T.C
EGE ÜNİVERSİTESİ
SOSYAL BİLİMLER ENSTİTÜSÜ
Rehberlik ve Psikolojik Danışmanlık Bilim Dalı
AİLE İÇİ ŞİDDETE MARUZ KALAN KADINLARIN
AİLE İÇİ ŞİDDETLE BAŞA ÇIKMA ÖZYETERLİĞİ DÜZEYLERİNİN
BAZI DEĞİŞKENLERE GÖRE YORDANMASI
DOKTORA TEZİ
ORKİDE AKPINAR
DANIŞMANI: Yrd. Doç. Dr. Mine ALADAĞ
İZMİR-2011
ÖNSÖZ
Bu araştırmanın en zor, fakat aynı zamanda en öğretici kısmı, araştırmacı
kimliğim ve psikolojik danışman kimliğimi dengeleyebilmek oldu. Bu araştırma
kapsamında, örneklemi oluşturan aile içi şiddete maruz kalan kadınları daha yakından
tanıyabilmek için şiddet gören kadınlara hizmet veren çeşitli kurumlarda gönüllü olarak
psikolojik danışma yardımı verdim. Ayrıca İzmir İli ve çevresindeki bazı ilçelerde ev
ziyaretleri yaptım ve kadınlara yönelik çeşitli seminerler düzenledim. Bu çalışmalar
bana “şiddet”in ne kadar içimizde olduğunu, kitapların ötesine geçerek ve somut olarak
görmemi, bununla birlikte bir tezi yazmanın ötesinde, “bir tezi yaşamak” kavramının
önemini fark etmemi sağladı. Bu çalışmaları yaparken yalnız değildim. Araştırmanın
altından başarıyla kalkabilmem konusundaki “özyeterliğimi” yüksek tutmamda
desteğini aldığım birçok insan vardı.
Öncelikle, araştırma sürecinde sakin ve yapıcı yaklaşımıyla motivasyonumu
yüksek tutmamı sağlayan tez danışmanım Yrd. Doç. Dr. Mine ALADAĞ’a çok
teşekkür ederim. Tezin başlangıç ve olgunlaşma sürecinde, emekliliğine kadar tez
danışmanlığımı yapan değerli hocam Prof. Dr. İbrahim DÖNMEZER’e çok teşekkür
ederim. Ayrıca araştırmanın konusunu belirleme ve plânlanma aşamasında bana
rehberlik eden çok değerli hocam Prof. Dr. Süleyman DOĞAN’a; öğretici
geribildirimleri ve yardımları için Prof. Dr. Rengin KARACA’ya çok teşekkür ederim.
Yine tez jürimde yer alan Yrd. Doç. Dr. Zeynep Cihangir ÇANKAYA’ya ve Doç. Dr.
Tuncay ÖĞRETMEN’e de değerli geri bildirimleri için çok teşekkür ederim. Ayrıca
“Aile İçi Şiddetle Başa Çıkma Özyeterliği Ölçeği”nin Türkçe’ye kazandırılmasında
önemli katkıları olan Yrd. Doç. Dr. Ilgın BAŞARAN ve Yrd. Doç. Dr.Çiğdem
i
LEBLEBİCİ’ye ve dostum, meslektaşım aynı zamanda iş ortağım Yrd. Doç. Dr. Öykü
ÖZÜ’ye de çok teşekkür ederim.
Bu araştırmayı gerçekleştirebilmem ve çalışmamla ilgili anket ve ölçeklerin
uygulanabilmesi için bana kapılarını açan Başbakanlık Sosyal Hizmetler ve Çocuk
Esirgeme Kurumu Genel Müdürlüğü ve bu kuruma bağlı İl Müdürlükleri; Aliağa
Belediyesi, Gaziemir Belediyesi, Konak Belediyesi, Kadıköy Belediyesi’ne bağlı Kadın
Danışma Merkezleri ve Kadın Konukevi çalışanlarına çok teşekkür ederim. Ayrıca
ölçeklerin ilgili kurumlara ulaştırılması ve bu kurumlarla koordinasyonu sağlayan
“asistanım” İlkin ÖZER’e; anket ve ölçeklerin uygulanmasında bana katkıda bulunan
meslektaşlarım Sevilay ŞAHAN’a, Hanife KAHRAMAN’a, Fatmanur BADEMCİ’ye,
Hatice TOPÇU ERSOY’a, Tuğçe ERDEM’e ve Ayşe ERYAVUZ’a ve diğer
meslektaşlarıma da sonsuz teşekkürlerimi sunarım.
İstatistiksel işlemlerde bilgisiyle, sabrıyla bana yardımcı olan arkadaşım ve
meslektaşım Öğr. Gör. Dr. Serkan DENİZLİ’ye de teşekkürlerimi ifade etmek
istiyorum. Yine istatistiksel analizlerde bana rehberlik eden Tuğba SOKUT’a da
teşekkür ederim. Ayrıca tezin biçimsel düzenlemeleri konusunda gecesini gündüzüne
katan yeğenim Baykal BAŞDEMİR’e de çok teşekkür ederim.
Neredeyse bu tezle yaşıt olan ve tüm araştırma sürecinde varlığıyla bana enerji
veren canım oğlum Alp AKPINAR’a ve her zamanki gibi her konuda bana destek olan
eşim Cenap AKPINAR’a; benim “ben” olmamda katkısı olan tüm aile büyüklerime
sonsuz teşekkürler…
Orkide AKPINAR
Mayıs 2011
ii
İÇİNDEKİLER
ÖNSÖZ...........................................................................................................................i
İÇİNDEKİLER .............................................................................................................iii
TABLOLAR ................................................................................................................vii
ŞEKİLLER.................................................................................................................... ix
BÖLÜM I....................................................................................................................... 1
1.1 GİRİŞ ....................................................................................................................... 1
1.1.1 Problem Cümlesi.................................................................................................. 15
1.1.2 Alt Problemler ..................................................................................................... 15
1.1.3 Sayıltılar .............................................................................................................. 16
1.1.4 Sınırlılıklar........................................................................................................... 16
1.1.5 Tanımlar .............................................................................................................. 16
1.1.6 Araştırmanın Önemi ve Gerekçesi........................................................................ 18
BÖLÜM II.................................................................................................................... 22
2.1 İLGİLİ YAYIN VE ARAŞTIRMALAR ................................................................. 22
2.1.1 Kadına Yönelik Aile İçi Şiddetle İlgili Kuramsal Çerçeve.................................... 22
2.1.1.1 Kadına Yönelik Aile İçi Şiddetin Türleri.................................................... 23
2.1.1.2 Kadına Yönelik Aile İçi Şiddetin Nedenleri............................................... 31
iii
2.1.1.3 Aile İçi Şiddetin Kadın Sağlığına Etkileri .................................................. 34
2.1.1.4 Aile İçi Şiddet Sürecine İlişkin Modeller ................................................... 38
2.1.2 Travma Sonrası Stres Bozukluğu (TSSB) ile İlgili Kuramsal
Çerçeve................................................................................................................ 48
2.1.3 Stresle Başa Çıkma Tarzları ile İlgili Kuramsal Çerçeve ...................................... 51
2.1.4 Özyeterlik ve Başa Çıkma Özyeterliği ile İlgili Kuramsal Çerçeve....................... 55
2.1.4.1 Özyeterlik.................................................................................................. 55
2.1.4.2 Başa Çıkma Özyeterliği............................................................................. 60
2.1.5 Konu ile İlgili Yurt Dışında Yapılan Bazı Araştırmalar ........................................ 65
2.1.6 Konu ile İlgili Yurt İçinde Yapılan Bazı Araştırmalar .......................................... 92
BÖLÜM III ................................................................................................................ 117
3.1 YÖNTEM............................................................................................................. 117
3.1.1 Araştırma Modeli............................................................................................... 117
3.1.2 Evren ve Örneklem ............................................................................................ 118
3.1.3 Veri Toplama Araçları ....................................................................................... 125
3.1.4 Verilerin Toplanması ......................................................................................... 141
3.1.5 Verilerin Analizi ................................................................................................ 144
ıv
BÖLÜM IV ................................................................................................................ 146
4.1 BULGULAR ........................................................................................................ 146
4.1.1 Aile içi Şiddete Maruz Kalan Kadınların Aile İçi Şiddetle Başa Çıkma
Özyeterliği Ölçeği, Olayların Etkisi Ölçeği ve Stresle Başa Çıkma Tarzları
Ölçeğinden Aldıkları Puanlara İlişkin Betimleyici İstatistikler .............................. 147
4.1.2 Aile İçi Şiddetle Başa Çıkma Özyeterliği Puanlarının
Yordanmasına İlişkin Bulgular.............................................................................. 148
BÖLÜM V ................................................................................................................. 153
5.1 TARTIŞMA VE YORUM .................................................................................... 153
5.1.1 Aile İçi Şiddetle Başa Çıkma Özyeterliği Puanlarınının
Yordanmasına İlişkin Bulguların Tartışılması ve Yorumu ................................... 154
BÖLÜM VI ................................................................................................................ 171
6.1 SONUÇ VE ÖNERİLER ...................................................................................... 171
KAYNAKLAR........................................................................................................... 179
EKLER....................................................................................................................... 201
EK – 1 ........................................................................................................................ 202
AİLE İÇİ ŞİDDETLE BAŞA ÇIKMA ÖZYETERLİĞİ ÖLÇEĞİ............................... 202
EK – 2 ........................................................................................................................ 204
v
OLAYLARIN ETKİSİ ÖLÇEĞİ................................................................................. 204
EK – 3 ........................................................................................................................ 205
STRESLE BAŞA ÇIKMA TARZLARI ÖLÇEĞİ....................................................... 205
EK – 4 ........................................................................................................................ 207
KİŞİSEL BİLGİ FORMU........................................................................................... 207
EK – 5 ....................................................................................................................... 209
UYGULAMA YÖNERGESİ ..................................................................................... 209
EK – 6 ....................................................................................................................... 210
SAÇILIM GRAFİĞİ................................................................................................... 210
ÖZGEÇMİŞ ............................................................................................................... 211
ÖZET ......................................................................................................................... 214
ABSTRACT ............................................................................................................... 216
vi
TABLOLAR LİSTESİ
Tablo 2.1: Erkeklerin Eşlerine Şiddet Uygulama Riskiyle İlişkili Faktörler .......................... 31
Tablo 2.2: Aile İçi Şiddetin Kadın Sağlığına Etkileri............................................................ 37
Tablo 3.1: Örneklemi Oluşturan Kadınların Maruz Kaldıkları
Şiddet Türüne Göre Sayısal Dağılımı................................................................. 119
Tablo 3.2: Örneklemi Oluşturan Kadınlara Göre Şiddete Maruz
Kalma Nedenlerinin Sayısal Dağılımı................................................................ 120
Tablo 3.3: Örneklemi Oluşturan Kadınların Yaşa Göre
Sayısal Dağılımı ................................................................................................ 121
Tablo 3.4: Örneklemi Oluşturan Kadınların Doğum Yerine Göre
Sayısal Dağılımı ................................................................................................ 122
Tablo 3.5: Örneklemi Oluşturan Kadınların Eğitim Durumuna Göre
Sayısal Dağılımı ................................................................................................ 123
Tablo 3.6: Örneklemi Oluşturan Kadınların Medeni Durumuna Göre
Sayısal Dağılımı ............................................................................................... 124
Tablo 3.7: Örneklemi Oluşturan Kadınların Çalışma Durumuna Göre
Sayısal Dağılımı ................................................................................................ 125
Tablo 3.8: AİŞBÖÖ’nin Faktör Yükü Değerleri................................................................. 131
Tablo 3.9: Faktörlerin Özdeğerleri ve Açıkladıkları Varyans Yüzdeleri ............................. 132
vii
Tablo 3.10: AİŞBÖÖ’nin Faktör Yükleri, R2, Cronbach Alpha ve Mc Donalds
Omega Değerleri ............................................................................................ 136
Tablo 4.1: Aile İçi Şiddete Maruz Kalan Kadınların Bağımlı ve Bağımsız
Değişkenlere İlişkin Puanlarının Ortalamaları ve Standart Sapmaları............. 147
Tablo 4.2: Aile İçi Şiddetle Başa Çıkma Özyeterliği Ölçeği, Olayların Etkisi
Ölçeği ve Stresle Başa Çıkma Tarzları Ölçeği Alt Boyutlarına İlişkin
Puanlar Arasındaki Korelasyon Katsayıları..................................................... 148
Tablo 4.3: Stresle Başa Çıkma Tarzları Alt Boyutlarının ve TSSB Düzeyinin
Aile İçi Şiddetle Başa Çıkma Özyeterliği Puanlarını Yordamasına
İlişkin R ve R2 Değişimi ................................................................................ 149
Tablo 4.3: Stresle Başa Çıkma Tarzları ve TSSB Belirtileri Düzeyinin
Aile İçi Şiddetle Başa Çıkma Özyeterliği Puanlarını Yordamasına İlişkin
Beta Değerleri ve Anlamlılık Düzeyi ............................................................... 151
viii
ŞEKİLLER LİSTESİ
Şekil 2.1: Partner Şiddetinde Psikolojik Model .................................................................... 43
Şekil 2.2: Partner Şiddetinde Çevresel Model....................................................................... 47
Şekil 3.1: Özdeğerler Grafiği ............................................................................................. 132
Şekil 3.2: Aile İçi Şiddetle Başaçıkma Özyeterliği Ölçeği için Doğrulayıcı Faktör
Analizi Path Diyagramı ...................................................................................... 134
ix
BÖLÜM I
1.1 GİRİŞ
Dünya Sağlık Örgütü şiddeti, “fiziksel gücün kasıtlı olarak bir tehdit veya eylem
biçiminde kullanılmasının, kişinin kendisinde, başka bir kişide ya da grup veya
toplulukta, yaralanma, ölüm ya da psikolojik zarara; gelişim bozukluğuna veya
yoksunluğa yol açması ya da yol açma olasılığı bulunması durumu” olarak
tanımlamaktadır (WHO, 2002, s.5). Şiddetin yalnızca karşısındakine bilinçli ve fiziki
olarak zarar vermek şeklinde değil, aynı zamanda sözlü ve psikolojik baskıyı da içeren
geniş bir tanımlaması yapılabilir. Böyle bir tanım içerisinde şiddet, özgürlüklerin ve
hakların kısıtlanmasını da içeren bir davranış biçimi olarak algılanmaktadır (Ünal,
2005). Şiddet; bireysel, bireyler arası, aile ve toplum düzeylerinde pek çok faktöre bağlı
olarak ortaya çıkabilir.
Aile içi şiddet; kendini aile olarak tanımlamış bir grup içerisinde; zorlama,
aşağılama, cezalandırma, güç gösterme, öfke ve gerginlik boşaltmak amacıyla bir
bireyden diğerine yöneltilen şiddet davranışı olarak tanımlanabilir (Işıloğlu, 2006).
Uluslararası Hemşireler Konseyi (2001) tarafından aile içi şiddet, “aile bireylerinin en
az birisinin diğer bir aile bireyine veya bireylerine karşı fiziksel veya cinsel güç
kullanması sonucu fiziksel ve duygusal zararların ortaya çıktığı bir süreç” olarak
tanımlanmıştır (International Council of Nurses, ICN, 2001, s. 9)”. Ailedeki şiddet, aile
bireyleri arasındaki ilişkilerde belirgin bir gerginlik ve tehditle başlamakta, genellikle
çocuğun fiziksel ve duygusal suistimali, çocuk ihmali, yaşlının suistimali ve eşi dövme
2
şeklinde olmaktadır. Eşler arası şiddet vakalarında çoğunlukla şiddeti uygulayanın
erkek, şiddet görenin ise kadın olduğu bilinmektedir (WHO, 2002; Ergönen, Özdemir,
Sönmez, Can, Köker ve Salaçin, 2006).
Dünya’da kadına yönelik aile içi şiddet konusunun hem siyaset alanında hem de
akademik çalışmalarda oldukça kısa bir tarihinin olması oldukça dikkat çekicidir.
1960’ların sonuna kadar aile içi şiddet, çok ender yaşandığı düşünülen ve ağırlıklı
olarak psikolojik sorunlar ve yoksullukla ilişkilendirilen bir olguyken 1970’li yıllardan
itibaren üzerinde yaygın olarak yayın ve araştırmalar yapılan bir konu olarak ele
alınması göze çarpmaktadır. Bunun sonucu olarak, niceliksel araştırmalarda kadına
yönelik şiddet konusunun en yaygın araştırma alanını oluşturduğu gözlenmektedir (Ulu,
2003; Altınay ve Arat, 2008). Bu araştırmaların birçoğunun kadına yönelik aile içi
şiddetin tüm dünyada yaygın olarak yaşanan bir sorun olduğunu ortaya koyması göze
çarpmaktadır.
1999 yılında Amerikan Adli İstatistik Kurumu’nun (Bureau of Justice Statistics)
yaptığı araştırmada, eşler arasında 791.000 şiddet vakası tespit edilmiştir. Bu şiddet
vakalarının % 85’inin kadına yönelik, % 15’inin ise erkeğe yönelik olduğu belirtilmiştir
(Macionis, 2003). Yapılan diğer araştırmaların sonuçları da aile içerisinde eşler arası
şiddet vakalarının % 90’ından fazlasında kadınların şiddet gördüğünü, şiddeti
uygulayanların % 95’ten fazlasının erkek olduğunu göstermekte ve % 20- 40 kadının
partnerleri tarafından şiddet gördüğünü belirtmektedir (Humphreys, 2003).
Dünya Sağlık Örgütü’nün tüm dünya nüfusunu temel alan 48 çalışmasında,
kadınların eşleri veya birlikte oldukları kişiler tarafından fiziksel şiddete uğrama oranını
%10-69 arasında bulmuştur (WHO, 2002). Yine Dünya Sağlık Örgütü’nün hazırladığı
3
“Çok Ülkeli Kadın Sağlığı ve Aile İçinde Kadına Yönelik Şiddet Raporu”na göre de
kadınlar arasında yaşam boyu fiziksel şiddet görme sıklığının % 6-50 arasında değiştiği
saptanmış ve kadınların eşleri tarafından “yumruklanma”, “tekmelenme”, “yerde
sürüklenme”, “silahla tehdit edilme” gibi ağır şiddet şekillerinin uygulanma sıklığının
ise % 4-49 arasında olduğu saptanmıştır. Aynı çalışmada, cinsel şiddet sıklığı ise % 659 arasında bulunmuştur (WHO, 2005). Birleşmiş Milletler, Dünya Sağlık Örgütü,
hükümetler ve hükümet dışı örgütlerin istatistiklerine dayanarak Uluslararası Af Örgütü
tarafından 2004 yılında yayımlanan raporda, kadına yönelik şiddetle ilgili bilgiler dikkat
çekicidir. Buradaki bilgilere göre dünyadaki her üç kadından en az biri veya yaklaşık bir
milyar kadın, hayatlarının bir döneminde genellikle kendi ailesinden veya tanıdığı
birinden dayak yemekte, cinsel ilişkiye zorlanmakta ya da farklı bir biçimde tacize
uğramaktadır (Uluslararası Af Örgütü, 2004). Bununla birlikte, gelişmekte olan
ülkelerde kadına yönelik şiddetin yaygın olduğu saptanmıştır. Örneğin, dört kıtada 24
ülkede yapılan 40 nitel çalışmada, örneklem, oluşturan kadınların % 20-50’si erkek
partnerleri tarafından
fiziksel
şiddet
gördüklerini
belirtmişlerdir
(Uluslararası
Hemşireler Konseyi [International Council of Nurses, ICN], 2001)
Ülkemizde ise kadına yönelik aile içi şiddet konusu üzerinde yapılan
araştırmalar yaklaşık 20 yıllık bir geçmişe dayanmaktadır (Ekizceleroğlu ve Zeyrekli,
2007; Altınay ve Arat, 2008). Buna bağlı olarak, konu ile ilgili yeterli istatistiksel veri
bulunmamakla birlikte, 1988 yılında PİAR tarafından yapılan bir çalışmada, evli her
dört kadından birinin şiddet gördüğü belirtilmiştir. Yine PİAR araştırma grubunun 1992
yılında 20 ilden, 20 yaş üzerinde 1181 kadınla yaptığı bir kamuoyu araştırmasına göre
Türkiye’de kadınların % 22’si eşleri tarafından fiziksel şiddete maruz kalmaktadır
4
(akt. Ekizceleroğlu ve Zeyrekli, 2007). Kadın Dayanışma Vakfı tarafından 1998 yılında
yapılan bir çalışmada, erkeklerin eşlerine sözel şiddet (% 74) ve fiziksel şiddet (% 54)
uyguladıkları saptanmıştır (akt. Tel, 2002). Güler, Tel ve Tuncay (2005) tarafından
yapılan bir araştırmada, kadınların % 40.7’sinin aile içi şiddete maruz kaldığı, şiddete
maruz kalan kadınların % 91’inin eşi, % 19.7’sinin ise eşinin yakınları tarafından şiddet
gördüğü belirlenmiştir.
Başbakanlık Aile Araştırma Kurumu’nun 1993-1994 yılları arasında Türkiye
genelinde yaptığı araştırmanın sonuçlarına göre ailelerin % 34’ünde fiziksel şiddet, %
53’ünde sözel şiddet bulunduğu saptanmıştır (Başbakanlık Aile Araştırma Kurumu,
1994); Yine Başbakanlık Aile Araştırma Kurumu’nun 1997 yılında Türkiye’yi temsil
eden 2578 hanede yapmış olduğu “Aile İçinde ve Toplumsal Alanda Şiddet”
araştırmasında evli ya da başından evlilik geçmiş kadınların % 25.2’si, erkeklerin ise %
6.1’i eşlerinden fiziksel şiddet gördüklerini belirtmişlerdir. Aynı araştırmada kadınların
sözel şiddet görme oranı % 12.3 olarak bulunmuştur (Başbakanlık Aile Araştırma
Kurumu, 1997). Bunlara ilaveten, ülke genelinde evlenmiş kadınların yaşamlarının
herhangi bir döneminde eşleri veya birlikte oldukları kişi(ler) tarafından % 39’unun
fiziksel şiddete, % 15’inin cinsel şiddete, % 42’sinin fiziksel veya cinsel şiddete, %
44’ünün duygusal şiddete maruz kaldığı belirlenmiştir (Türkiye’de Kadına Yönelik Aile
İçi Şiddet Araştırması, 2008).
Görüldüğü gibi, kadına yönelik aile içi şiddet hem dünya da hem de ülkemizde
yaygın olarak görülen bir sorundur. Kadınların, yaş, kültür, statü, eğitim durumu ve
yaşadığı çevre fark etmeksizin aile içi şiddetin bir ya da birden fazla türüne (fiziksel,
psikolojik, cinsel, ekonomik) maruz kalıyor olmaları özellikle dikkati çekmektedir
5
(WHO, 2002; Türkiye’de Kadına Yönelik Aile İçi Şiddet Araştırması, 2008). Bu
durumdan yola çıkılarak, son yıllarda kadına yönelik şiddet, aile içinde gizli kalması
gereken bir konu değil, başa çıkılması gereken bir halk sağlığı sorunu olarak ele
alınmakta ve kadının şiddet görmesi insan haklarının ihlalı olarak değerlendirilmektedir.
Başka bir deyişle, kadına yönelik aile içi şiddet günümüzde, kadının yaşama ve kendini
güvende hissetme, fiziksel ve ruhsal sağlığını üst düzeyde tutma, eğitim, iş ve sosyal
hayata katılma haklarının da elinden alınması anlamına gelmektedir (WHO, 2002). Bu
durumun, şiddete maruz kalan kadının fiziksel ve psikolojik sağlığı ve sosyal yaşantısı
üzerinde birçok olumsuz sonuca yol açabileceği bilinmektedir (WHO, 2002;
Ekizceleroğlu ve Zeyrekli, 2007; Damka, 2009).
Şiddetin kadın üzerindeki fiziksel sonuçları somuttur ancak; kadının ruh
sağlığını ilgilendiren ve gözle görülemeyen sonuçları olduğu da iyi bilinmektedir.
Şiddet, kadının öz benliğine zarar vermektedir (Yanıkerem, Kavlak ve Sevil, 2007). Öz
benliği zedelenen kadınlarda ise depresyon, yüksek düzeyde kaygı, intihar düşünceleri,
psikosomatik hastalıklar ve travma sonrası stres bozukluğu (TSSB) sıklıkla
görülebilmektedir (Dişçigil, 2003; Clements, Sabourin ve Spiby, 2004; Perez ve
Castano, 2005; Korkut-Owen ve Owen, 2008; Cieslak, Benight ve Caden, 2008;
Damka, 2009). Bu çalışma kapsamında, şiddetin kadın üzerindeki psikolojik
sonuçlarından biri olan travma sonrası stres bozukluğu (TSSB) konusu ele alınacaktır.
Travma kavramı bireyin ruhsal ve bedensel varlığını değişik biçimlerde sarsan,
inciten ve yaralayan her türlü olay için kullanılabilmektedir. Bu olaylar; doğal
felaketler, kazalar, savaşlar, terör olayları ve şiddet gibi değişik şekillerde kendini
gösterebilir (Benight ve Bandura, 2004). Travmatik yaşantılar, bireyin psikolojik iyilik
6
halini, sosyal güvenliğini tehdit eder. Buna bağlı olarak, kendini tehdit altında hisseden
birey, yetersizlik ve çaresizlik duyguları yaşayabilir (Damka, 2009). Özellikle, şiddete
maruz kalan bir kadının, sevdiği, güven duyduğu kişi tarafından aile ortamında şiddete
maruz kalıyor olması ciddi bir travmatik yaşantı olarak nitelendirilmektedir (Ulu, 2003,
Bennight ve Bandura, 2004; Hegadoren, Lasiuk ve Coupland, 2006). Bu travmatik
yaşantı sonucunda, bazı kadınlar travmanın etkilerini uzun süre taşıyabilmekte ve TSSB
belirtilerini yaşabilmektedirler (Damka, 2009). Buna bağlı olarak, bazı araştırmalar aile
içi şiddete maruz kalan kadınlarda TSSB belirtilerinin görüldüğünü ortaya koymuştur
(Houskamp ve Foy, 1991; Astin, Lawrence ve Foy, 1993; Astin, Ogland,-Hand,
Coleman ve Foy, 1995; Kemp, Green, Hovanitz ve Rawlings, 1995; Humpreys, Lee,
Neylan ve Marmar, 2001; Dişçigil, 2003, Humpreys, 2003; Benight ve Bandura, 2004;
Waldrop ve Resick, 2004; Johansen, Wahl, Eilertsen ve Weisaeth, 2007; Korkut-Owen
ve Owen, 2008; Damka, 2009).
Travma Sonrası Stres Bozukluğu (TSSB), fiziksel, psikolojik veya çevresel
travma sonrası gelişen ciddi ve sıklıkla kronik seyirli bir ruhsal bozukluktur. Amerikan
Psikiyatri Birliği’ne (2000) göre travmatik stres; ölüm veya ölüm tehdidi, ciddi
yaralanma veya bireyin kendisi veya çevresindekilerin fiziksel bütünlüğüne tehdit
sonucu duyduğu yoğun korku ve çaresizlik durumudur. TSSB; olayı yeniden yaşama,
kaçınma ve artan uyarılmışlık olmak üzere üç belirti grubu ile tanımlanabilir (Benight
ve Bandura, 2004; Çorapçıoğlu, Yargıç, Geyran ve Kocabaşoğlu, 2006; Damka, 2009).
Şiddete maruz kalmış olan kadınlarda TSSB görülme yaygınlığının değişkenlik
gösterdiği belirtilmektedir (Waldrop ve Resick, 2004). Gleason (1993) tarafından
yapılan araştırmada, sığınma evinde kalan kadınlarda TSSB görülme yaygınlığını % 40;
7
sığınma evi dışında yaşayan şiddet mağduru kadınlarda ise % 31 olarak bulunmuştur.
Saunders (1994) ise çeşitli kurumlardan şiddet nedeniyle yardım istemek amacıyla
başvuran kadınlardan oluşan örneklemin % 60’ının TSSB tanısı aldığını ortaya
koymuştur. Bununla birlikte, şiddete maruz kalan kadınlarda TSSB belirtilerinin
yoğunluğu, kadının yaşadığı şiddetin ağırlığı ve karşı karşıya kaldığı ölüm riskiyle
doğru orantılı bulunmuştur (Woods, 2005; Damka, 2009). Diğer yandan, bireyin sahip
olduğu bilişsel şemaların yapısının da TSSB belirtilerinin görülme sıklığı ve düzeyi ile
ilişkili olabileceği düşünülmektedir (Houskamp ve Foy, 1991; Foa ve diğ. 2000).
Bilişsel şemalar dünyayı anlamak, güç yaşantılarla başa çıkmak, problemler
üzerinde düşünmek ve bunları çözmek için kullanılan zihinsel temsiller ya da kurallar
olarak tanımlanabilir (Budak, 2000). Bu bilişsel şemalar, bireyin geçmişte karşılaştığı
durumlar veya bireylerle olan ilişkilerinin sonucunda oluşan zihinsel temsillerdir.
Bunlar, çocukluktan itibaren oluşmaya başlar, tüm yaşamımız boyunca şekillenir ve
dünya ve kendimize ilişkin algılarımızı çeşitli şekillerde etkiler. Bu etki,
oluşturduğumuz şemalar doğrultusunda olumlu (uyuma yönelik) ya da olumsuz (uyuma
yönelik olmayan) yönde olabilir (Calvete, Estevez ve Corral, 2007). Yapılan çalışmalar,
öfke, suçluluk, çözülme ve etkisiz başa çıkma tarzlarının kullanımının olumsuz
şemalarla bağlantılı olduğunu ve bunların varlığının kişide depresyon, yetersiz problem
çözme becerisi ve TSSB belirtilerine yol açabileceğini göstermiştir. Bunun aksine ise
dengeli dünya algısı, kontrol algısı ve etkili başa çıkma tarzlarının kullanımının ise
olumlu şemalarla bağlantılı olduğu ve bunların varlığının ise kişinin psikolojik
sağlamlığının yüksek olmasına katkıda bulunacağını ortaya konmuştur (Foa ve diğ.,
2000). Buna bağlı olarak da, şiddete maruz kalan kadınların oluşturdukları bilişsel
8
şemalarının yapısının, maruz kaldıkları şiddet karşısında yaşayabilecekleri TSSB
belirtilerinin görülme olasılığı
ve düzeyi
üzerine önemli etkisi olabileceği
düşünülmektedir. Ayrıca bilişsel şemaların, şiddete maruz kalan kadının stres verici
durumlar karşısında kullandığı başa çıkma tarzlarının da önemli bir belirleyicisi olduğu
ifade edilmektedir (McCann ve Pearlman, 1990; Dutton, Burghardt, Perrin, Cherstman
ve Halle, 1994). Bununla birlikte, Foa ve arkadaşları (2000) tarafından aile içi şiddet
sürecini açıklayan psikolojik modele göre bilişsel şemalarına bağlı olarak şiddet
mağduru kadının seçtiği ve kullandığı başa çıkma tazlarının içinde bulunduğu şiddet
ilişkisini sürdüme ya da bu ilişkiyi sonlandırma eğilimine katkısı olabileceği
belirtilmektedir.
Görüldüğü gibi, günümüzün başlıca sosyal sorunlarından biri olan kadına
yönelik şiddet ve şiddetin sonuçları ile başa çıkma sürecinde toplumsal kaynakların
harekete geçirilmesinin öneminin yanı sıra, bu süreç bireysel olarak ele alındığında,
şiddete maruz kalan kadınların yaşadıkları şiddetle başa çıkmalarında bireysel bir
kaynak olan başa çıkma tarzlarının da önemli bir role sahip olduğu göz ardı
edilmemelidir.
Folkman (1984) stresle başa çıkma kavramını, stresli durumlar sonucu ortaya
çıkan içsel ve/dışsal belirtileri yenmek, azaltmak ya da tahammül etmek için bilişsel ve
davranışsal çaba olarak tanımlamaktadır. Folkman ve Lazarus’a (1980) göre genel
olarak iki farklı başa çıkma tarzı söz konusudur. Bunlar, problem odaklı başa çıkma ve
duygu odaklı başa çıkma olarak iki grupta ele alınır:
Problem odaklı başa çıkma başlığı altında; kendini kontrol altında tutma,
sorumluluğunu kabul etme, planlı bir biçimde problem çözme, sorun üzerinde olumlu
9
olarak durma gibi eğilimler yer almaktadır (Folkman ve Lazarus, 1980; Türküm, 1990).
Bunlardan sorumluluğu kabul etme; durumun ortaya çıkmasında kişinin kendi rolünü
sorgulaması, kendini gözlemlemesi, içinde bulunduğu duruma yeniden olumlu olarak
değer biçmesini (positive reappraisal) içerir (Türküm, 1999). Bunlar, çoğunlukla
probleme yönelik/aktif başa çıkma tarzları olarak nitelendirilirler.
Duygu odaklı başa çıkma başlığı altına yerleştirilebilenler ise inkar, kuruntulu
düşünme (biten olaya ilişkin yaşanılan keşkeler), uzaklaşma (stres verici durumu
unutmaya çalışma), kendini suçlama (duruma yönelik kendini eleştirme), zihinsel
anlamda sorunla meşgul olmama gibi bilişsel ve davranışsal stratejilerilerdir (Folkman
ve Lazarus, 1980). Bunlar, çoğunlukla duygulara yönelik/pasif başa çıkma tarzları
olarak nitelendirilirler.
Şiddete maruz kalan kadınların, yüksek düzeyde güvensizlik, kırılganlık, utanç,
yetersizlik, tutarsız düşünceler, terk edilmişlik, bağımlı olma ile ilgili şemalara sahip
oldukları ortaya konmuştur (Calvete, Estevez ve Corral, 2007). Ayrıca tekrarlı olarak,
beklenmedik zamanlarda ve kontrol dışı şiddete maruz kalmak da bu kadınların
çaresizliğe ilişkin şemelarını belirgin hale getirebileceği ifade edilmektedir (Foa ve diğ.
2000; Clements, Sabourin ve Spiby, 2004; Calvete, Estevez ve Corral, 2007).
Çaresizliğe ilişkin bu şemaların ise inkar, kaçınma, kendini suçlama gibi etkili
olamayan başa çıkma tarzlarının kullanımına öncülük edebileceği düşünülmektedir.
Bunun aksine şiddete maruz kalan kadınlar yeterlilik, kabul görme, umut etme, güven
duymaya ilişkin uyuma yönelik şemalara sahip olduğu takdirde ise yaşadığı şiddet
karşısında etkili başa çıkma tarzlarını tercih edeceği öngörülmektedir.
10
Bireyin tercih ettiği stresle başa çıkma tarzlarını etkileyen diğer konular ise
kendini, diğer insanları ve karşılaştığı yaşam olaylarını algılama biçiminin yanı sıra bu
olaylar üzerinde kişisel kontrolün olup olmadığını ilişkin düşünceleridir (Folkman,
1984). Buna bağlı olarak, Lazarus ve Folkman’a (1984) göre hiçbir olay evrensel
anlamda stres verici değildir ve olayları stres verici olarak değerlendirmek bireylerin
yaşantılarına verdikleri anlamla ilişkilidir (akt. Özü, 2010). Folkman ve Lazarus (1980),
bu değerlendirme sürecini birincil değerlendirme süreci olarak tanımlarlar. Başka bir
deyişle, birincil değerlendirme sürecinde birey, bir durumun kendisi için tehdit
oluşturup oluşturmadığına karar verir (Folkman, 1984; Aktalay, 2009; Özü, 2010).
Birincil değerlendirme sonucunda birey yaşadığı durumu stres verici olarak
tanınmladığı takdirde ikincil değerlendirme süreci ortaya çıkar. Bu süreç, bireyin karşı
karşıya kaldığı durum karşısında neler yapabileceğini, sahip olduğu başa çıkma
kaynaklarını ve seçeneklerini gözden geçirdiği süreç olarak tanımlanır (Folkman, 1984).
Bu değerlendirme sonucunda eğer birey kendini içinde bulunduğu durumu kontrol
edebilecek fiziksel, maddi, sosyal veya kişisel kaynaklara sahip olarak algıladığı
takdirde stres verici durum veya olayla etkili bir biçimde başa çıkabileceği
düşünülmektedir. Sonuç olarak, stres verici ortamın gerektirdiklerini yapabilme
becerisine ilişkin bireyin kendisiyle ilgili algısı, bu durumla başa çıkabilmenin en
önemli öğesi olarak ele alınmaktadır ve bu öğenin, başa çıkma özyeterliği kavramı ile iç
içe geçtiğine dikkat çekilmektedir (Benight ve Bandura, 2004; Hulberti ve Morrison,
2006).
Başa çıkma özyeterliği, kişinin tehdit edici ortam veya durum karşısında etkili
tepkileri verebileceğine dair kendisiyle ilgili özinancı olarak tanımlanmaktadır (Özer ve
11
Bandura, 1990; Bandura, 1993; Bandura, 1997; Benight ve Harper, 2002; Benight,
Swift, Sanger, Smith ve Zeppelin, 1999; Johnson ve Benight, 2003; Benight, HardingTaylor, Midboe ve Durham, 2004; Benight ve Bandura, 2004; Hulberti ve Morrison,
2006; Chesney, Neilands, Chambers, Taylor ve Folkman, 2006; Colodro, GodoyIzquierdo ve Godoy, 2010). Sumer, Karancı, Berument ve Güneş’e (2005) göre başa
çıkma özyeterliği, olumsuz yaşam olaylarına uyum sağlamayı kolaylaştıran çok önemli
bir bilişsel kaynaktır. Bu kaynak, kişinin stres verici karşısında daha fazla çözüm yolu
aramasına ve bu çözüm yollarını kullanma konusunda motivasyonunu yüksek tutmasına
olanak sağlar (Bandura, 1997). Örneğin, tehdit verici durumla etkili bir şekilde başa
çıkabileceğine inanan birey, karşı karşıya olduğu duruma veya olaya kendine güvenli ve
sakin olarak yaklaşır (Bandura, 1993). Bu kendine güvenli ve sakin yaklaşım kişinin
olay karşısındaki kontrol algısını artırabilir ve bu algı, çözüm yollarını daha net
görebilmesine ve çözüme yönelik etkili bir eylem planı yapmasına olanak sağlayabilir.
Bunun aksine, başa çıkma becerileriyle ilgili şüphe taşıyan birey, felaket beklentisi
içinde olur ve etkili başa çıkmayla çatışan bir dizi “duygusal uyarılma”lar (affective
arousal) üretir (Bandura, 1993). Bu durum, olayı veya durumu çözümlemek yerine
bundan kaçınma ve vazgeçme eğilimini artırabilir (Bandura, 1997; Johnson ve Benight,
2003). Bu eğilimin ise bazı psikolojik güçlüklerin ortaya çıkmasına neden olabileceği
düşünülmektedir.
Geçmişte yapılan araştırmalar, başa çıkma özyeterliğinin, stresle başa çıkma
tarzlarının seçimi kadar travma sonrasındaki stres düzeyinin de önemli bir belirleyicisi
olduğu hipotezini doğrulamıştır (Solomon ve diğ. 1988; Benight, Ironson ve diğ., 1999;
Benight, Swift ve diğ., 1999; Benight ve Harper, 2002; Benight, Cieslak, Benight ve
12
Caden; Johnson ve Benight, 2003; Benight ve Caden, 2008). Benight ve Bandura’ya
(2004) göre travmatik stresle başa çıkma da “başa çıkma özyeterliği” önemli bir
kaynaktır. Sonuç olarak, başa çıkma özyeterlik düzeyleri düşük olan bireylerin başa
çıkma özyeterlik düzeyleri yüksek olan bireylere göre stres vericiler karşısında etkili
stresle başa çıkma tarzlarını seçip kullanamadıkları ve TSSB belirtilerini diğer gruba
göre daha yoğun yaşadıkları söylenebilir.
Benight ve Bandura’ya (2004) göre başa çıkma özyeterliği, şiddete maruz kalan
kadınların yaşadıkları şiddet karşısında psikolojik güçlük yaşamamaları ve daha etkili
başa çıkma tarzlarını tercih etmeleri ve bu tarzları kullanabilmeleri konusunda da çok
önemli bir özkaynaktır. Bu görüşten yola çıkarak ortaya atılan “aile içi şiddetle başa
çıkma özyeterliği” kavramı, travma sonrası iyileşme sürecinde kadının şiddet sonrası
yaşadığı travmayla başa çıkma becerisine ilişkin algısı olarak tanımlanmış ve bu
kavramın iyimserlik, probleme yönelik/aktif başa çıkma tarzı ve psikolojik iyilik hali ile
pozitif; buna karşın travmayla ilişkili stres, negatif duygu durum ve vazgeçme tarzı başa
çıkma arasında negatif yönde ilişkisi olduğu ortaya konmuştur (Benight, HardingTaylor ve Midboe ve Durham, 2004).
Sonuç olarak, şiddete maruz kalan kadınların başa çıkma özyeterliğine sahip
olmalarının, gerçekliği doğru şekilde değerlendirebilmelerine, gerçekçi olmayan
korkularının ve diğer hatalı bilişlerin azalmasına, daha da önemlisi korkularının
üzerinde denetim sağlamalarına olanak veren bir takım eylemlerde bulunabilmelerine,
böylelikle şiddet yaşantılarına ilişkin algılarını değiştirebilmelerinin yanı sıra
yaşantılarının kontrolünü de kendi ellerine almalarını da sağlayacağı söylenebilir (Özer
ve Bandura, 1990; Benight ve Harper, 2002; Benight ve Bandura, 2004).
13
Genel olarak özetlenirse, kadına yönelik aile içi şiddetin dünyada ve ülkemizde
yaygın olarak rastlanılan bir sorun olduğu gözlenmektedir. Buna karşın, konunun bir
halk sağlığı sorunu olarak değerlendirilip bilimsel araştırmalarda ele alınmasının Batılı
toplumlarda 50; ülkemizde ise sadece 20 yıllık bir geçmişi olduğu göze çarpmaktadır.
Yapılan bazı araştırmaların sonuçları, dünyada her üç kadından en az birinin fiziksel,
psikolojik, cinsel veya ekonomik şiddet türlerinden bir veya birkaçına maruz kaldığını
göstermektedir. Aile içi şiddet konusunu inceleyen diğer bazı araştırmaların ise şiddetin
kadınların fiziksel ve/veya psikolojik sağlıkları üzerindeki olumsuz sonuçlarını ortaya
koyduğu gözlenmiştir. Diğer yandan, son dönemlerde aile içi şiddet konusunda yurt
dışında yapılan araştırmalarda şiddetin yaygınlığı ve olumsuz sonuçlarının yanı sıra
“aile içi şiddetle başa çıkma” konusuna da odaklanılmaya başlandığı dikkati
çekmektedir. Bunun sonucu olarak, aile içi şiddetle başa çıkmada bireysel kaynakların
önemi vurgulanarak, aile içi şiddetle başa çıkma özyeterliği kavramı ortaya konmuş
(Benight, Harding-Taylor, Midboe ve Durham, 2004) ve aile içi şiddet araştırmalarında
aile içi şiddete maruz kalan kadınların başa çıkma özyeterliği konusu da ele alınmaya
başlanmıştır. Buna rağmen, hala aile içi şiddetle başa çıkma konusunda yeterli sayıda
araştırma olmaması dikkat çekicidir.
Ülkemizde de aile içi şiddetin yaygın bir problem olduğunun kabul edildiği göze
çarpmaktadır. Bu üzücü durum karşısında son yıllarda şiddete maruz kalan kadınlara
sunulan hizmetlerin niteliğinin değişmesi için gerekli düzenlemeler yapıldığı dikkati
çekmektedir. Bu düzenlemelere Türk Medeni Kanunu, Türk Ceza Kanunu ve Ailenin
Korunmasına Dair Kanun’da yapılan değişiklikler ile “Çocuk ve Kadınlara Yönelik
Şiddet Hareketleriyle Töre ve Namus Cinayetlerinin Önlenmesi için Alınacak
14
Tedbirler” konulu Başbakanlık genelgesi örnek olarak gösterilebilir (Civelek, 2008; akt.
Korkut-Owen ve Owen, 2008).
Bu düzenlemelerin yanı sıra, şiddete maruz kalan
kadınların 24 saat yardım isteyebilecekleri ALO183 hattının devreye girmesi, sivil
toplum kuruluşları aracılığıyla yürütülen kadına yönelik şiddeti durdurmaya yönelik
kampanyalar bu konuda yapılan çalışmalardan bazılarıdır. Diğer yandan, özellikle son
dönemlerde gerek yazılı gerekse görsel basında da konuya ilişkin programların ve
haberlerin artmasıyla bir bilinç oluşmaya başladığı gözlenmektedir. Kadına yönelik
şiddetle mücadelede bu sevindirici gelişmelere rağmen ülkemizde aile içi şiddetle başa
çıkma konusunu ele alan çok az sayıda araştırma olması, aile içi şiddetle başa çıkma
özyeterliği konusunda ise hiç araştırma olmaması dikkat çekicidir. Oysa ki aile içi
şiddeti konu alan araştırmalarda şiddet maduru kadınların özkaynaklarına odaklanmanın
bu kadınların şiddet nedeniyle yaşadıkları stresle etkili bir biçimde başa çıkmalarına
katkı sağlayacak özelliklerini ortaya çıkarmak açısından önem taşıdığı düşünülmektedir.
Bu özelliklerin ortaya çıkarılmasının aile içi şiddet literatürünün yanı sıra şiddete maruz
kalan
kadınlara
psikolojik
danışma
yardımı
veren
psikolojik
danışmanların
uygulamalarını da zenginleştireceği öngörülmektedir.
Bu görüş ve düşüncelerden hareketle yapılmış olan bu çalışmada, travma sonrası
stres belirtileri düzeyi ve stresle başa çıkma tarzlarından kendine güvenli yaklaşım,
iyimser yaklaşım, çaresiz yaklaşım, boyun eğici yaklaşım ve sosyal destek arama
yaklaşımının aile içi şiddete maruz kalan kadınlarda aile içi şiddetle başa çıkma
özyeterliğinin anlamlı yordayıcıları olup olmadığı sorusuna yanıt aranmaktadır.
15
1.1.1 Problem Cümlesi
Travma sonrası stres belirtileri düzeyi ve stresle başa çıkma tarzlarının, aile içi
şiddete maruz kalan kadınların aile içi şiddetle başa çıkma özyeterliği düzeylerini
yordama gücü nedir?
1.1.2 Alt Problemler
Yukarıdaki probleme dayalı olarak geliştirilen alt problemler aşağıda sıralanmıştır:
1. Travma sonrası stres bozukluğu belirti düzeyi ve stresle başa çıkma tarzlarından;
a. Kendine güvenli yaklaşım,
b. İyimser yaklaşım,
c. Çaresiz yaklaşım,
d. Boyun eğici yaklaşım,
e. Sosyal destek arama yaklaşımı değişkenlerinin aile içi şiddete maruz kalan
kadınların aile içi şiddetle başa çıkma özyeterliği düzeylerini yordama gücü
nedir?
16
1.1.3 Sayıltılar
Araştırmaya katılan kadınların Aile İçi Şiddetle Başa Çıkma Özyeterliği Ölçeği,
Olayların Etkisi Ölçeği, Stresle Başa Çıkma Tarzları Ölçeği ve Kişisel Bilgi Formu’nda
yer alan sorulara içtenlikle ve gerçek durumlarını yansıtacak şekilde cevaplar verdikleri
varsayılmıştır.
1.1.4 Sınırlılıklar
Bu araştırmanın sınırlılıklarını aşağıdaki şekilde ifade etmek mümkündür:
1. Bu araştırmanın sonuçları, Aile İçi Şiddetle Başa Çıkma Özyeterliği Ölçeği,
Olayların Etkisi Ölçeği ve Stresle Başa Çıkma Tarzları Ölçeği’nin ölçtüğü
niteliklerle sınırlıdır.
2. Araştırmadan elde edilecek bulgular, bu araştırma ile benzer örneklem
gruplarıyla çalışıldığında, Türkiye’deki aile içi şiddete maruz kalan kadınlara
genellenebilir.
1.1.5 Tanımlar
Bu araştırmada geçen bazı temel kavramların tanımları aşağıda verilmiştir.
Aile İçi Şiddet: Aile üyelerinden biri tarafından aynı ailedeki diğer bir üyenin
yaşamını, fiziksel veya psikolojik bütünlüğünü veya bağımsızlığını tehlikeye sokan,
kişiliğine veya kişilik gelişimine ciddi boyutlarda zarar veren eylem veya ihmaldir
(Başbakanlık Aile Araştırma Kurumu, 1994).
17
Travma Sonrası Stres Bozukluğu: Aşırı strese yol açan bir olaydan sonra görülen
yoğun, uzamış ve bazen de gecikmiş belirtiler grubunu tanımlayan tanı kategorisidir
(Amerikan Psikiyatri Birliği, 2000).
Özyeterlik: Özyeterlik, benlik sisteminin pasif bir özelliği ya da belirleyicisi değil,
aksine bireyin sahip olduğu kapasitesinin, yaptığı işlerdeki başarılarının, güdülerinin ve
özdüzenleme (self-regulation) mekanizmaları gibi benlik sistemini oluşturan diğer
öğelerin bileşkesinden oluşan dinamik bir yönüdür. Algılanan özyeterlik ise bireylerin
yaşamlarını etkileme gücüne sahip olay ya da durumlara ilişkin olarak umdukları ölçüde
performans gösterip gösteremeyecekleri konusunda kapasitelerine duydukları inançtır
(Bandura, 1997).
Başa Çıkma Özyeterliği: Kişinin tehdit edici ortam veya durum karşısında etkili
tepkileri verebileceğine dair kendisiyle ilgili özinancıdır (Bandura 1993; Bandura,
1997).
Aile İçi Şiddetle Başa Çıkma Özyeterliği: Travma sonrası iyileşme sürecinde
kadının yaşadığı travmayla başa çıkma becerisine ilişkin algısıdır (Benight, HardingTaylor, Midboe ve Durham, 2004).
Stresle Başa Çıkma Tarzları: Bireylerin genel ya da belirgin stres durumlarıyla
başa çıkmada kullandıkları yollardır (Folkman ve Lazarus, 1980).
Kendine Güvenli Yaklaşım: Stres verici olay ya da durumlar karşısında bireyin,
bunlarla etkili bir şekilde baş edebilmek için özgüveninin olması ve plânlı bir yol
izleyerek bu durum ya da olayla başa çıkabilme tutumudur (Şahin ve Durak, 1995).
İyimser Yaklaşım: Stres verici olay ya da durumlardan olumlu bir şeyler
çıkartmak, baş edebileceğine inanmak, yani iyimser olmaktır (Şahin ve Durak, 1995).
18
Çaresiz Yaklaşım (Kendine Güvensiz Yaklaşım): Bireyin stres verici olay ya da
durumla baş edebilmek için bir mucize beklemesi, bireysel olarak baş edemeyeceği
inancı ve çaresizlik duyguları içinde olmasıdır (Şahin ve Durak, 1995).
Boyun Eğici Yaklaşım: Bireyin karşılaştığı stres vericiyi tamamen kabullenme, baş
edemeyeceği inancıyla geri adım atma ve mücadeleden vazgeçme tutumlarını
içermektedir (Şahin ve Durak, 1995).
Sosyal Destek Arama Yaklaşımı: Strese neden olan olay ya da durum karşısında
baş edebilmek için bireylerden yardım alma, destek arama gibi başa çıkma yollarını
kapsamaktadır (Şahin ve Durak, 1995).
1.1.6 Araştırmanın Önemi ve Gerekçesi
Aile içi şiddetin tüm dünyada yaygın olarak kadınların yaşadığı bir travmatik
yaşantı olduğu bilinmektedir. Bu kadar önemli ve yaygın bir sorun olmasına karşın
Türkiye’de kadına yönelik şiddet üzerinde yapılmış araştırma sayısının oldukça az
olduğu ve son 20 yıldır bu konuyla ilgili çalışmalar yapıldığı görülmektedir (Altınay ve
Arat, 2008). Ülkemizde bu konuda yapılan bu araştırmaların çoğunun aile içi şiddetin
nedenleri, türü, yaygınlığı, kadın üzerindeki fiziksel ve psikolojik etkileri konuları
üzerinde yoğunlaştığı dikkati çekmektedir. Oysa ki, şiddete maruz kalan kadınların
şiddet nedeniyle yaşadıkları stresle nasıl başa çıktıkları da bu konular kadar önemli bir
diğer konudur. Son yıllarda, başa çıkma tarzlarına ilişkin araştırmaların sayısının
giderek artmasına rağmen, aile içi şiddete maruz kalan kadınların stresle başa çıkma
tarzlarına ilişkin yapılan araştırmaların sayısının gerek yurt içinde gerekse ülkemizde az
19
olduğu gözlenmiştir (Waldrop ve Resick, 2004; Okutan, 2007; Erdoğan, Aktaş ve
Bayram, 2009).
Yurt dışında travmatik stresle başa çıkma konusunu inceleyen araştırmalarda ele
alınmaya başlanan bir diğer kavram ise “başa çıkma özyeterliği”dir. Bandura (1982)
tarafından ortaya atılan bu kavram, bireylerin tehdit edici durumlarla başa çıkabilme
becerilerine dair kendilerini değerlendirmelerine vurgu yapmaktadır. Bu tehdit edici
durumlar arasında kazalar, boşanma, ani ölümler, saldırı, göç, terör ve doğal afet gibi
yaşantılar örnek gösterilebilir. Bazı insanların bu travmatik yaşantıların ardından olayla
ilgili olumsuz düşünce ve duyguları taşımaya devam ettikleri ve bunun sonucunda
travma sonrası stres belirtilerini yaşadıkları gözlenmiştir (Benight ve Bandura, 2004).
Bu konuda yapılan yurt dışı kaynaklı araştırmalar, travmatik stresle başa çıkmada “başa
çıkma özyeterliği”nin önemli bir kaynak olduğunu ve TSSB belirtileriyle başa çıkma
özyeterliği arasında negatif bir ilişkinin olduğunu ortaya koymuştur (Solomon ve diğ.,
1988; Benigt, Ironson ve diğ., 1999; Benight, Swift ve diğ., 1999; Benight ve Harper,
2002; Benight, Ironson ve Durham, 2004; Benight ve diğ., 2006; Cieslak, Benight ve
Caden, 2008).
Ülkemizde ise özyeterlik konusunun ağırlıklı olarak eğitim ve sağlık alanlarında
ele alınan bir değişken olduğu gözlenmiştir (Vardarlı, 2005). Buna karşın, travmatik
stresle başa çıkma özyeterliği konusunun incelendiği tek bir araştırma olduğu ve bu
araştırmada
1999
Marmara
depremine
maruz
kalan
bireylerin
başa
çıkma
özyeterliklerinin incelendiği dikkati çekmektedir (Sümer, Karancı, Berument ve Güneş,
2005). Oysa ki, kadına yönelik aile içi şiddetin tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de
çok yaygın görülen bir travmatik yaşantı olduğu bilgisi göz önüne alındığında,
20
ülkemizde şiddete maruz kalan kadınların başa çıkma özyeterliklerini konu alan
herhangi bir araştırma olmamasının önemli bir bilgi boşluğu yarattığı düşünülmektedir.
Buna bağlı olarak, bu araştırmanın aile içi şiddetle başa çıkma özyeterliği konusunda
yapılacak olan yeni araştırmalara ışık tutması beklenmektedir.
Bununla birlikte, ülkemizde aile içi şiddete maruz kalan kadınların stresle başa
çıkma tarzları ve travma sonrası stres belirtileri düzeyinin aile içi şiddetle başa çıkma
özyeterliklerini yordama gücünü inceleyen ve bu üç değişkenin birlikte ele alındığı
herhangi bir araştırmanın da olmadığı dikkati çekmektedir. Bu nedenle, bu araştırmadan
elde edilecek bulguların son altı ay içinde aile içi şiddete maruz kalmış kadınların aile
içi şiddetle başa çıkma özyeterliklerinin hangi değişkenlere göre açıklandığı konusunda
literatüre katkı sağlayacağı düşünülmektedir.
Bu araştırmanın, Türkiye’de psikolojik danışma ve rehberlik alanına en önemli
katkısının, “Aile İçi Şiddetle Başa Çıkma Özyeterliği Ölçeği’nin” Türkçe’ye
uyarlanması olduğu düşünülmektedir. Bu ölçek, ülkemizde aile içi şiddete maruz kalan
kadınların başa çıkma özyeterliklerini ölçen ilk ölçme aracı olması açısından önemlidir.
Bununla birlikte, “Aile içi Şiddetle Başa Çıkma Özyeterliği Ölçeği” şiddet sonrası
iyileşme sürecinin gerektirdiği birçok davranışı içermektedir. Şiddet mağduru kadınlara
hizmet veren kurumlarda bu ölçme aracının kullanılmasının hem kadınların güçlü
tarafına odaklanılmasını, hem de verilecek olan psikolojik danışma yardımının bu
doğrultuda yapılandırılmasını sağlayacağı düşünülmektedir. Ayrıca bu araştırmanın,
psikolojik danışma ve rehberlik alanında yapılacak olan betimsel araştırmaların yanı
sıra, şiddet veya diğer tür travmaya maruz kalan bireylerin başa çıkma özyeterliklerini
artırmaya yönelik yapılacak olan deneysel araştırmalara da temel oluşturacağı
21
düşünülmektedir. Bu olgudan hareketle travmaya maruz kalan bireylerin başa çıkma
özyeterliğini artırmaya yönelik olarak yapılandırılacak olan grup rehberliği ve grupla
psikolojik danışma programlarının travmatik stresle başa çıkma konusunda verilecek
olan
psikolojik
danışma
hizmetlerini
daha
nitelikli
bir
duruma
getireceği
düşünülmektedir. Buna ilaveten bu araştırmanın, aile içi şiddet mağduru kadınlara
hizmet veren psikolojik danışmanların, şiddet nedeniyle kadının yaşadığı strese
odaklanmaktan çok bu stresle nasıl başa çıkabileceği konusuna yoğunlaşmalarına ve
müdahalelerini bu doğrultuda yapılandırmalarına olanak sağlayacağı düşünülmektedir.
Ülkemizde bugüne kadar hiç gündeme gelmemiş olan “aile içi şiddetle başa
çıkma özyeterliği” kavramının tanımlanmasının, aile içi şiddetin başa çıkılabilir bir
sorun olarak görülmesine, aile içi şiddetle mücadelede toplumsal kaynakların
güçlendirilmesinin öneminin yanı sıra, bireysel kaynakların da güçlendirilmesinin
öneminin vurgulanması açısından çok önemli olduğu düşünülmektedir. Son dönemlerde
yapılan bazı araştırmalar, kadınların yaşadıkları şiddete ilişkin etkili başa çıkma
yöntemlerini kullanma konusunda çekimser kaldıklarını göstermiştir (Altınay ve Arat,
2008; Türkiye’de Kadına Yönelik Aile İçi Şiddet Araştırması, 2008). Bu anlamda, “aile
içi şiddetle başa çıkma özyeterliği”nin kadınların aile içi şiddetle etkili bir şekilde başa
çıkmalarında, toplumsal kaynaklara ulaşmaları ve maruz kaldıkları şiddet konusunda bu
kaynaklardan yardım talep etmeleri konusunda harekete geçirici bir özkaynak olduğu
düşünülmektedir.
BÖLÜM II
2.1 İLGİLİ YAYIN VE ARAŞTIRMALAR
Bu bölümde, araştırmanın konusu ile ilgili olarak kadına yönelik aile içi şiddet,
travma sonrası stres belirtileri, stresle başa çıkma tarzları ve özyeterlik/başa çıkma
özyeterliği kavramlarına ilişkin kuramsal çerçeveye ve bu değişkenlerle ilgili yurt
dışında ve yurt içinde yapılan bazı araştırma bulgularına yer verilmiştir.
2.1.1 Kadına Yönelik Aile İçi Şiddetle İlgili Kuramsal Çerçeve
Şiddet, insanlık tarihi kadar eski bir olgu olmasına rağmen toplumsal bir sorun
olarak ele alınması oldukça yenidir. 19. Yüzyıla kadar şiddet olgusu tek başına bir
inceleme konusu olmamıştır. İlk olarak çocuklara yönelik şiddet üzerinde durulurken,
1970’li yıllardan itibaren kadınlara ve yaşlılara yönelik şiddetin de varlığı gündeme
gelmiş ve bunların çeşitli şekillerde tanımları yapılmıştır (Arslan, 1998).
Ailede kadına yönelik şiddet, eşlerin evli olup olmadıklarına bakılmaksızın
devam eden bir ilişkide ortaya çıkan bir şiddet türüdür (Uysal, 2006). Birleşmiş
Milletler Kadına Yönelik Şiddetin Engellenmesi Bildirgesi’nde kadına yönelik aile içi
şiddet, “ister kamusal isterse özel yaşamda meydana gelsin, kadınlara fiziksel, cinsel ya
da psikolojik olarak acı veya ıstırap veren ya da verebilecek olan cinsiyete dayalı bir
eylem, uygulama ya da bu tür eylemlerle tehdit etme, zorlama veya keyfi olarak
özgürlükten yoksun bırakma” şeklinde tanımlanmaktadır (Birleşmiş Milletler, 2008).
23
Kadına yönelik şiddet olayları, ırza geçme, ensest pornografi, kadın ticareti,
fahişeliğe zorlama, iş gücünün sömürülmesi, kadın ve kızların borç batağına
sürüklenmesi, fahişelere karşı fiziksel ve cinsel şiddet, kız çocuklarının sömürülmesi
veya kasıtlı olarak yadsınması, savaşlarda tecavüz ve eş dayağı başlıkları altında
toplanabilir. Bunlar arasında “eş dayağı”, şiddetin en yaygın ve meşru kabul edilen
biçimidir (Watts ve Zimmerman, 2002; akt. Dişçigil, 2003).
Korkut-Owen ve Owen’e
(2008) göre kadına yönelik aile içi şiddet kadın
üzerinde güç ve kontrol kurmayı amaçlamaktadır. Kadın üzerinde güç ve kontrol
oluşturmayı amaçlayan kişi, kadına yönelik fiziksel ve cinsel şiddetin yanı sıra başka
şiddet biçimlerine de başvurmaktadır.
2.1.1.1 Kadına Yönelik Aile İçi Şiddetin Türleri
Kadına yönelik şiddet türleri; a) fiziksel şiddet, b) sözel şiddet, c) ekonomik
şiddet, d) cinsel şiddet, e) psikolojik şiddet ve f) sosyal şiddet olarak sınıflandırılmıştır.
Bu araştırmada, sözel, psikolojik ve sosyal şiddet tek başlık altında toplanmıştır.
a. Fiziksel Şiddet
Fiziksel şiddet, kaba kuvvetin bir korkutma, sindirme ve yaptırım aracı olarak
kullanılması olup; itmek, tokat atmak, tekmelemek, boğmaya çalışmak, yakmak,
yumruklamak, bıçak, silah gibi aletlerle tehdit etmek veya saldırmak ve işkence yapmak
gibi fiziksel gücün kullanıldığı durumları kapsamaktadır (Arslan, 1998; Tel, 2002;
Dişçigil, 2003; Sakallı-Uğurlu ve Ulu, 2003; Ünal, 2005; Uysal, 2006; Karataş,
Derebent, Yüzer, Yiğit ve Özcan, 2006; Yanıkkerem, Kavlak ve Sevil, 2007; Korkut-
24
Owen ve Owen, 2008; Kadın Sığınmaevleri Klavuzu, 2008). Fiziksel şiddete
çoğunlukla tehdit, aşağılama, cinsel baskı ile ilgili şiddet öğeleri de eşlik etmektedir. Bu
tür şiddet fiziksel veya psikolojik bütünlüğü tehdit ederek ölüm tehdidi ve ölüme kadar
varabilmektedir (Brown, 1993; WHO, 2002). ABD’de tüm evliliklerin % 50-60’ında en
azından bir kez dayak olayının yaşandığı belirtilmektedir. Bununla birlikte, Fransa’da
kadınların % 51’inin, Şili’de % 80’inin, Pakistan’da % 99’unun, Tayland’da % 50’sinin
eşinden fiziksel şiddet gördüğü belirlenmiştir (WHO, 2002). Ülkemizde ise kadınların
eşi tarafından fiziksel şiddet görme oranı % 29.6 olarak bulunmuştur (Başbakanlık Aile
Araştırma Kurumu, 1997).
b. Psikolojik Şiddet
Duygusal-psikolojik şiddet; duyguların ve duygusal ihtiyaçların, zorlamak,
aşağılamak, cezalandırmak, öfke, gerginlik boşaltmak amacıyla karşı tarafa baskı
uygulayabilmek için tutarlı bir şekilde sömürülmesi, bir yaptırım ve tehdit aracı olarak
kullanılmasıdır (Dişçigil, 2003). Aşağılayıcı sözler söylemek, zaafları ile alay etmek,
aşırı genellemeler yapmak (“sen hep böylesin” “bunu her zaman yaparsın” gibi),
suçlamak, küfür etmek, küçük düşürmek, hakaret etmek, yüksek sesle bağırmak, eşi
(kadını) çelişki içinde bırakmak, korkutmak, çocukları vermemekle ya da kadının sosyal
ve meslek yaşamını bozmakla tehdit etmek (Korkut-Owen ve Owen, 2008; Damka,
2009; Kadın Sığınmaevleri Klavuzu, 2008) gibi davranışları içeren “sözel şiddet” de
psikolojik şiddet kapsamındadır. Ayrıca psikolojik şiddet, duygusal ihtiyaçları
karşılamamak, sevgi göstermemek, aşağılamak ve devamlı eleştirmek gibi eylemleri de
içermektedir (Uysal, 2006; Ünal, 2005; Brown, 1993). Bu şiddet türüne dahil edilen
25
diğer bir şiddet türü olan “psikososyal şiddet” ise kadının duygularıyla birlikte kimliğine
ve ilişkilerine de yöneliktir. Bağırmak, aşağılamak, duygularını önemsememek, lakap
takmak ve küfür etmek gibi duygulara yönelik davranışlar ile kadının ailesi, akrabaları
ve arkadaşları ile görüşmesine izin vermemek, evden dışarı çıkmasını kontrol etmek,
kimlerle görüştüğünü sürekli sorgulamak, giyimine müdahale etmek ve hatta kadının
giysilerini seçmesine engel olmak gibi davranışları içerir (Arslan, 1998; Yanıkkerem,
Kavlak ve Sevil, 2007; KA-DER: Kadın Sorunlarına Çözüm Arayışı Kurultayı Raporu,
2003).
Fiziksel şiddetin derecesi ile psikolojik şiddetin derecesi arasında yüksek oranda
olumlu ve anlamlı bir ilişki vardır. Genellikle, zamanla fiziksel şiddet azalsa da
psikolojik şiddet devam etmektedir (Foa, Cascardi, Zoeller ve Feeny, 2000). Dünya
Sağlık Örgütü tarafından bir dizi ülkeden veri toplanarak yapılan bir araştırmada,
kadınlar psikolojik (sözel ve psikososyal) şiddetin, şiddet türleri arasında en zararlısı
olduğunu ifade etmişlerdir (WHO, 2005).
Coker, Smith, Bethea, King ve McKeown (2000) yaptıkları araştırmada, geçmiş
dönemlerdeki araştırmaların yalnızca eşi tarafından fiziksel şiddete maruz kalmanın
kadının bedensel sağlığı üzerindeki etkisi konusuna yoğunlaştığına dikkat çekmişlerdir.
Araştırmacılar, bir aile kliniğine başvuran, yaşları 18 ila 65 olan 1152 kadını Şubat 1997
ve Ocak 1999 arasında incelemişlerdir. Bu inceleme şiddete maruz kalma, sağlık
hikayesi ve son durum değerlendirmesini içeren bir izleme görüşmesini içermiştir. 1152
kadının % 53.6’sının herhangi bir tip eş şiddetine maruz kaldığı; % 13.6’sının yalnızca
psikolojik şiddete maruz kaldığı ortaya konmuştur. Ayrıca psikolojik şiddete maruz
kalan kadınların şiddete maruz kalmayan kadınlara oranla fiziksel ve ruhsal sağlık
26
durumlarının daha kötü olduğu görülmüştür. Bu kadınlarda, çalışmayı engelleyici
bozukluklar, kronik ağrı, migren, diğer tip baş ağrıları, artrit, kekeleme daha yüksek
oranda bulunmuştur. Araştırmada, fiziksel ve cinsel şiddet kadar psikolojik şiddetin de
izlenmesinin önemli olduğu sonucuna varılmıştır.
c. Cinsel Şiddet
Cinsel şiddet, cinselliğin bir tehdit, sindirme ve kontrol etme aracı olarak düzenli
bir şekilde kullanılmasıdır. Cinsel şiddet söz konusu olduğunda, bedene ve cinsel
kimliğe saldırı vardır ve bu şiddet türüne genellikle fiziksel ve psikolojik şiddette eşlik
etmektedir (Arslan, 1998; Cinsel Sağlık Enstitüsü ve Derneği, 2006; Altınay ve Arat,
2008).
Cinsel şiddet, kadının cinsel isteklerini, ihtiyaçlarını önemsememe, alaya alma,
cinselliği cezalandırma yöntemi olarak kullanma, kaba kuvvet kullanarak cinsel ilişkiye
zorlama, tecavüz etme, istenmeyen cinsel pozisyonlara ve fuhuşa zorlama gibi eylemleri
içerir (Uysal, 2006; Damka, 2009). Bunlara ilâveten, kadın karşıtı şakalar yapmak,
kadınlara cinsel nesne muamelesi yapmak, kadının cinsellik konusunda görüşlerini
önemsememek, kadını “fahişe”, “frijit” gibi cinsel adlarla çağırmak, cinsel ilişkiyi kadın
hastayken veya sağlığı buna elverişli değilken dayatmak, kadını cinsel ilişkiye çeşitli
nesnelerle veya silahla zorlamak, kadına cinsel yolla hastalık bulaştırmak, başka
kadınlarla ilişkiye girmek, kadının gebeliğe karşı korunma yöntemlerini kullanmasını
engellemek de cinsel şiddet kapsamına giren eylemlerdir (WHO, 2002; Yanıkkerem,
Kavlak ve Sevil, 2007). Cinsel şiddete, kız çocuklarının doğmadan ya da doğduktan
sonra öldürülmeleri, erken evlendirilmeleri, kadın sünneti uygulaması, erken
27
gebeliklerin yaşanması ve korunmanın engellenmesi, namus bahanesiyle kadına yönelik
suç işlenmesi gibi toplumun dayattığı bazı yaptırımlar da eklenmektedir (Korkut-Owen
ve Owen, 2008).
Bu tip olaylar, cinsel şiddet veya travmaların bireysel olmaktan ziyade sosyal bir
problem olarak ele alınmasını gerektirmektedir. Yapılan çalışmalar, cinsel şiddetin
erkek egemenliğini yansıtan kültürel ideolojinin göstergesi olduğunu ortaya koymuştur
(Sanday, 1997; akt. Benight ve Bandura, 2004). Tecavüz, erkek egemen, cinsel şiddetin
erkeklik göstergesi olduğu ve kadınların mal olarak görüldüğü toplumlarda daha
yaygındır. Bunun aksine, saldırgan davranış biçimlerinin reddedildiği, cinsel eşitliği
savunan ve kadınların saygı gördüğü toplumlarda tecavüz olaylarına daha nadir rastlanır
(Benight ve Bandura, 2004). Aşağıda cinsel şiddetin görülme sıklığına ilişkin bazı
araştırma sonuçlarına yer verilmiştir.
WH0’a (2005) göre kadınlar arasında yaşam boyu cinsel şiddet görme sıklığı %
6 ile % 59 arasındadır. Yanıkkerem ve Saruhan (2005) tarafından yapılan araştırmada,
evli kadınların % 40.58’inin eşleri tarafından cinsel ilişkiye zorlandığı ortaya
konmuştur. Buna ilâveten, Türkiye genelinde evlenmiş kadınların % 15’inin
hayatlarının herhangi bir döneminde cinsel şiddet kapsamındaki davranışlardan bir ya
da birkaçına maruz kaldığı belirlenmiştir. Cinsel Sağlık Enstitüsü ve Derneği’nin (2006)
1460 kadınla yaptığı çalışmada, kadınların % 40’ının fiziksel şiddete, % 20’sinin ise
cinsel şiddete maruz kaldığı ortaya konmuştur. Aynı araştırmaya göre fiziksel şiddete
maruz kalan kadınların % 36’sı fiziksel şiddetin ardından cinsel şiddete de
uğramaktadır.
28
Cinsel şiddetin yaygınlığına ilişkin bazı veriler olsa da bu şiddet türünün
toplumumuzda daha yaygın olabileceği düşünülmektedir. Bu araştırma kapsamında
kadınların maruz kaldıkları cinsel şiddeti paylaşmaktan çekindikleri dikkati çekmiştir.
Aile içi şiddet nedeniyle psikolojik danışma yardımı verilen kadınların ancak güven
ilişkisi kurulduktan sonra maruz kaldıkları cinsel şiddeti ifade edebildikleri
gözlenmiştir.
d. Ekonomik Şiddet
Ekonomik kaynakların ve paranın aile bireyleri üzerinde bir yaptırım, tehdit ve
kontrol aracı olarak kullanılmasıdır. Diğer tanımlar, Işık (2007) tarafından aşağıdaki
gibi yapılmıştır:
a. Emeğine, yarattığı/ürettiği değere, varlıklarına, kazanma gücüne, kazancına,
karar alma hakkına el koymaktır.
b. Gelecekteki üretme ve kazanma gücünü elinden alma anlamına gelen bilgisiz
bırakmadır.
c. Gelecekteki
ekonomik
güvencelerini
ortadan
kaldıran
güvencesiz
bırakmadır.
Bu şiddet türü de genellikle aile bireyleri içerisinde kadınlara uygulanmaktadır
(Dişçigil, 2003). Ekonomik şiddet; kadının kendine yeterli hale gelmesini önlemek,
ilişkide şiddet uygulayan erkeğin kontrolünü sağlamak ve kadının eşinden ayrılmasını
veya boşanmasını zorlaştırmak için uygulanabilmektedir (Sevil ve Atan, 2006).
29
Ekonomik şiddet kapsamında ele alınan davranışlar aşağıda verilmiştir (Arslan, 1998;
Işık, 2007; Yanıkkerem Kavlak ve Sevil, 2007):
a. Kadının çalışmasına izin vermemek veya istemediği halde çalışmaya
zorlamak.
b. Kadının kazandığı parayı veya kadına ait malları elinden almak.
c. “Topu topu üç kuruş”, “ben olmasam aç kalırsın” gibi ifade ve düşüncelerle
kadının gelirini ya da kazanma gücünü küçümsemek.
d. Kredi kartı ekstresi, fiş-fatura vb. üzerinden tek tek hesap sorarak ya da
sadece yol parası vererek kadının harcamalarını çok ayrıntılı şekilde kontrol
etmek.
e. Ortak para ile alınan malları “kadının üzerine mal-mülk olmaz” diyerek
kendi üzerine almak.
f. Paranın denetimini elinde bulundurarak, kasıtlı bir biçimde ancak günlük
gereksinimlerin karşılanabileceği düzeyde harçlık vermek.
g. Ailenin gelirini kadının bilmesine izin vermemek. Çok kısıtlı paralarla
yapılması mümkün olmayan şeyleri istemek, gerçekleşmediğinde olay
çıkartmak. Örneğin, temizlik, yemek ve ısınma gibi ihtiyaçları mükemmel
bir biçimde istemek.
h. Kadını başlık parası karşılığı satmak.
i.
Ailenin ekonomik ihtiyaçlarını karşılamamak, evi zaman zaman terk ederek
giderlerle hiç ilgilenmemek.
j.
Boşanmadan sonra kadın ve çocuk için nafaka ödememek.
k. Kadını mirastan yoksun bırakmak, miras hakkından vazgeçmeye zorlamak.
30
Hacettepe Üniversitesi Nüfus Etütleri Enstitüsü (2003) tarafından yapılan
“Nüfus ve Sağlık Araştırması”nda, 15-19 yaş grubundaki kadınların % 26’sının
çalışarak kazandıkları paranın bir başkası tarafından harcandığı ortaya konmuştur. Buna
rağmen, ekonomik şiddet konusuna yeterli ilgi gösterilmemektedir. Işık (2007) bu
durumun olası nedenlerini şöyle sıralamıştır:
a. Kişisel ve kültürel nedenler (parayı erkek kazanır, harcanmasından da erkek
sorumludur görüşü).
b. Ekonomik/mesleki ve eğitim örgütlerinin henüz bu konuya odaklanmaması.
c. Ekonomik şiddet konusunda yeterli araştırma yapılmaması.
d. Can güvenliği söz konusu olduğundan kadın danışma merkezi vb. kurum
çalışanlarının öncelikle fiziksel şiddete odaklanması ve bunun sonucu olarak
ekonomik şiddetin dikkate alınmaması.
Ekonomik şiddet kapsamına giren birçok davranışın toplumumuzda “şiddet”
olarak nitelendirilmediği dikkati çekmektedir. Genellikle aile içi şiddet nedeniyle çeşitli
kurumlara başvuran kadınların ağırlıklı olarak fiziksel ve psikolojik şiddetten
yakındıkları gözlenmiştir. Bununla birlikte, ekonomik olarak şiddet gördüğünü ifade
eden kadınların da bu durumu “kader” olarak nitelendirdikleri ve değiştirmelerinin
mümkün olmadığını düşündükleri görülmektedir. Bu yüzden, ekonomik şiddet
konusundaki farkındalığın artırılması için bu konuda daha fazla çalışma yapılması ve bu
çalışmalarda ekonomik şiddet kapsamına giren davranışların net bir şekilde
vurgulanmasının gerektiği düşünülmektedir.
31
2.1.1.2 Kadına Yönelik Aile İçi Şiddetin Nedenleri
Dünya Sağlık Örgütü Cenova Raporu’nda şiddetin meydana gelmesinde dört
etkileşimsel faktörden söz edilmektedir. Bu faktörler kişisel faktörler, ilişki faktörleri,
yakın çevreye ilişkin faktörler ve sosyal faktörler olmak üzere dört kısıma ayrılmıştır.
Tablo 2.1’de bu faktörler belirtilmiştir (WHO, 2002).
Tablo 2.1 Erkeklerin Eşlerine Şiddet Uygulama Riskiyle İlişkili Faktörler
Bireysel Faktörler
Genç yaş
Alkol kullanımı
Depresyon
Kişilik bozukluğu
Düşük akademik başarı
Düşük gelir düzeyi
Çocuklukta şiddete maruz kalma veya şahit olma
İlişki Faktörleri
Evlilik çatışması
İstikrarsız evlilik
Ailede erkek egemenliği
Ekonomik zorlanma
Yetersiz aile işleyişi
Yakın Çevreye İlişkin Faktörler
Aile içi şiddete karşı yetersiz toplumsal yaptırımlar
Fakirlik
Yetersiz sosyal bilgi birikimi
Sosyal Faktörler
Geleneksel cinsiyet normları
Şiddeti destekleyici sosyal normlar
Dünya Sağlık Örgütü (WHO, 2002)
Tablo 2.1’de görüldüğü gibi, aile içi şiddetin nedenini tek bir faktöre indirgemek
mümkün değildir. Bu nedenle, aile içi şiddet çok boyutlu bir sorun olarak ele alınmış ve
dört temel grupta açıklanmıştır (WHO, 2002; UNICEF, 2003):
32
Bireysel faktörler arasında; eşlerin erken yaşta evlenmeleri, depresyon ya da
kişilik bozuklukları yaşamaları, düşük gelire sahip olmaları ve çocukken şiddete maruz
kalmaları ya da tanık olmaları sayılabilir.
İlişki faktörleri arasında; evlilikte çatışma, varolan ilişki problemlerini
çözememe, ailede erkek egemenliği, ailenin koruma ve destekleme işlevini yerine
getirememesi sayılabilir.
Yakın çevreye ilişkin faktörler arasında; çevre tarafından şiddetin olağan
karşılanması ve şiddete karşı yaptırımların yetersiz olması sayılabilir.
Toplumsal faktörler arasında ise geleneksel toplumsal cinsiyet normları ve
şiddeti destekleyen sosyal normlar gösterilerbilir.
Sözü geçen faktörler özellikle gelişmekte olan birçok ülkede çok sayıda kadının,
erkeklerin şiddete başvurmasının geçerli bir nedene dayandığına ve erkeklerin eşlerini
disiplin altına alma hakkına sahip olduklarına inanmasına yol açmaktadır. Erkeği şiddet
kullanmaya iten nedenler ise erkeğin sözünü dinlememek, karşılık vermek, yemeği
zamanında hazırlamamak, para ya da kız arkadaşlarıyla ilgili sorular sormak ve cinsel
ilişkiye girmeyi reddetmek olarak belirlenmiştir (WHO, 2002).
Ülkemizde aile içi şiddete maruz kalan kadınların şiddetin nedenlerini nasıl
açıkladıkları incelenmiştir. Bu çalışmanın sonucunda, erkeğin kadına şiddet uygulama
nedenlerinden en önemli bulunandan en az önemli bulunana ilişkin sıralama aşağıda
verilmiştir (Kocacık, 2004; akt. Ekizceleroğlu ve Zeyrekli, 2007):
a. Kadının ev içi görevlerini yerine getirememesi (% 32.2),
b. Erkeğin bazı sorunlar yaşaması (% 21.6),
33
c. Erkeğin hiçbir açıklama ya da nedene bağlı olmadan şiddet uygulaması (%
19.7),
d. Kadının kıskanıldığı için şiddet görmesi (% 9.8),
e. Erkeğin cinsel isteklerinin yerine getirilmemesi (% 6.6),
f. Kadının izinsiz bir yere gitmesi (% 3.3),
g. Kadının savunduğu düşünceler nedeniyle şiddete uğraması (% 2.5),
Türkiye’de Kadına Yönelik Aile içi Şiddet Araştırması (2008) kapsamında, eşi
veya birlikte olduğu kişi(ler)den fiziksel şiddet görmüş kadınlara şiddetin nedenleri
sorulmuştur. Verilen cevaplar arasında en yaygın gerekçe olarak kadınların % 32’si
tarafından “erkeğin ailesiyle yaşanan sorunlar” beyan edilmiştir. Kadınların % 18’i
“maddi sıkıntılar” nedeniyle eşi veya birlikte olduğu kişi(ler)in kendilerine şiddet
uyguladıklarını ifade ederken, % 13’ü “çocukla ilgili sorunlar” nedeniyle şiddete maruz
kaldıklarını belirtmişlerdir. Yaygın olarak şiddete neden olarak belirtilen durumlar ise;
“kadının erkeğin sözünü dinlememesi”, “erkeğin sinirli olması”, “erkeğin kadını
kıskanması” ve “özel bir nedeni yok” şeklinde sıralanmıştır.
Görüldüğü gibi, aile içi şiddetin nedenlerine ve bu şiddetin ortaya çıkmasına
katkıda bulunabilecek risk faktörlerine ilişkin birçok sonuç elde edilmiştir. Buna karşın
yapılan araştırmalarda hangi faktörlerin şiddetin ortaya çıkmasında daha fazla etkisi
olduğu konusunda ise henüz yeterince bilgi elde edilmemiştir. Bu belirlenen faktörlerin
yanı sıra başka faktörlerin de şiddet üzerinde etkisi olsa da bunların önemi henüz
bilimsel olarak kanıtlanamamıştır (WHO, 2002). Bu durum, aile içi şiddet sürecini
açıklamaya çalışan çeşitli modellerin ortaya çıkması sonucunu doğurmuştur.
34
2.1.1.3 Kadına Yönelik Aile İçi Şiddetin Kadın Sağlığına Etkileri
Kadınların sakat kalmalarına ve ölmelerine yol açan nedenlerin başında kadına
yönelik aile içi şiddet gelmektedir. Ayrıca, bu şiddet kadınların işgücü kaybına, sağlık
hizmetlerine başvuru sıklıklarının artmasına neden olan ekonomik kayba da neden
olmaktadır. Bu özellikleri ile kadına yönelik aile içi şiddet, bir halk sağlığı sorunu
olarak da kabul edilmektedir (WHO, 2005; Dişsiz ve Şahin, 2008; Edwards ve diğ., ve
Paksoy-Erbaydar 2008; akt. Korkut-Owen ve Owen, 2008; Akın ve Paksoy, 2007;
Damka, 2009).
Uygulanan şiddet, kadının fiziksel ve ruhsal sağlığını da olumsuz yönde
etkileyebilmektedir. Bunun yanı sıra şiddet, uzun vadede kadınların fiziksel ve
psikolojik olmak üzere çeşitli sağlık problemlerinin artmasına neden olmaktadır (Sevil
ve Atan, 2006; Itzhaky ve Porat, 2005).
a. Fiziksel Etkiler
Şiddete maruz kalma sonucunda fiziksel yaralanmalar, incinmeler, diş kırıkları,
burun-dudak yaralanmaları, morarmış göz, yanıklar, kronik ağrı, kırıklar, bıçak izleri, iç
organlarda yaralanmalar, beyin hasarı (konsantrasyon güçlüğü, bilinç kaybı, görme ve
işitme kaybı ortaya çıkabilir (The Alan Guttmacher Institude, 1998; akt.Yanıkkerem,
Kavlak ve Sevil, 2007). Bununla birlikte, şiddete maruz kalan kadınlarda şiddete maruz
kalmayan kadınlara oranla daha fazla alerji, solunum problemleri, ağrı, yorgunluk,
bağırsak ve rahim hastalıkları (akıntı, rahim ağzı kanseri), görme-işitme problemleri,
demir eksikliği, astım ve bronşit gibi hastalıklarla aile içi şiddete maruz kalma arasında
pozitif ve anlamlı bir ilişki bulunmuştur (Loxton, Schofield, Hussain ve Mishra, 2006).
35
Ayrıca kadının aile içi şiddete maruz kalıyor olabileceğini gösteren bazı fiziksel
belirtilerden de söz edilebilir. Yanıkkerem, Kavlak ve Sevil (2007), aile içi şiddetin
olası fiziksel göstergelerini aşağıdaki gibi özetlemişlerdir:
a. Açık, net olmayan fiziksel durumlar,
b. Kronik, belirsiz ve bulanık şikâyetler,
c. Nasıl olduğu açıklanamayan, hiçbirşeye benzemeyen ve uymayan yaralar,
d. Kadının yanından ayrılmak istemeyen, kontrol edici eşler,
e. Gebelik boyunca fiziksel incinme ve yaralanmalar,
f. Geçmişte intihar girişiminde bulunanlar,
g. Yaralanma durumunda tıbbi yardım almayı geciktirenler,
h. Prenatal bakıma geç gidenler.
Yapılan araştırmalar, şiddet gören kadınların şiddet görmeyenlere oranla 13 kat
daha fazla nedeni belirsiz tıbbi şikayetle kliniklere başvurduklarını ve şiddet
görmeyenlere göre daha yüksek oranda alkolizm ve psikiyatrik ilaç tedavisi gördüklerini
ortaya koymuştur (McCann, Sakheim ve Abrahamson, 1988; Perez ve Castano, 2005;
Perez, Castano ve Lozano, 2007). Ayrıca acil servise başvuran kadınların % 7 ila %
33’ünün bu kurumlara eşleri tarafından gördükleri şiddet nedeniyle başvurdukları
tahmin edilmektedir (McLeer, Anwar, Herman ve Maquiling, 1989). Sutherland,
Sullivan ve Bybee (2004) yaptıkları araştırmada şiddet, fakirlik veya ikisinin de olduğu
nedenlerden
dolayı
kadınların
fiziksel
sağlık
sorunu
yaşayıp
yaşamadığını
incelemişlerdir. Örneklemi oluşturan 397 kadının yarısı eşi tarafından şiddete maruz
kalmaktadır. Araştırmanın sonucunda hem gelir düzeyinin hem de şiddete maruz
36
kalmanın kadınların fiziksel sağlığını olumsuz yönde etkilediği fakat, şiddete maruz
kalmanın gelir düşüklüğüne oranla kadınlarda daha fazla hastalık belirtisine neden
olduğu ortaya konmuştur. Şiddetin, kadının fiziksel sağlığı üzerinde birçok olumsuz
etkileri olduğu gibi psikolojik sağlığı üzerinde de birçok olumsuz etkisi vardır.
b. Psikolojik Etkiler
Son 10 yılda yapılan disiplinler arası çalışmalar, aile içi şiddete maruz kalan
kadınların yaşadığı psikolojik zorlukları ortaya çıkarmıştır. Sıklıkla bu kadınlarda
görülen sorunlar; depresyon, anksiyete, madde kullanımı, düşük benlik saygısı ve
travma sonrası stres bozukluğu olarak görülmüştür (Clements ve Sawhney, 2000; Tel,
2002; Dişçigil, 2003; Benight, Harding-Taylor, Midboe ve Durham, 2004; Itzhaky ve
Porat, 2005; Güler, Tel ve Tuncay, 2005; Loxton, Schofield ve Hussain, 2006; Dorahy,
Lewis ve Finwell, 2007; Yanıkerem, Kavlak ve Sevil, 2007; Tüzer ve Göka, 2007).
Kadının şiddete maruz kalması, benlik saygısının, kendine güveninin ve
kendiyle ilgili değerlilik duygularının incinmesine neden olur. Şiddetin yoğunluk
derecesi artıkça, benlik saygısı da düşer. Kadın kendisini “aptal”, “çirkin”, “yetersiz”
vb. hisseder. Bütün başına gelenlerin “kaderi” olduğu düşünerek aynı kısır döngü içinde
yaşamaya devam eder. Yaşamından ve duygusal alanından eşini çıkarmayı göze
alamadığı için aşağılık duygusu da devam eder (Aktaş, 1997; Sevil ve Atan, 2006).
Bunlara ilâveten, aile içi şiddet kurbanı olan kadınların sosyal izolasyon, ailevi sorunlar
ve cinsel problemler yaşamaları şaşırtıcı değildir (McCann, Sakheim ve Abrahamson,
1988).
37
Tablo. 2.2 Aile İçi Şiddetin Kadın Sağlığına Etkileri
Fiziksel
Karın/göğüs hasarları
Ezilme ve darbeler
Kronik ağrı sendromları
Sakatlık
Lif dokusu iltihabı
Kırıklar
Mide ve barsak hastalıkları
İrritabl barsak sendromu
Kesikler ve sıyrıklar
Göz hasarları
Cinsellik ve Üreme Sağlığı
Jinekolojik hastalıklar
İnfertilite
Pelvik inflamatuvar bozukluk
Gebelik komplikasyonları/düşük
Cinsel fonksiyon bozukluğu
Cinsel yolla bulaşan hastalıklar (AIDS)
Emniyetsiz kürtaj
İstenmeyen gebelik
Psikolojik ve Davranışsal
Alkol ve madde kullanımı
Depresyon ve anksiyete
Yeme ve uyku bozuklukları
Suçluluk ve utanma duyguları
Fobiler ve panik bozukluk
Fiziksel hareketsizlik
Düşük benlik saygısı
Travma sonrası stres bozukluğu
Psikosomatik bozukluklar
Sigara kullanımı
İntihar düşünceleri ve kendine zarar verme
Emniyetsiz cinsel davranış
Ölümcül Sonuçlar
AIDS’le ilişkili ölüm
Anne ölümü
Cinayet
İntihar
Dünya Sağlık Örgütü (WHO, 2002)
38
Tablo 2.2’de aile içi şiddetin kadın sağlığı üzerindeki etkileri özetlenmiştir. Bu
etkilerin kadının fiziksel, cinsel ve psikolojik sağlığını olumsuz yönde etkileyebildiği
hatta ölümcül sonuçlara neden olabildiği görülmektedir.
Görüldüğü gibi aile içi şiddet fiziksel, psikolojik, cinsel ve ekonomik şiddet
olarak kendini göstermekte ve bu duruma en fazla kadınlar maruz kalmaktadır. Aile içi
şiddet nedeniyle kadınların gerek fiziksel gerekse psikolojik sağlıklarının olumsuz
yönde etkilenebildiği görülmektedir. Bununla birlikte, şiddet mağduru kadınların
psikolojik anlamda sağlam veya zayıf olmaları ve bunun sonucunda şiddet ilişkisini
sürdürme ya da sonlandırma eğilimlerine katkıda bulunan birçok psikolojik ve çevresel
faktör olduğu göze çarpmaktadır.
2.1.1.4 Aile İçi Şiddet Sürecine İlişkin Modeller
Aile içi şiddetin ortaya çıkması, sürmesi ve sonuçlarına ilişkin birçok farklı
model ortaya konmuştur. Bu modellerden en kapsamlı olanı Dutton (1992, 1996)
tarafından önerilen ekolojik modeldir. Bu modele göre şiddet gören kadının şiddete
karşı gösterdiği tepki geniş bir sosyal-politik-ekonomik ve kültürel çerçevede
değerlendirilmelidir (Foa ve diğ., 2000). Foa ve arkadaşları (2000) bu görüşten
hareketle ortaya koydukları modelde aile içi şiddet üzerinde etkisi olan birbirini
tamamlayan iki modeli (psikolojik ve çevresel) ayrı ayrı ele almışlardır.
Foa ve arkadaşları (2000) tarafından ortaya konan, aile içi şiddete ilişkin
psikolojik ve çevresel model aşağıda açıklanmıştır:
39
a. Psikolojik Model
Psikolojik model, aile içi şiddet sürecine katkıda bulunan psikolojik faktörleri içerir.
Bu faktörler, aile içi şiddetin sürmesine neden olabileceği gibi aile içi şiddetin
sonlandırılmasına da katkıda bulunabilir. Bu faktörler ve bunlara ilişkin değişkenler
aşağıda açıklanmıştır (Foa ve diğerleri, 2000):
A. Aile İçi Şiddeti Sonlandırmaya Engel Olan Psikolojik Faktörler:

Geçmiş Travmalar: Geçmişte yaşanmış travmaların aile içi şiddet nedeniyle
meydana gelen psikolojik semptomları artırabileceği düşünülmektedir.
Psikolojik modelde; geçmiş travma yaşantıları, şiddete maruz kalma ve
psikolojik zorlanmalar arasında ilişki olduğu öne sürülmektedir.

Olumsuz Şemalar: Kişinin dünyayı ve kendini algılama şeklini etkileyen
genellikle sabit olan bakış açısı olarak tanımlanmaktadır. Özellikle öfke,
suçluluk, etkisiz başa çıkma tarzlarının kullanmı ve çözülme belirtilerinin
olumsuz şemalarla bağlantılı olduğu düşünülmektedir. Bu tip şemaların ise
şiddet mağduru kadınlarda yaygın olarak görüldüğü bilinmektedir. Bu
olumuz şemalar aşağıda açıklanmıştır.
 Öfke: Yaşam olaylarına öfke ile tepki verme eğilimidir. Bu durum,
travmatik yaşantıların sağlıklı bir şekilde üstesinden gelmeye engel
olabilir. Araştırmalar öfke ve travma sonrası stres bozukluğu
semptomlarının genellikle birarada görüldüğünü fakat, öfkenin
40
varlığının travmayla ilişkili duygusal problemlerin çözümüne engel
olabileceğini göstermiştir.
 Suçluluk: Kadın, maruz kaldığı şiddet nedeniyle kendisini suçlamaya
başladığı takdirde birçok psikolojik sorunun meydana gelmesi
beklenmektedir. Bu suçluluk duygularının varlığının, kadının
yaşadığı şiddet ilişkisini bitirmesine engel olacağı düşünülmektedir.
 Etkisiz Başa Çıkma Tarzları: İnkar ve kaçınma gibi etkisiz başa
çıkma tarzlarının kullanımının psikolojik sorunlara yol açacağı
beklenmektedir. Buna bağlı olarak şiddete maruz kalan bazı
kadınların kullandığı problemi düşünmekten kaçınma eğiliminin
depresyon ve yetersiz problem çözme becerisi ile ilişkisi olduğu
ortaya konmuştur (Mitchell ve Hodson, 1983).
 Çözülme Belirtileri: Özellikle şiddete maruz kalan kadınlarda
görülen çözülme belirtilerinin, TSSB belirtilerinin görülme sıklığı ve
şiddeti ile ilişkili olduğu düşünülmektedir.

İlişkiyi Alglama Şekli: Şiddet uygulayan kişiyle olan ilişkiyle ilgili birtakım
algılar, şiddet mağduru kadını bu ilişkiyi bitirme konusunda gönülsüz hale
getirebilir. Bunlara, duygusal ve ekonomik olarak kendini şiddet uygulayan
kişiye bağımlı hissetme; günün birinde şiddetin son bulacağına dair hayali
41
beklentiler ve cinsiyet rollerine ilişkin geleneksel bakış açısı örnek olarak
gösterilebilir.
Görüldüğü gibi, modelin birinci bölümde sayılan tüm psikolojik faktörler şiddet
mağduru kadının şiddet ilişkisini sonlandırmasına engel olmaktadırlar. Aşağıda ise
şiddet mağduru kadının bu ilişkiyi sonlandırmasına katkıda bulunan bazı psikolojik
faktörler ele alınacaktır.
B. Aile İçi Şiddeti Sonlandırmaya Katkıda Bulunan Psikolojik Faktörler

Olumlu Şemalar: Yukarıda bahsedilen olumsuz şemaların aksine bazı bilişsel
şemaların
varlığı,
bireyin travmaların ardından psikolojik
sorunlar
yaşanmasına engel olur. Bu olumlu şemalar; dengeli dünya algısı, etkili başa
çıkma tarzları ve kontrol algısı olarak üç başlık halinde açıklanabilir.
 Dengeli Dünya Algısı: Yaşantılara veya diğerlerine ilişkin olumlu ve
olumsuz yanları görebilmeyi de içeren esnek ve dengeli dünya görüşüne
sahip olmak olarak tanımlanabilir. Bu bakış açısı, TSSB belirtilerinin
oluşumuna engel olabilir.
 Etkili Başa Çıkma Tarzları: Karşılaştığı problemleri aktif biçimde çözme
eğilimi olan kadınların bunlar karşısında pasif kalan kadınlara oranla
şiddet ilişkisini sonlandırma olasılıkları fazladır.
42
 Kontrol algısı (İçsel ve dışsal kontrol odağı): Ruh sağlığı “içsel denetim
odağı” ile ilişkilidir (Örneğin, yaşantımda değiştirmek istediklerimi
değiştirme gücü ve becerisine sahibim). İçsel kontrol odağına sahip olma
benlik saygısı ve şiddet arasındaki ilişki arasında “aracı” (moderatör)
görevi görebilir (Örneğin, şiddet ilişkisini sonlandıran kadınlar
diğerlerine oranla daha güçlü kontrol algısı ve benlik saygısına sahiptir.
Buna karşın, daha uzun süre ve yoğunlukta şiddete maruz kalma
kurbanların kontrol algısını azaltır).

İlişkiyi Algılama Şekli: Duygusal ve ekonomik bağımsızlık, geleneksel
olmayan cinsiyet rolü gibi tutum ve inançlar şiddete maruz kalanların şiddet
uygulayanlara bağlılığını azaltır ve psikolojik sağlamlığı artırır.
Özet olarak, psikolojik model dört temel yapıdan oluşmaktadır. Bunlar; geçmiş
travmalar, olumsuz şemalar, olumlu şemalar ve ilişkiyi algılama şekli olarak
tanımlanabilir. Bu modelde, tüm bu yapılara ilişkin değişkenlerin psikolojik zorluklara
veya
psikolojik
sağlamlığa
etki ederek
aile
içi
şiddeti
iki yönlü
olarak
etkileyebilecekleri anlatılmaktadır.
Psikolojik modeli içeren yapıları ve bu yapılara ilişkin değişkenleri gösteren
şema Şekil 2.1’de verilmiştir.
43
Şekil 2.1 Partner Şiddetinde Psikolojik Model
Sağlık
Dengeli
Dünya
Algısı
Olumlu
Psikolojik
Sağlamlık
İyimserlik
Şemalar
Esneklik
Kontrol
Algısı
Tehdit
Tepkiler
Özgüven
Olumlu Başa
Çıkma
Fiziksel
Şiddet
Partner
Şiddeti
Şiddete
İlişkin
Turumlar
Psikolojik
Şiddet
TSSB
Yatırım
Geleneksel
İnançlar
Psikolojik
Zorluklar
İlişkiyi
Algılama
Şekli
Depresyon
Anksiyete
Değişim
Beklentisi
Madde
Bağımlılığı
Bağımlılık
Olumsuz
Şemalar
Çocuklukta
Travma
Travma
Öyküsü
Yetişkinlikte
Travma
Foa ve diğerlerinden (2000, s.76) alınmıştır.
Disosiyasyon
Öfke
Suçluluk
Uyumsuz
Başa Çıkma
44
b. Çevresel Model
Çevresel model, aile içi şiddet sürecine katkıda bulunan çevresel faktörleri içerir. Bu
faktörler, aile içi şiddetin sürmesine neden olabileceği gibi, aile içi şiddetin
sonlandırılmasına da katkıda bulunabilir. Bu faktörler ve bunlara ilişkin değişkenler
aşağıda açıklanmıştır (Foa ve diğerleri, 2000):
A. Psikolojik Sağlamlığın Artması Psikolojik Zorlukların Azalması ve Aile İçi
Şiddeti Sonlandırmaya Katkıda Bulunan Çevresel Faktörler

Maddi Kaynaklar: Barınma, çocuk bakımı ihtiyaçlarının karşılanması ayrıca
ekonomik bağımsızlığı elde etmiş olması şiddete maruz kalan kadının
kendisine şiddet uygulayan eşini terk etme olasılığını artırır.

Kişilerarası Kaynaklar: Diğer aile üyeleri, arkadaşlar ve komşularla sık
iletişime geçerek şiddet uygulayan eşler hakkında konuşabilmeyi de içeren
kişiler arası kaynakların varlığı, şiddete maruz kalan kadını TSSB ve
depresyon gibi psikolojik sorunlardan korur.

