedi.
Y RM ÜÇÜNCÜ ÂYET:
'V L M8 F% M8@ . G 0
u âyet her asra baktı ı gibi bu asra da
46
bakıyor ve bu asırda kâbuslu bir rü'ya gibi musibetlere dü en ve Rabb-i Rahîminden onu hayra
tebdil etmesini rica edenler içinde Resail-in-Nur âkirdlerine hususî remzetti ine bir emâresi udur
ki: Bu âyetin makam-ı cifrîsi olan bin üçyüz kırkbe te ehemmiyetli risaleler te'lif ile beraber,
fevkalâde hâdiseler vukua gelme e hazırlandılar.. ve o Resail-in-Nur'un merkez-i inti arı olan Barla
karyesinde ziyade sıkıntı müellifine verildi. Ve hususî küçük mescidine ili ildi i zaman Resail-inNur âkirdleri kuvvetli bir rica ile dergâh-ı lâhiyeye iltica edip "Yâ Rab ! Bu müthi rü'yayı hayra
tebdil eyle" deyip yalvardılar. Herkesin me'yusiyetlerine mukabil pek kuvvetli bir ümid ve rica ile
müslümanların kuvve-i mâneviyelerini takviye ettiler. Bu âyetin birden külfetsiz hatıra geleni bu
kadardır. Yoksa esrarı çoktur. Tekellüf olmasın diye kısa kestim.
Y RM DÖRDÜNCÜ ÂYET ve ÂYETLER: Hem Sûre-i Zümer, hem Sûre-i Câsiye, hem
Sure-i Ahkaf'ın ba larında bulunan
/ ^ ^?
$ a Z/ ; ^8*
âyat-ı azîmeleridir. u
--- sh:»(ST:94) ↓ --------------------------------------------------------------------------------------------âyetler dahi yirmiikincideki âyetler gibi Risalet-ün-Nur'un ismine ve zâtına, hem te'lif ve inti arına
bir mâna-i remziyle bakıyorlar.
ZAHTAN EVVEL MÜH M B R HTAR
(Lüzumlu dört - be nokta beyan edilecek)
Birinci Nokta: Hadîste vârid oldu u gibi, "Herbir âyetin mana mertebelerinde bir zahiri, bir
bâtını, bir haddi, bir muttalaı vardır. Bu dört tabakadan herbirisinin (hadîsçe " ücun ve gusûn" tabir
edilen) füruatı, i aratı, dal ve budakları vardır." mealindeki hadîsin hükmüyle, Kur'an hakkında
nâzil olan bu âyet-i kudsiye, fer'î bir tabakadan ve bir mana-yı i arîsiyle de Kur'an ile münasebeti
çok kuvvetli bir tefsirine bakmak, e'nine bir nakîse de il. Belki o lisan-ül gaybdaki i'caz-ı
manevîsinin muktezasıdır.
kinci Nokta: Bir tabakanın mâna-yı i ârisinin külliyetindeki efradının bu asırda tezâhür
eden ve münasebeti pek kuvvetli bir ferdi Risalet-ün-Nur oldu unu, onu okuyan herkes tasdik eder.
Evet ben Risalet-ün-Nur'un has âkirdlerini i had ederek derim:
Risalet-ün-Nur sair te'lifat gibi ulûm ve fünundan ve ba ka kitaplardan alınmamı .
Kur'ân'dan ba ka me'hazı yok, Kur'ân'dan ba ka üstadı yok, Kur'ân'dan ba ka mercii yoktur. Te'lif
oldu u vakit hiçbir kitab müellifinin yanında bulunmuyordu. Do rudan do ruya Kur'ân'ın
feyzinden mülhemdir ve semâ-i Kur'ânîden ve âyâtının nücumundan, yıldızlarından iniyor, nüzul
ediyor.
Üçüncü Nokta: Resail-in-Nur ba tan ba a ism-i Hakîm ve Rahîm'in mazharı oldu undan bu
üç âyetin âhirleri ism-i Hakîm ile ve gelecek yirmibe inci dahi Rahman ve Rahîm ile ba lamaları
münasebet-i mâneviyeyi cidden kuvvetlendiriyor. te bu kuvvetli münasebet-i mâneviyeye binaen
deriz ki:
a Z/ ; ^8* cümlesinin sarih bir mânası asr-ı saadette vahiy suretiyle Kitab-ı Mübîn'in
nüzulü oldu u gibi.. mâna-yı i ârîsiyle de, her asırda o Kitab-ı Mübîn'in mertebe-i ar iyesinden ve
mu'cize-i mâneviyesinden feyz ve ilham tarikıyle onun gizli hakikatları ve
--- sh:»(ST:95) ↓ --------------------------------------------------------------------------------------------hakikatlarının bürhanları iniyor, nüzûl ediyor diyerek u asırda bir âkirdini ve bir lem'asını cenah-ı
himayetine ve daire-i harîmine bir hususî iltifat ile alıyor.
Dördüncü Nokta: te bu risalede mezkûr otuzüç âyet-i me hurenin bil'ittifak, tekellüfsüz,
mânaca ve cifirce Resail-in-Nur'un ba ına parmak basmaları ve ba ta Âyet-in-Nur on parmakla ona
i aret etmesi ve eskidenberi ulema ortasında ve edibler mabeyninde me hur bir düstur ve hakikatlı
bir medar-ı istihracat ve hattâ hususî tarihlerde ve mezar ta larında ediplerin istimal ettikleri mâruf
bir kanun-u ilmî iledir. E er o kanuna tasannu karı mazsa, i âret-i gaybiye olabilir. E er sun'î ve
kasdî yapılsa, yalnız bir letâfet, bir zerâfet, bir cezâlet olur.
Evet edipler hususî ve ahsî tarihlerde onun taklidini yapmakla kelâmlarını
güzelle tirdikleri, hem cifir ilminin en esaslı bir kaidesi ve mühim bir anahtarı olan makam-ı ebcedî
ile i aret ise: Her cihetle ayn-ı uur ve nefs-i ilim ve mahz-ı irade ve tesadüfî halleri olmayan ve
lüzumsuz maddeleri bulunmayan Kur'ân'ın bu kadar âyât-ı me huresi icma' ile ve ittifakla Risale-inNur'a i aret ve tevâfukları sarahat derecesinde onun makbuliyetine bir ehadettir. Ve hak oldu una
47
bir imzadır ve âkirdlerine bir be arettir.
Be inci Nokta: Bu hesab-ı ebcedî, makbul ve umumî bir düstur-u ilmî ve bir kanun-u edebî
oldu una deliller pek çoktur. Burada yalnız dört - be tanesini nümune için beyan edece iz.
Birincisi: Bir zaman Benî- srail âlimlerinden bir kısmı huzur-u Peygamberîde sûrelerin
ba larındaki
UzU? 7U+ U U
gibi mukattaat-ı hurufiyeyi i ittikleri vakit, hesab-ı cifrî ile dediler:
"Ya Muhammed ! Senin ümmetinin müddeti azdır." Onlara mukabil dedi:
"Az de il." Sair sûrelerin ba larındaki mukattaatı okudu ve ferman etti, "Daha var." Onlar
sustular...
kincisi: Hazret-i Ali Radiyallahu Anh'ın en me hur kaside-i Celcelûtiyesi, ba tan nihayete
kadar bir nevi hesab-ı ebcedî ve cifir ile te'lif edilmi ve öyle de matbaalarda basılmı .
Üçüncüsü: Cafer-i Sâdık Radıyallahü Anh ve Muhyiddin-i Arabî (R.A.) gibi esrar-ı gaybiye
ile u ra an zâtlar ve esrar-ı huruf ilmine
--- sh:»(ST:96) ↓ --------------------------------------------------------------------------------------------çalı anlar, bu hesab-ı ebcedîyi gaybî bir düstur ve bir anahtar kabul etmi ler.
Dördüncüsü: Yüksek edipler bu hesabı, edebî bir kanun-u letâfet kabul edip eski zamandan
beri onu istimal etmi ler. Hattâ letâfetin hatırı için iradî ve sun'î ve taklidî olmamak lâzım gelirken,
sun'î ve kasdî bir surette o gaybî anahtarların taklidini yapıyorlar.
Be incisi: Ulûm-u riyaziye ulemasının münasebet-i adediye içinde en lâtif düsturları ve
avamca hârika görünen kanunları, bu hesab-ı tevâfukînin cinsindendirler. Hattâ fıtrat-ı e yada Fâtırı Hakîm bu tevâfuk-u hesabîyi bir düstur-u nizam ve bir kanun-u vahdet ve insicam ve bir medar-ı
tenasüb ve ittifak ve bir namus-u hüsün ve ittisak yapmı . Meselâ: Nasılki iki elin ve iki aya ın
parmakları, âsabları, kemikleri, hattâ hüceyratları, mesâmatları hesabca birbirine tevâfuk ederler.
Öyle de: Bu a aç bu baharda ve geçen bahardaki çiçek, yaprak, meyvece tevâfuk etti i gibi, bu
baharda dahi az bir farkla geçen bahara tevâfuk ve istikbal baharları dahi mâzi baharlarına ihtiyar ve
irâde-i lâhiyyeyi gösteren sırlı ve az farkla muvafakatları, Sâni-i Hakîm-i Zülcemâl'in vahdetini
gösteren kuvvetli bir ahid-i vahdaniyettir.
te mâdem bu tevâfuk-u cifrî ve ebcedî, bir kanun-u ilmî ve bir düstur-u riyazî ve bir
namus-u fıtrî ve bir usûl-ü edebî ve bir anahtar-ı gaybî oluyor. Elbette menba-ı ulûm ve mâden-i
esrar ve fıtratın tercüman-ı âyât-ı tekvîniyesi ve edebiyatın mu'cize-i kübrâsı ve lisan-ül-gayb olan
Kur'ân-ı Mu'ciz-ül-Beyan, o kanun-u tevâfukîyi, i ârâtında istihdam, istimal etmesi i'cazının
muktezasıdır.
htar bitti, imdi sadede geliyoruz.
Sûre-i Zümer, Câsiye, Ahkaf'ın ba larındaki
/ ^ ^?
$ a Z/ ; ^8* olan
âyetler
sâbık ihtarın ikinci noktasında, münâsebet-i mâneviyesi beyan edildi inden burada yalnız cifrî
remzini beyan edece iz.
öyle ki: ki "te" sekizyüz, iki "nun" yüz, iki "mim" seksen, iki "kef" kırk, üç "ze" yirmibir,
üç "ye" otuz, bir "be" bir "ha" on, (Lafzullah) altmı yedi,
--- sh:»(ST:97) ↓ --------------------------------------------------------------------------------------------bir "ayın" yetmi , dört "lâm" dört "elif" yüz yirmi dört olup yekûnü bin üçyüz kırkiki ederek bu
asrın u tarihine nazar-ı dikkati celbetmekle beraber, Kur'ân'ın tenziliyle çok alâkadar bir Nura
parmak basıyor. Ve o tarihten az sonra Mu'cizat-ı Ahmediye (A.S.M.) Risalesi ve Yirminci ve
Yirmidördüncü Mektuplar gibi Risalet-ün-Nur'un en nuranî cüzleri meydan-ı inti ara çıkmaları ve
Kur'ân'ın kırk vecihle i'cazını isbat eden Mu'cizat-ı Kur'âniye Risalesiyle ha re dair Onuncu Söz'ün
ikisinin kırkikide inti arları ve kırkaltıda fevkalâde i tiharları aynı tarihte olması bir kuvvetli
emâredir ki, bu âyet ona hususî bir iltifatı var. Hem nasılki bu âyetler te'lif ve inti arına i aret
ederler, öyle de; yalnız
a Z/ ; ^8* kelimesi Risalet-ün Nur'un ismine - eddeli "nun" bir "nun"
sayılmak cihetiyle- gayet cüz'î bir farkla tevafuk edip remzen bakar, kendine kabul eder. Çünki
a Z/ ; ^8* kelimesi
dokuzyüz ellibir (951) ederek Risalet-ün Nur'un makamı olan dokuzyüz
48
kırksekize (948) sırlı üç farkla tevafuk noktasından bakar.
Birden hatıra geldi ki: Bu üç farkın sırrı ise Risalet-ün-Nur'un mertebesi üçüncüde olmasıdır.
Yani vahiy de il ve olamaz. Hem umumiyetle dahi ilham de il, belki ekseriyetle Kur'ân'ın feyziyle
ve medediyle kalbe gelen sünühat ve istihracat-ı Kur'âniyedir. Cay-ı dikkattir ki birinci
Sûre-i Mü'min'de
? ^ ^?
U
olan
$ a Z/ ; ^8* makam-ı cifrîsi, bazı mühim âyetler gibi bin üçyüz
yetmi e bakıyor. Acaba onbe - yirmi sene sonra ba ka bir nur-u Kur'ân zuhur mu edecek.. yahut
Resail-in Nur'un bir inki af-ı fevkalâde ile bir fütuhatı mı olacak bilmedi imden o kapıyı
açamıyorum.
Y RM BE NC ÂYET:
,
, $ \; ^8* U
âyet-i kudsiyesidir. Bu âyetin mâna-yı
i arîsi, Resail-in-Nur ile münasebeti çok kuvvetlidir. Bir ciheti udur ki, Risalet-ün-Nur'un ve
âkirdlerinin mesleki, dört esas üzerine gidiyor.
--- sh:»(ST:98) ↓ --------------------------------------------------------------------------------------------Birincisi tefekkürdür. Hakîm ismine bakıyor.
Biri de efkattir, hadsiz olan fakrını hissetmektir ki, Rahman ve Rahîm isimlerine bakıyor.
Hem u âyet nasılki Resail-in-Nur'un te'lif ve tekemmül tarihine tevafukla parmak basıyor… Öyle
\; ^8* kelimesiyle -vakf mahalli olmadı ından tenvin "nun" sayılmak cihetiyle- makamı be yüz
de,
kırkyedi olarak Sözler'in ikinci ve üçüncü ismi olan Resail-in-Nur ve Risale-i Nur'un adedi olan
be yüz kırksekiz veya kırkdokuza eddeli "nun" bir "nun" sayılmak cihetiyle pek cüz'î ve sırlı bir
veya iki farkla tevafuk ederek remzen ona bakar, dairesine alır. Hem
,
, $ \; ^8* U
in
makam-ı cifrîsi, bir vecihle, yâni tenvin "nun" sayılsa ve eddeli iki "ra"daki lâm-ı aslî hesab edilse
U
,
$
telaffuzda oldu u gibi olsa, bin üçyüz ellidört veya be (1354-1355) eder. Ve di er bir
vecihte, yani tenvin sayılmazsa bin üçyüz dört (1304) eder; üçüncü vecihte, yani telaffuzda
bulunmayan iki "lâm" hesaba girmezse bin ikiyüz doksandört (1294) eder. Birinci vecihte tam
tamına Resail-in Nur'un te'lifçe bir derece tekemmülü ve fevkalâde ehemmiyet kesbetmesi ve
fırtınalara tutulması ve akirdleri kudsî bir teselliye muhtaç oldukları Arabî tarihiyle u: Bin üçyüz
ellibe ve ellidört tarihine, hem otuzbir adet Lem'alar'dan ibaret olan "Otuzbirinci Mektub"un te'lif
zamanına, hem o mektubun "Otuzbirinci Lem'ası"nın vakt-i zuhuruna ve o lem'adan Birinci uâ'ın
te'lifine ve o uâ'ın, yirmidokuz makamında otuzüç adet âyâtın Risale-i Nur'a i aretleri istihrac
edildi i hengâmına ve yirmibe inci âyetin Risale-i Nur'a îmaları yazıldı ı u zamana, u dakikaya,
u hâle tam tamına tevafuku ise, Kur'ân'ın i'caz-ı mânevisine yakı ıyor. Gayet lâtif ve müjdeli bir
tevâfuktur. kinci vecihte, yâni binüçyüz dört makamiyle Risale-i Nur'un tercümanı, Risale-i Nur'un
basamakları olan mebâdi-i ulûma besmele-ke oldu u ve fütuhat-ı Nuriye'de besmelesini çekti i ve
Fatiha-i hayat-ı ilmiyede
--- sh:»(ST:99) ↓ --------------------------------------------------------------------------------------------okudu u zamanına tam tamına tevafukla parmak basıyor, arkasını sıvatıyor,
"Haydi git, selâmetle çalı " remzen diyor. Üçüncü vecihte, yâni bin ikiyüz doksanüç veya dört olan
makam-ı cifrîsiyle o tercümanın besmele-i hayat-ı dünyeviyesinin ibtidasına tam tamına tevafuk
sırriyle îma eder ki, onun hayatı çok deh etli da da aları ve fırtınaları görmek ve çekmekle beraber
daima Rahman ve Rahîm isimlerinin mazharı olarak rahmetle muhafaza ve efkatle terbiye
edilece ini remzen mün'imâne haber veriyor. Bu suretle Kur'ân'ın mânevî i'cazından ihbar-ı gaybî
nev'inin bir uâını gösteriyor.
Y RM ALTINCI ÂYET: Sure-i Hud'da
\ ? & qGK# 78 H âyetinin
iki satır sonra gelen
49
-89 3TH & ? = $ & âyetidir. u âyetin eddeli "mim" ve eddeli "lâm" ve eddeli "nun" iki er
sayılmak ve -89 deki "te" vakıfta oldu undan "he" olmak cihetiyle makam-ı cifrîsi bin üçyüz elliiki
(1352) olmakla tam tamına Resail-in Nur akirdlerinin en me'yusiyetli ve musibetli zamanları olan
bin üçyüz elliiki tarihine tam tamına tevafukla o acınacak hallerinde kudsî ve semavî bir teselli, bir
be arettir. Ve âyetin münasebet-i maneviyesi bir-iki risalede, yani Keramat-ı Aleviyede ve
Gavsiye'de
\ ?
beyan
edilmi tir.
& ? = $ & deki
&?
kelimesi
\ ? & qGK# 78 H deki
kelimesine Kur'an sahifesinde tam müvazi ve mukabil gelmesi, bu tevafuka bir letafet daha
katar. Bu âyetin küllî ve çok geni mana-yı kudsîsinin cüz'iyatından Risale-i Nur akirdleri gibi
teselliye çok muhtaç bir cüz'îsi bu asırda bin üçyüz elliikide bulundu una tam tamına tevafukla
i aret ederek ba ına parmak basıyor. E er
-89 3TH kelimesinde vakfedilmezse ve
L kelimesiyle
--- sh:»(ST:100) ↓ ------------------------------------------------------------------------------------------rabtedilse, o vakit "te", "he" olmaz. Fakat daha latif tesellikâr bir tevafuk olur. Çünki
& ? = $ & kaide-i nahviyece mübtedadır.
L -89 3TH onun haberidir. Bu haber ise, makam-ı
cifrîsi olan bin üçyüz kırkdokuz (1349) adediyle, bin üçyüz kırkdokuz tarihinden be aretle remzen
haber verir. Ve o tarihte bulunan Kur'an hizmetkârlarından bir taifenin ashab-ı Cennet ve ehl-i
saadet oldu unu mana-yı i arîsiyle ve tevafuk-u cifrî ile ihbar eder ve bu tarihte Risale-i Nur
akirdleri Kur'an hesabına fevkalâde hizmetleri ve tenevvürleri ve çok mühim risalelerin te'lifleri ve
ba larına gelen imdiki musibetin, dü manları tarafından ihzaratı tezahür etti inden, elbette bu
tarihe müteveccih ve i arî, tesellikâr bir be aret-i Kur'aniye en evvel onlara baktı ını gösterir. Evet
L -89 3TH de eddeli "nun" bir "nun" sayılmak cihetiyle N dörtyüz, n altıyüz, bin eder. ki %
yüz, bir c iki f bir P ikiyüz; di er P otuz, ikinci c on, iki elif iki, bir d üç, bir ) dört, kırk dokuz
eder ki; yekûnü 1349 eder. Bu müjde-i Kur'aniyenin binden bir vechi bize teması, bin hazineden
ziyade kıymetdardır. Bu müjdenin bir müjdecisi bir sene evvel görülmü bir rü'ya-yı sadıkadır.
öyle ki: Isparta'da ba ımıza gelen bu hâdiseden bir ay evvel bir zâta rü'yada (ona) deniliyor ki:
"RESA L- N-NUR AK RDLER , ÎMAN LE KABRE G RECEKLER, ÎMANSIZ VEFAT
ETMEZLER."
Biz o vakit o rü'yaya çok sevindik. Demek o müjde bu müjde-i Kur'âniyenin bir müjdecisi
imi . (Hâ iye)
(Hâ iye): Cihan saltanatından daha ziyade kıymetdar bir müjde-i Kur'âniye, bir be âret-i semâviye
bu sahifede vardır.
--- sh:»(ST:101) ↓ ------------------------------------------------------------------------------------------Y RM YED NC ÂYET: Sûre-i Saf'da
%&,H / ,+ 5 & .5 @ Z$ & 76 5H
.5 VvBTt %& ,
dur. Bu âyetteki
.5 @ Z$ & 76 5H
.5
cümlesinin makam-ı cifrîsi, bin üçyüz onaltı veya yedidir (1316-1317). Ve bu tarih ise; sâbıkan
yirmibirinci âyetin hâtimesinde zikredilen inkılab-ı fikrî sadedinde; Avrupa'nın bir müstemlekât
nâzırı, Kur'anın nurunu söndürmesine çalı ması tarihine ve Resail-in Nur müellifi dahi ona kar ı o
inkılab-ı fikrî sayesinde o nuru parlatma a çalı ması aynı tarihe, hem yedi surede yedi defa
a Z/ N UV A * aynı tarihe,
KZ $ X ,Y 3 3 . 38 6 F
hem
%UV,K N UV A * UQ] dahi
aynı
tarihe,
hem
50
dahi aynı tarihe, hem
KZ $ X ,Y 3 0 3 . %
sayılmamak
aynı
cihetiyle
.5 @ Z$ & 76 5H
.5
tarihe,
hem
dahi eddeli "nun" bir "nun" sayılmak ve tenvin
780 e,0 H fermanı
dahi
aynı
tarihe,
hem
dahi aynı tarihe bil'ittifak muvafakatları elbette remizden, i aretten,
delaletten ziyade bir sarahattır ki; Risale-i Nur o Nur-u lahînin bir lem'ası olaca ını ve dü manları
tarafından gelen übehat zulümatını da ıtaca ını mana-yı i arîsiyle müjdeliyor. Hem bu cifrî ve
müteaddid ve manidar tevafuklar ise, kuvvetli bir münasebet-i maneviyeye istinad ederler.
Evet Resail-in-Nur'un yüzyirmi dokuz risaleleri, yüzyirmi dokuz elektrik lâmbalarının
i eleri misillû Kur'ân nur-u âzamından uzanan tellerin ba larına takılıp o nuru ne rettikleri
meydandadır. Risale-i Nur'un yarı ismi iki def'a bu cümle-i âyette bulunmasiyle o münâsebeti pek
letâfetlendiriyor.
--- sh:»(ST:102) ↓ ------------------------------------------------------------------------------------------Y RM SEK Z NC ÂYET: Sûre-i Tevbe'de:
âyetindeki
%&,H / ,+ 5 & .5 Z %
3 & 76 5H .5 VvBTt % %& , F
.5 Z %
3 & 76 5H .5 cümlesi, kuvvetli ve letafetli
münasebet-i
maneviyesiyle beraber eddeli "lâmlar" birer "lâm" ve eddeli "mim" asıl kelimeden oldu undan iki
"mim" sayılmak cihetiyle bin üçyüz yirmidört (1324) ederek, Avrupa zalimleri devlet-i slâmiyenin
nurunu söndürmek niyetiyle müdhi bir sû'-i kasd plânı yaptıkları ve ona kar ı Türkiye
hamiyetperverleri, hürriyeti yirmidörtte ilânıyla o plânı akîm bırakma a çalı tıkları halde,
maatteessüf altı-yedi sene sonra, harb-i umumî neticesinde yine o sû'-i kasd niyetiyle Sevr
Muahedesinde Kur'anın zararına gayet a ır eraitle kâfirane fikirlerini yine icra etmek olan
plânlarını akîm bırakmak için Türk milliyetperverleri cumhuriyeti ilânla mukabeleye çalı tıkları
tarihi olan bin üçyüz yirmidörde, tâ otuz dörde, tâ ellidörde tam tamına tevafukla, o herc ü merc
içinde Kur'anın nurunu muhafazaya çalı anlar içinde Resail-in Nur müellifi yirmidörtte (1324) ve
Resail-in Nur'un mukaddematı otuzdörtte (1334) ve Resail-in Nur'un nuranî cüzleri ve fedakâr
akirdleri ellidörtte (1354) mukabeleye çalı maları göze çarpıyor. Hattâ hakikat-ı hali bilmeyen bir
kısım ehl-i siyaseti tela a sevkettiler ve bu itfa sû'-i kasdına kar ı tenvir vazifesini tam îfa
ettiklerinden bu âyetin mana-yı i arîsi cihetinde bir medar-ı nazarı olduklarına kuvvetli bir
emaredir. imdi slâmlar içinde Nur-u Kur'ana muhalif haletlerin ekserisi, o sû'-i kasdların ve Sevr
Muahedesi gibi gaddarane muahedelerin vahîm neticeleridir. E er eddeli "mim" dahi eddeli
"lâmlar" gibi bir sayılsa, o vakit bin ikiyüz seksendört (1284) eder. O tarihte Avrupa kâfirleri
devlet-i slâmiyenin nurunu söndürme e niyet ederek on sene sonra Rusları tahrik edip Rus'un
doksanüç
--- sh:»(ST:103) ↓ ------------------------------------------------------------------------------------------muharebe-i me 'umesiyle âlem-i slâm'ın parlak nuruna muvakkat bir bulut perde ettiler. Fakat
bunda Resail-in-Nur âkirdleri yerinde Mevlâna Halid'in (K.S.) âkirdleri o bulut zulümatını
da ıttıklarından bu âyet bu cihette onların ba larına remzen parmak basıyor. imdi hatıra geldi ki,
e er eddeli "lâmlar" ve "mim" iki er sayılsa, bundan bir asır sonra zulümatı da ıtacak zâtlar ise,
Hazret-i Mehdi'nin akirdleri olabilir. Her ne ise... Bu nurlu âyetin çok nuranî nükteleri var.
, 3 0 @P * :,tK
sırrıyla kısa kestik.
Y RM DOKUZUNCU ÂYET: Sûre-i brahim'in ba ında
^ ^? X ,Y 3 7 . %w .[email protected] 3 N @D $ < 8 d,uZ A
8 ^ ka Z+ ,U F
âyetidir. u âyetin dört-be cümlesinde dört-be îma var. Mecmuu bir i aret hükmüne geçer.
Birincisi:
^ ^?
cümlesi ifade eder ki, "Kitab-ı Mübîn vasıtasiyle, ondördüncü
51
asırdaki zulümattan, insanlar biiznillâh Kur'ân'dan gelen bir nura çıkarlar." Bu meal ve hususan nur
lafzı, Resail-in Nur'a mutabık oldu u gibi, makam-ı cifrîsi eddeli "nun" iki "nun" olmak üzere bin
üçyüz otuzsekiz veya dokuz (1338-1339) ederek harb-i umumî zulümatında te'lif edilen Resail-in
Nur'un fatihası olan arat-ül 'caz Tefsiri, o zulmetler içindeki zuhuru tarihine tam tamına tevafuku
ve âyetteki Nur kelimesi Risale-i Nur'daki Nur lafzına îma ile bakıyor.
kincisi:
N @D $ cümlesi
evvelki cümledeki Nur'u tarif ederek der: O Nur Cenab-ı
Hakk'ın izzet ve Mahmudiyetini
--- sh:»(ST:104) ↓ ------------------------------------------------------------------------------------------gösteren yoldur. Bu cümlenin makam-ı ebcedîsi be yüz kırk sekiz veya elli (548-550) olarak Resailin Nur'un eddeli "nun" bir "nun" olmak üzere, adedi olan be yüz kırksekize tam tamına tevâfuk
eder. E er okunmayan iki elif sayılsa, mertebesine i aret eden iki farkla yine tam tamına tevâfuk
eder. Bu îmayı te'yid eden, hem letâfetlendiren bir münasebet var. öyle ki:
Âlem-i slâm için en deh etli asır altıncı asır ile Hülâgu fitnesi ve onüçüncü asrın âhiri ve
ondördüncü asır ile harb-i umumî fitneleri ve neticeleri oldu u münasebetiyle bu cümle makam-ı
^ ^?
ebcediyle altıncı asra ve evvelki cümle gibi
kelimeleri ile bu asra, Sultan Abdülaziz ve
Sultan Abdülhamid devirlerine îma eder.
Hem, sâbık âyetlerde ise, Resail-in-Nur'un ikinci ismine tevâfukla i aret eden umum o
âyetler, deh etli asır olan Hülâgû ve Cengiz asrına dahi îma ederler. Hattâ o âyetlerin hem o asra,
hem bu asra îmaları içindir ki, Hazret-i Ali (R.A.) Ercûzesinde ve Gavs-ı A'zam (R.A.) Kasîdesinde
Resail-in-Nur'a kerametkârane i aret ettikleri vakit hem o asra, hem u asra bakıp hiddetle i aret
etmi ler.
Üçüncüsü:
N @D $ kelimesindeki N @D
ın adedi bin üçyüz yetmi iki (1372) ederek
bu asrın zulümleri, zulmetleri ne vakte kadar devam edece ini, o zulmetlerin içinde bir Nur daima
tenvire çalı aca ına îma ile Risale-i Nur'un tenvirine remzen bakar.
Dördüncüsü:
< 8 d,uZ
cümlesi diyor ki: "Bin üçyüz kırkbe te (1345) Kur'andan gelen bir
Nur ile insanlar karanlıklardan ı ıklara çıkarılacak." Bu meal ise, bin üçyüz kırkbe te fevkalâde
tenvire ba layan Resail-in Nur'a tam tamına cifirce, hem mealce muvafık ve mutabık olmakla
Risale-i Nur'un makbuliyetine îma belki remzediyor.
--- sh:»(ST:105) ↓ ------------------------------------------------------------------------------------------Be incisi:
8 ^ ka Z+ ,U
A
8 ^ ka Z+ ,U
deki
A
kelimesi Kur'ana has baktı ı için hariç kalmak üzere,
cümlesinin makamı Risalet-ün Nur'un birinci ismine tam tamına tevafuk etmesi
Risalet-ün Nur'un, Kitab-ı Münzel'in tam bir tefsiri ve manası oldu unu ve ondan yabani olmadı ını
remzen ifade eder. Çünki
,U
üçyüz sekseniki,
ka Z+ dörtyüz yirmiüç, 8 ^
yüz kırkdört, yekûnü
dokuzyüz kırkdokuz (949); e er tenvin "nun" sayılsa dokuzyüz doksandokuz (999) ederek Risaletün Nur'un -e er eddeli "nun" bir "nun" sayılsa- adedi olan dokuzyüz kırksekize e er eddeli "nun"
iki "nun" olsa, dokuzyüz doksansekize (998) sırlı (yani vahiy olmadı ını ifade için) birtek farkla
tevafuk edip ona îma eder.
Elhâsıl: Bu birtek âyette mezkûr be cümlenin münasebet-i mâneviyeyi gözeterek be adet
îmaları bir kuvvetli i aret, belki bir delâlet hükmüne geçebilir kanaatı bana bunu yazdırdı. Hatâ
etmi sem Kitab-ı Mübîn'i efaatci edip Erhamürrâhimîn'den kusurumun afvını niyâz ederim.
/
? W A 8Z 0 $
8 0 A
F
***
--- sh:»(ST:106) ↓ ------------------------------------------------------------------------------------------52
Y RM DOKUZUNCU ÂYET N SEHV NE DA R TAFS LÂT
F
Küçük bir sehivden kuvvetli bir i aret-i gaybiye gördüm. Ondan bildim ki o sehiv bunun
içinmi .
öyle ki: Birinci ua olan arat-ı Kur'aniyenin yirmidokuzuncu âyet Sure-i brahim'in
ba ında,
w .[email protected] 3
7 . %w .[email protected] 3 N @D $ < 8 d,uZ A
8 ^ ka Z+ ,U
içinde
7. %
cümlesine makam-ı cifrîsi sehven bin üçyüz otuzdört (1334) ederek Risale-i Nur'un
fatihası olan arat-ül 'caz Tefsirinin zuhuru ve tab'ı tarihine tevafukla bakar denilmi . Halbuki
melfuz harflerinin makamı, bin üçyüz otuzdokuz (1339) olup o tefsirin fevkalâde i tiharı ve Dâr-ül
Hikmet tarafından ekser müftülere gönderilen nüshalar, müteaddid ve maddî ve manevî inkılabların
sarsıntılarından vikaye noktasında -çok emareler ve müftülerin itirafıyla- birer kal'a ve ekser
müftülerin ellerinde birer elmas kılınç hükmüne geçmeleri tarihine tevafukla takdirkârane bakar.
Okunmayan iki "elif" sayılsa, bin üçyüz kırkbir (1341) edip Risale-i Nur'un mebde-i zuhuruna tam
tamına tevafukla bakar. Bu küçük sehiv öyle bir mânayı birden kuvvetli ihtar etti ki, o sûre-i
brahim'in (A.S.) ba ındaki âyetin Risale-i Nur'a remzen bakan yalnız onun dört cümlesi de il, belki
o birinci sahife âhirine kadar münâsebât-ı mâneviye cihetinde bir mâna-yı remziyle -efrad-ı kesiresi
içinde- Risale-i Nur'a gizli bir hususiyet ile îma eder, remzen bakar. Ben imdilik o hakikat-ı
remziyeyi beyan edemem. Yalnız kısa bir i aret edilecek. Evet Risale-i Nur'un mayası ve me rebi
tefekkür ve efkat oldu u cihetle Hazret-i brahim'in (A.S.) hususî me rebi olan tefekkür ve efkat
noktasında tam tevâfuk etmek sırriyle u sûrede daha ziyade Risale-i Nur'u kuca ına alıyor. Ba taki
âyet; dört cümle ile en karanlık bir
--- sh:»(ST:107) ↓ ------------------------------------------------------------------------------------------asrın kara kara içinde, zulmet zulmet içinde insanları nura çıkaran ve Kur'ân'dan çıkan bir nura
parmak bastı ı gibi en karanlık içinde bulunan ve Risale-i Nur'un cereyanına muhalif gidenleri târif
eder.
ÜÇÜNCÜ ÂYET:
'l50 7 5s &
;
0 %&@ S & :,L { 3 0 @ |
? P2} 3H AO & F
%B@ Z
= F
Bu dahi, üç cümlesiyle bazı münasebat-ı maneviye ve muvafakat-ı mefhumiye cihetinde ve
hem Risale-i Nur'un mesle ine, hem mülhidlerin mesle ine îmaen bakar. Ve birinci cümlesiyle der
ki: "O bedbahtlar, bazı ehl-i imanın (imanları beraber oldu u halde) ve bir kısım ehl-i ilmin (âhireti
tam bildikleri halde) onlara iltihak delaletiyle, bilerek ve severek hayat-ı dünyeviyeyi dine ve
âhirete, yani elması tanıdı ı ve buldu u halde be paralık i eyi ona tercih etmek gibi; sefahet-i
hayatı, dinî hissiyata muannidane tercih edip dinsizlik ile iftihar ederler." Bu cümlenin bu asra bir
hususiyeti var. Çünki hiçbir asır böyle bir tarzı göstermemi . Sair asırlarda o ehl-i dalalet âhireti
bilmiyor ve inkâr ediyor. Elması elmas bilmiyor, dünyayı tercih ediyor. Ve ikinci cümlesi olan
;
0 %&@ S & ile der ki: "O bedbahtların dalaleti, muhabbet-i hayattan ve temerrüdden ne 'et
etti i için kendi halleri ile durmuyorlar, tecavüz ediyorlar. Bildikleri ve onun ile ecdadları ba lı olan
dine adavetkârane, menbalarını kurutmak ve esasatını bozmak ve kapılarını ve yollarını kapatmak
istiyorlar." Ve üçüncü cümlesi olan
'l50 7 5s & ile der ki: "Onların dalaleti fenden, felsefeden
geldi i için acib bir gurur ve garib bir firavunluk ve deh etli bir enaniyet onlara verip nefislerini
öyle ımartmı ki, kâinatı idare eden lahî kanunların uâlarını ve insan âleminde o hakaikın
düsturlarını süflî hevesatlarına ve mü tehiyatlarına müsaid görmediklerinden (hâ â ! hâ â) e ri,
yanlı ,
--- sh:»(ST:108) ↓ ------------------------------------------------------------------------------------------53
noksan bulmak istiyorlar." te bu âyet, üç cümlesiyle mânen bu asırda acib bir taife-i dâlleye tam
bir tevâfuk-u mânevî ile mâna-yı i ârîsiyle çok efradı içinde hususî baktı ı gibi tevafuk-u cifrîsiyle
dahi ba larına parmak basıyor. Evet evvelki cümle olan
%B@ Z
=
nin makamı bin üçyüz
yirmiyedi (1327); e er eddeli "lâm" ve "be" iki er sayılsa Arabî tarihiyle bin üçyüz ellidokuz
(1359) edip o tu yanlı taifenin savletli zamanını göstererek tam tevafukla bakar.
'l50 7 5s & nin
makamı, tenvin "nun" olmak cihetiyle bin ikiyüz dokuz (1209) ederek eriat-ı slâmiyeye sû'-i kasd
olarak ecnebi kanunlarını adliyeye sokmak fikri ve te ebbüsü tarihine tam tamına tevafukla bakar.
Ve bu emareler gibi çok îmalar ile ba taki âyetin kuvvetli i aret etti i Risale-i Nur'un muarızlarına
zahir bir surette baktı ı gibi, mefhum-u muhalifi delaletiyle dahi Risale-i Nur'a tam bakar. Hattâ
dördüncü âyette Risale-i Nur'un Türkçe olmasını tahsin eder ve be incide Arabî ve Türkçeyi tam
bilmeyen ve mür idleri ve âlimleri peri an olan vilayat-ı arkıyede Risale-i Nur imdadlarına ve her
taifeden ziyade ba larına gelen hâdiseler ve âyette
1
tabir edilen elîm vakıaları hatırlarına
getirmekle ikaz ve ir ad etmelerine bir mana-yı i arî ve remzî ile emrediyor. Bu âhirki ehemmiyetli
i areti beyan etmeme imdilik izin olmadı ından yalnız herbirinin birtek remzi gayet kısa beyan
edilecek. öyle ki:
DÖRDÜNCÜ ÂYET N
7
$54 %
P5 . $ 8 . $&
cümlesi makam-ı cifrîsiyle ve ba taki âyetin
i aretleri karinesiyle, risalet ve nübüvvetin her asırda verâset noktasında naibleri, vekilleri
bulunmak kaidesiyle, bir mâna-yı remzî cihetinde vazife-i irsiyeti yapan Risale-i Nur'u, efradı içine
hususî bir iltifatla dahil edip lisan-ı Kur'ân olan Arabî olmayarak Türkçe olmasını takdir
--- sh:»(ST:109) ↓ ------------------------------------------------------------------------------------------ediyor. Evet bunun makamı
P5 . deki tenvin "nun" sayılmak ve
eddeli "lâm" iki sayılsa ve eddeli
"ye" bir sayılsa bin üçyüz ellisekiz (1358), her ikisi birer sayılsa bin üçyüz yirmisekiz (1328);
eddeliler iki sayılsa, tenvin sayılmazsa, bin üçyüz onsekiz (1318); hem tenvin hem eddeliler
sayılsa bin üçyüz altmı sekiz (1368) ederek Risale-i Nur'un be devresine ve be vaziyetine remzen
ve imaen bakar.
BE NC ÂYETTE:
F
1
1
6,+w& .[email protected] 3 N @D $ A$54 d,L % F
6,+w& .[email protected] 3 cümlesinde makam-ı cifrîsi,
eddeliler birer sayılmak cihetinde bin
üçyüz ellibir (1351) ederek Risale-i Nur'un imdilik beyanına iznim olmayan ehemmiyetli
vazifesinin ve bu evamir-i Kur'aniyeyi imtisalinin tarihine tam tamına tevafuk-u cifrî ve muvafakatı maneviye karinesiyle ve kıssadan hisse almak münasebat-ı mefhumiye remzi ile Risale-i Nur'a
îmaen bakar. Daha yazılacak çok gaybî i aretler var, fakat izin verilmedi imdilik kaldı.
***
--- sh:»(ST:110) ↓ ------------------------------------------------------------------------------------------Sekizinci ua
(Üçüncü bir Keramet-i Aleviye)
Bir fade-i Meram
[Mâlum olsun ki; ben Risale-i Nur'un kıymetini ve ehemmiyetini beyan etmekle Kur'ân'ın
hakikatlarını ve îmanın rükünlerini ilân etmek ve zaaf-ı îmana dü enleri onlara dâvet etmek ve
onların kuvvetlerini ve hakkaniyetlerini göstermek istiyorum. Yoksa, hâ â! kendimi ve hiçbir cihetle
be enmedi im nefs-i emmaremi be endirmek ve medhetmek de ildir. Hem Risale-i Nur zâhiren
benim eserim olmak haysiyetiyle senâ etmiyorum. Belki yalnız Kur'ân'ın bir tefsiri ve Kur'ân'dan
mülhem bir tercüman-ı hakikisi ve îmanın hüccetleri ve dellâlı olmak haysiyetiyle meziyetlerini
beyan ediyorum. Hattâ, bir kısım risaleleri ihtiyarım haricinde yazdı ım gibi, Risale-i Nur'un
54
ehemmiyetini zikretmekte ihtiyarsız hükmündeyim. mam-ı Ali'nin (radıyallahü anh) "Âyetü'lKübrâ" namını verdi i "Yedinci ua" risalesini yazmakta çok zahmet çekti ime bir mükâfat-ı âcile
ve bir alâmet-i makbuliyet ve bir medâr-ı te vik olarak bu keramet-i Celcelûtiye, inâyet-i lâhiye
tarafından verildi ine üphem kalmamı . Tahdis-i ni'met kabilinden bunu "Sekizinci uâ" olarak
yazdım. Yoksa ha re dair mühim bir âyetin mu'cizeli olan bürhanlarını yazacaktım.]
***
--- sh:»(ST:111) ↓ -------------------------------------------------------------------------------------------
F
[ mam-ı Ali'nin (Radıyallahü anhü) Risale-i Nur'a dair üçüncü bir kerâmetidir.]
Evet Onsekizinci ve Yirmisekizinci Lem'alarda izah ve isbat edilen iki zâhir kerâmetini
te'yid ve takviye ederek Kaside-i Celcelûtiyesinde, Siracün-nur'dan sarahat derecesinde haber
verdi i gibi, yine o Kaside'de Siracün-nur'un en namdar risalelerine parmak basıyor, âdeta
alkı lıyor; ve sekiz adet remz ile me hur bir kısım risalelerini gösteriyor.
B R NC S : Risale-i Nur'a tasrih eden
'- ~, .[email protected] d , ) K* fıkrasından
sonra Süryanî
lisaniyle esma-i hüsnâdan istimdat ve suver-i Kur'âniye ile bir münâcât yapıyor. Tam otuzüç
sûrelerle öyle garip ve mânidar bir tarzda zikrediyor ki; bir kısım sırları ve gaybî haberleri dahi
bildirmek istedi i anla ılıyor. Ben sıkıntılı bir zamanda mam-ı Ali'nin (Radıyallahü anhü) Âyet-ülKübrâ namını verdi i "Yedinci uâ"ı bitirdi im aynı vakitte -îtikadımca bana acele bir mükâfat ve
bir ücret olarak- geceleyin Celcelûtiyeyi okudum. Birden bir ihtar-ı gaybî gibi kalbime denildi:
mam-ı Ali Radıyallahü anhü Risale-i Nur ile çok me guldür. Mecmuundan haber verdi i gibi
kıymetdâr risalelerine de i aret derecesinde remzedip îmâ ediyor. E er sarîh bir surette gaybdan
haber vermek (çok zararları bulundu undan hikmete münafî oldu u cihetle) hikmet-i lâhiye
tarafından yasak olmasa idi tasrih edecekti. Meselâ: Sûreleri tâdât ederken, yirmibe inciye geldi i
vakit diyor ki:
;( & %5 x g. * E F
N.5+ Q J & ^ 7Z :.5 &F
c56 w 98 & '&.w N . = &F
W ,K* .5$ 3 W ,Z4 &F
'- UV & ' ^ %UV,K .5 &F
W ^8* 4 $& c. K ,4 $ ) 0F
c= A `T c 5$ A O HF
W `T* ' Z+ W ^ $ ;+ 3 0F
--- sh:»(ST:112) ↓ ------------------------------------------------------------------------------------------te bu fıkralarda Eski ehir A ır Ceza Mahkemesini hayrette bırakan ve üstünde göz ile
görünen bir kerametiyle ve kıyamet ve ha ri isbat eden hârika hüccetleriyle i tihar eden
"Yirmidokuzuncu Söz"e Hazret-i mam-ı Ali Radıyallahü anhü, zikir ve tadâd etti i sûrelerin
N.5+ Q J & ile ona i aret eder. Çünki, kıyamet kopmasından gayet
deh etli haber veren N.5+ Q J w sûresine tam mutâbık bir surette o Yirmidokuzuncu Söz,
yirmidokuzuncu mertebesinde
kıyametin ve harab-ı âlemin ve mevt-i dünyanın ve hayât-ı âhiretin ve ihya-yı emvâtın kat'î
55
hüccetlerini beyan ederken, bu sûrenin deh etli tasvirini zikretmesi; hem mânada, hem
yirmidokuzuncu mertebede tetabukları o i âreti isbat eder.
Hem tahavvülât-ı zerratta bo ulan maddiyyunları susturan ve zerratın tahavvülâtı ve
harekâtını, vazife ve intizamlarını emsalsiz bir tarzda isbat eden Otuzuncu Söz namındaki Zerrat
Risalesi'ne Hazret-i mam-ı Ali Radıyallahü Anh, otuzuncu mertebede
'&.w N . = &
kasemiyle
'&.w N . = & ve Risale-i Zerrat, birbirine
münasebet var. Çünki Sure-i N . = & ın ba ında
ona i aret eder. Evet bu i arette lafzan ve sureten Sure-i
mü abehet ile beraber mana cihetiyle dahi
tesadüfî ve intizamsız zannedilen temevvücat-ı havaiye, gayet hikmetli ve vazifedar olarak
rububiyetin tekvinî emirlerini etrafa yeti tirir diye ifade etti i gibi, Risale-i Zerrat dahi
maddiyyunlar tarafından tesadüfî ve intizamsız telakki edilen harekât-ı zerrat dahi, gayet hikmetli
ve o zerreler muntazam vazifelerle vazifedar olduklarını gayet kuvvetli ve kat'î bürhanlar ile isbat
ediyor.
Hem Mi'rac-ı Muhammedî Aleyhissalâtü Vesselâmı delâil-i akliye ile gayet mâkul ve kat'î
bir surette isbat eden ve "Otuzbirinci Söz" nâmında ve mertebesinde bulunan Risale-i Mi'rac'a,
--- sh:»(ST:113) ↓ ------------------------------------------------------------------------------------------Hazret-i mam-ı Ali (R.A.) otuzbirinci mertebede Mi'rac-ı Ahmedî (A.S.M.) ve Kab-ı Kavseyn'deki
c56 w 98 & nın
mü ahede ve mükâlemeyi sarih bir surette ba layan Sure-i
c56 w 98 & cümlesi ile sarahata yakın bir tarzda o risaleye i aret eder ve
bırakarak, N . = & den sonra 98 & Suresini zikretmesi bu i areti kuvvetlendirir.
ba ında bulunan
Sure-i
[email protected] & yi
Hem akk-ı Kamer mu'cizesini münkirlere kar ı kuvvetli deliller ile isbat eden Mi'rac
Risalesi'nin zeyli bulunan akk-ı Kamer Risalesi namında otuzbirinci mertebenin âhirinde o
risaleye, Hazret-i mam-ı Ali (R.A.) akk-ı Kamer'i nass-ı sarih ile zikreden Sure-i
, K EJ & -0 W ,Z4 den iktibas ederek otuzbirinci
W ,K* .5$ 3 W ,Z4 & fıkrasıyla sarahata yakın i aret eder.
mertebenin
akabinde
zikredilen
Mâlumdur ki: Risale-i Nur ba ta otuzüç adet Sözler'dir ve Sözler namiyle yâd edilir. Fakat,
Otuzüçüncü Söz müstakil de il, belki Otuzüç adet Mektûbat'tan ibarettir. Ve Mektûbat namiyle
zikredilir. Sonra Otuzbirinci Mektûb dahi müstakil de il, belki otuzbir adet Lem'alar'dan
mürekkebdir. Ve Lem'alar adı ile mü tehirdir. Sonra Otuzbirinci Lem'a dahi müstakil olmamı , o da
in âallah otuzbir adet uâlardan mürekkeb olacak. El-Âyet-ül-Kübrâ yedinci ve bu Risale Sekizinci
uâlarıdır. Demek Sözlerin hâtimesi Otuzikinci Sözdür. Hem Risale-i Nur'un yıldızları içinde bir
güne hükmünde âkirdlerince telâkki edilen Otuzikinci Söz nâmındaki Üç Mevkıflı risale-i hârika
ve câmia ve Sözler'in bir cihette hâtimesi ve cem'iyetli neticesi olan o risaleye Hazret-i mam-ı Ali
(R.A.) onun fevkalâde ehemmiyetini ve câmiiyetini göstermek için Kur'ân'ın çok sûreleriyle birden
Otuzikinci mertebede
'- UV & ' ^ %UV,K .5 & kasemiyle Otuzikinci Mertebede bulunan
--- sh:»(ST:114) ↓ ------------------------------------------------------------------------------------------o câmi risaleye i aret eder. Risale-i Nur'un Otuzüçüncü Söz'ü ise, bundan evvel beyan etti imiz gibi
otuzüç adet mektuplardan ibaret ve Mektûbat namında otuzüç kitab ve yüzden ziyade risalelerdir.
te Hazret-i mam-ı Ali (R.A.) Otuzüçüncü Mertebede ve kaseminde Otuzüçüncü Söz'ün
eczaları olan o yüzon kitap ve Mektûbata birden i âret etmek için yüzon semavî suhuf nâmında
yüzon muhtasar kitablar ve o büyük mukaddes kitaplardan istimdat mânasında olan u:
c= A `T c 5$ A O HF
56
W `T* ' Z+ W ^ $ ;+ 3 0F
kelâmiyle i aret eder. Mâlumdur ki: lm-i belâgatta ve fenn-i beyanda uzak ve gizli mânalara delâlet
etmek için karine tâbir ettikleri emârelerden ve münâsebetlerden birisi bulunsa, uzak bir mâna ve
gizli ve i ârî olan bir mefhum, karinenin kuvvetine göre sarîh ve zâhir mânası gibi kabul edilir. te
bu kaideye binaen, bu i ârî mânaların herbirisine müteaddid karineler, emâreler bulundu u gibi sair
arkada ları da ona karineler olur. Risale-i Nur'un mecmuundan haber veren sarîh fıkralar dahi
herbirisine kuvvetli bir karinedir.
K NC REMZ: Kur'ân'ın El-Âyet-ül-Kübrası olan
!"# $ % & 7 H $ & e. & • N 5
*F
nin hakikat-ı kübrasını ve tefsir-i ekberini gösteren ve ramazan-ı erifin ilhamî bir hediyesi bulunan
"Yedinci uâ" risalesine Hazret-i mam-ı Ali (R.A.) Mektûbat'a i âretten sonra "Lem'alar"a i âret
içinde
uâlar'a bakarak
W9T $ 38$ c, / - { & (Hâ iye) deyip ilm-i belâ âtça "müstetbiat-üt-
terakib" ve "maarîz-ül-kelâm" denilen mâna-yı zâhirînin tebaiyyetiyle ve perdesinin arkasiyle
müteaddid karinelerin kuvvetine göre i aret eder. Ve o
(Hâ iye): mam-ı Ali bu fıkra ile i aret eder ki Âyet-ül Kübra risalesi yüzünden âkirdleri bir
musibete dü ecekler ve onun kerameti ve bereketiyle emniyete ve selâmete çıkacaklar. Evet bu
kerâmet-i Aleviye tam tamına çıktı ki o risale için hapse dü üp ve onun kuvvetli hakikatları ile
kurtuldular.
--- sh:»(ST:115) ↓ ------------------------------------------------------------------------------------------acîb ve yüksek ve tevhidin hüccet-ül-kübrâsı; ve El-Âyet-ül-Kübrânın bir alâmet-i kübrâsı ve bir
tefsir-i âzamı olan risaleye "Âyet-ül-Kübrâ" nâmını veriyor. Ve o nâmla hem menbaı olan Âyet-ülKübrâ'nın azametini, hem bu "Yedinci uâ" olan vahdaniyetin ve tevhidin bürhan-ı âzamının
fevkalâde kuvvetini ilân eder, haber verir. Hazret-i mam-ı Ali'nin (R.A.) bu büyük iltifatına, bu
risalenin liyâkatına her kimin bir üphesi varsa, gelsin bir def'a o risaleyi okusun. E er, evet lâyıktır
demezse bana tûh ! desin. Evet Kur'ân'ın aleyhinde bin seneden beri müntakimane hazırlanan
dinsizlerin itirazlarını ve kâfir feylesofların teraküm edip imdi yol bularak inti ar eden üphelerini
ve Kur'ân'ın deh etli darbelerinden intikam besleyen muannid Yahudilerin ve ma rur bir kısım
Hıristiyanların hücumlarını def'edip mukabele eden ve her asırda Kur'ân'ın pek çok kahramanları ve
mânevî kal'aları vardı. imdi ihtiyaç bir-iki'den, yüze çıkmı . Ve müdafîler yüzden, iki üçe inmi .
