T.C.
SELÇUK ÜNĠVERSĠTESĠ
FEN BĠLĠMLERĠ ENSTĠTÜSÜ
KONYA ġARTLARINDA BAZI KĠMYASAL
GÜBRELERĠN MERA KARIġIMININ YEM
VERĠMĠ VE KALĠTESĠ ÜZERĠNE ETKĠLERĠ
Mustafa Taha SEZGĠN
YÜKSEK LĠSANS TEZĠ
Tarla Bitkileri Anabilim Dalı
Mart-2014
KONYA
Her Hakkı Saklıdır
TEZ BĠLDĠRĠMĠ
Bu tezdeki bütün bilgilerin etik davranış ve akademik kurallar çerçevesinde elde
edildiğini ve tez yazım kurallarına uygun olarak hazırlanan bu çalışmada bana ait
olmayan her türlü ifade ve bilginin kaynağına eksiksiz atıf yapıldığını bildiririm.
DECLARATION PAGE
I hereby declare that all information in this document has been obtained and
presented in accordance with academic rules and ethical conduct. I also declare that, as
required by these rules and conduct, I have fully cited and referenced all material and
results that are not original to this work.
Mustafa Taha SEZGİN
Tarih: 19.03.2014
ÖZET
YÜKSEK LĠSANS TEZĠ
KONYA ġARTLARINDA BAZI KĠMYASAL GÜBRELERĠN MERA
KARIġIMININ YEM VERĠMĠ VE KALĠTESĠ ÜZERĠNE ETKĠLERĠ
Mustafa Taha SEZGĠN
Selçuk Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü
Tarla Bitkileri Anabilim Dalı
DanıĢman: Prof. Dr. Mevlüt MÜLAYĠM
2014, 82 Sayfa
Jüri
Prof. Dr. Mevlüt MÜLAYĠM
Prof. Dr. Refik UYANÖZ
Doç. Dr. Ramazan ACAR
Bu araştırma Konya’da 2012 Ekim ayında yeni tesis edilen bir suni merada, azot içerikleri farklı
olan üç azotlu gübrenin (Amonyum Nitrat (%33 N), Amonyum Sülfat (%26 N) ve Üre (%46 N) ) meranın
ilk biçiminde ot verimi ve kalitesi üzerindeki etkilerini tespit etmek amacıyla yürütülmüştür. Çalışmada
azotlu gübrelerin saf 0, 3, 6, 9, 12 kg/da dozları kullanılmıştır. Deneme tesadüf bloklarında bölünmüş
parseller deneme desenine göre 3 tekerrürlü olarak kurulmuştur. Sulu şartlarda yürütülen bu çalışmada
meranın birinci biçiminden elde edilen yeşil ot verimi, kuru ot oranı, kuru ot verimi, bitkilerin
ağırlıklarına göre botanik kompozisyonu, ham protein oranı ve ham protein verimi gibi özellikleri
incelenmiştir.
Araştırma sonuçlarına göre; azotlu gübreleme ile yeşil ot ve kuru ot verimlerinde artış
görülmüştür. Denemede yeşil ot verimi genel ortalaması 551.1 kg/da, kuru ot verimi genel ortalaması da
158.5 kg/da olarak tespit edilmiştir. Araştırma parsellerinde en yüksek yeşil ot verimi 654.2 kg/da, en
yüksek kuru ot verimi 218.5 kg/da ile Amonyum Nitrat gübresinin N 12 dozundan elde edilmiştir.
Azotlu gübreleme ağırlığa göre botanik kompozisyon içerisindeki buğdaygil oranını artırırken
baklagil oranını azaltmıştır. Buğdaygil oranı genel ortalaması %96.23, baklagil oranı genel ortalaması ise
%3.77 olarak tespit edilmiştir. Araştırma parsellerinde en yüksek buğdaygil oranı %98.53 ile Amonyum
Nitrat gübresinin N12 dozundan, en yüksek baklagil oranı ise %5.79 ile gübre uygulanmayan (şahit)
parselden elde edilmiştir.
Mera otunun ham protein oranı ve ham protein verimi azotlu gübreleme ile artış göstermiştir.
Araştırmada ham protein oranı genel ortalaması %7.91, ham protein verimi genel ortalaması 13.13
kg/da’dır. Parsellerde en yüksek ham protein oranı %12.67, en yüksek ham protein verimi 28.09 kg/da ile
Amonyum Nitrat gübresinin N12 dozundan elde edilmiştir
Elde edilen verilere göre; Konya ve benzer ekolojilerde sulanabilen suni meralarda ilkbahar
gübrelemelerinde azotlu gübrelerden Amonyum Nitrat gübresinin dekara 9 kg/da saf azot olarak verilmesi
tavsiye edilebilir bulunmuştur. Ancak gübrelemede daha güvenilir sonuçların elde edilebilmesi için çok
yıllık ve yıl boyu alınacak verimlerin değerlendirildiği araştırmalara ihtiyaç olduğu bir gerçektir.
Anahtar Kelimeler: Azot, gübreleme, ham protein, kuru ot, suni mera
iv
ABSTRACT
MS THESIS
THE EFFECTS OF SOME CHEMICAL FERTILIZERS ON THE FORAGE
YIELD AND QUALITY OF MEADOW MIXTURE IN KONYA
Mustafa Taha SEZGĠN
THE GRADUATE SCHOOL OF NATURAL AND APPLIED SCIENCE OF
SELÇUK UNIVERSITY
THE DEGREE OF MASTER OF SCIENCE
IN FIELD CROPS
Advisor: Prof. Dr. Mevlüt MÜLAYĠM
2014, 82 Pages
Jury
Prof. Dr. Mevlüt MÜLAYĠM
Prof. Dr. Refik UYANÖZ
Assoc. Prof. Dr. Ramazan ACAR
This research has been carried out in Konya province in October 2012 a newly established
artificial pasture, for the purpose of determining the effects of 3 nitrogenous fertilizers (Ammonium
Nitrate (33% N), Ammonium Sulfate (%26 N) and Urea (46% N) whose nitrogen contents diverse, on the
forage yield and quality in first harvest of the meadow. In the study, the nitrogenous manures have been
used by their doses of 3, 6, 9, 12 kg/da N. The trial has been established in split plots of randomized
blocks as 3 repeats depending on the trial design. In this study which has been carried out in wet
conditions, the features such as the green herbage yield, dry matter ratio, dry matter yield, botanic
composition of gravity, crude protein ratio and crude protein yield have been examined.
According to the research results; increase has been detected on green herbage and dry matter
yields by nitrogenous manure fertilizing. In the trial the green herbage yield general average has been set
as 551.1 kg/da and DM yield 158.5 kg/da. The highest green herbage yield on research parcels has been
obtained by 654.2 kg/da, the highest DM yield from 218.5 kg/da and from the N 12 dose of Ammonium
Nitrate fertilizer.
While the nitrogenous manure fertilizing increased the Gramineae ratio within the botanic
composition it decreased the Legumes ratio. The Gramineae ratio general average has been set as %96.23,
Legumes ratio general average as %3.77. The highest Gramineae ratio within the parcels of research has
been obtained from Ammonium Nitrate fertilizer N12 dose as %98.53, the highest Legumes ratio has been
obtained from the unfertilized (witness) parcel as %5.79.
The crude protein ratio and crude protein yield of grazing crop has increased through
nitrogenous manure fertilization. The crude protein ratio general average in the study is %7.91, while the
crude protein yield general average is 13.13 kg/da. The highest crude protein ration in the parcels has
been obtained as %12.67, the highest crude protein yield as 28.09 kg/da through the N12 dose of
Ammonium Nitrate fertilizer.
According to the obtained data; in ecologies like Konya and similar, in irrigable artificial
pastures, for spring fertilizations the fertilizer Ammonium Nitrate among nitrogenous manures has been
found to be worthy of recommendation to apply as 9 kg/da as pure nitrate. On the other hand it is a matter
of fact that for obtaining better consequences in the fertilization too many annual researches are required.
Keywords: crude protein, dry matter, fertilize, nitrogen, artificial pasture
v
ÖNSÖZ
Meralar tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de önemli bir hazinedir. Yıllar
boyunca meralarımız ağır ve erken otlatmaya maruz bırakılmış, bu nedenle de yem
verimi ve kalitesi oldukça düşmüştür. Genişleyen yerleşim alanları ile meraların kent
sınırları içerisinde kalması ve amaç dışı kullanımları ile mera kayıpları artmıştır. Artan
kaba yem ihtiyacı ve meralarımızın yem ihtiyacını karşılayamaması sonucu mera ıslahı
projelerine ağırlık verilmiştir. Mera tahribatı çok kısa süreler içerisinde meydana
gelirken, bu tahribatı ortadan kaldıracak ıslah çalışmaları maalesef çok uzun yıllara mal
olmaktadır. Birçok uzman ve araştırmacı mera ıslahı projelerinde gübreleme ve yem
bitkilerinin karışım halinde yetiştirilmesi konularına dikkat çekmektedir. Meraların
gübrelenmesi ve karışım halinde ekim uygulamaları verim, kalite ve maliyet kriterleri
üzerinde önemli etkilere sahiptir. Bu uygulamalardan fayda sağlamak için, yapılacak
araştırmaların ve denemelerin hassasiyetle incelenmesi, elde edilecek neticelerin yem
bitkisi yetiştiriciliğinde değerlendirilmesi gerekmektedir. Çalışmamızda yem
bitkilerinin karışım halinde suni mera tesisinde ekimi, farklı azotlu gübre çeşitlerinin
gübrelemede kullanılması ve ilk biçimde alınan verim ve verim değerlerin belirlenmesi
ile bu doğrultuda elde ettiğimiz bulgular konuyla ilgili bazı araştırmalarla kıyaslanarak
tartışılmıştır.
Tez çalışmamın her aşamasında değerli vaktini bana ayıran, engin bilgi ve
deneyimlerini benimle paylaşan danışman hocam Prof. Dr. Mevlüt MÜLAYİM, teknik
bilgi ve yardımlarını sunan Doç. Dr. Ramazan ACAR, Dr. Abdullah ÖZKÖSE ve diğer
Tarla Bitkileri Bölümü hocalarıma ve özellikle manevi desteklerinden dolayı aileme
şükranlarımı sunarım.
Mustafa Taha SEZGİN
KONYA-2014
vi
ĠÇĠNDEKĠLER
ÖZET .............................................................................................................................. iv
ABSTRACT ..................................................................................................................... v
ÖNSÖZ ........................................................................................................................... vi
ĠÇĠNDEKĠLER ............................................................................................................. vii
SĠMGELER VE KISALTMALAR .............................................................................. ix
1. GĠRĠġ ........................................................................................................................... 1
2. KAYNAK ARAġTIRMASI ....................................................................................... 5
3. MATERYAL VE YÖNTEM.................................................................................... 31
3.1. Materyal ............................................................................................................... 31
3.1.1. Araştırma Alanı............................................................................................. 31
3.1.1.1. Bölgenin Coğrafi Özellikleri ................................................................. 31
3.1.1.2. Bölgenin İklim Özellikleri ..................................................................... 31
3.1.1.3. Araştırma Sahasının Toprak Özellikleri ................................................ 32
3.1.2. Kullanılan Gübreler ...................................................................................... 33
3.1.3. Kullanılan Tohumlar ..................................................................................... 33
3.2. Yöntem................................................................................................................. 33
3.2.1. Denemenin Tesisi ve İdaresi ......................................................................... 33
3.2.2. Araştırmada İncelenen Konular .................................................................... 36
3.2.2.1. Yeşil Ot Verimi (kg/da) ......................................................................... 36
3.2.2.2. Kuru Ot Oranı (%) ................................................................................. 36
3.2.2.3. Kuru Ot Verimi (kg/da) ......................................................................... 36
3.2.2.4. Karışımların Ağırlığa Göre Botanik Kompozisyonları (%) .................. 36
3.2.2.5. Ham Protein Oranı (%) .......................................................................... 37
3.2.2.6. Ham Protein Verimi (kg/da) .................................................................. 37
3.2.2.7. İstatistiki Analiz ve Değerlendirmeler ................................................... 37
4. ARAġTIRMA SONUÇLARI VE TARTIġMA ...................................................... 38
4.1. Yeşil Ot Verimi (kg/da) ....................................................................................... 38
4.2. Kuru Ot Oranı (%) ............................................................................................... 42
4.3. Kuru Ot Verimi (kg/da) ....................................................................................... 45
4.4. Ağırlığa Göre Botanik Kompozisyon (%) ........................................................... 52
4.4.1. Buğdaygil Oranı (%) ..................................................................................... 52
4.4.2. Baklagil Oranı (%) ........................................................................................ 55
4.5. Ham Protein Oranı (%) ........................................................................................ 60
4.6. Ham Protein Verimi (kg/da) ................................................................................ 64
5. SONUÇLAR VE ÖNERĠLER ................................................................................. 69
5.1. Sonuçlar ............................................................................................................... 69
5.2. Öneriler ................................................................................................................ 73
vii
KAYNAKLAR .............................................................................................................. 75
ÖZGEÇMĠġ .................................................................................................................. 82
viii
SĠMGELER VE KISALTMALAR
Simgeler
% : Yüzde
0
C: Santigrat derece
N0 : Gübresiz (Şahit)
N3: 3 kg/da azot dozu
N6: 6 kg/da azot dozu
N9: 9 kg/da azot dozu
N12: 12 kg/da azot dozu
Kısaltmalar
g : Gram
kg : Kilogram
mg : Miligram
da : Dekar
ha : Hektar
mm : Milimetre
cm : Santimetre
m : Metre
m2 : Metrekare
cm2: Santimetrekare
N : Azot
P : Fosfor
K : Potasyum
CO2: Karbondioksit
P2O5:Fosfor
K2O: Potasyum
ÇM : Çayır Mera
BBHB: Büyük Baş Hayvan Birimi
AN: Amonyum Nitrat
AS: Amonyum Sülfat
ix
1
1. GĠRĠġ
Dünyada nüfusun artışına paralel olarak gıda maddesi talebi de artmaktadır.
İnsan beslenmesinde en değerli ürün grubunu hayvansal kökenli ürünler (et, süt,
yumurta, bal ve bunların tali ürünleri) oluşturmaktadır. Bu ürünlerden elde edilen
hayvansal proteinlerin yerini başka bir gıda maddesi dolduramamaktadır. İnsanın
büyümesi, gelişmesi ve sağlıklı kalabilmesinin yanı sıra, beyin gelişimi bakımından da
önemli olan sekiz adet aminoasit, sadece hayvansal kökenli proteinlerde yeterli
miktarda bulunmaktadır. Sağlıklı bir insanın vücut ağırlığının her bir kilogramı için
günde 1 gr hayvansal protein tüketmesi gerekir (Anonim, 2011). Günlük tüketilen
proteinin miktar olarak yarısının hayvansal kaynaklı olması gerekmektedir. Türkiye’de
günlük kişi başına tüketilen protein miktarı 105.5 gramdır. Bunu 28.20 gramı hayvansal
gıdalardan karşılanmaktadır. Gelişmiş ülkelerde günlük kişi başına tüketilen protein
miktarı ülkemiz tüketiminden yüksektir. Ülkemizde kişi başına tüketilen günlük
proteinin yaklaşık ¼’ü hayvansal kökenlidir. Hâlbuki gelişmiş ülkelerde bu ¾
oranındadır (FAO, 2009).
İnsanların yeterli ve dengeli beslenmesinde önemli rolü bulunan hayvancılık
sektörü; ulusal geliri ve istihdamı artırmak, et, süt, tekstil, deri, kozmetik ve ilaç sanayi
dallarına hammadde sağlamak, kalkınmaya katkıda bulunmak ve ihracat yoluyla döviz
gelirlerini artırmak gibi önemli ekonomik ve sosyal fonksiyonlara sahiptir. Birleşmiş
Milletler Gıda ve Tarım Örgütü (FAO) verilerine göre 2009 yılında tarım sektörü dünya
gayri safi hâsılasının %3’ünü oluşturmakta, hayvancılık sektörü ise tarımsal gayri safi
hâsılanın %37’sini oluşturmaktadır. Bu oran AB ülkelerinde %48, ABD’de %44 iken
gelişmekte olan ülkelerde %30’lar civarında kalmıştır. Türkiye’de hayvansal üretim,
bitkisel üretimden sonra gelmekte ve tarımsal üretim değerinin yaklaşık %30’unu
oluşturmaktadır. Bu durumun birçok önemli nedeni bulunmakla birlikte, temel neden
Türkiye’de hayvancılığın ticari bir faaliyet olarak algılanmamasıdır. Ayrıca geleneksel
tarım kültürü içerisinde bitkisel üretim birincil üretim faaliyeti durumundadır (Anonim,
2011).
Hayvancılıkta temel girdi ihtiyaç duyulan yemdir. Yemin en ucuz temin edildiği
yer çayır ve meralardır. Hayvancılıkta önemli materyal olan ekonomik değerli çiftlik
hayvanları
otobur
olduklarından, onların
beslenmelerinde
diğer
bir deyimle
yaşamalarının devamında ve ürün vermelerinde çayır mera varlığı ve kültürü temel
niteliği taşımaktadır (Gençkan, 1985). Meralar dünyanın birçok yerinde geleneksel
2
hayvancılığın temel yem kaynağıdır. Dünyada çiftlik hayvanları için yemin yaklaşık
%70’ini bu alanlardan temin etmektedirler. Dünyada gıda üretiminin %16’sı da
meralara dayalı sağlanmaktadır (Altın ve ark. 2011). Vitaminler, proteinler, mineral
maddeler ve iz elementler bakımından çok zengin olan bu yemler; hayvanların
beslenmelerinde önem taşıdıkları gibi, sağlıklarının korunmasında, hatta bazı
hastalıkların giderilmesinde de rol oynamaktadırlar. Özellikle entansif kültür meraları
çiftlik hayvanları için gerekli olan yemi sağlamaktan başka, bol güneş ışınlarından
yararlanma, hareket olanağı sağama gibi çeşitli avantajları da temin etmektedirler
(Gençkan, 1985). Çayır meralar önemli yem kaynağı olması yanında toprağın oluşumu,
ıslahı, verimliliği ve erozyon önlemedeki fayda ve önemleri de vardır. Hayvancılıkta
önemli girdi olan yem en ucuz kaynak olan çayır ve meralardan temin edilmektedir.
Temin değeri bakımından diğer kaynaklardan elde edilen yemlere göre %25-45
oranında daha ucuzdur. Meralarımızın doğru kullanımı ile artacak yem ile daha fazla
hayvan beslenilecek, et ve süt ihtiyacımız kolay karşılanacak, dışa bağımlılık azalacak
ve en önemlisi de köyden kentlere göç önlenecektir. Yem, hayvan yetiştiriciliğinde
önemli yer, masraflar içinde de önemli bir pay (%70-75) almaktadır (Mülayim, 2014).
Tabii meralardan daha fazla ürün alınması amacıyla kurulan suni meralardan; bilimsel
ve teknik bütün önlemlerin özenle uygulanması suretiyle, maksimum bir düzeyde ürün
alınmaktadır (Gençkan, 1985). Yapay meralar çoğunlukla daha verimli ve gübrelemeye
tepkileri daha yüksektir. Bu bakımdan tesisleri zor ve biraz masraflıdır (Altın ve ark.
2011). Ülkemizde çayır ve mera arazisinin kapladığı alan 14,617,000 ha’dır (Tüik,
2012). Bu alan ülkemizdeki toplam arazi varlığının %18.65’ine karşılık gelmektedir.
Hayvanların beslenmesinde en önemli yem kaynağını oluşturan doğal çayır
meralarımızdan elde edilen ot miktarının yetersiz olmasının yanında, yem bitkileri
üretimimiz de gerekli düzeyin çok altındadır. Ülkemiz meralarının çoğunluğu aşırı ve
erken otlatma nedeni ile dejenere olurken, doğal bitki örtüsünü de kaybederek
çıplaklaşmış ve erozyona açık alanlar haline gelmiştir(Yavuz ve ark. 2008). Meralardan
bu şekilde yararlanma sonucu ot kalitesi de azalmıştır. Kaliteli yem bitkilerinin botanik
kompozisyondaki oranları %10-20 arasına düşmüştür (Büyükburç ve Arkaç, 2000).
Ülkemizde 5,679,484 kültür, 5,776,028 melez ve 2,459,400 yerli olmak üzere
toplam 13,914,912 adet sığır, 107,435 manda, 27,425,233 koyun ve 8,357,286 keçi,
(Tüik, 2012) yani ülkemizde 14,7 milyon BBHB (Büyükbaş Hayvan Birimi) mevcuttur.
Hayvan sayımızın birçok gelişmiş ülkeden daha fazla olmasına karşılık hayvansal ürün
3
bazında bu ülkelerin seviyelerinden aşağıda kalmaktayız. Bunun sebebi; ülkemizde
yetiştirilen hayvan cinslerinin daha az verimli oluşu ve kaba yem açığının bulunmasıdır.
Türkiye’de hayvansal üretim için gerekli olan yem ihtiyacını çayır mera
arazilerinden, tarla tarımı içerisinde yem bitkileri yetiştiriciliğinden, diğer kaynaklardan
elde edilen ve yem olarak kullanılan bitkilerden karşılamaktayız. Türkiye’de tarla tarımı
içerisinde 1,956,455 ha alanda tarla tarımı içerisinde yem bitkileri yetiştiriciliği
yapılmaktadır (TÜİK, 2012). Bu alanlarda yılda yaklaşık 6.5 ton yem bitkisi üretimi
yapılmaktadır. Çayır mera arazilerinden de yılda yaklaşık 12-15 milyon ton kuru ot elde
edilmektedir. Ayrıca silajlık mısır üretimimiz de 14.9 tondur (TÜİK, 2012). Hayvan
beslemede hayvanlara ortalama her gün canlı ağırlığının %10’una eşdeğer miktarda
yeşil veya %2.5 miktarı kadar kuru kaba yem verilmesi uygundur (Altın ve ark. 2009).
Yaklaşık 15 milyon BBHB için yıllık ihtiyaç duyulan kaba yem miktarı yaklaşık 50-60
milyon tondur. Sonuç olarak diğer kaynaklardan temin edilenler de dikkate alınmış olsa
bile ülkemizde kaba yem açığı söz konusudur.
Konya ili hayvan varlığı yaklaşık 425,126 büyükbaş hayvan birimi (BBHB) olup
yıllık toplam kaba yem ihtiyacı 1,939,637 tondur. İhtiyaç duyulan kaba yemin 160,000
ton
kadarı
çayır
meralardan
ve
221,272
tonu
yem
bitkisi
üretiminden
karşılanabilmektedir. Bu kaynaklar dikkate alındığında ilimizde kaba yem açığı
mevcuttur. Çalışmanın yürütüldüğü Konya ili, hayvancılığın geliştiği illerden biridir.
Konya’da toplam işlenen tarım arazisi 1.865.683 ha’dır. Tarla tarımında yem bitkilerine
ayrılan alan ise 58,906 ha’dır (TÜİK, 2012). Konya’da toplam 691,849 ha çayır mera
alanı mevcuttur. 479,850 ha alanda tahdit, 445,968 ha alanda ise tahsis işlemleri
tamamlanmıştır (Anonim, 2014a).
Yem bitkilerinin ekim alanları içindeki payı 2000’li yıllara kadar %2’ler
seviyesinde iken 2013 yılında %5.07’ye yükselmiştir (Altın ve ark. 2011). Doğal çayır
meraların ıslah yolu ile yem üretiminin artırılması yanında hayvanların kaliteli yem
ihtiyacını karşılamak maçıyla tarla alanlarında da yem üretiminin gelişmesi zorunludur.
Bu bakımdan buğdaygil ve baklagil yem bitkilerinin karışık ekimlerini kapsayan
entansif yapay meralar özel bir önem taşımaktadır. Ancak karışımların bu üstünlükleri
sadece türler arasında iyi bir dengenin tesisi ile sağlanabilmektedir. Aksi taktirde daha
düşük verim elde edilebilmektedir. Karışımlarda türler arası denge daha çok karışımı
oluşturan türlere bağlı olmakla beraber devamlılığı ekim şekli ve gübreleme ile bir
ölçüde sağlanabilmektedir (Yavuz ve ark. 2008).
4
Dünyanın hemen hemen tarafında yapılan araştırmalar, gübrelemenin çayır ve
mera vejetasyonu üzerindeki birçok olumlu etkilerini ortaya koymuş ve bu bilgilere
dayanarak geniş uygulamalara başlanılmıştır. Çayır ve meralarda gübrelemenin ilk
olumlu etkisi verim artışı şeklinde ortaya çıkar. Ancak verim üzerine olan bu etki
yağışlara paralel bir şekilde azalır ya da çoğalır. Birkaç yıl arka arkaya gübrelenen çayır
meralarda, çok yıllık iyi cins yem bitkileri çoğalır, buna karşılık tek yıllıklar ve düşük
değerli mera bitkileri miktarı azalır. Esas gaye de iyi cins çok yıllık bitkilerin
çoğalmasını sağlamaktır. Bu bakımdan gübrelemenin mera ıslahındaki en önemli yararı,
vejetasyonun botanik kompozisyonunu iyileştirmesidir. Gübrelemenin yeşil yem
periyodunun uzaması, yemin lezzetlilik derecesinin artması, hayvansal ürün artışı gibi
birçok olumlu etkisi bilinmektedir. Çayır ve meralarda bitki büyüme ve gelişmesini
sınırlayan en önemli bitki besin maddesi azottur. Bu yüzden çayır mera gübrelemesinde
en çok azot kullanılmaktadır. Azotlu gübrelerden özellikle serin mevsim buğdaygilleri
yararlanır (Bakır, 1985). Azotlu gübrelemenin tarımda kullanımındaki gelişmeye bağlı
olarak çayır mera kültüründe de kullanımı ile mera yemlerindeki yüksek mineral madde
kapsamının artırılması büyük önem taşımaktadır. Meralarda azot; ilk otlatma devresinde
bol ve gür bir gelişmeyi sağlamakta, ancak kısa bir süre sonra etki gücünü yitirmektedir.
Azotun mera yönünden önemli etkilerinin başında; kitle gelişmesinin artışı, gelişme
başlangıcının ileri kaydırılması, sonbahar gelişme süresinin uzaması, mera alanlarından
yararlanmanın yükselmesi ve buna bağlı olarak hayvan sayısının çoğalma ihtimalini
artırmaktadır (Gençkan, 1985).
Ülke hayvancılığı doğal meraların ve suni meraların varlığı, tarla tarımıyla
üretilen yem bitkilerinin varlığı, sosyolojik yapı gibi birçok faktör sebebiyle bölgeden
bölgeye farklılıklar göstermektedir. Dünyanın birçok ülkesinde olduğu gibi meralar
ülkemiz hayvancılığı içinde önemlidir. Meraların bakımı, ıslahı ve amenajman
tekniklerinin uygulanması verimliliğin artırılması için kaçınılmazdır. İhtiyaç duyulan
hayvansal gıdadaki artış yem üretimine bağlı olarak değişeceğinden bu alanda yapılacak
çalışmalar daha fazla önemsenmektedir.
Sulu şartlarda yürütülen bu araştırmada, ticari bir firmadan alınan çoklu mera
karışımına dekara 2 kg yonca tohumu ilavesiyle 2012 yılı Ekim ayında tesis edilmiş
suni merada üç farklı azotlu kimyasal gübrenin farklı dozları ile 2013 ilkbahar ayında
gübreleme planlanmış ve uygulanmış olup meranın ilk biçiminden elde edilen ot
verimleri ve ot kalitesi üzerine olan etkileri belirlenmeye çalışılmıştır.
5
2. KAYNAK ARAġTIRMASI
Bu bölümde; “Meralarda Gübreleme” ve “Yem Bitkilerinin Karışım Halinde
Merada Yetiştirilmesi” konuları ile ilgili araştırmalar tarih sırasına göre sunulmuştur.
Lutwick ve Krogman (1963), Batı Kanada’da mera bitkilerinde gübreleme
üzerine yürüttükleri bir çalışmada, sulu ve toprağı verimli bir merada fosfor ve azot
gübrelemesi ile yonca ve çayır otunda verim artışı meydana geldiğini bildirmişlerdir. Bu
artış yeterli sulama ile artan gübre dozları ile sağlanmakta olup mera bitkilerinin azot ve
fosfor gübrelemesine olumlu yanıt verdiğini tespit etmişlerdir. Her ne kadar maksimum
etki fosfor gübrelemesinden sağlansa da, en yüksek azot etkisi fosforun uygulanmadığı
ve sadece azot gübrelemesinin yapıldığı alandan edildiğini ve yalnızca azot gübrelemesi
yapılan parsellerde üç yıllık kuru ot verim ortalamalarını 0, 3.8, 7.6, 11.4 azot dozları
için sırasıyla 78.1 kg/da, 248.0 kg/da, 248.0 kg/da ve 288.8 kg/da olarak tespit
etmişlerdir.
Clark ve Wilson (1965), Kanada’nın güneyinde yürütülen bir araştırmada, ayrık
otu, brom, çayır otu ve yonca karışımlarının çok üretken olduğunu ve tüm kriterler göz
önüne alındığında alana kolayca tahsis olduklarını bildirmiştir. Bu karışım 6 yıl için
üniform ve tutarlı bir ürün vermiştir. Yonca içermeyen aynı karışım, gübreleme
yapılmayana kadar daha az olduğunu bildirmiştir. Ayrık otu-yonca karışımından
üretilen verimin tatmin edici olduğunu ancak verimlerin kış zararı nedeniyle yıldan yıla
daha az üniform halde olduğu kanaatine varmıştır. 1. ve 2. karışımlardaki sürünücü
kırmızı yonca ve püsküllü çayır otu ürünü artış gösterirken, çayır otu-yonca karışımı
oranının düşüş gösterdiği, ayrıca maksimumu ürün elde etmek için azot gübrelemesinin
yapılması gerektiği tespitinde bulunmuştur.
Mason ve Miltimore (1968), Kanada’nın batısında Okanagan bölgesindeki bir
merada ayakotu ve yem kanyaşı üzerinde yapılan gübreleme (N,P,K,S) denemesinde;
ayakotu ve yem kanyaşının azotta fosfora göre daha fazla tepki verdiğini ve fosfor
eksikliğinde her iki bitkinin de veriminde azalma görüldüğünü bildirmişlerdir.