Yasal Kaynaklar: Tutuklama, sınırlayıcı düzenlemeler ve dava açma gibi
yasal kaynakların varlığı şiddete maruz kalanları hukuk sisteminden yardım
isteme konusunda cesaretlendirir. Aynı zamanda şiddet uygulayanların bu
davranışları sürdürmeleri konusunda caydırıcı rol oynar.
45

Kurumsal Kaynaklar: Sığınma evleri, acil servisler, sosyal hizmetler, ruh
sağlığı çalışanları ve din görevlileri şiddete maruz kalanların yardım
isteyebileceği kurumsal kaynakların varlığı şiddete maruz kalan kadının
şiddet nedeniyle yardım isteme olasılığını artırır.
Görüldüğü gibi, ulaşılabilir yasal veya yasal olmayan kaynakların varlığı şiddet
mağduru kadının daha az psikolojik zorluk yaşamasını sağlar. Ayrıca bu kaynakların
niceliğinin yanı sıra niteliği de önemlidir. Başka bir deyişle, bu kaynakların destekleyici
yönde işlemesi şiddet mağduru kadının güçlenmesine katkıda bulunur. Buna bağlı
olarak, psikolojik açıdan kendini daha iyi hisseden kadının çevresel kaynaklardan da
yararlanarak şiddet ilişkisini sonlandırma olasılığı artar.
B. Şiddet Uygulayanla İletişimin Kopamaması, Psikolojik Sorunları ve Şiddete Maruz
Kalmayı Sürdürme Riskini Artıran Faktörler
 Maddi Kaynaklar: Ekonomik kaynakların, eğitim düzeyinin ve iş becerisinin
yetersiz olması ayrıca kadının barınma, çocuk bakımı gibi ihtiyaçlarının
karşılanamaması şiddet ilişkisini sürdürmesine neden olur.
 Kişiler arası Kaynaklar: Kişiler arası kaynakların yetersizliği kadının depresyon
ve diğer psikolojik problemler yaşamasına ve yaşantısından şiddeti çıkarmak
amacıyla gerekli eylemleri yapma becerisinin azalmasına neden olur.
46
 Yasal Kaynaklar: Hukuk sisteminden yardım isteme korkusunu da içeren yasal
kaynaklara ulaşma engelleri, bu kaynaklardan yardım isteme girişimlerinin
sonuçsuz kalması veya hukuki sistemin müdahalelerinin şiddeti artırıcı yönde
etkisi olması kadının yardım istemesine engel olur.
 Kurumsal Kaynaklar: Kurumsal kaynaklar veya bu kaynakların müdahalelerinin
yetersizliği kadının şiddet ilişkisini terk etme girişimlerine engel olabilir.
Örneğin, tıbbi veya sosyal hizmet personeli kurbanları şiddetten sorumlu tuttuğu
veya istismar işaretlerini anlamadığı ve yanlış yönlendirmeler yaptığı zaman
şiddete maruz kalanlar kendilerini daha yalnız, çaresiz ve daha fazla stres altında
hissedebilirler. Ayrıca bu kaynaklara ilişkin bilgi eksikliği veya bunlara
başvurma korkusu da kaynaklara ulaşmaya ket vurabilir.
Görüldüğü gibi, çevresel kaynakların yetersiz oluşu veya destekleyici yönde
olmaması şiddet mağduru kadının bu kaynaklara ulaşmasına ve bunları kullanmasına
engel olmakta, aynı zamanda daha fazla psikolojik zorluk yaşamasına neden olmaktadır.
Çevresel modeli içeren yapıları ve bu yapılara ilişkin değişkenleri gösteren şema
Şekil 2.2’de verilmiştir.
47
Şekil 2.2 Partner Şiddetinde Çevresel Model
Sıklık
Sağlık
Hak gözetme
Psikolojik
Sağlamlık
Yasal
Kaynaklar
İyimserlik
Esneklik
Algılanan
Etkinlik
Özgüven
Engeller
Konut
Eğitim/İş
Maddi
Kaynaklar
Çocuk Bakımı
Gelir
Tehdit
Sıklık
PARTNER
ŞİDDETİ
Algılanan
Etkinlik
Tatmin
Tepkiler
Psikolojik
Şiddet
TSSB
Fiziksel Şiddet
Kurumsal
Kaynaklar
Depresyon
Psikolojik
Zorluklar
Anksiyete
Engeller
Madde
Bağımlılığı
Boyut
Durum
Tatmin
Kişilerarası
Kaynaklar
Sıklık
Partnerle
Temas
Taciz
Keyfi
Mecburi
Foa ve diğerlerinden (2000, s.80) alınmıştır.
48
Bundan sonraki kısımda aile içi şiddetin yaygın görülen sonuçlarından biri olan
“Travma Sonrası Stres Bozukluğu” konusu; daha sonra ise “Stresle Başa Çıkma
Tarzları” ve araştırmanın bağımlı değişkeni olan “Özyeterlik/Başa Çıkma Özyeterliği”
konularında kuramsal çerçeveye yer verilecektir.
2.1.2 Travma Sonrası Stres Bozukluğu (TSSB) ile İlgili Kuramsal Çerçeve
Her yıl milyonlarca insan travmatik yaşantılarla karşı karşıya kalmaktadır. Bu
travmatik yaşantılar arasında cinayetler, korkunç kazalar, teknolojik felâketler, terörist
saldırıları ve kasırgalar, depremler ve volkanik patlamalar gibi büyük hasarlara yol açan
doğal felâketler yer almaktadır. Tüm bunlar, kişinin kendisinin veya başkalarının
fiziksel bütünlüğünü tehdit eden yaşantılardır (Benight ve Bandura, 2004; Kocabaşoğlu
ve Özdemir, 2005)
Travmatik yaşantıların temel özellikleri; beklenmedik zaman ve şekilde
meydana gelmeleri, tehlikeli ve kontrol edilemez olmalarıdır. Akut stres, travmanın
ardından ortaya çıkabilen normal bir tepkidir. Fakat travmaya maruz kalmış olan bir
grup insan travma sonrası uzun bir süre güçlü stres tepkileri yaşamaya devam
edebilirler. Bu tepkiler bireylerin kişisel, kişilerarası ve meslek yaşamlarına ciddi bir
biçimde zarar verebilir (Benight ve Harper, 2002).
TSSB, gerçek bir ölüm ya da ölüm tedidi, ağır yaralanma, yaralanma, bireyin
fiziksel bütünlüğünü tehdit eden bir durumla karşılaşması, böyle bir duruma tanık olma
gibi ağır travmatik olaylardan sonra ortaya çıkabilen, özgül semptomlarla kendini
gösteren bir tablo olarak tanımlanmaktadır (Amerikan Psikiyatri Birliği, 2000). TSSB
49
aşağıdaki ölçütler ışığında ele alınmaktadır (Amerikan Psikiyatri Birliği, 2000; Benight
ve Bandura, 2004; Çorapçıoğlu, Yargıç, Geyran ve Kocabaşoğlu, 2006; Fraser, 2009;
Damka, 2009; Tortamış, 2009):
1. Travmatik olayın devamlı olarak tekrarlayıcı şekilde yaşanması
a. İsteği dışında, sıkıntı verici tarzda tekrar tekrar anımsanması,
b. Sık sık, sıkıntı veren bir biçimde rüyalarda görülmesi,
c. Travmatik olayın, sanki yeniden oluyormuş gibi davranılması ya da
hissedilmesi,
d. Travmatik olayın bir yönünü andıran ya da sembolize eden iç ya da
dış uyaranlarla karşılaşınca yoğun sıkıntı duyma ya da fizyolojik
tepkilerin ortaya çıkması.
2. Travmaya eşlik eden uyaranlardan devamlı olarak kaçınılması
a. Travmatik
olayla
ilgili
düşüncelerden,
duygulardan
ya
da
konuşmalardan kaçınma,
b. Travmatik olayın anılarını uyandıran etkinliklerden, durumlardan ya
da kişilerden kaçınma,
c. Travmatik olayın önemli bir yönünü anımsayamama,
d. Dış dünyaya tepki verme düzeyinde azalma,
e. İnsanlardan uzaklaşma ya da yabancılık duyma,
f. Özellikle dostluk, sevecenlik ve cinsellik gibi birtakım duyguları
hissedebilme yetisinde azalma,
g. Bir geleceği kalmadığı duygusunu taşıma.
50
3. Devamlı olarak anksiyete ya da artmış uyarılmışlık belirtilerinin olması
a. Uykuya dalmakta ya da sürdürmede güçlük çekme,
b. İrritabilite ya da öfke patlamaları,
c. Düşüncelerini belirli bir konu üzerinde yoğunlaştırmakta ya da
işlerini bitirmekte zorluk çekme,
d. Devamlı olarak dikkatli ve tetikte olma,
e. Aşırı irkilme tepkisi gösterme.
Kemp ve arkadaşlarına (1995) göre TSSB’nun şiddetini en fazla artıran
etkenlerin; şiddet, olumsuz deneyimler, sosyal destek algısının yoksunluğu ve bunlarla
başa çıkmada yadsıma stratejilerinin fazla kullanımı olduğunu belirtmişlerdir. Buna
ilâveten bireyin kullandığı stresle başa çıkma tarzlarının TSSB’nin görülme sıklığı ve
şiddeti ile ilişkisi olduğunu ortaya koyan başka araştırmalar da bulunmaktadır. Bu
araştırmalar etkili olan stresle başa çıkma tarzlarının kullanımı ile TSSB belirtilerinin
görülme sıklığı ve şiddeti arasında pozitif ve anlamlı, bunun aksine etkili olmayan
stresle başa çıkma tarzlarının kullanımı ile TSSB belirtilerinin görülme sıklığı ve şiddeti
arasında negatif ve anlamlı bir ilişki olduğunu göstermektedir (Benight ve diğ., 1999;
Chesney ve diğ., 2006; Hulberti ve Morrison, 2006; Tiet ve diğ., 2006).
Yoğun stres yaşantılarının TSSB’nun önde gelen nedeni olduğu görülmektedir.
Buna bağlı olarak, şiddeti veya şiddete ilişkin korkuyu yaşamak ciddi bir stres
kaynağıdır ve şiddet gören kadınlarda TSSB belirtilerinin şiddet görmeyen kadınlara
oranla daha fazla görülebileceği belirtilmektedir. Buna karşın bazı şiddet mağduru
51
kadınlarda bu belirtilerin çok az görülmesi ya da hiç görülmüyor olması kadının
kullandığı stresle başa çıkma tarzlarıyla ilişkili olduğu düşünülmektedir.
2.1.3 Stresle Başa Çıkma Tarzları ile İlgili Kuramsal Çerçeve
Folkman ve Lazarus’a (1980) göre başa çıkma, birey tarafından stresli olarak
algılanan, kişisel kaynakları zorlayan çevreden veya içten gelen istek ve çatışmaları
kontrol etmek için yapılan davranışsal ve bilişsel çabalardır.
Başa çıkma tarzları ise içinde bulunulan koşulun gerekliliklerine yönelik
düşünce ya da davranışların kullanıldığı geniş kapsamlı bir dizi eylemi içerir (Pisanti,
Lombardo, Lucidi, Lazzari ve Bertini, 2008).
Yapılan araştırmalarda başa çıkma tarzları çeşitli biçimlerde sınıflandırılmıştır. Bu
sınıflandırmaların bazıları aşağıdaki gibidir (Waldrop ve Resick, 2004):
 Aktif başa çıkma / Kaçınma tarzı başa çıkma: Bu iki strateji bireyin stres verici
durumu/koşulu değiştirmeye yönelik harekete geçtiğini veya stres verici
durumun olumsuz sonuçlarını azaltmak için durum/koşuldan uzaklaştığını
gösterir.
 Bilişsel / Davranışsal Stratejiler: Davranışsal stratejiler yaşanılan stresin etkisini
azaltmak için yapılan gözlenebilir eylemleri içerir. Bilişsel stratejiler ise içinde
bulunulan duruma/koşula yönelik düşünce tarzını değiştirmeyi içerir.
Folkman ve Lazarus’a (1980) göre ise genel olarak iki farklı başa çıkma stratejisi
söz konusudur. Bunlar, problem odaklı başa çıkma ve duygusal odaklı başa çıkma
olarak iki grupta ele alınır.
52
Problem odaklı başa çıkma, stresin kaynağına yönelik olarak bireyin aktif bir
şekilde stres yaratan durumu kaldırmaya yönelik bilgi ve planlanan eyleme giden
mantıksal analizini içerir (Littleton, Horsley, John ve Nelson, 2007; Chesney ve diğ.,
2006; Pisanti ve diğ. 2008; Colodro, Godoy-Izquierdo ve Godoy, 2010). Problem odaklı
başa çıkma tarzını kullanan kişi stres durumunu şu şekilde tanımlamaktadır: Kişi var
olan sorunu çözülebilecek bir problem olarak algılar, dikkatlice onu tanımlamaya
çalışır, var olanı ortaya çıkarır ya da yeni bir çözüm yolu bulur (etkili ya da uyumlu
başa çıkma tepkileri), seçilen çözümü uygular ve son olarak da dikkatlice ortaya çıkan
sonucu araştırır ve değerlendirir (Folkman ve Lazarus, 1980; Folkman, 1984).
Folkman ve Lazarus’a (1980) göre duygusal odaklı başa çıkma, problemi veya
durumu
doğrudan
değiştirmeye
yönelmez.
Ancak
stresli
durumun
yeniden
anlamlandırılmasına, olay karşısındaki duyguların düzenlenmesine veya kaldırılmasına
olanak sağlar.
Problem ve duygusal odaklı başa çıkmanın değişik formlarından bahsedilmiştir.
Örneğin, problem odaklı başa çıkma biçimleri, durumu değiştirmek için agresif tarzda
olabileceği gibi, sorunun çözümüne yönelik serinkanlı, rasyonel ve incelikli çabalar
şeklinde olabilmektedir. Duygusal odaklı başa çıkma tarzında ise mesafe bırakma,
kendini kontrol etme, kaçınma, sorumluluk alma ve olumlu değerlendirmeler şeklinde
olabilmektedir (Özer, 2001). Yapılan bazı çalışmalarda problem odaklı başa çıkmanın
aktif olarak probleme odaklanıldığından, duygusal odaklı başa çıkmaya göre daha
işlevsel olduğu savunulmuştur. Diğer bazı çalışmalarda ise problem veya duygusal
odaklı başa çıkma stratejilerinin etkililiğinin, durumun kontrol edilebilirliğine bağlı
olduğu söylenmiştir. Bu görüşe göre kontrol edilebilir durumlarda problem odaklı başa
53
çıkma, kontrol edilemez durumlarda ise duygusal odaklı başa çıkma stratejilerinin
kullanımı daha işlevseldir. Başka bir ifadeyle bu görüş, stres verici ve başa çıkma
stratejilerinin kullanımı arasındaki uyuma vurgu yapmaktadır (Littleton ve diğ., 2007;
Matheson, Skomorovsky, Fiocco ve Anisman, 2007; Ysseldyk, Matheson ve Anisman,
2009). Bunlara ilâveten, strese neden olan olay ya da durumla başa çıkabilmek için
çevreden yardım isteme olarak tanımlanan sosyal destek arama yaklaşımı ise hem
problem odaklı hem de duygu odaklı başa çıkma tarzlarının altına yerleştirilebilir.
Bunun nedeni ise bireyin sosyal desteği sadece duygularını paylaşmak için
değerlendirebileceği gibi probleme yönelik aktif bir eylem planının parçası olarak da
kullanabilecek olmasıdır (Türküm, 1999).
Roth ve Cohen’e (1986) göre başa çıkma sürecinde iki temel nokta
bulunmaktadır: Yaklaşma ve kaçınma. En basit tanımıyla başa çıkma, tehdit olarak
algılanan bir durumda bilişsel ya da davranışsal olarak bu olayın üzerine gitme ya da
ondan uzaklaşma sürecidir (akt. Aktalay, 2009).
Yaklaşma tarzı başa çıkma stratejilerinde kişi stres verici duruma ve bu durma
yönelik tepkisine odaklanır ve genellikle bu strateji tipi daha işlevsel bulunur. Örneğin;
duygusal destek arama, stres verici durumu çözümlemek için plân yapma ve stres verici
hakkında bilgi edinme girişimi bu tip başa çıkma stratejilerine dahildir. Bunun aksine,
kaçınma tarzı başa çıkma stratejileri stres verici ve buna ilişkin tepkilerden kaçınmayı
içerir. Örneğin, kendini diğerlerinden uzak tutma, varolan stres vericiyi inkar etme, bu
stres vericiye ilişkin kendi düşünce ve duygularını yok sayma eğilimi bu tip başa çıkma
stratejilerindendir (Littleton ve diğ., 2007; Taft, Resick, Panuzio, Vogt ve Mechanic,
2007).
54
Yaklaşma ve kaçınma tarzındaki başa çıkma yöntemleri bilişsel ve davranışsal
alt kategorilere ayrılabilir ve davranışsal yaklaşma ya da kaçınma ile bilişsel yaklaşma
ya da kaçınma olarak dört tip başa çıkma yolu ortaya çıkar (Oğul, 2004; akt. Aktalay,
2009). Problemi çözmeye yönelik stratejiler “davranışsal yaklaşma”; stres vericiye
ilişkin duygu ve düşüncelerini aktif olarak yönetmeye yönelik stratejiler ise “bilişsel
yaklaşma” olarak adlandırılabilir. Buna karşın, stres vericiden kaçınmaya yönelik
stratejiler “davranışsal kaçınma”; stres vericiye ilişkin düşünce ve duygulara
odaklanmaktan kaçınma ise “bilişsel kaçınma” olarak adlandırılabilir (Littleton ve diğ.,
2007; Taft ve diğ., 2007).
Görüldüğü gibi, stresle başa çıkma tarzlarının sınıflandırılmasına dair çeşitli
görüşler olmasına rağmen, literatürde üzerinde en çok uzlaşma sağlanılan temel
kategoriler; probleme yönelik/aktif veya duygulara yönelik/pasif stratejilerdir (Gürdil,
2007). Şahin ve Durak (1995) tarafından yapılan üç farklı araştırma sonucunda ortaya
konan boyutlar bu sınıflandırmayla tutarlıdır. Buna göre temelde problem odaklı ve
duygu odaklı olarak iki gruba ayrılan başa çıkma tarzları kendi içinde “kendine güvenli
yaklaşım”, “iyimser yaklaşım”, “çaresiz yaklaşım”, “boyun eğici yaklaşım” ve “sosyal
desteğe başvurma” yaklaşımı olarak beş alt boyuta ayrılmıştır. Probleme yönelik aktif
yaklaşımlar “kendine güvenli yaklaşım”, “iyimser yaklaşım” ve “sosyal destek arama
yaklaşımı”; duygulara yönelik pasif yaklaşımlar ise “çaresiz yaklaşım”, ve “boyun eğici
yaklaşım” yaklaşımlar olarak değerlendirilmektedir. Bu çalışmada ele alınacak boyutlar
da bu kavramlaştırmayı temel almaktadır.
Stresle etkili bir biçimde başa çıkabilmek sağlık ve iyilik halinin önemli
belirleyicisidir. Başa çıkma stratejileri birbirinden ayrılsa da hepsi birlikte aynı amaca
55
hizmet eder (Shen 2009). Birçok insan stres durumlarında hem duygu hem de problem
odaklı başa çıkma yöntemlerini kullanabilir (Folkman ve Lazarus, 1980). Chesney ve
ardadaşlarına (2006) göre problem odaklı ve duygusal odaklı başa çıkma tarzlarının
kullanımının zaman içinde azalan psikolojik stres düzeyi ve artan iyilik hali üzerinde
yordayıcı etkisi vardır. Bununla birlikte, aktif ve etkili başa çıkma tarzlarını kullanan
bireylerin özyeterlik algıları pasif ve etkisiz başa çıkma yöntemlerini kullanan bireylere
oranla daha yüksek bulunmuştur (Benight, Ironson, Klebe ve diğ., 1999; Benight ve
Bandura, 2004). Buna bağlı olarak, şiddetle başa çıkma sürecinde şiddete maruz kalan
kadının kullandığı stresle başa çıkma tarzının büyük önem taşıdığı görülmektedir. Başka
bir deyişle inkar ve kaçınma gibi etkili olmayan/pasif başa çıkma tarzlarını kullanan
kadınların psikolojik güçlük yaşama ve dolayısıyla şiddet ilişkisini sürdürme
eğilimlerinin daha fazla olacağı düşünülmektedir. Bunun aksine, probleme yönelik aktif
başa çıkma tarzlarını tercih eden kadınların ise şiddet ilişkisini sonlandırmaya yönelik
gerekli adımları atabilecekleri öngörülmektedir.
2.1.4 Özyeterlik ve Başa Çıkma Özyeterliği ile İlgili Kuramsal Çerçeve
2.1.4.1 Özyeterlik
Özyeterlik, Bandura tarafından geliştirilen ve kişilerin sahip oldukları becerileri
etkin şekilde kullanabilmeleri için önce, ilgili alanda özgüven duymaları gerektiğini
savunan sosyal öğrenme kuramının (social learning theory) temel kavramıdır (Pajares,
2002; Hall, Lindzey ve Campbell, 1998).
Özyeterlik, bireylerin yaşamlarındaki olayları kontrol edebilmeleri için ihtiyaç
duydukları kaynakları harekete geçirebilecek kapasiteye sahip oldukları yolundaki
56
inançları olarak tanımlanabilir (Bandura, 1982; Bandura, Cioffi, Taylor ve Brouillard,
1988; Bandura, 1989; Pajares, 2002). Bandura, Adams ve Beyer (1977) özyeterliği,
davranışsal değişime aracılık eden bilişsel süreçler olarak tanımlamışlardır. Özyeterlik,
yaşamımızdaki olaylar üzerinde ne kadar kontrole sahip olduğumuza dair kişisel
inançlarımızı içine alan bir kavramdır. Özyeterliğe literatürde, “algılanan özyeterlik” de
denilmektedir. Bu özyeterlik algısı, kişinin bir işi yapmak için gerekli becerilere sahip
olduğu konusundaki inancıdır (Bandura, 1990).
Bireyin özyeterlik inançları dört kaynak aracılığıyla şekillenir ve yerleşir. Bu
dört kaynak aşağıda sıralanmıştır (Wood ve Bandura, 1989; Bandura, 1993):
a. Başarılı Deneyimler: Bireyin özyeterlik inançlarının güçlenmesindeki en etkili
kaynak deneyimlediği başarılardır. Başarı, güçlü bir özyeterlik inancının
güçlenmesini sağlarken, bunun aksine başarısızlık özyeterliğe ilişkin şüphe
duyulmasına neden olur. Bununla birlikte, eğer birey önceden kolay başarılar
elde ettiyse zorluklar karşısında cesareti kolay kırılabilir. Güçlü bir özyeterlik
ancak, çaba sarf ettirmeyi gerektirecek yaşantılar yoluya elde edilir. Tekrarlanan
başarılar, bireyin zorluklarla daha kolay başa çıkabilmesini ve başarısızlıklardan
daha az olumsuz yönde etkilenmesini sağlar.
b. Model Alma: Sosyal modeller tarafından sağlanan yaşantılar da bireyin
özyeterlik inançlarının oluşumunda etkili olan kaynaklardan biridir. Bireyler
kendi becerilerine ilişkin yargılarını kısmen kendilerini diğerleriyle karşılaştırma
yoluyla edinirler. Kendilerine benzer özelliklere sahip olduklarını düşündükleri
57
bireylerin yaptıklarını izleyerek kendilerinin benzer bir durumda nasıl bir
performans ortaya koyacakları konusunda yargıya ulaşırlar.
c. Sosyal İkna: Eğer birey çevresindekiler tarafından gerçekçi yönde teşvikler
alıyorsa genellikle daha fazla çaba harcar ve daha başarılı olur. Buna karşın,
özyeterlik inançları gerçekçi olmayan seviyelere ulaşırsa başarısızlıklar
karşısında özyeterlik algısının azalma riski ortaya çıkabilir.
d. Fiziksel ve Duygusal Durum: Bireyin fiziksel ve duygusal durumu da
özyeterliğine ilişkin yargılarının oluşumunda kısmen etkili olmaktadır. Kendini
ruhsal ve bedensel olarak iyi hisseden birey, verilen bir görevi ya da istenilen
davranışı daha kolay yerine getirecektir.
Görüldüğü gibi, sadece davranışlarımız değil, bir güçlük karşısındaki çaba
gösterme düzeyimiz, dayanıklılığımız ve duygusal tepkilerimiz özyeterliğimize ilişkin
yargılarımız tarafından belirlenir ve bunlar bilişsel, güdüsel, duygusal ve karar verme
süreçleri yoluyla yaşamımızı düzenler. Bu süreçler aşağıda sıralanmıştır (Bandura,
1982; Solomon, Weisenberg, Schwarzwald ve Miculincer, 1991; Bandura, 1993;
Bandura, 1997; Lawrence & John, 1997; Bandura, Capcara, Barbaranelli, Gerbino ve
Pastorelli, 2003; Benight ve Bandura, 2004; Vardarlı, 2005; Barut, 2008):
a. Bilişsel Süreçler (Cognitive Processes): Özyeterlik algısının bilişsel süreçler
üzerinde çeşitli etkileri vardır. Amaca yönelik davranışlar önceden tanımlanmış
hedefler aracılığıyla gerçekleşir. Özyeterlik düzeyi yüksek olan bireyler,
hedeflerini yüksek tutarlar, uzak görüşlüdürler, akılcı düşünebilirler, güçlüklere
58
karşı hazırlıklıdırlar. Kişisel yetersizlikler veya işlerin olumsuz gelişeceği
düşünceleri yerine olumlu sonuçlara odaklanırlar ve eylemlerini buna göre
düzenlerler.
b. Güdüsel Süreçler (Motivational Processes): Bireyler önce neleri yapabilecekleri
hakkında inançlar oluşturarak yapabileceklerine dair kararlar verirler ve bu
kararları gerçekleştirecek hareket tarzlarını belirlerler. Bireyin yaptıklarının belli
ve istenen sonuçlar doğuracağını bilmesi; yani sonuç beklentisi, onun
motivasyonunu artırmaktadır. Özyeterlik inançları yüksek olan bireyler
diğerlerine göre daha fazla çaba gösterirler, hedeflerine ulaşma konusunda daha
ısrarcıdırlar ve daha iyi performans gösterirler.
c. Karar Verme Süreçleri (Selection Processes): Birey, kendisine uygun ortam ve
koşulları yaratma ve bunları kontrol etme becerisine sahiptir. Özyeterlik
inançları, kişinin seçtiği aktivite ve ortamların türünü etkileyerek yaşamını
şekillendirir. Bireyler, kendi yeteneklerini aştığını düşündükleri iş veya
aktivitelerden kaçınma,
beceri gösterebileceklerine inandıkları iş
veya
aktiviteleri seçme eğilimi gösterirler. Bununla birlikte, özyeterliğin doğru
algılanması önemlidir. Abartılmış özyeterlik inancıyla bir işe yönelen kişiler
başarısızlığa uğrarken, düşük özyeterlik inancına sahip olan kişiler ise yapılacak
iş karşısında potansiyellerini kullanamazlar. Varolan kapasitenin biraz üzerinde
algılanan özyeterlik düzeyi bireyde motivasyon sağlayıp kişinin beceri
kapasitesini geliştirerek onu başarıya götürür.
d. Duygusal Süreçler (Affective Processes): Yeterlik inancı kişinin potansiyel
engelleri algılamasını ve onları zihninde yorumlama biçimini etkilemektedir.
59
İşlevsel olmayan özdeğerlendirmeler (self evaluation)
sağlıklı olamayan
tepkilere öncülük ederler ve bu özdeğerlendirmeler “algılanan düşük özyeterlik”
veya “algılanan özyetersizlik” gibi terimlerle ifade edilirler. Algılanan
özyetersizlik, bireyin kendisini içinde bulunduğu koşulların gerektirdiği işleri
yapamayacağı ya da bunlarla başaçıkamayacağına dair inancıdır. Sosyal bilişsel
kurama göre algılanan özyetersizlik kaygı ve depresyonda önemli rol oynar.
Tehlike ya da sorunların üstesinden gelebileceğine inanan bireyler, rahatsız edici
düşüncelere kolay kapılmazken, durumla baş edemeyeceğine inananlar yoğun
kaygı yaşarlar. Yetersizlik düşüncesi gerginlik yaşamaya, daha alt düzeyde işlev
görmeye ya da kaçınma davranışı göstermeye yol açabilir. Kaygının nedeni hem
kişinin başa çıkma becerisine hem de işlevsiz düşünceleri kontrol edebileceğine
dair algıladığı düşük özyeterlik düzeyidir. Düşük özyeterlik inancı kaygı kadar
depresyonunda ortaya çıkmasında etkilidir. Bu etki iki yolla kendini gösterir.
Birincisi, kişinin kendisine gerçekleşmesi mümkün olmayan standartlar koyması
ikincisi ise düşük sosyal özyeterlik düzeyine sahip olmasıdır. Algılanan sosyal
yetersizlik, doyurucu ve destekleyici ilişkileri azaltarak sosyal izolasyon yolu ile
depresyona yatkınlığı artırmaktadır. Depresyonun büyük kısmı, acı ve üzüntü
verici düşüncelerin tekrar edilmesi ile bilişsel olarak oluşturulur. Bu düşünceleri
kontrol etme konusundaki düşük özyeterlik inancı, depresif epizodların ortaya
çıkışı, tekrarı ve süresi üzerinde de etkilidir. Özyeterlik inançlarını
güçlendirmenin bir yolu da fiziksel ve duygusal iyilik halini artırmak ve
olumsuz duygu durumlarını azaltmaktır. Bireyler, kendi düşünce ve duygularını
değiştirebilme kapasitesine sahip olduklarına göre psikolojik durumlarını da
60
olumlu yönde etkileyerek özyeterlik inançlarını güçlendirebilme potansiyeline
de sahiptirler.
Genel olarak, yüksek özyeterliğe sahip olan bireylerin ne istediğini bilen, karar
verme becerileri gelişmiş ve yaşamları üzerinde daha fazla kontrole sahip bireyler
oldukları; bununla birlikte, stres yaşantıları karşısında daha etkili başa çıkma tarzlarını
seçebildikleri dolayısıyla, psikolojik zorlukları daha az yaşadıkları ya da hiç
yaşamadıkları ifade edilebilir. Bu durum ise ‘başa çıkma özyeterliği” kavramı ile
açıklanmaktadır.
2.1.4.2 Başa Çıkma Özyeterliği
Başa çıkma özyeterliği, yine Bandura tarafından ortaya atılan ve bireylerin tehdit
edici durumlarla başa çıkabilme becerilerine dair kendilerini değerlendirmelerine vurgu
yapan bir kavramdır (Benight ve Harper, 2002). Özyeterlik inançları,
bilişsel,
motivasyonel, duygusal ve karar verme süreçleri aracılığıyla bireyin işlevselliğini
düzenler ve kendi değerini artırıcı ya da kendini yenilgiye uğratıcı tarzındaki
düşüncelere sahip olmasını, zorluklar karşısında kendini motive etme şeklini, duygusal
yaşamının niteliğini, depresyon ve stres karşısındaki incinebilirlik derecesini, psikolojik
sağlamlığını ve önemli yaşam olaylarında verdiği kararlarını etkiler ve bu “başa çıkma
özyeterliği”
kavramıyla
açıklanır
(Bandura,
1982; Bandura
ve
diğ.,
1988;
Bandura,1997; Benight ve Harper, 2002; Bandura ve diğ., 2003; Benight ve Bandura,
2004; Benight ve diğ., 2006; Puneet ve Kay, 2009). Başa çıkma özyeterliği’nin
61
temelinde iyimserlik ve umut yatar ve bunlar yüksek özyeterliğe katkıda bulunur
(Bandura ve diğ.,1988; Cormier ve Cormier, 1997).
Hem kesitsel hem de boylamsal araştırmalar, başa çıkma özyeterliğinin travma
sonrası iyileşme ile ilişkili olduğunu ve travmatik stresle başa çıkmada başa çıkma
özyeterliğinin önemli rol oynadığını göstermektedir (Solomon, Benbenishty ve
Mikulincer, 1988; Benight ve diğ.,1999; Benight ve Harper 2002; Benight, Ironson ve
Durham, 2004; Benigt ve Bandura, 2004; Sümer, Karancı, Berument ve Güneş, 2005;
Benight ve diğ., 2006; Cieslak, Benight ve Caden 2008; Puneet ve Kay, 2009).
Benigt ve Harper’a (2002) göre başa çıkma özyeterliği; tehditler karşısında
tetikte olma, duyguları kontrol edebilme ve başa çıkma davranışlarını organize etme
konularında etkilidir. Bu durumlarda başa çıkma özyeterliği çeşitli süreçler yoluyla
kişinin psikososyal işleyişini etkiler. Bu süreçler aşağıdaki gibidir (Özer ve Bandura,
1990; Benight ve Harper, 2002; Benight ve Bandura, 2004):
a. Dikkat Süreçleri ve Yapısal Süreçler (Attentional ve Construal Process)
Başa çıkma özyeterliği, strese karşı tepkiler ve tehdit edici durumlardaki başa
çıkma becerilerinin niteliği konusunda önemli bir rol oynar. Tehdit sadece dışarıdan
gelen işaretlerin ne derece tehlikeli olabileceği veya güvenliğe zarar verebileceği
yargısına dayanmaz. Kişinin karşı karşıya kaldığı durumla ne derece başaçıkabileceği
ve/veya bunu kontrol edebileceği inancı ile de ilişkilidir. Bireylerin başa çıkma
özyeterliklerine dair olan inançları olası tehlikeler karşısındaki farkındalıkları ve bunları
nasıl algıladıklarını da etkiler. Karşılaşabileceği stres verici durumlar üzerinde kontrolü
olabileceğine inanan bireyler olası felâketleri akıllarına getirmezler ve bu düşünceler
62
nedeniyle stres yaşamazlar. Bunun aksine stres verici durumlar ile başaçıkamayacağı
inancına sahip olan bireyler çevreyi tehlike ile dolu olarak algılarlar. Bu bireylerin etkili
olmayan düşünceleri stres düzeylerinin artmasına neden olur.
b. Dönüştürücü Eylemler (Transformative Actions)
Algılanan özyeterlik kişinin stres yaşantılarıyla ne derece iyi bir şekilde
başaçıktığı ile ilgilidir. Sosyal Bilişsel Kurama’a göre insanlar yalnızca yaşam
koşullarına tepki vermekle ve bunları incelemekle kalmazlar, aynı zamanda bu yaşam
koşullarının üreticileridirler. Güçlü başa çıkma özyeterliği algısı olan bireyler yaptıkları
eylemler ve kullandıkları stratejilerle tesadüfi durumları daha güvenli ve tehlikesiz bir
duruma getirebilme becerisine sahiptirler. Bu duygusal durum içinde özyeterlik
inançlarının varlığı bireyleri harekete geçirerek ve başa çıkma çabalarını sürdürmelerini
sağlayarak hissedilen kaygı ve stres düzeyinin azalması sonucunu doğuracaktır.
c. Düşünce Kontrol Yeterliği (Thought Control Efficacy)
İnsanlar genellikle kendi yarattıkları zihinsel bir çevrede yaşarlar. Düşünceleri
üzerinde kontrol sahibi olanlar, bu yolla duygu ve davranışlarını da kontrol edebilirler.
İnsanların maruz kaldıkları stresin derecesi çoğu zaman düşünce kontrol eksikliğinden
dolayı artış gösterir. Bu, travmatik yaşantılar sonrasında istenmeyen, olumsuz
durumların devam etmesine katkıda bulunur. Düşünceler üzerinde özdüzenleme becerisi
kazanmak travmatik yaşantıların ardından duygusal iyilik halinin sürdürülmesinde
önemli rol oynar. Güçlü bir başa çıkma özyeterliği, olası tehditleri objektif
değerlendirme, bunlar karşısında daha az stres yaşama ve üzerinde daha az yineleyici
63
düşünme, davranış kontrolünü başarıyla sürdürme ve bunların ardından daha çabuk
toparlanmayı da beraberinde getirir. Travma mağduru bireylerde ortaya çıkabilecek
gerçeklikten kaçınma davranışları aynı zamanda onların iyileştirici yaşantılardan da
uzak durmalarına neden olur. Başa çıkma özyeterliğinin kazanılması, gerçekliği doğru
şekilde değerlendirebilme becerisinin kazanılmasıyla birlikte gerçekçi olmayan korkular
ve diğer hatalı bilişlerin de azalması sonucunu doğurur. Daha da önemlisi, birey
korkuları üzerinde denetim sağlamasına olanak veren bir takım eylemlerde bulunabilir.
Bu eylemler, etkili başa çıkma becerilerini ve iyileşme yöntemlerini model alma,
gerçekçi düşünme sistemini oturtabilme gibi eylemler olabilir. Bu, kişinin travmatik
yaşantılara ilişkin algısını da değiştirebileceği gibi aynı zamanda yaşantısının
kontrolünü eline almasını da sağlayacaktır.
Güçlü bir özyeterlik duygusu kişinin karşı karşıya gelebileceği ve kafa karıştırıcı
düşüncelere neden olabilen sosyal tehditlerle daha kolay başaçıkabilmesini sağlar.
Algılanan başa çıkma ve düşünce kontrol yeterliği algılanan kırılganlığın, yineleyici
düşüncelerin, kaygının ve kaçınma davranışlarının azalmasını da beraberinde getirir. Bu
değişimlerin tümü “özgürleşme”nin göstergesi olarak nitelendirilebilir. Şiddete maruz
kalan kadınlarda bu özgürleşme, kadının hem daha aktif bir yaşam sürmesini sağlar hem
de yakın ilişkilerinde sınırlarını daha net çizmesine olanak verir (Benight ve Bandura,
2004; Özer ve Bandura, 1990).
Bu araştırmada, aile içi şiddete maruz kalan kadınların başa çıkma özyeterliği
düzeylerinin yine bu kadınların kullandıkları stresle başa çıkma tarzlarına ve
kendilerinde görülen TSSB belirtilerine göre yordanması amaçlanmıştır.
64
Aile içi şiddetin özellikle kadınların maruz kaldığı yaygın rastlanılan bir durum
olduğu bilinmektedir. Literatürde fiziksel, psikolojik, cinsel ve ekonomik olarak
sınıflandırılan aile içi şiddetin kadının fiziksel sağlığını olumsuz yönde etkileyebildiği
hatta ölümcül sonuçları olabileceği daha önce belirtilmiştir. Fiziksel etkilerin yanı sıra
sürekli şiddet içeren saldırılara maruz kalarak yaşamak ve her zaman şiddete ilişkin
korkuyu taşımanın önemli bir stres kaynağı olduğu bilinmektedir. Yüksek düzeyde stres
yaşantısının ise TSSB’nun önde gelen nedeni olduğu ve şiddete maruz kalan kadınlarda
bu bozukluğun belirtilerinin yaygın olarak görüldüğü çeşitli araştırmalarla ortaya
konmuştur (Benight ve Bandura, 2004; Dişçigil, 2003; Damka, 2009). Buna karşın, bazı
şiddet mağduru kadınlarda bu bozukluğun görülmemesi dikkat çekicidir.
Aile içi şiddet konusunda yapılan bazı araştırmalar, başa çıkma özyeterliğinin ve
kadının tercih ettiği stresle başa çıkma tarzlarının aile içi şiddetle başa çıkmada önemli
birer kişisel kaynak olduğunu ve bu kaynakların birbiriyle ilişkili olduğunu ortaya
koymuştur (Benight, Harding-Taylor, Midboe ve Durham, 2004; Waldrop ve Resick,
2004). Ayrıca, aile içi şiddet konusunda yapılmış olan bazı araştırma sonuçları başa
çıkma özyeterliği yüksek olan ve etkili stresle başa çıkma tarzlarını kullanan kadınlarda
TSSB belirtilerine daha az rastlandığını göstermiştir (Özer ve Bandura, 1990; Lerner ve
Kennedy, 2000; Benight, Harding-Taylor, Midboe ve Durham, 2004).
Bundan sonraki kısımda bu araştırmanın konusu ile ilgili olarak yurt dışında ve
ülkemizde yapılan aile içi şiddetle başa çıkma özyeterliği, TSSB ve stresle başa çıkma
tarzları ve bunların birlikte ele alındığı bazı araştırma özetlenmiştir.
65
2.1.5 Konu İle İlgili Yurt Dışında Yapılan Bazı Araştırmalar
Bu kısımda, konu ile ilgili yurt dışında yapılan bazı araştırmalar; “kadına
yönelik aile içi şiddet ve TSSB”, “kadına yönelik aile içi şiddet ve stresle başa çıkma
tarzları” , “kadına yönelik aile içi şiddet ve başa çıkma özyeterliği” ve “özyeterlik/başa
çıkma özyeterliği, stresle başa çıkma tarzları ve TSSB” olmak üzere dört başlık altında
verilmiştir.
2.1.5.1 Kadına Yönelik Aile İçi Şiddet ve Travma Sonrası Stres Bozukluğu ile İlgili
Yapılan Bazı Araştırmalar
Altınay ve Arat’a (2008) göre niceliksel araştırmalar kadına yönelik şiddet
konusunda en yaygın araştırma alanını oluşturmaktadır. 1960’ların sonuna kadar aile içi
şiddet, çok ender yaşandığı düşünülen ve ağırlıklı olarak psikolojik sorunlar ve
yoksullukla ilişkilendirilen bir olguyken, 1970’lerde bu durum değişmeye başlamıştır
(Gelles, 1980). Örneğin, ilk 30 yılında (1939-1969) başlığında “şiddet” ismi taşıyan tek
bir makale yayımlanmayan “Evlilik ve Aile Dergisi” nin (The Journal of Marriage and
the Family), ikinci 30 yılında (1970’lerden bugüne) en çok yayın yapılan konulardan
birisi aile içi şiddet olarak karşımıza çıkmaktadır (O’Brien, 1971; Gelles, 1980; Gelles
ve Conte, 1990). Daha önemlisi, zaman içinde Violence Against Women, Journal of
Interpersonal Violence ve Journal of Family Violence gibi yalnızca bu konuda
çalışmaların yayımlandığı yeni dergilerin ortaya çıktığı görülmektedir. Bu alanın
öncülerinden sosyolog Richard Gelles ve Jon Conte’ye göre 1980’lerde aile içi şiddet
araştırmalarında yaşanan hızlı gelişme, sosyal bilimlerin başka hiçbir alanında
yaşanmamış olabilir.
66
Bu kısımda, kadına yönelik aile içi şiddet ve TSSB’nin ilişkisini ele alan yurt
dışında yapılmış olan bazı araştırmalar kronolojik bir sıra ile verilmiştir.
Houskamp ve Foy (1991) tarafından yapılan araştırmada, ortalama sekiz yıl
süresince aile içi şiddete maruz kalmış ve bu nedenle kliniklere başvuran kadınların %
45’inin TSSB ölçütlerini karşıladığı saptanmıştır.
Astin, Lawrence ve Foy (1993) tarafından yapılan araştırmada, şiddete maruz
kalan kadınlarda TSSB görülme yaygınlığı, buna ilâveten TSSB’nun gelişmesinde
sosyal destek, günlük yaşam olayları, dini inanç ve geçmişte ailede görülen stres
yaşantıları gibi travma öncesi ve travma sonrası değişkenlerin etkisi incelenmiştir.
Sonuç olarak, şiddete maruz kalan kadınların büyük çoğunluğunda TSSB görüldüğü
ortaya çıkmıştır. Yapılan çoklu regresyon analizi, görülen şiddetin yoğunluğu, sosyal
desteğin varlığı, günlük yaşam olayları, dini inanç ve geçmişte ailede görülen stres
yaşantıları değişkenlerinin TSSB belirtilerinin görülme varyansının % 43’ünü
açıkladığını göstermiştir.
Astin, Ogland-Hand, Coleman ve Foy (1995) tarafından yapılan araştırmada,
evliliğinde şiddete maruz kalan 50 kadın ve evliliğinde şiddet olmayan fakat, bunun
dışında
sorunlar
yaşayan
37
kadın
TSSB
görülme
yaygınlığı
açısından
karşılaştırılmıştır. Araştırma sonucunda şiddete maruz kalan kadınlarda TSSB görülme
oranı (% 58), evliliğinde sorun yaşayan fakat, şiddete maruz kalmayan kadınlara oranla
(% 18.9) anlamlı düzeyde yüksek bulunmuştur. Geçmiş yaşam travması görülme oranı
her iki grupta benzer olmasına rağmen, iki grupta da TSSB görülen kadınlar TSSB
görülmeyen kadınlara oranla daha fazla çocukluk döneminde cinsel istismara maruz
67
kalma olasılıkları olduğunu ifade etmişlerdir. Bununla birlikte araştırmada, şiddete
maruz kalma ve çocuklukta cinsel istismara maruz kalma toplam TSSB görülme
yaygınlığının % 37’sini açıkladığı bulunmuştur.
Kemp, Green, Hovanitz ve Rawlings’in
(1995)
179’u fiziksel, 48’i sözel
şiddete maruz kalmış kadınlarla yaptıkları araştırmada, fiziksel şiddete maruz kalan
kadınların % 81’inde TSSB bulunurken; sözel şiddete maruz kalan kadınlarda bu oran
% 63 olarak bulunmuştur. Ayrıca TSSB görülen kadınların TSSB görülmeyen kadınlara
göre daha fazla fiziksel ve sözel şiddetin yanı sıra daha fazla yaralanma, tehdit ve zorla
cinsel ilişkiye maruz kaldıkları araştırmanın sonuçları arasındadır. Yapılan çoklu
regresyon analizinde, TSSB’nun şiddetini en fazla artıran etkenlerin dayak, olumsuz
deneyimler, bunlarla başa çıkmak için kullanılan yadsıma stratejileri, saldırıya maruz
kalma ve sosyal destek algısının yokluğu bulunmuştur.
Humpreys, Lee, Neylan ve Marmar (2001) tarafından yapılan araştırmada, eşi
tarafından şiddete maruz kalmış ve en az 21 gündür sığınma evinde yaşayan 50 kadının
fiziksel ve psikolojik durumu incelenmiştir. Araştırmanın sonucunda bu kadınlardan
yalnızca 19’unun (% 38,8) travma sonrası stres bozukluğu tanısı aldığı saptanmıştır.
Buna ilâveten, kadının psikolojik anlamda sağlıklı olmasında maddi, sosyal ve duygusal
desteğin olumlu yönde önemli etkileri olduğu ortaya konmuştur.
Rodrigez, Heilemann, Fielder, Ang, Nevarez ve Mangione (2001) tarafından
yapılan araştırmada, aile içi şiddete maruz kalan ve kalmayan hamile Latin kadınlar
arasındaki depresyon ve travma sonrası stres bozukluğu
ile ilişkili faktörler
incelenmiştir. Araştırma kapsamında, Los Angeles ve Kaliforniya’da bulunan kadın
doğum kliniklerine başvuran 210 kadın ile görüşme yapılmış ve bu kadınların güçlü
68
yönleri, olumsuz sosyal-davranışsal koşulları, TSSB ve depresyon düzeyi incelenmiştir.
Araştırmanın sonucunda, eş tarafından şiddete maruz kalma, depresyon ve TSSB
arasında yüksek ilişki bulunmuştur. Buna ilâveten, kontrol duygusu yükseldikçe
depresyon riskinin azaldığı fakat, geçmişte travma yaşantısının ve/veya eş şiddetinin
olmasının da depresyon riskini artırdığı belirlenmiştir.
Humpreys (2003) tarafından yapılan araştırmanın örneklemini San Francisco’da
sığınma evinde en az 21 gün süresince ikamet eden 21 kadın oluşturmuştur.
Araştırmanın sonucunda, fiziksel şiddete maruz kalmış olan kadınların psikolojik stres
düzeyi ile maruz kaldıkları şiddetin sıklığı ve şiddeti arasında pozitif ve anlamlı yönde
ilişki bulunmuştur. Bunun aksine, kadınların psikolojik sağlamlık düzeyi ve stres düzeyi
arasındaki ilişkinin negatif ve anlamlı yönde olduğu saptanmıştır. Psikolojik sağlamlık
düzeyi yüksek bulunan kadınların daha düşük düzeyde bedensel işlev bozukluğu,
tekrarlayan düşünceler ve eylemler, düşünce bozukluğu, yetersizlik ve aşağılık
duyguları, depresyon ve kaygı yaşadıkları araştırmanın diğer sonuçları arasındadır.
Kubany, Hill ve Owens’ın (2003) yaptıkları araştırma, aile içi şiddete maruz
kalan 37 kadın üzerinde gerçekleştirilmiştir. Örneklemin büyük bir kısmının, Hawai’de
şiddet gören kadınlara yönelik hizmet veren kurumlara başvuran, yaşları 22 ila 62
arasında (ortalama 36.4) değişen ve farklı etnik kökenlerden gelen kadınlar
oluşturmuştur. Tüm katılımcılar, yakın ilişkide bulundukları eşi tarafından fiziksel
ve/veya duygusal şiddete maruz kalmış ve TSSB belirtileri göstermektedir. Bu kadınlara
yönelik 8-11 oturum süren bilişsel travma terapisi; travma hikâyesinin ortaya konması,
TSSB konusunda psikoeğitim, stresle başa çıkma, işlevsel olmayan içsel konuşmaların
farkındalığı, travma hatırlatıcılarına maruz bırakma, travmayla ilişkili suçluluğa yönelik
69
bilişsel terapi gibi bileşenlerden oluşmuştur. Araştırmanın sonucunda, tedaviyi
tamamlayan kadınların % 94’ünün tedavi sonrasında TSSB belirtilerini göstermediği
ortaya çıkmıştır. Buna ilâveten, tedavi sonrası kadınların depresyon, suçluluk ve utanma
düzeylerinde azalma ve benlik saygısı düzeylerinde artma olduğu görülmüştür.
Dorahy, Lewis ve Finwell (2007) tarafından yapılan araştırmada, Kuzey
İrlandalı kadınlarda şiddete maruz kalmış olma ile davranışsal ve psikolojik zorlanma
(özellikle çözülme ve suçluluk) arasındaki ilişki incelenmiştir. Araştırma kapsamında,
aile içi şiddet nedeniyle kadın konukevinde kalan 33 kadınla şiddet mağduru olmayan
33 kadın karşılaştırılmıştır. Aile içi şiddete maruz kalan kadınların kontrol grubundaki
kadınlara oranla daha yüksek düzeyde depresyon, kaygı ve çözülme belirtileri
gösterdikleri belirlenmiştir. Buna ilâveten, aile içi şiddete maruz kalan kadınların aile içi
şiddete maruz kalmayan kadınlara oranla çocuklukta daha fazla duygusal, fiziksel ve
cinsel istismara maruz kaldığı araştırmanın diğer sonuçları arasındadır.
Hazen, Connelly, Soriano ve Landsverk’in (2008) yaptıkları araştırmada, eş
şiddetine maruz kalmak ve psikolojik işlevsellik arasındaki ilişki incelenmiştir.
Araştırmanın örneklemini yaşları 18 - 45 arasında değişen 282 şiddet mağduru Latin
kadın oluşturmuştur. Katılımcılara, demografik özellikler, maruz kalınan şiddetin türü
(fiziksel, cinsel ve psikolojik), psikolojik semptomlar, stres verici yaşam olayları ve
çocukluk döneminde kötü muamele görmeye ilişkin soruların olduğu anket ve ölçüm
araçları uygulanmıştır. Araştırmanın sonucunda, fiziksel şiddete maruz kalma ile
depresyon ve düşmanlık duyguları arasında pozitif ve anlamlı; psikolojik şiddete maruz
kalma ile depresyon, düşmanlık ve somatizasyon belirtileri arasında pozitif ve anlamlı
bir ilişkinin olduğu belirlenmiştir. Bunlara ilâveten, cinsel şiddet ve psikolojik
70
işlevsellik arasında herhangi bir ilişki bulunmamıştır. Ayrıca Latin kadınlarda, şiddetin
değişik türlerine maruz kalma ile katılımcıların benlik saygıları arasında da anlamlı bir
ilişki bulunmamıştır.
Kadına yönelik aile içi şiddet ve TSSB konularında yapılan araştırmalardan elde
edilen genel sonuçlar aile içi şiddete maruz kalan kadınlarda TSSB, depresyon ve
somatizasyon belirtilerinin yaygın olarak görüldüğünü, yine bu kadınların kaygı,
suçluluk ve aşağılık duygularını şiddete maruz kalmayan kadınlara oranla daha fazla
yaşadıklarını göstermektedir. Buna karşın kontrol duygusu, psikolojik sağlamlık düzeyi
yüksek olan ve stresle başa çıkma tarzlarından kaçınmayı daha az tercih eden, sosyal
destekten daha fazla yararlanan kadınların bu semptom ve duyguları daha az yaşadıkları
ayrıca çocuklukta fiziksel veya cinsel şiddete maruz kalmanın eş tarafından şiddet
görme konusunda önemli bir risk faktörü olduğu yapılan araştırmaların sonuçları
arasındadır.
71
2.1.5.2 Kadına Yönelik Aile İçi Şiddet ve Stresle Başa Çıkma Tarzları ile İlgili
Yapılan Bazı Araştırmalar
Son yıllarda, aile içi şiddetle başa çıkma konusunda yapılan araştırmalar sayıca
artsa da bu araştırmaların zayıf yönünün örneklemler olduğu ileri sürülmektedir. Aile içi
şiddete maruz kalanların oluşturduğu örneklemler genellikle kadın konukevleri veya
aile içi şiddete maruz kalan kadınlara hizmet veren çeşitli kurumlardan seçilmektedir.
Bu tip örneklemlerin aile içi şiddete maruz kalan bütün kadınları temsil etmeyebileceği
düşünülmektedir. Örneğin, bu kadınların maruz kaldıkları şiddetin yoğunluğunun
ulaşılabilir kaynakları açısından diğer kadınlardan farklılaşabileceği ifade edilmektedir
(Waldrop ve Resick, 2004).
Aşağıda kadına yönelik aile içi şiddet ve stresle başa çıkma tarzları arasındaki
ilişkiyi inceleyen yurt dışında yapılan bazı araştırmalar özetlenmiştir.
Mitchell ve Hodson’ın (1983) yaptıkları araştırmada, şiddetin sıklığı ile aktif
davranışsal başa çıkma, aktif bilişsel başa çıkma ve kaçınma tarzı başa çıkma arasındaki
ilişki incelenmiştir. 60 kadından oluşan örneklem üzerinde yapılan araştırmanın sonucu
göstermiştir ki; kadının yaşadığı şiddetin artmasıyla kaçınma tarzı başa çıkma
yöntemlerini kullanma eğilimi artmaktadır.
Rose, Campell ve Kub’un (2000) yaptıkları araştırma kapsamında, eşi tarafından
fiziksel şiddet gören 31 kadına yönelik yarı yapılandırılmış görüşme oturumları
düzenlenmiştir. Örneklemdeki tüm kadınlarla 2,5 yıl içinde toplam üç kez
görüşülmüştür. Araştırmanın sonucunda, kadınların yetiştikleri aileden çok kadın
arkadaşlarından destek aldıkları görülmüştür. Ayrıca bir ilişkiyi bitirmek karşısındaki
72
“kültürel ve sosyal yaptırımlar”, yeni bir ilişkiye başlama konusundaki çevreden gelen
uyarılar ve kadının kendini izole etme eğilimi gibi değişkenler nedeniyle kadınların
destek alma konusunda kendilerini sınırladıkları bulunmuştur.
Yoshihama’nın (2002) yaptığı araştırmada, Japon kökenli kadınların (Japonya ve
Amerika doğumlu) tercih ettikleri aile içi şiddetle başa çıkma stratejileri ve eşleri
tarafından maruz kaldıkları şiddet karşısındaki yeterliliklerine ilişkin algıları
incelenmiştir. Araştırma sonucunda, Japonya doğumlu kadınlarda “aktif” stratejileri
daha etkili bulanların stres düzeylerinin daha yüksek olduğu; buna karşın “pasif”
stratejileri daha etkili bulanların ise stres düzeylerinin düşük olduğu bulunmuştur. Bu
sonucun aksine, Amerika doğumlu kadınlarda “aktif” stratejileri daha etkili bulanların
stres düzeylerinin daha düşük, pasif stratejileri daha etkili bulanların ise stres
düzeylerinin daha yüksek olduğu ortaya çıkmıştır.
Porcerelli, West, Binienda ve Cogan’ın (2005) yaptığı araştırmada, duygusal
şiddete maruz kalan ve kalmayan 47’şer kadın fiziksel ve ruhsal hastalık belirtileri ve
sosyal destek açısından karşılaştırılmıştır. Araştırma sonuçları, duygusal şiddete maruz
kalan kadınların kontrol grubundaki göre daha fazla fiziksel ve ruhsal hastalık belirtisi
gösterdiği ve sosyal destek alma açısından da kontrol grubuna göre daha fazla sorun
yaşadığı ortaya çıkmıştır.
Shannon, Logan, Cole ve Medley’in (2006) yaptıkları araştırmada, aile içi şiddet
mağduru kırsal kesimde yaşayan 378 kadın ve kentte yaşayan 379 kadın yardım isteme,
başa çıkma ve şiddetle başa çıkmada kullanılabilecek kaynakların destekleyiciliğine
ilişkin algı konularında karşılaştırılmıştır. Araştırmanın sonucunda, kentsel kesimde
yaşayan şiddet mağduru kadınların kırsal kesimde yaşayanlara göre daha fazla yardım
73
kaynağı kullandığı ortaya konmuştur. Buna ilâveten, kırsal kesimde yaşayan kadınların
kentte yaşayan kadınlara göre yasal sistem hizmetlerini daha az destekleyici buldukları
belirlenmiştir. Ayrıca problem odaklı başa çıkma stratejileriyle yasal yardım
kaynaklarını kullanma ilişkili bulunmuştur.
Morrison, Luchok, Richter ve Parra-Medina’nın (2006) yaptıkları araştırmanın
amacı, eşlerinden şiddet gören Afrika kökenli Amerikalı kadınların informal yollarla
yardım almayı düşündükleri zaman karşılaştıkları güçlükleri incelemektir. Veriler, eşi
tarafından şiddet gören 15 kadınla yapılan yarı yapılandırılmış görüşmeler yoluyla
toplanmıştır. Bu görüşmeler yoluyla sosyal faktörler ve kadınların yardım arama
davranışını etkileyen durumlara ilişkin algıları analiz edilmiştir. Yapılan analizler
sonucunda, kadınların informal kaynaklardan destek almak istedikleri fakat, bu
kaynakların duygusal olarak destekleyici olmadığı belirlenmiştir. Ayrıca kadınlar içinde
bulundukları topluluğun çoğunluğunun şiddet ilişkisini sürdürmeyi “aptallık” olarak
gördüklerini eklemişlerdir.
Littleton, Horsley, John ve Nelson’nun (2007) yaptıkları araştırmada, şiddete
maruz kalma ve ciddi yaralanma gibi travmatik yaşantıların ardından yaklaşma ve
kaçınma tarzı başa çıkma stratejilerinin kullanımı ile psikolojik stres arasındaki ilişkinin
incelendiği bir meta analiz gerçekleştirilmiştir. Araştırmaya, bu iki tip travmanın
ardından başa çıkma stratejilerinin ele alındığı 39 çalışma incelenmiştir. Yapılan meta
analiz sonucunda, kaçınma tarzı başa çıkma stratejilerinin kullanımı ile stres düzeyi
arasında pozitif ve anlamlı ilişkinin olduğu ortaya çıkmıştır. Buna ilâveten, yaklaşma
tarzı başa çıkma stratejilerinin kullanımı ve stres düzeyi arasında ilişki olmadığı
belirlenmiştir.
74
Matheson, Skomorovsky, Fiocco ve Anisman’ın (2007) yaptıkları araştırmada,
ilişkilerinde fiziksel ve/veya duygusal şiddet olan kadınların ilişkilerinde şiddet
olmayan kadınlara göre stresle başa çıkmada daha çok duygusal odaklı başa çıkma
stratejilerini kullandıkları; problem odaklı başa çıkma stratejilerini daha az kullanma
eğiliminde oldukları belirlenmiştir. Buna ilâveten, yüksek düzeyde duygusal odaklı başa
çıkma çabaları ve düşük düzeyde problem odaklı başa çıkma çabalarının daha yüksek
düzeyde depresyon semptomlarını yordadığı ortaya çıkmıştır.
Taft, Resick, Panuzio, Vogt ve Mechanic’in (2007) yaptıkları araştırmada,
yardım isteyen şiddet mağduru kadınlarda yaklaşma ve uzaklaşma tarzı başa çıkma
startejilerinin kullanımının bazı değişkenlerle ilişkisi incelenmiştir. Bu değişkenler,
şiddetle ilişkili faktörler, sosyo-ekonomik ve sosyal başa çıkma kaynakları ve
çocuklukta yaşanmış olan travmatik yaşantılar olarak belirlenmiştir. Araştırmanın
örneklemini 388 şiddet mağduru kadının oluşturduğu araştırmanın sonucunda, maruz
kalınan şiddetin sıklığı, yüksek düzeyde psikolojik agresyon ve disosiyasyonun
(çözülme) uzaklaşma tarzı başa çıkma stratejilerinin kullanımının pozitif yordayıcıları
olduğu ortaya çıkmıştır. Buna karşın, sosyal başa çıkma kaynaklarının varlığı (maddi ve
sosyal destek, aidiyet) yüksek düzeyde yaklaşma tarzı ve düşük düzeyde uzaklaşma
tarzı başa çıkma stratejilerinin kullanımı ile ilişkisi olduğu belirlenmiştir.
Parker ve Lee (2007) tarafından şiddete maruz kalan 143 kadın üzerinde yapılan
araştırmada; şiddet, başa çıkma ve psikolojik sağlık arasındaki ilişki incelenmiştir.
