Hz. Peygamber Dönemi Savaşlarında
Meleklerin Yardımı Meselesi
Doç.Dr. Mehmet AZİMLİa
aİslam Tarihi AD,
Dicle Üniversitesi İlahiyat Fakültesi,
Diyarbakır
Yazışma Adresi/Correspondence:
Doç.Dr. Mehmet AZİMLİ
Dicle Üniversitesi İlahiyat Fakültesi,
İslam Tarihi AD, Diyarbakır,
TÜRKİYE/TURKEY
[email protected]
ÖZET Bu çalışmada Bedir ve Hendek savaşı sırasında Müslümanlara meleklerin yardım ettiği konusu incelenmiştir. Konuyla ilgili ayetlerde geçen vurguları ve rivayet kültüründeki aktarılan bilgiler, tarihsel bağlamda, meselenin olabilirliğinin olup olmadığı cihetinden incelenmektedir.
Makalede rivayetlerdeki ifadelerin mübalağalı anlatımlar olduğu, ayetlerdeki ifadelerin ise daha
çok Allah’ın insan doğasına verdiği güçlere işaret ettiği şeklinde bir değerlendirmeye varılmıştır.
Anahtar Kelimeler: Melekler; Bedir Savaşı; İlahi Yardım; Hendek Savaşı
ABSTRACT In this article the problem of angels’s help during the Bedir and Hendek wars is studied. The verses Koran interested of subject and the knowledges which are quoted at rumor culture
at the historic coherence is studied. In this article help’s divine in the rumors which is done with
her whole dimensions which Bedir and in Hendek Wars is scrutinised.
Key Words: Angels; Bedir War; Divine Help; Hendek War
Journal of Islamic Research 2010;21(3):172-83
u çalışmamızda Bedir ve Hendek savaşları sırasında Müslümanlara
meleklerin yardım ettiği konusunda ayetlerde geçen vurguları ve rivayet kültüründeki aktarılan bilgileri tarihsel bağlamda, meselenin
olabilirliğinin mümkün olup olmadığı cihetinden incelemek istiyoruz.
Copyright © 2010 by İslâmi Araştırmalar
172
İslam Tarihi kaynaklarımızda aktarılan rivayetleri incelerken üslubumuz, öncelikle ilk klasik İslam tarihi eserleri olan İbn İshak (v.151/767),
Vakıdi (v.207/823), İbn Hişam (v.213/833), İbn Sad (v.230/844), Belazuri
(v.279/982), Taberi (v.310/922) gibi klasik dönem müelliflerinin eserlerindeki rivayetleri incelemek şeklinde olacaktır. İsmini zikrettiğimiz bu eserlerden sonra yazılan İslam tarihleri daha çok bunların tekrarı mahiyetinde
olduğu için bu bilgileri tekrar etmeyi zait buluyoruz. Ancak, yeri geldiğince bazı noktalarda buralardaki yorumlara da temas edeceğiz. Ayrıca bu meseleye Kuran’da da referans verildiği için Kuran’daki ayetleri bu bağlamda
tahlil ederek meseleye açıklık getirmek istiyoruz.
Journal of Islamic Research 2010;21(3)
HZ. PEYGAMBER DÖNEMİ SAVAŞLARINDA MELEKLERİN YARDIMI MESELESİ
A-MESELENİN ÖNEMİ
Bedir Savaşı, Hz. Peygamber Dönemi savaşları içinde özellikle ayrı bir yer tutar. Bu savaş, Müslümanların on üç yıl boyunca Mekke’de çektikleri ve
hala sırtlarında acısını hissettikleri işkenceleri yapan ve hicretten sonra Mekke’deki mallarına el koyan Mekke’nin azgın liderlerine karşı kazandıkları,
bütün Araplar tarafından şaşkınlıkla karşılanılan
önemli bir zaferdir. Bu savaş bir var olma mücadelesidir ve Hz. Peygamberin tabiriyle “Mekke’nin ciğerpareleri” yok edilmiştir.1
Bir diğer önemli savaş ise Hendek Savaşı’dır ki;
Arap yarım adasındaki Arapların o zamana kadar
toplayabildikleri en büyük kuvvet olarak nitelendirilebilecek sayıları on bini aşan Mekke ordusuna
karşı, zaman zaman münafıkların ayrılmasıyla sayıları 300’e kadar düşen Müslümanların kahramanca
yaptıkları destansı savunma savaşıdır. Kur’an-ı Kerim’in tabiriyle “yüreklerin hançerelere dayandığı”2 bu savaşta Mekkelilerin Müslümanları yok etme
konusundaki bütün ümitleri son bulmuştur.
Bu savaşların ikisi de İslam tarihinde bir dönüm noktası sayılabilir. Biri Arapları şaşkına çevirip yeni devlete ilgiyi artırarak, adeta
Müslümanların var oluşunun başlangıcını gösterirken, diğeri de Hz. Peygamberin belirttiği gibi Müslümanlar açısından savunma döneminin bitişini ve
saldırı döneminin başlamasını sağlamıştır.3 Bu atak
dönemi ileri noktada artık fütuhatla beslenip İslam’ın dünyaya açılımını sağlayacaktır ve bunun miladını da Hendek savaşı başlatmıştır dersek yanlış
olmayacaktır.
Bu iki zaferin önemi hakkında söylenebilecek
sözleri bir kenara bırakıp, çalışmamızda temas etmek istediğimiz konuya dönersek, İslam tarihi kaynaklarında bu zaferlerin anlatımları oldukça coşkun
ve mübalağalıdır. Bu anlatımlar bazen kahramanlık
ölçülerini ve insani durumları aşan noktalara kadar
sürüklenir. Bu tür mübalağalı anlatımlar ise bizim
için Kur’an-ı Kerim’de yaşayışının örnek olduğu belirtilen4 Hz. Peygamberi anlamada büyük engel teşkil etmektedir. Çünkü bu tür mübalağalı anlatımlar,
sonuçta Hz. Peygamberi örneklikten uzaklaştırmaya ve örnek alınamaz noktaya sürüklemekten başka
bir işe yaramamaktadır.
Journal of Islamic Research 2010;21(3)
Mehmet AZİMLİ
Özellikle bu iki savaş sırasında meleklerin yardımı konusu, İslam tarihi ile ilgili eserlerde değişik
boyutlarda anlatılır. Meselenin muğlâklığını anlama sadedinde klasik İslam tarihi kaynaklarına değinmeden önce, çağdaş İslam tarihçilerimizin
eserlerine bakarsak, bu iki savaşta meydana geldiği belirtilen ilahi yardımlar konusundaki kanaatlerinde bir birliktelik göremiyoruz. Bazı İslam
tarihçileri meseleyi olduğu gibi kabul etmekte ve
bu savaşlar sırasında meleklerin yardımının gerçekliğini belirtip bu görüşlerine ayetleri delil getirmektedirler.5 Kimi tarihçilerimiz ise meseleye hiç
değinmeden sadece ayetleri referans vermekte6 veya Kur’an-ı Kerim’de manevi askerlerden bahsedildiğini belirterek bu konudaki kanaatlerini
aktarmamaktadırlar.7
Bazı araştırmacılar meleklerin yardımını manevi bir yardım8 olarak alıp, bunun fiziki bir yardım
olmadığını, meleklerin maddi bir tesir yapamayacağını, bu tesiri Müslümanların kılıçları ile yaptıklarını,9 buradaki yardımın anlamının sadece güven
artırmak, direnç vermek üzere bir önlem olduğunu,10 sayıca az olan sahabenin moralini düzeltmek
için müşrik sayısınca Bedir’de bin melek, Uhud’da
ise üç bin melek sözü ile cesaret verildiğini, böylece Müslümanların rahatlatıldığını belirtirler.11
Bazı bilginler ise meseleyi tamamen mecaz
olarak algılayıp savaşlardaki galibiyetlerin meleklerin herhangi bir yardımıyla değil, savaş kurallarına riayet edip savaş tedbirlerine başvurmakla
gerçekleştiğini, bu manada meselenin, yüksek moral, disiplin ve tedbir ile bir gece önce içki içen ayyaş müşriklere karşı kazanılan bir zafer olduğunu
belirtirler.12 Bu anlamda Kuran’ın kasırgayı Allah’ın askeri olarak yorumladığını,13 o sırada meydana
gelen rüzgâr ve kum fırtınasının buna yardım ettiğini, Hz. Peygamberin hazırladığı yüksek moralli
sahabe ordusunun elindeki kılıç yerine sopa olsaydı bile, o coşkuyla müşrikleri yenebileceklerini belirtirler.14
Bu izahlardan da anlaşılacağı üzere savaşlarda
melekler vasıtasıyla ilahi yardımlar konusunda tarihçiler arasında bir fikir birliği yoktur, kafa karışıklığı ortadadır. Bu da meselenin zihinlerde
halledilemediğinin göstergelerinden biridir. Konuyla ilgili ayetlerin olması da meseleyi daha
173
Mehmet AZİMLİ
HZ. PEYGAMBER DÖNEMİ SAVAŞLARINDA MELEKLERİN YARDIMI MESELESİ
önemli hale getirmektedir. Bu nedenlerden dolayı
bu konuyu incelerken öncelikle bu konuyla ilgili
rivayetlerin tahlillerini yapmak sonra da bu anlatımlara delil olarak getirilen ayetleri incelemek istiyoruz.
