EYLÜL 2014
60.sayý
Tasavvuf Kültürü Dergisi
tasavvuf ve eðitim
EDÝTÖRDEN...
Merhaba Her Nefes dostlarýmýz,
Eylül 2014 sayýmýza hoþgeldiniz. Bu sayýmýzý okuduðunuzda sizler de
farkedeceksiniz ki, kýymetli ve vazgeçilmez bir konuyu, kendimize göre
deðerlendirmeye çalýþtýk. Konumuz aslýnda “Tasavvuf ve Eðitim.” Bu baþlýk
altýnda çok farklý sorular ve cevaplarý irdelemek mümkün. Buna göre “Tasavvuf
ilmi ne kadar hayata uygulanabilir?”, “Tasavvuf ilmi nasýl öðrenilir?”, “Bu
ilmi öðreten bir yer, bir okul var mý?” gibi sorularý sorabiliriz. Artýk bu sorulara
tek ve kolay bir cevabýmýz var: “Evet!” Bu cevaba 10-15 senelik fikirler, emekler
ve hizmetler ile ulaþtýk.
Kiþisel olarak bir tasavvuf âlimi deðilim, üniversite eðitimimi de bu konuda
almadým. Bununla beraber bir tasavvuf ilmi âþýðý olarak, tasavvuf ilminin
tarihçesini okuduðumda, yol gösteren öðretmenler, mürþitler ve þeyhler
vesilesiyle dergâhlarda, medreselerde öðretilmiþ olduðunu öðrendim. Bu
eðitimleri alan öðrencilere, derviþlere bakýldýðýnda her çeþit meslekten ve
kesimden insanlarýn olduðunu, eðitime tâlip olanlarýn, bu eðitimi hayatlarý
boyunca seve seve aldýklarýný ve bu yola baþ koyduklarýný öðrendim. Bu
eðitimin sonucunda çok daha hürmetkâr, sabýrlý, huzurlu, hoþgörülü ve mutlu
insanlar hâline dönüþtüklerini gördüm. Günümüze geldiðimizde durum biraz
daha farklý görünüyor. Öðrenciler “tasavvuf eðitimi”ni genellikle üniversitelerin
Ýlâhiyat fakültelerinde ve çoðunlukla dört yýllýk eðitimin son 1-2 senesine
sýkýþtýrýlmýþ seçmeli dersler olarak alýyorlar. Dolayýsýyla bu eðitimi günümüzde
alan öðrencilerin tek derdi bu dersi geçmek oluyor. Kiþisel geliþimlerine ne
faydasý olduðunu ise hiç bilemiyorum. Dolayýsýyla bana göre burada en
önemli nokta “tasavvuf eðitimi” almanýn özünde yatýyor. Biz bu ilimle kendimizi
ve insanlýðýmýzý dönüþtürmeye, en önemlisi egolarýmýzý aþmaya, deðiþtirmeye
çalýþmalýyýz.
Bu sayýmýzda Türk Kadýnlarý Kültür Derneði’nin (TÜRKKAD) öncülüðü ile biri
Amerika Birleþik Devletleri - North Carolina Üniversitesi’nde ve diðeri Çin Pekin Üniversitesi’nde kurulmuþ olan iki Ken’an Rifâî Ýslâm Araþtýrmalarý
kürsüsünden ve Kerim Vakfý ile Üsküdar Üniversitesi’nýn kuruluþunu ortaklaþa
gerçekleþtirdikleri ve kuruluþu Temmuz ayýnda resmîleþmiþ olan Üsküdar
Üniversitesi bünyesindeki Tasavvuf Araþtýrmalarý Enstitüsü’nden bahsetmek
istiyoruz.
Ýnþaallah bu geliþmelerle birlikte artýk, her meslek ve kesimden, kendini
geliþtirmek isteyen ya da bu ilme âþýk herkes tasavvuf ilmi ile hemhâl olabilecek.
Belki böylece herkes birbirine ve kendine daha fazla hoþgörü göstermeyi
öðrenebilir ümidi içerisindeyiz. Ýþte biz de sizlerle bu ümidimizi paylaþmak
istedik. Biz bu sayýmýzý çok beðendik. Dileriz sizler de beðenirsiniz. Kusurlarý
bize, taltifleri herþeyin sahibine ait olarak, Eylül 2014 sayýsýna tekrar hoþgeldiniz,
safâlar getirdiniz.
Yosun Mater
SOHBETLER
“Dünyâya gelmekten maksat, rûhu kemâle erdirmek, kâmil insaný bulmaktýr.
Ýlmi burada bulamadýnsa Çin'e kadar gideceksin. Bu hususta mâzeret makbul
deðildir. Çünkü dünyâya gelmekten maksat budur. Benim evlâdým, âilem var,
onlar ile meþgul olmam, onlar için çalýþmam lâzýmdýr, da desen yine mâzeretin
makbul olamaz. Evlâdýn ve âilen olduðu için yemek yemiyor musun? Þu halde
rûhunun gýdâsý için de çalýþman, onu aç býrakmaman lâzým.
Taþý topraðý arayacaðýna insaný ara... Ýlmullâhý, kâmil insaný ara... Seyâhatler
edip hacca gidiyorsun. Git. Fakat yalnýz taþý topraðý ziyârette kalma... Ýnsaný
bulup onu tavaf et!"
(Ken'an Rifâî, Sohbetler, Kubbealtý Neþriyâtý, Ýstanbul, 2000, s. 549)
***
"Hazret-i Ali buyuruyor ki: Kalbin hayâtý ilimledir, elde ediniz; ölümü ise cehil iledir,
kaçýnýnýz."
Nazlý Hanýmefendi:
- Ýlimden maksat kâmili bulmak deðil midir?
- "Evet asýl ilim odur. Fakat halký uyandýrmaya, irþada memur olanlar için yalnýz
manevî ilim kâfî deðildir. Zâhir ilmi de lâzýmdýr. Hazret-i Ali'nin, zâhir ilmi cihetiyle
de üstüne çýkacak kimse yoktu. Bir mürþidin, behemehal zâhirî bilgilere de sahip
olmasý þarttýr. Seni inandýrmasý için, seni kazanmasý, senin fikrî ve hissî sermâyenle
karþýna çýkabilmesi için mutlaka sende olan mâlûmata sahip bulunmasý îcap eder.
Faraza ben mûsýkî bilirim, dediðin vakit, o da, ‘ben senden iyi bilirim’, lisan bilirim
dediðin vakit, ‘ben senden fazlasýna âþinâyým’ diyebilmeli ki, onu görüp sen de ‘Bu
da bendenmiþ!’ diyebilesin."
Semîha Haným:
- Avcýnýn, ormanda kuþlarý avlamak için kuþ taklidi yapmasý gibi... Kuþu tutabilmek
için onun lisânýndan anlamak lâzým geliyor...
- "Evet ama her kuþun lisâný da baþka baþkadýr ve mürþit olanýn, bunlarýn hepsine
âþinâ olmasý lâzýmdýr. Tâ ki mürîdini terbiye ve muhabbeti halkasýna aldýktan sonra,
mürit, kendi bildiklerinin, Hakk'ýn ilmi yanýnda ne kadar basit olduðunu görüp anlasýn.
Fakat bunu idrâk edebilmesi için halkaya dâhil olmasý lâzýmdýr."
(Ken'an Rifâî, Sohbetler, Kubbealtý Neþriyâtý, Ýstanbul, 2000, s. 241)
***
- "Bugün Güzîde Haným Vâlideniz ile bir hadîs-i þeriften bahsediyorduk.
Resûlullâh'a sormuþlar. Bize, bizi Allâh'a yaklaþtýracak amellerden bahset,
demiþler. Efendimiz de ‘Ýlmullah, yâni Allah ilmi...’ cevâbýnda bulunmuþ.
Ashap, ‘Yâ Resûlallah, biz amel dedik, sen ilim diyorsun...’ diye itiraz edince
‘Ýlimsiz amel iþe yaramaz. Bin rekât namaz kýlmaktan, bir dem kâmil insanla
sohbet hayýrlýdýr’ cevâbýný vermiþ. Ashap yine ‘Kur'an okumaktan da mý
hayýrlýdýr?’ diye sorunca ‘Evet, çünkü Kur'ân'ý da size tefsir edecek ilimdir,
buyurmuþ."
(Ken'an Rifâî, Sohbetler, Kubbealtý Neþriyâtý, Ýstanbul, 2000, s. 414)
“Dileðimiz, her üniversitede bir
tasavvuf enstitüsünün açýlmasý…”
cemâlnur sargut ile söyleþi
Türk Kadýnlarý Kültür Derneði Ýstanbul
Þubesi (TÜRKKAD Ýstanbul), Cemâlnur
Sargut Hocamýzýn önderliðinde son
yýllarda tasavvuf ve eðitim alanýnda
ciddi faaliyetler yürütüyor, önemli
giriþimlerde bulunuyor. Bu sayýmýzda
Cemâlnur Hocamýzla bu geliþmelere dâir
sohbet ettik.
Müge Doðan: Hocam, bu sayýmýzda
kurmuþ olduðunuz tasavvuf ve Ýslâm
kürsülerinden bahsetmek istiyoruz. Bu
düþünce ilk ne zaman ve nasýl þekillendi?
Cemâlnur Sargut: 2006 senesinde,
Amerika’da North Carolina’da öðrencim
Cangüzel’in evinde otururken bir anda
Sâmiha Anne’nin “kendi üniversitemizi
kuralým” sözü ve Efendim Ken’an Rifâî
Hazretleri’nin “tasavvuf, bir gün
akademilerde okutulacaktýr” sözü
birleþti kafamýn içinde. Ben tabiî
akademisyen olmadýðým için o güne
kadar hiçbir þekilde bunlara yeltenmiyordum ama bu iki mânâ içimde bir
istek oluþturdu ve Cangüzel ile
konuþtum. Cangüzel o sýrada North
Carolina’da üniversitede ders veriyordu.
Ben de Kur’an derslerine ve Mesnevi
derslerine giriyordum. Dolayýsýyla
Cangüzel, rektörle görüþmemizi ve
yaptýðýmýz iþleri ona anlatmamýzý teklif
etti.
Çok hasta olduðum bir gündü, hiç
unutmuyorum. Üniversitede o gün
sunum yapýyorken tam Peygamber’in
adý geçince iki saat elektrikler söndü.
Bu beni çok etkilemiþti. Üniversite de
sunumdan çok etkilendi. Yapýlan iþlere
þaþýrýp þaþýrýp kaldýlar. Rektörle
konuþmaya gittim. Rektör bana
üniversitede bir kürsü açabileceðimi ve
bunun North Carolina Üniversitesi için
çok büyük bir lûtuf olduðunu, çünkü
bunun o üniversite içindeki üçüncü Ýslâm
kürsüsü olacaðýný ve o zaman da bu
üniversitenin Ýslâm konusunda
Amerika’nýn en iyi üniversitesi olacaðýný
söyledi. Rektör çok heyecanlýydý. Aslýnda
yapý olarak da çok heyecanlý bir adam
olmamasýna raðmen çok heyecanlýydý
ve bunun için ciddi olarak bir an önce
karar verilmesi gerektiðini söyledi. Ben
ise sadece parayý sormak için gitmiþtim
ve böyle bir þey olabilir mi ve bizi kabul
ederler mi diye... Çünkü duyuyordum,
birçok kuruluþ gidip müracaat ediyor
fakat kabul görmüyordu.