Alınoğlu ve Mülayim (1976), Ankara’da bir merada üç ayrı kimyasal gübrenin
etkilerini araştırmak üzere yürütülen yürüttükleri çalışmada; farklı dozlarda N₂ (0, 5, 10
kg/da), P₂O₅ (0, 3, 6 k/da) ve K₂ (0, 2, 4 kg/da) gübreleri kullanılmıştır. Araştırma
sonuçlarına göre; 1963-1969 yılları arasında tabii çayırda gübre verilen parsellerde,
gübre verilmeyen parsellerden daha fazla yeşil ot alındığını bildirmişlerdir. Genellikle
6
her yıl gübre verilen parsellerden daha fazla ot alındığını, bu artışın yıllara göre iklim
durumuna bağlı olarak değişme göstermekle beraber yedi yılın ortalamalarına göre bu
artışın dekara 474.84 kg olduğunu tespit etmişlerdir. Azot, fosfor ve potasyumlu
gübrelerin uygulandığı tabi çayır parsellerinin ot verimi bakımından, yıllar arasında çok
önemli fark görüldüğü bildirilmiştir. Bütün gübre kombinasyonlarına göre, alınan verim
ortalamalarında en yüksek verim ortalaması 1963 yılında (2238.7 kg/da) alındığını
saptamışlardır. 1963 yılında en fazla verim dekara 6 kg fosfor ve 2 kg potasyum verilen
parselden alınmıştır (3166.3 kg/da). Bu araştırmada azot ve fosforda görülen linear artış
devam ettiğinde bundan sonra yapılacak tabi çayırda gübre denemelerinde azot ve
fosforun daha dazla seviyelerinde denenmesi tavsiye etmişlerdir. Yine bu araştırmaya
göre tabii çayır, potasyumca fakir ise verilecek gübre miktarı dekara 10 kg azot, 6 kg
fosfor ve 2 kg potasyumdur. Potasyumca fakir olmayan tabii çayırlarda ise dekara 10 kg
azot ve 6 kg fosforun verilmesi tavsiye edilmiştir.
Altın ve Tosun (1977), Erzurum’da vejetasyonu bozulmuş bir merada
yürüttükleri çalışmada dekara 0, 5, 10 ve 15 kg. azot (N); 0, 4, 8 ve 12 kg fosfor (P202)
ile 0, 7,5 ve 15 kg. potasyumlu (K20), 4x4x3= 48 adet değişik gübre kombinasyonunun
yapay meranın kuru ot verimine ve karışımın botanik kompozisyonuna etkileri
incelemişlerdir. Azotlu gübre yapay meranın ot verimini her iki uygulama yılında çok
önemli derecede etkilemiş, fosfor sadece ikinci uygulama yılında önemli derecede tesirli
olduğunu bildirmişlerdir. Uygulanan gübrelerden sadece azot, karışımın botanik
kompozisyonunu etkilemiş, karışımda buğdaygillerin oranını artırdığını saptamışlardır.
Uygulamanın ilk yılında, yapay meranın ot verimini sadece azot çok önemli derecede
etkilemiştir. Fosfor ve potasyumun ise önemli bir tesiri görülmemiştir. İlk yıl hiç azot
verilmeyen ve dekara 5, 10 ve 15 kg. azot uygulanan parsellerin kuru ot verimleri
dekara sırası ile 101.7, 114.0, 107.0 ve 164.0 kg, ikinci yıl dekara 0, 5, 10 ve 15 kg.
azotun yalnız uygulandığı parsellerin verimleri dekara sırası ile 98.9, 233.0, 170.1 ve
261.1 kg olduğunu tespit etmişlerdir. Yalnız uygulamada dekara 10 kg’a kadar olan azot
artışında ot verimini artırmıştır. Bütün işlemlerin ortalaması olarak birinci yıl 119.8 kg
ikinci yıl 239.3 kg kuru ot verimi saptanmış olup yine en yüksek ot verimi; birinci yıl
yalnız 15 kg. azot; ikinci yıl ise 15 kg azot, 12 kg fosfor ve 15 kg potasyum uygulanan
parsellerden dekara sırası ile 164.0 ve 376.6 kg olarak alındığını bildirmişlerdir. İki
yıllık sonuçların birlikte değerlendirilmesinde azotla gübreleme meranın ot veriminde
çok önemli derecede etkili olmuş ve azotun bu etkisi gerek yalnız, gerekse diğer
gübrelerle birlikte uygulanmasında belirgin olduğu belirtilmiştir. Her iki durumda da ot
7
verimi uygulanan azot miktarıyla artış göstermiştir. Azotun 0, 5, 10 ve 15 kg'lık
dozlarının yalnız uygulanmasında dekara sırası ile 100.3, 173.5, 188.6 ve 212.6 kg’lık
ortalama verim saptanmıştır. Meranın botanik kompozisyonuna, uygulanan gübrelerden
sadece azotun etkisi önemli olmuştur. Azotun bu tesiri daha ziyade diğer gübrelerle
birlikte uygulanmasında barizdir. Zira dekara sadece 0, 5, 10 ve 15 kg azot uygulanan
parsellerde korunga oranı sırası ile % 36.52, 37.87, 30.87 ve 36.17 buğdaygiller oranı
ise yine sırası ile % 63.48, 62.13, 69.13 ve 63.83 olarak bulunduğu bildirilmiştir.
Azotun botanik kompozisyona tesiri yalnız uygulamada değişkenlik göstermiş, aynı
azot dozunun diğer gübrelerle birlikte uygulanmasında saptanan değerler ise yine sırası
ile korunga için %36.25, 31.48, 30.29 ve 30.83 buğdaygiller için ise %63.75, 68.52,
69.71 ve 69.17 olduğu tespit edilmiştir. Bu değerler dekara 5 kg azotun karışımda
korunga oranın azaltıcı, buğdaygiller oranını artırıcı yönde etkili olduğunu göstermekte
olduğu, yine dekara 5 kg’dan fazla azot dozunun, bu doza oranla botanik
kompozisyonda önemi bir etkisi olmadığını da belirtmişlerdir. Azotlu gübreleme
"korunga+buğdaygil" karışımı yapay meraların ot verimini, her iki uygulama yılında da
önemli derecede artırmıştır. Bu etki ikinci uygulama yılında daha belirgindir. Bu
araştırmada azotla gübreleme karışımın botanik kompozisyonunda buğdaygiller
oranının arzulanan yönde değişmesine sebep olduğunu, azotun karışım ot verimini de
artırması, bu gübrenin uygulanma gereğini gösterdiğini ve iki yıllık verim ortalamasına
göre 1 kg gübre azotuna karşı kuru ot artışı N5, N10 ve Nl5 dozlarında sırası ile 14,7, 3,1
ve 4,8 kg olduğu kanaatine varmışlardır.
Gomm (1982), ABD’nin Oregon eyaletinin doğusunda mera üzerinde gübreleme
üzerine yürütülen ve kurak geçen bir yılda gübrelemenin etkilerini araştıran bir
çalışmasında, 0’dan 745 kg/ha’ a kadar değişen 13 farklı dozdaki üre gübresi (%46 N)
uygulanmıştır. Haziran ayının ortasında verim 1000 kg/ha olarak belirlenmiştir. Gübre
dozu 0-50 kg/ha arasındayken mera üzerinde ürün artışının görülmediği fakat gübre
dozu oranları 95-745 kg/ha arasında iken üründe artış görülerek 1600 kg/ha’a kadar
çıktığı tespit edilmiş, buna rağmen artan azot dozunun nitrat birikimine neden olduğunu
tespit etmiştir. Bu meraların alışılagelmiş gübre dozlarıyla gübrelenmesi (90-110 kg
N/ha) beklenmedik şekilde hayvanlarda nitrat zehirlenmesine sebep olabilecek
olduğunu, normal yağışa sahip olan yıllarda bitkilerdeki ham protein oranları da bu
dozlarda benzer etkiyi gösterdiğini bildirmiştir. Ayrıca ham protein konsantrasyonunun
gübre dozları tarafından etkilendiğini saptamıştır.
8
Kline ve Broersma (1983), Kanada’nın batısında Phleum pratense L., Phalaris
arundinacea L. ve Alopecurus pratensis L. üzerinde 4 yıl boyunca ilkbaharda 5 farklı
dozdaki azot gübrelemesi sonuçlarına göre; 4 yıllık ortalama neticesinde her bitkide
görülen artış 300 kg/ha ya da daha düşük miktarda olduğunu bildirmişlerdir. Bu çalışma
ilkbahardaki azot uygulamalarının ve sonrasındaki biçimlerin verimde kayda değer bir
artış sağlanamadığını, hektara Phalaris arundinacea L’nın verimi en yüksek 360 kg ve
Phleum pratense L.’nin ise en yüksek 180 kg’a ulaştığını tespit etmişlerdir.
Gökkuş (1984), Atatürk Üniversitesi Ziraat Fakültesi’nin tabii mera arazisinde
yürüttüğü iki farklı denemede; havalandırma ve gübreleme ile tabii meranın kuru ot ve
ham protein verimlerinde artış sağlandığını tespit etmiştir. Havalandırmadan sonra
gübre (10 kg azot ve 5 kg fosfor) uygulaması meranın botanik kompozisyonundaki
baklagiller oranının azalmasına sebep olduğu, bu durumda buğdaygil ve diğer
familyalara ait bitki oranları önemli ölçü de değişmediğini bildirmiştir.
Bakır (1985), Sovyet Rusya’nın yarı çöl, kuru step, step, çayır stebi, orman ve
alpin bölgelerinde yağış miktarına bağlı olarak kuru bölgelerde 1 kg azot ile elde edilen
fazla kuru ot miktarı 5.3-8.9 kg arasında değiştiği halde, yağışlı bölgelerde 1 kg azot ile
17.0-24.9 kg arasında fazla kuru ot elde edildiğini bildirmiştir. ABD’nin Oregon
eyaletinin yarı kurak bir merasında yapılan bir gübreleme denemesinde meraya verilen
azotun her kilogramına karşı 25 kg daha fazla kuru ot elde edildiğini belirtmiştir.
Azotun buğdaygilleri teşvik ettiğini, azotlu gübrelerden özellikle serin mevsim
buğdaygillerin yararlanıp çoğaldığını bildirmektedir. Bakır’a göre gübrelenen çayır
mera bitkilerinde protein gibi önemli besin maddelerinin de miktarı çoğalır. Oregon’da
bir kıraç merada yapılan araştırmalarda dönüm başına 4,5 kg azot verildiği zaman,
üretilen yemdeki ham protein miktarının %12.68’den %16.70’e çıktığı görülmüştür.
Yine ABD’de yapılan bir araştırmada hektara 112.0, 336.0 ve 1008.0 kg saf azot
verilmek suretiyle yem verimi sırasıyla 1.7, 2.8 ve 4 misli arttığını, bu miktarlarda
gübrelemeyle bitkilerin bünyelerindeki nitrojen yüzdelerinin de 2.7, 5.4 ve 6.7 kat
arttığını belirmiştir.
Gençkan (1985), azotlu gübre uygulanmasıyla, Orta Avrupa çayırlarında verimin
%20-30, meralarda ise %20-60 oranında arttığını belirtmiştir. Ortalama bir etki değeri
olarak çok kapsamlı denemelerin sonucunda, çayırlar için her bir kg azot gübresi
karşılığı olmak üzere 26 kg’dan fazla kuru ot ürünü hesaplandığını, sürekli ve tek yönlü
azot verilmesi çimen oranının artması ve bu grubun içindeki özellikle yüksekten ve hızlı
gelişen çimenleri, çoğunlukla toprağa yakın olan yapraklarca fakir olan üst çimenleri
9
teşvik etmekte; baklagilleri ise bastırmakta olduğunu bildirmiştir. Mulder (1949)’in
klasik nitelikteki araştırmalarından elde ettiği sonuçlara göre ham protein miktarı
azotsuz %14.1, 4 kg N/da için 14.2 ve 42.0 kg N/da için %23.5 olarak bulunmuştur.
Gençkan’a göre fazla miktarda azot verilmesi büyümeyi hızlandırmaktadır. Aynı
zamanda bitkide azot kapsayan bileşiklerin miktarı artmaktadır. Meralarda entansif
yararlanma koşullarında azot dozu 4-10 kg/da ise de, ileri işletmelerde oldukça daha
yüksek dozlar uygulanmakta olup 20 kg/da’ı da aşmaktadır. Uygulamada nitrat formları
en etkili olup onu amonyumlu gübrelerin izlediğini bildirmektedir.
Holt ve Zentner (1985), Kanada’nın Saskatchewan bölgesinin orta batısındaki
meralarda dört yıl süre ile gübreleme çalışması yürütmüşlerdir. Yılda bir defa yapılan
inorganik N ve P gübrelemesi ve 2 defa uygulanan çiftlik gübresinin kuru şartlarda
kayda değer bir verim alınmasını sağladığını bildirmişlerdir.
Jacobs ve ark. (1985), Amerika’nın kuzey batısında gerçekleştirdiği çalışmalar
sonucu, azot gübrelemesinin (en az 18 kg/da), meranın gelişmiş ot ve ot-yonca
karışımında artış sağladığını tespit etmiştir. Adi yonca-mera otu P₂O₅’a yerli ve adi
yonca olmayan meraya göre daha iyi reaksiyon gösterdiğini bildirmiştir.
Avcıoğlu
(1986),
azotlu
gübrelerin
genellikle
buğdaygillerin
botanik
kompozisyon oranını artırmakta, bu da buğdaygillerin azota karşı istekli olmalarından
kaynaklanmakta olduğunu bildirmiştir. Avcıoğlu’na göre azotun baklagillerin botanik
kompozisyon oranına etkileri genellikle olumsuzdur. Bunda azot etkisiyle fazla gelişen
yüksek boylu buğdaygillerin baklagilleri gölgede bırakmaları ile baklagil köklerinde
bakterilerin bağladığı azot ile gübre azotu arasındaki antagonisttik etkinin önemli bir
rolü bulunmaktadır.
Yem bitkilerinin karışım halinde yetiştirilmesi konusunda ise Avcıoğlu (1980)
fazlaca boylanan, kardeşlenen ve iyi toprak koşullarında sulama ile yoğun bir
yetiştirmeye uygun bitkilerin seçilmesi (yüksek çayır yumağı, yüksek çayır yulafı, çayır
üçgülü, yonca), mera yoluyla otlatılarak değerlendirilmesi düşünülen alanlarda ise
rizomlu, stolonlu, kurak ve kıraç koşullara uygun, fazlaca boylanmayıp yatık gelişen
türlerin (otlak ayrığı, kılçıksız brom, gazal boynuzu, korunga) seçilmesini tavsiye
etmiştir.
Gökkuş (1989), çayırlar gübre ve herbisit uygulamalarıyla ot ve ham proteinleri
ile botanik kompozisyonlarını belirlemek üzere Erzurum’da tabii bir çayırda yürütülen
çalışmada; azotla gübrelemenin çayırların kuru ot ve ham protein verimleri ile otun ham
protein onanını artırdığı, çayırların azotla gübrelenmesinin verim üzerinde çok önemli
10
artış meydana getirdiğini bildirmiştir. Gübrelenmeyen ve dekara 10 kg azot verilen
çayırların ortalama kuru ot verimleri 1987 yılında 450.2 ve 752.2 kg; 1988 yılında 623.4
ve 879.9 kg; iki yıllık ortalamada ise 536.8 ve 816.1 kg olmuştur. Gerek yıllar gerekse
ortalamalarında, dekara 10 kg N uygulaması otun ham protein oranını artırmıştır. 1987
yılında gübresiz (N0) ve gübreli (N10) alanlarda çayır otunun ham protein oranlan
sırasıyla % 8.13 ve % 10.10 olmuştur. Bu oranları aynı sırayla 1988 yılında % 9.06 ve
% 9.60, iki yıllık ortalamada ise % 8.60 ve %9.85 olarak bulmuştur. İlk yıl Azotla
yapılan gübreleme vejetasyonunun toplam buğdaygiller oranı ile toplam geniş yapraklı
otlar oranlarında önemli derecede etkili olduğunu bildirmiştir. Gübreleme ile
buğdaygillerin oranı % 88.3’ten % 95,7’ye yükselmiştir. İkinci yılda da buğdaygillerin
çayırlarda dominant bitkiler olduğunu, bu yıldaki toplam buğdaygil oranı % 92,8
olduğunu tespit etmiştir. Dekara 10 kg hesabıyla verilen azot, çayırların kuru ot verimi
ile otun ham protein oranını ve buna bağlı olarak da ham protein verimini artırmıştır.
Azotu gübreler bitkilerin vejetatif olarak gelişmesini teşvik ettiğinden ot verimi
artmıştır. İki yıllık ortalamaya göre gübreleme ot verimini yaklaşık % 66 artırmıştır.
Ham protein verimi, kuru ot verimi ile otun ham protein oranının çarpılması suretiyle
hesaplandığı için, azotla gübreleme ile kuru ot verimi ve ham protein oranını artması,
ham protein verimini de artırmıştır. Azotla gübrelemenin otun ham protein oranını
artırması, ham proteinin yapı taşını azotun oluşturmasından ileri gelmiştir. Denemenin
yürütüldüğü yıllarda azotla gübreleme buğdaygiller oranını artırmış, geniş yapraklı
otların oranını azaltmıştır. Gübre azotuna karşı buğdaygiller çok iyi reaksiyon
göstermektedir. Bu yüzden gübre olarak verilen azot, daima vejetasyondaki
buğdaygilleri artmakta olduğunu bildirmiştir.
Gökkuş (1990), Erzurum ovasındaki çayırların gübreleme, sulama ve otlatma
uygulamalarına yönelik yürüttüğü çalışmaya göre; denemede azotun 4 seviyeli (G =
kontrol, G1 = 7.5+5.0 kg N/da, G2 = 15.0+10.0 kg N/da ve G3 = 22.5+15.0 kg N/da)
dozu uygulandığı, her parsele eşit 5 kg P₂O verildiği, azotlu gübreler iki parça halinde
uygulandığı bildirilmiştir. Azotun ilk kısmı her yıl iklim durumuna göre nisan ayının ilk
yarısında, ikinci kısmı ise biçimden hemen sonra atılmıştır. Gübrelemenin hem birinci
hem de ikinci biçimlerde otun ham protein oranını çok önemli derecede etkilediği, her
iki biçimde de en yüksek ham protein oranına (birinci biçimde % 11.69 ve ikinci
biçimde % 13.09) hiç azot verilmeyen (G0) parsellerin otunda rastlandığı tespit
edilmiştir. Bunu birinci ve ikinci biçimlerdeki % 11.43 ve % 12.54'lük oranlarla en
yüksek azot uygulanan (G3) parsellerin otunun ham protein oranları izlemiştir. G 1 ve G
11
2 gübre dozları tatbik edilen çayırların ham protein oranlan ise her iki biçimde de en
düşük değerlere sahip olmuştur. Baklagillerin bünyesindeki ham protein oranının, diğer
bitki gruplarından daha fazla olmasına bağlı olarak azotlu gübre uygulanmayan
parsellerde, otun ham protein oranı artmıştır. Azotla gübreleme her üç yılda da
çayırlardaki baklagil türlerinin azalmasına sebep olduğu, buğdaygillerin oranı ise
artmıştır. Azotlu gübre uygulamasına bağlı olarak baklagillerin oranı azalmış; buna
karşılık buğdaygillerin oranlan arttığı bildirilmiştir. Nitekim 1983 yılında G0, G1, G2 ve
G3 gübre dozları uygulanan çayırların baklagiller oranı sırasıyla % 14.77, % 8.96, %
3.95 ve % 3.10; 1984 yılında % 15.31. % 7.01, % 0.81 ve % 0.19; 1985 yılında da aynı
sıra ile % 45.01, % 26.73, % 9.45 ve % 0.70 olarak belirlenmiştir. Aynı parsellerin
buğdaygiller oranı ise aynı sırayla 1983 yılında % 79.05, % 86.63, % 92.06 ve % 92.53
olmuştur. Denemenin ikinci yılında (1984) G0, G1, G2 ve G3 gübrelerinin atıldığı
parsellerin buğdaygil oranları sırası ile % 80.18, % 87.98, % 92.71 ve % 95.49; 1985
yılında ise aynı sıra ile % 49.23, % 68.67, % 81.94 ve % 88.55 olarak tespit edilmiştir.
Araştırmacıya göre, yaklaşık 1800 m yükseklikte bulunan ve serin mevsim bitkilerinden
meydana gelen ova çayırlarının azotla gübrelenmesi, otun ham protein oranını
artırmaktadır. Ancak azot verilmeyip standart fosforlu gübre uygulamasıyla botanik
kompozisyondaki baklagillerin artışı ile yine otun ham protein oranı artış
göstermektedir. Azotla gübrelemeye bağlı olarak vejetasyondaki baklagiller azalıp,
buğdaygiller artmaktadır.
Nichols ve ark. (1990), ABD’nin Nebraska eyaletinde sulama yapılan bir merada
4 yıl süre ile azot, fosfor ve kükürt gübrelemesi yapmışlardır. Azot dozları 0, 45, 90 ve
135 kg/ha (0, 4,5, 9, 13,5 kg/da), fosfor dozları 0 ve 20 kg/ha ve kükürt dozları 0 ve 22
kg/ha olduğunu bildirmişlerdir. Gübreleme her yıl yapılmış olup kuru şartlarda yapılan
bu araştırma sonuçlarına göre verimde artış görüldüğü, gübreler arası etkileşimin
görülmediği, azot dozlarının artmasıyla verim de arttığı tespit edilmiştir. Azot
dozlarının hektara her 45 kg’lık artışına karşılık kuru madde veriminde 1000, 703 ve
402 kg/ha artış görüldüğü bildirilmiştir.
Büyükburç (1991), Ankara’nın Polatlı ilçesinde doğal bir köy merasında çeşitli
gübreler ve miktarları ile dört yıl süren bu araştırma ile meraların gübreleme ve
dinlendirme yöntemi ile ıslah olanakları araştırılmıştır. Bu araştırmada Amonyum
Sülfat, Süper Fosfat, Diamonyum Fosfat gübrelerinin farklı dozları ve karışımları, farklı
zamanlarda kullanılmıştır. Araştırmaya sonuçlarına göre; ilk yıl elde edilen ortalama
kuru ot verimleri 58.50 ile 164.00 kg/da arasında değişmekte olduğu, en düşük verimin
12
58.50 kg/da ile gübre verilmeyen kontrol parselinden, en yüksek verimin ise 164.0
kg/da ile 7.5 kg/da kompoze gübrenin (diamonyumfosfat 20+20) verildiği parselden
elde edildiği bildirilmiştir. Araştırmacıya göre dört yıllık ortalama verim sonuçlarına
göre, azotlu ve fosforlu gübrelerin yalın kullanıldığı parseller ile diamonyumfosfat
(18+46) gübresinin ilkbahar aylarında kullanılan parsellerinde kuru ot verimi üzerine
etkileri diğer araştırma konularına göre daha az olmuştur.
Jedel ve Helm (1992), Kanada’nın batısında bazı hububat karışımlarının yem
potansiyellerini
belirlemek
amacıyla
yürüttüğü
çalışmada;
arpa
ve
tritikale
karışımlarının yulafa göre daha istenilen şekilde olduğunu belirtmişlerdir. Araştırmada
her çeşidin veriminin aynı olduğunu, Trapper ve Tipu çeşitlerinin Magnum’a göre
protein verimlerinin daha fazla olduğunu bildirmişlerdir.
Gökkuş
ve
Koç
(1993),
mera
ekosistemlerinin
en
önemli
mineral
elementlerinden olan azotun biyokimyasal çevrimi atmosfer ile yer arasında ve mikro
organizmalar aracılığı ile gerçekleştiğini bildirmişlerdir. Azotun özelliğine bağlı olarak
yıkanma ve buharlaşma proseslerinin ön planda olması ve meralarınızın çoğunda
erozyon problemlerinin bulunması, zaman zaman N döngüsünde gecikmeler veya
kayıplara neden olabilmektedir. Bunun bilinmesi ile meralarda N yönünde negatif bir
bilançonun ortaya çıkmasına fırsat verilmemektedir. Böylece yüksek verimin indikatörü
olan azotun eksikliği halinde gübreleme ile takviye edilerek, meralardan iyi bir ürün
elde edilebilmekte olduğunu belirmişlerdir.
Acar (1995), Konya ilinde, ikinci ürün olarak bazı baklagil yem bitkileri ve tahıl
karışımları ile yaptığı araştırmada, kullanılan çemen, adi fiğ ve yem bezelyesi+yulaf
karışımlarının yeşil ot, kuru ot ve ham protein verimlerinin yüksek olması nedeniyle
Konya ve benzer ekolojilerde sulanır şartlarda ana ürün hasadından sonra ekim için
tohum yatağı hazırlamadan doğrudan anıza ekimle ikinci ürün olarak yetiştirilmesini
tavsiye etmiştir.
Mülayim ve ark. (1995), Konya şartlarında tahıl+baklagil yem bitkisi
karışımlarının verim ve kalitesi üzerine yürüttükleri çalışmada, yeşil ot verimi en
yüksek sürülerek tohum yatağı hazırlanan parsellere yapılan ekimlerde arpa-yem
bezelyesi karışımından (890.0 kg/da), anıza ekimde ise arpa-fiği karışımından (1296.66
kg/da) elde edildiğini bildirmişlerdir.
Fidan (1997), üç farklı mera karışımı ve üç farklı kimyasal gübre (DAP, Üre,
CAN) ile Elazığ şartlarında yürütülen araştırmaya göre; ekimi yapılan türlerden mavi
ayrık ve otlak ayrığının DAP gübresinin işlem parsellerinde iyi bir gelişme gösterdiği
13
gözlenmiştir. Bunun doğal sonucu olarak Duncan testine göre gübrelerin ot karışımları
üzerindeki etkileri açısından DAP gübresi farklı bulunmuştur. Bu çalışma ile Baskil
meralarına, meraların doğal yapısı bozulmadan suni tohumlama ile yeni ot türleri
getirilebilmiş ve gübrelerin bu türler üzerindeki etkisi ortaya çıktığı bildirilmiştir.
Gülcan ve ark. (1997), çok yıllık buğdaygillerden otlak ayrığı, domuz ayrığı,
kılçıksız brom, İngiliz çimi ve çayır kelpkuyruğu gibi bitkilerin; baklagillerden ise adi
yonca, korunga, ak üçgül ve çayır üçgülü gibi çok yıllık bitkilerin iyi karışım oluşturan
yem bitkileri olduğunu bildirmişlerdir.
Yine aynı araştırmacılar yem bitkilerinde gübrelemede, bitki besin maddesi
olarak azot, daha çok bitkinin vejetatif aksamı dediğimiz yeşil aksamının gelişmesinde
etkilidir. Baklagillere dekara sadece ekimle birlikte 2-3 kg N verilirken, buğdaygillerin
azota gereksinimi daha çoktur. Büyük çoğunlukla buğdaygillere verilmesi gereken
toplam saf azot miktarı 1 dönemde 12-15 kg’dır. Yem bitkilerinde azotlu gübreleme
özellikle buğdaygillerde protein içeriğini artırmaktadır. Azotlu gübreleme ham protein
oranını arttırmakla birlikte nitrat içeriğini de artırmasından dolayı fazla miktarlarda
azotlu gübreden kaçınılmalıdır. Çayır meralarda, baklagil ve buğdaygil karışımlarında
azotlu gübreleme botanik kompozisyonda buğdaygillerin oranını artırmaktadır.
Kır (1997), yağışlı bölgelerde, kurak bölgelere nazaran azotta 3 kat, fosforda 5
kat fazla kuru ot elde edilmektedir. Genel olarak yapılan azotlu gübreleme vejetasyonda
buğdaygil oranını artırmakta, buna karşılık baklagil oranını azaltmaktadır. Doğal yem
üretim alanlarının yoğun olduğu Doğu Anadolu bölgesinde yıllık azot gereksinimi
çayırlarda 15 kg/da, meralarda ise 5-10 kg/da olarak saptandığını bildirmiştir.
Soya ve ark. (1997), çayır meralarda olduğu gibi, tarla koşullarında da birden
fazla yem bitkisinden oluşturulan karışımların ekiminin mümkün olduğunu, karışımda
genellikle farklı familyalardan (buğdaygil+baklagil) kaynaklanan türlerin kullanıldığını
bildirmişlerdir. Örnek olarak, Hububat + Fiğ (Arpa+Fiğ) hasılları, İngiliz Çimi +
İskenderiye Üçgülü, İtalyan Çimi + İskenderiye Üçgülü karışımlarını göstermişleridir.
Akdeniz (1998), Van’da yürüttüğü çalışmada korunga, kılçıksız brom ve mavi
ayrık türleri ile bunların hem yalnız ve hem de ikili karışımlarının ot ve protein
verimleri ile botanik kompozisyonları incelenmiştir. İki yıllık sonuçların neticesinde
karışımlar arasında en yüksek ham protein oranı (% 12.90) korunga + kılçıksız brom
karışımından tespit edilmiş. Korunga + mavi ayrık, korunga + kılçıksız brom
karışımların ortalama yeşil ot verimleri sırası ile 1861.0- 1897.8 kg/da,
kuru ot
verimleri 495.8-521.7 ve ham protein verimleri 59.9-64.2 kg/da olarak bulunmuştur.
14
Karışımlardan en yüksek verimi korunganın girdiği karışımların verdiğini, en yüksek ot
verimi ve kalitesi için korunga ile kılçıksız brom veya mavi ayrık karışımların 75:25
oranında karıştırılması ve 30 cm sıra aralığında ekilmesi kanaatine varmıştır.
Loeppky ve ark. (1998), azot ve fosforlu gübrelemeye karşı yem bitkilerinin
gösterdiği tepkiyi araştırmak üzere Kanada’nın Saskatchewan eyaletinde yürüttükleri
çalışmada; üre gübresi bitkilere yılda 0, 5, 10 ve 15 kg/da dozlarında; 0, 0,9 ve 1,8
kg/da amonyum fosfat ve triple süper fosfat ile faktöriyel karışım olarak verildiği
bildirilmiştir. Azotun yonca dışında yem verimini önemli derecede artırdığı, bazı
parsellerde 5 kg/da azot dozu verimi %30 artırdığı bildirilmiştir. Kuru hava şartları
altında elde edilen verim ortalamanın altında olsa da 1989 yılında yem veriminde artış
görülmüştür.
Serin ve ark. (1998), Erzurum’da sulu şartlarda suni çayır tesisinde
kullanılabilecek uygun yem bitkileri ve karışımlarının belirlenmesi amacıyla yürütülen
çalışmada; iki baklagil, yonca ve çayır üçgülü ile kelpkuyruğu, kırmızı yumak, çok
yıllık çim, çayır yumağı, çayır salkımotu ve kılçıksız brom gibi buğdaygillerin yalnız ve
ikili (baklagil buğdaygil) karışımları karşılaştırılmıştır. Baklagiller ve buğdaygillerden
karışımlar yalnız ekimlerden daha verimli olmuştur. Üç yıllık ortalamaya göre yalnız
ekilen buğdaygillerin kuru ot verimi 682.7 kg/da olurken, baklagillerin verimi 1150.6
kg/da olarak tespit edilmiştir. Karışık ekimlerde ise kuru ot verimi 1517.6 kg/da’a
yükselmiştir. Üç yıllık ortalamaya göre en yüksek ham protein oranları baklagillerin
yalnız ekimlerinde ve özellikle de çayır üçgülünde (% 17.49) belirlenmiştir.
Altın (1999), azot bitkilerde vejetatif gelişmeyi artırır. Yem üretiminde bitkilerin
vejetatif organlarından yararlanılması nedeniyle azotlu gübreler daha da önemlidir.