B-RİVAYETLER
Konuyla ilgili gelen rivayetler, daha çok Bedir savaşı üzerinde yoğunlaşmaktadır. Uhud savaşı sebebiyle inen ayetlerde bile bu konuya temas
edilmektedir. Ayrıca Hendek savaşında yardım konusu da aktarılmaktadır. Bunların dışında Huneyn
savaşıyla ilgili olarak birkaç referans verilmektedir.
Bu sebeple rivayetleri ve ayetleri tahlil ederken öncelikle Bedir savaşıyla, daha sonra da Hendek Savaşıyla ilgili olanları tahlil etmek, bu arada diğer
referanslara da değinmek istiyoruz.
1-BEDİR SAVAŞI
Klasik İslam Tarihi kaynaklarından İbn İshak’ta
meleklerin savaşa katıldıkları ile ilgili bir kayıt yer
almamaktadır. Sadece diğer bazı kaynaklarımızda
da geçen Bedir savaşında şeytanın hicret sırasında
Hz. Peygamberi yakalamaya çalışan Suraka b. Malik şekline girdiği,15 Mekkelileri savaşa teşvik ettiği,16 ancak melekleri görünce denize kadar kaçıp
kendini denize atarak Allah’tan “dünyadaki rolünün kaldırılmasını mühletinin tamamlanmasını” istediği şeklinde pek makul olmayan bir rivayet
bulunmaktadır.17 Bu rivayet, muhtemelen şeytanın
görevinin sona ermesini bile isteyecek kadar meleklerden korktuğunu ifade etmeye yönelik ve en
uzak yer olarak ancak denizi düşünebilen Arap muhayyilesinin uydurduğu bir haber olsa gerektir.18
Ayrıca şeytanın Bedir savaşına katılması Müslüman
şairlerin müşriklere yönelik söyledikleri şiirlerde
ortaya konulmuş sonra da rivayetlere girmiş ve
muhtemelen Suraka’nın düşmanları tarafından ortaya konulmuş olsa gerektir.19 Olayın şeytan-insan
ilişkisi açısından ve böyle bir şeyin olup-olamayacağı açısından düşünüldüğünde de kabul edilebilir
bir yanı görülmemektedir. Bu konuyla ilgili başka
bir çalışmamızda meseleye temas ettiğimiz için bu
meseleyi geçiyoruz.20
İslam tarihçilerimizden Belazuri, Meleklerin
yardımı ile ilgili olarak savaşlarda meleklerin ve
174
rüzgârın yardımıyla yardım edildiğinden bahseder,
ancak hiçbir örnek üzerinde bu konunun detaylarına girmez.21 Taberi ve İbn Hişam ise meseleyi İbn
İshak ve Belazuri’de geçmeyen bir biriyle çelişkili
birkaç rivayet ile izah etmeye çalışırlar.
Bu rivayetlerden biri Gifar kabilesinden savaşı seyretmeye gelen iki müşriğin, silah ve at sesleri
ile savaş meydanına gelen Cebrail’in bindiği atına
hitaben “ya hayzum” şeklindeki sesini duymaları
üzerine, birinin ölmesi, diğerinin bayılması şeklindedir.22 Tarihçi İbn Kesir bu rivayeti başka bir rivayeti delil getirerek reddetmektedir.23 Bu rivayete
göre eğer Cebrail’in sesi ile savaşı seyreden bir müşrik ölüyorsa, Hz. Peygambere karşı savaşanlar bu
sesi neden duymadılar? Ayrıca müşriklerin ölmesi
için ses yeterli ise, Cebrail’in at üstünde silahını kuşanmış bir şekilde gelmesine gerek olmaması lazımdır.
Aynı kaynaklarda Hz. Peygamberin Cebrail’in
at üzerinde yardıma geldiğini belirttiği bir rivayet
bulunmaktadır.24 Bu kitaplarımızda bu rivayetlerin
hemen akabinde aktarılan rivayet de ise sahabelerden aktarılan: “Müşriklerle çarpışırken kılıcımızı
uzatıyorduk, kılıcımızı vurmadan müşrikin kafası
düşüyordu.” şeklinde bir rivayet bulunmaktadır.25
Bu rivayete göre savaşa gelen melekler görünmemektedir, ancak savaşmaktadırlar. Tabi bu rivayet
de bir yukarıdaki ve biraz sonra vereceğimiz birçok rivayetteki meleklerin göründüğüne dair rivayetleri nakzetmektedir. Misal verecek olursak, bu
rivayeti veren İbn Hişam’da geçen başka bir rivayette melekler gözle görünmektedir.26 Yine Vakidi’de Hz. Peygamberin sağında solunda savaşan,
ancak kim oldukları bilinmeyen adamlardan bahsedilip, bunların onu koruyan melekler olduğu aktarılmaktadır.27 Dikkat edilirse rivayetlerin bir
kısmında melekler görünür bir şekilde savaşırlarken, bir kısmına göre ise görünmeden savaşmaktadırlar. Bu da kaynaklarımızdaki bu rivayetlerin
birbirini nakzettiğini gösteren bir durumdur ve
hangi rivayet esas alınırsa, diğerinin ona ters düştüğü görülecektir.
İlk kaynaklarımızdan aktardığımız bu rivayetleri yeterli görüp fazla detaya girmeyerek Hz. Peygamberin bile melekleri görüp görmediği
konusundaki tartışmaların olmasını bir kenara bıJournal of Islamic Research 2010;21(3)
HZ. PEYGAMBER DÖNEMİ SAVAŞLARINDA MELEKLERİN YARDIMI MESELESİ
rakarak28 bu rivayetler hakkında bazı tahliller yapmak istiyoruz.
Eğer buradaki rivayetler gereği savaşa gelen
melekler, insan suretinde görünüyorlarsa29 bu durumda bu yabancı savaşçılar, sahabilerin neden
dikkatini çekmemektedir? Hz. Peygamber üniforma olmadığı için müşriklerle aynı elbiseleri giyen
Müslümanlara, savaş sırasında birbirlerini tanıyabilmeleri için parola öğretmişti.30 “Ehad ehad” şeklinde olan bu parola ile aralarında anlaşacaklardı ve
parolayı bilenin Müslüman olduğu anlaşılacaktı.31
Bu durumda, savaş ortamında bu yabancı savaşçılara bu parola neden sorulmadı? Rivayetlere göre
meleklerin sarığının rengine32 kadar anlatan sahabiler, bu bilinmeyen adamlara parolayı neden sormadılar? Bu sorular birer muammadır.
Eğer bu melekler Müslümanlarla birlikte aynı
safta müşriklere karşı savaştılarsa, bu durumda
müşrik ordusuna Müslüman sayısı fazla görünecekti. Verilen en az sayı olan bin rakamını alsak bile Müslümanların ordusunun sayısı müşriklere
1300 kişi olarak gözükecekti. Hâlbuki Kuran-ı Kerim bu savaşta kâfirlere Müslümanların sayısının
az göründüğünü açıkça belirtir. (…sizi de onların
gözünde azaltıyordu... Enfal-44) Böylece meleklerin bu savaşta savaştıkları iddiası bu ayete de tezat
teşkil etmektedir.33 Burada kâfirlerin melekleri görmediği düşünülemez. Bununla ilgili gelmiş birçok
rivayet anlatılmaktadır.34 Zaten melekler eğer geldilerse, kâfirleri korkutmak için geldiklerinden dolayı onlar melekleri görmeleri gerekir. Görünce de
Müslümanların sayısını kendilerinden fazla olarak
görmeleri sonucu ortaya çıkacaktır. Bu da ilgili ayete ters bir durumdur.
Meleklerin insan suretinde savaştıkları şeklindeki rivayetlerin en önemli açmazı, Kuran’da üç
yerde (Cunudun Lem Teravha –Görmediğiniz ordular) şeklinde geçen (Tevbe 26-40, Ahzab-9) ayetlerdir. Esasında Kuran savaş sırasındaki yardım
konusunda böyle hitap ederken, insan suretindeki
melek savaşçılardan bahseden rivayetlerin, başka
bir tahlile gerek duymaksızın terk edilmesi gerektiğini düşünüyoruz.