Hem, hakaik-ı îmaniyeyi, ilm-i kelâmdan ve medreseden ö renmek çok zamana muhtaç
bulundu undan bu zamanda o kapı dahi kapandı. Hem çabuk, hem herkes anlayacak bir tarzda en
derin hakikatları tâlim eden Risale-i Nur, elbette mam-ı Ali Radıyallahü anhünün bu iltifatına
lâyıktır. Hem mam-ı Ali (R.A.) onuncu mertebe-i tâdâdında onuncu sûre olarak ve kıyamet ve
leyle-i berata bakan
W / 4 ~, 7 H % L@ :.5 & deyip mâna-yı i ârîsiyle "Onuncu Söz" nâmında
ve mertebesinde olan Ha ir Risalesi'ne i âretle beraber o risalenin fevkalâde ehemmiyetini ve gayet
muhkem oldu unu ve o zamanın dumanlı karanlıklarını izâle eden bir leyle-i beratın bir kandili
hükmünde bulunmasına ve ha ir ve kıyametin bir alâmeti olan duhan, hem leyle-i beratın senevî
olarak hikmetli tefrik ve taksim-i umur noktalariyle ve ba ka karineler ile îmâen ve remzen haber
veriyor. Evet Onuncu Söz, çok ehemmiyetli bir belâyı def'etti. Hürriyet-i efkâr serbestiyeti ve harb-i
umumî sarsıntısı vaktinde ha ri inkâr eden münafıklar, fırsat bulup çok yerlerde zehirli fikirlerini
izhara ba ladıkları bir zamanda "Onuncu Söz" çıktı ve tab'edildi. Bin nüshası etrafa yayıldı. Onu
gören herkes kemal-i i tiyak ve merakla okudu. Zındıkların kâfirane fikirlerini tam kırdı. Ve onları
susturdu. mam-ı Ali Radıyallahü anhünün bu takdirine liyakatini
--- sh:»(ST:116) ↓ ------------------------------------------------------------------------------------------isbat etti. Kimin üphesi varsa gelsin onu dikkatle okusun, ha rin ne kadar kuvvetli bir bürhanı
oldu unu görsün.
Hem Hazret-i mam-ı Ali Radıyallahü anhü ondokuzuncu sûre olarak sûret-ün-Nur'u
57
7? l a Z/ $ 5 , F
W 4 .5 .[email protected] ;`T A 0F
fıkrasiyle zikrederek pek muhtasar olan Ondokuzuncu Söz'e ve pek mükemmel bulunan
"Ondokuzuncu Mektup"a i aret için nur lâfzını tekrar etmekle mektupların mertebesi, yâni
"Ondördüncü Mektup" noksan kalmasına imâen sûre-i Nur'u onbe incide yine zikretmesiyle gayet
lâtif ve müdakkikane haber veriyor. Ve o iki risaleleri, Risale-i Nur'un büyük Nurları olduklarını
bildiriyor. Evet Risalet-i Muhammediye Aleyhissalâtü Vesselâm'a dair olan "Ondokuzuncu Söz"
hem üç cihetle kerametli ve hârika olan "Ondokuzuncu Mektup" elhak Risale-i Nur'un en parlak
birer nurudurlar. Ve Ai e-i Sıddîka Radıyallahü anhanın beraeti münasebetiyle, âyet-i Nur'un
.5 ;o$ kelimesindeki zamir, üç vecihten birisi ile Muhammed Aleyhissalâtü Vesselâma râci olmak
haysiyetiyle Sûre-i Nur Zât-ı Muhammediye Aleyhissalâtü Vesselâm ile ziyade alâkadar
bulundu undan, o sûre ile Risalet-i Muhammediye Aleyhissalâtü Vesselâmı isbat eden o iki risaleye
iki nur lâfziyle, belki üç nur kelimeleriyle yine aynen risalet-i Ahmediye Aleyhissalâtü Vesselâmı
isbat eden "Mi'rac Risalesi"ne dahi i aret etmi . Ben itiraf ediyorum ki: Ondördüncü Mektup
noksan kaldı ını unutmu tum. Hazret-i mam-ı Ali (R.A.) aynı sûreyi iki def'a tekrar etmesiyle
tahattur ettim ve i ârâtındaki dikkatine hayran oldum. Fakat o tekrar, yalnız "Ondokuzuncu Söz ve
Mektub" için sayılır; ondan sonrakilere nisbeten sayılmaz.
ÜÇÜNCÜ REMZ: "Yirmisekizinci Lem'a"da izah ve isbat edilen
N L .8
N5+, <&@ K €t ,# & np P2l .58 F
--- sh:»(ST:117) ↓ ------------------------------------------------------------------------------------------fıkralariyle Risale-i Nur'un üç ehemmiyetli vaziyetini haber veriyor. Bu fıkraların sarahata yakın bir
surette hem cifir, hem mâna cihetiyle Risale-i Nur'a i âretini "Onsekizinci Lem'a"da îzahına binaen,
burada ise orada zikredilmeyen ve mam-ı Ali Radıyallahü anhünün nazar-ı dikkatini celbeden
yalnız üç sırrı beyan edilecek.
Birincisi: slâmlar içinde, dellâllar elinde te hir suretinde gezdirmeye lâyık olan Risale-i
Nur, maatteessüf gayet gizli perde altında inti ar ve istitara mecbur olmasına i areten mam-ı Ali
Radıyallahü Anh, iki defa
'- ~,
ve
N.58* ~,
kelimeleriyle
~,
yani yalnız gizli inti ar edebilir.
Müteaccibane haber veriyor.
kincisi: Risale-i Nur, sm-i A'zam cilvesiyle ve sm-i Rahîm ve Hakîm'in tecellisiyle zuhur
etti inden
imtiyazlı
hassası
"Allahü
Ekber"den
iktibasen
celal
ve
kibriya,
"Bismillahirrahmanirrahîm"den istifazaten merhamet ve efkat,
/ ^ ^? 56 &
den istifadeten
hikmet ve intizamın esasları üzerine gidiyor. Onun ruhu ve hayatı onlardır. Sair me reblerdeki a k
yerinde, Risale-i Nur'un me rebinde mü takane efkattir ve re'fetkârane muhabbettir.
Nasılki Hazret-i mam-ı Ali (R.A.) sarih bir surette Siracünnur'un tarih-i te'lifini ve
tekemmül zamanını ve me hur ismini
.[email protected] d , ) K* fıkrasıyla
haber vermi . Öyle de
& np P2l .58 ilâ âhir.. fıkrasıyla da Siracünnur'un esaslarından
np P2l izzet, azamet ve celal ve kibriyadır. €t ,# Süryanîce Rauf ve
€t ,#
haber veriyor. Çünki
--- sh:»(ST:118) ↓ -------------------------------------------------------------------------------------------
N5+,
Rahîm'dir. Demek Hazret-i mam-ı Ali Radıyallahü Anh Siracünnur'u tarif ediyor. Hayatını
ve nurunu, kibriya ve azamet ve re'fet ve rahîmiyetten alıyor diye mümtaz hâsiyetini beyan eder.
58
Üçüncüsü: Hazret-i mam-ı Ali Radıyallahü anhü bu fıkrada
N L I8
cümlesiyle diyor
ki: Bin üçyüz ellidörtte Sirac-ün-Nur -yâni Risale-i Nur'un nuru- ile dalâletin tecavüz eden nârı
in âallah sönecek. Yâni, fitne-i dîniye ate ini, ya tahribattan vaz geçirecek, veya ileri tecavüzatını
kıracak. E er Hicrî tarihi olsa, bundan iki sene evvel, dini dünyadan tefrik fırsatından istifade ile,
dinin ve Kur'ân'ın zararına olarak ilerliyen deh etli tasavvuratın tecavüzatı tevakkuf etmesi, elbette
kar ılarında kuvvetli bir seddin bulunmasındandır. O sed ise, bu zamanda çok inti ar eden Risale-i
Nur'un keskin hüccetleri ve kuvvetli bürhanları oldu u çok emâreler ile hissediliyor. Ve bu ikinci
ihtimaldeki i âret-i Aleviye dahi onu te'yid ediyor.
N L . 8 : n altıyüz, N dörtyüz, . ikiyüz, eddeli % yüz, 1 kırk,
deki a iki, 6 be , yekûnü bin üçyüz ellidört (1354) eder. Lillâhilhamd, Sirac-ün-
(Hâ iye) Evet cifirce
) ve üç elif yedi,
Nurun El-Âyet-ül-Kübrâsı gibi çok risaleleri var. Herbiri kuvvetli birer lâmba hükmünde sırat-ı
müstakîmi gösterip mam-ı Ali Radıyallahü anhünün haberini tasdik ediyorlar.
Bu üçüncü sırrın münasebetiyle aynen
(Hâ iye): Hem de
M8 t0 M
N L .8
gibi bin
nın sırrı kısmen tahakkuk etmi . Çünki Süfyaniyetin dört rüknünden en
kuvvetlisi ve deh etlisi bütün bütün çekildi. Kabir altında azap çekiyor. Ve en büyü ü dahi alakası
bilfiil çekilmi . Mason komitesinin mahkumu ve âleti olup azabiyle me guldür. Yalnız onun gölgesi
hükmediyor. leri tecavüz etmemekle beraber kısmen geriliyor. Bakî kalan iki ahıs ise ellerinden
gelse tâmire çalı acaklar.
--- sh:»(ST:119) ↓ ------------------------------------------------------------------------------------------üçyüz ellidört tarihine makam-ı cifrîsiyle bakan ve Said'in (R.A.) iki mâruf lâkabına remzen ve
ismen îma eden ve "kendini muhafaza et" emrini veren ve o tarihte herkesten ziyade müteaddit
tehlikelere maruz bulunaca ını telvih eden "Ercüze"nin âhirlerindeki:
% J D? g 5 ;O HF
% $^ A = '+. $ F
-8ZT A * ,# A K F
-8 $ & - ,+ ;+ ,# &F
fıkrasiyle diyor: "Ya Said-el-Kürdî! Bin üçyüz ellidört tarihine yeti irsen Mevlâ-yı Azîminden, o
zamanın ve o asrın fitne ve erlerinden muhafazanı iste ve yalvar." Evet Onsekizinci Lem'ada
Birinci Keramet-i Aleviyenin izahında, Kaside-i Ercûziyenin Risale-i Nur ve müellifine dair i ârât-ı
gaybiyesi beyan edilmi . sm-i âzam ve sekine tâbir etti i esmâ-i sitte-i me hure ile daima me gul
olan bir âkirdiyle konu tu u ve teselli verdi i ve çok emâreler ve karinelerle o âkird, Said oldu u
isbat edilmi . Ve orada o âkirdine demi :
, KT & , $ 7 W ', t * N,t 90 f, F
Yani, ecnebi hurufları bin üçyüz kırksekizde (1348) tamim edilecek, çoluk-çocuk, emirler ve
fakirler icbar suretinde gece dersleriyle ö renmeye çalı acaklar.
Evet
X onsekiz,
', t * N,t cümlesi tam tamına; iki Nsekizyüz, iki < yüz yirmi, iki . dörtyüz, iki
bir c on, mecmuu bin üçyüz kırksekizdir. Aynı tarihte Latinî huruflarına gece
dersleriyle cebren çalı tırıldı. Sonra mam-ı Ali (R.A.) Sekine ile me gul olan Said'e bakar,
59
konu ur. Akabinde
% $^ A = '+. $
der. ki-üç yerde kuvvetli i aret ile Said ismini verdi i
akirdine hitaben "Kendini Sekine ile dua edip muhafazaya çalı ." Ya-i nidaîden sonra müteaddid
karineler ve
--- sh:»(ST:120) ↓ ------------------------------------------------------------------------------------------emareler ile Said var. Demek
% $^ A = '+. $ ?
olur. Bu fıkra nasılki
Kürdî" lâkabına hem lafzan hem cifren bakar. Çünki mimsiz
'+. $ kelimesiyle "El-
'+.) Kürd kalbidir. (1) Mim ise, "lâm"
ve "ye"ye tam muvafıktır. Öyle de; di er bir ismi olan Bediüzzaman lâkabına dahi "ez-zaman"
kelimesiyle îma etmekle beraber bin üçyüz ellidört (1354) veya bin üçyüz ellibe (1355) makam-ı
cifrîsiyle Said'in hakikat-ı halini ve hilaf-ı âdet vaziyetini ve hıfz u vikaye için kesretli duasını ve
halvet ve inzivasını tamamıyla tabir ve ifade etti inden sarahata yakın bir surette parma ını onun
ba ına o kasidede teselli için basıyor. Burada da
N L .8
sırrına mazhar olan Risale-i Nur'u
alkı lıyor.
Mâlûm olsun ki Celcelûtiye'nin esası ve ruhu olan
D0
& -T ,J :50 & •$ 9 K F
mam-ı Ali Radıyallahü anhü'nün en mühim ve en müdakkik Üveysî bir âkirdi ve slâmiyetin en
me hur ve parlak bir hücceti olan mam-ı Gazâlî (R.A.) Hüccet-ül- slâm diyor ki: "Onlar vahy ile
Peygambere (A.S.M.) nazil oldu u vakit mam-ı Ali'ye (R.A.) emretti: 'Yaz.' O da yazdı. Sonra
nazmetti." mam-ı Gazâli (R.A.) diyor:
D0
& •$ 9 K & D? EH5 & -T ,J :50 =6 % F
:,L { & @ p58+ $ \^8+ A# 2 D? %58/ , &F
mam-ı Gazâlî, mam-ı Nureddin'den ders alarak bu Celcelûtiyenin hem Süryâni
kelimelerini, hem kıymetini ve hasiyetini erhetmi .
DÖRDÜNCÜ REMZ: mam-ı Ali (R.A.) Sirac-ün-Nur'dan haber verdikten sonra yine
otuzüç ve bir cihetle otuziki adet Süryanice
(1): Yâni; tersinden okunu udur.
--- sh:»(ST:121) ↓ ------------------------------------------------------------------------------------------esmâyı tâdâd ederken Risale-i Nur'un en kuvvetli, en kıymetdar olan Mu'cizat-ı Kur'âniye
Risalesi'ne ve Otuzikinci Söz'e kuvvetli i aret etti i gibi, sair risalelere de remzen veya imâen veya
telvihen bakar. Evet Hazret-i mam-ı Ali (R.A.) Risale-i Nur'a bakarak Süryanî isimleri dercederek
diyor:
N.58* ~, d,@ d , ) K* '- ~, .[email protected] d , ) K*F
N L . 8 N5+, <&@ K €t ,# & np P2l .58 F
' Y 5 5 & F
W ? . 8 j ,7$ 1 t t F
• # a5? # • # ; 6 P 7 F
W7t ] a57t ] a57] 37]F
W 4 n&, & n5 n5 F
60
Wu J* n5 # N UV € Z F
6 ? n5 w & n&= € p F
Wu J* n,J F(Ha iye) n&,J n&. LF
6 ? n&p & % & € F
N, 0 %5/ n5 # n5 = F
3( 0) ; 4 Wu J F
diye dua ile hatmeder. Hazret-i mam-ı Ali (R.A.) ba ta sarahat ile haber verdi i Risale-i Nur'u,
Sirac-ün-Nur ve Sirac-üs-Sürc namiyle Birinci Mertebede â ikâr onu gösterip tâdâd ederken, tâ
Yirmibe e geldi i vakit
Wu J* n5 # N UV € Z
der. Âyât-ı Kur'âniyenin i'cazlarını beyan ve
Kur'ân'ın kırk vecihle mu'cize oldu unu yedi adet küllî vecihlerde isbat eden Risale-i Nur'un en
me hur ve parlak risalesi olan Yirmibe inci Söz namındaki Mu'cizat-ı Kur'âniye Risalesine i aret
eder. Çünki ba ta Sirac-ün-Nur'un birinci mertebede sayılması hem
N UV € Z
fıkrasında
(Hâ iye): Ha re dair me hur Yirmidokuzuncu Söz'e sonra Mi'rac ve zeyli akk-ı Kamer'e bakar.
--- sh:»(ST:122) ↓ -------------------------------------------------------------------------------------------
N UV kelimesinin bulunması, hem yirmibe inci mertebede zikretmesi, kuvvetli bir karinedir ki:
Pekçok âyetleri zikredip i'cazları ve sırları beyan eden Yirmibe inci Söz'e mâna-yı mecâzî ile bakar.
Ve sûrelerin tâdâdında dahi yine yirmibe inci mertebede ibareyi de i tirip ba tan ba lar gibi
g. * E
diyerek Risale-i Nur'un en mübarek ve bereketli olan Yirmibe inci Söz'ün ehemmiyetini
6 ? n5 w & n&= € p der. Sonra otuz ve otuzbirincide
ibareyi de i tirip 6 ? kelimesini zikreder. Gayet zahir ve
gösteriyor. Sonra yirmialtı ve yedide
6 ? n&p & %
&€
deyip yine
kuvvetli bir karine ile içtihada dair Yirmiyedinci Söz'ün sahabeler hakkındaki çok mühim ve
kıymetdar zeylini ve Mi'raca dair Otuzbirinci Söz'ün akk-ı Kamer'e dair ve ona çok ihtiyaç
bulunan ehemmiyetli zeylini
6?
kelimesiyle gösterir gibi, kuvvetli i aret eder. Ben itiraf ediyorum
ki; ben bu zeyilleri unutmu tum. mam-ı Ali'nin (R.A.) bu ihtarı ile tahattur ettim. akk-ı Kamer'i
sâbıkan yazdım. imdi bu anda sahabeler hakkındaki zeyli hatırladım. te madem ilm-i belâgat ve
fenn-i beyanda birtek karine ile mecazî bir mana murad olunabilir ve birtek münasebetle, bir
mefhuma i aret bulunsa, o mefhum bir mana-yı i arî olarak kabul edilir. Elbette zahir ve çok
karinelerden ve emarelerden kat'-ı nazar, yalnız bu iki yerde tam zeyillerin bulundu u aynı
makamda ve zeyl manasında olan
6?
kelimesini tekrar suretinde ifadeyi de i tirerek söylemesi,
tam bir karinedir ki; Hazret-i mam-ı Ali (R.A.) mana-yı hakikîsinden ba ka bir mana-yı mecazî ve
i arîyi dahi ifade etmek istiyor.
--- sh:»(ST:123) ↓ ------------------------------------------------------------------------------------------Sonra yirmidokuzuncu mertebede, heybetli bir tarzda
Yirmibe te geçen ve sırları bilmek mânasında olan
Wu J* n,J n&,J n&. L der.
Wu J* kelimesini tekrar ile sabıkan beyan
etti imiz hârikalı Yirmidokuzuncu Söz'e kuvvetli bir karine ile i aret eder. Sonra otuzikinci
61
mertebede sûrelerin tâdâdında ehemmiyetle i aret etti i risale-i câmia olan Otuzikinci Söz'e yine
nazar-ı dikkati kuvvetli celbetmek için,
5/
N, 0 %5/
n5 # n5 w
ve bir nüshada
N,t0 %
yâni sm-i Adl ve sm-i Hakem'in tecellisiyle ve adalet ve mîzaniyle ve intizam ve hikmetiyle
dünya tâmir edilir. Tahribden kurtulur. kinci nüsha ile o iki ismin rayiha-i tayyibesiyle ve çok ho
kokulariyle, dünya güzel kokular alır. Attar dükkânı gibi rayiha-i tayyibe verir.
te, sm-i Adl ve sm-i Hakem'in parlak bir âyineleri ve bir tefsirleri hükmünde olan
Otuzikinci Söz'e parmak basıyor ve mâna-yı mecazî suretinde ifade eder.
n5 w kelimesinin
tekrariyle Sözler otuzüç iken bir mertebesi mektuplardan ibaret oldu una ve Otuzikinci Söz, son
mertebesi bulundu una îmâ eder. Ben Süryanî kelimelerinin mânalarını tamamiyle bilemedi imden
ve mam-ı Gazâlî (R.A.) dahi tamamiyle îzah etmedi inden Hazret-i mam-ı Ali'nin (R.A.) o
kelimeler ile sair risalelere i âratını imdilik bırakıyorum.
BE NC REMZ: Mâdem Celcelûtiye vahy ile Peygamber Aleyhissalâtü Vesselâm'a nâzil
olmu . Ve Allâm-ül-Guyûb'un ilmiyle ifade-i mâna eder. Hem madem Celcelutiye
.[email protected] d , ) K* fıkralarında
3 +5+ 4
ve
mana-yı mecazî ile o kasidenin hakikatını isbat eden Risale-i Nur'a
sarihan ve onun onüç ehemmiyetli
--- sh:»(ST:124) ↓ ------------------------------------------------------------------------------------------risalelerine i areten haber vermekle beraber,
olan
D?
. 4 ;l c=
;$
H de dahi o kasidenin bir esası
ile çok i tigal ve istimdad eden Risale-i Nur müellifine ve bunun onüç ehemmiyetli
vakıat-ı hayatına îmaen, remzen, i areten mana-yı mecazî ile haber veriyor. Hem mâdem mâna-yı
mecâzî ile ve mefhum-u i arînin murad olmasına bir zaîf karine ve bir gizli emâre ve birtek
münasebet kâfi geliyor. Hem mâdem Risale-i Nur ve risalelerine ve müellifi ve ahvaline olan
i aretler birbirine karine olur. Belki mes'elenin vahdeti itibariyle umum i aretler, karineleriyle
beraber her birisine kuvvetli bir karine ve kavî bir emâre hükmündedir. Elbette diyebiliriz ki:
Hazret-i mam-ı Ali (R.A.) nasılki ba ta:
N5t 8] . , _J+ 3 N Z6 3 &.
Yâni, "hazine-i esrar olan
W( F
ile ba ladım. Ruhum, onun ile o hazineyi
ke fetti" diyerek sair i arâtın karinesiyle bir mâna-yı i ârî ve bir medlûl-u mecazî suretinde Risale-i
Nur'un
ı hükmünde ve fatihası ve besmelesi ve
daki büyük sırrın hakikatını beyan
eden ve kısa ve gayet kuvvetli Birinci Söz namında olan
Risalesine îmâ, belki remz, belki
i aret ediyor. Aynen öyle de: Sair i ârâtın karine ve münasebetiyle ve huruf-u Kur'aniyenin
esrarından bahseden ve Rumuzat-ı Semaniye namında bulunan sekiz küçük risalelerin mahiyetlerini
andırır bir tarzda, ibareyi de i tirerek hurufların esrariyle istimdat etme e ba laması, karine-i
lâtifesiyle muazzam dua ve münâcât ve câmi kasem-i istimdadînin âhirlerinde ve Sözlere ve
Mektuplara i aretten sonra
W0, ,S8 & ZT
5 b 5 fıkrasiyle Yirmidokuzuncu Mektub'un
--- sh:»(ST:125) ↓ ------------------------------------------------------------------------------------------bir kısım esrar-ı huruf-u Kur'âniye'yi beyan eden Rumuzat-ı Semaniye namında sekiz küçük
risalelerin en mühimleri ve feth-i Mekke ve feth-i am ve feth-i Kudüs ve feth-i stanbul gibi çok
fütuhat-ı slâmiyeden gaybî haber veren sûre-i
ZT &
,S ! l w
nun esrarını beyan ile, fütuhat-
62
ı slâmiyenin pehlivanı olan Hazret-i mam-ı Ali'nin (R.A.) nazar-ı dikkatini celbeden Feth ve Nasr
risalesine.. hem sûre-i Feth'in en mühim ve en âhir âyetin be vecih ile i'cazını beyan ve isbat ile,
kahraman-ı slâm Hazret-i mam-ı Ali'nin (R.A.) nazar-ı dikkatini celbeden gayet kıymetli olan
âyet-i Feth risalesi namındaki küçük bir risaleye îmâ, belki i aret eder, îtikadındayım. Böyle îtikada
i tirâk edilmezse de itiraz edilmemeli.
ALTINCI REMZ: Mâdem Hazret-i mam-ı Ali (R.A.), üstad-ı kudsîsinden aldı ı derse
binaen, Kur'âna taallûk eden gelecek hâdisattan haber veriyor. Ve "benden sorunuz" diye müteaddit
ve do ru haberleri verip bir ah-ı velâyet oldu unu öyle kerametlerle isbat etmi . Ve mâdem bu
asırda Avrupa dinsizleri ve ehl-i dalâlet münafıkları, deh etli bir surette Kur'ân'a hücumu
hengâmında Risale-i Nur o seyl-i dalâlete kar ı mukavemet edip, Kur'ân'ın tılsımlarını ke federek
hakikatını muhafaza ediyor. Ve mâdem
W 9 l .5 1 & ,6 c $ '-97 & '.5
3 +5+ 4 F
fıkrasiyle Yirmisekizinci Lem'a'da isbat edildi i gibi sarahata yakın bir surette Risale-i Nur'a i aret
etmekle beraber Sûre-i Nur'daki âyet-ün-Nur'un Risale-i Nur'a i aretine i aret eder. Ve mâdem
'.5
3 +5+ 4
mâna ve cifirce tam tamına Risale-i Nur'a tevâfuk ediyor. Elbette diyebiliriz ki:
Bu fıkranın akabinde:
Wl,7 * l N5@ 9 l ; l - 2l d57 l d56 dU F
W+, * 1 & ^ , * :,7 & 1, p , & 1&, ) ?Z F
--- sh:»(ST:126) ↓ ------------------------------------------------------------------------------------------fıkrasiyle Risale-i Nur'un bidayette Oniki Söz namında i tihar ve inti ar eden oniki küçük
risalelerine
3 +5+ 4
karinesiyle, bu fıkradaki oniki Süryanî kelimeler onlara birer i arettir. Gerçi
elimde bulunan Celcelûtiye nüshası en sahih ve en mutemeddir. mam-ı Gazâlî (R.A.) gibi çok
imamlar Celcelûtiye'yi erh etmi ler. Fakat bu Süryanî kelimelerin mânasını tam bilmedi imden ve
nüshalarda ihtilâf bulundu undan, herbirisinin vech-i i aretini ve münasebetini imdilik
bilmedi imden bırakıyorum.
Elhâsıl: Hazret-i mam-ı Ali (R.A.) bir def'a
3 +5+ 4 fıkrasiyle âhir zamanda Risale-i Nur'u
dua ile Allah'dan niyaz eder, ister ve bidayette oniki risaleden ibaret bulundu undan, yalnız oniki
risalesine i aret ediyor. kinci def'ada
.[email protected] d , ) K* fıkrasiyle daha sarih bir surette Risale-i Nur'u
medh ü senâ ile göstererek tekemmülüne i areten, umum Sözleri ve Mektupları ve Lem'aları
remzen haber verir. Hem Oniki Söz namı ile çok inti ar eden o küçücük Risaleler bu fıkradaki
kelimeler gibi birbirine ismen ve sureten benzedikleri gibi, Bedi' mânasında olan Celcelûtiye
kelimesine mutabık olarak herbiri gayet bedi' bir tarzda, güzel bir temsil ile, büyük ve derin bir
hakikat-ı Kur'âniyeyi tefsir ve isbat eder.
E er bir muannid tarafından denilse: Hazret-i mam-ı Ali (R.A.) bu umum mecâzî mânaları irade
etmemi ?
Biz de deriz ki: Faraza Hazret-i mam-ı Ali (R.A.) irade etmezse, fakat kelâm delâlet eder.
Ve karinelerin kuvvetiyle i arî ve zımnî delâletle mânaları içine dahil eder. Hem mâdem o mecazî
mânalar ve i arî mefhumlar haktır, do rudur ve vâkıa mutabıktır; ve bu iltifata lâyıktırlar ve
karineleri kuvvetlidir. Elbette Hazret-i mam-ı Ali'nin (R.A.) böyle bütün i arî mânaları irade
edecek küllî bir teveccühü faraza bulunmazsa -Celcelûtiye vahy olmak cihetiyle- hakikî sahibi
Hazret-i mam-ı Ali'nin (R.A.) üstadı olan
--- sh:»(ST:127) ↓ ------------------------------------------------------------------------------------------Peygamber-i Zî an'ın (A.S.M.) küllî teveccühü ve üstadının Üstad-ı Zülcelâlinin ihâtalı ilmi onlara
bakar. rade dairesine alır. Bu hususta benim hususî ve kat'î ve yakîn derecesindeki kanaatimin bir
sebebi udur ki: Mü kilât-ı azîme içinde El-Âyet-ül-Kübrâ'nın tefsir-i ekberi olan Yedinci uâı
63
yazmakta çok zahmet çekti imden, bir kudsî teselli ve te vike cidden çok muhtaç idim. imdiye
kadar mükerrer tecrübeler ile bu gibi haletlerimde inâyet-i lâhiye imdadıma yeti iyordu. Risaleyi
bitirdi im aynı vakitte hiç hatırıma gelmedi i halde birden bu keramet-i Aleviyenin zuhuru bende
hiçbir üphe bırakmadı ki: Bu dahi benim imdadıma gelen sair inâyet-i lâhiye gibi Rabb-ı Rahîmin
bir inâyetidir. nâyet ise aldatmaz, hakikatsız olmaz.
YED NC REMZ: Hazret-i mam-ı Ali (R.A.) nasılki
W9T $ 38$ c, / - { &F
M87 - u$ •$ •KH E &F
WZJ $ 3 ,l 38 A( &F
WZJ $ 3 ,l 38 A( F
Wu$ J* & W 0 1 ,7 \f&, F
W 9 W @D 3 5$ S0 &F
diye birinci fıkrasiyle Yedinci uâ'a i aret etmi . Öyle de, aynı fıkra ile âlî bir tefekkürnâme ve
tevhide dair yüksek bir mârifetname namında olan Yirmidokuzuncu Arabî Lem'aya dahi i aret eder.
kinci fıkrasiyle ism-i âzam ve sekine denilen esma-i sitte-i me hurenin hakikatlarını gayet âlî bir
tarzda beyan ve isbat eden ve Yirmidokuzuncu Lem'ayı tâkip eyleyen Otuzuncu Lem'a namında altı
nükte-i esma risalesine
WZJ $ 3 ,l 38
A(
cümlesiyle i aret etti inden sonra akabinde
risale-i esmayı takib eden Otuzbirinci Lem'anın Birinci uâı olarak otuzüç âyet-i Kur'âniye'nin
Risale-i Nur'a i ârâtını kaydedip hesab-ı cifrî münasebetiyle ba tan ba a ilm-i huruf risalesi gibi
görünen
ve
bir
mu'cize-i
Kur'âniye
hükmünde
bulunan
risaleye
Wu$ J* & W 0 1 ,7 \f&,
kelimesiyle i aret edip,
--- sh:»(ST:128) ↓ ------------------------------------------------------------------------------------------der'akab
W 9 W @D
3 5$ S0
& kelâmiyle dahi risale-i hurufiyeyi tâkib eden ve El-Âyet-ül-
Kübra'dan ve ba ka Resail-i Nuriye'den terekküp eden ve Asâ-yı Mûsa namını alan ve Asâ-yı Musa
gibi, dalâletin ve irkin sihirlerini iptal eden Risale-i Nur'un imdilik en son ve âhir risalesine Asâyı Mûsa namını vererek i aretle beraber mânevî karanlıkları da ıtaca ını müjde ediyor. Evet
c, / - { & kelimesiyle Yedinci
uâ'a i areti, kuvvetli karineler ile isbat edildi i gibi, aynı kelime,
di er bir mâna ile elhak Risale-i Nur'un Âyet-ül-Kübrası hükmünde ve ekser Risalelerin ruhlarını
cem'eden ve Arabî bulunan Yirmidokuzuncu Lem'aya bu kelâm "müstetbeat-üt terakib" kaidesiyle
ona bakıyor, efradına dahil ediyor. Öyle ise: Hazret-i mam-ı Ali (R.A.) dahi bu fıkradan ona bakıp
i aret eder diyebiliriz. Hem sair i ârâtın karinesiyle, hem Mektûbat'tan sonra Lem'alara, ba ka bir
tarz-ı ibare ile îma ederek Lem'aların en parla ının te'lifi deh etli bir zamanda ve hapis ve idamdan
kurtulmak ve emniyet ve selâmet bulmak için mâna-yı mecazî ve mefhum-u i arî ile Hazret-i Ali
(R.A.) kendi lisanını büyük tehlikelerde bulunan müellifin hesabına istimal ederek
W9T $ 38$ c, / - { & yâni: "Yâ Rab ! Beni kurtar, eman ve emniyet ver" diye dua etmesiyle,
tam tamına Eski ehir hapishanesinde îdam ve uzun hapis tehlikesi içinde te'lif edilen
Yirmidokuzuncu Lem'anın ve sahibinin vaziyetine tevafuk karinesiyle kelâm, zımnî ve i arî delâlet
etti inden diyebiliriz ki: Hazret-i mam-ı Ali (R.A.) dahi bundan, ona i aret eder. Hem Otuzuncu
Lem'a namında ve altı nükte olan risale-i esmaya bakarak
38
A(
& deyip
sair i ârâtın
64
karinesiyle, hem Yirmidokuzuncu Lem'aya tâkib karinesiyle, hem ikisinin isimde ve esma lâfzında
tevafuk karinesiyle, hem te ettüt-ü hale ve sıkıntılı bir gurbete
--- sh:»(ST:129) ↓ ------------------------------------------------------------------------------------------ve peri aniyete dü en müellifi onun te'lifi bereketiyle teselli ve tahammül bulmasına ve mâna-yı
mecazî cihetinde Hazret-i
mam-ı Ali'nin (R.A.) lisaniyle kendine dua olan
WZJ $ 3 ,l 38
A(
& yâni ism-i âzam olan o esmâ risalesinin bereketiyle beni te ettütten,
peri aniyetten hıfz eyle yâ rabbi meâli, tam tamına o risale ve sahibinin vaziyetine tevafuk
karinesiyle kelâm, mecâzî delâlet; ve mam-ı Alinin (R.A.) ise gaybî i aret eder diyebiliriz.
Hem madem Celcelûtiye'nin aslı vahy'dir. Ve esrarlıdır. Ve gelecek zamana bakıyor; ve
gaybî umur-u istikbaliyeden haber veriyor. Ve mâdem Kur'ân itibariyle bu asır deh etlidir ve Kur'ân
hesabiyle Risale-i Nur bu karanlık asırda ehemmiyetli bir hâdisedir. Ve madem sarahat derecesinde
çok karine ve emârelerle Risale-i Nur Celcelûtiye'nin içine girmi , en mühim yerinde yerle mi . Ve
mâdem Risale-i Nur ve eczaları bu mevkie lâyıktırlar ve Hazret-i mam-ı Ali'nin (R.A.) nazar-ı
takdirine ve tahsinine ve onlardan haber vermesine liyakatları ve kıymetleri var. Ve mâdem Hazret-i
mam-ı Ali (R.A.) Sirac-ün-Nur'dan, zâhir bir surette haber verdikten sonra ikinci derecede perdeli
bir tarzda Sözler'den, sonra Mektuplardan, sonra Lem'alar'dan, risalelerdeki gibi aynı tertip, aynı
makam, aynı numara tahtında kuvvetli karinelerin sevkiyle kelâm delâlet ve Hazret-i mam-ı Ali'nin
(R.A.) i aret etti ini isbat eylemi . Ve mâdem ba ta :
N5t 8] . , _J+ 3 N Z6 3 &.
risalelerin ba ı ve Birinci Söz olan
W( F
Risalesine baktı ı gibi, kasem-i câmi-i muazzamın
âhirinde risalelerin kısm-ı âhirleri olan son Lem'alara ve uâlara, hususan bir Âyet-ül-Kübrâ-yı
tevhid olan Yirmidokuzuncu Lem'a-yı hârika-i Arabiye ve risale-i esmâ-i sitte ve risale-i i ârât-ı
huruf-u Kur'âniye ve bilhassa imdilik en âhir uâ ve Asâ-yı Mûsa gibi; dalâletlerin bütün mânevî
sihirlerini iptal edebilen bir mahiyette bulunan ve bir mânada Âyet-ül Kübrâ namını alan risale-i
hârikaya bakıyor gibi bir tarz-ı ifade
--- sh:»(ST:130) ↓ ------------------------------------------------------------------------------------------görünüyor. Ve mâdem birtek mes'elede bulunan emâreler ve karineler, mes'elenin vahdeti
haysiyetiyle, emâreler birbirine kuvvet verir zaîf bir münasebetle bir tere uh dahi menbaına ilhak
edilir. Elbette bu yedi adet esaslara istinaden deriz: Hazret-i mam-ı Ali (R.A.) nasılki: Me hur
Sözler'e tertipleri üzerine i aret etmi ve Mektûbat'tan bir kısmına ve Lem'alar'dan en mühimlerine
tertiple bakmı . Öyle de:
Lem'alar'dan
en
son
Wu$ J* & W 0 1 ,7 \f&,
WZJ $ 3 ,l 38
olan
Esmâ-i
A(
Sitte
cümlesiyle Otuzuncu Lem'aya yâni müstakil
Risalesi'ne
tahsin
kelâmiyle dahi Otuzuncu Lem'ayı tâkip eden
Risalesi'ni takdir edip i aretle tasdik ediyor.
W 9 W @D
3 5$ S0
ederek
bakıyor
ve
ârât-ı Huruf-u Kur'âniye
& kelimesiyle dahi
imdilik
en âhir risale ve tevhid ve îmanın elinde Asâ-yı Mûsa gibi hârikalı en kuvvetli bürhan olan mecmua
risalesini senakârane remzen gösteriyor gibi bir tarz-ı ifadeden bilâperva hükmediyoruz ki: Hazret-i
mam-ı Ali (R.A.) hem Risale-i Nur'dan, hem çok ehemmiyetli risalelerinden mâna-yı hakikî ve
mecazî ile i ârî ve remzî ve îmaî ve telvihî bir surette haber veriyor. Kimin üphesi varsa i aret
olunan risalelere bir kere dikkatle baksın. nsafı varsa üphesi kalmaz zannediyorum.
Buradaki mâna-yı i arî ve medlûl-u mecâzîlere karinelerin en güzeli ve lâtifi, aynı tertibi
muhafaza ile verilen isimlerin münasebetidir. Meselâ, yirmidokuz otuz ve otuzbir ve otuziki
mertebe-i tâdâdda Yirmidokuz ve Otuz ve Otuzbir ve Otuzikinci Sözlere gayet münasib isimler ile
ve ba ta Sözler'in ba ı olan Birinci Söz'e, aynı Besmele sırriyle; ve âhirde imdilik risalelerin
âhirine, mahiyetini gösterir lâyık birer isim vererek i aret etmesi gerçi gizli ise de.. fakat çok
güzeldir ve letâfetlidir. Ben itiraf ediyorum ki: Böyle makbul bir eserin mazharı olmak, hiçbir
vecihle o makama liyakatım yoktur. Fakat küçük, ehemmiyetsiz bir çekirdekten koca da gibi bir
65
a acı halk etmek, Kudret-i lâhiyenin e'nindendir
--- sh:»(ST:131) ↓ ------------------------------------------------------------------------------------------ve âdetidir ve azametine delildir. Ben kasemle te'min ederim ki: Risale-i Nur'u senâdan maksadım
Kur'ân'ın hakikatlarını ve îmanın rükünlerini te'yid ve isbat ve ne irdir..
Hâlık-ı Rahîmime yüzbinler ükrolsun ki: Kendimi kendime be endirmemi . Nefsimin
ayıplarını ve kusurlarını bana göstermi . Ve o nefs-i emmâreyi ba kalara be endirmek arzusu
kalmamı . Kabir kapısında bekleyen bir adam, arkasındaki fâni dünyaya riyakârane bakması,
acınacak bir hamakattır. Ve deh etli bir hasârettir. te bu hâlet-i ruhiye ile yalnız hakaik-ı
îmaniyenin tercümanı olan Risale-i Nur'un do ru ve hak oldu una lâtif bir münasebet
söyleyece im. öyle ki:
Celcelûtiye, Süryanîce bedî demektir. Ve bedî mânasındadır. bareleri bedî olan Risale-i
Nur, Celcelûtiye'de mühim bir mevki tutup ekser yerlerinde tere uhatı göründü ünden, Kasidenin
ismi ona bakıyor gibi verilmi . Hem imdi anlıyorum ki: Eskiden beri benim liyâkatım olmadı ı
halde bana verilen Bediüzzaman lâkabı benim de ildi. Belki, Risale-i Nur'un mânevî bir ismi idi.
Zâhir bir tercümanına âriyeten ve emaneten takılmı . imdi o emanet isim, hakikî sahibine iade
edilmi . Demek Süryanîce bedî mânasında ve kasidede tekerrürüne binaen kasideye verilen
Celcelûtiye ismi i ârî bir tarzda bid'at zamanında çıkan Bediülbeyan ve Bediüzzaman olan Risale-i
Nur'un hem ibare, hem mâna, hem isim noktalariyle bedîli ine münasebettarlı ını ihsas etmesine ve
bu isim bir parça Ona da bakmasına ve bu ismin müsemmasında Risale-i Nur çok yer i gal etti i
için hak kazanmı olmasına tahmin ediyorum.
tL & 8 % =L ‚5* 8 .
SEK Z NC REMZ: Bu remzin beyanından evvel en mühim iki suale cevap yazılacak.
Birinci Sual: Bütün kıymetdar kitablar içinde Risale-i Nur, Kur'ân'ın i aretine ve iltifatına
ve Hazret-i mam-ı Ali'nin (R.A.) takdir ve tahsinine ve Gavs-ı Âzam'ın teveccüh ve teb irine vechi ihtisası nedir? O iki zâtın kerametle Risale-i Nur'a bu kadar kıymet ve ehemmiyet vermenin
hikmeti nedir?
--- sh:»(ST:132) ↓ ------------------------------------------------------------------------------------------Elcevap: Mâlumdur ki: Bazı vakit olur bir dakika; bir saat ve belki bir gün, belki seneler
kadar ve bir saat; bir sene, belki bir ömür kadar netice verir ve ehemmiyetli olur. Meselâ: Bir
dakikada ehid olan bir adam, bir velâyet kazanır. Ve so u un iddetinden incimad etmek
zamanında ve dü manın deh et-i hücumunda bir saat nöbet, bir sene ibadet hükmüne geçebilir. te
aynen öyle de; Risale-i Nur'a verilen ehemmiyet dahi zamanın ehemmiyetinden hem bu asrın
eriat-ı Muhammediyeye (A.S.M.) ve eair-i Ahmediyeye (A.S.M.) etti i tahribatın deh etinden
hem bu âhir zamanın fitnesinden eski zamandan beri bütün ümmet istiaze etmesi cihetinden hem o
fitnelerin savletinden mü'minlerin îmanlarını kurtarması noktasından Risale-i Nur, öyle bir
ehemmiyet kesbetmi ki; Kur'ân ona kuvvetli i aretle iltifat etmi . Ve Hazret-i mam-ı Ali (R.A.) üç
kerametle ona be aret vermi . Ve Gavs-ı Âzam (R.A) kerametkârane ondan haber verip tercümanını
te cî etmi . Evet bu asrın deh etine kar ı taklidî olan îtikadın istinad kal'aları sarsılmı ve
uzakla mı ve perdelenmi oldu undan her mü'min tek ba ıyla dalâletin cemaatle hücumuna
mukavemet ettirecek gayet kuvvetli bir îman-ı tahkikî lâzımdır ki dayanabilsin. Risale-i Nur, bu
vazifeyi en deh etli bir zamanda ve en lüzumlu ve nâzik bir vakitte, herkesin anlıyaca ı bir tarzda
hakaik-ı Kur'âniye ve îmaniyenin en derin ve en gizlilerini gayet kuvvetli bürhanlar ile isbat ederek
o îman-ı tahkikîyi ta ıyan hâlis ve sâdık âkirdleri dahi, bulundukları kasaba, karye ve ehirlerde hizmet-i îmaniye itibariyle- âdeta birer gizli kutup gibi mü'minlerin mânevî birer nokta-i istinadı
olarak, bilinmedikleri ve görünmedikleri ve görü ülmedikleri halde kuvve-i mâneviye-i îtikadları
cesur birer zabit gibi kuvve-i mâneviyeyi ehl-i îmanın kalblerine verip mü'minlere mânen
mukavemet ve cesaret veriyorlar.
kinci Sual: Keramet izhar edilmezse daha evlâ oldu u halde, neden sen ilân edersin?
Elcevap: Bu, bana ait bir keramet de ildir. Belki, Kur'ân'ın i'caz-ı mânevisinden tere uh
ederek has bir tefsirinden keramet suretinde bizlere ve ehl-i îmana bir ikram-ı Rabbânî ve in'am-ı
lâhîdir. Elbette Mu'cize-i Kur'âniye ve onun lem'aları izhar edilir. Ve ni'met ise ükür niyetiyle ilân
etmek, bir tahdis-i ni'mettir.
66
--- sh:»(ST:133) ↓ -------------------------------------------------------------------------------------------
ƒ H A . - ?8 $ &
âyeti izharına emreder. Benim için medar-ı fahr ve gurur olacak bir liyakatım
ve istihkakım olmadı ını kasemle itiraf ediyorum. Ben çekirdek gibi çürüdüm ve kurudum. Bütün
kıymet ve hayat ve eref o çekirdekten çıkan ecere-i Risale-i Nur ve mu'cize-i mâneviye-i
Kur'âniyeye geçmi biliyorum. Ve öyle îtikad etti imden i'caz-ı Kur'ânî hesabına izhar ederim.
Bütün kıymet bir mu'cize-i Kur'âniye olan Risale-i Nur'dadır. Hattâ eskiden beri ta ıdı ım
Bediüzzaman ismi onun imi .. yine ona iade edildi. Risale-i Nur ise, Kur'ân'ın malıdır ve mânasıdır.
Bu remizde hususî kanaatımı te'yid eden ve kendime mahsus çok emâre ve karineler var. Fakat
ba kalara isbat edemedi imden yazamıyorum. Yalnız iki-üçüne i aret etme e münasebet gelmi .
Birincisi: Ben Celcelûtiye'yi okudu um vakit, sair münâcâtlara muhalif olarak kendim
bizzat hissiyatımla münâcât ediyorum diye hissederdim. Ve ba kasının lisaniyle taklidkârane
olmuyordu. Benim için gayet fıtrî ve dertlerime alâkadar ve tefekkürât-ı ruhiyeme ho bir zemin
oluyordu. Birkaç sene sonra kerametini ve Risale-i Nur ile münasebetini gördüm ve anladım ki: O
hâlet, bu münasebetten ileri gelmi .
kincisi: Hazret-i mam-ı Ali (R.A.) ba ta
W9 A
W? l E(2u 15 0 @, &
ve ortalarında
N5t 8] . , _J+ 3 N Z6 3 &.F
0 . , '-$ ,+ P29 w 38 8$ & ve âhirde
$ 0 & 3 0 P K$ bir hazine-i ulûm olarak gösteriyor. Halbuki zahirinde
yalnız bir münacattır. Hattâ mam-ı Ali'nin (R.A) hakikat-fe an sair kasideleri ve ilmî ba ka
münacatları gibi, esrar-ı ilmiye ile tam münasebeti görünmüyor. Benim hususî kanaatım udur ki:
Celcelutiye, madem Risale-i Nur'u içine almı ve sînesine basıp manevî veled gibi kabul etmi ,
elbette
--- sh:»(ST:134) ↓ -------------------------------------------------------------------------------------------
W? l E(2u 15 0 @, & fıkrası ile, kendi hazinesinin bir kısım pırlantalarını âhirzamanda ne reden
Risale-i Nur'u ahid gösterip Celcelutiye'yi bir hazine-i ulûm ve bir define-i ilmiyedir diye bihakkın
medh ü sena edebilir.
Üçüncüsü: Mâlûmdur ki, bazan gayet küçük bir emare, bazı erait dahilinde gayet kuvvetli
bir delil hükmüne geçer. Yakîn derecesinde kanaat verir. Bana böyle kanaat veren çok
misallerinden yalnız sâbık beyan etti im birtek misal bana kâfi geliyor. öyle ki:
Hazret-i mam-ı Ali (R.A.)
.[email protected] d , ) K* fıkrasiyle Risale-i Nur'u tarihiyle ve ismiyle ve
mahiyetiyle ve esaslariyle ve hizmetiyle ve vazifesiyle gösterdikten sonra, Süryanîce isimleri tâdâd
ederek münâcât eder. Otuziki veya otuzüç adet isimlerde iki def'a
eder. Biri, yirmiyedincide
6 ? n5 w & kelimesini tekrar
6 ? n5 w & di eri, otuzbirde 6 ? n&p & der.
te Risale-i Nur'un Sözleri
otuzüç ve bir cihette otuziki.. ve Mektûbat namındaki risalelerin dahi bir cihette otuziki ve bir
cihette otuzüç olup bu münâcâtla mutabık olması ve yalnız risale eklinde iki adet zeyilleri
bulunması ve o zeyillerin birisi Yirmiyedinci Sözün ehemmiyetli zeyli ve di eri, Otuzbirinci Sözün
kıymetdar zeyli olması ve o iki Zeyl risalesinin müstakil mertebe ve numaraları bulunmaması ve
6?
kelimesi dahi aynı yerde, aynı mânada tevafuk etmesi bana iki kere iki dört eder derecesinde
kanaat veriyor ki: Hazret-i mam-ı Ali (R.A.) tebeî bir mâna ile ve i arî bir mefhum ile Risale-i
Nur'a, hattâ zeyillerine bakmak için öyle yapmı . Daha çok karineler ve birer Söze i aret eden
münasebetler var. Fakat gizli ve ince olduklarından zikredilmedi. (Hâ iye).
67
(Hâ iye): Meselâ, Yirmisekizinci mertebede
^ „ 7Z |.B & kelimesiyle Yirmisekizinci Söz'ün âhiri
olan cehennem mes'elesinin çok kuvvetli bir bürhanına i aret edip ba taki cennet mes'elesinin
yalnız iki - üç sual ve cevaba dair bahsi ise, ba ka yerde i aret etti inden münasebet gizlenmi . Hem
meselâ, kinci Mertebede
UQ
kelimesiyle, hem kinci Söze, hem kinci Mektûba, hem kinci
Lem'aya, hem kinci uâ'a baktı ından münasebet geni lendi inden gizlenmi .
Hem meselâ:
M6) Y& 0& !M 6& f +& yâni UzU? 7U+ Be inci Mertebede bulunması, hem Be inci Söze,
hem Be inci Mektuba, hem Be inci Lem'aya ve Dördüncü uâ olan Âyet-i Hasbiye Risalesine, hem
Üçüncü uâ olan Münâcât'a baktı ı cihetle münasebet geni lenmi , gizlenmi . Buna ba kaları kıyas
edilsin...
--- sh:»(ST:135) ↓ -------------------------------------------------------------------------------------------
a 5S 0 &
ms ? F
c57 $ & 3* O tL& G( tL $ ,TsZ F
%UV,K & %M - ? 3 0
& 3* t r&F
-(&,K .[email protected] ;( . f&, a,} ;Y ) ? F
N ,# 0 3H ! 57 3H - o Z & - 5Z/ &F
:,L { & np, & @ 3H 3* E( 4)F
6) ? Y & UV 3 0 & $ 3 0 & ;Y 7 F
.[email protected] ;( . - ] . & 8 . &F
? a.
& $UV 6) ? F
/ ? W A 8Z 0 $ 8 0 A F
--- sh:»(ST:136) ↓ ------------------------------------------------------------------------------------------OTUZB R NC MEKTUBUN ONB R NC LEM'ASININ OTUZB R MES'ELES NDEN B R
MES'ELED R.
Bir tek cümle olan kısacık bir hadîsin be lem'a-i i'caziyesine dair bir nüktedir. Buraya bir
münasebetle girmi .
'C8 %Bo x c„ ? CH2u
Hadîs-i erifin ihbar-ı gaybî nev'inden tarihçe musaddak
be lem'a-i i'caziyesi vardır.
Birincisi: Hulefâ-yı Râ idinin hilafetleri ile Hazret-i Hasan Radıyallahu Anhın altı aylık
hilâfetinin müddeti otuz sene olaca ını ihbardır. Aynen çıkmı .
kincisi: Otuz senelik halifeleri olan Hazret-i Ebu Bekir Radıyallahu Anh, Hazret-i Ömer
Radıyallahu Anh, Hazret-i Osman Radıyallahu Anh ve Hazret-i Ali Radıyallahu Anh'ın ebcedî ve
cifrî hesapları bin üçyüz yirmialtı eder ki, o tarihten sonra erait-i hilâfet daha tekerrür etmedi.
Hilâfet-i Âliyye-i Osmaniye bitti.
Üçüncüsü:
%Bo x kelimesi, cifr hesabı bin seksenyedi eder ki, tarihçe hilâfet-i Abbasiyenin
inkıraziyle hilâfet-i Osmâniyyenin tekarrürüne kadar olan zaman-ı fetret tayyedilse bin seksen küsür
kalır. E er nâkıs hilâfetler sayılsa
'C8 %Bo x deki "sene" lâfzı ilâve olur. O halde bin ikiyüz iki eder
68
ki, "Rumuzat-ı Semâniyye-i Kur'aniye Risaleleri"nde hem
A 8 ZH M
hem Fâtiha, hem Sûre-i Nasr,
hem Sûre-i Alâk gibi çok yerlerde aynen hilâfetle beraber Devlet-i slâmiyenin hem terakki, hem
galibiyet devresi olan bin ikiyüz iki tarihini gösterir. Hem nâkıs hilâfetle beraber bütün müddet-i
hilâfet-i slâmiye bin ikiyüz ikidir ki, tam tamına tevafukla haber verir.
--- sh:»(ST:137) ↓ -------------------------------------------------------------------------------------------
1B _S8H & k1B M7 H GZ$ W$ KZ % & Hadîsinin mu'cizâne ihbar-ı gaybîsini izah eder. Yâni, bu Hadis,
kıyametten de il, belki galibane hâkimiyyet-i slâmiyeden haber veren "Onsekizinci Lem'a"da ve
ba ka yerde bu hadîsin üç lem'a-i i'caziyyesini beyan etti inden burada kısa kesiyoruz.
Dördüncüsü:
c„ ? CH2u % ilâ ahir…
eddeli
%
yüz bir
CH2u
bin yüz kırkbir,
c„ ? seksenaltı
eder. Yekûnu: Arabîce bin üçyüz yirmisekiz olur ve Rumîce bin üçyüz yirmialtıdır ki hulefâ-yı
Râ idînin isimleri ikinci vecihte gösterdi i aynı tarihe ve hürriyetin üçüncü senesindeki inkıtâ-i
hilâfetin tarihine tam tamına tevafuku, elbette o lisân-ül-gayb olan Zâtın lisânında tesadüfi olamaz;
belki onu da görmü ona da i aret etmi .
