12|
Kas-İskelet Sisteminin Yapı ve Fonksiyonları
| Ümit ÖLMEZ
İnsan vücudunun sert ve sabit kalmasını iskelet sistemi sağlar. Kemikler, kas-iskelet sisteminin fonksiyonel
gereksinmelerini karşılamak için, birbirleriyle eklem yaparlar. İnsan vücudunun hareketi, normal eklemler ve onları
idare eden nöromüsküler yapıların etkileşimine bağlıdır. Bu yapılar aynı zamanda mekanik stresleri eklemin diğer
dokularına dağıtırlar. Kas, tendon, ligament, kıkırdak ve kemik amaca uygun, kusursuz bir hareket için bütünlük
içinde çalışırlar.
I. Eklemlerin Sınıflandırması
Hareketlerine ve histolojik özelliklerine göre insan vücudundaki eklemler üçe ayrılır;
1. Sinartroz (Hareketsiz Eklemler): Kafatasında bulunur. Kafatasının sütürleri; kemikler birbirine ince fibröz
dokularla sıkıca tutunurlar,hareket etmezler ama bu yapı büyümeye elverişlidir. Kranial büyüme durunca, sinartrodial
eklemler kapanırlar.
2. Amfiartroz (Hafif Hareketli Eklemler): Eklem yüzeylerinde geniş ,düz fibrokartilaj diskler ile karakterizedir.Kemik
kısmı hyalin kartilaj ile çevrilmiştir ve bütün yapı fibröz bir kapsül ile çevrilidir. Orta derecede hareketlidirler.
Kaburgaların kıkırdak uçlarının sternumla birleştiği eklemler, simfizis pubis ve vertebralar arasındaki diskler örnek
gösterilebilir.
3. Diartroz (Hareketli Eklemler): Ekstremitelerdeki eklemlerin çoğu bu gruba dahildir. Bütün eklemler sinovyal
membran ve sinovya sıvısı içerdiğinden diartrodial eklemlere sinovyal eklemler de denir. Eklem aralığı, eklem
kıkırdakları ve sinovyal membran hareket için geniş hareket kabiliyetine sahiptir.
II. Sinovyal Eklemler
Sinovyal (diartrodial) eklemler, eklemlerin çoğunu oluşturur ve birçok yönde hemen hemen sürtünmesiz bir
hareket sağlar. Eklem yapan kemik yüzeylerinde kortikal kemikten meydana gelen ince bir plak vardır, buna
“artiküler end-plak “(articular end-plate) denir. Bu oluşumun altında kırmızı (hematopoetik) kemik iliğini içeren
trabeküler (kansellöz) kemik vardır ve kemik end-plate’e gevşek olarak tutunan hyalin eklem kıkırdağı vardır.
Hyalin kıkırdak bağ dokusunun özel bir formudur ve taşıyıcı ve kaygan bir yüzeyi meydana getirir.
Kıkırdak yüzeylerin birbiri üzerinde hemen hemen sürtünmesiz hareketi (mobilite), fonksiyon için çok önemlidir.
Eklemlerin aynı zamanda anormal düzlemlerde hareketi ve yük altında kayması gibi tehlikelere karşı sabit kalması
(stabilitesi) çok önemlidir. Stabilite, eklemin kemik yapısı,ligament ve kapsüler destek sistemleri ve eklemin
etrafındaki kaslar ile sağlanır. Her eklemin çeşitli faktörlerle meydana gelecek hareketlerin çeşit ve genişliğini
kontrol edecek özel bir yapısı vardır. Sinovyal eklemler yapı ve işlevlerine göre; tek yönde ve çok yönde hareket
eden eklemler olarak ikiye ayrılır. Menteşe şeklinde tek yönde hareket eden (fleksiyon-ekstansiyon) eklemlerin
klasik örneği dirsek eklemidir. Çok yönde hareket eden (ball-socket) eklemlerin örnekleri ise, kalça ve omuz
eklemleridir. Fleksiyon, ekstansiyon, abduksiyon, adduksiyon ve rotasyon hareketleri yaparlar.
Eklemin bütünlüğünü sağlayan diğer faktörler fibröz kapsül ve ligamentlerdir. Fibröz kapsül, yoğun bağ dokusundan
müteşekkil sert bir yapıdır, tüm eklemi sarar ve eklem yüzlerine yakın kemiklere yapışır. Kapsül içinde kalın bandlar
veya paralel kollajen liflerinin yoğunlaşması ile ligament olarak bilinen yapılar vardır. Ligamentler, eklemin
lokalizasyonuna göre kemiklere değişik sıkılıkta bağlanır.
Eklem kapsülü içinde, eklem aralığında, sinovyosit denilen ve sinovya sıvısını salgılayan bağ dokusu hücreleri
vardır. Bu tabakanın altında damardan zengin adipöz, fibröz veya areolar doku vardır. Bu tabaka; boşluğun
gevşek olup, belli yönlerdeki harekete izin vermesi ve sinovyal kıvrımların hareket esnasında eklem yüzleri arasında
sıkışmamasını sağlar.
|13
Sinovya boşluğu, inkomplettir. Kapsülün iç yüzünü örter, kapsülün kemiğe yapıştığı yerde başlar ve kemik
boyunca eklem kıkırdağının kenarına kadar uzanır, kıkırdak yüzlerini örtmez. Sinovya dokusu, hem sinoviositleri
desteklemek için, hem de sinovya sıvısı kaynağını teşkil etmek üzere zengin damar tabakasına sahiptir. Ayrıca
kapsülde, kas liflerinde, ligament ve tendonlarda birçok sinir uçları vardır. Bu şekilde derin duyu, derin ağrı duyusu
sağlanmış olur.
Vücudun bazı eklemlerinin boşlukları komplettir, daha sıklıkla inkomplet fibrokartilajinöz diskoid yapılara sahiptirler,
bunlara menisküs denir. Menisküsler bazı alanlarda sabit değildir (ör:akromioklavikular eklem), diğerlerinde daha
gelişmiş bir yapı gösterir (ör:diz,temporomandibular ve sternoklavikular eklem). Sinovyum avasküler ve anöral
fibrokartilajinöz menisküsleri örtmez. Menisküsler, kemiğe, ligamentlere veya kapsüle sıkıca yapışarak, eklem
fonksiyonu sırasında anormal hareketi önleyerek, eklem stabilitesini sağlarlar.
III. Omurga
Vücudun aksiyel iskeletini oluşturur.Omurlardan ve onları çevreleyen kas, sinir ve tendonlardan oluşur. Omurga
kendine bağlanan kostalar ve karın kasları ile , göğüs ve karın boşluğunda arkadan destek sağlar. Beş ayrı
bölümden [servikal (C1-C7), dorsal (T1-T12), lomber (L1-L5) ve sakral (sabit S1-S5) vertebralar ve koksiks
(4 sabit segment)] oluşan omurga, servikal ve lomber bölgede lordotik, torasik ve sakral bölgelerde kifotik eğilim
gösterir.
