T.C.
SELÇUK ÜNİVERSİTESİ
SOSYAL BİLİMLER ENSTİTÜSÜ
İLKÖĞRETİM DİN KÜLTÜRÜ VE AHLAK BİLGİSİ ÖĞRETMENLİĞİ
ANA BİLİM DALI
İLKÖĞRETİM DİN KÜLTÜRÜ VE AHLAK BİLGİSİ ÖĞRETMENLİĞİ
BİLİM DALI
ENBİYA SURESİNİN DİN EĞİTİMİ AÇISINDAN
DEĞERLENDİRİLMESİ
YÜKSEK LİSANS TEZİ
DANIŞMAN
PROF. DR. ABDULLAH ÖZBEK
HAZIRLAYAN
NİSA SUNAR
KONYA 2007
İÇİNDEKİLER
KISALTMALAR .......................................................................................................... III
ÖNSÖZ.......................................................................................................................... IV
GİRİŞ ...............................................................................................................................1
1. Din Eğitimi Nedir? ...................................................................................................1
2. Din Eğitiminin Amacı Nedir?...................................................................................3
I. BÖLÜM ........................................................................................................................5
ENBİYA SURESİ’NİN GENEL MUHTEVASI .............................................................5
1. İsmi..........................................................................................................................5
2. Konusu.....................................................................................................................5
3. Nüzul Sebebi............................................................................................................7
4. Önemi ......................................................................................................................8
II. BÖLÜM.....................................................................................................................10
ENBİYA SURESİ’NDE İNSAN TİPLERİ ...................................................................10
A. Olumlu Tipler........................................................................................................10
1. Sabırlı ................................................................................................................10
2. Af Dileyen .........................................................................................................13
3. Akıllı .................................................................................................................14
4. Allah’la Sürekli İrtibatlı .....................................................................................17
5. Dua Eden ...........................................................................................................19
B. Olumsuz Tipler......................................................................................................23
1. Aceleci...............................................................................................................23
2. Gururlu ve Kibirli ..............................................................................................26
3. Gâfil ..................................................................................................................27
4. Taklitçi ..............................................................................................................28
5. Zâlim .................................................................................................................30
6. İnatçı..................................................................................................................32
7. Nankör...............................................................................................................37
8. Vurdumduymaz .................................................................................................39
9. Mücadeleci ........................................................................................................42
I
III. BÖLÜM ...................................................................................................................44
ENBİYA SURESİ’NDE KULLANILAN EĞİTİM METOT VE İLKELERİ.............44
A. Din Eğitiminde Metot Kavramı .............................................................................44
B. Enbiya Suresi’nde Kullanılan Eğitim Metotları......................................................48
1. Tartışma Metodu................................................................................................48
2. Soru-Cevap (İsticvab) Metodu ...........................................................................50
3. Tekrar Metodu ...................................................................................................53
4. Muhatapla Ortak Noktayı Bulma Metodu...........................................................56
5. Gözlem Metodu .................................................................................................58
6. Temsil Metodu...................................................................................................62
7. Kıssa Metodu.....................................................................................................64
7.1. İlâhî Vahyi Ve Peygamberimizin Peygamberliğini İspat.............................69
7.2. Geçmişten Ders Alınmasını Sağlamak........................................................72
7.3. Peygamberi Teselli Etmek ve Onun Gönlünü Takviye Etmek.....................75
8. Örnek Olma Metodu ..........................................................................................77
9. Terğîb ve Terhîb (Benimsetme-Soğutma) Metodu..............................................81
C. Enbiya Suresi’nde Kullanılan Eğitim İlkeleri .........................................................85
1. Muhataba Görelik İlkesi.....................................................................................86
2. Düşünme-Düşündürme İlkesi.............................................................................89
3. Karşılığı Yalnızca Allah’tan Bekleme İlkesi.......................................................92
4. Tedrîc İlkesi.......................................................................................................94
5. Hürriyet İlkesi....................................................................................................96
6. Bütünlük İlkesi ..................................................................................................99
SONUÇ.........................................................................................................................101
BİBLİYOGRAFYA .....................................................................................................103
EK………...………………………………………………………………………………108
II
KISALTMALAR
age
: Adı geçen eser
AÜİF
: Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi
Bkz.
: Bakınız
c.
: Cilt
çev.
: Çeviren
H.
: Hicrî
Hz.
: Hazreti
KUBA
: Kur’an Bilimleri Araştırma Vakfı
MEB
: Milli Eğitim Bakanlığı
s.
: Sayfa
tsz.
: Tarihsiz
V.
: Vefat Tarihi
yay.
: Yayını / Yayınları
III
ÖNSÖZ
Allah’ın kendisine muhatap kabul ettiği insan, hayatının her safhasında eğitime
muhtaç bir varlıktır. Hem iyilik hem de kötülük yapmaya müsait olarak yaratılan bu varlık,
daima bir rehbere ihtiyaç duyar. İnsanlık tarihi boyunca, çeşitli aralıklarla gönderilen
peygamberlerin ortak amacı da, iyiye ve doğruya yönelme konusunda insana yardımcı
olmaktır. Allah’ın elçilerinin tamamı, gönderildikleri topluma aynı mesajı vermişlerdir.
Kitapları, kavimleri, dilleri farklı olsa da, hepsinin işlediği ana konu tevhid akidesidir.
Çalışmamızda Enbiya Suresi’ni ele almamızın nedeni, pek çok peygamberin
kıssasını bir arada bulabilmemizdir. Bu sureyi, ötelere uzanan ve sonsuzluğa hazırlama
eğitimi olan din eğitimi açısından bir değerlendirmeye ve incelemeye tabi tuttuk. Çünkü
Kur’an’da Yüce Allah kendini “Rab” olarak tanıtıyor ve rasullerinin de birer eğitimci
olduğuna vurgu yapıyor. Bu nedenle örnek alma konusunda peygamber öyküleri bizler için
çok önemlidir.
Çalışmamız, Giriş ve üç bölümden oluşmaktadır. Giriş kısmında Din Eğitimi
hakkında kısa bir bilgi verilmektedir. I. Bölümde tezimizin konusu olan Enbiya Suresi
tanıtılmakta, II. Bölümde ise bu surede tespit ettiğimiz olumlu ve olumsuz insan tipleri
üzerinde durulmaktadır. Son bölüm olan III. Bölümde ise menfi özelliklere sahip olan
insanı, olumlu özelliklere sahip bir hale getirebilmek için Enbiya Suresi’nde kullanılan
eğitim metot ve ilkeleri üzerinde durulmaktadır. Ayrıca çalışmamızda, Kur’an’ın ayrılmaz
bir bütün olduğu düşünülerek sadece Enbiya Suresi’ndeki ayetlerden değil, ilgili olduğu
düşünülen farklı surelerden de faydalanılmıştır.
Söz konusu tezin hazırlanmasında emeği geçen Danışman Hocam Prof. Dr.
Abdullah ÖZBEK’e sonsuz şükranlarımı sunmak istiyorum. Ayrıca çalışmalarım esnasında
yardımlarını benden esirgemeyen aileme de teşekkürü bir borç bilirim.
NİSA SUNAR
KONYA-2007
IV
GİRİŞ
DİN EĞİTİMİ
1. Din Eğitimi Nedir?
Çalışmamızda Enbiya Suresi’ni din eğitimi açısından değerlendirdiğimiz için bu
bölümde öncelikle “Din Eğitimi” ve “Din Eğitimi Bilimi”nin ne anlama geldiğini ifade
etmeye çalışacağız.
İnsanlar, ilkçağlardan beri, yaratılışı ile ilgili sorulara verilmiş cevapları titizlikle
korumuş ve bir sonraki çağa ulaştırmıştır. Bütün bunlar ancak müstakil bir çalışma alanı ile
tespit edilir, değerlendirilir ve eğitim konusu yapılabilir. İşte bu çalışma alanı “Din Eğitimi
Bilimi”dir.1
Eğitim, en geniş ve genel anlamıyla insanlarda sosyal hayata ve çağa uygun tutum
ve davranış değişikliği sağlamaktır. Eğitimden beklenen üç esas, dünü tanıtma, bugünü
kavratma ve yarına hazırlamadır.2 İslam anlayışında eğitim ise, insan fıtratı üzerine bina
edilmektedir. Eğitim ilkeleri fıtratın niteliğine göre konmaktadır.3 Çünkü insanın tabiatı bir
anlamda ne iyidir, ne de kötüdür; yalnızca birtakım imkânlarla donatılmıştır. Bu açıdan
bakıldığında eğitim, insanda bulunan nötr duygulara, elverdiği ölçüde mükemmellik
1
Beyza Bilgin, Eğitim Bilimi ve Din Eğitimi, A.Ü.İ.F. Yay., Ankara, 1988, s.28.
2
Cahit Kavcar, Edebiyat ve Eğitim, Ankara Üniversitesi Eğitim Bilimleri Fakültesi Yay.,
Ankara, 1982, s.1.
3
Bayraktar Bayraklı, İslâm’da Eğitim, 7. Baskı, İstanbul, 2002, s.112, 113.
1
kazandırma faaliyetidir. Bu yaklaşımla, insanda bulunan ve gelişmeye müsait duyguların
hiçbirisi ihmal ve israf edilmemiş olur.4
İnsan, yaratılışı itibariyle cahildir ve birtakım zaaflar taşımaktadır. Bu da eğitim ve
öğretimi daha da zorunlu bir hale getirmektedir.5 İlk inen ayetlerde Allah’ın en çok “Rab”
isminin kullanılması da, bunun insan açısından önemini ve fonksiyonel değerini
vurgulamaktadır.6
En üst eğitici (Rab) Allah olduğuna göre insan psikolojisini de en iyi bilen odur.
İnsan şahsiyetindeki temel özellikleri en iyi bilen yine onu yaratandır. İnsanı nelerin daha
iyi motive ettiğini bilen de odur.7 “Andolsun ki insanı biz yarattık ve nefsinin ona ne
vermek istediğini de biliriz, biz ona şah damarından daha yakınız.”8
Din Eğitimi Bilimi dinin mahiyetine uygun olarak insan varlığının bütünü ile
ilgilenir. İnsanın hayatını, hayatın bütünlüğü içindeki yeri ile ele alır. İnsanla insan olarak
ilgilenir. Allah sorusu dinin asıl sorusudur. Din Eğitimi Bilimi, bu soruyu bilinçli olarak
sorar. Demek oluyor ki, Din Eğitimi Bilimi, Tanrı’yı insanın menşei, yeryüzündeki manası
ve geleceği (kaderi) ile ilgili bir problem olarak öğretime müsait kılmaya çalışır. Bu
amaçla metotlar arar ve geliştirir.9
4
Abdullah Özbek, “Din Eğitiminin Problemleri”, Din Eğitimi Araştırmaları Dergisi,
Sayı 6, İstanbul, 1999, s.116.
5
Mehmet Şanver, Kur’an’da Tebliğ ve Eğitim Psikoloji, Pınar Yay., İstanbul, 2001, s.36.
6
Şanver, age., s.36; Alak, 96/1-5; Fatiha, 1/2; Müzzemmil, 73/9.10; Kalem, 68/6-8.
7
Bayraklı, age, s.111, 112.
8
Kâf, 50 / 16.
9
Bilgin, age, s.28.
2
Din eğitimi her şeyden önce bir kalp eğitimidir.10 Özellikle 21. yüzyılın eğitiminde
birtakım değerlerin, insan eğitiminde yer alması son derece önemlidir. Bunların içinde dini
değerler de vardır. Yani din de bu değerler sisteminin bir parçasıdır.11
“İnsan, inancından ibarettir. İnançlarımız yaşama anlam katan, yaşama yön veren
ilkelerimizdir. İnançlarımız dünyayı algılamamızda ve anlamlandırmamızda adeta bir
süzgeç vazifesi görürler. Güçlü bir inanca sahip olmak demek, eyleme geçebilmek ve
dünyaya şekil vermek gücüne sahip olmak demektir.”12 Bu doğrulara dayanarak şunu
söyleyebiliriz; din eğitimi ancak inanılan dinin eğitimi olarak mümkündür. Yani
Müslüman için bu Müslümanlık eğitimidir. Çünkü din eğitimi ancak dini yorumlayarak
verilebilir ve yorum ise doğruluğuna inanılan dinin Allah anlayışına dayalı olacaktır. Bu
bakımdan yorumların tespiti için din eğitimi çok önemlidir.13 Ve ancak dinin ahlak
kuralları için geliştirdiği yorumlar inanç boyutu ile birleştiğinde ahlak kuralları şekil ve
slogandan kurtarılabilir. Böylece hizmet, sevgi, basiret iklimine geçiş sağlanabilir.14
2. Din Eğitiminin Amacı Nedir?
Din eğitimi ile hedeflenen, insanın fıtratındaki iyiye yönelme isteğinin önündeki
engelleri ortadan kaldırmaktır. Bunu yaparken onun içsel isteklerinden doğan duygu ve
enerjisini
yok
etme
yerine
üretime
dönük ve
yararlı
olana
doğru
çevirme
10
Nurettin Topçu, Türkiye’nin Maarif Davası, Dergah Yay., İstanbul, 1998, s.156.
11
Ayla Oktay, “Değerlendirmeler”, Çocuk Gelişimi ve Eğitimi, Ensar Neşriyat, İstanbul,
1998, s.311.
12
Mualla Selçuk, “Gençlik Çağı ve İnanç Olgusu”, Gençlik Dönemi ve Eğitimi, Ensar
Neşriyat, İstanbul, 2000, s.340.
13
Bilgin, age, s.30.
14
Selçuk, age, s.344.
3
hedeflenmektedir.15 Bu esnada insanları, baktığını görür, anlar, fark eder, eleştirir, ardından
ya kabul eder ya da reddeder bir hale getirmeye çalışır. Ayrıca “Onların kalpleri vardır ama
anlamazlar, gözleri vardır ama görmezler, kulakları vardır ama işitmezler”16 ayetindeki
ikazı dikkate alır.
Bugün eğitimden beklenen çift yönlü bir görev vardır. Birincisi, toplumun mevcut
değer ölçülerini ve hukuk düzenini, yetişmekte olan nesle tanıtıp benimsetmek, diğeri de
onları bu düzene itaatle birlikte, yeni değerler yaratmaya, benlik geliştirmeye ve topluma
yeni seviyeler kazandırmak için çalışmaya yöneltmektir. Yani bir yandan itaat, diğer
yandan özgürlük…17 Genel eğitimden beklenen bu esasların yanında, hem örgün hem de
yaygın din eğitiminden gerçekleştirmesini beklediğimiz amaç, insanlara bir tercihi
dayatmak değil, din hakkında doğru bilgiler vermek ve yapacakları tercihlerde onlara
yardımcı olmaktır. Bu tercihin iman mı inkâr mı, tasdik mi küfür mü olacağına insanın
kendisi karar verecektir.18 “De ki bu gerçek Rabbinizdendir. Artık dileyen inansın, dileyen
inkâr etsin.”19
15
Fatih Menderes Bilgili, Çocuğun Din Eğitimi ve Karşılaşılan Güçlükler, Beyan Yay.,
İstanbul, 2005, s.186.
16
A’raf, 7/179.
17
Bilgin, age, s.19.
18
Selçuk, age, s.335.
19
Kehf, 18/29.
4
I. BÖLÜM
ENBİYA SURESİ’NİN GENEL MUHTEVASI
1. İsmi
“Enbiya” kelimesi, “nebi” kelimesinin çoğuludur. “Nebî”, yüce mertebeye sahip
kişi demektir. Kelimenin aslının “n-b-v” olması durumunda anlamı budur. Ama hemzeli
olarak “n-b-e” den geliyorsa, haber veren anlamındadır.1
“Sure ismini hepsi de aynı temel gerçeği tebliğ etmiş olan önceki peygamberlerden
bazılarına ilişkin mükerrer atıflardan almaktadır”.2
2. Konusu
Yüce Allah buraya kadar olan surelere kitap, hidayet, hamd, yaratma, Kur’an gibi
konularla başlarken, bu sureye Hz. Peygamber’e ve ona gelen vahye gösterilen tepkiyle
başlamıştır. Bu bakımdan Enbiya Suresi’nin girişi öncekilere nispetle farklılık
göstermektedir.3 Surede müşriklerin bir insanın peygamber olamayacağı, bu nedenle de
Hz. Muhammed’i peygamber olarak kabul edemeyecekleri konusundaki itirazları
reddediliyor. Kur’an’a ve Peygambere karşı yönelttikleri birbirine karşıt ve çok çeşitli
itirazlar nedeniyle müşrikler sorguya çekiliyor. Ayrıca onların hayat hakkındaki yanlış
1
M. Sait Şimşek, Kur’an’ın Ana Konuları, Beyan Yay., Konya, 1999, s.93.
2
Muhammed Esed, Kur’an Mesajı (meâl-tefsir) çev. Cahit Koytak, Ahmet Ertürk, İşaret
Yay., İstanbul, 1999, c.2, s.645.
3
Bayraktar Bayraklı, Kur’an Tefsiri, Bayraklı Yay., İstanbul, 2004, c.12, s.406.
5
fikirlerinin asılsız olduğu ortaya konuyor. Onlar, hayatın sadece bir oyun ve eğlence
olduğuna, bunun ötesinde ve öncesinde hiçbir amacın olmadığına inanıyorlardı.4
Surede Allah rasullerinin, Allah dostlarının insanlığın dünya ve ahiret mutluluğunu
sağlayabilmek için uğradıkları zulümleri, katlandıkları fedakârlıkları görüyoruz. Onlar,
tüm bunlara karşılık ücretlerini de yalnızca Allah’tan beklemektedirler. “İnsanları Allah’ın
yoluna getirememeden dolayı kalplerinde Allah’a karşı bir sorumluluk ve hüzün vardır.
Sure bu mübarek insanları, verdikleri uğraşıyı ve olayları anlatırken, tüm insanlığa sonsuza
dek geçerli olacak mesajları ulaştırır. Peygamberlerine uymayanların akıbetlerini de
kıyamet ve diriliş sahneleriyle anlatır. Böylece, sonucu başından belli olan karşı gelmelere
şimdiden bir tedbir olsun ve insanlar doğru yolda yürüsünler ister.”5 Surenin içeriğinden
anladığımız kadarıyla, müşriklerle peygamber arasındaki çatışmanın en büyük sebebi
onların şirkte ısrar etmesi ve tevhid akidesine karşı çıkmalarıydı. Bu nedenle surede şirk
reddedilmekte ve tevhid güçlü ve etkili delilerle desteklenmektedir.6
Kur’an’ın bütününe baktığımızda şunu görüyoruz: Allah bütün peygamberleri bir
“ümmet” 7 olarak mütalaa ediyor ve bu uzun zincirin halkalarını tek bir halka olarak gözler
önüne seriyor. “Enbiya Suresi’nde de peygamberler halkasından bahsederken bir nebze
İbrahim Peygamberin kıssasına, bir nebze Davud Peygamber’e; Süleyman Peygamberin
4
Ebu’l Âlâ Mevdudi, Tefhimu’l-Kur’an, İnsan Yay., 2. Baskı, İstanbul, 1996, c.3, s.291,
292.
5
Abdullah Parlıyan, Özlü Tefsir, Damla Ofset, tsz, s.321.
6
Mevdudi, age, s.291, 292.
7
Ümmet: Millet, cemaat, çeşitli hayırları üzerinde toplayan adam veya çeşitli hayırları
kendinde toplayan önder kişi, imam, önder, kendisine uyulan kimse. Bkz. Arif Erkan,
Arapça-Türkçe Büyük Sözlük, Yasin Yayınevi, İstanbul, 2004, c.1, s. 431.
6
kıssasına temasla Nuh, Musa, Harun, Lût, İsmail, İdris, Zülkifl, Zinnun, Zekeriyya, Yahya
ve İsa’ nın kıssalarına işaret ediyor”.8
Kur’an’da 112 ayetiyle 21. sırada bulunan Enbiya Suresi, adından da anlaşılacağı
gibi pek çok peygamberin anlatıldığı bir suredir. Bu surede peygamberlerin Allah’ın
yardımı sayesinde vazifelerini yaptıkları anlatılır. Sonuç itibariyle denilebilir ki, Allah’tan
bağımsız bir kariyer ve başarı planlaması yapılamaz.
3. Nüzul Sebebi
Nüzul sebebi, bir surenin ya da ayetin indiriliş nedenidir. Ayetlerin nüzul sebebini
bilmek, onları daha iyi anlamamızı sağlar. Ayrıca hangi şartlarda, nasıl bir ortamda
geldiğini bildiğimiz ayetleri hayatımıza uyarlamak çok daha anlamlı ve kolay olacaktır.
Enbiya Suresi Mekke Dönemi’nin sonunda indirilmiş olup peygamberlere
bildirilen vahyin ortak yönleri üzerinde durur.9
Enbiya Suresi’nin oldukça önemli bir kısmında geçmiş ümmetlere gelen
peygamberlerden bahsedilmektedir. Bu davet elçilerinin her birinin hikâyesi ve bu
hikâyelerin bize anlatılış nedeni farklıdır. İleride kıssa metodunda bu konu ayrıntılı
işleneceğinden, burada ayetlerin nüzul sebepleri üzerinde detaylı olarak durulmayacaktır.
Ancak peygamber kıssalarının dışında bildiğimiz birkaç ayetin nüzul sebebini aktarmakta
fayda görüyoruz.
Kâtâde’den rivayet olunduğuna göre, Mekke halkı Hz. Peygamber’e şöyle bir
teklifte bulunur: “Eğer söylediklerin hak ise ve sana iman etmemiz de seni sevindirecekse,
bize şu Safa’yı altına çeviriver”. Bu sırada Cibril, Hz. Peygamber’e inerek ona “Ey
Muhammed! Dilersen Rabbin sana kavminin istediği mucizeyi verecek. Ancak mucizeden
8
Seyyid Kutub, Fîzılâl-îl-Kur’an, Merve Yay., İstanbul, tsz, c.10, s.10.
9
Şaban Piriş, Kur’an-ı Kerim Türkçe Anlamı, Okyanus Yay., Kayseri, s.150.
7
sonra yine de iman etmezlerse onlara hiçbir şekilde mühlet verilmeyecek ve hemen helak
olacaklar” dedi. Bunun üzerine suremizin “Onlardan önce helak ettiğimiz hiçbir belde
halkı iman etmedi. Şimdi onlar mı iman edecekler?” şeklindeki 6. ayeti nazil oldu.10
Nüzul sebebini bildiğimiz bir diğer ayet de “Bir de biz senden önce hiç kimseye
ölümsüzlük vermedik. Sen öleceksin de, onlar bâki mi kalacak?” mealindeki 34. ayettir.
Kurtûbî (H.V.671) şöyle der: Müşrikler Hz. Peygamber’in nübüvvetini reddederek,
“O, şairin biridir, her an onun ölmesini bekliyoruz. Ondan önceki şairlerin öldükleri gibi o
da bakarsınız yarın ölüp gider.” demişlerdi. Ayrıca İbn Cüreyc’ten gelen rivayete göre Hz.
Peygamber’e öleceği haber verilince o, “Ey Rabbim! Ben ölünce ümmetime kim
bakacak?” diye sordu. Bunun üzerine bu ayet indi.11
4. Önemi
Ayetlerinin büyük kısmında geçmiş peygamberlerin öyküleri ve Allah’a olan
bağlılıkları anlatıldığı için peygamberler anlamındaki “Enbiya” adı ile anılan surede, Hz.
Peygamber’i küçümseyen inkârcılar, yaptıkları kötü işler yüzünden şiddetle kınanır.
Allah’ın birliğine, çocuk edinmekten uzak olduğuna, peygamberlerin insanlar arasından
seçilmesi gerektiğine dair kanıtlar sunulur. Allah’a kulluk ile meşgul olan melekler övülür
ve ibret için gözler Allah’ın göklerdeki ve yerdeki kudret sahnelerine çevrilir, yine ibret
için bazı peygamberlerin öykülerinden kesitler sunulur. Peygamberlerin görev ve amaçları
anlatılır.12
10
Abdulfettah el-Kâdi, Esbâb-ı Nüzûl, çev. Salih Akdemir, Fecr Yay., Ankara, 1996,
s.256.
11
Kâdi, age, s.257.
12
Süleyman Ateş, Kur’an Ansiklopedisi, KUBA, İstanbul, 1997, c.6, s.474.
8
Birçok peygamberden bahsedilen surede, peygamberlerin kıssaları, tüm ilahi
mesajların ve insanın dini tecrübesinin özündeki birliği ve sürekliliği yansıtmak amacına
matuftur.13
13
Esed, age, s.645.
9
II. BÖLÜM
ENBİYA SURESİ’NDE İNSAN TİPLERİ
A. Olumlu Tipler
1. Sabırlı
“Sabır” kelimesi “sa-be-ra” fiilinden mastardır. Bu fiil, “kendini bir şeyden
alıkoymak”, “kaçınmak”, “hapsetmek”, “tutmak” anlamlarına gelir. İsim olarak “sabır” ise,
acı, yoksulluk, haksızlık gibi üzücü durumlar karşısında ses çıkarmadan, onların geçmesini
bekleme erdemi, dayançtır. 1
Kur’an’ın yetmiş kadar ayetinde sabırdan bahsedilmiş, o övülmüş; sabrın, hayır
ve faziletleri kazanmanın vesilesi olduğu bildirilmiştir. Ayrıca sabredenlere sevaplar ve
dereceler vaat edilmiştir.2 “Onlar sabredip ayetlerimize yakîn derecesinde iman edince,
kendisini imam ve önder tayin ettik.”3 Sabır göstermek oldukça zor bir iş olduğu ve nefse
ağır geldiği için mükâfatı da o oranda büyük olacaktır. “Asra yemin olsun ki insan
ziyandadır. İman edip sâlih amel işleyenler, birbirine hakkı ve sabrı tavsiye edenler
müstesna.”4
İnsan yaratılışı gereği, başına gelen herhangi bir darlık, sıkıntı, musibet gibi
şeylerden ötürü acelecilik göstererek ani tepkiler verir. İşte sabır, insana bir başka felaketi
getirmesi muhtemel olan aceleciliğe karşı alınmış bir önlemdir.5
1
Arif Erkan, Arapça-Türkçe Büyük Sözlük, Yasin Yayınevi, İstanbul, 2004, c.1, s.1503.
2
İmam Gazâlî, İhyâ’u Ulûmid’ dîn, Hikmet Neşriyat, İstanbul, 2004, c.4, s.86.
3
Secde, 32/24.
4
Asr, 103/1-3.
5
Musa Kâzım Gülçür, Kur’an’da Karakter Eğitimi, Işık Yay., İzmir, 1994, s.66.
10
İnsanlar, hayatlarının her döneminde imtihana tabidirler. İbadetin ve inancın
mükellefiyetleri de birer imtihandır. Nitekim bunlar bir emanettir ve ancak onu
kaldırabilecek, bu sorumluluğu yüklenebilecek emin ellere teslim edilebilirler. Bunun
içindir ki kulluk edenler, imtihanlarda başarı göstermek ve denemelerde başarılı olmak için
sabretmelidirler.6 Bu sabrı, ancak iradesi güçlü olan Müslümanlar sergileyebilir. Böyle
insanlar hayattan yılmaz, güçlük ve zorluklardan kaçmaz, onlara karşı hep dimdik ayakta
dururlar. Bu nedenle bütün başarılar güçlü iradenin ürünüdür.7
“Bir imtihan olarak size iyilik ve kötülük veririz.”8 ayetinden anladığımıza göre,
iyilik ve rahatlık hali de biz insanlar için bir imtihan vesilesidir. Zorluklara, meşakkatlere,
fakirliklere, sıkıntılara sabreden insan çoğu kez refah içindeyken günah işlememeye karşı
sabredemez. Bunun için birçokları sıkıntılı safhaları başarıyla geçerken, rahatlık
merhalelerinde tıkanır kalır.9
Sabrın diğer bir çeşidi de musibetlere karşı gösterilenidir. Allah’ın affından
umudunu kesmeyen inançlı insan, imtihan amacıyla dünyada musibetlerle sürekli
karşılaşabileceğinin farkındadır.10 Her konuda bize en güzel şekilde örnek olan
peygamberler, sabır konusunda da yegâne örneklerimizdir. “İsmail, İdris ve Zülkifl de
hepsi sabredenlerdendi.”11 ayetinde de bu üç peygamber bize örnek gösterilmektedir.
6
Seyyid Kutub, Fîzılâl-îl-Kur’an, Merve Yay., İstanbul, tsz, c.10, s.163.
7
H. Emin Sert, Kur’an’da İnsan Tipleri ve Davranışları, Bilge Yay., İstanbul, 2004, s.74.
8
Enbiya, 21/35.
9
. Kutub, age, s.129.
10
M. Mahmut Hicazî, Furkan Tefsiri, çev. Mehmet Keskin, İlim Yay., İstanbul, 1989,
s.100.
11
Enbiya, 21/85.
11
Zikredilen bu peygamberlerin ortak özellikleri sabırlı olmalarıdır. Bu nedenle Allah’ın
rahmetine kabul edilmişlerdir.12
İnsanlığa gönderilen peygamberlerin tamamının hayatında pek çok sabır örneği
bulmak mümkündür. Ancak İslamî literatürde Hz. Eyyûb, başına gelen bütün musibetlere
rağmen şikâyet etmeyen, bu nedenle de Kur’an’da sabır timsali olarak bilinen bir
peygamberdir.13 Hz. Eyyûb, sabrının bir gereği olarak başına gelen sıkıntıya isyan etmez;
bilakis Allah’a, “sen merhametlilerin en merhametlisisin”, diyerek dua eder. Nitekim
sabretme esnasında kişiye en kuvvetli destek, edilen dualardır. “Umarak, korkarak bize dua
ederlerdi.”14 Yani inanan insan rahat ve bolluk zamanlarında da, darlık ve sıkıntı halinde
de yaratıcısına sığınır ve ona niyaz eder.15
Sabırla ilgili hayatından ders almamız gereken bir diğer peygamber de
Hz. Yunus’tur. Yüce Allah’ın Peygamberimize, Hz. Yunus’u kastederek, “O balık sahibi
gibi olma”16 demesi ve bu konuda Hz. Eyyûb’u örnek göstermesi de manidardır.
Hz. Yunus, kavminin tavırları karşısında ümidini yitirmiş, onlara kızmış ve onları terk
etmiştir. Ancak bu kaçış sonuçsuz kalmamış, Allah tarafından cezalandırılmıştır. Çünkü
İslam davetçisi olan kimselerin muhatabı kendisine inanmasa bile onu bırakıp kaçma gibi
bir durumu olamaz. Ancak, sabredemediği için hata işlediğini anlayan Hz.Yunus bunu fark
edip tekrar yaratıcısına dönmüş, hatasını itiraf etmiş ve af dilemiştir. Çünkü karanlıklar
içinde kalan insan bunu fark edip Allah’ı tesbih ve hatasına tövbe ederse kurtuluş kapısını
12
Bayraktar Bayraklı, Kur’an Tefsiri, Bayraklı Yay., İstanbul, 2004, c.12, s.503.
13
Kur’an Yolu Türkçe Meâl ve Tefsir, Diyanet İşleri Başkanlığı Yay., Ankara, 2006, c.3,
s.695.
14
Enbiya, 21/90.
15
İmam Kurtubî, El-Câmiu li Ahkâmi’l-Kur’an, çev. Beşir Eryarsoy, Buruc Yay., İstanbul,
2000, c.11, s.562.
16
Kalem, 68/48.