Rivayetlere genel olarak bakarsak ilginç bir açmaz da, savaşta görünüp görünmedikleri yukarıda
Journal of Islamic Research 2010;21(3)
Mehmet AZİMLİ
değindiğimiz gibi çelişkiler barındırmasına rağmen,
meleklerin kıyafetleri ve atları konusundaki en ince detayların bile verilmesidir. Buna göre bazı rivayetlerde melekler yer ve gök arasında35, bacakları
alaca tenli kır atlara binmiş, ak benizli şahıslar olarak tarif edilmektedir.36 Ayrıca meleklerin sarıklarının Bedir savaşında beyaz, Huneyn’de kırmızı
olduğu, Cebrail’in ki ise sarı renkte olduğu,37 sarıklarını omuzlarının arasına sarkıttıkları38 ve bu savaşta Cebrail, İsrafil, Mikail’in her birinin bin
meleğin başında başlarına kırmızı, sarı, yeşil sarıkları sarmış, göğüslerinde işaretli tüyler ile nurdan
alaca tenli işaretli atlar üzerinde (hem nurdan hem
alaca tenli nasıl oluyorsa?) savaş meydanına geldikleri belirtilir.39 Yine Cebrail’in Beni Kureyza savaşına başında atlastan beyaz bir sarık, üzerinde ipek
atlastan kadife bir elbise ile eyerlenmiş bir katıra
binmiş olduğu halde geldiği belirtilir.40 Başka bir
rivayette ise savaş sırasında gökyüzünden siyah karıncaya benzer siyah çizgili bir elbise düştüğü, bütün ufku kapladığı, vadinin dolu dolu kan aktığı,
bunun da melekler olduğu anlatılır.41
Birçok sahabenin görünmediğini belirttiği meleklerin, kıyafetlerine, çeşitli renklerde sarık sarış
tiplerine, göğüslerindeki işaretli tüylere, atlarının
bacaklarının alacalığına kadar detayların verilebilmesi, o savaş ortamında kanaatimizce mümkün görünmemektedir. Bu kadar detaylıca görünebilen
melekleri sadece birkaç kişinin değil, herkesin görmesi gerekirdi. Bu kadar önemli bir olayın çok az
sahabenin gündemine girmesi ve sahabe büyüklerinin bu konular hakkında bilgiler vermemesi de
şaşırtıcıdır. Bu konudaki rivayetlerden bir kısmını
da Bedir savaşı sırasında Müslüman olmayan kişilerin aktarması da ayrı bir ayrıntıdır.
Ayrıca kanatları olduğu bilinen meleklerin savaş için atlara ve katırlara ihtiyaç duyması ve savaşa bunlar eşliğinde ve silahlarla gelmesi de42 ayrı bir
problemdir. Bu noktada bu tür anlatımlar mecazi
anlatım türüdür şeklinde izah edilebilir. Bu takdirde yani meleklerin tiplerini, kılık ve kıyafetlerini
mecaz ile yorumlama yolu açılırsa, aynı yorumlama
türü fiili savaşa katıldıkları43 konusundaki rivayetler için de uygulanması gerekecektir. Eğer bu rivayetleri mecaz olarak yorumlayacaksak, aynı
rivayetin devamında gelen meleklerin savaşmala175
Mehmet AZİMLİ
HZ. PEYGAMBER DÖNEMİ SAVAŞLARINDA MELEKLERİN YARDIMI MESELESİ
rını da fiili savaşma olarak değil, mecaz olarak yorumlamak en makul açıklama türü olacaktır.
Bu konuda gelen rivayetler hakkında bir diğer
dikkat çekmek istediğimiz yön ise bir kısım rivayetlerin siyasi gerekçelerle ortaya konulmasıdır.
Bununla ilgili ilginç bir örnek Hz. Peygamberin
amcası Abbas’ın esir edilmesi meselesinde görülmektedir. Bazı rivayetlere göre zayıf ve çelimsiz bir
sahabi olan Ebu’l-Yeser Kab b. Amr, Abbas’ı esir
edip getirince ona, Abbas’ı nasıl esir ettiği sorulur.
O da şeklini tarif ederek, hiç görmediği bir zatın
Abbas’ı esir etme konusunda kendisine yardım ettiğini belirtir. Hz. Peygamber de o zatın melek olduğunu söyler.44 Bir diğer rivayete göre ise, savaş
sonunda Abbas: “ beni kır ata binmiş, güler yüzlü,
içinizde göremediğim biri esir etti” deyince, onu
esir eden sahabe olan Ebu’l-Yeser, biraz evvelki
sözlerinin tam tersine kendisinin esir ettiğinde ısrar
ederek: “hayır, onu ben kendim esir aldım” diye itiraz eder. Bunun üzerine Hz. Peygamber ona: “Sus!
Allah seni şerefli bir melekle destekledi” buyurur.45
Bu durumda aynı olayla ve aynı şahısla ilgili iki
farklı birbirine zıt rivayetin ortaya çıkması dikkat
çekicidir. Buna göre ilk rivayette melek esir edene
görünürken, ikincisinde görünmemektedir. Dolayısıyla aynı konuda aktarılan bu rivayetler birbirini nakzetmektedir. Ancak kesin olan bir durum var
ki; iki rivayette de Abbas, güçlü biriymiş ve aslında esir edilemezmiş ancak melekler onu esir alabilmiş gibi bir imaj verilmektedir. Aslında, bu
rivayetler siyer kitaplarının yazıldığı Abbasi asrında, Abbasi sultanlarının dedeleri olan ve o sırada
mücadele ettikleri Ali oğullarının atası Hz. Ali’nin
kahramanlığına karşı Abbas’ı övmeye yönelik siyasi uydurmalardan başka bir şey değildir.46
Konumuzla ilgili vereceğimiz bir diğer örnek
ise Hz. Peygamberin hayatının mezhepler arası
mücadelelere kurban edilmesinin ilginç bir örneğidir. Rivayete göre47 Bedir savaşı sırasında gönderilen meleklerden beş yüzü Cebrail’le birlikte savaş
sırasında Hz. Ebubekir’in yanında, beş yüzü de Mikail’le birlikte Hz. Ali’nin yanında savaşıyorlardı.4
Bu rivayetle Melekler her ikisinin yanında yer alıyor ve böylece savaş sırasında sadece Hz. Ali değil,
Hz. Ebubekir de ön plana çıkartılmış oluyor. Bu tür
rivayetler Hz. Ali’yi ön plana çıkaran Şia’ya karşı
176
denge siyaseti güden Ehl-i Sünnet’in mantığını göstermesi açısından çok ilginçtir.
2-HENDEK SAVAŞI
Hendek savaşında meleklerin yardımından bahseden bazı rivayetler bulunmaktadır. Bunların en belirgini olan rivayette, detaylı bir Cebrail tarifinden
sonra Cebrail’in savaş sonunda Hz. Peygambere gelip meleklerin silahı bırakmadığını, Beni Kureyza
yurduna gidiyor olduklarını söylediğini belirten rivayettir.49 Rivayetteki Cebrail’in kıyafeti ve bineğinin detayları konusundaki anlatımın nasıl olduğunun yorumunu yukarıda yaptığımız için geçiyoruz.
Bunun dışında sahabeden Huzeyfe’nin savaş sonunda savaş meydanından ayrılan ve melek olduğunu
düşündüğü yirmi tane sarıklı adam gördüğün- den
bahsedilen rivayet bulunmaktadır.50 Bu rivayetin
tek bir kişiden gelmesi dışında, diğer sahabeler tarafından görülmeyip teyit edilemeyen olaylar cinsinden olduğunu belirtip, ayrıca Hendek savaşı
sırasında meleklerin savaştıklarına dair hiçbir rivaye- tin olmaması ve İbn Hişam’ın zikrettiği “..Bedir
dışında meleklerin hiçbir savaşta fiilen savaşmadıkları…”rivayeti51 ve Kuran’daki “görünmeyen ordular”52 tabiriyle de çeliştiğini belirtmek istiyoruz.
Hendek savaşı, esasen sahabenin gayreti, Hz.
Peygamberin tedbirleri ile başarılan bir zaferi anlatmakta, meleklerin fiziki yardımından bahsedilen somut bir olay rivayetlerde net olarak
bahsedilmemektedir. Aslında bu savaş sırasında
meydana gelen soğuk ve rüzgâr, Müşrik ordusunu
vurmuştur.53 Bunu, soğuk ve rüzgârın ordudaki çadırları söküp, ateşleri söndürdüğü sırada ordusuna
hitabeden Ebu Süfyan’ın sözlerinde görebiliyoruz;
“Ey Kureyş cemaati! Vallahi, siz durulacak bir yerde durup sabahlamadınız. Vallahi, siz durulacak gibi bir yerde değilsiniz. Atlar, develer ölmeye
başladı. Kıtlık her tarafı sardı. Benî Kurayza Yahudileri de bize karşı aksilik etmeye başladılar. Onlardan, hoşumuza gitmeyecek haberler aldık.