Çayır meralarda tek yönlü azotla gübreleme, vejetasyonda özellikle yüksek boylu
buğdaygillerin oranını artırır. Yapay meralarda önerilen azot miktarı karışımın yapısına
göre değişmektedir. Yonca+Buğdaygil karışımlarının dekarına 5-10 kg azot gübre
yeterli görülmekte olduğunu bildirmiştir.
Aydın ve Uzun (2000), Samsun ilinde, Lâdik ilçesinin doğal bir merasında
gübreleme (her yıl dekara 10 kg N ve 8 kg P2O5), havalandırma, herbisit, üstten
tohumlama ve tıraşlama ile biçimin yalın veya bazı kombinasyonlarıyla üç yıl süreyle
yürüttükleri çalışmaya göre; 1996 yılında en yüksek kuru ot verimi 455 kg/da ile 13
numaralı işlemden (gübreleme + havalandırma + üstten tohumlama) alındığını tespit
etmişlerdir. Üç yıllık ortalama sonuçlara göre, genel olarak gübreleme işlemi kuru ot
verimi üzerinde çok etkilidir. Genel olarak gübreleme işlemi ham protein oranı üzerine
15
olumlu etki yaptığını, yüksek kuru ot ve ham protein verimi bakımından meraların
yeterince gübrelenmesi gerektiğini bildirmişlerdir.
Tranel (2000), ABD’nin Iowa eyaletinde yürüttüğü çalışmaya göre, meralardaki
azot gübrelemesinin, su ile birlikte büyümeyi etkileyen iki büyük faktörden birisi
olduğunu, meralarda sonbaharda yapılacak olan azot gübrelemesinin hasatta verim
artışını sağlayacağını ve N gübrelemesinin botanik kompozisyonu da etkileyeceğini
bildirmiştir. Çalışmasında buğdaygil bitkileri azot gübrelemesiyle artış göstermiştir.
Haziran ayında uygulanan N gübrelemesi verimi 70-170 kg/da artırdığını tespit etmiştir.
Birçok gübre ilkbaharda ya da yazın ya çok az miktarda ya da çok fazla miktarda
kullanılır. Tranel’e göre, Haziran ortalarında dekara 5-7.5 kg azotlu gübreleme daha
kazançlı olabilir. 10 kg/da N gübrelemesinde gübreler 5 er kg dozunda parça olarak
verilebilir. 3 tonluk bir mera otunun içerdiği %12.5 oranında ham protein oranı 12.5
kg/da N gübrelemesiyle kayba uğrayabilir.
Johnson ve ark (2001), ABD’nin Florida eyaletinde 3 farklı mera çeşidinin
değişen oranlardaki azot dozları (0, 39, 78, 118, 157 kg N/ha) ile 5 yaz dönemi
gübrelenmesiyle yürütülen çalışmada, azot gübrelemesi Paspalum notatum, Cynodon
dactylon, Cynodon nlemfuensis bitkilerinin meradaki bitki ağırlığı ve bitki kaliteleri
üzerine etkide bulunduğu bildirilmiştir. 78 kg’lık azot dozunda mera bitkilerindeki kuru
madde verimi önemli bulunmuş olup, tüm mera türlerinde toplam azot gübrelemesi ile
daha yüksek verim artışının görüldüğü tespit edilmiştir.
Sağlamtimur ve ark. (2001), baklagiller köklerinde Rhizobium bakterileri
sayesinde havanın serbest azotundan yararlandıklarından bu bitkilerin de azot
gübrelemesine pek gerek yoktur. Ancak Rhizobium bakterileri köklerde nodül oluşturup
azot bağlanıncaya kadar geçen 1-2 aylık sürede bitkinin kullanması için dekara 3-5 kg
azot uygulanmalıdır. Azot buğdaygiller için vazgeçilmez bir besin elementidir.
Buğdaygiller en iyi tepkiyi azota göstermektedirler. Buğdaygil yem bitkilerinin azot
dozu arttıkça yeşil ot, kuru ot ve ham protein verimleri artmaktadır.
Şeker (2001), azotlu gübrelerin, "Tesis Gübrelemesi" olarak ekimle birlikte yem
bitkisine uygulanabileceğini bildirmiştir. Şeker’e göre, tesis gübrelemesi olarak
baklagillerde dekara topraktaki azotu 3-4 kg'a ve buğdaygillerde ise 5-10 kg'a
tamamlayacak kadar azotlu gübre verilmelidir. Baklagillerde uygulanacak azotlu gübre
miktarına Rhizobium bakterileri ile aşılamanın yapılıp yapılmaması da etki etmektedir.
Baklagiller ekildikleri yıl, iyi bir şekilde tesis edilirse bakım yıllarında kendi azot
ihtiyacını temin ederler. Bu nedenle tesis yılında gerekli ihtimamı göstermeli ve bakım
16
yıllarında azotlu gübre uygulanmamalıdır. Buğdaygillerde ise hem tesis hem de bakım
yılında yeterli düzeyde azotlu gübrenin verilmesi mecburidir.
Aksu ve ark. (2002), Konya’da bir suni merada kimyasal ve organik gübreler
kullanılarak gerçekleştirilen çalışmada, azotlu gübrenin 4 farklı dozu (0, 8, 12, 16
kg/da), fosforlu gübrenin 3 farklı dozu (0, 4, 8 kg/da) ve organik çiftlik gübreleri (sığır
ve koyun gübresi) kullanılmıştır. İki yıllık ortalama verilere göre yeşil ot ve kuru ot
veriminde yapılan gübrelemenin verimi artırdığı, kullanılan sığır ve tavuk gübrelerinin
verildiği parsellerden Amonyum sülfat ve Diamonyum fosfat gübrelerine göre daha
yüksek verim alındığını tespit etmişlerdir. 1. Biçimde elde edilen en yüksek yeşil ot
verimi (6946,7 kg/da) 10 kg/da saf azot (amonyum sülfat) verilen parselden alınmıştır.
İkinci biçimde en yüksek yeşil ot verimi (3810,0 kg/da) dekara 1000 kg tavuk gübresi
verilen parselden alındığını bildirmişlerdir.
İpek ve Sevimay (2002), Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesi Tarla Bitkileri
Bölümü deneme tarlasında 1998 ve 1999 yıllarında tesadüf bloklarında bölünmüş
parseller deneme desenine göre yürütülen bu çalışmada materyal olarak 3 farklı çayır
düğmesi çeşidi (Bünyan 80, Altınova ve Gözlü) kullanılmış ve dekara 0, 4 ve 8 kg azot
uygulanmıştır. Araştırma sonuçları topluca değerlendirildiğinde; doğal bitki boyu
yönünden Bünyan 80 çeşidi ve uygulanan gübre dozları bakımından 8 kg azot
uygulamasından en iyi sonuçlar elde edildiği, uygulanan gübre dozları bakımından en
iyi sonucun 8 kg azot uygulamasından alındığı, dekara yeşil ot verimi yönünden Bünyan
80 çeşidinden ve uygulanan gübre dozları bakımından 8 kg azot uygulamasından en
yüksek değerler elde edildiği bildirilmiştir. Dekara kuru ot verimleri ise yeşil ot verimi
ve kuru ot oranına bağlı olarak değişiklikler gösterdiğini tespit etmişlerdir.
Aşcı ve ark. (2003), Samsun ilinin Çarşamba ilçesinde bazı çok yıllık çim
türlerinde azot gübrelemesinin ot ve tohum verimi üzerine etkilerini araştırmak amacı
ile yürütülen bu çalışmada, azot dozlarını 0, 4, 8, 12 kg/da olarak belirlemişlerdir. İlk yıl
en yüksek yaş ot verimi 249,4 kg/da olarak Lasso çeşidinde belirlenmiştir. 2001 yılında
en yüksek yaş ot verimi Tove ve Tetramax çeşitlerinden elde edildiği (2003.2 ve 1841.1
kg/da), en yüksek tohum verimi azot uygulanmadığında elde edildiği bildirilmiştir.
Kopp ve ark. (2003), Kanada’nın güneyinde yonca ve brom ihtiva eden kurak bir
merada yapılan gübreleme denemesinde 5 yıl boyunca verilen dozlar sırasıyla azot için
0, 1.1, 2.9, 0.9, 0.5 kg/da, fosfor için 5, 2, 4.3, 2.2, 3.1, potasyum için 7.7, 0, 0, 0, 1.6,
kg/da kükürt için 0, 3, 0, 0, 1 kg/da olduğu bildirilmiştir. 1995-1998 yılları arasında
elde edilen ortalama kuru ot verimlerini sırasıyla 324, 411, 282, 535 kg/da olarak tespit
17
etmişlerdir. Taşıma kapasitesinin %64’e çıktığını, baklagillerin bulunduğu merada ise
gübreleme ile mera taşıma kapasitesi %57 olduğu görüldüğü bildirilmiştir. Sonuçlara
göre yapılan süt veren sığırların besinleri karşılanabilmekte olduğu kanaatine
varmışlardır.
Açıkgöz ve ark. (2005), yağışın yetersiz olduğu kuru tarım yapılan
bölgelerimizde yapılan çalışmalar otlak ayrığı, kamışsı yumak gibi buğdaygil yem
bitkilerinin de iyi bir gelişme gösterdiğini ortaya koymuştur. Sulanan alanların artışıyla
ekim nöbeti sistemleri içerisinde sistemi etkilemeyecek şekilde kışlık ara ürün olarak fiğ
türleri, İskenderiye üçgülü, yem bezelyesi, mürdümük ve çemen gibi tek yıllık
baklagiller saf veya tahıllarla karışım halinde yetiştirilebildiğini, bu tip alanlarda kışlık
ara ürün olarak yetiştirilen tek yıllık baklagil+tahıl karışımlarından 600-800 kg /da kuru
ot verimi elde edilebildiğini bildirmişlerdir. Yeterli yağış alabilen veya sulanabilen
alanların genişliğinin 14 milyon hektar olduğu ve bu alanın % 60’ında ana ürün olarak
kışlık tahıl ve % 40’ında yazlıklar yetiştirildiğine göre, kış döneminde yem bitkileri için
ekilebilecek alan 5.6 milyon hektar olduğu, bunun da sadece 2/3’ünde yem bitkileri
karışımı ekildiği varsayılırsa 3.7 milyon hektarlık bir alan ortaya çıktığı belirtilmiştir,
Yeterli yağış rejiminde bu karışımların kuru ot verimlerinin 600 kg/da olduğu kabul
edilirse üretilecek kuru ot miktarı 22.2 milyon ton gibi büyük rakamlara ulaşmakta
olduğu saptanmıştır. Araştırma çalışmaları ve çiftçi uygulamaları nadasın uygulandığı
ve tarlanın boş olduğu yılda tek yıllık baklagil yem bitkilerinin yalın veya tahıllarla
karışım halinde ot üretmek amacıyla yetiştirilmesinin, tarlayı erken terk ettiği için
kendisinden sonra gelen tahılın verimini olumsuz bir etkide bulunmadığı kanaatine
varmışlardır.
Bayram (2005), Bursa koşullarında havalandırma, organik ve ticari gübre
uygulamalar ile sekonder karakterli meranın ot verimi, kalitesi ve botanik
kompozisyonuna etkilerini araştıran bir çalışma yürütmüştür. Araştırmacı gübre
uygulamalarının yeşil ot verimi üzerine etkisi önemli olmuş, en yüksek verim (3630.9
kg/da) azotun dekara 20 kg uygulamasından, en düşük verimin (2503.5 kg/da) ise gübre
uygulanmayan parsellerden elde etmiştir. Azotlu gübrenin 20 kg/da uygulanması ile
yeşil ot veriminde gübresiz şartlara göre %45 artış göstermiştir. En yüksek kuru ot
verimi 972.58 kg/da ile 20 kg N/da uygulamasından, en düşük kuru ot verimi ise 524.88
kg/da ile gübresiz parsellerde ortaya çıkmıştır. Gübre uygulamalarının baklagil oranı
üzerine etkilerini önemli bulmuş, ancak etkiler azaltıcı yönde olduğunu bildirmiştir. İki
yıllık ortalamalar bakımından gübre uygulamaları buğdaygil oranını önemli ölçüde
18
etkilemiş ve gübresiz koşullara göre artışlara neden olmuşlardır. Gübreler içerisinde
azotun her iki dozu da buğdaygil oranlarını maksimum düzeye çıkarmıştır. Azot
uygulamaları buğdaygil oranını gübresiz şartlara göre yaklaşık %34 artırmıştır. Azotlu
gübre (15 kg/da) ve azotlu gübre (20 kg/da) uygulamalarında sırasıyla %60.77 ve 61.30
olan buğdaygil oranı gübre uygulanmayan parsellerde %23.20’ye düşmüştür. İki yıllık
ortalamalara göre de azotlu gübre uygulamaları gübresiz koşullara göre baklagil
oranlarını aşırı derecede azaltmıştır. Gübresiz parsellerin ortalama baklagil oranı
%50.78 olup, en yüksek değeri ifade ederken, 15 ve 20 kg/da azotlu gübre dozlarında bu
oran sırasıyla %15.65 ve %9.87 olmuştur. Ham protein verimleri bakımından gübre
uygulamaları farklılık göstermiş ve en yüksek ham protein verimi 96.32 kg/da ile azotlu
gübrenin 20 kg/da dozundan alınmıştır. Araştırmacı, gübre uygulamalarının ham protein
içeriği üzerine etkisi incelendiğinde genellikle uygulanan tüm gübreler otun ham protein
içeriğini düşürdüğünü, ancak gübrelerin ham protein içeriklerini azaltıcı etkileri
arasında önemli farklılıklar oluşturduğunu, bu bakımdan azotlu gübreler en fazla
olumsuz etki yaptığı ve bu uygulamalarda en düşük ham protein içerikleri elde
edildiğini bildirmiştir.
Çomaklı ve ark. (2005), Ardahan İli Çamlıçatak Köyü meralarında 2000-2002
yalları arasında yürütülen bu çalışmada azot, fosfor ve kükürtlü gübrelerin meranın
verim ve bitki kompozisyonuna etkileri ele alınmıştır. Denemede azotun (N) 0, 5, 10 ve
15 kg/da, fosforun (P2O5) 0, 5 ve 10 kg/da, kükürdün (SO4) ise 0, 2.5 ve 5 kg/da
seviyeleri 3 tekerrürlü olarak uygulanmıştır. Araştırmada ot verimi yıllara göre önemli
farklılık göstermiştir. 2001 yılında ortalama kuru ot verimi (365.9 kg/da) diğer yıllardan
yaklaşık iki kat daha yüksek olarak belirlenmiştir. Deneme yıllarına benzer şekilde üç
yıllık kuru ot verimleri artan azot dozlarına (No, N5, N10 ve N15) göre sırasıyla 118.7,
201.0, 264.1 ve 320.7 kg/da verim alınarak düzenli bir artışın olduğu kaydedilmiştir.
Azot ve fosforlu gübreleme kuru ot verimini önemli derecede artırırken kükürdün
verime etkisi önemli olmamıştır. Kuru ot verimi yönünden en kararlı gübre tepkisinin 5
kg/da P2O5 ve 10 kg /da N seviyesinde olduğu kaydedilmiştir Araştırma yallarına
benzer şekilde üç yıllık ortalamada da azot dozlarına (No, N5, N10. ve N15) göre sırasıyla
%48.1, 56.4, 61.6 ve 59.0 buğdaygil oranları belirlenmiştir. Düzenli bir artış olmasına
rağmen N5 dozu ile N10 ve N15 dozları arasındaki fark önemsiz olmuştur. Yılların
ortalamalarında azot dozlarına (No, N5, N10 ve N15) göre sırasıyla baklagil türü bitkilerin
oranı %9.7, 4.8, 3.2 ve 3.2 olarak tespit edilmiştir. Araştırmacı azotlu gübreleme
baklagil oranını çok önemli seviyede düşürdüğü, azot ve fosforlu gübrelerin buğdaygil
19
türü bitkilerin oranını artırdığı kanaatine varmıştır. Azotlu gübreler botanik
kompozisyonda baklagillerin oranını azaltırken fosforlu gübrelerin baklagil oranını
artırdığı bildirilmiştir.
Parlak (2005), Ankara’da yapay bir merada yürüttüğü çalışmada, serpme, aynı
sıraya ve farklı sıralara ekim yapılarak azotun 0, 5 ve 10 kg/da dozları uygulanmıştır.
Çalışma sonucu; yeşil, kuru ot ve kuru madde verimleri üçlü karışımlarda daha yüksek
olurken, ikili karışımlarda daha düşük olduğu, otlak ayrığı ve kılçıksız bromun ham
protein oranı korunganın bulunduğu karışımlarda daha yüksek olduğunu bildirmiştir.
Sonuçlara göre, Orta Anadolu koşullarında yapay mera tesisi için otlak ayrığı, kılçıksız
brom, korunga ve çayır düğmesi uygun yem bitkileri olduğu bildirilmiştir. Artan azotlu
gübre dozuna bağlı olarak karışımda bulunan bitkilerin doğal bitki boyu, ana sap
uzunlukları, yeşil ot, kuru ot, kuru madde ve ham protein verimleri ile ham protein
oranları artmıştır. Azotlu gübre uygulaması karışımdaki buğdaygillerin oranını
artırırken, korunga ve çayır düğmesinin oranlarını azaltmıştır. Karışımda bulunan bütün
bitkilerin artan azotlu gübre dozlarında ham protein oranları artmıştır. En yüksek yeşil
ot, kuru ot ve kuru madde verimleri sırasıyla 1896, 492 ve 463 kg/da ile korunga + otlak
ayrığı + kılçıksız brom karışımı, serpme ekim ve dekara 10 kg azot uygulamasında
belirlenmiştir. Artan azotlu gübre dozu ile verimin arttığı kanaatine varmıştır. Yine aynı
araştırmada, karışımlarda bulunan otlak ayrığı, kılçıksız brom, korunga ve çayır
düğmesinin fide yaş ağırlığı ve kuru ağırlığı yapılan uygulamalardan etkilenmemiştir.
En yüksek fide sayısı otlak ayrığı ve kılçıksız bromun farklı sıraya yapılan ekimden elde
edilirken, korungada aynı sıraya yapılan ekimlerinden elde edilmiştir. Yeşil, kuru ot ve
kuru madde verimleri üçlü karışımlarda daha yüksek olurken, ikili karışımlarda daha
düşük olmuştur. Otlak ayrığı ve kılçıksız bromun ham protein oranı korunganın
bulunduğu karışımlarda daha yüksek olmuştur. Sonuçlara göre, Orta Anadolu
koşullarında yapay mera tesisi için otlak ayrığı, kılçıksız brom, korunga ve çayır
düğmesi uygun yem bitkileri olduğu bildirilmiştir.
Sulak ve Aydın (2005), toprakta yüksek azot varlığında veya kuraklık gibi
fotosentezi etkileyen olumsuz şartlar altında yem bitkilerinin nitrat düzeyi, hayvanlara
toksik olabilecek düzeyde yükselebilir olduğunu bildirmiştir. Yem bitkilerinde kritik
nitrat düzeyi, içme suyuna da bağlı olmak üzere 2000-2500 ppm arasında değişir.
Kronik ve akut etkileri dikkate alınarak yüksek nitrat içeren yemlerin hayvanlara
verilmesinde dikkatli olmak gerekir. Yemlerin nitrat içeriğine ilişkin ülkemizde yapılan
araştırmalar son derecede sınırlıdır.
20
Türk ve ark. (2005), farklı azot uygulamalarının sekonder mera vejetasyonunda
bulunan baklagil, buğdaygil ve diğer familyaların kapladıkları alan ve kuru ot verimleri
üzerine olan etkilerini belirlemek amacıyla Bursa’da yürüttüğü çalışmada azot
seviyelerini 0, 5, 10 ve 15 kg/da; potasyum ise 0, 5 ve 10 kg/da olarak belirlemiştir.
Azotlu gübre olarak üre, potasyum için KSO4 kullanılmıştır. Baklagillerin payı
incelendiğinde artan azot miktarlarının baklagil oranını azalttığı tespit edilmiştir. Azot
verilmeyen parsellerde baklagillerin payı % 29.61 iken bu değer 15 kg/da N verilen
parsellerde % 10.72’ye düşmüştür. Buğdaygillerde ise tam tersi bir durum ortaya çıkmış
ve artan azot dozları buğdaygillerin bitki ile kaplı alan içerisindeki oranını arttırmıştır.
Azot verilmeyen parsellerde % 17.22 olan buğdaygillerin toprağı kaplama oranı 10
kg/da N verildiğinde iki katına çıkarak % 34.67’ye ulaşmıştır. Azot miktarının daha da
arttırılması bu oranın azalmasına neden olmuştur. Araştırmacılar azotlu gübrelerin cayır
veya meranın botanik kompozisyonunda önemli değişiklikler yapabilir ve özellikle
buğdaygil yem bitkilerini teşvik edebilir olduğu kanaatine varmışlardır. Buğdaygiller
içerisinde de yüksek boylu olanlar ve çok kardeşlenenler, azotlu gübrelerden daha çok
yararlandığını, tek taraflı olarak ve uzun bir süre azotlu gübreleme yapılan çayırlarda,
yüksek boylu buğdaygiller çoğaldığı halde, baklagiller ve diğer bazı geniş yapraklı mera
bitkileri gittikçe azalacağını bildirmişlerdir. Artan azot seviyeleri kuru ot verimini
artırdığı, en yüksek verim 1347.2 ve 1471.7 kg/da ile 10 ve 15 kg/da N
uygulamalarından elde edilirken, en düşük verim 688.0 kg/da ile azot verilmeyen
parsellerden elde edildiği tespitini yapmışlardır.
Vuckovic ve ark. (2005), Sırbistan’da 1158 metre yükseklikteki bir otlakta 20032004 yılları arasında yürütülen bir çalışmada çayır üçgülü ve gazal boynuzunun örtü
bitkiyle ekimi yapılarak 5 farklı azot dozu (0, 4, 8, 12 ve 16 kg/da/yıl) gübrelemesi
yapılmıştır. Araştırmacılara göre; iki yıllık ortalamaların sonucu kuru madde verimi 444
kg/da olarak en yüksek azot seviyesi olan 16 kg/da dozundan elde edildiğini, 203 kg/da
ile en düşük kuru madde verimine sahip parsel kontrol parseli olduğunu bildirmişlerdir.
Artan azot dozlarının kuru madde verimini artırdığı, botanik kompozisyonda değişlik
yarattığını bildirmişlerdir. 0, 4, 8, 12, 16 kg/da azot dozlarından elde edilen ortalama
kuru madde verimlerini sırasıyla 240, 368, 410, 425, 444 kg/da olarak tespit etmişlerdir.
Artan azot gübresi seviyeleri baklagillerde azalmaya yol açarken diğer bitkilerde
ayrışmayı ve kalitelerinin artmasını sağlamıştır. Artan azot miktarı protein oranlarının
artmasını sağlamıştır.
21
Yolcu (2005), yüksek kuru ot üretimi için yem bitkisi karışımlarının (yonca,
kılçıksız brom) farklı ekim metodları (karışık, alternatif, çapraz sıralar) ve farklı azot ve
fosfor dozları ile gübrelenmesi üzerine Erzurum’da yürüttüğü çalışmada; üç yıllık
ortalama kuru ot verimlerinde sade azot dozlarının etkisini çok önemli bulmuştur. Üç
yıllık ortalamaya göre birinci biçimlerde 0, 6, 12 kg/da azot uygulamalarından elde
edilen kuru ot verimleri sırasıyla 616,7, 713,8 ve 749,8 kg/da olmuştur. Ancak bu artış 0
kg’dan 6 kg/da N uygulamasına çıkıldığında gerçekleşmiştir. En yüksek verim 6 ve 12
kg/da N uygulamalarından elde edilmiştir (1091,4 ve 1146,4 kg). Uygulanan azot
dozları arttıkça baklagil oranları azalmıştır. Birinci biçimlerde ilbaharda yapılan azotlu
gübre baklagil oranını çok önemli derece azaltmıştır. Bu azalış 0 kg/da dozundan 6 ve
12 kg/da dozuna çıkıldığında gerçekleşmiştir. 0, 6, 12 kg/da azot uygulamalarından elde
edilen baklagil oranları sırasıyla %46.6, 37.7 ve 37.0 olmuştur. İkinci biçimdeki azotun
baklagil oranına etkisi birinci yıldaki gibi olmuştur. Üçüncü yılda da aynı şekilde artan
azot dozlarıyla baklagil oranında azalma meydana gelmiştir. Farklı azotlu gübreleme
mevcut baklagil ve buğdaygilin ham protein oranını belirgin şekilde artıtdığı için
karışımın ham protein oranlarında artışlar meydana gelmiştir. 0, 6 ve 12 kg/da N
uygulamaları sonucunda karışımdaki ham protein oranları istatistiksel olara farklı
gruplarda yer almıştır. Elde edilen değerler sırası ile %18.78, %19.72 ve %20.90 olarak
belirlenmiştir.
Acar ve ark. (2006), yem bitkileri tarımında birim alandan daha fazla ve dengeli
ürün elde etmek, yabancı otlarla rekabeti artırmak amacıyla karışık ekimi önermiştir.
Bölgemizde (Samsun) daha önce yapılan çalışmalar dikkate alındığında, karışımların
verim gücünü ve sürekliliğini azaltan en önemli etkinin yabancı ot sorunu olduğu
belirlenmiştir. Bölgenin iç kesimlerinde buğday yetiştirilen sulanmayan alanlarda tek
yıllık yonca ve üçgüllerin buğday ile birlikte yetiştirilmesi tavsiyesinde bulunmuşlardır.
Doğal otlatma alanlarında çoğunlukla birkaç türün dominant, diğer türlerin de değişik
oranlarda yer aldığı karışımların yaygın olduğu, yem bitkileri tarımında da doğadaki bu
eğilime uygun davranılması gerektiğini bildirmişlerdir. Karışımda kullanılacak türlerin
belirlenmesinde bir çok kriter göz önünde bulundurulabileceğini belirtmişlerdir
Karışımların ot veya tohum üretimine uygun olması, olgunlaşma zamanının uyuşması,
türlerin lezzetlilik ve rekabet dereceleri, toprak ve iklim istekleri gibi bir dizi faktörün
etkili olduğuna işaret etmektedirler. Yem bitkileri tarımında birim alandan daha fazla ve
dengeli ürün elde etmek, yabancı otlarla rekabeti artırmak amacıyla karışık ekim
önerisinde bulunmuşlardır.
22
Yolcu ve Tan (2007), çok yıllık yem bitkileri tesis yılında iyi bir gelişme
gösteremedikleri için, yabancı otlardan olumsuz etkilenmekte ve sonuçta ilk yıl
verimlerinin düşük olduğunu bildirmişlerdir. Bu olumsuz etkilenmeyi azaltmak ve tesis
yılında da iyi ürün elde edebilmek için çok yıllık yem bitkilerini ilk yıl buğday, arpa,
yulaf ve çavdar gibi tahıllarla karışık yetiştirilmesi tavsiyesinde bulunmuşlardır.
Araştırmacılara göre yem bitkilerinin karışım halinde yetiştirilmesi organik tarım
açısından önemli bir uygulamadır. İki veya daha fazla ürünün bir arada yetiştirilmesi,
tek ürün yetiştiriciliğine göre topraktaki erozyonu azaltmaktadır. Ayrıca karışım halinde
yetiştiricilik, verim ve kalite artışına etki eden önemli bir uygulamadır.
Daşcı (2008), Erzurum’da bir merada gübrelemenin farklı topoğrafik yapıya
sahip mera kesimlerinde kuru ot verimi, toprağı kaplama oranı, botanik kompozisyon,
otlatma kapasitesi, mera kalite derecesi, ham protein, ADF ve NDF içeriği üzerine
etkilerini belirlemek amacıyla bir yürütülmüştür. 3 farklı azot dozu (0, 5 ve 10 kg/da), 2
farklı fosfor dozu (0 ve 5 kg /da) kullanmıştır. Gübresiz parsellerde ortalama kuru ot
verimi 94.6 kg/da iken artan gübre uygulaması ile düzenli bir artış göstererek azotun
ikinci dozu ile fosforun birlikte uygulaması (N2P1) neticesinde 135.7 kg/da olarak
gerçekleşmiştir. İlk yıl olduğu gibi ikinci yılda da N0P1 uygulamasının kuru ot verimi
üzerine etkisi çok fazla olmazken diğer uygulamalar sonucu elde edilen kuru ot
verimleri çok önemli (p<0,01) farklılık göstermiştir. Gübresiz parsellerde 94.2 kg/da
olan kuru ot verimi azotun ikinci dozu ile fosforun birlikte uygulaması sonucunda
(N2P1) 149.6 kg/da’a yükselmiştir. Gübre uygulamalarının ortalaması olarak kuru ot
verimi değerlerini incelediğimizde azotun ikinci dozunun uygulanması sonucu
belirlenen kuru ot veriminin gübresiz parsellere (N0P0) göre yaklaşık %50 oranında
daha fazla olduğu görülmektedir. Fosforun tek başına uygulaması kuru ot verimi
üzerine herhangi bir etki göstermezken azotun her iki dozuyla birlikte uygulamaları
kuru ot verimini olumlu yönde etkilemiştir. İlk yıl sonuçlarına göre en yüksek buğdaygil
oranı N2P0 uygulamasından (%62.6), en düşük buğdaygil oranı ise N0P0 uygulaması
sonucunda (%49.0) elde edilmiştir. Yılların ortalamasında en yüksek buğdaygil oranı
%62.6 ile N2P0 uygulaması neticesinde elde edilirken, fosforlu gübrenin tek başına
uygulamasının mera yöneylerinde verim ve diğer unsurlar üzerine ortalama olarak çok
fazla etki göstermediği araştırmada azotla birlikte özellikle de 10 kg N/da ile birlikte
uygulanması mera alanları için tavsiye edilebilir. Denemenin iki yıllık sonuçlarına göre
en düşük baklagil oranı N0P0 uygulaması sonucu (%7.8), en yüksek ise N1P0
uygulaması sonucu (%14.1) elde edilmiştir. Azotlu gübre uygulamasının vejetasyonda
23
bulunan baklagillerin oranını azaltması beklenen bir durum olmasına rağmen özellikle
N1P0 uygulaması sonucu en yüksek baklagil oranının gerçekleşmiştir. İki yıllık
ortalamaya göre uygulamaları ham protein oranı üzerine çok önemli (p<0.01) etki
göstermiş, en yüksek oran N2P1 (%11.08), en düşük ise (%10.07) gübresiz parsellerde
tespit edilmiştir.
İptaş
(2008),
gübrelemenin
yapıldığı
mera
alanlarında
bitkiler
erken
gübrelenmeyen alanlardaki bitkilere göre 4-6 hafta önce otlatma olgunluğuna geldiğini,
bu alandaki bitkilerin gübreleme yapılmayan bitkilerden 2 hafta önce kurumaya
başladığını ve böylece yapılan gübrelemenin otlatma süresini 4 hafta daha uzattığını
bildirmektedir.