Be incisi:
CH2u %
eddeli nun bir nun sayılsa bin yüz doksaniki eder ki aynen
'C8 %Bo x
cümlesinin gösterdi i gibi bin ikiyüz iki tarihine on farkla tam tevafuk ederek tam ve nâkıs bütün
müddet-i hilâfeti göstermesi ve yalnız "hilâfet" kelimesi bin yüz onbir edip tam hilâfetin müddetine
tam tevafukla beraber o müddete i aret eder.
%Bo x kelimesinin cifrî hesabı olan bin seksenyedi
adedine, yirmidört gibi cüz'î bir farkla muvafakat etmesi, elbette ve herhalde o Muhbir-i Gaybî'nin
bir i aret-i gaybiyesidir ve bir nevi mu'cizat-ı gaybiyesinin bir lem'asıdır.
te bu kısacık Hadîsin câmiiyetine, sâir cevâmi-ül-kelim olan Hadîsler kıyas edilsin…
/
? W A 8Z 0 $
8 0 A
--- sh:»(ST:138) ↓ ------------------------------------------------------------------------------------------ONSEK Z NC LEM'A
Risale-i Nur'dan haber veren Birinci Keramet-i Aleviye Risalesidir. Teksir Lem'alar ve Teksir
Sikke-i Tasdîk-ı Gaybî mecmualarında ne redilmi tir.
Y RM SEK Z NC LEM'A
Risale-i Nur'dan haber veren kinci Keramet-i Aleviye risalesidir. Tamamı teksir Lem'alar
mecmuasında, Keramet-i Aleviye kısmı ise teksir Sikke-i Tasdîk-ı Gaybî mecmuasında
ne redilmi tir.
--- sh:»(ST:139) ↓ ------------------------------------------------------------------------------------------Sekizinci Lem'a
Gavs-ı A'zamın Hizb-ül Kur'ana Dair Keramet-i Gaybiyesidir. (Hâ iye)
u risale içindeki imzalar ile gösterildi i gibi, hizmet-i Kur'aniyedeki arkada larıma
i tirâkim var. Bir kısmı benim imzam iledir. Bir kısmı onların tasvib ve istihraciyle ve tasdikleriyle
oldu undan bana ait hizmetten fazla hisseyi onların hatırı için sükût ile kabul ettim. Yoksa, bu
risalenin ba ında söyledi im gibi, bunda öyle bir hisse-i erefe hakkım yoktur. On sene mukaddem,
o kaside-i gaybiyeyi gördükçe bana mânevi bir ihtar gibi "Dikkat et!" diye kalbime geliyordu. O
hatırayı iki cihetle dinlemiyordum:
Birincisi : Benim gibi ehemmiyetli ömrü an ve eref perdesi altında hubb-u cah zehiriyle
zehirlenip öldü ü için, yeniden bu suretle nefs-i emmareye di er bir eref kapısı açmak
istememekti.
kinci Cihet : Bu muannid zamanda, bedihî dâvaları ve zâhirî hüccetleri kabûl etmiyenlere
kar ı, böyle i ârât-ı gaybiye nev'inden hodfüru âne bir tarzda izhar etmek ho uma gitmemekti.
En nihayet esaretimin sekizinci senesinde, en i kenceli ve en sıkıntılı bir zamanda gayet
kuvvetli bir teselli ve te vike muhtaç oldu umuzdan bana ihtar edildi ki: Bunu, tahdis-i ni'met ve
bir ükr-ü mânevi nev'inden izhar et. Hem korkma, kanaat verecek derecede kuvvetlidir. Bu izharda
69
en mühim maksadım, esrar-ı Kur'aniyeye ait olan risalelerin makbûliyetine Gavs-ı A'zamın imza
(Hâ iye): Üstadımızın ahsına sarihan i aret eden bu gibi gaybî keramet ve i aratın ne rini
Üstadımız Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri arzu etmiyor. Fakat bizler dü ündük ki; bu gibi
delâlet derecesinde olan gaybi i aretlerin ehl-i imanca bilinmesine bu zamanda kat'i lüzum ve
ihtiyaç var buna binaen ne rediyoruz.
Nâ irler
--- sh:»(ST:140) ↓ ------------------------------------------------------------------------------------------basması nev'inden oldu udur. kinci maksadım, o kudsi üstadımın kerametini izhar etmekle,
keramat-ı evliyayı inkâr eden mülhidleri iskât edip, hizmet-i Kur'aniyeye fütur verecek çok esbaba
mâruz ve çok avaika hedef olan arkada larımın kuvve-i mâneviyesini takviye ve evklerini tezyid
ve füturlarını izale etmek idi.
Benim için bir nevi hodfüru luk nev'inden oldu u için ehemmiyetli zarardır. Fakat o
zararımı, o kudsî üstadım ve arkada larım hatırı için kabul ettim. u "Keramet-i Gavsiye Risalesi"
tedricen istihraç edildi i için, birkaç parça ve tetimmelere inkısam etti. Gittikçe birbirini tenvir ve
te'yid ettikçe vuzuh peyda ediyor. aretin bâzısında zaaf varsa da, sair arkada larının ittifakından
aldı ı kuvvet, o zaafı izale eder.
***
AYAN-I HAYRET B R TEFE'ÜL VE MÜH M B R
HBAR-I GAYBÎ
Sabri, Süleyman, Bekir, Galib ve Tevfi in fıkrasıdır. Hem Husrev, Hâfız Ali ve Re'fet
ve Asım'ın ve Kuleönünden Mustafaların fıkrasıdır.
Latif Ve Müjdeli Bir Tefe'ül: Üstad, Galib ve Süleyman, Ümmi Sinan divanında
mesle imize ve Sözler'e dair tefe'ül edildi, u beyitler çıktı. Baktık, "Sözler" lâfzı, bütün divanında
yalnız bu kafiyelerde görünüyor. Demek Söz'ler, "hak söz" hem "nur söz" oluyor.
DER M K YARDIMCIM ALLAH,
EFAATÇIM RESULULLAH.
K BÜRHANIM K TABULLAH,
BUDUR BENDEK HAK SÖZ.
SEN N KAPINDA KUL ÇOKTUR,
HESABI, HADD H Ç YOKTUR,
VELÂK N B R DAH YOKTUR,
S NAN-I ÜMM G B NUR SÖZ.
***
--- sh:»(ST:141) ↓ ------------------------------------------------------------------------------------------MÜH M B R HBAR-I GAYBÎ
[ eyh-i Geylânî'nin -kendinden sekizyüz sene sonra- gaybâ ina gözüyle haber verdi i
bir hâdise-i Kur'âniyedir.]
Kur'ân-ı Mu'ciz-ül-Beyanın hizmetindeki kudsiyete, kerametkârane sekizyüz küsur sene
evvel "Gavs-ı A'zam" ünvaniyle bihakkın i tihar eden Kutb-u A'zam eyh-i Geylânî,
W89H a5 K 3 9* ' ……3*,` % 3H ,/T ? N,D
fıkrasiyle ba lıyan kasidesinin âhirinde "Mecmuat-ül-Ahzâb"ın birinci cildinin be yüzaltmı ikinci
sahifesinde, be satırla u zamanda hizmet-i Kur'âniyedeki hey'ete ve ba ında bulunan üstadımıza
be vecihle bakıyor ve gösteriyor. te o be satır udur:
3Z 7 ',6) ! # 3H Ao r : #& P56 ;+ 3H 8 ; 5*
-8ZH & ,# ;+ 3H , & H u $ 'DH c ,
: c 3H . $ w or ' ,s$ & '4,# % + $ w c ,$
- 8? ? k<&, $ A H _u* & KH 3 D ' J8$ H
70
3Z
'4) Y ' ? † ?* 'S u$ W45 c.) 4 +&
Be inci satırdan sonra gelen hâtime-i kaside:
3Z?H. & c^0 1 ) .) K 0
' $ 380
P5 . c l &
te evvelki be satırda, be vecihle ve be tevafukla imdi hizmet-i Kur'aniyenin ba ında
bulunanı gösteriyor.
Birinci Vecih : Âhirdeki satırda
' ? † ?* ismini sarahatle haber vermekle beraber, mai et
hususunda izzet ve saadetle geçinece ini haber veriyor. Evet hocamız, küçüklü ündenberi fakr-ı
haliyle isti nâ-yı tam ile beraber, mai et hususunda en mes'ud bir zattır.
--- sh:»(ST:142) ↓ ------------------------------------------------------------------------------------------kinci Vecih : Aynı satırın ba ında
Abdülkadirîsi ol." Bu
W45 c.) 4 +& fıkrasiyle o müridine diyor ki: "Vaktin
c.) 4 kelimatı, hesab-ı ebcedî ile üçyüz yirmibe
eder. Üstadımızın lâkabı
"Nursî" oldu u cihetle, "Nursî"nin makam-ı ebcedîsi üçyüz yirmialtı ediyor. Birtek fark var. O tek
elifdir. Bin mânasında "elf"e remzeder. Demek bin üçyüz yirmibe de eyh-i Geylânî'ye mensub bir
zat, eyh-i Geylânî tarzında hakikat-ı Kur'aniyeyi müdafaa etmeye çalı acak. Hakikaten üstadımız,
bin üçyüz yirmialtı senesinde -Hürriyetin ikinci senesi mücahede-i mâneviyeye atılmı tır.
Üçüncü Vecih : Onun iki ismi var: "Said", "Bediüzzaman." Bu iki ismin mecmuunun
makam-ı ebcedîsi "Ez-zaman"daki edde sayılmazsa üçyüz yirmidokuz ediyor. ki
‡ bir sayılsa,
W45 c.) 4 + deki muhatab o olmasına i aret ediyor, belki delâlet ediyor.
E er % $ˆ daki okunmayan elif-lâm sayılsa, kaideten c.) 4 ye dahi bir elif-lâm dahil olmak lâzım
üçyüzyirmibe , aynen
gelir. Çünki târif için, muzafünileyh kalktıktan sonra elif-lâm lazım gelir, o halde dahi müsavi
olurlar.
Dördüncü Vecih : Bu be satırda Hazret-i eyh, istikbalde bir müridine te'minat veriyor
_u* & ;4 "Korkma, sözlerini söyle" diyor. Sen
ark ve garbe gideceksin; çok fitnelere ve erlere
girip, umumunda esbab-ı âdiyenin fevkınde bir tarz ile kurtularak mahfuz kalacaksın. Evet, bu
hizmet-i Kur'âniye içindeki zat, hakikaten esaretle arka gitti. Ve yine acîb bir esaretle Asyanın
garbında ondokuz sene kaldı. Hazret-i eyhin dedi i gibi, çok ehirleri gezdi. Mücahedesi Sözler'
ledir.
--- sh:»(ST:143) ↓ -------------------------------------------------------------------------------------------
_u* & ;4 hükmiyle, çekinmeyerek Hazret-i
eyhin dedi i gibi yapmı . Yirmi sene zarfında yirmi
fitne ve mehâlik-i azîmeye dü tü ü halde, bir hıfz-ı gaybî ile Hazret-i eyhin dedi i gibi mahfuz
kalmı . Hem fevkalme'mûl, bir gurbet diyarında fevkalâde inayete mazhariyeti o dereceye gelmi
ki, bir risale sırf o inâyâtın tâdâdında yazılmı tır. Hazret-i Gavs'ın dedi i gibi, biz onun etrafında
- 8? ? k<&, $ fıkrasının meâlini gözümüzle görüyoruz.
Be inci Vecih : Üstadımız kendisi söylüyor ki: "Ben sekiz-dokuz ya ında iken, bütün
nahiyemizde ve etrafında ahali Nak î Tarikatında ve oraca me hur Gavs-ı Hîzan namiyle bir zattan
istimdad ederken, ben akrabama ve umum ahaliye muhalif olarak "Yâ Gavs-ı Geylanî" derdim.
Çocukluk itibariyle elimden bir ceviz gibi ehemmiyetsiz bir ey kaybolsa, "Yâ eyh! Sana bir
fatiha, sen benim bu eyimi buldur." Acibdir ve yemin ediyorum ki, bin def'a böyle Hazret-i eyh,
himmet ve duasiyle imdadıma yeti mi . Onun için bütün hayatımda umumiyetle fâtiha ve ezkâr ne
kadar okumu isem, Zât-ı Risaletten (A.S.M.) sonra eyh-i Geylânî'ye hediye ediliyordu. Ben üç71
dört cihetle Nak î iken, Kadirî me rebi ve muhabbeti bende ihtiyarsız hükmediyordu. Fakat tarikatla
i tigale ilmin me guliyeti mâni oluyordu.
Sonra bir inâyet-i lâhiyye imdadıma yeti ip gafleti da ıttı ı bir zamanda Hazret-i eyhin "Fütuh-ül
Gayb" namındaki kitabı hüsn-ü tesadüfle elime geçmi . Yirmisekizinci Mektupta beyan edildi i
gibi, Hazret-i eyhin himmet ve ir adiyle eski Said (R.A.) yeni Saide inkılâb etmi . O Fütuh-ülGaybın tefe'ülünde en evvel u fıkra çıktı:
A 4 c& ' ] m ] H - / . ) 3H W
Yâni, "Ey bîçâre!
Sen Dar-ül-Hikmet-il- slâmiyede bir âza olmak cihetiyle güya bir hekimsin, ehl-i slâmın mânevi
hastalıklarını tedavi ediyorsun. Halbuki, en ziyade hasta sensin. Sen, evvel kendine tabib ara, ifa
bul; sonra ba kasının ifasına çalı ." te o vakit, o tefe'ül sırriyle, maddî hastalı ım gibi mânevî
hastalı ımı da kat'iyyen
--- sh:»(ST:144) ↓ ------------------------------------------------------------------------------------------anladım. O eyhime dedim: "Sen tabibim ol." Elhak o tabibim oldu. Fakat pek iddetli ameliyat-ı
cerrahiye yaptı. "Fütuh-ül-Gayb" kitabında "Yâ gulâm!" tâbir etti i bir talebesine pek müdhi
ameliyat-ı cerrahiye yapıyor. Ben kendimi o gulâm yerine vaz'ettim. Fakat pek iddetli hitab
ediyordu. "Eyyüh-el-münafık " "ey dinini dünyaya satan riyakâr" diye diye yarısını ancak
okuyabildim. Sonra o risaleyi terkettim. Bir hafta bakamadım. Fakat ameliyat-ı cerrahiyenin
arkasından bir lezzet geldi; i tiyak ile o mübarek eseri acı tiryak gibi veya sulfato gibi içtim.
Elhamdülillâh, kabahatlerimi anladım, yaralarımı hissettim, gurur bir derece kırıldı." Hocamızın
sözü bitti.
te hocamızın bu macera-yı hayatiyesi gösteriyor ki, Hazret-i eyhin müteveccih oldu u ve
ehemmiyetle bahsetti i ve istikbalde gelecek müridi bu olmak için kuvvetli bir ihtimaldir. Hazret-i
eyhin vefatından sonra hayatta oldukları gibi tasarrufu ehl-i velâyetce kabûl edilen üç evliya-yı
azîmenin en âzamı o Hazret-i Gavs-ı Geylânî'dir. Ve demi :
a,s* 3 ? A H 3 0 ' 8 # & & <5 # W H
fıkrasiyle ba'del-memat dua ve himmetiyle müridlerinin arkasında ve önünde bulunmasiyle, böyle
hârika keramet-i acîbe ile me hur bir zat, elbette böyle bir zamanda kıymetdar bir hizmet-i
Kur'aniye bir müridinin vâsıtasiyle olaca ını onun görmesi ve göstermesi e'nindendir. eyhin
bahsetti i ehemmiyetli müridi ve talebesi ve himayegerdesi olan ahıs, binden sonra, ondördüncü
asırda gelece ine bir îmadır.
Süleyman, Sabri, Zekâi, Âsım, Re'fet, Ali, Ahmed Husrev, Mustafa Efendi (R.H.),
Rü tü, Lütfü, amlı Tevfik, Ahmed Galib (R.H.), Zühtü, Bekir Bey, Lütfi (R.H.), Mustafa,
Mustafa, Mes'ud, Mustafa Çavu (R.H.) Hâfız Ahmed (R.H.), Hacı Hâfız (R.H.), Mehmed
Efendi (R.H.), Ali Rıza.
***
--- sh:»(ST:145) ↓ ------------------------------------------------------------------------------------------EYH- GEYLÂNÎ'N N FIKRAS YLE KERAMETKÂRANE VERD
HABERGAYBÎN N TET MMES D R.
c,
fıkrasında
c ,$ "Molla Said" kelimesine tam tevafuk ediyor.Yalnız bir elif fark
var. Elif ise, kaide-i Sarfiyece "elfün" okunur. Elfün ise, bindir. Demek bin ikiyüz doksandörtte
dünyaya gelecek bir müridi, bu "müridî" lâfzında muraddır. Çünki
c,
de lâm sayılsa ikiyüz
doksandört eder ki, bir tek fark ile Saidin tarih-i velâdetine tevafuk eder. Esas arabî sayılsa fark
yoktur. Lâmsız
c ,$
ise ikiyüz altmı dört eder. "Molla Said" dahi ikiyüz altmı be eder.
"Molla"daki elif, bine i aret oldu u için mütebakisi ikiyüzaltmı dört kalır.
Elhâsıl : u zamanda dellâl-ı Kur'an ve hâdim-i Fürkan olan o adamın iki ismi ve iki lâkabı
var. "Elkürdî" lâkabı ile "Molla Said" ismi,
c,
fıkrasında zâhir görünüyor. "Nursî" lâkabiyle
72
W45 c.) 4 + fıkrasında â ikâr görünüyor. Hattâ hizmet-i Kur'aniyede en
ve hâlis bir talebesi olan Hulûsi Bey'e 3Z
'4) Y ' ? † ?* 'S u$
Bediüzzaman Said ismi
mühim bir arkada ı
fıkrasında i aret oldu u gibi, di er bir kısım talebelerine i aretler var.
Risale-i Nur talebeleri namına
Rü dü, Husrev
***
--- sh:»(ST:146) ↓ ------------------------------------------------------------------------------------------SA D KEND SÖYLÜYOR :
Hazret-i eyh-i Geylânî, hizmet-i Kur'aniyeye nazar-ı dikkati celbetmek ve o hizmet-i
Kur'aniye, âhir zamanda da gibi büyük bir hadise oldu una i aret için, kerametkârâne u hizmette
istidat ve liyakatımın pek fevkınde bulunması ve fedâkar, çalı kan karde lerimle çalı tı ımıza
fazilet noktasından de il, belki sebkatiyet noktasından ismimi bir derece göstermesi beni epey
zamandır dü ündürüyordu. Acaba bunun izharında mânevî bir zarar bana terettüb eder, bir gurur, bir
hodfüru luk getirir diye sekiz-on senedir tevakkuf ettim. Bu günlerde izhara bir ihtar hissettim.
Hem kalbime geldi ki: Hazret-i eyh bana bir pâye vermedi. Belki Said isminde bir müridim
mühim bir hizmette bulunacak, fitne ve belâlardan izn-i lâhî ile ve eyhin duasiyle ve himmetiyle
mahfuz kalacak.
Hem uzak yerde ta lar görünmez, da lar görünür. Demek, sekiz yüz sene bir mesafede
görünen, hizmet-i Kur'aniyenin âhikasıdır; yoksa Said gibi karıncalar de il. Mâdem bu keramet-i
Gavsiyeyi ilân ve izharından, Kur'an âkirdlerinin ve hizmetkârlarının evki artıyor, elbette
arkalarında eyh-i Geylânî gibi kahramanlar kahramanı zatlar himmet ve dualariyle ve izn-i lâhî ile
himaye ettiklerini bilseler, evk ve gayretleri daha artar.
Elhasıl : Bunu, karde lerimi fazla evke ve ziyade gayrete getirmek için izhar ettim. E er
kusur etmi isem, Cenâb-ı Hak afvetsin.
N8 P 0
..............................................................................................................
3 D ' J8$ H fıkrasında dahi Hazret-i
eyhin (R.A.) muhatabı, üphesiz Bediüzzaman Molla
Said'dir (R.A.)
Elhâsıl : u acib kasidesinin âhirindeki u be beyitte be kelime, medar-ı nazar-ı eyh ve
mahall-i hitab-ı Gavsîdir. Ve o be kelime ise,
' ? & c.) 4 & ' J8$ & c ,$ & c ,
lâfızlarıdır.
--- sh:»(ST:147) ↓ ------------------------------------------------------------------------------------------Said'in dahi iki lâkabı olan "Nursî", "Elkürdî"; iki ismi "Molla Said", "Bediüzzaman" bu be
kelimede bulunur. Hazret-i Gavs'ın medar-ı teveccüh ve hitabı olan u be kelimesinde, â ikar bir
surette, mezkûr iki isim ve lâkab, ilm-i cifir kaidesinde makam-ı ebced ile görünmesi üphe
bırakmıyor ki, Hazret-i eyh kasidesinin âhirinde onunla konu uyor, ona teselli verip te ci' ediyor.
KZ - 4 ? &
sırriyle muvaffakiyetine te'minat veriyor.
a 5S
0 &
ms ?
3 D ' J8$ H fıkrasında 3 D kelimesi, makam-ı ebcedîsi bin olup; .[email protected] - . iki farkla,
.[email protected] a Z+ ;( . un iki medde sayılmazsa ve edde de lâm sayılsa, makam-ı ebcedîsi yine bindir.
Demek _u* & KH 3 D ' J8$ H fıkrasının meal-i gaybîsi udur ki:
73
_u* & ;KH 7 6 l .[email protected] - . _ ‚5$ yâni "Korkma, sözlerini söyle, ne rine çalı ." 80 ? &
Amma _u* & KH fıkrasında âyan-ı hayret bir tevafuk var ki: lm-i Cifir kaidesiyle makamı ebcedîsi bin üçyüz otuziki eder. u halde _u* & KH 3 D ' J8$ meâl-i gaybîsi " Yâ Risalet-ünNur ve Sözler sahibi! Bana bak. Gafil davranma! Bin üçyüz otuzikide mücahedeye ba la; Sözleri
korkma yaz, söyle!" Filhakika Said (R.A.) Hürriyetten sonra az bir zamanda mücahedesinde
tevakkuf etmi ise, bin üçyüz otuzikide ârât-ül- 'caz'ı te'lif ile beraber Eski Saidden sıyrılmak
niyet edip, yeni Said suretinde bütün kuvvetiyle mücahede-i mâneviyeye ba layıp, iki-üç sene sonra
--- sh:»(ST:148) ↓ ------------------------------------------------------------------------------------------da Dâr-ül-Hikmet-i slâmiyede bir iki sene Hazret-i Gavs-ı Geylânînin u vasiyetini ve emrini
imtisal ederek envâr-ı Kur'âniyeyi ne retmi . Lillâhilhamd, imdiye kadar devam ediyor.
Bu âyân-ı hayret fıkrada cây-ı dikkat u nokta var ki; Hazret-i Gavs, do rudan do ruya
altıncı asırdan u asrımıza bakıyor. O altıncı asrın âhirlerinde Hülâgû felâketi gibi feci', deh etli
me hur fitnenin çok elîm ve feci' ve kuburdaki emvatı a lattıracak derecede deh etli bir nev'i, u
ondördüncü asırda bulunuyor. Bu iki asır birbirine tevafuk ediyor ki, Hazret-i eyh ondan buna
bakıyor.
Risale-i Nur Talebeleri Namına
Re'fet, Husrev, Hâfız Ali, Sabri
***
--- sh:»(ST:149) ↓ ------------------------------------------------------------------------------------------U KERAMET- GAVS YE MÜNASEBET YLE ÜÇ NOKTA BEYAN ED LECEK
Birinci Nokta : Hazret-i Gavs'ın kasidesinin ba ında bu be satırdan evvel, acib, pek garib,
çok beli , nazdârâne tahdis-i ni'met suretinde bir dâva-yı iftiharkârâne ifade eden iki sahifelik
kasidesindeki hârika dâvasına delil olarak bir keramet-i bâhireyi âdeta mu'cizeye yakın bir hârikayı
göstermek lâzım geliyordu. te o akılları hayrette bırakan mertebeye lâyık oldu unu gösterir bir
keramet izhar etti ki; sekizyüz sene bir mesafede Cenâb-ı Hakkın izniyle, i'lâmiyle zamanımızı
tafsilâtiyle görür tarzında, bizim gibi âciz, zaif talebelerine ders verip te vik eder. te Hazret-i
Gavs'ın dâvasına bu ihbar-ı gaybîsi en bâhir bürhan oldu u gibi, Risale-i Nurun eczalarının
hakkaniyet ve ulviyetine bir hüccet-i katıa hükmündedir. Evet, Hazret-i eyh, bu kasidesiyle
Sözlerin hakkaniyetini imza ediyor.
kinci Nokta : Ehl-i tarîkat ve hakikatca müttefekun aleyh bir esas var ki: Tarîk-ı Hakda
sülûk eden bir insan nefs-i emmaresinin enaniyetini ve serke li ini kırmak için lâzım gelir ki:
Nazarını nefsinden kaldırıp eyhine hasr-ı nazar ede ede tâ fenâfi eyh hükmüne gelir. "Ben" dedi i
vakit, eyhinin hissiyatiyle konu ur ve hâkeza.. tâ fenâfirresûl, fenâfillâha kadar gider. Meselâ:
Nasılki, gayet fedakâr ve sadık bir hizmetkâr, bir yaver, efendisinin hissiyatiyle güya kendisi
kendisinin efendisidir ve padi ahıdır gibi konu ur. "Ben böyle istiyorum" der; yâni "Benim
seyyidim, üstadım, sultanım böyle istiyor." Çünki kendini unutmu , yalnız onu dü ünüyor, "Böyle
emrediyor " der. Öyle de Gavs-ı Geylânî, o hârika kasidesinin tazammun etti i ezvâk-ı fevkalâde,
Hazret-i eyhin sırr-ı azîm-i Ehl-i Beytin irsiyetiyle Âl-i Beytin ahs-ı mânevîsinin makamı
noktasında ve Zât-ı Ahmediye (Aleyhissalâtü Vesselâm)'ın verasetiyle Hakikat-ı
Muhammediyesinde (A.S.M.) kendini gördü ü gibi, fenâ-yı mutlak ile Cenâb-ı Hakkın tecelli-i
zâtîsine mazhariyet noktasında, kasidesinde o sözleri söylemi . Onun gibi olmayan ve o makama
yeti miyen onu söyliyemez, söylese mes'uldür.
--- sh:»(ST:150) ↓ ------------------------------------------------------------------------------------------Hazret-i eyh, veraset-i mutlaka noktasında, Resûl-i Ekrem (Aleyhissalâtü Vesselâm)ın
kadem-i mübarekini omuzunda gördü ü için, kendi kademini evliyanın omuzuna o sırdan bırakıyor.
Kasidesinde zâhir görünen, temeddüh ve iftihar de il, belki tahdîs-i nimet ve âli bir ükürdür.
Yalnız bu kadar var ki, muhibbiyet makamı olan makam-ı niyazdan mahbubiyet makamı olan
nazdarlık makamına çıkmı . Yâni tarîk-ı acz ve fakrdan, me reb-i a k ve isti raka girmi . Ve
kendine olan niam-ı azîme-i lâhiyyeyi yâdedip, bihakkın müftehirane ükretmi tir.
74
Üçüncü Nokta : Keramet, mu'cize gibi Cenâb-ı Hakkın fiilidir, hediyesidir, ihsanıdır ve
ikramıdır; be erin fiili de ildir. O keramete mazhar olan zât ise, bâzan biliyor, bâzan bilmiyor vukuundan sonra bilir-. Keramete mazhariyetini kablelvuku' bilen ve ikram-ı lâhîye ihtiyarıyla
tevfik-ı hareket eden kısım, e er enaniyetten bütün bütün tecerrüd etmi ise ve Hazret-i Gavs gibi
kudsiyet kesbetmi ise, Cenâb-ı Hakkın izniyle, o kerametin her tarafını bilerek kendisi sahip çıkar,
bilir ve bildirir. Fakat bununla beraber, mâdem o keramet ikramdır; bütün tafsilâtiyle keramet
sahibine de me hud olmak lâzım de ildir. Bu sırra binaen; Hazret-i eyh; i'lâm-ı Rabbanî ve izn-i
lâhî ile bu asrı görmü ve hizmet-i Kur'aniyenin etrafında bizleri mü ahede edip nazar-ı efkatiyle
bakmı . O be satır, sırf bir keramet ve intak-ı bilhak ve bir ikram-ı lâhî ve veraset-i Nebeviye
itibariyle zuhur etti inden, mu'cizevârî, kudret-i be er fevkınde bir ekil almı . Sun'î, irade-i eyh ile
oldu u de ildir. Çünki intakdır. Ruh-u kudsîsi hissetmi , görmü . rade ve ihtiyar yeti emiyor. Akıl
ise ruhun harekâtını ihâta edemez. Lisan, ne kadar aklın dekaik-ı tasavvuratının tercümesinde âciz
ise, ihtiyar dahi ruhun dekaik-ı harekâtının derkinde o derece âcizdir.
Hazret-i Gavs, o derece yüksek bir mertebeye mâlik ve o derece hârika bir keramete
mazhardır ki, kâfirlerin bir kısmı demi : "Biz slâmiyeti kabûl edemiyoruz; fakat Abdülkadir-i
Geylânî'yi de inkâr edemiyoruz."Hem evliyayı inkâr eden Vahhâbînin müfrit kısmı dahi Hazret-i
eyhi inkâr edemiyorlar. Evliya, onun derece-i celâletine yeti medi i bütün ehl-i tarikatca teslim
edilmi tir.
te böyle güne gibi bir mu'cize-i Muhammediye (Aleyhissalâtü Vesselâm), yüksek ve
sönmez bir bârika-i slâmiyet olan bir zât-ı
--- sh:»(ST:151) ↓ ------------------------------------------------------------------------------------------nuranînin, gayb-â inâ nazariyle asrımızı görüp, böyle bir keramet izhariyle teselli verip te ci' etmek
e'nindendir. Acaba hiç mümkün müdür ki "Sultan-ül-Evliya" makamını ihraz etmi ve hamiyet-i
slâmiye ile zamanındaki padi ahları titretmi ve kuvve-i kudsiye ile mâzi ve müstakbeli hâzır gibi
izn-i lâhî ile görmü ve mematında dahi hayatındaki gibi dâimî tasarrufu bulundu u tasdik edilmi
olan bir kahraman-ı velâyet, bu asrımıza ve bu asır içindeki kemal-i acz ve zaaf ile Kur'anın
hizmetinde çalı an ve insafsız dü manların hücumuna mâruz ve teselli ve te'mine muhtaç bîçâre
Kur'anın hâdimlerine ve talebelerine lâkayd kalabilir mi? Hiç mümkün müdür ki, bizimle
münasebetdar olmasın? Sekiz, dokuz, belki onbe kuvvetli delilden kat'-ı nazar, edna bir i aret
kelâmında bulunsa, bize baktı ına delâlet eder; hafî bir i aret etse kâfidir. Çünki, makam iktiza
ediyor, mutabık-ı muktezayı haldir ve münasebet kavîdir.
Ey benimle beraber Hazret-i eyhin teveccüh ve duasına mazhar karde lerim! u üstadımız,
bizi istikbalde adem zulümatı içinde dü ünüp bizimle me gul olurken, biz o mâzide mevcud ve nur
perdeleri içinde üstadımızı ve üstadımızın üstadı ve ceddi olan Fahr-ül-âlemin Aleyhissalâtü
Vesselâm Efendimizin teveccühlerinden gaflet etmek, onlara istinad etmemek lâyık mıdır? Mâdem
onlar bizi dü ünüyorlar; biz de bütün kuvvet ve ruhumuzla onlara îtimad edip ve emirlerine bilâ
kayd u art itâat etmeliyiz.
Ehl-i dünyanın telsiz telgraf ve telefonları arktan garba gitti i gibi, i te ehl-i hakikatın da
mâziden, dokuzyüz sene mesafe-i azîmeden müstakbele böyle mânevî telefonları i liyebilir ve
mânevî teleskopları görebilir. Malûmdur ki zaif emareler, içtima ettikçe kuvvet bulur, delil
hükmüne geçer. ncecik ipler, içtima ettikçe kopmaz halat olur. Küllî umumî kayıdlar, içtima ettikçe
hususiyet peyda edip taayyün eder. Bu sırra binaen, Hazret-i eyhin bu be satırında sekiz-dokuz
kuvvetli i aretin içtimaında hiç ek ve üphe bırakmadı ki: Hazret-i eyh, imdiki Kur'an-ı Hakîmin
âkirdlerine biiznillâh üstadlık ediyor; bihavlillâh efkati altında himaye ediyor.
--- sh:»(ST:152) ↓ ------------------------------------------------------------------------------------------Cem'-i kutbiyet ve ferdiyet ve gavsiyet
le üç sütun üzerine durur.
Râyet-i ulviyet-i eyh-i hakkanîdir hitab-ı Abdülkadir.
lham-ı Hudâ, kitab-ı Abdülkadir.
Bâz-ül-e heb ferd-i ferîd-i deveran.
Gavs-ı A'zam Cenâb-ı Abdülkadir.
Said Nursî
75
***
R SALE- NUR AK RDLER N N B R FIKRASIDIR
3Z
'4) Y ' ? † ?* 'S u$ W45 c.) 4 +&
lm-i Cifirle Mânası:
"Ey Said! Sen, zamanın Abdülkadiri ol, ihlâs-ı tâmmı kazan, fakrinle beraber mai etini
dü ünme, nâsdan minnet alma, ismin "Said" oldu u gibi mai ette de mes'ud olacaksın!
Muhabbetimde sadık oldu undan ve ihlâsa çalı tı ından, Hulûsi gibi muhlis talebeler ve
yardımcılar ve Süleyman, Bekir gibi sâdık hizmetkârlar ve Sabri gibi tam takdir edici ve ciddi
mü tak talebeler size verilmi ." Evet, Lillâhilhamd, Gavsın sarahat derecesinde ihbar etti i hal vuku
bulmu tur. Gavs-ı A'zam, "Said" namiyle tesmiye etti i müridinin tarihçe-i hayatında en mühim
noktaları beyan etmekle beraber, lm-i Cifir esrariyle sekiz-dokuz cihette, Said'in ba ına parma ını
basıyor. Beyitlerin mâna-yı zâhirîsi ile maâni-i cifriyesi birbirine çok yakın olmakla dokuz
vecihdeki i aretler birbirini te'yid etti inden sarahat derecesine çıkmı .
-8ZH & ,# ;+ 3H , & H u $ 'DH c ,
lm-i Cifirle Mânası:
"Ondördüncü asırda "El-Kürdî" lâkabiyle yâdedilen Molla Said, benim müridimdir. O fitne ve belâ
asrının her er ve fitnesinden, Allah'ın izniyle ve havl-i kuvvetiyle onun muhafızıyım."
--- sh:»(ST:153) ↓ ------------------------------------------------------------------------------------------Evet Hürriyetten yirmi-otuz sene sonraya kadar, yirmi fitne-i azîme içinde fevkalâde bir
surette Gavs'ın o müridi mahfuz kalmı tır. Korktu u er ve mehâlikten bir hıfz-ı gaybî ile
kurtulmu tur.
: c 3H . $ w or ' ,s$ & '4,# % + $ w c ,$
lm-i Cifirle Mânası:
"O Gavs'ın müridi olan Said-ül-Kürdî, Rusya'da esaretle Asyanın ark-ı imalîsinde ve ehl-i
bid'anın eliyle Asyanın garbına nefyolunarak kaldı ı mikdarca ve Sibirya taraflarından firar edip
fevkalâde çok bilâdı seyr ü seyahat etme e mecbur oldu u zaman, Allah'ın izniyle, havl ve kuvvet-i
Rabbânî ile ona imdad etmi im ve istimdadına yeti mi im." Evet Hazret-i Gavs'ın müridi ünvaniyle
irade etti i Said (R.A.), üç sene esaretle Asya'nın ark-ı imâlîsinde mehâlik içinde mahfuz kalıp,
üç-dört aylık mesafeyi firar suretiyle kat'ederek çok ehirleri gezip Gavs'ın dedi i gibi mahfuz
kalmı tır.
- 8? ? k<&, $ A H _u* & KH 3 D ' J8$ H
lm-i Cifirle Mânası:
Bediüzzaman Molla Said namiyle yâdolunan ve evrad-ı muntazamasını okuyan müridine der
ki: "Benim nazmımı, yâni meslek ve me rebimi ve mücâhedatımı gösteren makalâtımı söyle; yâni
nazmımdan murad, senin risalelerin ve Sözlerin ve Mektubatındır.
_u* & KH Bin üçyüz otuzikide
o Sözler ile mücahedeye ba la. Sen inayet-i lâhiyyenin hıfzındasın."
Evet,
Ve
' J8$
lm-i Cifirle "Molla Said"i gösterdi i gibi
3 D , ‰ ile Risalet-ün Nuru gösterir.
3$ ile hem Mektubat'ı hem c),/ ? N + gösterir. "Kelimat" Sözler demektir.
--- sh:»(ST:154) ↓ -------------------------------------------------------------------------------------------
_u* & KH
bin üçyüz otuzikiyi gösterir. O tarih, mebde-i cihadıdır. O tarihte " ârât-ül- 'caz
Tefsiri"nin ne riyle mücahedeye ba lamı .
***
KERAMET- GAYB YE- GAVS YEN N ÂRATINI TEY D EDEN ÜÇ REM Z
76
Birinci Remiz :
'DH c ,
lm-i Cifir itibariyle, makam-ı ebcedî hesabiyle, bin
üçyüzotuzaltıyı gösterir. Demek Hazret-i Gavs, "Bu tarihte istikbalde gelecek müridini emr-i lâhî
ile muhafaza edecek " diyor. Evet, bu bîçâre Said dahi diyor: Nev'-i be ere gelen en büyük bir
musibet Harb-i Umumî hengâmında, çok tehlikelere mâruz kaldım. Hazret-i Gavs'ın gösterdi i
arabî tarihte veya az evvel, hârika bir surette kurtuldum. Hattâ bir def'a, bir dakikada üç gülle
öldürecek yere mukabil bana isabet etti i halde te'sir etmediler. Bitlis'in sukutunda, bir mikdar
talebelerimle Rus askerlerinin bir taburu içine dü tük. Bizi sardılar, her tarafta el ele ate edildi.
Dört tanesi müstesna, bütün arkada larım ehid olduktan sonra, taburun dört sıralarını yardık; yine
onların içinde bir yere girdik. Onlar üstümüzde, etrafımızda sesimizi, öksürü ümüzü i ittikleri halde
bizi görmüyordular. Otuz saat, o halde çamur içinde, ben yaralı iken hıfz-ı lâhî ile istirahat-ı kalb
içinde muhafaza edildim.
Bunun gibi müteaddid tehlikede Hazret-i Gavs'ın gösterdi i tarih-i arabî itibariyle, hakikaten
bir hıfz-ı lâhî içinde bulundu umu hissediyordum. Demek Cenâb-ı Hak o kudsî üstadımı, bir
melâike-i sıyanet gibi bana muhafız kılmı .
te bu
'DH c ,
fıkrası, bu fakirin mühim sergüze tlerine i âret etti i gibi, bu fakirin
etrafında hizmet-i Kur'âniye i inde
--- sh:»(ST:155) ↓ ------------------------------------------------------------------------------------------toplanan arkada larımdan dokuz talebesini
fıkrasında iki hüküm var. Biri erden, di
cümle
;+ deki
ŠH
-8ZH & ,# ;+ 3H , &
eri fitnedendir. Demek ikincisi -8ZH ;+ 3H ,
ismi ile i âret ediyor.
ve bu
edde sayılmazsa bin üçyüz kırkdört eder. Evet, bu tarihten imdiye kadar çok fitne-i
mühimmeden, bir himayet-i gaybî ile mahfuz kaldı ımı
C ?8 M'o * ilân ediyorum.
kinci Remiz:
: c 3H . $ w or ' ,s$ & '4,# % + $ w c ,$
fıkrasında bahsetti i ve konu tu u müridi ise, arka esareten gitti i tarihi gösterdi i gibi, garba nefy
oldu u tarihi de gösterir. öyle ki:
u fıkranın hakikî tâbiri
‹,# 3H ', c ,$ % + $ w
oluyor. Demek zaman-ı esaret
3H ', c ,$ % + $ de çıkıyor. Ve binüçyüz otuzyedi ediyor.
‹,#
te bu fakir, o tarih-i arabîde Rus
esaretinde, tek ba ımla Petro radan bir ay imal-i ark tarafından firar edip, çok enva-i mehâlik
varken, Rusça bilmedi im halde, bir muhafaza-i gaybiye altında pek çok bilâdı seyr ü seyahat ettim.
Tâ Var ova, Avusturya tarîkiyle stanbul'a gelip uzun bir daire-i arzda seyahat ettim. Hazret-i
Gavs'ın dedi i gibi, o esaret-i arkıye ve o seyr-i bilâd-ı kesîre içinde izn-i lâhî ile istigaseme
meded görüyordum. Demek izn-i lâhî ile Hazret-i Gavs, melek gibi bu vazifeyi duasiyle yapmı .
Amma
' ,s$ % + $ kaydı, tarih-i arabî olarak bin üçyüzellibir
--- sh:»(ST:156) ↓ ------------------------------------------------------------------------------------------me hur Rumî tarihiyle iki sene fark var. te -Hazret-i Gavs'ın dedi i gibi- bu fakir, tarih-i arabî ile
bin üçyüz ellibirde, eâir-i slâm içinde mühim tahavvülât zamanında bütün kuvvetimle eairin
muhafazasına hizmetle mükellef oldu um halde, o mânevî herc ü mercdeki fırtınalar bizi sarsmadı.
' ,s$ kelimesi, âhirdeki tenvin ile beraber bin ikiyüz doksaniki eder ki, bu fakirin
dünyaya gelmesinden bir sene evvel; veyahut rahm-ı maderdeki tarihe i aretle beraber ' ,s$ % + bin
Hem
77
üçyüz ondört eder. Bin üçyüz ondört senelerinde mevzu-u bahis olan müridi, mühim vartadan
kurtulmasına Gavs (R.A.) i aret ediyor, onun imdadına yeti tim diyor. Hayatta olan eski talebelerim
biliyorlar ki, bin üçyüz ondört, bin üçyüz onbe - onaltı senelerinde, Van kal'ası ki, iki minare
yüksekli inde sırf da gibi bir ta tan ibarettir, eskiden kalma oda gibi bir in kapısına gidiyorduk.
Aya ımdan kunduralar kaydı, iki aya ım birden kaydı. Tehlike yüzde yüz... Ba kaca nokta-i istinad
kalmadı ı halde, büyük bir istinada basmı gibi üç metrelik bir kavisle o .ma aranın kapısına
atılmı ım. Hem ben, hem beraberimdeki orada hazır arkada larım, ecel gelmedi i için sırf bir hıfz-ı
lâhî, hârika bir imdad-ı gaybî telâkki ettik.
te Hazret-i Gavs, mâdem bu kasidesinde sergüze t-i hayatımın mühim noktalarına i aret
ediyor; elbette bu acib ve en tehlikeli bir sergüze t-i hayatıma u cümlesiyle i aret ediyor
denilebilir.
Elhâsıl : Hazret-i Gavs'ın mezkûr kelimatları, bu fakirin tarih-i hayatımda geçen en mühim
noktaları mânasiyle ifade ettikleri gibi; hesab-ı ebced makamiyle mühim noktaların tarih-i
vukularına tevafukları, elbette tesadüfî ve tesadüf i i olamaz. Sair i ârâtın kuvvet-i katiyyeti,
tesadüfü muhal derecesine getirmi tir. Mâdem bu be satır kasidesi, bir keramettir; keramet ise
mu'cize gibi Cenâb-ı Hak tarafındandır, intak-ı bilhak nev'indendir, daha beyan etmedi imiz çok
esrarı hâvidir, ihtiyar-ı be er yeti emez.
.............................................................................................................
Said Nursî
--- sh:»(ST:157) ↓ ------------------------------------------------------------------------------------------LÂT F B R TEFE'ÜL
eyh Sa'di-i îrâzînin "Bostan"ından Sözler hakkında ben, Hâfız Hâlid, Galib, Süleyman
niyet edip açtık, tefe'ül bu çıktı:
WTŒ jBL 8• ; Ž 6 R, WTŒ# M8?$ % Z • M* ,Œ
G • • & † BuZ ‘ + ; 8• ‡ ,• m90
Meâli: Yâni "Gel, bak, güller ba ı eklinde hakikat gülleri açılmı . Böyle hakikat
bahçesinde hiç bir bülbül, böyle irin, ho na me etmemi tir. Nasıl oluyor ki, böyle bir bülbül
öldükten sonra onun kemiklerinden güller açılmasın."
Bu meâl, maksadımıza o k.adar yakındır ki tâbire lüzum yoktur. Yalnız gülistanımız; ebedî
Kur'an Cennetindendir, ondan gelmi tir.
Mehmed, Tevfik, Galib, Süleyman, Hâfız Hâlid, Said (R.A.)
***
Gavs, me hur kasidesinde -sarahat derecesinde- bizlerden, yâni hizb-ül-Kur'andan haber
verdi i gibi, daha bir kaç yerde yine i ârî bir tarzda haber veriyor. Ezcümle, o kasidenin arkasında
"Mecmuat-ül-Ahzab"ın 563'üncü sahifesinde, yine o malûm müridinden bahsediyor ve beytinde
diyor ki:
or 3$ ] , 3H . r & a,s & ‹,J 3 0) w c , H
"Garbda beni ça ırdı ı vakit, onun imdadına yeti ece im." Evet do rudur. Arabî tarih ile bin
üçyüz otuzdokuzda müthi bir buhran-ı ruhî ve deh etli bir heyecan-ı kalbî ve da da alı bir
--- sh:»(ST:158) ↓ ------------------------------------------------------------------------------------------te evvü -ü fikrî geçirdi im sıralarda, pek iddetli bir surette Hazret-i Gavs'dan istimdad eyledim.
Bir-iki yerde bahsetti im gibi, "Fütuhül-Gayb" Kitabı ile ve dua ve himmetiyle imdadıma yeti ti ve
o buhranı geçirdim. te o müridi ise, bîçare Said-ül-Kürdî oldu unu me hur kasidesinde kat'î
c , H den murad odur. Çünki a,s 3 0) ebced hesabiyle bin üçyüz
otuzdokuz eder. O zaman memleketime nisbeten garb sayılan stanbul'da idim. a,s 3 0) makam-ı
gösterdi i gibi, bu kasidede de
78
ebcedîsi zaman-ı istimdadıma tevafuk ediyor. Hesabda
gösteriyor,
w
lâfzı dahil olmaz. Çünki
w
zamanı
a,s 3 0) cümlesi o mübhem zamanı tâyin ediyor.
Hem ezcümle, "Mecmuat-ül-Ahzab"ın ikinci cildinin 379'uncu sahifesinde Hazret-i Gavs'ın
"Vird-ül- â" namındaki münâcâtında u fıkra var.
(Hâ iye:1)
& a,K
te Gavs'ın
? 56 -$2 ; 3 ;Y 5 H (Hâ iye) a=? & ? @3KJ 56 g27 &w &
u fıkrası, \ ? & q3K# 78 H âyetinin bir nevi tefsiridir. u küllî âyetin bir kısım
efradını, altıncı asır ve ondördüncü asırda âyetin külliyetinde dahil bir kısım efrad-ı mahsusayı irae
etti ine müteaddid emareler var. Âyetin külliyetinde
;Y 5 H
(Ha iye-1): a,K
(Hâ iye):
kelimesi- müteaddi olmak cihetiyle- Sözleriyle selâmete isal edici demektir.
mü edded râ bir sayılsa üstadımızın lâkabı olan "Ennursi" kelimesinin aynıdır.
Yalnız atf için: var. Tam tevafukla mukarrebden murad Nurslu oldu unu gösteriyor.
a,K
de
eddeli râ iki sayılsa "Bediüzzaman Nursi" ya-i muhaffefle aynıdır. Yalnız iki fark var. ki hemze-i
vasl sayılsa tam tamına tevafukla
a,K
do rudan do ruya ona i aret ediyor.
amlı Tevfik, Süleyman, Ali
--- sh:»(ST:159) ↓ ------------------------------------------------------------------------------------------(Hâ iye) tevafuk sırriyle
q3K# 78 H kelimesinde bu zamanın en büyük
akîlerinden üçüne
cifirce tevafuk etmesi, o küllî ayette bunlar dahi kasden murad olduklarına emaredir, belki i arettir.
te Hazret-i Gavs; bu âyetteki bu emareden, bu zamana bakmı . Mezkûr fıkrasını küllî âyete bir
nevi hususî tefsir yaparak, kasidesinde kerametkârane bahsetti i fitne-i âhir zaman içindeki
âkirdlerini görüp, o zamanın akîlerinin errinden muhafaza edildi i ve burada münâcâtında dahi o
kasidenin meâline bakıyor.
u fıkra-i Gavsiyede bir îma var. Buradaki "Said" lâfzında, me hur kasidesindeki
kelimesine hafî bir i aret oldu u gibi;
? @3KJ 56 g27 &w
' ? † ?*
fıkrasiyle kendisinden sonra
vukubulan ve ulûm-u slâmiyeyi mahvetmek niyetiyle kütübhaneleri Dicle ve Fırat nehrine atan
Hülâgû felâketini haber vermekle beraber; Hülâgû gibi ulûm-u slâmiyeye perde çeken akîleri
dahi, mezkûr âyete istinaden haber veriyor.
-$2 ; 3 ;Y 5 H fıkrasiyle Hizb-ül-Kur'ana i aret etti i gibi
a=? & ? @3KJ 56 g27 &w fıkrasiyle ulûm-u slâmiyeyi imha niyetiyle Hülâgû ve vüzerası gibi
Evet,
davranan bâzı malûm insanların isimleri lm-i Cifirce dahi mezkûr âyetin i aretine istinaden tam
tevafuk ediyor, gösteriyor.
Malûmdur ki tevafuk, lm-i cifrin anahtarlarından mühim bir anahtardır. E er bir tevafuk
ise, delâlet denilmez; fakat hafî bir îma olur. E er iki cihet ile aynı mes'eleye tevafuk gelse,
(Ha iye): Âyetin külliyetinde saadet noktasında mazhariyetine mâsadak olmak için milyarlar
dereceden yalnız bir derece murad oldu umuzu anlasak ebede kadar ükretsek o ni'metlerin hakkını
eda edemeyiz. Hazret-i Gavs'ın i aretinden anla ılıyor ki o muhit âyetin denizindén bir katre kadar
hissemiz var.
--- sh:»(ST:160) ↓ ------------------------------------------------------------------------------------------79
îmadan remiz derecesine çıkar. E er iki-üç cihetle aynı mes'eleye gelse i aret olur. E er meâni-i
elfaz i ârât-ı harfiyeye münasib gelse ve i aretle bahsedilen insanların ahvali o mânaya mutabık ve
muvafık olsa, o i aret o vakit delâlet derecesine çıkar. E er altı-yedi vecihle tevafukla beraber,
mâna-yı kelimat i aret-i harfiyeye muvafık gelse ve mukteza-yı hâle de mutabık olsa, o delâlet o
vakit sarahat derecesine çıkar. te bu düstura binaen, eyh-i Geylânî o me hur kasidesinde sarahat
derecesinde Hizb-ül-Kur'andan bahsetti i gibi
! J? ).& münâcâtında dahi mezkûr âyete istinaden
Hizb-ül-Kur'anın bir hâdimini tasrihen ve arkada larını da i aret derecesinde haber veriyor.
Gavs-ı A'zamın istikbalden haber verdi i nev'inden, me hur eyhül-islâm Ahmed-i Câmî
dahi mam-ı Rabbânî (R.A.) olan Ahmed-i Farukî'den haber verdi i gibi, Celâleddin-i Rumî
Nak ibendîlerden haber vermi . Daha bu nevi'den çok evliyalar, vâkıa mutabık haber vermi ler;
fakat onların bir kısmı sarahata yakın haber vermi ler. Di er bir kısmı haberleri çendan bir derece
mübhem mutlaktır, fakat bahsettikleri zatlar makam sahibi ve büyük olduklarından, büyüklükleri ve
taayyünleri cihetiyle o mübhem ihbar-ı gaybîyi, bil'istihkak kendilerine almı lar. Meselâ Ahmed-i
Câmî (K.S.) demi ki: "Her dörtyüz sene ba ında mühim bir Ahmed gelir. Bin tarihi ba ındaki
Ahmed en mühimmidir." Yâni o elfin müceddididir. te böyle mutlak bir surette söyledi i halde,
mam-ı Rabbânînin (K.S.) büyüklü ü ve te ahhusu, o haber-i gaybîyi kat'iyyen kendine almı .
Hazret-i Mevlânâ Celâleddin-i Rumî de (K.S.) Nak ibendîden mübhem bir surette bahsetmi ; fakat
Nak îlerin büyüklü ü ve yüksekli i ve te ahhusları o haberi de bil'istihkak kendilerine almı lar.
te bu kerametkârâne ihbar-ı gaybî nev'inden Gavs-ı Azam (K.S.) dahi. Hizb-ül-Kur'andan i ârî bir surette- haber verdi i gibi; Hizb-ül-Kur'anın bir hâdimi olan bu bîçare Saidi (R.A.) iki
yerde sarahaten haber veriyor. Mübhem ve mutlak bırakmadı ının sırrı budur ki: Bu bîçâre Said,
makam sahibi olmamı iken ve büyük de il iken ve mutlak tâbiri te his edecek bir te ahhus yokken,
lütf u lâhî ile büyük bir makamın hizmetinde bulunmasıdır. Âdeta
--- sh:»(ST:161) ↓ ------------------------------------------------------------------------------------------bir nefer iken, mü îriyet makamı hizmetinde bulunmasıdır. te küçüklü ü ve ehemmiyetsizli i
içindir ki, Hazret-i Gavs, öteki evliyaya muhalif olarak yalnız i aretle kalmayıp -sarahat
derecesinde- parma ını onun ba ına basıyor.
Sergüze t-i hayatımda geçen ve ço unu gizledi im çok hârika vâkıalar vardı. Kendimi hiç
bir vecihle keramete lâyık görmedi im için onları bâzan tesadüfe, bâzan da ba ka esbaba isnad
ediyordum. imdi kanaatım geliyor ki, o hârikalar, Gavs-ı A'zamın bir silsile-i kerametini te kil
ederler. Demek onun duasiyle, himmetiyle, ona kerameten ve bize ikram nev'inden, bir nevi inâyet-i
lâhiyyeye mazhar olmu uz.