“Tasavvufî bir Ýslâm kürsüsü
kurulmasý, Amerika için
Vahabiliði önlemek açýsýndan
da çok büyük bir geliþim”
cemâlnur sargut ile söyleþi
Sonunda ben oradan çýkmak üzereyken
Carl Ernst’ün, Omid Safi’nin ve rektörün
konuþmalarýndan o kadar etkilenmiþtim
ki kendimi 667 bin dolarýn altýna imza
atarken buldum ve bu þekilde kürsünün
ilk adýmlarý atýlmýþ oldu. Orada tasavvufî
bir Ýslâm kürsüsü kurulmasýnýn Amerika
için Vahabiliði önlemek açýsýndan da
çok büyük bir geliþim olacaðýný
düþünerek paranýn altýna imzayý attým.
Enteresan olan, beþ kuruþumuz yoktu.
Daha sonra Amerika’daki zengin bir
öðrencim bana yaptýðým iþin çok büyük
bir iþ olduðunu, bunu kesinlikle
Amerika’daki iþ adamlarýnýn destekleyeceklerini söyledi. Ben de bu inançla
Türkiye’ye döndüm. Elham-dülillah, ilk
parayý o öðrencimin vermesine raðmen
biz 6 ay içinde 300 bin küsur dolarý
toparladýk. Beþ senelik bir vaktimiz vardý
parayý ödemek için, fakat biz 6 ayda
parayý toparladýk. Herkes kendi
cebinden üç beþ kuruþ katarak toparladý.
Kalan parayý da çok zengin bir öðrencim
yaptýðý büyük bir iþin zekâtý olarak ödedi.
Dolayýsýyla da biz bir sene dolmadan
667 bin dolarý tamamlayýp oraya teslim
ettik.
Bu, Amerika’da o kadar þaþkýnlýk yarattý
ki, onlara gidip “biz hazýrýz, ne
yapacaðýz?” dediðimizde “ama biz hazýr
deðiliz, sizin beþ seneden önce
bitirebileceðinizi düþünmüyorduk”
dediler. Sonra önüme anlaþmalarý
koydular. Buraya bir kiþinin hoca olarak
tayin olmasý için vermesi gereken eser
sayýsý, çalýþmalarý bakýmýndan çok aðýr
bir anlaþma istiyorlardý. Benim ise
istediklerim vardý tabiî. Mesel⠓mutlaka
tasavvufu yaþayan bir âile olacak,
Müslüman olacak, kadýn olmasý tercih
sebebidir” gibi þartlar koyduk ve
sonunda kürsü açýldý. Yani paranýn
tamamlanýþýndan iki sene sonra Juliane
Hammer kürsünün baþýna geçti.
Bu büyük bir lûtuftur bizim için, çünkü
kendisi gerçekten bütün aradýðýmýz
özelliklere sahip. Gerek yaþantý itibâriyle,
gerek ahlâk itibâriyle, aile yapýsý,
çocuklarýna anneliði, sýký bir Müslüman
oluþu ve verdiði çok sayýda eserle kabul
gördü North Carolina Üniversitesi’nden.
Güzel olan tarafý da Türk olan eþi de
Harvard’dan mezun. Türk olan eþi de
tarih profesörü olarak ayný üniversiteye
girdi. Birlikte göreve baþladýlar ve göreve
baþladýðý günden beri Juliane Hammer
Ýslamofobi ile mücadele ediyor ve
Ýslâm’ýn kadýna verdiði deðer üzerine
uzun uzun çalýþmalar yapýyor. Enteresan
olan, doktoradan mezun olan ilk
öðrencimiz de Amerika’nýn meþhur
Müslüman yazarlarýndan birisi oldu. Yani
çok meþhur birini de bizim üniversitenin,
bizim bölümü mezun etmiþ oldu
doktoradan. Ben gözlemlediðim,
derslerine girmeye gittiðim zamanda þu
andaki çalýþmalarýn çok verimli olduðu.
Bunu Prof. Carl Ernst, Prof. Omid Safi,
Prof. Bruce Lawrence da tekrar tekrar
bize hatýrlatýyorlar.
MD: Biraz açýlýþý anlatýr mýsýnýz hocam?
CS: Açýlýþa annem 85 yaþýnda gitti ve ilk
konuþmayý yaptý. Çok güzel bir açýlýþ
oldu. Rektör, rektör yardýmcýsý, dekan
ne kadar memnun olduklarýný anlattýlar.
Çok þükür de o günden bugüne çok güzel
çalýþýyor. Ýnþaallah sonsuza kadar bu
çalýþma devam eder.
MD: Peki diðer kürsü fikri nasýl oluþtu?
CS: Çok enteresan þekilde orada açýlýþta
yaptýðým konuþmada hayalimin bundan
sonra Çin’de bir kürsü açmak olduðunu
s ö y l e d i m . Ke n ’a n R i fâ î a d ý y l a
söylemiþtim. Tabiî ki bu birazcýk þaþýrttý
insanlarý, çünkü kimse Çin’de, deðil
üniversitede bir bölüm açmak, ilkokul
bile açamýyordu. Dolayýsýyla çok þaþýrdý
insanlar ve bana güldüler. Komünist
idare devam ediyordu Çin’de hâlâ.
Dolayýsýyla da meselâ bir yuva açamaya
kalkan bir Türk grup, haklarýnda
soruþturma açýlarak yurtlarý da
kapatýlmýþtý. Bunlarý bilmeme raðmen
ben iki sebepten Çin’de kürsü açmayý
düþündüm. Bir tanesi Peygamber
Efendimiz’e dayandýðý, hadisi olduðu
söylenen, “Ýlmi Çin’de bile olsa ara.”
Ýkincisi, Ýbn-i Arabî Hazretleri’nin Fusûsu’l
Hikem’inin Þit bölümünün son
cümlelerinde geçen “son insân-ý kâmil
Çin’den gelecektir” sözü... Bu ikisine
uyarak düþünüyordum.
“Bir gün dünyanýn en iyi
Konfiçyüs uzmanlarýndan
birinden bir mektup aldým.”
cemâlnur sargut ile söyleþi
Sonra New York’a gitmek nasip oldu.
New York’ta kilisedeki Ýbn-i Arabî
Sempozyumu’nda Sachiko Murata’ya
açtým derdimi ve o çok heyecanlandý.
Kendisi Japon olduðu için çok
heyecanlandý ve hemen eþi William
Chittick’i çaðýrdý. Bu iki profesörü
okurlarýmýz tanýrlar; bizim sempozyumlarýmýza da katýlan, dünyanýn en iyi
iki Ýslâm tasavvuf profesörü olarak
deðerlendiriliyorlar, Seyyid Hüseyin
Nasr’dan sonra... Dolayýsýyla Chittick
çok heyecanlandý ve bana memleketime
dönmemi ve kendilerinin bana yardým
edeceklerini söylediler.
Hakikaten de bir ay sonra bana Harvard
Üniversitesi’nden bir mektup geldi. Prof.
Tu Weiming’den geliyordu mektup… Bir
tevâfuk olarak o hafta Harvard
Üniversitesi’nden Pekin Üniversitesi’nin
sosyal bilimler bölümünün baþýna
getiri ldiðini, oraya geçeceðini,
Chittick’lerin çok yakýn dostu olduðunu
ve kendisinin dünyanýn en iyi Konfiçyüs
uzmanlarýndan biri olduðu yazýlýydý. Çok
uzun süre beraber Ýslâm çalýþtýklarýný ve
dolayýsýyla Çin’e bir din gelirse bunun
yalnýz Ýslâm olabileceðini bana uzun
uzun anlatan bir mektuptu bu. Ve de
kürsüyü açmaya hazýr olduðunu, kendi
inisiyatifini kullanacaðýný yazmýþtý. Ben
de cevaben, henüz paramýzýn olmadýðýný
a n c a k A m e r i k a ’d a k i k ü r s ü y ü
destekleyebildiðimizi söyleyince, “Çin’de
para ikinci plandadýr, gelin konuþalým”
dedi. Hakikaten ilk konuþma için
gittiðimde, bir öðrencimin çok büyük
ç a b a l a r ý y l a v e o ra d a k i g e n i þ
araþtýrmalarýyla 1,5 milyon dolardan 500
bin dolara indirdiler kürsüyü. Ve o
öðrencimin de maddî durumu çok iyi
olduðu için senede 100 bin dolar
göndererek bu kürsünün tamamýný
ödemeyi kabullendi. Dolayýsýyla biz
cebimizden çok az bir parayla -yani
herkes beþ yüz ya da bin lira çýkararakbu parayý toparladýk. Böylelikle ikinci
kürsüyü de kurmuþ olduk. Bir sene sonra
tamamlanan kürsü, bir bayram günü
Ken’an Rifai Ýslam Araþtýrmalarý adý ile
Kasým 2011’de açýldý. Ne kadar
enteresandýr ki, kendilerinden randevu
almanýn bile çok zor olduðu Chittick ve
Sachiko Murata, kürsünün ilk senesinde
orada eðitim vermek için Çin’e geçtiler,
açýlýþý yaptýlar ve eðitime devam ettiler.
Tabiî ki bizim için çok büyük bir lûtuf
olduðu gibi, ayný zamanda Uygur
Türklerinden de “asýl bayramýmýz bugün
oldu bizim” diye bir haber geldi.
“Ýslâm ve Çin Medeniyeti
konulu bir sempozyum
düzenleyeceðiz.”
MD: Þu anda kim var hocam kürsünün
baþýnda?
CS: Þu anda baþýnda Profesör Avani var.
Kendisi Ýranlý. Ayný zamanda Tahran
Üniversitesi Felsefe Bölümü’nde öðretim
üyeliði görevini sürdürüyor. Ýran’ýn önde
gelen hocalarýndan eðitim almýþ. Avânî,
Toshihiko Ýzutsu ve Henry Corbin ile
o r ta k ça l ý þ m a l a rd a b u l u n m u þ .
Önümüzdeki sene Çin’de çok önemli bir
þey yapmaya hazýrlanýyoruz. Ýlk defa bir
Ýslâm ve Çin Medeniyeti konulu bir
sempozyumu düzenleyeceðiz. Ýlk defa
Ýslâm adý göklere yazýlacak ama burada
hocam Ken’an Rifâî’nin adý Pekin
Üniversitesi’nin üstüne yazýlmýþ
durumda.
MD: Peki Türkiye’de ne yapmak
istiyorsunuz hocam?
CS: Þimdi bütün gayem, aslýnda
Türkiye’de bir tasavvuf üniversitesi ya
da enstitüsü kurmaktý. Tabiî o zamanlar
anlayýþ çok farklý olduðu için Türkiye’de
bunun lâfý bile edilmiyordu. Tasavvuf
müziðinin bile yeni yeni kabul gördüðü
bir ülkede yaþýyorduk. Fakat sonra
Türkiye’de anlayýþ daha deðiþmeye
baþlayýp dinî inançlar daha
kuvvetlenince bu enstitü için harekete
geçtik. Bu arada Oxford’dan bize 4 sayfa
bir mektup geldi. Ben Ýbn-i Arabî
Sempozyumu için Oxford’a gitmiþtim.
Orada uzun konuþmalar olmuþtu. Bizden
istedikleri, orada bir enstitü kurmamýzdý.
Hatta bu kürsü üstü yani doktora üstü
bir özel çalýþma enstitüsü olacaktý.
Oxford kaldýðý sürece devam edecek bir
enstitü kurmamýzý istiyorlardý. 1.5 milyon
dolar istediler. Bu da Vahabiliðe karþý
kurulacak bir yapýlanmaydý. Ýþte o sýrada
biz Oxford’u düþünürken, acaba
Türkiye’de olur mu diye düþünmeye
baþladýk ve Türkiye’de harekete geçtik.
Bir program hazýrladýk kendimize. Yer
istedik fakat yer alamadýk.
