30 Ocak 2014 Perşembe
www.sondakikagazetesi.com
aralıklarla etkili
etkili olan
olan
İzmir'de
İzmir'de aralıklarla
sağanak yağmur
yağmur sebebiyle
sebebiyle
sağanak
Konak ilçesine
ilçesine bağlı
bağlı Göztepe
Göztepe
Konak
semtinde toprak
toprak kayması
kayması meymeysemtinde
dana geldi.
geldi. Çökmeyle
Çökmeyle birlikte
birlikte
dana
park halindeki
halindeki bir
bir otomobil
otomobil
park
boş araziye
araziye düştü
düştü
boş
Dün
Dün akşam
akşam saatlerinde
saatlerinde başlayan
başlayan
ve
ve gece
gece boyu
boyu devam
devam eden
eden yağış
yağış
sonucu,
sonucu, Necip
Necip Mirkelamoğlu
Mirkelamoğlu
Sokak'taki yürüyen
yürüyen merdivenin
merdivenin
Sokak'taki
yanında heyelan
heyelan meydana
meydana geldi.
geldi.
yanında
Çökme anında
anında yolda
yolda park
park halinde
halinde
Çökme
bulunan 35
35 ME
ME 036
036 plakalı
plakalı otomootomobulunan
bil, arsaya
arsaya düşerek
düşerek hurdaya
hurdaya döndü.
döndü.
bil,
İhbar üzerine
üzerine bölgeye
bölgeye giden
giden
İhbar
ekipler, çevre
çevre güvenliğini
güvenliğini sağladı
sağladı
ekipler,
ve yolu
yolu trafiğe
trafiğe kapayarak
kapayarak çalışma
çalışma
ve
başlattı. İzmir
İzmir Büyükşehir
Büyükşehir BelediyeBelediyebaşlattı.
si Fen
Fen İşleri
İşleri Daire
Daire Başkanlığı'na
Başkanlığı'na
si
bağlı çözüm
çözüm ekibi
ekibi de
de olay
olay yerinde
yerinde
bağlı
incelemelerde bulundu.
bulundu.
incelemelerde
devamı 3’te
3’te
devamı
"! !
! "!""!
&) +GKD<[email protected]>J>I)GDJ
[email protected]@KCEAEGDKLBJHLKFKGLCE?
[email protected]<H9L,&=AF=4KL+GKD<F=
[email protected]>J>I)[email protected]
@[email protected]:K8E
/1HJ2IGIGLBKGEL>EHKLC1>LD12;.7L?IFL5KFEB<H9
%C=FLA;D;H;L IH/IG7L-KCEAEAE?ELC=HKHCJG7
>KDJ4JLJHCJCL13HJG4IFJHIAI?DJGL<F=8K4K3EGE
>KGEB<HD=CLKG4KCLCE?L13HJG4IFJHIAI?LDJ
5KFE8AKCLI>@JDI9L&E?L13HJG4IFJHIAI?LDJLJHCJC
13HJG4IFJHIAI?LCKDKHL:K8KHEFEL<FD=-LDJDI9L
*(%)&#'""$*(
& '
( '0JFJDIBJ>I7LCJG@@JCILD,
[email protected]>IGJLB1GJFIC
5KFE8AKFKHEGEL>;HD;H;B<H9L0=LCK.>KADKL*?AIH
0;B;C8J6IHL0JFJDIBJ>[email protected]
I6KFJLIFJLLBEFL>;HJBFJL*?AIHL&1H(J?IGDJL>J(JH
BK.K4KC7LK2IL&1H(J?LKHK:KL2K.=H=G=L
!=:K@@[email protected]<H9L
*(%)&#'""$*(
## !#
"$$ $$
$ $$""
*(%)&#'"!$*)
*(%)&#'"!$*)
"$!$!$
#!$$"##
') 0JFJDIBJL0K8CKGL+DKBEL'K?/KGL-$KHCFKH,
DKL;4HJ@>[email protected]@LJHI8IAIL>K3FKBK4K3E?-DJDI9L$L8KC
0JFJDIBJL0K8CKGL+DKBEL0;[email protected][email protected]?IGDJ,
CIL><>BKFLBK8KALKFKGFKHEGEGL>KBE>[email protected],
FKHDKL;4HJ@>[email protected]@LJHI8IAIL>K3FKBK4KCFKHEL2KKDIGDJ
$" #"
$ $!"
$" $
$
İzmir'in Aliağa ilçesinde 9 Eylül 2013
tarihinde evinde bıçaklanarak öldürülen
39 yaşındaki Gülser Süngü'nün katil
zanlıları olduğu iddiasıyla tutuklanan
kızları 19 yaşındaki Ş.P. ve 17 yaşındaki
B.P., Karşıyaka 2. Ağır Ceza Mahkemesi'nde hakim karşısına çıktı
( 1FD;HAJCLI>@JAJDICFJHIGIL>1BFJBJG
?KGFEFKH7L- K?IG<[email protected]@E3ELJHCJCFJHFJ
[email protected]<HD=9L0=G=L:EHKCAK>EGEL>1BFJDIC9L+AKL:I?I
6I5LDIGFJAJDI9L%FKBL/;G;7L<DK>EGDKLBK:KG4E
JHCJCL2KHLAELDIBJL:KCAKBKL/I@@IC9L+HKAE?DK
[email protected];?JHIAI?JLB;H;D;9L&JGDIAI?ILC<H=,
AKCLI>@JHCJGLKGGJAI?ILCKB:J@@IC-LDJDI9
KGECFKHDKGL09$9)GIGLBK8EGEGLC;5;CL<FAK>ELGJ,
DJGIBFJLD=H=8AKBKL:K>EGLAJG>=.FKHELKFEGAKDE9
[email protected]<8<CL4I6K?EGELCK(K>EGKL2=HKHKC
:KBEF@@ECFKHEL2JL:E5KCFKBKHKCL1FD;HD;CFJHI
IDDIK>EGELCK:=FLJDJGLCE?LCKHDJ8FJH7LKGGJFJHIGI
1FD;HAJCL/I:IL:[email protected]<FAKDE3EGELKGFK@@E9L
*(%)&#'$(
:=F=GD=9L'K?/KG7L-$KHCFKHDKL;4HJ@>[email protected]@LJHI8IAI
>[email protected]@;AL.KHCFKHKLBKBAKBE
KAK5FEB<H=?9L*G>KGFKHEAE?LI>@[email protected],
[email protected]@ILC=FFKGK:IFJ4JC9LJCG<F<ILIFJLD<3KFLBK8KAE
KBGEL<[email protected]?KL>=GK4K3E?-LDJDI9LL*(%)&#'!$*)
#"!##"$ !
#"!#"$ $!
Başkan Kocaoğlu'nun sürekli mazeret ürettiğini ileri süren AK Parti İzmir
Büyükşehir Belediye Başkan adayı Yıldırım, "Büyükşehir Belediye Başkanı'nın iki
sözünün biri, 'iş yapacaktık ama hükümet engel oldu', bu koca bir yalan, İzmir'e
verilen bütçe diğer illerden daha fazla. Ama durmadan şikayet ediyorlar" dedi
') '*?AIHL0;B;C8J6IHL0JFJDIBJL0K8CKGL+DKBE
'EFDEHEA7L-*?AIHL:;B;C8J6IHDJCI7L:JFJDIBJFJHIGDJCILIACKG,
FKH7L><GL""LBEFKL6I5:IHLBJHDJL<FAKDELKAKL>;HJCFIL8ICKBJ@
JDIB<[email protected]@AJCFJL:J4JHIC>I?FI3IL<[email protected]
CKFDEHKAK?>[email protected]#KHFEDJHJL=BKGDE7L*?AIHFIL=BKGDE-LDJ,
DI9L'EFDEHEA7L>J5IAL5KFE8AKFKHELCK.>[email protected]>IGIG
[email protected]@[email protected]@@[email protected]
[email protected]@K:JDJGL'EFDEHEA7-0I?IAL6I?AJ@
KGFKBE8EAE?DK7L#KHFEDJHJLIF5JAI?DJLBK8KBKGLL:IG
6JA8J6HIAI?IGL6J.L=FK8AKC7L6JHCJ>[email protected]/1HAJC7
6JHCJ>[email protected][email protected]?L""LBEFL;HCIBJ)DJ
:[email protected]<FFKHFKLD<GK@@EC7LB<FFKHEL:1FD;[email protected]
:[email protected]@IL:[email protected]
()(*(':KFEC5EL:[email protected]
'EFDEHEA7L-I?L:KHEGKCLI>@JDIGI?9L ;?JF:K65J)BJL:KHEGKCLBJ@,
AJ?LDJDICLFIAKGLBK.AKBKLCKHKHL2JHDIC9L!IADIL<LFIAKGKLD,
JGI?L<@<:;>;L5KFE8K4KCL:IHLDJLI>CJFJLBK.K4K3E?9L0=HKDKGLI>,
@JH>JGI?L&KHK:=HKG)K7LI>@JH>JGI?L<5K)BK7LI>@JH>JGI?LCKH8EBK
0<>@KGFE)BKLDJGI?L>[email protected][email protected]>IGI?9L*?AIH7LD,
JGI?FJLI5LI5JL:IHL8J6IHLKAKLDJGI?FJLC;>C;G9L*?AIH)ILDJGI?J
CK2=8@=HAKC7L:<BG=A=?=GL:<H4=9L0=L:I?IALI8IAI?9L*%)B=
:IFIB<HLA=>=G=?L*%L:JGIALJFFJHIADJL:;B;D;L2JL<L8IHCJ@
D;GBKGEGLJGL:;B;[email protected]/JFDI9L%GDKGL><GHKLDKL
AIFBKHLFIHKBKL>[email protected](EHDKGLLAIFBKHK999L0I?IA
>1BFJDI3IAI?L6JHL8JBIGLKHCK>[email protected];:JL2KH7L:<8LFK(L:I?DJ
<FAK?-LDIBJLC<G=8@=9LL*(%)&#'!$*)
"
! !"! Havran ilçesinde, bir vatandaş,
resmi kayıtlarda yer almamasına
rağmen mezbaha, mandıra gibi
fabrikalara ve ovaya ulaşımın
sağlandığı, yaklaşık 10 yıl önce
açılan yolu, arsasından geçtiği
gerekçesiyle duvar örerek kapattı
*(%)&#'"!$*)
(* ([email protected]?IGIGLBEFFKHDKGL:JHI
C=FFKGEFDE3EGEL2JL:=GDKGL?KHKHL/1HD;3;G;
>1BFJBJGL%>AKGL ;H7L-'KCEGLDIBJL6JHCJ>L:=
B<F=LC=FFKGEB<H9L&KFCKGLD<?LGJDJGIBFJLKIFJA
2JL6KB2KGFKHEAL6K>@KL<F=B<H=?9L+HK5FKHL6E?FE
/J5IB<H9L0IH5<CL6KB2KGEA7LKHK5L5KH.AKFKHELGJ,
[email protected](L<FD=9L0=G=GL1G;GJL/J5AJCLI5IG
B<[email protected](EGKL1HD;3;LD=2KHFKLCK.K@@EA9
[email protected]:=LB<FDKGL=FK8EAL>K3FKGKAKBK4KC9
KCCEAELC=FFKGDEAL2JLB<F=LCK.K@@[email protected]
CE>KLB<FLB<C7LG<HAKFL=FK8EAEGL>K3FKGDE3ELDI3JH
B<FL2KH9L+HK5FKHLAJ?:K6KBKL5J2HJ>IGI
D<FK8KHKCL/IDJ:IFIB<H-LDJDI9L
*(%)&#'"!$*)
SAYFA 02
SIYAH
MAVI
KIRMIZI SARI
30 Ocak 2014 Perşembe
Osmanlı için savaşan Mesrobian,
İslam mimarisini ABD'ye taşıdı!
Osmanlı ordusunda, Birinci Dünya Savaşı'nda Çanakkale dahil pek çok cephede çarpışan, madalyalar kazanan ve savaşın ardından ABD'ye göç eden Ermeni asıllı Mihran Mesrobian ile ilgili torununun yazdığı yüksek lisans tezi, onun, İslam mimarisini de bu ülkeye taşıdığını ortaya koydu
E
rmeni asıllı Osmanlı subayı ve mimar Mesrobian, yaşamından neredeyse 100 yıl sonra bile Türk ve
Ermeni halklarının dostluğunun önemini simgeliyor. ABD'de yaşayan ve
Türkiye'nin Washington Büyükelçiliği
Rezidansının kitabının yazımında da
yer alan sanat tarihi uzmanı Caroline
Mesrobian Hickman, dedesinin ilginç
hayat hikayesini konu alan bir yüksek
lisans tezi hazırladı. Tezde yer verilen
bilgilere göre, Afyonkarahisar'da 1889
yılında doğan ve 1914'ün ekim ayında
subay okulunu bitiren Mesrobian, Çanakkale Savaşları'nda 4'üncü İstihkam Bölüğünde istihkam subayı olarak görev aldı. Bunun ardından Kafkasya ve Filistin'de yine Osmanlı Ordusu için savaşan Mesrobian, Filistin
Cephesi'nde İngilizlere esir düştü ve 6
ay Mısır'daki Zagazig kampında tutuldu. O dönem Osmanlı ordusundaki başarılı çalışmaları dolayısıyla Mesrobian'a, Gümüş Osmanlı Liyakat, Gümüş
İftihar ve Alman Kızılhaç madalyaları
verildi. Bugünkü adı Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi olan Sanayi
Nefise Mektebi'nde eğitim alan Mesrobian, Dolmabahçe Sarayı'nın restorasyonu ve Beyoğlu'ndaki birçok binanın
yenilenmesinde de görev yaptı. Mesrobian, 1915 olayları sırasında büyük
bir acı yaşadı. Afyonkarahisar'daki ailesi ve yakınlarından 15 kişiyi kaybe-
den Mesrobian, bunun etkisiyle
1921'de ABD'ye göç etti. Başkent
Washington'da 40 yılı aşkın mimarlık
yapan Mesrobian, bu ülkede kin ve
nefret beslemek yerine doğup büyüdüğü kültürün motiflerinden vazgeçemedi, mimarisinde Batı ile İslam motiflerini harmanladı. O, Washington'daki Hay Adams Hotel, St. Regis
Hotel'in de aralarında bulunduğu birçok mimari yapının oluşturulmasında
emek verdi. Mesrobian, 86 yaşında
iken ABD'de 1975'te vefat etti.
- "Bize ne kazandırdı?"
Hickman, yaptığı açıklamada, dedesinin, Osmanlı mimarisinin izlerini,
inşa ettiği yapılara serpiştirdiğini söyledi. Bıraktığı kültürel mirasa bakıldığında onun, 1930'lu yıllarda Washington'daki art deco mimarisinin örneği
olan Sedgwick Gardens'ta İslami motifleri kullandığının görülebildiğini belirten Hickman, yapımına ortak olduğu
18. Cadde'deki bir halı tüccarına ait
mağazada da kemerler ile diğer İslami
motifleri kullandığını aktardı. Tezini
yazarken dedesinin Türkiye'deki yaşamına dair bilgi toplamakta sıkıntı yaşadığını dile getiren Hickman, şöyle
konuştu: "Tezimi yazdığım dönem, dedemin Türkiye'deki yaşamıyla orada
neler başardıklarıyla ilgili elimde çok
az bilgi vardı. Sınırlı bir tarih bilgisine
sahiptik. Geride kalan birçok Ermeni
aile gibi hayatta kalanlar o dönem ne
olduğuyla ilgili konuşmak istemiyor.
İlk nesil ve onların çocukları, ABD'ye
geldiyse onların asimile olması, Amerikalı olması isteniyor. Neslim ise neler
olduğunu soruyor. Tarihimiz nedir?
Ben kimim? Parçaları birleştirmeye
çalışmak harika bir şey. 1915 olayları
iki taraf için gerçekten zarar verici.
Bugün birbirimize karşı soğuk olduğumuzu görüyoruz ve bu bir işe yaramıyor. Öfke, hoşnutsuzluk, dargınlık ve
hakikatlere bakmak istememe, bunu
her iki taraf için söylüyorum, bize ne
kazandırdı? Bunun sonuç getiren bir
şey olduğunu düşünmüyorum. Aileme
olanlar için üzgünüm. Birinci Dünya
Savaşı ve 1920'lerin başlarında perişan olan tüm Ermeniler, Yunanlar,
Türkler için özellikle hiçbir şeyle ilgileri olmayanlar için üzgünüm. Onları
unutalım demiyorum, hatırlamalıyız
ama her iki taraf anlaşmalı ve birlikte
yaşayabilmeliyiz."
- "Müslümanlar ve Ermeniler aynı
mahallelerde iç içe yaşamış"
Caroline Mesrobian Hickman, dedesiyle ilgili kitap ve sergi projesi kapsamında araştırma yaptığı sırada Osmanlı'nın tüm cephelerde aldığı esir-
lerle ilgili çalışmaları bulunan, 20 yıl
Avustralya'da yaşayan ve halen İngilizce yeminli mütercimlik yapan Doğan Şahin ile tanıştı. Geçen yıl ekim
ayında Afyonkarahisar'a giden Hickman'a, Şahin'ın yanı sıra Arkeolog Ahmet İlaslı, eski İl Kültür ve Turizm Müdürü Muzaffer Uyan ile Afyon Kocatepe Üniversitesi (AKÜ) Afyon Meslek
Yüksekokulundan Öğretim Görevlisi
Yılmaz Soytekin eşlik etti. Şahin, Hickman'ın Afyonkarahisar'ı çok sevdiğini,
bu yıl yine ziyaret etmeyi düşündüğünü belirterek, "Kuzeni ve kendisi 24
saat kalabildi ama en önemli tarihi
yerleri gördü. Şehrin eski mahallelerinde, sayısız 100 yıllık evlerin arasında dolaştı. Şu anda çok güzel bir kültür merkezine dönüştürülen Ermeni
hamamını ziyaret etti" dedi. Hickman'ın, kentte Birinci Dünya Savaşı
öncesi Ermeniler ve Müslümanlar arasında yüzyıllar boyu süren sıcak ilişkiler hakkında bilgi edindiğini dile getiren Şahin, "Büyük camiler, kiliseler,
okullar, hamamlar ve binalar inşa edildiğini gördü. Hickman'ın dedesi ağırlıklı olarak Müslümanların oturduğu
Hacı Murat Mahallesi'nde büyümüş.
Müslümanlar ve Ermeniler aynı mahallelerde iç içe yaşamış" ifadesini
kullandı. Şahin, Hickman'ın, Surp Toros Kilisesi kalıntılarını da incelediğini
sözlerine ekledi. (AA)
Muradiye
Şelalesi'nde
kış güzelliği
O
smanlı Padişahı 4. Murat'tan adını alan ve kış mevsiminde soğuk havanın etkisiyle kısmen donan Muradiye Şelalesi, doğa turizmine meraklı ziyaretçilerine
kapılarını açıyor. İl merkezine 80 kilometre uzaklıkta bulunan Bendimahi Çayı üzerindeki Muradiye Şelalesi, 50 metre
yükseklikten akan suyuyla yaz ve kış aylarında fotoğraf tutkunlarının vazgeçilmez mekanları arasındaki yerini alıyor.
Adını Bağdat seferine çıkan Osmanlı Padişahı 4. Murat'tan
alan şelale, her mevsim ziyaretçilerine görkemli bir manzara
sunuyor. Sadece görüntüsü ile değil çevresini güzelleştiren
doğasıyla da Türkiye'nin önemli güzelliklerinden biri olan
şelale, her mevsim oluşan ayrı bir manzarayla doğaseverlerin
karşısına çıkıyor. İlkbahar mevsiminde rengarenk çiçekleriyle yüzünü gösteren şelale, kış aylarında ise Pamukkale travertenlerini andıran buzdan kristalleriyle yerli ve yabancı turistlere ev sahipliği yapıyor. Urartulara uzun yıllar "Tuşpa"
adıyla başkentlik yapan ve daha sonra Medler, Persler, Makedonlar, Selevkoslar, Ermeniler, Partlar, Romalılar, Sasaniler, Bizanslılar, Selçuklular, İlhanlılar, Celayirliler, Karakoyunlular, Akkoyunlular, Safeviler ile son olarak Osmanlıların
hakimiyetine giren Van, Muradiye şelalesinin yanı sıra Van
Gölü'ndeki Akdamar Adası'nda bulunan Ermeni kilisesiyle
de dikkatleri üzerine çekiyor. (AA)
Kaleiçi'ne sihirli dokunuş
İzmir Büyükşehir Belediyesi ve
Seferihisar Belediyesi'nin ortak
hizmet protokolü kapsamında yapılan Sığacık Kaleiçi'ndeki çalışmalar, tarihi bölgenin çehresini
değiştirmeye başladı.
İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu,
Seferihisar Belediye Başkanı Tunç Soyer ve İl Genel Meclisi Başkanı Serdar Değirmenci ile birlikte
Sığacık'ta devam eden Kaleiçi düzenleme çalışmalarını inceledi. Çalışmalar hakkında bilgi alan Başkan
Kocaoğlu, “Buraya gelen insanlar, Kaleiçi evlerinde
ayrı bir yaşamla, sevecenlikle karşılaşacaklar, tarih,
doğa ve denizi aynı anda yaşayacaklar.
Hedef ve çabamız bu yönde” dedi.
Kent turizmini geliştirmek için kentin
tarihi sokak ve binalarına ayrı fonksiyonlar yüklemek istediklerini bildiren
Başkan Aziz Kocaoğlu, Sığacık'ta devam eden çalışmaları çok beğendiğini
söyledi. Beldede yaşayan vatandaşlar
da Başkan Kocaoğlu'na proje için teşekkürlerini dile getirdi. İzmir Büyükşehir Belediyesi ile Seferihisar Belediyesi'nin ortaklaşa gerçekleştirdiği, İl
Özel İdaresi'nin de katkı verdiği “Sığacık Kaleiçi Sokakları’nın Sağlıklaştırma Projesi Uygulama Ortak Hizmet
Protokolü”, 22 Aralık 2012 tarihinde
Başkan Aziz Kocaoğlu ve Tunç Soyer tarafından
imzalanmıştı. Büyükşehir Belediyesi'nin ihaleye
çıkmasının ardından Mayıs 2013'te başlayan çalışmaların önümüzdeki Nisan ayında tamamlanması
hedefleniyor.
Neler yapıldı?
Çalışmalar kapsamında, sokak sağlıklaştırma ve
cephe düzenlemesi yapılan 126-127-128-129-130131-132-133-134-135-136-137 sokaklar ile çarşı yakın zamanda farklı bir görünüme kavuşacak. Proje
kapsamında bugüne kadar, cephelerde niteliğini
kaybetmiş olan sıvaların raspaları yapılarak alt malzemelerin onarımları gerekleştirildi. Bölgede bulunan Teos taşları cephede korunarak restorasyon ilkeleri doğrultusunda temizlenerek gün yüzüne çıkarıldı. Cephede bulunan malzemelerde derin kırılma,
kopma, eksilmenin olduğu yerlerde yenilemeler yapıldı. Proje kapsamında bazı yerlerde onarım, bazı
yerlerde ise değişimlerle kapı, pencere ve kepenklere müdahale edildi. Özgün haldeki donanımlar, orijinaline uygun olarak yenileniyor.
(HABER MERKEZİ)
"Korumanın
Başkenti"
Safranbolu
Türkiye'de bulunan yaklaşık 50 bin
kadar korunması gerekli kültür ve
tabiat varlığının bin 400'ünü içinde
barındıran ve bu zenginlikle "Müze
Kent" haline dönüşen Karabük'ün
Safranbolu ilçesi, "Korumanın Başkenti" ünvanı ile anılıyor.
U
NESCO Dünya Kültür Mirası Listesi'nde bulunan ilçede, 18. ve 19. yüzyıl ile 20. yüzyılın başında yapılmış
genellikle üç katlı, 6-8 odalı, ihtiyaçlara uygun tasarlanmış, estetik biçimde şekillendirilmiş geleneksel konaklar başta olmak üzere korumaya yönelik restorasyon çalışmalarına ara verilmeden 35 yıldır devam ediliyor.
UNESCO tarafından dünyanın en iyi korunan ilk 20 kenti arasında gösterilen ve 1979
yılında Kaymakamlarevi'nin onarımı ile başlayan restorasyon çalışmaları kapsamında
han, hamam, cami, çeşme, konak, su kemeri
ve köprü gibi tarihi eserden 300 kadarı devlet-vatandaş iş birliği ile restore edildi. Çok
büyük ödeneklerle gerçekleştirilen restorasyonların çoğunluğunu geleneksel Türk evleri oluşturuyor. İlçede bulunan 865 evin yaklaşık yüzde 60'ının restorasyonu tamamlandı. Restore edilerek geleneksel butik otel haline dönüştürülen 95 konak ilçeye gelen yerli ve yabancı turistlere hizmet veriyor. Karabük Valisi İzzettin Küçük, yaptığı açıklamada, Safranbolu konaklarının yüzlerce yıllık
bir süreçte oluşan Türk kent kültürünün günümüzde yaşamaya devam eden en önemli
yapı taşlarından olduğunu söyledi. Küçük,
1970'li yıllarda başlayan koruma bilincinin
her geçen gün artarak devam ettiğini anlatarak, "Atalarımızdan bizlere kalan bu mirası
gelecek kuşaklara aktarmak bizim birincil
görevimiz. İlçemizde bin 400 kadar yasal
koruma altında olan tarihi yapımız var. 3 bin
yıllık geçmişe sahip ilçede ilk resmi restorasyon 35 yıl önce Kaymakamlarevi'nde
başlamış. Özellikle son yıllarda restorasyona
hız verdik. 35 yıllık süreçte 300 yapı restore
edildi. Şu anda ilçemizde konak, cami, çeşme, okul, han ve hamam olmak üzere yaklaşık 100 yapıda halen restore devam ediyor"
diye konuştu. Koruma bilincinin ilçedeki her
bireye işlemesinin bu kenti ayrıcalıklı kıldığını vurgulayan Küçük, şöyle devam etti:
"Safranbolu, geleneksel Türk toplum yaşantısının tüm özelliklerini yansıtan ve uzun tarihi geçmişinde yarattığı kültürel mirası çevresel dokusu içinde koruyan örnek bir kenttir. 1990'lı yılların başından bu yana küçük
ve orta ölçekli turistik tesislerin oluşumu ile
turizm ilçe ekonomisindeki yerini hissettirmeye başlamış, terk edilen konaklar, otel, lokanta gibi işlevlerle yaşama dönüştürülmüş,
bozulan arnavut kaldırımları yeniden yapılmış, anıtsal eserler restore edilmeye başlanmış, kaybolmak üzere olan eserler, turistik
amaçla yeniden canlılık kazanmıştır." (AA)
Yıl: 3
. Sayı: 812 . 30 Ocak 2014 Perşembe
İmtiyaz Sahibi
Saykar Basın Yayın Gaz. Mat. Kır. San. ve Tic. A.Ş. adına
Eflatun SAYGILI
Sorumlu Yazı İşleri Müdürü
Fikret DAĞTEKİN
Yazı İşleri Müdürü
Azime MOLLA
Haber Müdürü
Gülseren KUMRU
Sayfa Editörü
Nur Gülmez BEL
Salih ASLAN
Dağıtım: Hakkı SARIÖZ
İdari Merkez
Şehit Fethi Bey Cad. Kızılkanat
İş Merkezi 45/803
Gümrük - Konak / İZMİR
Tel: 0232 425 26 10 (Pbx)
0232 425 26 10
Mail:
[email protected]
Yayın türü: Yerel
Basıldığı Yer
Star Medya Yayıncılık A.Ş Gaziemir Tren İstasyonu Karşısı
Eski Beton Taş Tesisleri İçi No: 29 Gaziemir / İZMİR
Tel: 0232 251 76 32
SON DAKİKA Basın Meslek İlkelerine Uymaya Söz Vermiştir
SAYFA 3
SONDAKiKA GAZETESİ >>
3 ASAYiŞ
SİYAH MAVİ KIRMIZI SARI
30
17Ocak
Şubat2014
2013Perşembe
Perşembe
Yasadışı avlanmaya 6,6 milyon
lira idari para cezası ve tazminat
Doğa Koruma ve Milli Parklar
Genel Müdürlüğü Av Yönetimi
Daire Başkanlığı tarafından, 2013
yılında 71 bin 228 avcıyı kontrol ederken, bunlardan 7 bin 196 kişi
hakkında toplam 6 milyon 620 bin
218 lira idari para cezası ve tazminat işlemi uygulandı
Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel
Müdürlüğü Av Yönetimi Daire Başkanlığı,
2013 yılında 71 bin 228 avcıyı kontrol ederken, bunlardan 7 bin 196 kişi hakkında
toplam 6 milyon 620 bin 218 lira idari para
cezası ve tazminat işlemi uyguladı. Av koruma ve kontrol çalışmalarında, bin 775
tüfek ve bin 677 araç gereç ile usulsüz
avlanılan 3 bin 877 yaban hayvanına da el
konuldu.
Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel
Müdürlüğü Av Yönetimi Daire Başkanlığınca sürdürülen yasadışı avcılık ile mücadele kapsamındaki av koruma ve kontrol çalışmaları, 4915 sayılı Kara Avcılığı
Kanunu'nun yürürlüğe girdiği 11 Temmuz
2003 tarihinden bu yana sürekli artış gösterdi. Buna göre, 2003 yılında av kabahati
nedeniyle yapılan idari işlem sayısı bin
500'ler seviyesinde olurken, 2013 yılı sonu
İzmir'de toprak
kayması oldu
İzmir'de aralıklarla etkili olan
sağanak yağmur sebebiyle Konak
ilçesine bağlı Göztepe'de semtinde
toprak kayması meydana geldi. Çökmeyle birlikte park halindeki bir otomobil boş araziye düştü. Dün akşam
saatlerinde başlayan ve gece boyu
devam eden yağış sonucu, Necip
Mirkelamoğlu Sokak'taki yürüyen
merdivenin yanında heyelan meydana
geldi. Çökme anında yolda park
halinde bulunan 35 ME 036 plakalı otomobil, arsaya düşerek hurdaya
döndü. İhbar
üzerine bölgeye giden
ekipler, çevre
güvenliğini
sağladı ve yolu trafiğe
kapayarak
çalışma
başlattı. İzmir
Büyükşehir
Belediyesi
Fen İşleri
Daire
Başkanlığı'na
bağlı çözüm
ekibi de olay
yerinde incelemelerde
bulundu. (CİHAN)
Av hatırası
fotoğrafı ceza
getirdi
Avda vurduğu kurtla çektirdiği
hatıra fotoğrafını sosyal medyada
paylaşan avcıya, bin 728 lira ceza
verildi. Orman ve Su İşleri Bakanlığı
Doğa Koruma ve Milli Parklar Kozan
Şefliği'nden yapılan açıklamada,
Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel
Müdürlüğü personelinin sosyal paylaşım ve ilan sitelerinde
sürdürdüğü incelemede, 7. bölge
sorumluluk alanında bir avcının
usulsüz yöntemlerle kurt avladığı,
kurtla fotoğraf çektirip, sosyal medyada paylaştığı belirtildi.
Yapılan araştırma sonucu, avcıya,
4915 sayılı Kara Avcılığı Kanunu ve
5326 sayılı Kabahatler Kanunu
çerçevesinde bin 728 lira ceza
uygulandığı kaydedildi. Açıklamada, Doğa Koruma ve Milli Parklar
Genel Müdürlüğü ve Bölge Müdürlüğü tarafından usulsüz avlanan
avcılara yönelik koruma ve kontrol
çalışmalarında, sosyal medya
aracılığıyla paylaşılan fotoğraflardaki veri ve bilginin değerlendirildiği,
araç plakası ve avcı fotoğraflarından yola çıkılarak yapılan kimlik
tespitleri ile ceza uygulandığı vurgulandı. (AA)
itibarıyla 71 bin 228 avcı kontrol edildi ve
bunlardan 7 bin 196 kişiye yasal işlem
uygulandı. Bu kişiler hakkında toplam 6
milyon 620 bin 218 lira idari para cezası ve
tazminat işlemi yapıldı. Bunun neticesinde yasal avcı sayısında da her
geçen gün artış meydana geldi.
Bu kapsamda, 2003 yılında 40 binler
civarında seyreden avlanma izin kartı
satışları, geçen yılın sonu itibarıyla 128
bin 605'e ulaştı. Avlanma izin kartı satışından 2013 yılında 10 milyon 983 bin 250 lira gelir sağlandı. Ayrıca son 2 yılda
sosyal paylaşım sitelerinden, usulsüz ve
kaçak av yaptıkları tespit edilen yaklaşık
650 kişiye işlem yapılırken, 1 milyon 500
bin lira civarında tazminat ve idari para
cezası uygulandı. Av koruma ve kontrol
çalışmalarında, bin 775 tüfek ve bin 677
araç gereç ile usulsüz avlanılan 3 bin 877
yaban hayvanına da el konuldu. El konulan yaban hayvanlarının sayıları ve türleri
şöyle: "2 geyik, 204 tavşan, 21 sansar, 10
tilki, 10 incir kuşu, 4 kaz, 18 kara tavuk, 38
kum kekliği ve çil keklik, 702 kınalı keklik,
32 yaban keçisi, 53 üveyik, 691 ördek, 106
sakarmeke, 67 çulluk, 377 güvercin, 381
bıldırcın, 16 sülün, 21 şahin, kartal ve atmaca, 605 saka, 13 turaç, 6 oklu kirpi, 1 sincap, 2 kumru, 3 kurt, 58 serçe, 47 sığırcık, 20 arı kuşu, 19 karaca, 1 vaşak, 2 ceylan, 1 leylek, 4 balıkçıl, 27 angıt, 3
çıkrıkçın, 5 su çulluğu, 60 çamurcun, 1
saz tavuğu, 1 kız kuşu, 130 tahtalı, 25
ardıç kuşu, 2 martı, 82 muhtelif av hayvanı"
Su ürünleri avcılığı alanında da geçen
yıl 820 günlük ve 556 dönem boyu avlanma izin belgesi verilirken, kontrol edilen
bin 33 avcıdan 78'i hakkında yasal işlem
uygulandı. (AA)
Annesini öldüren
kızlar: Niyetimiz
öldürmek değildi!
İzmir'in Aliağa ilçesinde 9 Eylül 2013 tarihinde evinde bıçaklanarak öldürülen 39 yaşındaki Gülser Süngü'nün katil zanlıları olduğu iddiasıyla tutuklanan kızları 19 yaşındaki
Ş.P. ve 17 yaşındaki B.P., Karşıyaka 2. Ağır Ceza Mahkemesi'nde hakim karşısına çıktı
Duruşmada haklarında ağırlaştırılmış ömür boyu
hapis istemiyle dava açılan Ş.P., kardeşi B.P. ve
tarafların avukatları hazır bulundu. Sanıklardan B.P.'nin
yaşının küçük olması nedeniyle duruşmaya basın mensupları alınmadı. Annelerini elektroşok cihazını kafasına vurarak bayılttıkları ve bıçaklayarak öldürdükleri iddiasını kabul eden kız kardeşler, annelerini öldürmek
gibi bir niyetlerinin olmadığını anlattı. Karşıyaka 2.
Ağır Ceza Mahkemesi'nde hakim karşısına çıkan sanık
kardeşlerden ilk olarak Ş.P., savunma yaptı. Sanık Ş.P.,
savunmasına anne ve babasının boşandığını, kardeşiyle
birlikte 7 yıl babasının yanında kaldıklarını, babasının
iyi bir insan olmaması nedeniyle kaçarak annelerinin
yanına geldiklerini ve Aliağa'da anneleri Gülser
Süngü'nün yanında yaşadıklarını söyleyerek başladı.
Annesinin geceleri gazinolarda çalıştığını, bazen
çalıştığı yerden gelen erkeklerle birlikte olduğunu ifade
eden Ş.P., "Bu işi yapmaması için kendisini defalarca
ikaz ettik, ama annemiz bize karşı kötü davranıyordu.
Sert birisiydi, bizi dövüyordu. Hastaneye gittim fakat
annemin dövdüğünü söyleyemiyordum, çünkü ikimizin
de gidecek yeri yoktu." dedi.
Kardeşiyle birlikte okuyup kendilerini kurtarmak
istediklerini mahkemede anlatan Ş.P., şunları söyledi:
"Annemizin bu işleri yapmamasını istiyorduk, en azından birahanede çalışsa bile erkeklerle ilişkiye
girmemesini istiyorduk. Bu konuda bir kez daha kendisi ile konuşalım diye düşündük. Olay gecesi annem
işten dönmüştü. Saati tam hatırlamıyorum, ama gece
02.30'dan sonraydı. Annemle konuşmak için odaya gittik, büyük olduğum için annemle ben konuştum. Anneme bu işi bırak dedim. Annem alkollüydü, 'tamam'
dedi. Ama 'alkolü bırakma konusunda söz veremem'
dedi. Sonra ben kardeşimle yan taraftaki odaya geçtik.
Kardeşime annemin sözünde durup durmayacağını
kontrol etmeye karar verdik. Saatimizi sabah 06.00'ya
kurduk. O saatte uyanıp annemizin yanına erkek gelip
geldi mi, gelmedi mi, annem sözünü tuttu mu tutmadı
mı bakacaktık." Saatin 06.00'da çalmasıyla birlikte
kardeşiyle uyanıp annelerinin odasına bakmaya gittiklerini kaydeden Ş.P., sözlerine şöyle devam etti: "Annemizin odasına baktık, uyanıkmış. Açık olan televizyonu
kapattıktan sonra bize, ‘Beni mi kontrol ediyorsunuz'
diyerek küfürler etti. Ben hayır anne sadece sana
güvenmek istedik, dedim. Annem bir anda sinirlendi,
bizim üzerimize gelmeye başladı. Bir hafta önceki
üniversite kavgasında da benim bacağıma makas saplamıştı. Annemin zarar verme güdüleri kuvvetliydi.
Ondan korktuk, o sırada orada bir şok cihazı varmış,
ben yerini bilmiyordum kardeşim B. biliyordu. Eline
aldı, açık mıydı değil miydi bilmiyorum. Anneme
doğrulttu, vurmadı, üzerine gelmesini engellemek istedi. Annem daha çok sinirlendi, mutfağa koşarak gitti.
‘Ben size göstereceğim’ dedi.
Küfürler ediyordu, elinde bıçakla geldi, koşarak bizim üzerimize geldi, şok cihazı B.’nin elindeydi, onun
üzerine yürüdü ben aralarına girdim. B.’yi önümden
diğer tarafa iteledim.” Kendisinin annesinin ellerini tuttuğunu, sonra da B.’nin şok cihazıyla vurduğunu ve annesinin elinden bıçağın düştüğünü belirten Ş.P., şunları
anlattı: “Annem onu almaya çalışıyordu, tam hatırlayamadığım bir şekilde bıçağı kardeşimin elinde gördüm.
Anneme doğru savurdu, denk geldi mi gelmedi mi
bilmiyorum. Daha sonra yine annemle boğuşuyorduk,
annem yine bağırıyordu fakat ben kendimde değildim,
hatırlayamadığım bir şekilde anneme vurmuşum, beni
onu öldürmek gibi bir niyetim kesinlikle yoktu, daha
sonra B. ile birlikte apar topar evden çıktık.” Annelerinin yaşayıp yaşamadığını bilmediklerini, bu nedenle daha sonra annesinin birlikte olduğu E. isimli kişiyi aradıklarını belirten Ş.P., “E. ağabeye telefonda
anahtarın var, eve git bak dedim. E. ağabey önce eve
gitti, daha sonra biz de eve gittik, ama eve girmedik.
Zaten biz oraya gittiğimizde polisler oradaydı zaten, biz
de suçumuzu inkar etmedik, bu olayları yaşadığımız
şekilde anlattık.” sözleriyle savunmasını yaptı. Sanık
Ş.P., annesinin yaralanmasının ardından yüzüne yastık
kapatma işini önce B.’nin yaptığını, sonra sesi çıkmasın
diye düşünerek kendisinin devam ettiğini, yastığı hiç
bastırmadıklarını ifade etti. Ş.P., yaşadıkları evin kendisinin üzerine tapulu olduğunu, bu evi de daha önce
annesinin birlikte olduğu İ.T.’nin aldığını belirtti. Tanık
olarak duruşmada bulunan İ.T. de evi Gülser’e birlikte
olduğu dönemde kendisinin aldığını ve tapusunu üzerine yaptığını, daha sonra evi kızına verdiğini belirtti.
Hayatını kaybeden Gülser Süngü’nün küçük kızı B.P.
de savunmasında ablasının anlattıklarına tamamen
katıldığını belirtti. Elektroşok cihazının kendisinin
elinde olduğunu, annesine bir kez bıçak salladığını kabul eden B.P., daha sonraki bıçak darbelerini ablasını
vurduğunu söyledi. Sanık B.P, çok pişman olduğunu da
ifade etti. S.P. ve B.P. kardeşlerin dedesi Kasım Süngü,
duruşmada tanık olarak dinlendi. Gülser’in kızı
olduğunu belirten dede Süngü, kızını öldüren iki torunundan da şikayetçi olduğunu belirtti. Duruşmada
Gülser Süngü’nün birlikte yaşadığı E.Ş. de tanık olarak
dinlendi. Gülser Süngü ile 16 aydır birlikte yaşadığını ifade eden E.Ş, “Bu süre zarfında bu eve para karşılığı
cinsel ilişki kurmak ya da bu şekilde maksatlı hiçbir
erkek gelmiyordu, hatta kendi kızlarının erkek
arkadaşlarının olmasını dahi istemiyorduk.” dedi.
Gülser’in birahanede garsonluk yaptığını belirten E.Ş.,
Gülser’in birahane dışında herhangi bir erkekle ilişkisini duymadığını anlattı. Ş.’nin doğum gününe kendisinin
arkadaşları olan K.D. ve T.’nin de katıldığını aktaran
E.Ş., “Hatta bunlar Ş.’nin de arkadaşıydı. Doğum günü
dışında ben bu evde başka erkek görmedim.” diye
konuştu.
Tanıklık yapan M.B. de Gülser Süngü’yü 1,5 – 2 senedir tanıdığını, çalıştığını birahanenin müşterisi
olduğunu ve oraya gittiğinde sohbet ettiğini söyledi. Zaman zaman evine kahvaltıya gittiğini ifade eden M.B.,
“Bazen de çamaşırlarımızı yıkardı. Ben ablamın para
karşılığı cinsel ilişkiye girdiğini görmedim, duymadım.
Devamlı kızlarının okumasını isterdi.” şeklinde konuştu. Gülser Süngü’yü çalıştığı birahaneden tanıyan diğer
tanıklar da zaman zaman evine kahvaltıya gittiklerini,
ancak para karşılığı ilişkisi olduğunu görmediklerini
dile getirdi. Tanık İ.T. ise Gülser’in çocuklarına kızınca
onları dövdüğünü kendisine anlattığını söyledi. Duruşmada tanık olarak dinlenen Ş.P.’nin ilkokuldan bu yana
arkadaşı olan S.Ö., olayı görmediğini belirterek, “Polise
verdiğim ifademde Ş. ile annesinin yaşadıklarını ve bana anlattıklarını anlattım. Sanıkların annesi evi kadın
ticarethanesi gibi kullanırdı.” dedi. Sanık savunmaları
ve tanıkların dinlenmesinin ardından mahkeme heyeti,
Ş.P. ve B.P. kardeşlerin akli melekeleri yönünden ceza
ehliyetlerinin olup olmadığının tespiti için İstanbul Adli
Tıp Kurumu’na gönderilmesine karar vererek, duruşmayı mart ayına erteledi. (CİHAN)
Fuhuş iddiası sanıklarına "rekor" ceza
İş bulma vaadiyle yurt dışından getirdikleri yabancı
uyruklu kadınlara fuhuş yaptırdıkları iddiası ile
yargılanan 8 sanığa toplam 340 yıl hapis ve 3 milyon
445 bin lira para cezası verildi. Nevşehir Ağır Ceza
Mahkemesi'ndeki duruşmaya, tutuklu sanıklar İsa S,
Hasan Hüseyin G, Ahmet U, Mehmet Tahir A. ve
avukatları ile tutuksuz yargılanan Şevket G, Bayram G,
Kamil S. ve Yasin S'nin avukatları katıldı. Cumhuriyet
savcısı, esas hakkında mütalaasında, sanıkların, "suç
işlemek amacıyla örgüt kurmak, insan ticareti, fuhuş
yaptırmak, cebir veya tehdit kullanarak hile ya da çaresizliğinden yararlanarak bir kimseyi fuhşa sevk etmek
veya fuhuş yapmasını sağlamak" suçlarından cezalandırılmasını talep etti. Sanıklar ve avukatları, son
savunmalarında suçlamaları kabul etmediklerini belirterek, beraatlerini istedi. Mahkeme heyeti, yaklaşık 2
yıl süren yargılama sonucu, Yasin S. ve Hasan Hüseyin
G'ye 75'er yıl hapis, 750'şer bin lira, Mehmet Tahir A'ya
67 yıl 6 ay hapis, 675 bin lira, Bayram G'ye 67 yıl 6 ay
hapis, 705 bin lira, İsa S'ye 36 yıl hapis, 225 milyon li-
ra, Şevket G. ve Kamil S'ye 13'er yıl hapis, 150'şer bin
lira, Ahmet U'ya 3 yıl 4 ay hapis, 40 bin lira para cezası
verdi. Mahkeme heyeti, sanıkların 'Suç işlemek amacıyla örgüt kurma ve insan ticareti' suçlarından beraatine hükmetti. Mahkeme ayrıca, tutuksuz yargılanan
sanıklar Şevket G, Bayram G, Kamil S. ve Yasin S.
hakkında tutuklama kararı da çıkardı. Yaklaşık 2 yıl
süren teknik ve fiziki takip sonucu düzenlenen operasyonda yakalanan 16 kişiden 8'i serbest bırakılmıştı.
(AA)
SAYFA 4
SONDAKiKA GAZETESİ >>
4
SİYAH MAVİ KIRMIZI SARI
KONOM
30 Ocak 2014 Perşembe
Son bir ayda en kötüsü Türkiye!
ATSO'nun ocak ayı meclis toplantısı, Meclis Başkanı İzzet Bayar başkanlığında yapıldı.
ATSO Yönetim Kurulu Başkanı Budak,"İnanılmaz bir noktadayız. Dünyada en çok
parasının değerini kaybeden ülke son bir ayda maalesef Türkiye" dedi.
A
TSO'nun ocak ayı meclis toplantısı, Meclis
Başkanı İzzet Bayar başkanlığında yapıldı.
Toplantıda konuşan Budak, siyaset ve ekonomide istikrarsızlık başladığı zaman bundan en çok iş
dünyasının etkilendiğini kaydetti. Türkiye'de 1980'lerden sonra ekonominin gelişiminin özel sektör ile sağlandığını belirten Budak, kamu yatırımlarının, ekonominin büyümesine katkısının özel sektörün katkısından
daha az olduğunu ifade etti. Yaşanan sıkıntıların, istihdam ve ülkenin büyümesi üzerinde olumsuz etkileri olacağını vurgulayan Budak, "Burada olumsuz tablolar
sergilemek istemiyorum. Çünkü ekonomide birinci
koşul moraldir. Moral olmadığı zaman ekonomide bir
takım şeyler iyi bile gitse, olumsuzluklar ekonomiye
son derece sıkıntılı şekilde yansır" ifadelerini kullandı.
Toplumun el ele verip sıkıntıdan çıkacak söylemlerde
bulunmasını isteyen Budak, sözlerini şöyle
sürdürdü:"Bugün geldiğimiz noktada aslında yapılması
gerekenler yapılmış olsaydı belki bu kadar büyük bir
kırılmayla karşı karşıya gelmeyecektik. Özellikle siyasi
söylemlerin bu kadar sertleşmesi, evrensel hukuk kurallarının çok dikkate alınmaması, bugün yaşadığımız
sıkıntıların temeli olarak gözüküyor. 17 Aralık'tan
itibaren başlıyor ve bugüne gelinen noktada dünyadan
ayrışmamızı sağlayan maalesef bu sebepler oldu."
Türkiye'nin cari açığı
Türkiye'de son dönemde cari açıkla ilgili sıkıntılar
yaşandığını aktaran Budak, "İnanılmaz bir noktadayız.
Dünyada en çok parasının değerini kaybeden ülke son
bir ayda maalesef Türkiye" diye konuştu.Budak,
Türkiye'de yeterince sanayi yatırımının yapılmadığını
savunarak, şöyle konuştu: "Sanayi yatırımı olmadan
ülkenin cari açığını kapatma ihtimali yok. Yeni bir
sanayi strateji planı bugüne kadar yapılmalıydı. Bugün
hangi noktadayız? Şu anda bizim cari açığın finansmanı için her ay bulmamız gereken 4-5 milyar dolar
paraya ihtiyacımız var. Kısa vadeli, 100-120 milyar
dolar civarında bu yıl ödenecek özel sektörün borçları
var. Bunun karşılığında ihracattan gelen bir rakam var.
Ortalama 8-10 milyar dolar aylık bulmak durumundayız. Bugün gelinen noktada bizim bu parayı bulmamamız dövizle alakalı sıkıntılarımızı sürekli zorlayacak, ekonomimizi tehdit edecek noktada olduğunu
açıkça söylemek isterim."Merkez Bankası'nın 2013
sonu için taahhüt ettiği rakamları yakalayamadığını anlatan Budak, bunun da piyasaları olumsuz etkilediğini
kaydetti. Budak, artık ekonomiyle ilgili tedbirlerin
kararlılıkla alınması, itidalli davranılması ve siyasi
gerginliklerin ortadan kaldırılması gerektiğini bildirdi.
Alanyalı nakliyecilerin eylemi
Budak, nakliyecilerin Fatih Sultan Mehmet
Köprüsü'nden geçişiyle ilgili düzenlemeleri protesto amacıyla İstanbul'a meyve ve sebze taşımama kararını
da değerlendirdi. Antalya'da bine yakın kamyonun kontak kapattığını belirten Budak, bu eylemin enflasyon
üzerinde ciddi baskı yaptığını öne sürdü. Eylemin üreticilerde gelir kaybına yol açacağını ve tüketicilerin de
yüksek fiyatlar yüzünden mağdur olacağını dile getiren
Budak, "Bunlar mutlaka akılcı yollarla çözülebilir.
Çünkü Antalya'nın kış aylarında tarımı, Türkiye'nin
mutfak enflasyonunu doğrudan ilgilendiriyor. Bu kadar
önemli bir sektörün bu kadar yalnız bırakılmaması
lazım" şeklinde konuştu.(AA)
ETİK Başkanı İşler: Yüksek
kurun turizme faydası yok!
2. İzmir İnovasyon Ödülleri
Yarışması’na müracaat
süresi başladı
İzmir’deki firma ve girişimcilerin inovasyon
farkındalığını pekiştirmek için İzmir Genç
İşadamları Derneği (İGİD)’nin üniversiteler,
kamu ve meslek kuruşlarının katkılarıyla
düzenlediği 2. İzmir İnovasyon Ödülleri
Yarışması'nın müracaat süresi
başladı. “İzmir durma! İnovasyonla hareketlen!” sloganıyla
ürün, süreç ve proje inovasyonu
olarak üç dalda düzenlenen
yarışmada ayrıca inovatif girişim
proje sahipleri, "melek yatırımcılar" ile buluşturulacak. Yarışmada ayrıca henüz girişim şansı
bulamamış inovatif projeler de
mücadele edecek. İGİD, yarışmayı İzmir Bilim Sanayi ve
Teknoloji İl Müdürlüğü, Ege
Üniversitesi, Ege ve Batı Akdeniz Sanayici ve İşadamları Federasyonu (ESİDEF), Gediz
Üniversitesi, İzmir Üniversitesi,
İzmir Ekonomi Üniversitesi,
İzmir Yüksek Teknoloji Enstitüsü, KOSGEB, Mazhar Zorlu Holding, Şifa Üniversitesi ve
Brightwell Holding'in destek ve
katılımıyla düzenliyor. Özellikle KOBİ’lerin
inovasyon odaklı olması gerektiğini ifade eden İGİD Başkanı Selim Doğanata, yarışmayla İzmirli firmalar nezdinde inovasyon farkın-
dalığı oluşturmak istediklerini söyledi. Firmalar ve girişimcilerin inovasyonun önemini
kavramaya başladıklarını belirterek, “İGİD olarak inovasyon farkındalığını pekiştirmek
için İzmir’de en kapsamlı inovasyon temalı
organizasyonlardan ilkini, İzmir
İnovasyon Ödülleri adı altında
geçtiğimiz yıl düzenledik. İzmir
ekonomisine yön veren önemli
sanayi kuruluşlarından henüz
yeni kurulmuş firmalara kadar
büyük ilgi gören İzmir İnovasyon Ödülleri, bu bağlamda hedefine ulaştı ve İzmir’de inovasyon heyecanı oluşturmayı
başardı. Gösterilen ilgiyle ikincisinin kapsamını, projelendirilmiş inovatif girişimlerin
de değerlendirileceği şekilde
genişlettik.” dedi. Yarışmaya
katılacak firmaların iletişim bilgileri, faaliyette bulunduğu sektör, kısa tanıtımı ve inovatif
yönlerinin kısaca anlatıldığı
bölümleri içeren başvuru formunu, "www.inovasyonodulleri.com" adresinden ulaşarak
doldurmaları gerektiğini hatırlatan İGİD
Başkanı Doğanata, inovasyonu İzmir gündeminden düşürmeyeceklerini sözlerine ekledi.
(CİHAN)
Ege Turistik İşletmeler ve Konaklamalar Birliği (ETİK) Başkanı ve Türkiye
Otelciler Federasyonu (TÜROFED)
Başkan Yardımcısı Mehmet İşler, süregelen
kur artışlarının sanılanın aksine turizmcilerin menfaatine yarayan çok olumlu bir
gelişme olmadığını belirtti
Döviz değerlerinin 2013 yılı sonunda
gösterdiği hızlı yükseliş ve piyasalardaki istikrarsız tabloya dikkat çeken İşler, “Turizmciler bu dönemde dövizle satış yaptıkları için toplumdaki genel kanı, kâr edecekleri algısıdır ancak bu çok da doğru değildir.
Bu dönemlerde sektörümüz, maalesef avantajdan çok dezavantajlarla karşılaşıyor.”
dedi. Kur yükselmesine rağmen sektörün
giderlerine gelen aynı miktarda zamların
tabloyu tersine çevirdiğini söyleyen İşler,
“Dövizin özellikle 2013 yılı sonlarında önlenemeyen yükselişinden, turizmciler
sanıldığı gibi çok da mutlu değil. Bu
dönemde sektör olarak fiyatlarımızı dövizle
belirlediğimizden girdilerimizin de döviz
olması sebebiyle kur farkı artışından nedensiz kazanç sağladığımız düşünülmektedir
ancak giderlerimiz fazla ve bu giderlere o
kadar zam geliyor ki sonuçta değişen bir
şey olmuyor. Dolayısıyla kur artışına paralel olarak turizmcinin mutluluğunun da artacağı varsayımı doğru değil. Turizmcinin
istediği, istikrarlı bir ekonomik yapıdır.”
şeklinde konuştu. Artan kur oranlarından
dolayı yiyecek içecek ürünlerine gelebilecek zamların bu yılda da sektörü zorlayacağını belirterek, “Turizm sektörünün ana
hammaddesi olan yiyecek içecek ürünleri,
Türkiye’de açıklanan yıllık enflasyon o-
Zeytinyağına karıştırılan
maddeleri tespit edecek
İYTE Moleküler Bilimi Genetik Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Sami
Doğanlar ve doktora öğrencisi Ali
Tevfik Uncu, DNA teknolojisini kullanarak zeytinyağına karıştırılan
maddelerin kesin olarak tespit edilmesini sağlayan yeni bir yöntem geliştirdi
İzmir Yüksek Teknoloji Enstitüsü (İYTE)
Moleküler Bilimi Genetik Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Sami Doğanlar ve
doktora öğrencisi Ali Tevfik Uncu, DNA
teknolojisini kullanarak zeytinyağına karıştırılan maddelerin kesin olarak tespit
edilmesini sağlayan yeni bir yöntem geliştirdi.İYTE'den yapılan açıklamaya göre, İYTE"li bilim insanları, zeytinyağında
tağşişin tespitisi için "DNA'ya dayalı tağşiş tespit metodu" adını verdikleri tekno-
lojiyi geliştirdi. Ayrıca ağaçların bu metot
sayesinde moleküler kimlik kartları olacak ve zeytinyağında uluslararası çapta
markalaşmanın önü açılacak. Açıklamada, zeytinyağının diğer bitkisel yağlara
oranla katma değeri yüksek ve popüler
bir ürün olması nedeniyle daha fazla kar
edebilmek adına en fazla tağşişe uğrayan ürünlerden olduğu ifade edilerek,
çalışmanın hem haksız rekabeti gidermesi, hem de sağlıklı ve güvenilir gıdaların tüketime sunulmasını sağlaması
adına önemli olduğu belirtildi. Bilim Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı tarafından
deteklenen SANTEZ projesi kapsamında bir buçuk yıl üstünde çalıştıkları projenin çok başarılı sonuçlar verdiğini belirten Prof. Dr. Sami Doğanlar ve doktora öğrencisi Ali Tevfik Uncu, "Geleneksel analitik yöntemlerle hileli zeytinyağı-
nı tespit etmek mümkün. Ancak bizim
projemizde daha ayrıntılı ve kesin sonuçlar elde ediyoruz. Şöyle ki diğer yöntemlerle, aynı asit kompozisyonuna sahip ürünleri birleştirerek elde edilen zeytinyağındaki hile tespit edilemez. Ancak
gen teknolojisini kullanarak elde ettiğimiz bu ürün sayesinde zeytinyağına
hangi oranda hangi tür yağ karıştırıldığını verilerle ifade edebiliyoruz" dedi.
- "DNA yalan söylemez"
Her bitkinin ayrı bir genom yapısı olduğunu ifade eden Doğanlar, "DNA yalan
söylemez, çevre koşullarından etkilenmez.Bilimsel literatürdeki tüm çalışmaları gözden geçirerek zeytinyağına farklı
bitkisel yağlarla veya daha düşük kalitedeki zeytinyağlarıyla yapılan tağşişi moleküler düzeyde tespit etmeye çalışıyoruz" ifadelerini kullandı. Piyasada hileli
zeytinyağların sanıldıgından daha fazla
olduğunu öne süren Doğanlar, şöyle
devam etti: "Tüketici zeytinyağı aldığını
düşünüyor, ona göre bir ücret ödüyor.
Oysa aldığı ürün, tohum yağlarıyla karıştırılmış bir yağ. Aynı şekilde ihraç edilen ürünün, saf zeytinyağı olması şart.
Avrupa Birliği buna çok önem veriyor.