Ezcümle, ben menfî olarak stanbul'a getirildi im vakit bir zaman Me ihat-ı slâmiye
dairesinde bulunan Dâr-ül-Hikmet-il- slâmiyedeki hizmet-i Kur'aniyeye çalı tı ım için, o
alâkadarlık cihetinde: Me ihat dairesi ne haldedir? Diye sordum. Eyvah! Öyle bir cevab aldım ki;
ruhum,- kalbim ve fikrim titrediler ve a ladılar. Sordu um adam dedi ki: "Yüzer sene envar-ı
eriatın mazharı olmu olan o daire imdi büyük kızların lisesi ve mel'abegâhıdır." te o vakit öyle
bir hâlet-i ruhiyeye giriftar oldum ki, dünya ba ıma yıkılmı gibi oldu. Kuvvetim yok, kerametim
yok, kemal-i me'yusiyetle ah vah diyerek dergâh-ı lâhiyeye müteveccih oldum. Ve bizim gibi
kalbleri yanan çok zatların hararetli ahları, benim âhıma iltihak ettiler. Hâtırıma gelmiyor ki, acaba
eyh-i Geylânî'nin duasını ve himmetini, duamıza yardım için istedim mi, istemedim mi?
Bilmiyorum. Fakat her halde o eskidenberi nurlar yeri olmu bir yeri zulmetten kurtarmak için,
bizim gibilerin ahlarını ate lendiren onun duasıdır ve himmetidir. te o gece me ihat kısmen yandı;
herkes vâesefâ dedi. Ben ve benim gibi yananlar, Elhamdülillâh dedik. Zannederim ki, bu fakir
millete ikiyüz milyon zarar veren adliye dairesindeki yangında böyle bir mânâ var. n âallah bu da
bir îkaz ve intibahı verecektir. Ate bâzan sudan ziyâde temizlik yapar.
Hakikatlı bir Lâtife : Sultan Süleyman-ı Kanunî, kesretli kırk çe me sularını stanbul'a
getirdi i vakit, eyh-ül- slâm Zenbilli Ali Efendi ona demi : "Hilâf-ı eriat kanunları Avrupa'dan
getirdi in cihetle, stanbul'a öyle bir bok sıçdın ki; o getirdi in suların cümlesi üzerinden akıp geçse
yüz senede temizliyemez."
--- sh:»(ST:162) ↓ ------------------------------------------------------------------------------------------80
Sual : Gavs-ı A'zam gibi büyük veliler, bâzı evkatta, mâzi ve müstakbeli hazır gibi
mü ahede ederler. Neden mâziye ait cihette sarahat suretinde haber veriyorlar da istikbalden hafî
remizlerle, gizli i aretlerle bahsediyorlar?
Elcevap :
m s ? âyetiyle,
P5 . $ 3`*. $ '
r 3 0 ,7D 2H m s
0
âyeti ifade ettikleri kudsî yasa a kar ı ubudiyetkârane bir hüsn-ü edeb takınmak için, tasrihden
i aret mesle ine girmi ler. Tâ ki i aretler ile, remz ile anla ılsın ki, ihtiyarsız niyetsiz bir surette
talim-i lâhî ile olmu tur. Çünki istikbâlî olan gaybiyat, niyet ve ihtiyar ile verilmedi i gibi; niyet ile
de müdahale etmek, o yasa a kar ı adem-i itâati i mam ediyor.
***
HAZRET- GAVS'IN KERAMET- GAYB YES N TE'Y D EDEN B R ÂYET N
ÂRÂTINDAK B R NÜKTE- 'CAZ YED R
Kur'andan tere uh eden o Sözler ve risaleler, Kur'an-ı Hakîmin bir nev'i müstakim tefsiri ve
hakaik-ı îmaniyenin istikametli ve kuvvetli delilleri oldu undan; o risaleler ve Sözlere gelen eref
ve takdir ve tahsin, Kur'ana ve hakaik-ı îmana aittir. Mâdem öyledir bilâ-perva derim ki:
$ a Z+ 3H Q & m]. &
sırrıyla, Kur'anda elbette bu istikametli tefsirinin istikametine
i aret var. Evet var. Kur'an o tefsirine hususî bakıyor. Çünki: Âyât-ı mühimmeden Sûre-i Hûd' daki
(Hâ iye)
\ ? & q3K# 78 H
âyeti bulunan sahifenin kar ısında
(Hâ iye): Hattâ Resûl-i Ekrem (Aleyhissalâtü Vesselâm) ferman etmi ki:
i Hûd'daki
N,$ + KZ H
)56 :.5 38Z # yâni sûre-
âyeti beni ihtiyarlattırdı. Çünki ehemmiyeti azimdir. stikamet-i
tâmmeyi emrediyor.
--- sh:»(ST:163) ↓ -------------------------------------------------------------------------------------------
N,$ + KZ H âyeti, fâ-yı atf hariç olarak N,$ + KZ makam-ı ebcedîsi bin üçyüz ikidir.
Demek KZ deki emr-i has içinde bulunan hitab-ı âmmın hadsiz müstakim efradları içinde, o bin
üçyüz iki tarihinde bir ferdin bir cihette istikamet emrinin imtisali bir hususiyet kazanacak. Demek
ondördüncü asırda Kur'andan iktibas edip, istikametsiz sakim yollar içinde sırat-ı müstakîmi
gösterecek âsârı ne reden bir adamı, o hadsiz efrad içinde dahil ediyor.
Hem o istikametin bir hususiyeti var ki, tarihiyle i aret ediyor. Halbuki, o asırda ahsen
istikamette mümtaz bir hususiyet kesbetmek çok uzaktır. Demek, ahsî istikamet de il. Öyle ise, o
adamın te ebbüsiyle ne redilen esrar-ı Kur'aniye, o asırda istikametde imtiyaz kesbedecek. O adam
ahsen gayr-ı müstakim oldu u halde, müstakimler içine idhali, o imtiyaza remzeder. Mâdem
hakikat budur, ben kat'i bir surette îtiraf ediyorum ki, hayatım istikametsiz gitmi , kalbim
sakametten kurtulmamı , o kudsî emrin imtisalinden belki yüz derece uza ım. Fakat
ƒ H A . - ?8 $ &
sırriyle o ni'mete bir ükür olarak derim ki: O bin üçyüz iki tarihi ise, -arabî
tarih îtibariyle olsa Kur'an okuma a ba ladı ım aynı tarihe tevafuk eder. Ve -rumî tarihi hesabiyleilme ba ladı ım tarihe tevafuk eder. Öyle ise, o îma edilen ferd olabiliriz. Halbuki ahsen bütün
hayatı sakim ve istikametsiz olan bir ferde istikametle îma edilse ve gayr-ı müstakim iken
müstakimler içine idhal edilse, elbette o ferdin mazhar olaca ı âsârın istikametine îmadır. Ve o
âsârın istikameti, o tarihte ba layıp dalâlet yolları ve zulümat tarikleri içinde sırat-ı müstakîmi
gösterecek
N,$ + KZ
emrini imtisal edecek demektir. Evet, lillâhilhamd Risale-i Nur eczaları
Kur'anın bu mu'cizane îma-i gaybîsini bilfiil göstermi , meydandadır.
81
--- sh:»(ST:164) ↓ ------------------------------------------------------------------------------------------u âyetin gizli îmasını
%5 s 6
a^ %
âyeti te'yid ediyor. Çünki
% deki
eddeli nun bir
sayılsa tam evvelki âyete tevâfuk ile, Hizb-ül-Kur'anın faaliyetine vâsıta olan bir hâdiminin Kur'an
okuma a ba ladı ı bin üçyüz iki tarihine, iki fark ile tevafuk etmekle beraber, eddeli nun iki nun
sayılsa, bin üçyüz elli eder ki, bu tarihte Kur'andan muktebes olan Risale-i Nur etrafında toplanan,
bütün kuvvetleriyle Kur'anın hizmetlerine çalı an Hizb-ül-Kur'anın faaliyeti ve dalâlet ve zındıkaya
mânen galebe ettikleri bir zamana tevafuku ise, istikbalde tam galebelerine bir îma-i gaybîdir.
***
Sual: Sen bu zamanın hâdisâtına, fitne-i âhirzaman diyorsun. Halbuki Hadîsde vârid olmu
ki: "Âhirzamanda Allah Allah (C.C.) denilmeyecek; sonra kıyamet kopacak."
Elcevab : Evvela: Fitne-i âhirzamanın müddeti uzundur; biz bir faslındayız.
Sâniyen : Yerde Allah Allah (C.C.) denilmeyecekten murad; Allah'a îman kalkacak demek
de ildir. (Hâ iye: 1) Belki Allahın nâmını de i tirecekler demektir. Nasıl ki yerde Allah Allah
(C.C.) denilmezse kıyamet-i kübrâ kopacak. Bir memlekette de Allah Allah (C.C.) denilmezse bir
nevi kıyamet kopmasına i arettir (Hâ iye: 2).
3Z 7 ',6) ! # 3H Ao r : #& P56 ;+ 3H 8 ; 5*F
lm-i Cifirle mânası: "Yâ Said! Âhirzamanın fitnelerine yeti ip
(Ha iye-1): Çünki hadisde vardır ki,
-0 1 4 3 E 3 0 ,6 [ 3Z$ $ \-T( ] P ^*
Bu hadis
di er hadisi takyid ediyor.
(Hâ iye-2): Yedi sene evvel yazılan bu i âret-i gaybiye aynen vukua geldi. Herkes gördü. Evet bu
geçen zelzele kıyametin zelzele-i kübrasından haber verir gibi sarstı; fakat akılları ba larına
gelmedi.
--- sh:»(ST:165) ↓ ------------------------------------------------------------------------------------------dü tü ün zaman, benim dua ve himmetimi kendine vesile ve efaatçi yap. n âallah, senin
her ey'inde ve her i inde uzun bir zamanda, yâni tufûliyet zamanından tâ ihtiyarlı ın vaktinde
i kenceli esaretine kadar.. yâni, bin ikiyüz doksandörtten tâ bin üçyüz kırkbe , belki altmı dörde,
daha ziyade bir zamana kadar Allah'ın izniyle ve kuvvetiyle senin imdadına yeti ece im."
tL & 8 % =L ‚5* 8 .
Said Nursî
--- sh:»(ST:166) ↓ ------------------------------------------------------------------------------------------Risale-i Nur'dan parlak fıkralar
ve bir kısım güzel mektuplar
Aziz, Sıddık Karde lerim!
Lâtif, mânidar ve be aretli iki hâdiseyi beyan ediyorum.
Birincisi: Me'yusâne bir hâtıradan müjdeli bir ihtar.
Bu günlerde hâtırıma geldi ki: Hayat-ı içtimaiyeye giren, hangi ey'e temas etse ekseriyetle
günahlara mâruz kalıyor. Her cihetle günahlar serbestçe insanı sarıyorlar. Bu kadar günahlara kar ı
insanların hususî ibâdâtı ve takvâsı nasıl mukabele edebilir? diye me'yusâne dü ündüm. Hayat-ı
içtimaiyedeki Risalet-ün-Nur talebelerinin vaziyetlerini tahattur ettim. Risale-i Nur âkirdleri
hakkında, necatlarına ve ehl-i saadet olduklarına dair kuvvetli i ârât-ı Kur'aniyeyi ve be aret-i
Aleviye ve Gavsiyeyi dü ündüm. Kalben dedim ki: Herbiri, bin yerden gelen günahlara kar ı bir dil
ile nasıl mukabele eder, galebe eder, necat bulur? diye mütehayyir kaldım. Bu tahayyürüme
mukabil ihtar edildi ki: Risalet-ün-Nurun hakikî ve sâdık âkirdleri mabeynindeki düstur-u esasî
olan i tirâk-i a'mâl-i uhreviye kanuniyle ve samimî ve sâdık tesanüd sırriyle herbir hâlis ve hakikî
âkird, bir dil ile de il, belki karde leri adedince dilleriyle ibadet edip isti far eder. Bin taraftan
hücum eden günahlara kar ı bin dil ile mukabele eder. hlâs ve sadâkat ve Sünnet-i Seniyyeye
mütâbaat ve hizmet derecesine göre o küllî ubudiyete sahib olur.
Bu büyük kazancı elden kaçırmamak gerektir. Bâzı melâikenin kırk bin dil ile zikrettikleri
82
gibi, hâlis ve hakikî müttakî bir âkird dahi kırk bin karde inin dilleriyle ibadet eder, necâta
müstehak olur, in âallah.
--- sh:»(ST:167) ↓ ------------------------------------------------------------------------------------------kincisi: Eski zamanda ondört ya ımda iken icazet almanın alâmeti olan üstad tarafından bir
cübbe bana giydirmek vaziyetine mâniler bulundu. Ya ımın küçüklü üyle, memleketimizde büyük
hocalara mahsus kisve giymek yakı madı ını; sâniyen, o zaman büyük âlimler bana kar ı üstadlık
vaziyetini de il, ya rakib veyahut teslimiyet derecesine girdikleri için, bana bir cübbe giydirmek ve
üstadlık vaziyetini alacak kendilerine güvenenler bulunmadı ve evliya-yı azîmeden dört-be zâtın da
vefat etmeleri cihetiyle ellialtı senedir icazetin zâhir alâmeti olan cübbeyi giymek, bir üstadın elini
öpmek, üstadlı ını kabûl etmek hakkımı, bu günlerde yüz senelik bir mesafede Hazret-i Mevlânâ
Zülcenâheyn Hâlid Ziyaeddin kendi cübbesini pek garib bir tarzda bana giydirmek için
gönderdi ini, bâzı emarelerle bana kanaat geldi. Ben de o mübarek yüz ya ında (Hâ iye) cübbeyi
giyiyorum, Cenâb-ı Hakka ükrediyorum.
Said Nursî
***
EM N VE FEYZ 'N N ISPARTA'DAK KARDE LER NE ÜSTADLARININ HASTALI I
HAKKINDA B R MEKTUBLARIDIR.
…………………………………………………………………………….
Ramazan-ı erifte be gün savm-ı visal içinde gıda olarak ekmeksiz muhallebi üç ve be -altı
ka ık so uk yo urt; üçüncü gece, yarım ka ık muhallebi ve dördüncü gece iftarda sulu ehriyeden
be ka ık ve be ka ık da yine o ehriyeden sahurda ve yo urt keza üç-dört ka ık, be inci gece,
tanesiz gibi gayet hafif ehriye be -altı ka ık, sahurda ise yine be -altı ka ık. te be günde pirinç
çorbası su sayılmamak artiyle ehriyeden be dirhem yo urt süzülse on dirhem muhallebi susuz
altı-yedi dirhem mecmuu otuz dirhem gıda ile be gün savm-ı visal yalnız teravih noksan olarak sair
vazifelerin yapılması Risalet-ün-Nur âkirdlerine ihata edilen inâyâtın harikalarından bir kerametini
gördük.
Hem üstadımızdan hiç görmedi imiz ikimiz (yâni Feyzi, Emin) Barla-Isparta Süleymanları
gibi inceden inceye hastalık hiddetlerini tahrik etmemek için ihtiyat edemedi imizden iddetli
hiddetini
(Hâ iye): Risale-i Nur âkirdlerinden ve âhiret hem iremizden Asiye namında bir hanım eliyle o
mübarek emaneti aldım.
--- sh:»(ST:168) ↓ ------------------------------------------------------------------------------------------gördük. Bu hastalı ında yine eser-i rahmettir ki, hiç hayal ve hâtıra gelmiyen a r-ı âhirin gayet
mühim gecelerinde üstadımızın tam ifa edemedi i vazife yerinde bu havalide herbir âkird kendi
hususi çalı masından ba ka bir saati üstad hesabına Risalet-ünNurun âkirdlerinin mücahede-i
mâneviyelerine i tirâk ve onları hedef edip onların defter-i a'mâline geçme e aynı üstad gibi
çalı ma a ba ladılar. Hatta Üstadımız diyordu: "Ehemmiyetsizli imle beraber Isparta ve
havalisindeki karde lerimizin a'mâl-i uhreviyesine bir medar-ı müheyyiç hükmünde benim kusurlu
çalı mam kâfi gelmiyordu." Demek üstad yerinde onun bir kaç saat çalı masına bedel pek çok
saatler aynı vazifeyi görme e ba ladılar. Cenâb-ı Hak, rahmetiyle bu hastalık vesilesiyle bir ahs-ı
mânevi ve kuvvetli bir medar olacak bu tedbiri ihsan eyledi, cüz'iyyetten külliyyete çıkardı.
Hem bu hastalık letâifindendir ki, üstadımızın hiç sesi çıkmıyordu, konu amıyordu. Hiç
beklenilmeden birden iftar vaktinde bir doktor geldi, elini tuttu.Üstadımız dedi ki: "Ben hastalı ımı
muayene ettirmem, ben hekimlere muhtaç de ilim, hekim Cenâb-ı Hakdır." Birden canlandı, sesi
çıkma a ba ladı. Güya kendisi bir doktor eklini aldı, doktor ise bir hasta hükmüne geçti. Doktora
ehemmiyetli bir mektubu okudu, doktorun derdine deva olacak bir ilâç oldu. Sonra top atıldı.
Doktora dedi: "Burada iftar et!" Doktor dedi: "Bu gün kusur etmi im oruç tutamadım " demesiyle
çok hayret etti imiz üstadımızın vaziyeti orucu bozmu bir doktorun tıb noktasında hâkimane
vaziyetini kabûl etmedi ki, o vaziyet ona verildi.
Evet Risale-i Nurun ahs-ı mânevisinden gelen ifa duası öyle yüz bin doktora mukabil
gelir, diye biz de tasdik ettik. Hem bu hastalı ın, Leyle-i Kadir'de Risalet-ün-Nur talebeleri, hususan mâsumlar - ettikleri ifa duaları öyle bir derecede hârika bir surette te'sirini gösterdi ki
83
üstadımıza sıhhat halinden daha ileri bir surette bir vaziyet verildi. Leyle-i Kadr'e lâyık bir tarzda
çalı ma a ba ladı. Risale-i Nur âkirdlerinden gelen bu dua-i ifa, hârika bir mu'cize gibi bir
keramet oldu unu biz gözümüzle gördük.
Risale-i Nur âkirdlerinden
Emin, Feyzi
--- sh:»(ST:169) ↓ ------------------------------------------------------------------------------------------Bizden bir ay uzakta bulunan Risalet-ün-Nur âkirdleri, üstadımızın hastalı ının aynı
zamanında hastalı ının vaziyetini rü'yada aynen gördükleri gibi, Sabri ve Hâfız Ali'nin taifeleri de
aynı vakitte burada yâni Kastamonuda oldu u gibi hasta olan üstadımızın hesabına daha mühim bir
tarzda çalı mı lar. öyle ki:
Sabrinin Mektubunun Bir Parçasıdır.
Üstadım efendim!
Rahatsızlı ınız ânında oradaki menba-ı Nurun mücahidleri bir saat mesai-i mâneviyelerini
hâdim-i Kur'an hesabına yaptıkları gibi bu havalide de bu seneye mahsus ifa edilen mesai-i diniye
tahdis-i ni'met zımnında zikre vesile oldu u fakire bu sene Leyle-i Kadir'den bir gün evvel ihtar
edildi ki: "Bu sene Leyle-i Kadri iki gece yap." Bendeleri de cemaate öyle söyledim ki: "Üstadım
(Sellemehullahu ve afâhu) bâzı bu gibi mübarek geceleri bâzı maksadlara binaen o leyle-i
mübarekeyi ihya için bir gece evvel, hatta mâhud geceden bir gece sonra daha ihyaya sa'yederlerdi.
Biz de o isre ittibaan onun hesabına Leyle-i Kadr'i iki gece yapaca ız diye niyet ve karar ettik.
Birinci gecede Evrad-ı Bahaiyye ve Tesbihat ve Sekine ve Delâil-i Hayrat ve Cev en-ül Kebir gibi
ders ve virdlerimize çalı tık. kinci gece keza; hem nasihat... Demek ittiba cihetiyle üstadımızın
hesabına yüz cemaatle
; K* çalı tırılmı ız. Sonra Isparta, Atabey,
slâmköy, Kuleönü vesaire gibi
mahallerde de sair vezaifden mâadâ her gün Kur'an'ın cüzlerini taksim suretiyle hatm-i Kur'an,
üstad hesabına bütün Ramazanda ve Âyet-ül Kürsi hatimleri kezâ... u halde, bu seneye mahsus
yapılan ibâdât-ı mâruzaların bir hikmeti varmı ki bilmedi imiz halde Kastamonulu karde lerimiz
gibi üstad hesabına çalı tırılmı ız. Fimâba'd Rabbim uzun ömürler ihsan etsin, muammer, ebedi ifa
ve deva ve inayetler ihsan buyursun, âmin!
Talebeniz
Sabri
***
--- sh:»(ST:170) ↓ ------------------------------------------------------------------------------------------NAMAZ TESB HATININ FAZ LET NE A T ISPARTA'YA GÖNDER LEN B R
MEKTUPTUR.
Bu günlerde ince bir mes'ele kalbime geldi. Vaktinde kaleme alamadım, vakit geçtikten
sonra o ehemmiyetli hakikata bir i aret ederiz.
Karde lerimizden birisinin namaz tesbihatında tekâsül göstermesine binaen dedim:
Namazdan sonraki tesbihatlar, tarîkat-ı Muhammediye'dir (A.S.M.) ve velayet-i Ahmediye'nin
(A.S.M.) bir evradıdır. O noktadan ehemmiyeti büyüktür. Sonra, bu kelimenin hakikatı böyle
inki af etti: Nasılki risalete inkılab eden velayet-i Ahmediye (A.S.M.) bütün velayetlerin
fevkindedir; öyle de, o velayetin tarîkatı ve o velayet-i kübranın evrad-ı mahsusası olan namazın
akabindeki tesbihat, o derece sair tarîkatların ve evradların fevkindedir. Bu sır dahi öyle inki af etti
ki:
Nasıl zikir dairesinde bir mecliste veyahut hatme-i Nak iyede bir mescidde birbiriyle
alâkadar heyet-i mecmuada nuranî bir vaziyet hissediliyor. Kalbi hü yar bir zât, namazdan sonra
"Sübhanallah Sübhanallah" deyip tesbihi çekerken, o daire-i zikrin reisi olan Zât-ı Ahmediye
Aleyhissalâtü Vesselâm'ın müvacehesinde, yüz milyon, tesbih elinde çektiklerini manen hisseder; o
azamet ve ulviyetle "Sübhanallah Sübhanallah" der. Sonra o serzâkirin emr-i manevîsiyle ona
ittibaen "Elhamdülillah Elhamdülillah" dedi i vakit, o halka-i zikrin ve o çok geni dairesi bulunan
hatme-i Ahmediye Aleyhissalâtü Vesselâm'ın dairesinde yüz milyon müridlerin "Elhamdülillah
Elhamdülillah"larından tezahür eden azametli bir hamdi dü ünüp içinde "Elhamdülillah" ile i tirak
eder.
84
--- sh:»(ST:171) ↓ ------------------------------------------------------------------------------------------Ve hakeza... "Allahü Ekber Allahü Ekber" ve duadan sonra "Lâ ilahe illallah Lâ ilahe
illallah" otuzüç defa o tarîkat-ı Ahmediye Aleyhissalâtü Vesselâm'ın halka-i zikrinde ve hatme-i
kübrasında o sâbık mana ile o ihvan-ı tarîkatı nazara alıp, o halkanın serzâkiri olan Zât-ı Ahmediye
Aleyhissalâtü Vesselâm'a müteveccih olup
P5 . A 0 12 _ _ & :2Y _ _ F
der, diye anladım ve hissettim ve hayalen gördüm. Demek, tesbihat-ı salâtiyenin çok ehemmiyeti
var.
Said Nursî
***
Hâfız Ali'nin bu def'aki mektubunda çok mübarek ve yüksek duası bizi en derin ruhumuzdan
mesrur edip ükre sevketti ve her musibetzedeye ve hüzün ve kederlere dü enlere mâna-yı i ârîsiyle
meded-res ve halâskâr ve ifadar ve medar-ı sürur olan
g. Y A b,J
ve
', , ? •$ %
her
musibetzedeye baktı ı gibi, bu geçen hastalık cihetiyle bize de baktı ını yazıyor. Evet, Hâfız Ali
(R.H.) o noktayı tam görmü . Ben de tasdikan derim ki: E er o hastalık yirmi derece tezâuf etseydi,
bizlere kazandırdı ı neticeye nisbeten yine ucuz dü erdi ve rahmet olurdu. Fakat Hâfız Ali'nin
(R.H.) üstadı hakkında benim haddimden çok fazla isnad etti i meziyet ve mâsumiyeti, onun
mâsum lisaniyle hakkımda medih olarak de il, belki bir nevi' dua olarak tasavvur ediyoruz.
Hem Hâfız Ali'nin, Sava gibi yerler, karyeler ve Isparta bir medrese-i Nuriye hükmüne
geçmesi ve Risale-i Nurun sâdık âkirdleri hârikulâde olarak günden güne yükselmeleri, tenevvür
etmeleri, bizleri belki Anadolu'yu, belki âlem-i slâmı mesrur ve müferrah eden bir hakikatlı haber
telâkki ediyoruz.
--- sh:»(ST:172) ↓ ------------------------------------------------------------------------------------------Âhir fıkrasında Muhbir-i Sâdık'ın haber verdi i mânevî fütuhat yapmak ve zulümatı
da ıtmak zaman ve zemini hemen hemen gelmi diye fıkrasına, bütün ruh u canımızla rahmet-i
lâhiyyeden niyaz ve temenni ediyoruz. Fakat biz Risalet-ün-Nur âkirdleri ise; vazifemiz hizmettir,
vazife-i lâhiyyeye karı mamak ve hizmetimizi onun vazifesine bina etmekle bir nevi tecrübe
yapmamak olmakla beraber.. kemmiyete de il, keyfiyete bakmak; hem çoktanberi sukut-u ahlâka
ve hayat-ı dünyeviyeyi her cihetle hayat-ı uhreviyeye tercih ettirme e sevkeden deh etli esbab
altında Risalet-ün-Nurun imdiye kadar fütuhatı ve zındıkaların ve dalâletlerin savletlerinin
kırılması ve yüzbinler bîçârelerin îmanlarını kurtarması ve herbiri yüze mukabil binler hakikî
mü'min talebeleri yeti tirmesi, Muhbir-i Sâdık'ın ihbarını aynen tasdik etmi ve vukuat isbat etmi
ve ediyor ve in âallah daha edecek. Hem öyle kökle mi ki, in âallah hiçbir kuvvet, Anadolunun
sinesinden onu çıkaramaz. Tâ âhir zamanda, hayatın geni dairesinde asıl sahibleri, yâni Mehdi ve
âkirdleri, Cenâb-ı Hakkın izniyle gelir, o daireyi geni lendirir ve o tohumlar sünbüllenir. Bizler de
kabrimizde seyredip Allaha ükrederiz.
Said Nursî
***
Aziz, Sıddık Karde lerim!
Bu günlerde Rumuzat-ı Semâniye'ye ait iki risaleyi, ehemmiyetli talebelere bir yere
gönderdim. Yol kapandı, gitmedi. O iki risaleyi tekrar dikkatle mütalâa ettim. Fikren dedim ki: "Bu
zevkli ve güzel ve meraklı irin bir maksada giden bu tevafuklu yolda ne için sevkedilmeden perde
indi, ba ka yolda sevkedildik, çalı tırıldık?" Birden ihtar edildi ki: O gaybî esrarı açacak olan
meslekten yüz derece daha ehemmiyetli ve kıymetli ve umumî ihtiyaca medar ve herkes bu
zamanda ona iddetle muhtaç ve slâmiyetin temel ta ları olan hakaik-ı îmaniye hazinesine hizmet
etme e ve istifadeye zarar gelecekti. Çünki o esrar-ı gaybiye, zevkli ve meraklı oldu u için nazarı
kendine çekecekti. En büyük ve en yüksek maksad olan hakaik-ı îmaniyeyi ikinci derecede
bırakacaktı. Onun için idi ki, sûre-i
,S ! l w
remzinde esrar-ı gaybî
--- sh:»(ST:173) ↓ ------------------------------------------------------------------------------------------85
gösterildi, birden kapandı, perde indi. Hem bu sır için idi ki, o yolda istihdam edilmedik; yalnız o
meslek-i tevafukıyenin tere uhatından Risale-i Nurun hakkaniyetine bir imza ve cezâletine bir
zînet ve hurûf-u Kur'aniyenin intizamından ve vaziyetinden tezahür eden bir nevi' i'caz çıktı, daha o
yolda çalı tırılmadık.
Said Nursî
***
RÜ'YA HAKKINDA ISPARTA'YA GÖNDER LEN B R FIKRADIR.
Aziz, Sıddık Karde lerim!
Hediyeniz Kastamonuya gelece i ânında rü'yada gördüm ki: Bizlere bir ferman-ı âhâne,
mânevî bir cânibden geliyor, kemal-i hürmetle ellerinde tutup bize getiriyorlar. Biz baktık ki, o
ferman-ı âli, Kur'an-ı Azîmü an olarak çıktı. O halde bu mâna kalbe geldi: Kur'an yüzünden
Risalet-ün-Nurun ahs-ı mânevîsi ve biz âkirdleri, bir terfi' ve terakki fermanını âlem-i gaybdan
alaca ız. imdi tâbiri ise, o fermanı temsil eden mâsumların kalemiyle mânevî tefsir-i Kur'ânîyi
aldı ımızdır.
Bu rü'yânın imdiki tâbiri çıkmadan bir iki saat evvel, Feyzi ile Emin'in gösterdikleri tâbir
dahi hakdır, ehemmiyetlidir. Hem bu medar-ı sürur ve ferah olan hediye-i Nuriyeyi bir hiss-i
kablelvuku' ile benim ruhum tam hissetmi , akla haber vermemi idi ki, o gelmeden iki gün evvel
Feyzi ve Emin'in fıkrasında beyan edilen rü'yayı gördü üm gecenin gününde sabahtan ak ama
kadar ve ikinci gününde kısmen hiç görmedi im bir tarzda bir sevinç, bir sürur hissedip
mütemadiyen bir bahane ile ferahımı izhar edip otuz-kırk def'a tebessüm ile güldüm. Hem ben, hem
Feyzi taaccüb ve hayret ettik. Otuz günde bir def'a gülmiyen, bir günde otuz def'a gülmek bizleri
hayrette bıraktı. imdi anla ıldı ki; o sürur, o sevinç mezkûr mânevi fermanı temsil eden
mâsumların ve ümmîlerin kalemlerinin yazıları, nesl-i âtînin sahâif-i hayatlarına, âlem-i slâmın
sahife-i mukadderatına ve ehl-i îmanın istikbalinin defterlerine ne r-i envar edeceklerinin ve o
mâsumların hâlis ve sâfi amelleri ve hizmetleriyle sahife-i a'mâlimizde hasenatlarını yazıp
kaydetmesinin ve Risale-i Nur âkirdlerinin
--- sh:»(ST:174) ↓ ------------------------------------------------------------------------------------------istikbalinin mukadderatını mes'udâne idamesinin haberini veren o hediyeden, ve daha gelmeden
geliyordu. Ben o azîm yekûndan hisseme dü en binden bir cüz'ünü ruhen hissetmi idim ki, beni
mesrurane heyecana getirmi ti.
Evet, böyle yüzer mâsumların makbûl amelleri ve reddedilmez duaları, sair karde lerimin
defterlerine geçmesi misillû, benim gibi günahkârın sahife-i a'mâline dahi girmesi, binler sürur ve
sevinç verebilir. Böyle karanlık bir zamanda, bu a ır erait altında böyle mâsumane ve
kahramanane çalı mak için, biz hem o mâsumları, hem o ümmîleri, hem onların muallimlerini, hem
peder ve validelerini, hem köylülerini, hem Anadoluyu, hem memleketlerini tebrik ederiz. O
mübarek mâsumların ve ümmîlerin herbirisine birer hususî te ekkür ve tebriknâme yazmak elimden
gelseydi yazacaktım.
Said Nursî
***
EM N VE FEYZ 'N N ISPARTALI KARDE LER NE GÖNDER LM B R FIKRASIDIR
Isparta'da bulunan karde lerimize
Lâtif bir rü'yanın Kadere ait bir mes'eleyi uhud derecesinde bize kanaat verdi i gibi, o lâtif
rü'yanın ikinci parçası bizlere mânevi bir müjde ve be aret verdi i cihetle, siz karde lerimize beyan
ediyoruz. öyle ki:
Üstadımız rü'yada görüyor ki: Ben (yâni Feyzi) ile beraber gezmeye çıkıyoruz. Giderken
birden üstadımıza söylüyorum ki: "Burada ben, ayının tesbihini toplayaca ım." Üstadımız da
bakıyor ki, beyaz ipler gibi dola mı bir ey görüyor. Bu acib güldürecek sözümden ve ayıya tesbih
isnad etmek vaziyetimden çok iddetli gülerek uyanmı . Uyandıktan sonra da gülmü . Ak ama
kadar hiç görülmemi bir tarzda yirmi-otuz def'a o hâdise-i nevmiyeyi gülerek benimle mülâtefe
etti. Münasebeti olmayan bâzı eylerle tâbire çalı tıksa da münasebet tutmadı. Sonra aynı ikinci
günün aynı saatinde, bana benziyen bir dost (ki rü'yada Üstadıma benim
--- sh:»(ST:175) ↓ ------------------------------------------------------------------------------------------86
suretimde görünmü ) Üstadımızın yanına geldi, dedi ki: "Ayının ya ını toplayanlardan alıp,
müezzin ve tesbih yapan bir adam tavsiyesiyle mühim bir adama her sabah hastalık için yutmasını
nasıl görüyorsunuz?" Üstadımız da rü'yada güldü ü gibi aynı öyle gülmü , birden rü'ya hâtırına
gelip bu acib ve aynı aynına tâbiri kemal-i taaccüb ve hayretle kar ılayıp ona demi : "Sakın istimâl
etmesin!"
"Yirmisekizinci Mektub"un Birinci Risalesinin Altıncı Nüktesinde, rü'ya-yı sâdıka, Kader-i
lâhî her ey'i ihâta etti ine bir hüccet-i kâtıa hükmünde üstadımızın binler tecrübe ile gördü ü gibi,
aynen bu vâkıa dahi bizlere uhud derecesinde kat'î isbat etti ki: "Hâdisât, vücuda gelmezden evvel
mukadderdir, malûmdur, muayyendir, Kader-i lâhînin mîzanlariyle geliyor" diye bu rükn-ü
îmâniye bize gayet kat'i bir nümune oldu.
Hem rü'yanın ikinci tabakasında Üstadımız diyor ki: "Ona ve Risale-i Nurun hey'etine bir
ferman geliyor." Birden geldi. O kudsî ferman, Kur'an çıktı. Bunun tâbiri aynı günün aynı tecrübe
saatinde Hizb-ül-Ekber-i Kur'ânî, ümid edilmedi i o vakitte Asiye Hanımın hanesinde tezyin için
gönderilen Hizb-ül-Ekber yüz senelik güzel bir kab içerisinde, o kabın üzerinde sırma ile padi ahın
mühim fermanlardaki turra-i âhâne i lenmi gördük. Üstadımız dedi ki: "Ferman geldi diye Kur'an
çıktı, imdi de Kur'an'ın Hizbül-Ekberi geldi." Üstünde ferman turrası bulundu undan, Risale-inNurun hey'etine be aretli ve medar-ı feyz ve terakki ve bir ferman-ı Rabbânî hükmüne geçece ini
Rahmet-i lâhiyyeden bekleriz. Hem bu tâbirden az sonra sizlerin kıymetdar hediyelerinizi aldık ki,
rü'yanın tam tâbiri çıktı. Orada bulunan umum karde lerimize selâm, arz-ı hürmet eder, dualarınızı
isteriz.
Risale-i Nur âkirdlerinden
Emin, Feyzi
***
--- sh:»(ST:176) ↓ ------------------------------------------------------------------------------------------ISPARTA'YA GÖNDER LEN B R MEKTUP
Aziz Sıddık Karde lerim,
Namaz tesbihatının sırrına göre, nasılki namazdan sonra tesbih ve zikir ve tehlil ile hatme-i
muazzama-i Muhammediye (A.S.M.) ve zikir ve tesbih eden ve ruy-i zemin kadar geni bir halka-i
tahmîdat-ı Ahmediye (A.S.M.) dairesine tasavvuran ve niyeten girmek, medar-ı füyuzat oldu u
gibi, biz dahi Risalet-ün-Nurun geni dairesine ve halka-i envârında ders alan ve çalı an binler
mâsum lisanların ve mübarek ihtiyarların dualarına ve a'mal-i sâlihalarına hissedar olmak ve âmin
demek hükmünde olan tayy-i mekân ederek gıyaben omuz omuza, diz dize bulunmak hayaliyle ve
niyetiyle ve tasavvuriyle kendimizi fevkalhad bahtiyar biliyoruz. Hususan âhir ömrümde böyle
kıymetdar mâsum mânevî evlâdları ve yüzer Abdurrahmanları bulmak benim için dünyada bir
Cennet hayatı hükmüne geçiyor.
Geçen Ramazan-ı erifte hastalık münasebetiyle herbir karde im benim hesabıma bir saat
çalı masının büyük bir neticesini aynelhak ve hakkalyakîn gördü ümden, böyle duaları reddedilmez
mâsumların ve mübarek ihtiyarların ve üstadlarının benim hesabıma olan duaları ve çalı maları
benim Risale-i Nura hizmetimin uhrevî bir netice-i bâkiyesini dünyada gösterdi.
34 56 34
Karde iniz
Said Nursî
***
R SALE- NURUN KÜÇÜK VE MÂSUM AK RDLER
Risale-i Nurun küçük ve mâsum âkirdlerinden elli-altmı talebenin yazdıkları nüshaları bize
de gönderilmi , biz de o parçaları üç cilt içinde cem'ettik, hem o mâsum âkirdlerin bâzılarını
isimleriyle kaydettik. Meselâ: Ömer onbe ya ında, Bekir dokuz ya ında, Hüseyin onbir ya ında,
Hâfız Nebi oniki ya ında, Mustafa ondört ya ında, Mustafa onüç ya ında, Ahmed Zeki onüç
ya ında, Ali oniki ya ında, Hâfız Ahmed oniki ya ında... bu ya ta daha çok çocuklar var, uzun
olmasın diye yazılmadı.
--- sh:»(ST:177) ↓ ------------------------------------------------------------------------------------------87
te bu mâsum çocukların Risalet-ün-Nurdan aldıkları derslerinin ve yazdıklarının bir
kısmını bize göndermi ler, biz de onların isimlerini bir cetvelde dercettik. Bunların bu zamanda bu
ciddî çalı maları gösteriyor ki: Risalet-ün-Nurda öyle mânevî bir zevk ve câzibedar bir nur var ki;
mekteblerdeki çocukları okuma a evkle sevketmek için icad ettikleri her nevi e lence ve te viklere
galebe edecek bir lezzet, bir sürur, bir evk Risalet-ün-Nur veriyor ki, çocuklar böyle hareket
ediyorlar. Hem bu hal gösteriyor ki: Risalet-ün-Nur kökle iyor; in âallah daha hiçbir ey onu
koparamıyacak, ensâl-i âtiyede devam edecek.
Aynen bu mâsum küçük âkirdler gibi Risalet-ün-Nurun câzibedar dairesine giren ümmî
ihtiyarların dahi kırk-elli ya ından sonra Risalet-ün-Nurun hâtırı için yazıya ba layıp yazdıkları
kırk-elli parçayı iki-üç mecmua içinde dercettik. Bu ümmî ihtiyarların ve kısmen çoban ve efelerin
bu zamanda bu acib erait içinde her ey'e tercihan Risale-i Nura bu suretle çalı maları gösteriyor ki:
Bu zamanda Risalet-ün-Nura ekmekten ziyade ihtiyaç var ki; harmancılar, çiftçiler, çobanlar, yörük
efeleri, hâcât-ı zaruriyeden ziyade Risale-in-Nura çalı maları, Risalet-ün-Nur'un hakkaniyetini
gösteriyorlar.
Bu cildde az, sair altı cild-i âherde mâsumların ve ihtiyar ümmîlerin yazılarının tashihinde
çok zahmet çektim, vakit müsaade etmiyordu. Hâtırıma geldi ve mânen denildi ki: Sıkılma, bunların
yazıları çabuk okunmadı ından, acelecileri yava yava okuma a mecbur etti inden, Risale-i Nurun
gıda ve taam hükmündeki hakikatlarından hem akıl, hem kalb, hem ruh, hem nefis, hem his
hisselerini alabilirler. Yoksa, yalnız akıl cüz'î bir hisse alır, ötekiler gıdasız kalabilirler. Risale-i
Nur, sair ilimler ve kitaplar gibi okunmamalı. Çünki ondaki îman-ı tahkikî ilimleri, ba ka ilimlere
ve marifetlere benzemez, akıldan ba ka çok letâif-i insaniyenin de kût ve nurlarıdır.
Elhâsıl: Mâsumların ve ümmî ve ihtiyarların noksan yazılarında iki faide var:
Birincisi: Teennî ve dikkatle okuma a mecbur etmektir.
kincisi: O mâsumane ve hâlisane samimî ve tatlı
--- sh:»(ST:178) ↓ ------------------------------------------------------------------------------------------dillerinden, derslerinden Risale-i Nurun irin ve derin mes'elelerini lezzetli bir hayretle dinlemek ve
ders almaktır.
Said Nursî
***
ISPARTAYA GÖNDER LEN B R FIKRADIR
Risalet-ün-Nur, kendi sâdık ve sebatkâr âkirdlerine kazandırdı ı çok büyük kâr ve kazanç
ve pek çok kıymettar neticeye mukabil, fiat olarak o âkirdlerden tam ve hâlis bir sadâkat ve dâimî
sarsılmaz bir sebat ister. Evet, Risalet-ün-Nur onbe senede medresede kazanılan kuvvetli îman-ı
tahkikîyi onbe haftada ve bâzılara onbe günde kazandırdı ını yirmi senede yirmi bin zat
tecrübeleriyle ehadet ederler.
Hem "i tirâk-i a'mâl-i uhreviye" düsturiyle, herbir âkirdinin herbir günde binler hâlis
lisanlariyle edilen makbul duaları ve binler ehl-i salâhatın i ledikleri a'mâl-i sâlihanın misil
sevablarını kazandırıp her bir hakikî sâdık ve sebatkâr âkirdlerini amelce binler adam hükmüne
getirdi ini, kerametkârane ve takdirkârane mam-ı Ali'nin üç ihbarı ve keramet-i gaybiye-i Gavs-ı
A'zamdaki tahsinkârane ve te vikkârane be areti ve Kur'an-ı Mu'ciz-ül-Beyanın kuvvetli i aretle o
hâlis âkirdler ehl-i saadet ve ehl-i Cennet olacaklarını müjdesi pek kat'î isbat ederler. Elbette böyle
bir kazanç, öyle bir fiat ister. Mâdem hakikat budur; Risale-i Nur dairesinin yakınında bulunan ehl-i
ilim ve ehl-i tarîkat ve sofî me reb zatlar, onun cereyanına girmek ve ilim ve tarîkattan gelen
sermayeleriyle ona kuvvet vermek ve geni lenmesine çalı mak ve âkirdlerini te vik etmek ve bir
buz parçası olan enaniyetini tam bir havuzu kazanmak için o dairedeki âb-ı hayat havuzuna atıp
eritmek gerektir ve elzemdir. Yoksa ba ka bir çı ır açmakla hem o zarar eder, hem bu müstakim ve
metin cadde-i Kur'aniyeye bilmiyerek zarar verir, belki zındıkaya bilmiyerek bir nevi yardım
hesabına geçer.
Said Nursî
--- sh:»(ST:179) ↓ ------------------------------------------------------------------------------------------LÂT F B R TEVAFUKA ARET EDEN B R FIKRADIR
Otuzaltı yapraktan ibaret ve mam-ı Ali'nin fevkalâde takdirine mazhar olan Otuzikinci
88
Söz'ün kendi kendine gelen be bin yediyüz onbe tevafuku, Risalet-ün-Nurun bu havalideki gayet
mühim bir talebesi olan Ahmed Nazif'in nüshasında çıkmı tır. Demek o risalenin hatt-ı hakîkisine
rastgelmi ki, bu hârika kerameti göstermi ler.
Hem iki Husrev'i Risale-i Nur dairesine ve Bekir Sıdkıya kerametini gösterip îmana getiren
ve tılsım-ı kâinatın üçte birisini halleden, onbe yapraktan ibaret olan Otuzuncu Söz'üne kahraman
Nazif'in nüshasında tekellüfsüz üçbin sekizyüz otuzbe tevafuku... Biz, gözümüzle bu keramet-i
tevafukiye-i Nuriyeyi gördük (Ha iye).
Halil, Hilmi, Salâhaddin, Emin, Feyzi
Said Nursî
***
HÂFIZ MUSTAFANIN B R FIKRASIDIR
Aziz Üstadım!
O cereyanın hücumu ânında köyümüzde nahiye müdürü ve daha zâhiren mühim me'murlar
bulundu u halde, ifahen isimlerimizle ihbar edip taharri ettirmek istedikleri halde, Hazret-i
Esedullah Ali Kerremallahu Vechehu ve Gavs-ı A'zam gibi çok mânevî üstadlarımızın mânevî
yardımlarıyla akim kalıp; hattâ o me'murları aleyhimize de il, lehimize mânevî darbeleriyle
çevirdiler.
3 . ;`H $ =6
_ _
Mektubu mütalâa ettik. Acibdir ki, bizim kusurumuzdan ve ufacık ihtiyatsızlı ımızdan gelen
o te'sirsiz cereyanı haber veriyor gördük. Çünki: "Bir kısım avâm-ı nâs ve bid'alara tâbi bir kısım
(Hâ iye): Bu risalede eliflerin mecmuu yüz kırkdört çıkmı ; tam tamına Said olup müellifinin
imzasını gösteriyor.
--- sh:»(ST:180) ↓ ------------------------------------------------------------------------------------------ulemâ-i zâhir, hakikaten kendilerinin pis ve dalâlet bataklı ından giden yollarında arkada lık
etmiyen ve bir cadde-i kübrâyı bulan Risalet-ün Nur âkirdlerini zemmediyor " diye sizden gelen o
mektub haber veriyordu. Hakikaten öyle oldu. Mektuptan bir gün sonra, merakı mucib üzerimizde
hiçbir te'sir kalmadı.
Talebeniz
Hâfız Mustafa
***
EM N VE FEYZ N N ISPARTADAK KARDE LER NE YAZDI I B R FIKRADIR
Evet, Isparta'da bulunan karde lerimizin haber verdikleri bu ehemmiyetli hâdise-i
taarruziyeye te ebbüs vukuu zamanında muhaberemiz kesildi i halde, mütemadiyen her vakit
üstadımız, aynı taarruza mâruz bulunuyoruz gibi bizi (yâni Feyzi ve Emin'i) îkaz ediyordu. "Dikkat
ediniz, dört cihetle bize taarruz var; demir gibi sebat ediniz, bir halt edemezler." Biz de bakıyorduk
ki, bizde bir ey yok; hissetmiyorduk. Hem o gaybî hâdiseyi bertaraf etmek için mutabık bir mektup
bize yazdırdı, size gönderildi.
Risale-i Nur âkirdlerinden
Emin, Feyzi
***
HULÛS BEY N B R FIKRASIDIR
"Lâhika"nın bu def'a irsal buyrulan kısmını aldım. Lehülhamd kudsî vazifede istihdamımız
devam ediyor. Hakikaten insan, seyyidinin mütenevvi hizmetleri arasında böyle nurlu ve nuranî
hizmette bulundurulmasını hissedince, zaten ücretini pe in alan bir köle oldu unu da nazar-ı dikkate
alınca bütün zerrat-ı kâinat kadar dil ile hamdetmek istiyor. Yâni kalbinde yanan Elhamdülillâh
kandili, her ey'i müsebbih ve hâmid gösteriyor ve güzel bir niyetle, o hâmidlerin hamdini ve
müsebbihlerin tesbihini ve o âkirlerin ükrünü beraberce seyyidine takdime bir i tiyâk hissediyor.
--- sh:»(ST:181) ↓ ------------------------------------------------------------------------------------------Nurlu ve kudsî mektublarınız yekdi erini tâkib ettikçe, hakikaten tahkikî îmanın kemale do ru
seyran etti i görülüyor. Bu âciz karde iniz üphesiz bir surette îman ettim ki: eriat-ı Garra-i
Ahmediye Aleyhissalâtü Vesselâmın hakaikına, ruhuna nüfuz etmenin en kısa, en hatarsız, en
89
zevkli tarîkı, Risale-in-Nura intisabladır.
Evet, bahtiyar odur ve ona derler ki: Risalet-ün-Nura intisab etmi , bütün mü'minleri
kendisine tam hakikî karde bilip bu zulmetli asırda îman-ı tahkikî nuriyle Cadde-i Kübrâ-yı
Ahmediyeyi (A.S.M.) buluyor. Nihayetsiz ekillere, karı ıklıklara ra men Bismillâh ile açılan
Risalet-ün-Nur kapısından girince, tıfıl iken "Ümmetî" diyen efîini ciddî sevmek, yâni Sünnet-i
Seniyyesine ittiba eylemenin muaccel mükâfatı olarak buluyor. Her emri i lerken, bu emri cânib-i
Haktan bu ümmete getireni; her nehyi yapmama a cebrederken, bu nehyi taraf-ı lâhîden bu
ümmete getireni dü üne dü üne, derslerde geçti i gibi, bütün ömür dakikaları ibadet olabilir. Ve o
Habib-i Hüda, o efî-i Rûz-i Cezâyı her i inde nümune etmek azminden mütevellid muhabbet, o
Habîbin bulundu u âleme göçmeyi sevdirecek hale getiriyor ve böylece
5*5 * % ; 4 5*5$
sırrı
tezahür ediyor.
Tezekkür-ü mevt veya rabıta-i mevt,
-8 :) 0 $ k, L -0 ,@/T*
Elhâsıl: Ne arasak, hep Risalet-ün-Nurda güne gibi görünüyor. Risalet-ün-Nur âkirdleri
dikkat etseler, daha bu fâni âlemde iken Livâ-ül-Hamd-i Ahmedî (Aleyhissalâtü Vesselâm) altında
bulunduklarını inayet-i Hakla anlarlar.
Âcizane fehmedebildi im u anda kalbime gelen hakikatlara istinaden diyece im ki: Bu
dalâlet ve bid'aların ve dinsizli in tâun ve vebâdan daha ziyade ve daha iddetli sârî illetlerine kar ı
Risalet-ün-Nurun getirdi i ve tâlim ve tefhim etti i çok hakikatlardan Sünnet-i Ahmediyeye
(A.S.M.) temessük dersini en hakikî olarak alan, Risalet-ün-Nur âkirdleridir. Onlar bu temessük ve
--- sh:»(ST:182) ↓ ------------------------------------------------------------------------------------------intisablarının, iki kere iki dört eder kat'iyyetinde mazhar oldukları inayet-i Rabbaniye ehadetiyle,
muaccel mükâfatlarını görüyorlar. Yâni: Burada sünneti ile dalâlet ve bid'at ve dinsizlik
ate lerinden kurtaran mensub oldu umuz eriatın mübelli i; burada halâs ve mukavemetle, âhir
hayatımızda îman ile, ha r-i ekberde efaatiyle in âallah ebedî sevindirecektir diyorlar,
diyebiliyorlar.
3 . ;`H $ =6
Mâdem ki böyle olmu tur; o halde üphesiz Risalet-ün-Nurun inti arındaki maksad, u
zamanın insanlarına tahkikî îmanı ders vermek, mütehayyirlerini kurtarmak, müteharrilerini takviye
ve tarsin etmek, zındıka ve ehl-i ilhadı iskât ve ilzam etmektir. Amma fitne ate leri âfet halini alan
bu zamanda, cam ile elmasın beraber satıldı ı bir çar ıda bu mübarek Nur'ları, yâni ânında
5DH
& ,+= 8 ^
%
buyurulan Kur'an-ı Mu'ciz-ül Beyanın hakikî tefsirleri olan Risalet-
ün-Nurun hakaretten sıyaneti için, hem
N.58* V~
sırr-ı tenvirini Rahîm ve Kerîm Rabbimiz irade
ve takdir buyurmu .
Risale-i Nur âkirdlerinden
Hulûsi
***
HAL L BRAH M N R SALE- NURA H TABEN YAZDI I
B R FIKRADIR.
- .[email protected] - , 3 0
ümus-u Kur'anın envarlarından in'ikâs eden ecram-ı ulviye,
seyyarat ve sevabit-i kevkebiye ve ezhar-ı müzeyyene-i ravza-i safaiyye ve hakaik-â ina ile memlû
dürr-i meknune
-
Z & - K? ;(
‚5
olan
--- sh:»(ST:183) ↓ ------------------------------------------------------------------------------------------Risale-i Nuriye, esrar-ı kitabullah, âlemi ziyalandırdı ve in âallah dâimî ziyalandıracaktır.
Ve öyle bir âheserdir ki, selef-i salihînin eserlerinin sonunda gelmekle hepsinden ileridedir. Öyle
90
mebzul bir feyz var ki, en zulmetli kalbleri dahi nûr-u îman ile nurlandırır. Ve öyle bir mârifet-i
lâhiyyeyi serd ve beyan eyler ki, körlere bile gösterdi.
O, benim gözümün nuru, kalbimin süruru, gönlümün bülbülü, ruhumun gıdası, letâifimin
incilâsı, cânımın cânı... Ben onun herbir hakikatına bin can versem, in âallah bir cana mukabil
bâkide bin can alaca ım. O, benim kabirde enîsim, berzahda refikim, ve mizanda a'mâlim, Sırat'ta
Burak'ım, Cennet'te yolda ım...