12
aralamaktadır. Onun tesbihi ve tövbesi Allah’ın yardımını, merhametini, rahmetini ve
lütfunu harekete geçirecektir.17
“Hz. Yunus örneğinde açıkça görüyoruz ki toplumun değişimi için beklenti içinde
olmak gerekmektedir. Çünkü insanlarda inanç ve davranış değişikliğini oluşturmak veya
onların kendilerinin oluşturması uzun zaman alabilir. Bunun için eğitimciler hem olumlu
yönde bir beklenti içinde olmalı, hem de sabretmelidirler. Sosyal değişim, çok zor olup çok
zaman aldığından hem toplumu yönetenler hem de eğitimciler sabırlı olmak
zorundadırlar.”18
2. Af Dileyen
Hatasız kul olmayacağının şuurunda olan Müslüman hata yapmaktan azami ölçüde
çekindiği halde, herhangi bir hata yapacak olursa, bu hatada ısrar etmez. Eğer Allah’ın
hükümlerine riayetsizlik gibi bir kusur işlediyse tövbe eder, kula karşı bir hata işlediyse
özür dilemesini bilir. Bir günah işlediğinde hemen tövbe ederek günahlardan arınmanın
çarelerini arar.19 Nitekim tövbe eden kimselerin hatalarının iyiliklere çevrileceği haber
verilmektedir.20
Bir hata işleyip bunda ısrarkar olmayarak geri adım atmak, bir peygamber
davranışıdır. Nitekim Hz. Yunus’un balığın karnındayken yaptığı şu itiraf dolu dua
önemlidir. “Senden başka ilah yoktur. Seni tenzih ederim. Gerçekten ben, zulmedenlerden
oldum.”21 Bu itiraf dolu dua elbette reddedilmez. Çünkü Allah bizim kendisine içtenlikle
17
Bayraklı, age, s.509.
18
Bayraklı, age, s.509.
19
Sert, age, s.187.
20
Furkan, 25/70.
21
Enbiya, 21/87.
13
dua etmemizi istemektedir. “Rasulüm de ki, kulluk ve yalvarmanız olmasa Rabbim size ne
diye değer versin?”22 Bu ayetten, değerli olmanın, hatadan dönmek ve dua etmekle
kazanılacağını öğreniyoruz. Hz. Yunus da eğer pişman olup hatasından geri adım
atmasaydı, tekrar dirilme gününe kadar o karanlıklar içinde kalacaktı.23
3. Akıllı
Akıl insanın en muazzam güçlerinden ve Allah’ın insana bahşettiği en büyük
nimetlerden biridir. “(Ya Muhammed) de ki, O Allah sizi yaratan, size kulaklar, gözler,
kalpler verendir. Siz ne az şükredersiniz”24 mealindeki ayet bu hususu belirtmektedir.25
Akıl etme ise zihnî bir eylemdir ve “gerçeklerle bağlantı kurmak”, “gerçekleri kavramak”
anlamlarına gelir. Öyle ki bu anlamlar akıl kelimesinin geçtiği ayetlerle de tutarlı
görülmektedir.26
Yüce Allah, insanların üzerinde düşünmesi, kafa yorup anlaması ve iyice kavrayıp
korunması, doğruları olduğu gibi hayata uygulayabilmesi için insan aklını devamlı olarak
uyarmaktadır.27 “Size de içinde sizin için uyarıların yer aldığı bir kitap indirdik. Hâlâ
aklınızı kullanmıyor musunuz?”28 derken Kur’an, doğru ile yanlışı ayırmakta ve yüce
22
Furkan, 25/77.
23
Saffat, 37/143-144.
24
Mülk, 67/23.
25
Mustafa Öcal, Din Eğitimi ve Öğretiminde Metotlar, Türkiye Diyanet Vakfı Yay.,
Ankara, 1990, s.140.
26
Muhiddin Okumuşlar, Fıtrattan Dine, Yediveren Yay., Konya, 2002, s.101.
27
Muhammed Kutub, İslam’da Eğitim Metodu, çev. Durmuş Ali Kayapınar, Ankara, tsz,
s.163.
28
Enbiya, 21/10.
14
ahlâkî değerler ortaya koymaktadır. O halde neden bu kadar kolay anlaşılır bir şeyi
kavramak için kafanızı kullanmıyorsunuz? demek istemiştir.
“Pek çok ayette Kur’an insanları düşünmeye çağırdığı gibi, akıl etmeye de davet
etmektedir. İnsan öncelikle düşünmeli, sonra da düşünceler ve gerçeklerle bağlantı
kurmalıdır. Şu halde düşünmek tek başına yeterli değildir. İnsanın düşündüklerini
mantıksal boyutta değerlendirmesi, akıl etmesi gerekir ki bilgiye ulaşsın.”29
“İslam insan aklını, altından kalkamayacağı ağır yükleri taşımaya davet etmez.
Ancak ona daimî surette ruhun parlak meşalesinden yolunu aydınlatacak bir aydınlık ve bir
parıltı verir. Onu daima iman nuru ile besler.”30
Akıl, olaylara ibret nazarıyla bakmak ve onlardan ders çıkarmak için insana
verilmiş bir nimettir aslında. Her fırsatta dikkatleri tabiî delillere yönelten Allah da, akıl
mekanizmasını
devreye
sokmaya
çalışmaktadır.
“Gerçekten,
göklerin
ve
yerin
yaratılışında, gece ile gündüzün birbiri ardınca gelişinde (ve uzayıp kısalmasında) temiz
akıl sahipleri için elbette ibret verici deliller vardır. Onlar, (o salim akıl sahipleri öyle
insanlardır ki) ayakta iken, otururken, yanları üstünde yatarken, hep Allah’ı hatırlayıp
anarlar ve göklerin, yerin yaratılışı hakkında inceden inceye düşünürler (ve şöyle derler),
“Ey Rabbimiz, sen bunları boşuna yaratmadın. Sen bundan pâk ve münezzehsin. Bizi
ateşin azabından koru.”31
Ancak elbette kâinatın kendisinin ibret olabilmesi için akılların kullanılması
gerekir. “Geceyi, gündüzü, güneşi, ayı sizin hizmetinize o râm etti. Yıldızlar da onun
emrine boyun eğmişlerdir. Bunların her birinde, aklını kullanacak bir zümre için elbette
29
Okumuşlar, age, s.102.
30
M. Kutub, age, s.167.
31
Âl-i İmran, 3/190-191.
15
pek çok alâmetler vardır.”32 Bu alâmetler, Allah’ın varlığını ve özelliklerini göstermek
üzere cihanda yaratmış olduğu işaretlerdir. İnsanın, karşısında tefekküre dalması gereken
mucizelerdir. Dört bir yandan insanın önüne sunulan belirtilerdir.”33
Yüce Allah bu dünyayı insanoğlu için nimetler ve sırlarla donatmıştır. Bu nimetler
gözler önünde cereyan edip gitmektedir. Mesela insanın hayata ilk kez ulaşması en büyük
mucizedir. Aslında insan gece gündüz her an yenilenen hayat mucizesiyle karşı karşıyadır.
Fakat ilk hayat mucizesinin engin sırrı bile hâlâ insanın aklını hayretlere düşürmekte ve
mahiyetini kavramaktan aciz bırakmaktadır.34
Akılları harekete geçirip, çalışır duruma getirmek için bazen insanların tabularını
yıkmak gerekir. Bu yöntemi kavminin dokunulmaz birer tanrı olarak gördüğü putları yerle
bir eden Hz. İbrahim’de görüyoruz. “Yazıklar olsun size ve Allah’tan başka kulluk
ettiklerinize, hiç aklınızı kullanmayacak mısınız?”35 derken Hz.İbrahim ’in paslanmış
zihinleri yeniden çalıştırma gayretine şahit oluyoruz.
Putların pasif, âtıl ve her şeyden aciz taşlar olduğunu ve böyle şeylerin ilah
olamayacağını belki de Hz. İbrahim’in telkiniyle ilk defa düşünen kavmi, bir an gerçeği
yakalamaya doğru yönelmişse de, sonra yeniden, belki de birbirleriyle görüşme fırsatı
bulup etkilenmeleri sonucu, eski kafalarına döndürülmüşler, geleneksel inançlarından
vazgeçmemişler ve eski mantıksız inançlarına devam eder hale gelmişlerdir.36 “Böyle
davranan bir kavme Hz. İbrahim, bu sorusunu çoğul olarak sormuştur. Onun bu
32
Nahl, 16/12.
33
M. Kutub, age, s.78.
34
Gülçür, age, s.25.
35
Enbiya, 21/67.
36
Mehmet Şanver, Kur’an’da Tebliğ ve Eğitim Psikolojisi, Pınar Yay., İstanbul, 2001,
s.134.
16
sorusundan, toplumsal aklı harekete geçirmek istediği sonucunu çıkartıyoruz. Demek ki,
şirkin olduğu yerde akıl yoktur, aklın faaliyeti devre dışı kalmıştır. Çünkü ancak akıl
çalışınca fayda ve zararın kimden geldiği anlaşılacaktır. Bu sözüyle Hz. İbrahim, tevhid
inancının altında, aklın ve düşüncenin olduğunu vurgulamıştır.”37
4. Allah’la Sürekli İrtibatlı
“Tesbih” kelimesi, “yüzmek” anlamına gelen “se-be-ha” fiilinden geldiğinden,
manası da bu anlamla ilişkilidir. Allah’ı tesbih etmek, yapılan her türlü işin Allah tarafına
geçiş yapmasını sağlamaktır. Yani her işin Allah için yapılmasıdır. Böylece kişi her an
yaratıcısıyla irtibatlı bir hale gelir.
“Göklerde ve yerde kim varsa Allah’a aittir. Onun katında bulunanlar, ona kulluk
etmekten büyüklenmezler ve usanmazlar. Gece gündüz hiç durmadan onu tesbih ederler.38
Bu ayetlerde meleklerden bahsedilmektedir. Onların gece ve gündüz sürekli Allah’ı
zikrettikleri anlatılır ve bunun onlara zor gelmediğinden bahsedilir. Nasıl ki herhangi bir
meşguliyet bizi nefes almaktan alıkoymuyorsa, hiçbir iş de melekleri Allah’ın zikrinden
alıkoyamaz.
Allah’ı tesbih etmekle ilgili bu ayetteki ifadelerin meleklere işaret ettiğini
söyleyenlerin yanı sıra, “onun yanında yer alanlar, onun tarafını tutanlar” ifadesini yalnızca
melekler için değil, aynı zamanda Allah’a karşı sorumluluk duyan ve bütün varlığıyla ona
boyun eğen insanları da içine alacak şekilde geniş anlamıyla ele alanlar vardır. Nitekim,
varlıkların onun yanında olmaları, ona mekanca yakın olduklarını değil, onun öngördüğü
yolu tutmuş bulunduklarını ve dolayısıyla onun nezdinde kazandıkları manevi değeri ve
37
Bayraklı, age, s.477.
38
Enbiya, 21/19-20.
17
itibarı dile getiren mecazi bir anlam taşımaktadır. Çünkü Allah, zaman ve mekanın
ötesindedir.39
“Gece ve gündüz hiç durmadan onu tesbih ederler.”40 ayetinin bize anlattığı bir
diğer husus da mevkilerinin büyük olmasına rağmen meleklerin Allah’a itaat edip ondan
korkmalarına kıyasla, insanların da bunca zayıflıklarına karşılık Allah’a mutlaka itaat
etmeleri gerektiği gerçeğidir.41 Aslında insanlar da ayette zikredilenler gibi hayatlarının
tümünü ibadete verip, melekleri taklit ederek tesbihle geçirebilirler. “Ama İslam, kişinin
Allah’a yöneldiği müddetçe her hareketini ve her soluğunu ibadet olarak kabul eder.
Allah’a müteveccih bulunduğu müddetçe, hayatın nimetlerinden istifade yoluyla eğlenecek
bile olsa ibadet mertebesine erer.42 Zaten Allah’a inancı ve bağlılığı simgeleyen bütün
doğru davranışlar ibadet olarak isimlendirilir.”43
Tesbih etme faaliyeti, dini bir ömre yayma ve her solukta bunu ispat etmedir. Bu
özellik de sadece Müslümanlara aittir. “Onlar ayakta iken, otururken, yanları üstüne
yatarken, Allah’ı anarlar. Göklerin ve yerin yaratılışını düşünürler. Rabbimiz, sen boşuna
yaratmadın derler.”44 Mü’min insanın, inandığı için bütün amelleri, gayretleri, çabaları
olumlu manada kayıt altına alındığından en küçük bir ameli bile önemsiz görmemeli45 ve
melekleri örnek alarak bütün bir hayatı inandığını yaşayarak geçirmelidir.
39
Muhammed Esed, Kur’an Mesajı (meal-tefsir) çev. Cahit Koytak, Ahmet Ertürk, İşaret
Yay., İstanbul, 1999, c.2, s.649 (23.dipnot).
40
Enbiya, 21/20.
41
Fahruddin er-Râzî, Tefsir-i Kebîr, Akçağ Yay., Ankara, 1993, c.16, s.105.
42
S. Kutub, age, s.119.
43
Esma Sayın Ekerim, Namaz ve Karakter Gelişimi, İnsan Yay., İstanbul, 2006, s.12.
44
Âl-i İmran, 3/191.
45
Bayraklı, age, s.520.
18
5. Dua Eden
“Dua”, Arapça bir kelime olup, “çağırmak”, “yardım talep etmek”, “Allah’a
yalvarmak”, “ondan dilekte bulunmak” manalarına gelir.46
Dua, kulun Allah’a sığınma ve yakarışını, Allah’ın yüceliği karşısında
güçsüzlüğünü itiraf etmesini, sevgi ve saygı duyguları içerisinde lütfunu, yardımını ve
affını dilemesini ifade eder. İnsan ihtiyacı olan herhangi bir şeyi elde etmeye istekli
olmasına rağmen, ona ulaşmada aciz, güçsüz ve yetersiz olduğunu; Rabbinin ise duasını
işiteceğini ve dilerse ihtiyacını gidereceğini bilir.47 “Ey insanlar! Allah’a muhtaç olan
sizsiniz. Zengin ve övülmeye layık olan ise yalnızca o dur.”48
Dua etmek, inanan insanda bulunması gerekli olan özelliklerden biridir. Çünkü
Allah, kendisine iman eden kullarına değer vermektedir. Bu değerin ölçüsü de bizim
yaptığımız dualardır. “Duanız olmasa, Rabbim size ne diye değer versin ki?” 49
İhtiyacımız olan her alanda imdadımıza yetişen ve bizi bilgilendiren Yüce Allah,
duanın adabı ve ehemmiyeti hususunda da bize bilgiler sunuyor. Özellikle Allah katında
makbul olan peygamber dualarından örnekler veriyor. Hz. Adem ve Havva’nın duası, “Ey
Rabbimiz, biz nefsimize zulmettik. Eğer bizi bağışlamaz ve merhamet etmezsen elbette
büyük ziyana uğrayanlardan olacağız.”50 Hz. İbrahim’in duası, “Rabbim, beni namazı
dosdoğru, mükemmel şekilde kılan bir insan yap. Zürriyetimden de böyle insanlar yarat.
Ey Rabbimiz, dualarımızı kabul et. Rabbimiz, kıyametin kopacağı günde beni, ana ve
46
Mevlüt Sarı, Arapça-Türkçe Lûgat, Bahar Yay., İstanbul, 1982, s.495.
47
Selman Ünlü, Bir Kutsî Dilekçe Dua, Rehber Yay., 4. Baskı, İstanbul, 2006, s.12.
48
Fâtır, 35/15.
49
Furkan, 25/77.
50
A’râf, 7/23.
19
babamı ve mü’minleri bağışla.”51 Ayrıca Bakara Suresi 128. ayette de Hz. İbrahim ’in şu
duasına şahit oluyoruz: “Rabbimiz, bizi sana teslim olan iki kul ve soyumuzdan da sana
teslim olan bir ümmet çıkar. Bize ibadet yollarımızı göster ve tövbelerimizi kabul et, zira
tövbeleri kabul edip bağışlayan ancak sensin.” Neticede Hz. İbrahim’in duası da kabul
edilmiş ve onun soyundan Hz. Peygamber gelmiştir. Onun duasının bizim için dikkat
çekici ve en önemli tarafı, duasında çocuklar ve soyundan gelecekler için Allah’a
yalvarıyor olmasıdır. Sonuç olarak şunu söyleyebiliriz, çocuklarımızın iyi birer insan
olmasında bizim onlara verdiğimiz eğitim elbette önemli ve fonksiyoneldir. Ancak bu
konuda asıl güç Yüce Allah’ındır. Eğer o dilerse çocuklarımız iyi olacaktır. Bu nedenle
ancak Allah’ın takdiri, müdahalesi ve lütfu ile çocuklarımızın iyi olacağının farkına varıp,
onlar için Allah’a dua etmeliyiz.
Makbul olan dualardan biri de Hz. Yusuf’un duasıdır. “Rabbim! Bana güç verdin,
rüyaların yorumunu öğrettin. Ey gökleri ve yeri yaratan! Dünya ve ahirette velim sensin;
benim canımı Müslüman olarak al ve beni salihler arasına kat.52
Zürriyeti için Allah’a yalvaran peygamberlerden biri de Hz. Zekeriyya’dır. Onun şu
duası çok anlamlıdır: “Rabbim bana kendi katından, tertemiz ve mübarek bir zürriyet ihsan
et. Şüphe yok ki sen duaları işitensin.”53
Müslümanlar, Kur’an’ın her bir ayetini sanki bugün kendisine iniyormuş gibi
okumalı ve anlamalıdır. Dua konusundaki ayetleri de aynı şekilde değerlendirmeli ve
peygamberleri rehber, onların dualarını da örnek olarak kabul etmelidir. Kur’an’a bu
nazarla bakıldığında, sabır timsali olarak tanıtılan Hz. Eyyûb’ un hastalığı sonrasında
51
İbrahim, 14/40-41.
52
Yusuf, 12/101.
53
Âli-İmran, 3/38.
20
yaptığı şu dua görülmektedir.“Ey Rabbim bu dert bana dokundu, sen merhametlilerin en
merhametlisisin.”54
Hz. Eyyûb, içinde bulunduğu sıkıntılara rağmen -beni sıhhatime kavuştur, benden
bu belayı gider- demiyor; önce Allah’ın merhametine sığınıyor. Çünkü Allah’ın merhameti
olmasaydı şifa da olmayacaktı. Şifa, ilâhî merhametin gereği olarak gerçekleşmektedir.55
Kur’an’da, burada zikredemediğimiz daha pek çok peygamberin duasına şahit
oluyoruz. Dua etmek isteyen, ancak nasıl edeceğini bilmeyen Müslümanlara bu dualar
birer örnek niteliğindedir. Peygamber dualarının dışında Yüce Allah, Hz. Muhammed’e
hitaben, “de” diye başlayan pek çok ayette bizlere nasıl dua edileceğini, bizzat Hz.
Peygamberin ağzından öğretmektedir.56
Dua etme ihtiyacı insanda yaratılışından itibaren vardır. Üstün bir varlığa inanan ve
inandığı yüce yaratıcının her şeye güç yetiren olduğunu bilen insan, her anında Rabbine
dua halindedir. Fatiha Suresi gibi muhteşem bir duayla açılan Kur’an, pek çok yerde bize
dua etmeyi tavsiye etmektedir. Elbette edilen dualar boşa değildir, Allah katında
değerlendirilecektir. “Onun duasını kabul ettik, onu üzüntüden kurtardık. İşte mü’minleri
böyle kurtarırız.”57
Enbiya Suresi’nde anlatılan ve bizim de burada zikrettiğimiz olumlu insanda
bulunması gereken özellikleri üzerinde taşıyan insan, Allah tarafından yeryüzüne varis
kılınacaktır. “Zikir (Tevrat)’ den sonra Zebur’da da yeryüzüne salih kullarımın mirasçı
54
Enbiya, 21/83.
55
Bayraklı, age, s.500.
56
Tâhâ, 20/114; Mü’minûn, 23/97-98, 118.
57
Enbiya, 21/88.
21
olacağını yazmıştık.”58 Peki kimdir bu salih kullar? Enbiya Suresi’ni kaynak kabul ederek,
bu kimseleri şöyle sıralayabiliriz:
1. Allah’a sürekli kulluk edenler ve bundan usanmayanlar.59
2. Allah korkusundan titreyenler.60
3. Görmedikleri halde
Rablerinden korkanlar ve
kıyamet saatinden de
sakınanlar.61
4. Dürüst kimseler.62
5. Sadece Allah’a kulluk edenler.63
6. Dua edenler.64
7. Sabredenler.65
8. Pişman olup hatasını itiraf edenler66
58
Enbiya, 21/105.
59
Enbiya, 21/19.
60
Enbiya, 21/28.
61
Enbiya, 21/49.
62
Enbiya, 21/72.
63
Enbiya, 21/73.
64
Enbiya, 21/76.
65
Enbiya, 21/85.
66
Enbiya, 21/87.
22
9. Hayırlarda yarışanlar.67
10. Irzını koruyanlar.68
Yüce Allah, bizden istediği kişilik özelliklerini böylece sıralar. Ardından, surenin
sonunda Cennet’teki nimetleri hak eden kullarına sunarken onların isteğini dikkate
alacağını belirtmektedir. Bu dünyada kendi iradeleri ile Allah’ın intikal ettirdiği
güzellikleri alanlar, orada da kendi isteklerine göre ödüllendirileceklerdir.69 “O en büyük
korku bile onları üzmez, melekler onları; size söz verilen gün, işte bugündür diyerek
karşılarlar.”70
B. Olumsuz Tipler
1. Aceleci
Acelecilik, insanın tabiatında vardır. İnsan, gözünü her zaman içinde bulunduğu
anın ötesine diker ve geleceği kucaklamak ister. Kendi zararına da olsa va’dedilenlerin
hepsinin hemen gelmesini arzu eder. Ancak Allah’a bağlanıp ona dayanarak huzura eren
ve her şeyini Allah’a havale ederek bekleyenler bunun dışındadırlar.71
Yüce Allah insana ait birçok özelliği Kur’an’da belirtmekte ve bizlere de bunları
hatırlatmaktadır. Enbiya Suresi 37. ayette insanın acele ettiğinden bahsedilerek, “İnsan
67
Enbiya, 21/90.
68
Enbiya, 21/91.
69
Bayraklı, age, s.531.
70
Enbiya, 21/103.
71
S. Kutub, age, s.133.
23
aceleci yaratılmıştır.” buyrulmaktadır. Bu ayetin bir benzeri de “İnsan pek acelecidir.”72
şeklindedir.
Yüce Allah bu ayetlerde insan psikolojisinin temel özelliğini gündeme
getirmektedir. İnsan davranışlarını yöneten ve bazen insana hata yaptıran temel
özelliklerden biri de “aceleci” olmasıdır.73
İnsan kızdığı zaman acelecilik özelliği ortaya çıkar. Hayrı çağırma yerine, şerri
çağırır. Bu acelecilik onun davranışını öylesine kıskıvrak yakalar ki, kendi zarar ve
faydasını düşünmez olur.74 “İnsan hayra dua eder gibi (kızınca) fenalığa dua eder. İnsan
(akıbetini düşünmeden) pek aceleci olmuştur.”75
Kâfirlerin acelecilikleri, cezayı da çabuk istemelerine sebep olur. İnkar edenlerin
cezalandırılacağına dair dinin temel ilkelerinden biri gündeme getirilince, din ile alay eden
kâfirler o azabın hemen getirilmesini isterler. Bu istek de alay doludur.76 Aslında onların
bu acelecilikleri cehaletlerinden kaynaklanır. “De ki azabın ne zaman geleceğine dair bilgi
ancak Allah’ın katındadır. Ben benimle gönderilen şeyi size duyuruyorum, fakat sizi
cahillik eden bir kavim görüyorum. Nihayet azabın geniş bir bulut halinde vadilerine doğru
geldiğini görünce, ‘Bu bize yağmur yağdıracak bir buluttur’ dediler. Hayır o sizin acele
gelmesini istediğiniz şey, içinde acı azap bulunan bir rüzgardır.” 77
72
İsrâ, 17/11.
73
Bayraklı, age, s.446.
74
Bayraktar Bayraklı, İslâm’da Eğitim, 7. Baskı, İstanbul, 2002, s.128.
75
İsrâ, 17/11.
76
Bayraklı, Kur’an Tefsiri, c.12 s. 448.
77
Ahkâf, 46/23-24.
24
Enbiya Suresi’nde insanın acelecilik vasfının hatırlatılmasının nedenlerinden biri
de, Allah Rasûlü ile alay edenler zikredildiği zaman inananların gönüllerine hemen intikam
alma fikrinin düşmüş olmasıdır.78
Allah, kâfirlerin başına gelecek olan azap konusunda acele etmez, zâlime mühlet
verir, azabı tehir edip geciktirir. Sonunda yakalandığı zaman zâlim asla kurtulamaz,
azap hemen tepesine indirilir.79
Aceleciliğin en önemli nedeni inançsızlıktır. “Kıyamete inanmayanlar onun çabuk
gelmesini istiyorlar. İnananlar ise ondan korkarlar ve onun gerçek olduğunu bilirler.”80
İnsanlar başlarına ne geleceğini önceden bilselerdi elbette aceleci olmazlardı. Zira Zümer
Suresi’nde de bu gerçek ifade edilmekte ve insanlar, çok çabuk gelmesini istedikleri azap
gelmeden önce iman etmeleri konusunda uyarılmaktadırlar. 81Kâfirlerin Hz. Muhammed’i
değerlendirirken acele etmeleri, onu alaya almaları, Allah’ın kitabını inkar etmelerine
sebep olmuştur.
Eğitim ve öğretimde acele etmek doğru değildir. Bu durum, hata yapma yüzdesini
arttırır. İnsanlar, kendilerine ulaşan ilâhî mesaj üzerinde etraflıca düşünseler, inkara
sapmayacaklardır. Acelecilik insanlara yanlış değerlendirmeler yaptırır.82
Sonuç olarak Kur’an, aklı ve kalbi ile insanı acele etmemeye yöneltir. Çünkü sonuç
mutlaka Allah’ın değişmeyen ezelî âdetine uygun olarak gelecektir. Bunun ölçüsü, fertlerin
78
İbn Kesîr, Muhtasar Kur’an-ı Kerîm Tefsiri, Çağrı Yay., İstanbul, 1990, c.3, s.1467.
79
İbn Kesîr, age, s.1467.
80
Şûrâ, 42/18.
81
Zümer,39/54.
82
Bayraklı, Kur’an Tefsiri, c. 12, s.447.
25
ömürleri olamayacağı gibi, gelip geçici hallerde kesin sonuçlar da değildir. “Hiç şüphesiz
sapıklık yeryüzünde kısa bir süre muvaffak olacak, parlayacak, kuvvetlenecek ve
yükselecektir. Ama bu, bu konuda söylenecek ne son sözdür, ne de her şeyin dönüp dolaşıp
varacağı son noktadır. Bunlar olsa olsa, Allah’ın çok yanlı ve değişik yönlü âdetinin birer
bölümüdürler.”83
2. Gururlu ve Kibirli
Gurur ve kibir, başkalarının bize hayran olmasını ve bize saygı göstermelerini ya da
bizim irademize mutlak bir biçimde uymalarını istemekten doğar.84 Kibir, bilgisizlik,
mevki ve makam düşkünlüğü çoğu kez insanların peygamberlere iman etmelerinin önünde
bir engel olmuştur. Nitekim ilâhî davete mazhar olan Mekkeliler de kendilerini çok üstün
kabul ettiklerinden, peygamberliğin kendilerinden birine değil de, sıradan biri olarak
gördükleri Muhammed’e gelmiş olmasına anlam veremediler. Bir insanın melekleri aşikâr
bir tarzda görüp onlarla açıkça konuşmasına şaşırdılar. Hatta bu dünyada kendilerinin
gözleriyle göremedikleri mahlûkların, kulaklarıyla işitemedikleri seslerin bulunmasına
şaşırdılar.
Dediler
ki
“Nasıl
olur
da
Muhammed,
göremediklerimizi
görüp,
işitemediklerimizi işitir?” 85
İnanmayan insan, mantığına uygun şeyleri duyunca ona hak verse de, nefsiyle baş
başa kalınca düşüncesinden vazgeçer ve tekrar önceki sapık düşüncesine döner.86
83
M. Kutub, age, s.183.
84
M. Münir Raşit Öymen, Ahlâk Eğitimi ve Ahlâkın Testle Ölçülmesi, Murat Matbaacılık,
3. Baskı, İstanbul, 1975, s.40.
85
Muhammed A. Draz, En Mühim Mesaj Kuran, çev. Suat Yıldırım, Işık Yay., İzmir,
1994, s. 90.
86
Elmalılı M. Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’an Dili, Eser Neşriyat, 1979, c.5, s.3361.
26
Hz. İbrahim’in kavmiyle yaptığı konuşmaya baktığımızda insanların önceleri Hz.
İbrahim’e inandıkları ve söylediklerini kabul ettikleri halde, daha sonra bu düşüncelerinden
vazgeçtiklerini görüyoruz. “Gönülleri kesin olarak kabul ettiği halde haksızlık ve
büyüklenmelerinden ötürü bile bile inkâr ettiler.”87
Büyüklenen ve gururlanan insan, önüne sunulan nimetlerin asıl sahibinin kim
olduğunu unutur. “Kendisine dokunan bir zarardan sonra ona biz bir rahmet tattırırsak
hemen şöyle der. Bu benim hakkımdır, kıyametin kopacağını sanmıyorum. Eğer Rabbime
döndürülürsem, onun yanında benim için daha iyisi vardır.”88 Bunların hepsi birer gurur ve
kuruntudan ibarettir. İnsan, kendisine nimet verildiği zaman şımarır, azıtır, büyüklenir,
sırtını döner ve gider. Kötülük dokunduğunda ise küçülür, düşer, aşağılanır, yalvarır ve
bıkmadan usanmadan dua eder durur.89 Bu da onun kibrinin, bazen gerçekleri bile
görebilmesine engel olacak kadar ileri boyutlarda olduğunu göstermektedir.
3. Gâfil
“Gaflet”, “önemsememe”, “umursamama”, “ahmaklık” anlamlarına gelir.90
“...Hayır onların çoğu gerçeği bilmiyorlar ve bunun için de ondan inatla yüz
çeviriyorlar.”91
Gerçeği bilmemek, onu bilmeyenin suçudur. Yoksa insanların bir kısmının bilmiyor
olması doğrunun değerinden bir şey eksiltmez.
87
Neml, 27/14.
88
Fussilet, 41/50.
89
Gülçür, age, s.40.
90
Serdar Mutçalı, Arapça-Türkçe Sözlük, Dağarcık Yay., İstanbul, 1995, s.630.
91
Enbiya, 21/24.
27
Kur’an’da “gökyüzünün ayetleri” diye ifade edilen ve her biri Allah’ın varlığını ve
sonsuz kudretini gösteren delillerden inkârcıların ibret almaları gerekirken, onlar yüz
çevirerek geçip gitmektedirler.92 “Öyleyken bunlara ne oluyor da öğütten yüz çeviriyorlar?
Aslandan ürkerek kaçan yabani merkeplere benzerler.”93 ayetindeki hitap da kibirlerinden
ve birtakım zaaflarından dolayı gerçeklerden kaçan ve onu görmek istemeyen
insanlaradır.94
İnsan bir şeye bilmediği için karşı çıkıp ondan yüz çevirebiliyorken, bazen de
gerçekler ortaya çıkıp herkes tarafından bilindiği halde ondan yüz çevirebilir. “Sanki göz
göre göre ölüme sürükleniyorlarmış gibi, gerçek ortaya çıktıktan sonra bile seninle
tartışıyorlardı.”95 Çoğu insanın, akla ve gerçeğe uygun bir önerinin doğruluğunu ve vaat
ettiği olumlu sonuçları kabulden kaçınması, genellikle bu öneriye aşina olmamasından;
onu alışageldiği kültür ve anlayışla bağdaştıramamasından ileri gelmektedir.96
4. Taklitçi
Taklit, örnek olarak seçilen kimse ya da davranışa bağlı olarak hem olumlu hem de
olumsuz olabilecek bir durumdur. Enbiya Suresi’nde taklitçi insan tipinin olumsuz olarak
ele alınmasının nedeni, Hz. İbrahim’in kavminin taklitçi özelliği nedeniyle sapık
düşüncelerine saplanıp kalmaları ve değişimi kabullenmemeleridir.