Hileli ürün ihraç eden bir ülke olarak
damgalanmamız hem kötü bir durum,
hem de ihracatı olumsuz yönde etkiler"Yaptıkları çalışmayla ülke ekonomisine büyük katkıda bulunduklarını ifade
eden akademisyenler, "Zeytin yüzyıllardır, bizim en önemli ürünümüz, dünyadaki en iyi marka zeytinyağının kesinlikle bu topraklardan doğması gerekiyor.
Yaptılan çalışmanın, Türkiye zeytini ve
zeytinyağını koruma altına alacaktır"
dedi. (AA)
ranının çok üzerindedir. Bu sene ÜFE yıllık
yüzde 3,93, TÜFE ise yıllık yüzde 7,67 olarak gerçekleşmiştir. Oysa sektörün ana
kalemini oluşturan yiyecek içecek ürünlerinde bu oran bazı kalemlerde yüzde 100,
bazılarında ise yüzde 50 artışlar göstermektedir. Sektör, ana gider kalemlerine gelen
zamlar oranında tur operatörlerine artış yansıtamamaktadır. Bugüne kadar aradaki farkı
kendi kapatmaya çalışmıştır. Gelir maliyet
makası her geçen gün daralan turizmci, bu
kez de istikrarsız ekonominin zamlarına
mahkum edilecektir. Zaten iç maliyetler her
dönem enflasyon oranlarının çok üzerinde
gerçekleşmiştir, geçen yıla göre aynı ürünleri neredeyse yüzde 50 ile 70 daha pahalıya alıyoruz. Bir başka önemli husus da
dövizin artış trendine girmesiyle turizmcilerin en büyük gider kalemini oluşturan enerjinin fiyatının artış oranı ve hızıdır.
Dövize endeksli bir enerji politikası içinde
olan ülkemiz doğalgaz, benzin, mazot vb.
petrol ürünlerine de zam yapmak zorunda
kalınca bu makas hepten kapanmaktadır.
Tüm bunların dışında döviz artışı nedeniyle
ithal edilen makine parkımıza gelen farklar
işin cabasıdır.” şeklinde konuştu. Ekonomideki istikrarlı dönemlerde bile bankaların
kredi konusunda turizmcilere yaklaşımının
temkinli olduğunu, hal böyleyken istikrarsız dönemlerde iyice temkinli yaklaştıklarını söyleyen Mehmet İşler,
“Ekonomik çalkantıların olduğu dönemlerde, bankaların turizmcilere avantajlı kredi imkanları hepten ortadan kalkmaktadır.
Sektör, bundan oldukça olumsuz etkilenmektedir. Bu şartlarda bankalardan istediğimiz krediyi istediğimiz şartlarda alma
imkanını da kaybetmiş bulunuyoruz.” dedi.
(CİHAN)
SAYFA 5
SONDAKiKA GAZETESİ >>
5 EKONOMİ
SİYAH MAVİ KIRMIZI SARI
30
17 Ocak
Şubat2014
2013Perşembe
Perşembe
Hollande: Bakanlığa talimat verdim
sanayiciler, aydınlar kolayca gelsin
Fransa Cumhurbaşkanı Hollande,"Şu anda vize sorununun yaşandığı tek ülke Fransa değil ama Dışişleri Bakanlığıma gerekli bütün talimatları
verdim. Şirket temsilcileri, yöneticileri, aydınlar, sanayiciler, sanatçılar kolayca Fransa'ya gelebilsinler, işlerini görebilsinler. Kendilerine bütün kolaylıklar sağlanacaktır.Türkiye'nin Avrupa Birliği müzakere sürecinin devam etmesini istiyoruz. Fransa yeni fasıl açmaya hazır. "dedi.
F
ransa Cumhurbaşkanı François
Hollande, "Şu anda vize sorununun
yaşandığı tek ülke Fransa değil ama Dışişleri Bakanlığıma gerekli bütün
talimatları verdim. Şirket temsilcileri, yöneticileri, aydınlar, sanayiciler, sanatçılar
kolayca Fransa'ya gelebilsinler, işlerini
görebilsinler. Kendilerine bütün kolaylıklar sağlanacaktır" dedi. Türk-Fransız İş
Forumu'nun kapanışında konuşan Hollande, ziyaretinin 22 yıl aradan sonra bir
Fransa Cumhurbaşkanının Türkiye'yi ziyaret etmesinden ziyade, ülkelerarası ilişkilerde yeni bir sayfa, siyasi alanda
yeni bir dönem açılması olduğunu söyledi. Türkiye'nin son 10 yıldaki ekonomik
gelişmelerine dikkati çeken Hollande,
ülkenin dünyanın 17. büyük ekonomisi
olduğunu, Türkiye ile dünyanın diğer
ülkeleri arasındaki ticari ilişkilerin 2 katına çıktığını, Türkiye ile Avrupa ülkeleri
ve Gümrük Birliği arasında bir gönül birliği, bağ oluştuğunu dile getirdi.Hollande, Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne tam
üye olmasa da aslında Avrupa'da
olduğunu, bundan faydalandığını, son 10
yılda Türkiye'nin gelişmesini "sanayinin
gücü"nün de açıkladığını, Türk sanayisinin istihdamın yüzde 20'sine tekabül
ettiğini anlattı.Hem Türkiye hem de
Fransa olarak "rekabet düzeyi yüksek uluslar olarak yaşamaya devam etmeleri"
laşım ve enerji alanında çok sayıda anlaşmaya imza atıldığını anlattı.Hollande,
Türkiye ile Fransa arasında yeni hedefler
belirlenmesi gerektiğini, enerji alanında
iki ülkenin ortak noktaları olduğunu, bu
ülkelerin petrol kaynakları olmadığını ve
enerji kaynaklarını çeşitlendirmeye karar
verdiğini kaydetti. Türkiye'nin konumu
itibariyle enerjinin geleceği ve geçeceği
bir kavşak olduğuna dikkati çeken Hollande, "Enerjiye, nükleer enerjiye yatırım
yapmalıyız. Türkiye tarafından bu yönde
bir tercih yapıldı. Japon ortağımızla birlikte, bunu gerçekleştireceğiz ve bütün
yenilenebilir ve doğalgaz gibi yeni enerji
kaynakları alanlarda anlaşmaların imzalanmasından mutluyum" dedi. Hollande,
Atom Enerjisi Komiserliğinden Ankara'da, bu konulardaki iş birliklerini kolaylaştırması için bir şube açmasını istediğini bildirdi.
"Yüksek hızlı tren için demiryolları ihalelerine katılacağız"
Hollande, çevre ve çevre sağlığı
konusunda birikimlerini paylaşmaları
gerektiğini, ulaşım sektöründe ilişkilerin
çok eskilere dayandığını belirterek,
Paris'ten İstanbul'a uzanan tarihi Orient
Ekspresi hatırlattı.Türkiye'nin 10 bin kilometre yüksek hızlı tren için demiryolu
döşeyeceğini, bu konuda bütün ihalelere
katılacaklarını dile getiren Hollande,
gerektiğini vurgulayan Hollande, yapılan
yatırımlar sayesinde Türkiye'nin küreselleşmeye tam olarak katıldığını ve otomotiv, tekstil gibi kuvvetli sektörlere
sahip olduğunu aktardı.
"Fransız yatırımının yüzde 6'dan 3'e
düşmesini kabul edemem"
Hollande, Türkiye ile Fransa arasındaki ilişkilerin 500 yıldan fazla süredir
devam ettiğini, ülkeler arasında kültürel
ve ekonomik ilişkilerin bulunduğunu, 12
milyar avroluk bir ticaret hacmi
olduğunu aktararak, bin 450 Fransız şirketinin Türkiye'de faaliyet gösterdiğini
ve 100 binden fazla doğrudan-dolaylı istihdam sağladığını dile getirdi. François
Hollande, Türkiye'nin yükselişte olduğu
son 10 yılda Fransız yatırımlarının sürekli kan kaybettiğini ifade etti. 2002'de
yüzde 6 olan Fransız yatırım oranının
2012'de yüzde 3'e düştüğünü ve bunu kabul edemeyeceğini vurgulayan Hollande, bu durumun bazı sebepleri
olduğunu, bunların siyasi ve hukuki sebepler, belki de vize problemleri
olduğunu kaydetti."Demek ki aramızdaki
teatiyi yeterince ileri götürmemişiz. Benim bugünkü görevim, bu ziyaretim
çerçevesinde yine, yeniden başlatmak.
Siz de buna çok olumlu cevap verdiniz"
diyen Hollande, 2 yıldır zaten iklimin
değiştiğini, genel iklimden değil siyasi
ortamdan bahsettiğini, bir güven ortamı
sağladıklarını ve her konuda fikir birliğine varamayabileceklerini söyledi.
"Ticaret hacminin 20 milyar avro
olmasını istiyoruz"
Hollande, 2012'den sonra başlayan
yeni dönemin meyvelerini 2013 yılında
aldıklarına ve bazı şirketlerin Türkiye'ye
yerleşmeye karar verdiğine işaret ederek,
"Sayın Cumhurbaşkanıyla bu konularda
anlaştık. Aramızdaki ticaret hacminin 20
milyar avroya tekabül etmesini istiyoruz.
Böyle bir hedefimiz var. Demek ki bütün
şirketlerin katılımı gerekecek" diye
konuştu. Beraberinde gelen büyük ve orta ölçekteki şirketlerden de bahseden
Hollande, forum sayesinde yeni bir sayfa
açıldığını, anlaşmalar imzalandığını,
elektrik santrali kurulması konusunda, u-
Fransız şirketlerin otomobil yatırımlarından, THY'nin Fransız şirketlerinden yaptığı alımlardan bahsetti."Dünün sanayisine bakmamalıyız, yarının sanayisine
dönmeliyiz. Eğer Türk ekonomisine daha
önemli bir teknoloji ve yenilikçilik
kazandıracaksak buna hazırız" diyen
Hollande, birçok Türk şirketinin
Fransa'ya baktığını bildiğini, Türk iş
adamlarıyla olan görüşmesinde onlara
"Gelin Fransa'ya yatırım yapın" dediğini
söyledi.
"Vize sorunu için talimat verdim"
Hollande, Türk işadamları için
Fransa'da büyük imkanlar olduğunu, bu
kişilerin ülkelerinde çok iyi
karşılanacağını kaydederek, kısıtlama ve
vizelere ilişkin şunları söyledi:"Şu anda
vize sorununun yaşandığı tek ülke Fransa
değil ama Dışişleri Bakanlığıma gerekli
bütün talimatları verdim. Şirket temsilcileri, yöneticileri, aydınlar, sanayiciler,
sanatçılar kolayca Fransa'ya gelebilsinler,
işlerini görebilsinler. Kendilerine bütün
kolaylıklar sağlanacaktır. Çok yakında
Elysee Sarayı'nda Fransa'ya yatırım yapan yabancı şirketleri ağırlayacağım. Bu
şirketler arasında Türkiye'den yatırımcı
olmasını çok isterim. 2 Türk şirketi şimdiden olumlu cevap verdi çağrıma.
Karşılıklı çapraz yatırımlar yapmamız
gerekiyor. Birlikte yeni teknolojileri, dış
piyasalara taşımamız gerekiyor. Sizin bu
konulardaki taahhütünüzü ve çabalarınızı
da anmak istiyorum. Bu reformlar
kaçınılmazdı, gerekiyordu. Ekonomik reformları, hepimizin gerçekleştirmesi
gerekiyordu. Bizler yüksek hızlı kalkınmaya sahip olmak, istihdam yaratmaki
işsizliği azaltmak istiyorsak, şirketlerimizin bütün imkanlara sahip olması
gerekiyor."
"Müzakerelerin devam etmesini istiyoruz"
Hollande, şirketlerin bu imkanlara
sahip olabilmesi için ekonomik reformları gerçekleştirmek, bazı prosedürleri
sadeleştirmek, toplumsal diyalog sağlanması ve yatırımları için çekici ortam
oluşturulması gerektiğini vurgulayarak,
yabancı yatırımcılara kendi ülkesine y-
Toyota Türkiye'nin
2014 hedefi, 130
bin adet üretim
T
atırım yapmaları çağrısında
bulundu.Türkiye'nin Avrupa Birliği
müzakere sürecinin devam etmesini istediklerini belirten Hollande, "Fransa yeni
fasıl açmaya hazır. Özellikle erklerin
ayrımı, temel haklar, hukuki güvenceler
gibi konularda. Bu hem Türkiye hem de
Avrupa için iyi olacaktır. Fransa'nın bu
konuda sizlerden desteğini esirgemeyeceğine emin olabilirsiniz" ifadelerini kullandı.Hollande, siyasi gücün ekonomik
güç olmadan olmayacağını, ülkeler
arasında yeni bir sayfa açmanın zamanı
geldiğini sözlerine ekledi.
Türkiye'deki siyasi tartışmaların
hiçbiri ekonomiye zarar veremez!
Cumhurbaşkanı Gül, "Bugünkü
Türkiye'de çeşitli siyasi tartışmalar var,
çeşitli sıcak konular var. Bazen çok sert
münakaşalar var. Bunların hiçbiri,
Türkiye'de siyasi istikrarı sarsacak seviyede değil. Şu anda Türk ekonomisinin
temel göstergelerini sarsacak, makro
ekonomik göstergeleri sarsacak herhangi
bir güvensizlik söz konusu
değildir.Türkiye yeni reformları yapmakta da gerek hukuk alanında gerek ekonomi alanında gerek diğer alanlarda, siyasi
alanlarda kararlıdır. Çünkü reformlar,
Türkiye'yi güçlü kılmıştır." dedi.
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül,
"Bugünkü Türkiye'de çeşitli siyasi tartışmalar var, çeşitli sıcak konular var.
Bazen çok sert münakaşalar var. Bunların hiçbiri, Türkiye'de siyasi istikrarı
sarsacak seviyede değil. Türkiye'deki
siyasi istikrar sağlamdır" dedi. Cumhurbaşkanı Gül, Four Seasons Bosphorus
Otel'de "Birlikte Geleceğin İnşası"
başlığıyla düzenlenen Türk-Fransız İş
Forumu'nun kapanış oturumunda yaptığı
konuşmada, Türkiye ile Fransa arasındaki ticaret hacmi için koydukları hedefe,
engeller aşıldığında kolayca ulaşmalarının mümkün olacağını söyledi.
Hiçbir zaman, "hayalci ve inanmadığı"
şeyleri söyleyen biri olmadığını ifade eden Gül, "Bizim Rusya ile 40 milyar
dolar ticaretimiz var. Müttefikimizle niye
bu kadar büyük olmasın ki? O açıdan, bu
söylediklerim gerçekçidir" diye konuştu.
Gül, Türkiye'nin AB ile olan ilişkileri
konusuna değinerek, şöyle devam etti:
"Avrupa Birliği konusunda bizim şu anda
konsantre olduğumuz alan, müzakereleri
başarıyla bitirmektir. Herkes biliyor ki 'otomatik tam üyelik' yoktur. 'Müzakereyi
bitirince de tam üye olacaksın' diye yine
bir şey yoktur. Biz bunları biliyoruz. Belki Fransa halkı referandumda 'Yok' diyecektir. Saygıyla karşılarız. Bilmiyorum,
belki Türk halkı, o gün 'Hayır, biz
Norveç'in yaptığını yapmak istiyoruz'
diyecektir ama bunlar bugünün konusu
değildir. Sayın Cumhurbaşkanı Hollande
ile çok paylaştım bunu, o çok iyi biliyor;
iş adamları burada olduğu için onlara
soruyorum: sizin yatırımcılarınız, iş
adamlarınız, Avrupa Birliği müktesebatının, standartlarının geçerli olduğu bir
ülkede mi kendilerini daha çok güvende
hisseder, yoksa bu standartların uygulanmadığı bir ülkede mi kendilerini daha
güçlü hisseder? Bizim bu fasılları açmamızda ne mani olsun ki? Hukuk standartlarımızı yükseltelim, parayla ilgili
konuları yükseltelim, para faslıyla ilgili
hiçbir açılış kriteri bile söz konusu değil,
otomatik açabiliriz. Neyi düzenleyeceğiz
biz burada? Ekonominin daha iyi
işlemesini, serbest piyasa ekonomisinin
bütün şartlarının, rekabetin bütün şartlarının en iyi şekilde işlemesi için bu
düzenlemeleri yapıyoruz, bu standartları
üstleniyoruz. Bütün bunlar olunca, ticaret
karşılıklı artacak, yatırımlar karşılıklı artacak ve herkes kendisini daha çok
güvende hissedecek. Onun için ben bu
çağrıyı tekrar yapıyorum."
Fransa'nın fasıllardaki siyasi blokajı
Fransa'nın, Türkiye'nin AB ile müzakere sürecinde bloke ettiği 5 fasıldan
birinden blokajı kaldırmasına değinen
Gül, "Herkesin kafasında şu vardı ama
bu bir gerçekti (siz bu gerçeği değiştirdiniz Cumhurbaşkanı olduktan sonra),
Fransa'nın birçok fasılda siyasi blokajı
vardır, şu 5 fasılda. Bunlardan birini (22.
fasılda) kaldırdınız ama diğer fasılları da
kaldırdığınızı söyleyin, doğrusu...
Gerçekleşir gerçekleşmez. Bu ayrı bir
hikaye. Çünkü siz değil, biz üstümüze
düşeni yaparsak gerçekleşecek. Biz
üstümüze düşeni yapmazsak, zaten o
fasıllar hiçbir zaman kapanmayacaktır.
Onun için, bizi de test etmek için güzel
bir fırsattır bu. Bunlar olduğu süre içinde
ilişkilerimiz tarihin hak ettiği seviyeye ulaşacaktır" değerlendirmesinde bulundu.
Gül, Fransa Cumhurbaşkanı François
Hollande'ın ziyaretinin çok başarılı
geçtiğini, konuk Cumhurbaşkanının
Türkiye'yi görme fırsatı elde ettiğini anlatarak, konuşmasını şöyle sürdürdü:
"Bazı Fransız dostlarımız, Türkiye'yi hala eski halleriyle düşünürler. Ben biliyorum, çok yakın dostlarım var. Siyasetçilerin içinde, devlet adamlarınız içinde
var. 10 sene ben Avrupa Konseyi Parlamenter Asamblesinde bulundum,
Türkiye'yi temsil ettim milletvekili olarak, çok yakın dostlarım var. Bazıları,
'Türkiye'yi bizimkiler, sokaklarında at
arabalarının gezdiği ülke zanneder' derler. Çok şey değişti bu memlekette.
Gerçekten çok şey. Şunu iddia edebilirim
ki hiçbir Avrupa ülkesinde, Türkiye'deki
kadar modern, havaalanı terminali yoktur. Ne Fransa'da ne Almanya'da ne İngiltere'de Türkiye'deki kadar yeni, modern, havaalanı terminali yoktur. Bunlar
doğrusu, bazıları için ancak görürse inanacağı şeylerdir" ifadelerini kullandı.
"Türkiye'nin trendi daima yükselmektedir"
Açık toplumda, basının her şeyi
yazdığı toplumda, siyasetin açık
tartışıldığı toplumda, bir ülkede ne varsa
onun dışarı yansıdığını dile getiren Gül,
şunları kaydetti: "Fransa'da ne oluyorsa,
biz takip ediyoruz, bizde ne oluyorsa siz
takip ediyorsunuz. Bunlar sakın yanlış
intiba yaratmasın. Bugünkü Türkiye'de
çeşitli siyasi tartışmalar var, çeşitli sıcak
konular var. Bazen çok sert münakaşalar
var. Bunların hiçbiri, Türkiye'de siyasi istikrarı sarsacak seviyede değil.
Türkiye'deki siyasi istikrar sağlamdır.
TBMM'de güçlü bir çoğunluğu olan bir
iktidar vardır, tek parti iktidarı devam
ediyor. Şu anda Türk ekonomisinin temel
göstergelerini sarsacak, makro ekonomik
göstergeleri sarsacak herhangi bir güvensizlik söz konusu değildir. Şüphesiz ki 12
sene içinde inişler, çıkışlar olacaktır.
Hiçbir zaman tartışma olmayacak diye
bir şey de olamaz demokrasilerde.
Tenkitler, kritikler, iyi kötü şeyler olacaktır ama Türkiye'nin trendi daima yükselmektedir, bunu bilin. Türkiye yeni reformları yapmakta da gerek hukuk
alanında gerek ekonomi alanında gerek
diğer alanlarda, siyasi alanlarda kararlıdır. Çünkü reformlar, Türkiye'yi güçlü
kılmıştır. Bugün Türkiye ekonomisiyle
ilgili güvenli konuşabiliyorsam, bu yaptığımız reformlar sayesinde olmuştur.
Bunların hepsi de devam edecektir."Gül,
Fransa Cumhurbaşkanı Hollande ile
Fransız iş adamlarının ziyaretinin başarılı
şekilde tamamlanacağını belirterek,
"Bunun meyvelerini hep beraber alacağız" dedi. (AA)
oyota Türkiye Üst Yöneticisi (CEO) Özer,"Toyota Türkiye'nin 2014 yılı toplam
üretim hedefi, 130 bin adettir. Hedeflenen
üretimin yüzde 32'sini Verso, yüzde 68'ini
Corolla'nın oluşturacağı öngörülmektedir. Üretimimizin yüzde 80'ini ihraç etmeyi hedefliyoruz. 2013 yılında toplam üretimin yüzde 85'i oranında 1.5 milyar dolarlık ihracat gerçekleştirildi. 45 bin 519 adet Corolla ve 36 bin 259 adet
Verso olmak üzere toplamda 85 bin 778 adet otomobil ihraç ettik. Sektör açısından oldukça
verimli bir yıl geçti" dedi.Toyota Türkiye Üst
Yöneticisi (CEO) Orhan Özer, 2014'te 130 bin
adet araç üretmeyi ve bunun yüzde 80'ini ihraç
etmeyi hedeflediklerini söyledi.
Özer, Sakarya'daki gazetecilerle biraraya
geldiği toplantıda yaptığı konuşmada, 2013
yılını fabrika olarak verimli bir şekilde geçirdiklerini anlattı.Geçen yılın ilk yarısında yeni model Corolla projesine hazırlandıklarını anımsatan
Özer, "Toyota Türkiye, Japonya dışında yeni nesil Corolla üretimine başlayan ilk fabrika oldu.
Proje için toplam 150 milyon avroluk model yatırımı gerçekleşti, yeni çalışanlar işe alındı.
2013 Haziran itibariyle de 11'inci nesil Corolla,
yeniden Toyota Türkiye tarafından üretilmeye
başlandı" dedi. Özer, 2012 yılında 76 bin 925
adet otomobil ürettiklerini belirterek, bu
rakamın 2013'te yüzde 33'lük artışla 102 bin
260 adete ulaştığını dile getirdi. Ürettikleri otomobillerin büyük bölümünü ihraç ettiklerini
vurgulayan Özer, "2013 yılında toplam üretimin
yüzde 85'i oranında 1.5 milyar dolarlık ihracat
gerçekleştirildi.45 bin 519 adet Corolla ve 36
bin 259 adet Verso olmak üzere toplamda 85 bin
778 adet otomobil ihraç ettik. Sektör açısından
oldukça verimli bir yıl geçti. Toplam üretim,
yüzde 5 artarken, toplam ihracat yüzde 14 artarak 21.5 milyar dolara ulaştı" diye konuştu.
Özer, 2014 yılında, üretim ve ihracat yapan otomotivciler için geçen yıla benzer bir tablo ortaya
çıkacağını anlatarak, şunları kaydetti: "Ancak
sadece satış yapan ithalatçı şirketler pazarında
aynı performans yakalanmayabilir. Ülke
ekonomisi adına olumlu olan, cari açık azaltma
çabalarıyla ithal araç oranın azalacağı öngörüsü,
ülkemiz için doğru bir strateji izlendiğinin
önemli bir göstergesidir. Toyota Türkiye'nin
2014 yılı toplam üretim hedefi, 130 bin adettir.
Hedeflenen üretimin yüzde 32'sini Verso, yüzde
68'ini Corolla'nın oluşturacağı öngörülmektedir.
Üretimimizin yüzde 80'ini ihraç etmeyi hedefliyoruz. Tüketicilerce uzun zamandır beklenen
ve talep edilen bir araç olarak 1.6 dizel motorlu
Verso'nun seri üretimi de 8 Ocak'ta başladı. Toyota Türkiye, Verso modelinden bu yıl yaklaşık
25 bin adetlik bir üretim gerçekleştirecek ve
çoğunluğunu Avrupa ülkelerine ihraç edecek."(AA)
TZOB'den
sayaç isyanı
T
ürkiye Ziraat Odaları Birliği Genel
Başkanı Şemsi Bayraktar, maliyet
sorunuyla karşı karşıya olan, üretim planlaması olmadığı için istikrarlı bir gelir elde edemeyen, finansman sıkıntısındaki üreticilerin, sulama kuyularına sayaç takma maliyetini karşılamasının mümkün olmadığını belirtti. Bayraktar,
şunları kaydetti: "Ülkemizde yıllık çekilebilir yeraltı su miktarı 14 milyar metreküp.
Günümüzde su kaynaklarının kapasite ve
kalitesinde yaşanan sıkıntılar, su kaynaklarından
optimum düzeyde yararlanmamız gerektiğini ve
bunun kaçınılmaz olduğunu bize gösteriyor. Sulu tarımda aşırı su kullanımına yol açan sulama
yöntemleri yerine yağmurlama ve damla sulama
gibi su tasarrufu sağlayan basınçlı sulama sistemlerine geçilmesi için üretici teşvik edilmelidir."Bayraktar, su sıkıntısı çeken, çölleşme riski olan bölgelerde, yöreye uygun, kuraklığa
dayanıklı kültür bitkilerine verilen ürün bazlı
desteklerin artırılması ve su ihtiyacı az kültür
bitkilerinin teşvik edilmesi gerektiğini de belirtti.(AA)
SAYFA 6
SONDAKiKA GAZETESİ >>
6 SİYASET
SİYAH MAVİ KIRMIZI SARI
30
17Ocak
Şubat2014
2013Perşembe
Perşembe
Başkan Özlem Çerçioğlu'na ABD'li başkan desteği
ABD'nin Knoxville kentinin kadın belediye
başkanı Madeline Ann Rogero ve beraberindeki
heyet, Aydın Belediye Başkanı Özlem
Çerçioğlu’nu ziyaret etti. Madeline Ann Rogero,
Knoxwille kentinin ilk kadın belediye başkanı olmasından dolayı Aydın’ın ilk kadın belediye
başkanı Çerçioğlu’nu ziyaret etmek ve başarılı
çalışmalarını yakından görmek için Aydın’a
geldiklerini belirtti. Rogero, "Amerika’nın kadın
belediye başkanı olarak Aydın’ın kadın belediye
başkanı ile tanışmaktan dolayı çok mutluyum.
İkimizin ortak yönü, bulunduğumuz kentin ilk
kadın belediye başkanı olmamız. Aydın kenti çok
güzel ve yaşanabilir bir kent. Başarılı çalış-
bulunduk. Knoxville kentinin kadın belediye
başkanı Madeline Ann Rogero’ya çalışmalarında
başarılar diliyorum” dedi.Rogero’ya Atatürk Kent
Meydanı’nda devam eden çalışmalar hakkında
bilgiler veren Çerçioğlu, ziyaretin ardından Aydın’ın yöresel ürünü incir hediye etti. (AA)
malarından dolayı başkan Özlem Çerçioğlu’nu
kutluyorum” dedi. Çerçioğlu da Rogero’nun ziyaretinden dolayı duyduğu memnuniyeti dile getirerek “Yapılan ziyaret nedeniyle hem başkana
hem de ekibine çok teşekkür ediyorum. Kadınların başarısını artırma ve kadınlarımızın siyasette
daha aktif rol oynamaları için fikir alışverişinde
Kocaoğlu'nu belediyeye
değil artık evine gönderin!
AK Parti İzmir Büyükşehir Belediye Başkan adayı Yıldırım, "Büyükşehir Belediye Başkanı'nın iki sözünün biri,
'iş yapacaktık ama hükümet engel oldu', bu koca bir yalan, İzmir'e verilen bütçe diğer illerden daha fazla. Son
11 yıldır hiçbir yere verilmeyen desteği aldılar. Ama durmadan şikayet ediyorlar" diye konuştu
Eski Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme
Bakanı ve AK Parti İzmir Büyükşehir Belediye
Başkan adayı Binali Yıldırım, hizmet etmeyi, iş
üretmeyi ilke edindiklerini belirterek, "Bizim
söylediğimiz her şeyin arkasında tecrübe var,
boş laf bizde olmaz. Ne söylediysek onu yaparak bugünlere geldik. Çok şey söylemedik ama bir şey söyledik mi onun arkasında dağ
gibi durduk" dedi. Yıldırım, seçim çalışmaları
kapsamında partisinin Güzelbahçe İlçe
Başkanlığı'nı ziyaret ederek, partililerle bir
araya geldi. Burada konuşan Yıldırım, Güzelbahçe'nin, yapılaşma, yeşillik, sahil bandı
uzunluğu anlamında en güzel ilçelerinden biri
olduğunu ifade etti. Bakanlık yaptığı dönemde
Güzelbahçe'deki balıkçıların kendisinden barınak istediğini, barınağı yeterli görmeyerek liman yapımına başladıklarını belirten Yıldırım,
şöyle konuştu: "Onlar barınak istedi, Güzelbahçe'ye barınak yetmez dedik liman yapmaya
karar verdik. Şimdi o limana deniz otobüsü çalışacak bir de iskele yapacağız. Buradan isterseniz
Karaburan'a, isterseniz
Foça'ya, isterseniz
karşıya Bostanlı'ya deniz seyahati
gerçekleştireceksiniz. İzmir, denizle iç içe bir
şehir ama denizle küskün.