Ben onun hakkında nasıl târif edebilirim? Yirmisekizinci Mektupta serdedilen
3Z K$ W $ / & 3Z K ' $ W $ $ &
fehvasınca ben de derim:
.[email protected] - , 3Z K$ W $ / & 3Z K .[email protected] - . W $ $ &
Hem ne haddime dü mü ki, o men ur-u Kur'an'dan bahsedeyim! Olsa, olabilse bu fakir,
! TJZ
ondan isti fa (
h TJZ
) ve isti fa' (
) ve istifaza edebilir. öyle ki:
5L c) ) ) ) 36 5L ,•
kaidesince rıza-yı Bârî'nin kendisinden ho nud ve râzı olmasını isteriz. Ve onun nuriyle dünyada
bütün âlem-i slâmın nurlanmasını isteriz. Ve talebelerinin dünyada birer arslan ve âhirette birer
sultan olmasını ve Livâ-ül-hamd sanca ının altında, önünde Üstadımızla, bütün talebeleriyle
varmak isteriz.
Elhâsıl: stemesini bilmedi im için maddî ve mânevî bütün rızk ve ihtiyaçlarımızın
verilmesini, Üstadımın istemesini isteriz. Orada bulunan karde lerimizin, ba da üstadımız olarak,
--- sh:»(ST:184) ↓ ------------------------------------------------------------------------------------------cümlesine ayrı ayrı selâmlarla sıhhat ve âfiyette berdevam olmasını isteriz.
34 56 34
Talebeniz
Halil brahim
(Risale-i Nurun mühim erkânından bulunan ve bu aynı hakikat olan mektubunu bizlere
gönderen Halil brahim karde imizin sözlerini âciz lisanım söyleme e ve âtıl kalemim yazma a
muktedir de ilse de her hususta bu mübarek karde imizin fikrine bütün ruh u cânımla i tirak
ediyorum. Hem kalbime bakıyordum. Bu mektubu yazarken lisanıma tercüman olamayan kalbim de
aynen bu medhe manen i tirak edip beraber o karde imle söyler gibi hissedip telezzüz ederim. E er
söyleyebilseydim, ben de böyle söylerdim.)
Feyzi
***
Aziz Sıddık Karde lerim,
Bu yeni hâdise-i taarruziyeden müteessir olmayınız. Çünki, mükerrer tecrübelerle, Risaletün-Nur inayet altındadır. Hiçbir tâife, imdiye kadar böyle ehemmiyetli hizmette bizler kadar az
me akkat ile kurtulan olmamı . Hem geçen Ramazandaki hastalı ım ve Eski ehirdeki musibetimiz
gibi çok vâkıalarla; zâhirî sıkıntılı, me akkatli hâlât altında Risalet-ün-Nurun faidesine ait inki afatı
ve daha te'sirli fütuhatı görülmü . n âallah, bu sıkıntılı hâdise dahi münafıkların aks-i maksudiyle
Risalet-ün-Nurun fütuhatı ba ka mecralarda teshile vesile olur.
Be inci uâ ellerine geçmesi ehemmiyetlidir. Fakat bunda bir hikmet var. Belki onlara kendi
mesleklerini bildirmek ve Cehenneme gidenin mahiyetini bilmek için fevkalâde ve iktidarımız
haricinde bir kaza-yı lâhî diye Cenâb-ı Hakkın hikmetine ve inayetine ve hıfzına îtimad edip merak
etmeyiniz.
Hem siz, hem onlar bilsinler ki; sadaka belâyı def'etti i gibi, Risalet-ün-Nur Anadolu'dan
hususan Isparta ve Kastamonudan âfât-ı semâviye ve arziyeyi def ve ref'ine vesiledir. Evet Sabri'nin
c)59 3 0 N5Z & ……… 3? e.
âyetinden istihraç etti i mâna hakdır ve mutabıkdır.
91
--- sh:»(ST:185) ↓ ------------------------------------------------------------------------------------------Evet, Risale-i Nur, Sefine-i Nuh gibi Anadolu'yu Cebel-i Cûdi hükmüne getirip, küre-i arzın
yangınından ve tûfanından kurtulmasına sebeptir. Çünki zaaf-ı îmandan gelen tu yan ekserî
musibet-i âmmeyi celbetti i gibi, îmanı fevkalâde kuvvetlendiren Risalet-ün-Nur, o musibet-i
âmmeyi dairesinin haricine bırakma a rahmet-i lâhiyye tarafından vesile oldu. Bu ehl-i îman, bu
Anadolu halkı, Risalet-ün-Nura girmeseler de, ili mesinler. E er ili seler, yakında bekliyen
yangınlar, tûfanlar, tâunların istilâsına u rayacaklarını dü ünsünler, akıllarını ba larına alsınlar.
Mâdem biz onların dünyalarına karı mıyoruz, onlar da bizim bu derece âhiretimize karı maları
onlara felâket getirmek ihtimali kavîdir.
te bu sekiz aydır, hususan bu heyecan veren bu hâdiselerle beraber, imdi yanımda
bulunan Feyzi, Emin ile ve bütün dostlar ahiddir ki; bu sekiz ay zarfında birtek def'a ne harb-i
umumî, ne de siyaseti sormamı ım. Ve odamda i itilen radyoyu da üç senedir dinlemedim. Halbuki
ben, binler adam kadar dünyaya bakmak münasebetim var. Demek bize ili en, do rudan do ruya
îmana tecavüz eder. Onları Cenâb-ı Hakka havale ediyoruz. Hem ehl-i siyasetle hiçbir
münasebetimiz olmadı ı halde, kat'î bilsinler ki: Bu memlekette, bu asırda, bu milleti anar ilikten,
tereddi ve tedenni-i mutlaktan kurtaracak yegâne çâre, Risalet-ün-Nurun esasatıdır.
Bu hâdisede sıkıntı çeken mâsumlar ve üstadları bilsinler ki: A ır erait altında bir saat
nöbet, bir sene ibadet ve bir saat hakikî tefekkür-ü îmanî bir sene tâat hükmüne geçti i gibi,
in âallah onların sıkıntıları da öyle sevaba medar olur. Onlar da, merak edip teessür ile de il, ferah
ve sürur ile kar ılamalı. Fakat Hazret-i mam-ı Ali Radıyallahü Anh'ın iki kere
N.58* ~, '- ~,
demesine binaen, biz her vakit ihtiyatlı olmak ve tam sakınmak vaziyetini muhafaza etme e
mükellefiz. Risale-i Nurun mensubları, uur ve ihtiyarları haricinde birbiriyle münasebettar,
birbirinin hâdiseleriyle alâkadar oldu una bir delil de, bu günlerde oldu. öyle ki:
--- sh:»(ST:186) ↓ ------------------------------------------------------------------------------------------Oradaki hâdisenin vukuundan bu güne kadar, buradaki muhtelif tabakalardaki talebelerin
vaziyetleri ehemmiyetli bir hâdise yüzünden de i mi gibi çekinmek ve münafıkların nazarını
kendilerine ve bizlere celbetmemek için tevakkuf devresi geçti. Hem Nazif gibi bir çok zâtın
rü'yalarının tâbirleriyle, sizin hâdiseniz oldu unu anladık.
Umum karde lerimize birer birer hususan musibetzedelere selâm ve dua ediyoruz. Cenâb-ı
Hak, onları çabuk kurtarıp, (Hâ iye) vazifelerinin ba larına geçirsin âmin!
Karde iniz
Said Nursî
***
R SALE- NURUN MÜH M B R RÜKNÜ OLAN
HAFIZ AL N N (R.H.) FIKRASIDIR
Aziz üstadım efendim!
"Bu acib zamanın en büyük tehlikesi, Hadîs-i erifle sabit olan âhir zamanda çok ehl-i
sefahet ve gaflet dünyadan îmansız çıkmak yarasını lisan-ı Kur'an-ı Mu'ciz-ül-Beyanla, kabre îman
ile girmek ilâciyle tedavi eden Risalet-ün-Nur âkirdlerine bir hüccet-i katıa bah eden Risalet-ünNura hizmet, acaba âciz insanların cüz'î ve fazl-ı lâhî ile hizmetleri nasıl mukabele eder; belki her
iki cihetle bir fazl-ı lâhîdir." beyan buyurulduktan sonra, nasıl gecenin zulümatında yanan bir nur
ve bir ziya lisan-ı hal-i evkıyle bütün ruh sahiplerini, hattâ en küçük pervaneleri dahi zulümattan
nura ça ırıp çıkardı ı gibi, Risalet-ün-Nur dahi lisan-ı hal ve kal ile, eriat kılınciyle mânen îdam
olmamı ve zulumatta bo ulup ölmemi ehl-i ilim ve ehl-i tarîkatı dâvet etmesi, onun Rahim ismine
mazhariyeti e'nindendir.
ki hâtıradan birincisi : htiyare hanımlar hakkında ve her zamanda nüfuzunu ve kat'î te'sirini
gördü ümüz Hadîs-i erifin beyan buyurulması, bizleri ve çok alâkadar kadınları sevindirdi. Cenâbı Hak, sizden ebeden razı olsun, âmin!
(Hâ iye): Bu dua hârika bir surette kabul oldu, pek çabuk kurtuldular.
--- sh:»(ST:187) ↓ ------------------------------------------------------------------------------------------kinci Hâtıra : Gaflet saikasiyle veya gözsüz, el yardımıyle bâzıların elmas yerine cam
92
parçası aldı ı gibi, saadet-i ebediye dükkânı olan Risalet-ün-Nurdan saadet-i dünyeviye arama a
gelenleri îkaz ve ir ad fıkralarınız, gece-gündüz yol gözleyen umum Risalet-ün-Nur âkirdlerini
mesrur eyledi.
Talebeniz
Hâfız Ali (R.H.)
***
Mustafalar, Küçük Ali, Mübarek ve Münevver Karde ler!
Mektubunuz, Büyük Ali'nin mektubu gibi acib bir hakikatı beyan ediyor. O hakikat, Risaletün-Nur hakkında hakdır. Fakat benim haddim de il ki, o hududa gireyim.
F
; ( , 38 ! + 3Z$ ! 0 ferman etmi . Gavs-ı A'zam
âh-ı Geylânî (K.S.), mam-ı Gazâlî
(K.S.), mam-ı Rabbânî (K.S.) gibi hem ahsen, hem vazifeten büyük ve hârika zatlar, bu Hadîsi
kıymetdar ir adlariyle ve eserleriyle fiilen tasdik etmi ler. O zamanlar bir cihette ferdiyet zamanı
oldu undan, hikmet-i Rabbaniye onlar gibi "ferîd"leri ve kudsî dâhileri ümmetin imdadına
göndermi . imdi ise aynı vazifeye, fakat mü kilâtlı ve deh etli erait içinde, bir ahs-ı mânevî
hükmünde bulunan Risalet-ün-Nuru ve sırr-ı tesanüdle bir ferd-i ferîd mânasında olan âkirdlerini
bu cemaat zamanında o mühim vazifeye ko turmu . Bu sırra binaen, benim gibi bir neferin,
a ırla mı mü iriyet makamında ancak dümdarlık vazifesi var.
Said Nursî
***
Evet, bu asrın ehemmiyetli ve mânevî ve ilmî bir mür idi olan Risalet-ün-Nurun hey'et-i
mecmuası, sair ahsî büyük mür idler gibi kendine muvafık ve hakikat-ı ilmiyesine münâsib bir kaç
nevi'de ve bilhassa hakaik-ı îmaniyenin izharında, inti arında azim kerametleri oldu u gibi; üç
keramet-i zâhiresi bulunan "Mu'cizat-ı Ahmediye" (A.S.M.), Onuncu Söz, Yirmidokuzuncu Söz ve
"Âyetül-Kübrâ" gibi çok risaleleri dahi, herbiri kendine mahsus kerametleri
--- sh:»(ST:188) ↓ ------------------------------------------------------------------------------------------bulundu unu çok emareler ve vâkıalar bana kat'î kanaat vermi . Hattâ sekeratta bulunan
talebelerine, îmanını kurtarmak için, mür id gibi yeti ti ine müteaddit vâkıalar üphe bırakmıyor.
Hem bir saat tefekkür bir sene ibadet-i nafile hükmünde, bir misal "Hizb-ül-Ekber"dir diye
mü ahede ettim ve kanaat getirdim.
Bir sual-cevap olarak yazdı ım bir fıkrayı, size de faidesi olur ihtimaliyle beyan
ediyorum. öyle ki:
Evliya divanlarını ve ulemanın kitaplarını çok mütalâa eden bir kısım zatlar tarafından
soruldu: "Risale-in-Nurun verdi i zevk ve evk ve îman ve iz'an onlardan çok kuvvetli olmasının
sebebi nedir?"
Elcevap: Eski mübarek zatların ekseri divanları ve ulemanın bir kısım risaleleri, îmanın ve
mârifetin neticelerinden ve meyvelerinden ve feyizlerinden bahsederler.Onların zamanlarında,
îmanın esasatına ve köklerine hücum yok idi ve erkân-ı îman sarsılmıyordu. imdi ise, köklerine ve
erkânına iddetli ve cemaatli bir surette taarruz var. O divanlar ve risalelerin ço u, has mü'minlere
ve ferdlere hitab ederler. Bu zamanın deh etli taarruzunu def'edemiyorlar. Risale-i Nur ise, Kur'anın
bir mânevî mu'cizesi olarak îmanın esasatını kurtarıyor ve mevcud ve muhkem îmandan istifade
cihetine de il, belki çok deliller ve parlak bürhanlar ile îmanın isbatına ve tahakkukuna ve
muhafazasına ve übehattan kurtarmasına hizmet etti inden, herkese bu zamanda ekmek gibi, ilâç
gibi lüzumu var oldu unu dikkatle bakanlar hükmediyorlar.
O divanlar derler ki: "Veli ol, gör, makamata çık, bak; nurları, feyzleri al." Risale-i Nur ise
der:"Her kim olursan ol, bak, gör; yalnız gözünü aç, hakikatı mü ahede et, saadet-i ebediyenin
anahtarı olan îmanını kurtar."
Hem Risalet-ün-Nur, en evvel tercümanının nefsini iknaa çalı ır, sonra ba kalara bakar.
Elbette nefs-i emmaresini tam ikna eden ve vesvesesini tamamen izale eden bir ders, gayet kuvvetli
ve hâlisdir ki, bu zamanda cemaat ekline girmi deh etli bir ahs-ı
--- sh:»(ST:189) ↓ ------------------------------------------------------------------------------------------mânevî-yi dalâlet kar ısında tek ba iyle galibane mukabele eder.
93
Hem Risalet-ün-Nur, sair ulemanın eserleri gibi yalnız aklın aya ı ve nazariyle ders
vermiyor ve evliya misillü yalnız kalbin ke if ve zevkiyle hareket etmiyor; belki aklın ve kalbin
ittihad ve imtizacı ve ruh ve sair letâifin teavünü aya ıyle hareket ederek evc-i a'lâya uçar, taarruz
eden felsefenin de il aya ı, belki gözü yeti emedi i yerlere çıkar, hakaik-ı îmaniyeyi kör gözüne de
gösterir.
Said Nursî
***
MÂNEVÎ B R HTAR LE B R- K NCE MES'ELEY YAZIYORUM
Birincisi: Geçen sene Ramazan-ı erifte Ehl-i Sünnetin selâmeti ve necatı için edilen pek
çok duaların imdilik â ikâre kabûlleri görünmemesine hususî iki sebep ihtar edildi.
Birinci Sebep: Bu asrın acib hâssasındandır ki: Elması elmas bildi i halde, camı ona tercih
eder. Bu asırdaki ehl-i îmanın fevkalâde saf-derunlu u ve deh etli cânileri âlicenâbâne afvetmesi ve
bir tek haseneyi, binler seyyiatı i leyen ve binler mânevî ve maddî hukuk-u ibadı mahveden
adamdan görse, ona bir nevi taraftar çıkmasıdır. Bu suretle ekall-i kalil olan ehl-i dalâlet ve tu yan,
saf-dil taraftar ile ekseriyet te kil ederek, ekseriyetin hatâsına terettüp eden musibet-i âmmenin
devamına ve idamesine, belki te didine kader-i lâhîye fetva verirler, "Biz buna müstehakız" derler.
Evet elması bildi i halde, yalnız zaruret-i kat'iyye suretinde i eyi ona tercih etme e ruhsat-ı
er'iyye var. Yoksa küçük bir ihtiyaçla veya tama' veya hafif bir korku ile tercih edilse, eblehane bir
cehalet ve hasarettir; tokata müstehak eder. Hem âlicenâbâne afvetmek ise: Yalnız kendine kar ı
cinayeti afvedebilir, kendi hakkından vazgeçse hakkı var; yoksa ba kaların hukukunu çi neyen
cânilere afüvkârane bakma a hakkı yoktur, zalemeye erik olur.
kinci Sebep: zin olmadı ından yazılmadı.
kinci Mes'ele: Karde lerim! Eski ehir Hapishanesinde,
--- sh:»(ST:190) ↓ ------------------------------------------------------------------------------------------âhir zamanın hâdisatı hakkında gelen rivayetlerin te'villeri mutabık ve do ru çıktıkları halde ehl-i
ilim ve ehl-i îman onları bilmemelerinin ve görmemelerinin sırrını ve hikmetini beyan etmek
niyetiyle ba ladım, bir-iki sahife yazdım, perde kapandı, geri kaldı. Bu be senede be -altı def'a
aynı mes'eleye müteveccih olup muvaffak olamıyordum. Yalnız o mes'elenin teferruatından bana ait
bir mes'eleyi beyan etmek ihtar edildi. öyle ki:
Hürriyetin bidayetinde, Risalet-ün-Nurdan çok evvel, kuvvetli bir ümid ve îtikad ile ehl-i
îmanın me'yusiyetlerini izale için " stikbalde bir ı ık var, bir nur görüyorum " diye müjdeler
veriyordum. Hattâ hürriyetten evvel talebelerime be aret ederdim. Tarihçe-i hayatımda
Abdurrahman'ın yazdı ı gibi, "Sünuhat" misillü risalelerde dahi, "Ben bir ı ık görüyorum" diye
deh etli hâdiselere kar ı o ümid ile dayanıp mukabele ederdim. Ben de herkes gibi, o ı ı ı siyaset
âleminde ve hayat-ı içtimaiye-i slâmiyede ve çok geni bir dairede tasavvur ediyordum. Halbuki
hâdisat-ı âlem, iki harb-i umumî ile beni o gaybî ihbarda ve be arette bir derece tekzib edip ümidimi
kırdı. Birden bir ihtar-ı gaybî ile kat'î kanaat verecek bir surette kalbime geldi ki: "Ciddî bir alâka
ile senin eskidenberi tekrar etti in; ı ık var bir nur görece iz diye müjdelerin te'vili ve tefsiri ve
tâbiri sizin hakkınızda, belki îman cihetiyle âlem-i slâm hakkında dahi ehemmiyetli Risalet-ünNurdur. Bu bir ı ıktır ki, seni iddetli alâkadar etmi idi. Ve bu bir nurdur ki, eskide tahayyül ve
tahmininle geni dairede, belki siyaset âleminde gelecek mes'udane ve dindarane hâletlerin ve
vaziyetlerin mukaddimesi ve müjdecisi iken, bu muaccel ı ı ı o müeccel saadet tasavvur ederek
eski zamanda siyaset kapısiyle onu arıyordun.
Evet, otuz-kırk sene evvel, bir hiss-i kablel-vuku' ile hissettin. Fakat nasıl kırmızı bir perde
ile siyah bir yere bakılsa karayı kırmızı görür, sen dahi do ru gördün, fakat yanlı tatbik ettin,
siyaset cazibesi seni aldattı."
S.N.
***
--- sh:»(ST:191) ↓ ------------------------------------------------------------------------------------------EM N LE FEYZ N N ÜSTADLARININ GAR B VAZ YET NE VE R SALE- NURUN
AC B EHEMM YET NE DELÂLET EDEN B R SUALLER VE ÜSTADLARININ
ONLARA VE EMSALLER NE VERD
B R CEVAPTIR
94
Sual: Âlem-i slâmın mukadderatiyle ciddî alâkadar olan bu cihan harbinin deh etli
zamanlarında elli gün kadar, ( imdi yedi seneden geçti; aynı hal devam ediyor. Hem ne soruyor ve
ne de merak eder.) Her gün hizmetinizde bulunan bizlerden bir def'acık sormadınız. Acaba bu
büyük hâdiseden daha büyük di er bir hakikat mı hükmediyor ki, bunu ehemmiyetten iskat ediyor;
yahut onunla me gul olmanın bir zararı mı var?. diye Üstadımızdan sorduk. O da:
Elcevap: Diyor ki: Evet, bu cihan harbinden daha büyük bir hakikat ve daha a'zam bir
hâdise hükmetti i için, u cihan harbi ona nisbeten çok ehemmiyetsiz dü üyor. Çünkü bu cihan
harbinde iki hükûmet küre-i arzın hâkimiyeti için mürafaa ve muhakeme dâvasında bulunmaları
içinde iki muazzam dinin musalâha ve sulh mahkemesine barı mak dâvası açılarak ve dinsizli in
deh etli cereyanı da semavî dinlerle mücahede-i azîmesi ba ladı ı hengâmda, nev'-i be erin
sosyalist tabakasiyle burjuvalar taifesinin mahkeme-i kübralarında açılan dâvalarından çok mühim
öyle bir dâva açılmı ve öyle muazzam bir hakikat meydana çıkmı ki, o dâvanın tek bir adama
isabet eden mikdarı bu cihan harbinden daha büyüktür. te o dâva da budur ki:
u zamanda herbir mü'min için, belki herkes için küre-i arz kadar bir bâkî tarla ve o tarla
ba tan ba a bahçeler ve kasırlarla müzeyyen ebedî bir mülk almak veya o mülkü kaybetmek dâvası
açılmı . Demek herbir tek adamın ba ına öyle bir dâva açılmı ki; e er ngiliz Alman kadar serveti
ve kuvveti olsa ve aklı da varsa, yalnız o dâvayı kazanmak için bütününü sarfedecek. Elbette bu
dâvayı kazanmadan evvel ba ka eylere ehemmiyet veren, divanedir. Hattâ o dâva o derece
tehlikeye dü mü ki, bir ehl-i ke fin mü ahedesiyle, bir yerde ecel elinden terhis tezkeresini alan
kırk adamdan bir adam kazanabilmi , otuz dokuzu kaybetmi .
te bu ehemmiyetli, azîm dâvayı kazandıracak ve yirmi seneden
--- sh:»(ST:192) ↓ ------------------------------------------------------------------------------------------beri tecrübeler ile ondan sekizine o dâvayı kazandıran bir dâva vekili bulunsa, elbette aklı ba ında
her adam, o dâvayı kazandıran öyle bir dâva vekilini vazifeye sevkedecek olan bir hizmete her
hâdisenin fevkınde ehemmiyet verme e mükelleftir. te o dâva vekilinin bu asırda birisi belki
birincisi Kur'an-ı Mu'cizül-Beyanın i'caz-ı mânevîsinden süzülen ve çıkan ve tevellüd eden Risale-i
Nur oldu unu binler onun ile o dâvayı kazananlar ahiddir.
Evet, bu küre-i arza me'muriyetle gönderilen her insan, burada misafir ve fâni oldu u ve
mahiyeti bir hayat-ı bâkıyeye müteveccih bulundu u kat'iyyen tahakkuk etmi tir. O her insan, bu
zamanda hayat-ı ebediyesini kurtaracak olan istinad noktaları sarsıldı ından bu dünyasını ve içinde
bütün alâkadar ahbabını ebedî terketmekle beraber, bu dünyadan binler derece daha mükemmel bir
bâkî mülkü de kaybetmek veya kazanmak dâvası ba ına açılmı . E er îman vesikası olmazsa ve
berâtı ve senedi olan îtikadı sa lam bir surette elde etmezse, o dâvayı kaybeder. Acaba bu
kaybetti i ey'in yerini hangi ey doldurabilir?
te bu hakikata binaen, benim ve karde lerimin herbirimizin yüz derece aklı ve fikri
ziyadele se, bu muazzam vazife-i kudsiyenin hizmetine ancak kâfi gelebilir. Sair mes'elelere
bakmak, bize fuzulî ve mâlâyâni olur. Yalnız bu kadar var ki, Risale-i Nur âkirdlerinin bir kısmı
öteki dâvalar içinde bulundu u ve lüzumsuz ve sebepsiz bâzan bize akılsızların tecavüzleri ve
taarruzları zamanında zaruret derecesinde, istemeyerek muvakkaten bakmı ız. Hem bu hakikî ve
pek büyük dâvanın haricindeki dâvalara ve bo u malara alâkadarane fikren ve kalben karı mak
zararlıdır. Çünki böyle geni ve siyasî ve heyecan veren dairelere dikkat eden ve onlarla me gul
olan bir adam, kısa bir daire içinde vazifedar oldu u ehemmiyetli hizmetlerinden geri kalır veya
evki kırılır.Hem o geni ve câzibedar siyaset ve bo u ma dairelerine dikkat eden, bâzan kapılır;
vazifesini yapamadı ı gibi, selâmet-i kalbini ve hüsn-ü niyetini ve istikamet-i fikrini ve
hizmetindeki ihlâsı kaybetmese de o ittiham altında kalabilir. Hattâ mahkemede bana bu noktadan
hücum ettikleri zaman dedim: "Güne gibi hakikat-ı îmaniye ve Kur'aniye, yerdeki muvakkat
ı ıkların cazibesine tâbi' ve âlet olmadı ı gibi, o hakikatı cidden tanıyan,
--- sh:»(ST:193) ↓ ------------------------------------------------------------------------------------------de il küre-i arzdaki hâdisata, belki kâinata da alet edemez dedim, onları susturdum." te
üstadımızın cevabı bitti, biz de bütün kuvvetimizle tasdik ettik.
Risale-i Nur âkirdlerinden
Emin, Feyzi
95
***
[Bir mektubun parçasıdır. Bu makam münasebetine binaen yazıldı.]
Aziz Sıddık Karde lerim!
Sakın dünya cereyanları, hususan siyaset cereyanları ve bilhassa harice bakan cereyanlar sizi
tefrikaya atmasın, kar ınızda ittihad etmi dalâlet fırkalarına kar ı sizi peri an etmesin. "Elhubbu
Fillâh" "Velbu zu Fillâh" düstur-u Rahmânî yerine -el'iyâzü billâh- "Elhubbu fissiyaseti velbu zu
lissiyaseti" düstur-u eytanî hükmederek, melek gibi bir hakikat karde ine adavet ve "el-hannâs"
gibi bir siyaset arkada ına muhabbet ve tarafdarlıkla zulmüne rıza gösterip cinayetine mânen erik
eylemesin.
Evet, bu zamandaki siyaset, kalbleri ifsad edip asabî ruhları azab içinde bırakır. Selâmet-i
kalb ve istirahat-ı ruh istiyen adam, siyaseti bırakmalı. Evet, imdi küre-i arzda herkes ya kalben, ya
ruhen, ya aklen, ya bedenen gelen musibetten hissedarlıktan azab çekiyor, peri andır. Bilhassa ehl-i
dalâlet ve ehl-i gaflet merhamet-i umumiye-i lâhiyyeden ve hikmet-i tâmme-i Sübhaniyeden
habersiz oldu undan, nev'-i be ere rikkat-i cinsiye, alâkadarlık cihetiyle kendi eleminden ba ka
nev-i be erin imdiki elîm ve deh etli elemleri ile dahi müteellim olup azab çekiyor. Çünki
lüzumsuz ve mâlâyâni bir surette vazife-i hakikiyelerini ve elzem i lerini bırakıp âfâkî ve siyasî
bo u malara ve kâinatın hadiselerini merakla dinleyerek karı arak ruhlarını sersem, akıllarını
geveze etmi ler. "Zarara razı olana merhamet edilmez" mânasında
,D8 .,` 3} ,
kaide-i
esasiyesiyle, efkat hakkını ve merhamet liyakatını kendilerinden selbetmi ler. Onlara acınmayacak
ve efkat edilmez ve lüzumsuz ba larına belâ getiriyorlar.
Ben tahmin ediyorum ki, bütün küre-i arzın bu yangınında ve fırtınalarında selâmet-i kalbini
ve istirahat-ı ruhunu muhafaza eden ve kurtaran bu memlekette Risalet-ün-Nur dairesine
--- sh:»(ST:194) ↓ ------------------------------------------------------------------------------------------sadakatle girenlerdir. Çünki onlar, Risalet-ün-Nur'dan aldıkları îman-ı tahkikî derslerinin nuriyle ve
göziyle her eyde rahmet-i lâhiyyenin izini, özünü, yüzünü görüp her eyde kemal-i hikmetini,
cemal-i adaletini mü ahede ettiklerinden, kemal-i teslimiyet ve rıza ile -Rububiyet-i lâhiyyenin
icraatından olan musibetlere kar ı- teslimiyetle gülerek kar ılıyorlar, rıza gösteriyorlar ve
merhamet-i lâhiyyeden daha ileri efkatlerini sürmüyorlar ki elem ve azab çeksinler. te bu
hakikata binaen, de il yalnız hayat-ı uhreviyenin, belki dünyadaki hayatın dahi saadet ve lezzetini
istiyenler, hadsiz tecrübelerle Risalet-ün-Nur'un îmanî ve Kur'ânî derslerinde bulabilir ve
buluyorlar.
Said Nursî
***
EHEMM YETL B R HOCANIN ÜSTAD HAKKINDA Z YADE HÜSN-Ü ZANNINI
TA'D L ETMEK MÜNASEBET YLE EM N VE FEYZ N N O HOCAYA
GÖNDERD KLER B R MEKTUP
Aziz, Sâdık ve Muhterem Hoca Ha met Efendi,
Sizin müceddid hakkındaki mektubunuzu hayretle okuduk, üstadımıza söyledik. Üstadımız
diyor ki: "Evet, bu zamanda hem îman ve din, hem hayat-ı içtimaiye ve eriat, hem hukuk-u âmme
ve siyaset-i slâmiye için gayet ehemmiyetli bir müceddid ister. Fakat en ehemmiyetlisi, hakaik-ı
îmaniyeyi muhafaza noktasındaki tecdid, en mukaddes ve en büyü üdür. eriat ve hayat-ı içtimaiye
ve siyasiye daireleri, ona nisbeten ikinci, üçüncü, dördüncü derecede kalıyor. Rivayet-i Hadîsiyede
tecdid-i din hakkındaki ziyade ehemmiyet ise, îmanî hakaikdeki tecdid îtibariyledir. Fakat efkâr-ı
âmmede ve hayat-perest insanların nazarında zâhiren geni ve hâkimiyet noktasında câzibedar olan
hayat-ı içtimaiye-i slâmiye ve siyaset-i dîniye cihetleri daha ziyade ehemmiyetli göründü ü için, o
adese ile o nokta-i nazardan bakıyorlar, mâna veriyorlar.
Hem bu üç vezaif birden bir ahısta veyahut bir cemaatte bu zamanda bulunması ve
mükemmel olması ve birbirini cerhetmemesi, pek uzak, âdeta kabil görülmüyor, âhir zamanda Al-i
Beyt-i Nebevînin cemaat-ı nuraniyesini temsil eden Mehdi'de ve cemaatindeki ahs-ı mânevîde
ancak içtima' edebilir. Cenâb-ı Hakka
--- sh:»(ST:195) ↓ ------------------------------------------------------------------------------------------96
hadsiz ükür olsun ki, bu asırda Risalet-ün-Nurun hakikî âkirdlerinin ahs-ı mânevîsi hakaik-ı
îmaniye muhafazasında tecdid vazifesini yaptırmı tır. Yirmi senedenberi o vazife-i kudsiyede
te'sirli ve fâtihane ne riyatiyle gayet deh etli ve kuvvetli zındıka ve dalâlet hücumuna kar ı tam
mukabele edip yüz binler ehl-i îmanın îmanlarını kurtardı ını kırk bin adam ehadet eder. Amma
benim gibi âciz ve zaif bir bîçârenin böyle binler derece haddimden fazla bir yükü yüklenmek
tarzında bîçâre ahsımı medar-ı nazar etmemeli" diyor ve size selâm ediyor. Biz de zât-ı âlinize ve
oradaki Risalet-ün-Nur ile alâkadar olanlara selâm ediyoruz.
Risale-i Nur âkirdlerinden
Emin, Feyzi
***
ÜSTADIMIZIN EHEMM YETL B R MEKTUBUDUR
Gayet ciddî bir ihtar ile bir hakikatı beyan etme e lüzum var. öyle ki:
ms ?
sırriyle ehl-i velâyet, gaybî olan eyleri, bildirilmezse bilmezler. En büyük
bir veli dahi hasmının hakikî hâlini bilmedikleri için haksız olarak mübareze etmesini A ere-i
Mübe erenin mâbeynindeki muharebe gösteriyor. Demek iki veli, iki ehl-i hakikat, birbirini inkâr
etmekle makamlarından sukut etmezler. Me er bütün bütün zâhir-i eriata muhalif ve hatâ bir
ictihad ile hareket edilmi ola.
Bu sırra binaen,
<8 0 H? &Šs
[/ &
daki ulûvv-ü cenab düsturuna ittibaan ve
avâm-ı mü'minînin eyhlerine kar ı hüsn-ü zanlarını kırmamakla îmanlarını sarsılmadan muhafaza
etmek ve Risale-i Nurun erkânlarının haksız îtirazlara kar ı haklı, fakat zararlı hiddetlerinden
kurtarmak lüzumuna binaen ve ehl-i ilhadın iki taife-i ehl-i hakikatın mâbeynindeki husumetten
istifade ederek birinin silâhiyle, itiraziyle ötekini cerhedip, ötekinin delilleriyle berikini çürütüp
ikisini de yere vurmak ve çürütmekten içtinaben Risale-in-Nur âkirdleri; bu mezkûr be esasa
binaen, muarızlara hiddet ve tehevvürle ve mukabele-i
--- sh:»(ST:196) ↓ ------------------------------------------------------------------------------------------bilmisil ile kar ılamamalı, yalnız kendilerini muhafaza için musalâhakârâne medar-ı itiraz noktaları
îzah etmek ve cevap vermek gerektir. Çünki bu zamanda enaniyet çok ileri gitmi , herkes kameti
miktarında bir buz parçası olan enaniyetini eritmiyor, bozmuyor, kendisini mâzur biliyor. Ondan
niza çıkıyor, ehl-i hak zarar eder, ehl-i dalâlet istifade ediyor.
stanbulda malûm îtiraz hâdisesi îma ediyor ki, ileride me rebini çok be enen bâzı zatlar ve
hodgâm bâzı sofî-ıne reb ve nefs-i emmaresini tam öldürmiyen ve hubb-u câh vartasından
kurtulmayan bâzı ehl-i ir ad ve ehl-i hak, Risalet-ün-Nur ve âkirdlerine kar ı kendi me reblerini ve
mesleklerinin revacını ve etbâlarının hüsn-ü teveccühlerini muhafaza niyetiyle îtiraz edecekler.
Belki deh etli mukabele etmek ihtimali var. Böyle hâdiselerin vukuunda bizlere i'tidal-i dem ve
sarsılmamak ve adavete girmemek ve o muarız taifenin de rüesalarını çürütmemek gerekir.
Fâ etmek hatırıma gelmiyen bir sırrı fâ etme e mecbur oldum. öyle ki:
Risale-i Nurun ahs-ı mânevîsi ve o ahs-ı mânevîyi temsil eden has âkirdlerinin ahs-ı
mânevîsi "ferid" makamına mazhar oldukları için, de il hususî bir memleketin kutbu, belki
ekseriyet-i mutlaka ile Hicazda bulunan kutb-u a'zamın tasarrufundan hariç oldu u ve onun hükmü
altına girme e mecbur de il. Her zamanda bulunan iki " mam" gibi, onu yâni kutb-u a'zamı
tanıma a mecbur olmuyor. Ben eskide Risale-i Nurun ahs-ı mânevîsini o imamlardan birisini
zannediyordum. imdi anlıyorum ki, Gavs-ı A'zamda "kutbiyet" ve "gavsiyet"le beraber "ferdiyet"
dahi bulundu undan, âhir zamandaki âkirdlerinin ba landı ı Risalet-ün-Nur o ferdiyet makamının
mazharıdır. Gizlenme e lâyık olan bu sırr-ı azîme binaen, Mekke-i Mükerreme'de dahi farz-ı muhal
olarak Risale-in-Nur aleyhinde bir îtiraz kutb-u a'zamdan dahi gelse, Risale-in-Nur âkirdleri
sarsılmayıp o mübarek kutb-u a'zamın itirazını iltifat ve selâm suretinde telâkki edip teveccühünü
de kazanmak için medar-ı îtiraz noktaları o büyük üstadlarına kar ı îzah ile ellerini öpmektir.
Evet Karde lerim!
Bu zamanda öyle deh etli cereyanlar ve hayatı ve cihanı sarsa- cak hâdiseler içinde, hadsiz
bir metanet ve i'tidal-i dem ve nihayetsiz
97
--- sh:»(ST:197) ↓ ------------------------------------------------------------------------------------------bir fedakârlık ta ımak gerektir.
Evet,
:,L { 3 0 @ :
%5@ Z
âyetinin sırr-ı i ârîsiyle, âhireti bildikleri ve îman ettikleri
halde, dünyayı âhirete severek tercih etmek ve kırılacak i eyi bâkî elmasa bilerek rıza ve sevinçle
tercih etmek ve âkıbeti görmiyen kör hissiyatın hükmiyle hazır bir dirhem zehirli bir lezzeti ileride
bir batman safi lezzete tercih etmek, bu zamanın deh etli bir marazı, bir musibetidir. O musibet
sırriyle mü'minler dahi bâzan ehl-i dalâlete taraftar olmak gibi deh etli hatâda bulunuyorlar. Cenâb-ı
Hak, ehl-i îmanı ve Risale-i Nur âkirdlerini bu musibetlerin errinden muhafaza eylesin, âmin!
Said Nursî
***
Sual: " arât-ı Kur'aniye Risalesinde Fatiha'nın sırat-ı müstakîm ashabı ki
âyetinin târif eyledi i tâife içinde, hem
$
"* GZ
…
3Z$ $ \-T( ] P ^*
7 0W? =
ilâ âhir Hadîsinin
âhir zamanda gösterdi i mücahidler içinde, hem Ve-l'Asrı Suresi'nin
58$UV =
ile ba lıyan üç cümlesinde mâna-yı i ârî ile hususî bir surette dahil bir ferdin
Risale-i Nur âkirdleri oldu una sebep nedir ve vech-i tahsisi nedir?"
Elcevap: Sebebi ise:
Risale-i Nur, yüze yakın din tılsımlarını ve hakaik-ı Kur'aniye muammalarını hall ve
ke fetmi tir ki; herbir tılsımın bilinmemesinden çok insanlar übehata ve ükûka dü üp,
tereddütlerden kurtulmayıp bâzan îmanını kaybederdi. imdi bütün dinsizler toplansa, o tılsımların
ke finden sonra galebe edemezler. Yirmisekizinci Mektup'ta " nâyât-ı Seb'a"da bir kısmına i aret
edilmi . n âallah, bir zaman o tılsımlar müstakil bir risalede cem'edilecek.
Said Nursî
***
--- sh:»(ST:198) ↓ ------------------------------------------------------------------------------------------SALÂHADD N' N FIKRASINDAN B R PARÇADIR
................................
Bir vakit, Tosya'dan Kastamonu'ya gelirken beraberimde Risale-i Nurun "Lem'a"ları ve
" ua"ları vardı. Ha re dair bir mebhas okuyordum. Kamyon yoku ları tırmanıyordu. Havanın ve
makinenin harareti bana a ırlık ve fikrime de "Bu Risale-i muazzam bir mu'cize-i Kur'aniyedir;
ba ka sahada mu'cize gösterebilir mi? Halbuki mu'cize enbiyalara mahsustur, Resûl-i Ekrem
Aleyhissalâtü Vesselâmdan sonra mu'cize gösterilmeyecektir" Mülâhazası esnasında kamyon,
müdhi sadmelerle üç taklada yirmibe -otuz metre yerden a a ıya yuvarlandı. ehadet
getiriyordum. Yaralı mıyım diye kendimi yokladım, yüzbin ükür hiçbir yaram yok. Korkarak
do ruldum. oförün kafası parçalanmı , ah of çekiyor. Etrafımı tedkik ettim; oför tarafındaki
camlar hurdaha olmu ; benim tarafımdaki ince cam bile kırılmamı . O anda bunun büyük bir
keramet oldu unu, mu'cize olmadı ını ve bir daha böyle maceralı eyleri tefekkür etmemek için
kerametkârane Risale-i Nurun bir tokadı oldu unu anladım.
Risale-i Nur âkirdlerinden
Salâhaddin Çelebi
***
Aziz Sıddık Karde lerim!
Risale-i Nurun hakkaniyetine ve ehemmiyetine dair bir imza-yı gaybî hükmünde bu
mecmuanın gösterdi i kıymet Risale-in-Nurda bulundu unu, bu zamanın deh etli fırtınaları isbat
ediyor.
Evet karde lerim, Hazret-i sa Aleyhisselâm ncil-i erifte demi ki:
"Ben gidiyorum, tâ size tesellici gelsin." Yâni Hazret-i Ahmed Aleyhissalâtü Vesselâm
gelsin demesiyle, Kur'anın be ere gayet büyük bir neticesi, bir gayesi, bir hediyesi, tesellidir. Evet,
bu deh etli kâinâtın fırtınaları ve zeval tahribatları ve bu bo luk nihayetsiz fezada her ey ile
98
alâkadar olan insan için teselliyi ve istimdat noktalarını Kur'an veriyor. En ziyade o teselliye
muhtaç, bu zamandır ve en ziyade kuvvetli bir surette o teselliyi isbat eden, gösteren Risale-i
Nur'dur. Çünki zulümat ve evhamın menbaı olan
--- sh:»(ST:199) ↓ ------------------------------------------------------------------------------------------tabiatı o delmi geçmi , hakikat nuruna girmi . Yirmidokuzuncu ve Otuzuncu ve Onaltıncı Sözler
gibi ekser parçalarında, hakaik-ı îmaniyenin yüzer tılsımlarını ke f ve îzah edip aklı inkârdan,
tereddüdlerden kurtarmı . te bu hakikat içindir ki; bu çok usandırıcı zamanda, usandırmayacak bir
tarzda çok tekrar ile aklı ba ında olanları Risale-i Nur ile me gul ediyor.
Re'fet mektubunda demi : "Ne vakit bir araya gelsek, Sözler'den birisini açıp okuruz, tatlı
tatlı istifade edip Üstadımızla görü ürüz. Hem Risale-i Nur'un en bariz hâsiyeti usandırmamaktır.
Yüz def'a okunsa, yüz birincide yine zevk ile okunabilir." demi . Do ru söylemi .
Yalnız, Risale-i Nurun tercümanı hakiki vazifesinin haricinde dünyadaki istikbaliyata
nadiren ara sıra bakması zâhirî bir mü evve iyet verir. Meselâ: Bundan otuz-kırk sene evvel, "Bir
nur gelecek, bir nur âlemi görece iz" demi ve o mânayı geni bir dairede ve siyasette tasavvur
etmi . Hem bundan ondört, onbe sene evvel, "Dinsizli i çevirenler müdhi semavi tokatlar
yiyecekler" diye büyük geni küre-i arz dairesindeki hâdiseyi dar bir memlekette ve mahdut
insanlarda tasavvur etmi . Halbuki istikbal, o iki ihbar-ı gaybîyi tasavvurun pek fevkınde tefsir ve
tâbir eyledi. Eski Said'in "Bir nur âlemi görece iz" demesi, Risale-i Nurun dairesinin mânasını
hissetmi , geni bir daire-i siyasiye tasavvur etti i gibi; sırr-ı " nnâ A'taynâ"da "Onüç, ondört sene
sonra dinsizli i, zındıkayı ne redenler müdhi tokatlar yiyecekler" deyip geni bir hakikatı dar bir
dairede tasavvur etmi . stikbal o iki hakikatı tâbir ve tefsir eyledi. Ba ta Isparta olarak Risale-i Nur
dairesi evvelki hakikatı pek parlak ve güzel bir surette gösterdi i gibi, ikinci hakikatı da medeniyeti sefihenin tu yânının ve maddiyunluk (Hâ iye) taununun a ılamasını çeviren ve idare eden ervah-ı
habisenin ba larına gelen bu deh etli semâvî tokatlar geni bir dairede sırr-ı nnâ A'taynâ'nın
hakikatını tam tamına isbat etmi .
Sual : Risale-i Nur kat'î bürhanlara istinaden hükümleri aynı aynına te'vilsiz, tâbirsiz hakikat
çıkması ve yalnız i aret-i tevafukıye ve sünuhat-ı kalbiyeye îtimaden beyanatı, böyle dünyevî olan
(Hâ iye): Evet maddiyunluk tâununun hastalı ı nev-i be ere bu deh etli sıtmayı ve küre-i arza bu
titremeyi vermi tir.
--- sh:»(ST:200) ↓ ------------------------------------------------------------------------------------------mesail-i istikbaliyede neden tâbire ve te'vile muhtaç oluyor? diye hatırıma geldi.
Böyle bir cevap ihtar edildi ki: Gaybî istikbal-i dünyevîde ba a gelen hâdisatı
bildirmemekte Cenab-ı Erhamürrâhimînin çok büyük bir rahmeti saklandı ı ve gaybı gizlemekte
çok ehemmiyetli bir hikmeti bulundu u cihetle, gaybî eyleri haber vermekten yasak edip, yalnız
müphem ve mücmel bir surette ya ilham veya ihtar ile bir emareyi vesile ederek ke fiyatta ve rü'yayı sâdıkada bir kısım gaybî hakikatlarını ihsas eder ve o hakikatların hususî suretleri vukuundan
sonra bilinir.
Said Nursî
***
R SALE- NUR AK RDLER NDEN EM N, H LM , KÂM LVE FEYZ N N B R
FIKRASIDIR
Risale-i Nurun kasabalara, cemaatlere berekete medar olması ve ona zarar verenlere tokat
gelmesi gibi, ahıslara da pek zâhir bir surette hem bereket ve hüsn-ü mai et (ona çalı anlara) ve
gaybî tokatlar (onun aleyhinde çalı anlara) gelmesi bu havalide pek çok hâdiseleri var. Biz kendi
nefsimizde, çalı tı ımız zaman pek zâhiri bir surette bir hüsn-ü mai et bir inayet gördü ümüz gibi;
Risale-i Nurun erkânından Nazif kat'î bir surette haber veriyor ki: Üç-dört adam dünya servetinin
hatırı için Risale-in Nur aleyhinde toplanıp münafıkane bir tedbir kurdukları hengâmda, üç gün
sonra o üç adamın haneleri ve dükkânları yanıp binler lira zayiatla tokat yediler.
Hem bir dessas ve casus adam Risalet-ün-Nur âkirdleri aleyhinde çalı ıyordu ki, onları
hapse attırsın. Bir gün, serbest olarak "Ben bir ip ucu bulamadım ki bunları hapse sokayım. E er bir
ip ucu bulsam, onları hapse sokaca ım" diye ilân etti i vakitten iki gün sonra bir i yapıp Risale-i
Nur akirdleri yerinde o, iki sene hapse girdi.
99
Hem bedbaht muannid bir adam iddetli Risale-i Nur aleyhinde hem âkirdlerinin bir rüknü
aleyhinde bulundu u hengâmda, bir-iki gün sonra meyhaneye gidip içe içe çatlamı orada ölmü .
--- sh:»(ST:201) ↓ ------------------------------------------------------------------------------------------Bu nevide çok hâdiseler var. Demek Risale-i Nur, dostlara tiryak oldu u gibi, dü manlara da
sâıka oluyor.
Hem Gavs-ı A'zamın üstadımız hakkında:
- 8? ? k<&, $ A H fıkrasiyle inayet ve teshile
daima mazhar oldu una ve tevafuk Risale-i Nurun bir madeni bulundu una pek çok emarelerden bu
bir-iki gün zarfında küçük ve lâtif, fakat kat'i kanaat veren cüz'î hâdiselerin tevafukatında
gözümüzle gördü ümüz inâyat-ı Rabbaniyenin nümunelerinden be altısını beyan ediyoruz ki; onlar
bu iki gün zarfında beraber vukua gelmi .
Birincisi: Dün üstadımıza Risale-i Nur'a ait üç hizmet lâzım geldi... Kimse de yok bizler de
uzakta. Merdivenden inip, bir çocu u bulup bizlere göndermek niyetiyle kapıyı açtı. Risale-i Nurun
o üç hizmetini görecek üç âkirdi, fevkalâde bir tarzda dakikasıyle kapıya gelmi ler.
kincisi: .................
Üçüncüsü: Üstadımız aynı bu gün Emin karde imize dedi:
"Üç-dört aydır her hafta karyesinden buraya gelen hane sahibesi gelmedi. Dört ay oldu
kirasını almadı. Herhalde haber gönderiniz gelsin, kirasını alsın." dedi i aynı vakitte, dört aydanberi
gelmiyen o hane sahibesi kapıyı vurdu geldi, be aylık kirasını aldı.
Üstadımız, bu hâdise-i inayetten memnuniyeti için, ona uzak bir nahiyeden gelen yuvarlak
hiç görmedi imiz ve burada bulunmayan bir küçük ekme i o hane sahibesine verdi. Aynı vakitte
yirmi dakika zarfında burada bulunmayan o aynı ekmekten be misli iki sene Risale-i Nurun bir
kitabını alıp mütalâasının mânevi ücretinin binde bir ücreti olarak geldi. Ve bir parça a ure
çorbasını dahi yine o ev sahibesine verdi. Aynen o a urenin on misli kadar üç lâtif ekmek yine iki
sene iki kitabın okumasına binde bir ücret olarak geldi, gözümüzle gördük.
Hem bu gün, o hane sahibesinin yedi senedir adını bilmedi i için üstadımız ona " smin
nedir" diye sordu. Dedi: "Hayriye"dir.
--- sh:»(ST:202) ↓ ------------------------------------------------------------------------------------------Hayriye isminde olmak tefe'üliyle iki saat sonra Hayri namında Risale-i Nurun bir âkirdi
(Haberimiz yokken stanbula gitmi . Hem ticaret münasebetiyle iki mühim âkirdleri dahi gidip geç
kaldılar. Maddî ve mânevî fırtınalar münasebetiyle üstadımız hem onları, hem oradaki mühim bir
akirdi için çok merak ediyordu) bu gün o Hayri iki saat o Hayriyeden sonra kapıyı açtı, geldi. O üç
âkird hakkındaki merakı izale etmekle beraber, Üstadın dört aydanberi devam eden "tefarik"
namındaki bir kokusu bu gün bitmi , kendimiz gördük. Hayrinin bir küçük i e elinde, " te size
tefarik getirdim." dedi. te bu küçük lâtif tefarikdeki tevafuka bârekâllah dedi.
Bu iki gün zarfında bu küçük nümuneler gibi üstadımız Mu'cizât-ı Ahmediye'nin (A.S.M.)
tashihatiyle me gul oldu u için çok nümuneler görmü . Mâdem iki gün zarfında bu kadar inâyâtın
cilvelerini görüyoruz. Risale-i Nur dairesi içinde dikkat edilse, herkes kendi nefsinde hizmeti
derecesinde böyle numuneleri görecektir.
Risale-i Nur âkirdlerinden
Hilmi, Emin, Kâmil, Feyzi, Hâfız Ahmed
Evet, ben de tasdik ediyorum
Said Nursî
***
Feyziyle Emin diyorlar : Üstadımız olan Risale-i Nurun ciddî hakaikleri içinde en tatlı bir
fâkihesi tevafuk oldu u için, karde lerimize yine bu iki gün zarfında küçük bir-iki tevafuku size
bundan evvelki tevafuka hâ iye olarak yazıyoruz.
Evet, nasılki kelimatta ve kelimat-ı mektubede tevafuk bir kasd, bir inayet-i hususiyeyi
gösteriyor; bâzan hârika olup keramet derecesine çıkıyor, bâzan lâtif bir zarafet veriyor; aynen öyle
de: Risale-i Nura ait ve Üstadımıza ait hâdisatta da aynen kasdî ve inayetkârane tevafuku, akvalde
oldu u gibi o ef'alde de görüyoruz.
Ezcümle, size yazılan, dört ay gelmiyen hane sahibesi için Emin karde imize dedi: "Haber
100
gönder." tekellümünde onun kapı çalması tevafuk etti i gibi, aynı cümleyi bir gün sonra iki def'a
--- sh:»(ST:203) ↓ ------------------------------------------------------------------------------------------okudu u zaman, Emin'e dedi i kelimesi okundu u ânında a a ıdaki kapıyı Emin açtı, gelmek
zamanı gelmeden geldi. kinci gün yine ba ka bir adama okundu u vakit, Emin'e dedi i kelimesini
okudu u vakit aynı anda yukarı kapıyı Emin açtı, gelme âdetine muhalif olarak geldi, girdi. Bu iki
tevafuk hane sahibesinin tevafukuna tevafuku gösteriyor ki, en cüz'î i lerimiz de tesadüf de il, kasdî
tevafuktur.
Hem dört ay evvel bize bir parça tarhana getiren Risale-i Nur âkirdlerinden Fuad'ın
stanbul'a gidip otuz gün te'hirinden, geç kalmasından endi e etti imiz aynı günde, onun tarhanası
bitti i aynı günde gelmesi tevafuk etti.
Hem aynı günde bir parça tereya ı (biz de, üstadımız da bunun bereketini hissediyorduk)
bitti i dakikada, onun mikdarına tevafuk edip zannımızca aynı yerden aynı mikdar aynı zamanda
geldi i gibi; hem buralarda köylerde kül içinde yapılan bir çörek üstadımızın ho una gitti i için
sabah - ak am ondan yeyip ve onbe gün devam eden -ve bitti i aynı günde- aynı çörekten onun
akrabasından birisi getirdi, bu tevafukun hâtırı için geri çevirmedi, kabûl etti. Gözümüzle bu lâtif
tevafuktaki irin inâyât-ı lâhiyyenin cüz'î cilvelerini gördük ve anladık ki, kör tesadüf i imize
karı mıyor. Mânidar tevafuk Risale-i Nurun kelimatında ve hurufatında oldu u gibi, ona temas eden
harekât ve ef'alde dahi manidar tevafuklar var. nâyete temas etti i için, en cüz'î bir ey de olsa
kıymeti büyüktür. Böyle uzun yazmak ve ziyade ehemmiyet vermek israf olmaz. Çünki mânası olan
inâyet ve iltifat-ı rahmet muraddır ve o bahis de mânevî bir ükürdür.