92
Kur’an Yolu Türkçe Meâl ve Tefsir, c.3, s.677.
93
Müddessir, 74/49-51.
94
Seyyid Kutub, Kur’an’da Edebî Tasvir, çev. Mehmet Yolcu, Çizgi Yay., İstanbul, 1991,
s.265.
95
Enfal, 8/6.
96
Esed, age, s.649 (32. dipnot).
28
“İbrahim babasına ve toplumuna, ‘Şu karşısına geçip tapmakta olduğunuz heykeller
de ne oluyor?’ demişti. Onlar: Babalarımızı onlara tapar bulduk demişlerdi.”97 “Bu cevap
ruhların ve akılların donuk ve ölü kalıplar içerisine sıkışarak katılaşmasının ifadesidir. Bu
ölü geleneklerin karşısında imanın hürriyeti, geniş ufukluluğun verdiği enginlik ve doğru
görüş bulunmaktadır.”98 Ancak bizler biliyoruz ki verilen bu mantıksız cevap sadece
İbrahim Peygamber’e yöneltilmemiş, diğer peygamberlerin başına da bu olayın benzerleri
gelmiştir. “Senden önce de bir beldeye uyarıcı gönderdiğimizde hemen oranın refahtan
şımarmış ileri gelenleri, biz atalarımızı bir din üzerinde bulduk, biz de onların izinden
gidiyoruz demişlerdi.”99 Yüce Allah’ın Enbiya Suresi 53. ayette ifade ettiği şekliyle
“babamızı bu yol üzerinde bulduk” veya “bunu sorgulayamayız”, “yeni olanı da, değişimi
de reddederiz” diyenler, toplumlarını ve tüm insanlığı ateşe sürüklemekte, gönüllerini de
hapishaneye tıkamaktadırlar. Hareketi, yeniliği, gelişmeyi ve değişmeyi durdurmaya
çalışmak, taşıp kükreyen bir nehrin karşısında durmaya benzer.100 Hâlbuki doğru düşünen
bir zihin için atalara körü körüne bağlılık ve sonsuz itaat hiç de mantıklı değildir. Çünkü
ataların da her zaman yanılma ihtimalleri vardır. “Onlara, Allah’ın indirdiğine uyun
denilince, hayır, atalarımızı yapar bulduğumuz şeye uyarız derler. Ya ataları bir şey
akledemeyen ve doğru yolda olmayan kimseler idiyseler.”101
İnsanlık tarihi boyunca, ilerleme ve gelişme adına elde edilen kazancın büyük bir
kısmı, daha önce yaşamış ve birtakım çalışmalar yapmış olan geçmiş milletlerin bu
faaliyetlerine, onların bıraktıkları yerden devam etmek suretiyle kazanılmıştır. Yani ilimde
ve fende devamlılık mecburidir.
97
Enbiya, 21/52-53.
98
S. Kutub, Fîzılâl-îl-Kur’an, c.10, s.147.
99
Zuhruf, 43/23.
100
Bayraklı, Kur’an Tefsiri, c.12, s.470.
101
Bakara, 2/170.
29
Taklidin hem fert hem de toplum planında önemli etkileri vardır. Hangi yaşta olursa
olsun, herhangi bir kişiyi, gurubu veya geleneği taklit etmeden yaşamak mümkün değildir.
Hatta milletler de birbirlerinin yaşama biçimlerini taklit ederler.102 Ancak ayette kastedilen
bu anlamda bir taklit değildir. Burada bahsedilen, yanlış olma ihtimalini hiç düşünmeden,
ona mutlak doğru gözüyle bakıp, aklı devre dışı bırakan bir taklittir.
Kur’an, toplumsal düzenin kalıplaşmasını emretmez. İnsanların taklitçilik
yapmasını, bilinçsizce hareket etmesini ve körü körüne çabalayıp koşmasını yasaklar,
gerekeni yapmasını ister.103
İnsanların taklitle bir düşünceye veya bir davranışa körü körüne bağlanması, yeni
olan her şeye tepkiyi de beraberinde getirir. İnsanlar daima yeni olana tepki göstermiş ve
gelecekte de göstereceğe benzemektedirler. Yüce Allah Kur’an ile yeni bir öğüt, yeni bir
uyarı vermektedir. Ama insanlar yeni olan her şeye kapalı olduklarından, ona da olumsuz
tepki göstermişlerdir.104
5. Zâlim
“Zulüm” kelimesi Arapça’da “za-le-me” kökünden mastar olup isimdir. “Bir şeyi
yerinden başka yere koymak”, “yersiz yapmak” anlamlarına gelir.105 Dilimizde de en genel
anlamıyla “haksızlık” kelimesiyle karşılanmaktadır.106
102
103
Öcal, age, s.232.
Osman Zümrüt, Kur’an’ı Nasıl Okumalı ve Okutmalı, Arısan Matbaacılık, Ankara,
1983, s.42.
104
Bayraklı, Kur’an Tefsiri, c.12, s.400.
105
Sarı, age, s.956.
106
Türkçe Sözlük, Türk Dil Kurumu Yay., Ankara, 1988, c.2, s.1678.
30
Zulüm, haksızlık etmek, hak edene hakkını vermemek anlamına geldiğine göre
insan ile Allah arasındaki zulmün en büyüğü şirktir. Nitekim bunu şu ayette açıkça
görüyoruz: “Lokman oğluna öğüt vererek şöyle demişti. Yavrum, Allah’a ortak koşma,
çünkü şirk şüphesiz büyük bir zulümdür.”107
İnsanoğlunun sahip olduğu bu özelliği, peygamberlerin itiraf dolu yalvarışlarında
görmekteyiz. Nitekim kavminden kaçan ve Allah tarafından aleyhinde hüküm verilen Hz.
Yunus da hatasını fark etmiş ve Rabbine yalvarmış, bu sırada zalimlerden olduğunu itiraf
etmişti. “...senden başka ilah yoktur, sen tüm noksanlıklardan yücesin. Gerçekten ben,
zâlimlerden oldum.”108 Bu itiraf dolu duanın bir benzerini de yüzyıllar önce Hz. Adem’de
görüyoruz. Hz. Adem Cennet’te yasaklanan ağaçtan yiyip kovulunca tövbesinde
şahsiyetine aykırı hareket ettiğini itiraf etmişti. Bu özelliği ile insan, meleklerden ayrılır.109
“Adem ve Havva Ey Rabbimiz! Kendimize zulmettik (bize yakışmayan bir davranışta
bulunduk). Eğer bizi bağışlamaz ve bize merhamet etmezsen, muhakkak ziyan edenlerden
oluruz.”110demişlerdi.
Bir de insanın kendine zulmetmesi vardır. Kur’an’da: “Kim Allah’ın sınırlarını
aşarsa, o mutlaka nefsine zulmetmiştir.”111 buyruluyor. Aslında yapılan tüm zulümler,
nefse yapılmış sayılır. Çünkü bu dünyada yaptığımız her şeyin karşılığı ahirette
görülecektir.
Zâlim olan insanın özelliklerinden biri de hiçbir varlığın yüklenmeye cesaret
edemediği emanetleri üstlenmiş olmasıdır. “Biz emaneti göklere, yere ve dağlara sunduk;
107
Lokman, 31/13.
108
Enbiya, 21/87.
109
Bayraklı, İslam’da Eğitim, s.123.
110
A’raf, 7/23.
111
Talak, 65/1.
31
onu yüklenmekten kaçındılar, onun sorumluluğundan korktular; onu insan yüklendi,
(bununla beraber onun hakkını tam yerine getirmedi) çünkü o zâlim, çok cahildir.112 “Ve
size her istediğinizden verdi. Eğer Allah’ın nimetlerini saymak isterseniz sayamazsınız.
(Buna rağmen) yine de insan çok haksızlık edendir, çok nankördür.”113
6. İnatçı
İnsan tabiatında var olan özelliklerden biri de, bildiğini yapmamasıdır. Onun
cahilliği, zâlimliği ile beraberdir. Başarılı olup olmayacağını bilmeden bir görevi
yüklenmesi de onun bu sıfatından kaynaklanır.114
Peygamberimize inatla karşı gelen cahiliye dönemi insanları da, aslında birçok
hakikati bildikleri halde inanmamakta ısrar ediyorlardı. Peygamberin getirdiğinin sihir
olmadığını bildikleri halde, sırf inatları nedeniyle Kur’an’a sihir, peygambere de sihirbaz
dediler. Hâlbuki Arap toplumu sihrin bir takım malzemelerle yapıldığını ve
peygamberimizde de bu malzemelerin olmadığını görüyorlardı.
Sırf inatlarından dolayı Hz. Peygambere karşı birtakım ithamlarda bulunan cahiliye
dönemi insanlarının, ona büyücü demelerinin nedenlerinden biri, Hz. Peygamberin ahiret
halleriyle ilgili konulardan, ölümden sonra dirilişten, haşrdan, hesaba çekilmeden, cennet
ve cehennemden bahsetmesi ve bunları nitelemesidir.115 Mekkelilerin bu davranışlarının
bir diğer nedeni de düşmanlarının bile onun yanına geldiklerinde kişiliğinin büyüsüne
kapılmalarıydı. Kureyşlilerin “sihir etkisi” diye algıladıkları ve insanları büyüsünden
korkarak ona yaklaşmamaları konusunda uyarmalarına neden olan “sihir”, peygamberin
112
Ahzâb, 33/72.
113
İbrahim, 14/34.
114
Gülçür, age, s.28.
115
Abdülgaffar Aslan, Kur’an’da Vahiy, Ankara Okulu Yay., Ankara, 2000, s.134.
32
kişiliğindeki bu tesirdi.116 Bu durumda onlar da çareyi, insanları peygamberin tesirinden
uzak tutmaya çalışmakta bulmuşlardır. “Ne! Şimdi de onun sihrine mi kapılıyorsunuz.”117
dediler. Mekke’nin ileri gelenlerinden oluşan bir gurup kâfir, bu konuda aralarında şöyle
konuşuyorlardı: “Bu adam kesinlikle bir peygamber olamaz. Çünkü o da bizim gibi bir
insan; yiyor, içiyor ve bizim gibi karısı ve çocukları var. Onda, onu bizden farklı ve
peygamberlik görevine layık kılacak hiçbir üstün özellik göremiyoruz. Bununla birlikte,
onun konuşmalarında ve kişiliğinde büyülü bir yapı olduğunu kabul ediyoruz.”118
Kur’an, Allah’a başka tanrıları ortak koşan bir toplumda, geniş çaplı bir inanç
sistemini, tevhid akidesini kurmak ve yerleştirmek için gönderilmiştir. Allah’a çeşitli
ortaklar koşan bir toplumda, birinin kalkıp “Allah birdir, ondan başka tanrı yoktur.” demesi
kadar tuhaf bir şey olamazdı.119 “Aralarından bir uyarıcının gelmesine şaşmışlardı.
İnkârcılar, bu pek yalancı bir sihirbazdır. Tanrıları bir tanrı mı yaptı? Doğrusu bu tuhaf bir
şeydir” demişlerdi.120Çünkü ilâhî mesajın kendi içlerinden birine geliyor olması onlara
tuhaf geliyordu. Sihrin, gerçekliği bulunmayan, doğru da olmayan, varmış gibi gösterilen
şey121 olduğunu da çok iyi biliyorlardı. Ancak tüm bu bilgilerine rağmen, inatla, tıpkı daha
önceki inanmayan insanlar gibi peygambere sihirbaz demeye devam ettiler. “Onlardan
öncekilere herhangi bir peygamber gelince; ‘sihirbazdır’ veya ‘delidir’ derlerdi.”122 Ancak
116
Mevdudi, Tefhimu’l-Kur’an, İnsan Yay., 2. Baskı, İstanbul, 1996, c.3, s.294-295.
117
Enbiya, 21/3.
118
Mevdudi, age, s.294, s.294.
119
S. Kutub, Kur’an’da Edebî Tasvir, s. 273.
120
Sad, 38/4-5.
121
Kurtubî, age, s.460.
122
Zâriyât, 51/52.
33
kâfirlerin bu suçlamalarına karşın Yüce Allah, bunun doğru olmadığını söylüyor: “Ey
Muhammed, öğüt ver, Rabbinin nimetiyle sen ne kâhinsin, ne de mecnunsun.”123
İnsanın, doğruluğunu bildiği gerçekleri sezdiği halde inanmamakta diretmesi de
yine onun cehaletini ortaya koymaktadır.124 “Eğer hakikaten biz onlara melekleri
indirseydik, ölüler kendileriyle konuşsaydı ve her şeyi toplayıp karşılarına getirseydik,
Allah dilemedikten sonra yine inanmazlardı. Fakat onların çoğu cahillerdir.”125
Yüce Allah’ın Kur’an’da bildirdiğine göre geçmişte yaşayan insanlar da
peygamberlerinden sürekli mucizeler talep etmişlerdi. “Haydi, önceki peygamberler gibi o
da bize mucize getirsin.” sözleriyle Salih’in devesini, Hz. Musa ve Hz. İsa’nın mucizelerini
kastediyorlardı. Allah başka bir ayette, “Bizi ayetlerle göndermekten alıkoyan şey, ancak
öncekilerin onları yalanlamış olmalarıdır. Semûd’a da gözleri göre göre bir dişi deve
vermiştik de, ona zulmetmişlerdi.”126 derken, aynı sebeple bir başka ayette, “Onlardan
önce helak etmiş olduğumuz kasabalar halkı iman etmemişti. Şimdi bunlar mı iman
edecekler?” 127 buyruluyor. “Kendilerine bir mucize gösterilse, mutlaka ona inanacaklarına
dair bütün güçleriyle Allah’a yemin ederler. De ki: Mucizeler ancak Allah katındandır.
Onların mucize geldiği zaman da inanmayacaklarını anlamıyor musunuz?”128 Bu ifadeler
bize, insanın ne kadar inatçı bir yapısı olduğunu göstermektedir.
İnanmayan insanlar Hz. Peygamberden mutlaka somut bir mucize göstermesini
istemişlerdir. Ancak bunu sırf inatlarından yapmışlardır. Zira eğer Hz. Peygamber Allah’ın
123
Tûr, 52/29.
124
Gülçür, age, s.30.
125
En’am, 6/111.
126
İsrâ, 17/59.
127
Enbiya, 21/6.
128
En’am, 6/109.
34
yardımıyla anadan doğma bir körü tedavi etmiş olsaydı, bu tıp ile ilgili bir iştir, derlerdi.
Biz de bu işten anlamayız. Ancak onların bu istekleri sadece inatlaşmak ve işi yokuşa
sürmek kabilindendi.129 Aslında her peygamber gibi Hz. Muhammed de mucizeyle
desteklendi. Önceki peygamberlerin mucizeleri göze hitap eden ve yerel kalma niteliği
taşıyan mucizelerdi. Peygamberimizin mucizesi ise akla hitap eden, bir yerden başka bir
yere taşınabilen ve nesilden nesile aktarılabilen Kur’an-ı Kerim’dir.130
Kendilerine elçi gönderilen kasaba halkından hangisinin peygamberine mucize
verilmişse, onlar iman etmemişler; aksine onları yalanlamışlardır. Allah da bu sebeple
onları helak etmiştir.131 Bu açıdan bakıldığında, Hz. Peygamberden ısrarla somut bir
mucize bekleyenlere bu mucizenin verilmemesi, haklarında bir lütuftur. Çünkü istedikleri
mucizenin gelmemesi, dünya azabının geciktirilmesine sebeptir. Zira eğer mucize geldiği
halde iman etmeyecek olurlarsa, önceki ümmetler gibi hemen helak olurlardı.132 Bu
nedenle onlar için en hayırlı tutum ayet gelmeden önce iman etmeleridir.133
İnanmayan insanlar, her şeye rağmen Kur’an’a ve Hz. Peygambere yönelik
suçlamalarına devam ettiler. Kur’an’a şiir, peygambere de şair dediler. Kureyş müşrikleri,
Allah
tarafından
peygamberlik
görevinin
içlerinden
bir
yetime
verilmesini
kabullenemediler. Çünkü onlara göre peygamberlik, içlerinden en zengin ve en saygın
gördükleri kimselerin hakkıydı. Vahyi reddedenler, Hz. Peygamber’i kâhinlikten sonra
şairlikle de suçladılar. Onlara göre Kur’an, şiire benziyordu ve eskilerin masallarından
129
Kurtubî, age, s.462.
130
M. Sait Şimşek, Kur’an’ın Ana Konuları, Beyan Yay., Konya, 1999, s.100.
131
İbn Kesîr, age, s.1458-1459.
132
Mehmet Vehbi, Hulâsat’ül-Beyân Fî Tefsîr’il Kur’an, Üçdal Neşriyat, İstanbul, 1979,
c.9, s.3393.
133
Mevdudi, age, s.299.
35
ibaretti. Araplar Kur’an’a en münasip lakabın şiir olduğunu düşünüyorlardı. Çünkü onda
şiirin tüm güzelliği ve lezzeti mevcuttu.134
Buradan çıkarttığımız sonuç, bu insanların inanmamak ve yaptıklarını meşru
göstermek için türlü türlü yollara başvurmuş olmalarıdır.
Yüce Allah, müşriklerin Kur’an’a yönelik bu düşmanca tavırlarına karşılık, onların
söylediklerinin doğru olmadığını belirterek peygamberini destekliyor: “Biz ona şiir
öğretmedik, hem bu ona gerekli de değildir. Onun söyledikleri ancak Allah’tan gelme bir
hatırlatma, açık bir okumadır. Bununla onun, diri olanları uyarmasını ve kâfirlere cezanın
hak olduğunu söylemesini istedik.”135
Sonuç olarak şunu belirtmeliyiz ki, inanmamak konusunda son derece inatçı
davranan müşrikler, Kur’an’a ve Hz. Peygambere karşı düşmanca tutumlarını sürdürürken,
sürekli ağız değiştirdiler. Şaşırmış haldeydiler. Belli bir iddiada karar kılamıyorlardı. Bir
sefer büyüdür136 dediler, bir sefer anlamsız rüyalardır137 dediler, diğer bir defa da onu
kendisi uyduruyor138 dediler. Hiçbiri tutmayınca da o bir şairdir139 dediler.140 Bunların hiç
birinin doğru olmadığını onlar da biliyorlardı, ancak inanmama konusundaki inatları
nedeniyle kendilerini haklı çıkarmak için farklı yollara başvurmuşlardı.
134
Aslan, age, s.126.
135
Yâsin, 36/69-70.
136
Enbiya, 21/3.
137
Enbiya, 21/5.
138
Enbiya, 21/5.
139
Enbiya, 21/5.
140
Kurtubî, age, s.462.
36
7. Nankör
Enbiya Suresi 44. ayette Yüce Allah insanlara verdiği nimetleri ve buna karşın
insanların gösterdiği nankörlüğü gözler önüne seriyor: “Evet biz onlara da atalarına da
geçimlikler verdik. Öyle ki, uzun süre yaşadılar. Şimdi onlar, yeri etrafından eksiltip
durduğumuzu görmüyorlar mı? Onlar mı galip gelecekler?”
İnsanın nankör olması, Allah’ın kendisine verdiği lütuf ve ihsana aldandığını
gösterir. İnsanlar, yaşadıkları zenginlik ve iyi hayatın kişisel hakları olduğunu ve bunu
kendilerinden alabilecek hiçbir gücün olmadığını
kaderlerini iyiye
de
kötüye
de
düşünmektedirler. Üzerlerinde
yönlendirebilecek bir Allah’ın var
olduğunu
unutmaktadırlar.141 “İnsan, Rabbi kendisini denemek için bir iyilik edip bol nimet verdiği
zaman, Rabbim beni şerefli kıldı, der. Onu sınamak için rızkını daralttığında ise, Rabbim
beni önemsemedi, der.”142 Neticede şu ihtarla karşılaşır: “Canı çıksın o insanın! O
nankördür” Allah onu hangi şeyden yaratmıştır? Onu meniden yaratıp merhalelerden
geçirerek ona şekil vermiş, sonra yolu kolaylaştırmıştır. Sonra onu öldürür ve kabre
koyar...”143
İnsanın nankör oluşunun bir göstergesi de, kendisine nimet verildiği zaman bunun
kendi hakkı olduğunu düşünmesi, başına bir sıkıntı geldiğinde ise el açıp Allah’a dua
etmesidir. “İnsana bir zarar dokunduğu zaman bize dua eder, sonra ona bizden bir nimet
verdiğimiz vakit; ‘Bu benim bilgim sayesinde bana verildi’ der. Hayır, o bir imtihandır.
Fakat çokları bilmiyorlar.”144 “Denizde size bir sıkıntı dokunduğu zaman, ondan başka
bütün yalvardıklarınız kaybolur. (Artık o zaman, Allah’tan başka kimseden yardım
141
Mevdudî, age, s.309.
142
Fecr, 89/15-16.
143
Abese, 80/17-21.
144
Zümer, 39/49.
37
istemezsiniz. Çünkü ondan başka sizi kurtaracak kimse yoktur.) Fakat o, sizi kurtarıp
karaya çıkarınca yine (Allah’ı bir tanımaktan) yüz çevirirsiniz. Gerçekten insan
nankördür.”145
Allah’ı sıkıntı ve musibet anında hatırlayıp, ferah ve rahat zamanlarda unutmak,
kâfirlere ait bir özelliktir. Zaten “kâfir”, “nankörlük eden” anlamına gelir.146
Kur’an’ın pek çok ayetinde Allah’ın insanlara verdiği nimetler sıralanmakta ve
bunlara karşılık insanlardan şükür beklenmektedir. “O’dur size hayat veren, sonra sizi
öldürecek, sonra da yeniden diriltecek olan. Fakat insan çok nankördür.”147
Pek çok ayetin sonunda yer alan “peki bunun için şükrediyor musunuz?” şeklindeki
soru cümlesi genellikle insanın Allah tarafından kendisine bahşedilen manevi nimeti yeteri
kadar takdir etmediğini göstermektedir.148
Yüce Allah Hz. Peygamber’e hitaben, aslında bütün inananları, böbürlenerek
nankörlük yapmamaları konusunda ikaz ediyor. “Yeryüzünde böbürlenerek dolaşma,
çünkü sen (ağırlık ve azametinle) ne yeri yarabilir ne de dağlarla ululuk yarışına
girebilirsin”.149
Nankörlük, rahmet kapılarının birer birer yüzümüze kapanmasına neden olan
olumsuz bir niteliktir. Zira kul olmak, rahatken de sıkıntıdayken de Allah’ı hatırlamayı
gerektirir. Nimetler karşısında şımarıp böbürlenmek ise, şükürsüzlüğün bir göstergesidir.
“Eğer biz insana, bizden bir rahmet tattırsak da sonra onu kendisinden çekip alsak, hemen
145
İsrâ, 17/67.
146
Mutçalı, age, s.766; Sarı, age, s.1316.
147
Hac, 22/66.
148
Esed, age, s.659 (74. dipnot).
149
İsrâ, 17/37.
38
o ümitsizliğe düşer, nankör olur. Ve andolsun, kendisine dokunan bir sıkıntıdan sonra ona
bir nimet tattırsak, ‘kötülükler benden gidiverdi der’ daha şımarır, böbürlenir.”150
Hâlbuki insan zarardan kurtulup bolluk ve genişliğe kavuşunca, Allah’ın nimeti
gelip başındaki bela kalkınca, Rabbini tevhid ve tesbih etmeli mihnetli ve zor günlerinde
ona olan tövbesini, yalvarış ve yakarışlarını, ona avuç açıp boyun büküşünü
unutmamalıdır.151Aksi halde nankör bir kul olmaktan kurtulamaz.
8. Vurdumduymaz
“ Sağırlar uyarıldıkları zaman çağrıya kulak vermezler.”152 ayetinden anlıyoruz ki
bu insanlar, fizik olarak duymakla birlikte, Kur’an’ın ölçülerine göre doğru yorum
yapamayan kimselerdir.153 Defalarca uyarılmalarına rağmen, duydukları ikazlardan istifade
etmedikleri için, hiç duymayan sağırlara benzetilmişlerdir. Çünkü burada kastedilen
duymak değil, aksine bir farz yapmada, bir haramdan sakınmada ve hakkı tanımada
gereğini yapmaktır. Eğer bu maksat gerçekleşmezse, insan o ikazı hiç duymamış gibi
olur.154
Bir fiili gerçekleştirmek için öncelikle onun bilgisine sahip olmak gerekir.
Peygamberlerini yalanlayan milletlerin bu mesajlara karşı ilgisiz bir tavır takınmalarının
sebebi, gerçeklik bilgisinden yoksun olmalarıdır. Onların mesaja karşı pervasız ve aldırmaz
bir tavır takınmalarının sebebi de budur.155
150
Hûd, 11/9-10.
151
Gülçür, age, s.36.
152
Enbiya, 21/45.
153
Yaşar Fersahoğlu, Kur’an’da Zihin Eğitimi, Marifet Yay., İstanbul, 1998, s.401.
154
Râzî, age, s.150.
155
Mevdudî, age, s.303.
39
Dinleyen herkesin duymadığı gerçeğini Yüce Allah pek çok ayette hatırlatmaktadır.
“Ey Muhammed! Putperestlerin içinde seni dinleyenler vardır, sonra senin yanından
çıkınca bilgili kimselere, az önce ne demişti diye sorarlar. İşte bunlar, Allah’ın kalplerini
mühürlemiş olduğu, kendi heveslerine uyan kimselerdir.”156
Kur’an’da
anlatılan bazı kişiler,
duymadıklar gibi görme
yetilerini de
kaybetmişlerdir. “Bunlar o kimselerdir ki, Allah kalplerini, kulaklarını, gözlerini
mühürlemiştir. İşte bunlar gafil olanlardır.”157
İnkar etme hali insanın kulaklarını tıkamaktadır. Hz. Peygamberle alay eden,
Kur’an’dan yüz çeviren, ahiret hayatına inanmayan, Allah’tan başka varlıkları tanrı
edinenlerin kulakları, ilâhî vahye dayanan peygamberlerin uyarısına karşı tıkalıdır.158 Şu
halde insanlık sağır olmaktan kaçınmalıdır. Zira her gün ayaklarının altından topraklar
kaydırılmakta, çevrelerindeki güçler yıkılmakta ve yok olmaktadır.159
Yüce Allah her fırsatta tebliğ vazifesini mükemmel bir şekilde yerine getirmeye
çalışan peygamberini bu konuda uyarmakta ve çağrıyı işitmeyenler için kendini
üzmemesini istemektedir. “Yoksa çoklarının söz dinlediklerini veya aklettiklerini mi
sanırsın? Onlar şüphesiz davarlar gibidir, belki daha da sapık yolludurlar.”160 “Aralarında
sana kulak veren vardır. Sen sağırlara, üstelik akılları da almazsa işittirebilir misin?”161
156
Muhammed, 47/16.
157
Nahl, 16/108.
158
Bayraklı, Kur’an Tefsiri, c.12, s.456.
159
S. Kutub, Fîzılâl-îl-Kur’an, c.10, s.136.
160
Furkan, 25/44.
161
Yûnus, 10/42.
40
Çağrıyı duymayan insanların bir diğer özelliği de, uyarıları ancak alay ederek
dinlemeleridir.162 Alay etmek, değer vermemek ve önemsememekten kaynaklanır. Alay
eden kişi, karşısındakine “benim için önemli değilsin” mesajını vermek ister. “İnsanlar
Allah kelâmını ve peygamberi alay ederek veya kalpleri başka şeylerle meşgul olarak”163
dinliyorlarsa, söylenilenleri duymayacaklar, bunu idrak edemeyeceklerdir.
Alay etmek, söylenilen ciddi uyarıları alaya alıp eğlenerek dinlemek, kâfirlerin
uyguladıkları bir yıldırma metodudur. Peygamberlerle alay etmek kâfirlerin ahlakı haline
gelmiştir. İstisnasız her peygamberle alay edilmiştir. “Andolsun ki, senden önceki birçok
peygamberle alay edildi de, onlarla alay edenleri, alay ettikleri şey çepeçevre kuşattı.”164
Alay zamanla birikip, alay edenleri kuşatmaktadır. Allah katında azap şekline dönüşen
alay, alay edeni içine almakta, dünyevî ve uhrevî mutluluğunu alıp götürerek kişiyi Allah
katında rezil bir hale getirmektedir.165
“Alay etmek inançsızların ortak özelliğidir. Alaya almak karşıdakini küçük
görmektir. Hele bu ferdî olmaktan öteye geçip gurup ve sınıfsal bir yapıya bürünürse,
toplumun erdemini alıp götüren bir rüzgâra, yakıp kül eden bir ateşe dönüşür. Nitekim
günümüzde de bu tarz insanları görmek mümkündür. Ancak günümüzde alay etmenin
metotları değişmiş ve çeşitlilik kazanmıştır. Günümüzde alaya alma, kitaplarla,
makalelerle, basınla ve televizyonlarla çok uzaklara ulaşmaktadır.”166
162
Enbiya, 21/2.
163
Kurtubî, age, s.458.
164
Enbiya, 21/41.
165
Bayraklı, Kur’an Tefsiri, c.12, s.450.
166
Bayraklı, Kur’an Tefsiri, c.12, s.450.
41
9. Mücadeleci
İnsan genel olarak tartışmayı sever. Özellikle insanın kendini kabul ettirmek için
başvurduğu silahlardan biri de tartışmadır. Gönderilen bütün peygamberlerin ilk etapta
tepkiyle karşılaşmalarının bir nedeni de insanların tartışma ve karşı çıkma özelliğidir.
“Doğrusu insan hırslı yaratılmıştır.”167 “Onlar ki kendilerine gelmiş bir delil olmadan
Allah’ın ayetleri hakkında tartışırlar.”168 “Ta ki ayetlerimiz hakkında tartışanlar, kendileri
için kaçacak bir yer olmadığını bilsinler.”169
İnsanlık tarihi boyunca kendi inançlarına mantıksal bir açıklama getiremeyen
insanlar, çareyi farklı inanç gurubundaki insanları yok etmekte bulurlar. Hz. İbrahim’in
putperest kavmi de böyle yapmış, eski kökleşmiş inançlarını Hz. İbrahim’e mantıklı bir
şekilde açıklayamayınca onu susturmayı en doğru yol olarak kabul etmişlerdir.170
İnsanın tartışmayı sevmesini salt kötü bir özellik olarak ele alamayız. Eğer
tartışmanın sonunda hak ortaya çıkacak ve taraflar buna boyun eğip doğruyu kabul
edeceklerse bu elbette güzeldir. Ancak burada konusu geçen mücadele, haklı olanın değil,
güçlü olanın kazandığı bir mücadeledir. Aslında insan fıtratında gerçekten hâkim olma ve
hükmetme isteği vardır. Allah’ın “halife yaratacağım”, demesi de insanda bu özelliğin
olduğunun bir göstergesidir. Sonuç olarak denilebilir ki insan tartışmayı seven bir varlıktır.
Ancak önemli olan tartışmanın sonunda doğrunun ortaya çıkması ve insanların hak ile
batılı ayırt edebilmeleridir.
167
Meâric, 70/19.
168
Mü’min, 40/35-36.
169
Şûrâ, 42/35.
170
Enbiya, 21/68.
42
Tüm bu olumsuz nitelikleri taşıyan insan, Yüce Allah’ın da ifade ettiği gibi zayıf
yaratılmıştır.171 Kıskanç oluşu, cimrilik yapmak isteği,172 yeryüzünde kan döküp
bozgunculuk yapmaya meyilli oluşu,173 hep bu zayıf yaratılıştan kaynaklanmaktadır. Bu
zayıflığın önüne ise ancak sabırla geçilebilmekte, sabretmekle insan kendi zaafını
yenebilmektedir.174 “Şimdi Allah sizden yükü hafifletti, sizde zaaf bulunduğunu bildi.