İzmir'i denize
kavuşturmak,
boynumuzun
borcu. Bu bizim
işimiz. İDO'yu
(İstanbul Deniz
Otobüsleri AŞ)
biliyor musunuz?
İDO benim ellerimde büyüdü ve o
şirket dünyanın en
büyük şirketi haline geldi. Ondan sonra da 2 milyar liraya satıldı. Sıfırdan 2
milyara... Bizim söylediğimiz her
şeyin arkasında tecrübe var, boş laf
bizde olmaz. Ne söylediysek onu yaparak
bugünlere geldik. Çok şey söylemedik ama bir
şey söyledik mi onun arkasında dağ gibi durduk ve bugün batıdan doğuya, kuzeyden güneye, memleketi bölünmüş yollarla donattık. Yolları böldük, milleti birleştirdik. Ülkemizde barışı
hakim kıldık, 76 milyonu bir ve beraber yaptık."
"İşimiz sevgi, saygı, samimiyet"
Binali Yıldırım, Güzelbahçe'nin, İzmir'de bir
çok ilçede olduğu gibi Anadolu'dan ve Balkanlar'dan pek çok kimlikten insanın yaşadığı yerleşim olduğuna işaret ederek, farklılıkları
ayrıştırıcı olarak değil, zenginlik olarak gördüklerini söyledi. Siyaset ve iş yaparken, saygı,
sevgi ve samimiyeti ilke edindiklerini,
"husumet yok, hamaset yok, ancak ve ancak
hizmet var" diyerek hareket ettiklerini belirten
Yıldırım, "Türkiye'nin 11 senede nereden nereye geldiğini hepimiz gör. Bütün Anadolu
ayağa kalktı, İzmir, elindekileri tükete tükete
içine kapandı. Kimin yüzünden, işte laf üreten,
iş bilmeyen, iş üretemeyen yöneticiler yüzünden" diye konuştu.
gün bitecek' diyor. '1 Aralık'ta bitecek' dedi,
kaçıncı 1 Aralık, daha çok aralıklar geçer. Şimdi
de 'metro bitmedi diye, ağlayıp göz pınarlarımızı mı kurutacağız' diyor. Yaşadığımız
şehrin insanlarına karşı sorumluğumuz var, insanlara vaat veriyorsunuz, umut veriyorsunuz.
2009 seçimleri için 54 tane vaatleri var. 7-8
tanesi bile olmamış. Hepsi kırmızı bu listenin.
Eskiden Güzelbaçe'nin adı 'Kızılbahçe' idi ya,
herhalde onu hatırladı. Burası Güzelbahçe.
Güzelbhaçe bu hizmetleri yerine getirmeyenlere kırmızı kartı çıkarır. Sıfır dolu karneyi ellerine verir mi?''
İzmir'in önünde, 30 Mart'ta yapılacak seçimlerde büyük ve tarihi fırsat olduğunu ifade eden Yıldırım, "Bu sorumluluğu bugün kullanma zamanıdır. Bunu kullanırsanız, Atatürk'ün
'Millete efendilik yok, millete hizmet var' sözü
hayata geçirecek kadrolar burada" dedi.
Yıldırım, İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı
Aziz Kocaoğlu'nun, seçimlerle ilgili yaptığı bir açıklamasında, "kazanırsam belediyeye, kazanamazsam eve giderim"
dediğini de hatırlatarak,
"Biz onu eve gönderelim, madem
yaşlandı gitsin,
evinde torunlarıyla oynasın" diye
konuştu.
Hem destek
aldılar hem
şikayet ettiler
AK Parti
İzmir Büyükşehir Belediye
Başkan Adayı Binali Yıldırım,
"İzmir büyükşehirdeki,
belediyelerindeki
imkanlar, son 11 yıla
hiçbir yerde olmadı ama
sürekli şikayet ediyor. Şikayet
etmekle beceriksizliği ortadan
kaldıramazsınız, artık Narlıdere uyandı,
İzmirli uyandı" dedi. Yıldırım, seçim çalışmaları
kapsamında partisinin Narlıdere ilçe teşkilatını
ziyaret etti. Burada partililere ve vatandaşlara
hitabeden Yıldırım, Narlıdere'nin güzel bir ilçe
olduğunu ancak sadece ana caddesinden
ibaret olmadığını ifade etti. Narlıdere merkezin
yukarısına çıkıldığında, sağlıksız, iptidai
yapıların, hatta elektriği olmayan konutların bulunduğu bambaşka bir manzarayla karşılaşılacağına işaret eden Yıldırım, şunları söyledi:
"Bizim hizmet anlayışımızda, Narlıdere ilçemizde yaşayan 73 bin hemşehrimizin hep ulaşmak, herkesin ihtiyacını görmek, herkese
hizmeti ayağına getirmek var. Biz 11 yıl
Türkiye'de böyle çalıştık, yollarla donattık, yolları böldük hayatları birleştirdik, milleti birleştirdik."
"İzmir'in her yeri sorunlu"
Yıldırım, Narlıdere'nin aynı zamanda
Anadolu'nun her yanından göç etmiş insanların yaşadığı bir ilçe olduğunu ve bu insanların doğup büyüdükleri şehirleri ziyarete gittiklerinde yapılan hizmetleri en iyi şekilde
gördüklerini dile getirdi. İzmir'in her yerinde
sorun olduğunu ancak asıl problemin sorunlara çözüm üretilmemesinden kaynaklandığını
ifade eden Yıldırım, şunları kaydetti: "Sorun
olur. İnsan yaşadığı müddetçe sorun olacaktır.
'Sorunu olmayan ölülerle delilerdir' derler. Elbette onların da sorunu vardır ama biz onların
dünyasına giremediğimiz için bize öyle geliyordur. Önemli olan sorunun olması değil, sorunlara duyarlı olabilmek. Sorunlara çözümü olan,
böyle bir derdi olan yöneticiler olması lazım.
İzmir'in talihsizliği budur. İzmir yerel yöneticilerinin son 15 yıldır istemediği kadar destek
verdik. 2009 seçimlerinde bu güzel İzmir, İzmir
Büyükyehir Belediye Başkanı'na yüzde 56 oy
verdi. Bütün seçmenin yarısından fazla.
Dolayısıyla böyle bir desteğin karşısında hala
mazeret üretmek, hala metroyu yapamamak,
mevcut olan teleferiği çalıştıramamak, Cenab-ı
Allah'ın bahşettiği jeotermal enerjiyi hemşehrilerimizin hizmetine sunamamak, altyapının
yapılanamaması..."
"Bunların kentsel
dönüşümden anladıkları..."
Yıldırım, İzmir'de insanların altyapı yetersizliğinden dolayı adeta yağmur yağmasın diye
dua ettiğini, çünkü yağmur yağdığında kenti
sel aldığını dile getirerek, şöyle devam etti:
"Kentsel dönüşüm diyorlar, bunların kentsel
dönüşümden anladıkları kentin sele dönüşmesidir. Yağmur yağınca kent sele dönüşüyor,
bunların dediği bu.
Bunların hizmet derdi yok, orada burada fotoğraf çektirirler. İzmir büyükşehirdeki,
belediyelerindeki imkanlar, son 11 yıla hiçbir yerde olmadı ama sürekli şikayet ediyor. Şikayet
etmekle beceriksizliği ortadan kaldıramazsınız,
artık Narlıdere uyandı, İzmirli uyandı.
Belediyenin son 7 yılık bütçesine baktım. Diyor
ki, 'bize kaynak gelmiyor, hizmet yapacağız
hükümet engelliyor', bir sürü mazeret. Oysa
belediyenin gelirlerinin yüzde 90'ından fazlasını hükümet gönderiyor. 2006'dan itibaren
2014'e kadar 7 yıl boyunca yatırıma ayırdığı
paralara bakın, gerçekleşme oranı yüzde 50.
Yarısı yani. 3 milyon para kullanılmamış iptal
olmuş. Başka yere harcanmış, nereye harcandığı belli değil, onları göreceğiz. Evet çiçek,
peyzaj güzeldir ama öyle bir yer yapacaksınız
ki, yağmur yağınca sokaklar sele dönüşmeyecek. İzmir, sadece İnciraltı'ndan Çiğli'ye kadar
uzanan 55 kilometrelik sahil değil. Kuzeyine de
güneyine de dikey İzmir'e de bakmanız lazım.
Herkesin insanca yaşam hakkı var. Bu hakkı
sağlamak şehr-i eminin işidir. Belediye başkanı
sürekli düşman üreterek, mazeret üreterek beceriksizliğini ortadan kaldıramaz."
"TOKİ ile kentsel dönüşüm yapacağız"
İzmir'de ciddi bir konut sorunu bulunduğunu ve bu noktada kentsel dönüşümü TOKİ eliyle yapacaklarını belirten Yıldırım,
"Kentsel dönüşümden bizim anladığımız, ister
tapulu, ister tapusuz vatandaşın rızasını alarak
yapmak. Yoksa ağızları sulanan müteahhitlerin
eline teslim etmek değil. Bizim anladığımız bu.
Bunların hepsinin hesabını soracağım" ifadelerini kullandı.
"Geçen 5 yılın hesabını sorun"
Seçim döneminin geldiğini ve yakında
görevdeki yerel yöneticilerin de sokağa çıkarak
vatandaştan oy isteyeceğini belirten Binali
Yıldırım, vatandaşlardan bu noktada bir isteği
olduğunu dile getirerek şunları söyledi: "Şimdi
size gelecekler. Her seçimden önce gelirler,
size selam verirler. Sizden istediğim şu; elinize
bir liste alacaksınız. 2009 seçimlerinde başkan
ne söz vermiş; birinci sözün tramvayı getirecektin, yaptın mı? Yok... Jeotermali yaygınlaştıracağım, yok. Beyaz Vadi ne oldu, yok.
Gecekonduyu kökten çözeceğim dedin, hiçbir
şey yok. Şehir parkı yapacağım dedin, yok.
Yok, yok, yok... Karne sıfırlarla dolu. 'Al bu karneyi, iyice notlarını düzelt ondan sonra oy iste'
diyeceksiniz. Bunu yaparsanız bir daha hayal
kırıklığı yaşamazsınız. Karneyi 30 Mart'ta vereceksiniz."
Yıldırdım hızıyla geri kazanacak
AK Parti İzmir Büyükşehir Belediye Başkan
Adayı Binali Yıldırım, Aziz Kocaoğlu'nun "iş
yapacaktık ama hükümet engel oldu" sözünü
sürekli tekrarladığını belirterek, "Bu koca bir
yalan, İzmir'e verilen bütçe diğer illerden daha
fazla. Belediye bütçesinin yüzde 90'dan fazlasını devlet veriyor" dedi. Yıldırım, seçim
çalışmaları kapsamında partisinin yeni Balçova İlçe Başkanlığı binasını ziyaret etti. İlçe
başkanlığına gelişinde partililerce coşkuyla
karşılanan Yıldırım, parti binası karşısındaki
Sevgi Yolu'nda yaptığı konuşmada, İzmir'de
çiçekçiliğin, termal turizmin merkezi Balçova'da olmaktan büyük mutluluk duyduğunu ifade
etti. Dünyadan bir çok ülkeden insanların
Balçova'ya termal kaynaklarından yararlanarak
tedavi olmak için geldiğini, termal tesislerinin
dünyaca ünlü olduğunu ama ilçenin sorunlarla
boğuştuğunu dile getirdi. (AA)
CHP'li adaydan
bedava internet!
"30 Mart'ta kırmızı kart gösterin"
Binali Yıldırım, bir vatandaşın tamamlanamayan metro hatlarını hatırlatması üzerine de
şöyle konuştu: "Biz Pekin'le Londra'yı iki kıta
altından bağladık, ecdadın bize emanet ettiği
Marmaray'ı tamamladık fakat İzmir'in metrosu
bir türlü tamamlanmıyor. 'Metro bitmedi, ne
diyorsun' diye soruyorlar, başkan 'bitecek' diyor. Bitmedi. Başkan 'vallahi billahi bitecek, bir
HESABINI soracağız
Manisa Hayvanları Koruma Derneği Başkanı
Elbirliler,"Başkan adaylarımızı ziyaret ederek
başarılar dileyeceğiz ve sokak hayvanlarının sorunları hakkında bilgi vereceğiz.
Ayrıca, başkan seçilmeleri halinde, belediye sınırları içerisinde sokak hayvanlarının korunmasına
yönelik 11 maddeyi içeren bir taahhütnameyi imza-
latacağız"dedi. Manisa Hayvanları Koruma Derneği
Başkanı Reyhan Elbirliler, belediye başkan adaylarını ziyaret ederek, sokak hayvanların korunmasına yönelik taahhütname imzalatacaklarını belirtti.Elbirliler, gazetecilere yaptığı açıklamada, 30 Mart yerel seçimlerine yönelik belediye başkan adaylarının
kampanya çalışmalarına başladıklarını, adaylardan
sokak hayvanlarına yönelik talepte bulunacaklarını
bildirdi. Sokaklardaki hayvanlarının toplanarak başka ilçe sınırları içerisine bırakıldığı, telef edildiği
konularının sürekli gündeme geldiğini ifade eden Elbirliler, adaylardan bu hayvanların sorunlarına yönelik çözüm beklediklerini belirterek, "Başkan adaylarımızı ziyaret ederek başarılar dileyeceğiz ve
sokak hayvanlarının sorunları hakkında bilgi vereceğiz. Ayrıca, başkan seçilmeleri halinde, belediye
sınırları içerisinde sokak hayvanlarının korunmasına
yönelik 11 maddeyi içeren bir taahhütnameyi imzalatacağız" diye konuştu. (AA)
CHP Uşak Belediye Başkan Adayı
Yazgan: "Parklarda ücretsiz internet erişimi sağlayacağız"dedi. CHP Uşak
Belediye Başkan Adayı Bülent Yazgan
kent merkezindeki sosyal yaşam alanlarının sayısını artıracakları ve parklarda
ücretsiz internet erişimi sağlayacakları
vaadinde bulundu.
Seçim çalışmaları kapsamında Şeref
Caddesi’ndeki esnafları ziyaret eden CHP
Uşak Belediye Başkan adayı Bülent Yazgan, projeleri hakkında bilgi verdi.
Göreve gelmeleri halinde kent
merkezinde sosyal yaşam alanlarının
sayısını artıracaklarını söyleyen Yazgan,
"Uşak'ı daha yeşil daha yaşanılır bir kent
haline getireceğiz" dedi. Parkların da her
yaşta insanın vakit geçirebileceği alanlar
haline getireceklerini kaydeden Yazgan,
"Parklarda ücretsiz internet erişimi
sağlayacağız. Bu hizmeti tüm parklara
yaymayı amaçlıyoruz. İnsanlarımız istedikleri takdirde açık alanda interneti kullanabilecek. Teknoloji ile doğal yaşamı
aynı ortamda halkımıza sunacağız" diye
konuştu. (AA)
SAYFA 7
SONDAKiKA GAZETESİ >>
7 SİYASET
SİYAH MAVİ KIRMIZI SARI
30
17 Ocak
Şubat2014
2013Perşembe
Perşembe
Yeni bir Türkiye kurmak için
bu hükümetin gitmesi lazım!
CHP TBMM Grup Toplantısı'nda konuşan Genel Başkan Kılıçdaroğlu,"Herkesin barışık olduğu bir Türkiye kuralım. Buna
bizim gücümüz yeter. Recep Bey, bütün dünyayı çamaşır makinalarıyla donatsan senin kirliliğini temizleyemez"dedi
C
HP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu,
"Bütün yurttaşlarıma sesleniyorum,
AKP'ye oy veren değerli yurttaşlarıma
da sesleniyorum; gelin Türkiye'yi kirlilikten
arındıralım. Yeni bir Türkiye kuralım, herkesin
barışık olduğu bir Türkiye kuralım. Buna bizim gücümüz yeter" dedi.Kılıçdaroğlu, partisinin grup toplantısında, İstanbul merkezli
operasyona değinerek, istifa eden bakanlara
ilişkin fezlekelerin bir an önce TBMM'ye gelmesini beklediklerini söyledi. Bir bakana 28
kez toplam 52 milyon dolar, başka bir bakana
10 kez rüşvet verildiğini ve bunun da toplamının 10 milyon dolar olduğunu iddia eden
Kılıçdaroğlu, "Bir başka bakana, bunlar istifa
etti malum, isimlerini söylemiyorum ama hepiniz biliyorsunuz, 3 kez rüşvet veriliyor toplamı 1,5 milyon dolar. Baş aktör kim, Sayın
Başbakan'la aynı safta oturuyorlar" dedi.
Rıza Sarraf'ın mahkeme kararıyla alınmış
bir konuşmasına atıfta bulunan Kılıçdaroğlu,
şöyle devam etti: "Bir bakana 500 bin dolar
rüşvet gönderecek. Telefon ediyor arkad, diyor ki; 'Ağabey yarın güzel bir tane çikolata,
lokum yaptır. Bir tane gümüş tabak al, içine
çikolata dizdir. Bir tane de çikolata kutusu olsun. Onun içine de 500 bin yerleştir. Tamam
mı Sadık biliyor, o İstinye tarafında bir yer
varya, E.G'ye. Daha öncede göndermiştik ya
beşyüz, beşyüz...'Kim o burada oturan, kimin yanında oturuyor? Başçalanın yanında.
Kimin bilgisi dahilinde bunlar oluyor. Başçalanı kim uyardı? MİT uyardı. Onun için sana
başçalan diyorum. Sıradan bir olay değil
bunlar, hala kalmış '2004'te,2005'te şu oldu.'
Ya açıkça diyorum, 'yolsuzluk nerede olursa
sonuna kadar gitmeyen namerttir' diyorum.
Bunlar helale değil, harama ortaktır bunlar.
AKP'ye oy veren değerli yurttaşlarıma söylüyorum; Oy verdiniz, 'rüşvet bitsin, yolsuzluk
bitsin' diye, sizin paralarınızı çaldılar? Harama ortak oldular, helal bunların kapısının
önünden geçmiyor."TÜRGEV diye bir vakıf
olduğunu anımsatan Kılıçdaroğlu, "Erdoğan
ailesinin kurduğu. Başında da Bilal oğlan
var. 'Benim oğlumla uğraşmayın' diyor. Sevgili Recep Bey, biz senin oğlunla boşuna uğraşmıyoruz. Sen bulunduğun makamı kullanarak oğluna çıkar sağlıyorsun. Sen bulunduğun makamı kullanarak, nüfuz ticareti yapıyorsun. Sen diyorsun ki 'şu ihaleyi sana vereceğim, rüşveti de oğlumun vakfına öde' diyorsun. orayı bir rüşvetin merkezi yaptın
sen" iddiasında bulundu.Başbakan'ın "Bugüne kadar evladından hırsızlık öğrenen baba görmedim" dediğini savunan Kılıçdaroğlu, "Hırsızlık babadan oğula geçer. 'Efendim
hayır işi yapıyoruz.' Ne demek hayır işi yapıyoruz. İhaleyi alıyorsun, sonra veriyorsun
ona. 'Git parayı buraya yatır, arsayı buna ver'
diyorsun. Senin nüfuzun olmasa o para oraya gider mi? Oğlunu yolsuzluğa bulaştırdın,
sen ne kadar büyük bir günah işlediğinin farkında mısın? Bir baba evladını nasıl bu konuma düşürebilir, benim vicdanım sızlıyor,
senin vicdanın nasıl sızlamıyor" diye konuştu.
"Halk adına soru sorma yetkisi medyadadır"Başbakan Erdoğan'ın sorduğu hiç bir soruya cevap vermediğini dile getiren Kılıçdaroğlu, medyanın da korkudan soru soramadığını savundu.Medyanın olayların üzerine
ciddiyetle gitmesi gerektiğinin altını çizen Kılıçdaroğlu, "Yolsuzluk olayı ciddi olaydır.
Halk adına soru sorma yetkisi medyadadır,
medya yolsuzluk olaylarının üzerini örtemez,
örterse ona medya denmez" ifadesi kullandı.TÜRGEV Vakfı'nın, Vakıflar Bankası'nda
bir hesabı olduğunu ileri süren ve IBAN
numarasını açıklayan Kılıçdaroğlu, şöyle devam etti: "Bir; TÜRGEV'in böyle bir hesabı
var mı Vakıflar Bankası'nda? İki; bu hesaba
26 Nisan 2012'de 99 milyon 999 bin 990 dolar para yattı mı? Bu para neyin parasıdır?
Bu para bir rüşvet parası mıdır? Bir çıksın
açıklasın, merak ediyorum. Bugün diyor ya
'şu kadar çamaşır makinesi sattık.' Recep
Bey, bütün dünyayı çamaşır makinesiyle donatsan senin kirliliğini temizleyemez."Gösterdiği fotoğrafa değinen Kılıçdaroğlu, "İkinci
adam kim? Ali Ağaoğlu" dedi.Kılıçdaroğlu,
şunları söyledi: "Bakırköy'de arsası vardı
malum. İmar durumunu değiştirecek bir türlü
değiştiremiyor, nereye gidiyor, başçalana gidiyor. 'Ben bu imar durumunu değiştirmek
istiyorum.' O da Erdoğan'a talimat veriyor,
Bayraktar'a. 'Hemen gereğini yapın' diyor. O
da gereğini yapıyor. Bunun üzerine Ali Ağaoğlu yine mahkeme kararlarıyla tespit edilen
konuşma, İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nden birisiyle konuşuyor. 'Orada şunu söyleyeyim, ben onu bakanlığa yaptırmadım.
Açıkta net de konuşuyorum. Başbakan'a
yaptırdım. Ben de gittim sayın patrona söyledim, büyük patrona, o da direk bakana talimat verdi.' Bundan biraz rahatsızlık duymuş,
AKP'nin İstanbul il Başkanı Aziz Babuşçu.
Şöyle söylüyor, 11 Ocak 2013'te, 'Yani büyükşehirden reddedilen bir dosya, yani hiç büyükşehire uğramamış olsa neyse, ondan
sonra bakanlığa gidiyor, özel proje. Yani arkadaşların bana söylediği bu; İstanbul'da ilan
edilen tek özel proje. Başka yok diyorlar.' Ali
Ağaoğlu da şöyle söylüyor; 'Ha şeyde, ama
onu büyük patronun talimatıyla yapılan şey
o.' O da bu aile fotoğrafında protokolde en
ön sırada oturuyor, büyük patronun yanında.
Bu fotoğrafın ne kadar önemli olduğunu biliyor musunuz? Bu fotoğrafı yandaş gazeteler
sitelerinden sildi elimize geçmesin diye. Ama
biz CHP'yiz. Biz halkın partisiyiz."
Fotoğrafta Erdoğan Bayraktar'ın da bulunduğunu ve "gelecek felaketi gördüğü için yüzünden düşenin bin parça" olduğunu iddia
eden Kılıçdaroğlu, "Şimdi bir Erdoğan'a söylüyorum, sen böyle bir fotoğraf CHP için
gösterebilir misin? Asla gösteremezsin. Yolsuzluk yapanlarla kol kola geziyorsun, bildiğin, uyarıldığın halde. Çıkmışsın, dinden
imandan bahsediyorsun. Emin olun bazen
ben bile iç dünyamda isyan ediyorum. Bunlar dinden imandan bahsedecekse biz neyden bahsedeceğiz, Allah aşkına" değerlendirmesini yaptı.
"Alnına yazacağım senin bunu"
İstifa eden bakanlarla ilgili fez Adalet Bakanlığı'na gelmesine rağmen Meclis'e gönderilmediğini ifade eden Kılıçdaroğlu, "Sen o
fezlekeleri göndermezsen, biz daha çok şeyi
açıklayacağız. Adam gibi gönder. Adam gibi
o bakanları da Yüce Divan'a gönder. Adam
gibi gönder ve yolsuzluk yapan hiç kimsenin
yanında durma, onlara kol kanat germe. Yoksa bu başçalan unvanı senin yakana yapışacaktır. Alnına yazacağım senin bunu" diye
konuştu.Geçen hafta grup toplantısında bir
savcının tuttuğu tutanağı açıkladığını hatırlatan Kılıçdaroğlu, Adalet Bakanlığı Müsteşarı'nın gece yarısı ikinci kez başsavcıyı arayarak, "Bu saatte git, cumhuriyet savcısını değiştir, tüm kararları iptal et. Bu soruşturmayı
durdur. Bunu yapmazsanız sonuçlarına katlanırsınız" dediğini ileri sürdü.Başbakan Erdoğan'ın ülkede olup biten her haberdar olduğunu ve herşeyi bildiğini iddia eden Kılıçdaroğlu, şunları dedi: "1 metrekalik bir kamu
arazisi, Türkiye'nin neresinde olursa olsun,
kiralanacaksa, satılacaksa, Erdoğan'dan izin
gerekiyor. Resmi Gazete'de yayımlandı bu. O
nedenle ben sana başçalan diyorum. Bütün
bu olayları biliyorsun sen. Bunların yatacak
yeri yok. Bunlar hesap da veremezler. Emin
olun, hükümetten düşsünler Türkiye'de göremezsiniz bunları. Ben tabii 'Adalet Bakanlığı
Müsteşarı yerinde kalmamalı' dedim. Bakanın bilgisi vardır, o telefondan. Sonra ortaya
çıktı ki meğer bakan da telefon etmiş. Ne diyor, 'Müdahale etmek için telefon etmedim,
bilgi almak için ettim.' Ulan Müsteşar söyledi, telefon etti, sana bilgiyi verdi. Sen ne diyorsun, 'savcıyı değiştir' diyorsun. Savcıyı
değiştir ne demektir. Doğrudan müdahale etmektir. Adalet Bakanlığı şu anda boştur. Yolsuzlukları aklamaya çalışan bir kişi vardır
Adalet Bakanı olarak, onun adı da Bekir Bozdağ'dır. Herkes bilsin."
"Bunların yeşil merakı var"
"Urla villaları" konusu olduğunu da dile
getiren Kılıçdaroğlu, "Ben merak ediyorum,
bunların bu villa düşkünlüğü nereden geliyor? Hepsi de havuzlu olacak. Gerçekten
merak ediyorum. Bir tane var, iki tane var tamam. Nedir bu villa hastalığı, kime götüreceksin. Öbür dünyaya giderken zaten bir kefenle gideceksin kardeşim. Ama emin olun,
dikkatli olun bunlar kefene kesin cep yapacaklardır. Bunların özel bir yeşil merakı var,
yeşil derken doğayı anlamayın dolar yeşili"
açıklamalarını yaptı.
Kılıçdaroğlu, şunları kaydetti: "Urla'da bir
koy, dünyanın en güzel koylarından birisi. Birinci derece sit alanı, kazmayı vursanız tarih
fışkırıyor, inşaata başlamış. Kim? Mustafa
Latif Topbaş. Önemli bir işadamı, ama bu Sayın Başbakan demiyor. Ağabey diyor. Telefon
hep ağabey üzerine kurulu. Vali 'yasa var, genelgeler var, kanun var. Sen birinci derece sit
alanı üzerine inşaat yapamazsın.' O da ağabeyine şikayet ediyor. 'Ağabey inşaat yapacağım iki villa da size ait malum, bu vali izin
vermiyor.' Başçalan ne yaptı? Başçalan iki
villa uğruna devletin valisini sattı ve onu
gönderdi. İki villa uğruna, gözünü toprak doyursun. Önce birinci derece sit alanını değiştirdiler, valiyi gönderdiler, raporlar alındı. O
raporların da rüşveti alındı hepsi çıkacak ortaya. Beyefendi oraya villa yaptırdı. 'Öyle bir
havuz yap ki ikinci kattan bakınca bizim havuz görülmesin' diyor."Devlet yönetiminde
saygının ve kul hakkının korunması gerektiğinin altını çizen Kılıçdaroğlu, devleti yönetenlerin 76 milyonun kefaletinden sorumlu
olduklarını dile getirdi.Vatandaşların kutuplaştırılmak yerine bir arada tutulması gerektiğini ve birlik içinde devletin yönetilmesi gerektiğini vurgulayan Kılıçdaroğlu, şunları
söyledi: "Herkesi kucaklamak zorundadır,
devleti yönetenler. Hukukun üstünlüğüne
inanırlar. Eğer hukukun alanını siyaset belirlerse orada demokrasi olmaz. Ama siyasetin
alanını hukuk belirlerse orada hukukun üstünlüğü vardır. Bizim hukukun üstünlüğünü
savunmamız gerekir. Bütün yurttaşlarıma
sesleniyorum, AKP'ye oy veren değerli yurt-
AKP ile CHP aynı
D
SP Genel Başkanı Masum
Türker, "Genel Başkanımız
rahmetli Bülent Ecevit'e demediğini bırakmayanlar, şimdi 'Siyaset okulunun adı Bülent Ecevit'tir'
diyorlar. Her zamanki gibi samimi
değiller" dedi.Türker, partisinin Aydın'daki bazı adaylarının tanıtım
toplantısında yaptığı konuşmada,
Türkiye'de doğruluk ve dürüstlüğün
yalnızca DSP'de olduğunu savundu.