Risale-i Nur âkirdlerinden
Emin, Feyzi
***
R SALE- NUR ECZALARINI MAHKEMEDEN ALIP, BANA GET R P TESL M EDEN
HÂFIZ MUSTAFA'YA H TAPTIR.
!"# $ % &
,[email protected] ;( . N H& ‡ ? * +, & - . & / 0 12
--- sh:»(ST:204) ↓ ------------------------------------------------------------------------------------------Sen binler safalarla geldin, beni ebedî minnetdar ettin. Ve sâdık arkada ların ile Risale-i
Nurun serbestiyetine hizmetiniz o derece büyük ve kıymetdardır, de il yalnız bizi ve Risale-i Nur
âkirdlerini, belki bu memleketi, belki âlem-i slâmı mânen minnetdar ettiniz ki, ehl-i imanın
imdadına yeti me e Risale-i Nurun yolunu serbestçe açtınız. Ben bir senedenberi seni ve seninle
beraber Risale-i Nurun bu serbestiyetine çalı anları Hâfız Ali ve Husrev gibi Risale-i Nurun
kahramanlariyle beraber mânevî kazançlarıma ve dualarıma erik etmi im, hem devam edecek.
Buraya kadar yoldaki herbir dakika, bir gün hizmetde bulunmak gibi beni minnetdar eyledin.
Hâkim-i âdil namını alan malûm zâtı ve lehimizde onunla beraber çalı anları, bu hakikî
adâlete hizmetleri için, âhir ömrüme kadar unutmayaca ım. Altı-yedi aydır onları da aynen mânevî
kazançlarıma erik ediyorum. Bana teslim ettikleri risalelerin bir kısmını karde lerime cevap
verece im, bütününü yazsınlar onlara hediye edece im. Çünki onlar, Risale-i Nurun bundan sonraki
hizmetine tam hissedardırlar. Bu mes'elede ben Denizli ehrini kendi karyeme arkada edip bütün
emvatını ve ehl-i îmanın hayatta olanlarını hem kendim, hem Risale-i Nurun talebeleri mânevî
kazançlarımıza hissedar etme e karar verdik. Denizli hapishanesini de bir imtihan medresemiz
telâkki ediyoruz ve bizimle alâkadar hem Denizlide, hem hapsinde umumuna ve hususan ve tam
adâletini gördü ümüz mahkeme hey'etine çok selâm ve dualar ederiz.
Said Nursî
***
* +, &
- . & / 0 12
Be inci Nokta: Risale-i Nur, bu Anadolu memleketine belâların def'ine ehemmiyetli bir
vesiledir. Sadaka nasıl belâyı def'ediyor, onun inti arı ve okunması, küllî bir sadaka nev'inde semavî
101
ve arzî belâların def'ine vesile oldu u çok emareler ve çok hâdiselerle tebeyyün etmi , hattâ
Kur'anın i aretleriyle tahakkuk etmi . Ve yazmasını ve inti arını men'etmek zamanlarında
--- sh:»(ST:205) ↓ ------------------------------------------------------------------------------------------dört def'a zelzelelerin ba laması ve inti ariyle durmaları ve Anadoluda ekser yerlerde okunması
harb-i umumînin Anadoluya girmemesine bir vesile oldu u Sûre-i Ve-l Asr i aret etti i halde, bu iki
ay kuraklık zamanında mahkemenin Risale-i Nurun beraetine ve vatana menfaatli oldu una dair
kararını mahkeme-i temyiz tasdik ederek tam bir serbestiyetle Risale-i Nurun inti arı ve okunmasını
beklerken, bütün bütün aksine olarak men'edilmesi ve mahkemedeki risaleler sahiblerine iade
edildi i halde bizi de o cihetce konu maktan men'etmeleri cihetiyle belâların def'ine vesile olan bu
küllî sadaka-i mâneviye, belâya kar ı çıkamadı, günahımız neticesi kuraklık ba ladı.
Biz Risale-i Nur âkirdleri, dünyaya çok ehemmiyet vermedi imizden, dünyaya yalnız
Risale-i Nur için baktı ımızdan, bu ya mursuzlukta dahi o noktadan bakıyoruz. te Denizlide
mahkemeye verilen cüz'î bir kısım Risale-i Nur, sahiplerine iadesinin aynı zamanında, burada dahi
bir kısım zatlar yazma a ba lamaları aynı vakitte, bu ya mursuzlukta bir derece rahmet ya dı.
Fakat Risale-i Nurun serbestiyeti cüz'î olmasından, rahmet dahi cüz'î kaldı. n âallah yakında benim
de risalelerim iade edilecek, tam serbest ve inti arı küllile ecek ve rahmet dahi tam olacak. (Hâ iye)
***
m( r C GHF,t FN t4 ‡ ? / 0 12
Aziz Karde lerim!
Size iki puslayı Leyle-i Regaib'den altı saat evvel yazdım. "Hizb-i Nuriye" ve Husrev'in
kâ ıdı ile teslimden sonra, kat'iyyen benim kanaatımda bir nevi' mu'cize-i Ahmediye olarak, iki
aydanberi mütemadiyen kuraklık ve ya mursuzluk ve her tarafta daima namazlardan sonra pek çok
duaların akim kaldı ı ve herkes me'yusiyetinden derd-i mai et endi esiyle kalben a larken, birden
Leyle-i Regaib bütün ömrümde hiç i itmedi im ve ba kaları
(Hâ iye): Hem aynen öyle oldu, biz gördük.
--- sh:»(ST:206) ↓ ------------------------------------------------------------------------------------------da i itmedi i, üç saatte yüz def'a, belki fazla tekrarla melek-i ra'dın bu yüksek ve iddetli
tesbihatiyle öyle bir rahmet ya dı ki, en muannide dahi Leyle-i Regaibin kudsiyetini ve Hazret-i
Risaletin bir derece bir cihette âlem-i ehadete te rifinin umum kâinatça ve bütün asırlarda nazar-ı
ehemmiyette ve Rahmet-en-lil'âlemîn oldu unu isbat etti ve kâinat o geceyi alkı lıyor diye gösterdi.
Acaba dualarımızda Isparta bu memleketle beraberdi, bu ya murda hissesi var mı? merak
ediyorum. imdiye kadar çok emarelerle Risale-i Nur bir vesile-i rahmet olmasından, bu rahmet
îma eder ki, herhalde bir fütuhatı perde altında vardır ve belki serbestiyetine bir i arettir (Hâ iye).
Hem burada Lem'aların verdikleri i tiyâk cihetiyle yazıcıların ço alması, in âallah bir nevi' makbul
dua hükmüne geçti.
Risale-i Nur Talebeleri namına
Duanıza Muhtaç Karde iniz
Evet
Evet
Said Nursî
Mehmed,
Ceylân
***
* +, &
- . & / 0 12
F
Aziz Sıddık Karde lerim!
Leyle-i Mi'racın, aynı Leyle-i Regâib gibi hiç inkâr edilmez bir tarzda, bir nevi' mu'cize-i
Ahmediye gibi bir kerametini ve kâinatça hürmetini gözümüzle gördük. öyle ki:
Nasıl evvelce yazdı ımız gibi iki ay kuraklık içinde burada hiç ya mur gelmedi i, güya Leyle-i
Regaibi bekliyor gibi o mübarek gecenin gelmesiyle emsalsiz bir gürültü ile kudsiyetini burada
gösterdi i gibi; aynen öyle de: O gecedenberi buraya bir katre ya mur dü medi i halde, yirmi
günden sonra aynen mi'rac gecesi birdenbire öyle bir rahmet ya dı ki, dinsizlerde üphe bırakmadı
ki; sâhib-ül-mi'rac Rahmet-en-lil'âlemîn oldu u gibi, onun mi'rac gecesi de bir vesile-i rahmettir.
Hem ehl-i îmanın îmanlarını kuvvetlendirdi i gibi, me'yusiyetlerini de bir derece izâle etti.
102
(Hâ iye): Sonra tahakkuk etti ki; aynı zamanda hem fütuhatı hem serbestiyeti perde altında
tahakkuk etmi .
--- sh:»(ST:207) ↓ ------------------------------------------------------------------------------------------Hâl-i âlemi bilmiyorum, fakat hissediyorum ki: Ehl-i îman hem haricî birkaç tarafta tazyikat,
hem dahilî endi eler ve kuraklıktan gelen derd-i mai et ve nokta-i istinadı dünyaca bulamamaktan
ehemmiyetli bir me'yusiyetin te'siriyle, hattâ ibadete kar ı bir fütur gelmi ti. Birden mi'rac gecesi,
burada kerametiyle Leyle-i Regaibin kerametini takviye ederek, ehl-i îmana bildirdi ki: "Siz
sahipsiz de ilsiniz. Kâinat kabzasında bulunan bir zatın, âleme rahmet gönderdi i bir istinadgâhınız
vardır." diye me'yusiyet ve endi elerini kısmen izale eyledi.
Hem Risale-i Nurun bir silsile-i kerametini te kil eden tevafuk, bu hâdisede hiç tesadüfe
havale edilmez bir tarzda üç-dört tevafukla, Leyle-i Mi'rac ve Leyle-i Regaib hürmetlerinde Risale-i
Nurun da bir hissesi var oldu unu gördük.
Birinci Tevafuk: btida ve intiha-i terakkiyat-ı hayat-ı Ahmediyenin ünvanları olan Leyle-i
Regaib ve Leyle-i Mi'rac bu kuraklık zamanında kesretli rahmette tevafuklarıdır.
kinci Tevafuk: Bu günlerde Husrev'in tevafuklu yazdı ı "Mi'rac Risalesi"ni burada Risalei Nur talebeleri evke gelip aynen tevafukunu, hattâ yedi "fakat, fakat, fakat" kelimelerinin parlak
tevafukunu gösteren nüshaları yazdılar, bitirdiler. Ben de tashih ediyordum, ba kaları da
okuyordular. Birden mi'rac gecesi kesretli rahmeti ile gelmesi, Risale-i Nurun yazılması ve
Husrev'in Mi'rac Risalesi ve inti arı dahi bir vesile-i rahmet oldu unu talebelerine bir kanaat verdi.
ki-üç tevafuk daha var. Bize kat'î kanaat veriyor ki; tesadüf içinde yoktur. Do rudan do ruya bu
muannid zamanda eâir-i slâmiyenin ehemmiyetlerini gösterme e bir i arettir. Umum karde lerime
selâm ve mi'raclarını tebrik ederim.
34 56 34
Karde iniz
Said Nursî
Evet, Üstadımızı tasdik ediyoruz.
Mehmed, Mehmed, Osman, brahim, Ceylân, Hayri v.s..
***
--- sh:»(ST:208) ↓ -------------------------------------------------------------------------------------------
* +, &
- . & / 0 12
F
Aziz Sıddık Karde lerim!
Bir Sual: "Tevafukla bu keramet nasıl kat'î sabit oluyor?" diye karde lerimizden birisinin
sualine küçük bir cevaptır.
Elcevap: Bir eyde tevafuk olsa, küçük bir emare olur ki; onda bir kasıd var, rastgele bir
tesadüf de il. Ve bilhassa bir tevafuk birkaç cihette olsa, o emare tam kuvvetle ir. Ve bilhassa yüz
ihtimal içinde iki ey'e mahsus ve o iki ey birbiriyle tam münasebetdar olsa, o tevafukdan gelen
i aret sarih bir delâlet hükmüne geçer ki, bir kasd ve irade ile ve bir maksad için o tevafuk olmu ,
tesadüfün ihtimali yok.
te, bu mes'ele-i mi'raciye de aynen böyle oldu. Doksan dokuz gün içinde yalnız Leyle-i
Regaib ve Leyle-i Mi'raca ya mur ve rahmetin tevafuku.. ve o iki gece ve güne mahsus olması,
daha evvel ve daha sonra olmaması ve ihtiyac-ı edidin tam vaktine muvafakatı.. ve "Mi'raciye
Risalesi"nin burada çoklar tarafından evk ile kıraat ve kitabet ve ne rine rastgelmesi.. ve o iki
mübarek gecenin birbiriyle bir kaç cihette tevafuk etmesi.. ve mevsimi olmadı ı halde acib
gürültülerle, sönmeyecek maddî - mânevî zemin gürültüleriyle feryadlarına tehditkârane ve
tesellidarane tevafuk etmesi.. ve ehl-i îmanın me'yusiyetinden teselli aramalarına ve dalâletin
savletinden gelen vesvese ve zâfiyete kar ı kuvve-i mâneviyenin takviyesini istemelerine tam
tevafuku.. ve bu geceler gibi eâir-i slâmiyeye kar ı hürmetsizlik edenlerin hatâlarına bir tekdir
olarak "Kâinat bu gecelere hürmet eder, neden siz etmiyorsunuz?" diye mânasında kesretli rahmetle
eair-i slâmiyeye kar ı hattâ semavat ve fezâ-yı âlem hürmetlerini göstermekle tevafuk etmesi...
103
Zerre mikdar insafı olan bilir ki, bu i de hususî bir kasd ve irade ve ehl-i îmana hususî bir inayet ve
merhamettir, hiçbir cihetle tesadüf ihtimali olamaz. Demek hakikat-ı mi'rac bir mu'cize-i Ahmediye
(A.S.M.) ve keramet-i kübrâsı oldu u.. ve mi'rac merdiveni ile göklere çıkması ile Zât-ı
Ahmediyenin (A.S.M.) semavat ehline ehemmiyetini ve kıymetini gösterdi i gibi, bu seneki mi'rac
da zemine ve bu memleket ahalisine kâinatça hürmetini ve kıymetini gösterip bir keramet gösterdi.
Duanıza muhtaç karde iniz
Said Nursî
--- sh:»(ST:209) ↓ ------------------------------------------------------------------------------------------Aziz Sıddık Karde lerim!
Bizim kat'iyyen ek ve üphemiz kalmadı ki: Bu hizmetimizin neticesi olan Risale-i Nurun
serbestiyetini de il yalnız biz ve bu Anadolu ve âlem-i slâm alkı lıyor, takdir ediyor; belki kâinat
dahi memnun olup cevv-i sema ve feza-yı âlem alkı lıyor ki, üç-dört ayda bir ya mura iddet-i
ihtiyaç varken gelmedi, yalnız Ankara teslim kararına tevafuk eden Leyle-i Regaibdeki emsalsiz ve
gürültülü rahmetin gelmesi ve Denizlide Mahkemenin bilfiil teslimine karar vermesi, yine Leyle-i
Mi'rac'da aynen Risale-i Nurun bir rahmet oldu una i areten Leyle-i Regaibe tevafuk ederek
kesretle melek-i ra'd'ın alkı lamasiyle ve rahmetin Emirda ında gelmesi o teslim kararına tevafuk
etmesi ve bir hafta sonra, demek Denizlide vekillerimizin eliyle alınması hengâmlarında, yine aynen
Leyle-i Mi'raca ve Leyle-i Regaibe tevafuk ederek aynen onlar gibi âbân-ı erifin bir cum'a
gecesinde kesretli rahmet ve ya murun bu memlekette gelmesi onlara tevafuklarıyla kat'î kanaat
verir ki; Risale-i Nurun müsaderesine ve hapsine dört zelzelelerin tevafuku küre-i arzca bir îtiraz
oldu u gibi, bu Emirda ı memleketinde dört ay zarfında yalnız üç cum'a gecesinde ki, biri Leyle-i
Regaib ve biri Leyle-i Mi'rac, biri de âban-ı Muazzamın birinci cum'a gecesinde rahmetin kesretle
gelmesi ve Risale-i Nurun da serbestiyetinin üç devresine tam tamına tevafuk etmesi, küre-i
havaiyenin bir tebriki, bir müjdesidir ve Risale-i Nur dahi mânevî bir rahmet, bir ya mur oldu una
kuvvetli bir i arettir.
Ve en lâtif bir emare de udur ki: Dün, birdenbire bir serçe ku u pencereye geldi, pencereye
vurdu. Biz uçurmak için i aret ettik, gitmedi. Mecbur olduk, dedim: "Pencereyi aç, o ne diyecek?"
Girdi, durdu.. tâ bu sabaha kadar; sonra o odayı ona bıraktık, yatak odama geldim. Bu sabah çıktım,
kapıyı açtım; yarım dakikada döndüm, baktım, "kuddüs kuddüs" zikrini yapan bir ku odamda
gördüm, gülerek dedim: "Bu misafir ne için geldi?" Tam bir saat bana baktı, uçmadı, ürkmedi. Ben
de okuyordum. Bir saat bana baktı; ekmek bıraktım, yemedi; yine kapıyı açtım, çıktım, yarım
dakikada geldim; o misafir de kayboldu. Sonra bana hizmet eden çocuk geldi, dedi ki: "Ben bu gece
gördüm ki, merhum Hâfız Ali'nin (R.H.) karde i yanımıza gelmi ." Ben de dedim: "Hâfız Ali ve
Husrev gibi bir karde imiz buraya gelecek." Aynı günde iki saat sonra çocuk geldi, dedi: "Hâfız
Mustafa geldi. Hem Risale-i Nurun serbestiyetinin müjdesini, hem mahkemedeki
--- sh:»(ST:210) ↓ ------------------------------------------------------------------------------------------kitaplarını da kısmen getirdi. Hem serçe ku unun ve benim rü'yamın hem kuddüs ku unun tâbirini
isbat etti ki, tesadüf olmadı ını gösterdi. Acaba emsâlsiz bir tarzda hem serçe ku u acib bir surette,
hem kuddüs ku u garib bir surette gelip bakması, sonra kaybolması ve mâsum çocu un rü'yası tam
tamına çıkması, hem Risale-i Nurun Hâfız Ali gibi bir zâtın eliyle buraya gelmesinin aynı zamanına
tevafuku hiç tesadüf olabilir mi? Hiçbir ihtimali var mı ki bir be aret-i gaybiye olmasın? (Hâ iye)
Evet, bu mes'ele küçük bir mes'ele de il, kâinat ve hayvanat ile dahi alâkadardır.
Evet, Risale-in-Nur serbestiyetinden ben Risale-i Nurun bir âkirdi olmak îtibariyle kendi
hisseme dü en bu kâr ve neticeyi binler altun lira kadar kazancım var kanaat ediyorum. Ba ka yüz
binler Risale-i Nur âkirdleri ve takviye-i îmana muhtaç ehl-i îmanın istifadeleri buna kıyas edilsin.
Evet, dinin ve eriatın ve Kur'anın yüzden ziyade tılsımlarını, muammalarını hall ve
ke feden ve en muannid dinsizleri susturup ilzam eden ve mi'rac ve ha r-i cismanî gibi sırf akıldan
çok uzak zannedilen Kur'an hakikatlarını en mütemerrid ve en muannid feylesoflara ve zındıklara
kar ı güne gibi isbat eden ve onların bir kısmını îmana getiren Risale-i Nur eczaları, elbette Küre-i
Arzı ve küre-i havaiyeyi kendi ile alâkadar eder ve bu asrı ve istikbali kendi ile me gul edecek bir
hakikat-ı Kur'aniyedir ve ehl-i îman elinde bir elmas kılınçtır.
104
34 56 34
Emirda ında Karde iniz
Said Nursî
(Hâ iye): Hem bu ku ların Risale-i Nur'la alâkadarlıklarını te'yid eden çok emareler var. Ezcümle, o
ku ların alâkadarlı ını gösteren mektup Milâs'a gitti i aynı vakitte garib bir tarzda kuddüs ku u o
mektubun meâlini vaziyetiyle te'yid etti i gibi; aynı mektup nebolu'da geceleyin okunurken büyük
bir gece ku u hârika bir tarzda pencereye gelip, kanadiyle vurup, durup dinlemesi; aynı mektup
Sava'da okunurken bir def'a iki çekirge üstüne gelip, durup neticeye kadar durmaları; bir def'a da
serçe ve bülbül ku ları aynı mektubun okunmasında pervane gibi uçup alâkadarlık göstermeleri ve
Isparta'da Husrev'in evinde aynı mektup okunurken, bülbül ku u hilâf-ı âdet salona gelmesi,
alâkadarlı ını göstermesi gibi çok emareler, bu keramet-i Nuriyyeyi te'yid ediyor.
--- sh:»(ST:211) ↓ ------------------------------------------------------------------------------------------R SALE- NURUN KAHRAMANI HUSREV TARAFINDAN KALEME ALINMI TIR
Risale-in-Nur'un kerametlerindendir ki: Üstadımız Radıyallahü Anhü çok def'a risalelerde:
"Ey mülhidler ve ey zındıklar! Risalein-Nura ili meyiniz. E er ili irseniz, yakında sizi bekliyen
belâlar, sel gibi ba ınıza ya acaktır." diye on senedenberi kerratla söylüyorlardı. Bu hususta ahid
oldu umuz felâketlerden:
Birincisi: Dört sene evvel Erzincan'da ve zmir civarında vukua gelen hareket-i arz
olmu tur. O vakitler münâfıklar, desiselerle Isparta mıntıkasında Sava ve Kuleönü ve civarı
köylerdeki Risale-i Nur talebelerine ili tiler. Otuz-kırk kadar Risale-i Nur talebelerini "Camie
gitmiyorsunuz, tâkiyye giyiyorsunuz, tarikat dersi veriyorsunuz." diye mahkemeye
sevketmi lerdi.Cenâb-ı Hak, zmir civarını ve Azerîleri ve civarındaki halkı deh etler içinde bırakan
zelzeleler ile Risale-i Nurun bir vesile-i def-i belâ oldu unu gösterdi. Bu zelzelelerden bir hafta
sonra, mahkemeye sevkedilmi olan o karde lerimizin hepsi beraet ettirilerek kurtulmu lardı.
kincisi: Yine vakit vakit Risale-i Nur talebelerinin arkalarında ko makta devam eden
mülhidler, hatt-ı Kur'an ile çocuk okuttuklarını bahane ederek Ispartada müteveffa Mehmed Zühtü
(Rahmetullahi Aleyh) ile Sava Karyesinden Hâfız Mehmed (Rahmetullahi Aleyh) ismindeki iki
Risale-in-Nur talebesine hücum etmi ler. Nur dersini okuyan çocukları, bu iki karde imizin
evlerinden alınan Risale-i Nur eczalariyle birlikte mahkemeye sevkedilmi . Merhum Mehmed
Zühtü, para cezasiyle mahkûm edilmek istenilmi . Neticede, merkezi Erbaa ve Tokat'da vukua
gelen ikinci bir korkunç zelzele ile Cenâb-ı Hak, Risale-in-Nur bir vesile-i def-i belâ olmakla
âkirdlerine yardım ederek üstadlarının verdi i haberin sıhhatini tasdik etmek için o karde imizi
beraet ettirmi ve alınan bütün Risale-i Nur eczalarını kendilerine iade ettirmi tir.
Üçüncüsü ise : çinde bulundu umuz Denizli Hapishanesindeki musibetin ba ımıza
gelmesine sebep olan o münâfıklar;
--- sh:»(ST:212) ↓ ------------------------------------------------------------------------------------------rumî bin üçyüz ellidokuz senesinde tekrar ba ta sevgili Üstadımız oldu u halde, bize ve Risale-inNura hücum ettiler. Bir kısmımızı Ispartadan topladılar, bir kısmını Çivrilden Isparta'ya getirdiler,
sevgili Üstadımızı da yalnız olarak Kastamonu'dan Isparta'ya sevkettiler. Daha ba ka vilâyetlerden
de arkada larımız Isparta'ya getirilmi ti. Ehl-i garazın i faline kapılan Isparta adliyesi, Risale-inNurun gayesi haricinde bulunan cephelerde, bizce mânası olmayan ithamlar altında bizi sıkıyordu.
Bilhassa kıymetdar Üstadımızı daha çok tazyik ettikleri vakit, Üstadımıza lüzumlu lüzumsuz bir
çok sualler açan Isparta müddeiumumîsinin: "Bu belâlar dedi in nedir?" diye olan sualine cevaben:
Evet demi , zındıklar e er Risale-in-Nura ve âkirdlerine ili seler, yakında bekliyen belâların
hareket-i arz suretiyle gelece ini.. söylemi ti.
Daha sonra bizi Denizli'ye sevkettiler. Kastamonu, stanbul, Ankara dahil olmak üzere on
vilâyetten adliyelere sevkedilen yüzü mütecaviz Risale-i Nur talebelerinin bir kısmı bırakılmı ,
yetmi ki iden ibaret olan bir di er kısmı da Denizli'de "Medrese-i Yûsufiye" namını alan hapisde
bulunuyordu. Bizim bütün müracaatlarımıza sudan cevap veriliyor, sevgili Üstadımız daha çok
105
tazyik ve sıkıntı içerisinde ya attırılıyor, ufûnetli, rutûbetli, zulmetli, havasız bir yerde bütün bütün
konu maktan ve temastan men'edilmek suretiyle haps-i münferidde azap çektiriliyordu.
te bu sıralarda Denizli zindanının bu deh etli ıztırablarını geçirmekte idik. Allah'tan ba ka
hiçbir istinatgâhları bulunmayan bu bîçârelerin bir kısmı Kastamonu'dan, di er bir kısmı
nebolu'dan, di er bir kısmı da stanbul'dan henüz gelmemi lerdi. u vatanın her kö esinde hak ve
hakikat için çırpınan ve saf kalbleriyle necatları için Rabb-ı Rahîmlerine iltica eden pek çok
mâsumların semâvâtı delip geçen ve Ar -ür-Rahmâna dayanan âhları bo a gitmedi. Allah-ü Zülcelâl
Hazretleri, o mübarek üstadımızın Isparta'da söyledi i gibi, mâsumları Cennete götüren, zâlimleri
Cehenneme yuvarlayan deh etli bir di er zelzeleyi gönderdi. Kar ısında Risale-in-Nur müdafaa
vaziyetinde bulunmamasından çok haneler harab oldu, çok insanlar enkaz altında ezildi, çokları
sokak ortalarında kaldı. Henüz memleketlerinin hapishanelerinde bulunan karde lerimizden
Kastamonu'dan Mehmed Feyzi ve Sâdık ve Emin ve Hilmi ve nebolu'dan Ahmed Nazif, Denizli
Hapishanesine sevkedildiklerinde u malûmatı verdiler:
--- sh:»(ST:213) ↓ ------------------------------------------------------------------------------------------"Zelzele tam gece saat sekizde ba ladı. Bütün arkada lar, Lâilâhe llâllah zikrine devam
ediyorduk. Zelzele bütün iddetiyle devam etmekte idi. O sırada hâtırımıza geldi: Risale-in-Nuru
a kla ve bir sâik ile üç-be def'a efaatçı ederek Cenâb-ı Hak'dan halâs istedik. Elhamdülillâh,
derhal sâkin oldu.
Kastamonu'da ise, o gece kal'adan kopan çok büyük bir ta , a a ıya yuvarlanarak bir haneyi
ezmi , birçok hanelerde yarıklar, çıkıklıklar olmu , birkaç ev çökmü , hükûmet binası yarılmı ,
daha bunun gibi hasârat ve zâyiat olmu . Fakat zelzele her gün olmak suretiyle bir müddet devam
etmi . Tosya'da bin be yüz ev harab olmu , ölü ve yaralı mikdarı çok fazla imi . Kargı ve Osmancık
tamamen, Lâdik ve sair mahallerde zayiat fazla mikdarda imi . nebolu'da bir minarenin alemi
e rilmi , ufak tefek çatlaklıklar olmu , hasârat ve zayiat olmamı ."
Ahmed Nazif, Emin, Sâdık, Mehmed Feyzi
Üçüncü olan bu hareket-i arzdan sonra, yine Risale-in-Nura ve talebelerine ve müellifine
hücum eden ehl-i garazın sözünü dinliyen adliye, aynı tarzda bizi sıkmakta devam ediyordu.
Zındıka tarafdarları, mübarek Üstadımızın ihbarları olan ve Risale-i Nurun büyük kerametlerinden
olup zelzeleler eliyle gelen beliyyelere ehemmiyet vermek istemiyorlardı. Risale-in-Nurun lâhî ve
Kur'ânî hakikatlarına kar ı cephe alan bu zümrenin ba ına bir dördüncü tokat daha geldi.
Garibi u ki, biz ubatın üçüncü günü mahkemeye ça rılmı tık. Iztırab ve elemleri içinde
yüreklerimizi a latan hastalıklı haliyle kendisinden sorulan suallere cevap vermek için altmı be
kadar talebesinin önünde aya a kalkan mübarek Üstadımızın cevapları arasında "O zındıkların
dünyaları ba larını yesin ve yiyecek!" kelimeleri, tekrar tekrar hey'et-i hâkimenin yüzlerine kar ı
a zından dökülüyordu. Bir kaç def'a mahkemeye gidip geldikten sonra, 7 ubat 1944 tarihli
stanbul'da münte ir "Hem ehri" ismindeki bir gazete elime geçti. Gazete okumaya ve radyo
dinlemeye hevesli olmamaklı ımla beraber, "yirminci asrın medenileriyiz!." diyerek bu günkü
terakkiyat-ı be eriyeyi kendilerinden bilen, Allah'ı unutan, âhirete inanmayan insanların ba larına
--- sh:»(ST:214) ↓ ------------------------------------------------------------------------------------------Cenâb-ı Hakkın, motorlu vasıtalar eliyle nasıl ate ler ya dırdı ını, o münkirlerin dünkü
Cennet hayatlarının bugünkü Cehennemî hâlât içinde nasıl geçmekte oldu unu bilmek ve Risale-inNurun bereketiyle Anadoluyu bu deh etli ate ya murundan nasıl muhafaza etmekte oldu unu
görmek ve ükretmek hâletinden gelen bir merak ile bazı bu gibi havadisleri sorardım ve dinlerdim.
te bu gazetenin de harb bo u malarına ait resimlerine bakıyordum. Nazarıma çarpan
büyük yazı ile yazılmı bir sütunda, Anadolunun yirmibir vilâyetini sarsan ve ubatın birinci
gününün gecesinde sabaha kar ı herkes uykuda iken vukua gelen ve pek çok zayiata mâl olan
deh etli bir zelzeleyi haber veriyordu. Derhal, ubatın üçünde mahkemede sevgili üstadımızın
hey'et-i hâkimeye "zındıkların dünyaları ba larını yesin ve yiyecek " diye tekrar tekrar söyledi i
sözleri hatırladım. "Eyvah!" dedim, "Risale-i Nur ıslâh eder, ifsad etmez, îmar eder, harab etmez;
mes'ud eder, perî an etmez" diye söylerken, "Aksiyle bizi ve Risale-in-Nuru ittiham etmek, Hâlikın
ho una gitmiyor." dedim.
te, merkezi Gerede, Bolu ve Düzce olan bu kanlı zelzele, Risale-in-Nurun dördüncü bir
106
kerameti idi. Bu gazete u malûmatı veriyor: Ankara, Bolu, Zonguldak, Çankırı ve zmit
vilâyetlerinde fazla kayıplar varmı . Geredede ikibin ev yıkılmı , yıkılmıyan evler de oturulmıyacak
derecede harab olmu , binden fazla ölü varmı , enkaz altından mütemadiyen ölü çıkartılıyormu .
Düzcede zarar çokmu , ölü ve yaralıların mikdarı malûm de ilmi . Ankara'da yüz üç ölü ve bir o
kadar da yaralı varmı . Bine yakın ev yıkılmı . Debba hanede iki ev çökmü , bâzı köylerde
sarsıntıyı müteâkib yangınlar olmu . lk sarsıntı çok kuvvetli olmu , sarsıntıyı yer altından gelen bir
takım gürültüler tâkib etmi . Bolu'dan ve di er yerlerin köylerinden bir hafta geçti i halde henüz
malûmat alınamıyormu . Di er bir yerde ikiyüz ev yıkılmı , onbir ölü varmı . Bolu ile telgraf ve
telefon hatları kesilmi , zelzele mıntıkasında iddetli bir kar fırtınası hüküm sürüyormu . zmitte
zelzele olurken im ekler çakmı , ehir birkaç saniye aydınlık içinde kalmı . Birçok yerlerde halk
çırılçıplak sokaklara fırlamı . Dünyanın bütün rasathaneleri bu büyük Anadolu zelzelesini
kaydetmi . Bir ngiliz rasathanesi sarsıntının çok harab edici oldu unu bildirmi tir. Sinop'da aynı
günde çok korkunç bir fırtına olmu , gök gürültüleri ve im eklerle gittikçe iddetini artırmı tır.
--- sh:»(ST:215) ↓ ------------------------------------------------------------------------------------------Daha sonra ba ka bir gazetede tamamlayıcı ve hayret verici u malûmatları gördüm:
Zelzeleden evvel kediler, köpekler üçer be er olarak toplanmı lar, dü ünceli, hüzünlü gibi alık alık
birbirine bakarak bir müddet beraber oturmu lar, sonra da ılmı lar. Gerek zelzele olurken ve
gerekse olmadan evvel ve olduktan sonra da bu hayvanlardan hiçbiri görünmemi , kasabalardan
uzakla arak kırlara gitmi ler. Bir garibi de u ki: Bu hayvanlar isyanımızdan mütevellid olarak
ba ımıza gelecek felâketleri lisan-ı halleriyle haber verdiklerini yazıyorlar da biz anlamıyoruz
diyerek taaccüb ediyorlar.
te Üstadımız Bediüzzaman, uzun senelerdenberi: "Zındıklar Risale-in-Nura dokunmasınlar
ve âkirdlerine ili mesinler. E er dokunurlar ve ili irlerse, yakından bekliyen felâketler onları yüz
def'a pi man edecek!" diye Risale-in-Nur ile haber verdi i yüzler hâdisat içinde i te zelzele eliyle
do rulu unu imza ederek gelen dört hakikatlı felâket daha.
Cenâb-ı Hak bize ve Risale-in Nura taarruz edenlerin kalblerine îman ve ba larına hakikatı
görecek akıl ihsan etsin, bizi bu zindanlardan, onları da bu felâketlerden kurtarsın, âmin!
Mevkuf
Husrev
***
* +, &
- . & / 0 12
Aziz, Sıddık Karde lerim!
imdiye kadar gizli münâfıklar, Risale-i Nura kanunla, adliye ile ve âsâyi ve idare
noktasından hükûmetin bâzı erkânını i fal edip tecavüz ediyorlardı. Biz müsbet hareket etti imiz
için, mecburiyet oldu u zaman tedâfüî vaziyetinde idik. imdi plânları akim kaldı. Bil'akis
tecâvüzleri Risale-i Nurun dairesini geni lettirdi. Bu def'a yeni hurufla "Asâ-yı Mûsâ"yı tab'etmek
niyetimiz, ihtiyarımız olmadı ı halde, tecavüz vaziyeti Risale-i Nura veriliyor gibidir. Bu hâdisenin
ehemmiyetli bir hikmeti u olmak gerektir:
--- sh:»(ST:216) ↓ ------------------------------------------------------------------------------------------Risale-i Nur, bu mübarek vatanın mânevî bir halâskârı olmak cihetiyle imdi iki deh etli
mânevî belâyı def'etmek için matbuat âlemi ile tezahüre ba lamak, ders vermek zamanı geldi veya
gelecek gibidir zannederim.
O deh etli belâdan birisi: Hıristiyan dînini ma lûb eden ve anar ili i yeti tiren imalde
çıkan deh etli dinsizlik cereyanı bu vatanı mânevî istilâsına kar ı Risale-in-Nur, sedd-i Zülkarneyn
gibi bir sedd-i Kur'ânî vazifesini görebilir ve âlem-i slâmın bu mübarek vatanın ahalisine kar ı pek
iddetli îtiraz ve ittihamlarını izale etmek için matbuat lisaniyle konu mak lâzım gelmi diye
kalbime ihtar edildi.
Ben dünyanın halini bilmiyorum. Fakat Avrupada istilâkârane hükmeden ve edyan-ı
semâviyeye dayanmıyan deh etli cereyanın istilâsına kar ı Risale-i Nur hakikatları bir kal'a oldu u
gibi, âlem-i slâmın ve Asya kıt'asının hâl-i hâzırdaki îtiraz ve ittihamını izale ve eskideki muhabbet
ve uhuvvetini iade etme e vesile olan bir mu'cize-i Kur'âniyedir. Bu memleketin vatanperver
107
siyasîleri çabuk aklını ba ına alıp Risale-i Nuru tab'ederek resmî ne retmeleri lâzımdır ki, bu iki
belâya kar ı siper olsun. Acaba bu yirmi sene zarfında îman-ı tahkikîyi pek kuvvetli bir surette bu
vatanda ne reden Risale-i Nur olmasaydı, bu deh etli asırda acib inkılâb ve infilâklarda bu mübarek
vatan Kur'ânını, îmanını deh etli sadmelerden tam muhafaza edebilir miydi? Her ne ise... Risale-i
Nura daha vatana, idareye zararı dokunmak bahanesiyle tecavüz edilmez, daha kimseyi o bahane ile
inandıramazlar; fakat cepheyi de i tirip, din perdesi altında bâzı saf-dil hocaları veya bid'a tarafdarı
veya enaniyetli sofi me reblileri bâzı kurnazlıklarla Risale-i Nura kar ı iki sene evvel stanbul'da ve
Denizli civarında oldu u gibi istimâl etmek ve Risale-i Nura ve âkirdlerine ayrı bir cephede
tecavüz etme e münafıklar çabalıyorlar. n âallah muvaffak olamazlar. Risale-i Nur âkirdleri; tam
ihtiyatla beraber, bir taarruz oldu u vakitte münaka a etmesinler, aldırmasınlar. Aldanan ehl-i ilim
ve îmansa, dost olsunlar, "Biz size ili miyoruz. Siz de bize ili meyiniz... Biz ehl-i îmanla karde iz."
deyip yatı tırsınlar.
Sâniyen: Mübareklerin pehlivanı hem Abdurrahman,
--- sh:»(ST:217) ↓ ------------------------------------------------------------------------------------------hem Lütfi, hem Büyük Hâfız Ali mânalarını ta ıyan büyük ruhlu Küçük Ali karde imiz bir sual
soruyor. Halbuki o suâlin cevabı Risale-i Nurda yüz yerde var."Risale-i Nurun erkân-ı îmaniye
hakkında bu derece kesretli tah idatı ne içindir? Bir ümmî mü'minin îmanı büyük bir velînin îmanı
gibidir, diye eski hocalar bize ders vermi ler?" diyor.
Elcevap: Ba ta "Âyet-ül-Kübrâ" merâtib-i îmaniye bahislerinde ve âhire yakın müceddid-i
elf-i sâni mam-ı Rabbânî beyanı ve hükmü ki: Bütün tarîkatların müntehası ve en büyük
maksadları, hakaik-ı îmaniyenin inki afıdır. Ve bir mes'ele-i îmaniyenin kat'iyyetle vuzuhu, bin
kerametlerden ve ke fiyatlardan daha iyidir." ve Âyetül-Kübrânın en âhirdeki ve "Lâhika"dan
alınan o mektubun parçası ve tamamının beyanatı cevap oldu u gibi, "Meyve Risalesi"nin tekrarat-ı
Kur'âniye hakkında Onuncu Mes'elesi, tevhid ve îman rükünleri hakkında tekrarlı ve kesretli
tah idat-ı Kur'aniyenin hikmeti, aynen bitamamiha onun hakikî tefsîri olan Risale-i Nurda cereyan
etmesi de cevaptır.
Hem, îmanın tahkikî ve taklidî ve icmâlî ve tafsilî ve îmanın bütün tehâcümata ve vesvese ve
üphelere kar ı dayanıp sarsılmamasını beyan eden Risale-i Nur parçalarının izahatı, büyük ruhlu
Küçük Ali'nin mektubuna öyle bir cevaptır ki, bize hiçbir ihtiyaç bırakmıyor.
kinci Cihet: Îman, yalnız icmâlî ve taklidî bir tasdika münhasır de il; bir çekirdekten, tâ
büyük hurma a acına kadar ve eldeki âyinede görünen misâlî güne ten tâ deniz yüzündeki aksine,
tâ güne e kadar mertebeleri ve inki afları oldu u gibi, îmanın o derece kesretli hakikatları var ki,
binbir Esmâ-i lâhiyye ve sair erkân-ı îmaniyenin kâinat hakikatlarıyla alâkadar çok hakikatları var
ki, "Bütün ilimlerin ve mârifetlerin ve kemalât-ı insaniyenin en büyü ü îmandır ve îman-ı
tahkikîden gelen tafsilli ve bürhanlı mârifet-i kudsiyedir." diye ehl-i hakikat ittifak etmi ler.
Evet, îman-ı taklidî, çabuk üphelere ma lûb olur. Ondan çok kuvvetli ve çok geni olan
îman-ı tahkikîde pek çok merâtip var. O merâtiplerden ilmelyakîn mertebesi, çok bürhanlarının
kuvvetleriyle binler üphelere kar ı dayanır. Halbuki taklidî îman, bir üpheye kar ı bâzan ma lûb
olur.
--- sh:»(ST:218) ↓ ------------------------------------------------------------------------------------------Hem îman-ı tahkikînin bir mertebesi de aynelyakîn derecesidir ki, pek çok mertebeleri var,
belki esmâ-i lâhiyye adedince tezâhür dereceleri var, bütün kâinatı bir Kur'an gibi okuyabilecek
derecesine gelir.
Hem bir mertebesi de hakkal-yakîndir. Onun da çok mertebeleri var. Böyle îmanlı zatlara
übehat orduları hücum da etse bir halt edemez. Ve ulemâ-i ilm-i kelâmın binler cild kitapları, akla
ve mantı a istinaden te'lif edilip, yalnız o mârifet-i îmaniyenin bürhanlı ve aklî bir yolunu
göstermi ler. Ve ehl-i hakikatın yüzer kitapları ke fe, zevke istinaden o mârifet-i îmaniyeyi daha
ba ka bir cihette izhar etmi ler. Fakat, Kur'anın mu'cizekâr cadde-i kübrâsı, gösterdi i hakaik-ı
imaniye ve marifet-i kudsiye; o ulemâ ve evliyanın pek çok fevkinde bir kuvvet ve yüksekliktedir.
te Risale-i Nur bu câmi' ve küllî ve yüksek mârifet caddesini tefsir edip, bin senedenberi Kur'an
aleyhine ve slâmiyet ve insâniyet zararına ve adem âlemleri hesabına tahribatçı küllî cereyanlara
kar ı Kur'an ve îman namına mukabele ediyor, müdafaa ediyor. Elbette hadsiz tah idata ihtiyacı
108
vardır ki, o hadsiz dü manlara kar ı dayanıp ehl-i îmanın îmanını muhafazasına Kur'an nuriyle
vesile olsun. Hadîs-i erifte vardır ki: Bir adam seninle îmana gelmesi, sana sahra dolusu kırmızı
koyunlardan daha hayırlıdır. Bâzan bir saat tefekkür, bir sene ibadetten daha hayırlı olur. Hattâ
Nak îlerin hafî zikre verdi i büyük ehemmiyet, bu nevi tefekküre yeti mek içindir. Umum
karde lerime birer birer selâm ve dua ediyoruz.
34 56 34
Karde iniz
Said Nursî
***
--- sh:»(ST:219) ↓ ------------------------------------------------------------------------------------------[Risale-i Nurun has âkirdlerinden ve ehemmiyetli eski muallimlerden ve îmanı kuvvetli
olan büyük muallimleri temsîl eden Hasan Feyzi'nin Sikke-i Tasdîk-i Gaybî'den aldı ı bir ilhamla
Risale-i Nur hakkında ve o nurun menba'ı ve esası olan Nur-u Muhammedî (A.S.M.) ve hakikat-ı
Kur'an ve sırr-ı îman târifinde bu kasideyi yazmı :]
%&,H / ,+ 5 & .5 @ Z$ & 76 5H
.5 v5Tt %& ,
Ahmed yaratılmı o büyük Nur-u Ehadden
Her zerrede nurdur, o ezelden hem ebedden.
Bir nur ki odur hem yüce hem lâyetenâhi
Ol Fahr-i cihan Hazret-i Mahbub-u lâhî.
Parlattı cihanı bu güzel Nur-u Muhammed (A.S.M.)
Halkolmasa, olmaz idi bir zerre ve bir ferd.
Ol nuru ânın, her yeri her zerreyi sarmı
Ba tan ba a her dem bu kesif zulmeti yarmı .
Bir nur ki odur sâde ve hem lâyetezelzel
Âri ve berî cümleden üstün ve mükemmel.
Bir nur ki bütün zerrede o nümâyân,
Bir nur ki verir kalblere hem a k ile îman.
Bir nur ki e er olmasa ol nur hele bir an
Ba tan ba a zulmette kalır hem de bu ekvan.
Bir nur ki de il öyle muhat, hem dahi mahsur..
Bir nur ki eder kalbi de pürnur, çe mi de pürnur.
--- sh:»(ST:220) ↓ ------------------------------------------------------------------------------------------Bir lem'adır andan, u büyük ems ve kamerler.
Hep i te o nurdan bu acâib koca âlem,
Halk oldu o nurdan yine Cennetle Cehennem.
ek yok ki o nurdur okunan Hazret-i Kur'an...
Ol nur-u ezel hem sebeb-i hilkat-i insan..
Her ey'e odur mebde' ve asıl ve esas hem,
Ondan görünür nev'-i be er böyle mükerrem.
Bir zerre de il, bahr-i muhit o bahr-i münirden,
Hem nasıl be er hiç kalıyor hepsi de birden.
ek yok ki cihan, katre-i nurundan o nurun,
ek yok ki bu can, zerre-i nurundan o nurun.
Sönsün diye üflense, o derya gibi kaynar,
Söndürme e hem kimde aceb zerre mecâl var.
Söndürme e kalkmı tı asırlar dolu küffar
Kahreyledi her hepsini ol Hazret-i Kahhâr.
Hep sönmü asırlar, yanıyor sönmeden ol
109
Tarihe sorun, kimdir o nur, hem kim imi menfur.
Alnında yanan Nur-u Muhammed'di Halîl'in
Yetmezdi gücü, bakma a her çe m-i alîlin.
Görseydi Resûlün o güzel nurunu, Nemrud
Yakmazdı o dem, nârını ol kâfir-i matrud.
Bir sivrisinek öldürüyor o âh-ı cihânı, (!)
Atmı tı Halîl'i âte e, çünki o câni.
Bir perde açıp söyledi Hak gizli kelâmdan,
Ol âte e bahseyledi hem berd u selâmdan.
--- sh:»(ST:221) ↓ ------------------------------------------------------------------------------------------"Dostum ve Resûlüm yüce brahimi ey nâr.
At âdetini, yakma bugün, sen onu zinhar!"
Bir gizli hitap geldi de ol dem yine Haktan
Bir abd-i mükerrem dahi kurtuldu bıçaktan
Ol nurdan için Yûnusu hıfzeyledi ol hût,
Ol nur ile kahreyledi hem kavmini ol Lût.
Ol hüsn-ü cemâl eyledi âlemleri hayran
Nerden onu bulmu , acaba Yûsuf u Ken'an.
Hikmet nedir, ol derdlere sabreyledi Eyyûb,
Hem sırrı nedir, Yûsuf için a ladı Ya'kub.
Öldükçe dirildikçe neden duymadı bir his,
Ol namlı nebi, anlı ehid Hazret-i Cercis.
Hasretle neden a ladılar Âdem ve Havvâ
Kimdendi bu yıllarca süren koskoca dâvâ.
Hem âh, neden terkedilip Ravza-i Cennet,
Bir dâr-ı karar oldu neden âlem-i mihnet.
Nur ehri olan Tûr'da o dem Hazret-i Mûsa
Esrâr-ı kelâm hep çözülüp buldu tecellâ.
Bir parça Zebûrdan okusa Hazret-i Dâvud,
Ba lardı hemen sanki büyük mah er-i mev'ud.
Bilmem ki neden, yel ve sular hep onu dinler,
Bilmem ki neden, hep i iten âh! diye inler.
Mahlûku bütün kendine râmetti Süleyman,
Nerdendi bu kuvvet, ona kimdendi bu ferman.
Yellerle uçan anlı büyük taht-ı mukaddes
Esrâr-ı ezelden o da duymu yine bir ses.
--- sh:»(ST:222) ↓ ------------------------------------------------------------------------------------------Ol hangi acib sır ki, çıkar göklere Îsâ,
Kimdir çekilen çarmıha, kimdir yine Yûda.
Nûr derdi için tahtını terkeyledi Edhem,
Bir ba kasının tahtı olur derdine merhem.
Çok ahs-ı velî, nur ile hem etti kanâat,
Çok ahs-ı denî, nur ile hem buldu kerâmet.
Her hepsi de pervanesi, üftadesi nûrun,
Her hepsi muamma, gücü yetmez bu uûrun.
ak etti kamer, Fahr-i be er, ol yüce Server,
Her yerde ve her anda onun nûru muzaffer.
Kur'andı kavli, nurdu yolu, ümmeti mutlu,
Ümmet olanın kalbi bütün nûr ile doldu.
Çekmezdi keder, ol sözü cevher, özü kevser,
Ol sûre-i Kevser dedi a'dâsına "ebter!"
Ol ems-i Ezelden kaçınan ol kuru ba lar
110
Gayyâ-i Cehennemde bütün yakmı ate ler.
Bitmi ti nefes, çıkmadı ses bıktı da herkes
Ol nûra varıp ba e erek hep dediler pes!
drâki olan kafile ayrıldı Kurey den..
Feyz almak için, do mu olan anlı güne ten.
Ol kevser-i Ahmedden içip herbiri tas tas,
Olmu tu o gün sanki mücellâ birer elmas.
Ol ba lara tâç, derde ilâç, mür id-i âlem,
Eylerdi nazar bunlara nûriyle demâdem..
Bunlardı o a'dâyı bo an bir alay arslan,
Hak u runa, nur u runa olmu ço u kurban.
--- sh:»(ST:223) ↓ ------------------------------------------------------------------------------------------Bunlardan o gün ehl-i nifak cümle kaçardı,
Mü rik ise, ol aklı anın kalmaz uçardı.
Bunlardı o Peygamberin ashabı ve âli...
Dünyada ve ukbâda da hem anları âli.
Tavsif ediyor bunları hep öylece Kur'an:
Sulh vakti koyun, kavgada kükrek birer arslan!
Hep yüzleri pâk, sözleri hak, yolları hakdı,
Merkebleri yeller gibi Düldüldü, Burakdı.
Bir cezbe-i "Yâ Hay!" ile seller gibi aktı,
A'dâya varıp herbiri im ek gibi çaktı.
Bunlardı o gün halka-i tevhidi kuranlar,
Bunlardı o gün baltalayıp küfrü kıranlar.
Bunlardı mübarek yüce cem'iyyet-i ûra,
Bunlardı o nurdan dizilen halka-i kübrâ.
Bunlardı alan Suriye, Irak, ülke-i Kisrâ,
Bunlarla ziyâdar o karanlık koca sahrâ.
Bunlardı veren hasta, alil gözlere bir fer,
Bunlardı o tarihe geçen anlı gazanfer.
Her hepsi de bir zerre-i nûru o Habîbin,
Her an görünür gözlere ondan nice yüzbin.
Nûr altına girmi bulunan türlü cemâat,
Hem buldu beka, hem de bütün gördü adâlet.
Derhal açılıp gök yüzü hem parladı ol nurdan gelen Risale-in-Nur
Hallâk-ı Rahîm eyledi mahlûkunu mesrûr.
--- sh:»(ST:224) ↓ ------------------------------------------------------------------------------------------Zulmet da ılıp ba ladı bir yepyeni gündüz,
Bir ne 'e duyup sustu biraz a layan o göz.
Bir dem bile dü mezken onun âhı dilinden,
Kurtuldu, yazık dertli be er derdin elinden.
Ol taze güne , ülkeye serptikçe ı ıklar,
Hep âd olacak, evk bulacak kalbi kırıklar.
Her kalbe sürur, her göze nur doldu bu günden,
Bir müjde verir sanki o bir anlı dü ünden,
Arzeyleyelim ol yüce Allaha ükürler,
Kalkar bu kahr, cehl u dalâl, irk ve küfürler.
Ol nûr-u hüdâ saldı ziya, kalbe safâ hem,
Gösterdi beka, göçtü fenâ, buldu vefâ hem.
Çıkmı tı akî, geldi nakî gördü adâvet,
Eylerdi nefiy, oldu hafî nur-u hidâyet.
Fı kırdı Risale-i Nur, ufuktan nur-u Risâlet
111
Ol nur-u Risâlet verecek emn ü adâlet.
Allaha ükür, kalkmada hep cümle karanlık,
Allaha ükür, dolmada hep kalbe ferahlık.
Allaha ükür, i te bu gün perde açıldı,
Âlemlere artık yine bir ne 'e saçıldı.
Artık bu sönük canlara can üfledi cânan,
Artık bu gönül derdine ol eyledi derman.
Bir fasl-ı bahar ba ladı illerde bu günden,
Bir sohbet-i gül ba ladı dillerde bu günden.
Benden bana ben gitmek için Risale-i Nur diye ko tum,
Nur derdine dü tüm de denizler gibi co tum.
--- sh:»(ST:225) ↓ ------------------------------------------------------------------------------------------Bir zerrecik olsun bulayım der de ararken
Dü tüm yine derya gibi bir nura bugün ben.
Verdim ona ben gönlümü ba tan ba a artık.
Mâ ukum odur imdi benim, ben ona â ık.
Ol nûr-u ezel hem kararan kalblere lâyık.
Ol nurdan alır feyzini hem cümle halâyık.
Kahreyledi ol zulmeti Risale-i Nura akanlar,
Nur kahrına u rar, ona hasmane bakanlar.
Küfrün bütün alayı hücum etse de ey nur!
Etmez seni dûr, kendi olur belki de makhur.
Sensin yine hâzır, yine sensin bize nâzır
Ey nûr-u Rahîm, ey ebedî bir cilve-i Kudret-i Fâtır!
Bir ne 'e duyurdun îmanla sırr-ı ezelden
Bir müjde getirdin bize ol namlı güzelden.
Mâdemki içirdin bize ol âb-ı hayatdan
Bir zerre kadar kalmadı havf imdi mematdan.
Hasret ya adık nuruna yıllarca bütün biz
Mâsum ve alîl, türlü belâ çekti sebepsiz.
Yıllarca akan, kan dolu göz ya ları dinsin,
Zâlim yere batsın, o zulüm bir yere sinsin.
Yıllarca, asırlarca bu nurun yine yansın,
Öksüz ve yetim, dul ve alîl hepsi de kansın.
Ey nur gülü, nur çehreni öpsem duda ından,
Kalb bahçesinin kalbine diksem buda ından.