Bundan böyle sizden sabreden yüz kişi olsa, iki yüz kişiyi yenerler. Ve eğer sizden bin
kişi olsa, Allah’ın izniyle iki bin kişiyi yenerler. Allah sabredenlerle beraberdir.”175
İnsan, hem iyilik hem kötülük yapabilecek bir halde yaratılmıştır. Doğru yolu
seçebilmesi için Rabbi ona yardım etmiştir. Kendinden bir peygamber, anlayacağı dilde bir
de kitap vermiştir. Tüm bunlara rağmen, pek çok bahane ile doğru yola girmemekte
direnen insan için de artık yapılabilecek çok fazla bir şey yoktur. Nitekim “Allah kimi
doğru yola iletmek isterse, onun göğsünü (kalbini) İslâm’a açar; kimi de şaşırtmak isterse,
onun göğsünü daraltır ve göğe çıkıyormuş gibi sıkıntı çektirir. Allah inanmayanların
üstüne işte böyle murdarlık indirir.”176
171
Nisa, 4/28.
172
İsrâ, 17/100; Nisa, 4/53.
173
Bakara, 2/30.
174
Gülçür, age, s.55.
175
Enfal, 8/66
176
En’am, 6/125.
43
III. BÖLÜM
ENBİYA SURESİ’NDE KULLANILAN EĞİTİM METOT VE İLKELERİ
A. Din Eğitiminde Metot Kavramı
Bir işin ya da çalışmanın, amacına uygun ve düzgün bir şekilde gerçekleştirilmesi
için metoda ihtiyaç vardır. Metot, amaca ulaşmada takip edilen en kısa, en doğru ve en
ekonomik yoldur. Metotlu iş yapmak, bir bakıma kurallı iş yapmak demektir.1 Bir binayı
yapmada mimarın, topraktan iyi ürün elde etmede ziraatçının, teşhis ve tedavide doktorun
nasıl bir metodu varsa, insanlara bilgi ve tecrübelerin aktarılmasında da eğitimcinin aynı
şekilde bir metodu vardır. Zaten öğretimde “yeni davranışların nasıl kazandırılacağı”
sorusu, metot problemini ortaya koyar.2
Kur’an, “Allah’ın âlemlerin rabbı olduğu” bildirisiyle başlar.3 “İlâhî vahyin tebliğ
dayanağı bu ayette gizlidir. Çünkü “rab” kelimesinin taşıdığı anlam, tebliğin, yani insanın
ilâhî kanaldan bilgilendirilmesinin gerekliliğini, hatta zorunluluğunu ortaya koyar.”4
İnsan son derece karmaşık ve parçalanmaz bir bütün özelliği taşımaktadır. Muhatap
olarak insanı kabul eden Kur’an’daki eğitim metotları da çok girift ve kompleks
özelliktedir. Aynı ayet içinde birden fazla metodu aynı anda görmek mümkündür.5
Kur’an’da ve ondan bir cüz olan Enbiya Suresi’nde kullanılan eğitim metot ve
ilkeleri, insanın tabiatına, ihtiyaç ve özelliklerine göre şekillenmektedir. Bu metot ve
1
Abdullah Özbek, Bir Eğitimci Olarak Nasreddin Hoca, Esra Yay., Konya, 2004,s. 341.
2
Abdullah Özbek, Bir Eğitimci Olarak Hz. Muhammed, Konya, 1988, s.138-139.
3
Bkz. Fatiha, 1/1.
4
Mehmet Şanver, Kur’an’da Tebliğ ve Eğitim Psikolojisi, Pınar Yay., İstanbul, 2001, s.36.
5
Şanver, age, s.147.
44
ilkelerle insanın zaaflarını, iyi ve faydalı yöne kanalize ederek, var olan kabiliyet ve
eğilimlerini geliştirip en üst düzeye çıkarmak suretiyle “iyi insan” amacına ulaşmak
hedeflenmektedir.6 İyi insanların oluşturduğu toplumla hedeflenen, “Siz, insanlar için
çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz.”7 hitabına muhatap olabilmektir.
Kur’an bir eğitim kitabıdır. İslam eğitimi, metodunu bu yüce kaynaktan alır.
Kur’an’ın eğitim açısından en önemli özelliği, akla, düşünmeye, gözleme, ilmî araştırma
ve tartışmaya önem vermiş olmasıdır. Bu temel esaslar dâhilinde herhangi bir konuyu
öğrenen kimse, bildiklerine daima güvenir, ruhen tatmin olur.8
Uygulanacak eğitim metodu, muhatabın dikkatini çekmeli, onu düşündürmeli ve
onu aktif bir konuma getirmelidir. Davranışlardan önce bireyin yapacaklarını beyninde
şekillendirdiğini düşünürsek, eğitimci muhatabının beynine girmek durumundadır. Onu
etkileyebilmek, doğruları fark etmesini sağlamak için ona karşı güzel örnek olmalı,
çevreden farklı örnekler sunmalı, bakış açısını genişletmeli ve nihayet insan-ı kâmil olma
yolunda ilerlemesini sağlamalıdır. Tüm bunları yaparken en önemli hedef, kişiye
yaratıcısını bildirmek, rab ve kulluk ilişkisini benimsetebilmektir.9
Kur’an’ın eğitim metotları, insan merkezli bir özellik arz etmektedir.10 İnsana
bakıldığında, kiminin mantıkî delillerden etkilenen akılcı, kiminin de kalbine ve vicdanına
yapılan hitaplardan etkilenen duygusal kimseler olduğu görülür. Kur’an, muhatabı olarak
6
Şanver, age, s.266.
7
Âl-i İmran, 3/110.
8
Özbek, Bir Eğitimci Olarak Hz. Muhammed, s.61-62.
9
Enbiya, 21/25.
10
Şanver, age, s.256.
45
bu farklı yaratılıştaki insanı kabul ettiğinden, bazen akla hitabı ön plana çıkarır, bazen de
kalbe ve vicdana seslenişi daha ön plandadır.11
Kur’an gönderiliş gayesini kendisi belirtir: “Elif-lam-ra!” Bu bir kitaptır ki,
insanları rablerinin izniyle karanlıklardan aydınlığa, o yegâne galip, hamde12 layık olan
Allah’ın yoluna çıkarman için onu sana indirdik.”13 Nitekim aydınlığa çıkartılmış kimse ile
karanlıklarda bırakılan asla bir olamaz. “Bir ölü iken kendisini dirilttiğimiz, ona insanlar
arasında yürüyeceği bir ışık verdiğimiz kimse; içinden çıkamaz halde, karanlıklar arasında
kalan kişi gibi olur mu hiç?”14 İnsanların cehaleti, nefsin kötü arzuları, hırs, haset,
düşmanlık duygusu ve saldırganlık içgüdüsü, kişide bir karanlık meydana getirmektedir.
Bu karanlık da, süreç olarak devam eder. Karanlığı giderecek olan ilahî vahye yani ilahî
bilgiye nûr denmektedir. Nûr, insana önünü, yolunu ve objelerin rengini gösterir.15 Bu nûr
sayesinde insanın yolu aydınlanır. İnsan hak ile bâtılı ayırt eder hale gelir.16İşte Kur’an,
uyguladığı eğitim metot ve ilkeleriyle insanları karanlıklardan aydınlığa çıkarmayı
hedeflemektedir. “Ve hiç şüphesiz o (Kur’an), senin ve kavmin için gerçekten bir zikirdir.
Siz (Kur’an’dan) sorulacaksınız.”17
Kur’an’da kullanılan eğitim metotlarından bahsederken, eğitimin en başta gelen
meselesinin de üzerinde durulmalıdır. Fert bakımından ruh ve beden sağlığını korumanın
11
M. Sait Şimşek, Kur’an Kıssalarına Giriş, Yöneliş Yay., 2. Baskı, İstanbul, 1993, s.101.
12
Hamd: “Övmek”, “layıkıyla medh etmek” anlamlarına gelir.(Bkz. Mahmut Çanga,
Kur’an-ı Kerim Lûgatı, Timaş Yay.,İstanbul,2004).
13
İbrahim, 14/1.
14
En’am, 6/122.
15
Bayraktar Bayraklı, Kur’an Tefsiri, Bayraklı Yay., İstanbul, 2004, c.12, s.463.
16
Enfal, 8/29.
17
Zuhruf, 43/44.
46
ve sosyal hayatla bütünleşmenin, bugünkü eğitimin en başta gelen meselesi olduğunu
biliyoruz. Bir taraftan fertlerin bunalıma düşmesini önleyerek, ümitli, neşeli ve iç huzuru
duyan bir insan olmalarını sağlamak, diğer taraftan da sosyal ve ekonomik hayatta mutlu
bireyler yetiştirmek için, İslâm’ın getirdiği esasların sosyoloji, psikoloji ve eğitim
açısından ele alınıp, çok yönlü bir şekilde incelenmesi gerekir. İslâm, insanı Allah’a yaraşır
bir kul olmak için hazırlar. Onun eğitimi de bunu hedef alır. Öyleyse İslam eğitimi bir
hazırlık, bir yetiştirme demektir. Bu eğitim, insanı doğuşundan alıp, ölümüne kadar
istikamet üzere tutmayı ve kimseden etkilenmeden o yolda yürümek için insanı yeterli
kılmayı hedefler.18 Bu arada onu Allah’ın yarattığı fıtratla kucaklar, yaratılışında olmayan
hiçbir şeyi ona yüklemez. Kur’an’ın eğitim metotları, bütünüyle insan fıtratına ve insan
şahsiyetine uygundur. Metotlar, insanın yapısına göre konmuştur.19 Bu esas göz önünde
tutulduğunda ise her seferinde yeniden farklı metotlar tespit etmek gerekecektir.20
Kur’an, hayatımızın her alanında bize rehberlik etmesi gereken bir kitap olduğuna
göre, eğitim ve eğitim metotlarını tespitte de onun yol göstericiliğinden istifade
edilmelidir. Herkesçe malumdur ki, İslâm geldiğinde cahiliye toplumu kontrolsüz akan sel
suları gibiydi. Ne bir idare kabul ediyorlar ne bir nizama tâbi oluyorlar, ne de belli bir yol
takip ediyorlardı. Sadece arzu ve heveslerinin istikametinde yürüyorlardı. İşte böyle bir
toplum, kısa zamanda “iyilikleri emreden, kötülüklerden nehyeden hayırlı bir ümmet”21
haline gelmiş22 ve yaşadıkları çağa da “saadet asrı” dedirtmişlerdir.23
18
Bayraklı, İslâm’da Eğitim, s.115.
19
Musa Kâzım Gülçür, Kur’an’da Karakter Eğitimi, Işık Yay., İzmir, 1994, s.72.
20
Cemal Tosun, Din ve Kimlik, Türkiye Diyanet Vakfı Yay., Ankara, s.59.
21
Âl-i İmran, 3/110.
22
Özbek, Bir Eğitimci Olarak Hz. Muhammed, s.127.
23
Hüsameddin Erdem, Son Devir Osmanlı Düşüncesinde Ahlak, Sebat Ofset, Konya,
1996, s.18.
47
Konunun daha iyi anlaşılabilmesi için, Kur’an’da kullanılan eğitim metotları
hakkında verilen genel bilgiden sonra bu bölümde Enbiya Suresi’nde kullanılan eğitim
metotları üzerinde durulacaktır.
B. Enbiya Suresi’nde Kullanılan Eğitim Metotları
1. Tartışma Metodu
Tartışma, bir konuda farklı görüş sahiplerinin akla ve sağduyuya uygun bir şekilde
fikir yürütmesi, münakaşa yapmasıdır.24 Kur’an, bizzat tartışmaya davet etmektedir.
“(İnsanları) Rabbinin yoluna hikmetle, güzel öğütle davet et. Onlarla mücadeleni en güzel
yol hangisi ise onunla yap.”25Şüphesiz Kur’an’ın eğittiği Hz. Muhammed de, eğitim ve
öğretiminde Kur’an metodunu, beşerî bir üslupta kullanmıştır. Ashabdan günümüze kadar
bütün İslâm âlimleri de bu metodu, yine kendi kültür ve çevre şartları içerisinde
kullanmışlardır.26
Kur’an’a baktığımızda, tartışmalarda toplumların türlü hakaret ve tehditlerine
rağmen, peygamberlerin muhataplarını düşünmeye ve aklî muhakemeye sevk ettiklerini
görüyoruz. Bunu yaparken de, onları inatlaştırmaktan uzaklaştıracak bir üslupla
bilgilendirmeye çalışmaktadırlar. Ayrıca tartışmayı, sırf tartışmak, muhatabı inatlaşmaya
sevk etmek ve ona üstün gelmek amacıyla yapmadıklarını; aksine bu metodu, muhatabı
bilgilendirmek için bir fırsat ve araç olarak kullandıklarını görüyoruz.27
24
Özbek, Bir Eğitimci Olarak Nasreddin Hoca, s.368.
25
Nahl, 16/125.
26
Özbek, Bir Eğitimci Olarak Hz. Muhammed, s.210.
27
Şanver, age, s.227.
48
Seviyeli bir tartışma, bilgi sahibi olmayı gerektirir; “Haydi hakkında bilgi sahibi
olduğunuz
konuda
tartıştınız;
fakat
bilgi
sahibi
olmadığınız
konuda
niçin
tartışıyorsunuz!”28 ikazı da bu gerçeğe işaret etmektedir.
Tartışmada bulunması gereken unsurlardan biri de edeptir. Kur’an’da, “Müşriklerin
Allah’tan başka taptıkları putlara sövmeyin ki, onlar da bilmeyerek aşırı gidip Allah’a
sövmesinler.”29 denilerek çok önemli bir konuya dikkat çekilmiştir.30
Kur’an, tebliğ çalışmaları sırasında peygamberlerin muhataplarının itirazlarıyla
karşılaştıklarını ve zaman zaman onlarla tartışmaya girdiklerini bildirerek, bizlere bu
tartışmaları nakleder. Enbiya Suresi 52-57 arasındaki ayetlerde de, Hz. İbrahim’in
babasıyla ve milletiyle yaptığı sözlü ve fiilî tartışması31 şu şekilde yer alır:
İbrahim: Kendilerine bağlandığınız bu heykeller nedir?
Kavmi: Atalarımızı onlara kulluk ederken bulduk.
İbrahim: Hiç kuşkusuz siz ve atalarınız apaçık bir sapıklık içinde bulunuyorsunuz.
Kavmi: Bize gerçeği mi getirdin, yoksa bizimle eğleniyor musun?
İbrahim: Hayır, sizin Rabbiniz göklerin ve yerin Rabbidir ki, onları o yaratmıştır.
Ben de bunu kesin olarak bilenlerdenim. Allah’a yemin ederim ki, siz arkanızı dönüp
gittikten sonra putlarınıza bir tuzak kuracağım.
28
Âl-i İmran, 3/66.
29
En’am, 6/108.
30
Özbek, Bir Eğitimci Olarak Hz. Muhammed, s.211.
31
Şanver, age, s.227.
49
Tartışma metodunun en büyük faydası bir fikrin delilsiz, sırf kör taklitle kabul
edilmemesi prensibinin kavratılmasıdır. Hz. Muhammed de bazen müşrikler ve Ehl-i Kitap
ile, bazen de ashabıyla tartışmıştır. Mesela putlara tapmayı atalarında gördüğünü söyleyen
Mekkeliler, Kur’an deyimiyle “ya atalarınız yanlış yolda iseler, yine mi onları
izleyeceksiniz?”32 denilerek, önceden edinmiş oldukları bilgilerin üzerinde şüpheci bir
anlayışla tekrar düşünmeye çağrılmışlardır.33 Hz. Peygamberin sahabelerle yaptığını
söylediğimiz tartışma ise, bir çeşit istişaredir. Çünkü tartışmanın amacı, bir konuya değişik
açılardan bakabilmeyi sağlamaktır.34
2. Soru-Cevap (İsticvab) Metodu
“Soru-cevap metodu, eğitim tarihinde en çok kullanılan öğretim metotlarındandır.
Bu metot, yaratıcı düşünmeye, ferdî teşebbüs kabiliyetinin gelişmesine, serbest konuşma
ve tartışmaya meydan verir, fırsat hazırlar. Soru-cevap metodu, muhakeme, düşünme ve
araştırmaya sevk eden bir yoldur.”35
Kur’an, insana davranışları üzerinde düşünmesi için sorular sorar. Böylece insanın
zihnini, kalp ve nefis üzerine yöneltir. Sorular çoğaldığı zaman, yeni bir bilginin ortaya
çıkması için zihin harekete geçer. Uyuşuk zihinler, sorulan sorular karşısında uyanır. Bu da
yeni bilgilerin doğumudur. Allah hangi bilgiyi insana öğretecekse, o hususta soru sorarak
zihni aktif hale getirir.36
32
Bakara, 2/180.
33
Özbek, Bir Eğitimci Olarak Hz. Muhammed, s.220.
34
Özbek, Bir Eğitimci Olarak Hz. Muhammed, s.208.
35
Özbek, Bir Eğitimci Olarak Nasreddin Hoca, s.379.
36
Bayraklı, İslâm’da Eğitim, s.234.
50
Bu metotla amaçlanan, karşıdakinin sahip olduğu bilgi seviyesini ölçmek ya da onu
sorularla zor durumda bırakmak değildir. Kişinin bildiği gerçekler, bu yolla daha da kalıcı
olması için kendisine hatırlatılmış olur. Bu arada eğitimciye soru soran kimsenin kim
olduğu önemli değildir. Eğitimci, sorulara cevap vermek durumundadır. Yeter ki soran kişi
gerçekten öğrenme amacıyla sormuş olsun. Rasulullah’ın hayatındaki İbn Ümmü Mektûm
örneği de bunu göstermektedir.
Peygamberimizin hayatında bu metoda sıkça rastlamak mümkündür. Hz.
Muhammed, bilinmesini istediği konuları soru ile açmakta, asıl cevabı yine kendisi
vermektedir. Bununla birlikte bu yolla daha çok soru sorma ihtiyacı uyandırıp, öğretime
canlılık kazandırmaktadır.37 Peygamberimizin ashabına sorduğu pek çok soru, dinleyiciyi
konuya hazırlar mahiyettedir. Bu sorular, eski bilgileri çağrışım yaptırır, yeni sunulacak
bilgilere de ihtiyaç uyandırır. Hz. Peygamberin soruları karşısında cevap vermeyerek,
“Allah ve Rasulü daha iyi bilir” deyip sessiz kalan ashabın bu tavrı ise, doğru cevabı bir an
önce peygamberin ağzından duyabilmek içindir.38
Kişinin bilmediği bir şeyi sorarak öğrenmesine ayetlerde şu şekilde işaret
edilmektedir: “Eğer bilmiyorsanız, Kur’an’ı bilenlere sorunuz.”39 “Eğer sen, sana
indirdiğimizden kuşkuda isen, senden önce kitabı okuyanlara sor…”40 Bu ayetlerde
görüyoruz ki Yüce Allah insanlara asla değişmeyecek bir metodu öğretmektedir.
Bilmeyenler, bilenlere sormalıdır, çünkü soru sormak Allah’ın emridir. Özellikle dini
konularda gelişigüzel, bilmeden konuşmak ise Allah’a iftira ve zulümdür.41 Bu ayetlerden
37
Özbek, Bir Eğitimci Olarak Hz. Muhammed, s.185.
38
Özbek, Bir Eğitimci Olarak Hz. Muhammed, s.184.
39
Enbiya, 21/7.
40
Yûnus, 10/94.
41
Bayraklı, Kur’an Tefsiri, c.12, s.408.
51
öğreneceğimiz bir başka husus da, soruları işin ehline ve uzmanına sormamız gerektiğidir.
Kur’an hakkında bilgisi olmayanların da peşin bir yargıda bulunmayıp, o konuda doğru ve
yeterli bilgiye sahip olanların bu birikiminden yararlanması gerektiğine işaret etmektedir.42
“Eğer bilmiyorsanız, ilim ehline sorunuz” buyruğuyla, soru sormaya teşvik eden
Kur’an hükümlerinin bir kısmını da, sorulan sorulara verilen cevaplar oluşturmuştur.
Kur’an’da “...sana soruyorlar...” şeklinde başlayan ayetler, Hz. Muhammed’e de soru
sorulduğunu açık bir şekilde göstermektedir. Böylece soruların bir kısmına Kur’an
vasıtasıyla
cevap
verilmiştir.
Bazıları
da
bizzat
Hz.
Muhammed
tarafından
cevaplandırılmıştır.43 Hz. Muhammed ashabın sorularını en değerli eğitim ve öğretim
vasıtası olarak görmüştür. Hadislerin büyük bir bölümü, sorulara verilen cevaplardan
teşekkül etmiştir.44
Soru sorma, Kur’an’da tavsiye edilen bir eğitim metoduyken, bu konuda gene
Kur’an’daki şu ikazlar dikkat çekicidir. “Ey iman edenler! Açıklandığı zaman hoşunuza
gitmeyecek şeyleri sormayın. Eğer onları Kur’an indirilirken sorarsanız açıklanır. Allah
onları şimdilik affetmiştir...”45 “Sizden önce gelen bir kavim, bunları sormuştu da, sonra o
yüzden kâfir oldular.”46 Bu ayetlerden anlıyor ki, çok ve lüzumsuz soru sorulmamalıdır.
Çünkü neticede istenmeyen şeyler duyulabilir.
42
Kur’an Yolu Türkçe Meâl ve Tefsir, Diyanet İşleri Başkanlığı Yay., Ankara, 2006, c.3,
s.667.
43
Özbek, Bir Eğitimci Olarak Hz. Muhammed, s.174.
44
Özbek, Bir Eğitimci Olarak Hz. Muhammed, s.175.
45
Mâide, 5/101.
46
Mâide, 5/102.
52
3. Tekrar Metodu
Tekrar metodu, insanlar üzerinde psikolojik açıdan büyük etkiler meydana getiren
bir metottur.47 Günümüzde pek çok faydası tespit edilen bu metot, Kur’an’da da
kullanılmıştır.
Kur’an’da tekrar metodunu çok rahat gözlemleyebiliyoruz. Bu tekrarlarda
verilmeye çalışılan ana fikir değişmemektedir.48 “Biz iyice düşünüp ibret alsınlar diye bu
Kur’an’da türlü türlü şekillerde (tekrar tekrar) açıkladık.”49
Kur’an’da tekrar edilen konular, önemlerinden dolayı tekrar edilmişlerdir. Ayrıca
Kur’an’da bir olay tekrar edilirken, aynıyla tekrar edilmez. Mesela bir hadise bir yerde özet
olarak anlatılırken, başka yerde tafsilatlı bir şekilde anlatılır. Bir yerde olayın bir unsuru
anlatılmadığı halde, başka bir yerde o unsur da ilave edilir.50
Kur’an’da Hz. Hûd ve kavmi ile ilgili kıssayı takip eden bir ayette, “Belki doğru
yola
dönerler
diye,
ayetleri
tekrar
tekrar
açıkladık.”51
buyrularak,
kıssaların
tekrarlanmasının da muhataplarını yeniden düşündürme ve akıllarını kullanmalarını
sağlama amacına yönelik olduğu bildirilmektedir. Dolayısıyla Kur’an, tebliğde aklın
önemini vurgulamakta ve akılcı bir yol izlemektedir.52
Kur’an’da tekrar, bazen bir cümlenin çeşitli yerlerde yinelenmesi, bazen de bir
olayın tekrarı şeklindedir. Bazen bir kıssanın bir olayı müteaddit surelerde tekrar
47
Şimşek, age, s.112.
48
Şanver, age, s.200.
49
İsrâ, 17/41.
50
Şimşek, age, s.114.
51
Ahkâf, 46/27.
52
Şanver, age, s.200.
53
edilmiştir. Mesela Allah’ın meleklere Adem’e secde etmelerini emretmesi ve İblis’in secde
etmekten kaçınması olayı beş yerde, Hz. Musa’nın Firavun’un sihirbazlarıyla yarışıp
onların büyülerini yutması mucizesi dört yerde tekrar edilmiştir.53
“Andolsun biz bu Kur’an’da insanlara her çeşit misali türlü biçimlerde anlattık.”
54
Türlü biçimlerde tekrar tekrar anlatılan bu konular daha çok tevhidi yerleştirmeyi
hedefleyen hususlardır. Kıssası en çok tekrar edilen peygamberlerin başında, Hz. Musa
gelmektedir. Daha sonra Kur’an’da kıssası en çok tekrar edilen Peygamber Hz.
İbrahim’dir. Tevhid konusunun değişik üsluplarla en çok anlatıldığı kıssa da Hz.
İbrahim’in kıssasıdır.55
Yüce Allah’ın insanlığa defalarca peygamber ve kutsal kitap göndermesini de
tekrar metodunun içinde değerlendirebiliniz. Çünkü insan, doğumundan itibaren sosyal bir
çevrede bulunur ve çevresinden mutlaka etkilenir. Bu sırada olumlu şeyler öğrenebileceği
gibi, olumsuz şeyler de öğrenebilir. Bu nedenle toplumlar dönem dönem peygamberlere
ihtiyaç hissetmişlerdir.
Her şeyi hazır bir şekilde çevresinde bulan insan, his, idrak, zekâ ve aklî güçlerle
donatılmıştır. Bu sayede öğrenir, kavrar ve akıl yürütür. Böylece duyu organları, gözlem ve
tecrübeler yoluyla direkt olarak içinde bulunduğu maddî hayatın bazı yönlerini
kavrayabilir. Fakat insan, metafizik sahada bilgi edinmekten çok acizdir. Tecrübe ve
duyularla öğrenilemeyen bilgiler de, ilahî vahiy vasıtasıyla bilinebilir.56 Bu nedenle Allah
toplumlara defalarca kutsal kitap göndermiştir. İnsanlığın ilahî vahye ihtiyacı vardır.
53
Şimşek, age, s.111.
54
İsrâ, 17/89.
55
Şimşek, age, s.114.
56
Özbek, Bir Eğitimci Olarak Hz. Muhammed, s.29.
54
Çünkü Kur’an’ın öğretisine göre, dünyaya gelen her insanın şeytan gibi bir düşmanı vardır
ve onu erdemli hareketlerden alıkoymaya çalışmaktadır.57
Allah’ın insanlara gönderdiği ilahi kitaplar da hemen hemen birbirinin aynıdır.
Hatta “Musa ve Harun’a, sakınanlar için aydınlık zikir (öğüt) ve furkanı verdik.58 ayetine
göre Tevrat Kur’an’la aynı ismi taşımaktadır. Çünkü bütün ilahî kitaplar, hak ile batılı
ayırmış ve insanlara doğru olan yolu tavsiye etmişlerdir. Bu nedenle kutsal kitapların
gönderilmesi de tekrar metoduna dâhil edilebilir.
Sonuç olarak denilebilir ki, Kur’an’daki tekrarlar aynı konu veya meselenin salt
tekrarından ibaret değildir. Her tekrarda bir anlam ilavesi, meseleye değişik bir bakış açısı
kazandırma amacı vardır.59 Ayrıca Kur’an’daki bazı ayetler de aslında ahenk, ruh ve mana
birliğini sağlayan dokunuşları yinelemektedir.
Eğitimcilerin Kur’an’daki tekrar metodundan çıkaracakları bir ders de, eğitimde
sabretmek gerekliliğidir. Kişiler doğru yolu bulmuyor, gönüller davaya bağlanmıyor,
ruhlar arınmıyor diye ümitsizliğe düşmek yoktur. İnkârın ne türü ile karşılaşılırsa
karşılaşılsın, inadın ve aksiliğin ne çeşidi ile yüz yüze gelinirse gelinsin, ümitsizlik yoktur.
Bir dava yüz kere anlatılarak gönüllere ulaşmamışsa, belki yüz birinci kere ulaşabilir.
Eğitimcinin vazifesi onu bıkmadan usanmadan tekrarlamaktır.60
57
Muhiddin Okumuşlar, Fıtrattan Dine, Yediveren Yay., Konya, 2002, s.53.
58
Enbiya, 21/48.
59
Şimşek, age, s.126.
60
Seyyid Kutub, Fîzılâl-îl- Kur’an, Merve Yay., İstanbul, tsz, c.10, s.166.
55
4. Muhatapla Ortak Noktayı Bulma Metodu
Kur’an’da “Ey insanlar!” şeklinde başlayan ayetlerde hitap Müslüman, kitap ehli,
müşrik kısaca bütün insanlaradır. O halde bütün insanlarda ortak nokta “insan” olmalarıdır.
Bu hitapla muhataba değer verilmiş olur.61
Çalışmamızın konusu olan Enbiya Suresi’nde bu metot uygulanırken Mekkeli
müşriklerin de ataları olarak kabul ettikleri ve değer verdikleri Hz. İbrahim’in puta tapan
kavmiyle olan diyaloğu üzerinde durularak, ortak nokta tespit edilmiştir. Çünkü Hz.
İbrahim’in, Mekkeli müşrikler üzerindeki etkisi büyüktü. Onun kurduğu Kâbe’yi kutsal
değerleri olarak kabul ediyorlardı. Bu sebeple İbrahim Peygamberin hayatı boyunca
putperestliğe karşı verdiği mücadelenin anlatılmasının, müşrikler üzerinde etkili olacağı
umulmuştur.62
Kur’an, Mekkeli müşriklere Hz. İbrahim örneğini verirken, muhataplarıyla ortak
noktaları gündeme getirerek, onlara yakınlaşmaya çalışmaktadır. Çünkü ortak noktaların
gündeme getirilmesi muhataplarla yakınlaşmayı sağlar. Ortak noktalardan hareket
edilmesi, ortak olmayan hususlarda da bir yakınlaşmaya zemin hazırlar.63
Kur’an’ın ilk muhataplarının Arap olduğunu göz önünde bulundurursak, onun
Peygamberimize Arapça olarak indirilmesi de muhataplarla ortak noktayı tespit etmek
metoduna dâhil edilebilir. “Biz bu kitabı anlayasınız diye Arapça bir Kur’an olarak
indirdik.”64
61
M. Sait Şimşek, Kur’an’ın Ana Konuları, Beyan Yay., Konya, 1999, s.22.
62
Kur’an Yolu Türkçe Meâl ve Tefsir, c.3, s.686.
63
Şimşek, Kur’an’ın Ana Konuları, s.121.
64
Yusuf, 12/2.
56
Enbiya Suresi’nde Hz. İbrahim’in kavmini akılcı yollardan ikna edebilmek,
doğruyu görebilmelerini sağlamak amacıyla, öncelikle muhataplarıyla anlaşabileceği
noktalarda diyalog kurmaya çalıştığını görüyoruz. Hz. İbrahim kavminin putlarını direkt
olarak kötüleyip onlara hakaret etmiyor. Bir takım mantıksal sorular sorarak kavminin bu
gerçeğe kendiliğinden ulaşmasını istiyor. Bu tür öğrenmeler çok daha kalıcı olacağından,
imanın oluşması için çoğu kez bu tür bir yönteme ihtiyaç vardır.
Bir kimseye herhangi bir şey anlatırken ya da bir problemin çözümünün ispatını
yaparken, muhatabın konu hakkındaki bilgilerini ve delillerini kullanmak, oldukça etkili
bir ikna metodudur. Bu metot, aynı zamanda muhataba kendi tutarsızlıklarını göstermek
için son derece faydalıdır. Muhatabın delillerini kullanarak bir meseleyi anlatmak ve bu
yolla karşı tarafa bir şeyler öğretmek kolay olur. Bu oldukça kolay bir bilgi transferidir.65
Hz. İbrahim cansız putları ilah mevkiine çıkarabilen ve bunda da haklı olduklarını
iddia eden kavmine, mantıklarıyla çeliştiklerini göstererek bir ders vermek istiyordu.
“Nihayet o putları paramparça etti. Yalnız bunların büyüğünü bıraktı ki, belki ona
müracaat ederler.”66 “Bunun üzerine kendilerine gelip, siz gerçekten haksızsınız dediler.”67
Ayetlerden anlıyoruz ki bu metot işe yaramış, bu insanlar ne denli büyük bir yanılgı
içerisinde olduklarını anlamışlardır.