Çok þükür devlete çok destek olduk
maddî konularda, ama devletten hiçbir
maddî destek görmedik -sempoz-
yumlarda belediyelerin yaptýðý yardýmlar
hariç. Bundan dolayý da içim çok rahat
çünkü kendi yaðýmýzla kavrulmayý çok
güzel öðrendik. Dolayýsýyla Oxford için
toplanan paralarý da Türkiye’ye aktararak
- Allah razý olsun, Nevzat Tarhan Bey’in
yardýmýyla- Üsküdar Üniversitesi içinde
doktora ve master seviyesinde bir enstitü
kuruldu.
MD: Bu Türkiye’de bir ilk mi?
CS: Bu enstitü, bir devrim niteliðinde.
Türkiye’de ilk defa bütün branþlardan
mezun olanlar gelip burada tasavvuf
okuyabilecekler.
MD: Yani hekim de gelip master yapabilir.
CS: Doktor, mühendis, mimar, sosyolog,
psikolog, herkes master ve doktora
yapabilir.
Þimdiki dileðimiz, bunun sadece bir tek
üniversite içinde kalmamasý, bunun
geliþtirilerek Anadolu’ya da yayýlmasý.
H e r ü n i ve rs i te d e b i r ta s av v u f
bölümünün, bir enstitüsünün açýlmasý
ve dolayýsýyla bu enstitülerin çalýþmasýyla
da ahlâkî deðerlerin Türkiye’ye daha
geniþ çapta yerleþmesi.
MD: Ýnþaallah. Anladýðým kadarýyla bir
ilk olan bu Enstitünün yapýlanmasýna
yönelik çalýþmalarýnýz devam ediyor.
Önümüzdeki günlerde bizleri bu konuda
d a h a fa z l a b i l g i l e n d i re c e ð i n i z i
düþünüyoruz. Çok teþekkür ediyoruz
efendim.
North Carolina Üniversitesi
Ken’an Rifâî Ýslâm Araþtýrmalarý
Kürsüsü’nün Çalýþmalarý
Prof. Carl Ernst
Yýl 2009…
tasavvuf kürsüsü çalýþmalarý
Amerika Birleþik Devletleri’nde North
Carolina Üniversitesi bünyesinde
Ken’an Rifâî Ýslâm Araþtýrmalarý
Kürsüsü kuruluyor…
Yýl 2011…
Çin’de Pekin Üniversitesi çatýsý altýnda
Ken’an Rifâî Ýslâm Araþtýrmalarý
Kürsüsü’nün açýlýþý yapýlýyor…
Türk Kadýnlarý Kültür Derneði Ýstanbul
Þubesi’nin giriþimleri ile Cemâlnur
Sargut Hocamýzýn önderliðinde kurulan
her iki kürsü de hâlen çalýþmalarýný
hýzla sürdürüyor ve insanlýk için ortak,
kuþatýcý ve birleþtirici bir dil oluþturan
tasavvufu, kaynaðý olduðu Ýslâm’ýn
güler yüzü ile birlikte akademi bünyesi
içerisinde öðretiyor.
Aþaðýda North Carolina Üniversitesi
ile Pekin Üniversitesi’ndeki bu
giriþimlere dair, üç yetkili ismin kaleme
aldýðý deðerlendirmeler bulunuyor.
Doðu’dan ve Batý’dan yükselen bu
sesler, ümit veriyor, þükrettiriyor,
gayrete getiriyor.
Carl Ernst, Omid Safi ve Weiming
Tu’nun bu kürsülere dair
deðerlendirmeleri ile sizleri baþbaþa
býrakýyoruz.
Ken’an Rifâî kürsüsü North Carolina
Üniversitesi’nde Dinî Çalýþmalar
Bölümü’nün Ýslâmî Çalýþmalar programý
bünyesinde kurulmuþtur. Doç. Dr. Juliane
Hammer kürsüde üç yýldýr hizmet
vermektedir. Hammer þimdiye kadar
Ýslâmî konularda bazý genel dersler,
ayrýca Amerika’da Ýslâm, Ýslâm ve Kadýn,
Ýslâm ve Irk gibi özel konulu dersler
vermiþtir. Programa bu sene açýlmak
üzere ‘Tasavvuf‘ dersi konulmuþtur.
Hammer ayný zamanda lisansüstü
master ve doktora öðrencilerinin
danýþmanlýðýný yapmaktadýr. Kürsüde
yürütülmekte olan tüm bu çalýþmalar,
derslerin mahiyeti ve çeþitliliði sebebiyle
programa önemli katkýlar
saðlamaktadýr. Bunlara ek olarak, ilgili
konularda kitaplar yayýnlamaktadýr.
Hammer Ýslâmî Çalýþmalarda ulusal ve
uluslararasý sahada önemi gittikçe artan
ve tanýnan bir bilim insanýdýr.
Ken’an Rifâî Kürsüsü Üniversitemizdeki
Ýslâmî Çalýþmalar programýna çok önemli
bir güç ve geniþleme getirmiþtir.
***
North Carolina Üniversitesi’nin
uluslararasý baðlantýlar kurmak
konusunda güçlü bir taahhüdü var ve
Türkiye öncelikle iliþki içinde bulunmak
istediðimiz önemli ülkelerden biri. Bu
iþbirliði sürecinde Ýslâmî Çalýþmalar alaný
en önemli yeri almaktadýr. Ýþbirliði
yapmak istediðimiz konular arasýnda
beþerî ve sosyal bilimler, týp ve fen
bilimleri gibi dallar da var. Ken’an Rifâî
Kürsüsü’nün kuruluþu, gayretlerimize
güç ve kuvvet katmýþtýr ve bizim
Türkiye’deki farklý üniversitelerle
görüþmelerimizde muhtemel baðlantýlar
için de önemli bir çekicilik getirmektedir.
Ben son yýllarda Türkiye’yi sýkça ziyaret
ettim, Juliane Hammer ve Omid Safi de
ayný þekilde çok ziyaret ediyorlar.
Kanýmca iki ülke arasýnda daha üst
düzeyde bir anlayýþýn geliþmesinde bizler
kesinlikle etkili olacaðýz ve Ken’an Rifai
Kürsüsü bu sürece çok önemli bir katký
saðlamaktadýr.
Ken’an Rifâî Kürsülerinin, Amerika’da
North Carolina Üniversitesi’nde, Çin’de
Pekin Üniversitesi’nde ve ileride baþka
üniversitelerde de kurulmasý, uzak
görüþlü hayýrseverlik, eðitim
sorumluluðu, eðitime destek taahhüdü
ve kültürler arasýnda baðlar
oluþturmanýn fevkalâde örnekleridir. Bu
kürsülerin kuruluþ tarihçesini ve Türk
Kadýnlarý Kültür Derneði ile Cemâlnur
Sargut’un bundaki rollerini ne zaman
anlatsam, dinleyenler, bu kadar
uzaklardaki insanlarýn geleceðe kalacak
böylesine güçlü entellektüel bir miras
oluþturmak üzere bir araya
gelebilmesine çok þaþýrmakta ve hayran
olmaktadýrlar. Dolayýsýyla ben bunun
mâneviyat ile eðitim felsefesini bir araya
getiren ve uluslararasý bir etki yaratacak
çok önemli bir vizyon örneði olduðuna
inanýyorum.
North Carolina Üniversitesi
Ken’an Rifâî Ýslâm
Araþtýrmalarý Kürsüsü’nün
Çalýþmalarý
Prof. Omid Safi
tasavvuf kürsüsü çalýþmalarý
Cemâlnur Sargut tarafýndan dünyanýn
çeþitli yerlerinde ve burada North
Carolina’da kurulan Ken’an Rifâî
kürsülerinin önemine ait gözlemlerimi
paylaþma fýrsatý bulduðum için çok
memnunum.
North Carolina Üniversitesi’ndeki Ken’an
Rifâî Kürsüsü’nün saðladýðý imkânlarla
bizler burada Ýslâm ve Ýslâm
Tasavvufunu tanýtma imkânýna sahip
olduk. Yüzlerce öðrenciyi Ýslâm’ýn hakiki
yüzü ile tanýþtýrmak, onlarý Ýslâm
mâneviyâtýnýn ve edebiyatýnýn
derinliðine daldýrmak bizi son derece
memnun etmektedir.
Benim ve bizim burada ümidimiz odur
ki, 1900’lü yýllarda “Tasavvuf bir gün
akademilerde öðretilecektir” demiþ
olan Ken’an Rifâî’nin baþlattýðý
misyonunun bir parçasý olmaya devam
edebilelim. Bu misyon, insanlýða, hakiki
insan olmayý öðretmenin yerinin artýk
tekkelerden üniversiteye taþýnmasý
gerekliliðini anlatmaktýr. Üniversite,
gerçek insanýn, insân-ý kâmilin
öðretileceði ve eðitileceði yerdir. Bütün
yapmaya çalýþtýðýmýz budur.
Doðu ile Batý’yý birleþtiren bu güzel
giriþimler, Pekin’den Ýstanbul’a, Oxford’a,
North Carolina’ya bu baðlarýn
kurulmasý, bana Kur’ân-ý Kerîm’deki
“Yüzünüzü nereye çevirirseniz çevirin,
doðuya ve batýya, Allah’ýn vechi ordadýr”
âyetini hatýrlatýyor.
Ümid ederim ki, Ken’an Rifâî
kürsülerinden istifade edilen her yerde
bu kürsü, insanlýðý bir araya getiren, bizi
birleþtiren ve bir anlayýþ noktasýna doðru
ilerleten bir vasýta olarak hizmet eder.
Uluslararasý Ken’an Rifâî Ýslâm
Araþtýrmalarý programlarýna küçük de
olsa bir hizmette bulunabilme fýrsatýna
sahip olmaktan dolayý derin þükranlarýmý
sunuyorum.
Minnet duygularýyla teþekkür ediyorum.
gibi birçok manevi geleneði içine alacak
þekilde mânevî ilgiyi geniþletmesi
açýsýndan üniversite için bir ilham
kaynaðýdýr.
Ayrýca Çin’in önde gelen diðer
üniversitelerinin benzer þeyleri yapmasý
için de bir ilham kaynaðýdýr. Türk
Kadýnlarý Kültür Derneði, bu kürsü ile
çok çok önemli bir alan açmýþ ve
gerçekten anlamlý ve kayda deðer bir
uluslararasý ortak giriþimi baþlatmýþ
bulunmaktadýr.
Türk Kadýnlarý Kültür Derneði’nin yüce
gönüllülüðü, fedakârlýðý sayesinde Pekin
Üniversitesi’nde kurulan Ken’an Rifâî
Kürsüsü, Pekin Üniversitesi tarihinde ilk
defa tasavvuf aðýrlýklý bir Ýslâm Felsefesi
dersi tesis edilmesine olanak saðlamýþtýr
ve bunun fark edilmesi çok önemlidir.
***
Üç sene önce kürsünün kuruluþundan
itibaren, William Chittick ve Sachiko
Murata hem Pekin Üniversitesi’nde hem
de Milliyetler Merkezi Üniversitesi’nde
bir seri ders verdiler. Bu sene de Ýran
Felsefe Enstitüsü Profesörü Ghulem Reza
Aavani, Ýslâm Felsefesi konusunda
önemli dersler vermekle kalmayýp, bir
seri genel derse ilâveten Ýran kaynaklarý
üzerinde durulan Ýran Çalýþmalarý
seminerlerini sunmuþtur. Yapýlan bütün
bu çalýþmalar Pekin Üniversitesi
camiasýnýn kültürel ve özellikle de ahlâki
deðerlerinin dönüþümüne sebep
olmuþtur. Dolayýsýyla katký, sadece
dersler sunma kabiliyeti deðil, Çin’in
halihazýrdaki kendi içine bakma ve
kendini anlamasýna yönelik Ýslâm’ýn
ahlâkî bakýþýný ve dinî sorularý ortaya
çýkarma kabiliyetidir. Benim hissiyatým
þudur ki, Pekin Üniversitesi’nin akademik
ve mânevî manzarasýnda, sunulan
derslerin çok derin etkileri olmaktadýr.