Omurga, ön ve arka olmak üzere fonksiyonel olarak iki bölümden oluşur.Ön bölümde; intervertebral diskler ile
ayrılmış vertebra gövdeleri vardır. Arka bölümde; vertebral arklar, transvers çıkıntılar, arka spinöz çıkıntılar ve
vertebralar arasındaki faset eklemler vardır.
Omurların dış yüzeyleri; kompakt, kortikal kemikten iç kısmı ise trabeküler, süngerimsi kemikten oluşur. Omurların
üst ve alt yüzeyleri düz ve kıkırdak yapıdadır.Ancak intervertebral diske bakan, diskin anulus fibrozus halkasının
yapışmasını sağlayan tarafı fibrokartilaj, omurun içeride kalan yüzü hyalin kıkırdak yapısındadır.
Vertebraların periostu ağrıya duyarlıdır. Bu nedenle çökme kırıkları başlangıçta ağrılıdır. İntervertebral disk, ancak
bombeleşir ve anulus fibrozusun dış tabakalarına veya arka longitudinal ligamana baskı yaparsa ağrı olabilir.
Omurgayı çevreleyen ve destekleyen paravertebral kaslar, aşırı gerildiği veya kasıldığı zaman ağrı meydana gelir.
Boyun ve sırt ağrısının büyük kısmı bu kaslardan kaynaklanır.
İntervertebral diskler, fibrokartilajinöz yapıdadır. Üç bölümden oluşur: anulus fibrosus denilen dıştan sınırlayan
fibröz band, nükleus pulpozus denilen ortada yarı sıvı kütle ve üst ve alt yüzeyleri sınırlayan vertebral kıkırdak
yüzeylerdir.
IV. Sinovyal Membran
“Sinovya” terimi eklem sıvısı ile ilgili olarak 16. yüzyılda Paracelsus tarafından tanımlanmıştır ve bu sıvı yumurtanın
beyazına benzetilmiştir. Sinovya, nerede sinovya membranı varsa orada bulunur. Normal sinovya kan plazması
dializatına hyaluronat ilavesiyle meydana gelir. Hyaluronat, sadece yağlama (lubrication) ve saflaştırma değil,
ayrıca eklemin beslenmesine de yardımcıdır.
Sinovyal membran eklem kapsülünün iç yüzünü döşeyen, fakat eklem kıkırdağını örtmeyen vasküler bir bağ
dokusudur. Normal sinovyal membran, döşeyici hücrelerden (lining cell) meydana gelen yüzeyel bir tabakadan
oluşur. Normalde 1-3 hücre kalınlığındadır. Sinovyal inflamasyonda, sinovyal membran prolifere olur ve normal
kalınlığının birkaç katına ulaşır. Bu yüzeyel tabaka ile eklem kapsülü arasında gevşek bağ dokusu mevcuttur.
Sinovya membranı, normalde villöz yapıdadır, sinovit durumunda villuslar artar. Sinovyal dokunun üç tipi vardır;
fibröz, adipöz ve areolar. Sinovyal membran, iki tabakadır;
1. Yüzeyel tabadaki hücreler (sinovyal lining cell) sinovyumun en üst tabakasıdır ve intraartiküler kavite ile ilişkilidir.
Epitele benzer yapısı olmasına rağmen, elektron mikroskopta; bazal membranı olmayan aralıklı hücre tabakası
şeklinde görülür.
14|
2. Sinovyal yüzeyel hücreler , kan damarları, lenfatikler ve sinirlerin olduğu subintimaya gevşek olarak tutunur.
Subintimadaki birçok hücreler; fibroblastlar ve makrofajlardır. Ayrıca yağ hücreleri, lenfositler ve mast hücreleri
de bulunur.
Sinovyal yüzeyel hücreler, 6-12 μm çapındadır, Elektron mikroskopta iki hücre popülasyonu görülür: Tip A
hücresi veya fibroblast benzeri sinovyal hücre; belirgin golgi organeli ve filopodlar ve az endoplazmik retikulum
içerir. Bu hücreler CD11b, CD68 ve CD14 eksprese eder ve eklem boşluğundaki istenmeyen partikülleri fagosite
eder.
Tip B hücresi veya fibroblast benzeri sinovya hücresi; seyrek vakuoller,filodopodlar ve çok miktarda protein
sentezi yapan organeller içerir. Bu hücreler, sinovyumun, kollajen dahil ekstrasellüler matriks proteinlerinin
sentezinden sorumludur. Fibronektin, sinovyal sıvı hyaluronik asidi, lubricin gibi eklemin kıkırdak yüzlerindeki
normal hareket için gerekli maddeleri üretirler. Fibrinojen yıkımı, metalloproteinaz enzim aktivatörü plazminojen
aktivatör de sentezlerler. Tip A ve B hücrelerin farklı orijinlerden geldiği veya aynı hücrenin fenotipik varyantları
olduğu konusu tartışmalıdır.
V. Sinovya Sıvısı
Sinovya sıvısı, eklem aralığında sinovyum ve kıkırdak yüzeyini ince bir tabaka halinde örter. Normal şartlarda
eklemde çok az bir sinovya sıvısı (SS) vardır. Diz ekleminde 1-4 ml. kadardır, diğerlerinde daha azdır. Berrak,
açık sarı renkte ve hafif alkalendir. Sinovyal hücreler hyaluronik asit sentezler ve salgılarlar. Hyaluronik asit nedeniyle
yüksek bir viskoziteye sahiptir. Hyaluronik asit sülfat grubu olmayan bir mukopolisakkarittir, SS’da muhtemelen
lokal olarak yapılan bir alfa globülin (%2 oranında) ile kompleks yapmıştır. Hyaluronik asit; monosakkarit üniteleri,
glukronik asit ve asetilglukozamin’den meydana gelir. Polimerize bir haldedir. Molekül ağırlığı 3-4 milyon dalton
kadardır. Normal SS’daki miktarı, %300 mg’dır. Asetik asitle hyaluronat proteini presipite edilirse müsin pıhtısı
meydana gelir.
Bütün eklemlerde plazma proteinleri, kapiller endotelinden pasif transportla sıvıya taşınır, lenfatiklerle de plazmaya
döner. Sinovya sıvısında protein konsantrasyonu, serumdan az, %1.3 g/dL’dır, yaklaşık plazmanın %20’si
kadardır.
Sinovitte (ör:RA) hyaluronik asit yapımı artar, depolimerize ve küçük molekül ağırlıklı bir şekildedir. Bu nedenle
SS, ince ve daha akışkan hale gelir. Depolimerize şekli, sentezin değişmesine veya artmış hyaluronidaz enziminin
aktivitesine bağlıdır.
Normal sinovya sıvısı, fibrinojen ve birçok koagülasyon faktörü (protrombin, faktör 5, faktör 7, doku tromboplastini
ve antitrombin) içermediği için pıhtılaşmaz. Faktör 12, faktör 11 (PTA) ve plazminojen plazma ile aynı
konsantrasyonlarda ve inaktif formda bulunurlar.