Hz.
İbrahim
bu
davranışı
ile
onların,
putların
konuşamayacaklarını
kendiliklerinden itiraf etmelerini istemiştir. Zira böyle bir şey, elbette cansız olan o puttan
sadır olmayacaktır.68 Uygulanan bu metot sayesinde putperestler itirafta bulunmuş, tek bir
65
Özbek, Bir Eğitimci Olarak Nasreddin Hoca, s.388.
66
Enbiya, 21/58.
67
Enbiya, 21/64.
68
İbn Kesîr, Muhtasar Kur’an-ı Kerim Tefsiri, Çağrı Yay., İstanbul, 1990, c.3, s.1474.
57
söz söylemeyen, bir an dahi kendi kendisine sahip olmayan varlıklara itaat etmek suretiyle
asıl zalimlerin kendileri olduğunu kabullenmişlerdir.69
5. Gözlem Metodu
Allah kendi azametini kullarına göstermek için yerde ve gökte ne varsa insanın
hizmetine sunmuştur. Bu büyük nimet insanın üstünlüğünü belgelemekle birlikte, insanı
kendi dışındaki varlıklar hakkında düşünmeye ve araştırmaya sevk etmektedir.70
Allah, insanı eğitmek için onu tabiatla karşı karşıya bırakıyor. Onlara tabiattaki
olayların bilgisini sunuyor. İlk önce genel olarak kanunları, daha sonra da bunların
inceliklerini gözler önüne seriyor. Tabiatı incelemek için metodik bir gözlemin yapılmasını
istiyor. Çünkü tabiat, alelâde bir bakışla anlaşılamaz.71
İlk olarak Yüce Allah’ın yaratmış olduğu insan örneğine bir bakalım. İnsan varlığı,
orijinal yapısı itibariyle, her şeye kadir ilâhî varlığın harikulâde bir nişanesi, evrensel
rahmetin mükemmel bir görüntüsüdür. Bütün kâinat, Allah’ın mükemmel işaretleriyle
(ayet) doludur. Aynı işaretler bizim varlığımızda da mevcuttur.72 Kur’an, iç gözlem
yoluyla insanın düşünmesini, ibret almasını, böylece hakikate ulaşmasını, şirk ve küfürden
dönmesini istemektedir.73
İnsanın yaratılışı ve kendi varlığından başka Kur’an’ın insanın gözlem ve
incelemesine sunduğu diğer bir alan da, tabiat ve tabiat olaylarıdır. Yani insanın dışında
69
İmam Kurtubî, El-Câmiu li Ahkâmi’l-Kur’an, çev. Bekir Eryarsoy, Buruc Yay., İstanbul,
2000, c.11, s.511.
70
Özbek, Bir Eğitimci Olarak Hz. Muhammed, s.78.
71
Bayraklı, İslâm’da Eğitim, s.206.
72
Erol Güngör, İslâm’ın Bugünkü Meseleleri, Ötüken Yay., İstanbul, 2000, s.220.
73
Şanver, age, s.205.
58
mevcut olan, onun tarafından gözlenebilen, doğrudan veya dolaylı olarak yararlandığı
varlıklar ve olaylardır.74
“Allah’ın gökleri ve yeri hak ile yarattığını görmediniz mi?75 “Allah’ın rahmetinin
eserlerine bir bak. Yeryüzünü ölümünün ardından nasıl diriltiyor, şüphesiz o, ölüleri de
mutlaka diriltecektir. O her şeye kadirdir.”76 “De ki yeryüzünde gezip dolaşın da, Allah ilk
baştan nasıl yaratmış, bir bakın. Sonra, ahiret hayatını da yaratacaktır. Gerçekten Allah her
şeye kadirdir.77 Bu ayetlerden anlıyoruz ki Yüce Allah bizden, yeryüzüne ibret alarak
bakmamızı istemektedir.
Kâinattaki bu sistemin kurulması ve devam etmesi insan için çok ilginçtir ve ona
bir ders verme niteliği taşımaktadır. Sanki kâinatın bu nizamı insana ders veren bir
öğretmendir. Kâinattaki tüm oluşumlar, insana yüksek sesle konuşmakta ama insanlar bu
sese kulak vermemektedir.78
“Görmediniz mi, Allah yedi göğü birbiriyle uyumlu olarak nasıl yaratmış”79 veya
“Üstlerindeki göğe bakmazlar mı ki, onu nasıl bina etmiş ve nasıl donatmışız. Onda hiçbir
çatlak da yok. Yeryüzünü de döşedik ve ona sabit dağlar koyduk.80 ayetleriyle Yüce
Allah’ın bizden isteği, tüm bu kâinat olaylarından ibret ve öğüt almamızdır. “(Bize)
74
Şanver, age, s.205.
75
İbrahim, 14/9.
76
Rûm, 30/50.
77
Ankebût, 29/20.
78
Bayraklı, Kur’an Tefsiri, c.12, s.438.
79
Nuh, 71/15.
80
Kâf, 50/6-7.
59
yönelen bütün kullar için bir öğüt ve ibret olarak...”81 ayeti de bu tespitimizi doğrular
niteliktedir.
Kur’an, göğün nasıl inşa edildiğinden, insanın nasıl yaratıldığından, evrendeki ilâhî
sanat eserlerinden ve geçmiş milletlerin hikâyelerinden bahseder. Çeşitli milletlerin
davranışlarını, inanç ve amellerini eleştirir. Ama bunu yaparken insana, tabiat, tarih, felsefe
ve herhangi bir sanat veya edebiyat dersi vermeyi değil, bu konuda insanların yanılgılarını
ortadan kaldırmayı amaçlar.82 Geçmiş milletlerin yaptıkları yanlışlardan ve bu
davranışlarını ısrarla devam ettirmelerinden dolayı başlarına gelen felaketleri bize anlatır.
“De ki yeryüzünde gezip dolaşın, sonra (peygamberleri) yalanlayanların sonunun nasıl
olduğuna bakın.”83 “(Kâfirler) yeryüzünde hiç gezmediler mi ki, kendilerinden öncekilerin
sonunun nasıl olduğunu görsünler.”84 Bu ayetlerde dikkatimizi çeken bir başka unsur da,
bakmak ile görmenin çok farklı şeyler olduğu gerçeğidir. “Göklerde ve yerde Allah’ın
birliğine, kudret ve azametine delâlet eden ne kadar alâmet var ki, insanlar, üzerlerinden
geçerler de, bunlardan ibret almayıp, yüz çevirirler.”85 Rabbimiz bizden sadece bakmamızı
değil, ibret alarak bakıp gerçekleri görmemizi istemektedir.
İnsan, gerek Allah’a, gerekse ahirete iman için tabiat olaylarıyla karşı karşıya kalıp
gözlemler yapmalı ve bunları kesin bilgiye dönüştürmelidir. Allah insanın bu inanca sahip
81
Kâf, 50/8.
82
Mevdudî, Kur’an’ı Nasıl Anlayalım, çev. Bekir Karlığa, İşaret Yay., 5. Baskı, İstanbul,
1990, s.33.
83
En’am, 6/11.
84
Yusuf, 12/109.
85
Yusuf, 12/105.
60
olabilmesi için ona olayları bir bir sunarak ahirete iman için onunla ilgili şüpheleri
gidermek amacıyla zihni hep yaratılış üzerine çekmektedir.86
Yüce Allah yeryüzünü insan için bir beşik ve bir döşek olarak yaratırken, daima
onun rahatını, yaşamını ve mutluluğunu takdir etmişti. O kadar ki, onun yolunu, geçitlerini
bile yaratma planına koymuştur. “Sarsılmasınlar diye yeryüzünde sabit dağlar, yollarını
bulabilsinler diye orada geniş yollar yaptık.”87 Bunları gözlemleyen insanın iman etmemesi
ne büyük bir nankörlüktür. Kendisine ihsan edilen bunca nimete rağmen insanın hâlâ
Allah’a eş koşması ya da Allah’ı inkâr etmesi affedilecek bir iş midir?”88
Sonuç olarak şunu söyleyebiliriz: Allah’ın varlığı delil getirmeye ya da tartışmaya
ihtiyaç bırakmayacak ölçüde gerçektir. Bu nedenle Kur’an, Allah’ın varlığını tartışmaya
açarak, onun varlığını ispat yolunu seçmez. Dikkatleri evrene çekerek, Allah’ın varlığını
bu yolla ispat eder.89 Bunu yaparken, her gün bakıp durduğumuz şeylere gerçekten
bakmadığımız anlatılmak istenir. Çünkü Kur’an’ın istediği bakış, aklın ve duygunun
bakışıdır. Bu bakış bize, birinci bakışta göremediklerimizi gösterecektir.90 Ayrıca Yüce
Allah insanlara, iman etmeleri için dış âlemdeki göksel ve yerel kanunları anlatarak,
bunları daha detaylı bir şekilde araştırması için ödev vermektedir.91 Çünkü ancak bu yolla
bilimsel bilgiden, tek tanrı inancına geçiş sağlanacak ve insan beyni işini tamamlamış
86
Bayraklı, İslam’da Eğitim, s.209.
87
Enbiya, 21/31.
88
Bayraklı, Kur’an Tefsiri, c.12, s.437.
89
Şimşek, Kur’an’ın Ana Konuları, s.41.
90
Beyza Bilgin, Eğitim Bilimi ve Din Eğitimi, AÜİF Yay., Ankara, 1988, s.20.
91
Bayraklı, Kur’an Tefsiri, c.12, s.439.
61
olacaktır. O zaman şirk denen inanç ve gönül kirlenmesi de kendiliğinden ortadan
kalkacaktır.92
6. Temsil Metodu
“Temsil”, “benzetme”, “örneklendirme” anlamlarına gelir.93 Temsil metodu,
kavramların zihinlerde daha iyi yerleşebilmesi için kullanılan bir metottur. Bu metotta,
soyut ifadeler somutlaştırılmaya çalışılır. Kur’an’da Yüce Allah bu metodu pek çok yerde
kullanmıştır. “Görmedin mi? Allah nasıl bir misal verdi: Güzel bir söz, kökü sabit, dalları
gökte olan güzel bir ağaç gibidir. O ağaç, yemişlerini Rabbinin izniyle her zaman verir.
Kavrayıp düşünsünler diye Allah insanlara böyle misaller getirir.”94
İslâm eğitiminin en önemli metotlarından biri de örneklendirme ya da temsil
metodudur. Örneksiz bir eğitim tam değildir. Eğitimde örnek, bütün vasıtaların içinde en
etkili olanıdır.95 Ancak temsilde kullanılan unsurlar, muhatabın bildiği, tanıdığı,
anlayabileceği ve onu ibretle düşünmeye sevk edici şeyler olmalıdır.96
Yüce Allah önce inanmayanların halini, sonra da inanan ile inanmayanın farkını şu
güzel benzetmelerle gözler önüne sermektedir. “Allah’tan başka dostlar edinenlerin hali,
kendine bir ev yapan örümceğin hali gibidir. Hâlbuki evlerin en zayıfı, muhakkak ki
örümcek yuvasıdır, eğer bilselerdi.”97; “Allah kime doğru yolu gösterirse, onun göğsünü
92
93
Bayraklı, Kur’an Tefsiri, c.12, s.435.
Ferit
Devellioğlu,
Osmanlıca-Türkçe
Ansiklopedik
Lûgat,
Aydın
Kitabevi
Yay.,11.Baskı, Ankara, 1993, s.1074.
94
İbrahim, 14/24-25.
95
Bayraklı, İslâm’da Eğitim, s.172.
96
Şanver, age, s.215.
97
Ankebût, 29/41.
62
İslâm için açar (genişletir). Kimi de sapıklıkta bırakmayı dilerse, onun da kalbini son
derece daraltır, sıkar. O, (İslâm’ı kabul hususunda) güya zorla göğe çıkacakmış gibi
(kendinde bir imkânsızlık) ve zahmet görür. Allah iman etmeyenlerin üstüne, işte böyle
murdarlık çökertir.”98
Konumuz olan Enbiya Suresi’nde temsil metodunu gördüğümüz yerlerden biri 104.
ayettir. “Göğü kitap dürer gibi düreceğimiz gün, ilk defa yaratmaya başladığımız gibi yine
onu tekrar ederiz...”99 Bu ayette, kıyametin kopuşu kitap dürmeye benzetilmektedir. Kitap
sayfalarının dürülmesi gibi göğü düreceğiz ifadesinde, kitabın şekli ile kıyametin
kopmasında göklerin alacağı şeklin benzerliği dikkate değer bir unsurdur.100
Enbiya Suresi’nde Allah’ın, Hz. Meryem ile oğlu Hz. İsa’nın kıssasını, Zekeriyya
ile oğlu Yahya’nın kıssasıyla birlikte zikrettiğini görüyoruz. Önce Zekeriyya’nın kıssası,
peşinden de Meryem’in kıssası zikrediliyor. Zira önceki, diğeri için bir hazırlık
mesabesindedir. Birincisi, yaşı ilerlemiş bir ihtiyar ile gençliğinde çocuk doğurmamış bir
ihtiyar kadından çocuk yaratmaktır. Sonra bundan daha garip olan Meryem kıssası
zikrediliyor. Bu, erkeksiz bir şekilde bir dişiden çocuk yaratmaktır.101
Her şeyi belli bir sebeple yaratan Yüce Allah Kur’an’da pek çok yerde verdiği
misallerden gayesinin ne olduğunu da şöyle açıklıyor: “Celâlim hakkı için, bu Kur’an’da
insanlara her çeşit misali açık olarak verdik. İnsan ise bâtıl ile düşmanlık ve münakaşa
etmekte, her şeyden fazladır.”102
98
En’am, 6/125.
99
Enbiya, 21/104.
100
Bayraklı, Kur’an Tefsiri, c.12, s.532.
101
İbn Kesîr, age, s.1483.
102
Kehf, 18/54.
63
7. Kıssa Metodu
“Kıssa”, Arapça bir kelime olup, “kassa” fiilinden gelmektedir. “Birine bir haber
anlatıp bildirmek” manasına gelir.103
Kıssalar yoluyla bilgilendirme ve eğitme metodu, Kur’an’da göze çarpan belirgin
metotlardandır.104 Kur’an’ın kıssaları naklederkenki hedefi, tarihi bilgi vermek değil,
insanların hidayete ulaşmalarına vesile olmaktır.105 Ayrıca bu metotla, doğrudan
anlatılamayan şeyleri, dolaylı anlatma imkânı doğar.106
Kıssalardaki eğitim, Kur’an’daki eğitimin aynısıdır. Sadece model sunma açısından
kıssaların bir farklılığı vardır.107 Bu farklılık, kıssa dinlemenin, insan psikolojisinde
bıraktığı etkiden kaynaklanır. Çünkü insan tabiatı, anlayış ve kavrama yönünden soyut ve
kuru fikirleri dinlemekten çok, somut fikirlere yatkındır. Bu bakımdan kıssa ve hikâyeler,
fikirleri somutlaştıran ve dinleyenlerin anlamasını kolaylaştıran bir özelliğe sahiptir.108 Bu
etkisinin yanında kıssalar ayrıca insanlara, insanlık tarihi hakkında da bilgiler verir.
İnsanlık tarihi, insan ömrü gibidir. Geçmişini, tarihini öğrenme isteği taşıyan insan,
böylece bu ihtiyacına da cevap bulmuş olur.109
103
Mevlüt Sarı, Arapça-Türkçe Lûgat, Bahar Yay., İstanbul, 1982, s.1234.
104
Şanver, age, s.187.
105
Şimşek, Kur’an Kıssalarına Giriş, s.66.
106
Şanver, age, s.260.
107
Şimşek Kur’an Kıssalarına Giriş, s.108.
108
Şanver, age, s.260.
109
Bayraklı, İslam’da Eğitim, s.210.
64
Şüphesiz Kur’an öykülerinin anlatılması, hakkı gerçekleştirmek ve batılı yıkmak
için izlenmesi gereken zorunlu bir üsluptur.110 Çünkü kıssayı dinleyen kişi, çoğu kez kıssa
kahramanının şahsıyla özdeşleşir. Böylece hayatta gerçekleştiremediği emellerinin bir
kısmını ya da tamamını kıssada gerçekleştirme fırsatı bulur.111
Kur’an’daki kıssaların eğitim açısından önemli bir özelliği de, yaratıcı, insan ve
kâinat arasında iletişim kurmalarıdır. Toplumların yaratıcıya karşı durumları, tabiat
olayları üzerinde de etkili olmaktadır. Küfürde ısrar edip, ahlâki yönden çözülmüş pek çok
kavim, tabiat olaylarıyla cezalandırılmışlardır. Hz. Nuh’un kavmi, Ad ve Semud kavmi
bunlardan sadece birkaçıdır.112
Herkesçe bilinen bir gerçektir ki, Hz. Muhammed’in zamanına kadar bütün ilahî
dinler, Allah tarafından gönderilmiştir. Mü’minler tek ümmet, bir olan Allah da hepsinin
rabbidir. Bazı surelerde birçok peygamberin kıssası, özel bir metot ile sergilenmiştir.
Amaç, bu birlik ve bütünlüğün desteklenmesidir.113 Enbiya Suresi de, pek çok peygamber
kıssasına ev sahipliği yapan bir suredir. Enbiya Suresi’nde 48-50, 74-80, 81-84, 87-91 arası
ayetler, peygamber kıssalarına yer veren ayetlerdir.
Allah, mutlak iradesi uyarınca, beşer cinsinden, kendine inanan ve hoşnutluğunu
kazanan insanları seçerek, onları kendine elçi kılmış ve kendilerine gerçeğin bilgisini
vahyederek sağlıklı bir hayat sistemi var etmiş, insanları bu dosdoğru yola dönmek üzere
çağırmalarını emretmiştir.114 Bu kutlu göreve getirilen peygamberler, bu makama çalışma
110
Salah Abdulfettah Halidî, Kur’an Öyküleri, çev. Ahmet Sarıkaya, Konya, 2002, s.24.
111
Özbek, Bir Eğitimci Olarak Hz. Muhammed, s.235.
112
Şimşek, Kur’an Kısalarına Giriş, s.109.
113
Seyyid Kutub, Kur’an’da Edebî Tasvir, çev. Mehmet Yolcu, Çizgi Yay., İstanbul, 1991,
s.178-179.
114
Mevdudî, age, s.30.
65
ile yani iradelerine bağlı olarak getirilmemişlerdir. Peygamberlik, Allah’ın bir kimseyi
peygamberlik özellikleri ile yaratması ve onu peygamberliğe hazırlamasına bağlıdır.
Allah’ın bir topluma göndereceği peygamberin, o toplumda, her bakımdan seçkin bir
şahsiyet olması gerekir.115 Kur’an’daki kıssaların büyük bölümü de peygamber kıssalarıdır.
Peygamberlerin ilk görevleri ise tebliğdir. O halde, Kur’an kıssalarının temel konusu da
tebliğ ve tebliğin metotlarıdır.116
Kur’an’ın içinde pek çok peygamber kıssası yer aldığından, müşrikler Kur’an’a
“esâtîrü’l-evvelîn” demişlerdir.117 Müşriklerin bunu düşünmelerinin belki de en büyük
nedeni, Kur’an kıssalarının birçoğunun Kitab-ı Mukaddes’te de geçiyor olmasıdır. Halbuki
Kur’an’da ve Kitab-ı Mukaddes’te zikredilen kıssalar, mukayeseli bir şekilde
değerlendirilmeye tabi tutulduklarında, böyle bir iddianın hayal mahsulü olduğu ortaya
çıkacaktır. Çünkü Kitab-ı Mukaddes’teki ve Kur’an’daki kıssalar, hem muhteva hem de
üslup ve hâkim olan inanç sistemi açısından birbirinden tamamen farklıdır.118 Kur’an, eğer
iddia ettikleri gibi öncekilerin haberlerinden derleme olsaydı, benzer kitaplar vücuda
getirilirdi. Çünkü insanların bilgi açısından ilerledikleri bilinen bir gerçektir.119
Çalışmamızın konusunu teşkil eden Enbiya Suresi’nde de 48. ayetten itibaren
Peygamber kıssaları yer almaktadır. Hz. Zekeriyya, Hz. Yunus, Hz. Eyyûb bu surede
zikredilen peygamberlerdendir. Hz. Zekeriyya’nın çocuğu olmayan eşine bir çocuğun
bahşedildiği, Hz. Yunus’un bir balığın içinde bir süre mahfuz edildiği, Hz. Eyyûb’un ise
bir hastalıkla imtihan edildiğini bazı ayetler ışığında öğreniyoruz.
115
Habil Şentürk, İbadet Psikolojisi, Hz. Peygamber Örneği, İz Yay., İstanbul, 2000, s.15.
116
Şimşek, Kur’an Kıssalarına Giriş, s.82.
117
Şuara, 26/137.
118
Şimşek, Kur’an Kıssalarına Giriş, s.65.
119
Muhammed Çelik, Kur’an Kur’an’ı Tanımlıyor, Şûle Yay., İstanbul, 1998, s.302.
66
“...Sen onlara bu öyküleri anlat, belki üzerinde düşünürler. Ayetlerimizi yalan
sayan millet, ne kötü örnektir. Onlar kendilerine haksızlık yaptılar.”120 Allah’ın
peygambere öyküleri anlatmasını emretmesi, insanlar için, davetin yerleştirilmesi ve inanç
temellerinin oturtulması açısından, Kur’an öykülerinin önemini göstermektedir.121
Kur’an’da geçen kıssaların büyük çoğunluğunun peygamberlerin kıssalarından
oluştuğunu görüyoruz. Peygamberler ise, iyi insan modelleridir.122 “Andolsun, Allah’ın
elçisinde sizin için, Allah’ı ve ahireti arzu eden ve Allah’ı çok anan kimseler için, uyulacak
en güzel bir örnek vardır.”123 Bütün Kur’an kıssalarında bize davranışlarıyla örnek olan
peygamberlerin aynı ifadeleri, tek bir cümle halinde dile getirdiklerini görüyoruz. Art arda
gelen tüm peygamberler bir film şeridi gibi, aynı sözü söyler ve geçer.124 Çünkü
Kur’an’daki kıssalar “La ilâhe illallah” konusunu işlemektedirler. Her ne kadar bu dersler
hikâye tarzında ise de konu aynıdır. Kıssalardaki ifade güzelliği ve kullanılan sanatlar,
zihinleri bu ortak noktaya çekmek içindir.
Toplumu oluşturan fertler, değişik toplumsal konumlara sahiptirler. Karakter olarak
da birbirlerinden farklıdırlar. Her fert Kur’an kıssalarında kendi konumuna ve karakterine
uygun bir iyilik örneğini müşahede edebilme imkânına sahiptir. Bir peygamberin şahsında,
kendi konum ve karakterine uygun bir örnek bulan kişi, onu kendine rehber edinebilir.
Mesela hastalıklara mübtela olan kişi, Hz. Eyyûb125’un sabrını, dünya nimetlerine ve
120
A’raf, 7/175-177.
121
Halidî, age, s.24.
122
Şimşek, Kur’an Kıssalarına Giriş, s.108.
123
Ahzâb, 33/21.
124
Muhammed Kutub, Kur’an Araştırmaları, çev. Bekir Karlığa, Beşir Eryarsoy, Seriyya
Kitapları, İstanbul, 1997, c.1, s.128.
125
Enbiya, 21/83.
67
hükümranlığına sahip olan kişi Hz. Davud ve Hz. Süleyman’ın şükrünü,126zalim
hükümdara karşı savaşan Hz. Musa’nın mücadelesini,127 hata yapan babası bile olsa,
doğruyu söylemekten kaçınmayan Hz. İbrahim’in mücadelesini128 kendine rehber edinir.129
Kıssa metodunun sağladığı faydalardan biri de, bilmediklerimizi bize bildirmesidir.
“Biz onu anlamanız için Arapça bir Kur’an olarak indirdik. Biz sana bu Kur’an’ı
vahyederek, öykülerin en güzelini anlatıyoruz. Şüphesiz sen bunları daha önce
bilmiyordun.”130 Bilmediklerimizi bildiren Kur’an, kıssalar yoluyla bugünün insanına,
ulaşılması imkânsız olan insanlığın tarihi ile ilgili önemli özet bilgileri en güvenilir
kaynaktan aktarmaktadır.131 Ayrıca Kur’an, verdiği bu bilgiler için “gerçek haber” tabirini
kullanmıştır. “Şüphesiz bu gerçek haberin kendisidir.”132
“Kıssalar yoluyla insandaki bozgunculuk duygusu, imar etme duygusuna;
nankörlük, şükre; cahillik, bilgiye; sadece zarar anında dua etme veya Allah’ı hatırlama
devamlı bir kulluğa kanalize edilmektedir.”133
Enbiya Suresi’ndeki kıssaların daha çok kalp ve vicdana hitap ettiğini görmekteyiz.
Bununla insanların duyguları harekete geçirilerek eğitilmeleri hedefleniyor.134Nitekim
126
Enbiya, 21/78.
127
Enbiya, 21/48.
128
Enbiya, 21/52.
129
Şimşek, Kur’an Kıssalarına Giriş, s.83.
130
Yusuf, 12/2-4.
131
İdris Şengül, Kur’an Kıssaları Üzerine, İzmir, 1994, s.29.
132
Âl-i Îmran, 3/62.
133
Gülçür, age., s.78.
134
Şimşek, Kur’an Kıssalarına Giriş, s.108.
68
kıssaların tamamı ibret alınarak okunursa, bizler için çok önemli dersler çıkarmak mümkün
hale gelecektir. Mesela Hz. Zekeriyya kıssası, bütün peygamberlerin birer insan ve
Allah’ın kulu olduğunu ve ilahlıkta hiçbir paylarının bulunmadığını vurgulamak için
anlatılmıştır. Çünkü çocuk sahibi olabilmek için o da Allah’a dua etmiştir. Hz. Yunus’un
kıssası, onun gibi büyük bir peygamberin bile Allah’ın vahyine aykırı bir davranışta
bulunması sebebiyle yargılanacağını göstermek için anlatılmıştır. Hz. Eyyûb’un kıssası da
peygamberlerin de zor sınavlardan geçirildiklerine, değil başkalarına şifa vermek, kendileri
için bile Allah’a dua ettiklerine işarettir.135
Netice olarak şunlar söylenebilir. Peygamberler tarihinin iyi bilinmesi, analiz
edilmesi ve günümüz ile geleceğe ışık tutacak bir şekilde, olaylardan çıkarımlarda
bulunulması gerekmektedir. Böylece tarihi olguların, eğitici yönünden istifade edilebilir.136
Kur’an’ın tamamında ve elbette Enbiya Suresinde de kıssaların anlatılmasıyla
amaçlanan bazı özel amaçlar vardır. Bunlar, ilâhî vahyi ve Peygamberimizin
peygamberliğini ispat etmek; geçmişten ders alınmasını sağlamak ve Peygamberimizi
teselli edip, onun gönlünü rahatlatmaktır.
7.1. İlâhî Vahyi Ve Peygamberimizin Peygamberliğini İspat
Kıssalar, Hz. Adem’den Hz. Muhammed devrine kadar bütün dinlerin Allah’tan
geldiğini ve esasta bir olduğunu ispat eder.137 Allah, insanlığa farklı zamanlarda pek çok
peygamber göndermiş olsa da, peygamberlerin tamamı tevhid akidesine tebliğle
vazifelendirilmişlerdir.138 Nitekim Kur’an, insanlığın tevhid inancıyla başladığını
135
Mevdudî, Tefhimu’l-Kur’an, İnsan Yay., İstanbul, 1996, c.3, s.329.
136
Bayraklı, Kur’an Tefsiri, c.12, s.410.
137
Özbek, Bir Eğitimci Olarak Hz. Muhammed, s.238.
138
Mevdudî, Tefhimu’l-Kur’an, c.3, s.331.
69
belirtmektedir. İnsanlar da bir müddet tevhit inancı üzerinde devam etmiş, daha sonra
ayrılığa düşmüşlerdir.139 “İnsanlar bir tek ümmeti. Sonradan ayrılığa düştüler.”140
Bütün peygamberler, aynı inanç esaslarını insanlara talim etmişler, bu yönden
görevleri konusunda tam bir özdeşlik örneği vermişler, birbirlerini asla tekzib etmeyip;
daima tasdik etmişlerdir.141 Enbiya Suresi 48.ayetten 91.ayete kadar anlatılan
peygamberlerin olgusu, inanç ve dindeki bu birliğin toplum hayatına yansımasıdır.142 İşte
vahiyler arasında var olan bu benzerlikler, insanları imana davet etmeli, inkarı terk
etmelerini sağlamalıdır. Aynı değer ve inançlar etrafında toplanmak, ilahî vahyin bir
amacıdır.143
“...İşte bu, benimle beraber olanların ve benden öncekilerin uyarısıdır...”144 Yüce
Allah rasulünden bunu söylemesini istiyor. Bakın bakalım bu kitaplardan herhangi
birisinde Allah kendisinden başka ilah edinmeyi emretmiş midir dercesine peygamberlerin
getirdikleri esaslar arasında farklılığın olmadığını, farkın emir ve nehiylerle sınırlı
olduğunu anlatıyor.145
Yüce Allah, kullarına duyduğu merhametten ve sıkıntıda kaldıkları zaman
insanların “keşke bize bir peygamber gönderilseydi” dememeleri için146 her ümmete
139
Şimşek, Kur’an’ın Ana Konuları, s.17.
140
Yûnus, 10/19.
141
Şerafeddin Gölcük, Kur’an’da İnsanın Değeri, İstanbul, 1983, s.65.
142
Bayraklı, Kur’an Tefsiri, c.12, s.516.
143
Bayraklı, Kur’an Tefsiri, c.12, s.465.
144
Enbiya, 21/24.
145
Kurtubî, age, s.476.
146
Kasas, 28/47.
70
uyarıcı bir peygamber göndermiştir. “...içinde uyarıcı olmayan hiçbir ümmet yoktur.”147
Gönderilen bütün vahiyler ve peygamberler, tek bir kaynaktan gelmiştir,148Bütün
peygamberler, Hz. Muhammed tarafından sunulan hayat tarzını tebliğ etmişlerdir. Zaten
tek doğru hayat tarzı da budur.149
Yüce Allah, aynı hidayet yoluna bağlı olan ve birbirini izleyen kafileleri andıran
peygamberlerini farklı millet ve değişik bölgelere göndermiştir.150 Onların hepsinin
dayandığı temel, bütün varlıkların şehadet ettiği tevhid esasıydı.151 Onlar, Allah’ın
bahşettiği tüm nimetlere rağmen, Allah’ın alçakgönüllü kullarıydılar. İlahlıkta da hiçbir
payları yoktu.152
Peygamberler kafilesinin sonuncusu olan Hz. Muhammed, bütün insanlara
gönderilmiş evrensel bir peygamberdi. Getirdiği din, verdiği mesaj, risalet, öğrettiği esaslar
bütün beşeriyet içindi, belli bir kavim ve topluluk için değil.153 Onun getirdiği kitap Kur’an
ise en son kitaptır.
Buraya kadar ifade etmeye çalıştığımız gibi, Kur’an kıssalarında konusu ve adı
geçen bütün peygamberlerin ortak esasları söylemeleri ve savunmaları ayrıca ümmî bir
peygamberin
çok
eskilerden
haber
vermesi
ilahî
vahyi
ve
peygamberimizin
peygamberliğini ispatlamaktadır.
147
148
Fatır, 35/24.
Fazlur Rahman, Ana Konularıyla Kur’an, çev. Alparslan Açıkgenç, Ankara Okulu
Yay., 2.Baskı, Ankara, 2000, s.241.
149
Mevdudî, Tefhimu’l-Kur’an, c.3, s.292.
150
Mevdudî, Kur’an’ı Nasıl Anlayalım, s.30.
151
S.Kutub, Fîzılâl-îl-Kur’an, c.10, s.174.