Kesemen (2008), Ankara’da üç farklı kırmızı yumak varyetesi kullanılarak,
parsellere vejetasyon dönemi sonuna kadar her ay 0, 2, 4, 6, 8 g/m2 dozlarında azot
uygulanması ile yürüttüğü çalışmaya göre; kışa dayanıklılık bakımından kırmızı yumak
varyeteleri arasında farklılık gözlenmezken, azotlu gübrelerin fazla miktarda verilmesi
kış görünümünü iyileştirmiştir. Özellikle 8 ve 6 g/m² azotlu gübre uygulamalarında
bitkilerin kış görünümü daha iyi olmuştur. Azot, özellikle yeşil alandaki bitkilerin
rengini ve sürgün sayısını çok etkilediğinden, çim renginin açık yeşile dönüşmesi ve
sürgün sayısının azalması azot noksanlığına bir işarettir. Ancak ortamda bulunacak fazla
azot, hastalıklara dayanıklılığı azaltıp olgunlaşmayı ve tohum bağlamayı geciktirmekte,
kurak, sıcak ve özellikle soğuğa dayanıklılığı geriletmekte olduğu kanaatine varmıştır.
Salman (2008), İzmir’de farklı kompoze gübre (%12 N + %12 P + %12K + %20
Hümik Asit + % 0.1 Fe + % 0.1 Zn ve % 0.1 Mn) dozlarının (0-25- 50-75 kg/da/yıl)
Lolium perenne ve Festuca arundinacea’nın yalın ve karışık ekimlerinde yeşil alan
performanslarına etkisi üzerine yürüttüğü bir çalışmaya göre; kaplama derecesi
açısından Festuca arundinacea, Lolium perenne’den çok daha başarılı olmakta ve 10 –
15 g/m2/ay (50 – 75 g/m2/yıl) gübre dozunda en yüksek kaplamayı sağlamakta
olduğunu bildirmiştir. Lolium perenne’nin yoğun bulunduğu parseller özellikle 15
g/m2/ay gibi zengin gübre dozunda yüksek düzeyde kışa dayanıklılık göstermiştir. Bu
açıdan Festuca arundinacea, Lolium perenne kadar başarılı olmamıştır. Gübre
uygulamalarının genellikle kuru madde oranlarını düşürdüğü saptanmış, hiç gübre
uygulanmayan (% 28.25) veya 5 g/m2/ay gübre uygulanan (% 27.26) özellikle Lolium
perenne yoğun parsellerde en yüksek kuru madde oranı saptandığını bildirmiştir.
Yavuz ve ark. (2008), Tokat ili Taşlıçiftlik Köyü doğal merasında gübreleme ve
dinlendirme yöntemiyle meranın verim ve kalitesi üzerine yürüttüğü çalışmada, iki yılın
24
yaş ot verimlerine bakıldığında doğal ve yapay merada sırasıyla 456.40 ve 2615.00
kg/da olarak bulunmuş ve en düşük yaş ot verimi kontrol parselinden (184.33 kg/da
doğal merada, 1887.50 kg/da yapay merada) elde edilmiştir. Her iki yılın ortalama ham
protein oranlarına bakıldığında doğal ve yapay merada sırasıyla %7.10 ve 12.87 olarak
saptanmıştır. Ayrıca bir geçit bölgesi olan Tokat ekolojik koşullarında kurulacak olan
yapay merada korunga + kamışsı yumak + kılçıksız brom + otlak ayrığı ve korunga +
çayır düğmesi + kamışsı yumak + kılçıksız brom + otlak ayrığı karışımlarının en verimli
karışımı oluşturduğunu bildirmişlerdir.
Çağlıyan (2009), Karaman ili Demiryurt Köyü merasında farklı gübre
uygulamalarının meranın verim ve botanik kompozisyonuna etkileri üzerine yürüttüğü
çalışmada beş azot dozu (0, 2.5, 5, 7.5 ve 10 kg/da), üç fosfor dozu (0, 5, ve 10 kg/da)
ile kombine edilerek uygulanmıştır. İncelenen azot ve fosfor dozları, denemenin
yürütüldüğü dönemde yağışın yetersiz olması nedeniyle meranın kuru ot veriminde
istatistiksel olarak önemli bir farklılık görülmediğini, incelenen azot ve fosfor dozları
meranın ağırlığa göre botanik kompozisyonunda da istatistiksel olarak önemli bir
farklılık yaratmadığını belirlemiştir. Araştırmanın sürdürüldüğü mera ve benzer ekolojik
koşullara sahip meralarda yapılacak gübrelemenin etkili olmasında en önemli faktörün
yağış olduğu, yağışın yetersiz olduğu yıllarda gübrelemenin etkisiz olacağı ve meralar
da uygun gübre dozlarının saptanması amacıyla yürütülecek benzer araştırmaların en az
iki yıl yürütülmesi gerektiği tavsiye etmiştir.
Lermi (2009), Bartın ili Orman İçi merasında farklı dozlarda fosforlu (0, 5, 10
kg/da P205) ve azotlu (0, 5, 10, 15, 20 kg/da amonyum nitrat) gübreleme ile yürüttüğü
çalışmasında; yapılan gübrelemenin botanik kompozisyonda buğdaygil oranını
artırdığını bildirmiştir. Azotlu gübreleme merada ot verimini fosforlu gübrelemeye göre
daha fazla artırmıştır. Ancak azotlu gübreleme merada tek yönlü vejetasyon olmasına
neden olduğu için meranın yem kalitesi olumsuz yönde etkilendiğini bildirmektedir.
Araştırmada her ne kadar en yüksek kuru madde verimi 20 kg/da azot uygulamasından
elde edilmiş olsa da 10 kg/da azot uygulamasından sonraki artan azot uygulamalarının
araştırıcıların belirlediği orana göre ekonomik olmadığı sonucuna varmıştır.
Araştırmadan elde edilen verilere göre, botanik kompozisyonda buğdaygil oranları azot
uygulamaları ile artış göstermiş ancak fosfor uygulamalarından etkilenmemiştir. En
yüksek buğdaygil oranı % 72.52 ile birinci biçimde N20 uygulamasından elde edilmiştir.
Botanik kompozisyonda baklagil oranlarını fosfor uygulamaları artırırken azot
uygulamaları azaltmıştır. Meranın kuru madde verimi artan azot ve fosfor uygulamaları
25
ile birlikte artmıştır. En yüksek kuru madde verimi sırasıyla 232.48 kg/da, 214.58 kg/da
ve 214.87 kg/da ile N20, P5 ve P10 uygulamalarından elde edilmiştir. Meranın ortalama
kuru madde verimi 196,92 kg/da’dır. Azot uygulamalarında ise en yüksek verim 232.48
kg/da ile 20 kg/da azot dozundan elde edilmiştir. Azot ve fosforun birlikte etkisi ham
protein oranını artırmıştır. En yüksek ham protein oranı % 22.12 ile P10N20
uygulamasından elde edilmiştir. Artan azot ve fosfor uygulamaları ile birlikte ham
protein verimi de artırmıştır. Birinci biçimde artan azot uygulamaları ham protein
oranını artırmıştır. En yüksek ham protein oranı % 15.60 ve % 16.52 ile 15 ve 20 kg/da
azot uygulamalarından elde edilmiştir. Araştırıcı en yüksek ham protein veriminin P10
ve N20 uygulamalarından elde edildiğini belirtmektedir.
Nizam (2009), Tekirdağ ilinde yürüttüğü çalışmada çok yıllık çim, amonyum
nitrat gübresinin 0, 12, 24 ve 36 kg/da dozları ile gübrelenmiştir. Azotlu gübre
sonbaharda bir, ilkbaharda iki defa olacak şekilde 3 parça halinde uygulanmıştır. Azotlu
gübre uygulamalarının bitki boyuna etkisi ilk yıl %5, ikinci yıl %1 düzeyinde önemli
olmuştur. Bitki boyundaki artış 24 kg/da azot uygulamasında en uzun boya ulaştığı ve
12 kg/da uygulamasında ise bitki boyunda az bir artış olduğu tespit edilmiştir. Kontrol
hariç tüm azot uygulamalarının istatistiksel olarak aynı önemlilik gurubunda yer alması
12 kg/da’lık azot uygulamasının bitki boyunda artış sağlamak için yeterli olduğunu
göstermektedir. Azotlu gübre uygulamaları her iki yılda da çok yıllık çimin biyolojik
verimleri arasında önemli farklara (P≤0.01) neden olmuştur. Azot dozunun artmasıyla
doğru orantılı olarak biyolojik verimde de artış meydana gelmekte, fakat bu artış 24
kg/da N dozundan sonra azalmaktadır. Nitekim istatistiki analiz sonucunda 24 ve 36 kg
uygulamaları aynı önemlilik grubunda yer alarak en yüksek biyolojik verim değerlerini
oluşturmuşlardır. Buna göre azotun 24 ve 36 kg/da uygulamalarında sırasıyla ilk yıl
1152.22 ve 1196.30 kg/da, ikinci yıl 1024.48 ve 1034.38 kg/da biyolojik verim elde
edilirken, en düşük verim ise azot uygulanmayan kontrol parselinden tespit edilmiştir.
Tan ve Çomaklı (2009), baklagil oranını dengede tutmak için çayır üçgülü –
kılçıksız brom karışımlarında 12 kg N/da azot dozu uygulaması ve karışımın, çayır
üçgülünün %50 çiçeklendiği dönemde biçilmesi önerilmiştir. Ortalama olarak
buğdaygillerde 10-20 kg N/da; çok yıllık baklagillerde ise sadece tesis yılında 3-5 kg
N/da önerilmektedir (Serin ve Tan, 2001’e atfen). Yem bitkilerinin karışım olarak
yetiştirilesi ile ilgili olarak da, yem bitkileri karışımları türlerin yalnız ekimlerinden
daha verimli olduğunu, bu durumun farklı türlerin besin madde ihtiyaçlarının farklılığı,
kök sistemlerinin farklılığı ve baklagillerce azot fiksasyonu sonucu tespit edilen azotun
26
buğdaygillerin istifadesine sunulması gibi faktörlerden kaynaklandığını bildirmişlerdir.
Nitekim bu konuda Erzurum’da yapılan bir çalışmada karışım halinde yetiştiricilikte
%27 oranında verim artışı sağlandığını (Altın,1987’ye atfen) belirtmişlerdir.
Altın ve ark. (2010), Tekirdağ ili taban ve kıraç meralarında gübrelemenin (azot
ve fosfor) verim ve botanik kompozisyon üzerindeki etkilerini araştırmak üzere
yürütülen bir çalışmaya göre; meraya 2005 yılı sonbaharda 4 kg/da saf azot ve fosfor
ilkbaharda 4.2 kg/da saf azot; 2006 yılı sonbaharda 3.6 kg saf azot ve fosfor,
ilkbaharında da 5 kg/da saf azot uygulamışlardır. Gübreleme taban ve kıraç mera
kesimlerinin verimlerini önemli derecede artırmış ve botanik kompozisyonlarını da
önemli derecede etkilediğini bildirmişlerdir. Taban ve kıraç kesimlerde gübrelenene
alanlarda yeşil ve kuru ot verimleri her iki yılda da artış göstermiştir. Yıllar ortalaması
olarak gübre uygulanmayan ve gübrelenen taban mera kesiminin kuru ot verimleri
349.0 kg/da ve 620.0 kg/da iken, kıraç kesimde 240.0 kg/da ve 342.0 kg/da olmuştur.
Gübre uygulanmayan mera kesiminin iki yıllık ortalama kuru ot verimi 294.5 kg/da iken
gübrelenen parsellerinki 481,0 kg/da olmuştur. Gübreleme verimi her iki kesim ve iki
yılda çok önemli derecede ve olumlu yönde etkilemiştir. Taban ve kıraç kesimlerde
gübrelenene alanlarda yeşil ve kuru ot verimleri her iki yılda da artış göstermiştir.
Araştırmacılar
mera
vejetasyonu
oluşturan
familyalara
ait
türlerin
botanik
kompozisyona katılım oranları gübresiz ve gübreli kesimlerde baklagillerde %15,8 ve
%19.7, buğdaygillerde %54.4 ve % 58.4 ve diğer familyalarda da %29.8 ve % 21.9
olarak bulmuşlar, uygulanan azotlu gübrelerin taban mera kesimlerinde buğdaygillerin
oranını artırdığını tespit etmişlerdir.
Orhan (2010), Karaman ili Demiryurt Köyünde tabii bir merada 5 azot dozu (0,
2.5, 5.0, 7.5, 10.0 kg/da ) ve 3 fosfor dozu (0, 5, 10 kg/da ) kullanılarak yürüttüğü
çalışmasında uygulanan azot dozlarının, meranın kuru ot veriminde istatistiksel olarak
önemli bir etki oluşturduğunu tespit etmiştir. Araştırmada gübre dozları içerisinde en
yüksek kuru ot verimi 178.83 kg/da ile N7.5P10 uygulamasından elde edilirken en düşük
verim 66.83 kg/da ile N0P10 uygulamasında tespit edilmiştir. Azot dozunun 7.5 kg/da’a
kadar artırılması ile kuru ot veriminde artış eğilimi ortaya çıkmış, 7.5 kg/da’ın
üzerindeki azot dozunda ise kuru ot veriminde azalma meydana gelmiştir. Uygulanan
azot dozları, ağırlığa göre botanik kompozisyonda, baklagiller ve buğdaygiller üzerinde,
verim ortalamalarında ise baklagil, buğdaygil ve diğer familya bitkileri üzerinde
istatistiksel olarak önemli bir farklılık tespit edilmiştir. Ham protein oranı bakımından
incelenen azot ve fosfor dozlarının istatistiksel olarak önemli derecede etkisi olmuştur.
27
Azot dozları arttıkça ham protein oranı genel olarak artarken, fosfor oranı arttıkça ham
protein oranı azalmıştır. Tüm faktörlerin ortalaması olarak ham protein oranının % 8.36
olduğu araştırmada, en yüksek oran % 10.41 ile N7.5 P0 uygulamasında en düşük oran
ise % 6.24 ile N2.5P10 uygulamasında tespit edilmiştir. Araştırıcı Karaman ili ve benzer
ekolojik koşullara sahip meralarda etkin madde olarak 7.5 kg/da N ve 5 kg/da P2O5
dozları tavsiye edilebilir olduğu kanaatine varmıştır.
Yolcu ve ark. (2010), Medicago sativa L. ve Bromus inermis L. karışımlarının,
karışık ekim sistemi ile azot ve fosfor gübre uygulamalarının, botanik kompozisyon ve
ham protein üzerine etkilerini belirlemek amaçlı Erzurum’da yürütülen bu çalışmaya
göre; farklı ekim şekilleri (karışık sıralara, alternatif sıralara ve çapraz sıralara ekim)
azot gübresi dozları brom ve adi yonca karışımlarına etkide bulunmuş olup fosfor
gübresinin etkisi olmadığı belirlenmiştir. Azotlu gübreleme baklagil oranını azaltmıştır,
0, 60 ve 120 kg/ha azot gübrelemeleriyle baklagil oranları sırasıyla %45.9, %41.5 ve
%37.5 olarak bulunmuştur. En yüksek kuru madde verimi (10,988.1 kg/ha) 120 kg/ha N
dozu x alternatif ekim şekli olan parselden ve karışık ekimin yapıldığı gübresiz
parselden (10,343.0 kg/ha) elde edilmiştir. Azotlu gübreleme kuru madde verimini
farklı ekim şekillerinde önemli derecede artırmış ancak karışık ekim şekillerinde
düşürmüştür. Azotlu gübreleme ham protein verimini artırmıştır.
Karadavut ve ark. (2011), Konya ilinde yem bitkisi yetiştiricileri hakkında
yapılan bir araştırmaya göre, üreticilerin tamamı yetiştiricilik aşamasında gübreleme
yapmaktadır. Üreticilerin %48’i gübre satıcısı ne önerirse onu kullanırım derken, %38’i
kendi bildiğim gübreleri kullanırım demektedir. Uzman kişilerden bu konuda yardım
alma oranı ise sadece %14 seviyesinde kalmaktadır. En çok kullandığınızı gübre
hangisidir diye sorulduğunda ise %56’sı Diamonyumfosfat (DAP) derken, %33’ü
Amonyum nitrat (AN) ve Amonyum sülfat (AS), %11’i ise Kompoze gübre cevabı
vermiştir. Araştırmada üreticilerin %86’lık bir kesim uzmandan yardım almadan gübre
kullandıkları belirlenmiştir.
Koçer (2011), Isparta ekolojik koşullarında farklı oranlarda yem bitkisi
karışımlarının denenmesi ile yürütülen çalışmada, en yüksek yeşil ot ve kuru ot
verimleri yalın yulaf ve arpa (sırasıyla, 3750-3633 kg/da ve 1319-1237 kg/da)
işlemlerinde bulunmuştur. En yüksek ham protein oranının yalın bezelye (%15.58) ve
65B+35Y (%15.06) karışımında belirlenirken, yalın bezelye hariç diğer tüm karışımlar
ve yalın ekimlerin (120.14-147.06 kg/da) en yüksek ham protein verimine sahip
oldukları tespit edilmiştir.
28
Alatürk (2012), Çanakkale ili Biga İlçesinde yürütülen ve meralarında gübrelerin
verim ve otun kimyasal bileşime etkisini belirlemek amacıyla gerçekleştirilen bir
çalışmada; kullanılan gübreler (kontrol, 5 kg 4M, 10 kg 4M, 5 kg kompoze ve 10 kg
kompoze) parsellere şerit usulü dağıtılmıştır. 4M olarak adlandırılan gübre organo
mineral olan akıllı gübre (5–10–0) olup, bileşiminde organik madde % 25, toplam azot
% 5, toplam fosfor % 10, en yüksek nem % 20 ve pH 6–8 ölçülerindedir. Gübreleme ile
yeşil ve kuru ot verimi artmıştır. Gübrelenmeyen parsellerin en yüksek yeşil ot verimi
1817.0 kg/da olurken, gübrelenen parsellerde bu verimler 2475.0– 2582.5 kg/da
arasında bulunmuştur. Kuru ot verimleri ise gübreleme ile 458.0 kg/da’dan 592.0–818.2
kg/da’a yükselmiştir. Buğdaygil oranı gübrelemeyle artış göstermiştir. Meranın otlatma
kapasitesi gübreleme ile artış göstermiştir. Meranın ot katı yüksekliği gübreleme ile
artmıştır. Gübresiz parsellerde ortalama en yüksek ot katı yüksekliği 107.4 cm olurken,
gübrelenen parsellerde 110.6–127.0 cm arasında ölçülmüştür. Meranın otunun kuru
madde oranı gübreleme ile önemli oranda düşmüştür. Gübrelenmeyen parsellerin
otunun yıllık ortalama KM oranı % 49.7 olurken, gübrelenen parsellerin otuna ait kuru
madde oranları % 45.9–47.5 arasında değişmiştir. Gübre uygulamaları mera otunun ham
protein oranlarında artış sağlamıştır. Gübrelenen parsellerin otuna ait ortalama ham
protein oranı % 9.3 olurken, kontrol parselinin otunda bu oran % 9.0 çıkmıştır.
Algan (2012), Samsun ilinde yürütülen ve azotlu gübrelemenin kaba yemlerde
nitrat düzeylerine etkisini belirlemeyi amaçlayan araştırmanın sonuçlarına göre; gübre
dozlarına bağlı olarak yeşil otun nitrat değerlerinin arttığı görülmektedir. Azotlu
gübreleme uygulamaları, karışık ekimin nitrat düzeylerine çok önemli derecede etkili
olmuştur. Buğdaygiller ve diğer familyalara ait bitkilerin nitrat biriktirme eğiliminin
baklagillere göre daha fazla olduğu görülmektedir. Gerek buğdaygil, gerekse diğer
familyalara bitkilerinde özellikle N15 uygulamasından sonra nitrat düzeylerinin hızlı
artmasına karşın, baklagil bitkilerinde azot uygulaması nitrat birikimi üzerine sınırlı
etkide bulunmuştur. Dekara 15 ve 20 kg azot uygulamasının, karışık ekimlerde nitrat
risk düzeyi açısından önemli bir unsur olduğu görülmektedir.
Çınar (2012), Çukurova’da mera tesisinde kullanılabilecek bazı çok yıllık sıcak
mevsim buğdaygil yem bitkilerinin yonca ile karışımlarının performanslarının
belirlenmesi amacıyla sulu şartlarda yürüttüğü bir çalışma yürütülmüştür. Çalışmada
Rodos otu, köpekdişi ayrığı ve adi yalancı darının bölgede saf ve karışım olarak
yetiştirilebileceği, yoncanın belirtilen yazlık buğdaygiller ile iyi bir karışım oluşturduğu,
ancak bu tip karışımların güvenli bir şekilde otlatılabilmesi için karışıma girecek yonca
29
tohumluk miktarının belirlenmesi amacıyla araştırmaların yapılması gerektiği ortaya
çıktığı tespit edilmiştir. Çünkü araştırmacıya göre karışımlarda tesis yaşı ilerledikçe
yoncanın botanik kompozisyondaki oranının arttığı ve bu durumunda bu tip karışımların
otlatılmasında hayvan sağlığı açısından olumsuzluklar yaratabileceği belirlenmiştir.
Araştırmacı; sıcak mevsim buğdaygillerinde gelişme dönemi ilerledikçe ot kalitesi hızla
düşmekte olduğunu, bu nedenle bu türlerin otlatılmasında generatif gelişmenin
geciktirilmesi amacıyla kısa aralıklarla kısa süreli otlatma yapılması tavsiye edilir
bulmuştur.
Erol (2012), yonca (Medicago sativa L.) ve kılçıksız brom (Bromus inermis
leyss) karışım oranlarının ve jips uygulamalarının botanik kompozisyon ve eşdeğer alan
indeksine etkisi üzerine Ankara’da bir çalışma yürütmüştür. Bu çalışmada; 2004 ve
2005 yıllarında birbirine benzer olarak yoncanın botanik kompozisyondaki oranı en
yüksek karışımlarda % 75 yoncanın olduğu uygulamalardan elde edilmiş olup,
karışımlardaki yonca oranı azalmasına bağlı olarak botanik kompozisyondaki yonca
oranı da azalmıştır. Bu azalış, karışımlardaki yonca oranının % 25 olduğu
uygulamalarda yaklaşık % 60 civarında gerçekleşmiştir Yonca ve kılçıksız bromun
botanik kompozisyonu ilk yıl hem jips uygulamasından hem de karışım oranlarından
olumlu etkilenmiş ancak ikinci yıl botanik kompozisyona sadece karışım oranları
önemli ölçüde etki etmiştir. Karışımlardan elde edilen yonca oranı, bu karışımların
ekimdeki tohum oranlarından birinci ve ikinci yılda önemli ölçüde farklılık göstermiştir.
Botanik kompozisyondaki yonca oranındaki artışların aksine kılçıksız bromda azalmalar
kaydedilmiştir. Yonca her iki yılda da kılçıksız broma bariz bir üstünlük sağlamıştır.
Yonca ve kılçıksız bromun yalın ekilmesi yerine karışım halinde yetiştirilmesi,
karışımdaki yonca oranının, hem ot kalitesini arttırması hem de popülasyonda baskın
hale geçip diğer bitkileri azaltmaması için % 25’in üzerine çıkarılmaması gerektiği
ortaya çıkmıştır. Toprağa gübre olarak ve bitkilere atmosferik kaynaklı kükürt girişinin
azalmasına bağlı olarak kükürt içeren jips kullanımının (20-30 kg/da), bitki gelişmesine
olumlu etki yaptığı belirlenmiştir.
Şimşek (2012), Sivas ekolojik koşullarında buğday bitkisinde üst gübre olarak
kullanılacak ve ilkbaharda verilecek ikinci kısım azotlu gübre form ve miktarlarının
belirlenmesi amacıyla 2009-2010 ürün yılında yürütülen bir çalışmada azotlu gübre
(Amonyum nitrat, % 33 N; Amonyum sülfat, % 21 N; Üre, % 46) beş ayrı dozda (0, 4,
8, 12 ve 16 kg N/da) uygulanmıştır. Araştırmaya göre; kullanılan azot formlarının bitki
boyu, metrekarede başak sayısı, başakta tane sayısı, bin tane ağırlığı, biyolojik verim,
30
hasat indeksi, ham protein oranı ve tane verimi üzerine etkisi istatistiksel olarak önemli
çıkarken, başakta tane ağırlığı üzerine etkisi istatistiksel olarak önemsiz bulunmuştur.
Uygulanan azot dozlarının bitki boyu, metrekarede başak sayısı, bin tane ağırlığı,
biyolojik verim, hasat indeksi, ham protein oranı ve tane verimi üzerine etkisi
istatistiksel olarak önemli bulunmuştur.
Işık ve ark. (2013), Konya ilinde macar fiği, tritikale, macar fiği+tritikale bitki
ve karışımları ile yürüttükleri çalışmada; bitkilerin yeşil ot verimleri arasındaki fark
haftalar
itibariyle
çok
önemli
derecede değişim
gösterdiğini
bildirmişlerdir.
Araştırmacılara göre 18 Nisan tarihinde ortalama 810 kg/da yeşil ot verimi 16 Mayıs
tarihine kadar hızlı bir artış göstermiş olup 4077 kg/da ulaşmıştır. Bu tarihten itibaren
deneme sonu olan 13 Haziran tarihine kadar ise verimler benzer seyretmiştir. Karışım
halinde ekilen otların verimi ise saf olarak ekilen Macar fiğinden yüksek ancak
tritikaleden düşük bulunmuştur (P<0.01). Bitkilerin kuru ot verimleri (kg/da) ve hasat
edildiği haftalar arasında önemli bir interaksiyon meydana geldiğini bildirmişlerdir
(P<0.01). 18 Nisan tarihinde ortalama 342 kg/da kuru ot verimi 13 Haziran tarihine
kadar artış gösterip 1169 kg/da ulaştığını saptamışlardır.
Özcan ve ark. (2013), Konya yöresinde yapay meraların kurulmasında
kullanılabilecek bazı çok yıllık yem bitkisi tür ve karışımlarının belirlenmesi ve
verimlerinin tespit edilmesi amacıyla yürüttükleri çalışmada; 3 adet basit karışım
oluşturulmuştur (a- Domuz ayrığı (Dactylis glomerata L.) (% 70), ak üçgül (Trifolium
repens L.) (% 20) ve gazal boynuzu (Lotus corniculatus) (% 10); b- İngiliz çimi (Lolium
perenne L.) (% 70), ak üçgül (% 20) ve gazal boynuzu; c- Kamışsı yumak (Festuca
arundinacea L.) (% 70), ak üçgül (% 20) ve gazal boynuzu (% 10)) ve 1 adet çoklu
karışımdan (d- İngiliz çimi (% 20), domuz ayrığı (% 30), kamışsı yumak (% 20), ak
üçgül (% 20) ve gazal boynuzu (% 10). Araştırmacılara göre farklı mera karışımlarının
dönemsel kuru madde verimleri Ekim 2011-Kasım 2012 arasında 1217 ile 4071 kg/ha
arasında değişmiş olup karışımların kuru madde verimleri arasındaki fark yalnızca
Haziran-Temmuz 2012 döneminde farklılık arz etmiştir. Mera karışımlarının dönemsel
yeşil ot verimleri ise 3952 ile 15555 kg/ha arasında değişim göstermiştir. Yine
araştırmacılara göre denemenin geneline bakıldığında karışımların yıllık toplam kuru
madde verimleri birbirlerine benzer kaydedilirken yalnızca yaz döneminde (HaziranTemmuz) domuz ayrığı ve kamışsı yumak meraları ingiliz çimi ve çoklu karışımlara
nispetle daha yüksek verime sahip olmuşlardır.
31
3. MATERYAL VE YÖNTEM
3.1. Materyal
3.1.1. AraĢtırma Alanı
3.1.1.1. Bölgenin Coğrafi Özellikleri
Deneme alanı Konya il merkezinin 52 km doğusunda bulunan ve Karatay
ilçesine bağlı İsmil Kasabasına 6 km uzaklıkta bir firmaya ait çiftlikte 2012 yılı Ekim
ayında ekilmiş bir suni meradır. Bozdağların güneyinde, deniz seviyesinden ortalama
1003 m yükseltide olan kasaba arazisi, fiziki açıdan bütünüyle düzlük bir şekil arz eder.
Bir kapalı havza olan Konya Ovası’nda yaklaşık 20.000 yıl önce hüküm süren buzul
devrinde kasaba merkezi, derinliği 20 m´yi bulan göl halindedir. Buzul devrinin sona
ermesi ile göl safha çekilmiş ve bakiyesi olan Hotamış Bataklığı da bugün tamamen
ortadan kalkmıştır. Kasabanın kuzey kesimindeki yüksek alanlarda dolin, düden,
mağara gibi karstik yer şekilleri ile eski Konya Gölünün kıyı şekilleri bulunmaktadır
(Anonim, 2013a).
3.1.1.2. Bölgenin Ġklim Özellikleri
Çizelge 3.1. Konya iline ait 2012-2013 yılları sıcaklık, nem ve yağış verileri
Ortalama Sıcaklık (0C)
Ortalama Nispi Nem (%)
Ay/Yıl
2012
2013
2012
Ocak
-0.4
1,6
77.7
Şubat
-0.6
4,7
68.6
Mart
5.0
7,7
55.2
Nisan
14.6
11,9
42.5
Mayıs
16.5
18,4
53.8
Haziran
23.3
21,6
37.9
Temmuz
26.4
23,2
32.2
Ağustos
23.3
23,5
37.6
Eylül
21.2
18,6
37.5
Ekim
15.5
10,8
59.5
Kasım
8.5
8,0
76.5
Aralık
4.6
-2,2
78.0
Meteoroloji Genel Müdürlüğü (Anonim, 2014b)
2013
80,6
70,6
55,4
58,1
45,9
36,3
34,0
32,3
37,8
45,0
63,4
79,8
Ortalama Yağış Miktarı (kg/m2)
2012
83.2
38.0
13.6
8.7
50.7
15.4
1.4
18.4
1.2
26.2
30.7
54.3
2013
33,7
31,9
16,6
41,6
54,8
8,8
0,9
0,0
4,0
11,6
18,4
15,6
32
Çalışmanın yürütüldüğü 2012-2013 sezonunda Konya iline ait aylık ortalama
sıcaklık, nispi nem ve yağış verileri Çizelge 3.1’de verilmiştir. 2012 yılının Ekim ayı ile
2013 yılının Temmuz ayı arasında yürütülen çalışmada 8 aylık toplam yağış miktarının
299.5 kg/m2 olduğu görülmektedir. Bu değerler bölgenin yağış miktarının oldukça
düşük olduğunu gösterir. Bölgenin kış ayları soğuk ve az yağışlı, yaz ayları kurak ve
yağışsızdır. Bölgenin yağışa en fazla ihtiyaç duyduğu aylar ilkbahar aylarıdır.