Normal damar duvarı ve sinovya membranının normal bariyer fonksiyonu nedeniyle eklem boşluğuna büyük
moleküller giremez. Damar hasarı veya sinovit durumunda SS’daki protein miktarı artar. RA’da ayrıca lokal
protein sentezi de artmıştır.Yüksek protein konsantrasyonu, kolloid ozmotik basıncını artttırır. Küçük moleküllü
maddeler (glikoz, ürik asit ve bilirübin) SS’da plazma ile aynı konsantrasyonda bulunur. Normal SS’da, asit
fosfataz, LDH, transaminazlar gibi enzimler de bulunur. Lipid miktarı azdır. Kolesterol %7 mg’dır, sinovit’de lokal
sentez nedeniyle artar. Çeşitli eser elementler (Cu, Al, Str vs) normal sinovyal membranda tespit edilebilir.
Elektrolitler SS’da serum ile aynı konsantrasyonda bulunur (potasyum SS’da daha fazladır).
Sinovya sıvısı normalde asellülerdir. Hücre sayısı 10-200 lökosit/mm 3 civarındadır. Esas mononükleer hücreler,
monositler, lenfositler, histiositler ve az miktarda granülositler mevcuttur. Sinovya sıvısının ısısı, vücut ısısından
daha düşüktür. Örneğin diz ekleminde intraartiküler ısı 32°C’dir.
Eklem sıvısının, tanı veya tedavi amacıyla eklem boşluğundan aspire edilmesi işlemine ARTROSENTEZ denir.
SS’nin aspirasyonunda, mutlak kontrendikasyon yoktur. Şiş bir eklemin boşaltılması gereklidir, çünkü eklem
|15
kapsülündeki gerilme, sinir uçlarının gerilme ve iritasyonuna sebep olarak ağrıya yol açar. Kapsül, tendon,
ligamentlerin gerilmesiyle eklem stabilitesi bozulur.Ayrıca şiş bir eklemde sekonder kas atrofisi ve kontraktüre
eğilim ortaya çıkar. Osteoartritte, RA’da yılda dört kez eklem boşluğuna girilerek kortikosteroid enjeksiyonu
yapılabilir.
Sinovyal Sıvı İncelemesi
Artrosentez sonrasında SS’da yapılacak tetkikler: Sinovyal sıvının görünümüne ve rengine ve viskozitesine
baktıktan sonra, en değerli laboratuar tetkiki; hücre sayımı (lökosit), lökosit formülü, gram boyaması, kültür ve
kristaller için polarize mikroskop incelemesidir.
1. Müsin Pıhtı Testi
Hyaluronik asidin polimerizasyonunu gösterir. Bir tüpe, bir miktar (ör:1-4ml) %2’lik asetik asit konur, üzerine
birkaç damla sinovya sıvısı damlatılır. Normalde damla yuvarlak sert bir pıhtı oluşturur, sıvı berraktır (iyi müsin
pıhtısı), pıhtı gevşekse(zayıf müsin pıhtısı), pıhtı oluşmaz,tübün dibinde presipite olur (kötü müsin pıhtısı).
Normal ve noninflamatuar sıvılar, yüksek hyaluronik asit konsantrasyonu nedeniyle visközdür. İnflamatuar eklem
hastalıklarında visközite azalır.
2. Sitoloji
Alınan sıvıda lökosit sayısına bakılır. Spontan koagülasyonu önlemek için EDTA’lı tüplere alınabilir. Hücreler pıhtı
içinde kalırsa yanlış sonuç verebilir. %0,3 ‘lük hipotonik tuz solüsyonu kullanarak ve periferik kandaki gibi lökosit
sayılır. Normal ve hastalık durumlarındaki total ve diferansiye lökosit sayıları Tablo 1’de görülmektedir.
Tablo 1: Sinovya sıvılarının klinik ve laboratuvar bulgularına göre sınıflandırılması
Normal
Noninflamatuar
İnflamatuar
Septik
Hemorajik
Miktar mL (diz)
<3.5
>3.5
>3.5
>3.5
>3.5
Görünüm
Şeffaf
Şeffaf
Yarı şeffaf-opak
Opak
Kanlı
Renk
Şeffaf
Sarı
Sarı-opak
Sarı, yeşil
Kırmızı
Viskozite
Yüksek
Yüksek
Düşük
Değişken
Değişken
Müsin pıhtısı*
Normal
0-1+
2-3 +
4+
+4
Lökosit sayısı/ mm3
<200
200-2,000
2,000-100,000
15,000>100,000
200-2,000
PMNL (%)
<25
<25
≥50
≥75
50-75
Negatif
Negatif
Negatif
Genellikle pozitif
Negatif
1-2
1-3
3-5
3-5
4-6
Yaklaşık kan
değerleri ile aynı
Yaklaşık kan
değerleri ile aynı
>25, kan
değerlerinden düşük
<25, kan
değerlerinden
çok düşük
Kültür
Total protein, g/dL
Glukoz, mg/dL
Yaklaşık kan
değerleri ile aynı
1+: Az sayıda ipliksi uzantılar var, 2+: Çok sayıda ipliksi uzantılar var, 3+: İpliksi uzantılarda kopma, 4+: Flokülasyon,
*: PMNL:
Polimorfonükleer lökosit.
16|
a. Noninflamatuar
Dejeneratif eklem hastalığı (ör:osteoartrit), travma, osteonekroz, nöropatik artropati,hipertrofik osteoartropati,
erken veya iyileşen enflamasyon.
b. İnflamatuar
Romatoid artrit, seronegatif spondiloartropatiler, akut kristal sinovitler, Behçet hastalığı, romatizmal ateş, SLE,
sistemik skleroz.
c. Septik
Bakteriyel enfeksiyonlar, mikobakteriler veya mantarlara bağlı sinovyal effüzyonlar
d. Hemorajik
Hemofili, diğer kanama diatezleri, antikoagülan kullanımı , travma, nöropatik artropati, tümörler( pigmente
villonodüler sinovit, sinovioma, hemanjioma)
3. Kristal Muayenesi
Yeni aspire edilmiş eklem sıvısının bir damlası lama yayılır, üzerine temiz bir lam kapatılır ve mikroskopta bakılır.
Büyük kristaller ışık mikroskobunda da görülebilirse de güvenilir bir kristal muayenesi için polarize ışık mikroskobu
gereklidir.En sık görülenler; gut’ta sinovya sıvısı veya tofüs materyalinde monosodyum ürat kristalleri, toplu
iğne şeklinde, polarize ışık mikroskopunda parlak sarı, negatif birefringent (ışığı negatif çift kırıcı) özelliğinde
görülür. Kalsiyum pirofosfat dihidrat depolanma hastalığında ise (romboid şekilli, zayıf pozitif çift kırıcı)
kristaller saptanır. Bu kristallar ekstrasellüler veya PMNL içinde fagosite edilmiş halde görülebilir. Ayrıca başka
kalsiyum kristalleri görülebilir. Basik kalsiyum fosfat, dikalsiyum fosfat dihidrat kristalleri, X ışını difraksiyon
veya scanning elektron mikroskopi ile ancak görülebilir.