152
Mevdudî, Tefhimu’l-Kur’an, c.3, s.311.
153
Şerafeddin Gölcük, Kur’an ve İnsan, Esra Yay., Konya, 1996, s.197.
71
7.2. Geçmişten Ders Alınmasını Sağlamak
“Düşünmek, kavramak ve öğüt almak Kur’an’da öncekilerin öykülerini okumanın
meyvelerinden bir meyve, onları okuyan, dinleyen veya başkalarına anlatan herkesin
gerçekleştirmeye çalışması gereken bir hedeftir.”154 “Rasulüm! Sana bu mübarek kitabı,
ayetlerini düşünsünler ve aklı olanlar öğüt alsınlar diye indirdik”.155 ayeti de bu görüşü
teyit emektedir.
Olay olarak Kur’an’da yer alan bütün kıssaların tarihsel bir yönü vardır. Ancak
kıssalar, olay yönüyle değil, ibret alınacak yönleriyle Kur’an’da yer alırlar. Birçok kıssanın
sonunda, “bunda akıl sahipleri için alınacak ibretler vardır” ifadesinin yer alması da bu
sebepledir.156
Kur’an kıssalarının aslına uygunluğu, onlara herhangi bir hayalin karışmamış
olması, muhataplara ders ve ibret açısından etkili bir unsurdur.157 “Onların öykülerinde akıl
sahipleri için ders vardır. Kur’an uydurulan bir söz değildir.”158 diyen Yüce Allah Kur’an
kıssalarından istifadenin zaruretine işaret ederek şöyle buyuruyor; “Artık sen (habibim)
kıssayı onlara anlat, belki iyice düşünürler.”159
Kur’an’da Allah’ın öncekilerin hikâyelerini bize anlatması onun bir iyiliği ve
lütfudur. Çünkü böylece bizi ıslah edecek şeyleri anlatmış, sevgi ve hoşnutluğunu
154
Halidî, age, s.25.
155
Sâd, 38/29.
156
Şimşek, Kur’an’ın Ana Konuları, s.107.
157
Şengül, age, s.50.
158
Yusuf, 12/111.
159
A’raf, 7/176.
72
kazanmanın yolunu göstermiş olmaktadır.160 Ancak bunu anlayabilmek için kıssalara ibret
nazarıyla bakmak gerekmektedir. “Sizden önce birtakım vakıalar geçti, onun için
yeryüzünde dolaşın da peygamberleri yalanlayanların akıbetlerinin nasıl olduğuna bakın,
ibret alın. Kur’an’da olan bu kıssalar, bütün insanlar için hak sözü açıklamadır ve
Allah’tan korkanlar için bir öğütür.”161
Kur’an’ı anlama ve gereği gibi yaşama noktasında Kur’an’da zikredilen ikaz ve
uyarı niteliğindeki bütün ayetler ile öncelikle kendimizin muhatap olduğunu idrak
edebilmeliyiz.162 Peygamber kıssalarını da bu şekilde değerlendirmeliyiz.
Kur’an’da zikredilen peygamber kıssalarına ders çıkarma düşüncesiyle bakınca,
peygamberlerin ve tarihin dile
gelip bizimle
konuşuyormuşçasına canlandığını
görmekteyiz. Elbette geçmiş kavimlerin kıssalarından ders çıkarmak için kuvvetli bir iman
gerekmektedir. Nitekim ayet-i kerîmede “Ve gerçekten o, müminler için bir hidayet ve bir
rahmettir.”163 buyrulmaktadır. Ayrıca başka bir ayette, “Bu (Kur’an) insanlar için basiret
nuruyla Allah’a yönelten ayetlerdir, kesin bir bilgiyle inanan bir kavim için de bir hidayet
ve bir rahmettir.”164
Enbiya Suresi’nde zikredilen ve mü’minlerin kendileri için dersler çıkarmaları
gereken bazı ayetler üzerinde durmamız, çalışmamızın amacı açısından faydalı olacaktır.
Surede birçok peygamber, isimleriyle anılmış ve özet şeklinde de olsa hayatlarından bir
kesit sunulmuştur. Hz. İbrahim’in cesareti,165 Hz. İshak ve Yakub’un dürüstlüğü,166
160
Halidî, age, s.23.
161
Âl-i İmran, 3/137-138.
162
Mehmed Alagaş, Kur’an’a Yönelirken, İnsan Dergisi Yay., İzmir, 1999, s. 116.
163
Neml, 27/77.
164
Casiye, 45/20.
165
Enbiya, 21/52-71.
73
Allah’ın Hz. Nuh’a uzanan yardımı,167 Hz. Davud ve Süleyman’a verilen ilim, hikmet ve
öğretilen sanat168, Hz. Eyyûb’un sabrı, Hz. Yunus’un ve Zekeriyya’nın makbul olan
duaları...169Mesela anne babalar iyi çocuk yetiştirebilmek için Allah’a dua etmeleri
gerektiğini Hz. Zekeriyya’dan öğrenmelidirler. Çünkü her alanda olduğu gibi, eğitimde de
Allah’ın müdahalesi şarttır. Ayrıca Enbiya Suresi’nin bir başka bölümünde, Allah’ın tevhid
inancı etrafında bir olarak görmek istediği mü’minlerin, farklı nedenlerle birbirlerinden
ayrılmaları da hoş karşılanmamaktadır. Bütün peygamberler aynı şeyi söylemektedir.
Ümmetimiz de tek bir ümmetse170 sonradan ortaya çıkan ayrılıklar Allah katında hoş
karşılanmıyor demektir. Öyleyse Müslümanlar geçmişten ders alarak Allah’ın hoşnut
olmayacağı bir şeyi yapmamalıdırlar.
Enbiya Suresi’nde ayrıca, peygamberlerin her birinin çektikleri sıkıntılardan
bahsediliyor. Peygamberler birer eğitimcidir. İbrahim Canan’ın tabiriyle peygamberlik
müessesesi, özünde bir talim kurumudur.171 Öyleyse eğitim sürecinde insanların başına
bazen istenmeyen haller ya da sıkıntılar gelebilir. Önemli olan, bu hususta da
peygamberleri örnek alıp sıkıntılara sabretmek ve eğitimi asla yarıda bırakmamaktadır.
Çünkü Allah’ın yardımı her zaman peygamberlere ve onlarla davranış birliği yapanlaradır.
166
Enbiya, 21/72.
167
Enbiya, 21/77.
168
Enbiya, 21/78,79.
169
Enbiya, 21/87-90.
170
Enbiya, 21/92.
171
İbrahim Canan, Peygamberimizin Okuma-Yazma Seferberliği ve Öğretim Siyaseti,
Cihan Yay., İstanbul, 1984, s.83.
74
7.3. Peygamberi Teselli Etmek ve Onun Gönlünü Takviye Etmek
Kur’an’da kıssalara yer verilmesinin bir nedeni de, Rasulullah’ın kalbinin
pekiştirilmesi, onun teselli edilmesidir. “Peygamberlerin öykülerinden, senin kalbini
pekiştirecek her şeyi anlatıyoruz. Bunlarla sana gerçek anlatılmakta, onlarda mü’minlere
öğüt ve hatırlatma bulunmaktadır.”172 ayeti de bu hususa işaret etmektedir.
Kıssa ile eğitimin, insan psikolojisinde bıraktığı en önemli etki, kişinin ümitsizliğe
düşmesini önlemektir. Olaylardan ötürü kişide meydana gelen gerilimi ortadan kaldıran
unsur da kıssa bilgisidir. Zihninde kıssa bilgi olan insanlar, olaylara daha serinkanlı
bakarlar. Geçmiş ve gelecek arasında köprü kurmayı başarırlar.173
Cahiliye toplumuna gönderilmiş olan Hz. Muhammed’in gönlü çoğu kez Rabbi
tarafından teselliye ihtiyaç hissetmiştir. Çünkü Mekke müşriklerinin peygamberimize
yaptığı kötülükler bir ilk değildi ve bunları yaşayan tek peygamber de o değildi. En
azından bunu bilmek bile peygamberimizi rahatlatıyor, onu teselli ediyordu. Tevhid
çağrısına karşı çıkan insanların gösterdikleri ortak tavır, önce peygamberi yalanlamak,
ardından da tehditler savurarak yıldırmaya çalışmak olmuştur. Bu bütün peygamberlerin
hayatlarında olan bir gerçektir.
Enbiya Suresi 6. ayette Yüce Allah, halkı iman etmediği için üzülen peygamberini,
şu sözlerle teselli ediyor: “Onlardan önce helak ettiğimiz şehir halkı da iman etmemişti.
Bunlar mı edecek?” Bunlar, peygamberlerinden mucize isteyen, mucize geldiğinde iman
edeceklerine söz veren ama o zaman da sözlerinden dönüp aksini yapan ve bundan dolayı
Allah’ın helak ettiği kavimlerden daha asidirler. Eğer onlara istedikleri mucizeler
gönderilseydi, onlar da sözlerinden döner ve gene inanmazlardı.174 Onlar “haydi önceki
172
Hûd, 11/120.
173
Bayraklı, İslâm’da Eğitim, s.212.
174
Fahruddin er-Râzî, Tefsîr-i Kebîr, Akçağ Yay., Ankara, 1993, c.16, s.97.
75
peygamberler gibi o da bize bir mucize getirsin”175 sözleriyle Salih’in devesini, Hz. Musa
ve İsa’nın mucizelerini kast ediyorlardı. Allah başka bir ayette, “Bizi ayetlerle
göndermekten alıkoyan şey, ancak öncekilerin onları yalanlamış olmalarıdır. Semud’a da
gözleri göre göre bir dişi deve vermiştik de ona zulmetmişlerdi.”176 buyuruyor.177
Peygamberimizi teselli amacıyla anlatılan kıssalardan öğrendiğimiz bir husus vardır
ki o da, hangi kavim olursa olsun, cahiliyenin her dönemde aynı tutumu sergilemiş
olmasıdır. Cahiliyet, zamanı, mekânı, şahısları ve dilleri değişik de olsa, bir tek nüshanın
tekrarı gibidir. Cahiliyenin peygamberlere karşı tutumu da aynıdır; yalanlamak ve yüz
çevirmek178.
Sonuç olarak, Kur’an kıssaları, peygamberin sabır, Allah yolunda eziyetlere
katlanma ve Allah düşmanı müşrikler karşısında kendini metin tutma hususunda, önceki
peygamberleri kendine örnek alması için bir tesellidir.179 Aynı zamanda bu ayetlerle,
imanları nedeniyle kovulmaya, sıkıntıya ve baskıya maruz kalan mü’minler de teselli
edilmektedir. Onlara geçmiş milletlerin kıssaları anlatılarak, kendilerinden önce de çeşitli
işkence ve azap türlerine duçar kalan fakat daha sonra inançları doğrultusunda sabreden
mü’minlerin olduğu anlatılmaktadır.180
175
Enbiya, 21/5.
176
İsrâ, 17/59.
177
İbn Kesîr, age, s.1458.
178
M. Kutub, age, s.140.
179
Muhammed Ali es-Sâbûnî, Safvetü’t-Tefâsir, Tefsirlerin Özü, Ensar Neşriyat, İstanbul,
1993, c.4, s.90.
180
M. Kutub, age, s.123-128.
76
8. Örnek Olma Metodu
Kur’an bütün yönleriyle iyi insan modeli olarak peygamberi göstermektedir. Her
peygamber, bütün yönleriyle iyi birer örnektir.181 Peygamberlik önderliktir. İnsanlara idarî,
siyasî, hukukî, iktisadî, ahlakî ve din alanında rehberliktir. İnsan için aklın işlevi ne ise,
insanlık için de peygamberler o görevi üstlenir.182 Peygamberler örnek şahsiyetler
oldukları için, söyledikleri her şeyi önce kendileri yaparlar. Böylece dinin sadece bilgi
olarak kalmasını önleyip bizzat uygulamasını gerçekleştirirler.183 Çünkü inandığını
yaşayarak telkin etmek, değişmez bir eğitim ve öğretim kanunudur.184
Kur’an, insan karakterini eğitmede, kendi ifadesiyle güzel bir örnek olması
açısından Hz. Muhammed’in şahsiyetini gözler önüne sermektedir. Hz. Peygamberin örnek
kişiliği sadece bir asra ya da nesle ait bir örnek değildir.185 “Rasulüm! Biz seni, ancak
âlemlere rahmet olarak gönderdik.”186
Hz. Muhammed, gönderildiği toplumu yirmi üç senede değiştirdi. Bu değiştirme
faaliyeti, tamamen pedagojik prensipler doğrultusunda sürdürüldü. Şüphesiz bu değişimi
sağlayan sıradan biri değildi. Bu şahıs inandığı gibi yaşayan, yaşadığı gibi inanan,
Kur’an’la eğitilmiş üstün bir eğiticiydi. Onun örnek hayatı, Kur’an’ın hayata tatbikidir. Bu
nedenle o bütün insanlık için “güzel bir örnek” olarak takdim edilmiştir.187
181
Şimşek, Kur’an Kıssalarına Giriş, s.109.
182
Gölcük, Kur’an ve İnsan, s.187.
183
Şentürk, age, s.15.
184
Özbek, Bir Eğitimci Olarak Hz. Muhammed, s.259.
185
Gülçür, age, s.74.
186
Enbiya, 21/107.
187
Özbek, Bir Eğitimci Olarak Hz. Muhammed, s.257.
77
Hz. Peygamber, Kur’an’ı sözlü olarak tefsir etmesinin yanı sıra, hükümlerini bizzat
yaşamak suretiyle, fiili olarak da tefsirini yapmıştır. Nitekim Peygamberimizin ahlâkını
soranlara Hz. Ayşe, “Siz Kur’an okuyor musunuz?” diye cevap vermiş ve bununla
Rasulullah’ın hayatında Kur’an’ı bizzat yaşayarak tatbik ettiğini ifade etmiştir.188
Peygamber, söylediklerini özellikle kendi nefsinde tatbik etmiş bir eğitimcidir.
Bütün peygamberler, eşitlik, adalet, ilim, cihat, kardeşlik, yardımlaşma, çocuklara ilgi,
kadınlara hürmet, komşuyu gözetme, akrabayı ziyaret gibi konularda her ne söylemişlerse,
bunları herkesin gözü önünde, fiilî olarak tatbik etmişlerdir. Tatbik, işte bu şekilde İslam
eğitiminin en belirgin vasfı olmuştur.189 Peygamberleri örnek alan mü’minlerin de söz ve
davranış uyumuna dikkat etmeleri gerekmektedir. Ziya Paşa’nın dediği gibi, âyinesi iştir
kişinin lafa bakılmaz.
Örnek olma metodunu sadece peygamberlere indirgemek de doğru olmaz. Kim
olursa olsun, yaptığı söylediğine uymazsa ve onu doğrulamazsa, söylediği sözler gönüllere
işlemez. Sözü ne kadar oturaklı, ifadeleri ne kadar belagatlı olursa olsun, sonuç değişmez.
Hareketlerin ve pratik yaşayışın birlikte ortaya çıktığı en basit sözler bile insanları harekete
geçirmeye yeter.190 Kur’an rehberliğinde bir hayat sürmek isteyen sıradan insanlar da onu
içselleştirmeli ve bu güzellikleri davranışlarına yansıtmalıdır.191 İnancın davranışa
dönüşmüş haline de “salih amel” denir. Böylesi davranışlar, vicdanlarda yer eden imanın,
dışa vurmasıdır. Toprağın derinliklerinde kök salmış olan ağacın olgun bir meyvesi
gibidir.192 Zira bu davranış Allah’ın da bizden istediği davranış şeklidir. “Ey iman edenler!
188
H. Emin Sert, Kur’an’da İnsan Tipleri ve Davranışları, Bilge Yay., İstanbul, 2004,
s.176.
189
190
Özbek, Bir Eğitimci Olarak Hz. Muhammed, s.20.
S. Kutub, Fîzılâl-il Kur’an, c.10, s.110.
191
Sert, age, s.180.
192
S.Kutub, Fîzılâl-il Kur’an, c.10, s.175.
78
Yapmayacağınız şeyi niçin söylersiniz? Yapmayacağınız şeyi söylemeniz. Allah katında
büyük gazaba sebep olur.”193
Kur’an, insanlardan okunmasını,194 üzerinde düşünülmesini,195 anlaşılmasını,196
ihlâsla fikir ve amelin bir biçimde açıklanmasını197 istemektedir. Kur’an’ın bir parçası olan
Enbiya Suresi’nde de verilmek istenen mesajın bunun aynısı olduğunu görüyoruz. Bu
surenin 85. ayetinde Allah, bazı peygamberlerin isimlerini zikrediyor ve onların zor
durumlarda sabreden kullar olduklarını söylüyor. Bizim peygamberimiz de diğerleri gibi
söz-davranış
uyumuna
dikkat
etmiş,
yapmadığı
bir
şeyi
asla
söylememiştir.
Peygamberlerin tavırlarına inandırıcılık ve samimiyet katan, ayrıca Kureyşlilerin “sihir
etkisi”198 diye algıladıkları tesir, peygamberin kişiliğindeki bu özellik idi.199
Yüce Allah insanlığa gönderdiği bütün peygamberleri insanlardan seçmek suretiyle,
onların bize örnek olmasını murat etmiştir. “Senden önce de kendilerine vahyettiğimiz
adamlardan başkasını göndermedik...”200 Müşriklerin her fırsatta beşer olan bir
peygambere yaptıkları itirazlar “Bu ne biçim peygamber ki yemek yer, sokaklarda
gezer”201 demelerine rağmen, Allah gönderdiği peygamberlerin insan olduğunu, onların da
bir gün öleceğini söylüyor.
193
Saf, 61/2-3.
194
Alak, 96/13.
195
Bakara, 2/219, 266.
196
Nisa, 4/82; 231.
197
Nahl, 16/44.
198
Enbiya, 21/3.
199
Mevdudî, Tefhimu’ul- Kur’an, c.3, s.295.
200
Enbiya, 21/7.
201
Furkan, 25/7.
79
Peygamberin insan olması, Allah’ın değişmeyen sünnetlerinden biridir. Bu durum,
insanlar için bir lütuftur.202 “Andolsun ki Allah, insanlara ayetlerini okuyan, onları arıtan,
onlara kitap ve hikmeti öğreten kendilerinden bir peygamber göndermekle iyilikte
bulunmuştur. Hâlbuki onlar önceleri apaçık sapıklıkta idiler.”203 Mantıksal açıdan olaya
bakıldığında da peygamberlerin insan olmaları gerektiği sonucuna varılır. Çünkü
peygamberler ancak bu şartlarda pratik hayatları ile getirdikleri şeriatlarını doğrulayıcı
hareketlerde bulunabilirler. Böylece günlük hareketleri de insanları davet ettikleri hayatın
canlı bir örneği olur.204 Şayet müşriklerin dile getirdiği gibi peygamberler meleklerden
seçilseydi, insanlar ne onun yaptıklarını taklit etmeyi düşünürler ne de bu hususta çaba sarf
ederlerdi. Çünkü tabiatı farklı olanın davranışı da farklı olacaktır.205 Neticede bu kez de
örnek alamadıklarını ve taklit edemediklerini bahane ederek iman etmeyeceklerdi. “Eğer
hakikaten biz onlara melekleri indirseydik, ölüler de kendileriyle konuşsaydı, bütün
varlıkları karşılarında toplayarak senin doğruluğuna şahit ve kefil gösterseydik, Allah
dilemedikçe yine şüphe yok ki iman edecek değillerdi. Fakat onların çoğu cahillik
ediyorlar.”206
Sonuç olarak denilebilir ki insanların eğitiminde mutlaka bir modele ihtiyaç vardır.
Bu alanda Müslüman için en önemli davranış modelini peygamberimiz göstermiştir. Hz.
Peygamberin insanlara karşı nasıl muamele ettiğini, onlara nasıl davrandığını bilmek
Müslümanlar için hayati önem taşımaktadır.207
202
Hüseyin Yusuf, Hz. Peygamber Modeli, Rehber Yay., İstanbul, 2006, s.13.
203
Âl-i İmran, 3/164.
204
S.Kutub, Fîzılâl-il Kur’an, c.10, s.109.
205
Özbek, Bir Eğitimci Olarak Hz. Muhammed, s.55.
206
En’am, 6/111.
207
Kerim Buladı, Peygamber Gibi Yaşamak, Kayıhan Yay., İstanbul, 2006, s.70.
80
9. Terğîb ve Terhîb (Benimsetme-Soğutma) Metodu
“Terğîb”, “rağbet ettirmek”, “arzu ettirmek”;208 “terhîb” ise “korkutmak”, “dehşete
düşürmek” anlamlarına gelir.209
Kur’an’da bu metoda çokça rastlanılmaktadır. Tebliğci sadece övmek ya da
yermekle değil, bazen mükâfat vaat ederek, bazen de ceza ile korkutarak bir denge
kurmalıdır.
Nitekim
eğitim,
bireyde
meydana
getirmeye
çalıştığımız
davranış
değişikliğiyse, bunda övmek de ayıplamak da metot olarak kullanılmalıdır. Tergîbde açık
bir üslupla herkesin anlayacağı ölçüde cennet nimetlerinin tasviri, terhîbde de aynı şekilde
cehennem azabının tasviri yer almaktadır. Terğîb ve terhîb, hem duyguları hem de vicdanı
etkiler. Bu da islam eğitiminin hedelerindendir.210
Kur’an’da terhîb metodu uygulanırken öncelikle insan, içinde bulunduğu
imtihandan haberdar hale getirilir. Çünkü İslam’da sorumluluk bilgi ile doğru orantılıdır.
Bilenler
sorumludur.
İnsan
da
bilgilendirildiği
için
Allah
tarafından
sorumlu
tutulmaktadır.211
Kur’an, insanın dünyada yaptıklarıyla ahirette değerlendirileceği ilkesini savunarak
insanın iyi işler yapmasını istemektedir. Ahiret, dünyada yaptıklarımızın değerlendirileceği
ve karşılıkların alınacağı yerdir.212
208
Sarı, age, s.625.
209
Sarı, age, s.660.
210
Özbek, Bir Eğitimci Olarak Hz. Muhammed, s.284.
211
Bayraklı, İslam’da Eğitim, s.182.
212
Osman Zümrüt, Kur’an’ı Nasıl Okumalı ve Okutmalı, Arısan Matbaacılık, Ankara,
1983, s.42.
81
Enbiya Suresi, terhîb metoduyla başlamaktadır. “İnsanların hesapları yaklaştı.”
Tıpkı insanların ölüm vakitlerinin saklanması gibi, kıyametin vakti de saklanmış, sadece
çok yaklaştığına vurgu yapılmıştır. Burada kıyamet gününe “hesap günü” denilmesinin
nedeni, hesap kelimesinin daha korkutucu olmasıdır.213
Kur’an’da “Biz zalim olan nice ülkeleri kırıp geçirdik. Onlardan sonra, başka bir
toplum var ettik.”214 ayetinin muhatabı Mekke müşrikleri olmakla beraber, bu ayet,
yaşayışlarıyla top yekün yok olmayı hak eden her millet için bir tehdit ve uyarı anlamı
taşımaktadır. Yüce Allah, geçmişteki insanların, haksızlık ve azgınlıkları sebebiyle helak
edildiklerini, böylece tarih sahnesinden silinip gittiklerini anlatmak suretiyle, yeni
nesillerin bundan ders almalarını istemektedir.215
Enbiya Suresi’nin devamında aralıklarla Allah, kâfirlerin uğrayacağı sonu tasvir
etmekte, adeta gözler önüne sermektedir. “O kâfirler, yüzlerinden ve sırtlarından ateşi
engelleyemeyecekleri ve yardım da göremeyecekleri zamanı keşke bilselerdi. Azap onlara
aniden gelecek ve onları dehşete düşürecektir. Onu geri çevirmeye asla güçleri yetmeyecek
ve onlara mühlet de verilmeyecektir.”216
İslam, suçun niteliğine göre ceza uyguladığı gibi, iyi davranışın niteliğine göre de
ödül uygulamaktadır. İyi davranışın karşılığı azalıp çoğalmasına rağmen, cezanınki kat kat
artmaz. Cezanın karşılığı kendi miktarıdır. Ceza ile suç engellenirken, ödül ise kişiyi iyiye
yöneltir.217
213
Râzî, age, s.90.
214
Enbiya, 21/11.
215
Kur’an Yolu Türkçe Meâl ve Tefsir, s.669.
216
Enbiya, 21/39, 40.
217
Bayraklı, İslam’da Eğitim, s.193.
82
Yüce Allah Kur’an’da kâfirleri bekleyen çetin azabı ve hiç istenmeyen o sonu
anlatırken, aynı zamanda hak eden kullarını da cennetle müjdelemektedir. Çünkü eğitimde
ceza kadar ödülün de önemli bir yeri vardır. “Yaptıklarına karşılık bizden iyilik ödülü
kazananlar ise, onlar cehennemden uzak tutulur. Onun uğultusunu duymazlar. Canlarının
arzu ettiği şeyler içinde ebedî kalırlar. O en büyük korku bile onları üzmez. Melekler
onları, ‘size söz verilen gün, işte bu gündür diyerek karşılarlar.”218
Eğitimde terğib ve terhîb metodunun hedefi de tıpkı diğer eğitim metotlarında
olduğu gibi kişiyi kazanmaktır. Bunu yapmaya çalışırken verilen ödül sadece cennet
nimetleri ya da iyi kişinin ahirette karşılaşacağı güzel haller değildir. Eğitimcinin, muhatap
olarak belirlediği kişiye yumuşak davranması, hoşgörülü, sabırlı olması ve sevgi faktörünü
eğitimin içine dâhil etmesi de bireyi İslam’a ısındıracağından terğib metodunun içine girer.
Kur’an
Hz.
Muhammed’i
“Allah’tan
gelen
bir
merhamet
sayesinde,
çevresindekilere karşı yumuşak huylu kişi”,219 olarak tanıtır.220 Hz. Peygamber, kendisine
“Ey Allah’ın elçisi, müşriklere beddua et” denildiğinde, kendisinin rahmet için
gönderildiğini söyleyen ve lanet etmeyen bir peygamberdir.
Din eğitimcisi, eğitimde sevgi faktörünü göz ardı etmemelidir. Sevgi, ibadetin
zirvesidir. Allah’ın azap ve cezasından korkarak değil, rızasını isteyerek yapılan
davranışlarda mecburiyetler, zorlamalar değil, sevgi vardır. Sevgiden beslenerek yapılan
gönüllü ameller, insanlığı ulaşabileceği seviyelerin en yükseğine ulaştırır.221 Din
eğitimcisi, sevgi ile gerçekleşecek bu Allah arayışını canlı tutmalıdır. Çünkü Allah,
218
Enbiya, 21/101-104.
219
Âl-i İmran, 3/159.
220
Özbek, Bir Eğitimci Olarak Hz. Muhammed, s.104.
221
Muhammed Kutub, İslâm’da Eğitim Metodu, çev.Durmuş Ali Kayapınar, Ankara, tsz,
s.112.
83
kendisini bulan kişinin dostu olur ve ona yardım eder.222 Bu nedenle günümüz eğitim
anlayışında da, üzerinde en çok durulması ve geliştirilmesi gereken duygu, sevgidir.
Gençler arasında görülen öfke ve düşmanlık, korku ve tasa, yanlış rekabet gibi tehlikeli
gelişmeler gösterebilecek heyecan ve duygu yerine, sevgi ve muhabbet duygusunu
geliştirmek en doğru eğitim olacaktır.223 Nitekim Kur’an’da Hz. Muhammed’in rahmet ve
merhamet duygusuyla tatlı söz söylediği ve yumuşak davrandığı belirtilir.224 Ayrıca bu
konuda Kur’an’da bir de ihtar vardır: “Müşriklerin Allah’tan başka yalvardıklarına
sövmeyin ki, onlar da bilmeden aşırı giderek Allah’a sövmesinler”.225
Bir din eğitimcisinden beklenen, dini kolaylaştırıp sevdirerek anlatmasıdır.
Kur’an’ın istediği metot da budur.226 “Allah’a davet eden, iyi işler yapan ve ben
Müslümanlardanım diyen kimseden daha güzel sözlü kimdir? Ne iyilik ne kötülük bir olur.
Sen kötülüğü, en güzel haslet ne ise onunla önle. O zaman görürsün ki, seninle arasında
düşmanlık bulunan kimse bile, sanki yakın dostun olmuştur.”227
Kur’an’da
çocukla
ebeveynin
ilişkisinden
bahsedilirken,
“yavrucuğum,
oğulcuğum” ifadesinin kullanılması, dinî terbiyede sevgi ve şefkate dayanan bir eğitimin
önemini anlamada bize önemli katkılar sağlayacaktır.228 Bu bağlamda şunları söylemek
222
Mualla Selçuk, “Gençlik Çağı ve İnanç Olgusu”, Gençlik Dönemi ve Eğitimi, Ensar
Neşriyat, İstanbul, 2000, s.350.
223
Halis Ayhan, Eğitime Giriş ve İslamiyet’in Eğitime Getirdiği Değerler, Damla
Yayınevi, İstanbul, 1982, s.61.
224
Özbek, Bir Eğitimci Olarak Hz. Muhammed, s.160.
225
En’am, 6/108.
226
Fatih Menderes Bilgili, Çocuğun Din Eğitimi ve Karşılaşılan Güçlükler, Beyan Yay.,
İstanbul, 2005, s.197.
227
Fussilet, 41/33.
228
Gülçür, age, s.142; Ayrıca Bkz. Yusuf, 12/5; Meryem, 19/42-45 Lokman, 31/13, 16, 17.
84
mümkündür. Din eğitimcileri, okullarda ibadetlerini yapmayanların cehennemde
yanacaklardan, ilahî cezaya çarptırılacaklarından bahsederek konuya girmek yerine, bu
hususları gençlere benimsetici ve sevdirici bir üslupla anlatmalıdırlar.229
Terğib ve terhîb metodu, insanın dünyada diğer insanların görmesinden kaçınıp
yaptıkları günahların kaybolmadığı gerçeğini ifade etmesi açısından önemlidir. Aynı
şekilde, yaptığımız iyiliklerin de kaybolmayıp karşılığının görüleceği inancı bizi daima iyi
ameller üretmeye teşvik edecektir.230 Birincisi caydırıcı, ikincisi de teşvik edici olacaktır.
C. Enbiya Suresi’nde Kullanılan Eğitim İlkeleri
Her eğitim sisteminin kendisine özgü birtakım ilkeleri olduğu gibi, Kur’an
eğitiminin de kendisine has bazı ilkeleri vardır. Bu ilkelerden bir kısmı, günümüz eğitim
sisteminin de kabul ettiği ortak ilkeler olduğu gibi, bir kısmı da Kur’an’a özgü ilkelerdir.231
Çalışmamızda Enbiya Suresinde kullanıldığını tespit ettiğimiz eğitim ilkelerini şu
başlıklar altında topladık.
1. Muhataba Görelik İlkesi
2. Düşünme-Düşündürme İlkesi
3. Menfaati Yalnızca Allah’tan Bekleme İlkesi
4. Tedric ilkesi
229
Mustafa Öcal, Din Eğitimi ve Öğretiminde Metotlar, Türkiye Diyanet Vakfı Yay.,
Ankara, 1990, s.155, 156.
230
Bayraklı, Kur’an Tefsiri,c.12, s.461.
231
Yaşar Fersahoğlu, Kur’an’da Zihin Eğitimi, Marifet Yay., İstanbul, 1998, s.577.
85
5. Hürriyet (Zorlamama) İlkesi
6. Bütünlük İlkesi
1. Muhataba Görelik İlkesi
Eğitimde “muhataba görelik” ilkesi son derece önemlidir. Öncelikle muhatap çok
iyi tanınmalıdır. Kur’an’da her insana ancak gücü nispetinde teklifte bulunulduğu232 ikazı
da bu ilkeye işaret eder niteliktedir.