Ken’an Rifâî Kürsüsü, hem benzer
kürsüler açmak açýsýndan hem de
Yahudilik, Budizm, Hristiyanlýk, Hinduizm
***
Türkiye sadece yükselen bir ekonomi
deðil, ayný zamanda 21. yüzyýlda çok
Pekin Üniversitesi Ken’an Rifâî
Ýslâm Araþtýrmalarý
Kürsüsü’nün Çalýþmalarý
Prof. Weiming Tu
tasavvuf kürsüsü çalýþmalarý
canlý, entellüktüel bir devdir. Çin,
hepimizin bildiði gibi ekonomik alanda
çok baþarýlý olmuþtur. Fakat Çin, kültürel
bir kimlik oluþturabilmek için kültürel
kaynaklarýný yeniden canlandýrmakla
ciddi bir þekilde meþguldür. Ümit ederim
ki bunun sonucunda açýk, çoðulcu ve
özeleþtiri yapabilen bir kültürel kimlik
oluþacaktýr. Dolayýsýyla, Türk Kadýnlarý
Kültür Derneði ve Pekin Üniversitesi’nin
Ýslâmî Çalýþmalar bölümünde kürsü
kurma konusunda yaptýðý iþbirliði sadece
Pekin Üniversitesi için deðil, Çin Halk
Cumhuriyeti’nin deðerler sistemi ve
özellikle de Çin kültürü için de geniþ
kapsamlý etkileri vardýr.
Bunu üç alanda görüyorum:
Birincisi; Bugün Çin, ciddi bir þekilde
ekonomik geliþme, politik geliþme ve
sosyal geliþmeye ilâveten kültürel
geliþme ve ekolojik geliþmeye de ihtiyacý
olduðunu düþünmektedir. Bir baþka
ifâdeyle, Çin bugün, bütün milletlerin
uygarlýklarýnýn mânevî deðerlerini
anlamaya çok hazýrdýr.
Ýkinci olarak; Çin’in bilhassa ekonomik
anlamda tanýmlanan Çin
modernleþmesini anlamaya yönelik
derin çalýþmalarý bulunmaktadýr. Ve
þimdi Çin, modernleþme dürtülerine
farklý alternatif arayýþlarý içindedir. Çin’e
referans olabilecek ülkeler arasýnda ABD
ve Batý ülkeleri olduðu gibi, Ýslâm
dünyasý, Hindistan ve hatta Afrika da
vardýr. Ve böylece bu çok geniþ evrensel
baðlam içerisinde, Pekin Üniversitesi’nde
yapýlan bu giriþim, Musevilik, Hristiyanlýk
ve Hinduizm gibi alanlarda da program
geliþtirme ile ilgili bize ilham kaynaðý
olmuþtur.
Son olarak da bu hâdisenin en can alýcý
noktasý Ýslâmiyet’in Çin kültürünün
ayrýlmaz bir parçasý olmasýnýn yaný sýra
Hui-Konfüçyüs diyalogu diye
adlandýrdýðýmýz muhteþem bir Çin
geleneðinin de Çin tarafýndan anlaþýlýyor
olmasýdýr. Burada Çinli Müslümanlar,
meselâ Uygurlar vardýr ve bunun
ötesinde geniþ bir Ýslâm dünyasý
bulunmaktadýr. Geleceðe baktýðýmýzda
ise Çin, entellektüel ve mânevî
hassasiyetini Ýslâm dünyasýna kanalize
edecektir.
Türk Kadýnlarý Kültür Derneði’ne çok
minnettarýz fakat özellikle de Cemâlnur
Sargut’a... Þunun da çok ciddi olarak
farkýndayýz ki daimi bir kürsü kurabilmek
için sadece entellektüel olarak deðil ayný
zamanda eðitim ve müfredat
konularýnda da uzun vadeli çalýþmalar
gerçekleþtirmek gerekir. Umuyoruz ki 23 yýl içinde Ýslâm Araþtýrmalarý alanýnda
dâimi bir kürsü tesis edilir. Ve Cemalnur
Sargut’un Pekin Üniversitesi’nde
kurduðu kürsü, nesiller boyu Çin
öðrencilerinin tasavvuf aðýrlýklý Ýslâmî
Araþtýrmalar dalýnda çalýþmalarda
bulunmasýný saðlayacaktýr.
Burada sadece Cemâlnur Sargut’a deðil
bu deðerler oryantasyonundaki ahlâkî
düþünce eðitiminde onu takip eden
öðrencilerine de müteþekkirim. Ýslâm
mâneviyatýnýn yayýlmasýyla Çin
âlimlerine nesiller boyu ilham kaynaðý
olacaklar.
kendini bilme
okulu
“BAYRAM özünü bildi / Bileni anda buldu
/ Bulan ol kendi oldu / Sen seni bil, sen
seni”
Hacý Bayrâm-ý Velî
elif hilâl doðan
Özgüven sizce nedir? Özgüvenimizi
baþkalarýna olan üstünlük derecemize
göre mi hesaplýyoruz acaba? Ýyi bir
eðitim görmek, zengin olmak, akýllý
olmak gibi þeyler; özgüven sebebi midir?
Kendimize güvenimiz, aslýnda sâhip
olduðumuz imkân ve þartlara olan
güvenimize baðlý bir hâlde. Bu imkân ve
þartlar deðiþtiði zaman, herhangi bir
þeyimize deðil, sâdece “kendimize”
güvenebiliyor muyuz? Bence önemli
olan soru bu. Baþkalarýyla kýyaslamaksýzýn, bir insan, “kendine” neden
ve nasýl güvenebilir?
Ýnsanýn kendine güvenebilmesi için,
“kendisini bilmesi”, tanýmasý gerekir. En
üstün okullarda, en iyi eðitimleri almak;
en üstün performansla en iyi mevkîlere
gelmek dahî, ne yazýk ki “kendini bilmek
ve tanýmak” için geçer akçe vermiyor.
“Sen bunu baþarýrsýn, sen herkesi
geçersin, en yukarýda olmalýsýn, sen en
iyisisin!” diye baþý göðe erdirilmek üzere
yetiþtirilen, “özgüvenli” o muhteþem
insan, en ufak derecede aczini idrâk
edecek olsa, egosuna bir çizik gelecek
olsa, bir anda kendini cehennemlerin
içinde buluveriyor. Bu þekilde hayâtýný
maddî dünyâya ve menfaatlerine
adayarak hebâ eden insanlarýn
oluþturduðu manzaralar artýk geride
kalmalý, bu çaðda, önce asýl bu bakýþ
açýlarý deðiþmelidir.
Sâmiha Ayverdi, “Batmayan Gün”
romanýndaki þu cümlelerle, þimdi bize
Ken’ân Rîfâî Hazretleri’nin sesini ne de
güzel duyurmaktadýr: “Münevver
geçinen kimseler içinde, zaaflarýna söz
geçirecek tam irâdeli bir kimse bulmak
hemen muhâldir. Ýhtirâsýnýn, keþfinin,
eserlerinin, hâsýlý bin türlü ihtirâsýn esiri
olan bu bilgili câhillerin hâli ne hazindir.
Her þeyi bilip öðrenmiþ olan kimsenin
kendini öðrenememesi ne kadar
acýklýdýr. Ýlim odur ki insana kendini
öðretir, tanýtýr…”
Kendini bilmek, insana özgüvenemniyet kazandýracak yegâne temeldir.
Esâsýna bakarsanýz, insan kendini
tanýdýkça görür, bilir ki, aslýnda insan
kendine güvenemez, yalnýz kendindeki
Hakk’a güvenip dayanabilir. Çünkü
kendinde bir güç yoktur, kudret yalnýzca
Allâh’ýndýr. Böylece insanýn kendine
güveninin ve duruþunun saðlamlýðý,
Allah’ý tanýdýðý, güvendiði ve O’na teslim
olduðu kadardýr. Baþýna gelen
hâdiselerde ne kadar güçlü olacaðý, Hakk
için gösterdiði gayret ve Allah’tan râzý
oluþu ölçüsünce þekillenir.
Çaðýmýzýn “eðitimli” insaný, öz’de her
þeyin bir olduðunu, vâroluþa sebebin
“Hakk’ý bilmek” olduðunu görerek, bu
dünyâyý stresle deðil, o sebep uðruna
zevkle yaþayabilmelidir. Mânevî eðitim
ile bu bakýþ açýsýný kazanan insan, maddî
açýdan iþ hayâtýnda, âile ve sosyal
hayâtýnda, her yerde ve her þeyde
muamele ettiðinin Hakk olduðunu idrâk
edecektir. Mânâ ilmiyle maddî ilmi
birleyerek hâl edebilen kiþi, hayâtýn
güzelliðinin keyfini ve keþfini sürmeye
baþlayabilir. Tek kanatlý kuþun
uçamayacaðýný bilenler, yalnýz baþýna ne
maddî yükseliþleri baþarý sayarlar, ne de
mânevî yükseliþleri… Hz. Muhammed’in
(sav) bize -yaþayarak- gösterdiði gibi,
sâdece madde ve mânâ dengesini
saðlayýp ikisini bir yaþayan insan baþarý
elde edebilir. En ileri eðitim, maddî ve
mânevî eðitimi birleyerek, kiþinin
kendisini bilmesi ve Peygamber
ahlâkýyla ahlâklanabilmesidir.
Okullarýmýzaki maddî eðitim sisteminin
veremediði bu “kendini bilmek” bilgisi,
ancak ve ancak tasavvufî terbiye
açýsýndan,
mânevî
eðitim
ile
kazandýrýlabilir. Ama bu tasavvufî
terbiyenin de yine okullarýmýzda ve
kendi “hâl” eðitim sistemi içerisinde
verilmesi gerekmektedir. Ken’ân Rifâî
Hazretleri’nin “Tasavvuf, bir gün
akademilerde okutulacaktýr” deyiþinin,
Cemâlnur Sargut Hocamýz’ýn vesîlesiyle
vücût bulduðu günlere -elhamdülillaheriþtirildik. Onlarýn “her yerden ve her
þeyden
öðrettikleri”ni,
þimdi
akademilerde, daha geniþ kitleler
hâlinde, daha rahat þekilde inceleyip
idrâk edebileceðimiz için Allah’a hamd
ve þükürler olsun.
Ken’ân Rifâî Ýslâm Araþtýrmalarý
Kürsüleri cihanda maddî-mânevî
eðitimi birleyecek bir Rahmânî
vizyondur.