Araştırma kapsamında, maruz kalınan şiddetin niteliği, problem ve duygusal odaklı başa
çıkma, uyum duygusu ve psikolojik iyilik halini değerlendiren ölçme araçları
kullanılmıştır. Araştırmanın sonucunda, problem odaklı başa çıkma tarzının psikolojik
75
sağlık üzerinde etkisinin olmadığı, duygusal odaklı başa çıkma tarzının ise etkisinin
dolaylı olduğu bulunmuştur. Bununla birlikte, uyum duygusunun şiddet mağduru
kadınların psikolojik sağlığı üzerinde önemli etkisi olduğu ortaya çıkmıştır.
Riviere, Farber, Twomey, Okun, Jackson, Zanville ve Kaslow’un (2007) düşük
gelirli Afrika kökenli Amerikalı kadınların oluşturduğu bir örneklem üzerinde yaptıkları
araştırmada, eş şiddeti ve intihar eğilimi arasındaki ilişkiyi etkileyen psikolojik
faktörleri incelemişlerdir. Araştırma sonucunda, intihar girişiminde bulunmayan
kadınların intihar girişiminde bulunan diğer şiddet mağduru kadınlara göre şiddet
karşısında daha etkili yöntemleri, daha fazla sosyal desteği kullandıkları ve madde
kullanma oranlarının daha az olduğu ortaya çıkmıştır.
Sabina ve Tindale’nin (2008) yaptıkları araştırmada, şiddet mağduru kadınlarda
üç tip problem odaklı başa çıkma tarzının (yardım isteme, koruma kararı isteme, şiddet
uygulayan kişiden uzaklaşma) yordayıcıları incelenmiştir. Yordayıcı değişkenler,
şiddetin özellikleri ve başa çıkma kaynakları (kişisel, maddi ve sosyal başa çıkma
kaynakları) olarak belirlenmiştir. Araştırmanın sonucunda, problem odaklı başa çıkma
stratejilerinin kullanımının maruz kalınan şiddetin sayısı, şiddeti, rahatsızlık düzeyi ve
kullanılan güç ve kontrol yöntemleriyle ilişkili olduğu ortaya çıkmıştır. Buna ilaveten;
genel sağlık, çalışma durumu ve sosyal destek gibi başa çıkma kaynaklarının başa
çıkma stratejilerini uygulamaya koymada etkisi olduğu bulunmuştur.
Meyer, Wagner ve Dutton’un (2009) yaptıkları araştırmada, şiddete maruz kalan
kadınların şiddete ilişkin nedensel atıfları ve başa çıkma stratejileri arasındaki ilişki
incelenmiştir. Şiddete ilişkin nedensel atıflarla bağlantılı olan eşi suçlama, şiddeti
bağışlama ve eşi suçlama ile şiddeti bağışlama (kombine) altı adet başa çıkma stratejisi
76
tarafından yordanmıştır. Bu başa çıkma stratejileri; sakinleştirme, direnç gösterme,
formal yardım isteme, informal yardım isteme, güvenlik plânı yapma ve yasal stratejiler
olarak belirlenmiştir. Örneklemi 406 şiddet mağduru kadının oluşturduğu araştırmada,
şiddet nedeniyle eşini sorumlu tutan kadınların şiddeti bağışlayan kadınlara oranla daha
fazla başa çıkma stratejisini bir arada kullandığı ve bu bunların çoğunluğunu daha aktif
ve yasal stratejilerin oluşturduğu ortaya çıkmıştır.
Waldrop ve Resick’in (2004) aile içi şiddetle başa çıkma tarzlarına ilişkin yaptıkları
derleme çalışmasında, genel olarak aşağıdaki sonuçlara ulaşılmıştır (Waldrop ve Resick,
2004) :
 Son yıllarda, başa çıkma tarzlarına ilişkin araştırmaların sayısı giderek artmasına
rağmen aile içi şiddete maruz kalan kadınların başa çıkma tarzlarına ilişkin
yapılan araştırmaların sayısı azdır. Bu örneklem üzerinde yapılan araştırmaların
çoğunda şiddete maruz kalan kadınlar şiddete maruz kalmayan kadınlarla
karşılaştırılmış ve sonuç olarak şiddete maruz kalan kadınların problem çözme
becerilerinin yetersiz olduğu sonucuna varılmıştır. Oysa ki, bu kadınların içinde
bulundukları etkileşimsel koşullar içinde değerlendirilmesi ve başa çıkma
araştırmalarının da bu doğrultuda yapılandırılmasına ihtiyaç vardır.
 Genellikle başa çıkma araştırmaları bazı değişkenler arasındaki ilişkiyi
incelemektedirler.
Bu
durum,
sadece
kesitsel
bir
zamandaki
veriyi
değerlendirme olanağı sağlar. Bu nedenle, başa çıkma bir süreç olarak
değerlendirilmeli ve özellikle başa çıkma üzerinde önemli etkisi olan şiddet
77
ilişkisindeki dinamikler de dikkate alınmalıdır. Bu alanda daha fazla deneysel ve
boylamsal araştırmalara ihtiyaç vardır.
 Şiddet ilişkisini sürdürmeye devam eden kadınların daha fazla kaçınma tarzı
başa çıkma stratejilerini kullanma eğilimleri vardır. Bununla birlikte, maruz
kaldıkları şiddetin sıklığı ve şiddeti artıkça kadınların içinde bulundukları şiddet
ilişkisini sonlandırmaya yönelik daha aktif başa çıkma yollarını denedikleri
görülmektedir.
 Kadınların aktif başa çıkma yollarını tercih etmelerinde arkadaşlar, aile, polis ve
kanunlar
gibi
yardım
kaynaklarının
etkililiği
önemlidir.
Bu
yardım
kaynaklarından olumlu yönde destek alabilen kadınlar içinde bulundukları
mevcut durumu değiştirme veya gelecekte bu kaynakları daha fazla
kullanabilme gücünü ve güvenini kendilerinde bulabilirler.
2.1.5.3 Kadına Yönelik Aile İçi Şiddet ve Başa Çıkma Özyeterliği ile İlgili Yapılan
Bazı Araştırmalar
Lerner ve Kennedy’e (2000) göre şiddete maruz kalan bireylerde başa çıkma
özyeterliği dikkate alınması gereken önemli bir değişkendir. Güçlü bir özyeterlik
duygusu, problem çözme becerisini ve istismara uğramışlığın beraberinde getirdiği
strese daha az odaklanmayı sağlar. İlk olarak, “kadına yönelik aile içi şiddet ve başa
çıkma özyeterliği” arasındaki ilişkiyi ele alan bazı araştırmalar kronolojik bir sırayla
verilmiştir.
78
Özer ve Bandura (1990) tarafından yapılan araştırmanın örneklemini kendini
koruma programına dahil edilen 43 kadın oluşturmuştur. Yaşları 18 ila 55 olan bu
kadınların % 49’u bekar, % 26’sı evli, % 19’u boşanmış ve % 2’si duldur. Bu kadınların
% 38’i eş, erkek arkadaş, tanıdık veya bir yabancı tarafından fiziksel olarak tacize
uğramışlardır. Kadınların % 27’si bir ya da daha fazla ilişkisinde zorla cinsel ilişkiye
maruz kalmıştır. “Kendini Koruma Programı” kadınlara cinsel amaçlı saldırılara karşı
kendilerini koruyabilmelerini sağlayabilecek birtakım fiziksel beceriler kazandırmayı
amaçlamaktadır. Yapılan sontestler ve izleme evresinde, programa dahil olan kadınların
algılanan başa çıkma özyeterliği ve düşünce kontrol yeterliliklerinin arttığı, tekrarlayan
olumsuz düşüncelerinde ve kaygı düzeylerinde azalma olduğu ortaya çıkmıştır. Bu
değişimlerin yanı sıra, eyleme geçme konusunda artış bunun aksine kaçınma
davranışlarında da azalma olduğu gözlenmiştir.
Lerner ve Kennedy (2000) tarafından yapılan araştırmada, şiddete maruz kalan
kadınların yaşadıkları şiddet ilişkisini sürdürme veya bu şiddet ilişkisini terk etme
kararlarını etkileyen çeşitli faktörler incelenmiştir. Bu çalışma için altı tip ilişki statüsü
incelenmiştir: 1) şiddet ilişkisini sürdüren kadınlar, 2) altı ay ve daha az süredir şiddet
ilişkisinden çıkmış kadınlar, 3) altı ay ve bir yıl süredir şiddet ilişkisinden çıkmış
kadınlar, 4) bir yıl ve üç yıl süredir şiddet ilişkisinden çıkmış kadınlar, 5) üç yıl veya
daha fazla süredir şiddet ilişkisinden çıkmış kadınlar. Araştırmanın örneklemini
yukarıdaki ilişki statülerinde toplam 200 kadın oluşturmuş ve travma semptomları, başa
çıkma ve şiddet ilişkisini terk etme konusundaki başa çıkma özyeterlik değişkenleri
incelenmiştir. Yapılan analizler, altı aylık süredir şiddet ilişkisinden çıkmış kadınlarda
uyku bozukluğu ve çözülme belirtilerinin diğer gruptaki kadınlara oranla anlamlı
79
düzeyde yüksek olduğunu; yine bu gruptaki kadınların diğer gruptaki kadınlara oranla
duygu odaklı başa çıkma tarzlarını daha fazla kullandıklarını, 3. 4. ve 5. gruptaki
kadınların 1. ve 2. gruptaki kadınlara göre şiddet ilişkisini terk etme konusundaki
özyeterliklerinin anlamlı düzeyde yüksek olduğunu, ayrıca 2. gruptaki kadınların 3, 4.
ve 5. gruptaki kadınlara göre şiddet ilişkisine geri dönme eğilimlerinin daha yüksek
olduğunu ortaya koymuştur.
Johnson ve Benight (2003) tarafından yapılan araştırmada, aile içi şiddete maruz
kalan kadınlar üzerinde yapılan incelemenin bu kadınlar üzerindeki etkisini
sorgulamışlardır. Örneklemi son dönemlerde şiddete maruz kalmış olan 55 kadın
oluşturmuştur. Katılımcıların psikolojik stres, saldırının şiddeti, başa çıkma özyeterliği
ve bilişleri çeşitli ölçme araçlarıyla değerlendirilmiş ve bunun yanında kendilerine bu
çalışmaya katılmalarından dolayı kazanım, beklenmedik şekilde psikolojik dengenin
bozulması ve pişmanlık düzeylerini sorgulayan bir soru formu uygulanmıştır.
Araştırmanın sonucunda, kadınların % 45’i araştırmaya katılımdan dolayı kazanım elde
ettiğini , % 25’i beklenmedik şekilde psikolojik dengesinin bozulduğunu ve % 6’sı ise
katılımdan dolayı pişmanlık duyduğunu ifade etmiştir. Sonuçlar, araştırmaya katılımdan
dolayı beklenmedik şekilde psikolojik dengeleri bozulan kadınların kazanım elde eden
kadınlara göre depresyon, travma sonrası stres bozukluğu düzeyi ve yaşam boyu
karşılaştıkları travma sayısının daha yüksek olduğunu ortaya koymuş ve bu kadınların
başa çıkma özyeterlik düzeylerinin de anlamlı düzeyde düşük olduğunu göstermiştir.
Itzhaky ve Porat (2005) tarafından yapılan araştırmanın örneklemini İsrail’in
farklı bölgelerinde bulunan sekiz sığınma evinde üç aydan daha uzun süredir yaşayan 40
kadın oluşturmuştur. Araştırmanın amacı, kadınların sığınma evine geldikleri ilk bir
80
hafta içinde ve üç ay sonra içsel kaynaklarındaki (özyeterlik ve benlik saygısı) ve
sığınma evine uyum (paylaşım ve bağlanma) düzeylerindeki farklılaşmayı saptamaktır.
Araştırmanın sonucunda üç ayın sonunda; kadınların benlik saygısı, kişisel yetkinlik,
kurumlardan destek alma konusunda özyeterlik, iyilik hali (yaşam memnuniyeti ve
umut) ve sığınma evine bağlanma düzeylerinde pozitif ve anlamlı yönde bir fark
bulunmuştur. Buna ilâveten, kadınların uzmanlardan destek alma konusunda özyeterlik
ve diğerleriyle paylaşım düzeylerinde anlamlı düzeyde bir fark bulunmamıştır.
Görüldüğü gibi, aile içi şiddetle başa çıkma özyeterliği konusunda yurt dışında
çok az araştırma yapılmıştır. Elde edilen sonuçlar genel olarak, aile içi şiddetle başa
çıkma özyeterliğinin TSSB belirtileri ve depresyon düzeyi ile negatif ve anlamlı bir
ilişkisinin olduğunu ayrıca kadının kendisine şiddet uygulayan kişiyle olan ilişkisini
sonlandırma konusunda da önemli bir içsel kaynak olduğunu göstermektedir. Bununla
birlikte, Lerner ve Kennedy’e (2000) göre şiddet ilişkilerinde başa çıkma özyeterliğinin
rolünü netleştiren bazı araştırma sonuçları olmasına rağmen bu konuya ilgili daha fazla
araştırma bulgusuna ihtiyaç vardır.
2.1.5.4 TSSB, Stresle Başa Çıkma Tarzları ve Özyeterlik/Başa Çıkma Özyeterliği
ile İlgili Yapılan Bazı Araştırmalar
Özyeterlik kavramı tıp, spor, medya, iş yaşamı, sosyal ve politik değişim,
psikoloji, psikiyatri ve eğitim gibi çeşitli alanların araştırma konusu olmuştur. Bu
kavram psikoloji alanında özellikle, fobiler, depresyon, sosyal beceri, atılganlık, sigara
81
içme ve ahlaki gelişim gibi inceleme konularının odağını oluşturmuştur. Genellikle bu
araştırmalarda özyeterlik ve davranış değişimi arasındaki ilişki oldukça yüksek
bulunmuş ve özyeterliğin davranışın önemli bir yordayıcısı olduğu sonucuna varılmıştır
(Pajares, 2002).
Özyeterlik ile ilgili yurt dışında yapılan araştırmaların büyük çoğunluğunun
ilköğretim, ortaöğretim ve yükseköğretimde okuyan öğrenci grupları ile yürütüldüğü
görülmektedir. Bunu, genellikle bu yaş gruplarında çocuğu olan ebeveynler ve
psikiyatrik tanı almış çeşitli gruplarla yürütülen araştırmaların izlediği görülmektedir.
Betimsel araştırmalarda özyeterlik ile ilişkisi araştırılan başlıca değişkenler arasında
performans, motivasyon, akademik başarı, sosyal ilişkiler, özsaygı, özdüzenleme,
meslek seçimi, ebeveynlerin özellikleri, karar verme, amaç belirleme, stresle başa
çıkma, denetim odağı, sınıf ortamı, risk alma davranışı, reddetme becerisi, psikiyatrik
semptomlar, yaş, cinsiyet ve sosyo ekonomik düzeyin bulunduğu görülmektedir. Bu
araştırmalardan elde edilen bulgular, özyeterlik ile performans, motivasyon, özsaygı,
akademik başarı, karar verme, amaç belirleme, özdüzenleme, sosyal ilişkiler, girişkenlik
becerileri, içsel denetim odağına sahip olma, ebeveynlerin özyeterliğe sahip olması ve
stresle başa çıkma arasında olumlu ilişki olduğunu göstermiştir. Bununla birlikte,
özyeterlik ile kaygı, depresyon, psikosomatik semptomlar ve risk alma davranışı
arasında olumsuz ilişki saptanmıştır (Bandura, 1993).
Aşağıda, özyeterlik/başa çıkma özyeterliğinin stresle başa çıkma tarzları ve
TSSB belirtileri arasındaki ilişkiyi inceleyen yurt dışında yapılan bazı araştırmalar
kronolojik bir sıra ile sunulmuştur.
82
Solomon, Benbenishty ve Mikulincer’in (1988) yaptıkları araştırmada, Lübnan
savaşından 1 yıl ve 2 yıl sonra ölçülen travma sonrası stres bozukluğu ve genel stres
belirtilerinin başa çıkma özyeterliği ile negatif ve anlamlı ilişkisi olduğu ortaya
çıkmıştır.
Mueller ve Major’un (1989) yaptıkları araştırmada, kürtaj sonrası kadınların bu
duruma uyum sağlamalarında başa çıkma özyeterliğinin etkisi incelenmiştir. Araştırma
kapsamında kürtaj geçiren 283 kadın seçkisiz olarak üç gruba atanmıştır. Birinci grup,
istenmeyen gebeliğe ilişkin atıfların değiştirilmesi; ikinci grup kürtaj sonrası başa
çıkamaya ilişkin inancın artırılması, üçüncü grup ise kontrol grubu (standart psikolojik
danışma) olarak belirlenmiştir. Ayrıca kürtaj sonrası kadınların depresyon, ruh hali,
sonuç beklentileri ve fiziksel yakınmaları da ölçülmüştür. Grup müdahalelerinin
ardından yapılmış olan son testlerde 1. ve 2. gruplarda yer alan kadınların kürtaj sonrası
uyum düzeylerinin kontrol grubuna göre daha yüksek olduğu bulunmuştur. Buna
ilâveten, daha iyi uyum sağlama beceri düzeyi ve başa çıkma özyeterliği düzeyi
arasında pozitif ve anlamlı bir ilişki bulunmuştur.
Jensen, Turner ve Romano (1991), özyeterlik inançları (kişinin kendi
becerilerine ilişkin yargıları) ve sonuç beklentileri (davranışların sonuçlarına ilişkin
yargılar) başa çıkma davranışının önemli belirleyicileridir görüşünden yola çıkarak
yaptıkları araştırmada, kronik ağrı sendromlu hastaların başa çıkma davranışını
yordamada özyeterlik inançlarının etkisi incelenmiştir. Bu araştırma kapsamında, 114
kronik ağrı sendromlu hastaya, sağlığa ilişkin işlev bozukluğu, ağrı şiddeti, başa çıkma
becerileri ve özeyeterlik inançlarını değerlendiren ölçme araçları uygulanmıştır. Sosyal
öğrenme kuramı ve diğer benzer araştırma sonuçlarıyla paralel sonuca ulaşılan bu
83
araştırmada, bireylerin becerilerine ilişkin özyeterlik inançları ile başa çıkma çabalarının
düzeyi arasında pozitif ve anlamlı bir ilişki olduğu saptanmıştır.
Benight ve arkadaşları (1997) tarafından yapılan araştırmada, travmaya maruz
kalan AIDS hastalarının fiziksel ve psikolojik işlevselliklerinde başa çıkma
özyeterliğinin etkisi incelenmiştir. Bunun için Andrew kasırgası sonrasında 37 AIDS
hastası erkek ve 42 herhangi bir sağlık problemi olmayan erkek karşılaştırılmıştır.
Araştırmanın sonuçları, yüksek başa çıkma özyeterliği ile düşük stres düzeyi ve travma
sonrası stres bozukluğu düzeyi arasında negatif ve anlamlı bir ilişki olduğunu ortaya
koymuştur. Buna ilâveten, yüksek başa çıkma özyeterliğine sahip olan deneklerin
sağlıklı erkeklerden oluşan kontrol grubuna oranla vücudun strese karşı verdiği tepkiyle
ilişkili bir hormon olan kortizol düzeylerinin de daha düşük olduğu belirlenmiştir.
Benight, Ironson, Klebe ve arkadaşlarının (1999) yaptıkları araştırmada, Andrew
kasırgası sonrasında duygusal iyileşme sürecinde kişisel özelliklerin etkisini
incelemişlerdir.
Kayıplar,
başa
çıkma
özyeterliği
ve
başa
çıkma
davranışı
değişkenlerinin ele alındığı araştırmanın sonuçları, başa çıkma özyeterliğinin kayıpların
üstesinden gelme ve etkili başa çıkma becerisi üzerinde önemli etkiye sahip bir faktör
olduğunu ortaya koymuştur. Buna ilâveten, başa çıkma özyeterliğinin akut stres
belirtileri ve 9 ay sonrası stres belirtileriyle negatif ve anlamlı ilişkisi olduğu
belirlenmiştir.
Benight, Swift, Sanger ve arkadaşlarının (1999) yaptıkları araştırmada, başa
çıkma özyeterliği, kayıplar, sosyal destek ve iyimserlik değişkenlerinin Opal kasırgası
sonrasında TSSB’ni yordama düzeyi incelenmiştir.
Araştırmanın örneklemini
Florida’da kasırgaya maruz kalan olan 67 kişi oluşturmuştur. Yapılan analizler
84
sonucunda, başa çıkma özyeterliğinin genel stres ve travmayla ilişkili stresin güçlü
yordayıcısı olduğu ortaya çıkmıştır. Buna ilâveten, kayıpların genel stres, sosyal destek,
iyimserlik ve başa çıkma özyeterliği üzerinde doğrudan etkisi olduğu belirlenmiştir.
Ayrıca yapılan analizler; başa çıkma özyeterliğinin kayıplar ve travmayla ilişkili stres,
sosyal destek ve genel stres ve travmayla ilişkili stres; iyimserlik ve iki tip stres arasında
aracı (mediatör) olduğunu göstermiştir.
Benight ve Harper’ın (2002) yaptıkları araştırmanın amacı, Colarado’da 1996
yılında yaşanmış olan yangın ve yine aynı yıl meydana gelen su baskınının ardından her
iki felâkete maruz kalan bireylerin yaşadıkları akut stres ve sonradan ortaya çıkan
psikolojik stres arasındaki ilişki üzerinde başa çıkma özyeterliğinin rolü incelenmiştir.
İki travma mağduru 46 kişi, ikinci felâketten sonra 3 ve 8 hafta ve tekrar 1 yıl sonra
değerlendirilmiştir. Felâket sonrası 2. ve 8. haftalarda yapılan ölçümler; akut stres
tepkileri ve başa çıkma özyeterliği düzeyinin felaket sonrası yaşanan stresin önemli
yordayıcıları olduğunu ortaya koymuştur. Bununla birlikte, birinci ölçümdeki stres
düzeyi ve felaketlerden bir yıl sonra ölçülen başa çıkma özyeterliği düzeyinin daha
sonra ortaya çıkan travma sonrası stres bozukluğu belirtileri ve genel stres düzeyinin
önemli yordayıcıları olduğu belirlenmiştir. İkinci kez ölçülen (bir yıl sonra) travma
sonrası stres bozukluğu belirtilerinde kadınların daha fazla semptom ortaya
koymasından dolayı cinsiyetin de önemli bir yordayıcı olduğu görülmüştür. Buna
ilâveten, birinci kez ölçülmüş olan başa çıkma özyeterliği düzeyinin ikinci kez ölçülen
travma sonrası stres belirtilerini yordadığı, fakat genel stres düzeyini yordamadığı
belirlenmiştir. Ayrıca başa çıkma özyeterliğinin akut stres belirtileri ve daha sonra
85
ortaya çıkan stres belirtileri arasında aracı (mediator) rolü oynadığı araştırmanın diğer
bir sonucudur.
Kraij, Garnefski ve Maes’in (2002) yaptıkları araştırmada, başa çıkma
özyeterliği ve başa çıkma stratejilerinin stres üzerindeki etkisi incelenmiştir.
Araştırmanın örneklemini 194 yaşlı birey oluşturmuştur. Araştırma sonucunda başa
çıkma özyeterliğinin duygusal iyilik hali, stres düzeyi ve kullanılan başa çıkma
stratejileri üzerinde önemli etkisinin olduğu ortaya çıkmıştır. Yüksek başa çıkma
özyeterliğine sahip olan deneklerin eylem odaklı başa çıkma stratejilerini daha fazla;
buna karşın duygusal ve kaçınma tarzı başa çıkma stratejilerini daha az kullanma
eğiliminde oldukları belirlenmiştir.
Benight, Ironson ve Durham (2004) yaptıkları çalışmada, kendileri tarafından
geliştirilmiş olan “Kasırga İle Başa Çıkma Özyeterliği Ölçeği”nin psikometrik
özelliklerini incelemişlerdir. Bu çalışma için Andrew kasırgasına maruz kalan 165, Opal
kasırgasına maruz kalan 63 kişiye “Kasırga İle Başa Çıkma Özyeterliği Ölçeği” ile
birlikte
iyimserlik,
sosyal
destek,
stres
ve
yaşam
kaynaklarının
kaybının
değerlendirildiği ölçme araçları uygulanmıştır. Uygulamalar sonunda yapılan faktör
analizinde, “Kasırga İle Başa Çıkma Özyeterliği Ölçeği”’nin tek boyutlu olduğu ortaya
çıkmıştır. Ayrıca, her iki örneklemde de ölçeğin iyimserlik ve sosyal destek alma ile
pozitif ve anlamlı ilişkisinin olduğu, bunun aksine genel stres, travmatik stres ve yaşam
kaynaklarının kaybı ile de negatif ve anlamlı ilişkisinin olduğu belirlenmiştir.
Benight ve arkadaşlarının (2006) yaptıkları araştırmanın örneklemini Oklahoma
bombalanma olayına maruz kalmış olan 26 kurban oluşturmuştur. Araştırma, bir trajedi
sonrasında başa çıkma özyeterliğine ilişkin yargıların travma sonrası stresi yordamadaki
86
önemine odaklanmıştır. Araştırmada; gelir düzeyi, sosyal destek, ölüm tehditi ve yaşam
kaynaklarının kaybı değişkenleri sabit tutulmuş ve bombalama olayından iki ay sonra
örneklemdeki bireylerin başa çıkma özyeterliklerine ilişkin yargıları değerlendirilmiştir.
Araştırmanın sonucunda, başa çıkma özyeterliğe ilişkin yargıların travmayla ilişkili
stres üzerinde önemli etkiye sahip olduğu hipotezi desteklenmiştir. Buna ilâveten,
yaşam kaynaklarının kaybı ve sosyal destek algısı değişkenleri sabit tutulup bombalama
olayından 1 yıl sonra ölçülen başa çıkma özyeterliği yargılarının da travmayla ilişkili
stres üzerinde önemli etkisinin olduğu ortaya çıkmıştır.
Chesney ve arkadaşları (2006), bireylerin yaşam zorluklarıyla başa çıkmada
algılanan özyeterlik düzeyini ölçmek amaçlı geliştirdikleri 26 maddelik “Başa Çıkma
Özyeterliği
Ölçeği”nin
psikometrik
özelliklerini
incelemişlerdir.
Araştırmanın
örneklemini AIDS hastası ve depresif ruh hali olan 348 eşcinsel erkek oluşturmuştur.
Yapılan faktör analizinde ölçek, üç faktörden oluşan 13 madde olarak son halini
almıştır. Bu faktörler; problem odaklı başa çıkmayı kullanma (6 madde), rahatsızlık
verici duygu ve düşünceleri durdurma (4 madde); arkadaş ve aileden sosyal destek alma
(3 madde) olarak bulunmuştur. Alt ölçeklerin iç tutarlık katsayıları sırasıyla .91, .91 ve
.80 olarak belirlenmiştir. Buna ilâveten, yordama geçerliği analizleri problem odaklı ve
duygusal odaklı başa çıkma tarzının kullanımının zaman içinde azalan psikolojik stres
düzeyi ve artan iyilik hali üzerinde yordayıcı etkisi olduğunu göstermiştir.
Karademas’ın (2006) yaptığı araştırmanın örneklemini yaş ortalamaları 41.57
olan 201 yetişkin oluşturmuştur. Araştırmanın sonuçları, iyimserliğin özyeterlik ve
sosyal destek arasında aracı (mediator) görevi gördüğünü ve yine iyimserliğin günlük
duygusal destek ve özyeterlik tarafından yordandığını göstermiştir.
87
Hulberti ve Morrison’un (2006) yaptığı araştırmada, gönüllü ve profesyonel
geçici bakım hizmeti veren bireylerin stres düzeyleri üzerinde iyimserlik, özyeterlik ve
sosyal desteğin etkisi incelenmiştir. Araştırma kapsamına 18 gönüllü, 18 profesyonel
geçici bakım hizmeti veren denek alınmış ve iki grup yukarıdaki değişkenler açısından
karşılaştırılmıştır. Araştırmanın sonucunda, her iki grupta da iyimserlik yüksek düzeyde
özyeterlik, düşük düzeyde stres ve yüksek düzeyde sosyal destek memnuniyeti ile
ilişkili bulunmuştur.
Levin ve Ilgen’in (2007) yaptıkları araştırmanın örneklemini bir madde
bağımlılığı tedavi programına dahil olan 2596 erkek oluşturmuştur. Denekler, tedavinin
başlangıcı, orta dönemi ve beş yıl sonrasındaki izleme döneminde değerlendirilmiştir.
Yapılan değerlendirmeler sonucunda, düşük özyeterlik düzeyi ile bilişsel kaçıma
stratejilerinin kullanımı arasında negatif ve anlamlı bir ilişkinin olduğu ve bu durumun
sağlıksız alkol kullanımı eğilimine katkıda bulunduğu ortaya konmuştur. Buna karşın,
özyeterlik düzeyi yükseldikçe bilişsel kaçınma stratejilerinin olumsuz etkilerinde de
azalma olduğu gözlenmiştir.
Dahlbeck ve Lightsey’in (2008) yaptıkları araştırmanın örneklemini 42 engelli
çocuk oluşturmuştur. Çocuklara başa çıkma tarzları, özyeterlik, benlik saygısı, kaygı ve
yaşam memnuniyetini değerlendirmek üzere ölçme araçları uygulanmıştır. Araştırmanın
sonucunda, duygu yönelimli başa çıkma ve benlik saygısının yaşam memnuniyetini;
kaçınma tarzı başa çıkma, özyeterlik ve benlik saygısının kaygı düzeyini yordadığı ve
benlik saygısının özyeterlik ve kaygı arasında aracı (mediator) görevi gördüğü ortaya
çıkmıştır.
88
Trouillet, Ganab, Lourel ve Fort’un (2009) yaptıkları araştırmada, özyeterlik,
sosyal destek memnuniyeti ve algılanan stres değişkenleri üzerinde yaşın yordayıcı
etkisi incelenmiştir. Araştırmanın örneklemini yaşları 22 ile 88 arasında değişen
yetişkinler oluşturmuştur. Araştırmanın verileri, “Genel Özyeterlik Ölçeği”, “Geriyatrik
Depresyon Ölçeği”, “Sosyal Uyum Ölçeği” ve “Başa Çıkma Yolları Listesi”
kullanılarak elde edilmiştir. Araştırmanın sonucunda, yaş değişkeninin problem odaklı
veya duygusal odaklı başa çıkma tarzını kullanmayı yordamadığı ortaya çıkmıştır. Buna
ilâveten, problem odaklı başa çıkma tarzının özyeterlik ve sosyal destek tarafından
yordandığı; duygusal odaklı başa çıkma tarzının ise sosyal destek memnuniyeti ve
algılanan stres tarafından yordandığı belirlenmiştir.
Rees ve Freeman’ın (2009) yaptıkları araştırmada, sosyal destek ile iş
performansı arasındaki ilişki incelenmiştir. Araştırmanın örneklemini yaş ortalaması
23.13 olan 197 çalışan oluşturmuştur. Araştırma kapsamında katılımcılara stres
vericiler, sosyal destek ve özyeterliğin değerlendirildiği ölçme araçları uygulanmıştır.
Araştırmanın sonucunda, sosyal desteğin stres vericilerle iş performansı arasında aracı
(moderatör) görevi gördüğü belirlenmiştir. Ayrıca sosyal desteğin artan özyeterlik ile
ilişkili olduğu ortaya çıkmıştır.
Smith, Strachan ve Buchwald’ın (2009) yaptıkları araştırmanın amacı, kronik
ağrı ve kronik yorgunluk sendromu olan hastalarda başa çıkma tarzları ve özyeterlik
arasındaki ilişkiyi incelemektir. Araştırmanın örneklemini 138 kronik ağrı ve/veya
kronik yorgunluk sendromu tanısı konmuş hasta oluşturmuştur. Araştırmanın sonucunda
hastalarda, duygusal odaklı başa çıkma tarzlarının kullanımı ve özyeterlik düzeyi
arasında negatif yönde anlamlı bir ilişkinin olduğu; buna karşın problem odaklı başa
89
çıkma tarzlarının kullanımı ve özyeterlik arasında pozitif ve anlamlı bir ilişkinin olduğu
ortaya çıkmıştır.
Shen’in (2009) yaptığı araştırmanın amacı Çin’li öğretmenlerin stres karşısında
kullandıkları başa çıkma stratejilerini ve özyeterlik, sosyal destek ve stresle başa çıkma
stratejileri arasındaki ilişkiyi incelemektir. Araştırma kapsamında yaşları 20 ila 49 olan,
193 erkek ve 337 kadın öğretmene çeşitli ölçme araçları uygulanmıştır. Uygulanan
ölçekler Genel Özyeterlik Ölçeği, Sosyal Destek Ölçeği, Başa çıkma Stratejileri
Ölçeği’dir. Araştırma sonuçları şöyle sıralanabilir: a) genel özyeterlik ve sosyal destek
algılanan stres düzeyini ve sosyal destek genel özyeterlik düzeyini önemli ölçüde
yordamaktadır, b) aktif başa çıkma stratejilerinin kullanımı ve olumlu düşünmenin
genel özyeterlik ve sosyal destek üzerinde önemli etkisi vardır, c) rekabetin olduğu
aktivitelerden uzak durma ve geri çekilme tarzı başa çıkma stratejilerinin kullanımının
genel özyeterlik üzerinde önemli etkileri vardır, d) duygusal gerekçelerle sosyal destek
arama, geri çekilme davranışlarının kullanımının özyeterlik, sosyal destek ve algılanan
stres üzerinde ayrı ayrı doğrudan ve yordayıcı etkileri vardır, e) inkar ve dine
sığınmanın algılanan stres üzerinde pozitif ve doğrudan etkisi vardır.
Nicholls, Polman ve Levy’in (2010) yaptıkları araştırmanın amacı, sporcularda;
a) başa çıkma özyeterliği ve kişisel performans, b) başa çıkma özyeterliği ve yarışma
öncesi anksiyete; c) yarışma öncesi anksiyete ve kişisel performans arasındaki ilişkiyi
incelemektir. Araştırmanın örneklemini yaşları 16 ilâ 34 olan 307 (252 erkek, 55 kadın)
atlet oluşturmuştur. Tüm katılımcılar, yarışma öncesi başa çıkma özyeterliği ile
anksiyete ölçeğini ayrıca, yarışma sonrası kişisel performans ölçeği doldurmuşlardır.
Yapılan analizler sonucunda, başa çıkma özyeterliği ile hem somatik hem de bilişsel
90
anksiyete arasında negatif ve anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Bununla birlikte atletlerde,
somatik ve bilişsel anksiyetenin kişisel performansı yordamadığı sonucuna da
ulaşılmıştır.
Posadzki, Stockl, Musonda ve Tsouroufli (2010) tarafından yapılan araştırmada,
Polonya’daki üniversite öğrencilerinin sağlık tutumları, uyum duygusu, iyimserlik
düzeyi incelenmiş ve bu değişkenler arasındaki ilişki araştırılmıştır. Araştırmanın
örneklemini beş ayrı fakültede eğitimine devam eden ve tesadüfi yolla seçilmiş olan 455
öğrenci oluşturmuştur. Araştırmanın sonucunda sağlık tutumları, uyum, iyimserlik ve
özyeterlik düzeyleri arasında pozitif ve anlamlı bir ilişkinin olduğu ortaya konmuştur.
Colodro, Godoy-Izquierdo ve Godoy’un (2010) yaptıkları araştırmada, 1980
yılında sadece AIDS ve depresyonu olan erkeklere yönelik geliştirilmiş ve uygulanmış
olan “Başa Çıkma Özyeterliği Ölçeği” (Coping Self Efficacy Scale), toplum içinde
yaşayan herhangi bir sağlık problemi olmayan kadın ve erkeklerin başa çıkma
özyeterlik düzeylerini ölçmek amacıyla yeniden revize edilmiş ve ölçeğin psikometrik
özellikleri incelenmiştir. Araştırmanın örneklemini İngiltere’de yaşayan 121 kadın ve 58
erkek (ağırlıklı 30 ilâ 50 yaş) oluşturmuştur. Araştırma kapsamında, katılımcılara “Başa
Çıkma Özyeterliği Ölçeği”nin (Coping Self Efficacy Scale) yanı sıra, stres
durumlarında özyeterlik düzeyini ölçen bir başka ölçme aracı olan “Stres İle Başa
Çıkma Özyeterliği Ölçeği” (The Coping with Stres Self Efficacy Scale) uygulanmıştır.
Uygulamanın ardından yapılan faktör analizinde, ölçeğe ait üç boyut bulunmuştur.
Yapılan güvenirlik analizinde ölçeğin genel iç tutarlığı .94 olarak bulunmuştur. Alt
boyutlara ait iç tutarlık puanları ise sırasıyla “Problem Odaklı Başa Çıkma Özyeterliği”
alt boyutu için .91; “Duygusal Odaklı Başa Çıkma Özyeterliği” alt boyutu için .91 ve
91
“Sosyal Destek İçin Özyeterlik” alt boyutu için ise .85 olarak bulunmuştur. Bunlara
ilâveten, cinsiyet ve sağlık durumunun başa çıkma özyeterliğine ilişkin bireysel
farklılıklarda iki önemli değişken olduğu belirlenmiştir. Ayrıca kadınların, sosyal
desteğe ilişkin özyeterlik inançlarının erkeklere oranla çok daha yüksek olduğu ortaya
çıkmıştır. Bununla birlikte, sağlıklı deneklerin özyeterlik inançlarının herhangi bir
hastalığı olanlara oranla daha yüksek olduğu araştırmanın diğer bir sonucudur.
Görüldüğü gibi, genel olarak başa çıkma özyeterliği konusunda yapılan
araştırmalar belli başlı travmatik yaşantılara maruz kalan bireylerin başa çıkma
özyeterlik düzeylerinin diğer bazı değişkenlerle ilişkisini incelemeye veya bu
değişkenlerin başa çıkma özyeterliği üzerindeki yordayıcı gücünü belirlemeye
odaklanmıştır. Aile içi şiddete maruz kalan kadınların yanı sıra AIDS hastaları,
sporcular, kronik ağrı sendromlu hastalar, kaza geçirenler, madde bağımlıları,
bombalama, kasırga gibi felaketlere veya savaşa maruz kalan bireyler başa çıkma
özyeterliği araştırmalarının örneklemini oluşturmuşlardır. Ayrıca depresyon, kaygı, akut
stres ve TSSB, stresle başa çıkma tarzları, iyilik hali, iyimserlik ve benlik saygısı, başa
çıkma özyeterliği ile birlikte ağırlıklı ele alınan değişkenler olarak belirlenmiştir.
Bununla birlikte, çeşitli travmatik yaşantılar karşısında başa çıkma özyeterliğini
değerlendiren ölçme araçlarının geliştirilmesi de bu alanda yapılan çalışmaları
içermektedir.
Bunlara ilaveten, aile içi şiddetle başa çıkma tarzları ve başa çıkma
özyeterliliğinin birlikte ele alındığı araştırmaların çok az olduğu, bu konuları içeren
araştırmaların son dönemlerde yapılmaya başlandığı da göze çarpmaktadır.
92
2.1.6 Konu İle İlgili Yurt İçinde Yapılan Bazı Araştırmalar
Burada, konu ile ilgili yurt içinde yapılan bazı araştırmalar; “kadına yönelik aile
içi şiddet-kadına yönelik aile içi şiddet ve TSSB”; “kadına yönelik aile içi şiddet ve
stresle başa çıkma tarzları” ve “başa çıkma özyeterliği- özyeterlik ve stresle başa çıkma
tarzları” olmak üzere üç kısımda verilmiştir.
2.1.6.1 Kadına Yönelik Aile İçi Şiddet ve TSSB ile İlgili Bazı Araştırmalar
Altınay ve Arat’a (2008) göre Türkiye’de 1980’lerden bu yana kadınlara ve
toplumsal cinsiyete yönelik araştırmalar yaygınlaşmış, hem beşeri ve sosyal bilimler
alanını hem de toplumsal algıyı dönüştüren ve zenginleştiren çalışmalara imza
atılmıştır. Ancak yapılan akademik çalışmalar, ağırlıklı olarak feminist tarih yazımı,
edebiyat, emek ve çalışma hayatında kadınların konumu, İslam-başörtüsü konuları,
kadınların siyasal katılımı ve kadın hareketinin demokrasiye katkıları alanlarında
yoğunlaşmış, şiddet konusu çok eksik kalmıştır. Bununla birlikte, son yıllarda yapılan
araştırmalar ülkemizde kadına yönelik aile içi şiddetin yaygın bir sorun olduğunu ortaya
koymuştur (Şen ve Sevil, 2007; Batı, 2007).
Aşağıda ülkemizde kadına yönelik aile içi şiddet ile kadına yönelik aile içi şiddet ve
TSSB ilişkisini inceleyen bazı araştırmalar kronolojik bir sıra ile özetlenmiştir.
Uz’un (1989) yaptığı araştırma, ilkokulda eğitim gören 40 öğrencinin annesi ile
yürütülmüş, veriler araştırmacı tarafından hazırlanan bir yapılandırılmış görüşme formu,
“Çatışmayla Baş etme Taktikleri Ölçeği (CTS)”, “Achenbach Çocuk Davranış Listesi”
93
ile toplanmıştır. Araştırma sonucunda, eşler arası şiddet düzeyi ile çocuğa yönelik şiddet
arasında anlamlı bir ilişki saptanmıştır. Buna ilâveten, eşler arası şiddet düzeyi ile
çocuğun davranış problemleri düzeyi arasındaki ilişki de anlamlı bulunmuştur. Ayrıca
ebeveynden çocuğa yönelik şiddet düzeyi ile çocuk davranış problemleri arasında da
anlamlı bir ilişki olduğu saptanmıştır. Araştırmanın bir diğer sonucu ise şiddet düzeyi
yüksek olan gruptaki ailelerin sorun çözmede sözel ve fiziksel şiddet tiplerini
kullandıkları ortaya çıkmıştır. Düşük ve yüksek şiddet düzeylerindeki ailelerin son bir
yılda başlarından geçen yaşam olayları açısından sadece gebelik ve eşin ailesiyle
tartışma konularında farklılık gösterdiği, her iki olgunun da şiddet düzeyi yüksek
ailelerde daha sıklıkla yer aldığı bulunmuştur. Bunlara ilâveten, araştırmanın diğer
sonuçlarına göre eşleri tarafından şiddete maruz kalan kadınların % 60’ı olayı
kabullenirken, % 40’ı kabullenmediğini ifade etmiştir. Ayrıca kendi ailesinde şiddet
bulunmayan kadınların yarısı olayı kabullendiğini, diğer yarısı ise kabullenmediğini
belirtmiştir. Şiddetin nedenleri sırasıyla kıskançlık, itaatsizlik, alkol, parasızlık, kumar
ve eşin ailesi ile tartışma olduğu saptanmıştır. Kadınların %70’inin evden kaçmasına ve
%
45’inin
ayrılmayı
düşünmesine
rağmen
örneklemde
boşanma
olayına
rastlanmamıştır.
Oral, Binici, Büyükçelik ve Yazar’ın (1997) yaptıkları araştırmada, Ankara
Üniversitesi Kriz Merkezine eş sorunu nedeniyle başvuran 127 vaka içerisinden fiziksel
şiddet öyküsü olan 23 vaka incelenmiştir. Araştırma sonucunda, merkeze fiziksel şiddet
nedeniyle başvuran danışanların tümünün kadın olduğu ve evlilik öncesi tanışma süresi
de dahil olmak üzere birlikteliklerinin ilk yıllarında da fiziksel şiddet ve bunun yanı sıra
sözel şiddete maruz kaldıkları belirlenmiştir. Buna ilâveten, iki danışanın öyküsü
94
kapsamlı olarak incelenmiş ve bu danışanlarla düzenli görüşmeler yapılmıştır. Her iki
olgudaki benzer özellikler; eşlerin yüksek eğitimli olması, yetiştikleri ailelerde de şiddet
olması, danışanların fiziksel yakınmalar ve depresif belirtiler göstermeleri; fiziksel
şiddetle birlikte sözel şiddete de maruz kaldıkları ve eşlerin davet edildikleri halde
görüşmeye gelmemeleri olarak bulunmuştur.
Ayrancı, Günay ve Ünlüoğlu’nun
(2002) yaptıkları araştırmada, kadınların
hamilelik döneminde aile içi eş şiddetine maruz kalma sıklığını ve uğradıklar şiddetin
türünü belirlemek hedeflenmiştir.
Araştırma, Nisan 2001 – Haziran 2001 tarihleri
arasında Eskişehir’de bir sağlık kuruluşuna başvuran, görüşme anında ya da geçmişinde
en az bir kez hamilelik öyküsü olan kadınlar üzerinde yapılmıştır. Kadınlara,
araştırmacılar tarafından geliştirilen, ev içi şiddetin sıklığı, türleri, şiddete maruz kalan
ve uygulayanların özellikleriyle ilgili bir anket uygulanmıştır. Belirtilen sürede
görüşülen ve hamilelik öyküsü olan 154 kadının 110 (%71.4)’ü hamilelik sırasında eşi
tarafından fiziksel, cinsel ve psikolojik şiddet türlerinden birine ya da daha fazlasına
maruz kaldığını belirtmiş ve sırasıyla psikolojik şiddet oranı % 99.1 (109 kişi), fiziksel
şiddet oranı % 36.4 (40 kişi) ve cinsel şiddet oranı ise % 5.4 (6 kişi) olarak
bulunmuştur. Araştırmada, hamilelik sırasında kadınların şiddete uğrama oranının
yüksek olduğu, şiddetin yaş, yerleşim yeri, eğitim, meslek gibi demografik, ekonomik,
sosyal ve kültürel farklılıklardan bağımsız olarak her seviyedeki ailelerde yaşanabildiği,
kadınların çoğunun başta ekonomik yetersizlikler olmak üzere toplum baskısı, korku ve
gidecek yerin olmaması gibi etkenler nedeniyle evliliğe katlandıkları sonuçlarına
varılmıştır.
95
Hacettepe Üniversitesi Nüfus Etütleri Enstitüsü
(2003) tarafından yapılan
Türkiye Nüfus ve Sağlık Araştırması’nın sonuçlarına göre kadınların % 39’u kadının
yemeği yakması, kocasına karşılık vermesi, parayı gereksiz yere harcaması, çocukların
bakımını ihmal etmesi, cinsel ilişkide bulunmayı reddetmesi gibi nedenlerin herhangi
birisine bağlı olarak eşlerinin kendilerine fiziksel şiddet uygulayabileceğini kabul
etmektedir. Türk kadınları arasında fiziksel şiddet görmek için en geçerli neden, kocaya
karşılık vermektir (% 29). Evlilerin, çocuk sayısı beşten fazla olanların, genç kadınların,
kırsal bölgede yaşayan kadınların ve eğitimsiz kadınların fiziksel şiddeti daha fazla
içselleştirdiği araştırmanın diğer sonuçları arasındadır.
Mayda ve Akkuş’un (2003) yaptıkları araştırmada, 116 evli kadına ev ziyaretleri
yoluyla ulaşılmış ve bu kadınlara demografik özellikler ve aile içi şiddet hakkında
sorular içeren anketler uygulanmıştır. Araştırmanın sonucunda, fiziksel şiddet oranı %
41,4; duygusal şiddet oranı % 25,9; cinsel şiddet oranı % 8,6; herhangi bir kontrol edici
davranışa maruz kalma oranı % 77,6 ve hayatının herhangi bir döneminde fiziksel
şiddete uğrama oranı ise % 50,9 olarak bulunmuştur. Fiziksel şiddete maruz kalma;
kadınların ve eşlerinin öğrenim düzeyleri, kadının “kocalarının eşlerini gerekirse
dövebileceği” fikrinde olması ve kadının doğum yeri ile ilişkili, fakat kocalarının
doğum yeri ile ilişkisiz bulunmuştur.
Dişçigil’in (2003) yaptığı araştırmada, İstanbul Tıp Fakültesi Psikiyatri
polikliniğine başvuran eşinden fiziksel şiddet gören kadın hastalardaki psikiyatrik
bozukluklar, özgüven, evlilik ilişkileri ve cinsel yaşamları araştırılmıştır. Elde edilen
veriler başka bir travma ve eş şiddeti yaşamayan psikiyatrik hastalardan oluşan kontrol
grubuyla karşılaştırılmıştır. Araştırmaya eşi tarafından şiddet gören 50 ve kontrol grubu
96
olarak travma saptanmayan 30 kadın hasta alınmıştır. İki gruba; yarı yapılandırılmış
görüşme çizelgesi, DSM-IV 1. eksen bozuklukları için yapılandırılmış klinik görüşme
çizelgesi, benlik saygısı envanteri, evlilik ilişkisi soru formu, cinsel öykü formu
uygulanmıştır. Eşinden fiziksel şiddet gören gruba TSSB’nun özelliklerini saptamak
için kontrol grubundan farklı olarak TSSB ölçeği uygulanmıştır. Araştırmada, dört
varsayım test edilmiştir. İlk varsayımda, psikiyatri polikliniğine çeşitli ruhsal sorunlarla
başvuran evli kadınlar arasında eş şiddetine maruz kalanların çoğunluğunun bu durumu
ilk adımda açıklamadığı, ancak bu konuda soru sorulduğunda açıkladıkları ifade
edilmiştir. Bu araştırmada aile içi şiddete maruz kalan kadınların çoğunun, daha önce
başvurdukları sağlık kurumlarında şiddet deneyimlerinden bahsetmemiş olduğu,
yalnızca kendilerine bu konuda soru sorulan kişilerin konuyu doktoruna açıkladığı ve
çalışmaya katılan kadınların sadece %12’sinin başvuru nedeninin şiddet olduğu ortaya
konmuştur. İkinci varsayım, eş şiddetine maruz kalan kadınlar arasında en sık olarak
TSSB tanısına rastlanacağı yönündedir. Araştırmanın örneklemini oluşturan aile içi
şiddete maruz kalan kadınlara en sık majör depresif bozukluk (% 68) tanısı konmuştur.
TSSB tanısı ikinci sırada (% 58) bulunmuştur. İki tanı yüksek oranda (% 46) birlikte
görülmüştür. Üçüncü olarak, eş şiddetine maruz kalan kadınlarda depresyon ve intihar
girişimlerinin, eş şiddetine maruz kalmayanlara göre yüksek olacağı varsayılmıştır.
Mevcut majör depresyon, kontrol grubunda ve şiddete maruz kalan kadınlarda eşit
orandadır (% 67-68). Bununla birlikte, eş şiddetine maruz kalan kadınlarda geçirilmiş
depresyon oranı, şiddet görmeyen kadınlardan belirgin olarak yüksektir (% 52- % 20).
Ayrıca, şiddet mağduru kadınların % 18’inde intihar girişimi öyküsü bulunurken,
kontrol grubunda intihar girişimi öyküsü bildirilmemiştir. Dördüncü varsayım, eş
97
şiddetine maruz kalmanın kadının özgüvenini, evlilik ilişkisinden aldığı doyumu ve
cinsel yaşamını da olumsuz yönde etkileyeceği yönündedir. Araştırma sonuçları bu
varsayımı da doğrulamıştır.
Yaşan ve Gürgen’in (2004) yaptıkları araştırmada, yeni açılan bir “Kadın Eğitim
ve Psikolojik Danışmanlık” merkezine ilk üç ayda başvuran kadınların sosyodemografik özellikleri, sorun alanları ve intihar eğilimleri incelenmiştir. Merkeze
başvuran kadınların % 55’inin 26-36 yaş grubu kadınlardan oluştuğu ve başvuranların
% 80’inin çalışan kadınlar olduğu belirlenmiştir. En fazla başvuru nedenin aile içi
şiddeti de içeren sorunlar olduğu ve başvuranların % 65.4’ünün intiharı düşündüğü
ve/veya en az bir kez intihar girişiminde bulunduğu araştırmanın sonuçları arasındadır.
Buna ilâveten, aile içi sorunlar ve intihar eğilimi arasında pozitif ve anlamlı bir ilişki
bulunmuştur.
Arslan, Yarımoğlu, Çekin ve Hilal’in (2005) yaptıkları araştırmada, eşi
tarafından fiziksel şiddete uğraması nedeniyle Adli Tıp Kurumu Adana Şube
Müdürlüğü’ne rapor almak üzere gönderilen 64 kadına yüz yüze görüşülerek anket
uygulanmıştır. Araştırma sonucunda, şiddete maruz kalan kadınların % 39’unun 20-30
yaş grubunda olmasına karşın, tüm yaş gruplarında şiddet olayının mevcut olduğu
görülmüştür. Bununla birlikte, şiddet mağduru kadınların % 62.5’inin ilkokul mezunu,
% 64’ünün ev hanımı olduğu; % 45.3’ünün görücü usulü ile evlendiği, % 47.8’inin
evliliğin ilk ayında şiddete maruz kaldığı ve bu şiddetin artarak devam ettiği
araştırmanın sonuçları arasındadır.
Ergin, Bayram, Alper, Selimoğlu ve Bilgel’in (2005) yaptıkları araştırmada,
metropollerde yaşayan kadınlar arasındaki aile içi şiddete maruz kalma yaygınlığı, bu
98
kadınların maruz kaldıkları şiddetin türü, sıklığı ve nedenleri incelenmiştir. Araştırma
kapsamına 50 sağlık kuruluşuna çeşitli nedenlerle başvuran 18 yaş ve üstü kadınlar
dahil edilmiştir. 1010 kadınla yapılan yüz yüze görüşmeler sonucunda, aile içi şiddete
maruz kalmanın eğitim düzeyi ile anlamlı derecede ilişkili olduğu ortaya çıkmıştır.
Buna göre okuma yazma bilmeyen kadınların aile içi şiddete maruz kalma düzeylerinin
üniversite ve daha üst düzeyde eğitim gören kadınlara oranla 2.6 kat yüksek
bulunmuştur. Bunun aksine kadının yaşı, mesleği, evlilik süresi ve ailenin geliri ile aile
içi şiddete maruz kalma arasında herhangi bir ilişki bulunmamıştır. En sık karşılaşılan
şiddet tipi incelendiğinde ise fiziksel şiddet birinci sırada yer almış, ardından bunu
psikolojik şiddet izlemiştir. Ayrıca aile içi şiddete maruz kalan kadınlar arasında düşük
eğitim ve gelir düzeylerine sahip olanların her türlü şiddet türünü sıklıkla yaşadıkları
ortaya çıkmıştır.
Güler, Tel ve Tuncay’ın (2005) yaptıkları araştırmada, kadının aile içinde
yaşanan şiddete bakışını belirlemek amaçlanmıştır. Araştırmanın evrenini Sivas İli
Alibaba Mahallesinde oturan yaşları 15-49 arasında olan 162 evli kadın oluşturmuştur.
Evrenin tamamı örneklemi oluşturmuştur. Veri toplama aracı olarak literatürden
yaralanılarak araştırmacılar tarafından oluşturulan soru formu kullanılmıştır. Soru
formları kadınlarla yüz yüze görüşülerek uygulanmıştır. Verilerin analizinde yüzdelik
kullanılmıştır. Verilerin değerlendirilmesi sonucunda, kadınların % 40,7’si aile içi
şiddete maruz kaldıklarını, bunların % 91’i eşi, %19,7’si eşinin ailesi tarafından şiddet
gördüğünü belirtmiştir. Kadınların % 56,9’u aile içinde şiddet uygulayanların erkekler
olduğunu, şiddetin en çok kadınlara (% 59,8) ve çocuklara (% 32,4) uygulandığını ifade
etmiştir. Çalışmaya katılan kadınların büyük bir bölümünün (% 59,7) şiddeti “fiziksel
99
şiddet” olarak tanımladıkları ve ekonomik yetersizliğin (% 58,8) aile içi şiddeti artıran
en önemli neden olduğunu ifade ettikleri belirlenmiştir.
Yanıkkerem ve Saruhan’ın (2005) yaptıkları araştırma, 15 ve 49 yaş arasındaki
kadınların aile içi şiddete ilişkin görüşlerini belirlemek ve şiddete maruz kalma
durumlarını incelemek amacıyla gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın örneklemi, Evka-4
Sağlık Ocağı Bölgesi’nde yaşayan 15-49 yaşlarında evli 3218 kadından 345 kadın
seçilerek oluşturulmuştur. Verilerin toplanmasında araştırmacı tarafından geliştirilen
anket formu ve kadına yönelik aile içi şiddeti belirleme ölçeği kullanılmıştır.
Araştırmanın sonucunda, kadınların % 35.07’sinin eşleri tarafından dövüldüğü,
%12.47’sinin fiziksel şiddet nedeniyle yaralandığı, % 19.23’ü gebelik döneminde eşi
tarafından fiziksel şiddete maruz kaldığı, % 40.58’i eşi tarafından cinsel ilişkiye
zorlandığını ifade etmiştir. Bununla birlikte, yüksekokul mezunu kadınların tüm şiddet
faktörlerinde diğer kadınlara oranla daha düşük puan aldığı belirlenmiştir. Buna
ilâveten, 15 yaşın altında evlenen, imam nikahlı, sosyal güvencesi olmayan ve düşük
gelirli kadınların diğerlerine oranla daha fazla şiddete maruz kaldıkları ortaya çıkmıştır.
Ayrıca, erkeklerde eğitim düzeyi artıkça eşlerine uyguladıkları şiddetin azaldığı, bunun
aksine her gün alkol kullanan erkeklerin eşlerine daha fazla şiddet uyguladıkları
belirlenmiştir. Bununla birlikte, şiddete maruz kalan kadınlarda yemek alışkanlıklarında
düzensizlikler, uyku bozuklukları, adet düzensizliği, halsizlik, güçsüzlük ve cinsel istek
azlığının yüksek düzeyde görüldüğü araştırmanın diğer sonuçları arasındadır.
Çetiner (2006) tarafından yapılan araştırmada, Ankara’da kadın ve gençlerle
ilgili çalışmalar yürüten Çağdaş Kadın ve Gençlik Vakfı’na ve şiddete maruz kalan
kadınlara hukuk danışmanlığı hizmeti veren Ankara Barosu Kadın Danışma Merkezi’ne
100
aile içi şiddet nedeniyle başvuran kadınların intihar olasılığı ve cinsel yaşamları
incelenmiştir. Elde edilen veriler aynı kurumlara farklı nedenlerle başvuran şiddete
maruz kalmayan kadınlar ve bu kurumlarda çalışan kadınlardan oluşan kontrol grubuyla
karşılaştırılmıştır. Araştırma kapsamına eşi tarafından şiddet gören 60 kadın ve kontrol
grubu olarak şiddete maruz kalmayan 32 kadın olmak üzere toplam 92 katılımcı dahil
edilmiştir. Kadınların intihar olasılığı düzeylerini ölçmek amacıyla “İntihar Olasılığı
Ölçeği” ve cinsel sorun düzeylerini ölçmek için ise “Golombock-Rust Cinsel Doyum
Ölçeği” kullanılmıştır. Kadınlarla ilgili demografik özellikler ve aile içi şiddete ilişkin
bilgiler araştırmacı tarafından oluşturulan “Kişisel Bilgi Formu” ile elde edilmiştir.
Araştırmanın sonucunda, demografik özelliklerin şiddete maruz kalma üzerinde
etkisinin olmadığı bulunmuştur. Şiddet uygulayan erkeklerin özelliklerine bakıldığında
ise her yaştan, eğitim durumundan ve meslekten erkeklerin şiddet uygulayabildiği
görülmüştür. Buna ilâveten, şiddete maruz kalan kadınların intihar olasılığı ve cinsel
sorun düzeyleri şiddete maruz kalmayan kadınlara göre daha yüksek bulunmuştur.
Ayrıca şiddetin cinsellikte sıklıkla yaşanması; iletişim ve doyumu olumsuz yönde
etkilediği ve bu kadınların vajinusmus, anorgasmi gibi cinsel sorunları şiddete maruz
kalmayan kadınlara göre daha fazla yaşadıkları belirlenmiştir.
Işıloğlu’nun (2006) yaptığı araştırmada, anksiyete ve depresyon tanısıyla
poliklinikten izlenen evli kadınların evlilik yaşamlarında şiddetin varlığı, hastaların
sosyodemografik özellikleri, eş uyumu ve hastalıklarının şiddeti karşılaştırılmıştır.
Araştırma kapsamında, Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi psikiyatri
polikliniklerine yeni başvuran ve anksiyete ya da depresyon tanısı ile izleme alınan 100
evli kadına, sosyodemografik form, aile içi şiddet formu, Hamilton depresyon ve
101
anksiyete formları ile çift uyum ölçeği uygulanarak elde edilen veriler karşılaştırılmıştır.
Araştırma sonucunda, aile içi şiddet ile ilgili olarak düşük sosyo-ekonomik düzey, ikinci
derecede akraba yanında yetişmiş olma, yetişilen ortamda fiziksel ve sözel şiddete
maruz kalma, sosyal yaşamdan memnun olmama, evlilik öncesi flört etmeme, aile
baskısı ile karşıdaki kişiyi tanımadan evlenme, eşin ailesiyle sorun yaşama, eşin alkol
ve madde bağımlısı olması, eşin psikiyatrik hastalık öyküsünün olması ve evliliğinden
memnun olmama şiddeti artıran faktörler olarak belirlenmiştir. Buna ilâveten, şiddeti
artıran sebeplerin çift uyumunu bozarak kişinin anksiyete ve anksiyeteye bağlı
hastalıklar ile majör depresyon eğilimini de artırdığı; bu durumların ise eşler arası
çatışmaları artırarak şiddeti ve çiftlerin uyum bozukluğunu derinleştirdiği tespit
edilmiştir.
Karataş, Derebent, Yüzer, Yiğit ve Özcan’ın (2006) yaptıkları araştırma,
Mersin’de Hüseyin Dağlı Sağlık Ocağı’nın hizmet verdiği Çiftlikköy beldesinde
gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın evrenini Hüseyin Dağlı Sağlık Ocağı’nın hizmet
verdiği bölgede oturan evli kadınlar, örneklemini ise Mersin Üniversitesi Sağlık
Yüksekokulu Hemşirelik Bölümü öğrencilerinin saha uygulamasında ev ziyareti
yaptıkları evli ve araştırmaya katılmayı kabul eden 265 kadın oluşturmuştur. Veriler,