Kalsiyum oksalat kristalleri dimorfik, kuboid veya romboid kuvvetli pozitif çift kırıcıdır, nötrofiller tarafından
fagosite edilmiş haldedir.
Apatit (hidroksiapatit) kristalleri: Birçok tekniklerle tespit edilebilir. Işık mikroskobunda alizarin kırmızısı, veya
von Kossa boyaları ile saptanabilir. Işık mikroskobunda kalsiyum boyaları ile kristallerin saptanması yönteminin
sensitivite ve spesifitesi belli değildir. Kolesterol kristalleri iğne şeklinde (geniş ve negatif çift kırıcı) veya romboid
olur.Fagosite edilmezler.
4. Kültür
Steril şırınga ile alınan SS, en kısa zamanda bakteriyolojik inceleme için laboratuvara gönderilir. Kültür sonucu
gelene kadar septik artrit düşünülen durumlarda, sinovya sıvısının direkt veya santrifüjden sonra sedimentin
lama yayılarak mikroskopta incelenmesi kolayca yapılacak bir tetkikdir , tanı ve tedavi konusunda faydalı bilgiler
verir.
Rutin bakteriyel kültürler negatif gelirse, gonokokkal, borrelial,mikobakteriyel veya fungal infeksiyonlar düşünülmeli
ve ileri tetkikler yapılmalıdır.
Hasta öyküsü düşündürüyorsa, N.gonorrhoea için kültür yapılmalıdır. Tüberküloz basili direkt aranabilir veya
kültür yapılır ve hayvan inokülasyonu için gönderilebilir.
VI. Kıkırdak
Eklem yapan iki kemik arasında bulunan kıkırdak, sürtünme ve yüksek hızı azaltarak kemiği korur,eklem
stabilitesine yardım eder. Eklemlerin çoğunda karşı karşıya gelen kemiklerin eklem yüzeyleri hyalen eklem kıkırdağı
ile kaplanır.
|17
Kıkırdağın yapısı, geniş ekstrasellüler matriks ve bunun içine serpilmiş hücrelerden oluşur.Kıkırdak dokusunun
ana hücresi olan kondrositler, matriks içinde tek tek veya çift olarak yerleşmişlerdir. Kondrositler, ekstrasellüler
matriksi oluşturan komponentlerin (kollajen, proteoglikanlar, asidik glikoproteinler, kondronektin, küçük katyonik
polipeptidler) yıkılmasında etkili enzimlerin (kollajenaz, nötral proteinaz, katepsin) sentezini yaparlar.
Kıkırdak dokusunda hücreler 4 tabaka halinde sıralanmışlardır:
a) Tanjansiyel Zon veya süzülme zonu (%10) En küçük zondur. Kollajen lifleri incedir. Uzun aksları ile yüzeye
paralel uzanan fibroblast benzeri hücrelerden oluşur.
b) Tranzisyonel Zon (%50): En büyük zondur. Hücreler yuvarlaktır ve rastgele dağılmışlardır. Kollajen lifler daha
kalındır ve ışınsal bantlar şeklindedirler.
c) Radial Zon (%20): Hücreler kısa, düzensiz sütunlar halinde sıralanır. Kollajen lifler subkondral kemiğe göre
radyal düzenlenmiştir.
d) Kalsifiye Zon: Seyrek dağılmış kondrositlerin yanında bazı nekrotik kondrositler de bulunur. Çoğunlukla
keratan sülfat ve kondroitin sülfat ve bunları birleştiren link proteinlerden oluşur.
•
Ekstrasellüler matriks esas olarak kollajen ve proteoglikanlardan oluşur. Kollajenin çoğu ( >%90) ipliksi
bir ağ oluşturan tip II kollajendir ve kıkırdağın kuru ağırlığının %50-60’ını oluşturur. Ayrıca tip IV, V, IX, X
kollajenler de az miktarda bulunur.
•
Proteoglikanlar (PG); eklem kıkırdağının ikinci büyük kısmını oluşturur. Proteoglikan agregat, santral
hyalüronik asit (HA) filament ve buna nonkovalent olarak bağlanan multipl proteoglikan monomerler
(çoğunlukla keratan sülfat ve kondroitin sülfat) ve bunları birleştiren link proteinlerden oluşur.
•
Eklem kıkırdağının %80’i sudur. Hyalin kıkırdağın sinir, kan ve lenf damarı bulunmaz. Kondrositlerin
beslenmesi, çift difüzyon sistemi ile olur. Fibrokartilaj, gerginlik stresi altında kuvvetleri dağıtma durumunda
bulunan alanlarda (Menisküsler, asetabulum çatısı) sıklıkla bulunan bir kıkırdak modelidir.
VII. Kemik
Kemik, mineralize olmuş bağ dokusundan oluşan kompleks bir yapıdadır. İskelet, vücudun vital organlarını korur.
Baş gövde ve ekstremitelerin hareketi, kasların kemikler üzerinde hareketi ile ortaya çıkar.İskelet, günlük travmalarla
oluşan güçler, kasların eklemler üzerine uyguladığı kuvvetleri dağıtmakla görevlidir ama kaldıramayacağı kadar
ağır yük durumunda kemik kırılabilir.
Kemiğin yapısında üç tip hücre vardır: Osteoblast, osteoklast ve osteosit. Osteoblastlar, kemik yüzeyinde tek
sıralı hücre dizisi oluşturan, birbirleriyle hücre uzantıları ile ilişkide bulunan, kemik yüzeylerini saran hücrelerdir.
Kemik matriksi proteinleri (tip I kollajen ve proteoglikanlar) sentezlerler. Ömrü 2-3 hafta olan osteoblastlar,
mineralizasyon oldukça osteoid matriks içine gömülür, kollajen ve alkalen fosfataz sekresyonu kaybolur ve
osteosit şeklini alır. Osteoid lakünler içinde yerleşen osteositler, kemik dokusunun metabolik regülasyonunda
önemlidir. Osteositler, birbirleri ile ve kemik yüzeyindeki hücreler ile yakın ilişki içindedir. Kemik dokusunun
yıkımında rol alan osteoklastlar, lakünler içinde prolifere olan, büyük, hareket edebilen çok nukleuslu hücrelerdir.
Dolaşımdaki monositler, önce doku monositleri ve osteoklast haline dönüşebilir. Ömrü 2-3 gündür.