Peygamber
ahlâkýnýn
inþallah hâl edilebileceði bu akademik
ocaklar, bütün dünyâ insanlarýna ve
gelecek nesillere uzanan Rahmânî bir
eldir. Allâh-û âzîmü’þ-þân kendini bu
yolda tasadduk eden bütün hizmet
erleriyle birlikte Cemâlnur Annemizden
râzý olsun; onlarýn gücünü, kuvvetini
arttýrsýn. Bize de “kendini bilenlerden”
olmak nasip olsun inþaallah…
Allah, Kerîm’dir.
hüseyin gökhan
DÝN TEBLÝÐÝ
“Rabbin yoluna hikmet ve güzel
öðütle çaðýr ve onlarla en güzel
þekilde mücâdele et. Çünkü Rabbin,
kendi yolundan sapanlarý en iyi
bilendir ve O, hidâyete erenleri de
en iyi bilendir.” (Nahl Sûresi, 125)
Ýslâm dini Hz. Peygamber’imize teblið
edildi ve bundan sonra da yeni bir
þeriatýn yolu kapandý. Peygamber
Efendimiz’in yolunu ve þeriatýný takip
eden müslümanlar büyük medeniyetler
kurdular, yeni çýðýrlar açtýlar ve dünyada
eþi benzeri görülmemiþ bir devrimi
baþarýyla tatbik ettiler. Endülüs’ten
Hindistan’a kadar geniþ bir coðrafyada
Ýslâm hep medeniyeti, bilimde geliþmeyi,
güzel sanatlarý, güzel ahlâký, sosyal
adaleti ve dini ne olursa olsun herkesin
güveneceði bir çatýyý temsil etti. Fatih
Sultan Mehmed Han’ýn devrinde
Osmanlý topraklarýnda müslümandan
çok gayri müslim yaþamasýna raðmen
organize bir isyan hareketinden
bahsetmek mümkün deðildi.
Fakat yakýn çaða doðru Osmanlý
Ýmparatorluðu’nun parçalanmasý, hatta
ondan da önce diðer bazý köklü
deðiþiklerle Ýslâm’ýn yaþandýðý
coðrafyalarda insanlar hem maddî, hem
de mânevî kayýplara uðradýlar. Bilimsel
geliþme Batý toplumlarýnýn tahakkümüne
geçti, müslümanlar sanattaki
önderliklerini kaybettiler, ahlâkî olmasa
da sosyal adâlet konusunda gerilemeler
yaþandý ve tüm bu menfî geliþmelerin
belki de bir sonucu olarak maddî
zenginlikler de yavaþ yavaþ
müslümanlarýn elinden çýkmaya baþladý.
Bunun sebebini aslýnda hepimiz
biliyoruz. Müslüman kabul edilen birçok
ülke, kâmil mürþidlerin, yani Hz.
Peygamber’in sünnetinin, Kur’an’ýn
yolundan ayrý düþtü. Toplumun, hattâ
devlet adamlarýnýn dahî büyük bir
çoðunluðunun tasavvuf terbiyesiyle
yetiþtiði topraklarda ilim devri yerini
kesif bir cehâlete býraktý. Bu cehâlet,
hem o topraklarýn insanýna felâket
getirdi, hem de Ýslâm’ý tanýmak
isteyenleri yanlýþ yollara sürükledi.
Ýslâm’ý günümüzde farz ibâdetler ve
baþörtüsünden ibâret sayanlar
çoðunluktadýr desek haksýzlýk mý etmiþ
oluruz?
Nerede tevhid? Nerede komþusu açken
tok uyumamak? Nerede ilmi Çin’de
dahî olsa peþine düþmek? Nerede en
hayýrlý olanýmýzýn âilesine iyi davrananýn
olduðu toplum? Nerede âlimlerin
dizinden ayrýlmayan devlet adamlarý?
Nerede sokaklarýn temizliðinin tevhidin
en alt derecesi olarak kabul edildiði
þehirler?
Tüm bunlar yetmezmiþ gibi bir de
müslümanlarýn mezhep ayrýlýklarýný
kavgalara, hatta savaþlara dönüþtürdüðü
bir manzara ile karþý karþýyayýz. Câhillerin
Ýslâm tasavvuru, hakîkatin yerini almaya
baþlamýþtýr.
Artýk hakîkatin ortaya çýkmasý þart
olmuþtur. Kâmil mürþidlerin yolu hem
müslümanlara hem de diðer tüm
insanlýða anlatýlabilmelidir. Bunun
üniversitelerde, araþtýrma enstitülerinde
sosyal bilimler metodu, titizliði ve
kaynaklarý ile yapýlmasýnda çok büyük
fayda vardýr. Tarih, sosyoloji, psikoloji ve
daha birçok farklý disiplinin tasavvufla
birlikte etüd edilmesi, tüm dünyaya yayýlmýþ
eksik ve hatâlý Ýslâm algýsýný deðiþtirmede
büyük rol oynayacaktýr. Üniversitelerde
farklý bölümlerden ilgili öðrencilere seçmeli
dersler olarak bu konularýn okutulmasý da
büyük bir hizmet olacaktýr.
Ýslâm hakkýnda müþterek cehâletin, çok
yakýn bir gelecekte akademik araþtýrmalar
ve üniversite seviyesinde yapýlan dersler
sâyesinde yerini hakîkate býrakabileceðini
çok kolay görebiliyorum.
Tasavvuf þüphesiz bir hâl ilmidir. Bununla
beraber zâhirî olarak incelenecek kocaman
bir deniz olduðunu da kabul etmeliyiz. Bu
konuda çalýþacak araþtýrmacýlarýn sahillere
kucak dolusu inci mercanla dönmelerini
diliyorum.
sesil pir
siz hiç dininizin
gasp edildiðini
hissettiniz mi?
Birkaç ay evvel þehrin göbeðinde bir grup
genç kýzýn bir stand arkasýnda broþür
daðýttýðýna þâhit oldum. Masanýn
üzerinde ‘Gelin, dinimi tanýyýn; gelin, bizi
tanýyýn’ diyen bir dâvet reklâmý gözüme
iliþti. Ýçimden “neler oluyor acaba?” diye
geçirdim…Ýsviçre’deböylebirmanzaraile
daha evvel hiç karþýlaþmamýþtým.
Öðle yemeði vakti, genel rutinimde
olmasa da, bir sandviç almak üzere þehir
merkezine yürüdüm. Maksadým, hava
alýrken bir yandan da genç kýzlarýn kurmuþ
olduðu standa uðrayýp ne yaptýklarýný
öðrenmekti. Almanca’yý akýcý þekilde
konuþamadýðým için gruba yaklaþýp
“aranýzda Ýngilizce veya Fransýzca bile var
mý?” diye sordum. Hepsi her iki dili de
biliyorlardý. Biri öne doðru adým atýp “size
nasýl yardýmcý olabilirim?” diye sorunca,
“anladýðým kadarý ile Müslümansýnýz, ben
de öyleyim, ne yaptýðýnýzý merak ettim”
dedim.
Genç arkadaþým önce nereli olduðumu
sordu. Cevabý alýr almaz da
“anlayacaðýnýzý tahmin ediyorum, þöyle
sorayým: Siz hiç dininiz çalýnmýþ gibi
hissediyor musunuz? Biz epeydir böyle
hissediyoruz” dedi. Ayaküstü biraz
sohbet ettik. Doðru anladýysam
standlarýna uðrayan kimselere Ýslâm
hakkýnda bilgi, müslümanlarýn ortak
deðerleri hakkýnda örnekler içeren bir
broþür veriyor, dünyada yaþanan olaylara
karþý hissettiklerini, þahsî görüþlerini
paylaþýyorlardý. Ýnandýklarý dini ve kendi
kültürlerini tanýtmak adýna çok güzel, naif
bir giriþimdi bu. Veyâhut ben böyle
deðerlendirdim, cesaretleri hoþuma gitti.
Ne var ki o kýzýn sorduðu soru benim
peþimi býrakmadý. Akþam yemeði
esnasýnda eþim ile konuþarak ve gece
uykumda ayný soruyu düþündüm. Ne
kadar anlam dolu bir sualdi bu böyle. Ben
hiç dinimin çalýndýðýný düþünmemiþtim
ama soruyu deðerlendirdikten sonra bu
bakýþ açýsý bana bir açý kazandýrmýþtý.
Hakikaten de dünyada olan birtakým
olaylarý deðerlendirirken insan dininin
çalýndýðýný hissedebiliyordu.
Benim dinim, hoþgörü ve sevgi diniydi.
Oysa son zamanlarda Ýslâm ülkelerinde
yaþanan çeþitli olaylar öfke ve nefret
püskürüyordu.
Bu konuþtuðum genç arkadaþlar ve belki
onlar gibi binlerce insan, kendi
ülkelerinden uzakta yaþarken, dinlerini,
dillerini, örf ve âdetlerini en iyi þekilde bu
yabancý ülkelerin insanlarýna tanýtmaya
ve dahî bu yabancý olduklarý kültürler
içinde bir uyum yakalayýp tutunmaya
çalýþýrken, þeklen kendilerine benzeyen
baþka birileri, bu ülkeden kilometrelerce
uzakta bir yerlerde yaptýklarý hareketler,
þiddet yönlü eylemler ile bu güzelliklerin
karalanmasýna sebep oluyorlardý.
Kulaða tuhaf geliyor ama deðil...
Hangi özgürlükçü ve insan haklarýnýn
geliþmiþ olduðu ülke söz konusu olursa
olsun, insanlar tanýmadýklarý ve dahî
‘zarar’ gördüklerine inandýklarý her
þeyden korkuyorlardý. Korku ise pozitif
bilincin, hoþgörü ve anlayýþýn en büyük
düþmanýydý. Korkan insan, öðrenmeyi
durduruyor, hoþgörülü olma yeteneði ve
algýsý kýsýtlanýyordu. Bu yüzden korktuðu
þeylerden uzak durmaya çalýþýyor,
kimseler ile ortaklýk kurmak istemiyordu.
Nitekim her þeyin baþý eðitim deðil mi?
Bizlere öðretilen en önemli görev,
insanlýða hizmet edebilmek deðil mi?
Sokakta insanlara felsefelerini ve
niyetlerini açýk etmeye çalýþan
arkadaþlarýn da yapmaya çalýþtýklarý barýþ
amaçlý deðil miydi?
Ýçimden keþke bu cesareti daha fazla
insan gösterebilse diye düþünürken... Bir
anda mânevî okullarýn ve mânevî
enstitülerin var olduðunu hatýrladým.
Mâneviyat üzerine kurulan eðitim
merkezleri, sadece bir din hakkýnda
insanlara bilgi vermekle, tevhid inancýný
yaymakla kalmamakta, birlik ve
beraberliðin önemini anlatýrken, ayný
zamanda ülkeler, kültürler arasýnda
köprüler kurulmasýna aracý olmaktadýr.
Ve belki de hepsinden en önemlisi,
insanlarý kendileri ve bu dünya ile barýþýk
olmaya dâvet etmektedir.
Bu sebeple âcizâne ben Cemâlnur Sargut
öðretmenimin ve dostlarýmýn bütün
yaptýklarý arasýnda sadece kürsü ve
vakýflar ile cennetin yolunu açtýklarýna
iman ediyorum.
Rabbim bu yolda çalýþan herkesin yolunu
açýk etsin inþaallah.
efendim
Ken’an Rifâî ismini ilk duyduðumda 29
yaþýnda idim. Günlük hayatýn içinde pek
çoðumuzun takip ettiði eðitim silsilesini
tamamlamýþ, yaþamýmý idâme ettirmek
için çalýþmaya baþlamýþ, iþ, ev, aile,
arkadaþlar, yýllýk tatiller arasýnda geçen
bir hayat sürmekteydim. Hayatýmdaki
önceliðim iþ hayatým, sonra da kendi
rahatým idi. Belli ahlâk kurallarý
çerçevesinde yaþamaya çalýþýrken her
gece uyumadan önce kelime-i þehâdet
getirmek dýþýnda pek de dinî aktivitesi
olmayan biriydim.