araştırmacılar tarafından geliştirilen anket formuyla toplanmıştır. Araştırmanın
sonucunda, kadınların % 69.4’ünün şiddeti “dayak” olarak tanımladıkları ve %
32.2’sinin kadınların güçsüz oldukları için şiddete maruz kaldıklarını düşündükleri
belirlenmiştir. Ayrıca, kadınların % 60’ı çevrelerindeki ailelerde aile içi şiddet olduğunu
belirtirken, kendi ailesinde şiddet olduğunu söyleyenler % 35.1 olarak bulunmuştur.
Ailesinde şiddet olduğunu belirten kadınların en fazla 25-34 yaş grubunda (% 44.8),
102
okur-yazar ve okur yazar olmayan (% 37), geniş ailede yaşayan (% 50), evlilik süresi
14-17 yıl arası olan (% 48.6) ve istemeden görücü usulü ile evlenen kadınlar (% 56.8)
olduğu ortaya çıkmıştır.
Vahip ve Doğanavşargil’in (2006) yaptıkları araştırmada, psikiyatri hastaları
arasında yaşam boyu eşi tarafından fiziksel şiddete maruz kalma, kendi çocukluğunda
fiziksel şiddete maruz kalma, çocuğuna fiziksel şiddet uygulama yaygınlığı ve bunlar
arasındaki
ilişkiyi
saptamak
amaçlanmıştır.
Araştırma
kapsamında,
psikiyatri
polikliniğine başvuran 100 evli kadına SCID-I (Structured Clinical İnterview for DSMIV) uygulanmış ve aile içi fiziksel şiddet üç kuşak için ayrıntılı olarak klinik görüşme
yoluyla araştırılmıştır. Fiziksel şiddet saptanan ve saptanmayan gruplar klinik,
sosyodemografik ve aile yapısı özellikleri bakımından karşılaştırılmıştır. Araştırmanın
sonucunda, kadınların % 63’ünün çocukluğunda, % 62’sinin evliliğinde en az bir kez
fiziksel şiddet gördüğü ve % 51’inin çocuğuna fiziksel şiddet uyguladığı ortaya
çıkmıştır. Eş şiddeti gören ve görmeyen kadınlar arasında eğitim düzeyi, meslek, ailenin
geliri, evlenme yaşı, evlilik biçimi ve çocuklukta şiddet görüp görmeme bakımından
anlamlı düzeyde bir fark bulunmamıştır. Ayrıca eşin alkol kullanması, kayınvalide ile
aynı evde yaşamanın eş şiddetine maruz kalma riskini anlamlı derecede artırdığı
saptanmıştır. Bununla birlikte, çocuklukta şiddet öyküsü ve eşinden şiddet görme ile
çocuğuna şiddet uygulama arasında anlamlı bir ilişkinin olduğu ortaya çıkmıştır.
Hıdıroğlu, Topuzoğlu, Ay ve Karavuş’un (2006) yaptıkları araştırma,
İstanbul’da bir sağlık ocağına başvuran kadınlarda aile içi şiddete maruz kalma ve
çocuklarına fiziksel şiddet uygulama sıklıkları ile şiddetin varlığını etkileyen faktörleri
ortaya koymayı amaçlamıştır. Veriler, Dudullu Sağlık Ocağına başvuran 146 kadına
103
yüzyüze anket uygulanması yoluyla toplanmıştır. Çalışmaya katılan kadınların % 40.4’ü
kocaları tarafından fiziksel şiddete maruz kaldıklarını belirtmişlerdir. Katılımcıların
%76.7’si çocuklarına fiziksel şiddet uyguladıklarını ifade etmişlerdir. Çok değişkenli
analizlerde; evlilik süresinin artması, kadının eşinden gördüğü şiddeti onaylıyor olması
ve kadının küçükken ebeveynleri tarafından şiddete maruz kalmış olmasının kadının eşi
tarafından şiddete maruz kalmasının artırıcı faktörler olarak belirlenmiştir. Buna
ilaveten, çocuk sayısı ve eşin kadına şiddet uyguluyor olması da kadının çocuğuna
şiddet uygulamasını etkileyen faktörler olarak bulunmuştur.
Vahip ve Doğanavşargil’in (2007) yaptıkları araştırmanın örneklemini Ege
Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Polikliniği’ne ilk kez başvuran 100 evli kadın hasta
oluşturmuştur. Öncelikle denekler tek başlarına bir odaya alınmış ve kendilerinden
“Aile içi Şiddet Anket”ini doldurmaları istenmiş, daha sonra da klinik görüşmeye
alınmışlardır. Klinik görüşme sırasında deneklere, SCID-I ve Aile İçi Şiddet İçin Yarı
Yapılandırılmış Klinik Görüşme uygulanmıştır. Klinik görüşmede aile içi şiddetin
yaşam boyu prevalansı % 62; ankette ise % 51 olarak bildirilmiş ve iki yöntem
arasındaki fark istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur. Araştırmada, aile içi şiddetin en
iyi klinik görüşme ile saptanabileceği sonucuna ulaşılmıştır.
Altınay ve Arat’ın (2008) yaptıkları araştırmada, Türkiye’de kadına yönelik
şiddetin nasıl tanımlandığı, nasıl algılandığı ve gerek sivil toplum gerekse devlet
düzeyinde ne tür mücadele yöntemleri geliştirildiği incelenmiştir. Araştırmanın
niteliksel bölümünde, 27 ilden yaklaşık 50 kadın kuruluşundan 150’ye yakın kadınla
görüşme yapılmıştır. Bu görüşmeler aracılığıyla kadın kuruluşlarının ve devletin kadına
yönelik şiddeti kavramlaştırmaları sağlanmış ve mücadelelerin zaman içindeki
104
gelişiminin ve elde edilen sonuçların incelenerek bu deneyimlerin güçlü ve zayıf yönleri
değerlendirilmiştir. Araştırmanın niceliksel ayağında ise toplam 1800 evli kadınla 56 ile
dağılmış yerleşim yerinde (il, ilçe ve köy) yürütülen alan araştırmasında, kadınların
eşleri tarafından yaşadıkları şiddetle ilgili deneyimleri ve görüşlerinin tespit edilmesi
hedeflenmiştir. Araştırmanın sonuçları; şiddet deneyimi, kadın-erkek ilişkileri, şiddet ve
şiddetle mücadeleye dair görüşler, kadın örgütleri ve şiddetle mücadele olarak dört
bölüme ayrılmıştır. Bu sonuçlar aşağıdaki gibidir:
Şiddet Deneyimine İlişkin Görüşler
 Her üç kadından biri eşinden dayak yediğini ifade etmektedir.
 Eşinden dayak yiyen kadınların yarısı bu durumdan daha önce kimseye
bahsetmediklerini belirtmiştir.
 Yükseköğrenim görmüş altı erkekten biri eşine fiziksel şiddet uygulamaktadır.
 Kadınların aileye kocalarından daha çok gelir getirmesi, dayak riskini en az iki
misli artırmakta, bu durumda olan her üç kadından ikisi fiziksel şiddete maruz
kalmaktadır.
 Çocukken tanık olunan veya maruz kalınan şiddetin, erkeklerin şiddet uygulama
olasılığını, kadınların da şiddete maruz kalma olasılığını iki kat artırdığı
gözlenmektedir.
 Kendileri tanışıp anlaşarak ailelerinin onayıyla evlenenlerin % 28’i, görücü
usulüyle evlenenlerin % 37’si en az bir kez fiziksel şiddete maruz kalırken, bu
oran kendileri tanışıp anlaşarak, ancak ailelerinin onayını almadan evlenenlerde
% 49’a çıkmaktadır.
105
 Öğrenim düzeyi arttıkça fiziksel şiddet gördüğünü söyleyen kadınların sayısı
azalmaktadır. Okuma yazma bilmeyen kadınlar arasında en az bir kez dayak
yediğini söyleyenlerin oranı % 43 iken, yüksek öğrenim görmüş kadınlar
arasında bu oran % 12’dir. Ancak bu rakamları yorumlarken yüksek öğrenim
görenlerin yaşadıkları şiddeti paylaşmak konusunda daha ketum davranıyor
olabilecekleri dikkate alınmalıdır.
 Alışverişe çıkmaktan aileleriyle görüşmeye kadar kadınların attıkları her adım
kocanın iznine tabi görünmektedir: Her 10 kadından yalnızca biri başka bir
şehre/köye eşinden izin almadan gidebilmekte, üçü eşinden izin alma ihtiyacı
duymadan ailesini ziyaret edebilmekte veya alışverişe/çarşıya gidebilmekte,
dördü eşinin iznine tabi olmadan komşu/arkadaş ziyareti yapabilmektedir.
 Türkiye’deki kadınların yarıya yakını Medeni Kanun’da yeniden düzenlenen
mal rejiminden habersizdir. Görüşülen kadınların % 43’ü 4320 sayılı Ailenin
Korunmasına Dair Kanun’dan haberdar değildir.
 “Doğulu kadın daha çok eziliyor” görüşünü bu araştırmanın bulguları
doğrulamamaktadır. Ancak Doğu bölgeleriyle Orta/Batı bölgeleri arasında çok
çarpıcı eğitim ve gelir eşitsizlikleri olduğu gözlemlenmiştir. Türkiye’nin Orta ve
Batı’sında okuryazar olmayan kadınların oranı % 15,5 iken, bu oran Doğu’da
neredeyse üç misline çıkarak % 41, 9’a ulaşmaktadır. Doğu’daki ortaokul-lise ve
üniversite okumuş kadınların oranı da Türkiye’nin kalanının üçte biri kadardır
(Doğu % 10,6; Orta/Batı % 28,8).
106
Kadın-Erkek İlişkileri, Şiddet ve Şiddetle Mücadeleye Dair Görüşler:
 Ev işlerinin eşler arasında eşit paylaşılması gerektiğini düşünenlerin oranı % 80,
kadınların ev dışında istedikleri işte çalışabilmeleri gerektiği görüşüne
katılanların oranı % 87, kadınların ellerindeki parayı kendi tercihleri
doğrultusunda harcayabilmeleri gerektiğini savunanların oranı % 84’tür.
Kadınların hemen hepsi (% 97) “kız çocukları en az sekiz yıl okula
gönderilmeli” görüşüne katıldıklarını belirtmişlerdir.
 10 kadından 9’una göre “Haklı görülebilecek dayak yoktur”.
 Kadınların % 70 ilâ % 85’i devletin erkekleri eğiterek, sığınma evleri açarak, bu
konuda çalışan kuruluşları destekleyerek, ağır cezalar vererek ve polisi eğiterek
erkeklerin eşlerine uyguladıkları şiddeti engelleyebileceğini düşünmekte, ancak
devletin bu sorumluluklarını yerine getirmediğini ifade etmektedir.
 Kadınların % 85’i Türkiye’deki sığınakların sayısının yeterli olmadığını
düşünmekte,
%
87’si
vergilerin
sığınak
açmak
için
kullanılmasını
onaylamaktadır.
 Kadınların % 92’si mahkemelerin şiddet uygulayan erkeklere ceza vermesini
istemektedirler.
 Bu veriler göstermektedir ki, kadınlar aile içi şiddeti “aile içinde” çözülmesi
gereken bir konu olarak değerlendirmemektedirler.
Kadın Örgütleri ve Şiddetle Mücadeleye İlişkin Görüşler:
 Yirmi yıl kadar önce dayağa karşı olmak radikal bir feminist görüşken, bugün
dayak yaygın bir biçimde kınanmakta, yasalarla cezalandırılmaktadır.
107
 Kadına yönelik şiddetle mücadele kadın örgütleri protesto eylemlerine
başladıkları 1980’lerden bu yana önemli başarılar elde etmiştir.
 Şiddetle mücadelenin yaygınlaşmasına ve bu konuda kamuoyu oluşmasına
yaptıkları katkıların yanı sıra 4320 sayılı kanunun çıkmasından Medeni Kanun
ve Ceza Kanunu’nun yeniden şekillenmesine kadar şiddetle mücadele yolunda
atılan pek çok önemli adımda kadın örgütlerinin önemli bir etkisi olmuştur.
 Temmuz 2006’da yayımlanan 26218 sayılı Başbakanlık Genelgesi devlet
kurumlarıyla kadın örgütleri arasında yaşanan en somut ve olumlu örneklerinden
biridir.
 Bazı kadın örgütleri aynı zamanda aile içindeki şiddeti dönüştürmeye odaklanan
başarılı çalışmalar yürütmektedirler. Bu çalışmaların başarılı olmalarında
aşağıdaki faktörler önemli rol oynamıştır:
o Bağımsız feminist bakış açısı,
o Etkin iletişim yöntemleri geliştirmeleri,
o Şiddet konusunda farkındalık yaratma becerileri,
o Kadınları güçlendirmeleri.
Tanrıverdi ve Şıpkın’ın (2008) yaptıkları araştırmanın örneklemini, Şubat 2006
– Mart 2007 tarihleri arasında Çanakkale il merkezindeki sağlık ocaklarına başvuran
366 kadın oluşturmuştur. Çalışmanın verileri araştırmacılar tarafından hazırlanan anket
formu ve yüz yüze görüşme yöntemiyle toplanmıştır. Elde edilen sonuçlara göre
kadınların % 80,9’u evliliği süresince en az bir kez eşi tarafından şiddet türlerinden
herhangi birine (% 68’i duygusal; % 56.8’i cinsel; % 47’si ekonomik ve % 43.4’ü
fiziksel) maruz kalmıştır. Buna göre kadınların en fazla duygusal şiddete maruz kaldığı
108
belirlenmiştir. Çalışmanın diğer bulgularına göre ilkokul mezunu olan kadınların
%55.3’ü eşi tarafından fiziksel; % 51.7’si duygusal, % 57’si ekonomik ve % 51.4’ünün
cinsel şiddete maruz kaldıkları ve bu grubun diğer gruplar arasında en yüksek oranda
şiddete maruz kalan grup olduğu saptanmıştır. Kadınların eğitim düzeyi fiziksel ve
ekonomik şiddet görme üzerinde etkili, ancak duygusal ve cinsel şiddet görme üzerinde
etkili bulunmamıştır.
Çivi, Kutlu ve Marakoğlu’nun (2008) yaptığı araştırmada, 15 Ocak – 15 Şubat
2005 tarihlerinde Konya’da tesadüfi yöntemle seçilen iki sağlık ocağına başvuran 405
kadınla, kadına yönelik şiddetin sıklığı ve şiddeti etkileyen faktörler incelenmiştir.
Araştırma sürecinde kadınlara sosyodemografik özellikleri ve şiddetle ilgili deneyimleri
sorulmuştur. Kadınların ortalama yaş değeri 32
(15-77) olarak bulunmuştur. Bu
kadınların 84’ünün (% 20.7) hayatı boyunca en az bir kez şiddete maruz kaldığı ve
ekonomik seviyenin düşük olmasının kadına yönelik şiddeti artırıcı anlamlı bir faktör
olduğu ortaya çıkmıştır. Araştırma sonucunda eşlerin ve annelerin eğitim düzeyinin
düşük olması ve kardeş sayısının fazlalığı kadına yönelik şiddet üzerinde etkili
bulunmuş, fakat kadının kendi eğitim düzeyi etkili bulunmamıştır. Bunlara ilâveten
şiddete maruz kalan kadınların yüksek oranda evlilikten umduğunu bulamama, intihar
düşüncesi, evi terk etme eğilimi ve kendini güvende hissetmeme gibi duygu ve
düşünceleri yaşadıkları araştırmanın sonuçları arasındadır.
T.C Başbakanlık Kadın Statüsü Genel Müdürlüğü, ICON Institute, Hacettepe
Üniversitesi Nüfus Etütleri Enstitüsü (HÜNEE) ve BNB Danışmanlık Ltd. Şirketi
ortaklığıyla yürütülen Türkiye’de Kadına Yönelik Aile içi Şiddet Araştırması’nın
(2008) sonuçları aşağıdaki gibidir:
109
 Ülke genelinde evlenmiş kadınların yaşamlarının herhangi bir döneminde eşleri
veya birlikte oldukları kişi(ler) tarafından % 39’u fiziksel şiddete, % 15’i cinsel
şiddete, % 42’si fiziksel veya cinsel şiddete, % 44’ü duygusal şiddete maruz
kalmışlardır.
 Kadınların % 23’ü eşlerinin veya birlikte oldukları kişinin/kişilerin, kendisinin
çalışmasına engel olduğunu ya da işten ayrılmasına neden olduğunu
belirtmişlerdir.
 Fiziksel şiddete maruz kalan kadınlar genellikle bu şiddeti ağır derecede
yaşamışlardır.
 Kadınların eşlerinden veya birlikte oldukları kişi/kişilerden maruz kaldıkları
fiziksel şiddetin yaygınlığı kentsel ve kırsal yerleşim yerlerine göre önemli bir
farklılık göstermez, iken bölgeler arasında bu fark belirgindir. Bazı bölgelerde
şiddete maruz kalma oranı, ülke ortalamasından fazladır. Kuzeydoğu Anadolu
ve Orta Anadolu’da yaşayan kadınların yarısı fiziksel şiddete maruz kalmıştır.
 Lise ve üzeri eğitim almış her 10 kadından 3’ü eşinden veya birlikte olduğu
kişi/kişilerden fiziksel veya cinsel şiddete maruz kalmıştır.
 Evli veya bekar tüm kadınlar 15 yaşından itibaren, yakın ilişkide oldukları
erkekler dışında kendi aileleri, eşlerinin aileleri, akrabaları, okuldan kişiler,
işyerinden tanıdıkları ve tanımadıkları kişiler tarafından fiziksel veya cinsel
şiddete maruz kalmaktadır.
 Kadınların eşleri ya da yakın ilişkide oldukları erkeklerden gördükleri fiziksel
veya cinsel şiddet ailelerinden, akrabalarından ya da tanımadıkları kişilerden
yaşadıkları şiddetten daha yaygındır.
110
 Kadınların büyük çoğunluğu erkeklerin bazı durumlarda eşlerini dövebileceği
görüşünü desteklememektedir.
 Fiziksel veya cinsel şiddete maruz kalmış kadınların dörtte biri yaşadıkları şiddet
sonucunda yaralandıklarını belirtmişlerdir.
 Her 10 kadından biri gebeliği sırasında fiziksel şiddete maruz kalmıştır.
 Eşleri veya birlikte oldukları kişi/kişiler tarafından fiziksel veya cinsel şiddete
maruz kalan kadınlar arasında genel sağlık sorunları, hiç şiddet yaşamayan
kadınlara göre daha yaygındır.
 Eşleri veya birlikte oldukları kişi/kişiler tarafından fiziksel veya cinsel şiddete
maruz kalan kadınların üçte biri yaşamının herhangi bir döneminde hayatına son
vermeyi düşündüklerini belirtmişlerdir.
 Kadınlar, yaşadıkları şiddetin iki önemli nedeni olarak erkeğin ailesiyle yaşanan
sorunları ve maddi sıkıntıyı belirtmiştir.
 Kadınların yaklaşık yarısı yaşadıkları fiziksel veya cinsel şiddeti kimseye
anlatmamıştır.
 Eşleri veya birlikte oldukları kişi/kişiler tarafından fiziksel veya cinsel şiddete
maruz kalan kadınların nerdeyse tamamı resmi kurumlara veya sivil toplum
kuruluşlarına başvurmadıklarını belirtmişlerdir.
Damka’nın (2009) yaptığı araştırmanın amacı, sığınma evlerinde kalan şiddet
mağduru kadınlarda travma sonrası stres bozukluğu, travmaya bağlı suçluluk, anksiyete
duyarlığı ile psikolojik belirtiler arasında ilişlilerin incelenmesi olup, bu amaç
doğrultusunda 106 şiddet mağduru kadın araştırmanın örneklemine dahil edilmiştir.
111
Araştırmada veri toplama aracı olarak Olayların Etkisi Ölçeği (OEÖ), Travmaya Bağlı
Suçluluk Ölçeği (TBSÖ), Kaygı Duyarlığı İndeksi (KDİ) ve Kısa Semptom Envanteri
(KSE) kullanılmıştır. Araştırmada, şiddet mağduru kadınların maruz kaldıkları şiddet
türüne göre değerlendirilmesi için tek yönlü varyans analizi (ANOVA) uygulanmıştır.
Analiz sonuçları, şiddet türüne göre, travma sonrası stres bozukluğu, travmaya bağlı
suçluluk, anksiyete duyarlığı ve belirti düzeylerinin anlamlı olarak farklılaştığını ortaya
koymuştur. Şiddet mağduru kadınların maruz kaldıkları şiddet sıklığıyla ilgili ölçek
puanları ile intihar girişimleriyle ilgili ölçek puanları arası farklar t-testi ile analiz
edilmiş ve şiddet sıklığına göre söz konusu ölçek puanlarının farklılaşmadığı;
bulunmuştur. Anksiyete duyarlığı ve travmaya bağlı suçluluk puanlarının intihar
girişiminin olup olmamasına göre de anlamlı düzeyde farklılaşmadığı, travma sonrası
stres bozukluğu, belirti toplamı, depresyon, anksiyete, hostilite, olumsuz benlik,
somatizayon puanlarına göre ise farklılaştığı saptanmıştır. Travma sonrası stres
bozukluğu, travmaya bağlı suçluluk ve anksiyete duyarlığı puanlarının, Kısa Semptom
Envanteri ve alt ölçekleri ile ilişkisini araştırmak amacıyla çoklu regresyon analizi
yapılmış ve analiz sonuçlarına göre ilgili ölçek puanlarının belirti toplamı ile
Depresyon, Hostilite, Somatizasyon, Olumsuz Benlik ve Anksiyete alt ölçek puanlarını
yordadığı belirlenmiştir.
Tortamış’ın (2009) yaptığı araştırmada, sığınma evinde kalan kadınlarda yaşam
boyu şiddete maruz kalma durumu ve yaşanan şiddete ilişkin özellikleri saptamak ve
şiddet öyküsü açısından TSSB tanısı, benlik saygısı ve beden algısı düzeyleri
incelenmiştir. Araştırmanın örneklemini, Mor Çatı Kadın Sığınağı Vakfı, SHÇEK
Kadın Konukevi, Eyüp Küçükçekmece ve Kadıköy Belediyelerine bağlı kadın
112
konukevlerinde kalan 75 kadın oluşturmuştur. Veriler, Travma Sonrası Tanı Ölçeği
(TSTÖ), Coopersmith Benlik Saygısı Envantateri, Vücut Algısı Ölçeği (VAÖ) ve Bilgi
Formu ile elde edilmiştir. Araştırma sonucunda örneklemi oluşturan kadınların %
68’inin TSSB tanısını karşıladığı ortaya çıkmıştır. Yaşam boyu şiddet öyküsü açısından
olası TSSB tanısı değerlendirildiğinde, duygusal, fiziksel ve cinsel şiddet yaşayan
kadınların olası TSSB tanısını karşılama oranı sadece duygusal ve fiziksel şiddet
yaşayanlara göre anlamlı düzeyde yüksek bulunmuştur. Buna ilâveten, duygusal,
fiziksel ve cinsel şiddet yaşayan kadınların benlik saygısı ve beden algısı düzeylerinin
de sadece fiziksel ve duygusal şiddet yaşayanlara göre anlamlı düzeyde düşük olduğu
görülmüştür.
Görüldüğü gibi bu derece önemli ve yaygın bir sorun olmasına karşın
Türkiye’de kadına yönelik şiddet üzerine yapılmış yeterli sayıda araştırma olmadığı
gözlenmiştir (Dişçigil, 2003). Batı toplumlarında bu konuyla ilgili bilimsel çalışmalar
son 50 yılı kapsarken, ülkemizde ancak son 20 yıldır bu konuyla ilgili çalışmalar
bulunmaktadır (Vatandaş, 2003; akt. Dişsiz ve Şahin, 2008). Bununla birlikte, aile içi
şiddet konusunda yapılan bu araştırmaların, ağırlıklı olarak aile içi şiddetin nedenleri,
türleri, yaygınlığı, kadın üzerindeki fiziksel ve psikolojik etkileri konuları üzerinde
yoğunlaştığı gözlenmiştir.
113
2.1.6.2 Kadına Yönelik Aile İçi Şiddet ve Stresle Başa Çıkma Tarzları ile İlgili
Bazı Araştırmalar
Daha öncede ifade edildiği gibi, ülkemizde aile içi şiddet konusundaki
araştırmaların büyük çoğunluğu aile içi şiddetin nedenleri, türleri, yaygınlığı, fiziksel ve
psikolojik etkileri konuları üzerinde yoğunlaşmıştır. Oysa ki, şiddete maruz kalmış olan
kadın yaşadığı şiddeti sonlandırmak ve şiddet nedeniyle yaşadığı olumsuz etkilerin
üstesinden gelmek için çeşitli başa çıkma yolları kullanır (Waldrop ve Resick, 2004).
Ancak kadınların yaşadıkları şiddet karşısında kullandıkları başa çıkma yollarını
inceleyen araştırmalar çok sınırlıdır (Erdoğan, Aktaş ve Bayram, 2009). Ülkemizde bu
konuda yapılmış sadece iki tane araştırmaya ulaşılmıştır.
Aşağıda “kadına yönelik aile içi şiddet” ve “stresle başa çıkma tarzları”
arasındaki ilişkiyi inceleyen yurt içinde yapılmış bu araştırmalara kronolojik bir sıra ile
yer verilmiştir.
Okutan’ın (2007) yaptığı araştırmada, şiddet deneyimi olan kadınların şiddetin
nedenlerini algılayış biçimleri, şiddetle başa çıkma stratejileri, şiddete eşlik eden kişisel,
ailesel ve çevresel koşullar ve şiddetin kadın sağlığına etkileri incelenmiştir. Araştırma
niteliksel yaklaşımla gerçekleştirilmiş ve araştırma kapsamında eşi tarafından şiddete
maruz kalmış olan 15 kadınla derinlemesine görüşmeler yapılmıştır. Yapılan
görüşmeler sonucunda, kadınların hem fiziksel hem de psikolojik şiddete maruz
kaldıkları ve psikolojik şiddetin kendilerini en az fiziksel şiddet kadar olumsuz yönde
etkilediği belirlenmiştir. Kadınlar maruz kaldıkları şiddetin nedenlerini; ekonomik
sorunlar, erkeğin iş yaşamındaki stresi, ruhsal sorunları ve çocuklukta maruz kaldıkları
114
veya şahit oldukları şiddet, erkeğin ailesinin etkisi ve kendine güvensizliği olarak
açıklamışlardır. Kadınların maruz kaldıkları şiddet karşısındaki en sık gösterdikleri
tepkinin sessiz kalmak olduğu ve şiddetle başa çıkmayı en çok zorlaştıran faktörün,
toplumun boşanmış kadına karşı olan tutumu olarak görüldüğü araştırmanın sonuçları
arasındadır.
Erdoğan, Aktaş ve Bayram’ın (2009) yaptıkları niteliksel çalışmada, sığınma
evinde kalan 15 kadınla derinlemesine görüşmeler yapılmıştır. Araştırmanın sonucunda,
şiddete maruz kalan kadınların şiddetle başa çıkabilmek için problem odaklı
yaklaşımlardan en fazla yüzleşme, uzaklaşma ve aile desteğini; duygu odaklı
yaklaşımlardan ise en fazla sabır, boyun eğme/kadercilik ve dini desteği kullandıkları
ortaya çıkmıştır.
2.1.6.3 Stresle Başa Çıkma Tarzları ve Başa Çıkma Özyeterliği / Özyeterlik ile
İlgili Bazı Araştırmalar
Vardarlı’ya (2005) göre ülkemizde özyeterliğin ağırlıklı olarak eğitim ve sağlık
bilimleri alanlarında yapılan araştırmalarda incelendiği göze çarpmaktadır. Eğitim
bilimleri alanında konu ile ilgili yapılan araştırmaların çoğunluğunun sınıf öğretmenleri,
ilköğretim öğrencileri ve üniversite öğrencileri üzerinde yürütüldüğü ve araştırmalarda
mesleki özyeterlik, sosyal özyeterlik ile öğretmenlerin sınıf yönetimi özyeterliklerine ait
özelliklerinin belirlenmesinin ön planda tutulduğu gözlenmiştir. Ancak başa çıkma
özyeterliği konusunda sadece bir tek araştırmanın yapılmış olduğu dikkati çekmektedir.
115
Aşağıda “başa çıkma özyeterliği”, “özyeterlik ve stresle başa çıkma tarzları”
arasındaki ilişkiyi inceleyen yurt içinde yapılmış bazı araştırmalar kronolojik bir sıra ile
özetlenmiştir.
Ülkemizde, başa çıkma özyeterliğini konu alan tek araştırma Sümer, Karancı,
Berument ve Güneş (2005) tarafından yapılmıştır. Bu araştırmada, 1999 Marmara
depremini yaşayan depremzedelerin kişisel güç kaynaklarının (benlik saygısı, iyimserlik
ve algılanan kontrol), deprem yaşantısının şiddetinin (yakınların kaybı, maddi kayıplar
ve algılanan tehdit) ve başa çıkma özyeterliğinin genel stres (general distress), yeniden
yaşama (intrusion) ve kaçınma (avoidance) semptomları üzerindeki yordayıcı etkisi
incelenmiştir. Araştırmanın örneklemini 336 depremzede oluşturmuştur. Araştırmanın
sonucunda; kişisel güç kaynakları, deprem yaşantısının şiddeti, başa çıkma özyeterliği
ve cinsiyetin (kadınların erkeklere göre genel stres düzeylerinin daha yüksek olduğu ve
depremi yeniden yaşama semptomlarını daha fazla yaşadıkları belirlenmiştir) yeniden
yaşama ve kaçınma semptomları üzerinde doğrudan etkisinin olduğu ortaya konmuştur.
Bununla birlikte, kişisel güç kaynakları yüksek olan bireylerin başa çıkma
özyeterliklerinin de yüksek, bunun aksine kaçınma ve genel stres düzeylerinin düşük
olduğu belirlenmiştir.
Kesgin ve Olgun (2006) tarafından yapılan araştırma, 01-31 Mayıs 2005 tarihleri
arasında Ege Üniversitesi Atatürk Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksekokulu’nda 112
öğrenci üzerinde gerçekleştirilmiştir. Araştırma kapsamında veri toplamak amacıyla
Kişisel Bilgi Formu, Başa Çıkma Stratejisi Ölçeği (BÇSÖ) ve Öz-etkililik-yeterlilik
Ölçeği (ÖEYÖ) kullanılmıştır. Araştırmaya katılan öğrencilerin yaş ortalamasının
21.55, ekonomik durumunun orta düzeyde olduğu; % 44.9’unun yurtta kaldığı, %
116
84.6’sının stresle ilgili herhangi bir toplantıya katılmadığı ortaya konmuştur.
Araştırmanın sonuçları, ÖEYÖ’nün tüm alt boyutlarından (davranışa başlama, davranışı
sürdürme, davranışı tamamlama, engellerle mücadele) alınan puanlar ile BÇSÖ’nin
problem çözme ve kaçınma alt boyutlarından alınan puanlar (sosyal destek arama hariç)
arasında pozitif yönde korelasyon olduğu belirlenmiştir.
Çavuş (2009) tarafından yapılan araştırmanın amacı, bireyde özyeterlik
inancının oluşumunda sosyal desteğin etkisini belirlemektir. Araştırma, Osmaniye
Meslek Yüksekokulu’nda öğrenim gören 140 öğrenci üzerinde yapılmıştır. Araştırma
kapsamında sosyal desteğin ölçülmesinde, Çok Boyutlu Algılanan Sosyal Destek Ölçeği
(MSPSS), özyeterlik inancının değerlendirilmesinde ise Genel Özyeterlik Ölçeği (GÖÖ)
kullanılmıştır. Araştırmanın sonucunda, özyeterlik inancında algılanan sosyal desteğin
pozitif olarak etkili olduğu ortaya konmuştur. Buna ilâveten, algılanan aile desteğinin
özyeterlikte önemli etken olduğu, arkadaş desteğinin ikinci derecede etkili olduğu ve
diğer önemli kişilerin desteğinin ise üçüncü derecede etkili olduğu belirlenmiştir.
Görüldüğü gibi, ülkemizde başa çıkma özyeterliği ve başa çıkma özyeterliğinin
stresle başa çıkma tarzlarıyla birlikte ele alındığı bir tek araştırma olması dikkat
çekicidir. Ayrıca, özyeterliğin stresle başa çıkma tarzlarıyla ilişkisini inceleyen iki
araştırmaya ulaşılması bu konuda yeterli araştırma olmadığını göstermektedir. Özellikle
terörist saldırılar, kazalar, deprem, sel gibi doğal afetler ve şiddetin sıklıkla yaşandığı
ülkemizde başa çıkma özyeterliği ve stresle başa çıkma tarzları konularına yeterince
odaklanılmamasının önemli bir bilgi boşluğu yarattığı söylenebilir. Gececekte yapılacak
araştırmalarda, bu konulara odaklanılmasının aile içi şiddet ve diğer travmalara ilişkin
literatüre farklı bir boyut getireceği düşünülmektedir.
BÖLÜM III
3.1 YÖNTEM
Bu bölümde, araştırmanın modeli, evren ve örneklem ile araştırmada kullanılan
veri toplama araçları, verilerin toplanmasında izlenen yol ve verilerin analizinde
uygulanan istatistiksel teknikler hakkında bilgi verilmiştir.
3.1.1 Araştırma Modeli
Bu araştırmada, aile içi şiddete maruz kalan kadınların aile içi şiddetle başa
çıkma özyeterliği düzeylerini yordamak amacıyla ilişkisel tarama modeli kullanılmıştır.
Tarama modelleri, geçmişte ya da halen var olan bir durumu var olduğu şekliyle
betimlemeyi amaçlayan araştırma modelleridir. Araştırmaya konu olan birey ya da
nesne kendi koşulları içinde ve olduğu gibi tanımlanmaya çalışılır. Onları herhangi bir
şekilde değiştirme ve etkileme çabası gösterilmez. Bilinmek istenen şey vardır ve
oradadır. Önemli olan, onu uygun bir biçimde “gözleyip” belirleyebilmektir. Tarama
modellerinden ilişkisel tarama modelleri ise iki veya daha çok sayıda değişken arasında
birlikte değişim varlığını ve/veya derecesini belirlemeyi amaçlayan araştırma
modelleridir. İlişki aramalardaki betimlemeler (özelliklerin değerlerini belirleme işi) var
olanın belli standartlara uyan ölçülerini bulmaya çalışmaktan çok birey, nesne vb.
durumlar arası ayrımların belirlenebilmesi amacına dönüktür. Tarama yolu ile bulunan
ilişkiler, gerçek bir neden-sonuç ilişkisi olarak yorumlanamaz; ancak o yönde bazı
118
ipuçları vererek, bir değişkendeki durumun bilinmesi halinde ötekinin kestirilmesinde
yararlı sonuçlar verebilir (Karasar, 2007)
3.1.2 Evren ve Örneklem
Araştırmanın evrenini ve örneklemini belirlemek amacıyla ilk olarak Türkiye’de
son altı ay içinde şiddet gören kadınların oranı araştırılmıştır. T.C Başbakanlık Kadının
Statüsü Genel Müdürlüğü tarafından gerçekleştirilen Türkiye’de aile içi şiddet
araştırması (2008) sonuçlarına göre kadınlarda son 12 ay içinde fiziksel şiddete maruz
kalma oranı % 9.9, cinsel şiddete maruz kalma oranı % 7, fiziksel ve/veya cinsel şiddete
maruz kalma oranı % 13.7, duygusal şiddete maruz kalma oranı ise % 24.7 olarak
belirlenmiştir. Örneklem büyüklüğünü saptamak için kitledeki birey sayısı bilinmediği
zaman başvurulan n= t2pq / d2 formülünden yararlanılmıştır. Formüldeki n, alınacak
birey sayısını; p, incelenen olayın görülüş sıklığını; t, belli bir anlamlılık düzeyinde t
tablosuna göre bulunan teorik değeri; d ise olayın sıklığına göre kabul edilen örnekleme
hatasını ifade etmektedir (Efe, 2000). Buna göre evreni temsil edecek örneklem sayısı
380 olarak belirlenmiştir.
Örneklem oluşturulurken seçkisiz olmayan örnekleme yöntemlerinden biri olan
amaçlı örnekleme
yönteminden
yararlanılmıştır.
Bu tip örnekleme
yöntemi,
derinlemesine araştırma yapabilmek amacıyla çalışmanın amacı bağlamında bilgi
açısından zengin durumların seçilmesine dayanmaktadır (Büyüköztürk, Çakmak,
Akgün, Karadeniz ve Demirel, 2010).
Araştırmanın verileri, Türkiye’de T.C Başbakanlık Sosyal Hizmetler Çocuk
Esirgeme Kurumu İl Sosyal Hizmetler Müdürlüklerine bağlı kadın konukevlerinde
119
kalan ve Gaziemir Belediyesi Kadın Danışma Merkezi, Konak Belediyesi Kadın
Danışma Merkezi, Aliağa Belediyesi Kadın Konukevi, İstanbul Kadıköy Belediyesi
Kadın Konukevi, İzmir Bayraklı İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü İmbat İlköğretim Okulu,
İzmir Karabağlar İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü’ne bağlı Emrullah Efendi İlköğretim
Okulu, İlkkurşun İlköğretim Okulu ve Ali Erentürk İlköğretim Okulu’nun Rehberlik ve
Psikolojik Danışmanlık Servisleri, İzmir Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri
Bölümü ve İzmir Psikolojik Danışma Merkezine son altı ay içinde aile içi şiddet
nedeniyle başvuran ve çalışmaya katılmaya gönüllü olan kadınlardan toplanmıştır.
Sonuç olarak araştırmanın örneklemini son altı ay içinde aile içi şiddetin herhangi bir
türüne veya birkaçına maruz kalan 328 kadın oluşturmaktadır.
Araştırmanın örneklemini oluşturan kadınların maruz kaldıkları şiddet türüne
göre sayısal dağılımı Tablo 3.1’de verilmiştir.
Tablo 3.1 Örneklemi Oluşturan Kadınların Maruz Kaldıkları Şiddet Türüne Göre
Sayısal Dağılımı
Şiddet Türü
f
%100
Fiziksel/Cinsel
194
59,1
Psikolojik
129
39,3
5
1,5
Cevapsız
Toplam
328
100,0
120
Örneklemi oluşturan kadınların maruz kaldıkları şiddet türleri incelendiğinde;
194 kadının fiziksel ve/veya cinsel şiddete maruz kaldığı; 129 kadının ise psikolojik
şiddete maruz kaldığı anlaşılmaktadır. Örneklemi oluşturan kadınların 5’i ise maruz
kaldığı şiddet türünü belirtmemiştir. Bu sonuçlara göre kadınların % 59’u fiziksel
ve/veya cinsel, % 39’unun ise psikolojik şiddete maruz kaldığı görülmektedir.
Örneklemi oluşturan kadınlar, maruz kaldıkları şiddetin nedenlerini sırasıyla,
eşin alkol-madde ve kumar bağımlılığı, ekonomik sorunlar, geçimsizlik, eşin fiziksel
veya psikolojik hastalığı, kıskançlık, diğer nedenler ve eşin yetiştirilme tarzı olarak
açıklamaktadırlar.
Araştırmanın örneklemini oluşturan kadınlara göre şiddete maruz kalma
nedenlerinin sayısal dağılımı Tablo 3.2’de verilmiştir.
Tablo 3.2 Örneklemi Oluşturan Kadınlara Göre Şiddete Maruz Kalma
Nedenlerinin Sayısal Dağılımı
Şiddet Nedenleri
f
%100
83
25,3
Ekonomik sorunlar
80
24,4
Geçimsizlik
55
16,8
Eşin fiziksel veya
37
11,3
Kıskançlık
19
5,8
Diğer
13
4,0
Eşin Yetiştirilme Tarzı
10
3,0
Cevapsız
31
9,5
Toplam
328
100,0
Eşin alkol, madde veya
kumar bağımlılığı
psikolojik hastalığı
121
Örneklemi
oluşturan
kadınlara
göre
şiddete
maruz
kalma
nedenleri
incelendiğinde; 83 kadının eşin alkol, madde veya kumar bağımlılığı, 80 kadının
ekonomik sorunlar, 55 kadının geçimsizlik, 37 kadının eşin fiziksel veya psikolojik
hastalığı, 19 kadının kıskançlık, 13 kadının diğer nedenler ve 10 kadının eşin
yetiştirilme tarzı olarak şiddete maruz kalma nedenini açıkladığı görülmektedir.
Örneklemi oluşturan kadınlardan 31’i ise şiddete maruz kalma nedenini belirtmemiştir.
Bu sonuçlara göre şiddete maruz kalma nedenlerini kadınların % 25’inin eşin alkol,
madde veya kumar bağımlılığı, % 24’ünün ekonomik, % 17’sinin geçimsizlik,
% 11’inin eşin fiziksel veya psikolojik hastalığı, % 6’sının kıskançlık, % 4’ünün diğer
nedenler, % 3’ünün ise eşin yetiştirilme tarzı olarak açıkladığı görülmektedir.
Örneklemin büyük bir bölümü şiddete maruz kalma nedenini eşin alkol-madde veya
kumar bağımlılığı olarak açıklamaktadır.
Araştırmanın örneklemini oluşturan kadınlara ilişkin diğer sosyo-demografik
bilgiler aşağıdaki tablolarda verilmiştir. Örneklemi oluşturan kadınların yaşlarına göre
sayısal dağılımı Tablo 3.3’de verilmiştir.
Tablo 3.3 Örneklemi Oluşturan Kadınların Yaşa Göre
Sayısal Dağılımı
Yaş
f
%100
20 yaşından küçük
34
10,4
20-40 yaş arası
220
67,1
40 yaşından büyük
74
22,6
Cevapsız
-
-
Toplam
328
100,0
122
Örneklemi oluşturan kadınların yaş grupları incelendiğinde; 34 kadının 20
yaşından küçük, 220 kadının 20-40 yaş arasında, 74 kadının ise 40 yaşından büyük
olduğu anlaşılmaktadır. Bu sonuçlar göz önünde bulundurulduğunda, kadınların %
10’unun 20 yaşından küçük, % 67’sinin 20-40 yaş arasında, % 23’ünün ise 40 yaşından
büyük olduğu görülmektedir. Örneklemin büyük bir bölümün 20-40 yaş arası aile içi
şiddete maruz kalan kadınlar oluşturmaktadır.
Örneklemi oluşturan kadınların doğum yerine göre sayısal dağılımı Tablo 3.4’de
verilmiştir.
Tablo 3.4 Örneklemi Oluşturan Kadınların Doğum Yerine Göre
Sayısal Dağılımı
Doğum Yeri
f
%100
145
44,2
Kasaba
90
27,4
Köy
90
27,4
Cevapsız
3
,9
Toplam
328
100,0
Şehir
Örneklemi oluşturan kadınların doğum yerleri incelendiğinde; 145 kadının
şehirde, 90 kadının kasabada, 90 kadının köyde doğduğu saptanmıştır. Örneklemi
oluşturan kadınlardan üçü ise doğum yerini belirtmemiştir. Bu sonuçlara göre kadınların
% 44’ünün şehirde, % 27’sinin kasabada, % 27’sinin köyde doğduğu görülmektedir.
123
Örneklemin büyük bir bölümü şehirde doğmuş ve aile içi şiddete maruz kalmış
kadınlardan oluşmaktadır.
Örneklemi oluşturan kadınların eğitim durumuna göre sayısal dağılımı Tablo
3.5’de verilmiştir.
Tablo 3.5 Örneklemi Oluşturan Kadınların Eğitim Durumuna Göre
Sayısal Dağılımı
Eğitim Durumu
f
%100
Okuma-yazma yok
32
9,8
İlkokul mezunu
160
48,8
Ortaokul mezunu
76
23,2
Lise mezunu
49
14,9
Üniversite mezunu
9
2,7
Cevapsız
2
,6
Toplam
328
100,0
Örneklemi oluşturan kadınların eğitim durumları incelendiğinde; 32 kadının
okuma yazmasının olmadığı, 160 kadının ikokul, 76 kadının ortaokul, 49 kadının lise, 9
kadının üniversite mezunu olduğu görülmektedir. Örneklemi oluşturan kadınlardan ikisi
ise eğitim durumunu belirtmemiştir. Bu sonuçlara göre kadınların % 10’unun okumayazmasının olmadığı, % 49’unun ilkokul, % 23’ünün ortaokul, % 15’inin lise mezunu
ve % 3’ünün ise üniversite mezunu olduğu görülmektedir. Örneklemin büyük bölümü
124
ilkokul mezunu ve aile içi şiddete maruz kalmış kadınlardan oluşmaktadır. Örneklemi
oluşturan kadınların medeni durumuna göre sayısal dağılımı Tablo 3.6’da verilmiştir.
Tablo 3.6 Örneklemi Oluşturan Kadınların Medeni Durumuna Göre
Sayısal Dağılımı
Medeni Durum
f
%100
Bekar
54
16,5
Evli
187
57,0
Ayrı
49
14,9
Boşanmış
36
11,0
Cevapsız
2
,6
Toplam
328
100,0
Örneklemi oluşturan kadınların medeni durumları incelendiğinde; 54 kadının
bekar, 187 kadının evli, 49 kadının eşinden ayrı, 36 kadının ise boşandığı
görülmektedir. Örneklemi oluşturan kadınlardan ikisi medeni durumunu belirtmemiştir.
Bu sonuçlara göre kadınların % 17’sinin bekâr, % 57’sinin evli, % 15’inin eşinden ayrı,
% 11’inin boşandığı görülmektedir. Örneklemin büyük bir bölümü medeni durumu evli
ve aile içi şiddete maruz kalan kadınlardan oluşmaktadır.
Örneklemi oluşturan kadınların çalışma durumuna göre sayısal dağılımı ise
Tablo 3.7’de verilmiştir.
125
Tablo 3.7 Örneklemi Oluşturan Kadınların Çalışma Durumuna Göre
Sayısal Dağılımı
Çalışma Durumu
f
%100
Çalışıyor
54
16,5
Çalışmıyor
271
82,6
3
,9
Cevapsız
Toplam
328
100,0
Örneklemi oluşturan kadınların çalışma durumu incelendiğinde; 54 kadının
çalıştığı, 271 kadının çalışmadığı görülmektedir. Örneklemi oluşturan kadınların üçü ise
çalışma durumunu belirtmemiştir. Bu sonuçlara göre, kadınların % 17’sinin çalıştığı, %
83’ünün ise çalışmadığı görülmektedir. Örneklemin büyük bölümünün çalışmayan ve
aile içi şiddete maruz kalan kadınlardan oluşmaktadır.
3.1.3 Veri Toplama Araçları
Araştırmada veri toplama araçları olarak kadınların aile içi şiddetle başa çıkma
özyeterliği düzeylerini belirlemek için “Aile İçi Şiddetle Başa Çıkma Özyeterliği Ölçeği
(AİŞBÖÖ)”, stresle başa çıkma tarzlarını belirlemek için “Stresle Başa Çıkma Tarzları
Ölçeği (SBTÖ)”, travma sonrası stres bozukluğu belirtileri düzeylerini belirlemek için
“Olayların Etkisi Ölçeği (OEÖ)” kullanılmıştır. Ayrıca araştırmanın örneklemini
betimlemek amacıyla araştırmacı tarafından geliştirilen “Kişisel Bilgi Formu” (KBF)
kullanılmıştır. Veri toplama araçlarıyla ilgili ayrıntılı bilgi aşağıda verilmiştir.
126
3.1.3.1 Aile İçi Şiddetle Başa Çıkma Özyeterliği Ölçeği (AİŞBÖÖ)
“Aile İçi Şiddetle Başa Çıkma Özyeterliği Ölçeği”, şiddetle ilişkili bilişsel
şemaların doğrudan ölçümünü sağlamak amacıyla Charles C.Benight, Alexandra
S.Harding-Taylor, Amanda M. Midboe ve Robert L. Durham (Colorado Üniversitesi
Psikoloji Bölümü) tarafından 2004 yılında “Domestic Violence Coping Self-Efficacy
(DV-CSE)” adıyla geliştirilmiştir. Ölçek, kadının maruz kaldığı en son saldırıdan
sonraki başa çıkma özyeterliği düzeyini ölçmeyi amaçlamaktadır.
Ölçeğin geliştirilme sürecinde bir aile içi şiddet hukuk danışmanlarından (10
kişi), diğeri şiddet görmüş olan kadınlardan (10 kişi) olmak üzere iki odak grup
oluşturularak ölçeğin içeriğine ilişkin bilgi toplanmıştır. Bilgi toplama aşamasında
sorulan sorular şiddet sonrası altı ay içindeki fiziksel, finansal, yasal, duygusal,
kişilerarası ve ruhsal süreçler dikkate alınarak yapılandırılmış ve sonuç olarak 50
maddelik soru formu ortaya çıkmıştır. Elde edilen soru formu, maruz kalınan şiddet
sonrası yardım arayan 283 kadına uygulanmıştır. Örneklemi oluşturan kadınların hepsi
son altı ay içinde şiddet gördüklerini belirtmişlerdir. Ayrıca örneklem grubuna, “Yaşam
Yönelimi Testi” (Life Orientation Test, Scheier ve Carver, 1985), “Psikolojik İyi Oluş
Ölçeğinin Kısa Formu” (The Short Psychological Well-Being Scale, Ryff, 1989), dört
farklı başa çıkma tarzını değerlendiren (aktif başa çıkma, sosyal destek arama, kabul ve
vazgeçme “Başa Çıkma Ölçeği” (COPE), “Duygu Durumları Profili Kısa Formu”
(Short Form of the Profile of Mood States), travma sonrası stres semptomlarını ölçen
“Olayların Etkisi Ölçeği” (The Impact of Event Scale-IES-R) uygulanmıştır. Uygulama
sonrası yapılan faktör analizi sonucunda zayıf maddeler çıkarılmış, 29 madde ve tek
127
faktör olmak üzere ölçek son halini almıştır. Faktör yükleri .52 ve .85 arasında iyi bir
dağılım göstermiştir. Ölçeğin iç tutarlık güvenirliği .97 olarak bulunmuştur. Bunlara
ilaveten ölçekle; optimizm, sosyal kabul, aktif başa çıkma ve psikolojik sağlamlık
kavramları arasında pozitif; travmayla ilişkili stres, negatif duygu durum ve vazgeçme
tarzı başa çıkma arasında negatif korelasyon bulunmuştur. Bununla birlikte, ölçekle
sosyal destek arama yaklaşımı arasında herhangi bir korelasyon bulunmamıştır. Ölçeğin
teorik olarak ilgili yapılarla ilişkisinin yüksek olması yapı geçerliğini destekler
niteliktedir (Benight, Taylor, Midboe ve Durham, 2004).
3.1.3.1.1 Aile İçi Şiddetle Başa Çıkma Özyeterliği Ölçeği’nin Türkçe’ye
Uyarlanması
Belli bir kültürde ve dilde geliştirilen bir ölçek o kültüre özgü kavramlaştırma ve
örnekleme özellikleri taşır. Aynı ölçeğin diğer kültür ya da dillere uygulanabilir olması
için yapılan sistematik hazırlık çalışmaları “ölçek uyarlaması” olarak adlandırılır (Öner,
1997). Uyarlama çalışmaları daha kolay gibi görünmekle birlikte, bir ölçeği
geliştirirken izlenen basamakların ve yürütülen işlemlerin birçoğu hatta neredeyse
hemen hepsi ölçek uyarlaması için de gerekli ve zorunludur (Aksayan ve Gözüm, 2002).
Savaşır (1994), ölçek uyarlama sürecinde dört aşama olduğunu belirtmektedir:
1. Maddelerin orijinal (kaynak) dilden hedef dile çevrilmesi,
2. Çevirinin değerlendirilmesi ve deneysel formun geliştirilmesi,
3. Orijinal formla deneysel formdaki maddelerin eşdeğer olduğunun
saptanması,
4. Yeni formun geçerlik ve güvenirliğinin saptanması.
128
AİŞBÖÖ’nin Türkçe’ye uyarlama çalışması önce Charles C. Benight’tan yazılı
izin alınmasıyla başlamış ve daha sonra yukarıda belirtilen aşamalar doğrultusunda şu
şekilde gerçekleştirilmiştir:
İlk aşamada, araştırmacının kendisi, psikolojik danışma ve rehberlik alanından
bir uzman ve bir İngilizce öğretmeni tarafından AİŞBÖÖ’nin üç ayrı çevirisi
yapılmıştır. Psikolojik danışma ve rehberlik alanından İngilizce’ye hakim bir öğretim
elemanı ve araştırmacı bu üç çeviri birbiriyle karşılaştırılmış ve gerekli düzeltmeler
yapılarak AİŞBÖÖ’nin ilk hali elde edilmiştir. AİŞBÖÖ’nin ilk hali ve orijinal ölçek;
biri sosyal psikoloji, biri klinik psikiyatri ve üçü psikolojik danışma ve rehberlik
alanından olmak üzere en az doktora derecesine sahip beş öğretim elemanı tarafından
tekrar incelenmiştir. Öğretim elemanlarının geribildirimleri doğrultusunda gerekli
düzeltemeler yapılarak ölçeğin ön uyarlama aşaması tamamlanmış ve ölçek, geçerlik ve
güvenirlik çalışmaları için hazır hale getirilmiştir.
a. Aile İçi Şiddetle Başa Çıkma Özyeterliği Ölçeğinin Geçerliği
Bu araştırmada, ölçek geçerlik çalışması bağlamında, kapsam geçerliği ve yapı
geçerliğini belirlemek amacıyla faktör analizi yapılmıştır.
Kapsam geçerliği çalışmasını yapmak amacıyla araştırmacı tarafından
AİŞBÖÖ’ni gönderdiği uzmanlardan ölçekte yer alan aile içi şiddetle başa çıkma
özyeterliğine ilişkin her maddenin Türkçe’ye ve Türk kültürüne uygunluğu hakkında
görüş ve önerilerini ifade etmeleri istenmiştir. Uzmanların eleştirileri ve görüşleri
doğrultusunda, araştırmacı tarafından gerekli düzeltmeler yapılmış ve AİŞBÖÖ’ ne son
hali verilmiştir.
129
AİŞBÖÖ’nin uyarlama çalışması için uygulama Ocak 2009-Temmuz 2009
tarihleri arasında, son 6 ay içinde aile içi şiddetin herhangi bir türüne maruz kalan ve
İzmir İl Milli Eğitim Müdürlüğü’ne bağlı İlkkurşun İlköğretim Okulu Rehberlik ve
Psikolojik Danışma Servisi, İzmir Psikolojik Danışmanlık Merkezi, T.C Başbakanlık
Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumuna bağlı İzmir İl Sosyal Hizmetler
Müdürlüğü, Karşıyaka Devlet Hastanesi Psikiyatri Bölümü, Gaziemir Belediyesi Kadın
Danışma Merkezi, Bornova Belediyesi Çamdibi Kadın Danışma Merkezi, Alsancak
Devlet Hastanesi Psikiyatri Bölümü, Kadın Dayanışma Derneği’ne aile içi şiddet
gördüğü gerekçesiyle başvuran ve çalışmaya katılmaya gönüllü 258 kadın üzerinde
gerçekleştirilmiştir.
Bu kurumlardan İlkkurşun İlköğretim Okulu Rehberlik ve Psikolojik Danışma
Servisi, İzmir Psikolojik Danışmanlık Merkezi, Gaziemir Kadın Danışma Merkezi’ne
şiddet nedeniyle başvuran kadınlara AİŞBÖÖ araştırmacının kendisi tarafından
uygulanmıştır. Ayrıca araştırmacı bu kurumlarda, şiddete maruz kalan kadınlara yönelik
gönüllü psikolojik danışma ve rehberlik hizmeti de vermiştir. Buna ilâveten, araştırmacı
çeşitli kurumlarda seminerler düzenleyerek ve ev ziyaretleri yaparak aile içi şiddete
maruz kalan kadınlara ulaşmıştır. Diğer kurumlara aile içi şiddet nedeniyle başvuran
kadınlara ise o kurumda görev yapan psikolog/psikolojik danışman veya sosyal hizmet
uzmanları AİŞBÖÖ’ni uygulamışlardır. Bunun için araştırmacı, bu uzmanlarla
görüşerek araştırmanın amacını anlatmış ve AİŞBÖÖ hakkında bilgi vermiştir.
AİŞBÖÖ’nin yapı geçerliğini sınamak amacıyla faktör analizi yapılmıştır.
Faktör analizi tekniği, psikolojik boyutların tanınmasında ve boyutların içeriği hakkında
bilgi edinilmesinde kullanılan bir istatistiksel yaklaşımdır. Bu yolla test maddelerinin
130
(ya da birçok testin) arasındaki ilişkilerden çıkartılan ortak boyutlar saptanır. Aralarında
yüksek ilişki gösteren, birbirine benzeyen maddelerin öbekleşmesi ile toplam test
puanını etkileyen temel boyutlar ortaya çıkar (Öner, 1997).
AİŞBÖÖ’nin faktör analizi, Sosyal Bilimler İstatistik Paket Programı (SPSS,
Statistical Package for Social Science) 13.0 ile araştırmanın 258 kişilik çalışma grubu
üzerinde gerçekleştirilmiştir. AİŞBÖÖ’nin faktör yapısını ortaya koymak üzere temel
bileşenler analizi yapılmıştır. Temel bileşenler analizi sonucu incelendiğinde, tüm
maddelerin 1. faktöre .40’ın üzerinde yük verdiği görülmüştür. Teorik olarak da ölçek
tek boyutlu olduğu için tek boyutlu çözüm kabul edilmiştir. Bunun üzerine, tek boyutlu
yapı üzerinden faktör analizi tekrar gerçekleştirilmiştir. AİŞBÖÖ’nin faktör yükleri
Tablo 3.8’ de, faktörlerin özdeğerleri (eigenvalue) ve açıkladıkları varyans yüzdeleri
Tablo 3.9’da ve analiz sonucu elde edilen özdeğerler grafiği Şekil 3.1’de verilmiştir.
131
Tablo 3.8 AİŞBÖÖ’nin Faktör Yükü Değerleri
Madde No
16
14
24
12
28
19
11
5
15
20
17
23
4
21
29
1
6
25
2
27
13
7
26
8
10
9
18
3
22
Faktör 1
.78
.72
.71
.69
.68
.67
.67
.67
.67
.66
.66
.66
.65
.65
.64
.64
.62
.62
.60
.60
.59
.58
.58
.58
.57
.55
.49
.45
.44
132
Tablo 3.9 Faktörlerin Özdeğerleri ve Açıkladıkları Varyans Yüzdeleri
Faktör
Özdeğer
1
11.595
Açıkladığı Varyans
Yüzdesi
39.982
Toplamlı Varyans
Yüzdesi
39.982
Şekil 3.1 Özdeğerler Grafiği
Scree Plot
12
10
Eigenvalue
8
6
4
2
0
1 2
3
4
5
6
7
8
9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29
Component Number
133
Tablo 3.8’de görüldüğü gibi, tüm ölçek maddelerinin birinci faktördeki yük
değerleri .44 ve üzerindedir. Bu bulgu, ölçeğin genel bir faktöre sahip olduğunu
göstermektedir.
Tablo 3.9’da ise birinci faktörün toplam varyansın % 40’ını açıkladığı dikkati
çekmektedir. Maddelerin birinci faktördeki faktör yükleri ve açıkladıkları varyans,
AİŞBÖÖ’nin orijinali ile tutarlı olarak tek boyutlu olduğunu göstermiştir. Bu sonuç,
ölçeğin yapı geçerliğinin bir göstergesi olarak kabul edilmiştir.
Bu çalışma kapsamında AİŞBÖÖ’nin yapı geçerliğine ilişkin kanıt elde etmek
amacıyla doğrulayıcı faktör analizi kullanılmıştır. Doğrulayıcı faktör analizi,
değişkenler arasındaki ilişkiye dair daha önce saptanan bir hipotezin ya da kuramın test
edilmesi amacıyla kurulmuş bir yöntemdir. Bu yöntem aracılığıyla, açımlayıcı faktör
analizi ile belirlenen faktörler ile değişkenler arasında bir uyum, yani yüksek korelasyon
olup olmadığı araştırılır (Kyle, 1999; Büyüköztürk, 2002; Özdamar, 2004).
Bu bilgiler ışığında geçerlik çalışması kapsamında, AİŞBÖÖ’nin Türkçe’ye
uyarlama çalışması sonucu elde edilen 29 madde aracılığıyla öngörülen tek boyutlu
model temel alınarak LİSREL 8.51 programı kullanılarak doğrulayıcı faktör analizi
yapılmıştır. Tek boyut için doğrulayıcı faktör analizi sonuçları incelendiğinde, Ki-kare
değeri df= 374, p<.01 düzeyinde anlamlı bulunmuştur. Ki-kare değeri ile
serbestlik derecesi oranına bakıldığında 3’ün altında olduğu, bunun kabul edilebilir bir
uyum değerine işaret ettiği görülmüştür (Şimşek, 2007). Söz konusu ölçme modelinin
uyum değerlerine bakıldığında, GFI değeri .98, AGFI değeri .98, CFI değeri .96 ve
RMSA değeri de 0.065 olarak bulunmuştur. Bu uyum değerleri incelendiğinde GFI,
134
AGFI ve CFI değerlerinin iyi düzeyde, RMSA değerinin ise kabul edilebilir düzeyde bir
uyuma işaret ettiği görülmüştür (Şimşek, 2007). Doğrulayıcı faktör analizinin standart
değerlerini içeren path diyagramı şekil 3.2’de verilmiştir.
Şekil 3.2 Aile İçi Şiddetle Başa Çıkma Özyeterliği Ölçeği İçin Doğrulayıcı Faktör Analizi
Path Diyagramı
135
Sonuç olarak faktör analizinden elde edilen bulgular, AİŞBÖÖ’nin yapı
geçerliğinin göstergesi olarak yorumlanmıştır.
b. Aile İçi Şiddetle Başa Çıkma Özyeterliği Ölçeği’nin Güvenirliği
Güvenirlik analizi, ölçeklerde yer alan soruların homojen bir yapı gösteren bir
bütünü ifade edip etmediğini araştırır (Kalaycı, 2005). AİŞBÖÖ’nin güvenirliği iç
tutatlılık ve yapısal güvenirlik hesaplamaları yapılarak incelenmiştir.
İç tutarlık, bir ölçekte yer alan soruların varyansları toplamının genel varyansa
oranlanması ile elde edilir. 0 ve 1 arasında değerler alan bu katsayı Cronbach's Alpha
katsayısı olarak adlandırılır. Hesaplanan Cronbach's Alpha katsayısı, birime ait toplam
skorun ölçekteki her bir soruya ait puanların toplanması ile elde edilen ölçeklerde,
soruların benzerliğini ya da yakınlığını ortaya koyan bir katsayıdır (Kalaycı, 2005).
Yapılan analiz sonucunda, AİŞBÖÖ’nin Cronbach alfa katsayısı .94 olarak
bulunmuştur.
Ölçeğin güvenirliğini incelemek için kullanılan diğer yöntem ise yapısal
güvenirlik hesaplamasıdır. Bunun sonucunda elde edilen “Mc Donald’s Omega (”
katsayısı, doğrulayıcı faktör analizi sonuçları üzerinden hesaplanmış ve AİŞBÖÖ için
.99 olarak bulunmuştur. Bu değerlerin ölçeğin iç tutarlılığına ve yapısal güvenirliğine
ilişkin yeterli kanıt sağladığı söylenebilir.
AİŞBÖÖ için doğrulayıcı faktör analizi sonuçlarına göre maddelerin faktör
yükleri (iR2 değerleri ve Cronbach Alpha ve Omega değerleri Tablo 3.10’da
verilmiştir.
136
Tablo 3.10. AİŞBÖÖ’nin Faktör Yükleri, R2 , Cronbach Alpha
ve Mc Donalds Omega Değerleri
Madde
i
R2
1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
21
22
23
24
25
26
27
28
29
.75
.78
.61
.85
.86
.83
.76
.81
.75
.78
.87
.92
.79
.98
.92
1.02
.88
.66
.87
.90
.78
.56
.92
.87
.82
.79
.80
.90
.87
.39
.33
.19
.41
.43
.37
.32
.32
.29
.32
.44
.46
.33
.52
.41
.60
.42
.23
.44
.43
.40
.19
.41
.49
.37
.32
.34
.42
.40
α
.94