Osteoid dokunun hidroksiapatit kristalleri ile mineralizasyonu başlangıçta çok hızlı ( osteoid dokunun %70’i) olur
iken, kalan bölümün (%30) mineralizasyonu ise birkaç ayda tamamlanır. Kemik yeni oluştuğu zaman, çocuklarda
veya iyileşen bir kırıkta olduğu gibi, kötü organize, hipersellüler, gevşek özellikte olup “woven kemik” olarak
tanımlanır. Ancak kemik geliştikçe, özellikle basınca maruz kaldıkça yoğunlaşır, hiposellüler, lameller kemik halinde
organize olur. Kemiğin yeniden yapılanması, kırık iyileşmesinde önemlidir. Kemik döngüsü markırları kırıktan
4 ay sonraya kadar yüksek seyreder.
18|
Gelişmiş kemik, histolojik olarak kortikal (kompakt) ve trabeküler (süngersi) kemik olarak iki farklı yapıda
tanımlanmıştır. Kortikal kemik iskeletin %80’ini oluşturur ve tipik olarak, uzun kemiklerin diafizi boyunca bulunur.
Trabeküler kemik, kemik iliği hücreleri ile ilişkidedir ve vertebraların yapısında, pelviste ve femurların proksimal
uçlarında yoğun olarak bulunur. Bu bölgeler osteoporoz ve kırığın sık gözlendiği yerlerdir.
Kemiğin Yeniden Yapılanması (Remodeling): Olgun erişkinde bir yılda trabeküler kemiğin %25’i, kortikal
kemiğin ise %3’ü yenilenmektedir. İstirahat Fazı: Kemik yüzeyi astar hücreler denilen koruyucu kemik hücreleri
ile örtülüdür. Kemik rezorbsiyonu; kemik iliğindeki kök hücre kaynaklı hücreler olan osteoklastlar tarafından
başlatılır. Kemik yüzeyine yapışan osteoklastlar, membranlarında yerleşmiş bulunan asit fosfataz (tartrat-rezistan
asit fosfataz, TRAP) ve diğer hidrolitik enzimlerle kemiği rezorbe ederler, kemik mineralleri ve kollajen artıkları
açığa çıkar. Bazı kollajen tam olarak sindirilir, serbest piridinolin ve deoksipiridinolin kalıntıları idrarla atılır. Kemik
yüzeyinde küçük bir kavite oluşunca rezorbsiyon tamamlanır. Kemik yapımı; osteoblastlar tarafından başlatılır,
Tip I kollajen ve osteokalsin gibi diğer proteinler organik yapı olan ekstrasellüler osteoid dokuyu oluşturmak
üzere sentezlenir. Osteoblastların membranlarına alkalen fosfataz yerleşmiştir. Bu tip alkalen fosfataz, antijenik
olarak hepatik ve plasental alkalen fosfatazdan farklıdır. Osteoblastlar, kaviteyi yeni kemik ile doldururlar. Son
olarak kemik yüzeyi tamamen restore olur.
Uzun yıllar önce, femur başı ve boynundaki trabeküler yapıyı izleyen Wolff, trabeküllerin, basınç ve gerginlik
kuvvetlerine dayanmada maksimal etkinliğini sağlamak üzere düzenlendiği sonucuna varmıştır. Wolff yasası
denilen bu görüş, trabeküler yapı modelinin, kemik içi basınç modeli için bir “yol haritası” olduğunu ileri sürmektedir.
VIII. İskelet Kası
İskelet kasları, belirli yönlerde hareket etmek için kontraksiyon yapan dokulardır. Kaslar, kemiğe tendonlarla
yapışır. İskelet kası , çok düzenli yapılar olan liflerden oluşur. Lifler, anatomik olarak fasiküllere ayrılmıştır. Böylece
fasiküllerdeki farklı lifler, farklı sinirlerle uyarılır.
İskelet kası lifleri, 10-150 μm çapta, birkaç mm’den 300 mm’ye kadar değişen boyda olan silindirik hücrelerdir.
Kas lifleri, sarkolemma denilen hücre membranı ile çevrilir.Kas liflerinde, binlerce miyofibril (kas lifciği) her myofibril
içinde yan yana yerleşmiş 1500 kadar kontraktil protein olan ince aktin, kalın miyozin filamentleri bulunur. Kas
lifi boyunca koyu ve açık şeritler halinde uzanan, birbiri üzerinde kayabilen bu filamentler sarkomer denilen ve
kasılmayı sağlayan birimleri oluşturur. Aktin filamentlerini oluşturan iki F-aktin filamenti arasındaki oluğa tropomiyozin
ve troponin denen iki protein zincir yerleşir. Troponinin kalsiyum iyonlarına karşı afinitesi vardır. Miyofibriller,
sarkoplazma denilen matriks içinde yüzer durumdadırlar. Ayrıca sarkoplazma içinde mitokondri, sarkoplazmik
retikulum (SR) vardır. Sarkolemma ile sarkoplazmik retikulum arasındaki ilişki borular ve keseciklerden müteşekkil
T kanalları ile sağlanır.
İskelet kası lifleri, kalın ve myelinli sinir lifleri tarafından uyarılır. Bu sinirler, kas lifleri ortalarında bulunan nöromüsküler
ünitelere bağlanırlar. Böylece aksiyon potansiyeli lifin ortasından iki uca doğru yayılır ve tüm sarkomerler eş
zamanlı olarak kasılır. Kas lifini uyaran aksiyon potansiyeli T kanalları aracılığı ile yayılır. Sitoplazmadan çevredeki
sarkoplazmik sıvıya kalsiyum iyonlarının salınmasına neden olur. Ortama çıkan kalsiyum, miyofibrillere yayılarak,
çok kuvvetli olarak troponine bağlanır. Miyofibrilde kasılma başlar ve bu arada çok miktarda ATP, ADP’ye dönüşür.
Sarkoplazmik retikulumun (SR) longitudinal borucuklarının duvarında yerleşmiş bulunan kalsiyum pompası,
kalsiyum iyonlarının SR içinde toplanmasını böylece, sarkoplazma içinde kalsiyum konsantrasyonunun düşük
olmasını sağlar. Kasılma sırasında kullanılan enerji, besinlerle alınan enerjidir.
İskelet kasları, kendi aralarında çeşitli işbirliği (sinerjizm) ve düzenlenme gösterir. Basit hareketler yapabilmek
için, birden fazla kasın güçlerini birleştirerek hareket etmesi gerekir (ör: dirsek fleksiyonu, el bileği hareketi).
Kas lifleri; boyut, kasılma hızı, aerobik ve glikolitik metabolizma dengesi ile yorgunluk direncine göre farklı
yapıdadırlar. Ayrıca ağrı, hareketsizlik, metabolik, hormonal, nütrisyonel durumlara göre değişiklikler gösterirler.
|19
IX. Tendon ve Ligamanlar
Kas ve kemik arasında uzanan fonksiyonel ve anatomik köprülerdir. Longitudinal uzanmış Tip I kollajen, ağ
şeklinde tip III kollajen ile kan damarları ve fibroblastların bulunduğu bir yapıdadır. Tendonların kemiğe tutunması
kompleks bir olaydır; kollajen lifler fibrokartilaj içine karışır, mineralize olur ve sonra kemikle birleşirler. “Sharpey’in
delici lifleri”, periost boyunca giden tendon fibrillerinin kemiğin dış lamel yapısı ile devam edişi, entezis denen
tendon girişi için önemlidir.