Partilerinin Türkiye'nin sigortası olduğunu dile getiren Türker, şunları
kaydetti: "Önümüzdeki yerel seçimler Türkiye için çok önemli. AKP'ye
de CHP'ye de inanmayın. Bunlar
vatandaşı kandırıyor. DSP Türkiye'nin sigortasıdır. Bugüne kadar
DSP'nin içinde bulunan dış mihraklar, partinin genel başkanını değiştirmeye çalıştı. Amaçları partimizi
seçime sokmamak oldu. Genel Başkanımız rahmetli Bülent Ecevit'e
demediğini bırakmayanlar, şimdi
'Siyaset okulunun adı Bülent Ecevit'tir' diyorlar. Her zamanki gibi
samimi değiller. Bunlardan ne bekleyebilirsiniz?"Türker, Efeler'de Sevim Avcı, Bozdoğan'da Erdal Köseoğlu, Koçarlı'da Erdal Öner, Köşk'te
Mustafa Kırın, Nazilli'de Naime
Başarıcı, Söke'de Ahmet Yardımcı,
Yenipazar'da Hacer Oybak ve Karacasu'da Ali Çolak'ın adayları olduğunu açıkladı. Türker, Aydın Büyükşehir Belediyesi ile diğer 9 ilçe
adayının ise 11 Şubat'ta açıklanacağını kaydetti. (AA)
taşlarıma da sesleniyorum; gelin Türkiye'yi
kirlilikten arındıralım. Yeni bir Türkiye kuralım, herkesin barışık olduğu bir Türkiye kuralım. Buna bizim gücümüz yeter. Biz birlik
içinde olmalıyız, biz varlık içinde olmalıyız,
biz özgür biçimde bu topraklarda yaşamalıyız."
Alnın temizse neden korkuyorsun?
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu,
"Helali bırakmış, harama ortak bizden hesap
soracakmış. Kimsin sen? Al dosyaları kardeşim, çık karşıma, senin istediğin televizyon
kanalında, senin istediğin gazetecilerle bana
soru sor, ben mahçup olayım. (Gelmem, gelemem) diyor. Niye gelemiyorsun Recep
Bey? Neden korkuyorsun? Alnın temizse, verilmeyecek hesabın yoksa neden korkuyorsun? Sen baş çalansın da onun için korkuyorsun" dedi.Kılıçdaroğlu, partisinin TBMM
Grup Toplantısı'nda yaptığı konuşmada, gündemdeki konulara ilişkin değerlendirmelerde
bulundu.Kemal Kılıçdaroğlu, konuşması öncesinde Demokrat Parti'den CHP'ye katılan
60 kişiyi temsilen 4 yeni üyeye parti rozetlerini taktı. Poyrazköy davasının görüldüğü İstanbul 12. Ağır Ceza Mahkemesine gönderilen TÜBİTAK raporunun delillerin sahte olduğunu ortaya çıkardığını ifade eden Kılıçdaroğlu, CHP olarak sahte deliller üretildiğini
geçmişte çok kez dile getirdiklerini söyledi.
Kılıçdaroğlu, "Bu davanın çöktüğünü hepimiz biliyoruz ve kabul ediyoruz. Birgün bile o
arkadaşların hapiste tutulmaları bir demokrasi ve hukuk ayıbıdır. Derhal bunların serbest bırakılması lazım" diye konuştu.Özel
yetkili mahkemelerin iktidarın sopası olduğunu belirten Kılıçdaroğlu, şöyle
konuştu:"Şimdi bir başka tablo ortaya çıktı.
Artık adaletin sağlanması gerekiyor. Bu konuda CHP olarak üzerimize düşeni yaptık.
Yasa teklifi mi? Arkadaşlarımız verdiler. Hükümet samimi ise 'milli orduya kumpas kuruldu' söyleminin arkasında hala duruyorsa,
çözüm yeri TBMM ise gelin kardeşim, CHP
hazır. Bu ülkeye aydınlığı getirelim, haksızlığı
bitirelim ve adaleti sağlayalım."
Siyasal partileri demokrasilerin vazgeçilmez unsurları olarak tanımlayan Kılıçdaroğlu, onların iktidar mücadelesi içinde olmalarının doğal olduğunu söyledi. Bunun bir
centilmenlik yarışı olduğunu, düşüncelerin
özgürce ifade edilmesi gerektiğini vurgulayan Kılıçdaroğlu, MHP'nin Esenyurt'taki seçim bürosuna yapılan silahlı saldırıya değindi. "Şiddetle ama şiddetle kınıyoruz. Bir başka siyasal partinin kaba kuvvetle susturulması gibi bir olayı asla kabul etmiyoruz. Demokrasilerde bunun yeri yoktur" diyen Kılıçdaroğlu, MHP camiasına başsağlığı, hayatını
kaybeden kişiye de Allah'tan rahmet
diledi.Konuşmasında trafik kazalarına da değinen Kılıçdaroğlu, devletin bu konuda denetimlerini artırmasını istedi.
"Sen baş çalansın, milli iradeyi de çalıyorsun"
Son günlerde sıkça "milli irade
hırsızlığı"ndan söz edildiğini aktaran Kılıçdaroğlu, CHP olarak yüzde 10 seçim barajının
milli irade hırsızlığını meşrulaştırmak için getirilmiş bir düzenleme olduğunu defalarca
söylediklerini belirtti.Barajın partilerin aldıkları oyların parlamentoya yansıması önünde
büyük bir engel olduğunu, buna darbe hukukunun yol açtığını dile getiren Kılıçdaroğlu,
şöyle devam etti. "Gelin yüzde 10 seçim barajını kaldıralım. 'Hayır kaldırmayacağız' diyor. O zaman kusura bakma sen milli irade
hırsızlığından bahsedemezsin. Senin zaten
hırsızlıklarını biliyoruz. Sen baş çalansın, milli iradeyi de çalıyorsun. Vatandaş sana yüzde
49 oy verdiyse, parlamentoda da milletvekili
oranın yüzde 49 olacak, 34 oy verdiyse, 34
olur. Bizim 33 milletvekilimizi çaldılar. Aldığımız oy oranına göre bizim 33 milletvekilimizin daha olması lazım. Bunun adı milli irade
hırsızlığıdır."Kılıçdaroğlu, yolsuzluk konusunda hassas olduğunu, tüyü bitmemiş yetimin hakkını yiyenin karşısında kendisini bulacağını ifade ederek, en büyük günahın kul
hakkı yemek olduğunu inandığını söyledi.
(AA)
SAYFA 8
SONDAKiKA GAZETESİ >>
SIZINTI
Abdullah
LELİK
[email protected]
YASAMA+YÜRÜTME+
YARGI=TEK SESLİ
YÖNETİM
Beklenen bumuydu? Meclis çoğunluğu var, Yürütmeya
sahipsin. Yargıyıda kendine bağladın mı bu iş tamam. Gel keyfim gel. Ne güzel demokrasi, mükemmel, sorunsuz muhalefetsiz bir yönetim ne ala. Oldu olacak siyasi partileride kapasınlar
ki, hiç öçatlak ses çıkmasın."Yasa geçerse, Türkiye Adalet
Akademisi ve HSYK değişikliği yapılırsa aynen öyle olacaktır.
Yargı tamamen hükümetin kontrolüne geçecek..
Hüseyin Yıldırım, ‘Cemaatçi’ olduğuna dair iddiaların, TBMM’deki teklife zemin hazırlamak için ortaya atıldığını öne
sürdü. Yıldırım, teklifin TBMM’de kabul edilmesiyle, 1. ve 2.
dairelere yerleştirilecek 3’er kişiyle 13 bin 500 yargı mensubunun kontrolünün tamamen Adalet Bakanlığı’na geçeceğini
iddia etti.
“Adalet Bakanlığı’nda önemli görevler yaptım. Stratejik
Planı’nı hazırladım. Sayın Mehmet Ali Şahin, Bakanlığı döneminde bu çalışmamıza büyük destek verdi. Çalışmalarımızı
bilirler. Müsteşar Yardımcılığı dönemimde
Avrupa Birliği Müzakereleri’nde 23. başlığın ön şartı olan
Yargı Reformu Stratejisi’ni hazırlama görevi bize
verildi. 2010’un başında HSYK tarafından Yargıtay üyesi
seçildim. 6 ay sonra da dönemin bakanı Sadullah
Ergin tarafından TAA Başkanlığı’na atandım. 3 yıldır buradayım. 20 yıldır hukuk ve adalet alanından Türk
toplumunun bu kadar önünde, bu kadar şeffaf, herşeyi ile
net olan birisi olarak böyle bir gazeteye manşet
olmaktan üzüldüm. Hiçbir kimseyle, hiçbir grupla bir
bağlantım yok. Benim referansım çok bellidir:
Özgürlükçü demokrasi, temel insan hak ve özgürlükleri,
kuvvetler ayrılığı, yargı tarafsızlığı ve bağım
sızlığı... Onun dışında hiç kimseden talimat almam, hiç kimsenin emrini yerine getirmem.Bu olanlar, acaba konjonktürel
olarak Akademi ile ilgili Meclis’te görüşülen yasaya zemin
hazırlama çabası mıdır diyorum. 31 üyesi olan TAA Genel Kurulu’nda şu anda Adalet Bakanı’nın belirlediği üye sayısı
8. Şimdi 22 üyesini Adalet Bakanı’na seçtirmek istiyorlar.
Yani değişikliğin altında yatan neden, TAA’dan
HSYK’ya gönderilecek 1 üye ile hâkim ve savcı mülakatlarına katılmak üzere Komisyon’a gönderilecek 2 üyeyi Bakanlık kontenjanından gelen üyelerin arasından belirlemek. Başka
da neden akli ve mantıki gelmiyorHükümet nihai olarak
HSYK’da yürütmenin varlığını artırmak ve daha etkili olmak
istiyor. Hükümet HSYK’ya tamamen kendi kontrolünde, talimatlarını yerine getirecek adamlarını yerleştirmek istiyor.
TBMM’deki teklif burayı bakanlığa bağlı bir genel müdürlük haline getirecek bir düzenleme. TAA’nın bağımsızlığı, mali,
idari ve akademik özerkliği kaldırılıyor. Şu andaki konjonktür
de bu amaçla yaratıldı. Yasa geçerse, TAA ve HSYK değişikliği
yapılırsa facia olur. Yargı tamamen hükümetin kontrolüne
geçer. Kesinlikle, çok net.22 kişilik HSYK’nın yapımında 6 üye
bulduğunuzda bütün HSYK’yı kontrol edebiliyorsunuz. O nedenle TBMM’deki teklif çok hassas, güzel çalışılmış. Kimin
hangi dairede olacağına Bakan karar verecek.1. Daire 5, 2.
Daire 5 kişiden oluşuyor. 1. Daire atama dairesi ve 3 kişi ile
karar verebilecek. 3 kişi 1., 3 kişi 2. Daire’ye yerleştirildi mi,
bitti.1. Daire’nin itirazına 2. Daire bakıyor. Kesinleşiyor, Genel
Kurul’a gitmiyor. 11 kişinin vereceği kararı da 1. Daire’deki 3
kişi onaylıyor. Bakan 6 kişi bulabilir mi? Çok rahatlıkla bulabilir. 4’ünü Cumhurbaşkanı seçiyor. 1 tanesi müsteşar 5, 1
tanesi de TAA’dan geldi mi 6. O yüzden TAA’nın kontrol
edilmesi önemli. 1. Daire’ye 3, 2. Daire’ye 3 kişi yerleştir,
bütün yargıyı kontrol altına alırsın. 13 bin 500 yargı mensubunun kaderini bir gecede değiştirmek, o 6 kişinin elinde olur.
Bu kabul edilebilir değil. Brüksel de bunu kabul edilebilir
bulmuyor. 12 Eylül 2010 öncesinde de juristokrasi ve kast
sistemi vardı ama bu getirilecek yeni yapı ondan daha kötü.
Gülen’i hayatımda HİÇ GÖRMEDİMAK Parti Genel
Başkan Yardımcısı Mehmet Ali Şahin’in “Yargıtay’ın imamı”
iddiasının ardından ismi gazete haberlerine yansıyan Yıldırım,
o konuya ilişkin olarak da şu açıklamaları yaptı:
“Fethullah Gülen’le hayatımda hiç görüşmedim. Amerikaya
2008’de ve 2009’da 2 sefer gittim. İlki terörle ilgili bir toplantıydı. İkincisi merhum Adalet Bakanlığı Müsteşarı Ahmet
Kahraman ile birlikteydi. En ufak bir ilişkim ya da görüşmem
olmadı. TAA’nın Gülen Cemaati’nin kontrolünde olduğu iddiaları da boş iddialar; kanunun hazırlanmasına gerekçe olarak
görüyorum. Bütün personelimiz kürsüde hâkimlik savcılık
yapan performansı yüksek arkadaşlar. Buraya alınan arkadaşlar
tamamen benim tasarrufum değil. Bizim teklifimiz üzerine
Adalet Bakanı’nın onayı ile atama yapılıyor. Sadullah Ergin
Bey buraya sık sık geliyordu.
Tatil bitince burada 1500 kişi olacak. Burada gizli saklı bir
şeyi isteseniz de yapamazsınız. Hâkim ve savcı adayları çocuk
değil. Ne konuşuluyor, ne yapılıyor herşey görülüyor.
Hâkim ve savcıların Cemaatçiler arasından seçildiği doğru
değil. Tamamen bakanlığın kontrolünde. HSYK’nın
Cemaat’in kontrolünde olduğu iddiası da doğru olsa, bakan
değişikliğinden sonra yaşanan değişiklikler
olmazdı. Yargıtay’da Cemaatçi bir bloklaşma olduğunu da
sanmıyorum. Yargıtay’daki dosyaların Pennsylvania’ya
ya da başka bir yere sorulması makul, mantıklı ve etik değil.
Hatta iğrenç bir şey. Bir yargıcın bunu yapması
hukukun temeline dinamit koymaktır, kendisini inkâr etmektir. Yargıtay’da bunu yapacak kimse olduğunu sanmıyorum.Yıldırım, Yönetim Kurulu olarak HSYK konusunda
görüşmek üzere Adalet Bakanı Bekir Bozdağ’dan randevu
talep ettiklerini belirterek “Önce verildi ama son anda iptal
edildi. Bakan Bey yoğun, gündem aktif, hareketli olunca o gündemden dolayı verememiş olabilir” dedi.
Yıldırım ayrıca soru üzerine “TAA ile ilgili kanun çıkana
kadar, son dakikaya kadar çalışır, çıkınca da ceketimizi alır
çıkarız. Benim sürem zaten doluyor. 10 yıldaki 5. başkanım, en
uzun süre başkanlık yapan da benim” diye konuştu.
57 ülkenin hâkim ve savcılarını eğitiyoruz
Yıldırım, TAA’nın 57 ülke ile işbirliği yaptığını, yılda
1600’den fazla yabancı hâkim ve savcıyı ağırladığını; Afganistan, Kazakistan, krizden önce Mısır, Arnavutluk, Kosova, Endonezya, Azerbaycan’ın hâkim ve savcı adaylarının TAA’da
eğitildiğini anlattı. Bu ülkelerden gelen hediyeleri gösteren
Yıldırım, çok seçkin konuklarla yargı mensubu adaylarını buluşturduklarını, yayınlarının da dünya çapında tanındığını
söyledi.
SAYFA 9
SiYAH MAVi KIRMIZI SARI
2014
Perşembe
17Ocak
Şubat
2013
Perşembe
8 GÜNCEL 30
SONDAKiKA GAZETESİ >>
17Ocak
Şubat2014
2013Perşembe
Perşembe
9 GÜNCEL 30
Hizmet aşkıyla yanıp tutuşan
kardeşlerim aklınızı koruyun!
İran ziyareti öncesinde açıklama yapan Başbakan Erdoğan, "Biz yargıyla değil, yargı içine sızmış, yargı mensuplarını da
baskı altına alan, onlara da şantaj yapan, yargının tarafsızlığına gölge düşüren bir örgütle mücadele ediyoruz" diye konştu
B
aşbakan Recep Tayyip Erdoğan, İran ziyareti öncesinde
Esenboğa Havalimanı'nda gazetecilerin sorularını yanıtladı. Bir gazetecinin ''Önce MHP, ardından da dün
CHP'ye yönelik bir saldırı oldu. Art arda gelen bu iki saldırı
seçim öncesi birbiriyle ilişkili mi? Bugün MHP lideri Devlet
Bahçeli PKK'ya işaret etti. Böyle bir bilgi sizin elinizde var mı?
Olayın failleriyle ve saldırı nedeniyle ilgili size ulaşan bilgiler
var mı?'' sorusu üzerine Erdoğan, devlet yönetmenin farklı bir
şey olduğunu belirterek bu yönetimin sorumluluğunun da farklı
bir şey olduğuna işaret etti. Başbakan Erdoğan, şunları kaydetti:
''Öncelikle son seçimlerde bizim 200'e yakın sadece İstanbul'da
seçim koordinasyon merkezlerimiz kimi yerlerde molotofkokteylleriyle kimi yerlerde taşlarla kimi yerlerde taranmak suretiyle hep taciz edildi ve biz hep buna karşı sabırla göğüs gerdik.
Sabrımızın neticesini de başarılı bir seçim sonucuyla aldık.
Esenyurt'ta meydana gelen olayın içeriği itibarıyla 'ben tabii
şudur' deme konumunda değilim. Ama emniyet teşkilatımız süratle oraya müdahale etmiş ve bunun neticesinde de 9 kişi gözaltına alındı. Şu anda onların savcılıktaki ifadeleri ve
mahkemeye sevki ile ilgili çalışmalar sürüyor. Son bana gelen
bilgi buydu.''
Bunun neticesinin ne olacağı, mahkemenin ne karar vereceğini bilemeyeceğini ifade eden Erdoğan, ''Ölen kardeşimize Allah'tan rahmet diliyorum, yaralı olanlara Allah'tan şifalar
diliyorum. Bir seçimin arefesinde böyle bir durumun olması,
böyle bir tablonun ortaya çıkması çok çok üzücü'' diye konuştu.
-''Onların özgüveni doğrusu beni de çok duygulandırdı''-
Esenyurt'un hassas bir ilçe olduğunu belirten Erdoğan, bu
hassasiyeti de kendisinin çok iyi bildiğini söyledi. Erdoğan,
şöyle devam etti: ''Fakat bunun yanında ondan önce Van'da büyükşehir belediye başkanımız, esnaf ziyareti yaparken, esnaf ziyareti sırasında büyükşehir belediye başkanımıza ve yanındaki
onunla beraber tüm arkadaşlarımıza taşlı, sopalı saldırılar oldu.
Bununla da yetinmediler, daha sonra büyükşehir belediye başkanımızın evine iki kez ses bombası atıldı. Bütün bunlar aslında
caydırmaya yönelik, seçim öncesi bir adeta korku atmosferi
oluşturmaya yönelik adımlar. Tabii bunların hiçbirinden yılmak
gibi bir şeyimiz söz konusu değil. Sağolsun belediye başkanım,
başkan adayım ve arkadaşları bu noktada çok çok kararlılar.
Bütün bu olaylar karşısında onların özgüveni doğrusu beni de
çok duygulandırdı.''
Şişli Belediyesine yapılan saldırının da manidar olduğunu
ifade eden Erdoğan, ''Bu bir senaryo mudur, yoksa gerçekten bir
karşı adım mıdır? Silahın oraya bırakılması anlamlıdır ve taranması anlamlıdır. Bununla ilgili de emniyet teşkilatımız yoğun
bir şekilde takibini sürdürmektedir'' dedi.
-''Alacakları karar inşallah isabetli olur''''Dolardaki artış karşısında Merkez Bankasının akşam da bir
açıklama yapması bekleniyor. Piyasalarda bir faiz arttırımı beklentisi oluştu. Faiz arttırımı olursa dolardaki yükseliş durumuyla
ilgili düşünceleriniz nelerdir?'' sorusu üzerine Erdoğan, Merkez
Bankasının bağımsız bir kurum olduğunu hatırlatarak, şunları
belirtti: ''Konuyla ilgili olarak ben herhangi bir açıklama yapmaya kalksam diyecekler ki Merkez Bankasına müdahale etti.
Ama şunu bilmenizi istiyorum: Ben faizlerin artırılmasına her
zaman olduğu gibi bugün de karşıyım. Onu özellikle bilmenizi
istiyorum. Ama tabii Merkez Bankasına müdahale yetkim yok.
Tasarrufum altında, yetkim altında değil. Sorumluluğu da onlara
aittir. Yarın orada doğabilecek her şeyin sorumluluğunu, hesabını tabii ki onlar vereceklerdir. Bunu da görmemiz lazım. Temenni ederim ki duam da odur ki atacakları adım, alacakları
karar inşallah isabetli olur. Kurda yeni bir dönem başlar. Böylece de ekonomi bu noktada, ihracat, ithalat arasındaki dengede
bu sıkıntıları aşarız.''
Türkiye'nin ithalata dayalı bir ekonomik anlayış içinde olmadığını belirten Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü: ''Aslında
biz ihracata dayalı bir ekonomik anlayışın içindeyiz. İthalattan
beklentimiz nedir? Eğer ithalat, ihracatımızı tahrik edecekse teşvik edecekse o tabii bizim için önem arz eder ama yok öyle
değil de iç piyasada ithalat, ihracat arasındaki dengeyi bozacaksa o tabii bizim için arzu edilen bir süreç değil. İşte o da cari
açıkta meydana getirdiği malum etkiler ortada. Bizim en önemli
talihsizliklerimizden bir tanesi de petrol noktasındaki sıkıntımızdır, doğalgaz noktasındaki sıkıntımızdır. Tabii 60 milyar doları
aşkın bir bu noktadaki ithalatımız bizi ciddi manada sıkıntıya
düşürmektedir. Ama bunu biz farklı şekilde, farklı enstrümanlarla bugüne kadar kapadık, kapamaya da devam ediyoruz.''
-''Onlarla yapılacak pek bir şey gözükmüyor''Başbakan Erdoğan, ''HSYK düzenlemesi ile ilgili iki öneriniz vardı. Bu konuyla ilgili yol haritanız nedir? Seçimlerden
önce yasalaştırmayı, Genel Kurul'a getirmeyi düşünüyor musunuz?'' sorusunu şöyle yanıtladı: ''Farklı teklifler gelmedi. Muhalefetin bu konuyla ilgili bize bir sorun çözme noktasında hiçbir
teklifi yok. Anayasa değişikliğine zaten 'hayır' dediler. Yasal düzenleme yapalım, yasal düzenlemeye de maalesef yanaşmadılar.
Hatta hatta HSYK'nın oluşumu ile ilgili gelin müşterek adım
atalım, yapalım anayasa değişikliğini, sizler de Parlamento'daki
gücünüz nispetinde HSKY'da yer alsın dedik. Bir de baktım ki
anamuhalefetin bugün bir tane mensubu çıkmış şu ifadeyi kullanıyor: 'Herkes eşit oranda orada temsil edilmeli' diyor. Dünyanın neresinde böyle bir uygulama var? Bunlar nasıl dünyaya
bakıyorlar, dünyayı nasıl takip ediyorlar anlamak mümkün
değil. Onun için onlarla yapılacak pek bir şey gözükmüyor. Paketin Adalet Akademileri kısmı ile HSYK kısmı olduğunu
anımsatan Erdoğan, ''Adalet Akademileri ile ilgili olan kısmın
düzenlemesi bitti. Şu anda arkadaşlarımız bu konuyla ilgili çalışmalarını sürdürüyorlar. Temenni ederim ki, en azından Adalet
Akademisi ile ilgili kısmı ve bunun yanında belki 2-3 madde
daha bitirilmek suretiyle önümüzdeki hafta içerisinde adımı atarız'' diye konuştu
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, "Özel Yetkili Mahkemeler, bunu kaldırmayı kesinlikle hedeflemiş durumdayız. TMK'yı
aynı şekilde kaldırmayı ama buradaki şeyleri Türk Ceza Kanunu'na aktarılması gereken maddeleri, oraya aktarma gibi bir hedefimiz var" dedi. Başbakan Erdoğan, İran'ın başkenti Tahran'a
hareketinden önce, Esenboğa Havalimanı'nda gazetecilerin gündeme ilişkin sorularını yanıtladı."P5+1 ile ilgili İran ile yapılan
ön anlaşma vardı. Bu anlaşma çerçevesindeki yaptırımlar bir
miktar hafifledi. Önümüzdeki dönemde bir anlaşma olursa çok
daha ciddi şekilde hafifletilecek. Bu kapsamda bu ziyaretinizde
Türkiye'nin veya Türk şirketlerinin İran'a yapacağı yeni yatırımlar ya da işbirliğine ilişkin somut sonuçlar olabilir mi" şeklindeki soru üzerine, Erdoğan, "Temenni ederim ki bu ziyarette o
somut sonuçları da alırız. Zira bizim bildiğiniz gibi 10 milyar
metreküp yıl doğalgazı İran'dan alıyoruz. Tabi petrol noktasında
onların ellerinde ciddi birikim var. Bu konuda o yaptırımlar
sebebiyle bir kesintiye uğramıştı. Bu ziyaretimizde tabii
bu konuları ele alacağız" diye konuştu.
Başbakan Erdoğan, daha önce İran'ın işlenmiş
altın noktasında Türkiye için çok ciddi bir ihracat piyasası olduğunu anımsatarak, şunları kaydetti: "Bu
yaptırımlar sebebiyle belli bir sıkıntı oldu. Bunları
görüşeceğiz. Yeni dönemle ilgili ne gibi adımlar atabiliriz, bunun değerlendirmesini karşılıklı olarak
yapma fırsatımız olacak. Tabii bunun dışında ekonomik enstrümanlar noktasında
arkadaşlarımızın yine çalışmaları var.
Yani önümüzdeki döneme yönelik
başta tasarruf dahil bütün bunlarla neler yapabiliriz, bunların
üzerinde çalışıyoruz. Ona göre
de peyder pey açıklamalarını
yapacağız."
TÜBİTAK'ın bazı davalara delil teşkil eden raporu ve Adalet
Bakanlığının yeniden
yargılanma konusunda yürüttüğü
çalışmalara ilişkin soruyu da
yanıtlayan
Erdoğan,
şöyle ko-
nuştu: "Yani TÜBİTAK olayı buradaki, harddiskler olayı bunların hepsi bilirkişilerle alakalı konu. Yani kurumla alakalı. Bilirkişi orada bu sürecin takibini yapıyor, inceliyor veya inceletiyor,
ondan sonra bilirkişi raporu hazırlıyor. Doğrusu bu bilirkişinin
hazırladığı rapor ne içeriyor görmüş değilim, ondan haberim
yok. Tabii şu anda henüz Ergenekon ile ilgili gerekçeli kararı
veya gerekçeyi görmüş değiliz. Böyle bir durum da söz konusu.
Bu konuyla ilgili bu noktada herhangi bir açıklama yapmamız
da mümkün değil."
-"TMK kaldırılacak"
Adalet Bakanlığının yeniden yargılanma sürecini değerlendirdiğini ve bu konu üzerinde çalışmalarını yaptığını anlatan Erdoğan, şöyle devam etti: "Muhtevası ne olacak, nasıl olacak,
mesela burada sadece bir şeyi açık söyleyebilirim; özel yetkili
mahkemeler, bunu kaldırmayı kesinlikle hedeflemiş durumdayız. TMK'yı aynı şekilde kaldırmayı ama buradaki şeyleri Türk
Ceza Kanunu'na aktarılması gereken maddeleri, oraya aktarma
gibi bir hedefimiz var ve Özel Yetkili Mahkemeleri kaldırarak
bu mahkemeleri tamamıyla ağır ceza mahkemelerine, bunları
buradaki hangi dosyalar nerelerdeyse, bunları o mahkemelere
devretmek suretiyle artık bu süreci kapatmış olacağız. Böylece
sadece 133 ağır ceza mahkemesi var şu anda yanılmıyorsam, 8
yetkili mahkeme var, 8 mahalde, dolayısıyla 133 ağır ceza mahkemesiyle artık bundan sonra bu süreci sürdüreceğiz. Böyle bir
dönemi başlatıyoruz."
"İran ile Türkiye arasındaki ticaret işbirliği arasına ne gibi
engeller görüyorsunuz unların kaldırılması için neler yapılması
gerekiyor?" şeklindeki soru üzerine de Erdoğan, şunları söyledi:
"Sebebi birinci derecede özellikle bu yaptırımlar konusuydu.
Tabii bir dünya ülkesiyiz. Bu yaptırımların uygulanabilirliği uygulanamaz yanı vesairesi, bunlar üzerinde çok durduk ve hassasiyetle bu süreci işlettik ve geldiğimiz nokta şu anda bu. Yeni
atılan adımlarla tabii bu dönem biraz daha farklı olacak. Dolayısıyla bunları aramızda görüşeceğiz. Atılması gereken adımları
da atacağız."
-"Sinyaller gelmeye başladı"
Erdoğan, "Başbakanlık Teftiş Kurulu'nun Başbakanlık ofisindeki dinlemelerle ilgili raporu tamamlandı mı? Size ulaştı
mı? Bizimle paylaşacağınız bilgiler var mı" şeklindeki soru üzerine de "Sinyaller gelmeye başladı" yanıtını verdi. "Yeniden yargılamalar çerçevesinde İzmir'deki casusluk davasında bir sanık
avukatı, sizin Malezya'ya ziyaretiniz esnasında, 'içeride yatan
çok günahsız kişi var' sözünüz ve Danışmanınız Sayın Yalçın
Akdoğan'ın, 'milli orduya kumpas kuruldu' yazısını hatırlatarak tanık olarak dinlenmenizi istedi. Yeniden yargılama gündeme gelirse avukatların böyle bir
talepte bulanacağı iddialar var. Bu çağrılara karşı
tavrınız ne olacak" şeklindeki soruyu şöyle yanıtladı: "Ben tabii önümde bu tür çağrılara yönelik
herhangi bir gerekçeli veya bir geniş metin görmedikten sonra karar vermem mümkün değil.