Araştırmanın yürütüldüğü bu bölgede kışlar soğuk, yazları ise sıcak ve kuraktır.
Bitki örtüsü zayıf ve cılızdır. Kuraklık nedeniyle nadasa ayırılan tarım arazileri fazladır.
Ekonomisinde tarım ve hayvancılık ön plandadır. Kuru tarım arazilerinde buğday, sulu
tarım arazilerinde de şeker pancarı en çok yetiştirilen üründür (Anonim, 2013b).
3.1.1.3. AraĢtırma Sahasının Toprak Özellikleri
Araştırma sahasından alınan toprak numunelerinin S.Ü. Ziraat Fakültesi Toprak
Bilimi ve Bitki Besleme Bölümü Toprak Analiz Laboratuvarında analizleri
yaptırılmıştır. Elde edilen bulgular Çizelge 3.2.’deki gibidir.
Çizelge 3.2. Deneme alanına ait toprak analiz sonuçları
Analiz Adı
Tekstür Sınıfı
pH (1:2.5,Toprak:Su)
EC (Tuz) (1:5,Toprak:Su)
CaCO3 (Kireç)
Organik Madde
İnorg. azot (NH4 +NO3-N)
Fosfor (P)
Potasyum (K)
Kalsiyum (Ca)
Magnezyum (Mg)
Sodyum (Na)
Değişebilir Na Yüzdesi
Bor (B)
Bakır (Cu)
Demir (Fe)
Çinko (Zn)
Mangan (Mn)
Birimi
(µS/cm)
(%)
(%)
mg/kg
mg/kg
mg/kg
mg/kg
mg/kg
mg/kg
%
mg/kg
mg/kg
mg/kg
mg/kg
mg/kg
Sonuç
Tın
7,53
423
31,2
1,03
34,1
13,2
211
4890
222
174
2,75
1,36
0,61
2,39
0,21
3,57
Yorum
Nötr
Orta tuzlu
Çok Fazla kireçli
Az
İyi
Orta
Yeterli
Fazla
Yeterli
Sorun yok
Yeterli
Yeterli
Yetersiz
Yetersiz
Yeterli
Çizelge 3.2.’deki analiz sonuçlarından da anlaşılacağı gibi toprak tınlı bir tekstür
sınıfına aittir. Toprağın pH’sı 7.53 olup nötr karakterdedir. Kireç oranı fazladır. Organik
madde oranı düşüktür (%1.03).
33
3.1.2. Kullanılan Gübreler
Piyasada satışı yapılmakta olan ve ticari bir firmadan temin edilen Amonyum
Nitrat (%33 N), Amonyum Sülfat (%26 N) ve Üre (%46 N) gübreleri kullanılmıştır.
3.1.3. Kullanılan Tohumlar
Araştırma 2012 yılı sonbaharında tesis edilmiş suni bir merada yürütülmüştür.
Bu suni meranın tesisinde dekara 7 kg “Mera-S” ve 2 kg Medicago sativa L. tohumu
kullanılmıştır. Ticari bir tohum firmasından temin edilen ve “Mera-S” olarak satışı
yapılan yem bitkisi tohumları karışımında %30 Lolium perenne, %20 Festuca
arundinacea, %20 Phleum pratense, %10 Festuca rubra var. rubra, %10 Bromus
inermis,
%5 Poa pratensis ve %5 Trifolium repens bulunmaktadır. “Mera-S”
karışımında baklagil oranının düşük bulunması nedeniyle dekara 2 kg Medicago sativa
L. ilave edilme gereği duyulmuştur.
3.2. Yöntem
3.2.1. Denemenin Tesisi ve Ġdaresi
3.2.1.1. Suni Mera Tesisi
2013 ilk büyüme döneminde yürütülen bu çalışmada, ekim öncesi tohum
yatağına 15 kg/da DAP (%18 N) kullanılarak taban gübrelemesi yapılmış ve ekim 2012
yılı Ekim ayı içerisinde mibzer (sıra arası 16 cm) ile yapılmıştır. Ekim, sulama, bakım
ve yabancı ot kontrolü gibi işlemler çiftlik sahibi tarafından yapılmıştır.
3.2.1.2. Deneme Planı
Araştırmada bir deneme planı oluşturularak bu plana göre mera üzerinde
parselasyonlar yapılmıştır. Araştırma Tesadüf Bloklarında Bölünmüş Parseller Deneme
Deseninde 3 tekerrürlü olarak yürütülmüştür. Azot kaynağı farklı 3 azotlu (Amonyum
Nitrat, Amonyum Sülfat ve Üre) gübrenin 5 farklı dozu (0, 3, 6, 9, 12 kg/da saf N)
kullanılmıştır. Araştırma toplamda 45 adet (3x5x3) parsel üzerine kurulmuş olup her bir
34
parsel 5 m - 2 m (10 m2) boyutlarındadır. Bloklar, parseller ve tekerrürler arası
mesafeler 2 m’dir. Toplam deneme alanı ise 1122 m2’dir. Araştırma parsellerinden 4.8
m2’lik (1.6x3 m) alanda biçim yapılmış olup verimleri alınarak değerlendirilmiştir.
ġekil 3.1. Gübreleme işlemi öncesi meranın görünümü
ġekil 3.2. Gübreleme işlemi öncesi meranın görünümü
35
ġekil 3.4. Biçim öncesi meranın görünümü
ġekil 3.5. Biçim öncesi meranın görünümü
3.2.1.3. Gübreleme ve Bakım
Azot içeriği farklı Amonyum nitrat (%33 N), Amonyum Sülfat (%26 N) ve Üre
(%46 N) gübrelerinin dekara verilen saf azot olarak 3, 6, 9, 12 kg’lık dozları dikkate
alınarak parsellere verilecek miktarlar hesap edilmiş ve 14.05.2013 tarihinde gübreleme
işlemi yapılmıştır. Ekim işlemi ile gübreleme işlemi arası 3, gübreleme ile hasat işlemi
arası da 2 olmak üzere toplam 5 defa sulama yapılmıştır. Sulama işlemi yağmurlama
sulama şeklinde yapılmıştır. Deneme alanı biçim zamanına kadar yabancı otlardan
arındırılmıştır.
36
3.2.1.4. Otların Biçilmesi
Otların biçimi 02.07.2013 tarihinde yapılmıştır. Parsellerdeki otlar kendi
içlerinde kenar tesirleri çıkarılarak kalan alanlardan biçilerek tartım işlemleri
yapılmıştır.
3.2.2. AraĢtırmada Ġncelenen Konular
3.2.2.1. YeĢil Ot Verimi (kg/da)
Otlar bahçıvan makaslarıyla her parselde 10 sıra 3 m uzunluğunda (4.8 m2)’lik
alanda biçim yapılmıştır. Biçilen otlar hassas terazide tartılmıştır. Biçilen alanlardaki
parsel verim değerleri kullanarak parsellerin dekara yeşil ot verimleri hesaplanmıştır
(Güneş, 2009).
3.2.2.2. Kuru Ot Oranı (%)
Bu işlem için her parselden 600’er gram yeşil ot alınmıştır. Otlar önce 25-30 °C
oda sıcaklığında 5 gün süre ile kurumaya bırakılmış ve daha sonra 78 °C’lik kurutma
dolabında sabit ağırlığa gelinceye kadar 24 saat süreyle kurutulmuştur. Tartımlar hassas
laboratuvar terazisi ile yapılmıştır. Kurutma tamamlanınca numunelerin kuru ot
ağırlıkları kullanılarak parsellerdeki yüzde olarak kuru ot oranları hesaplanmıştır (Altın
1975).
3.2.2.3. Kuru Ot Verimi (kg/da)
Parsellerin dekara yeşil ot verimleri ve kuru ot oranları çarpımı ile her parselin
dekara kuru ot verimleri (yeşil ot verimi x kuru ot oranı/100) hesaplanmıştır.
3.2.2.4. KarıĢımların Ağırlığa Göre Botanik Kompozisyonları (%)
Yeşil otlardan alınan 600’er gramlık örneklerdeki baklagil ve buğdaygil yem
bitkileri ayrılmış ve hassas terazide ağırlıkları belirlenmiştir. Bulunan değerler ile
parsellerdeki buğdaygil ve baklagil yem bitkilerinin yüzde oranları hesaplanmıştır.
37
Botanik kompozisyonlar sadece buğdaygil ve baklagil değerlerini içermekte olup başka
familyaya ait bir değer içermemektedir. Bunun sebebi; denemenin suni mera üzerinde
yürütülmüş olması ve yabancı ot mücadelesi yapıldığından mera karışımında buğdaygil
ve baklagil yem bitkisi dışında başka familyadan bir bitkinin yer almamasıdır.
3.2.2.5. Ham Protein Oranı (%)
Laboratuvar ortamında kurutulan ot örneklerinin Kjeldahl metodu ile azot oranı
saptanmıştır. Analiz sonucu elde edilen azot değerleri protein katsayısı ile çarpılarak her
parsele ait otun ham protein oranı hesaplanmıştır (Uluöz, 1965).
Ham protein değeri, protein yapısında olmayan azotlu maddeleri ve gerçek
proteinlerin hepsini içerir (Yavuz ve ark. 2009).
3.2.2.6. Ham Protein Verimi (kg/da)
Parsellerden elde edilen ham protein oranları ile kuru ot verimlerini kullanarak
(ham protein oranı x kuru ot verimi / 100) her parselin dekara ham protein verimleri
hesaplanmıştır.
3.2.2.7. Ġstatistiki Analiz ve Değerlendirmeler
Araştırmadan elde edilen değerler “Tesadüf Bloklarında Bölünmüş Parseller
Deneme Desenine” göre MSTAT-C paket programında varyans analizine tabi
tutulmuştur. İstatistiki farklılıkları tespit edilen işlemlerin ortalama değerleri “LSD”
önem testine göre gruplandırılmış olup aynı gruba giren ortalamalar aynı harfle,
birbirinden farklı olan ortalamalar ise farklı harflerle gösterilmiştir (Tuğay, 2009).
38
4. ARAġTIRMA SONUÇLARI VE TARTIġMA
Araştırma Konya’da sulu şartlarda yapay merada farklı azot kaynaklı gübre çeşit
ve dozlarının kullanımı ile ilk biçim öncesi alınan gözlemler ve yapılan ilk biçimde
alınan verim değerleri verilmiş ve bu değerler istatistiki olarak değerlendirilmiştir.
Araştırma alanında koyun otlatıldığından bitkilerin ilk biçimden sonraki gelişmelerinde
değerlendirmeye esas olacak veriler sağlıklı alınamadığından sadece ilk biçim
değerlendirilmiştir. Beklenilen yeşil ve kuru ot verimi verdiğimiz değerlerin yaklaşık üç
katı kadar olduğu tahmin edilmektedir.
Araştırma olarak sulanan yapay meranın ilk yılında ilk biçimde yapılan ölçüm ve
gözlemler, ilk biçimde alınan verim değerleri materyal metotta verilen sıralamaya göre
verilmiştir.
4.1. YeĢil Ot Verimi (kg/da)
Araştırmada ilk biçimde elde edilen yeşil ot verimlerine ait varyans analizi
sonuçları çizelge 4.1.’de verilmiştir.
Çizelge 4.1. Yeşil ot verimlerine ilişkin varyans analizi sonuçları
Varyans Kaynağı
S.D.
Tekerrür
2
Gübre
2
Hata
4
Doz
4
Gübre X Doz
8
Hata
24
C.V. : %10,07, ** : P<0,01
Kareler Ort.
98963.717
4492.514
13798.120
48015.540
1451.521
3078.274
F Değeri
7.1723
0.3256
15.5982**
0.4715
Çizelge 4.1.’de görüldüğü gibi, farklı gübre dozlarının yeşil ot verimine etkisi
istatistiksel olarak %1 ihtimal düzeyinde önemli bulunmuştur. Gübre çeşitlerinin ve
gübrexdoz interaksiyonunun yeşil ot verimine etkisi istatistiksel olarak önemsiz
bulunmuştur. Gübre çeşitlerinin farklı dozlarına ait yeşil ot verimi ortalamaları çizelge
4.2.’de verilmiştir.
39
Çizelge 4.2. Yeşil ot verimi ortalamaları (kg/da)
Gübre
Amonyum Nitrat
Amonyum Sülfat
Üre
Ortalama
LSDDoz: 73.15 (%1)
N0
452.7
445.0
450.7
449.5 C
N3
510.7
521.7
479.3
503.9 BC
Azot Dozları
N6
593.0
545.2
575.6
571.3 AB
N9
642.8
612.8
611.0
622.2 A
N12
654.2
564.2
608.1
608.8 A
Ortalama
570.7
537.8
544.9
551.1
Çizelge 4.2.’de verilen yeşil ot verimi ortalamaları incelendiğinde farklı gübre
ve dozlarına ait bütün değerlerin genel ortalamasının 551.1 kg/da olduğu görülmektedir.
Denemede elde edilen en yüksek yeşil ot verimi (654.2 kg/da ) 12 kg/da dozunda
Amonyum Nitrat gübresi (AN12) uygulanan parselden elde edilmiştir. En düşük yeşil ot
verimi ise (445.0 kg/da) gübre uygulanmayan (şahit) parselden elde edilmiştir. Gübre
çeşitlerinin yeşil ot verimine etkisi istatistiksel olarak önemli bulunmamış olmasına
rağmen en yüksek ortalama Amonyum Nitrat gübresinden (570.7 kg/da) elde edilmiştir.
Gübre çeşitlerinin dozlarına ait yeşil ot verimlerinin ortalamalarına bakıldığında
Amonyum Nitratın 570.7 kg/da, Amonyum Sülfatın 537.8 ve Ürenin ise 544.9 kg/da
olduğu görülmektedir.
Gübre dozlarına bağlı olarak %1 önem seviyesine göre yapılan LSD analizi
sonucuna göre; en yüksek yeşil ot verimi ortalamalarının elde edildiği N6, N9 ve N12
gübre dozları istatistiksel olarak aynı önem grubu içerisinde yer almakta olup diğer
gübre dozları ile aralarında istatistiksel olarak önemli bir fark bulunmaktadır.
Araştırmada kullanılan farklı azot gübrelerinin gübre dozlarına bağlı olarak yeşil
ot verimlerinde saptanan değişimler şekil 4.1, 4.2. ve 4.3.’te grafiksel olarak verilmiştir.
Yeşil Ot Verimi (kg/da)
700
593.0
600
500
642.8
654.2
510.7
452.7
400
300
Amonyum Nitrat
200
100
0
N0
N3
N6
N9
Azot Dozu (kg/da)
N12
ġekil 4.1. Yeşil ot verimlerinin artan AN dozlarına bağlı olarak değişim grafiği
40
Şekil 4.1’de görüldüğü gibi 12 kg/da’a kadar yapılan AN gübrelemesi ile yeşil ot
veriminde sürekli bir artış görülmektedir. Arttırılan her 3 kg/da AN gübre dozuna
karşılık dekara yeşil ot veriminde sırasıyla 58.0, 82.3, 49.8, 11.4 kg değerinde artışlar
yaşanmıştır. Görüldüğü gibi artan dozlara göre önce fazla sonra daha az oranda yeşil ot
miktarında artış görülmektedir.
700
612.8
Yeşil Ot Verimi (kg/da)
600
500
521.7
545.2
564.2
445.0
400
300
Amonyum Sülfat
200
100
0
N0
N3
N6
N9
Azot Dozu (kg/da)
N12
ġekil 4.2. Yeşil ot verimlerinin artan AS dozlarına bağlı olarak değişim grafiği
Şekil 4.2.’de görüldüğü gibi 9 kg/da’a kadar yapılan AS gübrelemesi ile yeşil ot
veriminde sürekli bir artış görülmektedir. 9 kg/da dozuna kadar arttırılan her 3 kg/da AS
gübre dozuna karşılık dekara yeşil ot veriminde sırasıyla 76.7, 23.5, 67.6 kg değerinde
artışlar ve 12 kg/da dozunda ise 48.6 kg değerinde düşüş görülmektedir.
Yeşil Ot Verimi (kg/da)
700
575.6
600
500
450.7
611.0
608.1
479.3
400
300
Üre
200
100
0
N0
N3
N6
N9
N12
Azot Dozu (kg/da)
ġekil 4.3. Yeşil ot verimlerinin artan Üre dozlarına bağlı olarak değişim grafiği
41
Şekil 4.3.’ te görüldüğü gibi 9 kg/da’a kadar yapılan Üre gübrelemesi ile yeşil ot
veriminde sürekli bir artış görülmektedir. 9 kg/da dozuna kadar arttırılan her 3 kg/da
Üre gübre dozuna karşılık dozlar arasında dekara yeşil ot veriminde sırasıyla 28.6,
96.3, 35.4 kg değerinde artışlar tespit edilmiş, 12 kg/da dozunda ise 2.9 kg değerinde
düşüş görülmektedir.
Benzer çalışmalarda belirtilen yeşil ot verimleri ile araştırmamızda elde ettiğimiz
veriler arasında tespit edilen bazı rakamsal farklılıklara ve bu farklılığa sebep olan
faktörlere aşağıda değinilmiştir. Araştırmamızdan sadece bir biçim alınması, tek yıllık
ve kısa süreli olması, diğer araştırmalarda yıllık verimlerin verilmiş olması nedeniyle
sağlıklı bir mukayese yapılamamıştır.
Alınoğlu ve Mülayim (1976), Ankara’da yürütülen araştırmada uyguladıkları 0,
5, 10 kg/da azot uygulamalarından elde edilen yeşil ot verimi ortalamaları tabii çayır
için sırasıyla 1346.43, 1487.58 ve 1645.43 kg/da, tabii mera için 139.38, 129.69 ve
231.25 kg/da’dır. Tabii çayır için verim değerleri çalışmamızda elde edilen değerlerden
yüksek olduğu, bunun sebebinin ise araştırmacıların değerleri yedi yıllık bir denemeden
ve tabii çayır ile doğal meradan elde etmiş olmasıdır. Suni meralar bölge iklimine
uygun, bir arada yetişme kabiliyeti yüksek yem bitkilerinin en ideal oranlarla
hazırlanmış karışımlarıyla oluşturulduğu için doğal meraya göre daha yüksek verim
sağlamaktadır. Tabii çayırdan elde ettiği verimler ise araştırmamızda elde edilenlerden
çok yüksektir. Bu fark çayırların meraya kıyasla taban suyunun yüksek, organik
maddece zengin, otça zengin olması, ayrıca sık ve yüksek boylu bitkileri barındırması
ile araştırmalarını uzun yıllara dayalı yürütmeleriyle açıklanabilir.
Bayram (2005), Bursa’da yürüttüğü çalışmasında elde ettiği yeşil ot verimleri 0,
15 ve 20 kg/da azot dozları için sırasıyla 2503.5, 3299.9 ve 3630.9 kg/da olarak
saptamıştır. Bu değerler çalışmamızda elde edilen rakamların çok üzerindedir. Bunun
sebebi denemenin yapıldığı Bursa ilinin yağış miktarının Konya şartlarına göre oldukça
fazla olması, araştırma süresinin iki yıl olması, yıllık verimlerin verilmesi, toprak
verimliliği, uygulanan azot dozlarında 15 ve 20 kg/da seviyelerine kadar çıkılması
gösterilebilir.
42
Parlak (2005), Ankara’da yaptığı çalışmasında elde ettiği yeşil ot verimleri 0, 5
ve 10 kg/da azot dozları için sırasıyla 1433, 1517, 1607 kg/da olarak bulmuştur.
Verimler çalışmamızda elde edilen verimlerden yüksektir. Bu fark araştırıcının
kullandığı yem bitkisi karışımını oluşturan bitkiler, bitkilerin karışımdaki oranları, bitki
büyüme döneminde bölgenin daha fazla yağış alması, yıllık verimlerin verilmiş olması
ve araştırma süresinin iki yıl olması şeklinde açıklanabilir.
Yavuz ve ark. (2008), Tokat ilinde yürüttükleri araştırmada en yüksek yaş ot
verimini doğal merada 732.67, yapay merada ise 3201.67 kg/da olarak bulmuşlardır.
Elde edilen bu verimler araştırmamızdan çok yüksektir. Aradaki bu fark kullandıkları
yem bitkisi karışımını oluşturan bitkiler, bitkilerin karışımdaki oranları, azotu kompoze
gübre olarak ya da fosforla birlikte kullanması, bölgenin iklimi ve yağış rejiminin
Konya’ya kıyasla daha düzenli olması ve toprağın daha verimli olması faktörleriyle
açıklanabilir.
Altın ve ark. (2010), Tekirdağ’da yürüttükleri araştırmada yeşil ot verimi
ortalaması taban merada gübreleme öncesi 1150.0 kg/da olup, gübreleme sonrası 2095.0
kg/da’a kadar yükselmiştir. Kıraçta ise 845 kg’dan 1665 kg/da’a yükselmiştir. Yeşil ot
verimine ait bulgular araştırmamızda elde edilen verimin üzerindedir. Bu fark elde
ettikleri değerlerin iki yıllık olması, araştırmanın yapıldığı ilin yağış oranının yüksek
olması, iklim ve toprak yapısı ve kompoze gübre kullanılması ile açıklanabilir.
Alatürk (2012), Çanakkale’de yürüttüğü araştırmada yeşil ot verimi ortalamasını
gübre verilmeyen parsellerde 603.6 kg/da, gübrelenen parsellerde 863,3–804,9 kg/da
arasında bulunmuştur. Bütün parseller arasında en yüksek yeşil ot verimini 2179.8 kg/da
olarak bulmuştur. Bu bulgular araştırmamızda elde ettiğimiz bulgulardan çok yüksektir.
Bu fark azot gübresinin farklı azot kaynaklı gübre şeklinde kullanılması ve araştırmanın
yürütüldüğü bölgenin toprak yapısının farklı, yağış miktarının yüksek olmasından
kaynaklanmaktadır.
4.2. Kuru Ot Oranı (%)
Araştırmada ilk biçimde elde edilen kuru ot oranlarına ait varyans analizi
sonuçları çizelge 4.3.’te verilmiştir.
43
Çizelge 4.3. Kuru ot oranlarına ilişkin varyans analizi sonuçları
Varyans Kaynağı
Tekerrür
Gübre
Hata
Doz
Gübre X Doz
Hata
C.V. : %5,99, ** : P<0,01
S.D.
2
2
4
4
8
24
F Değeri
11.2844
35.9361**
Kareler Ort.
3.162
10.070
0.280
84.941
1.690
2.904
29.2470**
0.5817
Çizelge 4.3.’te görüldüğü gibi, farklı gübre dozlarının ve gübre çeşitlerinin kuru
ot oranına etkisi istatistiksel olarak %1 ihtimal düzeyinde çok önemli bulunmuştur.
Gübrexdoz interaksiyonunun kuru ot oranına etkisi istatistiksel olarak önemsiz
bulunmuştur. Gübre çeşitlerinin farklı azot dozlarına ait kuru ot oranı ortalamaları
Çizelge 4.4.’te verilmiştir.
Çizelge 4.4. Kuru ot oranı ortalamaları (%)
Gübre
N0
N3
Amonyum Nitrat
24,8
26,7
Amonyum Sülfat
24,4
25,1
Üre
25,0
27,0
Ortalama
24,7 C
26,3 BC
LSDGübre: 0.8896 (%1), LSDDoz: 2.247 (%1)
Azot Dozları
N6
29,2
27,4
27,8
28,1 B
N9
31,8
31,1
31,7
31,5 A
N12
33,4
29,7
31,6
31,5 A
Ortalama
29,2 A
27,6 B
28,6 A
28,4
Çizelge 4.4.’te verilen kuru ot oranı ortalamaları incelendiğinde tüm değerlerin
genel ortalamasının %28,4 olduğu görülmektedir. Denemede elde edilen en yüksek kuru
ot oranı (%33,4) 12 kg/da dozunda Amonyum Nitrat gübresi (AN12) uygulanan
parselden elde edilmiştir. En düşük kuru ot oranı ise (%24,4) gübre uygulanmayan
(şahit) parselden elde edilmiştir. Gübre çeşitlerine ait kuru ot oranı ortalamalarına
bakıldığında Amonyum Nitratın %29,2, Amonyum Sülfatın %27,6 ve Ürenin ise %28,6
olduğu ve en yüksek ortalamanın Amonyum Nitrat gübresinden elde edildiği
görülmektedir. Bu değer Amonyum Nitratın çabuk çözünerek bitkiler tarafından
özellikle buğdaygiller tarafından alınmasından kaynaklanmaktadır.
Gübre çeşitlerine bağlı olarak %1 önem seviyesinde yapılan LSD analizi
sonucuna göre; en yüksek kuru ot oranı ortalamalarının elde edildiği AN ve Üre
gübreleri istatistiksel olarak aynı önem grubu içerisinde yer almakta olup AS gübresi ile
aralarında istatistiksel olarak önemli bir fark bulunmaktadır.
44
Gübre dozlarına bağlı olarak %1 önem seviyesine göre yapılan LSD analizi
sonucuna göre; en yüksek kuru ot oranı ortalamalarının elde edildiği N9 ve N12 gübre
dozları istatistiksel olarak aynı önem grubu içerisinde yer almakta olup diğer gübre
dozları ile aralarında istatistiksel olarak önemli bir fark bulunmaktadır.
Araştırmada kullanılan farklı azot gübrelerinin gübre dozlarına bağlı olarak ilk
biçim kuru ot oranlarında saptanan değişimler Şekil 4.4., 4.5. ve 4.6.’da grafiksel olarak
verilmiştir.
40
Kuru Ot Oranı (%)
35
30
25
24.8
26.7
29.2
31.8
33.4
20
15
Amonyum Nitrat
10
5
0
N0
N3
N6
N9
N12
Azot Dozu (kg/da)
ġekil 4.4. Kuru ot oranlarının artan AN dozlarına bağlı olarak değişimi
Şekil 4.4’te görüldüğü gibi 12 kg/da’a kadar yapılan AN gübrelemesi ile kuru ot
oranında sürekli bir artış görülmektedir. Arttırılan her 3 kg/da AN gübre dozuna karşılık
dekara kuru ot oranında sırayla % 1.9, 2.5, 2.6 ve 1.6 değerinde artışlar yaşanmıştır.
40
35
31.1
Kuru Ot Oranı (%)
30
25
24.4
25.1
29.7
27.4
20
Amonyum Sülfat
15
10
5
0
N0
N3
N6
N9
Azot Dozu (kg/da)
N12
ġekil 4.5. Kuru ot oranlarının artan AS dozlarına bağlı olarak değişimi
45
Şekil 4.5.’te görüldüğü gibi 9 kg/da’a kadar yapılan AS gübrelemesi ile kuru ot
oranında sürekli bir artış görülmektedir. 9 kg/da dozuna kadar arttırılan her 3 kg/da AS
gübre dozuna karşılık dekara kuru ot oranında sırayla % 0.7, 2.3 ve 3.7 değerinde
artışlar yaşanmıştır. 12 kg/da dozunda ise %1.4 değerinde düşüş görülmektedir.
40
Kuru Ot Oranı (%)
35
31.7
30
25
25.0
31.6
27.8
27.0
20
Üre
15
10
5
0
N0
N3
N6
N9
N12
Azot Dozu (kg/da)
ġekil 4.6. Kuru ot oranlarının artan Üre dozlarına bağlı olarak değişimi
Şekil 4.6.’da görüldüğü gibi 12 kg/da’a kadar yapılan Üre gübrelemesi ile kuru
ot oranında sürekli bir artış görülmektedir. Arttırılan her 3 kg/da Üre gübre dozuna
karşılık dekara kuru ot oranında sırasıyla % 2.0, 0.8 ve 3.9 değerinde artışlar
yaşanmıştır. 12 kg/da dozunda ise % 0.1 değerinde düşüş görülmektedir.
4.3. Kuru Ot Verimi (kg/da)
Araştırmada ilk biçimde elde edilen kuru ot verimlerine ait varyans analizi
sonuçları çizelge 4.5’te verilmiştir.
Çizelge 4.5. Kuru ot verimine ilişkin varyans analizi sonuçları
Varyans Kaynağı
S.D.
Tekerrür
2
Gübre
2
Hata
4
Doz
4
Gübre X Doz
8
Hata
24
C.V. : %12,59, ** : P<0,01
Kareler Ortalaması
7646.035
1436.113
1488.444
12418.507
295.750
398.354
F Değeri
5.1396
0.9648
31.1746**
0.7424
46
Çizelge 4.5.’te görüldüğü gibi, farklı gübre dozlarının kuru ot verimine etkisi
istatistiksel olarak %1 ihtimal düzeyinde çok önemli bulunmuştur. Gübre çeşitlerinin ve
gübrexdoz interaksiyonunun kuru ot verimine etkisi istatistiksel olarak önemsiz
bulunmuştur. Gübre çeşitlerinin farklı dozlarına ait kuru ot verimi ortalamaları çizelge
4.6.’da verilmiştir.
Çizelge 4.6. Kuru ot verimi ortalamaları (kg/da)
Gübre
Amonyum Nitrat
Amonyum Sülfat
Üre
Ortalama
LSDDoz: 26.32 (%1)
N0
112,4
108,6
112,6
111,2 C
N3
135,2
130,5
129,6
131,8 C
Azot Dozları
N6
173,0
150,1
159,7
160,9 B
N9
204,6
190,2
193,8
196,2 A
N12
218,5
166,7
191,8
192,3 A
Ortalama
168,7
149,2
157,5
158,5
Çizelge 4.6.’da verilen kuru ot verimi ortalamaları incelendiğinde farklı gübre ve
dozlarına ait bütün değerlerin genel ortalamasının 158.5 kg/da olduğu görülmektedir.
Denemede ilk biçimde elde edilen en yüksek kuru ot verimi (218.5 kg/da ) 12 kg/da
dozunda Amonyum Nitrat gübresi (AN12) uygulanan parselden elde edilmiştir. En
düşük kuru ot verimi ise (108.6 kg/da) gübre uygulanmayan (şahit) parselden elde
edilmiştir. Gübre çeşitlerinin kuru ot verimine etkisi istatistiksel olarak önemli
bulunmamış olmasına rağmen en yüksek ortalama (168.7 kg/da) Amonyum Nitrat
gübresinden elde edilmiştir. Gübre çeşitlerinin dozlarına ait kuru ot verimlerinin
ortalamalarına bakıldığında Amonyum Nitratın 168.7 kg/da, Amonyum Sülfatın 149.2
ve Ürenin ise 157.5 kg/da olduğu görülmektedir.
Gübre dozlarına bağlı olarak %1 önem seviyesine göre yapılan LSD analizi
sonucuna göre; en yüksek kuru ot verimi ortalamalarının elde edildiği N9 ve N12 gübre
dozları istatistiksel olarak aynı önem grubu içerisinde yer almakta olup diğer gübre
dozları ile aralarında istatistiksel olarak önemli bir fark bulunmaktadır.