.99
Sonuç olarak, AİŞBÖÖ’nin aile içi şiddetle başa çıkma özyeterliğini ölçen tek
bir boyuttan oluştuğu ve ölçeğin psikometrik özellikleri itibariyle yeterli değerlere sahip
olduğu görülmüştür.
137
3.1.3.1.2. Aile İçi Şiddetle Başa Çıkma Özyeterliği Ölçeği’nin Puanlanması
AİŞBÖÖ, son 6 ay içinde şiddete maruz kalmış olan kadınların aile içi şiddetle
başa çıkma konusunda kendilerini ne kadar yeterli algıladığını değerlendirmeye yönelik
29 ifadenin yer aldığı 5’li Likert tipi bir ölçektir. Ölçek, bireyin her bir maddenin
karşısında bulunan “Hiç Yeterli Değilim”, “Çoğu Zaman Yetersizim”, “Orta Derece
Yeterliyim”, “Yeterliyim Ama Halâ Şüpheliyim” ve “Tamamen Yeterliyim”
seçeneklerinden kendine uygun olanı seçmesi yoluyla uygulanmaktadır.
AİŞBÖÖ, “Hiç Yeterli Değilim” seçeneğine 0 (sıfır), “Çoğu Zaman Yetersizim”
seçeneğine 1 (bir), “Orta Derece Yeterliyim” seçeneğine 2 (iki), “Yeterliyim ama Halâ
Şüpheliyim” seçeneğine 3 (üç) ve “Tamamen Yeterliyim” seçeneğine 4 (dört) puan
verilerek puanlanmaktadır. AİŞBÖÖ’nden alınabilecek en düşük puan 0, en yüksek
puan ise 116’dır.
3.1.3.2 Olayların Etkisi Ölçeği (OEÖ)
OEÖ, herhangi bir travma yaşayan bireylerin ölçek uygulandığı sıradaki stresini
belirlemeyi hedeflemektedir. Ölçek, 1997’de Weiss ve Marmar tarafından Amerikan
Psikiyatri Birliği (1994) Travma Sonrası Stres Bozukluğu (TSSB) ölçütlerine göre
hazırlanmıştır. Orijinal adı “Impact of Event Scale” IES olan ölçek (Horowitz ve diğ.,),
travmatik stres semptomlarını değerlendirmek amacıyla en çok kullanılmış olan
ölçeklerden birisidir.
Weiss ve Marmar (1997), travma sonrası stres bozukluğu
semptom gruplarından sadece ikisini (yeniden yaşama ve kaçınma) sorgulayan orijinal
IES üzerinde değişiklik yaparak tüm travma sonrası stres bozukluğu semptomlarını
138
dahil ederek IES-R’yi oluşturmuşlardır. Ölçekte, son 7 gündeki belirtilerin şiddetinin 04 arası puanlandığı 22 madde bulunmaktadır. IES-R; -“Yeniden Yaşama”- (1., 2., 3., 6.,
9., 14., 16. ve 20. maddeler); -“ Kaçınma”- (5., 7., 8., 11., 12., 13., 17 ve 22. maddeler);
ve -“Aşırı Uyarılmışlık”- (4., 10., 15., 18., 19. ve 21. maddeler) olmak üzere üç alt
ölçeğin birleşmesinden oluşmuştur.
Ölçeğin Türkçe’ye uyarlama, geçerlik ve güvenirlik çalışmaları Çorapçıoğlu,
Yargıç, Geyran ve Kocabaşoğlu tarafından 2006 yılında yapılmıştır.
OEÖ’nin geçerliği ölçeğin ölçek ve alt ölçek puanlarının CAPS (Clinician
Administred Post Traumatic Stres Disorder Scale)’nın ölçek ve alt ölçek puanları ile
korelasyonuna bakılarak değerlendirilmiştir. Spearman analizi ile yapılan değerlendirme
sonucunda toplam puanın (r = .70), -“Yeniden Yaşama”- puanının (r = .69) ve -“Aşırı
Uyarılmışlık”- puanının (r = .63) korelasyonlarının iyi düzeyde olduğu saptanmıştır. “Kaçınma”- puanının korelasyon katsayısı, istatistiksel olarak anlamlı düzeyde olsa bile
orta derecede bulunmuştur (r = .49).
OEÖ’nin güvenirliğini belirlemek için iç tutarlık analizi yapılarak Cronbach alfa
katsayısı hesaplanmıştır. Ölçeğin iç tutarlık katsayısı tüm grup için .94 bulunmuş ve bu
değerin orijinal ölçeğin psikometrik özelliklerinin belirlendiği çalışmalarda bulunan
değere (.96) çok yakın olduğu görülmüştür.
Son altı ay içinde aile içi şiddete maruz kalmış olan kadınlarla yapılan bu
çalışma kapsamında da ölçeğin güvenirliği 328 kadından oluşan örneklem üzerinde
sınanmış ve ölçeğin Cronbach alfa katsayısı .85 olarak bulunarak iç tutarlılığın yüksek
olduğu belirlenmiştir.
139
3.1.3.3 Stresle Başa Çıkma Tarzları Ölçeği (SBTÖ)
SBTÖ, bireylerin genel ya da belirgin stres durumlarıyla başa çıkmada
kullandıkları yolları belirleyebilmek amacıyla 1980 yılında Folkman ve Lazarus
tarafından “Ways of Coping Inventory” adıyla geliştirilmiş olan 66 maddelik, 4’lü
Likert tipi bir ölçektir. Türkçe’ye uyarlanan “SBTÖ”nin ülkemiz için geçerlik ve
güvenirlik çalışmaları Şahin ve Durak (1995) tarafından yapılmıştır.
Ölçeğin Türk kültürüne adaptasyonunda üç farklı çalışma yapılmıştır. Birinci
çalışmada, Bilkent Üniversitesi, Orta Doğu Teknik Üniversitesi ve Ankara
Üniversitesi’nde değişik bölümlerde okuyan 575 öğrenci örneklem grubunu
oluşturmuştur. Otuz beş maddelik SBTÖ, iki aşamada faktör analizine tabi tutulmuştur.
İlk yapılan faktör analizi sonucunda, toplam varyansın % 40,4’ünü açıklayan 8
faktörlük bir yapı ortaya çıkmıştır. Ancak grafik yöntemlere göre bunların 5 faktöre
indirgenebileceği görülmüş ve veriler yeni bir analiz için 5 faktörlü çözüme zorlanmıştır
(Şahin ve Durak, 1995).
İkinci çalışma, çeşitli özel ve kamu bankalarında çalışmakta olan 226’sı kadın
198’i erkek toplam 426 kişilik örneklem grubu üzerinde yapılmıştır. Ana eksenler
yöntemi ile yapılan faktör analizi sonucunda, toplam varyansın % 52,2’sini açıklayan 7
faktör
bulunmuş,
uygulanan
diğer
testler
sonucunda
faktör
sayısının
4’e
indirgenebileceği görülmüştür (Şahin ve Durak,1995).
Üçüncü çalışma ise Ankara’da oturan 157’si kadın, 75’i erkek olmak üzere
toplam 232 kişinin katılımı ile gerçekleştirilmiştir. Ana eksenler yöntemine göre yapılan
faktör analizi sonucunda da, özdeğeri 1’in üzerinde olan 5 faktör bulunmuştur (Şahin ve
Durak,1995).
140
Üç farklı örneklem kullanılarak yapılan faktör analizleri sonucunda bu ölçeğin,
probleme yönelik aktif/pasif tarzlar ve duygulara yönelik aktif pasif tarzlar şeklinde
ikiye ayrıldığı; bunların kendi içlerinde de; -“Kendine Güvenli Yaklaşım”- (8, 10, 14,
16, 20, 23, 26); -“Çaresiz Yaklaşım”- (3, 7, 11, 19, 22, 25, 27, 28); -“Boyun Eğici
Yaklaşım”- (5, 13, 15, 17, 21, 24); -“İyimser Yaklaşım”- (2, 4, 6, 12, 18);”-“ Sosyal
Destek Arama Yaklaşımı”- (1, 9, 29, 30) olmak üzere 5 alt gruptan oluştuğu
görülmektedir (Bal, Özgür ve Gümüş, 2006). Ayrıca ölçek, 0-3 arasında (“Hiç Uygun
Değil” ile “Çok Uygun” arasında) puanlama seçeneği olan toplam 30 maddeden
oluşmaktadır. “Sosyal Destek Arama” alt ölçeği puanlarının hesaplanmasında 1. ve 9.
Maddeler ters puanlanarak hesaplanmaktadır. Her alt ölçeğe ait puanlar ayrı ayrı
hesaplanmakta, toplam puan ise kullanılmamaktadır. Her bir alt ölçekten alınan yüksek
puan stresle başa çıkmada o tarzın daha fazla kullanıldığına işaret etmektedir (Şahin ve
Durak, 1995; Çakır, 2006).
Çalışmalar sonucunda ortaya çıkan alt ölçeklere ait güvenirlik katsayıları
aşağıdaki şekildedir:

Kendine Güvenli Yaklaşım, α= 0,62 ile α= 0,80 arasında,

İyimser Yaklaşım, α = 0,49 ile α= 0,68 arasında,

Çaresiz Yaklaşım, α = 0,64 ile α= 0,73 arasında,

Boyun Eğici Yaklaşım, α = 0,47 ile α= 0,72 arasında,

Sosyal Destek Arama Yaklaşımı, α = 0,45 ile α= 0,47 arasındadır.
Son altı ay içinde aile içi şiddete maruz kalmış olan kadınlarla yapılan bu
çalışma kapsamında da ölçeğin güvenirliği 328 kadından oluşan örneklem üzerinde
141
sınanmış ve Cronbach alfa katsayıları Stresle Başa Çıkma Tarzları “Kendine Güvenli
Yaklaşım” alt boyutu için .82; Stresle Başa Çıkma Tarzları “İyimser Yaklaşım” alt
boyutu” için .70; Stresle Başa Çıkma Tarzları “Çaresiz Yaklaşım” alt boyutu için .62;
Stresle Başa Çıkma Tarzları “Boyun Eğici Yaklaşım” alt boyutu için .62; Stresle Başa
Çıkma Tarzları “Sosyal Destek Arama Yaklaşımı” alt boyutu için .46 olarak
bulunmuştur.
3.1.3.4 Kişisel Bilgi Formu (KBF)
Diğer veri toplama aracı ise örneklemi oluşturan aile içi şiddet mağduru
kadınların yaş, doğum yeri, eğitim durumu, medeni durumu, çalışıp çalışmama durumu
gibi sosyo-demografik özellikleri ve kadınların maruz kaldıkları şiddetin türleri ve
nedenleri hakkında bilgi edinmek amacıyla araştırmacı tarafından hazırlanan Kişisel
Bilgi Formu’dur.
3.1.4 Verilerin Toplanması
Araştırmanın verileri, Ocak-2010-Ocak 2011 tarihleri arasında toplam bir yıllık
süre içinde toplanmıştır. Veriler, T.C Başbakanlık Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme
Kurumu Genel Müdürlüğü’ne bağlı olan kadın konukevleri, bazı belediyelere bağlı olan
kadın konukevleri ve kadın danışma merkezleri, bazı ilköğretim okullarının rehberlik ve
psikolojik danışma servisleri, bazı özel psikolojik danışma merkezleri ve bazı
hastanelerin tıp fakültesi psikiyatri bölümlerine son altı ay içinde aile içi şiddet gördüğü
için başvuran ve araştırmaya katılmaya gönüllü olan 328 kadından toplanmıştır.
142
Verilerin toplanması sürecinde öncelikle, araştırma kapsamındaki ölçekler ve
bilgi formunun T.C Başbakanlık Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu Genel
Müdürlüğü’ne bağlı olan Türkiye’deki kadın konukevlerinde uygulanabilmesi için bu
kuruma dilekçe ile başvurulmuştur. Bu başvuru sonucunda, ölçekler ve bilgi formunun
kadın konukevlerinde kalan kadınlara 31.12.2010 tarihine kadar uygulanabilmesine
yönelik izin alınmıştır. Daha sonra, Türkiye’deki tüm Sosyal Hizmetler İl Müdürlükleri
ile iletişime geçilmiş ve her İl Müdürlüğü’nün koordinesinde ve uygun gördüğü
koşullarda ölçeklerin uygulanmasına başlanmıştır. Bu süreçte bazı il Müdürlüklerine
araştırmacı kendisi bizzat gitmiş, bazılarına ise ölçekleri göndermiş ve il
müdürlüklerinin bünyesinde görev yapan psikolog ve/veya sosyal hizmet uzmanları
ölçekleri uygulamıştır. Bu durumda, araştırmacı uygulayıcılarla iletişime geçerek
kendilerini araştırmacının amacı, uygulama süreci ve gizlilik konuları hakkında
bilgilendirmiştir. Ayrıca bir uygulama yönergesi (EK-5) hazırlayarak aynı bilgileri
yazılı olarak da kendilerine göndermiştir.
Diğer yandan, araştırmanın verileri İzmir Gaziemir Belediyesi, İzmir Karşıyaka
Belediyesi, İzmir Konak Belediyesi, İzmir Aliağa Belediyesi ve İstanbul Kadiköy
Belediyesi’ne bağlı kadın konukevi ve kadın danışma merkezlerine aile içi şiddet
nedeniyle başvuran kadınlardan elde edilmiştir. Bu kurumlardan, Gaziemir Belediyesi
Kadın Danışma Merkezi ve Konak Belediyesi Kadın Danışma Merkezinde
araştırmacının kendisi, bu kurumlara aile içi şiddet nedeniyle başvuran ve araştırmaya
katılmaya gönüllü olan kadınlara araştırma kapsamında olan bilgi formu ve ölçekleri
uygulamıştır. Diğer kurumlarda ise ilgili kurumda görev yapan uzmanlar, aile içi şiddet
143
nedeniyle başvurmuş olan ve araştırmaya katılmaya gönüllü olan kadınlara bilgi formu
ve ölçekleri uygulamışlardır.
Bu kurumlara ilaveten, veri setinin bir bölümü İzmir’de bulunan İlkkurşun
İlköğretim Okulu, Emrullah Efendi İlköğretim Okulu, Eski İzmir İlköğretim Okulu, Ali
Erentürk İlköğretim Okulu ve İmbat İlköğretim Okulu rehberlik ve psikolojik danışma
servislerine aile içi şiddet nedeniyle başvuran kadınlardan elde edilmiştir. Bu
kurumlardan İlkkurşun İlköğretim Okulunda araştırmacının kendisi, diğer kurumlarda
görev yapan psikolojik danışmanlar araştırma kapsamındaki form ve ölçekleri
uygulamıştır.
Diğer yandan, Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı ve İzmir
Psikolojik Danışmanlık Merkezi’ne son altı ay içinde aile içi şiddet nedeniyle başvuran
ve araştırmaya katılmaya gönüllü olan kadınlardan elde edilen verilerde veri setine dahil
edilmiştir.
Veri toplama sürecinde araştırmacı şiddete maruz kalan kadınlara etkili bir
şekilde psikolojik danışma ve rehberlik hizmeti sunabilmek amacıyla İzmir Barosu’nun
düzenlediği “4320 sayılı Ailenin Korunmasına Dair Yasa, Uygulama ve Uygulamada
Yaşanan Sorunlar” konulu seminere katılmıştır. Ayrıca bu bilgiler ışığında araştırmacı,
Gaziemir Kadın Danışma Merkezi, Gümüşpala İmbat İlköğretim Okulu, Gümüşpala Piri
Reis İlköğretim Okulu, Yeni Çamlık İlkkurşun İlköğretim Okulu ve Emlakbank
Süleyman Demirel Anadolu Lisesi’nde kadınlara yönelik seminerler vermiş ve aile içi
şiddete maruz kalan kadınlara ulaşmaya, aynı zamanda kadınlara aile içi şiddet
konusunda farkındalık kazandırmaya çalışmıştır.
144
3.1.5 Verilerin Analizi
Araştırmada kullanılan veri toplama araçlarının uygulanması tamamlandıktan
sonra, Kişisel Bilgi Formu ve ölçeklere ait cevap kağıtlarının genel kontrolleri yapılarak
eksik ya da birden fazla seçenek işaretlenmiş olan ve geçersiz bulunan cevap kağıtları
değerlendirme dışı bırakılmıştır. Bu çalışmanın sonucunda, araştırmanın analizleri son
altı ay içinde aile içi şiddete maruz kalmış olan 328 kadın ile gerçekleştirilmiştir.
Araştırma kapsamında elde edilen veriler, Sosyal Bilimler için İstatistik Paket Programı
(SPSS, Statistical Package for Social Science) 13.0 ile çözümlenmiştir.
Araştırmada stresle başa çıkma tarzları alt boyutları ve TSSB belirtileri düzeyi
değişkenleri olarak ele alınan bağımsız değişkenlerin aile içi şiddete maruz kalan
kadınların aile içi şiddetle başa çıkma özyeterliği düzeylerini yordama gücünü
belirlemek amacıyla “aşamalı çoklu doğrusal regresyon” (stepwise multiple regression)
analiz yöntemi kullanılmıştır.
Regresyon analizi, metrik bir bağımlı değişken ile bir ya da daha fazla sayıda
bağımsız değişken arasındaki ilişkiyi incelemek amacıyla kullanılan bir istatistiksel
yöntemdir (Tabachnick ve Fidell, 2001). Bir bağımlı değişken ile bağımsız değişken
arasındaki bağlantıyı inceleyen yönteme basit regresyon, bir bağımlı değişken ile iki ya
da daha fazla bağımsız değişken arasındaki bağlantıları modeller aracılığı ile inceleyen
yönteme ise çoklu regresyon adı verilir (Tabachnick ve Fidell, 2001; Bayram, 2004).
Çoklu regresyon analizi, bağımlı değişkenle ilişkili olan iki ya da daha çok
bağımsız değişkene (yordayıcı değişkenlere) dayalı olarak bağımlı değişkenin tahmin
edilmesine yönelik bir analiz türüdür. Çoklu regresyon analizi, yordayıcı değişkenler
tarafından bağımlı değişkende açıklanan toplam varyansın yorumlanmasına, açıklanan
145
varyansın istatistiksel olarak anlamlılığına ve yordayıcı değişken ile bağımlı değişken
arasındaki ilişkinin yönü hakkında yorum yapma olanağı verir (Büyüköztürk, 2002).
Aşamalı çoklu regresyon analizi yönteminde, yordanan değişken ile en yüksek
korelasyonu veren ya da bağımlı değişkenin varyansına en büyük katkıyı getiren
bağımsız değişken ile işleme başlanır. Dana sonra, bağımlı değişkenin varyansıyla
birlikte en büyük katkıyı getiren ikinci bağımsız değişken analize dahil edilerek analize
devam edilir. Bu yöntemde bağımlı değişkenin varyansına önemli katkı getirmeyen
bağımsız değişkenler işleme alınmaz (Büyüköztürk, 2002).
Regresyon analizine ilişkin tabloda şu bilgilere yer verilmiştir (Koç, 2006):
B= Her bir yordayıcı değişkene ait regresyon katsayısı
R= Yordayıcı değişken puanları ile yordanan puanlar arasındaki ilişkiyi gösteren
çoklu korelasyon katsayısı
R2= Bağımlı değişkene ait puanların yordayıcı değişkenlerce açıklanma
yüzdesini gösteren determinasyon katsayısı
β= Standardize edilmiş regresyon katsayısı
β2= Bağımsız değişkenin, bağımlı değişkenin puanlarında diğer bağımsız
değişkenlerle paylaşmaksızın tek başına açıkladığı varyans miktarı
T= Regresyon katsayısının anlamlılık testiyle ilgili test istatistiği
P= Test istatistiğinin anlamlılık düzeyi.
Bu araştırmada da, aile içi şiddetle başa çıkma özyeterliğini yordamada önemli
katkısı olan değişkenlerin modele dahil edilmesi aşamalı çoklu regresyon analizi
yöntemi kullanılarak gerçekleştirilmiştir.
BÖLÜM IV
4.1 BULGULAR
Bu bölümde, araştırmaya katılan ve son altı ay içinde aile içi şiddete
maruz kalan kadınların başa çıkma özyeterliği puanlarına uygulanan aşamalı çoklu
regresyon analizi sonuçları verilmiştir. Öncelikle, saçılım grafiği incelenmiş ve veri
setinin eşit varyans ve doğrusallık varsayımlarını karşıladığı gözlenmiştir (EK-5). Daha
sonra, aşamalı çoklu regresyon analizi yöntemiyle Stresle Başa Çıkma Tarzlarının alt
boyutları olan “Kendine Güvenli Yaklaşım”, “İyimser Yaklaşım”, “Çaresiz Yaklaşım”,
“Boyun Eğici Yaklaşım”, “Sosyal Destek Arama Yaklaşımı” ve ayrıca “TSSB
Belirtileri Düzeyi” değişkenlerinin aile içi şiddete maruz kalan kadınların aile içi
şiddetle başa çıkma özyeterliği düzeylerini yordama gücü saptanmıştır. Buna bağlı
olarak ilk önce, aile içi şiddete maruz kalan kadınların Aile İçi Şiddetle Başa Çıkma
Özyeterliği Ölçeği, Olayların Etkisi Ölçeği ve Stresle Başa Çıkma Tarzları Ölçeğinden
aldıkları puanlara ilişkin betimleyici istatistikler verilmiş daha sonra regresyon analizine
ilişkin bulgular sunulmuştur.
147
4.1.1 Aile İçi Şiddetle Başa Çıkma Özyeterliği Ölçeği, Olayların Etkisi Ölçeği ve
Stresle Başa Çıkma Tarzları Ölçeğinden Elde Edilen Puanlara İlişkin
Betimleyici İstatistikler
Aile içi şiddete maruz kalan kadınların Aile İçi Şiddetle Başa Çıkma Özyeterliği
Ölçeğinden, Olayların Etkisi Ölçeğinden (TSSB Belirtileri Düzeyi) ve Stresle Başa
Çıkma Tarzları Ölçeğinin alt boyutlarından aldıkları puanların ortalamaları ve standart
sapmaları Tablo 4.1’de verilmiştir.
Tablo 4.1 Aile İçi Şiddetle Başa Çıkma Özeyeterliği Ölçeği, Olayların Etkisi Ölçeği
ve Stresle Başa Çıkma Tarzları Ölçeği Puanlarının Ortalamaları ve Standart
Sapmaları
Değişken
n
min.
max.
X
ss
Aile İçi Şiddetle
Başa Çıkma
Özyeterliği
Travma Sonrası
Stres Bozukluğu
(TSSB)
SBTÖ- Kendine
Güvenli
Yaklaşım
SBTÖ-Çaresiz
Yaklaşım
328
6
116
64.76
27.36
328
0
84
45.22
14.04
328
2
21
14.30
4.63
328
0
24
12.25
4.25
SBTÖ-Boyun
Eğici Yaklaşım
328
0
18
7.68
3.65
SBTÖ-İyimser
Yaklaşım
328
1
15
9.49
3.15
SBTÖ-Sosyal
Destek Arama
Yaklaşımı
328
0
12
7.34
2.30
148
4.1.2 Aile İçi Şiddetle Başa Çıkma Özyeterliği Puanlarının
Yordanmasına İlişkin Bulgular
Aile İçi Şiddetle Başa Çıkma Özyeterliği Ölçeği, Olayların Etkisi Ölçeği ve
Stresle Başa Çıkma Tarzları Ölçeği alt boyutlarından (kendine güvenli yaklaşım,
İyimser Yaklaşım, Çaresiz Yaklaşım, Boyun Eğici Yaklaşım ve Sosyal Destek Arama
Yaklaşımı) elde edilen puanlar arasındaki ilişkileri ortaya koyan korelasyon analizi
sonuçları Tablo 4.2’de verilmiştir. Diğer yandan, bağımlı değişken olan aile içi şiddetle
başa çıkma özyeterliğinin TSSB belirtileri düzeyi ve stresle başa çıkma alt boyutları
tarafından yordanmasına ilişkin aşamalı çoklu regresyon analizi sonuçları Tablo 4.3 ve
Tablo 4.4’de verilmiştir.
Tablo 4.2 Aile İçi Şiddetle Başa Çıkma Özyeterliği Ölçeği, Olayların Etkisi Ölçeği
ve Stresle Başa Çıkma Tarzları Ölçeği Alt Boyutlarına İlişkin Puanlar Arasındaki
Korelasyon Katsayıları
AİŞBÖ
AİŞBÖ
KGY
ÇY
BEY
İY
SDAY
TSSB
.13*
-
-
KGY
.59**
ÇY
-.19**
-.03
BEY
-.12*
-.11*
İY
.55**
.74**
SDAY
.26**
.46**
.25**
.16**
.42**
TSSB
-.38**
.-05
.34
.21**
-.07
.46**
.008
.05
Not: AİŞBÖÖ=Aile İçi Şiddetle Başa Çıkma Özyeterliği, KGY=Kendine Güvenli Yaklaşım, ÇY=Çaresiz Yaklaşım,
BEY=Boyun Eğici Yaklaşım, İY=İyimser Yaklaşım, SDAY=Sosyal Destek Arama Yaklaşımı, TSSB= Travma Sonrası
Stres Belirtileri Düzeyi
*p<.05, **p<.001
149
Tablo 4.3 Stresle Başa Çıkma Tarzları Alt Boyutlarının ve TSSB Belirtileri
Düzeyinin Aile İçi Şiddetle Başa çıkma Özyeterliği Puanlarını Yordamasına İlişkin
R ve R2 Değişimi
R2
F
Değişim
Değişimi
.344
.344
171.189
1
326
P
.000
.682
.465
.121
73.312
1
325
.000
.700
.490
.025
16.099
1
324
.000
DEĞİŞKEN
Çoklu
N=328
R
KGY
.587
TSSB
İY
R2
sd1
sd2
F
Değişim
Not: KGY=Kendine Güvenli Yaklaşım; TSSB=Travma Sonrası Stres Bozukluğu Belirtileri Düzeyi;
İY=İyimser Yaklaşım
Tablo 4.3 ve 4.4’de görüldüğü gibi, son altı ay içinde aile içi şiddete maruz kalan
kadınların başa çıkma özyeterliği puanlarının yordanmasına ilişkin uygulanan aşamalı
çoklu regresyon analizi üç adımda tamamlanmıştır. Analiz sonucunda, “Kendine
Güvenli Yaklaşım”, “TSSB Belirtileri Düzeyi” ve “İyimser Yaklaşım” değişkenleri
anlamlı yordayıcılar olarak bulunmuştur.
Birinci aşamada, “Aile İçi Şiddetle Başa Çıkma Özyeterliği Puanının” en iyi
yordayıcısı olarak “Stresle Başa Çıkma Ölçeği”nin alt boyutu olan “Kendine Güvenli
Yaklaşım” modele dahil edilmiş ve toplam varyansın % 34’ünü açıklamıştır. Tek bir
bağımsız değişkenin bulunduğu 1. model istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur.
“Kendine Güvenli Yaklaşım” değişkeni ile “Aile içi Şiddetle Başa Çıkma Özyeterliği”
arasındaki ikili korelasyon pozitif yönde ve anlamlı bulunmuştur (R=0,587, R 2 =0,344,
F=171,189, p < .05).
150
İkinci aşamada, “Kendine Güvenli Yaklaşım”ın bulunduğu modele “TSSB
Belirtileri Düzeyi” değişkeni dahil edilmiştir. TSSB belirtileri düzeyi değişkeni tek
başına bağımlı değişkendeki toplam varyansın %12’sini açıklamakta olup iki değişken
birlikte toplam varyansın % 46’sını açıklamıştır. İki bağımsız değişkenin bulunduğu 2.
model istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur. “TSSB Belirtileri Düzeyi” değişkeni ile
“Aile içi Şiddetle Başa Çıkma Özyeterliği” arasındaki ikili korelasyon negatif yönde ve
anlamlı bulunmuştur (R=0,682, R 2 =0,465, F=73,312, p.<.05).
Üçüncü aşamada, “Kendine Güvenli Yaklaşımın” ve “TSSB Belirtileri
Düzeyi”nin bulunduğu modele “İyimser Yaklaşım” değişkeni dahil edilmiştir. Bu
değişken tek başına bağımlı değişkendeki toplam varyansın % 2,5’unu açıklamakta olup
üç değişken birlikte toplam varyansın % 49’unu açıklamıştır. Üç bağımsız değişkenin
bulunduğu 3. model istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur. “İyimser Yaklaşım”
değişkeni ile “Aile İçi Şiddetle Başa Çıkma Özyeterliği” arasındaki ikili korelasyon
pozitif yönde ve anlamlı bulunmuştur (R=0,700, R 2 =0,490, F=16.099, p.<.05).
151
Tablo 4.4 Stresle Başa Çıkma Tarzları Alt Boyutlarının ve TSSB Belirtileri
Düzeyinin Aile İçi Şiddetle Başa çıkma Özyeterliği Puanlarını Yordamasına İlişkin
B, Beta Değerleri ve Anlamlılık Düzeyi
DEĞİŞKEN
B
Sdt Hata
(Sabit)
15.219
3.980
KGY
(Sabit)
3.463
47.324
0.265
5.198
KGY
3.361
TSSB
Beta
T
P
3.824
0.000
0.587
13.084
9.104
0.000
0.000
0.240
0.569
14.018
0.000
-0.677
0.079
-0.348
-8.562
0.000
(Sabit)
41.903
5.258
7.969
0.000
KGY
2.342
0.346
0.397
6.776
0.000
TSSB
-0.663
0.077
-0.341
-8.568
0.000
İY
2.039
0.508
0.235
4.012
0.000
Not: KGY=Kendine Güvenli Yaklaşım; TSSB =TSSB Belirtileri Düzeyi; İY=İyimser Yaklaşım
Özetle, “Stresle Başa Çıkma Tarzları”nın alt boyutları olan “Kendine Güvenli
Yaklaşım”, “İyimser Yaklaşım” ve ayrıca “TSSB Belirtileri Düzeyi” değişkenlerinin
“Aile İçi Şiddetle Başa Çıkma Özyeterliği” puanlarındaki toplam varyansın % 49’unu
açıkladığı görülmüştür.
Aşamalı çoklu regresyon analizi sonucunda, “Aile İçi Şiddetle Başa Çıkma
Özyeterliği”nin en önemli yordayıcıları olarak belirlenen “Kendine Güvenli Yaklaşım”,
“TSSB Belirtileri Düzeyi”, “İyimser Yaklaşım” değişkenleri arasındaki ilişkiyi
açıklayan regresyon eşitliği (modeli) aşağıda verilmiştir.
152
AİLE İÇİ ŞİDDETLE BAŞA ÇIKMA ÖZYETERLİĞİ = 41.903 + 2.342
KENDİNE GÜVENLİ YAKLAŞIM – 0.663 TRAVMA SONRASI STRES
BOZUKLUĞU BELİRTİLERİ DÜZEYİ + 2.039 İYİMSER YAKLAŞIM
Regresyon eşitliği incelendiğinde; TSSB Belirtileri Düzeyi ve İyimser Yaklaşım,
değişkenleri sabit tutulduğunda, “Kendine Güvenli Yaklaşım” değişkenindeki 1 birimlik
artış, “Aile İçi Şiddetle Başa Çıkma Özyeterliği” puanlarında 2.342 birimlik bir artışa
yol açmaktadır.
Benzer şekilde, Kendine Güvenli Yaklaşım ve İyimser Yaklaşım değişkenleri
sabit tutulduğunda, “TSSB Belirtileri Düzeyi” değişkenindeki 1 birimlik artış, “Aile İçi
Şiddetle Başa Çıkma Özyeterliği” puanlarında 0.663 birimlik bir azalmaya yol
açmaktadır.
Kendine Güvenli Yaklaşım ve TSSB Belirtileri Düzeyi değişkenleri sabit
tutulduğunda da, “İyimser Yaklaşım” değişkenindeki 1 birimlik artış, “Aile İçi Şiddetle
Başa Çıkma Özyeterliği” puanlarında 2.039 birimlik bir artışa yol açmaktadır.
Araştırmada, Stresle Başa Çıkma Tarzları Ölçeği’nin alt boyutlarından olan
“Çaresiz Yaklaşım”, “Boyun Eğici Yaklaşım” ve “Sosyal Destek Arama Yaklaşımı”
değişkenlerinin, aile içi şiddete maruz kalan kadınların “Aile İçi Şiddetle Başa Çıkma
Özyeterliği”nin anlamlı yordayıcıları olmadığı saptanmıştır.
BÖLÜM V
5.1. TARTIŞMA VE YORUM
Bu bölümde, araştırmada ele alınan alt problemler doğrultusunda, araştırmaya
katılan ve son altı ay içinde aile içi şiddete maruz kalan kadınların aile içi şiddetle başa
çıkma özyeterliklerinin Stresle Başa Çıkma Tarzları Ölçeği alt boyutları (kendine
güvenli yaklaşım, iyimser yaklaşım, çaresiz yaklaşım, boyun eğici yaklaşım, sosyal
destek arama yaklaşımı) ve TSSB belirtileri düzeyi değişkenlerine göre yordanmasına
ilişkin bulgular tartışılmış ve yorumlanmıştır.
Araştırma bulguları incelendiğinde, aile içi şiddete maruz kalan kadınların aile
içi şiddetle başa çıkma özyeterliği puanlarının yordanmasına ilişkin çoklu regresyon
analizi sonuçlarının üç aşamada tamamlandığı görülmektedir. Diğer bir deyişle,
araştırma kapsamında ele alınan değişkenlerin üç tanesi analize girmiştir. Yapılan analiz
sonucunda; kendine güvenli yaklaşım, TSSB belirtileri düzeyi, iyimser yaklaşım,
değişkenlerinin aile içi şiddete maruz kalan kadınların aile içi şiddetle başa çıkma
özyeterlik düzeylerinin anlamlı yordayıcıları olduğu ve aile içi şiddetle başa çıkma
özyeterliği puanlarındaki toplam varyansın % 49’unu açıkladığı saptanmıştır (Bkz.
Tablo 4.3 ve Tablo 4.4). Değişkenler tek tek ele alındığında ise kendine güvenli
yaklaşımın aile içi şiddetle başa çıkma özyeterliği puanlarındaki varyansın % 34’ünü
yordadığı, bunu % 12 ile TSSB belirtileri düzeyinin ve % 2,5 ile de iyimser yaklaşımın
izlediği görülmüştür. Diğer yandan, araştırmada Stresle Başa Çıkma Tarzları Ölçeği’nin
alt boyutlarından olan çaresiz yaklaşım, boyun eğici yaklaşım ve sosyal destek arama
yaklaşımı değişkenlerinin aile içi şiddete maruz kalan kadınların aile içi şiddetle başa
154
çıkma özyeterliği düzeylerinin anlamlı yordayıcıları olmadığı saptanmıştır (Bkz.Tablo
4.3 ve Tablo 4.4).
Söz konusu değişkenlerin aile içi şiddetle başa çıkma özyeterliği puanlarını
yordamasına ilişkin bulgular birlikte tartışılarak yorumlanmıştır.
5.1.1 Aile İçi Şiddetle Başa Çıkma Özyeterliği Puanlarının
Yordanmasına İlişkin Bulguların Tartışılması ve Yorumu
Bulgular incelendiğinde, aile içi şiddetle başa çıkma özyeterliği puanlarının en
anlamlı yordayıcısının Stresle Başa Çıkma Tarzları Ölçeği’nin alt boyutu olan kendine
güvenli yaklaşım puanlarının olduğu ve aile içi şiddete maruz kalan kadınların kendine
güvenli yaklaşım puanları ile aile içi şiddetle başa çıkma özyeterliği puanları arasında
pozitif yönde anlamlı bir ilişki olduğu görülmüştür (Bkz. Tablo 4.2, Tablo 4.3 ve Tablo
4.4). Başka bir deyişle, aile içi şiddete maruz kalan kadınlar, stresle başa çıkma
tarzlarından “kendine güvenli yaklaşım”ı kullandıkça “ aile içi şiddetle başa çıkma
özyeterliği” düzeylerinde de artış olduğu bulunmuştur.
Araştırmada, “kendine güvenli yaklaşım” ile “aile içi şiddetle başa çıkma
özyeterliği” arasında pozitif yönlü ilişki olduğunu ortaya koyan bulgunun Özer ve
Bandura (1990), Benight, Taylor, Midboe ve Durham (2004) tarafından yapılan
araştırmaların bulguları ile tutarlılık gösterdiği görülmektedir. Bununla birlikte,
“kendine güvenli yaklaşım” ile “başa çıkma özyeterliği” arasında pozitif yönlü bir ilişki
olduğunu ortaya koyan bulgu, Benight ve arkadaşları (1999), Kraij, Gamefski ve Maes
(2002), Kesgin ve Olgun (2006), Dahlbeck ve Lightsey (2008), Trouillet, Ganab ve
155
Lourel ve Fort (2009), Smith, Strachan ve Buchwald (2009) tarafından yapılan
araştırmaların bulgularıyla da desteklenmektedir.
“Kendine güven” ile “özyeterlik” kavramları incelendiğinde, “kendine güven”in
özyeterlik kavramının temelini oluşturmakla birlikte, bu iki kavramın birbirinden
ayrıldığı ifade edilmektedir (Benight ve Harper, 2002). “Kendine güven” kavramı da
kişinin kendine olan inancın gücüne işaret eder, fakat bu gücün kesinliği tartışılır.
Örneğin kişi, başarısız olacağı bir iş konusunda da kendine güven duyabilir. Özyeterlik
ise hem becerinin seviyesi hem de kendine olan inancın gücü konusunda
değerlendirmeyi içeren bir kavramdır (Benight ve Harper, 2002). Bununla birlikte, kişi
ancak kendine güvendiği takdirde sahip olduğu becerileri ortaya koyabilir (Pajares,
2002). Buna bağlı olarak, iki kavramın ortak noktalarından yola çıkarak kendine güveni
yüksek olan bir bireyin özyeterlilik düzeyinin de yüksek olabileceği söylenebilir.
Diğer yandan, aile içi şiddet sürecinde Foa ve arkadaşları (2000) tarafından
önerilen “Partner Şiddetinde Psikolojik Model” incelendiğinde, şiddete maruz kalan
kadının olumlu şemalara sahip olmasının dengeli dünya algısı, kontrol algısı ve etkili
başa çıkma eğilimi aracılığıyla psikolojik sağlamlığının artmasında, dolayısıyla şiddet
nedeniyle yaşadığı travmatik stresle etkili bir biçimde başa çıkabilmesinde ve hatta
içinde bulunduğu şiddet ilişkisini sonlandırmasında önemli bir itici güç olabileceği
gösterilmektedir (Bkz. Şekil 2.1). Ayrıca, travmatik stresle başa çıkmada, başa çıkma
özyeterliğinin de önemli bir rol oynadığı ve dikkat süreçleri ve yapısal süreçler,
dönüştürücü eylemler ve düşünce kontrol yeterliği gibi süreçler aracılığıyla bireyin
psikososyal işleyişini düzenlediği bilinmektedir. Başka bir deyişle, başa çıkma
özyeterliğinin; tehditler karşısında tetikte olma, duyguları kontrol edebilme ve başa
156
çıkma davranışlarını düzenleyebilme konularında etkisi olduğu ifade edilmektedir (Özer
ve Bandura, 1990; Benight ve Harper, 2002; Benight ve Bandura, 2004). Bununla
birlikte, yapılan bazı araştırmalar başa çıkma özyeterliğinin etkili başa çıkma tarzlarının
seçimi ve kullanımı ile ilişkisi olduğu ortaya koymuştur (Benight ve diğ., 1999; Benight
ve Harper, 2002; Benight, Ironson ve Durham, 2004; Benight ve Bandura, 2004; Sümer,
Karancı, Berument ve Güneş, 2005; Benight ve diğ., 2006; Cieslak, Benight ve Caden,
2008; Puneet ve Kay, 2009).
Bu görüşlerden yola çıkarak Benight, Taylor, Midboe ve Durham (2004), şiddete
maruz kalan kadınların şiddete ilişkin bilişsel şemalarını değerlendirmek amacıyla
“Domestic Violence Coping Self Efficacy” ölçeğini geliştirmişler ve yapı geçerliği
çalışmasıyla şiddet karşısında olumlu bilişsel şemaların ve yüksek düzeyde başa çıkma
özyeterliğinin etkili başa çıkma tarzları ile pozitif yönde ve anlamlı bir ilişkisi olduğunu
ortaya koymuşlardır. Bu etkili başa çıkma tarzlarından biri olan “kendine güvenli
yaklaşım”, stres verici olay ya da durumlar karşısında bireyin bu durum ya da olayla
etkili bir şekilde başa çıkabilmek için özgüveninin olduğu ve plânlı bir yol izleyerek
problemle başa çıkabilme tutumu olarak tanımlanmaktadır (Şahin ve Durak, 1995).
Başka bir deyişle, stresle başa çıkma tarzlarından kendine güvenli yaklaşımı kullanan
bireylerin başa çıkma özyeterlilik düzeylerininde yüksek olabileceği ifade edilebilir. Bu
tanımlar ve araştırma bulgularından yola çıkarak tez kapsamında elde edilen kendine
güvenli yaklaşımın aile içi şiddetle başa çıkma özyeterliğini yordaması bulgusunun
anlamlı olduğu düşünülmektedir.
Diğer yandan, “kendine güven” kavramı benlik saygısıyla ve kontrol duygusuyla
ilişkili bulunmuştur (Foa ve diğ., 2000; Partlak, 2003). Başka bir deyişle, yaşamı
157
üzerinde daha fazla kontrol duygusuna sahip ve benlik saygısı yüksek olan bireylerin
karşılaştıkları stres verici yaşam olayları karşısında etkili başa çıkma tarzlarını tercih
edebilme ve bunları kullanabilme eğiliminin yüksek olduğu ifade edilebilir. Buna bağlı
olarak, aile içi şiddet gibi önemli bir stres yaşantısıyla başa çıkmadada benlik saygısı ve
kontrol duygusunun önemli içsel kaynaklar olduğu söylenebilir. Bu içsel kaynaklara
sahip olan kadının şiddet sonrası yaşadığı travmayla başa çıkma konusunda kendini
daha yeterli hissedebileceği ve hatta bu yeterlilik duygusunun şiddet ilişkisini
sonlandırmasında önemli etkisi olabileceği vurgulanmaktadır (Foa ve diğ.,2000). Buna
bağlı olarak şiddet mağduru kadının yaşadığı travmayla başa çıkma becerisine ilişkin
algısı, “aile içi şiddetle başa çıkma özyeterliği” kavramıyla açıklanmaktadır (Benight,
Harding-Taylor, Midboe ve Durham, 2004). Nitekim, literatürde başa çıkma
özyeterliğinin kontrol duygusu ve benlik saygısıyla ilişkisini ortaya koyan bazı
araştırma bulgularına rastlanmıştır (Sümer, Karancı, Berument ve Güneş, 2005;
Dahlbeck ve Lightsey, 2008)
Sonuç olarak araştırmada, “kendine güvenli yaklaşım”ın aile içi şiddete maruz
kalan kadınların “aile içi şiddetle başa çıkma özyeterliği”nin anlamlı yordayıcısı olarak
bulunması, şiddete maruz kalan kadının sahip olduğu olumlu bilişsel şemalar
aracılığıyla yaşadığı stresle etkili bir şekilde başa çıkabileceğine dair öz inancının
yüksek olması; benlik saygısı, kontrol duygusu gibi içsel kaynaklarının yeterli olması ve
bunlara bağlı olarak yaşadığı şiddete ilişkin travma karşısında probleme yönelik etkili
başa çıkma tarzlarını seçebilme ve bunları kullanabilme becerisiyle ilişkili olduğu
düşünülmektedir. Literatürde bu bulguyu destekleyen araştırma sonuçları olmasına
rağmen, bu sonucun ülkemizde sadece bu araştırma tarafından ortaya konduğu göz
158
önünde tutulmalı ve bu sonucu destekleyen ya da desteklemeyen yeni araştırma
bulgularının elde edilmesinin konu hakkındaki tartışmayı daha da zenginleştirmesi
beklenmektedir.
Araştırmadan elde edilen bulgular incelendiğinde, aile içi şiddetle başa çıkma
özyeterliği puanlarının ikinci sıradaki anlamlı yordayıcısı olarak “TSSB belirtileri
düzeyi” değişkeninin ortaya çıktığı ve “aile içi şiddetle başa çıkma özyeterliği düzeyi”
ile “TSSB belirtileri düzeyi” düzeyi arasında negatif yönde anlamlı bir ilişki olduğu
görülmektedir. Başka bir deyişle aile içi şiddete maruz kalan kadınlarda TSSB belirtileri
düzeyi artıkça aile içi şiddetle başa çıkma özyeterliği düzeyleri azalmaktadır.
Araştırmada, “TSSB belirtileri düzeyi” ile “aile içi şiddetle başa çıkma
özyeterliği düzeyi” arasında negatif yönlü ilişki olduğunu ortaya koyan bulgunun,
Johnson ve Benight (2003), Benight, Taylor, Midboe ve Durham (2004) tarafından
yapılan araştırmaların bulguları ile tutarlılık gösterdiği görülmektedir. Buna ilâveten,
“TSSB belirtileri düzeyi” ile “başa çıkma özyeterliği” arasında negatif yönlü bir ilişki
olduğu Solomon ve arkadaşları (1988), Benight, Ironson ve arkadaşları (1999), Benight,
Swift ve arkadaşları (1999), Benight ve Harper (2002), Benight, Ironson ve Durham,
(2004), Benight ve arkadaşları (2006), Cieslak, Benight ve Caden (2008) tarafından
yapılan araştırmaların bulguları tarafından da desteklenmektedir.
Bazı araştırma sonuçları, aile içi şiddet mağduru birçok kadının, TSSB
belirtilerini yaşadığını göstermektedir (Houskamp ve Foy, 1995; Astin, Lawrence ve
Foy, 1993; Benight ve Bandura, 2004; Damka, 2009). Ayrıca şiddet, sürekli tekrar eden
bir döngü olduğundan yeniden şiddet görme korkusu ve tehdit edilmişlik duygusu
nedeniyle şiddete maruz kalan kadınlarda bu belirtilerin daha da pekiştiği ifade
159
edilmektedir (Foa ve diğ.,2000). Bununla birlikte, Foa ve arkadaşları (2000) tarafından
önerilen aile içi şiddet sürecini açıklayan “Partner Şiddetinde Psikolojik Model”
incelendiğinde, şiddet mağduru kadınların önceden yaşadığı travmatik yaşantıların yanı
sıra suçluluk, inkar ve kaçınma gibi işlevsel olmayan başa çıkma tarzı ve çözülme
semptomlarıyla ilişkisi olan negatif bilişsel şemalarının varlığının da bu kadınlarda
TSSB belirtilerinin görülmesine katkıda bulunabileceği görülmektedir (Bkz. Şekil, 2.1).
Diğer yandan; inkâr ve kaçınma gibi işlevsel olmayan başa çıkma tarzlarının kullanımı
ile aile içi şiddetle başa çıkma özyeterliği arasında negatif ve anlamlı bir ilişki olduğu
bazı araştırmaların ortak bulgusudur (Johnson ve Benight, 2003; Benight, Taylor,
Midboe ve Durham, 2004). Başka bir deyişle, düşük düzeyde aile içi şiddetle başa
çıkma özyeterliğine sahip olan kadınların şiddet nedeniyle yaşadıkları travmatik stresle
etkili bir biçimde başa çıkmakta güçlük çekebilecekleri ve dolayısıyla TSSB belirtilerini
daha sık ve yoğun yaşayabilecekleri ifade edilebilir. Buna bağlı olarak, tez çalışması
kapsamında elde edilen TSSB belirtileri düzeyinin aile içi şiddetle başa çıkma
özyeterliğini yordaması bulgusunun önemli olduğu görülmektedir.
Bunlara ilâveten, son dönemlerde yapılan çalışmaların şiddete maruz kalan
kadınlarda görülen TSSB belirtilerinin kişisel olarak incelenilmesine odaklanıldığı
dikkati çekmektedir (Benight, Ironson, Klebe ve diğ.,1999; Foa ve diğ.,2000). Bunun
nedeni ise bazı şiddet mağduru kadınların TSSB belirtilerini daha az yaşamaları ya da
hiç yaşamamaları olarak açıklanmaktadır (Foa ve diğ.,2000; Waldrop ve Resick, 2004).
Bunun, bireyin yaşadığı durumu stres verici olarak tanımlayıp tanımlamadığı ve kendini
bu durumu kontrol edebilecek kaynaklara sahip hissedip hissetmediğiyle ilişkili olduğu
ifade edilmektedir (Folkman, 1984). Bu görüşü destekleyen bazı araştırmalar,
160
TSSB’nun şiddeti üzerinde kişisel kaynakların önemli etkisi olabileceğini göstermiştir
(Kemp, Green, Hovanitz ve Rawlings, 1995; Kubany, Hill ve Owens, 2003; Waldrop ve
Resick, 2004). Yine bu görüşten yola çıkarak yapılan bazı araştırmalar, bu kişisel
kaynaklardan “başa çıkma özyeterliği”nin travmatik stresle başa çıkmada önemli bir
değişken olduğunu ve TSSB düzeyinin önemli bir belirleyicisi olduğunu ortaya
koymuştur (Benight ve diğ. 1997; Benight ve Harper, 2002; Johnson ve Benight, 2003;
Benight ve Bandura, 2004). Diğer yandan, Benight, Taylor, Midboe ve Durham (2004),
“Domestic Violence Coping Self-Efficacy” ölçeğini geliştirirken yapı geçerliği
çalışmasıyla aile içi şiddetle başa çıkma özyeterliği ve TSSB belirtileri düzeyi arasında
negatif ve anlamlı bir ilişki olduğunu ortaya koymuşlardır.
Bu araştırmada da TSSB düzeyinin aile içi şiddetle başa çıkma özyeterliğinin
anlamlı yordayıcısı olduğu ortaya konmuştur. Bu sonuç, şiddet mağduru kadının
yaşadığı önceki travmatik yaşantılar ve sahip olduğu negatif bilişsel şemaların varlığı
nedeniyle yaşadığı travmatik stresle başa çıkmada etkili yollar kullanmak yerine
kaçınma ve inkâr gibi etkisiz stresle başa çıkma tarzlarını seçmesi ve bunları kullanması
ile ilişkilendirilebilir.
Araştırmadan elde edilen bulgulara bakıldığında, aile içi şiddetle başa çıkma
özyeterliği puanlarının üçüncü sıradaki anlamlı yordayıcısı olarak “iyimser yaklaşım”
değişkeninin ortaya çıktığı ve “aile içi şiddetle başa çıkma özyeterliği düzeyi” ile
“iyimser yaklaşım düzeyi” arasında pozitif yönde anlamlı bir ilişki olduğu
görülmektedir. Başka bir deyişle, aile içi şiddete maruz kalan kadınlarda “iyimser
yaklaşım düzeyi” artıkça aile içi şiddetle başa çıkma özyeterliği düzeyi de artmaktadır.
161
Araştırmada, “iyimser yaklaşım” ile “aile içi şiddetle başa çıkma özyeterliği”
arasında pozitif yönlü ilişki olduğunu ortaya koyan bulgunun Benight, Taylor, Midboe
ve Durham (2004) tarafından yapılan araştırmanın bulgusu ile tutarlılık gösterdiği
görülmektedir. Ayrıca, “iyimser yaklaşım” ile “başa çıkma özyeterliği” arasında pozitif
yönlü bir ilişki olduğu Benight, Ironson ve Durham (2004), Sümer, Karancı, Berument
ve Güneş (2005), Karademas (2006), Hulbert ve Morrison (2006), Posadzki, Stockl,
Musonda ve Tsouroufli (2010) tarafından yapılan araştırmaların bulguları tarafından da
desteklenmektedir.
İyimserlik, olumsuz olaylardan çok, olumlu olayları algılamaya ilişkin temel
eğilim olarak açıklanmaktadır (Türküm, 1999; Foa ve diğ.,2000). Bu eğilimin,
psikolojik anlamda sağlıklı olmakla ilişkisi olduğu, ayrıca depresyon, TSSB gibi
psikolojik bozukluklara karşı koruyucu rolü olduğu ifade edilmektedir (Benight, Swift,
Sanger ve diğ., 1999; Foa ve diğ., 2000). Stresle başa çıkma tarzlarından biri olan
“iyimser yaklaşım” ise stres verici olay ya da olaylardan olumlu bir şeyler çıkartma, bu
olay ya da durumlarla başa çıkabileceğine inanma olarak tanımlanmaktadır (Şahin ve
Durak, 1995). Yapılan araştırmalar, iyimser doğaya sahip olan bireylerin bu
özelliklerinin, stresle daha etkili bir biçimde başa çıkmalarına yardımcı olabileceğini
göstermektedir (Türküm, 1999). Scheiner ve Cerver’e (1992) göre özellikle, iyimserlik
özellikleri ile problem odaklı/etkili başa çıkma tarzlarını kullanma arasında pozitif
yönde ve anlamlı bir ilişki vardır. Buna bağlı olarak, problem odaklı başa çıkma
tarzlarını kullanan bireylerin pasif başa çıkma tarzlarını kullanan bireylere göre
özyeterlik algılarının daha yüksek olduğu ifade edilmektedir (Benight, Ironson, Klebe
ve diğ., 1999; Benight ve Bandura, 2004). Bu anlamda, özyeterlik ve iyimserliğin
162
birbiriyle ilişkili kavramlar olduğu belirtilmektedir (Foa ve diğ.,2000; Benight, Ironson
ve Durham, 2004; Benight, Harding-Taylor, Midboe ve Durham, 2004; Sümer, Karancı,
Berument ve Güneş, 2005; Hulberti ve Morrison, 2006; Karademas, 2006). Birbiriyle iç
içe geçmiş bu iki kavramı ayıran nokta ise özyeterlik kavramı, kişinin zorluklarla başa
çıkabilme konusunda kendine ilişkin yargısını, buna karşın iyimserlik kavramı, kişinin
kendi
başa
çıkabilme
becerisine
ilişkin
yargısından
çok çevresel koşulları
değerlendirmeyi içermesi olarak açıklanabilir.
Özet olarak, özyeterlik ve iyimserlik farklı kavramlar olmakla birlikte, her
ikisininde psikolojik iyilik hali ve işlevsellik için gerekli olan ve birbiriyle ilişkili iki
önemli kavram olduğu söylenebilir. Buna bağlı olarak, travmatik stresle başa çıkmada
iyimser yaklaşımın önemli bir kaynak olduğu ve başa çıkma özyeterliği ile pozitif ve
anlamlı bir ilişkisi olduğu çeşitli araştırmalar tarafından da ortaya konmuştur (Benight,
Ironson ve Durham, 2004; Karademas, 2006; Hulberti ve Morison, 2006). Bu anlamda,
tez çalışması kapsamında elde edilen iyimser yaklaşımın aile içi şiddetle başa çıkma
özyeterliğinin anlamlı yordayıcısı bulgusunun önemli olduğu düşünülmektedir.
Bununla birlikte, önemli bir travmatik yaşantı olan aile içi şiddet sürecinin ele
alındığı “Partner Şiddetinde Psikolojik Model” incelendiğinde, iyimserliğin şiddet
mağduru kadının olumlu bilişsel şemalara sahip olması sonucu ortaya çıkan psikolojik
sağlamlık halinin önemli bir yansıması olduğu ve kadının şiddet nedeniyle yaşadığı
travma ile etkili bir biçimde başa çıkmasında önemli bir kaynak oluşturduğu
görülmektedir (Bkz. Şekil 2.1). Diğer yandan, aile içi şiddet ve iyimserlik kavramlarının
birlikte
ele
alındığı
sınırlı
sayıda
araştırma
olmasına
rağmen
iyimserlik,
fiziksel/psikolojik sağlıklılık ve stresle etkili bir şekilde başa çıkma arasında pozitif
163
yönde anlamlı bir ilişki olduğu ileri sürülmektedir (Türküm, 1999; Foa ve diğ.,2000).
Ayrıca, etkili başa çıkma yöntemlerinin kullanmı ve başa çıkma özyeterliği arasındada
pozitif yönde ve anlamlı bir ilişki olduğu da bazı araştırmaların ortak bulgusudur
(Benight ve diğ.,1999, Kraij, Gamefski ve Maes, 2002, Dahlbeck ve Lightsey, 2008,
Trouillet, Ganab ve Lourel ve Fort, 2009, Smith, Strachan ve Buchwald, 2009).
Bununla birlilte, Benight, Taylor, Midboe ve Durham (2004) “Domestic
Violence Coping Self-Efficacy” ölçeğini geliştirirken yapı geçerliği çalışmasıyla aile içi
şiddetle başa çıkma özyeterliği ve iyimser yaklaşım arasında pozitif ve anlamlı bir ilişki
olduğunu bulgusunu elde etmişlerdir. Buna bağlı olarak, aile içi şiddete maruz kalan ve
yaşadıkları travmatik stresle başa çıkmada iyimser yaklaşımı benimseyen kadınların
içinde bulundukları stres yaşantısıyla etkili bir biçimde başa çıkabileceklerine dair
özinançların, başka bir deyişle aile içi şiddetle başa çıkma özyeterliği düzeylerinin de
yüksek olduğu ifade edilebilir.
Sonuç olarak, araştırmadan elde edilen iyimser yaklaşımın aile içi şiddete maruz
kalan kadınların aile içi şiddetle başa çıkma özyeterliğinin anlamlı yordayıcısı olarak
bulunması, stresle başa çıkmada iyimser yaklaşım sergileyen şiddet mağduru kadınların
etkili
başa
çıkma
yollarını
seçebilmeleri
ve
bunları
kullanabilmeleri
ile
ilişkilendirilebilir. Diğer yandan, iyimserliğinde başa çıkma özyeterliği gibi travmatik
stresle başa çıkmada önemli bir özkaynak olmasının ve bu iki kavramın birbiriyle
ilişkili
bulunmasının
bu
araştırmanın
bulgusunu
destekler
nitelikte
olduğu
görülmektedir. Özetle, bu araştırmada elde edilen “iyimser yaklaşım düzeyinin”
artmasıyla “aile içi şiddetle başa çıkma özyeterliği düzeyinin” de artması anlamlı ve
literatür ile paralel bir bulgudur. Diğer yandan, bu bulgunun da ülkemizde sadece bu
164
araştırma tarafından elde edildiği göz önünde bulundurulmalı bu konuyu ele alan yeni
bulgularına ihtiyaç duyulduğu belirtilmelidir.
Bu araştırmada stresle başa çıkma tarzlarından “çaresiz yaklaşım”, “boyun eğici
yaklaşım” ve “sosyal destek arama yaklaşımı” değişkenlerinin aile içi şiddete maruz
kalan kadınların “aile içi şiddetle başa çıkma özyeterliği” puanlarını anlamlı olarak
yordamadığı saptanmıştır.
Bilindiği gibi, stresle başa çıkma tarzlarından “çaresiz yaklaşım” ve “boyun
eğici
yaklaşım”
etkili
olmayan/pasif
stresle
başa
çıkma
tarzları
olarak
sınıflandırılmaktadırlar. Literatürde, başa çıkma özyeterliği ile etkili olmayan/pasif
duygusal ve/veya bilişsel başa çıkma tarzları arasında negatif ve anlamlı bir ilişki
olduğunu ortaya koyan bazı araştırma sonuçları mevcuttur. Kraij, Garnefski ve Maes
(2002), Benight, Harding-Taylor, Midboe ve Durham (2004), Levin ve Ilgen (2007),
Dahlbeck ve Lightsey (2008) tarafından yapılan araştırmaların bulguları bu
araştırmalara örnek olarak gösterilebilir. Bu anlamda, araştırmanın bu sonuçları
literatürdeki diğer araştırma bulguları ile paralel bulunmamıştır.
Altınay ve Arat (2008) tarafından yapılan araştırmada, kadınların büyük
çoğunluğu “haklı görülebilecek dayak yoktur” demiş olsalar da, bu durum ev içinde
yaşadıkları veya yaşayabilecekleri şiddetle mücadele etme konusunda donanımlı
olduklarını göstermemektedir. Aynı araştırmada, “Eşiniz size bugün dayak atacak olsa
ne yaparsanız, nasıl tepki verirsiniz?” sorusuna yanıt olarak görüşülen kadınların %
24’ü çeşitli sebeplerle bir şey yap(a)mayacaklarını, ellerinden bir şey gelmeyeceğini
ifade etmişlerdir. Bu oran doğu örnekleminde % 46’ya çıkmaktadır. Bununla birlikte,
ülkemizde şiddete maruz kalan kadınların yaşadıkları stresle başa çıkabilmek için
165
ağırlıklı olarak boyun eğme, kadercilik gibi etkili olmayan pasif yöntemleri
kullandıkları belirtilmiştir (Erdoğan, Aktaş ve Bayram, 2009). Diğer yandan, çaresiz
yaklaşım, boyun eğici yaklaşım gibi eğilimlerin aile içi şiddet karşısında kültürel bir
yaklaşım olabileceği, “kadının şiddet karşısında sessiz kalması ve boyun eğmesi
gerekir” inancının bir yansıması da olabileceği düşünülmektedir. Bununla birlikte, bu
konuda yeterli araştırma sonucunun olmaması bu yorumun dikkatli şekilde ele
alınmasını ve yeni araştırma bulgularıyla desteklenmesini gerektirmektedir.
Ülkemizde 1980’li yıllara kadar aile içi şiddet karşısında tamamen boyun eğici
bir tutum hakim iken, özellikle 1990’lı yıllardan itibaren aile içi şiddetle mücadelenin
yaygınlaştığı görülmektedir. Buna rağmen halâ bireysel anlamda maruz kaldığı aile içi
şiddet karşısında boyun eğici tutum içinde olan veya olmak zorunda kalan birçok kadın
olduğu bilinmektedir. Kadınların % 70 ilâ % 85’i devletin erkekleri eğiterek, sığınma
evleri açarak, bu konuda çalışan kuruluşları destekleyerek, ağır cezalar vererek ve polisi
eğiterek eşlerine uyguladıkları şiddeti engelleyebileceğini düşünmekte, ancak devletin
bu sorumluluklarını yerine getirmediğini ifade etmektedir. Bununla birlikte, kadınların
% 85’i Türkiye’deki sığınakların sayısının yeterli olmadığını düşündüklerini ifade
etmektedir (Altınay ve Arat, 2008). Bu anlamda, kadınların bir yandan maruz kaldıkları
şiddetle mücadele etmek istemelerine rağmen, diğer yandan resmi kurumlara
güvenemedikleri için etkili/aktif başa çıkma yöntemlerini kullanma konusunda çekimser
kaldıkları düşünülmektedir. Bununla birlikte, şiddete maruz kalan kadınlarla yapılmış
olan bireysel psikolojik danışma oturumlarında bazı kadınların şiddetle mücadele
konusunda kendi yetiştikleri aileden ve/veya yakınlarından yeterli destek alamadıkları
gözlenmiştir. Bu durumun kadının içinde bulunduğu çaresizliğe ilişkin duyguları
166
pekiştirebileceği düşünülmektedir. Çaresizlik duygularının ise kadının yaşadığı şiddetle
mücadele etmek istemesine rağmen, bu konuda yetersiz kalmasına yol açabileceği
dolayısıyla
bu
içsel
çelişkinin
araştırma
sonuçlarına
yansımış
olabileceği
düşünülmektedir.
Bunlara ilaveten, kadın konukevine yerleştirilen kadınların ancak yaralanma,
bıçakla tehdit ya da saldırı veya ölüm tehditi gibi ağır fiziksel şiddet olaylarından sonra
resmi kurumlardan yardım isteyebilmiş oldukları gözlenmiştir. Bu kadınlardan bazısı
halâ korku, belirsizlik ve çaresizlik duygularını yaşamakta olduğunu, bazısı geleceğe
ilişkin yoğun kaygı duyduğunu bazısı ise eşine geri dönüp dönmemek arasında
kararsızlık yaşadığını ifade etmiştir. Bununla birlikte, şiddete maruz kalan kadınlarda
kaygı, düşük benlik saygısı, intihar düşünceleri, psikosomatik hastalıklar ve TSSB
belirtilerinin görülebileceği bilinmektedir (Dişçigil, 1993; Clements, Sabourin ve Spiby,
2004; Perez ve Castano, 2005; Korkut-Owen ve Owen, 2008; Cieslak, Benight ve
Caden, 2008; Damka, 2009). Bu durumun, şiddet mağduru bazı kadınların resmi
kurumlardan destek istemiş olmalarına rağmen yaşadıkları korku, belirsizlik ve diğer
psikolojik belirtiler nedeniyle henüz aldıkları desteğin farkında olmamalarının bir
göstergesi olabileceği ve bu durumunda araştırma sonuçlarına yansımış olabileceği
düşünülmektedir.
Buna bağlı olarak araştırmada, etkili olmayan/pasif stresle başa çıkma tarzlarının
(çaresiz yaklaşım ve boyun eğici yaklaşım) aile içi şiddete maruz kalan kadınların “aile
içi şiddetle başa çıkma özyeterliği”nin anlamlı yordayıcıları olmadığı sonucunun
ülkemizde bu konudaki mücadelenin çok eski bir geçmişinin olmaması, çaresiz ve
boyun eğici yaklaşımın kültürel bir özellik olabileceği, kadının psikolojik durumumun
167
ve şiddet konusunda destek sistemlerine ilişkin güvensizliğinin bir yansıması
olabileceği düşünülmektedir. Bununla birlikte, ülkemizde bu konuda başka bir araştırma
yapılmamış olduğu göz önününde bulundurulmalı ve bu sonucu destekleyen ya da
desteklemeyen yeni araştırma bulgularına ihtiyaç olduğu unutulmamalıdır. Diğer
yandan, bu araştırmanın örneklemini yalnızca şiddet nedeniyle çeşitli kurumlara
başvuran kadınların oluşturduğu göz önünde bulundurulmalıdır. Elde edilen bulguyu
sağlıklı bir biçimde yorumlayabilmek için şiddete maruz kalan, fakat bu nedenle
herhangi bir kuruma başvurmayan kadınları da kapsayan araştırma sonuçları elde
edilmelidir.
Bu araştırmadan elde edilen bir diğer bulgu ise stresle başa çıkma tarzlarından
“sosyal destek arama yaklaşımı”nın aile içi şiddete maruz kalan kadınların “aile içi
şiddetle başa çıkma özyeterliği”nin anlamlı yordayıcısı olmadığı sonucudur. Bu bulguya
paralel olan tek bulgu Benight, Taylor, Midboe ve Durham (2004) tarafından
yapılan“Domestic Violence Coping Self-Efficacy” ölçeğinin yapı geçerliği çalışmasıdır.
Bu çalışmada aile içi şiddetle başa çıkma özyeterliği ve sosyal destek arama yaklaşımı
arasında herhangi bir ilişki bulunmamıştır. Tez çalışmasının bu bulgusunun Benight,
Taylor, Midboe ve Durham’ın (2004) çalışmasıyla paralellik gösteriyor olması
kendilerinin de belirttiği gibi ölçeğin “kişilerarası” değil, “kişisel” nitelikleri ölçer
nitelikte olmasından kaynaklanıyor olabileceği düşünülmektedir. Diğer yandan, ağırlıklı
olarak literatürde “başa çıkma özyeterliği” ile “sosyal destek arama yaklaşımı” arasında
pozitif yönlü bir ilişki olduğunu ortaya koyan araştırma sonuçları olduğu göze
çarpmaktadır. Benight ve arkadaşları (1999), Hulbert ve Morison, (2006), Shen (2009),
168
Çavuş (2009), Rees ve Freeman (2009), Yardımcı ve Başbakkal (2009) tarafından
yapılan araştırmaların bulguları bu araştırmalara örnek olarak gösterilebilir.
“Sosyal destek arama yaklaşımı”, strese neden olan olay ya da durumla başa
çıkabilmek için bireylerden yardım alma, destek arama gibi başa çıkma yollarını
kapsamaktadır. Bu başa çıkma yolları sadece duyguların ifadesi tarzında olabileceği
gibi, resmi kurumlardan yardım isteme şeklinde eyleme yönelik aktif bir başa çıkmayı
da içerebilmektedir. Stres yaşantıları ve olumsuz yaşam olaylarının ele alındığı başa
çıkma literatüründe ise genellikle sosyal destek kavramı bireylerin duygusal destek
kazanımı olarak tanımlanmaktadır (Waldrop ve Resick, 2004). Buna karşın, literatürde
aile içi şiddet gibi önemli bir travmatik strese maruz kalan kadınların bu durumla başa
çıkmalarında sosyal desteğin rolü konusunda çok az araştırma olduğu belirtilmiştir
(Waldrop ve Resick, 2004).
Dış çevre ile etkileşim, bireyin psikolojik olarak kendini iyi hissetmesini sağlar
(Trouillet, Gana, Lourel ve Fort, 2009; Bandura, 1997; Johnson ve Benight, 2003).
Başka bir deyişle, daha fazla sosyal kaynağa sahip olmak bireyin çevreden daha fazla
empatik tepki alma şansını artırır. Bu empatik tepkinin özellikle aile içi şiddet gibi bir
stres yaşantısına maruz kalan kadının psikolojik sağlamlığı açısından önemli bir kaynak
olduğu düşünülmektedir. Buna bağlı olarak, Foa ve arkadaşları (2000) tarafından
önerilen “Partner Şiddetinde Çevresel Model” incelendiğinde, kişilerarası kaynakların
yeterli ve tatmin edici olmasının şiddete maruz kalan kadınların kaygı, depresyon ve
TSSB belirtileri gibi psikolojik güçlükleri daha az yaşayabileceklerini, şiddet nedeniyle
ortaya çıkan travmatik stresle daha etkili bir biçimde başa çıkabileceklerini, hatta bu
169
durumun şiddet ilişkisini sonlandırmalarına katkıda bulunabileceği gözlenmektedir
(Bkz. Şekil 2.2).
Ayrıca, şiddete maruz kalan kadınların güvensizlik, kırılganlık, yetersizlik,
kendini suçlama ve utanç gibi olumsuz bilişsel şemalara sahip olabildikleri
bilinmektedir (Calvete, Estevez ve Corral, 2007). Bu bilişsel şemaların varlığı,
kadınların inkar ve stres yaşantısından kaçınma eğilimlerini artırabileceği ve bu
eğilimler nedeniyle yaşadıkları şiddeti paylaşmak konusunda gönülsüz olabilecekleri
düşünülmektedir. Başka bir deyişle, şiddet nedeniyle kendini suçlayan veya utanç duyan
kadınların sosyal destek istemekten çekinebileceği öngörülmektedir. Diğer yandan,
şiddete maruz kalan kadınların, kültürel ve sosyal yaptırımlar nedeniyle de şiddet
karşısında sosyal destek isteme konusunda çekimser kalabildikleri ifade edilmektedir
(Rose, Campell ve Kub, 1983). Bu konuda ülkemizde de yeterli sayıda araştırma
olmamasına rağmen, bazı araştırma sonuçları aile içi şiddet konusunda kadınların sessiz
kalmayı tercih ettikleri ve sosyal destek arama yaklaşımını kullanmadıklarını
göstermektedir (Okutan, 2007; Altınay ve Arat, 2008; Türkiye’de Kadına Yönelik Aile
İçi Şiddet Araştırması, 2008).
Bu araştırma kapsamındada, şiddete maruz kalan kadınlarla yapılmış olan
bireysel psikolojik danışma oturumlarında kadınların sosyal desteği henüz bir başa
çıkma yöntemi olarak göremedikleri dikkati çekmiştir. Ülkemizde, son yıllarda aile içi
şiddetle mücadele konusunda birçok çalışma yapılıyor olsa da bireysel olarak kadınların
birçoğunun halâ, özellikle fiziksel ve cinsel şiddeti paylaşma konusunda çekimser
kaldıkları göze çarpmaktadır. Bireysel nedenlerin yanı sıra halâ toplumumuzda yaygın
olarak benimsenen geleneksel cinsiyet normları ve şiddeti destekleyen sosyal normların
170
da bu duruma yol açabileceği düşünülmektedir. Diğer yandan, yapılan görüşmelerde,
şiddet mağduru kadınların büyük bir bölümü kendi yetiştikleri aileden duygusal veya
maddi destek göremediklerini ifade etmişlerdir. Bunun yanı sıra, kadınlar şiddet
konusunda halâ resmi kaynaklara güvenmediklerini, devletin aile içi şiddet konusunda
sorumluluklarını yerine getirmediğini düşündüklerini belirtmektedirler (Altınay ve Arat,
2008).
Sonuç olarak, şiddete maruz kalan kadınların sahip oldukları olumsuz bilişsel
şemalar sonucu etkili başa çıkma yollarını kullanamamaları, toplumun şiddet karşısında
sessiz kalma eğilimi, resmi kaynaklara güvensizlik gibi bireysel ve toplumsal
nedenlerden dolayı yaşadıkları şiddet karşısında sosyal destek arama konusunda
çekimser kaldıkları göze çarpmaktadır. Bu durumun araştırma sonuçlarına yansımış
olabileceği gibi, bu konuda ülkemizde yeterli sayıda araştırma yapılmamış olduğuda
göz önünde bulundurulmalıdır. Buna bağlı olarak, yeni araştırma bulgularının elde
edilmesinin
bu
düşünülmektedir.
konudaki
literatürü
ve
tartışmayı
daha
zenginleştirebileceği
BÖLÜM VI
6.1 SONUÇ VE ÖNERİLER
Bu bölümde, araştırmadan elde edilen bulgular bağlamında ulaşılan sonuçlar
belirtilmiş ve bu sonuçlara ilişkin olarak geliştirilen öneriler sunulmuştur.
Araştırmada, aile içi şiddete maruz kalan kadınların stresle başa çıkma tarzları
ölçeği alt boyutları olan kendine güvenli yaklaşım, iyimser yaklaşım, çaresiz yaklaşım,
sosyal destek arama yaklaşımı ve TSSB belirtileri düzeyi değişkenlerinin aile içi
şiddetle başa çıkma özyeterliklerini yordama gücü incelenmiştir.
Araştırmadan elde edilen sonuçlar aşağıda verilmiştir:
Stresle başa çıkma tarzları alt boyutları ve TSSB belirtileri düzeyi
değişkenlerine ilişkin olarak yapılan aşamalı çoklu regresyon analizi sonucunda, aile
içi şiddete maruz kalan kadınların başa çıkma özyeterliği toplam puanının en anlamlı
yordayıcısının “kendine güvenli yaklaşım” olduğunu, bunu ikinci anlamlı yordayıcı
olarak “TSSB belirtileri düzeyinin” ve üçüncü anlamlı yordayıcı olarak da “iyimser
yaklaşımın” izlediği saptanmıştır.
Buna karşın “çaresiz yaklaşım”, “boyun eğici yaklaşım” ve “sosyal destek
arama yaklaşımı” değişkenlerinin aile içi şiddete maruz kalan kadınların başa çıkma
özyeterliğinin anlamlı yordayıcıları olmadığı görülmüştür.
Elde edilen bulgular ışığında, ileride yapılacak araştırmalara yön verebilecek
ve alanda çalışan psikolojik danışmanlara ve diğer uzmanlara yardımcı olabilecek
nitelikte bazı öneriler sunmak mümkündür.
172
6.1.1 Bu Konuda Yapılacak Olan Araştırmalara Yönelik Öneriler
1. Kadına yönelik aile içi şiddet konusunda bugüne kadar yapılmış olan
araştırmalara bakıldığında ağırlıklı olarak aile içi şiddetin yaygınlığı, kadın
üzerindeki fiziksel ve psikolojik etkilerine odaklanıldığı göze çarpmaktadır.
Gelecekte yapılacak olan nitel ve nicel araştırmalarda aile içi şiddetle başa
çıkma
özyeterliği
değişkenininde
ele
alındığı
araştırmaların
yaygınlaştırılmasının, aile içi şiddet konusuna yeni bir bakış açısı getireceği ve
bu konudaki literatüre de önemli katkı sağlayacağı düşünülmektedir.
2. Bu araştırmada ele alınan kendine güvenli yaklaşım, TSSB belirtileri düzeyi
ve iyimser yaklaşım değişkenlerinin aile içi şiddete maruz kalan kadınların aile
içi şiddetle başa çıkma özyeterliği düzeylerini yordayarak, aile içi şiddetle başa
çıkma özyeterliği puanlarındaki varyansın % 49’unu açıklamış olmaları, aile
içi şiddetle başa çıkma özyeterliğinin % 51’lik bir bölümünün halâ açıklanması
gerektiğini ortaya koymaktadır. Bundan sonra yapılacak araştırmalarda aile içi
şiddetle başa çıkma özyeterliğinin çeşitli değişkenlerle ilişkisini inceleyen
çalışmaların yapılmasının yararlı olacağı düşünülmektedir. Diğer yandan bu
araştırmanın bağımsız değişkeni olan stresle başa çıkma tarzları bağımlı
değişken olarak ele alınıp aile içi şiddetle başa çıkma özyeterliği tarafından ne
derece
yordandığını
görmek
amacıyla
araştırmanın
yeniden
yapılandırılmasınında bu konuya faklı bir bakış açısı getirmesi beklenmektedir.
173
3. Bu araştırmanın sonucunda etkili olmayan /pasif stresle başa çıkma
tarzlarından olan “çaresiz yaklaşım” ve “boyun eğici yaklaşım”ın aile içi
şiddetle başa çıkma özyeterliğinin anlamlı yordayıcıları olmadığı saptanmıştır.
Buna karşın, literatürde yapılmış olan araştırmalara bakıldığında, etkili
olmayan/pasif başa çıkma tarzlarıyla başa çıkma özyeterliği arasında negatif ve
anlamlı bir ilişki bulunduğu görülmektedir. Araştırmadan elde edilen bu
bulgunun
yapılacak
olan
diğer
araştırmalar
tarafından
desteklenip
desteklenmeyeceğinin ortaya çıkarılabilmesi için stresle başa çıkma tarzlarının
alt boyutlarının başa çıkma özyeterliği ile ilişkisini inceleyen araştırmaların
yapılmasının literatür açısından yararlı olabileceği öngörülmektedir.
4. Bu araştırmanın sonucunda stresle başa çıkma tarzlarından olan “sosyal
destek arama” yaklaşımının aile içi şiddetle başa çıkma özyeterliğinin anlamlı
yordayıcısı olmadığı saptanmıştır. Buna karşın, literatürde yapılmış olan bazı
araştırmalara bakıldığında, sosyal destek arama yaklaşımı ile başa çıkma
özyeterliği arasında pozitif ve anlamlı bir ilişki bulunduğu göze çarpmaktadır.
Buna bağlı olarak sosyal destek ve başa çıkma özyeterliği arasındaki ilişkiyi
inceleyen araştırmaların yapılmasının literatürde önemli bir bilgi boşluğunu
dolduracağı düşünülmektedir.
5. Bu araştırmanın örneklemini aile içi şiddet nedeniyle çeşitli kurumlara
başvuran kadınlar oluşturmaktadır. Buna karşın aile içi şiddet mağduru olup bu
kurumlardan destek isteyemeyen birçok kadın olduğu bilinmektedir. Ayrıca bu
174
kadınların yaşadıkları şiddetle nasıl başa çıktıklarına dair yeterli bilgi mevcut
değildir. Bu nedenle, yapılacak olan araştırmalarda şiddet mağduru olup çeşitli
kurumlara başvurmayan kadınlara da ulaşılmasının aile içi şiddet konusunda
daha fazla ve bütüncül bilgi edinilmesini sağlaması beklenmektedir. Bununla
birlikte, şiddet nedeniyle çeşitli kurumlara başvuran ve başvurmayan
kadınların aile içi şiddetle başa çıkma özyeterliğini inceleyen karşılaştırmalı
araştırmaların yapılmasının aile içi şiddet literatürünü önemli ölçüde
zenginleştireceği düşünülmektedir.
6. Aile içi şiddet konusunda yapılacak olan araştırmalarda, mümkünse
araştırmacının kendisinin şiddete maruz kalan kadınlara araştırmanın amacını
anlatması, araştırma kapsamındaki ölçekler hakkında bilgi vermesi ve gizlilik
konusunda güven vermesi önerilmektedir. Araştırmacının kendisinin şiddet
mağduru kadınlara doğrudan bu açıklamaları yapamadığı durumlarda ise form
ve ölçekleri uygulayacak olan kişilerle yüzyüze görüşmesi ve uygulamayı
yapacak kişileri araştırmanın amacı, ölçeklerin doldurulması gibi konularda
bilgilendirilmesinin şiddeti konu alan araştırmalarda daha güven verici olacağı
düşünülmektedir. Araştırmanın niteliği ve amacı gibi konularda bilgi sahibi
olan kadınların sorulara cevap vermede daha az çekimser kalacağı
düşünülmektedir. Bu anlamda, bu konuda araştırma yapanların Dünya Sağlık
Örgütü tarafından yayımlanan “Kadına Karşı Şiddet Konusunu Çalışanlar için
Etik Kurallar” ve ayrıca şiddete maruz kalanlarla iletişim konularında yeterli
bilgiye sahip olmalarının çok önemli olduğu düşünülmektedir.
175
7. Ülkemizde insanlar, aile içi şiddetin yanı sıra her yıl birçok kaza, saldırı,
terör ve doğal afet gibi travmatik yaşantılara maruz kalmaktadır. Bu insanların
birçoğu travmatik yaşantının ardından travmaya ilişkin olumsuz duygu ve
düşünceleri taşımaya devam etmekte ve TSSB belirtilerini yaşamaktadır.
Ülkemizde TSSB’nu inceleyen araştırmalar bulunmaktadır, ancak travmaya
maruz kalan bireylerde TSSB ile başa çıkma özyeterliğinin birlikte ele alındığı
tek bir araştırmanın olduğu ve bu araştırmanın depreme maruz kalan bireylerle
yapıldığı göze çarpmaktadır. Değişik travmatik yaşantılara maruz kalan
bireylerin başa çıkma özyeterliğini ele alan araştırmaların yapılmasının
travmatik stresle başa çıkma literatürünü zenginleştireceği ve bu konuya
önemli katkı sağlayacağı düşünülmektedir.
8. Aile içi şiddetle başa çıkma özyeterliği konusunu ele alan betimsel
araştırmaların yanı sıra, bu konuda yapılacak olan deneysel araştırmaların da
yapılmasının psikolojik danışma ve rehberlik alanına ilişkin uygulamalara
önemli katkı getireceği düşünülmektedir. Aile içi şiddete maruz kalan
kadınların başa çıkma özyeterliğini artırmaya yönelik psiko-eğitim, grupla
psikolojik danışma uygulamalarının etkililiğini sınayan deneysel araştırmaların
yaygınlaşmasının ve şiddet mağduru kadınlara hizmet veren kurumlarda
etkililiği bilimsel olarak kanıtlanmış olan programların kullanılmasının verilen
hizmetleri daha nitelikli hale getireceği düşünülmektedir.
176
6.1.2 Alanda Çalışan Psikolojik Danışmanlara ve Diğer Uzmanlara
Yönelik Öneriler
1. Aile içi şiddete maruz kalan kadınların birçoğunun yaşadığı şiddeti ifade
etmekten kaçındığı ve bu şiddet karşısında hiçbir şey yapamayacağına inandığı
bilinmektedir. Bu olumsuz inanç, kadının çevresindeki resmi ve resmi olmayan
destek
kaynaklarına
ulaşmasına
engel
olmaktadır.
Kadınların
kendi
özkaynaklarının farkına varmaları, stresle etkili başa çıkma tarzlarını ve başa
çıkma özyeterliğini kavramaları ve geliştirmeleri amacıyla gerekli bilgi ve
becerilerin kazandırılmasını hedefleyen seminerlerin, psiko-eğitim gruplarının
ve grupla psikolojik danışma hizmetlerinin düzenlenmesinin aile içi şiddetin
başa çıkılabilir bir sorun olarak algılanmasını sağlayacağı ve bu konudaki
farkındalığı ve daha etkili başa çıkma becerilerini artıracağı düşünülmektedir.
2. Şiddet mağduru kadınlara destek veren kurumlarda çalışan psikolojik
danışmanların, bireysel psikolojik danışma oturumlarında sadece şiddetin
kadın üzerindeki olumsuz etkilerine odaklanmaktan çok kadının güçlü
yanlarını ortaya çıkarmalarına olanak verecek müdahalelerde bulunmaları, aile
içi şiddetin olumsuz etkileriyle başa çıkmada özyeterliğin önemli bir kaynak
olduğunu göz ardı etmemelerinin verilen psikolojik danışma yardımını daha
etkili hale getireceği düşünülmektedir. Bunun için psikolojik danışmanlara
yönelik özyeterlik/başa çıkma özyeterliği konusunda seminer ve eğitim
177
çalışmaları yapılmasının psikolojik danışmanların uygulamalarında özyeterlik
konusunu dikkate almalarını sağlayacağı düşünülmektedir.
3. Şiddet mağduru kadınlara destek veren kurumlarda çalışan psikolojik
danışmanların ve/veya diğer uzmanların öncelikle Dünya Sağlık Örgütü
tarafından yayımlanan “Kadına Karşı Şiddet Konusunu Çalışanlar için Etik
Kurallar” ve ayrıca şiddete maruz kalan kadınlarla iletişim konularında yeterli
bilgiye sahip olmalarının çok önemli olduğu düşünülmektedir. Bunlara
ilaveten, aile içi şiddet durumunda, kadınların başvurabilecekleri resmi
kurumlar ve başvuru sürecininde bilinmesinin uzmanlar tarafından verilecek
olan bireysel/grupla psikolojik danışma ve rehberlik hizmetlerinin daha
nitelikli ve sağlıklı olmasını sağlayacağı düşünülmektedir.
4. Kadına yönelik aile içi şiddet konusunun bir ekip çalışması olduğunun
unutulmaması gerektiği, bu alanda çalışan sosyal hizmet uzmanları, avukatlar,
hekimler, polisler ve psikolojik danışmanlar ve psikologların sürekli iletişim
halinde olmalarının ve çalışmalarında birbirlerine destek vermelerinin kadına
yönelik aile içi şiddet konusunda yapılan müdahaleleri daha etkili ve kapsamlı
hale getireceği düşünülmektedir.
5. Ülkemizde, özyeterlik/başa çıkma özyeterliği konusunda yeterli Türkçe
kaynak olmadığı dikkati çekmektedir. Bu konuya ilişkin kaynakların dilimize
178
çevrilmesinin psikolojik danışmanların ve diğer uzmanların bunlara daha kolay
ulaşmasını sağlayacağı ve bu yolla özyeterlik konusunu uygulamalarına dahil
edebilecekleri düşünülmektedir.
179
KAYNAKLAR
Akın, A. ve Paksoy, N. (2007). Kadına yönelik şiddete sağlık boyutundan bakmak.
Kadın Çalışmaları Dergisi, 2, 107-111.
Aksayan, S.S. ve Gözüm, S. (2002). Kültürlerarası ölçek uyarlaması için rehber 1:
Ölçek uyarlama aşamaları ve dil uyarlaması. Hemşirelik Araştırma Dergisi, 4(1).
Aktaş, A. M. (1997). Aile içi şiddet ve önleme yolları, Ankara: Feryal Matbaası.
Aktalay, A. (2009). Ege üniversitesi eğitim fakültesi öğrencilerinin stresle başa çıkma
tarzlarının yordanması. Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Ege Üniversitesi
Sosyal Bilimler Enstitüsü, İzmir.
Altınay, A.G. ve Arat, Y. (2008). Türkiye’de kadına yönelik şiddet, (2.baskı). İstanbul:
Punto Baskı Çözümleri.
Amerikan Psikiyatri Birliği: Psikiyatride Hastalıkların Tanımlanması ve
Sınıflandırılması El Kitabı, Yeniden Gözden Geçirilmiş Dördüncü Baskı (DSMIV- TR), Amerikan Psikiyatri Birliği Washington DC 2000’den çeviren Köroğlu,
E, Hekimler Yayın Birliği, Ankara, 2001.
Arslan. D. (1998). Aile içinde kadına yönelen şiddet ve istanbul kadın misafirhanesi.
Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler
Enstitüsü, İstanbul.
Arslan, M., Yarımoğlu, B., Çekin, N. ve Hilal, A. (2005). Eş şiddeti öyküsüyle adli tıp
kurumu Adana şube müdürlüğü’ne başvuran olguların incelenmesi. Türkiye
Klinikleri J Foren Med, 2, 39-45.
180
Aspinwall, L.G. ve Taylor, S.E. (1992). Modeling cognitive adaptation: a longitudinal
investigation of the impact of individual differences and coping on college
adjustment and performance. Journal of Personality and Social Psychology, 63,
989-1003.
Astin, M.C., Lawrence, K.J. ve Foy (1993). Postraumatic stress disorder among battered
women. Violence and Victimes, 8, 17-28.
Astin, M.C., Ogland-Hand., Coleman, E.M. ve Foy (1995). Posttraumatic stress
disorder and childhood abuse in battered women: comparisons with maritally
distressed women. Journal of Clinical Psychology, 63, 308.
Ayrancı, Ü., Günay, Y. ve Ünlüoğlu, İ. (2002). Hamilelikte aile içi eş şiddeti: Birinci
basamak sağlık kurumuna başvuran kadınlar arasında bir araştırma. Anadolu
Psikiyatri Dergisi, 3, 75-87.
Baltaş A.ve Baltaş Z. (2002). Stres ve başa çıkma yolları. (21. baskı). İstanbul: Remzi
Kitabevi.
Bandura, A. (1982). Self-efficacy mechanism in human agency. American Psychologist,
37, 122-147
Bandura, A., Cioffi, D., Taylor, C.B ve Brouillard, M.E (1988). Perceived self-efficacy
in coping with cognitive stressors and opioid activation. Journal of Personality
and Social Psychology, 3, 479-488.
Bandura, A. (1989). Social cognitive theory, Annals of Child Development, 6, 1-60.
Bandura, A. (1990). Perceived self-efficacy in the exercise of personal agency. Journal
of Applied Sport Psychology, 2, 128-163.
181
Bandura, A. (1993). Perceived self-efficacy in cognitive development and functioning.
Educational Psychologist, 28, 117-148.
Bandura, A. (1997). Self-efficacy. Harvard Mental Health Letter. 13(9).
Bandura, A., Caprara, G.V., Barbaranelli, C., Gerbino, M.ve Pastorelli, C. (2003). Role
of affective self-regulatory efficacy in diverse spheres of psychosocial
functionning, Child Development, 74, 769-782.
Barut, A.İ. (2008). Sporda batıl davranış ve özyeterlik ilişkisi. Yayınlanmamış Yüksek
Lisans Tezi. Mersin Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Mersin.
Başbakanlık Aile Araştırma Kurumu (1994). Aile içi şiddetin sebep ve sonuçları. Kasım
2006’da http://www.aile.gov.tr/tr/ ‘den elde edildi.
Başbakanlık Aile Araştırma Kurumu (1997). Aile içinde ve toplumsal alanda şiddet.
Ağustos 2009’da elde http://www.aile.gov.tr/ ‘den elde edildi.
Batı, U. (2007). Kelebek etkisi: televizyonun aile içi şiddet oluşumundaki etkisini
Sorgulamak. Kadın Çalışmaları Dergisi, 2, 14-19.
Bayram, N. (2004). Sosyal Bilimlerde SPSS ile Veri Analizi, (1. baskı). İstanbul: 4
Nokta Matbaacılık.
Benight, C.C., Antoni, M.H., Kilbourn, K., Ironson, G., Kumar, G., Fletcher, M.A.,
Redwine, L., Baoum, A. ve Schneiderman. N. (1997). Coping self-efficacy
buffers psychological and physiological disturbances in hiv-infected men
following a natural disaster. Health Psychology. 16 (3), 248-255.
182
Benight, C. C., Ironson, G., Klebe, K., Carver, C.S., Wynings, C., Burnett, K.,
Greenwood, D., Baum, A. ve Schneiderman.N. (1999). Conservation of
resources and coping self-efficacy predicting distress following a natural
disaster: a causal model analysis where the environment meets the mind.
Anxiety, Stress, and Coping, 12, 107-126.
Benight, C.C., Swift, E., Sanger, J., Smith, A.ve Zeppelin, D. (1999). Coping selfefficacy as a mediator of distress following a natural disaster. Journal of Applied
Psychology, 29, 2443-2464.
Benight, C.C. ve Harper, M.L. (2002). Coping self-efficacy perceptions as a mediator
between acute stress response and long-term distress following natural disasters.
Journal of Traumatic Stress, 15, 177-186.
Benight, C.C. ve Bandura, A. (2004). Social cognitive theory of posttaumatic recovery:
the role perceived self-efficacy. Behaviour Research and Therapy, 42, 11291148.
Benight, C.C., Harding-Taylor, A.S., Midboe , A.M. ve Durham, R.L. (2004).
Development and psychometric validation of a domestic violence coping selfefficacy measure (DV-CSE). Journal of Traumatic Stress, 17, 505-508.
Benight, C.C., Ironson, G. ve Durham, R.L. (2004). Psychometric properties of
hurricane coping self-efficacy measure. Journal of Traumatic Stress, 12, 379386.
183
Benight, C.C., Freyaldenhoven, R.W., Hughes, J., Ruiz, J.M., Zoschke, T.A. ve
Lovallo, W.R (2006). Coping self-efficacy and psychological distress following
the Oklahoma city bombing. Journal of Applied Social Psychology, 30 (7),
1331-1344.
Birleşmiş Milletler (2008). Birleşmiş Milletler Kadınlara Yönelik Şiddetin Önlenmesi
Bildirgesi. Ağustos 2010’da http://www.bmkadinhaklari.org dan elde edildi.
Brown, A. (1993). Violence against women by male partners, American Psychologist,
48, 1077-1087.
Budak, S. (2000). Psikoloji sözlüğü. Ankara: Bilim ve Sanat Yayınları.
Büyüköztürk, Ş. (2002). Sosyal bilimler için veri analizi el kitabı. (1.basım) Ankara:
Pegema Yayıncılık.
Büyüköztürk, Ş.,Çakmak, E.K., Akgün, Ö.E., Karadeniz, Ş. ve Demirel, F. (2010).
Bilimsel araştırma yöntemleri. Ankara: Pegema Yayıncılık.
Calvete, E., Estevez, A. ve Corral, S. (2007). Posttaumatic stress disorder and its
relationship with negative cognitive schemas in battered women. Psicothema,
19, 446-451.
Chesney, M.A., Neilands, T.B., Chambers, D.B., Taylor, J.M. ve Folkman, S. (2006). A
validity and reliability study of coping self-efficacy scale. British Journal of
Health, 11, 421-437.
Cieslak, R., Benight, C.C. ve Caden, L.V. (2008). Coping self-efficay mediate the effect
of negatif cognitions on posttraumatic distress. Journal of Behaviour Research
and Therapy, 46, 788-798.
184
Cinsel Sağlık Enstitüsü ve Derneği (2006). Türkiye’de cinsel şiddet artıyor. Aralık
2010’da www.cinseltip.org’dan elde edildi.
Clements, C.M. ve Sawhney, D.K. (2000). Coping with domestic violence: control
attributions, dysphoria and hopelessness. Journal of Traumatic Stress, 13 (2).
Clements, C.M., Sabourin, ve Spiby, L. (2004). Dysphoria and hopelesness folloving
battering: the role of perceived control, coping and self-esteem. Journal of
Family Violence, 19 (1).
Coker, A.L., Smith P.H., Bethea, L., King, M.R.ve McKeown, R.E. (2000). Physical
health consequences of physical and psychological partner violence. Archives of
Family Medicine, 9, 451-457.
Colodro, H., Godoy-Izquierdo, D. ve Godoy, J. (2010). Coping self-efficacy in a
community-based sample of women and men from the united kingdom: The
impact of sex and health status. Behavioral Medicine, 36, 12-23.
Cormier, S. ve Cormier, B. (1997). Interviewing strategies for helpers, fundamental
skills and cognitive behavioral interventions. California: Brooks/Cole.
Çakır, İ. (2006). Polislerin iş stresi ve bazı değişkenlere göre stresle başa çıkma
tarzlarının karşılaştırılması. Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Çukurova
Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Adana.
Çavuş, M. F. (2009). Gençlerde algılanan sosyal desteğin özyeterlik inancına etkileri.
Çağ Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, 6 (2).
Çetiner, Ş. G. (2006). Aile içi şiddet yaşayan kadınlarda cinsel sorunlar ve intihar
olasılığı, Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Ankara Üniversitesi Sosyal
Bilimler Enstitüsü, Ankara.
185
Çivi, S., Kutlu, R. ve Marakoğlu, K. (2008). Kadına yönelik şiddet sıklığı ve bunu
etkileyen faktörler: iki sağlık ocağına müracaat eden kadınlarla yapılan bir
çalışma, Gülhane Tıp Dergisi, 50, 110-116.
Çorapçıoğlu, A., Yargıç, İ., Geyran, P. ve Kocabaşoğlu, N. (2006). “Olayların etkisi
ölçeği” (IES-R) Türkçe versiyonunun geçerlik ve güvenirliği, New/Yeni
Symposium Journal, 44 (1).
Dahlbeck, D.T. ve Lightsey, O.R. (2008). Generalized self-efficacy, coping, and selfesteem as predictors of psychological adjustment among children with
disabilities or chronic illnesses. Children’s Health Care, 37, 293-315.
Damka, Z. (2009). Sığınma evinde kalan şiddet mağduru kadınlar: anksiyete duyarlığı,
travmaya bağlı suçluluk, travma sonrası stres bozukluğu ve psikolojik belirtiler.
Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler
Enstitüsü, Ankara.
Dişçigil, A.G. (2003). Aile içi şiddet gören kadınlarda psikiyatrik bozukluklar: bir
psikiyatri polikliniği örneklemi. Yayınlanmamış Uzmanlık Tezi İstanbul
Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi, İstanbul
Dişsiz, M. ve Şahin, N.H. (2008). Evrensel bir kadın sağlığı sorunu: Kadına yönelik
şiddet. Maltepe Üniversitesi Hemşirelik Bilim ve Sanatı Dergisi, 1, 1
Dorahy, M., Lewis, C.A. ve Finwell, A.M. (2007). Psychological distress associated
with domestic violence in northern ireland. Current Psychology, 25, 295-305.
Dutton, M.A., Burghardt, K.J., Perrin, S.G., Chrestman, K.R. ve Halle, P.M. (1994).
Battered women’s cognitive shemata. Journal of Traumatic Stress, 7, 237-255.
186
Ekizceleroğlu, R. ve Zeyrekli, S. (2007). Türkiye’de kadına yönelik şiddetin nedenleri
ve sonuçları. Kadın Çalışmaları Dergisi, 2, 64-71.
Efe, E. (2000). İstatistiksel Örnek Büyüklüğü. T.C Kahramanmaraş Sütçüimam
Üniversitesi Rektörlüğü, Ders Kitapları Yayın No:10.
Erdoğan, S., Aktaş, A. ve Bayram, G.O. (2009). Sığınma evinde yaşayan bir grup
kadının şiddet deneyimleri ve baş etme yaklaşımları: niteliksel bir çalışma,
Uluslararası
İnsan
Bilimleri
Dergisi,
6,
Ağustos
2010’da,
http://www.insanbilimleri.com’dan elde edildi.
Ergin, N., Bayram, N., Alper, Z., Selimoğlu, K. ve Bilgel, N. (2005). Domestic
violence: a tragedy behind the doors. Women Health, 42, 35-51.
Ergönen, A.T., Özdemir, M. H., Sönmez, E., Can. İ.Ö., Köker. M. ve Salaçin, S. (2006).
Dokuz eylül üniversitesi hukuk fakültesi öğrencilerinin aile içi şiddete
yaklaşımları. Adli Bilimler Dergisi, 5, 7-13.
Ertürk, Y. (2007). İleriye bir adım daha atabilme cesaretini göstermemiz gerekir. Kadın
Çalışmaları Dergisi, 2, 86-94.
Foa, E.B., Cascardi, M. Zoeller, L.A.ve Feeny, N.C. (2000). Psychological and
environmental factors associated with partner violence. Trauma, Violence ve
Abuse, 1, 67-91.
Folkman, S.ve Lazarus, R.S. (1980). An analysis of coping in a middle-aged community
sample. Journal of Social Behavior, 21, 219-239.
Folkman, S. (1984). Personal control and stres and coping processes: a theoretical
analysis, Journal of Personality and Social Psychology, 46, 839-852.
187
Fraser, G.A. (2009). The use of a synhetic cannabinoid in the management of treatmentresistant nightmares in posttraumatic stres disorder. CNS Neuroscience ve
Therapeutics, 15, 84-88.
Gleason, W.J.(1993). Mental disorders in battered women: an empirical study. Violence
and Victims, 8, 53-68.
Güler, N., Tel, H. ve Tuncay, F.Ö. (2005). Kadının aile içinde yaşanan şiddete bakışı.
Cumhuriyet Üniversitesi Tıp Fakültesi Dergisi, 27, 51-56.
Gürdil, G. (2007). Üniversite öğrencilerinde travma yaşantısı, stresle başa çıkma
tarzları ve iç-dış kontrol odağı inancı ile riskli alkol kullanımı arasındaki ilişki.
Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Hacettepe Üniversitesi Sosyal Bilimler
Enstitüsü, Ankara.
Hacettepe Üniversitesi Nüfus Etütleri Enstitüsü (2003). Türkiye Nüfus ve Sağlık
Araştırması. Ağustos 2009’da http://www.hips.hacettepe.edu.tr ‘den elde edildi.
Hall C.S., Lindzey, G. ve Campbell. (1998). Theories of personality. Canada: John
Wiley ve Sons.
Hazen, A.L., Connelly, C.D., Soriano, F.I. ve Landsverk, J.A. (2008). Intimate partner
violence and psychological functionning in latina women. Health Care for
Women International, 29, 282-299.
Hegadoren, K.M., Lasiuk, G.C.ve Coupland, N.J. (2006). Postraumatic stress disorder
part 3: health effects of interpersonal violence among women. Perspectives in
Psychiatric Care, 42, 163-173.
188
Hıdıroğlu, S., Topuzoğlu, A., Ay, P. ve Karakuş, M. (2006). Kadın ve çocuklara karşı
fiziksel şiddeti etkileyen faktörlerin değerlendirilmesi: İstanbul’da sağlık ocağı
tabanlı bir çalışma. New/Yeni Symposium Journal, 44, 4,
Houskamp, B.M. ve Foy, D.W. (1991). The assessment of posttraumatic stress disorder
in battered women. Journal of İnterpersonal Violence.
Hulberti, N.J. ve Morrison, V.L. (2006). A preliminary study into stres in paliative care:
optimism, self efficacy and social support. Psychology, Health ve Medicine, 11,
246-25
Humphreys, J., Lee, K., Neylan, T. ve Marmar, C. (2001). Psychological and physical
disstress of sheltered battered women. Health Care for Women International,
414.
Humphreys, J. (2003). Resilience in sheltered battered women. Issues in Mental Health
Nursing, 24, 137-152.
ICN (2001). Nurses, always there for you: united against violence. International Nurses
Day 2001. Anti-Violence Tool Kit.
Işık, S.N. (2007). Türkiye’de kadın hareketi ve kadına yönelik ekonomik şiddet. Kadın
Çalışmaları Dergisi, 2, 113-117.
Işıloğlu, B. (2006). Anksiyete ve depresyon tanısı ile izlenen evli kadınlarda aile içi
şiddetin
sosyodemografik
faktörler,
çift
uyumu
ve
hastalıkla
ilişkisi.
Yayınlanmamış Uzmanlık Tezi, Bakırköy Prof. Dr. Mahzar Osman Ruh Sağlığı
ve Sinir Hastalıkları Araştırma Hastanesi, İstanbul.
189
Itzhaky, H. ve Porat, A.B. (2005). Battered women in shelters: internal resources, wellbeing, and integtation. Affilia, 20 (1), 39-51.
Jensen, M.P., Turner, J.A.ve Romano, J.M. (1991). Self-efficacy and outcome
expectancies: relationship to chronic pain coping strategies and adjustment.
Pain, 44, 263-269
Johansen, V.A., Wahl, A.K., Eilertsen, D. E. ve Weisaeth, L. (2007). Prevalence and
predictors of post-traumatic stres disorder (PTSD) in physically injured victims
of non-domestic violence. Soc Psychiatry Psychiatr Epidemol, 42, 583-593.
Johnson, L.E. ve Benight, C.C. (2003). Effects of trauma-focused research on recent
domestic violence survivors. Journal of Traumatic Stress, 16, 567-571.
Ka-der (2003). Kadın sorunlarına çözüm arayışı kurultayı raporu. Mart 2009’da
http://www.ka-der.org.tr/raporlar/kadın_siddet.doc.’dan elde edildi.
Kadın Sığınma Evleri Klavuzu (2008). T.C Başbakanlık, Kadının Statüsü Genel
Müdürlüğü, Ankara.
Kalaycı, Ş. (Ed.). (2005). SPSS uygulamalı çok değişkenli istatistik teknikleri. Ankara:
Asil Yayın Dağıtım Ltd.
Karademas, E. (2006). Self-efficacy, social support and well-being: The mediating role
of optimism. Personality ve Individual Differences, 40, 1281-1290.
Karasar, N. (2007). Bilimsel araştırma yöntemi. Ankara: Nobel Yayıncılık.
Karataş, B., Derebent, E., Yüzer, S., Yiğit, R.ve Özcan, A. (2006). Kırsal kesim kökenli
kadınların
aile
içi
şiddete
ilişkin
http://syo.mersin.edu.tr. den elde edilmiştir.
görüşleri.
Haziran
2008’de
190
Kemp, A., Green, B., Hovanitz, C.ve Rawlings, E. (1995). Incidence and correlates of
PTSD in battered women: shelter and community samples. Journal of
Interpersonal Violence, 4, 137-148.
Kesgin, G.Ü. ve Olgun, F. (2006). Öğrencilerin öz-etkililik-özyeterlik düzeyleri ile
başaçıkma stratejilerinin incelenmesi. Anadolu Psikiyatri Dergisi, 7, 92-99.
Kocabaşoğlu, N. ve Özdemir, S. (2005). Travma sonrası stres bozukluğunda kullanılan
ölçeklere genel bakış. Yeni Semposium, 43, 173-178.
Koç, Z. (2006). Lise öğrencilerinin zorbalık düzeylerinin yordanması. Yayınlanmamış
Doktora Tezi, Gazi Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Ankara.
Korkut-Owen, F.ve Owen, W. (2008). Kadına yönelik aile içi şiddet. Temmuz 2009’da
http://www.aileicisiddet.net/ ‘den elde edildi.
Kraij, V., Garnefski, N. ve Maes, S. (2002). The joint effects of stres, coping and coping
resources on depressive symptoms in the elderly. Anxiety, Stress and Coping, 15,
163-177.
Kyle, R. (1999). Basic concepts of confirmatory factor analysis. Educational Research
Association, 21-23.
Kubany, E.S., Hill, E. H. ve Owens, J.A. (2003). Cognitive trauma therapy for battered
women with PTSD. Journal of Traumatic Stres, 16, 88-91.
Lawrence, A.P. ve John, O.P. (1997). Personality, Canada: John Wiley ve Sons.
Lerner, C.F. ve Kennedy, L.T. (2000). Stay-leave decision making in battered women:
trauma, coping and self-efficacy. Cognitive Therapy and Research, 24, 215-232.
191
Levin, C.ve Ilgen, M. (2007). Avoidance coping strategies moderate the relationship
between self-efficacy and 5 year alcohol treatmant outcomes. Psychology of
Addictive Behaviors, 21, 108-113.
Littleton, H., Horsley, S., John, S. ve Nelson, D. (2007). Trauma coping strategies and
psychological distress: a meta analyses. Journal of Traumatic Stress, 20, 977988.
Loxton, D., Schofield. M., Hussain, R. ve Mishra, G. (2006). History of domestic
violence and physical health in midlife, Violence Against Women, 12, 715-731.
Loxton, D., Schofield. M.ve Hussain, R. (2006). Psychological health in midlife among
women who have ever lived with a violent partner or spouse, Journal of
Interpersonal Violence, 21, 1092-1107.
Macionis, J.J. (2003). Sociology, New Jersey: Pearson Education.
Matheson, K., Skomorovsky, A., Fiocco, A. ve Anisman, H. (2007). The limits of
“adaptive” coping: well-being and mood reactions to stressors among women in
abusive dating relationships, Stress, 10, 75-91.
Mayda, A.S.ve Akkuş, D. (2003). Ev kadınlarına yönelik aile içi şiddet, Sağlık ve
Toplum, 13.
McCann, I.L., Sakheim, D.K. ve Abrahamson, D. J. (1988). Trauma and victimization:
A model of psychological adaptation. Counseling Psychologist, 16, 531-594.
McCann, I.L. ve Pearlman, L.A. (1990). Vicarious traumatization: a framework for
understanding the psychological effects of working with victims. Journal of
Traumatic Stress, 3, 131-149.
192
McLeer, S., Anwar, R., Herman, S. ve Maquiling, K. (1989). Education is not enough:
A system’s failure in prorecting battered women. Annals of Emergency
Medicine, 18, 651-653.
Meyer, A., Wagner, B. ve Dutton, MA (2009). The relationship between battered
women’s causal attributions for violence and coping efforts, Journal of
Interpersonal Violence, 25, 900-18.
Mitchell, R.E.ve Hodson, C.A. (1983). Coping with domestic violence: social support
and psychological health among battered women. Journal of Community
Psychology, 11, 629-654.
Morrison, K.E., Luchok, K.J.,Richter, D.L.ve Parra-Medina, D. (2006). Factors
influencing help-seeking from informal Networks among african-american
victims of intimate partner violence. Violence Against Women, 12, 851-865.
Mueller, P. ve Major, B. (1989). Self-blame, self-efficacy and adjustment to abortion.
Journal of Personality and social Psychology, 57, 1059-1068.
Nicholls, A.R., Polman, R. ve Levy, A.R. (2010). Coping self-efficacy, pre-competitive
anxiety, and subjective performance among athletes. European Journal of Sport
Science, 10, 97-102.
Okutan, N. (2007). Kadına yönelik aile içi şiddet-Van’da kadınların şiddet deneyimleri,
şiddeti doğuran koşullar ve baş etme biçimleri, şiddetin kadın sağlığına etkileri.
Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi. Yüzüncü Yıl Üniversitesi Sağlık Bilimleri
Enstitüsü, Van.
Oral, A.E., Binici, S.A., Büyükçelik, D.ve Yazar, H.Ö. (1997). Kriz olgularında aile
içinde yaşanan şiddet. Kriz Dergisi, 5, 115-121.
193
Öner, L. (1997). Türkiye’de kullanılan psikolojik testler. İstanbul: Boğaziçi Üniversitesi
Matbaası.
Özdamar, K. (2004). Paket Programlar ile İstatistiksel Veri Analizi (Çok Değişkenli
Analizler). Eskişehir: Kaan Kitapevi.
Özer, E.M. ve Bandura, A. (1990). Mechanism governing empowerment effects: a self
analysis. Journal of Personality and Social Psychology, 3, 472-486.
Özer, İ. (2001). Ergenlerin stres yaşantılarında kullandıkları başa çıkma stratejilerinin
benlik imajı ile ilişkisi. Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi. Çukurova
Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Adana.
Özü, Ö. (2010). Bilişsel davranışçı yaklaşıma dayalı stresle başa çıkma becerileri
eğitim programının işgörenlerin stres, kaygı ve iyilik hali düzeylerine etkisi:
Karşıyaka vergi dairesi örneği. Yayınlanmamış Doktora Tezi. Ege Üniversitesi
Sosyal Bilimler Enstitüsü, İzmir.
Pajares (2002). Overview of social cognitive theory and of self efficacy. Aralık 2006’da
http://www.emory.edu/EDUCATION/mfp/eff.html’den elde edildi.
Parker, G.ve Lee, C. (2007). Relationships among abuse characteristics, coping
strategies, and abused women’s psychological health: a path model. Journal of
Interpersonal Violence, 22, 1184-98.
Partlak, N. (2003). Zonguldak karaelmas üniversitesi öğrencilerinin stresle başa çıkma
tarzları ve intihar olasılıkları arasındaki ilişki. Yayınlanmamış Yüksek Lisans
Tezi. Dokuz Eylül Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü, İzmir.
194
Perez, I.R., Castano, J.P. (2005). Intimate partner violence and mental health
consequences in women attending family practice in spain. Psychomatic
Medicine, 67, 791-797.
Perez, I.R., Castano, J.P., Lozano, M.R. (2007). Physical health consequences of
intimate partner violence in spanish women. Journal of Public Health, 17, 437443.
Pisanti, R., Lombardo, C., Lucidi, F., Lazzari, D. ve Bertini, M. (2008). Development
and validation of brief occupational coping self-efficacy questionnaire for
nurses, Journal of Advanced Nursing, 62, 238-247.
Porcerelli, J.H..West, P.A.,Binienda, J.ve Cogan, R. (2005). Physical and psychological
symptoms in emotionally abused and non-abused women. Journal of
Epidemiology and Community Health, 59, 834-839.
Posadzki,P., Stockl, A., Musonda, P. ve Tsouroufli, M. (2010). A mixed-method
approach to sense coherence, health behaviors, self-efficacy and optimism.
Towards the operationalization of positive health attitudes. Scandinavian
Journal of Psychology, 51, 246-252.
Puneet, S.ve Kay, B. (2009). The development of a peer aggression coping self-efficacy
scale for adolescents. British Journal of Developmental Psychology, 27, 971992.
Rees, T.ve Freeman, P. (2009). Social support moderate the relationship between
stressors and task performance through self-efficacy. Journal of Social and
Clinical Psychology, 28, 244-263.
195
Riviere, S.L., Farber, E.W., Twowey, H., Okun, A., Jackson, E., Zanville, H. ve
Kaslow, N.J. (2007). Intimate partner violence and suicidality in low-income
african american women, Violence Against Women, 13, 1113-29.
Rodrigez, M.A., Heilemann, M.V., Fielder, E., Ang, A.A., Nevarez, F. ve Mangione,
C.M. (2001). Intimate partner violence, depression, and PTSD among pregnant
latina women. Violence Against Women, 7, 1122-1143.
Rose, L.E., Campell, J. ve Kub, J. (2000). The role of social support and family
relationships in women’s responses to battering. Health Care for Women
International, 21, 27-39.
Sabina, C. ve Tindale RS. (2008). Abuse charasteristics and coping resources as
predictors of problem-focused coping strategies among battered women.
Violence Against Women, 14, 437-56.
Sakallı-Uğurlu, N. ve Ulu, S. (2003). Evlilikte kadına yönelik şiddete ilişkin tutumlar:
Çelişik duygulu cinsiyetçilik, yaş, eğitim ve gelir düzeyinin etkileri. Türk
Psikolojik Yazıları, 6, 53-65.
Saunders, D.G. (1994). Posttraumatic stress symptom profiles of battered women: a
comparison of survivors in two setting. Violence and Victims, 9 (1).
Savaşır, I. (1994). Ölçek uyarlamasındaki sorunlar ve bazı çözüm yolları. Türk Psikoloji
Dergisi: Özel Sayı: Psikolojik Testler, 9, 27-32.
Scheier, M.F.ve Carver, C.S. (1992). Effects of optimism on psychological and physical
well-being: theorical overview and empirical update. Cognitive Therapy and
Research, 16, 201-228.
196
Sevil, Ü. ve Atan, Ü.Ş. (2006). Aile içi şiddetin kadın sağlığına etkileri. İçinde : Aile içi
şiddet, aile okulu eğitim kitabı (ss. 37-41). İzmir: Grafmat Basım ve Reklam
San.
Shannon, L., Logan, TK., Cole, J. ve Medley, K. (2006). Help-seeking and coping
strategies for intimate partner violence in rural and urban women. Violence and
Victims, 21, 167-81.
Shen (2009). Relationships between self-efficacy, social support and stres coping
strategies in chinese primary and secondary school teachers. Stress and Health,
25, 129-138.
Smith, W., Strachan, E. ve Buchwald, D. (2009). Coping, self-efficacy and psychiatric
history in patiens with both chronic widespread pain and chronic fatigue.
General Hospital Psychiatry, 31, 347-352.
Solomon, Z., Benbenishty, R. ve Mikulincer, M. (1988). Combat stres reaction and
posttraumatic stres disorder as determinants of perceived self efficacy in battle.
Journal of Social and Clinical Psychology, 6, 356-370.
Solomon, Z., Weisenberg, M., Schwarzwald, J. ve Miculincer, M. (1991). The
contribution of wartime, pre-war, and post-war factors to self-efficacy: a
longitudinal study of combat stres reaction. Journal of Traumatic Stress, 4, 345361.
Sutherland, C.A., Sullivan, C.M. ve Bybee, D.I. (2004). Effects of intimate partner
violence versus poverty on women’s health. journal of Interpersonal Violence,
11, 1283-1289.
197
Sümer, N., Karancı, A.N., Berument, S. ve Gunes, H. (2005). Personal resources,
coping self-efficacy, and quake exposure as predictors of psychological distress
following the 1999 earthquake in Turkey. Journal of Traumatic Stress, 18, 331342.
Şahin, N.H ve Durak, A. (1995). Stresle Başa Çıkma Tarzları Ölçeği: Üniversite
öğrencileri için uyarlanması. Türk Psikoloji Dergisi, 10, 56-73.
Şen, S.ve Sevil, Ü. (2007). Gazetelerde aile içi şiddet. Kadın Çalışmaları Dergisi, 2(4),
6-13.
Şimşek, Ö.F (2007). Yapısal eşitlik modellemesine giriş: Temel ilkeler ve lisrel
uygulamaları, Ankara: Ekinoks Yayıncılık.
Tabachnick, B.G. ve Fidell, L.S. (2001). Using multivariate statistics (4th ed.).
Needham Heights, MA: Allyn & Bacon.
Taft, C.T., Resick, P.A., Panuzio, J., Vogt, D.S. ve Mechanic, M. B. (2007). Examining
the correlates of engagement and disengagement coping among help-seeking
battered women. Violence and Victims, 22, 3-17.
Tanrıverdi, G. ve Şıpkın, S. (2008). Çanakkale’de sağlık ocaklarına başvuran kadınların
eğitim durumunun şiddet görme düzeyine etkisi. Fırat Tıp Dergisi, 13, 183-187.
Tel, H. (2002). Gizli sağlık sorunu: Ev içi şiddet ve hemşirelik yaklaşımları. Hemşirelik
Yüksek Okulu Dergisi, 6 (2).
Tiet, Q.Q., Rosen, C., Cavella, S., Moos, R.H., Finney, J. ve Yesavage, J. (2006).
Coping, symptoms and functoning outcomes of patiens with posttraumatic stress
disorder, Journal of Traumatic Stress, 19, 799-811.
198
Tortamış, B. (2009). Sığınma evinde kalan kadınlarda şiddet öyküsü açısından travma
sonrası stres bozukluğu, benlik saygısı, beden algısının değerlendirilmesi.
Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler
Enstitüsü, İstanbul.
Trouillet, R., Gana, K., Lourel, M. ve Fort, I. (2009). Predictive value of age coping: the
role of self-efficacy, social support satisfaction and perceived stres. Aging Ment.
Health, 13, 357-366.
Türkiye’de Kadına Yönelik Aile içi Şiddet Araştırması (2008). T.C. Başbakanlık
Kadının Statüsü Genel Müdürlüğü, Hacettepe Üniversitesi Nüfus Etütleri
Enstitüsü, ICON-Institut Public Sector GmbH and BNB Danışmanlık (2009).
Türküm, S.A. (1999). Stresle başa çıkma ve iyimserlik. Eskişehir: Anadolu Üniversitesi
Yayınları.
Tüzer, V. ve Göka, E. (2007). İç göç ve aile içi şiddet: erkekler batıda kadınlar
doğuda. Kadın Çalışmaları Dergisi, 2, 56-63.
Ulu, S. (2003). Aile içi şiddete ilişkin tutumlar: Bireysel ve Duruma Özgü Faktörler.
Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Orta Doğu Teknik Üniversitesi Sosyal
Bilimler Enstitüsü, Ankara.
Uluslararası Af Örgütü (2004). Kadına yönelik şiddet sayacı-istatistiki bilgiler-özet.
Temmuz 2010’da http://www.amnesty.org.tr’den elde edilmiştir.
Unicef (2003). Domestic violence against women in Albania. Aralık 2010’da
http://www.unicef.org’dan elde edilmiştir.
199
Uysal, A. (2006). Aile içi şiddet. İçinde: Aile içi şiddet aile okulu eğitim kitabı (ss.3035) İzmir: Grafmat Basım ve Reklam San. Tic.Ltd.Şti.
Uz, Ç. (1989). Aile içindeki şiddetin çocuk üzerindeki etkileri. Yayınlanmamış Yüksek
Lisans Tezi, Ege Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, İzmir.
Ünal, G. (2005). Aile içi şiddet. Aile ve Toplum Dergisi, 8 (2).
Vahip, I. ve Doğanavşargil, Ö. (2006). Aile içi şiddet ve kadın hastalarımız. Türk
Psikiyatri Dergisi, 17, 107-114.
Vahip, I. ve Doğanavşargil, Ö. (2007). Fiziksel eş şiddetini belirlemede klinik görüşme
yöntemi. Klinik Psikiyatri Dergisi, 10, 125-136
Vardarlı, G. (2005). İlköğretim II. kademe öğrencilerinin genel özyeterlik düzeylerinin
yordanması. Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Ege Üniversitesi Sosyal
Bilimler Enstitüsü, İzmir.
Waldrop, A.E.ve Resick, P.A. (2004). Coping among female victims of domestic
violence. Journal of Family Violence, 19, (5).
WHO (2002). World report on violence and health, Genova.
WHO (2005). Multi-country study on women’s health and domestic violence against
women: summary report of initial results on prevelance, health outcomes and
women’s response. Genova.
Wood, R. E. ve Bandura, A. (1989). İmpact of conceptions of ability on self
regulatory mechanisms and complex decision making. Journal of Personality
and Social Psychology, 56, 407-415.
200
Woods, S.J. (2005). Intimate partner violence and post-traumatic stres disorder
symptoms in women, Journal of Interpersonal Violence, 20, 394-402.
Yanıkkerem, E. ve Saruhan. A. (2005). 15-49 yaş evli kadınların aile içi şiddet
konusunda görüşlerinin ve aile içi şiddete maruz kalma durumlarının
incelenmesi. Klinik Bilimler ve Doktor, 11, 198-204.
Yanıkkerem, E., Kavlak, O.ve Sevil, Ü. (2007). Şiddetin kadın sağlığına etkileri ve
sağlık çalışanlarının rolü. Kadın Çalışmaları Dergisi, 2, 32-47.
Yaşan, A. ve Gürgen, F. (2004). Yeni açılan bir kadın eğitim ve psikolojik danışmanlık
merkezine ilk üç ayda başvuran kadınların sosyodemografik özellikleri, sorun
alanları ve intihar eğilimleri. Dicle Tıp Dergisi, 31, 16-19.
Yoshihama (2002). Battered women’s coping strategies and psychological distress:
differences by immigration status. American Journal of Community Psychology,
30, 429-52.
Ysseldyk, R., Matheson, K. ve Anisman, H. (2009). Forgiveness and the appraisalcoping in response to relationship conflicts: implications for depressive
symptoms. Stress, 12, 152-166.
201
EKLER
Ek.1: Aile İçi Şiddetle Başa Çıkma Özyeterliği Ölçeği ...................................................... 202
Ek.2: Olayların Etkisi Ölçeği ............................................................................................. 204
Ek.3: Stresle Başa Çıkma Tarzları Ölçeği .......................................................................... 205
Ek.4: Kişisel Bilgi Formu .................................................................................................. 207
Ek.5: Uygulama Yönergesi ................................................................................................ 209
Ek.6: Saçılım Grafiği ......................................................................................................... 210
202
EK.1 AİLE İÇİ ŞİDDETLE BAŞA ÇIKMA ÖZYETERLİĞİ ÖLÇEĞİ
ŞİMDİ KENDİNİZİ NASIL HİSSEDİYORSUNUZ?
Aile içi Şiddete Maruz Kalanlar için Önemli İhtiyaçlar
Maruz Kalınan Şiddet Türü (Lütfen sizinle ilgili olanları işaretleyin) Fiziksel ( )
Psikolojik ( )
Cinsel ( ) Ekonomik ( )
Aile içi şiddete maruz kalmış olan bir kişinin bu durumla başa çıkabilmesiyle ilgili önemli noktaları düşünün. Aşağıda
tanımlanan her bir durumla etkili bir biçimde başa çıkabilmek için kendinizi şu anda ne kadar yeterli hissettiğinizi aşağıdaki
örnekte olduğu gibi derecelendirin. Herkesin bu tip bir problemle başa çıkma yöntemi farklı olduğundan tek bir doğru yanıt
yoktur. Aşağıdaki durumlar rastgele sıralanmıştır. Derecelendirme için aşağıdaki ölçeği kullanın:
Orta Derece
Yeterliyim
1
2
X
1.En son saldırıdan bu yana kendimi iyi hissetmekte
2. Son saldırının ardından yas, kayıp ve terkedilmişlik duygularını kontrol
edebilmekte
3.En son saldırıdan bu yana barınma, yiyecek, giyecek ve sağlık ihtiyaçlarımı
karşılayabilmekte
4.Eşim/ birlikte olduğum kişi bana saldırdığından beri karamsarlık duyguları ve/veya
intihar düşüncelerini kontrol edebilmekte
5.En son saldırıdan bu yana umutsuzluk ve çaresizlik duygularıyla başa çıkabilmekte
6.En son saldırıdan bu yana “aklımı kaçırmakta olduğum” düşüncelerini kontrol
edebilmekte
7.İstismar edilmemle ilgili suçluluk ve kendimi aşağılama duygularımla başa
çıkabilmekte
8.En son saldırıdan bu yana yalnız kalmayla ilgili korkularla başa çıkabilmekte
9.En son saldırıdan bu yana eşime/ birlikte olduğum kişiye karşı kızgınlık /öfke
duygularıyla başa çıkabilmekte
10.Beni istismar eden kişiyle olan ilişkimi kesme isteğimi kontrol edebilmekte
11.Son saldırının ardından kaygı ve panik duygularını denetleyebilmekte
Tamamen
Yeterliyim
Çoğu Zaman
Yetersizim
0
Orta Derece
Yeterliyim
Yeterliyim ama
hala Şüpheliyim
Tamamen
Yeterliyim
4
Çoğu Zaman
Yetersizim
3
Hiç Yeterli
Değilim
Son saldırının ardından yas, kayıp ve terkedilmişlik duygularını kontrol edebilmekte------------------------------------------------------(lütfen cümleyi sağ tarafta yer alan seçeneklerden
size uygun olanı ile tamamlayarak derecelendiriniz)
Yeterliyim
ama hala
Şüpheliyim
Hiç Yeterli
Değilim
ÖRNEK:
0
1
2
3
4
12.En son saldırıdan bu yana yalnızlık ve soyutlanmışlıkla başa çıkabilmekte
13.Son saldırıyla ilgili kabuslar ve bu olayla ilgili tekrar tekrar gözümün önüne gelen
görüntülerle başa çıkabilmekte
14.En son saldırıdan bu yana yeterli bir kadın olduğumu düşünmekte
15.İstismar edilmemle ilgili utanç duygularıyla başa çıkabilmekte
16.En son saldırıdan bu yana ‘herşeyin altında ezilme, boğulma’ duygusuyla başa
çıkabilmekte
17.Ev, iş ve annelik sorumluluklarıma konsantre olabilmekte ve bunlarla etkili bir
şekilde başa çıkabilmekte
18.Eşimin/ birlikte olduğum kişinin olmayacağı bir gelecekle ilgili kaygılarımla başa
çıkabilmekte
19.“Bunun altından kalkamayacağım” gibi düşünceleri kontrol edebilmekte
20.Ailem ve arkadaşlarım için duygusal olarak güçlü olabilmekte
21.En son saldırıdan bu yana içimdeki manevi acıyla başa çıkabilmekte
22.Herhangi bir kişiye güvenebilmekte
23.En son saldırıdan bu yana dış görünüşüme bakabilmekte
24.Bana üzüntü veren duygularla başa çıkabilmekte
25.Ben aptalım,suçlanacak biri varsa o da benim,ben başarısızın tekiyim,her şeyi
berbat ediyorum,saldırıya uğramayı hak ettim gibi, kendimle ilgili olumsuz
düşünceleri kontrol edebilmekte
26.Bana şiddet uygulayan erkekle olan ilişkimin “iyi”yönlerini kaybetmekle başa
çıkabilmekte
27.Ailemin ve arkadaşlarımın beni tam olarak anlamadıkları duygusuyla başa
çıkabilmekte
28.Utanç duygularıyla başa çıkabilmekte
29.Diğerleri tarafından reddedilmekle başa çıkabilmekte
Hiç Yeterli
Değilim
Çoğu Zaman
Yetersizim
Orta Derece
Yeterliyim
Yeterliyim ama
hala Şüpheliyim
Tamamen
Yeterliyim
203
0
1
2
3
4
204
1. Benzeyen her şey olayla ilgili duygularımı aklıma getiriyor ve hatırlatıyor.
2. Uykumu sürdürmekte, kesintisiz ve derin bir uyku uyumakta zorlanıyorum,
uykum bölünüyor.
3. Olayla ilgisiz ve farklı şeyler dahi bana olayı hatırlatıyor, aklıma getiriyor ve
düşündürüyor.
4. Kendimi huzursuz ve öfkeli hissediyorum.
5. Olayı düşündüğümde, olayı hatırlatan şeylerle karşılaştığımda keyfimin
kaçmasına, canımın sıkılmasına izin vermiyorum.
6. İstemediğim halde olay aklıma geliyor ve onu düşünmek zorunda kalıyorum.
7. Sanki olayı yaşamamışım, olmamış ve gerçek değilmiş gibi hissediyorum.
8. Olayı hatırlatan durum, yer ve koşullardan uzak duruyorum, kaçınıyorum.
9. Olayla ilgili görüntüler fotoğraf gibi, film gibi gözümün önünde canlanıyor.
10. Ani ses, görüntü ve hareketlerden çabuk irkiliyorum ve abartılı tepkiler
veriyorum.
11. Olayı düşünmemeye çalışıyorum.
12. Olayla ilgili birçok duyguyu hala taşıdığımı farkettim fakat bunların üzerinde
durmuyorum ve çözmeye çalışmıyorum.
13. Sanki bütün duygularımı kaybetmiş gibi hissediyorum. Kendimi hissizleşmiş ve
donuklaşmış gibi algılıyorum.
14. Zaman zaman olay sırasındaki duygularımı yeniden hatırlıyorum ve sanki o anı
yeniden yaşıyormuş gibi tepkiler gösteriyorum.
15. Uykuya dalmakta zorluk çekiyorum.
16. Olayla ilgili yaşadığım duyguları o kadar canlı hatırlıyorum ki sanki dalga dalga
üzerime geliyorlar.
17. Olayı hafızamdan silmeye ve unutmaya çalışıyorum.
18. Dikkatimi toplamada ve yoğunlaşmada zorluk çekiyorum.
19. Olayı hatırlatan şeylerle karşılaştığımda, terleme, kızarma,titreme, çarpıntı, nefes
alma güçlüğü, göğüste baskı hissi gibi bedensel belirtiler yaşıyorum.
20. Olayla ilgili rüyalar görüyorum.
21. Kendimi tetikte ve diken üstünde hissediyorum, güvenliğimle ilgili endişeler
duyuyorum.
22. Olay hakkında konuşmamaya çalışıyorum
Hiçbir
Zaman
Çok az
Bazen
Çoğu
Zaman
Her
Zaman
EK-2. OLAYLARIN ETKİSİ ÖLÇEĞİ
Aşağıda bireylerin stres verici yaşam olaylarından sonra yaşadıkları zorlukların listesi verilmiştir. Lütfen her
bir maddeyi okuyup son “7 gün”içinde listedeki durumların size ne kadar stres verdiğini ve bunlar nedeniyle
ne kadar zorluk yaşadığınızı derecelendirin.
0
1
2
3
4
205
EK-3. STRESLE BAŞA ÇIKMA TARZLARI ÖLÇEĞİ
1. Kimsenin bilmesini istemem.
2. İyimser olmaya çalışırım.
3. Bir mucize olmasını beklerim.
4. Olayı/olayları büyütmeyip üzerinde durmamaya çalışırım
5. Başa gelen çekilir diye düşünürüm.
6. Sakin kafa ile düşünmeye, öfkelenmemeye çalışırım.
7. Kendimi kapana sıkışmış gibi hissederim.
8. Olayın/olayların değerlendirmesini yaparak en iyi kararı vermeye
çalışırım.
9. İçinde bulunduğum kötü durumu kimsenin bilmesini istemem.
10. Ne olursa olsun direnme ve mücadele etme gücünü kendimde
bulurum.
11. Olayları kafama takıp, sürekli düşünmekten kendimi alamam.
12. Kendime karşı hoşgörülü olmaya çalışırım.
13. İş olacağına varır diye düşünürüm.
14. Mutlaka bir yol bulabileceğime inanır, bunun için uğraşırım.
15. Problemin çözümü için adak adarım.
16. Her şeye yeniden başlayacak gücü kendimde bulurum.
Uygun
değil
Uygun
Tamamen
Uygun
BİR SIKINTIM OLDUĞUNDA
Hiç Uygun
değil
Bu ölçek, kişilerin yaşamlarındaki sıkıntılar ve stresle başa çıkmak için neler yaptıklarını belirlemek amacı
ile geliştirilmiştir. Lütfen sizin için sıkıntı ya da stres oluşturan olayları düşünerek, bu sıkıntılarınızla başa
çıkmak için genellikle neler yaptığınızı hatırlayın ve aşağıdaki davranışların sizi tanımlama ya da size
uygunluk derecesini işaretleyin. Herhangi bir davranış size tamamen uygunsa %100’ün altındaki
kutucuğa, uygun ise % 70’un altındaki kutucuğa, uygun değil ise %30 un altındaki kutucuğa, hiç uygun
değil ise %0’ın altındaki kutucuğa“X” işareti koyun.
SİZİ NE KADAR TANIMLIYOR?
%0
%30
%70
%100
206
17. Elimden hiçbir şeyin gelmeyeceğine inanırım.
18. Olaydan/olaylardan olumlu bir şey çıkarmaya çalışırım.
19. Her şeyin istediğim gibi olmayacağına inanırım.
20. Problemi/problemleri adım adım çözmeye çalışırım.
21. Mücadeleden vazgeçerim.
22. Sorunun benden kaynaklandığını düşünürüm.
23. Hakkımı savunabileceğime inanırım.
24. Olanlar karşısında “kaderim buymuş” derim
25. “Keşke daha güçlü bir olsaydım” diye düşünürüm.
26. Bir kişi olarak iyi yönde değiştiğimi ve olgunlaştığımı
hissederim.
27. “Benim suçum ne” diye düşünürüm.
28. “Hep benim yüzümden oldu” diye düşünürüm.
29. Sorunun gerçek nedenini anlayabilmek için başkalarına
danışırım.
30. Bana destek olabilecek kişilerin varlığını bilmek, beni rahatlatır.
Uygun
değil
Uygun
Tamamen
Uygun
BİR SIKINTIM OLDUĞUNDA
Hiç Uygun
değil
SİZİ NE KADAR TANIMLIYOR?
%0
%30
%70
%100
207
EK-4. KADINLAR İÇİN
Bilgi Formu
Aşağıda siz ve aileniz hakkında çeşitli sorular sorulmuştur. Elde edilen bilgiler kesinlikle
gizli tutulacaktır ve sadece bilimsel bir amaç için kullanılacaktır. Bu nedenle sorulara
olabildiğince açık ve doğru yanıtlar vermeniz bizim için büyük önem taşımaktadır.
Lütfen soruyu okuduktan sonra sizin için uygun olan seçeneğin yanındaki kutucuğa X
işareti koyunuz. Yardımınız için şimdiden teşekkür ederiz.
1. Yaşınız:
20’den küçük ( )
20-40 ( )
40’dan büyük ( )
2. Doğum Yeriniz: B.Şehir ( )
Kasaba ( )
Köy ( )
3. Eğitim Durumunuz:
Okuma-yazma yok ( ) İlkokul ( )
Ortaokul ( )
Lise ( ) Üniversite ( )
4. Medeni Durumunuz: Bekar ( )
5. Çalışıyor musunuz?
Evet ( )
Evli ( )
Ayrı ( )
Boşanmış ( )
Hayır ( )
6. Ailenizde, birbirini azarlama, küfür, hakareti içeren tartışmalar oluyor mu?
Hiç ( ) Bazen ( ) Sık sık ( )
Her zaman ( )
7. Ailenizde bu tip tartışmalar oluyorsa en sık kimler arasında oluyor? (Sıklık
derecesine göre işaretleyiniz)
Ben ve eşim arasında
Hiç ( )
Bazen ( )
Sık sık ( )
Her zaman ( )
Eşim ve çocuklar arasında
Hiç ( )
Bazen ( )
Sık sık ( )
Her zaman ( )
Ben ve çocuklar arasında
Hiç ( )
Bazen ( )
Sık sık ( )
Her zaman ( )
Çocukların kendi arasında
Hiç ( )
Bazen ( )
Sık sık ( )
Her zaman ( )
Diğer
Hiç ( )
Bazen ( )
Sık sık ( )
Her zaman ( )
___________________________________________________________________________
__________________________________________________(Lütfen belirtiniz)
8. Ailenizde , birbirine tokat, yumruk, dayak atma ve tekmeleme gibi davranışları içeren
kavgalar oluyor mu?
Hiç ( ) Bazen ( ) Sık sık ( )
Her zaman ( )
208
9. Ailenizde bu tip kavgalar oluyorsa en sık kimler arasında oluyor? (Sıklık derecesine
göre işaretleyiniz)
Ben ve eşim arasında
Hiç ( )
Bazen ( )
Sık sık ( )
Her zaman ( )
Eşim ve çocuklar arasında
Hiç ( )
Bazen ( )
Sık sık ( )
Her zaman ( )
Ben ve çocuklar arasında
Hiç ( )
Bazen ( )
Sık sık ( )
Her zaman ( )
Çocukların kendi arasında
Hiç ( )
Bazen ( )
Sık sık ( )
Her zaman ( )
Diğer
Hiç ( )
Bazen ( )
Sık sık ( )
Her zaman ( )
___________________________________________________________________________
___________________________________________________(Lüften belirtiniz)
10. (Eğer oluyorsa) aile üyeleri arasında çıkan tartışma ve kavgaların genel özelliklerini
aşağıdaki seçeneklerden bir veya bir kaçını seçerek belirtiniz.
Bağırma ( )
Eleştirme ( )
Hakaret, küfür ve aşağılamanın olduğu sözel tartışmalar ( )
İttirme, tokat ve yumruğun olduğu fiziksel kavgalar ( )
Tekmeleme, bıçakla tehdit
etme gibi aşırı şiddetin olduğu fiziksel kavgalar ( )
Diğer ----------------------------------------------(Lütfen belirtiniz) ( )
11. Kavgalar ne sıklıkta oluyor? Hergün ( )Haftada birkaç kez ( ) Ayda birkaç kez ( )
Yılda birkaç kez ( ) Toplam birkaç kez ( ) Bir kez ( )
12. Bu kavgalara en çok neden olan sorunlar sizce hangileridir? (Alkol, kumar, sağlık
sorunları, evlilik sorunları, ekonomik sorunlar
gibi)_______________________________________________________________________
___________________________________________________________________________
__________________________________________________(Lütfen belirtiniz).
209
EK- 5 UYGULAMA YÖNERGESİ
Form ve ölçeklerin uygulanması sırasında uygulamayı yapacak olan
kişinin dikkat etmesi gereken hususlar aşağıda sıralanmıştır:
1. Mümkünse uygulamanın kadınlarla birebir yapılması,
2. Form ve ölçeklerde kişilerin adının ve diğer bilgilerinin asla
geçmeyeceği konusunun özellikle belirtilmesi,
3. Form ve ölçekleri uygulanırken uygulayıcının aynı ortamda
bulunması,
4. Uygulamaya başlamadan önce en başta bulunan açıklama
sayfasındaki bilgilerin form ve ölçeği dolduracak olan
kadın/kadınlara okunması,
5. Her ölçeğin başında olan açıklamaların okunması gerektiği
konusunun hatırlatılması.
6. Her maddenin dikkatlice okunması konusunun belirtilmesi,
7. Çok genel sorulara uygulayıcının cevap verebileceği bunun haricinde
kadınların ölçek maddelerini anladıkları şekilde doldurmaları
konusunun belirtilmesi.
8. Ölçekler uygulandıktan sonra en kısa zamanda araştırmacıya geri
gönderilmesinin sağlanması (PTT, karşı ödemeli kargo )
İşbirliği ve desteğiniz için şimdiden teşekkür ederim.
Uzman Psikolojik Danışman
Orkide AKPINAR
Not: Sorularınız için 0 549 721 98 63 no’lu telefondan veya
[email protected] adresinden bana ulaşabilirsiniz.
Adres: İlkkurşun İlköğretim Okulu, 4539 sk. No:10 Yeni Çamlık-Karabağlar
/ İZMİR
210
EK-6 Saçılım Grafiği
Scatterplot
Dependent Variable: atoplam
120,00
100,00
atoplam
80,00
60,00
40,00
20,00
0,00
-4
-3
-2
-1
0
1
Regression Standardized Predicted Value
2
3
211
ÖZGEÇMİŞ
ORKİDE AKPINAR
KİŞİSEL BİLGİLER