Rüzgârlardan başımızı gelenleri görüyorsunuz. Ne
tencerelerimizi, ne ateşimizi, ne de barınacağımız
çadırlarımızı yerinde bırakıyor. Hemen göç edip gidiniz. İşte, ben göç edip gidiyorum.”54 Bundan sonrasını İbn Hişam şöyle anlatır; “ortaya çıkan soğuk
bir fırtına, düşman çadırlarını söküyor, ateşlerini
Journal of Islamic Research 2010;21(3)
HZ. PEYGAMBER DÖNEMİ SAVAŞLARINDA MELEKLERİN YARDIMI MESELESİ
söndürüyor, atlarını ürkütüyor, düşmanı toza boğuyordu. Sonunda düşman perişan oldu, çekip gitti. Bu durum onları kendi başlarının derdine
düşürmüş, ordugâhlarına çekilmek, sinmek zorunda bırakmıştı. Rüzgâr çadırların bezlerini, derilerini yırtıyor, direklerini söküyor, koparıyor, sergileri
kumlara gömüyor, hiç kimse hiç kimsenin yanına
gidemiyordu. Yakılan ateşler sönüyor, develer atlar
birbirlerine karışıyordu. Müşriklerin kalplerine büyük bir korku düşmüştü.”55
Yalnız buradaki rüzgâr ve sarsıntıları meleklerin müşriklere yönelik yaptıkları bir olay olarak
algılamamak lazımdır.56 Eğer bunu meleklerin
müşriklere yönelik bir azabı olarak algılarsak, bu
takdirde aynı azabı Müslümanlara da gösterdiklerini kabul etmek zorunda kalırız. Çünkü bu rüzgâr
ve soğuk müşrikleri üşütüp tedirgin ederken, Müslümanları da tedirgin etmişti. Huzeyfe’den gelen rivayette Hz. Peygamberin Müşriklerin karargâhını
kontrol etmek üzere kimin gideceğini sormuş gidene cennet vaad etmiştir. Ancak sahabelerden
hiçbiri korku, açlık ve soğuktan dolayı yerinden
kalkamamış ve sadece Huzeyfe gitmiştir.57 Aynı rivayetin devamında Huzeyfe görevinden döndükten sonra Hz. Peygambere rapor verirken şunları
söylemektedir; “Yâ Rasûlallah! Halk Ebu Süfyan’ın
başından dağılmış, başında ancak bir cemaat kalmıştır. Allah, bizim üzerimize boşalttığı soğuk gibi,
onların üzerine de soğuk boşaltmaktadır. Fakat biz
buna karşılık Allah’tan onların dilemedikleri ecri
dileriz.” demiştir ve üşüdüğü için Hz. Peygamber
tarafından ısıtılmıştır.58 Buradan da anlaşılmaktadır ki Hendek savaşı sırasındaki rüzgâr ve soğuk
özel bir şey değil, mevsimin gereği olan ve Müslümanların da hissettikleri bir şeydi. Nitekim Mekkelilerin soğuk mevsiminin gelmesinden dolayı bir
an önce savaşı bitirip ayrılmayı düşünüyor ve hesap
ediyorlardı.
Esasen meleklerin savaş sırasındaki yardımları konusundaki problemleri meleklerin sadece Bedir savaşında fiilen savaşa katıldıkları şeklindeki
rivayetle çözmeye çalışmak da meseleyi halledememektedir.59 Bir defa bunun mantıklı bir izahı da
bulunmamaktadır. Melekler farz edelim ki, Uhud
ve Huneyn’de Müslümanların hatası vardı bu sebeple yardım etmediler. Mute’de, Bi’r-i Maune’de,
Journal of Islamic Research 2010;21(3)
Mehmet AZİMLİ
Reci’de neden yardım etmediler? Ayrıca İslam tarihinin gün gibi açık dönemlerindeki savaşlarda bu
yardımlar neden olmamıştır? Neden rivayetlere
yansımamıştır? İslam tarihinde meleklerin yardımına en layık olmaları gereken sahabe orduları kuzeye doğru fethe çıktıklarında Bizanslılar bu
ordular hakkında birçok gözlemler yaptılar. Sonuçta bu ordu hakkında birçok övgülerden bahsederlerken meleklerden veya insanüstü sarıklı
insanların yardımından bahsetmemişlerdir.60 Ayrıca ilk İslam fütuhatını anlatan fütuhat kitaplarımızda da fütuhat sırasında meleklerin yardımıyla
ilgili bilgileri bulamamaktayız.
Sonuç olarak Bedir savaşında çok üstün gayretlerle canlarını ortaya koyarak düşmanı mağlup
eden, Hendek’te namazlarını aksatırcasına çalışan61
ve Kur’an-ı Kerim’in ifadesiyle yüreklerin korkudan boğazlara dayandığı62 sırada canla başla İslam’ın bayrağını düşürmeyen bu güzide insanların
çabalarını önemsemek lazımdır. Bu savaşlar sırasında bu insanlar Allah’ın koyduğu savaş yasalarını uygulayıp galip gelmişlerdir. Zaferin gökten
gelen meleklerle kazanıldığını söylemek, onların
çaba ve gayretlerini en azından hafife almak olacaktır. Meleklerin yardımı meselesinin muhtemelen biraz sonra anlatacağımız ayetlerin yanlış
yorumlanması ve bu savaşlar etrafında söylenmiş
kahramanlık şiirleri etrafında kurgulanmış şeyler
olduğunu düşünüyoruz.63
3-AYETLER
Kur’an- Kerim’de savaşlardaki ilahi yardımla ilgili
olarak Bedir savaşından bahseden Enfal suresi,
Uhud savaşından bahseden Ali İmran Suresi ve
Hendek Savaşından bahseden Ahzab suresinde konuyla ilgili ayetler bulunmaktadır. Burada ayetlerin
meallerini Diyanet Vakfının mealinden verip daha
sonra değerlendirmelerde bulunmak istiyoruz. Öncelikle Bedir ve Uhud savaşıyla ilgili olarak gelen
ayetlere değinmek istiyoruz. Bedir Savaşıyla ilgili
olarak Enfal 9-13 ayetler arasında şöyle denilmektedir;
“Hatırlayın ki, siz Rabbinizden yardım istiyordunuz. O da, ben peşpeşe gelen bin melek ile size yardım edeceğim, diyerek duanızı kabul
buyurdu.
177
Mehmet AZİMLİ
HZ. PEYGAMBER DÖNEMİ SAVAŞLARINDA MELEKLERİN YARDIMI MESELESİ
Allah bunu (meleklerle yardımı) sadece müjde
olsun ve onunla kalbiniz yatışsın diye yapmıştı. Zaten yardım yalnız Allah tarafındandır. Çünkü Allah
mutlak galiptir, yegâne hüküm ve hikmet sahibidir.
O zaman katından bir güven olmak üzere sizi
hafif bir uykuya daldırıyordu; sizi temizlemek, şeytanın pisliğini (verdiği vesveseyi) sizden gidermek,
kalplerinizi birbirine bağlamak ve savaşta sebat ettirmek için üzerinize gökten bir su (yağmur) indiriyordu.
Hani Rabbin meleklere: “Muhakkak ben sizinle beraberim; haydi iman edenlere destek olun; Ben
kâfirlerin yüreğine korku salacağım; vurun boyunlarına! Vurun onların bütün parmaklarına! diye
vahyediyordu.
Bu söylenenler, onların Allah’a ve Resulüne
karşı gelmelerinden ötürüdür. Kim Allah ve Resulüne karşı gelirse, bilsin ki Allah, azabı şiddetli
olandır.”
Uhut Savaşı münasebetiyle nazil olan Ali İmran
suresi 123-128 ayetlerde şöyle denilmektedir;
“Andolsun, sizler güçsüz olduğunuz halde Allah, Bedir’de de size yardım etmişti. Öyle ise, Allah’tan sakının ki O’na şükretmiş olasınız.
O zaman sen, müminlere şöyle diyordun:: İndirilen üç bin melekle Rabbinizin sizi takviye etmesi, sizin için yeterli değil midir?
Evet, siz sabır gösterir ve Allah’tan sakınırsanız, onlar (düşmanlarınız) hemen şu anda üzerinize gelseler, Rabbiniz, nişanlı beş bin melekle sizi
takviye eder.
Allah, bunu size sırf bir müjde olsun ve kalpleriniz bu sayede rahatlasın diye yaptı. Zafer, yalnızca mutlak güç ve hikmet sahibi Allah
katındandır.
Allah, kâfirlerden bir kısmının kökünü kessin
veya onları perişan etsin, böylece bozulmuş bir halde dönüp gitsinler diye, size yardım eder).
Ki bu işte senin yapacağın bir şey yoktur yahut (Müslüman olsunlar da) tövbelerini kabul etsin, ya da (ısrar ederlerse) onlara azap etsin diye
(Allah Bedir’de size yardım etti). Çünkü onlar zalimdirler.”