Dinî kaidelere uygun yaþam, benim için
daha çok toplumdan uzaklaþmak ve
bulunduðum çevreden çok farklý bir
hayat tarzý içine girmek anlamýna
geliyordu. Din, doðrusunu söylemek
gerekirse, pek de üstünde durmadýðým,
biraz da bana uzak olduðunu
düþündüðüm bir konu idi.
yeþim
Sonra bir gün Kendilerinin ismini
duydum, O’nu seven insanlarla tanýþtým.
Bana ve kýlmadýðým namaza, bilmediðim
dinî konulara hiç deðinmeyen bu
insanlarýn arasýnda konuþmalarý
dinlemeye baþladým. Ken’an Rifâî
Hazretleri’nin yaþamýna ait kýssalarý huþû
içinde dinlerken, O’nun ve çevresinin
resimlerini hayranlýkla incelerdim. Ne
kadar þýk giyindiðini, ne güzel ve özenle
hazýrlanmýþ sofralarda yemekler yediðini,
O’nu kuþatan çevrenin ne kadar aydýnlýk,
ne kadar nezih olduðunu uzun uzun
inceler ve sergiledikleri sükûnetli duruþu
düþünürdüm. Ken’an Rifâî Hazretleri,
zihnimde oluþmuþ dindar insan
imgesinden çok farklý bir görüntü
sergiliyordu. Zannederim O’nun
görüntüsü idi beni ilk önce O’na çeken,
söylediklerini aktaranlarý can kulaðý ile
dinlememe ön ayak olan ve kendimi
yakýn hissetmemi saðlayan... Temiz, þýk,
çaðýn getirdikleri ile uyumlu.
Bu çekiliþ döneminde kendimi
alamadýðým baþka bir konu ise bakýþlarý
idi. Bir resmini görmüþtüm; gözlerinde
heybet, yumuþaklýk, bir yandan çok
tanýdýk bir ifâde, bir yandan ise hiç
eriþemeyeceðim birinin vakarý vardý. Bu
resmin önüne geçip gözlerinin içine
bakardým. Ne olduðunu anlayamadýðým
bir çekim yaþardým bu vesikalýk resme
bakarken.
Bir de baþka bir resmi vardý, üzerinde
takým elbisesi, yeþillik bir alanda seccâde
yaptýðý pardesüsü üzerinde namazýný
bitirmiþ, duâsýný ederken çekilmiþ.
Zannederim,
din
hakkýndaki
önyargýlarýmý neyin yýktýðýný sorsanýz “bu
resim” derdim. Namaz, hayatýn içinden
bir sahne idi, gayet olaðan olan. Çok
defalar kendimi o piknik alanýnda O’nun
yanýnda hayal etmiþimdir. “Ne gariptir,
bir insanýn bir fotoðrafa kendini bu kadar
yakýn hissetmesi” demiþtim kendime
pek çok kez. Benim için rasyonel dünya
içinde alýþýlmamýþ hislerdi bunlar...
Bu anlattýðým günlerin üzerinden þimdi
yýllar geçmiþ durumda. Bunca yýl sonra,
bana Kendisini anlatmamý isteseniz:
Çok ama çok affedicidir, derim. Bir baba
müþfikliði ile bize defalarca iyiyi ve
doðruyu anlatan, hatâ yaptýðýmýz zaman
hatâmýzla bizi yüzleþtirmeyecek kadar
asil, yüce gönüllü. Ayný hatâyý tekrar
iþlemememiz için yol gösterici, bizim
dâimâ iyiliðimizi isteyen, kendi istek ve
arzusu olmayan…
Allah’ýn Kur’an’daki âyetlerini günlük
olaylar içinde þerh eden, zoru kolaylayan,
uzaðý yakýnlaþtýran, bilinmeyeni âþinâ
eden...
Durmaksýzýn Allah’tan, Allah aþkýndan
dem vuran, Allah’ý sevmenin kulu
sevmek olduðunu, halka hizmet
olmadan Hakk’a hizmetin olamayacaðýný
söyleyen, önce kendimi sonra baþkalarýný
sevmemi, pek sevemediklerime de
hürmet etmem gerektiðini öðreten …
Bana Ken’an Rifâî Hazretleri’ni sorsanýz:
Mavi kocaman bir deniz gibi olduðunu
söylerim size. Ýçinde nice âlemler
barýndýran, oysa dýþarýdan sâkin ve
olaðan görünen...
Sonra O’nun topraða benzediðini
söylerim. Hakkýnda ne derseniz deyin,
toprak gibi sükûnetli, muhkem, emin ve
kucaklayýcý.
Toprak ya da deniz yetmez, gökyüzü
olduðunu söylerim. Ne olursa olsun bizi
kuþatan, kuþatmaktan ve sarýp
sarmalamaktan vazgeçmeyen…
Bana O’nu sorsanýz, bakýþlarýný bir kez
hissedenin bir daha unutamayacaðýný
söylerim. Vefâtýndan yýllar sonra bile
nice gönüllerde aþk ateþi yakmaya
devam eden, Allah diyen, Allah dedirten
vücudunu o güzel Yaradan’ýn aþkýnda
yakmýþ, yok olmuþ bir sultan olduðunu
söylerim size... Bana Allah’ý öðreten,
Ýslâm’ý anlatan, içime huzur, aklýma
sükûnet, hayatýma düzen getiren… Dinî
vecibeleri görev duygu ile deðil de coþku
ile yapmamý temin eden.
Bana O’nu sorarsanýz, bir an durup
gülümserim. Size dilim döndüðünce
O’nu anlatýrým, ve bilirim ki benim âciz
kelimelerim kuru, O’nun kelimeleri diri.
Öylesine diri ki bugün bile pek çoklarýnýn
kalbine Allah aþkýný nakþeden, kalpleri
Allah aþký, iman ve zevkle dolduran…
Varlýðý için þükrettiren...
umut alihan dikel
gayret okulu
Bugün, çalýþmakta olan dününe ve yarýnýna sahip çýkmaktadýr.
Þu anda çalýþmayan, dün çalýþmýþ ve yarýn çalýþacak sayýlamaz.
Ýnsanýn her dâim gayretini sürdürmesi, okyanus içinde vücud teknesi
ile gönül dümenini O'nun istikametine doðru çevirip kulaç atarak
süzülmesi gibidir.
Sabah uyandýðý ilk andan itibâren her nefeste kulaç atmak durumundadýr.
Aksi takdirde verdiði o nefesin ziyan olmasý olaðandýr.
Yüzdükçe güneþ ýþýðýnýn aydýnlýðýna da yaklaþýr.
Güneþin okyanusa vuran nurlu yansýmalarý arasýnda yol alýr.
Akþama doðru evinde hissedeceði yorgunluk onu huzura ulaþtýrýr.
Gün içerisinde lûtfedilen her bir nefese lâyýk olup ziyân etmeyen, gece
gözünü kapattýðý an uykusuna dalýverir.
O uyku da ona ertesi günün diriliðini armaðan eder.
O gün gözünü açanýn da kulaçlarýný O'nun için atmaya niyetlenmesi ne
güzeldir.
O da dilerse o kulaçlarý kendisine çeker.
Yeter ki bizler iyilikler ve güzellikler için gayret edelim.
Her nefesimizde okuyalým ve okutalým.
Dinleyelim ve dinletelim.
Öðrenelim ve öðretelim.
Yaþayalým ve yaþatalým.
Âmin.
banu büyükçýngýl
TEKKELERDEN
ÜNÝVERSÝTELERE
Eskiden tasavvuf tekkelerde öðretilirmiþ.
Tekkeler kapatýldýktan sonra, sohbet
meclisleri çeþitli yerlerde sürdürülmüþ.
Mürþid, her olaný Allah’dan bilen kiþidir.
Buna istinâden kâmiller, tekkelerin
kapatýlmasýný da Allah'dan bilip irþada
sohbet ve kitaplarý ile devam etmiþler.
Bu mürþidlerden biri de, Ken’an Rifâî
Hazretleri’dir.
***
Allah her an yeni bir þanla dirilir ve bize
düþen de deðiþen koþullara ayak
uydurmaktýr. Bugün iyi dediðimiz ve
çok güvendiðimiz kiþi bile bir anda
deðiþip hiç ummadýðýmýz kötülükleri
yapabilir. Ya da tam tersi, bugün kötü
dediðimiz biri bize çok büyük bir iyilik
yapabilir. Bu tarz olaylarý hayatlarýmýzýn
çeþitli dönemlerinde hepimiz
yaþamýþýzdýr. Bizim kâmil insandan
farkýmýz, biz takýlýrýz, üzülürüz, bu benim
baþýma gelmemeliydi gibi serzeniþlerle
hayatýmýzý cehenneme çeviririz. Oysa
mürþid üzülür belki, ama acýnýn içinde
Allah’la beraber olmanýn zevkini yaþar
ve yoluna devam eder. Týpký tekkelerin
kapatýlmasýndan sonra yollarýna kitap
ve konferanslarla devam eden büyükler
gibi...
Tasavvuf, dün tekkelerde, bugün ise
Ken’an Rifâî Hazretleri’nin de söylediði
gibi akademilerde öðretilecek inþaallah.
Bu geliþmenin ilk tohumlarýný 2009
yýlýnda North Carolina Üniversitesi’nde,
2011 yýlýnda da Pekin Üniversitesi’nde
açýlan Ken’an Rifâî Ýslâm Araþtýrmalarý
kürsüleri attý. Bu yýl ise Üsküdar
Üniversitesi bünyesinde Tasavvuf
Araþtýrmalarý Enstitüsü açýlýyor.
Peki bu kurumlar ne katacak hayatýmýza?
Bunlar tekkelerde olduðu gibi musýkî, edep
ve
Peygamber
ahlâkýný
görüp
öðrenebileceðimiz yerler olacaklar. Bu
akademiler, hayatýmýzý edep üzerine tekrar
inþâ etmemize yardýmcý olacaklar.
Tasavvuf dinin yaþayan hâlidir der
büyüklerimiz. Biz bu hâli mürþidimize
bakarak hâl etmeye gayret ederiz. Bu
kurumlar bunu daha da derinleþtirip týp,
mühendislik, mimarlýk, öðretmenlik gibi her
meslek dalýndan kiþilerin tasavvuf
konusunda araþtýrma yapacaðý, araþtýrýrken
de kendilerinin de öðrenip deðiþeceði bir
platform olmuþ olacaklar.
“Neyle uðraþýrsak biz de ona benzeriz
sözünden yola çýkarak þunu söyleyebiliriz
ki, ilim ve ilâhî aþkla uðraþanýn içinde de
güzellik ve aþk çoðalýr. Ýçi güzel olan insan,
çevresine de örnek olur ve etrafýný etkiler.
Týpký bir mumun diðer mumlarý da tek tek
yakmasý gibi, ilim ve aþk artýk akademilerden
gönüllerimize akmaya baþlýyor.
Geçmiþe ve nedenlere takýlýp ah vah
etmeyelim. Allah'ýn yeni bir þanla dirilmesini
seyredelim.
BÝR TOHUM
Bu ülke insaný inanarak, isteyerek ve
çalýþarak neler yapmýþ, yapabilir
yaþayarak gördüm, görüyorum. Çok
þükür. Ýþte tam da bu nokta “Biz bir þey
yapamayýz” algýsýnýn yýkýldýðý nokta.
Eðer biz gönülden inanýrsak, istersek ve
çalýþýrsak istediðimiz her þeyi diðer
ülkelerden çok daha da güzel yaparýz.