Önce bunları görmem lazım. Neye dayanarak
bunları söylüyorlar. Bunları
gördükten sonra ancak bir değerlendirme yapabiliriz, ona
göre de atılması gereken
adım varsa çekinmeden atarız."
Birtakım çirkin görüntü ve
ses kayıtlarıyla
AK Parti
Genel Başkanı ve Başbakan
Recep
Tayyip Erdoğan,
"İslam hiç
kimsenin
tekelinde
değildir.
Hizmet etmek, yardımlaşmak, paylaşmak, eğitim, bilim, talebe
yetiştirmek gibi kavramlar, insani kavramlardır; hiç kimsenin,
hiçbir örgütün ipoteği atına giremez" dedi. Erdoğan, partisinin
TBMM Grup toplantısında yaptığı konuşmada, cumartesi günü
iki önemli toplantıya katıldığını belirterek, Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından İslam Ansiklopedisi'nin tamamlanması vesilesiyle düzenlenen törende çok sayıda alim, bilim insanı, yurt
içinden ve dışından katılanlarla bir araya geldiğini söyledi. Diyanet İşleri Başkanlığı ve Türkiye Diyanet Vakfı'nın 30 yıllık
çalışmanın ardından muhteşem bir eseri ve medeniyet birikimini
insanlığın hizmetine sunduğunu kaydeden Erdoğan, hazırlanmasında emeği geçenlere teşekkür etti. Cumartesi akşam saatlerinde Milli İrade Platformu tarafından düzenlenen ve 150 sivil
toplum kuruluşunun katıldığı yemeğe iştirak ettiğini anlatan Erdoğan, eğitim, bilim, insan yetiştirme, yardımlaşma, dayanışma
gibi alanlarda çok başarılı çalışmalar yapan dernek, vakıf sendika, işçi ve işveren örgütlerinin böyle bir buluşma vesilesiyle
belki de ilk kez bir araya geldiğini vurguladı. Erdoğan, "Cumartesi akşamı bir araya gelen 150 sivil toplum teşkilatı, cemiyetimizin çok farklı kesimlerini temsil ediyor. Hemen hepsi
fikirleri, yöntemleri, tarz ve üsluplarıyla birbirlerine göre farkılık arz ediyorlar ama hepsi milli ve manevi değerlerimize sahip
çıkma, onları yayma ve yaşatmada aynı hedefe bakıyorlar" dedi.
Dershaneler tartışmasının ardından Hükümet'e yönelik insafsız saldırı başladığında bu STK'ların gazetelere ilan vererek insafsız saldırıya karşı iki ayrı bildiri yayınladıklarını hatırlatan
Erdoğan, şöyle konuştu: "Cumartesi akşamı bu 150 teşekkülün
gazetelerde dile getirdiği hissiyatı, bir kez de o salonda dile getirdiklerini gördük ve bundan da çok gerçekten çok mütehassıs
olduk. Tıpkı aziz milletimiz gibi, milletimizin temsilcileri olan
sivil teşekküllerin 17 Aralık darbe girişimi çok iyi tespit ettiklerini, saldırının asıl niyeti ve asıl hedefini çok iyi keşfettiklerini
görüyoruz. Bu 150 teşekkülün, vakfın paylaştığı ortak hissiyat
şu: Bir hareketin kendi ülkesine karşı bu kadar hasmane, bu
kadar haince tavır sergilemesi karşısında vakıflarımız, derneklerimiz, sendikalarımız ciddi rahatsızlık duyuyorlar ve bunu da
ifade ediyorlar. İslam hiç kimsenin tekelinde değildir. Hizmet
etmek, yardımlaşmak, paylaşmak, eğitim, bilim, talebe yetiştirmek gibi kavramlar, insani kavramlardır; hiç kimsenin, hiçbir
örgütün ipoteği atına giremez. Herkesi dışlayan, herkesi horlayan bir hareket tarzına asla bürünemez. Hele hele hizmet teşekkülü iddiasındaki hareketlerin işi gücü bırakarak adeta bir siyasi
parti gibi davranmaları, birtakım şantajlarla, birtakım çirkin görüntü ve ses kayıtlarıyla anılmaları asla kabullenilemez."
-"Örgütün üst yönetimi farklı yollara sapmış"
Erdoğan, Hazreti Peygamber'in de Hazreti Kur'an'ın da hiçbir hareketin, hiçbir oluşumun istismar edemeyeceği, üzerine
ipotek koyamayacağı, herkesin ortak kutsal değerleri olduğunu
ifade etti. Erdoğan, "Yakın dönemde yaşamış, ömrünü ülkesinin
zindanlarında geçirmiş, zindanlarda ömür tüketmek pahasına
dik durmuş, ülkesinde durmuş insanların, bilim insanlarının da
gönül insanlarının da istismarı bizim kabul edebileceğimiz bir
tavır değildir" dedi.
Başbakan Erdoğan, şöyle devam etti: "Bu malum örgütün
mensuplarına, samimiyetle, safiyane olarak, bu örgüt içinde yer
alan kardeşlerime özellikle seslenmek istiyorum: Bu örgütün
yönetimiyle mensupları arasında maalesef, çok büyük bir farklılık olduğu net bir şekilde ortaya çıkmıştır. Örgütün tabanındaki
mensupları samimi niyetler taşırken, böyle hareket ederken, son
derece açıktır ki örgütün üst yönetimi farklı yollara sapmış,
farklı hesapların, farklı gaye ve gayretlerin içine girmiştir.
Hizmet aşkı ile hareket eden, hizmet aşkı ile yollara çıkan,
hizmet aşkı ile kıtaları aşan nice samimi kardeşimize rağmen,
bu örgüt maalesef gitmiş uluslararası çevrelerin Türkiye düşmanlarının, büyük Türkiye hasımlarının maşası olmayı tercih etmiştir. Binlerce insanın gayreti, cehdi, mücadelesi uluslararası
karanlık çevrelere adeta peşkeş çekilmiştir. Bu örgütün mensubu
tüm arkadaşlarımızı bir anlık durmaya düşünmeye ve muhasebeye davet ediyorum. Kutsal Kitabımız Kuran'ı Kerim'in en çok
hatırlattığı, en çok sorduğu sorulardan bir tanesi 'akletmez misiniz?' Hiçbir kardeşim, hiçbir vatandaşım, en başta kendi iradesine ipotek koydurmasın. Hiçbir kardeşim, siyasi parti olmadığı
SiYAH MAVi KIRMIZI SARI
halde, siyaset yapan kapalı örgütlerin aldatmasına gelmesin, aldanmasın. Şu anda Anadolu'da, Trakya'da dünyanın birçok yerinde şahsımın, yol arkadaşlarımın, partimizin ve
hükümetimizin aleyhine akla hayale gelmedik tezviratlar yapılıyor. Biz bir siyasi partinin mensuplarıyız. Bizim her işimiz, her
hareketimiz şeffaftır, milletin önündedir. Bizim söylediklerimiz
milletin önündedir. Bizim yaptıklarımız, tavrımız, yapacaklarımız ve politikalarımız milletin önündedir. Terör konusunda, yolsuzluk konusunda, milli birlik ve kardeşlik süreci konusunda, iç
ve dış politikamız konusunda, şeffaf olarak milletin önündeyiz.
Seçimlerde de çıkıp milletin önünde kendimizi muhasebeye çekeceğiz. İşte şurada iki ay kaldı. Milletin önüne çıkmayanların,
milletin önünde kendisini muhasebeye çekemeyenlerin, şeffaf
değil kapalı olanların teşkilatlarına benim hiçbir kardeşim kulak
asmasın."
-"En büyük hırsızlık milli irade hırsızlığıdır"
Erdoğan, hırsızlığın, yolsuzluğun her türlüsünün kötü olduğunu, ancak en büyük hırsızlık ve yolsuzluğun, milli irade hırsızlığı olduğunu vurguladı. Milli iradeyi çalmaya kalkışan
birinin, başkalarına yolsuzluk ithamında, iftirasında bulunamayacağına dikkati çeken Erdoğan, "17 Aralık'ta milli iradeyi gasbetmeye çalışanlar, yolsuzluğun izini süremezler. 27 Mayıs'ta,
12 Mart'ta, 12 Eylül'de, 28 Şubat'ta milli iradenin çalınmasına
göz yumanlar; bu hırsızlığa, bu soygunlara alkış tutanlar, bugün
çıkıp da bize yolsuzluk çamuru atamazlar. CHP 27 Mayıs'ta mill
iradenin gasbedilmesine alkış tutmuş, destek vermiş ve o günden bugüne de çalmanın, çırpmanın, yolsuzluğun ve hırsızlığın
adresi olmuştur. Bize yolsuzluk iftirası atan, bu kaybedenler lobisine buradan bir kez daha söylüyorum: Eğer yolsuzluk yapan
görmek istiyorsanız, lütfen gidin aynaya bakın" diye konuştu.
Erdoğan, grup toplantısını dinleyen bir vatandaşın, "BBC de
görmüyor Sayın Başbakanım" diye seslenmesi üzerine, "Sadece
BBC mi? Wall Street Journal... Bu gazetelerin patronları kimler? Bu gazetelerin patronlarının sahipleri kimler? Geçenlerde
İngiltere'de benzer şeyi yaptılar. Cameron hemen gazeteleri kapattı. Ondan sonra Amerika'dan vurmaya başladılar. Zihniyet
aynı. Bu zihniyeti iyi tanımamız, iyi bilmemiz lazım. Bunlarla
kim ortak hareket ediyor? Kimler ortak davranıyor? Bunu çok
iyi takip etmemiz lazım" dedi.
Erdoğan, şöyle devam etti: "Kardeşlerim, bu ülkede milli
iradeyi her zaman bunlar çaldılar. Yetmedi, bu ülkenin kaynaklarını, bu ülkenin enerjisini bunlar hortumladılar. Hiçbir zaman
bunların hesapları, bunların defterleri kontrol edilmedi. Gözden
geçirilmedi. Şimdi kontrol edilmeye başlanınca, hoplamaya başladılar. Bakkal dükkanının defterleri kontrol edilecek, Maliye
'Ben kontrolümü yaptım...' Zaten 'Bunların toplam ödediği vergi
nedir?' diye sorsanız, yüzde 10, yüzde 15... Onu incelesen ne
yazar incelemesen ne yazar. Yüzde 85 öbür tarafta. Asıl bu
yüzde 85'i inceleyeceksin. Dürüst olan, samimi olan alkışlanır;
ama kaçak varsa kusura bakma, orada da gereği yapılır. Şu anda
Maliye bunları yapmaya başladı diye 'Büyük sermayeye gözdağı veriliyor...' Bizim büyük sermayeye gözdağı vermek diye
bir derdimiz yok. Biz diyoruz ki büyük sermaye düzgün davransın, samimi davransın. Ülkesini kalkıp da yurt dışına şikayet
etmek... Onları koy bir tarafa. Sen işini düzgün yap. İşini düzgün yaptığın sürece biz değerlendiririz. Ama yamuk yumuk
varsa kusura bakma orada da hesabımız var. Şu anda bize yolsuzluk iftirası, rüşvet iftirası atanlar, aslında çok büyük bir soygunu, milli irade hırsızlığını örtmek çabasının ve telaşının
içindeler. Belli kapalı oda toplantılarını şu anda yürütenler de
onlar. Ne için? Dertleri şu: 'Bizi rahatsız etmeyecek bir iktidar
gelsin. 'Bu seçim zaten yerel seçim. Buradan o beklediğiniz neticeyi alamayacaksınız. 30 Mart'ta da yine AK Parti, sandıklardan evelallah gümbür gümbür, ülkeyi aydınlatmaya geliyor,
gelecek."
-"Meşruluğumuzu milletten alıyoruz, sizden almıyoruz"
Bir gazetenin bugünkü manşetine dikkati çeken Erdoğan,
şunları söyledi: "Bugün bir gazete, 'en çok satan gazete', manşet
atıyor. Güya ben, Anamuhalefet'in İstanbul adayından çekinmeye başlamışım. Onun için dosyayı açıklamışım. Şimdi burada çok açık bir şey söylemek zorundayım. O gazetenin
patronu İstanbul Hilton Otel'in yanındaki bahçeye, inşaat yapabileceği düşüncesiyle onun özelleştirilmesine girmişti. Ama Büyükşehir Belediyemiz, buna müsaade etmiyor. Bu sefer gitti
Şişli Belediyesi ile anlaşma yoluna. Şişli Belediye Başkanı
çünkü bu işlerde mahirdir. CHP'de ihraç edilirken de bu tür klasör veya klasörler nedeniyle ihraç edilmedi mi? Yolsuzluk dosyası, yolsuzluk klasörü diye Anamuhalefet'in Genel Müdürü o
zaman onun önünde pozlar vermedi mi?
Hesap şu: Acaba İstanbul'u alabilir miyiz? Kulisler yapıldı,
bir yerlerde biraraya da gel. İstanbul'u alamazsınız. İstanbul
sizin ne olduğunuzu biliyor. Alamayacak. 'Acaba alabilirsem, o
zaman ben bu oteli büyütebilir miyim?' diyor. Büyütemeyeceksin. Niye? Onun üstünde bir de Çevre ve Şehircilik Bakanlığı
var. O yine bunu kontrol eder ve burada çevre katliamında sana
müsaade etmez. Kim çevreci, kim çevreci değil, bunlar ortaya
çıktı, çıkıyor. Türkiye'de artık milletin emanetine, hazinesine,
özellikle de milletin iradesine canı pahasına sahip çıkan bir iktidar var. Biz meşruluğumuzu milletten alıyoruz, sizden almıyoruz. Siyasetin de demokrasinin meşruiyet zemininde
yürütülmesi için azami dikkat gösteriyoruz. Bir kısım devlet kurumları içine sızan şebekelerin, çetelerin, millet iradesini gasbetmesine demokratik meşruiyeti sakatlamasına izin vermeyeceğiz.
Demokratik bir ülkede, ülkenin en temel sorunlarında kararı,
meşru siyasi aktörler verir. Bu ülkenin, temel sorunlarında, mesela dershaneler meselesinde, mesela terör meselesinde, çözüm
sürecinde, Suriye meselesinde karar hakkı meşru hükümette
değil de birkaç polisin, savcının elinde mi olacak? Terör meselesinin nasıl halledileceğine siyaset değil de yargı mı karar verecek? MİT'in çalışmalarını millet değil, milli irade değil yargı mı
belirleyecek? Tarafsızlığını yitirmiş, adeta karanlık örgütlerin
dümen suyuna girmiş, milletin çıkarlarından çok örgütün çıkarlarını gözeten bir kısım yargı, millet adına karar verebilir mi?
Bakın, 'bir kısım' diyorum. Biz yargının bağımsızlığı mücadelesini referandumda sağladık. Ama bir şey daha söyleyeyim, yargı
sadece bağımsız değil, aynı zamanda tarafsız olacak. Hem bağımsız, hem tarafsız. Biz yargıyla değil, yargı içine sızmış, yargı
mensuplarını da baskı altına alan, onlara da şantaj yapan, yargının tarafsızlığına gölge düşüren bir örgütle mücadele ediyoruz."
(AA)
"Hizmet aşkı ile hareket eden,
hizmet aşkı ile yollara çıkan, hizmet
aşkı ile kıtaları aşan nice samimi
kardeşimize rağmen, bu örgüt
maalesef gitmiş uluslararası
çevrelerin Türkiye düşmanlarının,
büyük Türkiye hasımlarının maşası
olmayı tercih etmiştir"
"Ülkelerimiz arasındaki temasların
yoğunluğu, seviyesi ve içeriği,
İran'la ilişkilerimizin geleneksel
komşuluk ilişkilerinin ötesine
taşındığının bir göstergesidir"
"Özel Yetkili Mahkemeleri
kaldırarak bu mahkemeleri
tamamıyla ağır ceza mahkemelerine, bunları, buradaki hangi
dosyalar nerelerdeyse, bunları o
mahkemelere devretmek suretiyle
artık bu süreci kapatmış olacağız"
''HSYK düzenlemesine ilişkin farklı
teklifler gelmedi. Muhalefetin bu
konuyla ilgili bize bir sorun çözme
noktasında hiçbir teklifi yok.
Anayasa değişikliğine zaten 'hayır'
dediler. Yasal düzenleme yapalım,
yasal düzenlemeye de maalesef
yanaşmadılar''
AK KÖŞE
Sedat
KAYA
[email protected]
HÜKÜMET VE CEMAAT
DERKEN !!!
Ülkemizin üzerindeki son dönemde yaşananları, gerçekten
üzülerek izliyoruz...
Ancak üzüldüğümüz en büyük sorun ise, ülkemizin birliği
ve dirliğinin zedelenmesi ve ekonomi olarak ta, büyük bir
zarara uğraması gerçekten çok vahim bir durum....
Baktığımızda herkes bir şeylerle uğraşırken, asıl en büyük
kaybımızı görmezden geliyoruz...
Hükümete ve Cemaate, gerçekten muhafazakar ve dindar
bir kesimin desteği ile güçlü bir duruma gelmiş ve bu güçlü durumun mimarları çatışırken, her iki tarafa gönül vermiş kişilerin
en büyük ayrışmaya gittiğini görüyoruz...
Fitne ve fesat aldı başını gidiyor...
Buna hiç kimse dur demek yerine, Hz. İbrahim'in ateşe atılması için odun atanlardan günümüzde de, çoğalmış ama
farkında olamamışız...
Ateşe körükleyen o kadar etken ve kişi var ki! inanın bazen
nasıl bir Müslüman ülkede yaşadığımızı düşünür hale geldik...
Burada yaşanan olaylarda, hükümetin ne yaptığını ve ne de
cemaatin yaptığı beni ilgilendirmiyor...
Beni en çok ilgilendiren husus, Müslümanların bu tavrı ve
yaklaşımı...
Her yerde dedikodu ve her yerde Müslüman kardeşi Müslüman kardeşine gözlük üzerinden bakar oldu....
Uyanın artık bizler nereye gidiyoruz…
Maşallah herkesin bir tarafı olmuş, asıl taraf olunacak yerden uzaklaşmaya doğru yol almışız…
Baktığımızda tüm dünyada Müslümanlar eziyet çekiyor ve
zulüm içerisinde, bizler ise bunu gördüğümüz halde nedense bizlerde kendi kendimize zulüm ve eziyet çektiriyoruz…
Kibir ve gururu bir an önce içimizden def etmemiz
gerekiyor…
Herkes haklı, herkes suçlu, bunun hiç ortası yok mu ?...
Sağcı ve solcu diyerek asıl amaç , Müslümanları birbirinden uzaklaştırmaktı…
Sünni ve alevi diyerek asıl amaç, Müslümanları birbirinden
uzaklaştırmaktı…
Türk ve kürt diyerek asıl amaç, Müslümanları birbirinden
uzaklaştırmaktı…
Ve benzeri amaçlar her dönem bizim yakamızdan
düşmemiştir…
Bugün ise Hükümet ve Cemaat diyerek amaç farklı mı
sizce?...
Amaç aynı amaç, Müslümanları birbirine düşürmek…
Son zamanlarda Müslüman ülkelerde yaşananlar bunun bir
göstergesi değil mi?...
Bırakın artık bu tür oyunlara gelmeyi…
Baktığımızda içimizde hepimiz çok akıllıyız…
Oyunlara gelince hepimiz deliyiz…
Uyanın artık…
Asıl amaç hükümet ve cemaat değil, siz henüz daha anlamadınız mı?...
Saygılarımla
SAYFA 10
SONDAKiKA GAZETESİ >>
O yasayı 'paraleller' mi çıkardı?
Eğer bugünlerde 'Hükümet medyası'nın yalanlarına cevap vermeye kalksak herhalde her gün ayrı bir ek çıkarmamız gerekirdi.
Açıkçası yazılan yalanları ve çarpıtmaları Türk milletinin irfanına havale edip işimize bakalım diyorduk.
Fakat gelinen noktada mesele artık yalan/çarpıtma/iftira
olayının çok ötesine geçti.
Malum olduğu üzere Türk medyasında 'yüzergezer bir
kadro' var.
Menfaatleri nereyi gerektirirse çadırını oraya kurar, 'ihtiyaca göre' yazar, çizer hatta saldırırlar.
Onlar açısından sorun yok.
Ballı maaşlarını aldıkları sürece işlerini yaparlar. Asıl
sorun, onları 'karşı tarafa saldırması için' tutan zihniyette.
Bu girişi yaptım ama yazının konusu başka.
Aşağıda adım adım anlatacağım olay ile birlştirmeyi ise
yazının sonunda yapacağım.
Bir banka nasıl kurtarıldı?
Mustafa Süzer'e ait Kentbank'a (1991'de kurulmuştu)
2001'de 'mali bünyesindeki zayıflık' iddiasıyla el kondu.
Süzer ise 'haksız el koyma' gerekçesiyle Danıştay'da iptal davası açtı.
Danıştay'ın en üst karar organı olan İdari Dava
Daireleri Kurulu 11 Aralık 2003'te 'el koymanın haksız
olduğuna ve bankanın iadesine' karar verdi. BDDK da
'haklısınız' dedi ama ne bankayı iade etti ne de yeniden
bankacılık lisansı verdi.
10 DÜŞÜNENLERİN DÜŞÜNCESİ
Adem Yavuz
ARSLAN
BUGÜN GAZETESİ
Bunun üzerine Süzer 2005'te AİHM'e gitti ve 2012'de
mahkeme Süzer lehine sonuçlandı.
Söz konusu karar üzerine Süzer Grubu ile BDDK
masaya oturdu. Süzer tazminat talebinden vazgeçerse BDDK da ceza davasındaki şikâyetinden vazgeçecekti.
Feragat dilekçesi BDDK başkanının imzasıyla mahkemeye gitti. Mahkeme başkanının kapsamlı şerhine karşın
karar 2'ye karşı 1 oyla BDDK lehine çıktı ve dava düştü.
Ancak savcı 'Kamu borcundan feragat edilemez' diyerek
kararı temyize götürdü. 4 bakanlı mutabakat toplantıları
Bu aşamada ise devreye siyaset girdi. Çünkü hukuken
hükümet köşeye sıkışmıştı.
Başbakanlık'ta uzun toplantılar yapıldı.
4 bakan ve ilgili bürokratların katıldığı toplantılar sonucu Kentbank için formül üretildi.
24 Mayıs 2013'te, 5441 Sayılı Bankacılık Kanunu'na
geçici ek madde eklendi. Torba yasaya eklenen metin
madde adrese teslim yazılmıştı ve doğrudan Kentbank ile
ilgiliydi. 11 Haziran 2013 tarihli Resmi Gazete'de yayımlanan düzenlemeyle Kentbank krizi bizzat TBMM eliyle
çözüldü. Üstelik bu anlattıklarım sadece Kentbank olayında yaşanmadı. Benzer bir bankanın sorunu da bizzat
hükümet eliyle çözüldü. (Gerçi bugünlerde hükümet banka batırmaya çalışıyor ama bu başka bir konu.)
Gelelim bu hatırlatmaları neden yaptığıma.
Malum olduğu üzere Sabah ve Takvim gazeteleri
gazeteciliğin utanç vesikası olacak işlere imza atıyorlar.
m
t Oaab
ktkt73
r ru0cu
74
12eaP
7m
u0cu eu
eu
Yalan, andıçlama, çarpıtma ve hedef gösterme... Ne
ararsanız var. Kentbank olayını özetle anlattım. Konu bu
kadar açık ve net. Üstelik ilgili bilgiler Adalet Bakanlığı'nın web sitesinde bile var. Hal böyleyken Sevilay Yükselir, 4 Ocak'ta "Pensilvanya'nın gizemli konuğu kim"
başlığında bir yazı yazdı. Yükselir, bildik üslubuyla Süzer'in Cemaat tarafından kurtarıldığını ima ediyor.
Dava dosyalarından bihaber yazar 'Danıştay'ın enteresan kararı' diyerek de çarpıtmanın zirvesine çıkıyor.
Yükselir'e avukatlar gerekli cevabı vermişler. Yayınladıkları tekzip bunu gösteriyor.
Ancak benzer iddialar hükümet çevrelerinde de sıklıkla
dile getirilir oldu. Öyle ki Başbakan Erdoğan, cuma günü
TÜSİAD'ı adeta tehdit ettiği konşmasında da benzer
şeyler söyledi:
"Ananaslar geliyor, yargıda işler çözülüyor, bazılarının
işleri tıkır tıkır yürüyor."
Gelelim sadede.
Fethullah Gülen'i aylarca illegal dinlenmesi, arşivlenmesi, yandaş yazarlarına içeriğini sunulması skandalını bir
kenara koyalım. Bugün gözden kaçırabilirler ama tarih bu
skandalı unumaz. TUSKON'un açıkça söylemesine rağmen 'ananasın ananas olmadığını' iddia etmelerini de es
geçelim. Fakat 4 bakanın gece gündüz üzerinde çalıştığı,
BDDK'nın mutabakat için çırpındığını unuttunuz mu?
Hadi onları hatırlamadınız, Kentbank olayından kurtulabilmek için TBMM'den gece yarısı tek maddelik özel
düzenleme yaptığınızı da mı hatırlamıyorsunuz?
Her şey bu kadar açıkken bu çarpıtma neden?
Yoksa yolsuzlukları unutturmak için Ergenekon'a, Balyoz'a sarıldığınız gibi altında imzanız olan yasa düzenlemelerini de mi inkar edeceksiniz?
27.01.14
Üç eser
DİYANET neden siyasetten uzak durmalı, bir
kere daha görüldü.
Diyanet’in dünya çapında önemi olan üç büyük
eseri tanıtmak ve ilgili bilimadamlarına ödül vermek için düzenlediği tören, Başbakan’ın siyasi
konuşmasının gölgesinde kaldı.
Medya tabii bu konuşmayı öne çıkardı.
Muhafazakâr basında bile toplantının akademik amacı çok arka planda kaldı, hatta bazılarında söz
konusu eserlerin adlarından bile bahsedilmedi!
Diyanet İşleri Başkanı Sayın Mehmet
Görmez’in konuşmasını ben Diyanet’in internet
sitesinden okudum!
Diyanet belki de eserlerin önemini vurgulamak
niyetiyle böyle yaptı ama sonuç aksi oldu işte.
Törene konuşma yapmak ve ödülleri vermek üzere
mesela cumhurbaşkanı gibi partisiz ve yüksek bir
makam sahibi davet edilseydi, “ilim” böylesine
siyasetin gölgesinde kalmazdı.
Palandöken dağında
kavalımın sesi var
Dede Efendi
İnsanlar ilk kez Mars gezegenine gelmişlerdi.
Geldikleri füzenin “ekipaj”ı içerisinde pilotla bir hasta bakıcı; Marslılarla tanışmak için füzeden aşağı indiler.
Kendilerini “Dişi-erkek” 2 Marslı karşıladı:
- Bize buyurun da, birer kadeh “hoş geldiniz” içkisi içelim, dediler.
Marslıların evinde birer kadeh içilince de,
Güneş’imizin 4’üncü gezegenindeki sakinler gayet
sevimli bir gülücükle:
- Biz size, nasıl yaşıyorsak, ilk kez her şeyimizi
gösterdik, dediler. Siz de iyice şaşırdınız, afalladınız,
şoke oldunuz.
Uzay’da 3 saatlik bir yolculuk sonunda, pilotla
hasta bakıcının anlatacakları “çok özel ve bireysel”
kalacaktı.
Pilotla hasta bakıcı biraz bozulmuşlardı. Ancak
Marslılar öylesine ısrar ediyorlardı ki, ister istemez
çırılçıplak soyunmak zorunda kalmışlardı Dünya’da
çocuğun nasıl yapıldığını göstermek için. Ortak bir
orgazm yaşadıktan sonra:
- Yer küresinde çocuk böyle yapılıyor, demişlerdi.
Marslılar kahkahalarla gülüyor ve soruyorlardı:
- Peki çok hızlı sizinki; peki çocuk nerede?
Pilot:
- O da sizinki gibi, dedi; 9 ay 10 gün sonra...
Marslılar:
- Akıl alacak gibi değil, diyorlardı. O kadar geç
sonuç alınıyorsa, neden o kadar acele ve hışımla
hareket ettiniz?
***
Nasrettin Hoca’ya:
- Hoca, tıpkı maçlarda olduğu gibi, Parlamento’da
bacak kırma ve ambülânsla hastaneye gitme
başlamış. Sadece futbol maçlarında olduğu gibi, Parlamento’nun bahçesinde ambülâns bekletiliyormuş.
Sen ne diyorsun buna, diye sormuşlar:
- Şaşacak bir şey yok bunda. Kim, Parlamento’dan hastaneye birini götürse, sakatlananın yerine
geçebiliyor. İnkılâplar yapılırken İstiklal
Mahkemeleri’yle başlamış bir gelenek bu.
HANGİ ESERLER
Tanıtımı yapılan ve katkısı bulunanlara ödül
verilen üç eserden biri, sekiz yılda tamamlanan
“İstanbul Kadı Sicilleri”dir. Sosyal tarih ve hukuk
tarihi çalışmaları için değerli bir kaynaktır.
İkincisi, çok sayıda hadis uzmanı bilimadamının
çalışmasıyla on yılda tamamlanan “Hadislerle İslam” adlı eserdir. Bilgisayar çalışmasıyla hadisler
konulara göre tasnif edilmişti. Bilhassa çeşitli kaynaklardaki hadis rivayetlerindeki önemli ya da
küçük farklılıkları görmek bakımından önemlidir.
Üçüncüsü ve en önemlisi, otuz yıllık bir çalışmayla meydana getirilen “Türkiye Diyanet Vakfı
İslam Ansiklopedisi”dir, kısaltılmışı DİA...