178
Konuyu, rivayetler destekli izah eden kimi
müfessirlerimiz, yukarıda olabilirliğinin ne kadar
mümkün olduğunu tartıştığımız rivayetler rehberliğinde meseleyi tefsir edip, söz konusu Bedir,
Uhud ve Hendek savaşlarında meleklerin kafirlere
karşı Müslümanlara yardım etmek üzere64 geldiğini belirtirler.65 Kimilerine göre meleklerin gelişi
apaçık bir gerçektir.66 Bu mesele bağlamında meleklerin hangi savaşa bizzat katıldıkları, hangisine
katılmadıkları, katıldıkları savaşta savaşa girip girmediklerini tartışmışlardır.67 Kimi müfessirler ayetlerde geçen ilahi yardımın sadece Bedir’de
belirtmektedirler. Bu konuda müfessirler arasında
bir görüş birliği bulunmamaktadır.68
Kimi müfessirler ise Âl-i İmran ve Enfal suresindeki ayetlerde anlatılan meleklerin yardım meselesini, iki ayet grubunda da geçen ve meleklerin
iniş sebebini anlatan “Allah, bunu size sırf bir müjde(Moral) olsun ve kalpleriniz bu sayede rahatlasın diye yaptı.” ibaresi çerçevesinde alarak, bu
savaşlarda meleklerin fiziki bir yardımı olmadığını,
ancak psikolojik ve moral yardımı söz konusu olduğunu belirtirler.69
Bu müfessirlerin başında Râzî (606/1209) gelmektedir. O, ayetlerde bahsedilen yardımın moral
desteği, güven duygusu ve orduya bir zafer müjdesi anlamında olduğunu, değilse meleklerin savaşa
bizzat katılmadıklarını, ayetteki esas anlamın bu olduğunu belirtir.70 Râzî, daha önceki bir takım müfessirlerin bu konudaki benzer görüşünü aktararak,
meleklerin savaşmadıkları, ancak müjde için geldikleri şeklindeki görüşünü her iki ayet grubunu
yorumlarken de vermektedir.71
Razi, ayrıca bir diğer müfessir olan Ebu Bekr
el-Esamm’ın meleklerin fiziki olarak savaşmadıkları konusundaki görüşlerini nakleder. Şöyle ki; “Tek
meleğin sözgelimi Cebrail’in yapabileceği iş için bu
kadar melek gelmesine gerek yoktur. Binaenaleyh
Cebrail Bedir gününde hazır bulunduysa, Müslümanların kâfirlerle savaşmasına gerek yoktur. Eğer
melekler savaşmışlarsa ve eğer insanlar onları görmüşlerse, onları ya insan suretinde görmüşlerdir veyahut da başka bir surette. Birinciyi kabul edersek,
bu takdirde Hz. Peygamber’in ordusundan müşahede edilen miktarın meleklerin sayısından dolayı
üç bin veya daha fazla olması gerekirdi ki, hiç kimJournal of Islamic Research 2010;21(3)
HZ. PEYGAMBER DÖNEMİ SAVAŞLARINDA MELEKLERİN YARDIMI MESELESİ
se bunu söylememiştir. Ayrıca bu durum; “Sizi de
onların gözlerinde azaltıyordu” (Enfal-44) âyetine
de ters düşer. Eğer Müslümanlar o melekleri, insan
suretinde görmemişlerse, o zaman kesîf yahut da
latîf bir cisim olan meleklerden insanların kalplerine çok şiddetli bir korkunun düşmesi gerekirdi.
Hâlbuki durumun hiç de böyle olmadığı bilinen bir
gerçektir. Eğer onlar, mesela hava gibi latîf cisimler
idiyseler, onlarda katılık, sertlik gibi özellikler bulunmaz; böylece onların atlara binmiş olmaları da
imkânsız olmuş olur.”72 Meleklerin müjde ve moral
takviyesi için savaşlara geldikleri şeklindeki benzer
görüşleri, başka tefsir kitaplarımızda da bulabiliriz.73
Hamidullah da tek bir meleğin yeteceği bir durum
için bu sayıların verilmesini hiçbir menfaat gözetmeksizin savaşan sahabenin samimiyeti için olduğunu ve “...bunu yalnızca müjde olsun diye yaptı...”
ayetinde buna işaret edildiği üzere moral verildiğini belirtmektedir.74
Çağdaş müfessirlerden Reşit Rıza, ayetlerde geçen ilahi yardımın müjde niteliğinde olup, maddi
değil manevi olarak kalplere moral verildiğini,75 her
iki ayeti de izah ederken açıkça belirtir.76 Muhammed Esed bu ayetler bağlamında Razi ve Reşit Rıza’ya(1935) tabi olmuş ve bin, üç bin, beş bin gibi
değişik rakamlarla ifade edilen sayıdaki meleklerin
yardımının zorluklara karşı sabreden ve sorumluluklarının bilincinde olan sahabeleri teşci etmeye
yönelik mecazi anlatımlar olduğunu,77 ayetlerdeki
“...bunu yalnızca müjde olsun diye yaptı...” ibaresinin bunu açıkça dile getirdiğini belirtir.78
Süleyman Ateş, ayetlerdeki ifadelerden meleklerin bizzat savaşa katılmadıklarını, savaşta en
önemli şeyin güven duygusu olduğunu, ruhani varlıkların desteğinin ruhani olacağını, meleklerin de
Müslümanların iradesini güçlendirdiklerini, onlara
güven duygusu aşıladıklarını79 ve manen destek vererek düşmanın da içine korku saldıklarını belirtir.80
Ayrıca ayetlerde geçen ve meleklere hitaben ifade
edilen “boyunlarını vurun” ifadesinin bizzat fiziki
olarak boyun vurma değil, boyunun üstündeki düşünce merkezi olan başın kastedildiğini, çünkü el
organının baştan emir aldığını belirtir.81
Çağımız müfessirlerinden Ebu’l-Ala Mevdudi(1979) bu konudaki görüşünü şöyle dile getirir;
“Kur’an’dan öğrendiğimiz esas ilkelerin ışığında, meJournal of Islamic Research 2010;21(3)
Mehmet AZİMLİ
leklerin savaşta ve öldürme işleminde bilfiil görev
almadıkları, fakat muhtemelen Müslümanların darbelerinin etkili ve isabetli olmasına yardım ettikleri
görüşündeyiz. Fakat gerçeği yalnızca Allah bilir.”82
Buraya kadar aktardığımız alıntıları yeterli görüp bu alıntılar ışığında Ali İmran ve Enfal suresinde anlatılan savaşlarda meleklerin kâfirlere karşı
yardıma gelmesi meselesinde sonuç olarak diyebiliriz ki; meleklerin bu savaşlarda fiilen yardımları
yoktur. Bu sonucu meleklerin niçin indiğini açıklama amaçlı olarak iki surede de tekrar edilen gerekçe, açıkça vermektedir. “…bunu yalnızca
müjde(moral) olsun, kalbiniz yatışsın diye yaptı...”
Bu anlamda bu ayetleri anlamada anahtar kelime,
Büşra (müjde) kelimesi olmaktadır.
Biz bu iki ayet grubu konusunda bu ibarenin
yeterli gerekçeyi verdiğini, yardımın sadece manevi olduğunu açıkça belirttiğini aktarıp, fazla söze
hacet olmadığını söyleyerek, Hendek savaşı ile ilgili olarak inen Ahzab suresindeki ilgili ayetlere temas etmek istiyoruz.
Hendek savaşı sebebiyle nazil olan Ahzab suresi 9-12. ayetlerde şöyle denilmektedir;
“Ey iman edenler! Allah’ın size olan nimetini
hatırlayın; hani size ordular saldırmıştı da, biz onlara karşı bir rüzgâr ve sizin görmediğiniz ordular göndermiştik. Allah ne yaptığınızı çok iyi görmekteydi.
Onlar (müşrikler) hem yukarınızdan hem aşağı tarafınızdan (vadinin üstünden ve alt yanından)
üzerinize yürüdükleri zaman; gözler yıldığı, yürekler gırtlağa geldiği ve siz Allah hakkında türlü türlü şeyler düşündüğünüz zaman;
İşte orada iman sahipleri imtihandan geçirilmiş ve şiddetli bir sarsıntıya uğratılmışlardı.”
Bu üç ayet bölümleri dışında Tevbe suresinde
geçen iki ayet de bu ayetlere destek olarak getirilmektedir;83
“Sonra Allah, Resul’ü ile müminler üzerine sekînetini (sükûnet ve huzur duygusu) indirdi, sizin
görmediğiniz ordular indirdi de kâfirlere azap etti.
İşte bu, o kâfirlerin cezasıdır.”Tevbe-26.
“Eğer siz ona (Resûlullah’a) yardım etmezseniz (bu önemli değil); ona Allah yardım etmiştir:
Hani, kâfirler onu, iki kişiden biri olarak (Ebu Be179
Mehmet AZİMLİ
HZ. PEYGAMBER DÖNEMİ SAVAŞLARINDA MELEKLERİN YARDIMI MESELESİ
kir ile birlikte Mekke’den) çıkarmışlardı; hani onlar mağaradaydı; o, arkadaşına. Üzülme, çünkü Allah bizimle beraberdir, diyordu. Bunun üzerine
Allah ona (sükûnet sağlayan) emniyetini indirdi,
onu sizin görmediğiniz bir ordu ile destekledi ve
kâfir olanların sözünü alçalttı. Allah’ın sözü ise zaten yücedir. Çünkü Allah üstündür, hikmet sahibidir.” Tevbe- 40.