Araştırmada kullanılan farklı azot gübrelerinin gübre dozlarına bağlı olarak kuru
ot verimlerinde saptanan değişimler şekil 4.7, 4.8. ve 4.9.’da grafiksel olarak verilmiştir.
47
Kuru Ot Verimi (kg/da)
250
218.5
204.6
200
173.0
150
135.2
112.4
100
Amonyum Nitrat
50
0
N0
N3
N6
N9
N12
Azot Dozu (kg/da)
ġekil 4.7. Kuru ot verimlerinin artan AN dozlarına bağlı olarak değişimi
Şekil 4.7’de görüldüğü gibi 12 kg/da’a kadar yapılan AN gübrelemesi ile kuru ot
verimlerinde sürekli bir artış görülmektedir. Arttırılan her 3 kg/da AN gübre dozuna
karşılık dekara kuru ot veriminde sırayla 22.8, 37.8, 31.6, 13.9 kg değerinde artış tespit
edilmiştir.
250
Kuru Ot Verimi (kg/da)
200
190.2
150.1
150
100
166.7
130.5
108.6
Amonyum Sülfat
50
0
N0
N3
N6
N9
Azot Dozu (kg/da)
N12
ġekil 4.8. Kuru ot verimlerinin artan AS dozlarına bağlı olarak değişimi
Şekil 4.8’de görüldüğü gibi 9 kg/da’a kadar yapılan AS gübrelemesi ile kuru ot
veriminde sürekli bir artış görülmektedir. 9 kg/da dozuna kadar arttırılan her 3 kg/da AS
gübre dozuna karşılık dekara kuru ot veriminde sırasıyla 21.9, 19.6, 40.1 kg değerinde
artışlar, 12 kg/da dozunda ise 23.5 kg değerinde düşüş görülmektedir.
48
Kuru Ot Verimi (kg/da)
250
193.8
200
159.7
150
191.8
129.6
112.6
Üre
100
50
0
N0
N3
N6
N9
Azot Dozu (kg/da)
N12
ġekil 4.9. Kuru ot verimlerinin artan Üre dozlarına bağlı olarak değişimi
Şekil 4.9’da görüldüğü gibi 9 kg/da’a kadar yapılan Üre gübrelemesi ile kuru ot
veriminde sürekli bir artış görülmektedir. 9 kg/da dozuna kadar arttırılan her 3 kg/da
Üre gübresi dozuna karşılık dekara kuru ot veriminde sırasıyla 17.0, 30.1, 34.1 kg
değerinde artış, 12 kg/da dozunda ise 2.0 kg değerinde düşüş görülmektedir.
Araştırmada ilk biçime ait kuru ot verimlerine ilişkin elde edilen bulgular,
Lutwick ve Krogman (1963), Altın ve Tosun (1977), Bakır (1985), Gençkan (1985),
Gökkuş (1989), Nichols ve ark. (1990), Kır (1997), Sağlamtimur ve ark. (2001),
Bayram (2005), Çomaklı ve ark. (2005), Parlak (2005), Türk ve ark. (2005), Yolcu
(2005), Daşcı (2008), Yavuz ve ark. (2008), Lermi (2009), Altın ve ark. (2010), Orhan
(2010), Alatürk (2012) tarafından elde edilen yıllık verim bulguları ile benzerlik
göstermektedir. Bu çalışmalarda belirtilen kuru ot verimleri ile araştırmamızda elde
ettiğimiz veriler arasında tespit edilen bazı tabi olan farklılıklar ve bu farklılığa sebep
olan faktörlere aşağıda değinilmiştir.
Lutwick ve Krogman (1963), Kanada’da yürüttükleri bir araştırmada yalnızca
azot gübrelemesi yapılan parsellerde üç yıllık kuru ot verim ortalamaları 0, 3.8, 7.6,
11.4 azot dozları için sırasıyla 78.1 kg/da, 248.0 kg/da, 248.0 kg/da ve 288.8 kg/da
olduğunu bildirmişlerdir. Elde ettikleri verim çalışmamızda elde ettiğimiz kuru ot
verimi ortalamalarının üzerindedir. Bunun sebebi Kanada’da çalışmalarını yürüttükleri
bölgenin düzenli bir yağışa sahip olması ve araştırmalarını üç yıl boyunca sürdürmeleri
de verim artışı sağlamıştır.
49
Altın ve Tosun (1977), Erzurum’da yürüttükleri araştırma sonucunda 1. Yıl 5,
10, 15 kg azot dozlarından elde edilen kuru ot verimlerini sırasıyla 114.0, 107.0 ve
164.0 kg/da olarak bulmuştur. Bu değerler araştırmamızda bir biçimden elde ettiğimiz
değerlerin bile altındadır. Aradaki bu fark meranın botanik kompozisyonu içerisindeki
baklagil oranının yüksek olması nedeniyle ilk yıl verimin düşük kalmasından
kaynaklandığı düşünülebilir. Şayet ikinci yıl baklagil verimi arttıkça verimde artmıştır.
2.yıl elde ettiği kuru ot verimleri sırasıyla 233.0, 270.1 ve 261.1 kg/da’dır. Bu değerler
ise araştırmamızda elde ettiğimiz değerlerin üzerindedir. Bu fark araştırmalarında
değerlerin iki yıllık olması ve kendi araştırmamızın bir yıllık olması, baklagillerdeki
verim artışının ikinci yıl gerçekleşmesi, karışımdaki korunga oranının yüksek olması,
bölgeye düşen yağışın fazla olması ve gübrelerin etkinliğinin ilerleyen dönemde de
devam etmesi şeklinde açıklanabilir.
Gökkuş (1989) Erzurum’da yaptığı çalışmada elde edilen ortalama kuru ot
verimleri ilk yıl 450.2 ve 752.2 kg/da; ikinci yılında 623.4 ve 879.9 kg/da; iki yıllık
ortalamada ise 536.8 ve 816.1 k/da bulunmuştur. Bu değerler araştırmamızda elde
ettiğimiz kuru ot verimi değerlerinin çok üzerindedir. Bu fark araştırmanın yürütüldüğü
bölgenin çalışmamızı yürüttüğümüz bölgeye göre çok fazla yağış almasından ve
değerlerin yıllık olması gibi sebeplerden kaynaklanmaktadır.
Nichols ve ark. (1990) A.B.D.’de yaptıkları araştırmada kuru ot veriminde elde
edilen değerler 0, 4.5, 9, 13,5 kg/da azot gübrelemeleri için sırasıyla 496.2, 601.2,
679.4, 707.2 kg/da şeklindedir. Bu sonuçlar araştırmamızda elde ettiğimiz kuru ot
verimlerinin çok üzerindedir. Bu fark söz konusu araştırmanın yürütüldüğü bölgenin
araştırma alanımıza kıyasla daha fazla miktarda yağış almasından ayrıca elde edilen
değerlerin dört yıllık olmasından kaynaklanmaktadır.
Bayram (2005), Bursa’da yaptığı çalışmasında iki yıllık ortalama kuru ot
verimleri 15 ve 20 kg/da azot dozları için 846.78 ve 972.58 kg/da olarak bulunmuştur.
En yüksek kuru ot verimi 972.58 kg/da olarak bulmuştur. Bu değerler araştırmamızda
elde ettiğimiz verime göre oldukça yüksektir. Bu farkın sebebi denemenin yapıldığı ilin
ve bölgenin yağış miktarının Konya şartlarına göre oldukça fazla olması, toprak
verimliliği, uygulanan azot dozlarının miktarı (15 ve 20 kg/da) ve değerlerin iki yıllık
bütün verileri içermesi olarak gösterilebilir.
50
Çomaklı ve ark. (2005) Ardahan ilinde yürüttükleri araştırma sonucu elde edilen
üç yıllık kuru ot verimleri artan azot dozlarına (N0, N5, N10. ve N15) göre sırasıyla 118.7,
201.0, 264.1 ve 320.7 kg/da olarak bulunmuştur. Saptanan bu değerler araştırmamızda
elde ettiğimiz kuru ot verimlerinin üzerindedir. Bu fark araştırmacının çalışmasını
yürüttüğü bölgeye düşen yağış miktarının araştırmamızı yürüttüğümüz Konya iline göre
çok fazla olması, meranın taban arazi olması, araştırmacıların denemeyi üç yıl boyunca
yürütmesi ve yıllık veriler olması şeklinde açıklanabilir.
Parlak (2005) Ankara’da yürütülen araştırma sonucu elde ettiği iki yıllık kuru ot
verimleri artan azot dozlarına (N0, N5, N10) göre sırasıyla 357, 381, 409 kg/da olarak
belirlenmiştir. En yüksek kuru ot verimini 492 kg/da olarak bulmuştur. Görüldüğü gibi
çalışmamızda elde edilen verimlerin üzerinde bir değerdir. Bu fark araştırıcının
kullandığı yem bitkisi karışımını oluşturan bitkiler, bitkilerin karışımdaki oranları ve
farlı ekim yöntemleri, denemenin iki yıl boyunca yürütülmesi ile açıklanabilir.
Türk ve ark. (2005), Bursa’da yürütülen araştırma sonucu elde ettikleri kuru ot
verimleri 0, 5, 10, 15 kg/da N dozlarına göre sırasıyla 688.0, 1030.3, 1347.2, 1471.7
kg/da olarak bulunmuştur. Elde edilen bu değerler araştırmamızdan elde ettiğimiz kuru
ot verimlerinden oldukça yüksektir. Aradaki bu fark araştırmacının çalışmasını
yürüttüğü bölgeye düşen yağış miktarının denememizi yürüttüğümüz Konya iline göre
çok fazla olmasından, elde ettikleri değerlerin 2 yıllık olmasından kaynaklanmaktadır.
Yolcu (2005) Erzurum’da yaptığı araştırmada 0, 6, 12 kg/da azot
uygulamalarından elde edilen kuru ot verimleri sırasıyla 616.7, 713.8 ve 749.8 kg/da
olarak saptanmıştır. En yüksek verim 6 ve 12 kg/da N uygulamalarından elde edilmiştir
(1091.4 ve 1146.4 kg). Elde edilen bu değerler araştırmamızdan elde ettiğimiz kuru ot
verimlerinden çok yüksektir. Aradaki bu fark araştırmacının çalışmasını yürüttüğü
bölgeye düşen yağış miktarının denememizi yürüttüğümüz Konya iline göre fazla
olmasından, elde ettiği değerlerin 3 yıllık ve yıllık tüm biçim değerleri olmasından
kaynaklanmaktadır.
Yavuz ve ark. (2008), Tokat ilinde yürüttükleri çalışmada yapay merada en
düşük ortalama kuru ot verimi 600.09 kg/da, en yüksek de 866.13 kg/da olarak tespit
51
edilmiştir. Bu veriler araştırmamızda elde edilenlerden yüksektir. Bu fark yem bitkisi
karışımını oluşturan bitkiler, bitkilerin karışımdaki oranları, azotu kompoze gübre
içerisinde ya da fosforla birlikte kullanması, bölgenin iklimi ve yağış rejimi, toprak
yapısı faktörleriyle ve değerlerin iki yıllık olması ile açıklanabilir.
Lermi (2009), Bartın ilinden yaptığı araştırmada 0, 5, 10, 15, 20 kg/da azot
uygulamalarından elde edilen kuru ot verimleri sırasıyla 151.26, 187.87, 205.42,
207.60, 232.48 kg/da olarak bulunmuştur. Elde edilen bu değerler araştırmamızdan elde
ettiğimiz kuru ot verimlerinden az miktarda yüksektir. Aradaki bu fark araştırmacının
çalışmasını yürüttüğü bölgeye düşen yağış miktarının denememizi yürüttüğümüz Konya
iline göre fazla olması, azot gübresinin yanında fosfor gübresi kullanması ve araştırma
değerlerinin iki yıllık veriler olması ile açıklanabilir.
Altın ve ark. (2010) Tekirdağ ilinde yürütülen araştırmada elde edilen kuru ot
verimi ortalaması taban merada gübreleme öncesi 349.0 kg/da gübreleme sonrası ise
620.0 kg/da; kıraç merada gübreleme öncesi ve sonrası sırasıyla 240.0 kg/da, 342.0
kg/da olarak belirtilmiştir. Kuru ot verimine ait bu bulgular araştırmamızdan elde
ettiğimiz değerlerin üzerindedir. Bu fark saf azot gübresine ek olarak kompoze gübrenin
de kullanılması, araştırmanın yapıldığı ilin yağış oranının yüksek olması, iklim ve
toprak yapısı, değerlerin yıllık değerler ve iki yıllık olması ile açıklanabilir.
Orhan (2010), Karaman’da tabi merada yaptığı çalışmada 0, 2.5, 5.0, 7.5, 10
kg/da azot uygulamalarından elde edilen kuru ot verimleri sırasıyla 69.61, 108.83,
155.67, 160.72, 148.94 kg/da olarak bulunmuştur. Elde edilen bu değerler
araştırmamızdan elde ettiğimiz bir biçim kuru ot verimlerinden düşüktür. Aradaki bu
fark araştırmacının çalışmasını yürüttüğü yıl bölgeye düşen yağış miktarının
denememizi yürüttüğümüz Konya iline göre daha da az olması ve araştırmanın tabii bir
merada yürütmesinden kaynaklanmaktadır.
Alatürk (2012), Çanakkale’de yaptığı araştırmada kuru ot verimi ortalamasını
gübre verilmeyen parsellerde 256.9 kg/da, gübrelenen parsellerde 315.6–345.0 kg/da
arasında bulunmuştur. Bütün parsellerde en yüksek kuru ot verimlerini 527.5 kg/da
olarak bulmuştur. Bu bulgular araştırmamızda elde ettiğimiz bulguların üzerindedir. Bu
52
fark azot gübresini kompoze gübre şeklinde kullanması ve araştırmanın yürütüldüğü
bölgenin yağış miktarının yüksek olmasından kaynaklanmaktadır.
4.4. Ağırlığa Göre Botanik Kompozisyon (%)
4.4.1. Buğdaygil Oranı (%)
Araştırmada ilk biçimde elde edilen buğdaygil oranlarına ait varyans analizi
sonuçları çizelge 4.7.’de verilmiştir.
Çizelge 4.7. Buğdaygil oranlarına ilişkin varyans analizi sonuçları
Varyans Kaynağı
S.D.
Tekerrür
2
Gübre
2
Hata
4
Doz
4
Gübre X Doz
8
Hata
24
C.V. : %0,74, * : P<0,05, ** : P<0,01
Kareler Ortalaması
0.342
8.127
0.577
16.286
0.344
0.505
F Değeri
0.5926
14.0808*
32.2569**
0.6814
Çizelge 4.7.’de görüldüğü gibi, farklı gübre çeşitlerinin botanik kompozisyon
içerisindeki buğdaygil oranına etkisi istatistiksel olarak %5 ihtimal düzeyinde önemli
bulunmuştur. Gübre dozlarının botanik kompozisyon içerisindeki buğdaygil oranına
etkisi istatistiksel olarak %1 ihtimal düzeyinde önemli bulunmuştur. Gübrexdoz
interaksiyonunun botanik kompozisyon içerisindeki buğdaygil oranına etkisi istatistiksel
olarak önemsiz bulunmuştur. Gübre çeşitlerinin farklı azot dozlarına ait buğdaygil
ortalamaları çizelge 4.8.’de verilmiştir.
Çizelge 4.8. Buğdaygil oranı ortalamaları (%)
Gübre
N0
N3
Amonyum Nitrat
95.02
95.52
Amonyum Sülfat
94.21
94.71
Üre
95.38
95.39
Ortalama
94.87 B
95.21 B
LSDGübre: 0.7701 (%5), LSDDoz: 0.9370 (%1)
Azot Dozları
N6
96.54
94.88
95.96
95.79 B
N9
98.25
96.07
97.94
97.42 A
N12
98.53
97.11
98.01
97.89 A
Ortalama
96.77 A
95.40 B
96.54 A
96.23
Çizelge 4.8’de verilen botanik kompozisyon içerisindeki buğdaygil oranı
ortalamaları incelendiğinde tüm değerlerin genel ortalamasının %96.23 olduğu
görülmektedir. Denemede elde edilen en yüksek buğdaygil oranı (%98.53) 12 kg/da
53
dozunda Amonyum Nitrat gübresi (AN12) uygulanan parselden elde edilmiştir. En
düşük buğdaygil oranı ise (%94.21) gübre uygulanmayan (şahit) parselden elde
edilmiştir. Gübre çeşitlerine ait buğdaygil oranı ortalamalarına bakıldığında Amonyum
Nitratın %96.77, Amonyum Sülfatın %95.40 ve Ürenin ise %96.54 olduğu ve en yüksek
ortalamanın Amonyum Nitrat gübresinden elde edildiği görülmektedir.
Gübre çeşitlerine bağlı olarak %5 önem seviyesinde yapılan LSD analizi
sonucuna göre; en yüksek buğdaygil oranı ortalamalarının elde edildiği AN ve Üre
gübreleri istatistiksel olarak aynı önem grubu içerisinde yer almakta olup AS gübresi ile
aralarında istatistiksel olarak önemli bir fark bulunmaktadır.
Gübre dozlarına bağlı olarak %1 önem seviyesine göre yapılan LSD analizi
sonucuna göre; en yüksek buğdaygil oranı ortalamalarının elde edildiği N9 ve N12 gübre
dozları istatistiksel olarak aynı önem grubu içerisinde yer almakta olup diğer gübre
dozları ile aralarında istatistiksel olarak önemli bir fark bulunmaktadır.
Araştırmada kullanılan farklı azot gübrelerinin gübre dozlarına bağlı olarak
buğdaygil oranlarında saptanan değişimler Şekil 4.10, 4.11, ve 4.12.’de grafiksel olarak
verilmiştir.
99
98.25
98.53
Buğdaygil Oranı (%)
98
97
96.54
96
95
95.52
95.02
Amonyum Nitrat
94
93
N0
N3
N6
N9
N12
Azot Dozu (kg/da)
ġekil 4.10. Buğdaygil oranlarının artan AN dozlarına bağlı olarak değişimi
Şekil 4.10’da görüldüğü gibi 12 kg/da’a kadar yapılan AN gübrelemesi ile
buğdaygil oranında sürekli bir artış görülmektedir. Arttırılan her 3 kg/da AN gübre
dozuna karşılık dekara buğdaygil oranında sırasıyla %0.5, 1.02, 1.71 ve 0.28 oranında
artışlar yaşanmıştır.
54
97.5
97.11
97
Buğdaygil Oranı (%)
96.5
96.07
96
95.5
95
94.5
94.88
94.71
Amonyum Sülfat
94.21
94
93.5
93
92.5
N0
N3
N6
N9
N12
Azot Dozu (kg/da)
ġekil 4.11. Buğdaygil oranlarının artan AS dozlarına bağlı olarak değişimi
Şekil 4.11’de görüldüğü gibi 12 kg/da’a kadar yapılan AS gübrelemesi ile
buğdaygil oranında sürekli bir artış görülmektedir. Arttırılan her 3 kg/da AS gübre
dozuna karşılık buğdaygil oranında sırasıyla % 0.5, 0.17, 1.19 ve 1.04 oranlarında
artışlar yaşanmıştır.
98.5
97.94
Buğdaygil Oranı (%)
98
98.01
97.5
97
96.5
95.96
96
95.5
95.38
Üre
95.39
95
94.5
94
N0
N3
N6
N9
N12
Azot Dozu (kg/da)
ġekil 4.12. Buğdaygil oranlarının artan Üre dozlarına bağlı olarak değişimi
Şekil 4.12’de görüldüğü gibi 12 kg/da’a kadar yapılan Üre gübrelemesi ile
buğdaygil oranında sürekli bir artış görülmektedir. Arttırılan her 3 kg/da Üre gübre
dozuna karşılık dekara buğdaygil oranında sırasıyla % 0.01, 0.57, 1.98 ve 0.07
oranlarında artışlar yaşanmıştır.
55
4.4.2. Baklagil Oranı (%)
Araştırmada ilk biçimde elde edilen baklagil oranlarına ait varyans analizi
sonuçları çizelge 4.9’da verilmiştir.
Çizelge 4.9. Baklagil oranlarına ilişkin varyans analizi sonuçları
Varyans Kaynağı
S.D.
Tekerrür
2
Gübre
2
Hata
4
Doz
4
Gübre X Doz
8
Hata
24
C.V. : %18,87, * : P<0,05, ** : P<0,01
Kareler Ortalaması
0.342
8.127
0.577
16.286
0.344
0.505
F Değeri
0.5926
14.0808*
32.2569**
0.6814
Çizelge 4.9.’da görüldüğü gibi, farklı gübre çeşitlerinin botanik kompozisyon
içerisindeki baklagil oranına etkisi istatistiksel olarak %5 ihtimal düzeyinde önemli
bulunmuştur. Gübre dozlarının botanik kompozisyon içerisindeki baklagil oranına etkisi
istatistiksel
olarak
%1
ihtimal
düzeyinde
önemli
bulunmuştur.
Gübrexdoz
interaksiyonunun botanik kompozisyon içerisindeki baklagil oranına etkisi istatistiksel
olarak önemsiz bulunmuştur. Gübre çeşitlerinin farklı azot dozlarına ait baklagil
ortalamaları çizelge 4.8.’de verilmiştir.
Çizelge 4.10. Baklagil oranı ortalamaları (%)
Gübre
N0
N3
Amonyum Nitrat
4.98
4.48
Amonyum Sülfat
5.79
5.29
Üre
4.62
4.61
Ortalama
5.13 A
4.79 A
LSDGübre: 0.7701 (%5), LSDDoz: 0.9370 (%1)
Azot Dozları
N6
3.46
5.12
4.04
4.21 A
N9
1.75
3.93
2.06
2.58 B
N12
1.47
2.89
1.99
2.11 B
Ortalama
3.23 B
4.60 A
3.46 B
3.77
Çizelge 4.10’da verilen botanik kompozisyon içerisindeki baklagil oranı
ortalamaları incelendiğinde tüm değerlerin genel ortalamasının %3.77 olduğu
görülmektedir. Denemede elde edilen en yüksek baklagil oranı (%5.79) gübre
uygulanmayan (şahit) parselden elde edilmiştir. En düşük baklagil oranı ise (%1.47) 12
kg/da dozunda Amonyum Nitrat gübresi (AN12) uygulanan parselden elde edilmiştir.
Gübre çeşitlerine ait baklagil oranı ortalamalarına bakıldığında Amonyum Sülfatın
56
%4,60, Ürenin %3,46, Amonyum Nitratın ise %3,23 olduğu ve en yüksek ortalamanın
Amonyum Sülfat gübresinden elde edildiği görülmektedir.
Gübre çeşitlerine bağlı olarak %5 önem seviyesinde yapılan LSD analizi
sonucuna göre; en düşük baklagil oranı ortalamalarının elde edildiği AN ve Üre
gübreleri istatistiksel olarak aynı önem grubu içerisinde yer almakta olup AS gübresi ile
aralarında istatistiksel olarak önemli bir fark bulunmaktadır.
Gübre dozlarına bağlı olarak %1 önem seviyesine göre yapılan LSD analizi
sonucuna göre; en düşük baklagil oranı ortalamalarının elde edildiği N9 ve N12 gübre
dozları istatistiksel olarak aynı önem grubu içerisinde yer almakta olup diğer gübre
dozları ile aralarında istatistiksel olarak önemli bir fark bulunmaktadır.
Araştırmada kullanılan farklı azot gübrelerinin gübre dozlarına bağlı olarak
baklagil oranlarında saptanan değişimler şekil 4.13, 4.14 ve 4.15.’te grafiksel olarak
verilmiştir.
Baklagil Oranı (%)
6
5
4.98
4.48
4
3.46
3
1.75
2
1.47
Amonyum Nitrat
1
0
N0
N3
N6
N9
N12
Azot Dozu (kg/da)
ġekil 4.13. Buğdaygil oranlarının artan AN dozlarına bağlı olarak değişimi
Şekil 4.13’te görüldüğü gibi 12 kg/da’a kadar yapılan AN gübrelemesi ile
baklagil oranında sürekli bir düşüş görülmektedir. Arttırılan her 3 kg/da AN gübre
dozuna karşılık dekara baklagil oranında sırasıyla % 0.5, 1.02, 1.71 ve 0.28 oranlarında
düşüşler yaşanmıştır.
57
7
Baklagil Oranı (%)
6
5.79
5.29
5.12
5
3.93
4
2.89
3
Amonyum Sülfat
2
1
0
N0
N3
N6
N9
N12
Azot Dozu (kg/da)
ġekil 4.14. Baklagil oranlarının artan AS dozlarına bağlı olarak değişimi
Şekil 4.14’te görüldüğü gibi 12 kg/da’a kadar yapılan AS gübrelemesi ile
baklagil oranında sürekli bir düşüş görülmektedir. Arttırılan her 3 kg/da AS gübre
dozuna karşılık dekara baklagil oranında sırasıyla % 0.5, 0.17, 1.19 ve 1.04 oranlarında
Baklagil Oranı (%)
düşüşler yaşanmıştır.
5
4.5
4
3.5
3
2.5
2
1.5
1
0.5
0
4.62
4.61
4.04
2.06
N0
N3
N6
N9
1.99
Üre
N12
Azot Dozu (kg/da)
ġekil 4.15. Baklagil oranlarının artan Üre dozlarına bağlı olarak değişimi
Şekil 4.15’da görüldüğü gibi 12 kg/da’a kadar yapılan Üre gübrelemesi ile
baklagil oranında sürekli bir düşüş görülmektedir. Arttırılan her 3 kg/da Üre gübre
dozuna karşılık dekara baklagil oranında sırasıyla % 0.01, 0.57, 1.98 ve 0.07
oranlarında düşüşler yaşanmıştır.
58
Araştırmada botanik kompozisyona ilişkin bulgularımız bazı çalışmalardan elde
bulgular ile benzerlik göstermektedir.
Altın ve Tosun (1977), Erzurum’da yürüttükleri çalışmada 0, 5, 10 ve 15 kg azot
uygulanan parsellerde korunga oranı sırasıyla % 36.52, 37.87, 30.87 ve 36.17,
buğdaygiller oranı ise yine sırasıyla % 63.48,
62.13, 69.13 ve 63.83 olarak
bulunmuştur. Araştırmamıza kıyasla buğdaygil oranının daha düşük ve baklagil
oranının daha yüksek değerlerde bulunmasının sebebi başlangıçta mera botanik
kompozisyonu içerisinde yer alan baklagil oranının araştırmamıza kıyasla daha yüksek,
buğdaygil oranının ise daha düşük olmasıdır.
Bayram (2005), Bursa’da yaptığı çalışmada azot gübrelemesi ile botanik
kompozisyondaki baklagil oranı ortalamalarını %19.96 (15 kg/da N ) ve %17.40 (20
kg/da) olarak, buğdaygil oranı ortalamalarını ise %50.41 (15 kg/da N ) ve %57.57(20
kg/da) olarak tespit etmiştir. Araştırmamızda elde ettiğimiz buğdaygil oranının bu
araştırmada elde edilene göre daha yüksek baklagillerin de daha düşük olduğu
görülmekte olup bu farklılığın temel sebepleri Bayram (2005)’in çalışmasında diğer
familyalara da ver vermesi ve başlangıçta bulunan baklagil oranının fazla olmasıdır.
Çomaklı ve ark. (2005), Ardahan ilinde yaptıkları çalışmada botanik
kompozisyon içerisindeki buğdaygil oranı artan azot gübre dozu ile %48.1, 56.4, 61.6,
59.0 ve %56.3 olarak tespit edilmiştir. Buğdaygil oranları araştırmamızda tespit edilen
buğdaygil oranlarına göre oldukça düşüktür. Bunun sebebi araştırmacının çalışmasını
yürüttüğü meranın botanik kompozisyonu içerisinde diğer familyalardan yem
bitkilerinin de yer alması ve bu doğrultuda buğdaygil oranlarının düşük olmasıdır.
Parlak (2005), Ankara’da yaptığı çalışmada iki yıllık ortalamalar sonucu botanik
kompozisyon içerisinde en yüksek buğdaygil oranını %73.48 olarak tespit etmiştir.
Baklagil oranı ise gübresiz parselde %56.56’dan 10 kg/da N gübresi ile %51.28’e
düşmüştür.
Çalışmamızdaki bulgulara kıyasla baklagil oranlarını daha yüksek,
buğdaygil oranlarını daha düşük bulması şeklinde ortaya çıkan bu fark araştırıcının
kullandığı yem bitkisi karışımını oluşturan bitkiler, bitkilerin karışımdaki oranları ve
ekim yöntemleri ile açıklanabilir.
59
Yolcu (2005), Erzurum’da yaptığı araştırmada 0, 6, 12 kg/da azot
uygulamalarından elde edilen baklagil oranları sırasıyla %46.6, 37.7 ve 37.0 olmuştur.
Elde edilen bu değerler araştırmamızda elde ettiğimiz botanik kompozisyon içerisindeki
baklagil oranlarından oldukça yüksektir. Bu fark araştırmacının kullandığı yem bitkisi
karışımında baklagil oranının araştırmamıza kıyasla çok yüksek olması ile açıklanabilir.
Daşcı (2008), Erzurum’da yürüttüğü araştırmada 0, 5, 10 kg/da N dozları ile elde
edilen buğdaygil oranları sırasıyla %51.7 59.1 69.1 olarak bulunmuştur. Elde edilen bu
değerler araştırmamızda elde ettiğimiz botanik kompozisyon içerisindeki buğdaygil
oranlarından oldukça düşüktür. Bu fark araştırmacının kullandığı meranın botanik
kompozisyonunda başlangıçtaki buğdaygil oranının araştırmamıza göre oldukça düşük
olması ve diğer familyalardan yem bitkilerini de içeriyor olması ile açıklanabilir.
Lermi (2009), Bartın ilinde yaptığı çalışmada 0, 5, 10, 15, 20 kg/da N dozları ile
elde edilen buğdaygil oranları sırasıyla %34.07, 55.16, 53.61, 61.60, 69.93 ve 54.87
olarak bulunmuştur. Elde edilen bu değerler araştırmamızda elde ettiğimiz botanik
kompozisyon içerisindeki buğdaygil oranlarından oldukça düşüktür. Bu fark
araştırmacının kullandığı meranın botanik kompozisyonunda başlangıçtaki buğdaygil
oranının araştırmamıza göre oldukça düşük olması, baklagil oranının yüksek olması ve
diğer familyalardan yem bitkilerini de içeriyor olması ile açıklanabilir. Yine
araştırmasında 0, 5, 10, 15, 20 kg/da N dozları ile elde edilen baklagil oranları sırasıyla
%39.02, 20.21, 12.99, 16.30, 9.30, 19.56 olarak bulunmuştur. Elde edilen bu değerler
araştırmamızda elde ettiğimiz botanik kompozisyon içerisindeki baklagil oranlarından
oldukça yüksektir. Bu fark araştırmacının kullandığı meranın botanik kompozisyonunda
başlangıçtaki baklagil oranının araştırmamıza göre oldukça yüksek olmasıdır.