Kur’an, insanı hedef alan bir hitaptır. Onun ana konusu insandır. Bütün yaratıklar
içinde en çok insana önem verilmiştir.233
Kur’an’da tanıtılan insan, birtakım zaaflara sahip olmasının yanı sıra, Allah’ın
halifesi olmanın gerektirdiği görevleri yerine getirmeyi mümkün kılacak özelliklerle
donatılmıştır.234 İnsanı en iyi tanıyan da gene onun yaratıcısıdır. “Allah yarattığını bilmez
mi? O, bilgisi her şeyin içine geçen, her şeyi haber alandır.”235 O halde insanı bize en
doğru bir şekilde tanıtacak olan da Kur’an’dır. “Andolsun insanı biz yarattık ve nefsinin
ona ne fısıldadığını biliriz. (Çünkü) biz ona şah damarından daha yakınız.”236
Eğitim, sistemli olarak yürütülen bir faaliyettir. Muhatap olarak kabul edilen kişi ya
da kişileri tanımadan eğitim yapmaya çalışmak, kılavuzsuz yolla çıkmak gibidir. İnsanın
bütün boyutlarıyla tanınması, onun uygun metotlarla bilgilendirilmesini ve eğitilmesini
kolaylaştırır. Kur’an’daki kimi ayetlerin “Ey iman edenler!” kimisinin “Ey insanlar!”
232
Bakara, 2/233.
233
Selçuk, age, s.349.
234
Şanver, age, s.63.
235
Mülk, 67/14.
236
Kaf, 50/16.
86
şeklinde başlıyor olmaları, muhatabı tanımanın ve hitabı da o doğrultuda yapmanın
önemini gözler önüne sermektedir. İnsanın dünyaya gelirken sahip olduğu ihtiyaç ve
yetenekleri, onun doğuştan getirdiği tabiatının bir parçasıdır. Doğumdan sonra öğrendiği
şeyler, kazandığı alışkanlıklar da onun ikinci tabiatını meydana getirir.237 İslâm insanı işte
bu fıtrat ve yaratılıştaki özelliklere göre izler. Dolayısıyla ona, yerine getiremeyeceği
görevleri vermez.238 Din adına konuşan eğitimci, davet ettiği insanların duygularını
bilmezse, onların hislerini anlamazsa, hiçbir zaman o insanların hayatına giremez. Çevrede
bulunan engelleri yıkarak onlarla münasebet kuramaz. Çünkü onlarla kendisi arasında bir
duygu ve anlayış kopukluğu oluşur.239
Peygamber Efendimiz, görevini ifa ederken, muhataplarını iyi tanıyarak tebliğde
bulunmuştur. Değişik kişilerce aynı mealde sorulan sorulara, soran kişilerin durumlarına,
sorulan yere ve zamana göre değişik cevaplar vermiştir. Onun bu tavrı, kendisiyle çeliştiği
veya soranlara baştan savma cevaplar verdiği anlamına gelmez. Aksine muhatabın ruhî ve
sosyal durumunu, söylenecekleri idrak edebilme kabiliyet ve kapasitesini, kültürünü, içinde
bulunduğu şartları dikkate aldığını gösterir.240
Her tür eğitim hareketinde Hz. Peygamberi örnek alması gereken din eğitimcisi,
öğrencilerini
yeterince
tanımadan
dini
tavsiye
ve
telkinlerde
bulunmamalıdır.
Muhataplarını tanıyıp anlamadan, birtakım tavsiye ve telkinlerde bulunan eğitimciler,
hastasını muayene ederek, teşhis koymadan ilaç tavsiye eden bir doktorun durumuna
237
Ashley Montagu, Çocuklarınıza Ahlakî Değerleri Nasıl Kazandırabilirsiniz? çev. Remzi
Öncül, MEB Yay., İstanbul, 2000, s.12.
238
M. Kutub, İslâm’da Eğitim Metodu, s.55.
239
S. Kutub, Fîzlâl-il Kur’an, c.10, s.110.
240
Öcal, age, s.149, 150.
87
düşerler. Hâlbuki ilkin muhatabı tanıyarak onlara yaklaşmaya çalışmak, eğitimin temel
esaslarından birini teşkil eder.241
Muhatap olarak insanı ele alan İslam, onu olduğu gibi kabul eder. Onun güç ve
kuvveti neye yeter, istek ve zaruri ihtiyaçları nelerdir, bunları bütün detaylarına kadar
tespit eder. Böylece insana gücü, özelliği ve varlığı uyarınca davranır.242 Bunun en açık
delili, Kur’an’ın insana, insanın konuştuğu dille hitap etmiş olmasıdır. Kur’an, Allah’tan
bahsederken, günlük dilde insandan söz ederken kullandığımız “bilen”, “işiten”, “gören”
gibi nitelemeler kullanmaktadır.243 Kur’an’ın dışında peygamberler de milletlerinin
dillerini konuşmuşlar, gönderildikleri topluluğa da aynı dille hitap etmişlerdir.244 Bu
noktaya Kur’an’da şöyle işaret edilir: “Biz her peygamberi kendi kavminin diliyle
gönderdik ki, onlara apaçık anlatsın. Bu itibarla Allah, dilediğini sapıklıkta bırakır,
dilediğini de hidayete erdirir.”245 Kur’an’ın bu uygulamasından, ferdî farklılıkları dikkate
almak ve bireylerle anladıkları dilden konuşmak gerektiği ilkesini anlıyoruz.
İnsan, bütün yönleriyle insandır ve kendisinde var olan bir yönü, diğer bir yönden
bağımsız değildir. Ne ruhu bedenden, ne duyguları düşünceden, ne de aklı vicdandan ayrı
düşünmek mümkün değildir.246 Bu farklı özellikler, insan için büyük bir zenginliktir.247
Bazı insanlar duyma ve sezme açısından, bazıları düşünme ve akıl yürütme açısından,
241
Öcal, age, s.149.
242
M. Kutub, İslâm’da Eğitim Metodu, s.54.
243
Selçuk, age, s.348.
244
Gölcük, Kur’an ve İnsan, s.199.
245
İbrahim, 14/4.
246
Okumuşlar, age, s.23.
247
Özbek, Bir Eğitimci Olarak Nasreddin Hoca, s.341, 342.
88
bazıları ise ezberleme yönünden daha yetenekli olabilirler.248 Bu ilgi ve yetenekleri göz
önünde bulundurmadan, ya da önemsemeden yapılan eğitim ise kesinlikle sonuç
vermeyecektir. “Çünkü alıcı müsait değilse, vermenin bir anlamı yoktur.”249 Bu nedenle
peygamberimiz insanları mucizelerle eğitmemiştir. O, eğitim yaparken, insan fıtratının tabî
kanunlarına uymuştur.250
2. Düşünme-Düşündürme İlkesi
Kur’an’ın indirilişinin bir amacı da, insanların düşünmelerini ve akıl sahiplerinin
öğüt almalarını sağlamaktır. Bu yüzden Kur’an, bir obje ve yapısal olarak akıldan değil,
aklın
fonksiyonlarından,
fiil
ve
aktivitelerinden
bahseder.251
Kur’an’da
sıkça
karşılaştığımız “Hala akıllanmayacak mısınız?” hitabı, Kur’an’ı düşünmeye, Kur’an
üzerinde tefekküre teşvik gibidir. Çünkü müşrikler, Kur’an’a karşı gafildiler.252 Bir şeye
alabildiğine dalmak, gafletin ayrılmaz bir özelliğidir. Gafleti bertaraf edecek olan tek şey
ise tefekkür etmektir.253
Bedenimizde, çevremizde, âlemde meydana gelen her olay, yokluktan varlığa çıkan
her şey aslında birer ayettir. Her olay, her varlık, Allah’ın ilim, irade ve kudretinin eseri
olarak ortaya çıkmaktadır. Ancak bunlar, sürekli var olduklarından bizlere mucize gibi
248
Fersahoğlu, age, s.580.
249
Ali Özek, “Kapanış Konuşması”, Çocuk Gelişimi ve Eğitimi, Ensar Neşriyat, İstanbul,
1998, s.319.
250
Özbek, Bir Eğitimci Olarak Hz. Muhammed, s.28.
251
Şanver, age, s.165.
252
Enbiya, 21/1.
253
Râzî, age, s.99.
89
görünmemektedir. Mucize denilen şey, belki âdetin, alışılmışın bir an değiştirilmesi,
dikkatleri çekmek amacıyla sürekli olanın bir an için bozulmasıdır.254
İnsanların düşünmelerini sağlamak için onlara nasihat etmek, öğüt verici tarzda
konuşmak da çoğu kez fayda sağlar. “Ey Muhammed, sen hikmetle, güzel öğütle rabbinin
yoluna çağır ve onlarla iyi biçimde mücadele et.”255 ayeti de nasihatin, insanın düşünme
melekesini faaliyete sokan bir unsur olduğunu gözler önüne sermektedir.
Enbiya Suresi’nde, özellikle Hz. İbrahim’in kavmine karşı söyledikleri, onları
düşünmeye teşvik edici tarzdadır. Hz. İbrahim putları kırıp, baltayı en büyüğün boynuna
asarak kavmini düşündürmek istemiştir. Bu metot, kavminin değişimi için yeterli
olmadığından daha farklı bir akıl yürütme ile kavminin karşısına çıkan Hz. İbrahim, “O
halde Allah’ı bırakıp da size hiçbir şekilde fayda ya da zarar vermeyen şeylere mi kulluk
ediyorsunuz?”256 diyerek, doğruyu bulmaları için düşünmelerini sağlamıştır. Ancak Hz.
İbrahim’in bütün uğraşlarına rağmen, zihinlerdeki eski inançlar depreşince değişim durmuş
ve geriye dönüş başlamıştır. Geçmişin inancını, kültürünü ve anlayışını söküp atmak çok
zordur. Zira o, insan psikolojisinin derinliklerine yerleşmiş, oralara nüfuz etmiştir.”257
Kur’an’da öğüt kelimesi pek çok yerde zikredilmektedir.258 Çünkü insanlar,
tabiatları icabı her zaman irşada, öğüt ve nasihate muhtaçtır. Bu nedenle insanlık, dün nasıl
254
Gölcük, Kur’an ve İnsan, s.203.
255
Nahl, 16/125.
256
Enbiya, 21/66.
257
Bayraklı, Kur’an Tefsiri, c.12, s.476.
258
Talak, 65/2; Nisa, 4/66.
90
peygamberlere ihtiyaç duyuyorsa bugün de peygamberlerin vârisleri olan âlimler ve
davetçilere muhtaçtır.259
İnsanların akıllarını başlarına getirerek düşünmelerini sağlamak amacıyla verilen
öğütlerin amacı, muhataba bilmediği bir şeyi öğretmek değildir. Genellikle muhatap
tarafından bilinen hususların, duygulu, heyecanlı, samimi bir şekilde tekrar edilmesi
amaçlanır.260 Bu anlamda Kur’an’da Hz. Peygamber’e hitaben, “Sen yine de öğüt ver ve
hatırlat. Çünkü öğüt, mü’minlere fayda verir.” buyrulur.261
Öğüt, sevgiden kaynaklanır ve kalpten kalbe yol bulursa etkisi çok daha fazla olur.
Mesela anne-babanın, kardeşin, sevilen bir arkadaşın, öğretmenin öğütleri, insan hayatının
akışını değiştirebilir. Öğütler samimi olmazsa, etkisi de hayli az olur.262 Nasihatin etkili
olabilmesi ve istenen faydayı sağlayabilmesi için hiçbir çıkar gözetilmemesi de şartlardan
biridir. Zira Allah bunu çok açık bir şekilde ifade etmiştir. “Ey Muhammed! De ki, ben bu
yaptığım göreve karşı sizden bir ücret istemiyorum.”263
İnsanın çevresinde gerçekleşen olaylara duyarsız kalmayarak onları gözlemlemesi
ve ibretler çıkarması için birtakım ilmî konuları bilmesi gerekir. Kur’an, çeşitli ilimlerin
incelediği meseleleri insan kalbi ile Allah arasında bir bağ, insanın iç âlemine ve hayat
gerçeklerine tutulan ve en doğru yolu gösteren bir ışık, bir nur sayar.264 “İlim” ve bu
259
Ahmet Önkal, Rasûlullah’ın İslâm’a Davet Metodu, Kitap Dünyası Yay., İstanbul,
2000, s.56.
260
Şanver, age, s.30.
261
Zâriyat, 51/55.
262
Özbek, Bir Eğitimci Olarak Hz. Muhammed, s.285.
263
Furkan, 25/57.
264
M. Kutub, İslam’da Eğitim Metodu s.95.
91
kelimeden türetilmiş kelimelerin Kur’an’da 865 kez tekrar edilmiş olması, Kur’an’ın
konuya verdiği önemi gösterir.265
İslâm inancına göre din, Allah’ın gönderdiği emir ve yasakları; ilim ise tabiatın
bilinmesi ve açıklanması ifade eder.266 Dinimiz ilme çok değer vermiş ve cihadı bile onun
önüne geçirmemiştir.267 İslâm dini akla, tecrübeye ve ilme büyük önem verdiği için, İslâm
âleminde büyük ilim ve fikir adamları yetişmiştir. İslâm, ilme teşvik ederken, dinî ilim,
dünyevî ilim diye bir ayrım yapmamıştır. Çünkü önemli olan, insanların öğütleri
dinleyerek veya ilimle uğraşarak, doğru yolda ilerlemelerini sağlamaktır.
3. Karşılığı Yalnızca Allah’tan Bekleme İlkesi
Kur’an’da üzerinde en çok durulan eğitim ilkelerinden biri de karşılığı insanlardan
değil, yalnızca Allah’tan bekleme ilkesidir. Peygamber kıssalarında da peygamberlerin
yaptığı işlere karşılık insanlardan bir ücret istemediğine şahit oluyoruz.”268
Peygamberler, tebliğlerine karşılık bir ücret istemedikleri gibi, Kur’an’ın iniş
seyrine bakıldığında, insanlara malî mükellefiyetler getiren hükümlerin veya ibadetlerin de
tedrîce tabi olduğu ve belirli bir aşamadan sonra tebliğ edildiği görülmektedir.269
Eğitim faaliyeti, hem uzun hem de iki taraflı bir süreçtir. Bu uzun yolda eğitilen kişi
kadar, eğitimcinin taşıdığı nitelikler de önemlidir. Eğitimci, bu faaliyeti sürdürürken, hiçbir
menfaat beklentisi içinde olmamalıdır. Eğitimcide bulunan bu nitelik, muhatabın ona daha
265
Şimşek, Kur’an’ın Ana Konuları, s.226.
266
Şentürk, age, s.13.
267
Tevbe, 9/112.
268
Yasin, 36/21.
269
Şanver, age, s.162.
92
çok güvenmesini sağlar. Samimi ve güvenilir bir eğitimcinin ise başaramayacağı şey
yoktur.
Enbiya Suresi’nde şahit olduğumuz peygamberler menfaat beklememe ilkesinde de
bizlere örnek olmaktadırlar. Her birinin hikâyesinde sıkıntı, yaşanan zorluklar, görülen
kötü muameleler dikkatleri çekmektedir. Ancak yaptıkları her şeyi Allah’ın rızası için
yapan peygamberlerin kavimlerinin tüm taşkınlıklarına rağmen, son derece sabırlı
olduklarını görüyoruz.
Hayatın her alanında kendisine örnek olarak peygamberleri seçmesi gereken
eğitimci, yaptığı eğitim faaliyetlerine karşı kişisel bir beklenti içerisinde olmamalıdır.
Nurettin Topçu’nun dediği gibi, “Eğitimci, tohum olmak için, toprağa girmenin zevkini
yaşamalıdır."270 Bunun yanı sıra muallim, geçeceği yol, bütün engellerle örtülü olduğu
halde buna tahammül etmesini bilen idealcidir. Düşmanları karşısında bile bunlara “beddua
et” diyenleri, “hayır, ben beddua için gönderilmedim” diye susturarak “bir gün gelecek
bunlar davamıza en büyük hizmeti yapacaklardır” diye tebşir eden rahmetler müjdecisidir
muallim.271
“Eğitimcinin kişisel hiçbir çıkarının olmadığı bu görevi bütün zorluklara rağmen
yapması, onun uhrevî sorumluluk duygusunun yanında, insanlara karşı şefkat, merhamet
ve fedakârlık duygularının da varlığına ve yaratandan ötürü yaratılanı sevdiğine
işarettir.”272 Bu sevginin verdiği güçle dava adamları gönüllerin kapalı kilitlerini, açılmaz
kapılarını açmak için kapıları defalarca çalmışlardır.273
270
Nurettin Topçu, Türkiye’nin Maarif Davası, Dergah Yay., İstanbul, 1998, s.109.
271
Topçu, age, s.67.
272
Şanver, age, s.117.
273
S. Kutub, Fîzılâl-îl - Kur’an, c.10, s.166.
93
4. Tedrîc İlkesi
“Aşamalılık” anlamına gelen “tedrîc ilkesi”, anlatılmak istenen konuları, belirli bir
sıraya ve programa göre muhatabın hazır oluşunu gözeterek aşamalı olarak vermektir.274
İslâm eğitiminde bilginin gerek olaylara ve gerekse insan zihninin yapısına göre tedrîcî
olarak verilmesi, modern eğitimde hâlâ ulaşılmaya çalışılan en üst noktalardan biridir.
Zihnin dinlendirilmesi, İslâm eğitiminde en önemli prensipler arasındadır.275
Kur’an’da getirilen tekliflerde, kolaydan zora bir çizginin izlendiği görülmektedir.
Beş vakit namazın iki vakitle başlaması, kumar ve içkinin birden değil de tedrîcen
yasaklanması, kolaylık olarak düşünebileceğimiz hususlardandır.276 Ayrıca Kur’an,
olaylara bağlı olarak peygambere peyderpey indirilmiştir. Kur’an’ın azar azar indirilmesi,
onda kolaylık ilkesinin esas alınmasındandır. Bu uygulama hem insanların sıkıntıya
düşmemesini sağlamış, hem de kabul edilmesini kolaylaştırmıştır.277
“İslâm’a davet, kişinin kendi şahsından başlayarak en yakın çevresinden itibaren
merhale merhale bütün insanlığa kadar uzanan mukaddes bir vazifedir. Kişinin gayri İslâmî
bir hal ve durumdan İslâmi bir hale geçişi sağlaması, hep bu davetin şümulüne
girmektedir.”278
Enbiya Suresi 37. ayetten yola çıkarak insanların aceleci olarak yaratılmış
olduklarını anlıyoruz. “İnsan aceleci olarak yaratıldı…” Bu özelliğinden dolayı insan,
ayetlerin hemen gelmesini istemektedir. İnsanı ondan daha iyi tanıyan Allah ise, Kur’an’ın
274
Şanver, age, s.158.
275
Bayraklı, İslam’da Eğitim, s.232.
276
Fersahoğlu, age, s.596.
277
Hüseyin Atay, İslam’ı Yeniden Anlama, Atay ve Atay Yay., Ankara, 2001, s.303.
278
Önkal, age, s.475.
94
tamamını bir kerede indirmeye güç yetirebilecekken, tedrîc ilkesini uygulamış ve Kur’an’ı
kısım kısım indirmiştir.
Tedrîc ilkesi, insanların çok değişken olduklarını ve insanlara bu özelliklerine göre
davranılmasının gerekliliği üzerinde durur. Ayrıca kişinin eğittiği herhangi bir kimseyi
kendine benzetmeye çalışmasının doğru olmadığını ve bunun insanın yaratılış felsefesine
de uymayacağını öğretir.279 Tıpkı insan gibi toplum da verilen bilgileri hazmedecek
kıvamda olmalıdır. Acele öğretilen konuları toplum kaldıramayabilir ve tatbik etmekte
zorluk çeker.280 Değişiklik için önce akılları ikna etmekle işe başlanmalı, istenmeyen bir
alışkanlığın değişmesi de zamana bırakılmalıdır. Alışkanlıkları değiştirmek için kaldırılan
bir alışkanlığın yerine yeni bir şey koymak gerekir. Bu boşluğun neyle doldurulacağı da
önemlidir. Eğer bu dikkate alınmazsa, yapılan değişiklikler de uzun sürmez.281 İşte bu
nedenle Yüce Allah Kur’an’da şirki yasakladıktan sonra onun yerine alternatifini gözler
önüne serer ki, bu da tevhid inancıdır.
Kur’an uyguladığı metot ve ilkelerle en güzel eğitim kitabıdır. Burada ilâhî emirler
zaman içinde peyderpey, hazmettirilerek sunulduğu için iyi sonuçlar alınmıştır.
282
Din
eğitimi açısından da bu önemli bir ayrıntıdır. Bilgiler bireyin hazır bulunuşluk seviyesine
göre yavaş yavaş aktarılmalıdır. Eğitimci, bu eğitim ilkesine dikkat etmeli ve muhatabını
ürkütmemelidir.
279
Atay, age, s.317.
280
Bayraklı, Kur’an Tefsiri, c.12, s. 447.
281
Özbek, Bir Eğitimci Olarak Hz. Muhammed, s.348, 349.
282
Özbek, Bir Eğitimci Olarak Hz. Muhammed, s.222.
95
5. Hürriyet İlkesi
“Dinde zorlama (ikrah) yoktur. Doğruluk ile sapıklık birbirinden ayrılmıştır.”
“Dileyen iman etsin, dileyen inkâr etsin.”
284
283
ayetlerinden Kur’an eğitiminde hürriyet
ilkesinin olduğunu öğreniyoruz. Bu nedenle tebliğ faaliyetlerinde zorlama değil, ikna etme
yolu tercih edilmelidir.
İslâm eğitiminde hürriyet prensibi, kötü ile iyi olanı tercih etmede görülür.285
“Doğrusu biz ona gerçek yolu gösterdik, ister şükreden olsun, ister nankörlük eden.”286
Peygamberlerin ve Yüce Allah’ın Kur’an’da uyguladığı İslam eğitiminde, bilgi
vermenin ve tavsiye etmenin ötesinde zorlama, baskı kurma gibi davranış örnekleri
görülmemektedir. Bilakis hürriyeti beyan eden pek çok ayet vardır.287 İslâm dinine göre
dileyen dindar, dileyen tanrı tanımaz olabilir; dileyen de zamana ve zemine göre değişik
tutum ve davranışlar sergileyebilir. Kişinin istediği hayat tarzını benimseyip yaşaması
serbesttir. Ancak, dünyadaki her tür davranışın hesabı ahirette sorulacaktır.288
Enbiya Suresi 45. ayette Yüce Allah, “De ki sizi ancak vahiy ile uyarıyorum.
Uyarıldıkları zaman ancak sağırlar çağrıyı işitmez” buyurmaktadır. Yani ayetleri
kavramalarını, hakkı işitmelerini önleyecek şekilde kalpleri mühürlenmiş, kulakları
sağırlaştırılmış, gözleri perdelenmiş kimseler yapılan çağrıyı işitmezler.289 Peygamber
283
Bakara, 2/256.
284
Kehf, 18/29.
285
Bayraklı, İslâm’da Eğitim, s.150.
286
İnsan, 76/3.
287
Nur, 24/54; Nahl, 16/82; Şûrâ, 42/48.
288
Sert, age, s.183.
289
Kurtubî, age, s.495.
96
devamında şunu demek istiyor, ben ancak Allah’tan aldığım vahyi tebliğ ediciyim. Sizi
uyarmış olduğum azap ve ceza, Allah’ın bana vahyetmiş olduğu hususlardır. Fakat
Allah’ın basiretini bağlamış, kulağını ve kalbini mühürlemiş olduğu kimselere elbette bu
fayda vermez.290Şayet kulakları sağırlaştıran, gözleri perdeleyen Allah ise, bu insanlara
haksızlık edilmiş olmuyor mu? Bu soruya cevap “Biz insanı katışıksız bir damladan
yarattık. Onu imtihan edelim diye, onun işitmesini ve görmesini sağladık. Biz ona yolu
gösterdik. İster şükreder, ister nankörlük”291 ayetindedir. Kalplerin yönü, ilahi öğüt ve
uyarıya yönelik olursa, söylenenlerden etkilenmesi muhakkaktır. Ama kalpler başka yöne
dönük ise, kendisine verilen mesajı alamayacaktır. Çünkü başka şeylerle meşguldür. “Zira
bu iş, gönülde, yürekte, sinede başlar ve orada biter.”292 Kalp gerçek tatmine ulaşınca, artık
duyu organlarıyla gören o olur, düşünen o olur.293
İnsanı yeryüzündeki temsilcisi olarak yaratan Allah, ona dünya hayatında geniş bir
salâhiyet vermiş ve kâinattaki her şeyi onun emrine âmâde kılmıştır. İyi ve kötüyü
potansiyel olarak bir arada bulunduran insan, yetki ve sorumluluk bağlamında ciddi bir
imtihan için, bu hayatı yaşamak durumundadır. İnsanın üstünlük ve ayrıcalığı, bu
imtihandaki başarısına bağlıdır.294
Kur’an, bizzat kendisi hidayet olduğu için, onun tebliğcisi de bir rehberdir.
“Gerçekten bu Kur’an, insanları en doğru yola rehberlik eder.”295 Rehberlik etmek ise,
üzerine düşeni yaptıktan sonra muhatabı serbest bırakmayı gerektirir. Bu nedenle Hz.
290
İbn Kesîr, age, s.1470.
291
İnsan, 76/2,3.
292
Bayraklı, Kur’an Tefsiri,c.12, s. 401.
293
Bayraklı, İslâm’da Eğitim, s.252.
294
Sert, age, s.180.
295
İsrâ, 17/9.
97
Peygamber, “Bana ilahınızın tek bir ilah olduğu vahyolunuyor” dedikten sonra, siz de ona
teslim olun şeklinde bir emir cümlesi kullanmak yerine, “Ona teslim olacak mısınız?”296
diyerek kişisel tercihlere verdiği önemi göstermektedir.
Dünya hayatı iyi ile kötünün bir arada olduğu bir imtihandan ibarettir. Zıtların
bulunduğu bu dünya hayatında tercihler söz konusudur. Tercihin olduğu yerde ise özgürlük
vardır. Özgürlüğün olduğu yerde elbette sorumluluk olacaktır. Zaten farklılıkların olduğu
yerde imtihan vardır.297 İnsanlara verilen bu hürriyet ve seçim özgürlüğünden dolayıdır ki
Allah, aceleci olan insanın, mucize isteğini reddetmiş ve yaşamları boyunca onları tüm
tercihlerinde hür bırakmıştır. Şayet istedikleri mucize verilse ve onlar gene iman etmeseler,
bu kez kökten imha edilmeleri gerekirdi ki bu durum Allah tarafından istenmemiştir.
İnsanoğluna sınırlı bir bağımsızlık vermiş olan Allah, onun yaratanı olmak
niteliğiyle insanlardan dosdoğru yolu bırakıp, sapıklığa dalanları zorla ve baskı ile tekrar
doğru yola çevirmek için mücadele etmemiştir.298 Çünkü Allah-insan ilişkisi, efendilikkölelik ilişkisi değildir. Kölenin değeri yoktur. Kur’an’ın ortaya koyduğu ilişki, saygınlık
ve sevgi ilişkisidir. Allah insanı akıllı, anlayışlı ve serbest iradeli yarattı ki kendisini ona
anlatsın. Ona birtakım emirler versin ve o da karşı gelecek hürriyete sahip olsun.299 Şayet
Yüce Allah bunun zıttını dileseydi, onu da yapmaya güç yetirirdi. “Eğer Rabbin dileseydi,
yeryüzündekilerin tümü topluca iman ederdi.”300
Kur’an’a göre eğitimin hedefi, insanı doğru düşünmeye sevk etmektir. Doğru
düşünme öğretildikten sonra nasıl davranacağına birey kendisi karar verecektir.
296
Enbiya, 21/108.
297
Bayraklı, Kur’an Tefsiri, c.12, s.442.
298
Mevdudî, Kur’an’ı Nasıl Anlayalım, s.29.
299
300
Hüseyin Atay, Kur’an’a Göre Araştırmalar IV, Semih Ofset, Ankara, 1995, s.120.
Yûnus, 10/99.
98
Eğitimcinin görevi sadece yönlendirme ve bilgilendirmedir. Doğru veya eğri istikamette
kararı verecek olan kişinin kendisidir.301
Peygamberler görevlerini hakkıyla yerine getirdikten sonra, halledemedikleri
hususları Allah’a bırakmaktadırlar. Dini öğretmekle yükümlü olanlar da aynı metodu
izlemelidir.302 Çünkü netice ne peygamberin elindedir ne de bir başkasının. Bu tamamen o
bireyin kendi elindedir.303 İyi olmak da kötü olmak da tebliğe muhatap olan kişiye
kalmıştır. “Biz onların dediklerini çok iyi biliriz. Sen onların üzerinde bir zorlayıcı
değilsin. Tehdidimden korkanlara Kur’an’la öğüt ver”304 ayeti de eğitimde hürriyet ilkesini
doğrular niteliktedir. Ayrıca yaptığı tüm eğitim faaliyetlerine rağmen hak ettiğini
alamayarak üzülen peygamber teselli edilmektedir. “Bu kitaba inanmazlarsa, arkalarından
üzüntüyle neredeyse kedini harap edeceksin.”305 denilerek Hz. Peygamber uyarılmakta ve
son sözün Allah’a ait olduğu hatırlatılmaktadır. Böylece peygamberlere ve eğitimcilere bir
ilke öğretilmektedir. “Şayet seni yalanlarlarsa, benim yaptığım bana, sizin yaptığınız
sizedir. Siz benim yaptığımdan uzaksınız, ben de sizin yaptığınızdan uzağım de”.306
6. Bütünlük İlkesi
İnsan denilen varlık, bir dengeler manzumesidir. Bir maddî bir de manevî yönü
vardır. Zihin dünyasının yanında, bir de duygu dünyası ve onun ötesinde davranış dünyası
mevcuttur. Sever, nefret eder, gazaba gelir, affeder, korkar, ümit eder. Neticede insan
dengelerin oluşturduğu bir muammadır. İnsanın bu niteliklerini ciddiye almayan bir eğitim
301
Özek, age, s.319.
302
Bayraklı, Kur’an Tefsiri, c.12, s.543.
303
Özek, age, s.320.
304
Kaf, 50/45.
305
Kehf, 18/6.
306
Yûnus, 10/41.
99
sistemi başarılı olamaz.307 İşte “bütünlük ilkesi” de bu esaslar üzerine kurulmuştur. İnsan
bir bütündür. Maddî hayatı, aklî ve ruhî hayatından ayrılamaz. Duyguları maddî
gerçeklerden sıyrılamaz.308 İşte bu nedenle İslâm, insanın dünyasını maddî ve manevî alan
olarak ikiye ayırmamıştır. Bir başka ifadeyle İslâm, insanı bütüncül olarak kavrayan ve ele
alan bir dindir.309 Bu din, insanın iç âleminde beden, akıl ve ruh arasında hiçbir ayrım
yapmadığı gibi, dış âleminde de bu ayrıma asla yer vermez. Ruh, akıl ve beden birbirine
bağlı bir şekilde bir varlığı meydana getirir ki, o da insandır.310 İslam dini de kendine o
varlığı muhatap kabul eder.
“İslam fıtrat dinidir. Hiçbir nizam, İslâm’ın ele aldığı gibi fıtratı ele alıp onu ıslah
etmez. Zira İslâm, insana muhtaç olduğu gıdaları yeteri kadar verir.”311 Allah’ın koyduğu
bu ilahi nizam, insanın ilerleme ve gelişme arzularına cevap verdiği gibi ferdî ve ictimâi
biçimde hiçbir şekilde insan enerjisini sindirmek ve ezmek istemez. Ruhen yücelmek için
bedene işkence yapmaz. Bedenî eğlenceler için de ruhu ihmal etmez.312 İnsan sadece
bedeni gayeler için yaşarsa, nefsini yükseltemez ve insanî kemale ulaşamaz.313 Kur’an
kıssalarında gördüğümüz peygamberlerin de Allah’ın elçileri olmalarına rağmen birer
meslek sahibi olmaları, İslâm dininin hem dünya hem de ahiret mutluluğumuzu istediğinin
bir göstergesidir.