Başkan Görmez’in belirttiği gibi, “Yüzyılın İslam kültür hizmeti” övgüsünü hak eden bir eserdir.
“Türk-İslam medeniyeti”ne ilişkin maddelere
özel öncelik verilmiştir.
İlk cildi 1988’de yayınlandı. Her bir cildi kabaca 600 sayfadır. Aralık 2013’da 44. cildin yayınıyla tamamlandı. Ansiklopedide 16 bin madde bulunmaktadır.
Keşke siyasetin gölgesinde kalmayıp iyi tanıtılabilseydi.
Tarihimizde tamamen telif bu çapta ilk büyük
ansiklopedidir. İslam dünyasında benzeri var mı,
bilmiyorum. Muazzam bir eser, emeği geçen
herkesi saygıyla anıyorum.
İnternette şu adresten istediğiniz maddeye ulaşabilirsiniz: http://www.tdvia.org/madde.php
Bu internet hizmeti için Diyanet’e teşekkür
ediyorum.
27.01.14
MİLLİYET GAZETESİ
Marslı:
- Gayet basit. Önce mutfağa geçelim, şimdi dikkatle bakınız, dedi.
Dişi Marslı bir bardak aldı, içine beyaz bir mayi,
arkasından da başka bir şişeden siyah bir mayi döktü
ve iyice karıştırdı. Sonra da:
- Gördünüz mü nasıl olduğunu, çok karmaşık
değildi. Öyle değil mi? Şimdi sadece 9 ay beklemek
kalıyor. Ya sizler, yer küresi üstünde nasıl yapıyorsunuz bunu?
Hadi, siz de gösterin.
HÜRRİYET GAZETESİ
DİYANET’İN ANSİKLOPEDİSİ
Türkiye Diyanet Vakfı tamamen telif bir İslam
Ansiklopedisi yayınlamaya 1980 yılında karar verdi. “Zamanlama manidar” safsatasına bakmayın
siz, darbeyle hiç ilgisi yok! 1983 yılında vakıf
bünyesinde “Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi müessesesi” kuruldu. İdare Meclisi üyeleri
Bekir Topaloğlu, Tayyar Altıkulaç, İsmail Erünsal
ve Genel Müdürü Halis Ayhan’dır.
Çetin
ALTAN
Pilot:
- Bize hemen her şeyi anlattınız, dedi. Sadece bir
konu hariç, ırkınızı sürdürmek için neler yaptığınızı
da öğrenirsek, çok makbule geçecek.
Taha
AKYOL
‘İSLAM ANSİKLOPEDİSİ’
Avrupa’da tanınmış tarihçi ve doğubilimcilerin
kaleme aldığı beş ciltlik muazzam İslam Ansiklopedisi, Hollanda’nın Leiden şehrinde 1908’de
yayınlanmaya başlandı, 1938’de tamamlandı. ‘Oryantalist’, hatta sömürgeci bakış açısının bazı etkileri olsa da büyük bir ilmi eserdir.
1939 yılında Milli Eğitim Bakanı Hasan Âli Yücel, bunun tercümesi, önemli maddelerinin
genişletilerek ve düzeltilerek yeniden yazılarak
yayımlanması için İstanbul Edebiyat Fakültesi’ni
görevlendirdi. İlim tarihçimiz Adnan Adıvar’ın
başkanlığında bir ilim heyeti kuruldu... Hepsini
saygıyla anıyorum.
İlk forma 1940’ta yayınlandı, 14 cilt olarak
1988’de, evet 1988’de tamamlandı!
Cumhuriyet’in kültür politikasındaki değişimler
bakımından da önemlidir, Reisicumhur İnönü de
bu yıllarda tarihçi Mükremin Halil Yinanç’tan,
“Anadolu Selçuklu Tarihi” yazmasını isteyecektir.
1930’lardaki “antropoloji”den “tarih”e yöneliş...
SİYAH MAVİ KIRMIZI SARI
“Uzay çağı”nda da ağırlığını yitirmeyen bir
atasözü:
“İt ürür, kervan yürür.”
Arife Kalender Önel’den bir şiirle bitirelim yazıyı:
Gül küstü
Gül küstü
Sevdası sökülmüştü topraktan,
Büyük bir göçtü
Yeniden aynı yere diktiler
Aynı suya değdi ayakları yeniden
Yaprakları yeşildi ya
Renk dilsiz
Goncalar kördü
26.01.14
Seçmen olmanın dayanılmaz karmaşıklığı
Nuriye
AKMAN
ZAMAN GAZETESİ
Seçime iki ay kaldı. Yolsuzluk ve cadı avı operasyonlarından başımız dönse de yavaş yavaş kime
oy vereceğimize karar vermek durumundayız.
Fakat son güne kadar suların durulmayacağı da
malum. Güç odakları, oyumuzun yönünü belirlemek
için hiçbir fedakârlıktan kaçınmayacak! Siyasi partiler, rakip adaylar hakkında az bilinen dosyaları
“cömertçe” paylaşacak. Zamanlama hep manidar olacak ama tercih yapmak da iyiden iyiye zorlaşacak.
30 Mart, belki de kafaların en karışık olduğu seçim
olarak htırlanacak.
Anket şirketlerinin verilerine daima mesafeli
oldum. Bunun bir nedeni, sonuçların anketi ısmarlayanın beklentilerine uygun olarak manipüle
edilebilmesi gerçeğiyse, ikincisi seçmenlere fazlasıyla genelleştirilmiş sorular yöneltilmesi. Oyların hangi
saiklerle şu ya da bu partinin adayına verileceği ile
kararsızların neden kararsız olduklarına dair detaylı
bilgi edinemiyoruz.
Bu süreçte ben en çok “Acaba kaç çeşit seçmen
tipi var?” sorusunun cevabını merak ediyorum.
Bunun için yararlanacağım bir kaynak bulamadığımdan, çevreme bu gözle bakıyor, medyayı bu hassasiyetle takip ediyor ve her girdiğim mekânda insanların düşünce kalıplarını bu yönüyle anlamaya
çalışıyorum. Tespit edebildiğim tiplemeler şöyle:
Partilerini futbol takımı gibi tutup aday olarak kim
sunulursa sunulsun ölümüne destekleyenler.
Eski seçimlerde asla fanatik davranmayıp, her
duruma uygun rasyonel kararlar üretebilen ancak bu
kez AKP her ne pahasına olursa olsun kaybetsinciler.
Düzen değişikliğinden hoşlanmadıkları için
AKP’nin adayı her ne pahasına olursa olsun kazanmalı, yoksa ülke elden gider diyenler.
Geçmişte AKP’ye oy vermesine rağmen, bu kez
yine kazansın ama mutlaka oy kaybetsin ve kendini
toparlasın deyip bu sonucu nasıl sağlayacaklarını
düşünenler.
AKP’nin kazanmasını istemekle beraber bunun
bedelinin yolsuzlukların üstününün kapatılması anlamına geldiğini düşünerek versem bir türlü, vermesem öteki türlü duygusunun pençesinde kıvrananlar.
Ağzıyla kuş tutsa AKP’ye oy vermediği ve vermeyeceği için öncelikle onun kaybetmesini isteyip ama kimin kazanacağı da umurunda olmayanlar.
AKP’ye yeniden nizam vermek isteyip, bunun da
ancak Tayyip Erdoğan’ın kaybetmesine bağlı
olduğunu düşünüp rakip partinin adayına oy verecekler. Topbaş’ı seviyoruz ama Erdoğan’ı istemiyoruz diyenler.
Gökçek’i sevmiyoruz ama Erdoğan kaybetsin istemeyizciler.
Sarıgül’den nefret etmelerine rağmen CHP’ye
mecburcular. CHP’ye kızgın olup da sırf Sarıgül için
sandığa gidecekler. Yedi göbek CHP’li olmalarına
rağmen, Sarıgül nefretiyle seçim sandığına gitmeyecekler. CHP’nin kemik seçmenlerinden biri olup da,
ülkeyi AKP’ye mahkum eden ana sebebin CHP
olduğunu düşünerek partilerinden vazgeçen ve oy
verebilecekleri bağımsız bir aday arayanlar.
“Sırrı Süreyya has adam ama kardeşim bu şehir
de Kürtlere teslim edilmez ki” diyenler.
“Sırrı’dan belediye başkanı olmaz ama Kürtlerin
eli güçlensin”ciler.
Hangi adayın kazanacağından ziyade bunun kendi kazancına nasıl yansıyacağını önemseyenler.
İktidar partisi mi kazansa daha iyi olur, muhalefet
mi, gerçekten bilemeyenler.
Kazananı da kaybedeni de hiç önemsemeyen bana neciler. Oy vermeyi vebal sayıp, o vebalin altına
girmekten kaçındıkları için sandık başına gitmeyecekler. Siyasi liderlerini, dinî bir lidermiş gibi algıladıkları için oylarının vebalini ona yükleyenler.
Yerel ve genel seçim tavırları tamamen farklı
olup şehre en iyi hizmeti vereceklerine inandıkları adayı destekleyenler. Bu seçimi genel seçimin provası
kabul edip, gelecekte koalisyon olsa fena olmaz galibacılar. Bu yüzden yerel seçimde kazanması zor
olan partiye destek verecekler. Bunlar da kendi aralarında gruplara ayrılıyor: AKP-CHP’ciler, CHP-BDP’(veya HDP)ciler, AKP-BDP’(HDP)ciler, AKPMHP’ciler, CHP-MHP’ciler.
Bu seçimi cumhurbaşkanlığı seçiminin provası
sayıp, AKP’nin hizmetlerinden memnun olmasına
rağmen Tayyip Erdoğan’ın Köşk’e çıkmasını istemedikleri için AKP adaylarının kaybetmesi gerektiğini düşünenler.
Adaylardan hiçbirini benimsemeyen fakat âdet yerini bulsun diye kendilerine bir ehven-i şer arayanlar. Daima kazanması en muhtemel adaya oy vererek
kaybedenler kulübüne dahil olma psikolojisinden kendilerini koruyan güç severler.
İyi olan kazansın, hayırlısı olsuna vurgun fairplayciler. Kendi başlarına karar veremeyip büyüklerinden ve eşlerinden işaret bekleyenler.
Kendi seçim tahminlerinin tutmasını isteyen iddiacı kumarbazlar.
Elbette ki, bunlardan hangi gruba girdiğimi açıklamayacağım. Peki siz bu listede kendinizi bulabildiniz mi? 28.01.14
SAYFA 11
Ocak2013
2014Perşembe
Perşembe
11 GÜNCEL730Şubat
Maliyetin altında satılan süt
üreticiyi tehlikeye sokuyor!
Ağustostan bu yana litresi 1 lira olan çiğ süt referans fiyatına 6 ay için 5 kuruş zam yapılması,
üreticileri memnun etmedi. TÜSEDAD Başkanı Yıldız, "Süt şu anda 24 kuruş, maliyetin altında
satılıyor. Anaç hayvanların kesilmesinden endişe ediyoruz" diye konuştu
Ulusal Süt Konseyi tarafından belirlenerek kamuoyuna ilan edilen çiğ sütreferans fiyatından üreticiler memnun
değil. Ağustostan beri çiğ sütün litresini
1 liradan alan sanayici, haziran ayı sonuna kadar sütün litresi için 1 lira 5 kuruş
ödeyecek. Gıda, Tarım ve Hayvancılık
Bakanlığı da süte litre başına 7 kuruş
prim desteği veriyor.
Açıklamalarda bulunan Tüm Süt, Et
ve Damızlık Sığır Yetiştiricileri Derneği
(TÜSEDAD) Başkanı Adnan Yıldız, 1 lira 5 kuruş olarak belirlenen referans fiyatın üreticiyi mutlu etmediğini söyledi.
Ağustos 2013 tarihinden bu yana referans fiyatın 1 lira olduğunu hatırlatan
Yıldız, "Süt şu anda 24 kuruş maliyetin
altında satılıyor. Anaç hayvanların kesilmesinden endişe ediyoruz" dedi. Üreticiyi zor günlerin beklediğini ifade eden
Adnan Yıldız, dövizdeki artış sebebiyle
yem fiyatlarına son 10 günde gelen zamların litre başına 5 kuruşluk artışı erittiğini söyledi. Ulusal Süt Konseyi'nin 6
aylık sütreferans fiyatını belirlemek için
ocak ayında iki kez toplandığını belirten
Yıldız, şunları söyledi: "Her iki toplantıya gitmeden önce 6 büyük yem fabrikasından fiyatları aldım. Dövizdeki
artış sebebiyle ilk toplantı ile ikinci
toplantı arasında yem fiyatları yüzde 7-8
oranında arttı. Geçtiğimiz ağustos ayından bu yana 1 lira olan çiğ süt referans
fiyatı ise 5 kuruş arttı. Birinci kalite ve
ikinci kalite yemin ortalama kilo fiyatı
85 kuruşa satılıyor. Üretici 1 litre süt sattığı zaman 1,5 kilogram yem alabilmesi
için sütün litresi 1 lira 36 kuruş olması
gerekiyor. Bakanlığın kilogram başına
verdiği 7 kuruşluk desteğe rağmen çiğ
süt, şu anda 24 kuruş maliyetinin altında
satılıyor."
Anaç hayvanlar kesilmeye başlandı
Zarar eden üreticinin, yasak olmasına
rağmen anaç hayvanları kesmeye
başladığını kaydeden Yıldız, benzer bir
durumun 2008-2009 yıllarında
yaşandığını, 1 milyondan fazla dişi hayvanın o dönem kesildiğini hatırlatarak,
"Devlet anaç hayvan kesim yasağı koydu
ama üretici 'kör oldu, topal oldu' diyerek
hayvanı kestiriyor. Yasağı aşmak için
hayvanın ayağına baltayı vurup 'topal
oldu' diyerek kestiriyor. Sanayici aynı
gemide olduğumuzu düşünmüyor. Günlük kazancın peşinde oluyor. 'Bugün ucuza alır, peynirimi yapar rafa koyarım'
düşüncesiyle hareket ediyor" diye konuştu.
Sanayici fiyatı uygun buluyor
Ulusal Süt Konseyi Başkanı Harun Çallı
ise fiyatların "uygun" olduğunu belirtti.
Kaliteli süt üretilmesi halinde litre fiyatının
1 lira 25 kuruşa kadar çıkabildiğini kaydeden Çallı, "Litre başına 1 lira 5 kuruşluk
referans fiyat büyük üreticilere göre iyi,
küçüklere göre kötü. İşini iyi yapan, yemini
zamanında alanlar için iyi bir fiyat, ama karı
az" dedi. Belirlenen referans fiyattan
çiftçinin zarar etmediğini dile getiren Çallı,
şöyle dedi: "Üretici yıllardır 'zarar ediyoruz'
diyor. Kimse yıllarca zarar eden bir işi yapmaz. Yemin kilogram fiyatı şu anda 90 kuruş. Sütü 1 lira 5 kuruştan satıyorlar. Gıda,
Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı'nın verdiği
7 kuruşluk desteklemeyle birlikte litresi 1 lira 12 kuruşa çıkıyor. Kaliteli süt üretirse
sanayicinin verdiği artı fiyatla litresi 1 lira
25 kuruşa kadar çıkıyor." (AA)
Delik kalpleriyle de kardeş oldular
İzmir'de yorgunluk şikayetiyle hastaneye
başvuran iki kardeşin kalbinin aynı noktasında
dünyada ender rastlanan "ikiz delik" ameliyatsız yöntemle tedavi edildi. Lise son sınıf öğrencisi 16 yaşındaki Mert Demirel, bir ay önce futbol oynarken çabuk yorulma ve çarpıntı
şikayetiyle Katip Çelebi Üniversitesi Atatürk
Eğitim ve Araştırma Hastanesi'ne başvurdu.
Doç. Dr. Cem Nazlı başkanlığındaki heyetin yaptığı
tetkiklerde hastanın kalbinde 2 santimetre büyüklüğünde
bir delik bulunduğunu saptandı. Açık kalp ameliyatına
gerek kalmadan kasıktan yapılan müdahaleyle delik kapatıldı. Mert Demirel'e konan tanı ve yapılan operasyon
sonrası aynı şikayetlere sahip 23 yaşındaki üniversite son
sınıf öğrencisi kardeşi Mehmet Can Demirel de aynı hastaneye başvurdu. Yapılan tetkiklerde kalbin aynı bölgesinde, aynı büyüklük ve çapta delik saptandı. Kardeşinden 15 gün sonra aynı operasyonu geçiren Mehmet Can
Demirel de dün sağlığına kavuşarak taburcu edildi.
Konuyla ilgili AA muhabirine açıklama yapan Doç. Dr.
Nazlı, kalbin sol ve sağ kulakçığı arasındaki deliklere sık
rastladıklarını, ancak bu olayda iki kardeşin doğuştan
kalbin aynı bölgesi, aynı zarı ve aynı büyüklükte deliğe
sahip olduğunu saptadıklarını ifade etti.
"Dünya literatürüne baktığımızda bugüne kadar
bildirilmiş böyle bir olayın olmadığını gördük. İlk kez iki
insanın aynı noktada ve büyüklükte delikleri olduğu
görüldü. Bu durum bizi çok şaşırttı. Kesin bir şey söyle-
mek mümkün değil ama bunun genetik kökenli bir durum
olduğunu düşünüyoruz" diye konuşan Doç. Dr. Nazlı,
çocuk yaşlarda çok fazla şikayete neden olmayan deliklerin kalpte temiz ve kirli kanın karışmasına neden
olduğunu, bunun da ileriki yaşlarda önemli sağlık riskleri
yaratabildiğini kaydetti. Kapatılmayan deliklerin kalp
büyümesi, ritim bozukluğu hatta felçle sonuçlanan olaylara
neden olabileceğini anlatan Nazlı, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Deliklerin erken yakalanması önemli. Çocuklarda çok
büyük değilse şikayete neden olmaz. Ama dikkatli bir
çocuk hekimi hastayı dinlerken hastada üfürüm saptaması
veya elektrosunda bir bulgu saptamasıyla fark edilebilir.
Erken dönemde kapatılırsa gelecekte hiçbir problem yaratmaz. Ama geç yaşlarda, özellikle 40 yaşından sonra
şikayetler başlar. Çarpıntı, nefes darlığı, yorgunluk gibi
şikayetler oluşabilir. Çok nadir olarak kalpte oluşan
pıhtının delikten geçerek beyne gitmesiyle felce neden olabilir. Bu en korktuğumu tablodur. Bu yüzden tedaviyi 40
yaşına bırakmadan tepsit edip, deliği bir şekilde kapatmak
gerekiyor. Deliğin hangi yöntemle kapatılacağı deliğin yerleşimi ve çapıyla ilgili. Uygun ise ameliyatsız olarak kasıktan girerek yapılan işlemle bu işlem 2 günde bitiyor. Ancak
ameliyat önetim kesin çözümdür, riski çok düşüktür,
ülkemizde yüksek başarıyla uygulanmaktadır."
Mehmet Can Demirel ise kardeşine yapılan operasyon
sonrası kendisinin de benzer şikayetlerinin bulunduğunu
görerek hastaneye başvurduğunu, kardeşiyle aynı noktada
ve büyüklükte deliğe sahip olmasının bir mucize olduğunu
ifade edildiğini belirterek, "İki hafta arayla deliklerimizden
kurtulduk. Bu tarihleri doğum günlerimiz olarak ilan ettik"
dedi. (AA)
Bu Mehter takımında kös
döven, zil çalan kızlar var
Kumluca Anadolu Öğretmen
Lisesi'nde kurulan Mehter
takımında yer alan kız öğrenciler
dikkat çekiyor. Türk kültürünün
bir parçası, dünyanın en eski
askeri bandosu olarak bilinen
Mehter geleneği yaşatılarak gelecek nesillere aktarılmaya
çalışılıyor.
Bu amaçla Kumluca Anadolu
Öğretmen Lisesi öğrencileri
tarafından kurulan Mehter
takımında kız öğrenciler de bulunuyor. 24 öğrenciden
oluşan Kumluca Anadolu
Öğretmen Lisesi Mehter
takımı, kendi okullarının
yanı sıra okul dışından gelecek özel gösteri teklifleri için çalışmalarını aralıksız sürdürüyor. Takımdaki 10 kız öğrenci arasında mehter başı görevinde
bulunanın yanı sıra kös ve
zil kullanan da var. Kumluca Anadolu Öğretmen Lisesi Müdürü
Mehmet Ali Girgin, AA
muhabirine yaptığı açıklamada,
değerler eğitimi kapsamında
kültürlerinin bir parçası olan
Mehter takımını kurmak ve bu
güzelliği gelecek nesillere aktarmak istediklerini söyledi. Okulda
yeni kurulması dolayısıyla
Mehter takımını oluşturacak
öğrenci sayısında sıkıntı
yaşayınca bazı kız öğrencilerin
takıma katılmak istediklerini dile
getiren Girgin, yapılan çalışmalar
sonunda hem kız hem erkek
öğrencilerle güzel bir Mehter
takımının ortaya çıktığını kaydetti. Müzik öğretmeninin çalıştırmasıyla Mehter takımının güzel
bir oluşum meydana getirdiğini
ifade eden Girgin, "Mehter
takımımız okulumuzun değişik
etkinliklerinde gösteri sunabiliyor. Takımımızı kurarken, sadece
erkek öğrencilerimizden oluşacağını sanıyorduk ancak kız
öğrencilerimiz de çalışmak istedi. Kız öğrencilerimiz de erkek
öğrencilerimiz kadar başarılı
oldu. Takımımızın hemen hemen
yarısı kız öğrencilerimizden
oluşuyor" dedi. Mehter takımını
canlı tutmak adına her yıl okula
yeni gelen öğrencilerden takviye
aldıklarını anlatan Girgin, ayrıca
her zaman gösterilere hazır olabilmeleri için rutin çalışmalar
gerçekleştirdiklerini belirtti.
Mehter başlarından biri kız
Mehter takımında mehter başı
olan kız öğrencilerden Handenur
Duran da takımda görev almaktan mutlu olduğunu söyledi. Şu
ana kadar kız mehter başı duymadığını dile getiren Duran, bu
görevi çok istediğini belirtti. Duran, "Mehter takımında yer almamı ve mehter başı olmamı
ailem de destekledi. Çevremden
olumlu tepkiler aldım. Mehter
başı olmaktan dolayı çok mutluyum, Takımım da benden
memnun. Ömrümün sonuna
kadar mehter takımlarına destek
sağlayacağım. Mehteri yaşatmak
için çaba harcayacağım" diye
konuştu. Mehter takımının erkek
mehter başı Salih Şahin ise
okuldaki kız arkadaşının mehter
başı görevini kendisinden daha
iyi yaptığı için kıskandığını ancak takım olarak güzel bir şekilde çalışmalarını yürüttüklerini
söyledi. Mehterin yaşatılması,
kız arkadaşlarının çalışmaya
destek olmalarından dolayı mutlu olduklarını dile getirdi. (AA)
Şubat’ta yeni
araba vapuru
geliyor
İzmir Büyükşehir Belediyesi,
kentteki deniz ulaşımının geliştirilmesine yönelik çalışmalarını
sürdürüyor. Bu kapsamda İzmir
Büyükşehir Belediyesi İZDENİZ A.Ş
çıktığı ihale ile 3 yıl süreyle İzmir
Körfezi’nde sefer yapacak, Mavi
Körfez araba vapurunu 5 Şubat’ta
hizmete almayı planlıyor. Gelibolu
tersanesi ile kira sözleşmesi imzalayan İZDENİZ A.Ş yetkilileri, yeni
inşa edilen Mavi Körfez araba vapurunun sertifikalarının tamamlanmasının ardından Şubat ayı başında Bostanlı–Üçkuyular hattında
çalışmaya başlayacağını belirtti.
Yeni araba vapuru 350 kişi ve 55
araç taşıma kapasitesine sahip ve
12 knot hızında. Öte yandan
geçtiğimiz 10 Ocak tarihinde arıza
nedeniyle seferden çekilen Eminönü araba vapurunun bakım
çalışmaları sürüyor. Arızanın giderilebilmesi için geminin havuzlanması gerektiğini belirten İZDENİZ
yetkilileri, İzmir Askeri Tersanesi
bünyesindeki havuzun hasar
görmesi nedeniyle bölge içindeki
diğer tesislerden yararlanma
konusunda görüşmelerin
sürdürüldüğünü belirtti. Yeni araba
vapurunun gelmesi ve Eminönü
araba vapurunun onarımının
gerçekleştirilmesi ile seferlerin sıklaşarak düzene gireceği açıklandı.
(HABER MERKEZİ)
Soldan sağa
1. Kötü bir davranış veya sözü cezalandırmak için kötülükle karşılık verme isteği ve işi, intikam...
Herhangi bir yerin dağlarını, ovalarını, platolarını, akarsularını, göllerini gösteren harita... 2. Oğul, evlat
(eski)... Tarih öncesi tanrılarının efsaneli serüvenlerini anlatan ve bir topluluğun duygularını, anlayışını
ve özlemlerini göstermesi bakımından değeri olan hikâyeler, mitoloji (eski)... Eşi olmayan, biricik,
yegâne... 3. Bütün atomlarda bulunan negatif yüke sahip temel parçacık, pozitron karşıtı... Bükerek germek için iki kat edilmiş bir ipin ucuna geçirilen tahta parçası... 4. Alüvyon... Ortalamak işi... Nikel elementinin simgesi... 5. Alçak, kötü, kişiliksiz (kimse)... Hidratlı doğal kurşun sülfat... 6. İkileme işi
yapılmak... Din işlerini devlet işlerine karıştırmayan, devlet işlerini dinden ayrı tutan... 7. Bir iş veya
sorun hakkında düşünülerek verilen kesin yargı... İnsanlarda, hayvanlarda deri ile kemik arasındaki kas
ve yağdan oluşan tabaka... Tek parça deri veya uzun esnek bir değneğin ucuna sırım bağlanarak
yapılmış vurma aracı... 8. Olağandan daha hacimli, olağanı aşan büyüklüğü olan, ince karşıtı... Metneryum elementinin simgesi... Silisyum elementinin simgesi... Birbiriyle iyi anlaşan iki yaşlının baş
başa kalışını anlatan ".... ile Büdü, Şakire Dudu" deyiminde geçen bir söz (halk ağzı)... 9. Şal taklidi kumaş (eski)... Demir elementinin simgesi... Çıkarma, dışarıya atma... 10. Yüz kuruş değerinde Türk para
birimi, teklik... Yenilenmek durumu... 11. Başoyuncu (erkek)... Turpgillerden, yaprakları salata olarak
yenen baharlı bir bitki... 12. İlenme, beddua... Karnabahar (eski)... Genellikle içine sulu şeyler konulan
metal vb.nden yapılmış kap... 13. Doğaüstü varlıklarla ilişki kurma sanatı... Gaz lambasının gazın yanması için üzerinde fitil bulunan ağzı... 14. Çocuğu olan kadın, anne... Kartalgillerden, ava alıştırılabilen
küçük bir yırtıcı kuş, akkuş... Akma işi... 15. Birleşikgillerden, baharda buğday tarlalarında mor renkli
çiçekler açan bir bitki, belemir, peygamber çiçeği, acımık... Tellür elementinin simgesi...
Yukarıdan aşağıya
1. Genellikle bir tane dikilen ve özel kesimlere sahip giysi... Baklagillerden, odunundan kırmızı
boya çıkarılan bir ağaç... 2. Böğürtlen, ahududu gibi küçük, dalları dibinden çatallanan ve sapları odunsu bitki... Yaprakları koyu yeşil olan bir tür lahana... 3. Değdirilme işi... Şahin, köpek vb. hayvanları
avcılığa alıştırma işi (eski)... 4. Bozma, feshetme, kesme, ayırma, koparma (eski)... Gözde sarıya çalan
kestane rengi... İri taneli bezelye... 5. Bilgisayar yazıcısı veya fotokopi makinesinde kullanılan toz durumundaki mürekkep... Daha çok gemilerde görülen bir tür hamam böceği... 6. Altından yapılmış (eski)... Gam dizisinde re ile fa arasındaki ses ve bu sesi gösteren nota işareti... Torbalı balık ağı... 7. Kırmızı, acı biber (halk ağzı)... Kabarma... Belli bir noktaya göre olan yer, taraf... Manganez elementinin
simgesi... 8. Küçük kanal... Hakkından kendi isteğiyle vazgeçme... 9. Köpek... Uzak Doğu’da yetişen
Amerika elmasından çıkan zamk... Teklik ikinci kişiyi gösteren söz... Dumanı ocaktan çekip havaya
vermeye yarayan yol... 10. Sünnet etme (eski)... Anlam bakımından birbirleriyle ilgili cümleleri birbirine bağlayan bir söz... Özür dileme (eski)... 11. Hoş kokulu... Yazı veya sözle verilen, gönderilen bilgi, mesaj... 12. Bir işten elde edilen iyi sonuç, fayda, avantaj... Önüne geldiği ismin benzerlerini “teker
teker hepsi, birer birer hepsi, birer birer tamamı” anlamıyla kapsayacak biçimde genelleştiren söz... Osmanlı Devleti'nde Macaristan ve Hırvatistan'da sancak beylerine ve küçük prenslere verilen unvan...
13. Verme, ödeme (eski)... Güdüm bilimi... 14. İlgili olduğu spor dalında teknik açıdan uzmanlığı bulunan kişi... Ölen bir kimsenin gençliğini, güzelliğini, iyiliklerini, değerlerini, arkada bıraktıklarının
acılarını, büyük felaketlerin acılı etkilerini dile getiren söz veya okunan ezgi, yazılan yazı, sagu, mersiye... 15. Bir dinin öğrenilmesi gereken inançlarının
ve tapınma kurallarının tümü... Çiçeksimek işi veya
sonucu...