Altın ve ark. (2010), Tekirdağ ilinde yürüttükleri araştırmada botanik
kompozisyon içerisinde buğdaygil oranları ortalamasını taban merada gübreleme öncesi
%50.3 gübreleme sonrası % 51.0, kıraç merada ise sırasıyla %54.4 ve %58.4 olarak
bulunmuştur. Araştırmacının buğdaygil oranında tespit ettiği oranlar ve artış miktarı
çalışmamızdan elde ettiklerimizle kıyaslandığında bir hayli düşük kalmaktadır.
Çalışmamızda botanik komposizyon içerisindeki buğdaygil oranının ve artışın bu
araştırmacının saptadığı bulguların üzerinde çıkmasına neden olarak merada başlangıçta
botanik komposizyonda var olan baklagil yem bitkilerinin fazla olması, yine botanik
60
komposizyonda diğer familyalardan bitkilerin olması sıralanabilir. Bunun yanında
botanik kompozisyon içerisindeki baklagil oranının artması araştırmamızla elde edilen
bulgularla çelişmektedir. Altın ve ark. (2010) çalışmasında taban ve kıraç merada
gübreleme öncesi ve sonrası elde edilen baklagil oranlarını taban ve kıraçta sırasıyla
%31.3, %34.8 ve %15.8, %19.7 olarak bildirmiştir. Baklagil oranında yaşanan bu artış
kompoze gübre kullanması ve başlangıçta botanik kompozisyon içerisindeki baklagil
oranının yüksek olması olarak açıklanabilir.
Orhan (2010), Karaman ilinde yaptığı çalışmada 0, 2.5, 5.0, 7.5, 10 kg/da azot
dozları ile elde edilen buğdaygil oranları sırasıyla %20.11, 49.22, 65.94, 78.77, 76.94
olarak bulunmuştur. Elde edilen bu değerler araştırmamızda elde ettiğimiz botanik
kompozisyon içerisindeki buğdaygil oranlarından oldukça düşüktür. Bu fark
araştırmacının kullandığı meranın botanik kompozisyonunda başlangıçtaki buğdaygil
oranının araştırmamıza göre oldukça düşük olması ve diğer familyalardan yem
bitkilerini de içeriyor olması ile açıklanabilir.
Araştırma sonuçlarından görüleceği üzere meranın botanik kompozisyonu suni
meralarda ekilen tohumların oranlarına, tabii meralarda ise bölgedeki vejetasyonun
kullanım ve bitki zenginliğine göre değişmekte ve farklılık göstermektedir.
4.5. Ham Protein Oranı (%)
Araştırmada ilk biçimde elde edilen ham protein oranlarına ait varyans analizi
sonuçları çizelge 4.11’de verilmiştir.
Çizelge 4.11. Ham protein oranlarına ilişkin varyans analizi sonuçları
Varyans Kaynağı
S.D.
Tekerrür
2
Gübre
2
Hata
4
Doz
4
Gübre X Doz
8
Hata
24
C.V. : %11,93, * : P<0,05, ** : P<0,01
Kareler Ortalaması
12.204
12.447
1.791
26.917
3.671
0.891
F Değeri
6.8132
6.9492*
30.2261**
4.1229**
Çizelge 4.11’de görüldüğü gibi, farklı gübre dozlarının ve gübrexdoz
interaksiyonunun ham protein oranına etkisi istatistiksel olarak %1 ihtimal düzeyinde
çok önemli bulunmuştur. Gübre çeşitlerinin ise ham protein oranına etkisi istatistiksel
61
olarak %5 ihtimal düzeyinde çok önemli bulunmuştur. Gübre çeşitlerinin farklı azot
dozlarına ait ham protein oranı ortalamaları çizelge 4.12’de verilmiştir.
Çizelge 4.12. Ham protein oranı ortalamaları (%)
Azot Dozları
Gübre
N0
N3
N6
N9
Amonyum Nitrat 6.62 DEFG 7.18 DEFG 7.48 DEFG 8.12 CDEF
Amonyum Sülfat
5.62 G
6.09 FG
6.36 EFG
7.94 DEF
Üre
5.53 G
7.46 DEFG
8.77 BCD
10.40 B
Ortalama
5.92 D
6.91 CD
7.54 C
8.82 B
LSDGübre: 1.357 (%5), LSDDoz: 1.245 (%1), LSDGübreXdoz: 2.156 (%1)
N12
12.67 A
8.30 BCDE
10.13 BC
10.37 A
Ortalama
8.42 A
6.86 B
8.46 A
7.91
Çizelge 4.12’de verilen ham protein oranı ortalamaları incelendiğinde tüm
değerlerin genel ortalamasının %7.91 olduğu görülmektedir. Denemede elde edilen en
yüksek ham protein oranı (%12.67) 12 kg/da dozunda Amonyum Nitrat gübresi (AN12)
uygulanan parselden elde edilmiştir. En düşük ham protein oranı ise (%5.53) gübre
uygulanmayan (şahit) parselden elde edilmiştir. Gübre çeşitlerine ait ham protein oranı
ortalamalarına bakıldığında Ürenin %8,46, Amonyum Nitratın %8,42, Amonyum
Sülfatın ise %6,86 olduğu ve en yüksek ortalamanın Üre gübresinden elde edildiği
görülmektedir.
Gübre çeşitlerine bağlı olarak %5 önem seviyesinde yapılan LSD analizi
sonucuna göre; en yüksek ham protein oranı ortalamalarının elde edildiği AN ve Üre
gübreleri istatistiksel olarak aynı önem grubu içerisinde yer almakta olup AS gübresi ile
aralarında istatistiksel olarak önemli bir fark bulunmaktadır.
Gübre dozlarına bağlı olarak %1 önem seviyesine göre yapılan LSD analizi
sonucuna göre; en yüksek ham protein oranı ortalamasının elde edildiği N12 gübre dozu
ile diğer gübre dozları aralarında istatistiksel olarak önemli bir fark bulunmaktadır.
Gübrexdoz interaksiyonuna bağlı olarak %1 önem seviyesine göre yapılan LSD
analizi sonucuna göre; en yüksek ham protein oranı ortalamasının elde edildiği
Amonyum Nitrat gübresinin 12 kg/da (N12) dozundaki interaksiyon ile diğer gübrexdoz
interaksiyonları arasında istatistiksel olarak önemli bir fark bulunmaktadır.
Araştırmada kullanılan farklı azot gübrelerinin gübre dozlarına bağlı olarak ham
protein oranlarında saptanan değişimler şekil 4.16, 4.17 ve 4.18’de grafiksel olarak
verilmiştir.
62
Ham Protein Oranı (%)
14
12.67
12
10
8
6.62
7.48
7.18
8.12
6
Amonyum Nitrat
4
2
0
N0
N3
N6
N9
N12
Azot Dozu (kg/da)
ġekil 4.16. Ham protein oranlarının artan AN dozlarına bağlı olarak değişimi
Şekil 4.16’da görüldüğü gibi 12 kg/da’a kadar yapılan AN gübrelemesi ile ham
protein oranında sürekli bir artış görülmektedir. Arttırılan her 3 kg/da AN gübre dozuna
karşılık dekara ham protein oranında sırasıyla % 0.56, 0.3, 0.64 ve 4.55 değerlerinde
artışlar yaşanmıştır.
9
7.94
8
Ham Protein Oranı (%)
7
6
5.62
6.09
8.3
6.36
5
4
Amonyum Sülfat
3
2
1
0
N0
N3
N6
N9
Azot Dozu (kg/da)
N12
ġekil 4.17. Ham protein oranlarının artan AS dozlarına bağlı olarak değişimi
Şekil 4.17’de görüldüğü gibi 12 kg/da’a kadar yapılan AS gübrelemesi ile ham
protein oranında sürekli bir artış görülmektedir. 12 kg/da dozuna kadar arttırılan her 3
kg/da AS gübre dozuna karşılık dekara ham protein oranında sırasıyla % 0.47, 0.27,
1.58 ve 0.36 değerlerinde artışlar yaşanmıştır.
63
Ham Protein Oranı (%)
12
10.4
10
8.77
7.46
8
6
10.13
5.53
Üre
4
2
0
N0
N3
N6
N9
N12
Azot Dozu (kg/da)
ġekil 4.18. Ham protein oranlarının artan Üre dozlarına bağlı olarak değişimi
Şekil 4.18’de görüldüğü gibi 9 kg/da’a kadar yapılan Üre gübrelemesi ile ham
protein oranında sürekli bir artış görülmektedir. Artırılan her 3 kg/da Üre gübre dozuna
karşılık dekara ham protein oranında sırasıyla %1.93, 1.31 ve 1.63 değerlerinde artışlar
yaşanmıştır. 12 kg/da dozunda ise % 0.27 değerinde düşüş görülmektedir.
Araştırmada ham protein oranına ilişkin elde edilen bulgular, Bakır (1985),
Gençkan (1985), Gökkuş (1989), Gülcan ve ark. (1997), Sağlamtimur ve ark. (2001),
Parlak (2005), Yolcu (2005), Daşcı (2008), Yavuz ve ark. (2008), Orhan (2010), Yolcu
ve ark. (2010), Alatürk (2012) tarafından elde bulgular ile benzerlik göstermektedir. Bu
çalışmalarda belirtilen ham protein oranları ile araştırmamızda elde ettiğimiz veriler
arasında tespit edilen bazı rakamsal farklılıklara ve bu farklılığa sebep olan faktörlere
aşağıda değinilmiştir. Protein oranları kullanılan gübrelere göre değişmekle birlikte elde
edilen diğer verilere göre çok fazla değişkenlik gösteremediğinden daha yakın
bulunmuştur.
Parlak (2005), Ankara’da yaptığı çalışmada elde ettiği ham protein oranları 0, 5,
10 kg/da N dozlarına göre sırasıyla otlak ayrığı için %11.26 13.05 ve 14.06, kılçıksız
brom için %11.43, 12.36 ve %14.03, 16.92, 17.04 ve 18.96 olarak tespit edilmiştir. Bu
fark araştırıcının kullandığı yem bitkisi karışımını oluşturan bitkiler, karışımdaki
baklagil oranları, ekim yöntemleri ve toprak yapısı ile açıklanabilir.
Yolcu (2005), Erzurum’da yürüttüğü araştırmada 0, 6 ve 12 kg/da N
uygulamaları sonucunda karışımdaki ham protein oranları sırası ile %18,78, %19,72 ve
%20,90 olarak belirlenmiştir. Elde edilen bu değerler araştırmamızdan elde ettiğimiz
64
ham protein oranlarından oldukça yüksektir. Bu fark araştırmacının kullandığı mera
karışımında bir buğdaygil ve bir baklagil yem bitkisi olması, dolayısıyla da baklagil
oranının yüksek olması ile açıklanabilir.
Daşcı (2008), Erzurum’da yaptığı çalışmada 0, 5 ve 10 kg/da N uygulamaları
sonucunda karışımdaki ham protein oranları sırası ile %10.49, %10.53 ve %10.72
olarak belirlenmiştir. Elde edilen bu değerler araştırmamızdan elde ettiğimiz ham
protein oranlarından az oranda yüksektir. Bu fark araştırmacının kullandığı merada
baklagil oranının yüksek olması ile açıklanabilir.
Yavuz ve ark. (2008), Tokat ilinde yürüttükleri araştırmada suni merada iki yılın
ortalaması olarak faklı gübreleme uygulamaları ile elde ettiği bulgular sırasıyla %13.55,
12.86, 11.94, 13.15 şeklindedir. Bu sonuçlar araştırmamızda elde edilen bulguların
üzerindedir. Bu fark araştırmacının denemesini yürüttüğü merada var olan baklagil
oranının yüksek olması, azotun kompoze gübre şeklinde ve iki yıl kullanılmasıyla
açıklanabilir.
Alatürk (2012), Çanakkale ilinde yürüttüğü araştırmada elde edilen en yüksek
ham protein oranları sırasıyla %12.1, 14.6 ve 16.0 şeklindedir. Çalışmamızda elde
ettiğimiz ortalamaların üzerinde olan bu değerlerin yarattığı fark kompoze gübre
kullanılması ve botanik kompozisyon içerisindeki buğdaygil oranın araştırmamıza
kıyasla yüksek olmasından kaynaklanmaktadır.
4.6. Ham Protein Verimi (kg/da)
Araştırmada ilk biçimde elde edilen ham protein verimlerine ait varyans analizi
sonuçları çizelge 4.13’te verilmiştir.
Çizelge 4.13. Ham protein verimlerine ilişkin varyans analizi sonuçları
Varyans Kaynağı
S.D.
Tekerrür
2
Gübre
2
Hata
4
Doz
4
Gübre X Doz
8
Hata
24
C.V. : %24.91, * : P<0,05, ** : P<0,01
Kareler Ortalaması
111.479
81.671
10.837
298.661
28.022
10.696
F Değeri
10.2870
7.5364*
27.9218**
2.6198*
65
Çizelge 4.13’te görüldüğü gibi, farklı gübre dozlarının ham protein verimine
etkisi istatistiksel olarak %1 ihtimal düzeyinde çok önemli bulunmuştur. Gübre
çeşitlerinin ve gübrexdoz interaksiyonunun ham protein verimine etkisi ise istatistiksel
olarak %5 ihtimal düzeyinde çok önemli bulunmuştur. Gübre çeşitlerinin farklı azot
dozlarına ait ham protein verimi ortalamaları çizelge 4.13’de verilmiştir.
Çizelge 4.14. Ham protein verimi ortalamaları (kg/da)
Azot Dozları
Gübre
N0
N3
N6
N9
AN
7.33 GH
9.69 EFGH
12.78 DEFG 17.03 BCD
AS
6.12 H
7.99 GH
9.50 FGH
15.07 BCDE
Üre
6.26 H
9.60 EFGH
14.04 CDEF 20.13 B
Ort.
6.57 C
9.09 BC
12.10 B
17.41 A
LSDGübre: 3.337 (%5), LSDDoz: 4.312 (%1), LSDGübreXdoz: 5.551 (%5)
N12
28.09 A
13.89 DEF
19.46 BC
20.48 A
Ortalama
14.99 A
10.51 B
13.90 A
13.13
Çizelge 4.14’te verilen ham protein verimi ortalamaları incelendiğinde tüm
değerlerin genel ortalamasının 13.13 kg/da olduğu görülmektedir. Denemede elde
edilen en yüksek ham protein verimi (28.09 kg/da) 12 kg/da dozunda Amonyum Nitrat
gübresi (AN12) uygulanan parselden elde edilmiştir. En düşük ham protein verimi ise
(6.12 kg/da) gübre uygulanmayan (şahit) parselden elde edilmiştir. Gübre çeşitlerine ait
ham protein verimi ortalamalarına bakıldığında Amonyum Nitratın 14.99 kg/da, Ürenin
13.90 kg/da, Amonyum Sülfatın ise 10.51 kg/da olduğu ve en yüksek ortalamanın
Amonyum Nitrat gübresinden elde edildiği görülmektedir.
Gübre çeşitlerine bağlı olarak %5 önem seviyesinde yapılan LSD analizi
sonucuna göre; en yüksek ham protein verimi ortalamalarının elde edildiği AN ve Üre
gübreleri istatistiksel olarak aynı önem grubu içerisinde yer almakta olup AS gübresi ile
aralarında istatistiksel olarak önemli bir fark bulunmaktadır.
Gübre dozlarına bağlı olarak %1 önem seviyesine göre yapılan LSD analizi
sonucuna göre; en yüksek ham protein verimi ortalamasının elde edildiği N9 ve N12
gübre dozları istatistiksel olarak aynı önem grubu içerisinde yer almakta olup diğer
gübre dozları aralarında istatistiksel olarak önemli bir fark bulunmaktadır.
Gübrexdoz interaksiyonuna bağlı olarak %5 önem seviyesine göre yapılan LSD
analizi sonucuna göre; en yüksek ham protein verimi ortalamasının elde edildiği
Amonyum Nitrat gübresinin 12 kg/da (N12) dozundaki interaksiyon ile diğer gübrexdoz
interaksiyonları arasında istatistiksel olarak önemli bir fark bulunmaktadır.
66
Araştırmada kullanılan farklı azot gübrelerinin gübre dozlarına bağlı olarak ham
protein verimlerinde saptanan değişimler şekil 4.19, 4.20 ve 4.21’de grafiksel olarak
verilmiştir.
28.09
Ham Protein Verimi (kg/da)
30
25
20
17.03
15
10
12.78
7.33
Amonyum Nitrat
9.69
5
0
N0
N3
N6
N9
N12
Azot Dozu (kg/da)
ġekil 4.19. Ham protein verimlerinin artan AN dozlarına bağlı olarak değişimi
Şekil 4.19’da görüldüğü gibi 12 kg/da’a kadar yapılan AN gübrelemesi ile ham
protein veriminde sürekli bir artış görülmektedir. Arttırılan her 3 kg/da AN gübre
dozuna karşılık dekara ham protein veriminde sırasıyla 2.36, 3.09, 4.25 ve 11.06 kg/da
değerlerinde artışlar yaşanmıştır.
16
15.07
14
13.89
Ham Protein Verimi (kg/da)
12
9.50
10
7.99
8
6
6.12
Amonyum Sülfat
4
2
0
N0
N3
N6
N9
Azot Dozu (kg/da)
N12
ġekil 4.20. Ham protein verimlerinin artan AS dozlarına bağlı olarak değişimi
Şekil 4.20’de görüldüğü gibi 9 kg/da’a kadar yapılan AS gübrelemesi ile ham
protein oranında sürekli bir artış görülmektedir. 9 kg/da dozuna kadar arttırılan her 3
67
kg/da AS gübre dozuna karşılık dekara ham protein veriminde sırasıyla 1.87, 1.51 ve
5.57 kg/da değerlerinde artışlar yaşanmıştır. 12 kg/da dozunda ise 1.18 kg/da düşüş
görülmektedir.
Ham Protein Verimi (kg/da)
25
20.13
20
19.46
14.04
15
9.60
10
Üre
6.26
5
0
N0
N3
N6
N9
N12
Azot Dozu (kg/da)
ġekil 4.21. Ham protein verimlerinin artan Üre dozlarına bağlı olarak değişimi
Şekil 4.21’de görüldüğü gibi 9 kg/da’a kadar yapılan Üre gübrelemesi ile ham
protein veriminde sürekli bir artış görülmektedir. Arttırılan her 3 kg/da Üre gübre
dozuna karşılık dekara verilen saf azot miktarına paralel olarak ham protein veriminde
sırasıyla 3.34, 4.44 ve 6.09 kg/da artışlar tespit edilmiştir.
Araştırmada ham protein verimine ilişkin elde ettiğimiz değerler diğer
çalışmalarda belirtilen ham protein verimleri ile bazı rakamsal farklılıklara ve bu
farklılığa sebep olan faktörlere aşağıda değinilmiştir.
Aksu ve ark. (2002), Konya’da yürüttükleri çalışmada, araştırma konuları
içerisinde 0, 9, 18 kg/da azot gübrelemesine ait ham protein verimlerimi sırasıyla
135.97, 168.20 ve 159.90 kg/da olarak tespit etmişlerdir. Bu değerler araştırmamızda bir
biçimden elde edilen değerlerin çok üzerindedir. Aradaki bu fark araştırmacıların elde
ettiği değerlerin 2 yıllık olması, yıllık verimler olması ve kuru ot verimi değerlerinin
çok yüksek olmasından kaynaklanmaktadır.
Parlak (2005), Ankara’da yaptığı çalışmada gübre uygulaması ile ham protein
verimi çok önemli seviyede attığını bildirmiştir. Gübresiz parsellerde (N0) ham protein
68
verimi 47.32 kg/da olurken, 5 kg N/da uygulamasında 53.56 kg/da ve 10 kg N/da gübre
uygulamasında ise 63.60 kg/da olarak ölçülmüştür. Bu değerler araştırmamızda elde
edilen değerlerden yüksektir. Bu fark denememizden elde edilen verilerin tek yıllık
olması ile araştırmacının elde ettiği ham protein oranlarının ve kuru ot verimlerinin
araştırmamıza göre fazla olmasından kaynaklanmaktadır.
Yolcu (2005), Erzurum’da yürüttüğü araştırmada 0, 6 ve 12 kg/da N
uygulamaları sonucunda karışımdaki ham protein verimleri sırası ile 152.0, 180.2, 210.0
kg/da olarak belirlenmiştir. Elde edilen bu bulgular araştırmamızda elde edilenlere göre
çok yüksektir. Bu fark araştırmacının denemesinden ettiği bulguların çok yıllık olması,
yine elde ettiği kuru ot verimi ve ham protein oranlarının çok yüksek olmasından
kaynaklanmaktadır.
Alatürk (2012), Çanakkale ilinde yürüttüğü araştırmada elde edilen en yüksek
ham protein verimleri sırasıyla 60.5, 37.8, 29.7 ve 25.5 kg/da şeklindedir. Çalışmamızda
elde ettiğimiz ortalamaların üzerinde olan bu değerlerin yarattığı fark kompoze gübre
kullanılması, araştırmacının elde ettiği yıllık kuru ot verimi ve ham protein oranlarının
yüksek olmasından kaynaklanmaktadır.
69
5. SONUÇLAR VE ÖNERĠLER
5.1. Sonuçlar
Konya’da sulu şartlarda bir firmanın çiftliğinde ticari bir firmadan temin edilen
“Mera-S” tohum karışımından dekara 7 kg ve 2 kg yonca ilave edilerek 2012 yılı Ekim
ayında tesis edilen suni meradan 2013 yılında ilk biçim değerleri alınarak
değerlendirilmiştir. Tesadüf Bloklarında Bölünmüş Parseller Deneme Desenine göre 3
tekerrürlü olarak kurulan araştırmada 3 farklı azotlu gübrenin (Amonyum Nitrat,
Amonyum Sülfat, Üre) N0, N3, N6, N9 ve N12 dozları (0, 3, 6, 9, 12 kg/da saf azot)
kullanılmıştır. Araştırmada ilk biçimden yeşil ot verimi (kg/da), kuru ot oranı (%), kuru
ot verimi (kg/da), ağırlığa göre botanik kompozisyon (%), ham protein oranı (%), ham
protein verimi (kg/da) gibi verim özelliklerinin değerleri incelenmiştir.
Suni merada yapılan araştırmamızda gübre çeşitlerinin dozlarına ait ilk biçim
yeşil ot verimi ortalamalarına bakıldığında Amonyum Nitratın 570.7 kg/da, Amonyum
Sülfatın 537.8 ve Ürenin ise 544.9 kg/da olduğu görülmektedir. En yüksek yeşil ot
verimi ortalaması Amonyum Nitrat gübresinden elde edilmiştir. Gübre çeşitlerinin yeşil
ot verimine etkisi istatistiksel olarak önemsiz bulunmuştur. Denemede yeşil ot verimi
genel ortalaması 551.1 kg/da olarak tespit edilmiştir. Araştırma parsellerinde en yüksek
yeşil ot verimi 654.2 kg/da ile Amonyum Nitrat gübresinin N12 dozundan elde
edilmiştir. N0, N3, N6, N9, N12 azot dozlarının yeşil ot verimi ortalamaları sırasıyla
449.5, 503.9, 571.3, 622.2, 608.8 kg/da olarak saptanmıştır. Farklı gübre dozlarının
yeşil ot verimine etkisi istatistiksel olarak %1 ihtimal düzeyinde önemli bulunmuştur.
En yüksek yeşil ot verimlerinin elde edildiği N6, N9, ve N12 azot dozları aynı önem
grubu içerisinde yer almakta olup diğer gübre dozları ile aralarında istatistiksel olarak
önemli bir fark bulunmaktadır. Araştırmamızda yapılan azot gübrelemesi yeşil ot
verimini artırmıştır. Yeşil ot verimi 9 kg/da azot dozuna kadar sürekli artış göstermiştir.
Yeşil ot verimine ilişkin bulgular ışığında; Amonyum Nitrat gübresi uygulanan
parsellerde dekardan elde edilen yeşil ot verimi ortalaması Amonyum Sülfat
gübresinden 32.9 kg ve Üre gübresinden de 25.8 kg fazladır. Gübre çeşitlerinin yeşil ot
verimine etkisi istatistiksel olarak önemsiz bulunmuştur. En fazla yeşil ot verimine
sahip olan ve aynı önem grubu içerisinde yer alan N6, N9, N12 azot dozlarından N9 dozu,
yeşil ot verimi (622.2 kg/da) dikkate alındığında uygun doz olduğu düşünülmektedir.
70
Denemede gübre çeşitlerinin dozlarına ait kuru ot verimi ortalamalarına
bakıldığında Amonyum Nitratın 168.7 kg/da, Amonyum Sülfatın 149.2 ve Ürenin ise
157.5 kg/da olduğu görülmektedir. En yüksek kuru ot verimi ortalaması Amonyum
Nitrat gübresinden elde edilmiştir. Gübre çeşitlerinin kuru ot verimine etkisi istatistiksel
olarak önemsiz bulunmuştur. Araştırmada kuru ot verimi genel ortalaması 158.5 kg/da
olarak bulunmuştur. Araştırma parsellerinde en yüksek kuru ot verimi 218.5 kg/da ile
Amonyum Nitrat gübresinin N12 dozundan elde edilmiştir. N0, N3, N6, N9, N12 azot
dozlarının kuru ot verimi ortalamaları sırasıyla 111.2, 131.8, 160.9, 196.2, 192.3 kg/da
olarak saptanmıştır. Farklı gübre dozlarının kuru ot verimine etkisi istatistiksel olarak
%1 ihtimal düzeyinde önemli bulunmuştur. En yüksek kuru ot verimlerinin elde edildiği
N9, ve N12 azot dozları aynı önem grubu içerisinde yer almakta olup diğer gübre dozları
ile aralarında istatistiksel olarak önemli bir fark bulunmaktadır. Araştırmamızda yapılan
azot gübrelemesi ile kuru ot veriminde artış gözlenmiştir.
En fazla kuru ot verimine sahip olan ve aynı önem grubu içerisinde yer alan N9,
N12 azot dozlarından N9 dozu, hem maliyet hem de maksimum kuru ot verimi
düşünüldüğünde en uygun doz olduğu düşünülmektedir. Konya şartlarında yapılan bir
yıllık çalışma sonuçlarına göre suni meralarda yapılacak azot gübrelemesinde en yüksek
kuru ot verimi (196.2 kg/da) elde etmek için dekara 9 kg Amonyum Nitrat gübresi
tavsiye edilebilir bulunmuştur.
Denemede botanik kompozisyon içerisindeki buğdaygil oranı genel ortalaması
%96.23 olarak bulunmuştur. En yüksek buğdaygil oranı %98.53 ile Amonyum Nitrat
gübresinin N12 dozundan elde edilmiştir. Gübre çeşitlerinin dozlarına ait buğdaygil
oranı ortalamalarına bakıldığında Amonyum Nitratın %96.77, Amonyum Sülfatın
%95.40 ve Ürenin ise %96.54 olduğu görülmektedir. En yüksek buğdaygil oranı
ortalaması Amonyum Nitrat gübresinden elde edilmiştir. Gübre çeşitlerinin botanik
kompozisyon içerisindeki buğdaygil oranına etkisi istatistiksel olarak %5 ihtimal
düzeyinde önemli bulunmuştur. En yüksek buğdaygil oranı ortalamalarının elde edildiği
Amonyum Nitrat ve Üre gübreleri aynı önem grubu içerisinde yer almakta olup
Amonyum Sülfat ile aralarında istatistiksel olarak önemli bir fark bulunmaktadır. N0,
N3, N6, N9, N12 azot dozlarının buğdaygil oranı ortalamaları sırasıyla %94.87, 95.21,
95.79, 97.42, 97.89 olarak saptanmıştır. Farklı gübre dozlarının botanik kompozisyon
içerisindeki buğdaygil oranına etkisi istatistiksel olarak %1 ihtimal düzeyinde önemli
bulunmuştur. En yüksek buğdaygil oranı ortalamalarının elde edildiği N9 ve N12 azot
71
dozları aynı önem grubu içerisinde yer almakta olup diğer gübre dozları ile aralarında
istatistiksel olarak önemli bir fark bulunmaktadır. Çalışmamızda ekimde kullanılmış
olan karışımdaki buğdaygil oranının az olması ve azot dozları artışına bağlı olarak
buğdaygil oranında artış görülmüştür.
Denemede botanik kompozisyon içerisindeki baklagil oranı genel ortalaması
%3.77 olarak bulunmuştur. En yüksek baklagil oranı %5.79 ile gübre uygulanmayan
(şahit) parselden elde edilmiştir. Gübre çeşitlerinin dozlarına ait baklagil oranı
ortalamalarına bakıldığında Amonyum Sülfatın %4,60, Ürenin %3,46, Amonyum
Nitratın ise %3,23 olduğu görülmektedir. En yüksek baklagil oranı ortalaması
Amonyum Sülfat gübresinden elde edilmiştir. Gübre çeşitlerinin botanik kompozisyon
içerisindeki baklagil oranına etkisi istatistiksel olarak %5 ihtimal düzeyinde önemli
bulunmuştur. En yüksek baklagil oranı ortalamasının elde edildiği Amonyum Sülfat
gübresi ile diğer gübreler aralarında istatistiksel olarak önemli bir fark bulunmaktadır.
N0, N3, N6, N9, N12 azot dozlarının baklagil oranı ortalamaları sırasıyla %5.13, 4.79,
4.21, 2.58, 2.11 olarak saptanmıştır. Farklı gübre dozlarının botanik kompozisyon
içerisindeki baklagil oranına etkisi istatistiksel olarak %1 ihtimal düzeyinde önemli
bulunmuştur. En yüksek baklagil oranı ortalamalarının elde edildiği N0, N3, N6 azot
dozları aynı önem grubu içerisinde yer almakta olup diğer gübre dozları ile aralarında
istatistiksel olarak önemli bir fark bulunmaktadır.
Botanik kompozisyona ilişkin bulgular ışığında; buğdaygil ve baklagil oranı
ortalamaları benzerlik gösteren Amonyum Nitrat ve Üre gübreleri en yüksek buğdaygil
oranlarına sahiptir. Bu sonuçlar azotlu gübrelemenin buğdaygillerin gelişmesini
arttırdığı sonucunu doğrulamaktadır. Buğdaygil ve baklagil oranı ortalamaları hemen
hemen aynı olan N9 ve N12 gübre dozları en yüksek buğdaygil ve en düşük baklagil
oranlarına sahiptir. Meranın botanik kompozisyonunda buğdaygil oranını arttırmak için
9 kg/da azot gübresi dozundan sonra kullanılacak olan gübre miktarı gereksiz maliyet
artışına sebep olacağı için en uygun azot dozunun N9 olduğu düşünülmektedir.
Araştırmamızda ham protein oranı genel ortalaması %7.91 olarak bulunmuştur.