Doğum Yeri ve Tarihi : İzmir, 1973

Medeni Durum: Evli

İletişim:
[email protected]
İŞ DENEYİMİ
2005-
İZMİR PSİKOLOJİK DANIŞMANLIK (İzmir)
Kurucu Ortak
2003-
MİLLİ EĞİTİM MÜDÜRLÜĞÜ ( İzmir)
İlkkurşun İlköğretim Okulu Rehber Öğretmenliği ( Konak)
2001-2003
MİLLİ EĞİTİM MÜDÜRLÜĞÜ ( İzmir)
Mehmet Saka İlköğretim Okulu Rehber Öğretmenliği
(Aliağa)
1997-2001
PAŞABAHÇE CAM SAN. VE TİC. AŞ. ( İzmir)
Ege Bölgesi Marketler Satış ve Pazarlama Sorumlusu
1995-1997
GRAND OTEL MERCURE ( İzmir)
Ön Büro
212
EĞİTİM
2002-2004
Ege Üniversitesi, Eğitim Fakültesi (İzmir), Rehberlik ve
Psikolojik Danışmanlık Yüksek Lisans Programı
1991-1995
9 Eylül Üniversitesi, Buca Eğitim Fakültesi (İzmir),
Rehberlik ve Psikolojik Danışmanlık Lisans Programı
1984-1991
İzmir Özel Saint Joseph Fransız Lisesi
EĞİTİM VE SEMİNERLER
 Benim Öğretmenim Benim Öğrencim Semineri, 2011, İzmir, Milli Eğitim
Müdürlüğü
 7-19 Yaş Aile Eğitimi Programı Uygulayıcı Eğitimi Semineri, 2010, İzmir,
Milli Eğitim Müdüriüğü.
 B.E.P ve Kaynaştırma Eğitimi Semineri, 2010, İzmir, Milli Eğitim
Müdürlüğü.
 Çocuklar ve Gençlerle Çalışmada Bilişsel Davranışçı Teknikler Semineri,
2009, İzmir Milli Eğitim Müdürlüğü.
 Psikodrama Eğitimi, 2008, İzmir, Dr. Abdülkadir Özbek Psikodrama Enstitüsü,
Psikodrama Asistanlığı.
 Bilişsel Davranışçı Çerçevede Öfke Yönetimi, 2008, İzmir, Milli Eğitim
Müdürlüğü.
 Madde Bağımlılığı Kökenleri ve Temel Önleme Semineri, 2008, İzmir Milli
Eğitim Müdürlüğü.
 Temel Yetenekler Testi 6-8 Kursu, 2007, İzmir, Milli Eğitim Müdürlüğü.

Travma ile Başaçıkma Eğitimi, 2002, İzmir, Karşıyaka Rehberlik ve Araştırma
Merkezi.

Okul Psikolojik Danışmanlarına Uyum Semineri, 2001, İzmir, Karşıyaka
Rehberlik ve Araştırma Merkezi.
213

Etkili Sunuş, 2000, İstanbul, Şişecam

İletişim Becerilerini Geliştirme, 1998, İstanbul, Fed Training

Windows NT, Temel Word Perfect, Quatro pro, 1998, İstanbul, Şişecam

Kalite Güvence Sistemi Eğitimi, 1997, İzmir, Şişecam
YAYINLAR
 Özü, Ö. ve Akpınar O. (2010). The basics of narrative therapy: reasons to be
used as a tool of psychosynthesis. Journal of Transpersonal Research, 2, 116124.
BECERİLER


Fransızca, çok iyi
İngilizce, iyi
214
ÖZET
AİLE İÇİ ŞİDDETE MARUZ KALAN KADINLARIN AİLE İÇİ ŞİDDETLE BAŞA
ÇIKMA ÖZYETERLİĞİ DÜZEYLERİNİN BAZI DEĞİŞKENLERE GÖRE
YORDANMASI
AKPINAR, Orkide
Ph.D, Rehberlik ve Psikolojik Danışmanlık
Tez Danışmanı: Yrd. Doç.Dr. Mine ALADAĞ
Mayıs, 2011, 217 sayfa
Bu araştırma, stresle başa çıkma tarzları (kendine güvenli yaklaşım, iyimser
yaklaşım, çaresiz yaklaşım, boyun eğici yaklaşım, sosyal destek arama yaklaşımı) ve
travma sonrası stres bozukluğu (TSSB) belirtileri düzeyi değişkenlerinin aile içi şiddete
maruz kalan kadınların aile içi şiddetle başa çıkma özyeterliği düzeylerini yordama
gücünü ortaya koymak amacıyla yapılmıştır.
Araştırmanın örneklemini son altı ay içinde çeşitli kurumlara aile içi şiddet
nedeniyle başvuran ve çalışmaya katılmaya gönüllü olan 328 kadın oluşturmuştur.
Araştırmada veri toplama araçları olarak, “Aile İçi Şiddetle Başa Çıkma
Özyeterliği Ölçeği”, “Stresle Başa Çıkma Tarzları Ölçeği”, “Olayların Etkisi Ölçeği” ve
215
araştırmacı tarafından hazırlanan “Kişisel Bilgi Formu” kullanılmıştır. Bu araştırma
kapsamında Aile İçi Şiddetle Başa Çıkma Özyeterliği Ölçeği Türkçe’ye uyarlanmış,
geçerlik ve güvenirlik çalışmaları son altı ay içinde çeşitli kurumlara aile içi şiddet
nedeniyle başvuran ve çalışmaya katılmaya gönüllü olan 258 kadın üzerinde
gerçekleştirilmiştir.
Stresle başa çıkma tarzları alt boyutları ve TSSB belirtileri düzeyinin aile içi
şiddete maruz kalan kadınların başa çıkma özyeterliğini yordama gücünü ortaya
koymak amacıyla, 328 kadının puanları aşamalı çoklu regresyon analizine tabi
tutulmuştur.
Araştırmanın bulguları incelendiğinde;
Aile içi şiddetle başa çıkma özyeterliğinin anlamlı yordayıcılarının sırasıyla,
kendine güvenli yaklaşım, TSSB belirtileri düzeyi ve iyimser yaklaşım, değişkenlerinin
olduğu bulunmuştur. Ancak, çaresiz yaklaşım, boyun eğici yaklaşım ve sosyal destek
arama değişkenlerinin aile içi şiddete maruz kalan kadınların aile içi şiddetle başa çıkma
özyeterliğinin anlamlı yordayıcıları olmadığı saptanmıştır.
Anahtar Kelimeler: Kadına Yönelik Aile içi Şiddet, Aile içi Şiddetle Başa
Çıkma Özyeterliği, Stresle Başa Çıkma Tarzları, Travma Sonrası Stres Bozukluğu
Belirtileri Düzeyi
216
ABSTRACT
THE PREDICTION OF LEVEL OF DOMESTIC VIOLENCE COPING SELF
EFFICACY OF WOMEN WHO WERE VICTIMIZED BY DOMESTIC VIOLENCE
ACCORDING TO SOME VARIABLES
AKPINAR, Orkide
Ph.D, Guidance and Counseling
Supervisor: Assist. Prof. Dr. Mine ALADAĞ
May, 2011, 217 pages
This study was carried out to predict the levels of domestic violence coping selfefficacy by the ways of coping (self confident approach, optimistic approach, helpless
approach, subserviant approach, social support seeking approach) and the level of post
traumatic stress disorder symptoms (PTSD) in women who were victimized by
domestic violence.
The sample of research consisted of 328 women who reported domestic violence
to various authorities during the last six months and volunteered to take part in this
research.
217
“Domestic Violence Coping Self-Efficacy Scale”, “Ways of Coping Inventory”,
“Impact of Events Scale” and “Personal Information Form” prepared by researcher were
used as data collection instruments in this study. Reliability, validity and Turkish
adaptation studies of “Domestic Violence Coping Self Efficacy Scale” were conducted
on 258 women who reported domestic violence to various authorities during the last six
months and volunteered to take part in this research.
In order to predict the levels of the domestic violence coping self efficacy by
subscales of the ways of coping and PTSD level, 328 women’s scores were put through
the Stepwise Multiple Regression Analysis.
When the findings of the research are examined;
The significant predictors of domestic violence coping self efficacy are
respectively; self-confident approach, PTSD level and optimistic approach. However,
helpless approach, sub-serviant approach and social support approach variables are not
significant predictors of domestic violence coping self efficacy for women who exposed
to domestic violence.
Key Words: Domestic Violence Against Women, Domestic Violence Coping
Self-Efficacy, Ways of Coping, Post Traumatic Stress Disorder Symptoms Level
Download

İndir - Türkiye Aile Platformu