Her dem kokarak hem o güzel râyihasından
Çıksam yine ben âlem-i fâni tasasından
--- sh:»(ST:226) ↓ ------------------------------------------------------------------------------------------Nur güllerin açsın, yine miskler gibi tütsün,
Sînemde bu can bülbülü tevhid ile ötsün.
Sensin bize bir ne 'e veren ol gül-ü hâlis
Sensin bize hem cümleden a'lâ, dahi muhlis
Ey Nûr-u Risaletten gelen bir bürhan-ı Kur'an!
Ey sırr-ı Furkandan çıkan hüccet-i îman!
Sendin bize matlub yine sendin bize mev'ud
Sayende bugün herkes olur zinde ve mes'ud.
Her an seni bekler ve sayıklardı bu dünya
Hak kendini gösterdi bugün bitti o rü'yâ.
Bin üçyüz senedir topra a dönmü nice milyar
Mü'min ve muvahhid seni gözlerdi hep ey yâr!
Her hepsi de senden yana söylerdi kelâmı
112
Her hepsi de her an sana eylerdi selâmı.
Nur çehreni açsan atarak perdeyi yüzden
Söyler bana ruhum yine
'8 K N))p $
Vallah, ezelden bunu ben eyledim ezber:
Risale-in Nurdur vallah o son müceddid-i ekber.
Yüzlerce sened hem nice yüzlerce i aret,
Eyler bu mukaddes koca dâvaya ehadet..
En ba ta gelen âhid-i adl Hazret-i Kur'an
Göstermi ayânen otuzüç yerde o bürhan.
'+. $
nin kalbine gömmü Esedullah
Çok sır ki, bilenler oluyor hep sana âgâh
--- sh:»(ST:227) ↓ -------------------------------------------------------------------------------------------
W45 c.) 4 + demi
ol pîr-i muazzam
Binlerce veli hem yine yapmı buna bin zam.
Mu'cizdir o söz, hakdır o öz görmedi her göz,
Artık bu muammaları gel sen bize bir çöz.
Altıncı Sözün aldı bütün fiil ve sıfâtı,
Verdim de arındım ona hem zat ve hayâtı.
Müflis ve fakir bekliyordum imdi kapında
Tevhide eri tir beni, gel vârını sun da.
Ben ben diye yazdımsa da sensin yine ol ben,
Hiçden ne çıkar, hem bana benlik yine senden.
Afvet beni ey afvı büyük lûtfu büyük Risale-in Nûr!
Bir dem bile hem eyleme senden beni yâ Rabbenâ mehcur!
Nûr a kına, Hak a kına dost a kına ey nûr!
Nûrunla ve sırrınla bugün kıl bizi mesrur.
Ey Nûr-u Ezelden gelen Nûr-u Muhammed (A.S.M.)
Ey sırr-ı imandan gelen nur-u müebbed!
Binlerce yetimin duyulan âhını bir kes
Sarsar o büyük ar ı da Vallah bu çıkan ses.
Vallah cemilsin yeter artık bu celâlin!
Göster bize ey Nûr-u Muhammed, bir kere cemâlin !
Dergâhını aç, et bize ihsan yine ey nur-u Risâlet!
Biz dertli kuluz, kıl bize derman, yine ey nûr-u hakikat!
Emmâre olan nefsimizin emrine uyduk.
Ver bizlere sen nur ile îkan yine ey Nûr-u Kur'an!
Hırs âte i sönsün de gönül gül ene dönsün,
Saç nurunu hem feyzini her an, yine ey nur-u îman !
Sen nûr-u Bedi', Nûr-u Rahimsin bize lûtfet,
Hep iste imiz a k ile iman ey Nur-u lâhi
--- sh:»(ST:228) ↓ ------------------------------------------------------------------------------------------Dînin çekilip, dev gibi saldırmada vah et,
Rahmet bizi, garketmeye tûfan, yine ey Nûr-u Rahmânî!
Pürnûra boyansın bütün âfâk-ı cihânın
Her yerde okunsun da bu Kur'an, yine ey Nûr-u Sübhâni!
Mahbûbuna uyduk, hepimiz ümmeti olduk,
A latma yeter, et bizi handân, yine Ey Nûr-u Rabbânî!
Ol Ravza-i Pâk-i Ahmedi (A.S.M.) göster bize bir dem,
Artık olalım hep ona kurban, yine Ey Nûr-u Samedânî!
113
slâma zafer ver bizi kurtar, bizi güldür,
A'dâmızı et hâk ile yeksan yine ey Nûr-u Furkanî!
Her belde-i slâm ile, olsun bu ye il yurd,
Tâ ha re kadar cennet-i cânan yine ey Nûr-u îmânî!
Ol Fahr-i Cihan, âl-i abâ hakkı için hem yâ Rab!
Hıfzet bizi âfât ve belâdan yâ Nûr-el Envâr, bihakkı ismike-n-Nûr!
* +, &
- . & / 0 12 F
!"# $ % &
Mübarek Üstadım Efendim!
O büyük ve güzel has nurunun bu fakir ve bîçâre talebenize bu vâdide ve bu ekilde olan
ihsan ve ikramatını aynen huzur-u irfanınıza sunuyor ve bu vesile ile mübarek ellerinizi ve dâmen-i
pâkinizi bir daha öpmek erefiyle mü erref oluyorum, kabûl buyurulmasını Hazretinizden istirham
ederim efendim.
Aciz ve Biçare Talebeniz Hasan Feyzi
$ C(& K R C BZ/ ;( . f& ‡ ?
.F
--- sh:»(ST:229) ↓ ------------------------------------------------------------------------------------------Yirmisekizinci Mektub'dan
Yedinci Mes'ele
F
%5? 9 $ k, L 56 5 ,T H A = H Z , &
;`T ;4 F
u mes'ele "Yedi aret"tir.
Evvelâ tahdis-i ni'met suretinde birkaç sırr-ı inayeti izhar eden "Yedi Sebeb"i beyan ederiz.
Birinci Sebep: Eski Harb-i Umumiden evvel ve evâilinde bir vâkıa-i sâdıkada görüyorum
ki: Ararat Da ı denilen me hur A rı Da ının altındayım. Birden o da , müthi infilâk etti. Da lar
gibi parçaları dünyanın her tarafına da ıttı. O deh et içinde baktım ki merhum validem yanımdadır.
Dedim: Ana korkma! Cenâb-ı Hakkın emridir; O Rahîmdir ve Hakimdir. Birden o hâlette iken
baktım ki mühim bir Zât bana âmirane diyor ki: 'câz-ı Kur'ânı beyan et. Uyandım, anladım ki: Bir
büyük infilak olacak. O infilâk ve inkılâbdan sonra Kur'an etrafındaki surlar kırılacak. Do rudan
do ruya Kur'an kendi kendini müdafaa edecek. Ve Kur'ana hücum edilecek; i'cazı, Onun çelik bir
zırhı olacak. Ve u i'câzın bir nev'i u zamanda izharına -haddimin fevkınde olarak- benim gibi bir
adam namzed olacak. Ve namzed oldu umu anladım.
Mâdem 'caz-ı Kur'anı bir derece beyan, Sözlerle oldu. Elbette o i'cazın hesabına geçen ve
onun re ehatı ve berekâtı nev'inden olan hizmetimizdeki inâyâtı izhar etmek, i'caza yardımdır ve
izhar etmek gerektir.
--- sh:»(ST:230) ↓ ------------------------------------------------------------------------------------------kinci Sebep: Mâdem Kur'an-ı Hakim mür idimizdir, üstadımızdır, imamımızdır, herbir
âdabda rehberimizdir; O, kendi kendini medhediyor. Biz de O'nun dersine ittibâan Onun tefsirini
medhedece iz.
Hem madem yazılan Sözler onun bir nevi tefsiridir ve o risalelerdeki hakaik, Kur'anın malıdır ve
hakikatlarıdır. Ve madem Kur'an-ı Hakîm ekser surelerde, hususan
,U
larda,
U
lerde kendi kendini
kemal-i ha metle gösteriyor, kemalâtını söylüyor, lâyık oldu u medhi kendi kendine ediyor. Elbette
Sözlere in'ikâs etmi Kur'ân-ı Hakimin lemeât-ı i'caziyesinden ve o hizmetin makbûliyetine alâmet
olan inâyât-ı Rabbaniyenin izharına mükellefiz. Çünki o üstadımız öyle eder ve öyle ders verir.
Üçüncü Sebep: Sözler hakkında tevâzu' suretinde demiyorum; belki bir hakikatı beyan
etmek için derim ki: Sözlerdeki hakaik ve kemalât, benim de il Kur'anındır ve Kur'andan tere uh
etmi tir. Hattâ Onuncu Söz, yüzer âyât-ı Kur'aniyeden süzülmü bâzı katarattır. Sâir risaleler dahi
114
umumen öyledir. Mâdem ben öyle biliyorum ve mâdem ben fâniyim, gidece im; elbette bâki olacak
bir ey ve bir eser, benimle ba lanmamak gerektir ve ba lanmamalı. Ve madem ehl-i dalâlet ve
tu yan; i lerine gelmiyen bir eseri eser sahibini çürütmekle eseri çürütmek âdetleridir, elbette
Semâ-yı Kur'anın yıldızlariyle ba lanan risaleler, benim gibi çok itirazata ve tenkidata medar
olabilen ve sukut edebilen çürük bir direk ile ba lanmamalı. Hem mâdem örf-i nâsda bir eserdeki
mezâya o eserin masdarı ve menbaı zannettikleri müellifinin etvarında aranılıyor ve bu örfe göre o
hakaik-i âliyeyi ve o cevahir-i galiyeyi kendim gibi bir müflise ve onların binde birini kendinde
gösteremiyen ahsıma mâl etmek hakikata kar ı büyük bir haksızlık oldu u için risaleler kendi
malım de il, Kur'anın malı olarak, Kur'anın re ahat-ı meziyyatına mazhar olduklarını izhar etmeye
mecburum. Evet, lezzetli üzüm salkımlarının hâsiyetleri kuru çubu unda aranılmaz! te ben de
öyle bir kuru çubuk hükmündeyim.
Dördüncü Sebep: Bâzan tevâzu' küfran-ı ni'meti istilzam ediyor, belki küfran-ı ni'met olur.
Bâzan da tahdis-i ni'met,
--- sh:»(ST:231) ↓ ------------------------------------------------------------------------------------------iftihar olur. kisi de zarardır. Bunun çâre-i yegânesi ne küfran-ı ni'met çıksın, ne de iftihar olsun.
Meziyyet ve kemalâtları ikrar edip fakat temellük etmiyerek, Mün'im-i Hakikinin eser-i in'âmı
olarak göstermektir. Meselâ: Nasılki murassa ve müzeyyen bir elbise-i fâhireyi biri sana giydirse ve
onunla çok güzelle sen, halk sana dese: "Mâ âallah çok güzelsin, çok güzelle tin" E er sen
tevâzu'kârane desen: "Hâ â!.. Ben neyim hiç. Bu nedir; nerede güzellik?" O vakit küfran-ı ni'met
olur ve hulleyi sana giydiren mâhir san'atkâra kar ı hürmetsizlik olur. E er müftehirane desen:
"Evet ben çok güzelim, benim gibi güzel nerede var, benim gibi birini gösteriniz..." O vakit
ma rurane bir fahirdir.
te, fahirden küfrandan kurtulmak için demeli ki: "Evet ben güzelle tim, fakat güzellik
libasındır ve dolayısiyle libası bana giydirenindir; benim de ildir."
te bunun gibi ben de sesim yeti se bütün küre-i arza ba ırarak derim ki: Sözler çok
güzeldirler, hakikattırlar; fakat benim de iller; Kur'an-ı Kerim'in hakaikinden telemmu' etmi
ualardır.
3Z K$ W $ / & 3Z K ' $ W $ $ & düsturuyla derim ki:
%UV,K 3* + W $ / & 3* / %UV,K W $ $ & yani: "Kur'anın
hakaik-i
i'cazını
ben
güzelle tiremedim, güzel gösteremedim; belki Kur'anın güzel hakikatları, benim tabiratlarımı da
güzelle tirdi, ulvîle tirdi." Madem böyledir; hakaik-i Kur'anın güzelli i namına, Sözler namındaki
âyinelerinin güzelliklerini ve o âyinedarlı a terettüb eden inayat-ı lahiyeyi izhar etmek, makbul bir
tahdis-i nimettir.
Be inci Sebep: Çok zaman evvel bir ehl-i velâyetten i ittim ki; o zât eski velilerin gaybî
i aretlerinden istihrac etmi ve kanaatı gelmi ki: " ark tarafından bir nur zuhur edecek bid'alar
zulümatını da ıtacak." Ben böyle bir nurun zuhuruna çok intizar ettim ve ediyorum. Fakat çiçekler
baharda gelir. Öyle ise o kudsi çiçeklere zemin hazır etmek lâzım gelir. Ve anladık
--- sh:»(ST:232) ↓ ------------------------------------------------------------------------------------------ki, bu hizmetimizle o nuranî zatlara zemin ihzar ediyoruz. Mâdem kendimize ait de il elbette Sözler
namındaki nurlara ait olan inâyât-ı lâhiyyeyi beyan etmekte medar-ı fahr ve gurur olamaz; belki
medar-ı hamd ve ükür ve tahdis-i ni'met olur.
Altıncı Sebep: Sözler'in te'lifi vasıtasıyle Kur'anî olan hizmetimize bir mükâfat-ı âcile ve bir
vasıta-i te vik olan inâyât-ı Rabbaniye, bir muvaffakıyettir. Muvaffakıyet ise izhar edilir.
Muvaffakiyetten geçse; olsa olsa bir ikrâm-ı lâhî olur. kram-ı lâhi ise, izharı bir ükr-ü mânevidir.
Ondan dahi geçse; olsa olsa hiç ihtiyarımız karı madan bir keramet-i Kur'aniyye olur. Biz mazhar
olmu uz. Bu nevi' ihtiyarsız ve habersiz gelen bir kerametin izharı zararsızdır. E er âdi kerâmâtın
fevkına çıksa o vakit olsa olsa Kur'anın i'caz-ı mânevisinin u'leleri olur. Mâdem i'caz izhar edilir;
elbette i'caza yardım edenin dahi izharı i'caz hesabına geçer, hiç medar-ı fahr ve gurur olamaz; belki
medar-ı hamd ve ükrandır.
Yedinci Sebep: Nev'i insanın yüzde sekseni ehl-i tahkik de ildir ki, hakikata nüfuz etsin ve
115
hakikatı hakikat tanıyıp kabûl etsin. Belki sûrete, hüsn-ü zanna binaen makbûl ve mûtemed
insanlardan i ittikleri mesâili takliden kabûl ederler. Hattâ kuvvetli bir hakikatı zaif bir adamın
elinde zaif görür; ve kıymetsiz bir mes'eleyi, kıymetdar bir adamın elinde görse kıymetdar telâkki
eder. te ona binaen benim gibi zaif ve kıymetsiz bir biçârenin elindeki hakaik-ı imaniye ve
Kur'aniyenin kıymetini ekser nâsın nokta-i nazarında dü ürmemek için bilmecburiye ilân ediyorum
ki: htiyârımız ve haberimiz olmadan birisi bizi istihdam ediyor; biz bilmiyerek bizi mühim i lerde
çalı tırıyor. Delilimiz de udur ki: uurumuz ve ihtiyarımızdan hariç bir kısım inâyâta ve teshilâta
mazhar oluyoruz. Öyle ise o inâyetleri ba ırarak ilân etmeye mecburuz.
te geçmi "Yedi Esbab"a binaen külli birkaç inâyet-i Rabbaniyeye i aret edece iz.
Birinci âret: Yirmisekizinci Mektub'un Sekizinci Mes'elesinin Birinci Nüktesinde beyan
edilmi tir ki "tevâfukat"tır. Ezcümle: Mu'cizat-ı Ahmediye Mektubatında, Üçüncü aretinden tâ
Onsekizinci âretine kadar altmı sahife; habersiz bilmiyerek
--- sh:»(ST:233) ↓ ------------------------------------------------------------------------------------------bir müstensihin nüshasında iki sahife müstesna olmak üzere mütebaki bütün sahifelerde -kemâl-i
müvâzenetle- ikiyüzden ziyade "Resûl-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm" kelimeleri birbirine
bakıyorlar. Kim insaf ile iki sahifeye dikkat etse, tesadüf olmadı ını tasdik edecek. Halbuki tesadüf
olsa olsa bir sahifede kesretli emsâl kelimeler bulunsa yarı yarıya tevafuk olur; ancak bir iki
sahifede tamamen tevafuk edebilir. O halde böyle umum sahifelerde Resûl-i Ekrem Aleyhissalâtü
Vesselâm kelimesi; iki olsun üç olsun dört olsun veya daha ziyade olsun, kemal-i mizan ile
birbirinin yüzüne baksa; elbette tesadüfi olması mümkin de ildir. Hem sekiz ayrı ayrı müstensihin
bazamadı ı bir tevâfukât; kuvvetli bir i aret-i gaybiye içinde oldu unu gösterir. Nasıl ki ehl-i
belâ atın kitablarında belâ atın derecatı bulundu u halde; Kur'an-ı Hakimdeki belâ at derece-i
i'caza çıkmı . Kimsenin haddi de il ki ona yeti sin. Öyle de: Mu'cizat-ı Ahmediyenin bir âyinesi
olan Ondokuzuncu Mektup ve Mu'cizat-ı Kur'aniyenin bir tercümanı olan Yirmibe inci Söz ve
Kur'anın bir nevi' tefsiri olan Risale-i Nur eczalarında tevafukat umum kitapların fevkınde bir
derece-i garâbet gösteriyor. Ve ondan anla ılıyor ki: Mu'cizat-ı Kur'aniye ve Mu'cizat-ı
Ahmediyenin bir nevi' kerametidir ki, o âyinelerde tecelli ve temessül ediyor.
kinci âret: Hizmet-i Kur'aniyeye ait inâyât-ı Rabbaniyenin ikincisi udur ki: Cenâb-ı
Hak, benim gibi kalemsiz yarım ümmi, diyar-ı gurbette kimsesiz ihtilâttan men'edilmi bir tarzda
kuvvetli ciddi, samimi, gayyûr, fedakâr ve kalemleri birer elmas kılınç olan karde leri bana muavin
ihsan etti. Zaif ve âciz omuzuma çok a ır gelen Vazife-i Kur'aniyeyi, o kuvvetli omuzlara bindirdi.
Kemal-i kereminden yükümü hafifle tirdi. O mübarek cemaat ise; Hulûsinin tâbiriyle -telsiz
telgrafın ahizeleri hükmünde ve- Sabrinin tâbiriyle -nur fabrikasının elektriklerini yeti tiren
makineler hükmünde ayrı ayrı meziyetleri ve kıymetdar muhtelif hâsiyetleriyle beraber,- yine
Sabri'nin tâbiriyle - bir tevafukat-ı gaybiye nev'inden olarak evk ve sa'y ü gayret ve ciddiyette
birbirine benzer bir surette esrâr-ı Kur'aniyeyi ve envar-ı îmaniyeyi etrafa ne retmeleri ve her yere
de eri tirmeleri ve u zamanda (yâni hurufat de i mi matbaa yok herkes envar-ı imaniyeye muhtaç
oldu u bir zamanda) hem fütur verecek ve evki kıracak çok esbab varken bunların fütursuz kemal-i
evk ve gayretle bu hizmetleri
--- sh:»(ST:234) ↓ ------------------------------------------------------------------------------------------do rudan do ruya bir keramet-i Kur'aniye ve zâhir bir inâyet-i lâhiyyedir. Evet, velâyetin kerameti
oldu u gibi, niyet-i hâlisenin dahi kerameti vardır. Samimiyetin dahi kerameti vardır. Bâhusus
L LLÂH için olan bir uhuvvet dairesindeki karde lerin içinde; ciddi, samimi tesanüdün çok
kerametleri olabilir. Hattâ öyle bir cemaatin ahs-ı mânevisi bir veliyy-i kâmil hükmüne geçebilir;
inâyata mazhar olur.
te ey karde lerim ve ey hizmet-i Kur'anda arkada larım! Bir kal'ayı fetheden bir bölü ün
çavu una bütün erefi ve bütün ganimeti vermek nasıl zulümdür, bir hatâdır; öyle de: ahs-ı
mânevinizin kuvvetiyle ve kalemleriniz ile hâsıl olan fütuhattaki inâyâtı benim gibi bir biçâreye
veremezsiniz!.. Elbette böyle mübarek bir cemaatte tevâfukat-ı gaybiyeden daha ziyade kuvvetli bir
i aret-i gaybiye var ve ben görüyorum; fakat herkese ve umuma gösteremiyorum.
Üçüncü âret: Risale-i Nur eczaları bütün mühim hakaik-ı imaniye ve Kur'aniyeyi hattâ en
muannide kar ı dahi parlak bir surette isbatı çok kuvvetli bir i aret-i gaybiye ve bir inayet-i
116
lahiyedir. Çünki: Hakaik-i imaniye ve Kur'aniye içinde öyleleri var ki; en büyük bir dâhi telâkki
edilen bn-i Sina; fehminde aczini itiraf etmi "Akıl buna yol bulamaz...." demi . Onuncu Söz
Risalesi o zâtın dehâsiyle yeti emedi i hakaikı; avamlara da çocuklara da bildiriyor.
Hem meselâ: Sırr-ı Kader ve cüz'-i ihtiyarinin halli için, koca Sa'd-ı Teftazani gibi bir
allâme, kırk elli sahifede - me hur Mukaddemat-ı snâ A er nâmiyle Telvih nam kitabında - ancak
halletti i ve ancak havâssa bildirdi i aynı mesâili Kadere dâir olan Yirmialtıncı Sözde kinci
Mebhasın ikinci sahifesinde tamamiyle hem herkese bildirecek bir tarzda beyanı eser-i inâyet
olmazsa nedir?
Hem bütün ukûlü hayrette bırakan ve hiçbir felsefenin eliyle ke fedilmemi ve sırr-ı hilkat-i
âlem ve tılsım-ı kâinat denilen ve Kur'an-ı Azimü anın i'caziyle ke fedilen o tılsım-ı mü kil-kü â
ve o muamma-yı hayret-nümâ, Yirmidördüncü Mektup ve Yirmidokuzuncu Söz'ün âhirindeki
remizli nüktede ve Otuzuncu Söz'ün tahavvülât-ı zerrâtın altı adet hikmetinde ke fedilmi tir.
Kâinattaki
--- sh:»(ST:235) ↓ ------------------------------------------------------------------------------------------faaliyet-i hayretnümânın tılsımını ve hilkat-i kâinatın ve âkıbetinin muammasını ve tahavvülât-ı
zerrâtdaki harekâtın sırr-ı hikmetini ke f ve beyan etmi lerdir; meydandadır, bakılabilir.
Hem sırr-ı Ehadiyet ile eriksiz Vahdet-i Rububiyeti; hem nihayetsiz kurbiyet-i lâhiyye ile
nihayetsiz bu'diyetimiz olan hayretengiz hakikatları kemal-i vuzuh ile Onaltıncı Söz ve Otuzikinci
Söz beyan ettikleri gibi; kudret-i lâhiyyeye nisbeten zerrat ve seyyârat müsavi oldu unu; ve ha r-i
a'zamda umum zîruhun ihyası bir nefsin ihyası kadar o Kudrete kolay oldu unu ve irkin hilkat-ı
kâinatta müdahalesi imtina derecesinde akıldan uzak oldu unu kemal-i vuzuh ile gösteren Yirminci
Mektubdaki
k, 4 !"# ;+ 3 0 56 &
kelimesi beyanında ve üç temsili hâvi onun zeyli u azim sırr-ı
vahdeti ke fetmi tir.
Hem hakaik-ı imaniye ve Kur'aniyede öyle bir geni lik var ki en büyük zekâ-i be eri ihâta
edemedi i halde; benim gibi zihni mü evve vaziyeti peri an müracaat edilecek kitap yokken
sıkıntılı ve sür'atle yazan bir adamda o hakaikın ekseriyet-i mutlakası dekaikıyle zuhuru; do rudan
do ruya Kur'an-ı Hakimin i'caz-ı mânevisinin eseri ve inâyet-i Rabbaniyenin bir cilvesi ve kuvvetli
bir i aret-i gaybiyedir.
Dördüncü âret: Elli-altmı risaleler - imdi yüzotuzdur - öyle bir tarzda ihsan edilmi ki;
de il benim gibi az dü ünen ve zuhurata tebaiyyet eden ve tedkika vakit bulamıyan bir insanın;
belki büyük zekâlardan mürekkep bir ehl-i tedkikın sa'y ve gayretiyle yapılmıyan bir tarzda
te'lifleri, do rudan do ruya bir eser-i inayet olduklarını gösteriyor. Çünki: Bütün bu risalelerde
bütün derin hakaik temsilât vasıtasiyle en âmi ve ümmi olanlara kadar ders veriliyor. Halbuki o
hakaikın ço unu büyük âlimler "Tefhim edilmez" deyip; de il avâma belki havassa da
bildiremiyorlar.
te en uzak hakikatları en yakın bir tarzda en âmi bir adama ders verecek derecede; benim
gibi türkçesi az ve sözleri mu lak, ço u anla ılmaz ve bâzan kısaca mücmel yazdı ından zâhir
hakikatları dahi mü kille tiriyor diye eskidenberi i tihar bulmu ve
--- sh:»(ST:236) ↓ ------------------------------------------------------------------------------------------eski eserleri kısmen o su'-i i tiharı tasdik etmi bir ahsın elinde bu hârika teshilât ve suhulet-i
beyan; elbette bilâ üphe bir eser-i inâyettir ve onun hüneri olamaz ve Kur'an-ı Kerimin i'caz-ı
mânevisinin bir cilvesidir ve temsilât-ı Kur'aniyenin bir temessülüdür ve in'ikâsıdır.
Be inci âret: Risaleler umumiyetle pek çok inti ar etti i halde, en büyük âlimden tut, tâ
en âmi adama kadar ve ehl-i kalb büyük bir veliden tut, tâ en muannid dinsiz bir feylesofa kadar
olan tabakat-ı nâs ve tâifeler o risaleleri gördükleri ve okudukları ve bir kısmı tokatlarını yedikleri
halde tenkid edilmemesi; ve her taife derecesine göre istifade etmesi, do rudan do ruya bir eser-i
inâyet-i Rabbaniye ve bir keramet-i Kur'aniye oldu u gibi, çok tedkikat ve taharriyatın neticesiyle
ancak husûl bulan o çe it risaleler, fevkalâde bir sür'atle, hem idrâkimi ve fikrimi mü evve eden
sıkıntılı inkıbaz vakitlerinde yazılması dahi, bir eser-i inâyet ve bir ikrâm-ı Rabbânîdir.
Evet, ekser karde lerim ve yanımdaki umum arkada larım ve müstensihler biliyorlar ki:
Ondokuzuncu Mektubun be parçası; birkaç gün zarfında, her gün iki-üç saatte ve mecmuu oniki
117
saatte hiçbir kitaba müracaat edilmeden yazılması.. hattâ en mühim bir parça ve o parçada lâfz-ı
Resûl-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm kelimesinde zâhir bir hâtem-i Nübüvveti gösteren Dördüncü
cüz; üç-dört saatte, da da ya mur altında ezber yazılmı ... ve Otuzuncu Söz gibi mühim ve dakik
bir risale, altı saat içinde bir ba da yazılmı . Ve Yirmisekizinci Söz, Süleyman'ın bahçesinde bir
nihayet iki saat içinde yazılması gibi, ekser risaleler böyle olması.. ve eskidenberi sıkıntılı ve
münkabız oldu um zaman, en zâhir hakikatları dahi beyan edemedi imi belki bilemedi imi yakın
dostlarım biliyorlar. Hususan o sıkıntıya hastalık da ilâve edilse; daha ziyade beni dersten, te'liften
men'etmekle beraber.. en mühim Sözler ve risaleler, en sıkıntılı ve hastalıklı zamanımda, en sür'atli
bir tarzda yazılması; do rudan do ruya bir inâyet-i lâhiyye ve bir ikram-ı Rabbânî ve bir keramet-i
Kur'aniye olmazsa nedir?
Hem hangi kitap olursa olsun (böyle hakaik-ı lâhiyyeden ve îmaniyeden bahsetmi ise) -alâ
külli hal- bir kısım mesâili, bir kısım insanlara zarar verir; ve zarar verdikleri için, her mes'ele
--- sh:»(ST:237) ↓ ------------------------------------------------------------------------------------------herkese ne redilmemi . Halbuki u risaleler ise; imdiye kadar hiç kimsede, -çoklardan sordu um
halde- sû-i te'sir ve aksül'amel ve tahdi -i ezhan gibi bir zarar vermedikleri, do rudan do ruya bir
i âret-i gaybiye ve bir inâyet-i Rabbaniye oldu u bizce muhakkaktır.
Altıncı âret: imdi bence kat'iyyet peyda etmi tir ki; ekser hayatım, ihtiyar ve iktidarımın
uur ve tedbirimin haricinde öyle bir tarzda geçmi ve öyle garib bir surette ona cereyan verilmi ; tâ
Kur'an-ı Hakîme hizmet edecek olan bu nevi' risaleleri netice versin. Âdeta bütün hayat-ı ilmiyyem,
mukaddemât-ı ihzâriye hükmüne geçmi . Ve Sözler ile 'caz-ı Kur'anın izharı, onun neticesi olacak
bir surette olmu tur. Hattâ u yedi sene nefyimde ve gurbetimde ve sebepsiz ve arzumun hilâfında
tecerrüdüm ve me rebime muhalif yalnız bir köyde imrar-ı hayat etmekli im ve eskidenberi ülfet
etti im hayat-ı içtimaiyenin çok rabıtalarından ve kaidelerinden nefret edip terketmekli im;
do rudan do ruya bu hizmet-i Kur'aniyeyi hâlis, sâfi bir surette yaptırmak için bu vaziyet
verildi ine üphem kalmamı tır. Hattâ çok def'a bana verilen sıkıntı ve zulmen bana kar ı olan
tazyikat perdesi altında, bir dest-i inâyet tarafından, merhametkârane Kur'anın esrarına hasr-ı fikr
ettirmek ve nazarı da ıtmamak için yapılmı tır kanaatindeyim. Hattâ eskide mütalâaya çok mü tak
oldu um halde; bütün bütün sair kitapların mütalâasından bir men' bir mücanebet ruhuma
verilmi ti. Böyle gurbette medar-ı teselli ve ünsiyet olan mütalâayı bana terkettiren, -anladım kido rudan do ruya âyât-ı Kur'aniyenin üstad-ı mutlak olmaları içindir.
Hem yazılan eserler, risaleler; -ekseriyet-i mutlakası- hariçten hiçbir sebep gelmiyerek,
ruhumdan tevellüd eden bir hâcete binaen, âni ve def'î olarak ihsan edilmi . Sonra bâzı dostlarıma
gösterdi im vakit demi ler: " u zamanın yaralarına devadır." nti ar ettikten sonra ekser
karde lerimden anladım ki, tam u zamandaki ihtiyaca muvafık ve derde lâyık bir ilâç hükmüne
geçiyor.
te ihtiyar ve uurumun dairesi haricinde, mezkûr hâletler ve sergüze t-i hayatım ve
ulûmların enva'larındaki hilâf-ı âdet ve ihtiyarsız tetebbuatım; böyle bir netice-i kudsiyeye müncer
olmak için, kuvvetli bir inâyet-i lâhiye ve bir ikram-ı Rabbânî oldu una bende üphe
bırakmamı tır.
--- sh:»(ST:238) ↓ ------------------------------------------------------------------------------------------Yedinci âret: Bu hizmetimiz zamanında, be -altı sene zarfında, bilâmübalâ a yüz eser-i
ikram-ı lâhî ve inâyet-i Rabbaniye ve keramet-i Kur'aniyeyi gözümüzle gördük. Bir kısmını,
Onaltıncı Mektupta i âret ettik; bir kısmını, Yirmialtıncı Mektubun Dördüncü Mebhasının mesâil-i
müteferrikasında; bir kısmını, Yirmisekizinci Mektubun Üçüncü Mes'elesinde beyan ettik. Benim
yakın arkada larım bunu biliyorlar. Dâimî arkada ım Barlalı Süleyman Efendi çoklarını biliyor.
Hususan, Sözlerin ve risalelerin ne rinde ve tashihatında ve yerlerine yerle tirmekte ve tesvid ve
tebyîzinde, fevkal-me'mûl kerametkârâne bir teshilâta mazhar oluyoruz. Keramet-i Kur'aniye
oldu una üphemiz kalmıyor. Bunun misalleri yüzlerdir.
Hem mai et hususunda o kadar efkatle besleniyoruz ki; en küçük bir arzu-yu kalbimizi, bizi
istihdam eden sâhib-i inâyet tatmin etmek için fevkalme'mûl bir surette ihsan ediyor. Ve hâkezâ...
te bu hal gayet kuvvetli bir i âret-i gaybiyedir ki, biz istihdam olunuyoruz. Hem rıza dairesinde,
hem inâyet altında bize hizmet-i Kur'aniye yaptırılıyor.
118
3 . ;`H $ =6
F
/ ? W A 8Z 0 $ 8 0 A F
'! ) K & '! }. A %5/* ':2Y $
3 0 ;Y 7 F
$UV ', o+ ' * & Y & UV 3 0 & F
AZ 80 ,7D$ C
=6 ,# ;?l D0 A
7F
$ $ $ A 4 H N $ +&F
--- sh:»(ST:239) ↓ ------------------------------------------------------------------------------------------MAHREM B R SUALE CEVAPTIR
u sırr-ı inâyet; eskiden mahremce yazılmı , Ondördüncü Söz'ün âhirine ilhak edilmi ti. Her
nasılsa ekser müstensihler unutup yazmamı lardı. Demek münasip ve lâyık mevkii burası imi ki,
gizli kalmı .
Benden sual ediyorsun : "Neden senin Kur'andan yazdı ın Sözlerde öyle bir kuvvet, bir
te'sir var ki, müfessirlerin ve âriflerin sözlerinde nâdiren bulunur. Bâzan bir satırda, bir sahife kadar
kuvvet var; bir sahifede, bir kitap kadar te'sir bulunuyor?.."
Elcevap : Güzel bir cevaptır. eref i'caz-ı Kur'âna ait oldu undan ve bana ait olmadı ından,
bilâ-perva derim: "Ekseriyet îtibariyle öyledir." Çünkü :
Yazılan Sözler tasavvur de il tasdiktir; teslim de il, îmandır; mârifet de il, ehadettir,
uhuddur; taklid de il tahkikdir; iltizam de il, iz'andır; tasavvuf de il hakikattır; dâva de il, dâva
içinde bürhandır. u sırrın hikmeti budur ki:
Eski zamanda esâsât-ı îmaniye mahfuzdu, teslim kavî idi. Teferruatta âriflerin mârifetleri
delilsiz de olsa beyanatları makbûl idi, kâfi idi. Fakat u zamanda dalâlet-i fenniye elini esâsâta ve
erkâna uzatmı oldu undan, her derde lâyık devayı ihsan eden Hakîm-i Rahîm olan Zât-ı Zülcelâl,
Kur'an-ı Kerîmin en parlak mazhar-ı i'cazından olan temsilâtından bir u'lesini; acz ve zaafıma, fakr
ve ihtiyacıma merhameten hizmet-i Kur'ana ait yazılarıma ihsan etti. Felillâhilhamd, sırr-ı temsil
dürbünüyle, en uzak hakikatlar gayet yakın gösterildi. Hem sırr-ı temsil cihetülvahdetiyle, en
da ınık mes'eleler toplattırıldı. Hem sırr-ı temsil merdiveniyle, en yüksek hakaika kolaylıkla
yeti tirildi. Hem sırr-ı temsil penceresiyle; hakaik-ı gaybiyeye, esâsât-ı slâmiyeye uhuda yakın bir
yakîn-i îmanî hâsıl oldu. Akıl ile beraber vehim ve hayâl, hattâ nefs ve hevâ teslime mecbur oldu u
gibi, eytan dahi teslim-i silâha mecbur oldu.
Elhâsıl: Yazılarımda ne kadar güzellik ve te'sir bulunsa, ancak temsilât-ı Kur'aniyenin
lemeâtındandır. Benim hissem, yalnız iddet-i ihtiyacımla talebdir ve gayet aczimle tazarruumdur.
Derd benimdir, devâ Kur'anındır.
Said Nursî
***
--- sh:»(ST:240) ↓ -------------------------------------------------------------------------------------------
!"# $ % &
' ( ) ' * +, & - . & / 0 12
Aziz Sıddık Karde lerim!
Evvelâ geçen mübarek Leyle-i Berâtınızı ve gelecek ramazan-ı erifinizi tebrik ederiz. Bu
sene, Berat Gecesini, Nurcular hakkında çok bereketli ve kerametli oldu una bir emaresini hayretle
gördük. öyle ki:
Ben, Berat gecesinden az evvel "Asâ-yı Mûsa" tashihiyle me gul iken, bir güvercin
pencereye geldi, bana baktı. Ben dedim: "Müjde mi getirdin?" çeriye girdi. Güya eskiden dost idik
119
gibi hiç ürkmedi, "Asâ-yı Mûsa" üstüne çıktı, üç saat oturdu. Ekmek, pirinç verdim; yemedi. Tâ
ak ama kaldı, sonra gitti. Tekrar geldi. Tâ sabaha kadar yanımda kaldı. Ben yatarken ba ıma geldi,
Allah'a ısmarladık nev'inden ba ımı ok adı, sonra uçtu, gitti. kinci gün ben teessüf ederken yine
geldi, bir gece daha kaldı. Demek bu mübarek ku , hem Asâ-yı Mûsa, hem Berâtımızı tebrik etmek
istedi.
Said Nursî
***
' ( ) ' * +, &
- . & / 0 12
Evvelâ: imdi tam tahakkuk etti ki; zelzele, Risale-in Nur ile alâkadardır. Husrev'in
müdafaatımda yazılan dört zelzele mes'elesini tasdik eden bu geceki iddetli dört def'a zelzele, bana
ve Nurlara ve bu memlekete kat'î bir su'-i kasd eseri olarak hükûmet içerisinde hizmetçime
ba ırarak bana tahkirkârane ihanet ve etmedip "Git ona söyle!" diyen ve kaymakamın emr-i cebrî
ile "Hasta da olsa buraya getiriniz!" Bekçilere ve jandarmalara emir veren ve Afyonun perde
altındaki büyük me'mura dayanan Emirda zabıtası, hem Nur âkirdlerinin evklerine, hem Nurların
burada yazılmasına, hem bana ehemmiyetli sıkıntı vermesi, aynı vakitte böyle burada görülmiyen
bu iddetli zelzelenin gelmesi gösteriyor ki; Risale-i Nur, bir vesile-i def'-i belâdır.. tatile u radıkça
belâ fırsat bulup gelir.
Said Nursî
--- sh:»(ST:241) ↓ ------------------------------------------------------------------------------------------Zekâi'nin bir manzumesi
Bu Nur eser, tefsîridir o semavî kitabın,
lân eder hakikatı, emr-i hakkı bildirir.
syanlara, zulümlere mâruz olan cihanın
Bu asırda göz ya ını, nur saçarak dindirir.
Bu eserdir muzdarib gönüllere teselli,
Bu kararsız âlemin her buhranında nur saçar.
Bu eserdir her zulmette selâmet rehberi,
Ehl-i îman bu sâyede bu eserle hür ya ar.
Mâsumlara bir ö üddür, gençlerin de rehberi,
Her mazluma "A lama" der, "güleceksin yarın sen!"
Tesellisi çok yücedir, ibretlidir dersleri,
Beli bükük ihtiyara müjde verir derinden.
Bu Nur eser, her bilginin, her mü'minin sertâcı,
Derdlilerin dermanıdır, her münkiri tokatlar.
irklerin hem hedimidir, hem her kaygı ilâcı,
Zındık zâlim ili irse ba ına volkan patlar.
Bu eserdir insanları deh etlerden dûr eden,
Kudret eli hâmisidir, hayret-efza hükmü var.
Muannidler teslim olur, hükmüne ma rur iken,
Her serseri feylesofu meftun eden nuru var.
Ey güç yetmez, deh et veren hâletlerden a layan,
Fânilere aldanarak kırıldıkça ba ırma.
Ey zâilden, âcizlerden meded umup ba lanan,
Gir bu Nûrun âlemine, fânileri ça ırma.
Ayıl artık, gaflet sarho lu undan durma uyan,
Hevesatın bir ejderhadır kalbini kemirecek.
Yarın mes'ud olacaktır yoklukta Hakkı bulan,
Nûra ver nakd-i ömrü, yarın sana verilecek,
Huzûruna uhrâda ihti amlar serilecek...
120
Risale-i Nûrun Kusurlu Hâdimi
Zekâi
--- sh:»(ST:242) ↓ -------------------------------------------------------------------------------------------
? ~C . g 8 . $&F
[Âyetinin veraset-i Ahmediye (A.S.M.) cihetinde mâna-yı i ârî noktasında bu asırda o
Rahmet-en-lil'âleminin bir âyinesi ve hakikat-ı Kur'aniyenin bir hakikî tefsiri olan Risale-i Nur, o
küllî rahmetin bir cilvesi, bir nümunesi olmasından; hakikat-ı Muhammediyenin (A.S.M.) bir kısım
evsafını, mâna-yı mecâzî ile cüz'î bir varisine verilebilir diye bu parlak kasideye ili medim. Yalnız
hakikat-ı Ahmediye (A.S.M.) ile âyinesinin farkına i areten bâzı kelimeler ilâve edildi.]
Said Nursî
Huzur bulur bu gün seninle âlem
Ey bu asırda rahmet-i âlem Risalet-ün-Nur.
Sürur bulur bugün seninle âdem
Ey bir rahmet-i âlem Risalet-ün-Nur!
Bu hasta gönüller çoktan peri an,
Varsa sende e er Lokman'dan ni an,
Bir ifa sun, gel ey mahbub-u zî an
Ey cilve-i rahmet-i âlem Risalet-ün-Nur!
Gelmez mi sonu bu uzun hecenin,
Geçmez mi gamı bu yaslı gecenin,
Zâri arttı, sabrı bitti nicenin
Ey cilve-i rahmet-i âlem Risalet-ün-Nur!
Fahr-i âlem ar dan bu yere indi,
âh-ı velâyet gelip düldüle bindi,
Zülfikara bugün artık "Nur" dendi
Ey bu zamanda rahmet-i âlem Risalet-ün-Nur!
--- sh:»(ST:243) ↓ ------------------------------------------------------------------------------------------Yolumuz, bu Nurun bu nurlu yolu,
Olduk hepimiz O Nûrun bir kulu,
Nur yolunda yürüyen hem ne mutlu
Ey nümune-i rahmet-i âlem Risalet-ün-Nur!
Nurs'un nur çıkan nurlu da ında,
Bülbül öter bahçesinde ba ında,
Tozu olsak onun pâk aya ında
Ey rahmet-i âlem cilvesi Risalet-ün-Nur!
Dertlere dermansın, mahbub-u cansın,
Hem câmi-ül-Esma vel'Kur'ansın
Hem de nur-u Hakdan bize ihsansın
Ey bir rahmet-i âlem Risalet-ün-Nur!
Bu âlemde madde de il bir özsün,
Her zerreden bakan bütün bir gözsün;
Kâinatı hayran eden bütün bir yüzsün
Ey misâl-i rahmet-i âlem Risalet-ün-Nur!
Asl-ı evvelisin balın, ekerin,
Deryasısın cümle ilmin, hünerin,
Gelmedi, cihana böyle eser benzerin
Ey mir'ât-ı rahmet-i âlem Risalet-ün-Nur!
Sen, aylardan, güne lerden üstünsün,
Nihayetsiz, sonu gelmez bütünsün,
121
Nur cemâlin bütün bütün görünsün
Ey mazhar-ı rahmet-i âlem Risalet-ün-Nur!
Boyun büküp acı acı melerdik,
Göz ya ını kanlar ile silerdik,
Görsek diye seni Hakdan dilerdik
Ey bir temsil-i rahmet-i âlem Risalet-ün-Nur!
Çünki sensin, bu asırda Rahmet-en-lil'âlemînin cilvesi
Çünki sensin imdi efi'-ül-Müznibîn'in vârisi,
Agisna ya gıyas-el-müstagîsîn bir duası
Ey u'le-i rahmet-i âlem Risalet-ün-Nur!
--- sh:»(ST:244) ↓ ------------------------------------------------------------------------------------------ifa bulsun imdi biraz yaramız,
Revaç bulsun, geçmez olan paramız,
Saç nurunu, aka dönsün karamız
Ey ziyâ-yı rahmet-i âlem Risalet-ün-Nur!
Cürmümüzle külhan gibi pürnârız,
Derd elinden hem her gün zâr u zârız,
Afvet bizi mâdem sana hep yârız
Ey nur-u rahmet-i âlem Risalet-ün-Nur!
Meylimiz yok yalancı bir dünyaya,
Son verdik biz bid'alara, riyaya,
Kapılmayız öyle kuru hülyaya,
Ey bir hakikat-ı rahmet-i âlem Risalet-ün-Nur! '
Yok bizde cemiyet kurma hülyası,
Yok ba ka bir yola gitme sevdası,
Olduk ancak nurun dertli eydası
Ey dertlilere rahmet-i âlem Risalet-ün-Nur!
Yollarda bıraktık geçtik dervi i,
Attık gönüllerden öyle te vi i,
Kâfi bu parlayan nurun güne i
Ey ma'kes-i rahmet-i âlem Risalet-ün-Nur!
Geçmi iz hep medihlerden senadan,
Yüz çevirdik servetlerden gınadan,
Nur isteriz geçmeden bu fenadan
Ey bu asırda rahmet-i âlem Risalet-ün-Nur!
Nur elinden içeli biz arabı,
Çevirmi iz tatlılı a azâbı,
Bir mahbûbun biz de olduk türâbı
Ey bize rahmet-i âlem Risalet-ün-Nur!
 ıkların ar a çıkan feryâdı,
A latıyor o pâk ruhlu ecdâdı.
Allah için eyle bize imdâdı
Ey muhtaçlara rahmet-i âlem Risalet-ün-Nur!
--- sh:»(ST:245) ↓ ------------------------------------------------------------------------------------------Gökler saldı belâ, yer verdi belâ,
Sarsdı âfâkı bir acı vâveylâ,
Rahmet et âleme ey Nur-u Mevlâ
Ey cilve-i rahmet-i âlem Risalet-ün-Nur!
Bir yanda sel var, bir yanda kan akar,
Bu belâ âte i âlemi yakar,
A layan bu be er hep sana bakar
Ey nümune-i rahmet-i âlem Risalet-ün-Nur!
122
Çevrildi âte le bu koca dünya,
Bir Cehennem gibi kaynadı derya,
Yeti imdada ey âh-ı evliya!
Ey bu zamanda rahmet-i âlem Risalet-ün-Nur!
Her yangını senin nurun söndürür,
Her bir yeri bir gül ene senin nurun döndürür,
Deccâlı da bir gün gelir elbette öldürür
Ey nur-u rahmet-i âlem Risalet-ün-Nur!
Zındıkaya küfre kar ı saldırdın,
Gönüllerden kederleri kaldırdın,
Bizi nurun deryasına daldırdın
Ey bîçârelere rahmet-i âlem Risalet-ün-Nur!
Kaldıramaz sana asla kimse el,
Ba lıyoruz bizler sana candan bel,
Dünyalara sensin ümid ve emel
Ey ziya-yı rahmet-i âlem Risalet-ün-Nur!
Sen ordu kurmazsın erle u akla,
Sava mazsın öyle topla bıçakla..
Nurunla u asrı tutup kucakla
Ey imdi rahmet-i âlem Risalet-ün-Nur!
Bitsin de bu korkunç tufan-ı edid,
Açılsın yep yeni bir devr-i mes'ud,
Onsekiz bin âlem eylesin hep iyd
Ey ehl-i Kur'ana rahmet-i âlem Risalet-ün-Nur!
--- sh:»(ST:246) ↓ ------------------------------------------------------------------------------------------Geliyor u kar ıdan gerçi bir zulmet,
Fakat sensin bugün atâ-yı rahmet...
Bo acaksın onu nurunla elbet
Ey bir rahmet-i âlem Risalet-ün-Nur!
Kızıl ejder yuvamıza girmesin,
Zehirli eli yakamıza ermesin,
Kar ı durup nurun fırsat vermesin
Ey seyf-i rahmet-i âlem Risalet-ün-Nur!
Kara duman üstümüzden da ılsın
Kızıl alev sönüp âlem ayılsın,
Bu zaferin ha re kadar anılsın
Ey zülfikar-ı rahmet-i âlem Risalet-ün-Nur!
O soydandır nice canlar yakanlar,
O soydandır evler, barklar yıkanlar,
O soydandır sana kinle bakanlar
Ey hüccet-i rahmet-i âlem Risalet-ün-Nur!
Mâsumların kanlarını içerler,
Ebu Cehl'i Nemrudları geçerler,
Ölümlerden ölümleri seçerler
0Ey imdi bir rahmet-i âlem Risalet-ün-Nur!
Bir mikrop ki ci erleri di liyor,
Kanımızla kendisini besliyor,
Temiz yurdu telvis edip pisliyor
Ey bir eczahane-i rahmet-i âlem Risalet-ün-Nur!
Gazilerin, fâtihlerin kona ı,
Seyyidlerin, serverlerin ota ı,
Bu vatandır ehidlerin yata ı
123
Ey cilve-i rahmet-i âlem Risalet-ün-Nur!
O ehidin ala dönmü kefeni,
Miskler kokar güle benzer bedeni
Öper Melekler de nurlu na' ını,
Ey nümune-i rahmet-i âlem Risalet-ün-Nur!
--- sh:»(ST:247) ↓ ------------------------------------------------------------------------------------------Kur'an diyor ölmemi tir diridir,
Her birisi Hakkın arslan eridir,
Türbeleri yürekleri titretir
Ey âyine-i rahmet-i âlem Risalet-ün-Nur!
Arma ansın çünki asîl millete
Dü meyelim bir gün bile zillete,
Götür bizi anlı büyük devlete
Ey misâl-i rahmet-i âlem Risalet-ün-Nur!
Eyleyeler nurun ile hep savlet,
Zaferlerle anlar bulur bu millet,
arka garba ziya salsın bu devlet
Ey bizlere rahmet-i âlem Risalet-ün-Nur!
Nurdan kanadın, hem sa lam kolun var,
Nurdan senin Hakka giden yolun var,
Kabûl et bir kemter Feyzi kulun var
Ey bu asırda rahmet-i âlem Risalet-ün-Nur!
* +, &
- . & / 0 12 F
Üstadım Efendim Hazretleri!
? ~C . g 8 . $&F
âyetinin nurlarından nurun sayesinde alabildi im bir zerreyi bu ekilde yazdım ve huzur-u irfanınıza
sundum. Kabûlünü rica ederim. Selâmlarımızı sunar ve mübarek ellerinizi öperiz efendimiz.
Bîçâre talebeniz
Hasan Feyzi
M' ( ) V'
0 - .F
***
--- sh:»(ST:248) ↓ ------------------------------------------------------------------------------------------ÜN VERS TEDEK NUR AK RDLER N N NUR HAK KATININ FEN DA RES NDE
FEVKALÂDE KIYMET N TAKD R ETT KLER NE B R NÜMUNED R.
!"# $ % &
' ( ) ' * +, & - . & / 0 12
u kâinat semasının gurubu olmayan mânevî güne i olan Kur'an-ı Kerîm; u mevcudat
kitâb-ı kebîrinin âyât-ı tekvîniyesini okutturmak, mahiyetini göstermek için uâları hükmünde olan
envarını ne rediyor. Ukûl-ü be eri tenvir ile sırat-ı müstakimi gösteriyor. Be eriyet âleminde her
ferd, hilkatindeki makasıdı ve fıtratındaki metâlibi ve istikametindeki gayesini o hidayet güne inin
nuru ile görür, anlar ve bilir. O hidayet nurunun tecellisine mazhar olanlar, kalb kabiliyeti
nisbetinde ona âyinedarlık ederek kurbiyet kesbeder. E ya ve hayatın mahiyeti o nur ile tezahür
ederek, ancak o nur ile görülür, anla ılır ve bilinir. ems-i Ezeliyenin mânevî hidayet nurlarını
temsil eden Kur'an-ı Kerîm, kalb gözüyle hak ve hakikatı görmeyi te'min eder. Onun için, onun
nurundan uzakta kalanlar, zulümatta kalırlar. Zira her ey nur ile görülür, anla ılır ve bilinir. te u
kitab-ı kebîrin mânevî ve sermedî güne i olan Kur'an-ı Kerîmin nur-u tecellisine bu asrımızda
"Nur" ismiyle müsemma olan Risale-i Nur'un ahs-ı mânevîsi mazhar olmu tur. O Nurlar ki;
124
zulümattan ayrılmak istemiyen yarasa tabiatlı, gaflet uykusu ile gündüzünü gece yapan
sefahetperest, aklı gözüne inmi , zulümatta kalarak gözü görmez olanlara ve yolunu a ıranlara
kar ı projeksiyon gibi nurlarını îman hakikatlarına tevcih ederek sırat-ı müstakîmi büsbütün kör
olmayanlara gösteriyor. Nur topuzunu ehl-i küfr ve münkirlerin ba ına vurup "Ya aklını ba ından
çıkar at hayvan ol, yahut da aklını ba ına alarak insan ol!" diyor.
lim bir nevi nur oldu una göre, Risale-i Nurun ilme olan en derin vukufunu gösterecek biriki deliline kısa i aret ederiz.
Evvelâ: unu hatırlamalıyız ki: Risale-i Nur, ba ka kitapları de il, belki yalnız Kur'an-ı
Kerîmi üstad olarak tanıması ve
--- sh:»(ST:249) ↓ ------------------------------------------------------------------------------------------ona hizmet etmesi îtibariyle; makbûliyeti hakkında bizim bu mevzuda söz söylememize hâcet
bırakmıyor. Biz, ancak ilim erbabı mabeyninde Risale-i Nurun de erini tebârüz ettirmek için
ilâveten deriz ki:
Risale-i Nur, imdiye kadar hiç bir ilim adamının tam bir vuzuhla isbat edemedi i en
mu lak mes'eleleri gayet basit bir ekilde, en âmi avam tabakasından tut, tâ en âlî havas tabakasına
kadar herkesin isti'dadı nisbetinde anlıyabilece i bir tarzda, üphesiz ikna edici ve yakinî bir ekilde
îzah ve isbat etmesidir. Bu hususiyet hemen hemen hiç bir ilim adamının eserinde yoktur.
kincisi: Bütün Nur eserleri Kur'an-ı Kerîm'in bir kısım âyetlerinin hakikî tefsiri olup, onun
mânevî i'cazının lem'aları oldu unu her hususta göstermesidir.