Tendonların çoğu, sinovyuma benzer mezenşimal hücrelerle örtülü, damarlanmış tendon kılıfları içinde hareket
eder. Tendonun kaymasını sağlayan, mezenşimal hücrelerin sentezlediği hyalüronik asittir. Bu kayma fonksiyonu,
inflamasyon veya cerrahi sonrası olan hareketsizlik nedeniyle gelişen fibröz adezyonlarla bozulur.
Ligamanlar, eklemlerin uygunsuz hareketlerini önleyen, pasif stabilizasyonu sağlayan, paralel tip I kollajen liflerinden
oluşmuş kuvvetli bantlardır. Örneğin, menteşe şeklindeki her eklem, büyük oranda fleksiyon ve ekstensiyona
izin veren kollateral ligamanlar tarafından desteklenir. Her ligaman kemikten kemiğe uzanır ve kemiğe entezis
denen anatomik yerlerden bağlanır. Çoğu kısımda, ligamanlar eklemleri çaprazlar veya aynı kemiğin farklı
noktalarına bağlanabilir. Ligamanlar, histolojik olarak tendonlara benzerler. Bazı ligamanlar tendonlara göre daha
yüksek elastin/ kollajen oranına sahiptir. Tendonlar, eklem hareketinin aktif sürücüsü gibi davranır; buna karşın
ligamanlar, pasif olarak karşı dururlar.
X. Bursa
Sinovyal hücrelere benzeyen gevşek mezenşimal hücrelerle örtülü, kapalı keseciklere bursa denir. Bursaların
çoğu embriogenez sırasında sinovyal eklemlerle aynı anda farklılaşırken, yaşam sırasında strese yanıt olarak
yeni bursalar oluşabilir veya derin bursalar eklemlerle (iliopsoas bursa-kalça eklemi, subakromial bursaglenohumeral eklem, gastroknemius veya semimembranöz bursa-diz eklemi) bağlantı yapabilir. Yüzeyel bursaların
(prepatellar veya olekranon bursa) eklemle bir bağlantıları yoktur. Bursaların kanlanması yetersiz olduğu için,
nadiren inflamasyon gelişir.
XI. Menisküsler
Menisküsler normalde diz, temporomandibular, sternoklavikular, distal radioulnar, ve akromioklavikular eklemlerde
bulunur. Düz, üçgen gibi çeşitli şekillerde fibrokartilaj yapısındadır, fibröz kapsüle ve ona bitişik kemiğe sıkıca
yapışıktır.
Menisküsler, eklem kıkırdakları gibi avasküler yapılardır ama kemiğe yapıştığı yerde zengin damar ağına sahiptir.
Beslenmesini, sinovyal sıvı, kemiğe veya fibröz kapsüle yapıştığı yerdeki damar ağından sağlar.
Menisküslerin fibrokartilajlarının biokimyasal yapısı kıkırdaktan farklıdır. Su oranı %70-78, inorganik matriks %3’tür.
Geri kalan kısım organik maddeleri yapar. Organik kısım, esas olarak Tip I kollajen (%60-90), elastin,
proteoglikanlardan ibarettir.
XII. Kollajen, Elastin ve Fibrillin
Konnektif doku ve ekstrasellüler matriks; hücreler, organlar ve dokuları birarada tutan vücuda yapısal destek
sağlayan yapılardır. Başlıca konnektif dokular; kemik, deri, tendonlar, ligamentler ve kıkırdaktır. Ayrıca kan
damarları, sinovyal boşluk ve sıvılar, organ ve dokuların membran ve septaları da bağ dokusundan oluşur.
Konnektif dokular su, tuz, albümin ve diğer plazma bileşenlerini içerir. Konnektif dokuların en önemli makromolekülleri;
kollajen ve elastindir. Konnektif dokular, proteoglikan ilişkili proteinler de içerirler.
20|
1. Kollajen
Glisin-X-Y şeklinde tekrarlayan aminoasit dizilerinin oluşturduğu, üç polipeptidin (α-zincir) birbiri üzerine sarılmasından
oluşan bir proteindir. X ve Y herhangi bir aminoasit olabilir, fakat büyük sıklıkla sırasıyla prolin ve hidroksiprolindir.
15’den fazla kollajen bulunmaktadır. Birbirlerinden ayrımları monoklonal antikorlar ile yapılabilir. Kollajenlerin
30 farklı polipeptid zincirini kodlayan genlerin değişik özellikleri vardır. Başlıca fibriler kollajenlerin (tip I, II ve III)
genleri 52 - 54 ekzondur ve proteinin üçlü helikal domain’ini kodlar. En sık görülen ekzon uzunluğu 54 baz çiftidir
(Tablo 2). Erişkin dokulardaki kollajenler, çok stabil yapıdadır. Fakat embriyonik gelişme sırasında dokuların
şekillleri değişir ve büyüklükleri artar. Organizma büyüdüğü sürece kollajenin “Metabolik Turnover”ı devam eder.
Tablo 2: Kollajenlerin Tipleri ve Dağılımı
Tip
Doku
Fibriler
Tip I
Tip II
Tip III
Kemik, deri, tendonlar, ligamanlar, dentin (>%80)
Hyalin kıkırdak, fibrokartilaj, gözün vitreusu
Kan damarları, barsaklar, diğer dokularda Tip I ile birlikte (kemik hariç)
Tip V
Tip XI
Tip I kollajen gibi
Hyalin kıkırdak
Bazal membran kollajenleri
Tip IV
Tip VII
Bütün bazal membranlar
Amnion, dermoepitelyal fibriller
Fibril bantlar şeklinde olan kollajenler
Tip IX
Tip XII
Kıkırdak
Tip I kollajen gibi
Kısa zincir kollajenler
Tip VI
Tip VIII
Tip X
Aort, kornea, deri, plasenta, böbrek, kas, ligamanlar kıkırdak
Endotelial hücreler
Büyüme hattı kıkırdağı
Kollajen ailesi, fonksiyonel özelliğine göre 4 ana gruba ayrılmaktadır:
a) Fibriler kollajenler: Fibriler bantlar oluşturan bu kollajenlerin, çap ve boyları değişkenlik gösterir. Fibril yüzeylerinde
bulunan moleküllerin sonları arasındaki açıklıkları yansıtan karakteristik enine çizgili bir görünümleri vardır.
Major fibriler kollajenler tip I,II,III ve tip V/XI’dir. Tip I kollajen heterodimer yapıdadır, iki α1(I) ve α2 (I) polipeptid
zincirinin, sağdan sola doğru ilerleyen bir heliks şeklinde sarılmasından oluşur. Glisin amino asitleri heliksin
iç yüzünde, prolin ve hidroksiprolin dış yüzde kalırlar.