Ecdâdýmýz yapmýþ, tarihimiz bunlarý
gösteren, inanýlmasý güç örneklerle
dolu. Sadece dünyaya karþý verilen
Kurtuluþ savaþý bile örnek olmaya yeter.
yosun mater
Size kendi bilim dalýmdan mütevâzý bir
örneði anlatmak istiyorum. Biz
bilimciler çok þey yapýyoruz ama
sanýrým
bunlarý
yeteri
kadar
anlatamýyoruz. Ülkemizde artýk 20
yýllýk, 50 yýllýk bilim politikalarýndan
bahsediyoruz. Bunlar arasýnda en
vazgeçilmez
konulardan
olan,
saðlýðýmýz ve yaþamýmýz var. Yaþamak
için -kaba tâbirle- ekmek ve suya
ihtiyacýmýz var. Suyumuz, doðanýn bize
bir lûtfu olarak þimdilik var çok þükür.
Elbette var olan suyumuzu ve su
kaynaklarýmýzý çocuklarýmýza kalsýn
istiyorsak
dikkatli
kullanmalýyýz.
Ekmeðe, yani yemeðe, yiyecek
kaynaklarýna gelince, orada da
karþýmýza günümüzde sýk karþýlaþýlan
Genetiði Deðiþtirilmiþ Organizmalar
(GDO) çýkýyor. Burada da “GDO’lu
tohum” yine tanýdýk, güncel bir kelime
yer alýyor. Korktuðumuz, her þeyin
genetiði
deðiþtiriliyor
diye
düþündüðümüz noktada, ülkemizde
gerçekleþen önemli bir geliþmeden
bahsetmek istiyorum.
Ýþte sizin dikkatinizi çekmek ve
paylaþmak istediðim konu “Tohum Gen
Bankasý”. “Böyle bir banka ne iþ yapar?”.
Ýþi genel olarak ülkemizin tohum
kaynaklarýný koruyup güvence altýna
almak. Mart 2010’da devrin Baþbakaný
tarafýndan açýlan bu banka, 250 bin
tohum örneði saklamayý hedef alan
dünyanýn Amerika ve Çin’den sonra en
büyük 3. tohum bankasýdýr. Ankara’da
kuruldu. Ýzmir’de 1974’te kurulan ve
yetersiz kalan küçük tohum saklama
merkezinin çok ötesinde, dünya
standartlarýnda organize edilmiþ bir
kurum. Tarým Bakanlýðý’na baðlý ve 10
bin tohum örneði ile hayatýna baþladý (1
-3). Önemine gelince, var olan bitki
kaynaklarýmýzý
koruyup
patentlendirmesi, sertifikalandýrmasý ve en
önemlisi geleceðe koruyarak taþýmaya
çalýþmasýdýr.
Burada bir diðer önemli nokta da
endemik bitkilerin korunmasý. Endemik
nedir derseniz? Endemik, bulunduðu
bölgenin ekolojik þartlarý yüzünden
yalnýzca belirli bölgede yaþayan/
yetiþen, dünyanýn baþka yerinde
yaþama/yetiþme ihtimali olmayan,
yöreye özgü hayvan/bitki türüdür (4).
Sayýsal verilere göre dünyadaki yaklaþýk
11000 endemik türden, yaklaþýk 4000
tanesinin Anadolu topraklarýnda yer
aldýðýný biliyoruz (2,3). 2012 yýlýna
gelindiðinde hem bu gen bankasýnýn
sakladýðý tohum sayýsý 30 bini geçti, hem
de tohum saklama kapasitesi 300 bin
tohumu koruyacak þekilde geliþtirildi (3).
Pek çok yabancý, çok uluslu kuruluþ,
örneðin Milenyum Tohum bankasý
sorumlusu, Kanada ve Zambiya gibi
ülkelerin temsilcileri bu bankayý
görmeye ve incelemeye geldi (2).
Þimdi sýký durun! 2014 yýlýna
gelindiðinde burada saklanan ve
koruma altýna alýnan tohum sayýmýz
107 bini buldu (1). Böylece tohum
bankasýnýn varlýðý, hem yabancý tohum
ithalini azaltmaya çalýþýrken, çeþitli yerli
bitki tohumlarýnýn binden fazlasýnýn
canlandýrýlmasýna
ve
belgelendirilmesine destek oldu. Ülkemiz
hububat ve bakliyatta %100 yerli ve
sertifikalý tohuma geçti. Devletin
tohumla ilgili etkili bir uygulamasý var.
Buna göre tohumlarýn geliþtirilmesi için
TÜBÝTAK ve üniversitelerden destek
alýyor, geliþtirilen ürünlerin patenti
devlette, kullaným hakký çiftçide oluyor.
Ayrýca devlet sertifikalý yerli tohum
kullanan çiftçiye mâlî destek de veriyor.
Bu sayede yerli tohum kullanýmýný da
arttýrmaya çalýþmýþ (1-3). Rakamsal
verilere göre bu epey de iþe yaramýþ.
Buna göre tarým ve ziraatte 2002’de 145 bin ton yerli tohum üretimi varken
ve kullanýlýrken, 2014’te 650 bin ton
sertifikalý yerli tohum kullanýlýyormuþ
(1). Bunlar ziraat mühendisi, biyolog,
kimyager ve botanikçilerden oluþan 15
kiþilik bir ekiple çalýþan ve 4 yýllýk bir
tohum bankasý için oldukça iyi sonuçlar.
Belki önümüzdeki senelerde yerli
tohum kullanýmýnýn artmasý, bizim ve
çocuklarýmýzýn hayatýnda daha doðal
(organik demek istemiyorum), saðlýklý ve
en önemlisi bize ait, genetiði
deðiþtirilmemiþ ürünlere ulaþmamýzý
saðlar. Bu da inanmak, istemek ve
çalýþmak ve hizmetle oluyor. Bu durum
bize, ülkemize maddî ve mânevî pek çok
þey kazandýrýyor, kazandýracaktýr.
Bir arkadaþým “Tüketmek zorundayýz”
demiþti. Doðru; tüketiciyiz, yine onun
dediði gibi “Eðer üretemezsek, baþkasýnýn
ürettiðini tüketmemiz gerekiyor.” O
zaman KENDÝMÝZ ÜRETELÝM, ÜRETTÝÐÝMÝZÝ TÜKETELÝM. Hem saðlýklý olsun,
hem para ülkemizde kalsýn ve yeni
geliþmelere, bilimsel çalýþmalara vesile
olsun.
Dünyanýn Amerika ve Çin’den sonra 3.
büyük tohum bankasýna sahip olan ülkesi
olarak, maddî ve mânevî bereketimiz için
tohumlar atýlýyor. Bize de bu tohumlarý
koruyup gözetmek kalýyor. Ne dersiniz
inanmaya, istemeye, çalýþmaya ve
hizmete deðmez mi?
1.http://www.hurriyet.com.tr/ekonomi/2582373
1.asp 18.02.2014
2.http://www.tarim.gov.tr/
3.http://www.tmo.gov.tr/Main.aspx?ID=602
4.http://tr.wikipedia.org/wiki/Endemik_(biyoloji)
5.http://www.zaman.com.tr/ekonomi_dunyaninen-buyuk-3-tohum-gen-bankasiacildi_957260.html
6.http://www.milliyet.com.tr/tohum-genbankasiacildi/ekonomi/ekonomidetay/02.03.201
0/1206058/default.htm
NE HABER?
açýk
denize
yolculuk
Tasavvuf bir deryâdýr.
Kullarýn o deryadan alabilecekleri, kendi
kaplarý kadardýr.
Herkes o deryaya ulaþacaktýr; ancak,
ismi kadar…
Ama Allah’ýn cemâlini görme ve bütün
isimlerini idrak etme zevkine ancak
mürþitle ulaþýlýr.
Mutasavvýf yazar Cemâlnur Sargut’un
Allah’ýma Sefere Çýktým, Kur’an ile Var
Olmak isimli kitaplarýnýn ardýndan serinin
üçüncü kitabý olan Açýk Denize Yolculuk,
Temmuz ayýnda raflardaki yerini aldý.
Kitap, 2009, 2011 ve 2012 yýllarýnda
Sadýk Yalsýzuçanlar’ýn Cemâlnur Sargut
ile “Açýk Deniz” programýndaki
konuþmalarýndan oluþuyor ve Cemâlnur
Sargut yalýn, sohbet havasýndaki
üslûbuyla bizi tasavvuf denizine doðru
bir yolculuða çýkarýyor.
Bu yolculukta, “Yüksüðünü benim
deryama boþalt, bana katýl. Sen de derya
ol…” diyen Muhammedî hakîkatin
yüzyýlýmýzdaki büyük temsilcisi Ken’an
Rifâî Hazretleri’ni ve O’nun irfan
sofrasýndan beslenerek nicelerini
besleyen Sâmiha Ayverdi’yi, Meþkûre
Sargut’u, sohbet halkasýndaki diðer
münevverleri tanýma imkâný buluyoruz.
Cemâlnur Sargut’un rehberliðindeki bu
yolculuðumuz bununla da bitmiyor ve
baþta Peygamber Efendimiz (s.a.s) olmak
üzere, Hz. Mevlânâ’dan Muhyiddin Ýbni Arabî’ye, Niyâzî-i Mýsrî’den Harakânî
Hazretleri’ne, Þâbân-ý Velî’den Ehli
Beyt’e aþkla devam ediyor.
17 bölümden oluþan eserde “Tasavvuf
bir gün akademilerde öðretilecektir”
buyuran Ken’an Rifâî’nin bu vizyonunun
hayata geçirilmesi yolunda atýlan adýmlar,
yani Ýslâm Araþtýrmalarý Kürsüleri ve bu
gaye ile yazýlan kitaplar anlatýlýrken
Kur’ân-ý Kerîm, tasavvuf, insân-ý kâmil,
aþk, þükür, miraç gibi pek çok konu da
bu sayfalarda yer alýyor.
ZULÜMLE
MÜCADELE
Oruç
tutalým
tutmayalým,
bal
kavanozuna batmýþcasýna bir neþe ile
geçirdik Ramazan’ý. Yýlýn en sýcak
aylarýna denk gelen bu uzun günlerde
özellikle susuzluðumuzu ayrý bir zevkle
yaþadýk. Akþam üzerlerine doðru
donuklaþan bakýþlarýmýzý ve ofisteki
toplantýlarda tutuklaþmalarýmýzý bile
neþeyle kabul ettik. Çocukça bir
muziplikle -normalde yemek yemediðimiz saatlerde yaptýðýmýz - iftar sonrasý
karpuzlu, dondurmalý kaçamaklarý da
çok sevdik. Tüm mahalleli toplanýp
Fenerbahçe sahilinde yaptýðýmýz piknik
iftarlarý da... Az uyuduk, az yedik. Kýsaca
Ramazan’da tüm alýþkanlýklarýmýzý terk
ettik, etmeyi de sevdik. Orucun lûtfunu
idrak ettik; Allah’ýn bize “seni seviyorum
kulum” hitabý gibi aldýk kabul ettik bu
lûtfu. Þükrü ile erdik bayrama.
emine ebru
Çocukca neþenin yaldýzlý kaðýdýný
sýyýrsam bu mübârek aydan, bana
gerçekten geriye kalanlar nelerdir
bilemem elbet. Yeteri kadar tefekkür
edememiþ, duâ ve niyâza yeterli vakti
ayýrmamýþ olmak, Allah’la daha fazla
râbýta kurmak için çok fýrsatý
kullanamadýðýmý bilmek, neþemi bir
anda kaçýrýverirdi muhakkak. Ama bu
satýrlarý yazdýðým bayram hafifliði içinde
erteleyiveriyorum yine tefekkürü bir
daha… Sarmal oldu, kaçýyor benim
tefekkür fýrsatlarý…
Bütün ay boyunca sokaklarda sanki
Ramazan diye bir gerçek yokmuþcasýna
nispet yaparak yiyip içmeye devam
eden, hatta kamusal alanda yasak
olmasýna raðmen sahilde biralarý
deviren insanlara ne de içerlemiþtim
oysa. Ýçerlediðim onlarýn inançlarý ve
tecihleri deðil, tövbe; yalnýzca baþkasýnýn inancýna gösteremedikleri saygýya.