Üçüncüsü: nsanların en derin ihtiyaçlarına kat'î delil ve bürhanlarla ilmî mahiyette cevap
vermesidir. Meselâ: Vâcib-ül-Vücudun varlı ı ve âhiret ve sair îman rükünlerini, bir zerrenin lisan-ı
hal ve kal suretinde tercümanlı ını yaparak isbat etmesi. En me hur slâm feylesoflarından bn-i
Sîna, Fârâbî, bn-i Rü d bu mesleklerde bütün mevcudatı delil olarak gösterdikleri halde; Risale-i
Nur, o hakikatları aynen bir zerre veya bir çekirdek lisaniyle isbat ediyor. E er Risale-i Nurun ilmî
kudretini imdi onlara göstermek mümkin olsaydı, onlar hemen diz çöküp Risale-i Nurdan ders
alacaklardı.
Dördüncüsü: Risale-i Nur; insanın senelerce u ra arak elde edemeyece i bilgileri,
komprime hulâsalar nev'inden kısa bir zamanda te'min etmesidir.
Be incisi: Risale-i Nur; ilmin esas gayesi olan rıza-yı lâhîyi tahsile sebep olması ve dünya
menfaatine ilmi hiçbir cihetle âlet etmeyerek tam mânasiyle insaniyete hizmet gibi en ulvî vazifeyi
temsil etmesidir.
Altıncısı: Risale-i Nur; kuvvetli ve kudsî ve îmanî bir tefekkür semeresi olup bütün
mevcudatın lisan-ı hal ve kal suretinde tercümanlı ını yapar. Aynı zamanda îman hakikatlarını
ilmelyakîn ve aynelyakîn ve hakkalyakîn derecelerinde inki af ettirir.
--- sh:»(ST:250) ↓ ------------------------------------------------------------------------------------------Yedincisi: Risale-i Nur; bütün ilimleri câmi' olu udur. Âdetâ ilim iplikleriyle dokunmu
müzeyyen kuma gibidir. Ve imdiye kadar hiçbir ilim erbabı tarafından söylenmemi ve her ilme
olan en derin vukufunu tebarüz ettiren vecizeler mecmuasıdır. Misâl olarak birkaçını zikrederek,
hey'et-i mecmuası hakkında bir fikir edinmek isteyenlere Risale-i Nur bahrine müracaat etmesini
tavsiye ederiz.
"Sivrisine in gözünü halkeden, güne i dahi o halketmi tir."
"Bir kelebe in midesini tanzim eden, Manzume-i emsiyeyi dahi o tanzim etmi tir."
"Bir zerreyi îcad etmek için, bütün kâinatı îcad edecek bir kudret-i gayr-ı mütenahî lâzımdır.
Zira u kitab-ı kebîr-i kâinatın herbir harfinin, bâhusus zîhayat herbir harfinin, herbir cümlesine
müteveccih birer yüzü ve nâzır birer gözü vardır."
"Tabiat; misalî bir matbaadır, tâbi' de il.. nakı dır, nakka de il.. mistardır, masdar de il..
nizamdır, nâzım de il.. kanundur, kudret de il.. eriat-ı iradiyedir, hakikat-ı hariciye de il."
"Sabit, daim, fitrî kanunlar gibi ruh dahi âlem-i emirden, sıfat-ı iradeden gelmi ve kudret
ona vücud-u hissî giydirmi tir.. bir seyyâle-i lâtifeyi o cevhere sadef etmi tir..."
Ve hâkezâ.. binler vecizeler var.
34 56 34
125
Üniversite Nurcuları namına duanıza çok muhtaç
Mustafa Ramazano lu
***
--- sh:»(ST:251) ↓ ------------------------------------------------------------------------------------------Halil brahim' in Manzumesidir
!"# $ % &
' ( ) ' * +, & - . & / 0 12
Zerremizi fart-ı efkatinle ems-i envârına dü ürdün,
Cehlimizle enaniyetimizi diyâr-ı irfanına dü ürdün.
Mâden-i nühasımızı pota-i Fürkana dü ürdün,
Hayfâ ki, o potada zünnar-ı inkârımızı dü ürdün.
Sarây-ı Kâbe-i ulyâya erip tûl-ü emelimizi dü ürdün,
Makam-ı nûr-u tevhîde varıp hâb-ı hayâlimizi dü ürdün.
Haremgâh-ı lâhîde süveyda hücresine yükümüzü dü ürdün,
Hey'et-i suretinin derunundaki mânaya gönlümüzü dü ürdün.
Tâ ezel sabahında vahdet na mesini i ittin,
Leylâ yı zaman Kays ile bir demde görü tün.
Dost ikliminin lâlesinin ba larına eri tin,
Vahdet-i sâki midadını
7K
kevserine dü ürdün.
Olmasaydın ey Risale-i Nur bize sen arma an;
Câh-ı mâsiva, nefs-i tâ utla bel'ederdi bizi heman.
Dalâletten geçemez, küfür benli inde kalırdık üryan,
Hamden Lillâh katremizi bahr-i envârına dü ürdün.
Sendeki esrâr-ı Hak
38 ,* f5
yi söylesem,
Gül vechindeki Lâhut benini erh ve beyan eylesem.
Nur-u Hudâ, mü'mine hedâ, dalâlete seyfi hemta mı desem;
Zülfikar ve Asâ-yı Mûsa ile münkirleri girdaba dü ürdün.
 ina-yı bezm-i Hakdır Risale-i Nur talebeleri;
Nur-u Yezdan, Feyz-i Kur'andır cümlesinin rehberi.
Bu âciz nâtuvan onların bir hakir kemteri,
Halil brahime "hâk-i der-i âl-i abâ" tam dü ürdün.
34 56 34
Duanıza çok muhtaç günahkâr Karde iniz
Hâk-i der-i Âl-i Abâ
--- sh:»(ST:252) ↓ ------------------------------------------------------------------------------------------Hüve Nüktesi
!"# $ % &
' ( ) ' * +, & - . & / 0 12
Aziz ve Sıddık Karde lerim!
[Karde lerim,
56
ve
56 ;4 deki 56 lafzında yalnız maddî cihette bir seyahat-ı
hayaliye-i fikriyede hava sahifesinin mütalaasıyla âni bir surette görünen bir zarif nükte-i tevhidde;
meslek-i imaniyenin hadsiz derece kolay ve vücub derecesinde sühuletli bulunmasını ve irk ve
dalaletin mesle inde hadsiz derecede mü kilatlı, mümteni' binler muhal bulundu unu mü ahede
126
ettim. Gayet kısa bir i aretle o geni ve uzun nükteyi beyan edece im.]
Evet, nasıl ki bir avuç toprak yüzer çiçeklere nöbetle saksılık eden kabında e er tabiata,
esbaba havale edilse lâzım gelir ki; ya o kabda küçük mikyasda yüzer, belki çiçekler adedince
mânevî makineler, fabrikalar bulunsun veyahud o parçacık toprakdaki herbir zerre bütün o ayrı ayrı
çiçekleri, muhtelif hâsiyetleriyle ve hayatdar cihâzâtiyle yapmalarını bilsin, âdeta bir ilâh gibi
hadsiz ilmi ve nihayetsiz iktidarı bulunsun... Aynen öyle de: Emr ve iradenin bir ar ı olan havanın,
rüzgârın herbir parçası ve bir nefes ve tırnak kadar olan
56 lâfzındaki havada, küçücük mikyasta
bütün dünyada mevcut telefonların, telgrafların, radyoların ve hadsiz ve muhtelif konu maların
merkezleri, santralları, âhize ve nâkileleri bulunsun ve o hadsiz i leri beraber ve bir anda yapabilsin.
Veyahut o
56 deki havanın, belki unsur-u havanın herbir parçasının
--- sh:»(ST:253) ↓ ------------------------------------------------------------------------------------------herbir zerresi, bütün telefoncular ve ayrı ayrı umum telgrafcılar ve radyo ile konu anlar kadar
mânevî ahsiyetleri ve kabiliyetleri bulunsun ve onların umum dillerini bilsin ve aynı zamanda
ba ka zerrelere de bildirsin, ne retsin. Çünki, bilfiil o vaziyet kısmen görünüyor ve havanın bütün
eczasında o kabiliyet var.
te ehl-i küfrün ve tabiiyyun ve maddiyyunların mesleklerinde de il bir muhal, belki
zerreler adedince muhaller ve imtinâlar ve mü kilâtlar â ikâre görünüyor. E er Sâni-i Zülcelâle
verilse, hava bütün zerratiyle onun emirber neferi olur. Bir tek zerrenin muntazam bir tek vazifesi
kadar kolayca hadsiz küllî vazifelerini Hâlikının izniyle ve kuvvetiyle ve Hâlika intisab ve istinad
ile ve Sâniinin cilve-i kudretiyle bir anda im ek sür'atinde ve
56 telâffuzu ve havanın temevvücü
suhuletinde yapılır. Yâni kalem-i kudretin hadsiz ve hârika ve muntazam yazılarına bir sahife olur
ve zerreleri o kalemin uçları ve zerrelerin vazifeleri dahi kalem-i kaderin noktaları bulunur; bir tek
zerrenin hareketi derecesinde kolay çalı ır.
te ben
56
ve
56 ;4 deki hareket-i fikriye ile seyahatimde, hava âlemini temâ â
ve o unsurun sahifesini mütalâa ederken bu mücmel hakikatı tam vâzıh ve mufassal aynelyakîn
mü ahede ettim ve
56
nin lâfzında, havasında böyle parlak bir bürhan, bir lem'a-i vâhidiyet
bulundu u gibi.. mânasında ve i âretinde gayet nurânî bir cilve-i Ehadiyet ve çok kuvvetli bir
hüccet-i tevhid ve
56 zamîrinin mutlak ve mübhem i areti hangi zâta bakıyor i âretine bir karine-i
taayyün o hüccette bulunması içindir ki; hem Kur'an-ı Mu'ciz-ül-Beyan, hem ehl-i zikir makam-ı
tevhidde bu kudsî kelimeyi çok tekrar ederler diye ilmelyakîn ile bildim.
Evet, meselâ: Bir nokta beyaz kâ ıtta, iki üç nokta konulsa karı tı ı ve bir adam muhtelif
çok vazifeleri beraber yapmasiyle
--- sh:»(ST:254) ↓ ------------------------------------------------------------------------------------------a ıraca ı ve bir küçük zihayata çok yükler yüklenmesiyle altında ezildi i ve bir lisan ve bir kulak,
aynı anda müteaddid kelimelerin beraber çıkması ve girmesi intizamını bozup karı aca ı halde;
aynelyakîn gördüm ki:
56 nin anahtarı ile ve puslasiyle fikren seyahat etti im hava unsurunda,
herbir parçası hattâ herbir zerresi içine muhtelif binler noktalar, harfler, kelimeler konuldu u veya
konulabilece i halde karı madı ını ve intizamını bozmadı ını; hem ayrı ayrı pek çok vazifeler
yaptı ı halde hiç a ırmadan yapıldı ını ve o parçaya ve zerreye pek çok a ır yükler yüklendi i
halde hiç zaaf göstermiyerek, geri kalmıyarak intizam ile ta ıdı ını; hem binler ayrı ayrı kelime,
ayrı ayrı tarzda, mânada o küçücük kulak ve lisanlara kemal-i intizamla gelip çıkıp, hiç
karı mayarak, bozulmayarak o küçücük kulaklara girip, o gayet incecik lisanlardan çıktı ı ve o her
zerre ve her parçacık, bu acib vazifeleri görmekle beraber kemal-i serbestiyetle cezbedarane hal
127
diliyle ve mezkûr hakikatin ehadeti ve lisaniyle
56
56 ;4 deyip gezer ve fırtınaların
ve
ve im ek ve berk ve gök gürültüsü gibi havayı çarpı tırıcı dalgalar içerisinde intizamını ve
vazifelerini hiç bozmuyor ve a ırmıyor ve bir i di er bir i e mâni' olmuyor.. ben, aynelyakîn
mü ahede ettim.
Demek, ya herbir zerre ve herbir parça havada; nihayetsiz bir hikmet ve nihayetsiz bir ilmi,
iradesi ve nihayetsiz bir kuvveti, kudreti ve bütün zerrâta hâkim-i mutlak bir hâssaları bulunmak
lâzımdır ki, bu i lere medar olabilsin. Bu ise, zerreler adedince muhal ve bâtıldır. Hiçbir eytan dahi
bunu hatıra getiremez. Öyle ise bu sahife-i havanın; hakkalyakîn, aynelyakîn, ilmelyakîn
derecesinde bedahetle Zât-ı Zülcelâlin hadsiz gayr-i mütenahî ilmi ve hikmetle çalı tırdı ı kalem-i
kudret ve kaderin mütebeddil sahifesi ve bir Levh-i Mahfuzun âlem-i tegayyürde ve mütebeddil
uûnatında bir levh-i mahv u isbat namında yazar - bozar tahtası hükmündedir.
te hava unsurunun yalnız nakl-i asvat vazifesinde mezkûr cilve-i vahdaniyeti ve mezkûr
acaibi gösterdi i ve dalâletin hadsiz muhaliyetini
--- sh:»(ST:255) ↓ ------------------------------------------------------------------------------------------izhar etti i gibi, unsur-u havaînin sair ehemmiyetli vazifelerinden biri de elektrik, cazibe, dâfia, ziya
gibi sair letâifin naklinde a ırmadan muntazaman asvat naklindeki vazifeyi gördü ü aynı zamanda
bu vazifeleri dahi gördü ü aynı zamanında bütün nebatat ve hayvanata teneffüs ve telkîh gibi hayata
lüzumlu bulunan levazımatı kemal-i intizam ile yeti tiriyor, emir ve irade-i lâhiyyenin bir Ar 'ı
oldu unu kat'î bir surette isbat ediyor ve serseri tesadüf ve kör kuvvet ve sa ır tabiat ve karı ık,
hedefsiz esbab ve âciz, camid, cahil maddeler bu sahife-i havaiyenin kitabetine ve vazifelerine
karı ması hiçbir cihetle ihtimal ve imkânı bulunmadı ını aynelyakîn derecesinde isbat etti ini kat'î
kanaat getirdim ve herbir zerre ve herbir parça lisan-ı hal ile
bildim ve bu
56
ve
56 ;4 dediklerini
56 anahtarı ile havanın maddî cihetindeki bu acaibi gördü üm gibi hava unsuru da bir
56 olarak âlem-i misâl ve âlem-i mânaya bir anahtar oldu.
Mütebakisi imdilik yazdırılmadı. Umuma binler selam.
Karde iniz
Said Nursî
***
--- sh:»(ST:256) ↓ ------------------------------------------------------------------------------------------Y RM DOKUZUNCU MEKTUBUN BE NC R SALE
OLAN BE NC KISMI
F
e. & N 5
.5
F
âyet-i pür-envârının çok envar-ı esrarından bir nûrunu Ramazan-ı
hissettim, hayal meyal gördüm. öyle ki: Veyselkaraninin:
………€ ‹&p,
& ‹ p, W & ‹5 u M & E u W & ?
erifte bir hâlet-i rûhaniyede
& 3 . W G7
münâcât-ı me huresi nev'inden bütün mevcudat, zevilhayat, Cenâb-ı Hakka kar ı aynı münâcâtı
ettiklerini ve onsekiz bin âlemin herbirinin ı ı ı birer ism-i lâhî oldu unu, bana kanaat verecek bir
vâkıa-i kalbiye-i hayaliyeyi gördüm. öyle ki:
Birbirine sarılı çok yapraklı bir gül goncası gibi u âlem, binler perde perde içinde sarılı,
birbiri altında saklı âlemleri bu âlem içinde gördüm. Herbir perde açıldıkça di er bir âlemi
görüyordum. O âlem ise; âyet-i nûrun arkasındaki
kd5$ 45H $ kd5$ Js G9 , 3H N D+ & F
128
d,L w ’? ‹5H 7`? kN [ ka 45H $F
.5 $ H '.5
;?9 $& 7 , /
âyeti tasvir etti i gibi bir zulümat, bir vah et, bir deh et karanlı ı içinde bana görünüyordu. Birden
bir ism-i lâhînin cilvesi bir nûr-u azîm gibi görünüp ı ıklandırıyordu. Hangi perde akla kar ı
açılmı sa, hayâle kar ı ba ka bir âlem, fakat gafletle karanlıklı bir âlem görünürken güne gibi bir
ism-i lâhî tecelli eder, ba tan ba a o âlemi tenvir eder ve hakezâ... Bu seyr-i kalbî ve seyahat-i
hayâliye çok devam etti.
--- sh:»(ST:257) ↓ ------------------------------------------------------------------------------------------Ezcümle: Rızka muhtaç hayvanat âlemini gördü üm vakit; hadsiz ihtiyacat, iddetli
açlıklariyle beraber zaaf ve aczleri, o âlemi bana çok karanlıklı ve hazin gösterdi. Birden "Rahman"
ismi "Rezzak" burcunda, yâni mânasında bir ems-i tâban gibi tulû etti, o âlemi ba tan ba a rahmet
ziyasiyle yaldızladı.
Sonra o âlem-i hayvanat içinde etfal ve yavruların zaaf ve acz ve ihtiyaç içinde çırpındıkları
hazîn ve herkesi rikkate getirecek bir karanlık içinde di er bir âlemi gördüm. Birden "Rahîm" ismi
" efkat" burcunda tulû etti. O kadar güzel ve irin bir surette o âlemi ı ıklandırdı ki ekva ve rikkat
ve hüzünden gelen ya damlalarımı ferah ve sürur ve ükrün lezzetinden gelen damlalara çevirdi.
Sonra sinema perdesi gibi bir perde daha açıldı. Âlem-i insanî bana göründü. O âlemi o
kadar zulümatlı, o kadar karanlıklı, deh etli gördüm ki; deh etimden feryad ettim, "Eyvah!" dedim.
Çünki, gördüm ki: nsanlardaki ebede uzanıp giden arzuları, emelleri ve kâinatı ihâta eden
tasavvurat ve efkârları ve ebedî beka ve saadet-i ebediyeyi ve Cenneti gayet ciddî isteyen
himmetleri ve istidatları ve hadsiz makasıda ve metâlibe müteveccih fakr u ihtiyaçları ve zaaf ve
aczleriyle beraber, hücuma mâruz kaldıkları hadsiz musibet ve a'dâlariyle beraber gayet kısa bir
ömür, gayet da da alı bir hayat, gayet peri an bir mai et içinde kalbe en elîm ve en müdhi hâlât
olan mütemadî zeval ve firak belâsı içinde -ehl-i gaflet için- zulümat-ı ebedî kapısı suretinde
görülen kabre ve mezaristana bakıyorlar... Birer birer ve taife taife o zulümat kuyusuna atılıyorlar!..
te, bu âlemi bu zulümat içinde gördü üm anda, kalb ve ruh ve aklım ile bütün letâif-i insaniyem,
belki bütün zerrât-ı vücudum feryad ile a lamaya hazır iken.. birden Cenâb-ı Hakkın "Âdil" ismi
"Hakîm" burcunda "Rahman" ismi "Kerîm" burcunda, "Rahim" ismi "Gafûr" burcunda yâni
mânasında "Bâis" ismi "Vâris" burcunda, "Muhyî" ismi "Muhsin" burcunda, "Rab" ismi "Mâlik"
burcunda tulû' ettiler. O âlem-i insanî içindeki çok âlemleri tenvir ettiler, ı ıklandırdılar ve nuranî
âhiret âleminden pencereler açıp, o karanlıklı insan dünyasına nurlar serptiler.
Sonra bir muazzam perde daha açıldı. Âlem-i Arz göründü. Felsefenin
--- sh:»(ST:258) ↓ ------------------------------------------------------------------------------------------karanlıklı kavânîn-i ilmiyeleri, hayâle deh etli bir âlem gösterdi. Yetmi def'a top güllesinden daha
sür'atli bir hareketle yirmi be bin sene mesafeyi bir senede devreden ve her vakit da ılmaya ve
parçalanmaya müstaid ve içi zelzeleli, ihtiyar ve çok ya lı Küre-i Arz içinde, âlemin hadsiz
fezasında seyahat eden bîçâre nev-i insan vaziyeti, bana vah etli bir karanlık içinde göründü. Ba ım
döndü, gözüm karardı... Birden Hâlik-ı Arz ve Semâvâtın "Kadîr", "Alîm", "Rab", "Allah" ve
e. & N B
a.
ve
, K & Q J ,u $ isimleri rahmet, azamet, rububiyet burcunda tulû' etti. O
âlemi öyle nurlandırdılar ki; o hâlette bana Küre-i Arz gayet muntazam, musahhar, mükemmel, ho ,
emniyetli bir seyahat gemisi.. tenezzüh ve keyf ve ticaret için müheyya edilmi bir ekilde gördüm.
Elhâsıl: Bin bir ism-i lâhînin kâinata müteveccih olan o esmadan herbiri bir âlemi ve o
âlem içindeki âlemleri tenvir eder bir güne hükmünde ve sırr-ı Ehadiyet cihetiyle herbir ismin
cilvesi içinde sâir isimlerin cilveleri dahi bir derece görünüyordu. Sonra kalb, her zulümat arkasında
ayrı bir nuru gördü ü için, seyahata i tihası açılıyordu.. hayâle binip semaya çıkmak istedi. O vakit
gayet geni bir perde daha açıldı. Kalb semavat âlemine girdi. Gördüm ki:
O nurânî, tebessüm eden suretinde görülen yıldızlar; Küre-i Arzdan daha büyük ve ondan
daha sür'atli bir surette birbiri içinde geziyorlar, dönüyorlar. Bir dakika birisi yolunu a ırtsa,
ba kasiyle müsademe edecek, öyle bir patlak verecek ki; kâinatın ödü patlayıp, âlemi da ıtacak.
129
Nur de il ate saçarlar; tebessüm de il, vah etle bana baktılar. Hadsiz büyük, geni , hâli, bo
deh et, hayret zulümatı içinde semâvâtı gördüm. Geldi ime bin pi man oldum. Birden
b&@, & -/(2 a@ . e. & N 5 @a. un esma-i hüsnası,
, K & Q J ,u &F S @ ! 8 p K & burcunda cilveleriyle zuhur ettiler. O mâna cihetiyle
karanlık
--- sh:»(ST:259) ↓ ------------------------------------------------------------------------------------------üstüne çökmü olan yıldızlar, o envar-ı azîmeden birer lem'a alıp, o yıldızlar adedince elektrik
lâmbaları yakılmı gibi, o âlem-i semâvat nurlandı. O bo , hâlî tevehhüm edilen semâvat dahi;
melâikelerle, ruhanîlerle doldu, enlendi. Sultân-ı Ezel ve Ebedin hadsiz ordularından bir ordu
hükmünde hareket eden güne ler ve yıldızlar, bir manevra-i ulvî yapıyor tarzında o Sultan-ı
Zülcelâlin ha metini ve a' aa-i Rububiyetini gösteriyor gibi gördüm. Bütün kuvvetimle ve mümkin
olsaydı bütün zerratımla ve beni dinleselerdi, bütün mahlûkatın lisanlariyle diyecektim. Hem umum
onların nâmına dedim:
km+5+ 7 + -l l@^ -l lp 3H b S kb S$ 7 H : /J + .5 ;o$ e. & N 5 .5
- ,r & - 4,# - 5Z p -+. $ :,9# $ 45 qc.)F
! J $ .58 c 7 .5 3 0 k.5 k.
* 5 & !"` 7Z p ) / F
âyetini okudum, döndüm, indim, ayıldım. % K & %
.B G 0
dedim.
F
Said Nursî
***
--- sh:»(ST:260) ↓ ------------------------------------------------------------------------------------------Na'büdü Nüktesi
Bu mânayı tenvir için, kendi ba ımdan geçmi nurlu bir hâli ve hakikatlı bir hayâli
söylüyorum. öyle ki:
?Z g R • ? g
deki nun-u mütekellim-i maalgayrı dü ündüm; ve
vahde sîgasından • ? sîgasına intikalin sebebini kalbim aradı. Birden namazdaki
Bir vakit
mütekellim-i
cemaatin fazileti ve sırrı, o nun'dan inki af etti. Gördüm ki: Namaz kıldı ım o Bayezid Câmiindeki
cemaatle i tirâkimi ve herbiri benim bir nevi efaatçim hükmüne ve kıraatimde izhar etti im
hükümlere ve dâvalara birer âhid ve birer müeyyid gördüm. Nâkıs ubûdiyetimi, o cemaatin büyük
ve kesretli ibâdâtı içinde dergâh-ı lâhiyyeye takdime cesaret geldi. Birden bir perde daha inki af
etti.. yâni, stanbulun bütün mescidleri ittisal peyda etti. O ehir, o Bayezid Câmii hükmüne geçti.
Birden, onların duâlarına ve tasdiklerine mânen bir nevi' mazhariyet hissettim. Onda dahi; rûy-i
zemin mescidinde, Kâbe-i Mükerreme etrafında dairevî saflar içinde kendimi gördüm
? @a.
dedim. "Benim bu kadar efaatçilerim var; benim namazda söyledi im herbir
sözü aynen söylüyorlar, tasdik ediyorlar." Mâdem hayâlen bu perde açıldı, Kâbe-i Mükerreme
mihrab hükmüne geçti; ben bu fırsattan istifade ederek o safları i had edip, tahiyyatta getirdi im
PB . V' $ % •7# &
% •7#
olan îmanın tercümanını mübarek Hacer-ül-Esvede tevdi
edip emanet bırakıyorum" derken birden bir vaziyet daha açıldı. Gördüm ki, dahil oldu um cemaat
üç daireye ayrıldı. Birinci daire: Rûy-i zeminde mü'minler ve muvahhidîndeki cemaat-ı uzma...
kinci daire: Baktım, umum mevcudat, bir salât-ı kübrâda, bir tesbihat-ı uzmâda, her taife kendine
mahsus salâvat ve tesbihatı ile me gul bir cemaat içindeyim. "Vezaif-i e ya" tâbir edilen hidemat-ı
me hûde, onların ubûdiyetlerinin ünvanlarıdır. O halde Allahu Ekber deyip hayretten ba ımı e dim,
130
nefsime baktım. Üçüncü bir daire
--- sh:»(ST:261) ↓ ------------------------------------------------------------------------------------------içinde; hayret-engiz, zâhiren ve keyfiyeten küçük, hakikaten ve vazifeten ve kemmiyeten büyük bir
küçük âlemi gördüm ki, zerrât-ı vücûdiyemden tâ havass-ı zâhiriyeme kadar taife taife vazife-i
ubudiyetle ve ükrâniye ile me gul bir cemaat gördüm. Bu dairede, kalbimdeki lâtife-i Rabbaniyem,
?Z g R • ? g
o cemâat namına diyor. Nasıl, evvelki iki cemaatte de lisanım o iki cemaat-ı
uzmayı niyet ederek demi ti.
Elhâsıl:
•?
Nûn'u, u üç cemaate i âret ediyor.
te bu hâlette iken, birden Kur'an-ı
Hakîmin tercümanı ve mübelli i olan Resûl-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâmın -Medine-i
/. R
0 < 8 M7 hitabını, mânen herkes gibi ben de i itip, o üç cemaatte herkes benim gibi • ? g
ile mukabele ediyor tahayyül ettim. $p B W x !"J W x w kaidesince, öyle bir hakikat fikre
Münevvere denilen mânevî minberinde- ahsiyet-i mâneviyesi, ha metiyle temessül ederek,
göründü ki:
Mâdem bütün âlemlerin Rabbi, insanları muhatab ittihaz edip umum mevcudatla konu ur.. ve u
Resûl-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm, o hitab-ı izzeti nev'-i be ere, belki umum zîruha ve zî uura
tebli ediyor; elbette bütün mâzi ve müstakbel, zaman-ı hâzır hükmüne geçti.. bütün nev'-i be er,
bir mecliste, safları muhtelif bir cemaat eklinde olarak o hitab, o suretle onlara ediliyor. O vakit
herbir âyât-ı Kur'aniye; gayet ha metli ve vüs'atli bir makamdan, gayet kesretli ve muhtelif ve
ehemmiyetli muhatabından, nihayetsiz azamet ve celâl sahibi Mütekellim-i Ezelîden ve makam-ı
mahbûbiyet-i uzmâ sahibi Tercüman-ı Âlî ânından aldı ı bir kuvvet-i ulviyet, cezalet ve belâ at
içinde.. parlak, hem pek parlak bir nur-u i'cazı içinde gördüm. O vakit, de il umum Kur'an; ya bir
sure veyahut bir âyet, belki herbir kelimesi birer mu'cize
--- sh:»(ST:262) ↓ -------------------------------------------------------------------------------------------
• ? Nûn'una
im gibi çıktım ve anladım ki: Kur'an'ın de il âyetleri, kelimeleri.. belki Nûn-u • ? gibi bâzı
hükmüne geçti;
girdi
% K&%
.B G 0
dedim. O ayn-ı hakikat olan hayalden
harfleri dahi, mühim hakikatların nurlu anahtarlarıdır.
Kalb ve hayâl, o Nûn-u
• ? den çıktıktan sonra akıl kar ılarına çıktı, dedi:
– Ben de hisse isterim, sizin gibi uçamam. Ayaklarım delildir, hüccettir, aynı
•?
ve
?Z
de, Mâbud ve Müsteân olan Hâlika giden yolu göstermek lâzımdır ki, sizinle gelebileyim."
O vakit kalbe öyle geldi ki: De o mütehayyir akla: Bak kâinattaki bütün mevcudâta!..
Zîhayat olsun, câmid olsun, kemal-i itâat ve intizam ile vazife suretinde ubudiyetleri var. Bir kısmı
uursuz, hissiz oldukları halde; gayet uurkârâne, intizamperverâne ve ubûdiyetkârâne vazife
görüyorlar. Demek bir Mâbud-u bilhak ve bir âmir-i mutlak vardır ki, bunları ibadete sevkedip
istihdam ediyor.
Hem bak bütün mevcudata, hususan, zîhayat olanlara.. herbirinin gayet kesretli ve gayet
mütenevvi' ihtiyacatı var ve vücud ve bekasına lâzım pek kesretli, muhtelif matlubları var; en
küçü üne elleri ula amaz, kudretleri yeti mez. Halbuki o hadsiz matlabları, ummadı ı yerden, vakti münasibde, muntazaman onların ellerine veriliyor ve bilmü âhede görünüyor.
te, u mevcûdâtın bu hadsiz fakr ve ihtiyacatı ve bu fevkalâde iânât-ı gaybiye ve imdâdât-ı
Rahmaniye bilbedâhe gösterir ki: Bir Ganiyy-i Mutlak, Kerîm-i Mutlak ve Kadîr-i Mutlak olan bir
Hâmi ve Râzıkları vardır ki; her ey ve her zîhayat, Ondan istiâne eder.. meded bekliyor. Mânen
131
?Z g R der. O vakit akıl:
-Âmennâ ve saddaknâ dedi.
Said Nursî
***
--- sh:»(ST:263) ↓ ------------------------------------------------------------------------------------------R SALE- NUR NED R, BED ÜZZAMAN K MD R?
Her asır ba ında Hadîsce gelece i teb ir edilen dînin yüksek hâdimleri, emr-i dinde mübtedi'
de il, müttebi'dirler. Yâni, kendilerinden ve yeniden bir ey ihdâs etmezler, yeni ahkâm getirmezler.
Esâsat ve ahkâm-ı dîniyeye ve sünen-i Muhammediyeye (A.S.M.) harfiyyen ittiba' yoluyla dîni
takvim ve tahkim ve dinin hakikat ve asliyetini izhar ve ona karı tırılmak istenilen ebâtılı ref' ve
ibtal ve dîne vâki tecavüzleri red ve imhâ ve evâmir-i Rabbaniyeyi ikame ve ahkâm-ı lâhiyyenin
erafet ve ulviyetini izhar ve ilân ederler. Ancak, tavr-ı esâsîyi bozmadan ve ruh-u aslîyi rencide
etmeden yeni îzah tarzlariyle zamanın fehmine uygun yeni ikna usulleriyle ve yeni tevcihat ve
tafsilât ile îfa-yı vazife ederler.
Bu me'murîn-i Rabbaniye, fiiliyatlariyle ve amelleriyle de me'muriyetlerinin musaddıkı
olurlar. Salâbet-i îmaniyelerinin ve ihlâslarının âyinedarlı ını bizzat îfa ederler, mertebe-i
îmanlarını fiilen izhar ederler. Ve ahlâk-ı Muhammediyenin (A.S.M.) tam âmili ve mi var-ı
Ahmediyenin (A.S.M) ve hilye-i Nebeviyenin hakikî lâbisi olduklarını gösterirler. Hulâsa; amel ve
ahlâk bakımından ve sünnet-i nebeviyeye ittiba' ve temessük cihetinden, ümmet-i Muhammed'e tam
bir hüsn-ü misâl olurlar ve nümune-i iktida te kil ederler. Bunların, Kitâbullah'ın tefsiri ve ahkâm-ı
dîniyenin îzahı ve zamanın fehmine ve mertebe-i ilmine göre tarz-ı tevcihi sadedinde yazdıkları
eserler; kendi tilka-i nefislerinin ve karîha-i ulviyelerinin mahsulü de ildir, kendi zekâ ve
irfanlarının neticesi de ildir.. Bunlar, do rudan do ruya menba'-ı vahy olan zât-ı pâk-i Risâletin
mânevî ilham ve telkinatıdır. "Celcelûtiye" ve "Mesnevî-i erif" ve "Fütuh-ül-Gayb" ve emsâli âsâr,
hep bu nev'idendir. Bu âsâr-ı kudsiyeye o zevât-ı âlî an ancak tercüman hükmündedirler. Bu zevât-ı
mukaddesenin o âsâr-ı bergüzidenin tanziminde ve tarz-ı beyanında bir hisseleri vardır. Yâni bu
zevât-ı kudsiye; o mânanın mazharı, mir'atı ve ma'kesi hükmündedirler.
--- sh:»(ST:264) ↓ ------------------------------------------------------------------------------------------Risale-i Nur ve tercümanına gelince :
Bu eser-i âlî anda imdiye kadar emsâline rastlanmamı bir feyz-i ulvî ve bir kemal-i
nâmütenâhi mevcut oldu undan ve hiçbir eserin nail olmadı ı bir ekilde me 'ale-i lâhiyye ve
ems-i hidâyet ve neyyir-i saadet olan Hazret-i Kur'an'ın füyûzatına vâris oldu u me hud
oldu undan; onun esası nur-u mahz-ı Kur'an oldu u ve evliyaullahın âsârından ziyade feyz-i envar-ı
Muhammediyeyi hâmil bulundu u ve zât-ı pâk-i Risaletin ondaki hisse ve alâkası ve tasarruf-u
kudsîsi evliyaullahın âsârından ziyade oldu u ve onun mazharı ve tercümanı olan mânevî zâtın
mazhariyeti ve kemâlâtı ise, o nisbette âli ve emsâlsiz oldu u güne gibi â ikâr bir hakikattır.
Evet, o zat daha hâl-i sabavette iken ve hiç tahsil yapmadan zevâhiri kurtarmak üzere üç
aylık bir tahsil müddeti içinde, ulûm-u evvelîn ve âhirîne ve ledünniyat ve hakaik-ı e yaya ve esrar-ı
kâinata ve hikmet-i lâhiyyeye vâris kılınmı tır ki; imdiye kadar böyle mazhariyet-i ulyâya kimse
nâil olmamı tır.. bu hârika-i ilmiyenin e i asla mesbuk de ildir. Hiç üphe edilemez ki; tercüman-ı
Nur, bu hâliyle ba tan ba a iffet-i mücesseme ve ecaat-ı hârika ve isti na-yı mutlak te kil eden
hârikulâde metanet-i ahlâkıyesi ile bizzat bir mucize-i fıtrattır, tecessüm etmi bir inâyettir ve bir
mevhibe-i mutlakadır.
O zât-ı zîhavârık; daha hadd-i bülû a ermeden, bir allâme-i bîadil hâlinde bütün cihan-ı ilme
meydan okumu , münazara etti i erbab-ı ulûmu ilzam ve iskât etmi , her nerede olursa olsun vâki'
olan bütün suallere mutlak bir isabetle ve asla tereddüt etmeden cevap vermi , ondört ya ından
îtibaren üstadlık payesini ta ımı ve mütemadiyen etrafına feyz-i ilim ve nur-u hikmet saçmı ,
îzahlarındaki incelik ve derinlik ve beyanlarındaki ulviyet ve metanet ve tevcihlerindeki derin
feraset ve basiret ve nur-u hikmet, erbab-ı irfanı a ırtmı ve hakkıyle "Bediüzzaman" ünvan-ı
celîlini bah ettirmi tir. Mezâyâ-yı âliye ve fezâil-i ilmiyesiyle de, dîn-i Muhammedînin ne rinde ve
isbatında bir kemal-i tam hâlinde rûnümâ olmu olan böyle bir zat, elbette Seyyid-ül-Enbiya
132
Hazretlerinin en yüksek iltifatına mazhar ve en âli himaye ve himmetine nâildir.
--- sh:»(ST:265) ↓ ------------------------------------------------------------------------------------------Ve üphesiz o Nebiyy-i Akdesin emir ve fermanı iIe yürüyen ve tasarrufu ile hareket eden
ve onun envar ve hakaikına vâris ve ma'kes olan bir zât-ı kerîm-üs-sıfattır.
Envâr-ı Muhammediyeyi ve maarif-i Ahmediyeyi ve füyuzat-ı em'-i lâhîyi en mü a' a bir
ekilde parlatması ve Kur'anî ve Hadisî olan i ârât-ı riyaziyenin kendisinde müntehi olması ve
hitâbât-ı Nebeviyeyi ifade eden âyât-ı celilenin riyazî beyanlarının kendi üzerinde toplanması
delâletleriyle o zât, hizmet-i îmâniye noktasında Risaletin bir mir'ât-ı mücellâsı ve ecere-i Risaletin
bir son meyve-i münevveri ve lisan-ı Risaletin irsiyet noktasında son dehan-ı hakikatı ve em'-i
lâhînin hizmet-i îmâniye cihetinde bir son hâmil-i zîsaâdeti oldu una üphe yoktur.
Üçüncü Medrese-i Yûsufiyenin Elhüccetüzzehra ve Zühretünnur olan tek dersini dinleyen
Nur âkirdleri namına
Ahmed Feyzi, Ahmed Nazif, Salâhattin, Zübeyr, Ceylan, Sungur, Tabancalı
Benim hissemi haddimden yüz derece ziyade vermeleriyle beraber, bu imza sahiplerinin
hatırlarını kırma a cesaret edemedim. Sükût ederek o medhi Risale-i Nur akirdlerinin ahs-ı
mânevisi namına kabûl ettim.
Said Nursî
***
--- sh:»(ST:266) ↓ ------------------------------------------------------------------------------------------MÜELL F N VAS YETNÂMES MÜNASEBET YLE HAL L BRAH M' N R SALENUR HAKKINDA NUR ÂK RDLER NAMINA YAZDI I B R FIKRASININ B R
PARÇASIDIR.
Risale-i Nur, nurdan bir ibri imdir ki; kâinat ve kâinattaki mevcudatın tesbihatları onda
dizilmi tir. Risale-in-Nur, âhize ve nâkile ile mücehhez bir radyo-i Kur'aniye'dir ki; onun tel ve
lâmbaları ve âyine ve bataryaları hükmündeki satırları, kelimeleri, harfleri öyle intizamkârâne ve
i'cazdârâne bast edilmi tir ki, yarın her ilim ve fen adamları ve her me rep ve meslek sahipleri, ilim
ve iktidarları miktarınca âlem-i gayb ve âlem-i ehadetten ve ruhâniyat âleminden ve kâinattaki
cereyan eden her hâdisattan haberdar olabilir. Zîra Risale-in-Nur, men ur-u Kur'andır. Risale-inNur, mü'minlere hedâyâ-yı hidâyet, vesile-i saadet, mazhar-ı efaat ve feyyaz-ı Rahmandır. Risalein-Nur, kâinata nevbaharın feyzini veren bir âb-ı hayat ve ayn-ı rahmet ve mahz-ı hakikat ve bir
gülzar-ı gülistandır. Risale-in-Nur; lûtf-i Yezdan, kemal-i îman, i ârât-ı Kur'an ve bereket-i
ihsandır. Risale-i Nur; kâfire hüsran, münkire tokat, dalâlete dü mandır. Risale-i Nur; bir kenz-i
mahfî, bir sandukça-i cevahir ve menba'-i envardır. Risale-in-Nur, hakikat-ı Kur'an ve mi'rac-ı
îmandır. Risale-in-Nur; sertâc-ı evliya, sultan-ül-eser ve zübdet-ül-meânî ve atâyâ-yı lâhî ve
hedâyâ-yı Sübhânîdir. Risale-i Nur, bir bahr-i hakaik ve bir sırr-ı dekaik ve kenz-ül-maârif ve bahrül-mekârimdir. Risale-i Nur hastalara ifahâne-i hikmet ve mâ-i zemzem, sa lara mai et-i hakikat
ve rîh-i reyhan ve misk-i anberdir. Risale-i Nur, mev'id-i Ahmedî (A.S.M.) ve müeyyed-i Haydarî
(R.A.) ve teâvün-ü Gavsî (K.S.) ve tavsiye-i Gazâlî (K.S.) ve ihbar-ı Fârûkîdir ( K.S.).
Risale-in-Nur: ems-i Kur'an-ı Mu'ciz-ül-Beyânın elvan-ı seb'ası, Risale-in-Nurun men ur-u
hakikatında tam tecellî etti inden.. hem bir kitab-ı eriat, hem bir kitab-ı dua, hem bir kitab-ı
hikmet, hem bir kitab-ı ubudiyet, hem bir kitab-ı emr ve dâvet, hem bir kitab-ı zikir, hem bir kitab-ı
fikir, hem bir kitab-ı ledünniyat, hem bir kitab-ı tasavvuf, hem bir kitab-ı mantık, hem bir kitab-ı
ilm-ül-kelâm, hem bir kitab-ı ilm-i lâhiyat, hem bir kitab-ı
--- sh:»(ST:267) ↓ ------------------------------------------------------------------------------------------te vik-i san'at, hem bir kitab-ı belâ at, hem bir kitab-ı isbat-ı vahdaniyet ve muarızlarına bir kitab-ı
ilzam ve iskâttır.
Risale-i Nur eczaları, bir sema-i mâneviyenin güne leri ve ayları ve yıldızlarıdır. Nasılki
zâhiren perde-i esbab olan güne ten, kamerden ve kevâkibten bütün kâinat tenevvür ve tezeyyün ve
bütün e ya ne v-ü nemâ ve hayat buluyor. te Risale-i Nur dahi bu asırda bütün âlem-i be eriyete
hayat-ı câvidân ve âdeme kâmil-i insan ve kulûbe ne 'e-i îman ve ukule yakîn-i itmi'nan ve efkâra
133
inki af ve nüfusa teslim-i rıza ve can uâlarını Kur'an-ı Mu'ciz-ül-Beyandan alıp saçmaktadır. O
semâ-i mâneviyyeyi bâzan ve zâhiren bihasbil-hikmeti âfâkı bir bulut kütlesi kaplar. O celâlli
semadan öyle bir bârân-ı feyz ve rahmet takattur eder ki istidadlar; tohumlar, çekirdekler, habbeler
gibi o sıkıcı ve o dar âlemde gerçi biraz muzdarip olurlar, fakat tâ o sıkılmaktan üzerlerindeki
kı ırları çatlar ve yırtılır, o anda bulutlar da ufuklara çekilip nöbetçi vaziyetinde beklemesi bir
imtihan-ı Rabbânî ve bir inki af-ı feyzânî ve bir rahmet-i nûrânîdir ki; evvelce bir habbe, bir
çekirdek yeniden taze bir hayata atılır. tiyakla ve ne 'e-i inki afla meyvedar koca bir a aç suretini
alır. Ve
N8
7* O
P
sırrına mazhar olurlar.
Evet, yirmi senedir devam eden u mevsim-i itâ in âallahü teâlâ nihayet bulmu ola,
dünyaya yeni bir feyizli bir fasl-ı nevbahar gele ve âlemin yüzü Nur ile güle. Risale-in-Nur Kur'an-ı
Mu'ciz-ül-Beyanın taht-ı tasarrufunda oldu undan, ona uzanan ve ili mek isteyen her el kırılır ve
her dil kurur.
Umum Nur âkirdleri nâmına
Halil brahim
Medreset-üz-Zehrâ'nın erkânları namına biz de i tirâk ediyoruz.
Osman, Rü dü, Re'fet, Husrev, Said, Hilmi, Muhammed, Halil brahim, Mehmed Nuri.
--- sh:»(ST:268) ↓ ------------------------------------------------------------------------------------------MED NE- MÜNEVVERE'DE BULUNAN VE NUR'UN HAK KATINI TAM ANLAYAN
VE SLÂM YETE H ZMET EDEN B R ÂL M N MEKTUBUDUR
Gönüller fâtihi pek muhterem ve mükerrem Üstadımız Hazretleri!
Mübarek ellerinizden öper, bütün aziz ve sadakatli talebelerinizle beraber sıhhat ve
selâmette daim olmanızı Bârigâh-ı Kibriyâdan niyaz eylerim.
Müslümanlar için en büyük bir bayram diye ancak vasıflandırılabilen beraetiniz, bütün
Nurcuları âd ve handân eyledi i gibi, bendenizi de dünyalar kadar memnun ve mesrûr eylemi tir.
Nasıl memnun etmesin ki, sizin eserlerinizle birlikte beraetiniz demek; ruhun maddiyata, nurun
zulmete, îmanın küfre, hakkın bâtıla, tevhidin irke ve irfanın cehle galip gelmesi demektir.
Yıllardan beri önüne sırada lar gibi engeller, korkunç uçurumlar gibi mâniler konulan Nur
ça lıyanı; en sonunda mu'cizevî bir ekilde bütün sedleri yıkmı , mânileri a mı , nur ile bütün
zulmetleri târumar eylemi tir.
"Mu'cizevî hârikalarla do an lâhî tecellilerin vasfında kalemler kırılır, fikirler gürülder,
ilhamlar yanar kül olur." derlerdi. Hakikaten bendeniz, imdi bu müstesna zaferin kar ısında ayni
aczi bütün varlı ımla hissediyorum. Zira tefekkür ve ilhamıma nihayetsiz bir ufuk açılıyor... Cihan,
muhte em bir Nur ma'bedini andırıyor... Civarımdaki her ey, heryer derin vecd ve isti raklarla
ga yolmu bir halde... Her zerrede
!"# $ % &
sırr-ı Sübhânîsi tecelli ediyor...
Binaenaleyh bilmiyorum, bu mes'ud hâdiseyi; anlı bir zafer, âhâne bir fetih, lâhî bir
kurtulu , cihan ümul bir bayram diye mi vasıflandırayım? Zira, kudsî dâvanın kazanmı oldu u bu
lâhî zafer, bütün slâm ve insanlık dünyasındaki mücahitlerin azimlerine kuvvet, ruhlarına can,
îmanlarına hız ve heyecan vermi tir.
--- sh:»(ST:269) ↓ ------------------------------------------------------------------------------------------Evet, azim ve îmanları, a k ve emelleri henüz kemale ermemi olan birçok müslümanlar;
maalesef acıklı bir yeis içinde idiler. Böyle bir zaferin tahakkukunu, hayal ve muhal görüyorlardı.
Fakat bütün feyiz ve nurunu insanlı ı tenvir ve ir ad için lâhî bir güne hâlinde Ar -ı A'zamın
pürnur ufuklarından inen Kur'an-ı Kerîm'den alan nur ne riyatı, durgun gölleri andıran gönülleri
deryalar gibi co turmu , kasvet ve hicran yıllarının ümit ve emellere vurdu u müthi zincirleri
kırmı tır. O nur kayna ından fı kıran o serâpâ feyiz ve hikmetler saçan eserler; hislerin, fikirlerin ve
bilhassa alevler içinde yanan ruh ve vicdanların ezelî ve ebedî ihtiyaçlarına cevap verdi i gibi;
onları dalga dalga bo ucu karanlıklar muhitinden, tertemiz ve pırıl pırıl nur ufuklarına çıkarmı tır.
Yıllarca devam eden uzun bir sükût, derin bir gaflet ve bo ucu bir zulmetten sonra lâhî bir
güne hâlinde parlıyan bu kudsî zafer, nur için yol aramakta olan peri an be eriyetin yakın bir
gelecekte uyanaca ını müjdelemektedir. Çünki; din ihtiyacı sırf müslümanların de il, bil'umum
134
insanların ezelî ve ebedî ihtiyacıdır.
Bugün bedbaht insanlık din ni'metinden mahrum olmanın sürekli hicran ve felâketlerini
ba rı yanarak çekmektedir. Bu acıklı buhranın korkunç neticesidir ki, çeyrek asır zarfında iki büyük
harbe girmi ve üçüncüsünün de kapısını çalmak çılgınlı ını göstermektedir.
Artık bütün insanları karde yaparak yemye il cennetlerin nurlu ufuklarından esen refah ve
saadet, huzur ve âsâyi rüzgâriyle dalgalanan âlem- ümûl bir bayrak altında toplayacak olan yegâne
kuvvet, slâmdır. Zîra be eriyetin bugünkü hâli, tıpkı slâmdan evvelki insan cem'iyyetlerinin acıklı
hâlidir. Bunun için insanlı ı o günkü ebedî felâketten kurtaran slâm, bu gün de kurtarabilir...
Evet, milyonların, milyarların kalbinde asırlardanberi kanamakta olan o derin yarayı saracak
yegâne mü fik el; slâmdır. Her ne kadar ufuklarda zaman zaman bâzı uydurma ı ıklar görülüyorsa
da.. müstakbel, bütün nur ve feyzini güne lerden de il, bizzat Rabb-ül-Âlemîn'den alan ezelî ve
ebedî "Yıldız"ındır. O yıldız, dünyalar durdukça duracak ve onu söndürmek isteyenleri yerden yere
vuracaktır.
--- sh:»(ST:270) ↓ ------------------------------------------------------------------------------------------Cihan-kıymet Üstadım!
Malûm-u fâzılâneleridir ki; son günlerde mukaddes dâvaya hizmet eden bâzı tenvir ve ir ad
hareketleri do mu , fakat maalesef hiç birisi "Risale-i Nur" külliyatının gördü ü mühim i i
görememi ve ihraz etti i lâhî zaferi kazanamamı tır. Zîra bu yol; Peygamberlerin, velîlerin,
âriflerin, salihlerin ve bilhassa canını cânana seve seve fedâ eden ve sayısı milyonlara sı mayan
kahraman ehidlerin mukaddes yoludur. Artık bu çetin yolda yürümek isteyenler, her an kar ılarına
dikilecek olan müthi mâniaları daima göz önünde tutmaları lâzımdır. Evet, bu yolda yürüyecek
olanların; sizdeki sarsılmak bilmeyen îmanla, yüksek ve lâhî irfanla ve bilhassa hârikulâde ihlas ve
feragatla mücehhez olmaları gerektir. Çünki; bu mühim vâdide Nur dâvasının tâkip etti i tebli ,
tenvir ve ir ad usûlü bamba ka hususiyetler ta ımaktadır. Artık insanın his ve fikrine, ruh ve
vicdanına bamba ka ufuklar açacak olan bu derin bahsi, dua buyurun da müstakil ve mufassal bir
eserde aziz din ve gönülda larımıza arzetmek erefine nâil olayım. Çünki, bu nurlu bahis o kadar
derin ve o derece mühimdir ki, böyle birkaç sahifelik mektup ve makalelerle asla ifade edilemez.
man ve Kur'an nûru ile tertemiz gönlünü fethetti iniz gençlik, lâhî zaferinizin en parlak
delilini te kil eden en mühim varlık ve en kıymetli cevherdir... "Nurdan Sesler"in hemen her
mısraında, asîl ve uurlu ruhuna hitap etti im tertemiz gençlik, i te bu hak ve hakikatın ba rı yanık
â ı ı olan gençliktir.
Nurlu dâvanın kazanmı oldu u bu son zaferin verdi i vecdle dolu bir ilhamla yazdı ım u
manzumeyi (*) takdim ediyorum. Kabulünü rica ve istirham eylerim.
Tekrar tekrar ellerinizden öper, kıymetli dualarınızı beklerim, pek muhterem Üstadım
Hazretleri.
Mânevî Evlâtlarınızdan
Ali Ulvi
***
(*): (Gönüller Fâtihi Büyük Üstada) ba lıklı olan bu manzume Mektubatın ve hlâs Risalelerinin
âhirindedir.
--- sh:»(ST:271) ↓ -------------------------------------------------------------------------------------------
<& 4 P 0 / 1B 4 G ‡ H
.
.
F
sm-i a'zamın hakkına ve Kur'an-ı Mu'ciz-ül-Beyanın hürmetine ve Resûl-i Ekrem
Aleyhissalâtü Vesselâmın erefine bu mecmuayı bastıran Risale-i Nur talebelerini Cennet-ülFirdevsde saadet-i ebediyeye mazhar eyle.. âmin. Ve hizmet-i îmaniye ve Kur'aniyede daima
muvaffak eyle.. âmin. Ve defter-i hasenatlarına Sikke-i Tasdîk-ı Gaybî'nin herbir harfine mukabil
bin hasene yazdır.. âmin. Ve nurların ne rinde sebat ve devam ve ihlâs ihsân eyle.. âmin.
.
Umum Risale-i Nur
âkirdlerini iki cihanda mes'ud eyle.. âmin. nsî ve cinnî
eytanların erlerinden muhafaza eyle.. âmin. Ve bu âciz ve bîçâre Said'in kusuratını afveyle.. âmin.
Umum Nur âkirdleri Nâmına
135
Said Nursî
136
Download

12-Sikke-i Tasdik-I Gaybi