307
Fersahoğlu, age, s.620, 621.
308
M. Kutub, İslam’da Eğitim Metodu, s.35.
309
Mehmet Akgül, Türkiye’de Din ve Değişim, Ötüken Yay., İstanbul, 2002, s.290.
310
M. Kutub, İslam’da Eğitim Metodu, s.37.
311
M. Kutub, İslam’da Eğitim Metodu, s.27.
312
S. Kutub, Fîzılâl-il Kur’an,c.10, s.183.
313
H. Mahmut Çamdibi, “Eğitimde Akıl-İlim-Hizmet Alakası”, Din Eğitimi Araştırmaları
Dergisi, Sayı 7, İstanbul, 2000, s.29.
100
SONUÇ
İnsan, belli bir gaye ile yaratılmış, birbirine zıt birtakım nitelikleri aynı anda
üzerinde taşıyabilen karmaşık bir varlıktır. Ona en yakın olan ve onu en iyi tanıyan varlık
ise yaratıcısı Allah’tır. Tüm eksik yönlerine rağmen insanı kendisine muhatap olarak kabul
eden Allah, insandaki söz konusu eksikleri gidermek amacıyla ilahî vahyi insanların
yardımına göndermiştir.
Kur’an, yaratılış gayesinden uzaklaşarak yanlış yollara sapan insana doğru yolu
hatırlatmakta ve bunu yaparken, ona anlayabileceği bir dille hitap etmektedir. Kur’an, bir
eğitim kitabı olduğundan, içinde her yaş ve eğitim seviyesindeki insana uygun hitaplar ve
uyarılar yer almaktadır.
Çalışmamızda, Kur’an’dan bir cüz olan Enbiya Suresi ele alınmıştır. Enbiya
Suresi’ni Din Eğitimi açısından değerlendirmemizin nedeni, bu surede, birer eğitimci olan
peygamberlere sıkça yer verilmiş olmasıdır. Kıssalarıyla birlikte pek çok peygamberi
bulabildiğimiz bu sure, insanı tanıma, eğitim metot ve ilkelerini öğrenip uygulama
açısından çok önemli bir yere sahiptir.
Eğitimde öncelikle muhatabı tanımak çok önemlidir. Enbiya Suresi’nde de farklı
insan tipleri anlatılmaktadır. Arzu edilen özelliklere sahip insanların yanı sıra, olumsuz ve
istenmeyen niteliklere sahip insan tiplerini de bu surede bulmak mümkündür. İlki,
sıkıntılara sabreden, hatasından dönen ve af dileyen, aklını kullanan, Allah’ı sürekli tesbih
eden ve Allah’a dua eden insan tipidir. Bunlar aynı zamanda, peygamberlerde de
gördüğümüz özelliklerdir. Bunun yanında, “iyi insan” modelinde bulunmaması gereken
insan tiplerini de bu surede görebiliyoruz. Geçmiş peygamberlerin dönemlerinde yaşayan
ve Mekke müşrikleriyle de özdeşleşen özelliklere sahip olan bu insan tipleri, “olumsuz
insan tipi” nitelemesiyle tezimizde yer almıştır. Bunlar, acele eden insan, gururu ve kibri
nedeniyle doğruları göremeyen insan, gerçekleri görse de bundan yüz çeviren gâfil insan,
atalarının kötü davranışlarını örnek alan taklitçi insan, haksızlık yapan zalim insan, yanlışta
ısrar eden inatçı insan, nankör insan, vurdumduymaz ve mücadeleci insan tipleridir.
101
Eğitimi bir iyileştirme faaliyetine benzetebiliriz. Nasıl ki bu süreçte teşhis tek
başına yeterli olmuyor ve tedaviye de ihtiyaç hissediliyorsa, eğitim sürecinde de sadece
insanı tanımak ve onun niteliklerini gözler önüne sermek yeterli olmayacaktır. Süreç
devam edecek ve “iyi insan” modeline ulaşmak için farklı metot ve ilkeler uygulanacaktır.
Bu nedenle çalışmamızda, farklı insan tipleri tasvir edilip anlatıldıktan sonra bu insanlara
uygulanacak metot ve ilkeler tespit edilmiştir. Tartışma metodu, soru-cevap metodu, tekrar
metodu, muhatapla ortak noktayı bulma metodu, gözlem metodu, temsil metodu ve kıssa
metodu; Enbiya Suresi’nde varlığını tespit ettiğimiz eğitim metotlarıdır. Bunların dışında,
surede kullanılan eğitim ilkeleri de mevcuttur. Bunlar, muhataba görelik ilkesi, düşünmedüşündürme ilkesi, karşılığı yalnızca Allah’tan bekleme ilkesi, tedrîc ilkesi, hürriyet ilkesi
ve bütünlük ilkesidir.
Bu metot ve ilkelerin tamamı insan fıtratına uygun bir tarzda uygulanmalıdır.
Nitekim eğitimle hedeflenen, insanın zaaflarını iyi ve faydalı yöne kanalize ederek, var
olan kabiliyetlerini geliştirip, onu en üst düzeye çıkarmak suretiyle, “iyi insan” hedefine
ulaşmaktır. Çalışmamızda özellikle peygamberlerin hikâyelerine temasla, günümüz
eğitimcilerine sabırlı olmaları ve ümitsizliğe kapılmamaları konusunda mesajlar verilmeye
çalışılmıştır.
102
BİBLİYOGRAFYA
Kur’an-Kerim
AKGÜL, Mehmet, Türkiye’de Din ve Değişim, Ötüken Yay., İstanbul, 2002.
ALAGAŞ, Mehmed, Kur’an’a Yönelirken, İnsan Dergisi Yay., İzmir, 1999.
ASLAN, Abdülgaffar, Kur’an’da Vahiy, Ankara Okulu Yay., Ankara, 2000.
ATAY, Hüseyin, Kuran’a Göre Araştırmalar IV.,Semih Ofset, Ankara, 1995.
- İslam’ı Yeniden Anlama, Atay ve Atay Yay., Ankara, 2001.
ATEŞ, Süleyman, Kur’an Ansiklopedisi, KUBA, İstanbul, 1997, c.5.
AYHAN, Halis, Eğitime Giriş ve İslâmiyet’in Eğitime Getirdiği Değerler, Damla
Yayınevi, İstanbul, 1982.
BAYRAKLI, Bayraktar, İslâm’da Eğitim, 7. Baskı, İstanbul, 2002.
-
Kur’an Tefsiri, Bayraklı Yay., İstanbul, 2004.
BİLGİLİ, Fatih Menderes, Çocuğun Din Eğitimi ve Karşılaşılan Güçlükler, Beyan Yay.,
İstanbul, 2005.
BİLGİN, Beyza, Eğitim Bilimi ve Din Eğitimi, AÜİF Yay., Ankara, 1988.
BULADI, Kerim, Peygamber Gibi Yaşamak, Kayıhan Yay., İstanbul, 2006.
CANAN, İbrahim, Peygamberimizin Okuma-Yazma Seferberliği ve Öğretim Siyaseti,
Cihan Yay., İstanbul, 1984.
ÇAMDİBİ, H. Mahmut, “Eğitimde Akıl-İlim-Hizmet Alakası”, Din Eğitimi Araştırmaları
Dergisi, Sayı 7, İstanbul, 2000.
103
ÇANGA, Mahmut, Kur’an-ı Kerim Lûgatı, Timaş Yay., İstanbul, 2004.
ÇELİK, Muhammed, Kur’an Kur’an’ı Tanımlıyor, Şûle Yay., İstanbul, 1998.
DEVELLİOĞLU, Ferit, Osmanlıca-Türkçe Ansiklopedik Lûgat, Aydın Kitabevi Yay.,
11.Baskı, Ankara. 1993.
DRAZ, Muhammed Abdullah, En Mühim Mesaj Kur’an, çev. Suat Yıldırım, Işık Yay.,
İzmir, 1994.
EKERİM, Esma Sayın, Namaz ve Karakter Gelişimi, İnsan Yay., İstanbul, 2006.
ERDEM, Hüsameddin, Son Devir Osmanlı Düşüncesinde Ahlak, Sebat Ofset, Konya,
1996.
ERKAN, Arif, Arapça-Türkçe Büyük Sözlük, Yasin Yayınevi, İstanbul, 2004.
ESED, Muhammed, Kur’an Mesajı (meâl-tefsir), çev. Cahit Koytak, Ahmet Ertürk, İşaret
Yay., İstanbul, 1999.
FAZLUR RAHMAN, Ana Konularıyla Kur’an, çev. Alparslan Açıkgenç, Ankara Okulu
Yay., 2. Baskı, Ankara, 1993.
FERSAHOĞLU, Yaşar, Kur’an’da Zihin Eğitimi, Marifet Yay., 2. Baskı, İstanbul, 1998.
GAZÂLÎ, İmam, İhyâ’u Ulûmid’din, Hikmet Neşriyat, İstanbul, 2004, c.4.
GÖLCÜK, Şerafeddin, Kur’an’da İnsanın Değeri, İstanbul, 1983.
- Kur’an ve İnsan, Esra Yay., Konya, 1996.
GÜLÇÜR, Musa Kâzım, Kur’an’da Karakter Eğitimi, Işık Yay., İzmir, 1994.
GÜNGÖR, Erol, İslam’ın Bugünkü Meseleleri, Ötüken Yay., İstanbul, 2000.
HALİDÎ, Salah Abdulfettah, Kur’an Öyküleri, çev. Ahmet Sarıkaya, Konya, 2002.
104
HİCÂZÎ, M. Mahmut, Furkan Tefsiri, çev. Mehmet Keskin, İlim Yay., İstanbul, 1989.
İBN KESÎR, Muhtasar Kur’an-ı Kerim Tefsiri, Çağrı Yay., İstanbul, 1990,c.3.
KÂDÎ, Abdulfettah, Esbâb-ı Nüzûl, çev. Salih Akdemir, Fecr Yay., Ankara, 1996.
KAVCAR, Cahit, Edebiyat ve Eğitim, Ankara Üniversitesi Eğitim Bilimleri Fakültesi
Yay., Ankara, 1982.
KUR’AN YOLU TÜRKÇE MEÂL VE TEFSİR, Diyanet İşleri Başkanlığı Yay., Ankara,
2006.
KURTUBÎ, İmam, El-Câmiu li Ahkâmi’l-Kur’an, çev. Beşir Eryarsoy, Buruc Yay.,
İstanbul, 2000, c.11.
KUTUB, Muhammed, İslam’da Eğitim Metodu, çev. Durmuş Ali Kayapınar, Ankara, tsz.
- Kur’an Araştırmaları, çev. Bekir Karlığa, Beşir Eryarsoy, Seriyya Kitapları, İstanbul,
1997, c.1.
KUTUB, Seyyid, Fîzılâl-îl-Kur’an, Merve Yay., İstanbul, tsz.
- Kur’an’da Edebî Tasvir. çev. Mehmet Yolcu, Çizgi Yay., İstanbul, 1991.
MEVDUDÎ, Ebu’l-A’lâ, Tefhimu’l-Kur’an, İnsan Yay., 2. Baskı, İstanbul, 1996.
- Kur’an’ı Nasıl Anlayalım, çev. Bekir Karlığa, İşaret Yay., 5.Baskı, İstanbul, 1990.
MONTAGU, Ashley, Çocuklarınıza Ahlaki Değerleri Nasıl Kazandırabilirsiniz? MEB
Yay., İstanbul, 2000.
MUTÇALI, Serdar, Arapça-Türkçe Sözlük, Dağarcık Yay., İstanbul, 1995.
OKTAY, Ayla, “Değerlendirmeler”, Çocuk Gelişimi ve Eğitimi, Ensar Neşriyat, İstanbul,
1998.
105
OKUMUŞLAR, Muhiddin, Fıtrattan Dine, Yediveren Yay., Konya, 2002.
ÖCAL, Mustafa, Din Eğitimi ve Öğretiminde Metotlar, Türkiye Diyanet Vakfı Yay.,
Ankara, 1990.
ÖNKAL, Ahmet, Rasûlullah’ın İslam’a Davet Metodu, Kitap Dünyası Yay., İstanbul,
2000.
ÖYMEN, M. Münir Raşit, Ahlâk Eğitimi ve Ahlâkın Testle Ölçülmesi, Murat Matbaacılık,
3. Baskı, İstanbul, 1975.
ÖZBEK, Abdullah, Bir Eğitimci Olarak Hz. Muhammed, Konya, 1988.
-
Bir Eğitimci Olarak Nasreddin Hoca, Esra Yay., Konya, 2004.
-
“Din Eğitiminin Problemleri”, Din Eğitimi Araştırmaları Dergisi, Sayı 6, İstanbul,
1999 .
ÖZEK, Ali, “Kapanış Konuşması”, Çocuk Gelişimi ve Eğitimi, Ensar Neşriyat, İstanbul,
1998.
PARLIYAN, Abdullah, Özlü Tefsir, Damla Ofset, tsz.
PİRİŞ, Şaban, Kur’an-ı Kerim Türkçe Anlamı, Okyanus Yay., Kayseri.
RÂZÎ, Fahruddin, Tefsîr-i Kebîr, Akçağ Yay., Ankara, 1993, c.16.
SÂBÛNÎ, Muhammed Ali, Safvetü’t-Tefâsir, Tefsirlerin Özü, Ensar Neşriyat, İstanbul,
1993, c.4.
SARI, Mevlüt, Arapça-Türkçe Lûgat, Bahar Yay., İstanbul, 1982.
SELÇUK, Mualla, “Gençlik Çağı ve İnanç Olgusu”, Gençlik Dönemi ve Eğitimi, Ensar
Neşriyat, İstanbul, 2000.
SERT, H. Emin, Kur’an’da İnsan Tipleri ve Davranışları, Bilge Yay., İstanbul, 2004.
106
ŞANVER, Mehmet, Kur’an’da Tebliğ ve Eğitim Psikolojisi, Pınar Yay., İstanbul, 2001.
ŞENGÜL, İdris, Kur’an Kıssaları üzerine, İzmir, 1994.
ŞENTÜRK, Habil, İbadet Psikolojisi Hz. Peygamber Örneği, İz Yay., İstanbul, 2000.
ŞİMŞEK, M. Sait, Kur’an’ın Ana Konuları, Beyan Yay., Konya, 1999.
-
Kur’an Kıssalarına Giriş, Yöneliş Yay., 2. Baskı, İstanbul, 1993.
TOPÇU, Nurettin, Türkiye’nin Maarif Davası, Dergah Yay., İstanbul, 1998.
TOSUN, Cemal, Din ve Kimlik, Türkiye Diyanet Vakfı Yay., Ankara.
TÜRKÇE SÖZLÜK, Türk Dil Kurumu Yay., Ankara, 1988, c.1,2.
ÜNLÜ, Selman, Bir Kutsî Dilekçe Dua, Rehber Yay., 4. Baskı, İstanbul, 2006.
VEHBİ, Mehmet, Hulâsat’ül-Beyân Fî Tefsîr’il Kur’an, Üçdal Neşriyat, İstanbul, 1979,
c.9.
YAZIR, Elmalılı M. Hamdi, Hak Dini Kur’an Dili, Eser Neşriyat, 1979, c.5.
YUSUF, Hüseyin, Hz. Peygamber Modeli, Rehber Yay., İstanbul, 2006.
ZÜMRÜT, Osman, Kur’an’ı Nasıl Okumalı ve Okutmalı, Arısan Matbaacılık, Ankara,
1983.
107
EK
ENBİYA SURESİ’NİN MEÂLİ
(Mekke Dönemi'nin sonunda indirilmiş olup, peygamberlere bildirilen vahyin ortak
yönleri üzerinde durur. Bu yüzden Enbiya yani, Peygamberler adını almıştır 112 ayettir.)
Rahman ve Rahim Allah'ın adıyla
1. İnsanların hesabı yaklaşmış olmasına rağmen onlar, gaflet içinde yüz çeviriyorlar.
2. Rab'lerinden gelen her yeni uyarıyı ancak alay ederek dinlerler.
3. Zalimler kalpleri gaflet içerisinde gizlice fısıldaşıyorlar:
- Bu, (Muhammed) sizin gibi bir insandan başka bir şey mi? Göz göre göre
büyülenecek misiniz?
4. Peygamber:
-Rabbim gökte ve yerde ne söyleniyorsa bilir. O işitendir, bilendir! dedi.
5. -Hayır, dediler. Bunlar rüya saçmalıkları.. Hayır, onu o uydurmuştur. Hayır, O
şairdir! Haydi, önceki peygamberler gibi bize bir mucize getirsin!
6. Onlardan önce, helak ettiğimiz şehir halkı da iman etmemişti. Bunlar mı edecek?!
7. Senden önce de kendilerine vahyettiğimiz adamlardan başkasını göndermedik.
Kitap ehline sorun, eğer bilmiyorsanız..
8. Biz onlara yemek yemez bir vücut vermedik, onlar ölümsüz de değillerdi.
9. Onlara verdiğimiz sözü tuttuk, onları ve dilediklerimizi kurtardık, gaflet ve
cehalette diretenleri de helak ettik.
10. Size de, içinde sizin için uyarıların yer aldığı bir kitap indirdik. Hâlâ, aklınızı
kullanmıyor musunuz?
108
11. Biz zalim olan nice ülkeleri kırıp geçirdik. Onlardan sonra, başka bir toplum var
ettik.
12. Azabımızı hissettikleri zaman, ondan süratle kaçıyorlardı.
13. -Kaçmayın, içinde bulunduğunuz refaha ve evlerinize dönün. Belki size bir şey
sorulur.
14. -Eyvah bize, dediler. Biz haksızlık etmiştik.
15. Bu haykırışları devam edip dururken, biz onları biçilmiş ekine, sönmüş ocağa
çevirdik.
16. Göğü, yeri ve ikisi arasındakileri oyun olsun diye yaratmadık.
17. Eğer bir eğlence edinmek isteseydik, onu kendi katımızdan edinirdik. Ama bunu
yapmadık.
18. Bilakis, hakkı, batılın üzerine fırlatırız, o da onun beynini parçalar, böylece batıl
sönüp gider. (Allah'a) isnat ettiğiniz vasıflardan dolayı yazıklar olsun size!
19. Göklerde ve yerde kim varsa Allah'a aittir. O'nun katında bulunanlar, O'na kulluk
etmekten büyüklenmezler ve usanmazlar.
20. Gece ve gündüz hiç durmadan O'nu tesbih ederler.
21. Yoksa onlar, yeryüzünde ilahlar edindiler de onlar mı ölüyü diriltecekler?
22. Oysa yerde ve gökte Allah'tan başka ilahlar olsaydı, yer de gök de bozulup
giderdi. Hükümranlığın sahibi olan Allah, onların nitelemelerinden çok yücedir.
23. O, yaptığından hesaba çekilmez, fakat onlar hesaba çekilirler.
24. Yoksa, O'ndan başka ilahlar mı edindiler? De ki:
- Kesin belgenizi getirin! İşte bu, benimle beraber olanların ve benden öncekilerin
uyarısıdır. Fakat, onların çoğu gerçeği bilmiyorlar, ama buna rağmen yüz çeviriyorlar.
25. Senden önce hiç bir peygamber göndermedik ki ona:
109
-Benden başka ilah yoktur, öyleyse bana kulluk edin! diye vahyetmiş olmayalım.
26. Rahman, çocuk edindi, dediler. Haşa o bundan uzaktır. Aksine onlar değerli
kullardır.
27. Sözleriyle onun önüne geçmezler ve yalnız O'nun emriyle iş yaparlar.
28. Allah, onların önlerindekini de arkalarındakini de bilir. Allah'ın razı olduğu
kimseden başkasına şefaat edemezler. O'nun korkusundan tir tir titrerler.
29. Onlardan kim:
-Allah'tan başka ben de ilahım! derse, Onu cehennemle cezalandırırız, işte zalimleri
böyle cezalandırırız.
30. İnkar edenler, görmez mi ki gökler ve yer birleşik iken onları (biz) ayırdık ve her
şeye sudan hayat sağladık. Hala inanmayacaklar mı?
31. Sarsılmasınlar diye yeryüzünde sabit dağlar, yollarını bulabilsinler diye orada
geniş yollar yaptık.
32. Gökyüzünü de korunmuş bir tavan yaptık. Buna rağmen onlar, bundaki
ayetlerden yüz çeviriyorlar.
33. Geceyi, gündüzü, güneşi ve ayı yaratan O'dur. Hepsi bir yörüngede yüzer.
34. Senden önce hiç bir insanı ölümsüz kılmadık. Sen öleceksin de onlar kalacaklar
mı?
35. Her can ölümü tadacaktır. Bir imtihan olarak sizi kötü ve iyi şeylerle deneriz.
Sonunda bize döndürüleceksiniz.
36. Kafirler seni gördüklerinde, ancak seninle alay ederler:
-İlahlarınızı diline dolayan bu mu? derler, işte Rahman'ın zikrini/kitabını . inkar
edenler onlardır.
37. İnsan aceleci yaratılmıştır. Size ayetlerimi göstereceğim, onun için acele etmeyin.
38. -Doğru söylüyorsanız bu vaat ne zamandır? derler.
110
39. O kafirler, yüzlerinden ve sırtlarından ateşi engelleyemeyecekleri ve yardım da
göremeyecekleri zamanı keşke bilselerdi.
40. (Azap) onlara aniden gelecek ve onları dehşete düşürecektir. Onu geri çevirmeye
asla güçleri yetmeyecek ve onlara mühlet de verilmeyecektir.
41. Senden önceki peygamberlerle de alay edilmiş ama, alay edenleri, eğlendikleri
şey mahvetmişti.
42. De ki:
- Gece ve gündüz sizi Rahmandan kim koruyabilir? Buna rağmen onlar, Rablerinin
zikrinden yüz çeviriyorlar.
43. Yoksa onları bizim alçaltmamızdan koruyacak ilahları mı var? Oysa o ilahları,
kendilerine bile yardım edemezler. Bizden de bir yakınlık göremezler.
44. Evet. biz onlara da atalarına da geçimlikler verdik. Öyle ki, uzun süre yaşadılar.
Şimdi onlar, yeri etrafından eksiltip durduğumuzu görmüyorlar mı? Onlar mı galip
gelecekler?
45. De ki:
-Sizi ancak vahiy ile uyarıyorum. Uyarıldıkları zaman ancak sağırlar çağrıyı işitmez.
46. Onlara Rabbinin azabından bir esinti dokunsa:
-Eyvah, biz gerçekten haksızlık edenler idik, derler.
47. Kıyamet günü adalet terazileri kurarız. Hiç kimse bir haksızlığa uğramaz. Bir
hardal tanesi ağırlığınca bile olsa onu getiririz. Hesap gören olarak biz yeteriz.
48. Musa ve Harun'a Sakınanlar için aydınlık zikir (öğüt) ve furkanı verdik.
49. Onlar, görmedikleri halde Rablerinden korkan ve kıyamet saatinden de sakınan
kimselerdir.
50. İşte, bu da indirdiğimiz mübarek bir zikirdir. Şimdi bunu inkar mı ediyorsunuz?
51. Daha önce de İbrahim'e doğru yolu göstermiştik. Biz onu biliyorduk.
111
52. Babasına ve kavmine:
- Kendilerine bağlandığınız bu heykeller nedir? demişti.
53. Onlar ise:
-Atalarımızı onlara kulluk ederken bulduk, dediler.
54. -Hiç kuşkusuz siz ve atalarınız apaçık bir sapıklık içinde bulunuyorsunuz dedi.
55. -Bize gerçeği mi getirdin, yoksa bizimle eğleniyor musun? dediler.
56. -Hayır, sizin Rabbiniz göklerin ve yerin Rabbidir ki, onları O yaratmıştır. Ben de
bunu kesin olarak bilenlerdenim.
57. Allah'a yemin ederim ki, siz arkanızı dönüp gittikten sonra putlarınıza bir tuzak
kuracağım.
58. Sonunda İbrahim hepsini paramparça edip, içlerinden büyüğünü ona başvursunlar
diye sağlam bıraktı.
59. -İlahlarımıza bunu kim yaptı? Elbette o zalim biridir, dediler.
60. -İbrahim denilen bir gencin onları diline doladığını duymuştuk, dediler.
61. -Şahitlik etmeleri için onu halkın gözü önüne getirin, dediler.
62. Dediler ki:
-Bunu ilahlarımıza sen mi yaptın ey İbrahim?
63. Hayır, onu, şu büyükleri yapmıştır. Eğer, konuşabiliyorlarsa onlara sorun, dedi.
64. Bunun üzerine kendilerine gelip:
-Siz, gerçekten haksızsınız dediler.
65. Sonra yine eski kafalarına döndüler ve:
-Onların konuşamayacağını sen çok iyi bilirsin, dediler.
66. İbrahim:
112
-O halde Allah'ı bırakıp da size hiç bir şekilde fayda ya da zarar vermeyen şeylere mi
kulluk ediyorsunuz? dedi.
67. Yazıklar olsun size ve Allah'tan başka kulluk ettiklerinize, hiç aklınızı
kullanmayacak mısınız?
68. Eğer bir şey yapacaksanız, şunu yakın da, ilahlarınıza yardım edin, dediler.
69. -Ey ateş! İbrahim'e karşı serin ve selamet ol! dedik.
70.-Ona bir tuzak kurmak istediler. Ama onları hüsrana uğrattık.
71. Onu da Lût'u da alemler için mübarek kıldığımız yere ulaştırıp, kurtardık.
72. Ve ona, İshak'ı, üstelik bir de Yakub'u bağışladık. Her ikisini de dürüst kimseler
kıldık.
73. Onları emrimiz uyarınca doğru yolu gösteren önderler kılıp, onlara hayır
işlemeyi, namazı kılmayı, zekatı vermeyi vahyettik. Onlar, bize kulluk eden kimselerdi.
74. Lut'a da hikmet ve ilim verdik. Onu çirkin iş yapan memleketten kurtardık.
Gerçekten onlar, yoldan çıkmış kötü bir toplum idi.
75. O'nu da rahmetimize dahil ettik. Çünkü o, iyi ve dürüst kimselerdendi.
76. Nuh'u da.. Hani o, daha önce dua etmişti de, biz de ona karşılık vermiştik. Onu ve
ailesini büyük sıkıntıdan kurtarmıştık.
77. Ayetlerimizi yalanlayan kavme karşı ona yardım etmiştik. Çünkü onlar kötü bir
toplum idi, bu sebeple onların hepsini suda boğmuştuk.
78. Davud ve Süleyman'ı da hatırla.. Hani onlar, bir gurup insanın koyun sürüsünün
içine girip yayıldığı ekin hakkında hüküm veriyorlardı. Biz, onların verdiği hükme de
şahittik.
79. Onu Süleyman'a öğretmiştik. Her birine hikmet ve ilim verdik. Davud ile birlikte
tesbih etsinler diye dağları ve kuşları hizmetine verdik. Bunları yapan biz idik.
80. O'na sizi savaşta koruması için zırh yapma sanatını öğrettik. Peki siz, şükrediyor
musunuz?
113
81. Şiddetle esen rüzgârları da Süleyman'ın hizmetine sunmuştuk. Rüzgâr onun
emriyle, bereketlendirdiğimiz yere doğru eserdi. Biz her şeyi biliyorduk.
82. Denize dalan ve bundan başka işleri de gören şeytanları da ona boyun eğdirdik.
Onları gözetenler de biz idik.
83. Eyyûb da:
-Başıma bir bela geldi, sen merhametlilerin en merhametlisisin, diye yalvardığı
zaman...
84. Onun duasını kabul etmiş ve sıkıntısını gidermiştik. Ona, ailesini ve onlarla
beraber, katımızdan bir rahmet ve kulluk edenlere bir ibret olarak bir katını daha vermiştik.
85. İsmail, İdris ve Zülkifl de. Hepsi sabredenlerdendi.
86. Onları rahmetimize dahil etmiştik. Çünkü onlar doğrulardandı.
87. Zunnûna da.. Hani o, öfkeli olarak giderken, aleyhinde hüküm vermeyeceğimizi
zannetmişti. Karanlıklar içinde seslendi:
-Senden başka ilah yoktur, Sen
tüm noksanlıklardan yücesin. Gerçekten ben,
zalimlerden oldum.
88. Onun duasını kabul ettik. Onu üzüntüden kurtardık. İşte mü'minleri böyle
kurtarırız.
89. Zekeriyya da Rabbine:
-Rabbim, beni tek başıma bırakma, sen mirasçıların en iyisisin, diye yalvarmıştı.
90. Onun duasını kabul etmiş ve ona Yahya'yı bağışlamış, eşini de doğum
yapabilecek bir hale getirmiştik.
Onlar, hayırlarda yarışıyorlar, korku ve ümit ile bize dua ediyorlardı. Bize karşı son
derece saygılı idiler.
91. Irzını koruyan (Meryem'e) de rahmetimizden üflemiş, onu da oğlunu da insanlığa
bir belge kılmıştık.
114
92. İşte bu, sizin ümmetiniz tek bir ümmettir. Ben de sizin Rabbinizim, o halde bana
kulluk edin.
93. Aralarındaki işlerini paramparça ettiler. Hepsi bize dönecektir.
94. Kim de mü'min olarak doğruları yaparsa, onun çabası göz ardı edilmeyecektir.
Çünkü biz onu yazmaktayız.
95. Helak ettiğimiz bir belde halkının da (bize) dönmemesi imkânsızdır
96. Ne zaman ki Yecüc ve Mecüc serbest bırakılır, her tepeden ve dereden sel gibi
akarlar.
97. İşte gerçek vaat yaklaşmıştır, işte o zaman kâfirlerin gözleri dehşetten bakakalır:
-Eyvah bize, bundan önce biz gaflet içindeydik. Biz gerçekten zalim kimselerdik.
98. Siz ve Allah'ı bırakıp da kulluk ettiğiniz şeyler, cehennemin odunusunuz. Oraya
gireceksiniz.
99. Eğer onlar, ilah olsaydı oraya girmezlerdi. Ama hepsi orada ebedi kalacaklardır.
100. Orada inim inim inleyecekler ve hiçbir şey işitmeyeceklerdir.
101. (Yaptıklarına karşılık) Bizden iyilik ödülü kazananlar ise, onlar cehennemden
uzak tutulur.
102. Onun uğultusunu duymazlar. Canlarının arzu ettiği şeyler içinde ebedi kalırlar.
103. O en büyük korku bile onları üzmez. Melekler onları:
-Size söz verilen gün, işte bu gündür, diyerek karşılarlar.
104. Göğü kitap dürer gibi düreceğimiz gün, ilk defa yaratmaya başladığımız gibi
yine onu tekrar ederiz. Söz veriyoruz, elbette bunu yapacağız.
105. Zikir (Tevrat)'den sonra Zebur' da da yeryüzüne salih kullarımın mirasçı
olacağını yazmıştık.
106. Elbette bu (Kur'an'da) kulluk eden bir toplum için açık bir mesaj vardır.
115
107. Seni ancak insanlığa rahmet olarak gönderdik.
108. De ki:
-Ancak bana, ilahınızın tek bir ilah olduğu vahyolunuyor. Siz de ona teslim oldunuz
mu?
109. Eğer yüz çevirirlerse de ki:
-Size (gerçeği) doğru bir şekilde açıkladım. Size vaat edilenin yakın mı yoksa uzak
mı olduğunu bilmem.
110. Şüphesiz Allah, açığa vurulan sözü de gizlediğiniz sözü de bilir.
111. Bilemem, belki bu sizi denemek ve bir süreye kadar faydalandırmak içindir.
112.-Rabbim, dedi. Hak ile hükmet. Sizin nitelemenizden yardımına sığınılacak
Rahman olan Rabbimizdir.
116
Download

tc selçuk üniversitesi sosyal bilimler enstitüsü ilköğretim din kültürü