Ayrıca Tip I kollajen; akciğerler, dentin ve sklera dahil birçok ince dokuda ve gelişmiş skar dokusunda bulunur.
b) Bazal membran kollajenleri: Bazal membranın major kollajenini oluşturan tip IV kollajen, her iki ucunda
bulunan globüler yapılardan bir tel örgü gibi birleşen protein monomerlerden oluşur.Bu ağ şeklindeki yapı
hem filtrasyon için bariyer sağlar, hem de laminin, heparan sülfat proteoglikanların bağlanması için zemin
hazırlar.
c) Fibril bantlar şeklinde olan kollajenler (üçlü heliks yapıları ile kesintiye uğrayan fibril yapısındaki kollajenler=
FACİT): Tip I ve Tip II kollajenlerin yüzeyinde bulunurlar. Tip IX, XII, XIV, XVI, XIX kollajen bu gruba girmektedir.
Helikal büklümler, 1-12 helikal olmayan segmentle kesintiye uğrayabilir.
d) Kısa zincir kollajenler: Tip VIII ve Tip X kollajenler bu gruptandur.Hegzagonal yapıya sahiptirler. Tip VIII kollajen,
korneal endotelin Descement membranında, tip X kollajen de öncelikle hipertrofiye kıkırdakta bulunur.
|21
Fibriler kollajenlerin polipeptid zincirleri, hücre içinde prokollajen molekül olarak sentezlenir. Prokollajen molekülün
her iki ucundaki amino ve karboksi terminallerindeki propeptid uzantılar, sekresyon sırasında ve ekstrasellüler
ortamda kollajen oluşturmadan önce enzimatik olarak uzaklaştırılır. Molekülün her iki ucunda her bir α- zincirinin
helikal olmayan, lizin ve hidroksilizinler, ekstrasellüler ortamda enzimatik olarak aldehidlere okside olur ve
aldehidler intermoleküler çapraz bağlarda yer alır. Kollajen, çapraz bağların oluşumu ile stabilize olur. Kollajenaz
enzimleri ile parçalanır.
Kollajen biyosentezindeki birçok basamakta olabilecek defektler, hastalıklara yol açabilir (Tablo-3).
Tablo 3: Kollajen Gen Mutasyonlarının Yol Açtığı Hastalıklar
Kollajen
Ağır Hastalıklar
Hafif Hastalıklar
Tip I
Öldürücü osteogenezis imperfekta
Osteoporozun bir alt grubu
Tip II
Öldürücü kondroplaziler
Osteoartritin bir alt grubu
Tip III
Ehler-Danlos sendromu tip IV( öldürücü)
Aort Anevrizmaları
Tip IV
Alport sendromu
Tip VII
Epidermolizis bulloza(distrofik tip)
İnterstisyel kollajenlerin parçalanmasından sorumlu en önemli interstisyel kollajenazlar, matriks metalloproteinaz
[MMP]’lar grubuna aittir. MMP-I, Tip I kollajeni parçalar. Tip IV ve Tip V kollajeni parçalayan tipe-özgü kollajenazlar
da vardır. Tipe-özgü kollajenazlar,inflamasyon veya tümör hücresi invazyonu gibi durumlarda damar duvarının
bazal membranının parçalanmasını sağlar. Alfa-2 makroglobülin, metalloproteinazın doku inhibitörü (TIMP) gibi
proteinlerle kollajenaz aktivitesi inhibe olur. Kollajenaz yapımı ve aktivasyonu birçok hormonlar, sitokinler (IL-I gibi),
büyüme faktörleri (PDGF, TGF-α gibi) ve prostaglandinlerle etkilenebilir.
2. Elastin
Derinin, büyük kan damarlarının, akciğer ve büyük ligamanların yapısında lastik benzeri elastik fibriller vardır.
Kollajen liflerinin tersine amorf yapıları vardır. Elastin, elastik liflerin en büyük komponentidir. Tek polipeptid zincirli,
72 kD ağırlığında bir proteindir. Elastin, alanin ve lizinden zengin hidrofobik aminoasitlerin oluşturduğu büyük
büklümlere sahiptir. Ayrıca, elastik lifler, dokularda mikrofibriler yapı da gösterir. Mikrofibriler yapının esas içeriği
fibrillin adı verilen 300 kD’luk bir glikoproteindir ve sıklıkla elastik liflerle birliktedir. Elastin, düz kas hücrelerinde
ve az miktarda fibroblastlarda sentezlenir. Elastini parçalayan elastazlar, polimorf nüveli lökositlerde ve pankreasta
bulunur.
Elastinin genetik defektlerinde aşırı deri gevşekliği veya psödoksantoma elastikum gelişebilir. Alfa-1 antitripsin,
nötrofil elastazının major inhibitörü olduğu için, α-1 antitripsin eksikliğinde artmış elastaz aktivitesinden dolayı
akciğer dokusunun yıkımı söz konusudur.
3. Fibrillin
Deride, kan damarlarında, bronşiollerde, glomerüllerde, kıkırdakta, tendonlarda izole mikrofibril bantları olarak
bulunur. Son yıllarda, fibrillin geninde mutasyon sonucu Marfan sendromu geliştiği kabul edilmektedir.
XIII. Matriks Glikoproteinleri
Ekstrasellüler matrikste bulunan karbonhidratlara bağlı proteinler; glikoproteinler, proteoglikanlar ve kollajenler
olarak ayrılır. Glikoproteinler, üç fazda bulunurlar:
•
Solid Faz Matriksi: Kollajen, proteoglikan ve yapısal glikoproteinler solid faz komponentleridir. Hücreler arası
destek yapıların bileşimine girer, hücresel düzeyde ise adeziv, biyomateryal, filtre, reseptör, sinyal ve mesaj
kaydedici araç olarak fonksiyon görürler.
22|
•
Sıvı Faz Matriksi:Solid fazda bulunan komponentlerin çoğu, kan veya doku sıvılarında sıvı fazda da bulunur.
Hyaluronan, fibronektin, vitronektin, trombospondin, kıkırdak matriks proteini ve laminin; kan, lenf, sinovyal
sıvı ve bronkoalveolar sıvıda bulunur.
•
Hücre yüzey matriksi: Hücre yüzeyindeki matriks komponentlerinin fonksiyonları:
a) Matriks komponentlerine membran reseptörleri bağlanır (ör: integrinler).
b) Plazma membranının iç bileşenlerini oluşturur (ör: syndecan).
c) Membran glikolipidlerine kovalan bağlanır ( ör: betaglycan).
d) Biyosentetik basamaklar arasından, direkt transmembran penetrasyonu sağlar (ör: hyaluronan).