Ne zaman kaybettik Budistin bile
inancýna hürmet eden lâtif yanýmýzý?
Neþeli bir yazý olsun istiyorum bu sefer
ama belime sarýlmýþ lastiklerle baðlýyým
karamsarlýða. Ne kadar uzanmaya
çalýþsam da iyimserliðe doðru, ancak bir
parça koparýp lastiðin esnekliði
bittiðinde þak diye yapýþýveriyorum
karamsarlýk duvarýna geri. Bak yine
döndüm meþrebimin terkisine.
Peygamber ahlâkýný hâl edemediðimiz
için letâfet ve zarâfetten uzak, özür
dileyemeyen, teþekkür edemeyen,
kendinden farklý olana içten bir selâm
dahî veremeyen, farklýlýklarý hoþ göremeyen ve bu nedenle günbegün ayrýþan
bir toplumun çýrpýnýþlarý var benim
duvarýmda.
Bir tek kendi milletim mi? Bütün
Peygamber ümmetinin çýrpýnýþlarý
oynaþmýyor mu bu duvarda?
Dünyanýn çeþitli yerlerinde zulüm
altýnda ölen din kardeþlerimin aksi
yansýyor bu duvara. Bir baþka tarafta
mezhepçilik kavgasýnda birbirine
kýrýldýðý için kendi yurdundan kopmuþ,
sokaðýma kadar gelmiþ, yaþamak için
bana el açan ama hiçbir þey yapamadýðým sayýsýz masumun gözleri yansýyor.
Hele bir diðerinde ise kendilerince
Allah’ý memnun etmek için þeriat devleti
kurmaya çalýþan ama Allah’ýn mânâsýný
Peygamber’de ve onun her devirdeki
vârislerinde seyretme zevki ellerinden
alýndýðý için, bulandýklarý cehâletin
cesaretiyle mübârek insân-ý kâmillerin
makamlarýný yerle bir edenlerin,
insanlara eziyet edenlerin tozlarý
yapýþýyor. Kalabalýk benim karamsarlýk
duvarý…
Ben bu duvardaki akislere üzülüp aðzým
dolu dolu zalimle uðraþadurayým. “Lâ
fâile illâ Allah” (“Yapan yaptýran yalnýz
Allah’týr”) deyip zulümle mücâdele
eden ama zâlime bile dünya
sahnesindeki rolünü iyi oynadýðý için
hürmete devam eden sultâným
Cemâlnur Sargut çýkmýþ, dünyanýn her
yerinde tasavvuf kürsüleri kuruyor.
Orada her meslek erbabý gelip yüksek
lisans ve doktora yapsýn da Peygamber
ahlâkýný hâl etsin, sonra mesleðinde bu
ahlâk üzere olsun diye. Ýnsan
duygusundan daha iyi anlayan, daha
anlayýþlý, daha sevecen daha çok
doktorumuz olsun diye. Hakkýyla
çalýþan, hizmet aþkýyla yüzümüze bakan
daha çok memurumuz olsun diye. Yalan
söylememeyi, farklýlýðý sevmeyi, insana,
hayvana ve nebata sevgiyle yaklaþmayý
çocuklarýmýza öðreten öðretmenlerimiz olsun diye. Üreticiden, çiftçiden
alýp da boðazýmýza attýðýmýz lokmalara
güvenebilelim diye. Bu dinin lânet dini
deðil sevgi dini olduðunu herkes anlasýn
ve hâl etsin diye okullar kuruyor
sultâným. Ahlâk-ý Muhammedî’yi
anlatýyor. Þekli kaybetmeden özün
güzelliðini gösteriyor. Dini tek bir
kurumun konusu yapmaktan herkesin
konusu olmaya doðru götürüyor. Güzel
ahlâkýn birleþtiriciliði etrafýnda topluyor
insanlarý. Farklýlýktaki birliði anlatýyor.
Ayrýþýp kendi deðerlerini dinin deðeri
gibi gösteren ve bunun üzerinden
insanlarý kýranlara inat çýrpýnýyor “din
güzel ahlâktýr” diye.
Ben karamsarlýk duvarýma yansýyanlara
yalnýzca üzüledurayým; mücâdele için
þimdi sultâným çýkmýþ bir devrim
yaratýyor.
sezin özdemir
NOKTA-Ý
ÞEMS-Ý
HAKÎKAT
Ýleride biz onlara hem dýþ âlemde hem
de kendi içlerinde delillerimizi öyle
göstereceðiz ki sonunda onun gerçek
olduðu kendilerine açýk seçik belli
olacak. Rabbinin her þeye þâhit olmasý
yeterli deðil mi? (Fussilet, 53)
çeþit görünüþlerle tezâhür eden birlik
noktasýnýn ayrý ayrý vücutlar olduðunu
zanneder. Hâlbuki bütün görülen çokluk,
doðru görücü göz için mevhum ateþ dairesi
gibidir. Gördüðünüz sûretler ise hakîkatte
itîbârîdir, hayâlidir.”
Parçanýn bütüne olan karþý konulmaz
çekiliþi gibi, ilmin de kemâline ermesinin
kaçýnýlmazlýðýnýn idrâkinde bir bilincin
þehâdeti olan, Ken’an Rifâî Hazretleri’nin
“Bir gün gelecek, tasavvuf akademilerde
okutulacak” sözünün, Kuzey Carolina
ve Pekin'den sonra þimdi de Ýstanbul'da
bir tasavvuf enstitüsü olarak diriliþine
tanýklýk ediyoruz.
Ayverdi, yine “Batmayan Gün”de aklî bilgi
ile aþkî biliþin farklarýna þu þekilde deðinir:
Ýlmi, kendini ve Allah’ý bilmek olarak
tarif eden Ken’an Rifâî Hazretleri, bütün
ilimlerin gayesinin ise tevhid olduðunu
belirterek bir kiþinin tüm dünyevî ilimleri
bilse de ona insan denebilmesi için
kendini ve Allah’ý bilme ilmine vâkýf
olmasý gerektiðini vurgular.
Çokluk gibi görünen varlýktan murâd
olan birliði, tüm þekillerin ve ilimlerin
aslý olan noktayý müþâhede ve idrâk
edebilen kiþiye insan denebileceðini
belirten Sâmiha Ayverdi, bunu
“Batmayan Gün” adlý eserinde þu
muazzam örnekle anlatýr:
“Birlik bu dünya patýrdýsý içinde nasýl
görülür, deme. Bir dalý alýp ucunu ateþle
yaktýktan sonra süratle çevirirsen, onu
yuvarlak görürsün. Çubuðun çabuk
hareketinden, þeklin nokta olduðunu,
göz fark edemeyerek aldanýr.
Binaenaleyh biri iki gören þaþý da,
yaratýlmýþ olan sûret dâiresinde çeþit
“Feylesofun akýldan baþka meþ’alesi yoktur.
Hâlbuki akýl, kendinin fevkinde olan þeyler
için kýymetsizdir, zîra ne olsa mahlûkiyet
derecesini geçemez ve kendinden üst
kademeleri sezemez. Hâlbuki bilgilerine aþk
zevki katmýþ, yâhut bilgilerini aþktan almýþ
kimselerin sözlerinde nihâyetsiz bir kemâl
vardýr. Zira aþk, insaný aslî safvetine ulaþtýrýr.”
Hz. Mevlâna bu baðlamda “Benim vücûdum
kabýndan hakîkat denizine yol vardýr; benim
o deryâ ile alýþ veriþim vardýr. Gerçi bir
katreyim; fakat bende umman gizlidir. Bir
zerreyim; fakat bende güneþler gizlidir" der.
Ýþte maddî ve mânevî âlemleri birbirine
baðlayan bu kâmil bilinç ve Allah aþkýyla
farklý ilimleri Ýslâm kubbesi altýnda
toplayacak olan bu enstitü ile umulur ki
Fâtiha Sûresi'nin hakîkati Ýstanbul'da âþikar
olur ve maddî olarak fethedilen Ýstanbul'un
mânevî fethi de tez vakitte gerçekleþmiþ
olur.
Âmin.
HER NEFES dergisi de
“Kâtibim Dergi Günlerinde”...
dekorasyon
duygu tükek aydýn
EVDE HUZUR
ý
r
a
l
n
a
l
a
a
m
þ
ý
l
a
ç
evde
Günümüzün yeni
alýþkanlýklarýndan birisi de
evden çalýþmak. Özellikle büyük
þehirlerde zamandan ve
mekândan tasarruf etmeyi
saðlayan bu yöntem evde rahat
ve þýk çalýþma mekânlarý
ihtiyacýný da ortaya çýkarýyor.
Bilgisayar baþýnda neredeyse
bütün iþlerimizi
halledebildiðimiz bu çaðda
evlerde çalýþma mekânlarý
daha da önem kazanýyor.
Evde kendinize neþeli ve
konforlu çalýþma mekânlarý
hazýrlayabilirsiniz. Renkli
duvarlar, eðlenceli kitap raflarý
size bu konuda yardýmcý
olabilir.
Çalýþmak için rahat bir koltuk tercih
edebilirsiniz. Çalýþma motivasyonunuzu
arttýrmak için çalýþma masanýzý dekoratif
aksesuarlarla süsleyebilirsiniz..
Çalýþma notlarýnýzý asmak için
kendinize neþeli panolar
hazýrlayabilirsiniz. Çalýþma
masanýzýn yanýna kitap
raflarýnýn yaný sýra çekmeceli
bir dolap yerleþtirmeyi de
unutmayýn. Kendinize zevkle
çalýþacaðýnýz þýk bir çalýþma
mekâný hazýrlayýn.
SELÂMÝÇEÞMELÝYÂKUBÝ BABA
nefes
alan tarifler
i
l
z
e
pekm
ý
l
f
a
l
u
y
r
e
l
m
i
l
i
d
ý
l
l
a
b
Malzemeler:
115gr un
1 tatlý kaþýðý karbonat
85 gr yulaf ezmesi
55 gr kuru üzüm
55 gr dilimlenmiþ kuru kayýsý
55 gr hindistan cevizi
140 gr tereyaðý
115 gr bal
2 çorba kaþýðý pekmez
Hazýrlanýþý
Fýrýnýnýzý önceden 180 derecede ýsýtýn. 24-25 cm2’lik fýrýn tepsinizi yaðlayýn.
Bal, pekmez, un, karbonat, yulaf, kuru üzüm, kayýsý kurusu ve hindistan
cevizini bir kapta karýþtýrýn.
Tereyaðýný bir sos tenceresinde kýsýk ateþte eritip karýþýma ekleyin ve
karýþtýrýn.
Karýþýmý fýrýn tepsinize eþit yükseklikte yayýn ve 15-20 dakika piþirin. Daha
sonra tepsiyi fýrýndan çýkartýn ve hafifçe soðuduktan sonra 12 eþit parçaya
bölün. Köþelerini gevþettikten sonra tepsiyi tamamen soðumaya býrakýn.
Daha sonra dilimleri hava almayan saklama kabýnýzda saklayýp servis
yapabilirsiniz.
Âfiyet olsun.
görüþmek üzere...
w w w . n e f e s y a y i n e v i . c o m
h e r n e f e s d e r g i s i @ n e f e s y a y i n e v i . c o m
facebook.com/HerNefesDergisi
twitter.com/HerNefesDergisi
Download

tasavvuf ve eğitim