Hendek Savaşı sebebiyle inen ayette geçen
ibaredeki “görmediğiniz ordular” ibaresi Tevbe suresinde verdiğimiz iki ayette de geçmektedir. Bu
ayetlerin ilkinde Huneyn savaşında ikincisinde
Hicret sırasında Hz. Peygambere sekinetin indirildiği ve görünmeyen orduların yardımından bahsedilmektedir. Özellikle ikincisine baktığımızda bu
ayetin hem Ahzab suresindeki ayeti, hem de Huneyn savaşı sebebiyle inen ayeti izah ettiğini görürüz. Ayette Hz. Peygambere mağarada iken inen
sükûnetten ve görünmeyen ordulardan bahsedilmektedir. Bildiğimiz gibi mağarada savaş olmadı ve
ordular da çarpışmadı. Bu anlamda bu ibare ile kastedilenin ordu anlamında olmadığı sükûnet, direnç
ve güven anlamında olduğu açıktır.
Bu ayetleri daha iyi anlama ve Kuran üslubunu tanıma noktasında birçok benzer örnek verebiliriz. Burada sadece iki örnekle yetinmek istiyoruz;
“(Savaşta) onları siz öldürmediniz, fakat Allah
öldürdü onları; attığın zaman da sen atmadın, fakat Allah attı (onu). Ve bunu, müminleri güzel bir
imtihanla denemek için (yaptı). Şüphesiz Allah işitendir, bilendir.” Enfal-17.
Şurası kesindir ki savaş sırasında Allah ne ok
atmıştır ne de öldürmüştür. Bütün bunları Hz. Peygamber ve sahabeler yapmıştır. Ancak onlara o gücü, imanı kabiliyeti veren ise Allah’tır. Bu sebeple
Allah böyle bir ifade kullanmıştır. Bu, Kuran’ın üslubu ve ifade tarzıdır. Bu tür ayetlerdeki mecaz üslubu incelediğimiz ayetlerdeki ilahi yardım konusu
için de geçerli olmalıdır.
Yine Ahzab suresinde geçen bir ayette Kureyza Yahudilerini kastederek;
“Allah, ehl-i kitaptan, onlara (müşrik ordularına) yardım edenleri kalelerinden indirdi ve kalplerine korku düşürdü; bir kısmını öldürüyor, bir
kısmını da esir alıyordunuz.” Ahzap-26.
180
Bu ayetteki ifade de anlatılanın tersine, aslında fiilen Allah’ın yaptığı bir şey yoktur. Onları kalelerinden indirmemiştir. Buradaki Yahudilerin
kalbine korku düşüren ve onları kalelerinden indiren Müslümanlardır. Ancak bütün bunların olmasına ve gerçekleşmesine imkân veren ise Allah’tır.
Yüce Allah burada meseleye kendisi sahip çıkmaktadır. Kuran’ın genel üslubu böyledir. Tevhit dininin genel ilkeleri de bunu gerektirir. İslam Dini’nin
ve onun Kutsal Kitab’ı Kuran’ın, söylem olarak Allah merkezli (Teosentrik) olması, üslubunun da
normal olarak bu şekilde olmasını gerektirmiştir.
Allah’ın insanlara karşı tavrının ne olacağını ve Allah’ın yasaları gereği nasıl davrandığını, Türkçedeki bir deyim çok güzel açıklamaktadır;“ Allah’ın
parmağı var da gözü mü çıkaracak?” Bu türden
ayetleri bu formatta anlamak lazımdır. Kuran üslubu bunu böyle izah etmektedir.
Tekrar konumuza dönersek “görünmeyen ordular” ibaresi ile anlatılan Hz. Peygamberin sükûneti ve bu kadar sıkıntılı bir duruma karşı olması
gereken tavırları göstermesidir. Allah ona bu kabiliyeti vermeseydi, bu başarılar olmayacaktı. Eğer
mağarada telaş etseydi, Huneyn’de bütün sahabe
kaçtığı sırada o da metanetini bozup onlara katılsaydı, ayrıca Hendek’te herkes evine sığınırken, o
da teslim bayrağını çekseydi zafer gelmezdi. Zaten
en büyük yardım da budur ve başarı burada yatar.
Bu başarıya götüren kabiliyetler, görünen, elle tutulan fiziki şeyler değil, Allah’ın insanın doğasına
verdiği kabiliyetlerdir. Hz. Peygamber de bunları
ortaya çıkarmış ve en zor durumları bile atlatmasını bilmiş, sonuçta dünyaya benzeri gelmeyen bir
lider olduğunu ispatlamıştır. Bu bağlamda bu savaştaki yardım konusunu da Allah’ın insan doğasına
verdiği kabiliyetler ve doğal olaylar olarak anlıyoruz.
C-DEĞERLENDİRME
Konuyla ilgili olarak incelediğimiz rivayetleri ve
ayetleri aktardıktan sonra şu ortaya çıkmaktadır ki;
Savaşlardaki ilahi yardım konusunu net olarak anlayabilmek için bir üslup, bir ilke çerçevesinde hareket etmek gerekir. Öncelikle Allah’ın bu
konudaki ilkelerini anlamadan, rivayetler bağlamında meseleyi anlamaya çalışırsak bir yere varJournal of Islamic Research 2010;21(3)
HZ. PEYGAMBER DÖNEMİ SAVAŞLARINDA MELEKLERİN YARDIMI MESELESİ
mak, meseleyi bir ilkeye oturtmak mümkün gözükmemektedir. Allah’ın ilahi yardımı konusundaki ilke ve yasalarını anlarsak, o zaman ayetlere ve Hz.
Peygamber ile ilgili olarak anlatılan olaylara bu ilkeler muvacehesinde anlam vermemiz kolaylaşacaktır. Değilse sünnetullah meselesi konusunda
zihinlerdeki karışıklık giderilmeden meseleyi izah
etmek mümkün değildir.84
Bu noktada Müslümanların zayıf durumda oldukları ve Allah’ın yardımının daha gerekli olduğu
Uhud’da, Mute’de ve daha sonraki savaşlarda neden yardım etmediği sorusunu akla getirmektedir.
Allah’ın evrensel yasaları değişmiyorsa, bu yardımlar bir yerde gerçekleşirken, diğer yerde neden dolayı gerçekleşmemektedir? Hz. Peygamberin
birçok sahabenin canını feda etmesi sayesinde
ölümden kıl payı kurtulduğu Uhud Savaşı’nda veya Uhud Savaşı’ndan daha kötü bir gün olan Taif’te bu yardımların gelmemesi tuhaf değil midir?
Bu sorulara karşı şöyle bir savunma yapılabilir;
“Allah, savaşlarda Müslümanlara istediği zaman
yardım edebilir, istediği zaman yardım etmeyebilir.”85 Rivayetlerdeki genel anlatımlarda da bu tema işlenmektedir. Bunun anlamı şudur; “Allah’ın
ne zaman yardım edeceği belli değildir, bu Allah’ın
dileğine kalmıştır. İsterse Bedir’deki gibi yardım
eder, isterse Uhud’da olduğu gibi yardım etmez, bırakır.”
Böyle bir anlayış, Allah için bir kuralsızlığı ve
başıboşluğu ve dünyanın düzeninin de bir hoyratlık üzere kurulduğu anlayışına kadar götürebilir.
Halbuki Allah yeryüzünü koyduğu bir takım yasalarla yönetmektedir ve bu yasaları sünnetullah olarak ifade etmektedir. Sünnetullah olarak nitelediği
bu yasalarda bir değişiklik olmayacağını kendisi
söylemektedir. “Allah’ın öteden beri süregelen kanunu (budur). Allah’ın o kanununda asla bir değişiklik de bulamazsın.”86 Bu anlamda savaş
yardımlarının olup olmayacağı da bir yasaya tabi
olmalıdır. “İstediği zaman yardım eder” şeklindeki
bir anlayış, “Allah yeryüzünü yasasız yönetmektedir” şeklinde bir sonuca varmaktadır ki bu anlayış,
koyduğu yasalara uyacağını belirten Allah için sözünde durmamayı gerektirir ki bu da ayetlere muhalif bir görüştür. “Allah asla sözünden dönmez.”87
Çünkü o, toplumların başarı ve ya başarısızlığının
Journal of Islamic Research 2010;21(3)
Mehmet AZİMLİ
kendi ellerinde olduğunu, kendileri yeryüzünde
Allah’ın toplumlar için koyduğu kurallara uydukları müddetçe, durumlarının değişmeyeceğini bildirmektedir. “Şüphesiz ki bir kavim, kendini
değiştirmedikçe; Allah da onları değiştirmez.”88
Burada yeryüzünde Allah’ın yasalarının geçerli olduğunu, bunların asla değişmediğini Allah’ın
da koyduğu bu yasalarla yeryüzünü idare ettiğini
bir kez daha belirtelim. Buradan başıboş ve ne olacağı belli olmayan bir durumla karşı karşıya olmadığımızı, ilkelerle kayıtlı olduğumuzu anlıyoruz.