Parsellerden elde edilen en yüksek ham protein oranı %12.67 ile Amonyum Nitrat
gübresinin N12 dozundan elde edilmiştir. Gübre çeşitlerinin dozlarına ait ham protein
oranı ortalamalarına bakıldığında Ürenin %8,46, Amonyum Nitratın %8,42, Amonyum
Sülfatın ise %6,86 olduğu görülmektedir. En yüksek ham protein oranı ortalaması Üre
gübresinden elde edilmiştir. Gübre çeşitlerinin ham protein oranına etkisi istatistiksel
72
olarak %5 ihtimal düzeyinde önemli bulunmuştur. En yüksek ham protein oranı
ortalamalarının elde edildiği Amonyum Nitrat ve Üre gübreleri aynı önem grubu
içerisinde yer almakta olup Amonyum Sülfat ile aralarında istatistiksel olarak önemli bir
fark bulunmaktadır. N0, N3, N6, N9, N12 azot dozlarının ham protein oranı ortalamaları
sırasıyla %5.92, 6.91, 7.54, 8.82, 10.37 olarak saptanmıştır. Farklı gübre dozlarının ham
protein oranına etkisi istatistiksel olarak %1 ihtimal düzeyinde çok önemli bulunmuştur.
En yüksek ham protein oranı ortalamasının elde edildiği N12 azot dozunun diğer gübre
dozları ile arasında istatistiksel olarak önemli bir fark bulunmaktadır. Gübrexdoz
interaksiyonunun ham protein oranına etkisi istatistiksel olarak %1 ihtimal düzeyinde
önemli bulunmuştur. En yüksek ham protein oranı ortalamasının (%12.67) elde edildiği
Amonyum Nitrat gübresinin 12 kg/da (N12) dozundaki interaksiyon ile diğer gübrexdoz
interaksiyonları
arasında
istatistiksel
olarak
önemli
bir
fark
bulunmaktadır.
Araştırmamızda artan azot dozları ile ham protein oranında sürekli artış görülmüştür.
Ham protein oranına ilişkin bulgular ışığında; ham protein oranı ortalamaları
benzerlik gösteren Üre ve Amonyum Nitrat gübreleri en yüksek oranlara sahiptir.
Maliyet açısından yapılan kıyaslama sonucu mera otunun ham protein oranını arttırmak
için Üre gübresinden daha ucuz olan Amonyum Nitrat gübresini tercih etmenin daha
ekonomik olacağı düşünülmektedir. N12 azot dozu en yüksek ham protein oranı
ortalamasına sahip olup diğer dozlarla arasında ciddi bir fark bulunmaktadır. 12 kg/da
azot gübresi mera otundaki ham protein oranının yüksek bir orana ulaşmasını
sağlayabilmektedir.
Dozlara ait dekara ortalama ham protein verimi, N9 dozunda 17.41 kg ve N12
dozunda da 20.48 kg tespit edilmiştir.
Araştırmamızda ham protein verimi genel ortalaması 13.13 kg/da olarak
bulunmuştur. Parsellerden elde edilen en yüksek ham protein verimi 28.09 kg/da ile
Amonyum Nitrat gübresinin N12 dozundan elde edilmiştir. Gübre çeşitlerinin dozlarına
ait ham protein oranı ortalamalarına bakıldığında Amonyum Nitratın 14.99 kg/da,
Ürenin 13.90 kg/da, Amonyum Sülfatın ise 10.51 kg/da olduğu görülmektedir. En
yüksek ham protein verimi ortalaması Amonyum Nitrat gübresinden elde edilmiştir.
Gübre çeşitlerinin ham protein verimine etkisi istatistiksel olarak %5 ihtimal düzeyinde
önemli bulunmuştur. En yüksek ham protein verimi ortalamalarının elde edildiği
Amonyum Nitrat ve Üre gübreleri aynı önem grubu içerisinde yer almakta olup
Amonyum Sülfat ile aralarında istatistiksel olarak önemli bir fark bulunmaktadır. N0,
N3, N6, N9, N12 azot dozlarının ham protein oranı ortalamaları sırasıyla 6.57, 9.09,
73
12.10, 17.41, 20.48 kg/da olarak saptanmıştır. Farklı gübre dozlarının ham protein
verimine etkisi istatistiksel olarak %1 ihtimal düzeyinde önemli bulunmuştur. En
yüksek ham protein verimi ortalamalarının elde edildiği N9 ve N12 azot dozları aynı
önem grubu içerisinde yer almakta olup diğer gübre dozları ile aralarında istatistiksel
olarak önemli bir fark bulunmaktadır. Gübrexdoz interaksiyonunun ham protein
verimine etkisi istatistiksel olarak %5 ihtimal düzeyinde çok önemli bulunmuştur. En
yüksek ham protein verimi ortalamasının (28.09 kg/da) elde edildiği Amonyum Nitrat
gübresinin 12 kg/da (N12) dozundaki interaksiyon ile diğer gübrexdoz interaksiyonları
arasında istatistiksel olarak önemli bir fark bulunmaktadır. Araştırmamızda artan azot
dozları ile ham protein veriminde sürekli artış görülmüştür.
Ham protein verimine ilişkin bulgular ışığında; ham protein verimi ortalamaları
benzerlik gösteren Üre ve Amonyum Nitrat gübreleri en yüksek oranlara sahiptir.
Maliyet açısından yapılan kıyaslama sonucu mera otunun ham protein verimini
arttırmak için Üre gübresinden daha ucuz olan Amonyum Nitrat gübresini tercih
etmenin daha ekonomik olacağı düşünülmektedir. N12 azot dozu en yüksek ham protein
verimi ortalamasına sahip olup diğer dozlarla arasında ciddi bir fark bulunmaktadır. 12
kg/da azot gübresi mera otundaki ham protein verimini en yüksek değere (20.48 kg/da)
ulaşmasını sağlayabilmektedir. Ham protein verimi bakımından N12 dozu tavsiye
edilebilir bulunmuştur.
5.2. Öneriler
Konya’da sulu şartlarda dekara 7 kg “Mera-S” karışımı + 2 kg yonca ekilerek
2012 yılında tesis edilmiş suni merada, 2013 yılında ilkbaharda Amonyum Nitrat,
Amonyum Sülfat ve Üre gübrelerinin 0, 3, 6, 9 ve 12 kg/da (N0, N3, N6, N9, N12) saf
azot olarak kullanıldığı bu araştırmada ilk biçim verileri alınarak değerlendirme (yeşil ot
verimi, kuru ot oranı, kuru ot verimi, ağırlığa göre botanik kompozisyon, ham protein
oranı ve ham protein verimi) yapılmıştır.
Araştırma alanından ilk biçimde alınan sonuçlara göre; Amonyum Nitrat
gübresinin dekara 9 kg saf azot dozundan en yüksek yeşil ot verimi 622.2 kg, kuru ot
verimi ise 196.2 kg alınmıştır. Azot dozu arttıkça botanik kompozisyondaki buğdaygil
oranı artmış ve baklagillerin oranı azalmıştır. Ham protein oranı (en yüksek N12:
%12.67) ve ham protein verimi (en yüksek N12:28.09 kg/da) azot dozu artışına bağlı
olarak artış göstermiştir.
74
Araştırma sonucuna göre; Konya ve benzer ekolojilerde sulanabilen suni
meralarda ilkbahar gübrelemelerinde azotlu gübrelerden erken dönemde gübreleme
yapıldığında ürenin, daha sonraki dönemlerde Amonyum Nitrat gübresinin dekara 9
kg/da saf azot olarak verilmesi tavsiye edilebilir bulunmuştur. Gübrelemede daha
güvenilir sonuçların elde edilebilmesi için yıllık verimlerin tamamının değerlendirilmesi
ve daha da önemlisi çok yıllık araştırmalara ihtiyaç olduğu bir gerçektir.
75
KAYNAKLAR
Acar, R., 1995, Sulu şartlarda ikinci ürün olarak bazı baklagil yem bitkileri ve tahıl
karışımlarının yetiştirilmesi imkanları, Yüksek Lisans Tezi, Selçuk Üniversitesi
Fen Bilimleri Enstitüsü, Konya, 59-61.
Acar, Z., Aşcı, Ö, Ö., Ayan, İ., Mut, H. ve Başaran, U., 2006, Yem bitkilerinde karışık
ekim sistemleri, Ondokuz Mayıs Üniversitesi Ziraat Fakültesi Dergisi, 21(3), 380384.
Açıkgöz, E., Hatipoğlu, R., Altınok, S., Sancak, C., Tan, A. ve Uraz, D., 2005, Yem
bitkileri üretimi ve sorunları, Türkiye Ziraat Mühendisliği VI. Teknik Kongresi,
Ankara, 8-9.
Akdeniz, H., 1998, Korunga ile karışıma giren kılçıksız brom ve mavi ayrığın değişik
ekim şekillerindeki kuru ot ve protein verimleri ham protein oranları ve
karışımların botanik kompozisyonları,, Doktora Tezi, Yüzüncü Yıl Üniversitesi
Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü, Van, 89.
Aksu, Ö., Kınanç, C., Mevlüt, M. ve Acar, R., 2002, Konya şartlarında suni meralarda
bazı gübrelerin verim ve vejetasyondaki bitki kompozisyonuna etkisi, Hayvancılık
Araştırma Dergisi, 12 (1), 9-16.
Alatürk, F., 2012, Gübrelemenin Çanakkale ili meralarında verim ve otun kimyasal
bileşimine etkileri, Yüksek Lisans Tezi, Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi Fen
Bilimleri Enstitüsü, Çanakkale, 103-104.
Algan, D., 2012, Azotlu gübrelemenin kaba yemlerde nitrat düzeylerine etkisi, Yüksek
Lisans Tezi, Ondokuz Mayıs Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü, Samsun, 47-49.
Alınoğlu, N. ve Mülayim, M., 1976, Ankara şartlarında bazı kimyasal gübrelerin tabii
çayır ve meranın ot verimine etkileri üzerine araştırmalar, Ankara Çayır Mera ve
Zootekni Enstitüsü, Yayın No:54, Ankara, 14-29.
Altın, M., 1975, Erzurum şartlarında azot, fosfor ve potasyumlu gübrelerin tabii çayır
ve meranın ot verimine, otun ham protein ve ham kül oranına ve bitki
kompozisyonuna etkileri üzerine bir araştırma, Atatürk Üniversitesi Ziraat
Fakültesi Yayınları, 159(95), 24.
Altın, M. ve Tosun, F., 1977, Erzurum ekolojik şartlarında azot, fosfor ve potasyumlu
gübrelerin "Korunga-Buğdaygiller" karışımı yapay mer'anın ot verimine ve
botanik kompozisyonuna etkileri üzerinde bir araştırma, Atatürk Üniversitesi
Ziraat Fakültesi Dergisi, 8(4), 78-79.
Altın, M., 1999, Çayır mera amenajmanı ve ıslahı, T.C. Tarım ve Köyişleri Bakanlığı
Tarımsal Üretim ve Geliştirme Genel Müdürlüğü,, Ankara, 227-229.
Altın, M., Tuna, C. ve Gür, M., 2010, Tekirdağ taban ve kıraç meralarının verim ve
botanik kompozisyonuna gübrelemenin etkisi, Tekirdağ Ziraat Fakültesi Dergisi,
7(2), 196.
76
Altın, M., Gökkuş, A, ve Koç, A., 2011, Çayır ve Mera Yönetimi, Tarım ve Köyişleri
Bakanlığı Tarımsal Üretim ve Geliştirme Genel Müdürlüğü, Ankara, 82-85.
Anonim, 2007, Dokuzuncu Kalkınma Planı, T.C. Başbakanlık Devlet Planlama
Teşkilatı, 2717/670, Ankara, 1-19.
Anonim, 2011, Hayvancılık sektör raporu, Tarım İşletmeleri Genel Müdürlüğü, 3-12.
Anonim, 2013a, Coğrafi yapı [online], İsmil Belediyesi, http://www.ismil.bel.tr
[Ziyaret Tarihi: Ağustos 2013].
Anonim, 2013b, İsmil Kasabası Hakkında Genel Bilgiler, Milli Eğitim Bakanlığı,
http://mebk12.meb.gov.tr/meb_iys_dosyalar/42/25/728598/icerikler/beldemizismi
l-kasabasi_8941.html [Ziyaret Tarihi: Ağustos 2013].
Anonim, 2013c, FAO Verileri [online], Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü,
http://www.fao.org [Ziyaret Tarihi: Aralık 2013].
Anonim, 2014a, Konya Meteoroloji Bölge Müdürlüğü Verileri, Konya.
Anonim, 2014b, T.C. Konya Valiliği İl Gıda, Tarım ve Hayvancılık Müdürlüğü Brifing
Dosyası, Konya.
Aşcı, Ö, Ö., Ayan, İ., Acar, Z. ve Mut, H., 2003, Bazı çok yıllık çim (Lolium perenne
L.) çeşitlerinde azotlu gübrelemenin ot ve tohum verimine etkileri, Türkiye 5.
Tarla Bitkileri Kongresi, Diyarbakır, 270-271.
Avcıoğlu, R., 1986, Çayır meraların ıslahı ve yapay çayır mera kurma tekniği, Ege
Üniversitesi Ziraat Fakültesi Yayınları:479, İzmir, 44-56.
Aydın, İ., Uzun, F., 2000, Ladik ilçesi Salur Köyü merasında farklı ıslah metotlarının ot
verimi ve botanik kompozisyon üzerine etkileri, Turkish Journal of Agriculture
and Forestry, 24, 301-307.
Bakır, Ö., 1985, Çayır ve mera ıslahı prensip ve uygulamalar, Ankara Üniversitesi
Ziraat Fakültesi Yayınları:947, Ankara, 32-83.
Bayram, G., 2005, Bursa koşullarında havalandırma, organik ve ticari gübre
uygulamalarının sekonder karakterli meranın ot verimi, kalitesi ve botanik
kompozisyonuna etkileri üzerinde bir araştırma, Doktora Tezi, Uludağ
Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü, Bursa, 109-113.
Büyükburç, U., 1991, Polatlı ilçesine bağlı Karayavşan Köyü doğal merasının farklı
gübre çeşit ve miktar ile dinlendirilerek ıslahı araştırması, Cumhuriyet
Üniversitesi Tokat Ziraat Fakültesi Yayınları, 8(5), 14-19.
Clark, R, D. ve Wilson, D, B., 1965, Sheep productıon on irrıgated pasture as
ınfluenced by forage mixture and fertilization, Canada Department of
Agriculture, Lethbridge, 99-105.
77
Çağlıyan, M., 2009, Karaman ili Demiryurt Köyü merasında farklı gübre
uygulamalarının meranın verim ve botanik kompozisyonuna etkileri üzerinde
araştırmalar, Yüksek Lisans Tezi, Çukurova Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü,
Adana, 59.
Çınar, S., 2012, Çukurova taban koşullarında bazı çokyıllık sıcak mevsim buğdaygil
yembitkilerinin yonca (medicago sativa l.) ile uygun karışımlarının belirlenmesi,
Doktora Tezi, Çukurova Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü, Adana, 131-135.
Çomaklı, B., Güven, M., Koç, A., Menteşe, Ö., Bakoğlu, A. ve Bilgili, A., 2005, Azot,
fosfor ve kükürtle gübrelemenin Ardahan meralarının verim ve tür
kompozisyonuna etkisi, Türkiye VI. Tarla Bitkileri Kongresi, Antalya, 757-761.
Daşcı, M., 2008, Farklı topoğrafik yapıya sahip mera kesimlerinde gübrelemenin bitki
örtüsü ve ot verimi ile ilgili kalite özellikleri üzerine etkisi, Doktora Tezi, Atatürk
Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü, Erzurum, 101-102.
Erol, T., 2012, Yonca (medicago sativa l.) ve kılçıksız brom (bromus inermiş leyss)
karışım oranlarının ve jips uygulamalarının botanik kompozisyon ve eşdeğer alan
indeksine etkisi, Iğdır Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü Dergisi, 2(1), 80.
Erşahin, S. ve Günal H., 2008, Yem bitkileri ve meraya dayalı hayvancılık eğitimi,
Erciyes Üniversitesi Yayınları:160, 160.
Fidan, C., 1997, Mera ıslahında gübrelemenin etkisi, Güneydoğu Anadolu Ormancılık
Araştırma Enstitüsü Müdürlüğü Araştırma Bülteni, (4), 1-2.
Gençkan, M, S., 1985, Çayır mera kültürü amenajmanı ıslahı, Ege Üniversitesi Ziraat
Fakültesi Yayınları:483, İzmir, 254-259.
Gomm, F, B., 1982, Meadow forage production as influenced by fertilization in a dry
year, Journal of Range Management, 35 (4), 477-479.
Gökkuş, A., 1984, Değişik ıslah yöntemleri uygulanan Erzurum tabii meralarının kuru
ot ve ham protein verimleri ile botanik kompozisyonları üzerinde araştırmalar
[online], Iğdır Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü, http://www.osymtercih.net
[Ziyaret Tarihi: 14 Nisan 2013].
Gökkuş, A., 1989, Gübre ve herbisit uygulamalarının çayırların ot ve ham protein
verimleri ile botanik kompozisyonlarına etkisi, Atatürk Üniversitesi Ziraat
Fakültesi Dergisi, 20, 59-76.
Gökkuş, A., 1990, Gübreleme sulama ve otlatma uygulamalarının Erzurum ovasındaki
çayırların kimyasal ve botanik kompozisyonlarına etkileri, Atatürk Üniversitesi
Ziraat Fakültesi Dergisi, 21 (2), 18-22.
Gökkuş, A. ve Koç, A., 1993, Mera ekosistemlerinde azot döngüsü, Ekoloji Çevre
Dergisi, (7), 8.
78
Gülcan, H., Anlarsal, A, E. ve Yücel, C., 1997, Yem kültürünün ilkeleri, Çukurova
Üniversitesi Ziraat Fakültesi Yayınları , Adana, 56-75.
Güneş, A., 2009, Sulu şartlarda Macar Fiğinin Arpa ve Tritikale ile karışımlarının farklı
ekim zamanları ve sıklıklarında hasıl ot verimi ve bazı tarımsal özelliklere etkisi,
Doktora Tezi, Selçuk Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü, Konya.
Holt, N, W. ve Zentner R, P., 1985, Effects of applying inorganic fertilizer and
farmyard manure on forage production and economic returns in East-Central
Saskatchewan, Canadian Journal of Plant Science, 65, 597-607.
Işık, Ş., Mülayim M., Tamkoç A., Özcan G., Çınar M., Ünal B., Tonbul Ü., Çağlıyan
Ç., Orhan B., Beker İ., Özdemir B. ve Mutlu A., 2013, 4342 sayılı mera kanunu
kapsamında Konya, Aksaray ve Karaman illerinde yürütülen mera ıslahı ve
amenajman projeleri ile ilgili değerlendirme, Türkiye 10. Tarla Bitkileri Kongresi,
Konya, 1-6.
Işık, Ş., Ateş, S., Keleş, G., İnal, F. ve Güneş, A., 2013, Macar Fiği, Tritikale, Macar
Fiği+Tritikale bitkilerinin farklı gelişim dönemlerindeki verim ve besin madde
içerikleri, Türkiye 10. Tarla Bitkileri Kongresi, Konya.
İpek, A. ve Sevimay, C, S., 2002, Çayır düğmesi (Sanguisorba minor Scop.)'nde azotlu
gübrelemenin yem verimine ve verim özelliklerine etkisi, Tarım Bilimleri Dergisi,
8 (4), 274-278.
İptaş, S., 2008, Yem bitkileri ve meraya dayalı hayvancılık eğitimi, Erciyes Üniversitesi
Yayınları:160, 205.
İptaş, S. ve Yılmaz, M., 1995, Silajlık sorgum ve sorgum x sudan otu melezlerinde
farklı sıra aralıklarının bazı morfolojik ve tarımsal özelliklere etkisi üzerine bir
araştırma, Gaziosmanpaşa Üniversitesi Ziraat Fakültesi Dergisi, 12 (1), 203-212.
Jacobs, J, J., Taylor, D, T., Seamands, W, J., Delaney, R, H. ve Menkhaus, D, J., 1985,
YFertilizing Wyoming hay meadows how much nitrogen can you afford,
University of Wyoming Division of Plant Science, 2-10.
Jedel, P, E. ve Helm J, H., 1992, Forage potential of pulse-cereal mixtures in Central
Alberta, Alberta Agriculture Crop Research, 441-442.
Johnson, C, R., Reiling, B, A., Mislevy, P. ve Hall, M, B., 2001, Effects of nitrogen
fertilization and harvest date on yield, digestibility, fiber, and protein fractions of
tropical grasses, Journal of Animal Science, (79), 2439-2448.
Karadavut, U., Genç, A., Palta, Ç., Çarkacı, A. ve Kökten, K., 2011, Konya ili Yem
Bitkileri Üreticilerinin Sosyo-Ekonomik Yapıları ile Başarılı Üretimi Etkileyen
Faktörlerin Belirlenmesi, Bingöl Üniversitesi Fen Bilimleri Dergisi, 1 (2), 1-12.
Kesemen, E., 2008, Kırmızı yumak (festuca rubra l.)’ın değişik azotlu gübreleme
koşullarında bitkisel özelliklerinin değerlendirilmesi, Yüksek Lisans Tezi, Ankara
Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü, Ankara, 41-42.
79
Kır, B., 1997, Çayır mera yembitkileri ve hayvancılığı geliştirme projesi, Mera Islahı
Yönetimi ve Amenajman Teknikleri Hizmet İçi Eğitim Semineri, İzmir, 74-77.
Kline, P. ve Broersma 1983, The yield, nitrogen and nitrate content of reed canarygrass,
meadow foxtail and timothy fertilized with nitrogen, Canadian Journal of Plant
Science, 63, 943-950.
Koçer, A., 2011, Yem bezelyesi (pisum sativum spp. arvense l.)’nin yulaf ve arpa ile
karışımlarında ot verim ve kalitelerinin belirlenmesi, Yüksek Lisans Tezi,
Süleyman Demirel Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü, Isparta, 39.
Kopp, J, C., McCaughey, W, P. ve Wittenberg, K, M., 2003, Yield, quality and cost
effectiveness of using fertilizer and/or alfalfa to improve meadow bromegrass
pastures, Canadian Journal of Animal Science, 297.
Lermi, A, G., 2009, Bartın ili orman içi meralarının ot verimi ve kalitesi ile botanik
kompozisyonu üzerine azotlu ve fosforlu gübrelerin etkileri, Doktora Tezi,
Ankara Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü, Ankara, 151-156.
Loeppky, H, A., Horton, P, R., Bitman, S., Smith, L, T., Wright, T. ve Nuttal, W, F.,
1998, Forage seed yield response to N and P fertilizers and soil nutrients in
northeastern Saskatchewan, Canadian Journal of Soil Science, 79, 269.
Lutwick, L, E. ve Krogman K, K., 1963, Fertilizer response of forage crops in the upper
Kootenay River Valley, Canada Agricultural Research Station, 42.
Mason, J, L. ve Miltimore, J, E., 1968, Yield ıncreases from fertilizer on reed
canarygrass and sedge meadows, Canada Department of Agriculture,
Summerland, 259-260.
Mülayim, M., Avcı, M, A., Beyoğlu, N. ve Değerli, S., 1995, Sulu şartlarda anıza ve
sürülerek hazırlanan tohum yatağına ikinci ürün olarak tahıl+baklagil karışımları
ekiminin verim ve verim komponentlerine etkisi, Selçuk Üniversitesi Ziraat
Fakültesi Yayınları, 9 (7), 21.
Mülayim, M., Acar, R. ve Tetik, A., 2007, Konya’da mera varlığı ve kullanımı,
Konya’da Tarım ve Tarımsal Sanayi Sorunlarının Tespiti Sempozyumu, Konya,
360-380.
Mülayim, M., 2014, Meralarımız ve kaba yem kaynaklarımız, Konya-Karaman Tarım
Kooperatifleri Bölge Birliği, 1(1), 46-49.
Nichols, J, T., Reece, P, E., Hergert, G, W. ve Moser, L. E., 1990, Yield and quality
response of subirrigated meadow vegetation to nitrogen, phosphorus and sulfur
fertilizer, University of Nebraska Agronomy and Horticulture Faculty
Publication, 48-52.
Nizam, İ., 2009, Azotlu gübrelemenin çokyıllık çim (lolium perenne l.)’in tohum verimi
ve bazı bitkisel özelliklerine etkisi, Tekirdağ Ziraat Fakültesi Dergisi, 6 (2), 114117.
80
Orhan, B., 2010, Doğal merada farklı gübre dozlarının etkileri, Yüksek Lisans Tezi,
Selçuk Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü, Konya, 67-68.
Özcan, G., Ateş, S., Işık, Ş., Kırbaş, M., Güneş, A. ve Aktaş, A, H., 2013, Basit ve
çoklu karışımlardan oluşan yapay meraların verim ve botanik kompozisyonları
Türkiye 10. Tarla Bitkileri Kongresi, Konya.
Parlak, A, Ö., 2005, Bazı yapay mera karışımlarında ekim yöntemleri ve azot dozlarının
yem verimi ve kalitesine etkileri, Doktora Tezi, Ankara Üniversitesi Fen Bilimleri
Enstitüsü, Ankara, 163-164.
Salman, A., 2008, Farklı gübre dozlarının bazı serin ve sıcak iklim çimlerinin yeşil alan
performanslarına etkisi, Doktora Tezi, Ege Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü,
İzmir, 151-152.
Serin, Y., Gökkuş, A., Tan, M., Koç, A. ve Çomaklı B., 1998, Sun’i çayır tesisinde
kullanılabilecek uygun yembitkileri ve karışımlarının belirlenmesi, Turkish
Journal of Agriculture and Forestry, 22, 15-18.
Soya, H., Avcıoğlu, R. ve Geren, H., 1997, Yem bitkileri, Hasad Yayıncılık ve
Reklamcılık, İstanbul, 24.
Sulak, M. ve Aydın, İ., 2005, Yem bitkilerinde nitrat birikmesi, Ondokuz Mayıs
Üniversitesi Ziraat Fakültesi Yayınları, 20 (2), 106-109.
Şeker, H., 2001, Yem Bitkileri Yetiştiriciliği, T.C. Tarım ve Köyişleri Bakanlığı
Teşkilatlanma ve Destekleme Genel Müdürlüğü, Ankara, 11-14.
Şimşek, S., 2012, Sivas ekolojik koşullarında ekmeklik buğdayda (triticum aestivum l.)
üst gübrelemede kullanılacak azotlu gübre form ve miktarının belirlenmesi,
Yüksek Lisans Tezi, Ordu Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü, Ordu, 1-37.
Tan, M. ve Serin, Y., 2009, Yem bitkileri, 1, Avcıoğlu, R., Hatioğlu, R, ve Karadağ, Y.,
Tarım ve Köyişleri Bakanlığı Tarımsal Üretim ve Geliştirme Genel Müdürlüğü,
İzmir, 49.
Tan, M. ve Çomaklı, B., 2009, Yem bitkileri, 1, Avcıoğlu, R., Hatioğlu, R, ve Karadağ,
Y., Tarım ve Köyişleri Bakanlığı Tarımsal Üretim ve Geliştirme Genel
Müdürlüğü, İzmir, 94-105.
Tranel, L., 2000, Nitrogen fertilizer on grass pastures, Iowa State University, ISU Fact
Sheet LT-107, 1-2.
Tuğay, M., 2009, Toprak işlemeli ve işlemesiz uygulamaların ikinci ürün Sorgum’un
(Sorghum ssp.) verim ve kalitesine etkisi, Yüksek Lisans Tezi, Selçuk Üniversitesi
Fen Bilimleri Enstitüsü, Konya, 17.
Türk, M., Bayram, G., Budaklı, E. ve Çelik, N., 2005, Gübrelemenin sekonder mera
vejetasyonunda bitki ile kaplı alan ve ot verimi üzerine etkileri, Anadolu J. of
AARI, 15(1), 20-23.
81
Uluöz, M., 1965, Buğday unu ve ekmek analiz metotları, Ege Üniversitesi Ziraat
Fakültesi Dergisi, No:57.
Vuckovic, S., Cupina, B., Simic, A., Prodanovic, S. ve Zivanovic, T., 2005, Effect of
nitrogen fertilization and undersowing on yield and quality of cynosuretum
cristati-type meadows in Hilly-Mountainous grasslands in Serbia, Journal of
Central European Agriculture, 4 (6), 509-514.
Yavuz, T., Büyükburç, U. ve Karadağ, Y., 2008, FGübreleme ve dinlendirme ile yapay
mera tesisi yöntemlerinin doğal meraların verim ve kalitesi üzerine etkileri, Tarım
Bilimleri Araştırma Dergisi, 1(1), 37-42.
Yavuz, M., İptaş, S., Ayhan, V. ve Karadağ, Y., 2009, Yem bitkileri, 1, Avcıoğlu, R.,
Hatioğlu, R, ve Karadağ, Y., Tarım ve Köyişleri Bakanlığı Tarımsal Üretim ve
Geliştirme Genel Müdürlüğü, İzmir, 167.
Yolcu, H., 2005, Farklı ekim şekli ve gübrelemenin yonca+kılçıksız brom karışımında
ot verimine ve otun bazı özelliklerine etkileri, Doktora Tezi, Atatürk Üniversitesi
Fen Bilimleri Enstitüsü, Erzurum, 76-77.
Yolcu, H. ve Tan, M., 2007, Organik yem bitkileri yetiştiriciliği, Ankara Üniversitesi
Ziraat Fakültesi Dergisi, 39 (1), 146-147.
Yolcu, H., Serin, Y. ve Tan, M., 2010, The effects of seeding patterns, nitrogen and
phosphorus fertilizations on producting and botanical composition in Lucerne
Smooth Bromegrass mixtures, Bulgarian Journal of Agricultural Science, 16(6),
720-726.
82
ÖZGEÇMĠġ
KĠġĠSEL BĠLGĠLER
Adı Soyadı
Uyruğu
Doğum Yeri ve Tarihi
Telefon
Faks
e-mail
:
:
:
:
:
:
Mustafa Taha SEZGİN
T.C.
Konya – 11.05.1985
[email protected]
EĞĠTĠM
Adı, Ġlçe, Ġl
: Cemil KeleĢoğlu Lisesi, Konya
Selçuk Üniversitesi, Ziraat Fakültesi, Tarla
Üniversite
:
Bitkileri Bölümü, Konya
Selçuk Üniversitesi, Fen Bilimleri Enstitüsü,
Yüksek Lisans :
Konya
Doktora
:
Derece
Lise
Bitirme Yılı
2003
2011
2014
Ġġ DENEYĠMLERĠ
Yıl
2009-2014
Kurum
Selçuk Üniversitesi Tıp Fakültesi
Hastanesi
UZMANLIK ALANI
Çayır Mera Yem Bitkileri
YABANCI DĠLLER
İngilizce
BELĠRTMEK ĠSTEĞĠNĠZ DĠĞER ÖZELLĠKLER
YAYINLAR
Görevi
Memur
Download

T.C. SELÇUK ÜNĠVERSĠTESĠ FEN BĠLĠMLERĠ ENSTĠTÜSÜ