Bazal membran: Bütün hücrelerin yüzeyinde plazma membranına non-kovalent bağlanan matrikse, bazal
membran (BM) denir. Bazal membranın yapısında tip IV kollajen, laminin, perlecan ve entactin bulunur. Ayrıca
hücre yüzeyinin filtrasyonu, birçok faktör ve regülatörün geçici olarak bağlanması ve aktif değişim fonksiyonları
ile hücre beslenmesi, solunumu ve son ürünlerinin atılmasında önemli bir role sahiptir.
Matriks sentezini, degredasyonunu ve fonksiyonunu; büyüme faktörleri, sitokinler, hormonlar, vitaminler, otokrin
ve parakrin faktörler düzenler.
1. Matriks Komponentleri
Fibronektin: Ekstrasellüler matrikste bulunan major glikoprotein fibronektindir. Fibronektin, iki disülfid bağ ile
bağlanan subünitlerden oluşan, dimerik yapıda, hücre-matriks adezyon glikoproteinleridir ve kan plazmasında
oldukça yüksek miktarda (0.3 mg/ml) bulunur, opsonin ve kemoatraktan olarak görev yapar.
Nötrofillerin tutunması ve migrasyonu; sıvı ve solid fazdaki fibronektin, vitronektin varlığı ve kalsiyum konsantrasyonu
ile ilgilidir. Yara iyileşmesi sırasında yaranın kontraksiyonu, fibronektin-reseptör-aktin bağlantısına dayanır.
Laminin: Bazal membranların major glikoproteinidir. Laminin molekülü, üç farklı polipeptid zincirden oluşmuş
bir monomerdir ve globüler olan ve olmayan bölgelerden oluşmuştur. Heparan sülfat proteoglikan, tip IV kollajen
ile sıkı ilişkidedir. Laminin-hücre etkileşimi: normal gelişimden, tümör invazyonuna kadar birçok olayda önemlidir
Proteoglikanlar: Bir veya daha fazla glikozaminoglikan zincirlerini taşıyan proteinlerdir. Glikozaminoglikanlar
(GAG), tekrarlayan disakkarid ünitelerden oluşmuş, uzun, dallanma göstermeyen polisakkarid zincirlerdir. GAG
zincirlerin tipleri: hyalüronik asit, kondroitin sülfat, dermatan sülfat, heparan sülfat ve keratan sülfattır.
Kıkırdağın büyük agrege edici proteoglikanı (PG) aggrecan, tendonun küçük PG’ları biglycan ve decorin, bazal
membranların en önemli heparan sülfat PG ise perlecan’dır.
Hyalüronan: Hyalüronik asit veya hyalüronat olarak da adlandırılan hyalüronan (HA), proteinlere kovalent
bağlanmayan, sülfatlanmayan ve tanınan ilk GAG’dır. Embriyonik gelişme, yara iyileşmesi, tümör invazyonu
gibi değişik biyolojik olaylarda yer alır ve gözden ekleme kadar değişik birçok dokunun önemli bir komponentidir.
Osteonektin: Solid, sıvı ve hücre yüzey matriks glikoproteinidir. Kemikte solid fazda, serumda sıvı fazda ve
bazal membranda hücre yüzeyi fazında bulunur. Spesifik olarak kemikte tanınan osteonektin, kemik dışında
yaygın bir dağılım gösterir. SPARC (sisteinden zengin sekrete edilen asidik protein) adı da verilir. Trombosit
yüzeyinde de bulunur.
Trombomodulin: Bir grup hücre yüzey proteinine, GAG zincirleri intermittan olarak bağlanır, bunlara parttime GAG denir. Trombomodulin de endotelial hücre yüzeyinde yer alan bir part-time GAG’dir. Koagülasyonu
etkiler: 1) Trombinin indüklediği protein C aktivasyonu için bir kofaktör ‘dür. 2) Trombinin prokoagulan aktivitesini
değiştirir. Antitrombin III inhibisyonunu hızlandırır.
Trombospandin: Monosit ve endotelial hücreler tarafından üretilir ve aktif trombositler tarafından salınır. Trombosit
agregasyonu, fibrin formasyonu ve lizisi, hücre adezyonu, migrasyonu ve proliferasyonunu etkiler.
|23
Vitronektin: Hücreler ve trombositlerle olduğu kadar, kompleman, koagulasyon, fibrinolitik sistem, immünolojik
komponentlerle etkileşen bir glikoproteindir. Kollajen ve elastine bağlanır, laminin ve fibronektine bağlanmaz.
Osteokalsin: Kemiğin organik matriksinde bulunan bir proteindir. Spesifik bir kemik hücresi ürünü matriks
proteinidir. Serum düzeyleri osteoblastların hücresel aktivitesini gösterir.
Kaynaklar
1.
Simkin PA .Synovial physiology, Arthritis and Allied Conditions.Koopman WJ, Moreland LW(Eds)15th edition. Lippincott Williams and
Wilkins Comp.Philadelphia.2005 pp: 175-187.
2.
Sholter DE, Russell AS. Synovial fluid analysis and the diagnosis of septic arthritis.In: UpToDate, Basow, DS (Ed), UpToDate, Waltham,
MA, 2010.
3.
Kabasakal Y. Lökomotor sistemin anatomi ve fizyolojisi. Gürbüz Gümüşdiş, Eker Doğanavşargil(Editörler) Klinik Romatoloji, İstanbul, 1999,
sayfa:1-12.
4.
Simkin PA.The musculoskeletal system.In: Rheumatology. Klippel JH,Dieppe PA (Eds) 2nd edition,1998, Mosby International, London,
pp: 9.1-12.
5.
Hardingham T. Articular cartilage. In Oxford Textbook of Rheumatology. Maddison P, Isenberg D, Woo P, Glass D(Eds) 2nd edition.
Oxford medical publications , Oxford.1998,pp:405-413.
6.
Rosen N H, Rosen JC,Mulder JE. Bone physiology and biochemical markers of bone turnover. In:UpToDate, Basow, DS(Ed), UpToDate,
Waltham, MA, 2010.
7.
Dantzig JA, Goldman YE.Skeletal Muscle. In: Texbook of Rheumatology.Kelley W, Shaun R, Harris E, Sledge CB(Eds) 5 th edition. WB
Saunders Company 1997, Philadelphia pp:76-84.
8.
Mayne R, Ala-Kokko L.Collagen structure and function, Arthritis and Allied Conditions.Koopman WJ, Moreland LW (Eds) 15 th edition.
Lippincott Williams and Wilkins Comp.Philadelphia.2005. pp: 189-209.
9.
Trelstad RL. Matrix glycoproteins and proteoglycans.In: Texbook of Rheumatology.Kelley W, Shaun R, Harris E, Sledge CB (Eds) 5th
edition. WB Saunders Company 1997, Philadelphia, pp:37-50.
10. Woods A.Structure, function and metabolism of cartilage proteoglycans Arthritis and Allied Conditions.Koopman WJ, Moreland LW (Eds)
15th edition. Lippincott Williams and Wilkins Comp. Philadelphia.2005 pp:211-222.
Download

Kas-İskelet Sisteminin Yapı ve Fonksiyonları