Onun koyduğu bu yasalar özel bir takım sebepler
nedeniyle değiştirilemez. Bunu Hz. Peygamber, oğlu İbrahim’in vefatı sebebiyle söylediği bir hadiste;
Allahın koyduğu yasaların evrensel olduğunu, özel
bir kişi için bunların değişmeyeceğini belirterek
meseleyi ifade etmiştir.89 Bu hadisten hareketle konumuzla ilgili bir örneğe geçip meselenin daha net
anlaşılmasını istiyoruz; yağmur Allah’ın yeryüzüne
koyduğu bir yasadır. Bu yasa hiç kimse için özel
olarak çalışmaz. Bedir savaşında da yağmur yağmıştır, ancak bu onlara özel bir durum değildir. Kuran’da “rahatlamanız için Allah’ı yağmur
indirdiğini”90 belirtilmesi de onlara özel olduğunu
göstermemektedir. Zaten yağmuru yağdıran Allah’tır, başkası değildir. Zaten yağmur sadece Müslümanlara özel olarak değil, müşriklerin de üzerine
yağmıştır. Burada da yağdırdığı yağmuru vesile
edinip Allah’tan olduğunu hatırlatmıştır. Çünkü
doğal olaylar ve evrensel yasalar, kişilere ve gruplara göre değişmez.
Bu savaşlardaki başarılar da Allah’ın yardımından öte inançla kazanılan başarılardır. Kuran’da bu durum açıkça şöyle belirtilir; “Gevşemeyin,
üzülmeyin, inanmışsanız, mutlaka siz en üstünsünüzdür”. 91 Bu ayet, başarının inanarak, hedefe kilitlenerek olacağını belirtir. Burada Müslüman
olma şartı bile yoktur. Allah’ın yasası gereği kim
kazanacağına inanarak, hedefe kilitlenirse galip gelir. Bunu perçinleyen başka bir ayette ise şöyle denilmektedir. “Nice az topluluklar, Allah’ın izniyle
nice çok topluluklara galip gelmişlerdir”. 92 Yani
inançla savaşan topluluklar (Bedir’de olduğu gibi)
sayıları az da olsa Allah’ın yeryüzünde koyduğu
kurallar gereği galip geleceklerdir. Sonuç olarak insanlar(sadece Müslümanlar değil) eğer inançla, gü181
Mehmet AZİMLİ
HZ. PEYGAMBER DÖNEMİ SAVAŞLARINDA MELEKLERİN YARDIMI MESELESİ
venle çarpışırlarsa yenemeyecekleri kimse yoktur.
Bu güven duygusuna sahip olan insanlar kâfir bile
olsalar davalarına güvenle sarılıp çarpıştıkları zaman başarı onlarındır. Sonuçta her zaman ve zeminde herkim olursa olsun savaş kural ve ilkeleri
geçerli olacaktır.
İlahi yasalar böyle işlemektedir. İşte Bedir’de,
Uhud’da, Hendek’te, Huneyn’de bu yasa çalışmıştır. Bedir’deki ve Hendek’teki inançlı, fakat az topluluk, galip gelirken, Uhud’da savaş yasalarına
uymadıkları için galip gelememişlerdir. Huneyn’de
ise savaş esnasında, yaptıkları yanlıştan dönüp bu
yasaya tabi oldukları için galip gelmişlerdir.93 Sonuçta yine Allah’ın yasaları çalışmıştır.
Hz. Peygamber yaptığı savaşlarda devamlı bu
ilkelere itibar etmiştir. O, bu kurallara hep uymuş,
her savaş öncesi gerekli olan hazırlıkları yapmış,
casuslarını kullanmış, gizliliğe riayet etmiş, hendek
kazmış, savaş düzenini ve karargâh tespitini en ince noktasına kadar ayarlamış, gerekli bütün tedbirlere başvurmuştur.94 Hiç bir zaman hazırlık
yapmaksızın oturduğu yerden ilahi yardım beklememiştir. O, savaş ahlakını ilahi yardım üzerine temellendirmemiştir ve bu şekildeki bir savaş ahlak
ve adabını ashabına da öğretmiştir. Ordularını savaşlara ve seriyyelere gönderirken “korkmayın melekler yardım eder” şeklinde müjdelerle değil,
tedbirler tavsiye ederek göndermiştir. Buna dair
hayatında ve hadislerinde bir ifade bulunmamaktadır. O bu bağlamdaki ifadelerinde, ilahi bir üsluptan öte, beşeri bir üslup kullanmıştır. Ordu
psikolojisine uygun teşçi üslubunu muhafaza etmiştir.95 Savaşta moral eğitiminin ne kadar psikolojik
etki ettiğinin bilinci içerisinde, savaş ilkelerini uygulayarak ve morali en üst seviyede tutarak en zor
savaşları bile lehine çevirmeyi bilmiş ve ilahi yardımın ilkeyi uygulamak olduğunun bilinciyle sa-
1.
2.
3.
4.
Vakıdi, Kitabu’l-Meğazi, Beyrut, 1984, I, 53; İbn
Hişam, es-Siret’ü-Nebeviyye, Beyrut, 2000, V, 74.
Ahzab,33/10.
İbn Hişam, VI, 253.
Andolsun ki; sizin için Resulullah'ta güzel bir
182
vaşları kazanmıştır. Sahabe de onun bu üslubunu
anlamış, kendisinden sonraki fütuhat yıllarında bu
ilkelere riayet edip bütün dünyayı şaşırtan fetihleri gerçekleştirirken bu tür yardımların beklentisi
içerisinde olmamıştır.
Ancak maalesef bazı müellifler meleklerin yardımının gerçekleşmediğini savunanları imanın
esaslarından olan melekleri inkâr etmekle suçlayabilmişlerdir.96 Bu görüşler de bir iyi niyet okumak
mümkün değildir. Bu mantıkla başta Râzî olmak
üzere birçok müfessir ve âlimi imansızlıkla suçlamak gerekecektir ki, bu konuda bir söz söylemeyi
zait buluyoruz. Ancak şunu belirtelim ki; tarih, yasalarla çalışır. Olabilirliği mümkün olan şeyler üzerine kurulur. Abartı içeren, insani özellikleri aşan
şeyler tarihi oluşturamaz.
Çalışmamıza son vermeden önce bu rivayetlerin getirdiği iki tür olumsuzluktan da söz etmek istiyoruz. Bunlardan ilki, bu savaşlar sırasında
korkan, titreyen ancak kararlılığını ve inancını
kaybetmeyen Hz. Peygamber ve onun etrafındaki
yüce ashabının inandıkları, çalıştıkları, insanüstü
çabalar sarf ederek başardıkları o muhteşem Bedir
zaferini ve Arabistan’da o zamana kadar toplanan
en büyük orduya karşı Hendek savaşında gösterdikleri destansı mücadeleyi, ilahi yardımlar sayesinde kolaylıkla kazanılan zaferler olduğu şeklinde
anlama tehlikesi vardır ve bu anlayış en azından
onların çabasını hafife almak olur.
Bu tür rivayetlerin getireceği bir diğer olumsuzluk ise, o yüce insanların çabalarını olumsuzlamaktan öte, sonraki insanlara: “o peygamberdir,
Allah’tan yardım alıyordu. Bu anlamda bize örnek
olamaz.” hissini vererek bize örnek bir hayat bıraktığı Kuran’da belirtilen97 Hz. Peygamberin hayatının örneklikten çıkarılması anlayışına da
sürükler.
KAYNAKLAR
5.
örnek vardır. Ahzab, 21.
Emile Dermenghem, Hz. Muhammed’in Hayatı,
Çev; Reşat Nuri Güntekin, İstanbul, 2006,184;
Muhammed Gazali, Fıkhu’s-Sire, Çev; Resul
Tosun, İstanbul, 1987, 245; Said Ramazan El-Buti,
Fıkhu’s-Sire, Çev; Heyet, İstanbul, 1987, 232; Said
Havva, el-Esas fi’s-Sunne, Çev; Heyet, İstanbul,
1989, II, 142; İmaduddin Halil, Muhammet Aleyhisselam, Çev; İsmail Hakkı Sezer, Konya, 2003,
187, 223; Hüseyin Algül, İslam Tarihi, İstanbul,
1997, I, 363; Ekrem Ziya Umeri, Medine Toplumu,
Çev; Nurettin Yıldız, İstanbul, 1988, 147.
Journal of Islamic Research 2010;21(3)
HZ. PEYGAMBER DÖNEMİ SAVAŞLARINDA MELEKLERİN YARDIMI MESELESİ
6.
7.
8.
9.
Mevlana Şibli, Hz. Muhammet, Çev; Yusuf
Karaca, İstanbul, 2003, 222; Ahmet Çelebi, Hz
Muhammed’in Hayatı, Çev: Hasan Fehmi Ulus,
İstanbul, 1997, 144; Ali Himmet Berki, Osman
Keskioğlu, Hz. Muhammed ve Hayatı, 246.
İbrahim Sarıçam, Hz Muhammed ve Evrensel
Mesaj, Ankara, 2003, 165; Adem Apak, İslam
Tarihi, İstanbul, 2006, 213; Muhammed Ali,
Peygamberimizin Hayatı, byy,Trz, 211.
Muhammed Ahmed Başmil, Gazvet-u Bedru’lKubra, byy, 1964, 164.
Mahmut Esad Seydişehri, İslam Tarihi, sad;
A.Lütfi Kazancı, Osman Kazancı, İstanbul, 1983,
597.
10. Muhammed Hüseyin Heykel, Hz. Muhammed’in
Hayatı, Çev; Vahdettin İnce, İstanbul, 2000, 76.
11. Afzalurrahman , Siret Ansiklopedisi, İstanbul,
1996, I, 571.
12. Mahmud Şit Hattab, Komutan Peygamber, Çev;
Ahmet Ağırakça, İstanbul, 1988, 91,159.
13. Şibli, 273.
14. Yusuf Kemal Kutluata, Büyük Kumandan Hz
Muhammed, İstanbul, 1960, 88.
15. İbn İshak, Siretü İbni İshak, Konya, 1981, 285;
İbn Hişam, V, 141. Bu savaştan sonraki tarihlerde
bu meselenin Süreka’ya anlatılması ve meselenin
açığa
kavuşturulması
gibi
şeylerden
bahsedilmez.
16. Belazurî, Ensabu’l-Eşraf, Şam, 1997, I, 347.
17. Vakıdi, I, 71; İbn Kayyım El-Cevziyye, Zadu’lMead, Trc ve Thk; Muzaffer Can, İstanbul, 1990,
III, 1167.
18. Belki de muhtemelen hicretteki takip sebebiyle
olsa gerek Suraka’ya karşı düşmanlıkla uydurulan bir rivayettir. Bkz. Taberi, Tarihu’l-Ümem ve’lMülük, Beyrut, 1995, II, 25.
19. Bu tür şiirler için bkz. İbn Hişam, V, 143.
20. Bkz. Mehmet Azimli, Siyeri Farklı Okumak,
Ankara, 2008,168.
21. Belazuri, I, 344.
22. Vakıdi, I, 77; İbn Hişam, V, 95; Taberi, II, 36; Muslim’de geçen bir ayrıntıda Cebrail “ya hayzum”
diyerek vurdu ve vurduğu yer yemyeşil oldu. Müslim, Sahih, İstanbul, 1981, Cihat ve Siyer, 58.
23. İbn Kesir, el-Bidaye ve’n-Nihaye, Beyrut, 2005,
III, 38.
24. Taberi, II, 33; Benzer bir rivayet Buhari’de
geçmektedir, Buhari, Sahih, İstanbul, 1982,
Meğazi, 11.
25. İbn Hişam, V, 95; Taberi, II, 36.
26. İbn Hişam, V, 119.
27. Vakıdi, I, 78.
28. Mevdudi, Tefhimu’l-Kuran, Çev; Heyet, İstanbul,
1990, VI, 18; Fazlurrahman Cibril Hadisi olarak
meşhur olan bazı hadislerde olduğu gibi Cebrail’in insan suretinde geldiği şeklindeki anlatımların birer kurgu olduğunu, bu tip kurguların
“ Allah Cebraili senin kalbine indirdi” ( Bakara, 97,
Journal of Islamic Research 2010;21(3)
Şuara, 194)şeklinde gelen ayetlere ters
düştüğünü belirtir. Bkz. Fazlurrahman, İslam,
Çev; Mehmet Dağ, Mehmet Aydın, Ankara, 1993,
18.
29. Vakıdi, I, 59; Suheylî, er-Ravzu’l-Unf, Beyrut,
2000,V, 151.
30. Vakıdi, I, 71.
31. İbn Hişam, V, 96.
32. İbn Sad, et-Tabakatu’l-Kübra, Beyrut, 1985, II,
16.
33. Bkz. Razi, Tefsir-i Kebir, Çev; Heyet, Ankara,
1990, VII, 55.
Mehmet AZİMLİ
II, 93.
65. Vehbe Zuhayli, Tefsiru’l-Munir, Çev; Heyet, İstanbul, 2005, II, 336.
66. Zeki Duman, Beyanu’l-Hak, Ankara, 2005, III,
115.
67. Taberî, Tefsiru’t-Taberî, Beyrut, 2001, III, 112
68. Razi, VII, 46.
69. Bkz. Elmalılı M. Hamdi Yazır, Hak Dini Kuran Dili,
İstanbul, 1993, II, 420.
70. Razi, VII, 54.
71. Razi, XI, 263.
34. Taberi, II, 40.
72. Bkz. Razi, VII, 55 vd.
36. Taberi, II, 40.
74. Muhammed Hamidullah, İslam Peygamberi, Çev;
Mehmet Yazgan, İstanbul, 2004, 192.
35. Vakıdi, I, 76.
37. İbn Hişam, V, 95; Taberi, II, 36.
38. Vakıdi, I, 75.
39. İbn Sad, II, 16.
40. Ben-i Kureyza savaşı sırasında verilen bu detaylı
tarifleri kimin gördüğü ve anlattığı da ayrıca problemlidir. İbn Hişam, VI, 222.
41. İbn Kesir, III, 38.
42. Vakıdi, I, 77.
43. Taberi, II, 98.
44. Taberi, II, 40; İbn Sad, IV, 12.
45. Hz. Ali’den aktarılan rivayet detayları için bkz. İbn
Abdilber el-Kurtubi, el-İstiab, Beyrut, 1328, IV,
220; M. Asım Köksal, İslam Tarihi, İstanbul, 1987,
IX, 159.
46. Bkz. Caetani, İslam Tarihi, Çev: H. Cahit Yalçın,
İstanbul, 1924, III, 340.
47. Vakıdi, I, 57.
73. Alusi, Ruhu’l-Meani, Beyrut, trz. IV, 46.
75. Reşit Rıza, Tefsiru’l-Menar, Beyrut, 1993, IV, 112.
76. Reşit Rıza, IX, 608.
77. Muhammed Esed, Kur’an Mesajı, Çev; Cahit
Koytak-Ahmet Aktürk, İstanbul, 1999, 114.
78. Esed, 322.
79. Süleyman Ateş, Yüce Kuran Tefsiri, İstanbul,
1989, II, 106.
80. Ateş, III, 493.
81. Süleyman Ateş, Kuran-ı Kerime Göre Hz.
Muhammed’in Hayatı, İstanbul, 2003, 519.
82. Mevdudi, II, 157.
83. Hamidullah, 192.
84. Bu konuda müfessirlerimizin de sözlerinde bir
netlik gözükmemektedir. Sünnetullah konusunda
zihinlerin karışıklığına güzel bir örnek için bkz.
Duman III, 115.
48. İbn Sad, III, 176; İbn Kesir, III, 34.
85. Bkz. Razi, VII, 48.
50. İbn Hişam VI, 222; Taberi, II, 98.
87. Ali İmran, 2/9.
49. Vakıdi, II, 497; İbn Sad, II, 75.
51. İbn Hişam V, 95;
52. Ahzab, 33/9.
53. İbn Sad, II, 71.
54. İbn Hişam VI, 221; Taberi, II, 98.
55. İbn Hişam VI, 222.
56. Bkz. Belazuri, I, 412.
57. İbn Hişam, VI, 221; Taberi, I, 98.
58. İbn Hişam VI, 222.
59. Vakıdi, I, 79; İbn Hişam, V, 95.
60. Bkz. Ezdî, Ezdi, Fütuhu’ş-Şam, Kahire, 1970 151;
Taberî, II, 445; İsmail R. Faruki-Luis L. Faruki,
İslam Kültür Atlası, Çev; Mustafa Okan Kibaroğlu,
Zerrin Kibaroğlu, İstanbul, 1991, (İbn Abdulhakem’in Fütuh’undan naklen) 241.
61. İbn Sad, II, 72.
62. Ahzab, 33/10.
63. İbn Hişam, V, 226.
64. İbn Kesir, Tefsiru’l-Kurani’l-Azim, İstanbul, 1985,
86. Fetih, 48/23.
88. Rad, 11; Bu konuda sadece bu ayetin açıklaması
sadedinde bkz. Cevdet Said, Bireysel ve Toplumsal Değişmenin Yasaları, İstanbul, 1991.
89. Hz. Peygamber, oğlu İbrahim’in vefatı sırasında
güneş tutulmasını İbrahim’in ölümüne bağlayanlara; “Güneş ve ay Allah’ın ayetlerinden birer
ayettirler. Hiç kimsenin ölümü ve dirimi için tutulmazlar” diyerek bu meseleyi çok güzel izah etmiştir. Bkz. Buhari, Bedü’l-Halk, 4.
90. Enfal, 8/11.
91. Ali İmran, 3/139.
92. Bakara, 2/249.
93. Tevbe, 9/26.
94. İbn Miskeveyh, Tecaribu’l-Ümem, Beyrut, 2003, I,
167.
95. Kutluata, 88.
96. Ekrem Ziya Umeri, Medine Toplumu, Çev; Nurettin Yıldız, İstanbul, 1988, 148.
97. Ahzab, 33/21.
183
Download

fiyat listesi-2014