>
>
SONDAKiKA GAZETESİ >>
SİYAH MAVİ KIRMIZI SARI
Dünkü
bulmacanın
cevap
anahtarı
SAYFA 12
SONDAKiKA GAZETESİ >>
ACİL TELEFONLAR
İtfaye
AKS110
Acil Yardım
Polis İmdat
Elektrik Arıza
Jandarma İmdat
İZSU Su Arıza
Doğalgaz Acil Müdahale
Cenaze Hizmetleri
Sahil Güvenlik
Orman Yangınları
110
110
112
155
186
156
185
187
188
158
177
YANGIN TELEFONLARI
İzmir
Karşıyaka
Kadifekale
Bornova
Bostanlı
Buca
Karabağlar
Çamdibi
Çiğli
Balçova
Evka 4
Evka 1
Gaziemir
Hatay
Narlıdere
Güzelbahçe
110
372 58 74
225 49 99
388 10 03
386 17 86
487 13 61
237 13 07
433 65 59
376 73 23
278 76 02
351 09 04
452 24 77
251 00 44
250 86 40
238 35 97
234 25 34
HASTANE TELEFONLARI
-Devlet HastaneleriAliağa
616 87 87
N.S. İşgören Alsancak
463 64 65
Alsancak Acil Servis
Ağız ve Diş Sağlığı
422 00 76
Alsancak Diş Hast.
464 78 62
Atatürk Devlet
244 44 44
Behçet Uz
489 56 56
Bornava Dev. Hast.
375 58 58
Bozyaka Eği. Hast.
250 50 50
Buca S.D. Hastanesi
452 52 52
Çeşme A. Çizgenakat
712 07 77
Foça
812 14 29
Göğüs Hastanesi
433 33 33
Konak Diş Hastanesi
441 81 81
Karşıyaka
366 88 88
Çiğli Dev. Hastanesi
376 23 33
Menemen Dev. Hast.
832 58 59
Nejat Hepkon
Seferihisar Hastanesi
743 20 10
Selçuk Dev. Hast.
892 70 36
Urla Dev. Hastanesi
752 10 04
Tepecik Dev. Hast.
469 69 69
-Belediye HastaneleriEşrefpaşa Bel. Hast. 293 80 00
-Özel HastanelerAnadolu Tıp Merkezi
272 00 11
Agora Tıp Merkezi
425 73 73
Atakalp Kalp Hastanesi
483 14 14
Atakent Tıp Merkezi
336 11 95
Atagöz Göz Hastalıkları 435 35 35
Atafizik, Fizik Ted. Mer.
231 25 15
Batıgöz Hastanesi
489 03 03
Bornova Tıp Merkezi
388 20 40
Bornova Özel Tıp Mer.
343 23 50
Bornova Özel
Sağlık Tıp Merkezi
339 77 83
Buca Tıp Merkezi
438 14 14
Buca Sağlık Merkezi
438 06 20
Central Hospital
341 67 67
Can Tıp Merkezi
232 13 48
Caner Göz Merkezi
278 81 11
Çağdaş Tıp Merkezi
285 95 95
Çankaya Tıp Merkezi
425 31 31
Çesav Tıp Merkezi
362 67 67
Çeşme Sissus Has.
723 05 55
Çınarlı Hastanesi
462 27 27
Çiğli Özel Sağ.
386 26 16
Diyabet Hastanesi
449 13 19
Diamed Dah. Dal Mer.
465 27 37
Doğa Tıp Mer.
244 16 16
Dr. Sıhhat Tıp Merkezi
367 67 47
Efes K.B.B. Merkezi
446 15 16
Ege Sağlık Hastanesi
463 77 00
Ege Tüp Bebek Merkezi 445 31 45
Egeria Çocuk Sağlık
Hastanesi Dal Merkezi
489 35 35
Ekol K.B.B. Dal Mer.
386 55 05
Ekol K.B.B. Şube
369 89 65
El ve Mikro Cerrahi
441 02 21
Gazi Kent Tıp Merkezi
252 45 00
Gaziemir Tıp Merkezi
251 47 67
Hayat Hastanesi
441 41 96
İzmir Hastanesi
483 31 31
İrenbe Tüp Bebek Mer.
464 58 88
441 41 70
Karataş
Karşıyaka Tıp Merkezi
369 00 91
12 GÜNCEL
SİYAH MAVİ KIRMIZI SARI
30
17 Ocak
Şubat2014
2013Perşembe
Perşembe
Kaplama lastik
kullanmak suç değil,
yolcular emniyet
kemeri takmalı
Türkiye Otobüsçüler Federasyonu (TOFED) Genel Başkanı Mehmet Erdoğan, Kayseri’de
21, Sivas’ta 9 kişinin ölümüyle sonuçlanan otobüs kazalarında yalnızca otobüs sahibi ve
sürücülerini suçlamanın haksızlık olduğunu söyledi. Erdoğan, "Biz, öncelikle can taşıyoruz, bunun farkındayız. Sonra bizim malımız da kıymetli. Her aracımız 1 milyon lira
değerinde. İki kaza sonrası tüm sektör suçlanıyor, bu yanlış. Tüm araçlarımızda, tüm
koltuklarda emniyet kemeri var, ancak yolcularımız takmıyor." dedi
Türkiye genelinde şehirlerarası toplu
taşıma hizmeti veren 343 firma bünyesinde
7 bin 850 otobüs günde 17 bin, yılda 5 milyon seferde 200 milyon yolcu taşıyor. Ülke
genelinde bin 515 turizm firmasında 34 bin
otobüs de ‘D2’ belgesiyle şehirlerarası yollarda hizmet veriyor. Geçtiğimiz günlerde
Kayseri’de 21, Sivas’ta 9 kişinin ölümüyle
sonuçlanan trafik kazalarında, ‘kaplama
lastik’ ile kış lastiği ve otobüs sürücülerin
uyuduğu iddiaları tartışma konusu oldu.
ÖN LASTİKLERDE
KIŞ LASTİĞİ ŞARTI YOK
Kaplama lastik kullanımının suç olmadığının altını çizen TOFED Genel
Başkanı Mehmet Erdoğan, Türkiye’de
büyük lastik firmaların kaplama lastik üretimi yaptığını söyledi. Erdoğan, şunları kaydetti:
"Kayseri ve Sivas’taki kazalardan sonra
kaplama lastik konusu tartışma oldu. Herkes
uzman gibi konuşuyor. Ancak kaplama
lastik kullanmak suç değil. 2012 yılında Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığı tarafından ‘lastik yönergesi’ yayımlandı.
Buna göre; otobüslerin dingil arkasındaki
hareketli bölümdeki dört lastik için AralıkNisan ayı döneminde kış lastiği kullanımı
zorunluluğu var. Otobüslerin ön lastikleri
için kış lastiği uygulama zorunluluğu yok.
‘dört mevsim’ olarak adlandırılan lastikler
ön iki teker için kullanılabilir. Kaplama
lastik konusunda da herkes konuşuyor; ancak dev firmalar bu kaplama lastik işini
yapıyor, ayrıca herhangi bir yasak da yok.
Firmalarımız da kaplama lastikleri sağlıklı
şekilde kullanılıyor. Kaplama lastik de ucuz
değil ki. Yenisi bin lira olan lastiğin kaplaması da 500-600 lira. Şirketler, kaplama
yapılacak lastiğin et derinliğine bakıyor,
kaplama yapılabilecekse yapılıyor."
"BİZ ZATEN DENETLENİYORUZ,
KORSANLARI
DENETLEYEN YOK"
Her otobüsün, gün içerisinde en az 2 otogara uğradığına dikkat çeken Mehmet Erdoğan, her şeyden önce can taşıdıklarını, insan canının ne kadar önemli olduğunu bilen
insanlar olduklarını dile getirdi. Erdoğan
şöyle devam etti: "Mallarımız da değerli.
Her otobüsümüz 1 milyon lira civarında.
Canımızı ve malımızı kaybetmek ister miyiz? Suçlamaları kabul etmiyoruz. Bu topraklarda 100 yılı aşkın süredir şehirlerarası yolcu taşımacılığı yapılıyor. Elma ile armut
karıştırılmak isteniyor. Gelişen teknolojiyle
birlikte bir taraftan emniyet bir taraftan firmalar otobüsü, sürücüyü her yönden etkiliyor. Bir otobüs, gün içerisinde en az 2 otogara
uğruyor. Zaten, çıkışlarda zaten gerekli kontroller yapılıyor. Ama, İstanbul’un semtlerinden günde 300 tane korsan otobüs
kaldırılıyor, denetleyen yok. Vatandaş, otobüs kiralayıp, yola çıkıyor, denetim yok.
‘Sektörü nasıl yok ederiz’ anlayışı yanlış.
Belediye araçları farklı illere cenaze taşıyor.
Yolda kaza yapıyor, iki kişi ölüyor. Ama
denetleyen yok. Son kazalar talihsiz
kazalardır. Mevsimsel şartlar da bu kazalarda etkilidir. Belki tuzlama da eksik yapılmış
olabilir. Üzüntümüz büyük. 2013 yılı
içerisinde 368 otobüsümüz kazaya karıştı,
maalesef bu kazalarda 49 insanımız hayatını
kaybetti. Sürücülerin ‘uyudu’ iddiası da
gerçek dışıdır. Çünkü sürücülerimiz en fazla
dört buçuk saat direksiyon salladıktan ora
dinleniyor ve günde en fazla 9 saat direksiyon başına geçebiliyor. Haftada en az bir gün
istirahat ediyor."
Türkiye Trafik Kazalarını Önleme
Derneği Başkanı Avukat Hitay Güner ise yolcu otobüslerine halen senede bir kez
yapılan fenni muayenelerin 6 ayda bir yapıl-
ması gerektiğini savundu. Ölümlü kazaların
azaltılması için iki kuruma çok önemli
görev düştüğüne dikkat çeken Güner, "Birincisi; otobüs işletmecileri, araçların bakımlarını periyodik yapmalı. Lastiklerini, hava
şartlarına göre ayarlamalı. ‘iki tekeri kış
lastiği yapalım, iki teker de idare eder’ anlayışı kazaya davetiye çıkarıyor. Yollardaki
denetimler de artırılmalı. Şoförlerin
uyuduğu söyleniyor. Aslında takograf sistemiyle sürücülerin ne kadar direksiyon salladığı belli oluyor." şeklinde konuştu.
Avukat Güner sürücülerin duyarlı
davranmasıyla kazaların azalacağını söyledi.
Onlarca kişiyi taşıyan otobüs şoförünün üzerinde baskı olmaması gerektiğini dile getiren Güner, şunları kaydetti: "Bazı otobüs
firmaları 'falan noktaya falan saatte varacaksın' gibi talimatlar veriyor. Belirtilen saatte o
noktaya varılacaksa problem yok; ama zaman ayarlaması şoförler üzerinde baskı
oluşturuyor. Hız limitlerini zinhar aşmamaları lazım. Kurallara en çok dikkat etmesi
gerekenler otobüs şoförleridir. Son günlerde
yaşadığımız kazalar da otobüslerin fenni
muayene sürelerinin azaltılması gerektiğini
gözler önüne seriyor. Halen senede bir
yapılan fenni muayeneler altı ayda bir yapılmalı. Mesela kış aylarına girerken bir kez bir
de yaz aylarına girerken yapılmalı. Böylece
otobüsteki lastik dahil tüm detaylar elden
geçirilmiş olur."
EMNİYET KEMERİ TAKILMALI"
TOFED Başkanı Mehmet Erdoğan, ‘otobüslere fenni muayene 6 ayda bir yapılmalı’
teklifine tepki gösterdi. Otobüslerin periyodik bakımlarının düzenli olarak yapıldığına
dikkat çeken Erdoğan, şöyle konuştu:
"Büyük kurumsal firmalarda otobüslerin yaş
ortalaması zaten 3. Biraz daha küçük firmalarda ise yaş ortalaması 5. Yani, zaten
yeni otobüslerle çalışıyoruz. Her sefer
öncesi araçlarımız ve sürücülerimiz kontrole tabi tutuluyor.
(AA)
POLİKLİNİK TELEFONLARI
Borcanevi
Bornova Yeni Yaşam
Bozyaka Halk
Bozyaka Dispanseri
Buca Çözüm
Cansu Karabağlar
Çamdibi Derman Polik.
Çizgi Polik.
Deniz Sağlık Polik.
Ege Sağlık
Egeform Fizik
Eşrefpaşa Ö.Sağ.
Eşrefpaşa Zinde Polik.
Gaziemir Dr. Polik.
Gazi Kent Polik.
Halk Polik.
Hatay Özel Sağlık
İhtisas Polik.
Karşıyaka Park Sağlık
Mevlana Polik.
Mersinli Özel Sağlık
Neron Psikiyatri
Nergiz Özel Sağlık
Onur Polik.
Özel 9 Eylüllüler Polik.
Özel Altındağ
Özel Brn Dr. Dispanseri
Özel Çiğli Polik.
Özel Eylül Polik.
Özel Gülhan Polik.
Özel İrem Sağlık Polik.
Özel İzmir Polik.
Özel Pınarbaşı Polik.
Özel Sarnıç Polik.
Özel Seferihisar Polik.
Özel Serin Polik.
Özel Yedigöller Polik.
Özel Yenişehir Polik.
Park Sağlık Polik.
Sevgi Özel Sağlık
Şöferler Odası
Sağlık Polik.
Teos Polik.
Vefa Polik.
Yeşiltepe Polik.
Yıkık Cami Halk.
255 04 44
388 03 31
261 39 13
256 09 86
438 76 26
237 73 83
435 00 77
226 34 34
369 90 91
487 57 64
464 24 24
227 35 26
262 64 71
252 36 92
274 13 74
285 46 34
250 51 52
254 13 13
367 22 22
343 32 43
461 19 99
256 76 76
364 08 10
458 77 45
453 81 11
458 05 89
347 38 92
386 05 95
373 85 74
347 99 91
251 84 24
343 23 50
479 80 25
281 64 03
743 58 48
261 29 99
442 29 92
433 09 24
367 22 22
438 37 38
227 99 35
743 57 77
341 84 24
351 38 72
271 27 27
-Askeri HastanelerHava Hastanesi
285 96 50
Kara Hastanesi
262 55 55
ÜNİVERSİTE TELEFONLARI
Başkent Üni. Zübeyde Hanım Uyg.
Merkezi
330 52 30
Dokuz Eylül Ünv.
412 22 22
Dokuz Eylül Üni.
Karşıyaka Polik.
369 30 40
Ege Üniversitesi
444 13 43
İlaç ve Zehir Dan.
277 73 33
Ege Üni.Uyg.ve
Araş.Merkezi
330 52 30
-Doğum EvleriEge Üni. Tıp Fak.
388 19 63
Konak Doğum Evi
489 09 09
Tepecik Doğum Hast.
449 49 49
-Kan MerkezleriKızılay
463 63 53
Çocuk Hastanesi
433 06 08
Ege Üni.
388 28 61
Tepecik Kan Merkezi
433 38 74
ULAŞIM TELEFONLARI
Denizyolları
THY Rezervasyon
Basm. Rezervasyon
Alsancak Gar
Santral Garaj
-Türk TelekomArıza
Bilinmeyen Numara
Danışma
Uyandırma
Posta Kodu
Fono Tel
Borç Ögrenme
Çağrı
-SinemalarAgora Balçova
Afm Park Bornova
Afm Forum Bornova
Afm Ege Park
Afm Passtel
121
11811
444 14 44
135
119
141
163
133
277 25 25
373 73 20
373 03 50
324 42 64
489 22 00
Avşar Palmiye
Cinebonus
Cinebonus
Cinebonus (Ykm)
Cinecity Kipa Çiğli
Çeşme Hollywood
Çamlıca
Deniz Karşıyaka
Batı Sineması
Çınar Sineması
Karaca Sineması
Kipa Hollywood
Menemen Kültür
Şan Konak
Çınar Center
277 48 00
278 87 87
446 90 40
425 01 25
386 58 88
712 07 13
343 83 15
381 64 61
347 58 25
489 88 85
445 87 76
252 56 66
832 14 11
483 75 11
277 11 00
Sema Sineması
Konak Sineması
Desem Sineması
Karşıyaka Sineması
İzmir Sİneması
-TiyatroKonak Sahnesi
Ragıp Haykır Sahn.
İzmir Devlet Tiyat.
Uğur Mumcu Sahnesi
İzmir Tiyatro
Bab-ı Sanat Merkezi
İsmet İnönü
Sanat Merkezi
483 91 00
483 21 91
422 53 10
381 50 98
421 42 61
483 50 35
369 14 87
445 89 41
343 04 33
446 77 95
441 09 02
464 88 89
444 08 49
484 86 38
464 77 95
472 10 10
-Körfez Ulaşım İskelelerKonak
484 98 56
Karşıyaka
368 00 42
Alsancak
464 78 31
Bostanlı
330 89 22
Bayraklı İskele
345 77 53
Pasaport İskele
484 22 56
Göztepe İskele
224 20 22
Üçkuyular İskele
259 40 13
-Elektrik ArızaGenel Kesinti Seb.
435 11 84
Buca
426 69 37
Çiğli
376 90 91
Karşıyaka
369 79 80
Bornova
388 83 78
Narlıdere
238 32 90
Eşrefpasa
261 48 04
Gaziemir
251 92 05
Güzelbahçe
234 05 34
Konak
425 60 60
Çeşme
712 63 46
SAYFA 13
SONDAKiKA GAZETESİ >>
13 SAĞLIK
SİYAH MAVİ KIRMIZI SARI
30
17Ocak
Şubat2014
2013Perşembe
Perşembe
60 yaş üzerindeki kişilerde
tansiyonda tehlike sınırı değişti
Hipertansiyon olarak bilinen kan basıncı yüksekliğinde esas alınan büyük tansiyonda 140, küçük tansiyonda 90 sınırı, 60 yaş üzeri kişiler için yeniden belirlendi
Bu tavsiyelere
uyun, bel ve
boyun ağrılarını
en aza indirin
İzmir Üniversitesi Fizyoterapi ve Rehabilitasyon Bölüm Başkanı Doç. Dr. Serkan
Bakırhan, küçük ancak önemli düzenlemelerle ofis çalışanlarının bel ve boyun ağrılarının
önüne geçilebileceğini söyledi
Ofis çalışanlarında sıklıkla görülen bel ve
boyun ağrılarının, artan iş yükü sebebiyle
bütün dünyada artış gösterdiğini vurgulayan
Bakırhan, günlük yaşamda fiziksel ve psikolojik performansı düşüren önemli rahatsızlıklardan biri olarak nitelendirdi: “Kas iskelet
sistemine ait ağrıların büyük kısmını oluşturan bel ve boyun ağrılarını, insanların yüzde
80-90’ı yaşamlarında en az bir kere çekmektedir. Merdiven inme çıkma, yürüme, koşma
gibi aktivitelerde önemli kısıtlılık yaratan bu
rahatsızlıklar, Almanya’da bir meslek hastalığı
olarak kabul edilmiş ve İsveç’te erken emeklilik nedenlerinin yüzde 25’ini oluşturmaktadır. Ülkemizde de bel ve boyun ağrılı
hastaların yıllık maliyeti her geçen yıl yükselmektedir”.
Akut bel ve boyun ağrılarının ani pozisyon
değişikliği, yük kaldırma, düşme gibi sebeplerle oluşabildiğine dikkat çeken Doç. Dr.
Bakırhan, “Akut bel ağrıları, istirahat ve ilaç
tedavisiyle yüzde 90 oranında, 1 ile 3 hafta
arasında iyileşmektedir ancak kronik bel
ağrıları, üç aydan uzun süreli ağrılardır”. dedi.
Önemli olanın, bel ve boyun ağrılarına yol
açan risk faktörlerini, fizyoterapistler tarafından çizilen uygun egzersiz ve koruma yöntemleriyle azaltmak olduğunu ifade ederek,
“Zayıf sırt ve karın kasları, bel bölgesindeki
kaslara ekstra yük bindirir. Eşya ya da bavul
taşımak gibi alışık olmadığınız ağır bir aktivite
sonucu ortaya çıkar. Mevsim değişiklikleri,
rüzgâra maruz kalmak ve uzun süre klimalı
ortamda bulunmak, kaslarda dolaşım bozukluklarına neden olur.
Kadınlarda menopoz sonrası kemik erimesiyle ortaya çıkan bu ağrılar trafik kazası, yüksekten veya ıslak zeminde kayarak düşme
gibi daha önce geçirilen travmalara bağlı olarak da görülebildiği gibi ilerleyen yaşa bağlı
kemik yapısındaki kayıplar da önemli bir neden olabilir”. şeklinde konuştu. Düzgün ve
dengeli oturma, ağırlıkları doğru ve dengeli
kaldırma, düzgün yatma pozisyonu, yatma ve
kalkma prensiplerini doğru uygulama, omurgaya ait kasları güçlendirme, kilo almama ve
sigarayı bırakmanın bel ve boyun ağrılarından korunmak için yapılması gerekenlerin
başında geldiğine dikkat çeken Bakırhan,
“Bunlara ek olarak beli zorlayacak sportif
faaliyet, vurma, çarpma, düşme gibi zorlamalardan kaçınmak, uzun süreli oturmamak,
öne eğilmeyi gerektiren mesleki faaliyetlerde
saatte bir ara verip bütün omurgayı çalıştırmak ve düzenli beslenme, dinlenme, egzersizlerle bedensel ve ruhsal dengeli bir yaşam
sürmek de çok önemlidir”. tavsiyelerinde bulundu.
İşyerinin fiziki olanaklarına ek olarak kişinin çalışma alışkanlıklarının da bel ve
boyun şikâyetlerini doğrudan etkilediğini
hatırlatarak, “İşi bir an önce tamamlama
düşüncesiyle sağlıklı bir plana sahip olmadan yapılan işler, işle ilgili kapasite üstü
baskıya maruz kalma, yorgunluk, dikkat
dağınıklığı, kötü postür ve hatalı hareket
alışkanlıkları, iş uyumu ve memnuniyet azlığı
da stres faktörünü arttırması nedeniyle işyerinde dikkat edilmesi gereken şeylerdir”. dedi. Oturulan sandalyenin doğru yükseklikte
olması, iki ayağın yere mümkünse ayak altlığıyla birlikte dengeli olarak basması, bacak
bacak üstüne atılmaması, bel desteği kullanılması, klavye, monitör ve fareyle doğru
mesafenin ayarlanması ve monitör yüksekliğinin göz hizasını geçmemesi gerektiğini
anlatan Serkan Bakırhan, “Düzenli aralıklarla
işe ara verilip egzersiz yapılmasının, bel ve
boyun ağrılarının azalmasında büyük etkisi
olacaktır”. diye konuştu. (CİHAN)
Hipertansiyon konusunda uzmanların
yol haritası olarak gördüğü Birleşik Ulusal Komite 8'in (JNC 8) son raporuna
göre, 60 yaş üzerindeki bireyler için
büyük tansiyonda 150, küçük tansiyonda 90 değerlerinin üstü tehlikeli olarak kabul edilecek ve kan basıncı bu değerler
üzerinde olan kişilere tedavi verilecek.
Gazi Üniversitesi İç Hastalıkları ve Nefroloji Uzmanı Prof. Dr. Kadriye Altok,
yeptığı açıklamada, hipertansiyon ya da
kan basıncı yüksekliğinin erişkin nüfusta, kan basıncı ölçüm değerinin büyük
tansiyonda 140, küçük tansiyonda 90
mm Hg'nin üzerinde olması anlamına
geldiğini belirterek, Türkiye'de erişkin
nüfus değerlendirildiğinde, yaklaşık her
10 kişiden 3'ünün hipertansiyon hastası
olduğunu bildirdi.
Bunun da Türkiye'de yaklaşık 18 milyon kadar hipertansif bireye denk geldiğini anlatan Altok, kan basıncının ilerleyen
yaşla birlikte yükseldiğini söyledi. Doktorların kendilerine kılavuz olarak
gördüğü JNC 8 raporu ile ileri yaştaki
bireylerde kan basıncının üst limitinin
değiştiğini anlatan Altok, 60 yaş üzerindeki kişilerde kan basıncının daha
genç yaştakilere oranla yüksekliğinin tercih edilen bir durum olduğunu, hipertansiyonu bulunan ileri yaştaki bireylerde
kan basıncını fazla düşürmenin riskli olabileceğini ifade etti. Kan basıncının
özellikle ileri yaştaki bireylerde fazla
düşürülmesinin kalp, beyin, böbrekler
gibi hayati organların kanlanmasına,
dolayısıyla beslenmesini bozabileceğine
işaret eden Altok, ''60 yaşın üstündeki
bireylerde kan basıncı 150 / 90 mm
Hg'nın üzerine çıkmadıkça tedavi önerilmemektedir. Daha yüksek değerlerde
uygun tedavi seçenekleri kullanılmalı,
hedef organ hasarı ve tedavinin etkinliği
yönünden hastalar düzenli olarak izlenmelidir'' dedi.
Başağrısı hipertansiyonun
göstergesi olabilir
Hipertansiyonun hayatı tehdit eden organ hasarlarına neden olabileceğine
işaret eden Altok, kan basıncı yüksek
seyreden hastaların çoğu kez önemli bir
rahatsızlık hissetmeyeceğini, bazen ense
kökünden başlayan başağrısının hipertansiyonunun göstergesi olabileceğini
söyledi. ''Kişi hiçbir rahatsızlık hissetmese de kontrolsüz yüksek kan
basıncı; böbrekler, gözler, kalp ve damar
sistemi ve beyinde hasar oluşturur''
diyen Altok, yüksek kan basıncı nedeniyle yırtılan bir beyin damarının hastayı beyin kanaması ve felç tablosuyla
karşı karşıya bırakabileceğini ifade etti.
Erken erişkinlik döneminde hipertansiyonu olmayanların, ilerleyen yaşla birlikte
yüksek tansiyon hastası olabileceğine
işaret eden Altok, bu sebeple hiçbir
sağlık sorunu olmayan bireylerin de en
azından yılda bir defa kan basıncını
ölçtürmesi gerektiğini, özellikle ailede
hipertansiyon öyküsü olan bireyler
açısından riskin daha fazla olduğunu
bildirdi.
Tuzdan, sigaraya, kafeinden,
egzersize yaşam tarzı değişikliği şart
Hipertansiyon tedavisinde öncelikle
yaşam tarzı değişikliğinin uygulanması
gerektiğini vurgulayan Altok, şu önerilerde bulundu: ''Turşu, pastırma, zeytin,
hazır ve işlenmiş gıdalar gibi tuz içeriği
yüksek ürünlerin mümkün olduğunca az
tüketilmesi gerekir, yemeklerin az tuzlu,
salataların tuz eklemeden tüketilmesi daha uygundur.
Ekmeğin tam tahıllı, kepekli ama tuzsuz olanları tercih edilmelidir. Sigara içiminin bırakılması kan basıncı kontrolünde önemlidir. Şişmanlık hipertansiyon ve tedavisinde risk faktörüdür. Şişman bireylerin kilo vermesi kan basıncı
kontrolüne önemli destek sağlar. Sebze
ağırlıklı ve liften zengin gıdalarla beslenmek uygundur. Vejetaryenlerde daha
düşük kan basıncı eğilimi vardır.
Günde 3-4 bardak kahve alımının kanbasıncında hafif artışa yol açması, bireysel farklılık göstermektedir. Duyarlı kişilerde kafein alımı kısıtlanabilir. Hiç alkol
kullanmayanlarda veya hafif alkol alımı
olanlarda kan basıncı daha düşük, kalp
damar hastalıkları daha az gözlemlenmektedir'' Fiziksel aktivitenin arttırılmasının, haftada 3-4 gün tempolu
yürüyüş ya da yüzmenin kan basıncı
kontrolüne katkı sağlayacağını belirten
Altok, yaşam tarzı değişikliğine rağmen
kan basıncı 140/ 90 mmHg'nın üzerinde
seyrediyorsa, uzmanlar tarafından hastanın özellğine göre önerilen ilaçlar kullanılması gerektiğini söyledi. Altok,
''Çoğu kez tek ilaçla kan basıncının kontrol edilemediği unutulmamalıdır'' dedi.
(AA)
''Cüzzam'' Türkiye'de azalıyor
İnsanlık tarihi kadar eski ve
''miskin hastalığı'' olarak bilinen cüzzam hastalığı,
Türkiye'de giderek azalıyor.
Dünya Sağlık Örgütü'nün
verilerine göre dünya
genelinde her yıl 200 binin
üzerinde yeni lepra vakası tedaviye alınırken, Türkiye'de
ise 1980’li yıllardan bu yana
gerçekleştirilen saha çalışmalarının sonucu hastalık
oldukça azaldı
Türkiye genelinde 2012 yılı hastalık bildirimlerine
göre kayıtlı lepralı hasta sayısı kümülatif olarak 1200,
tedavi gören hasta sayısı ise 21'i (diğer hastaların tedavisi tamamlandı) bulurken, hastalığın en yoğun
olduğu iller Van, Ağrı, Kars, Malatya, Erzurum ve
Sivas olarak belirleniyor.
Ancak Doğu Anadolu ve Güneydoğu Anadolu'dan,
büyük illere göç nedeniyle, hastaların yaklaşık beşte ikisi İstanbul, İzmir, Ankara, Bursa, Mersin ve Adana'da
yaşıyor.z Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Deri ve
Zührevi Hastalıklar Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof.
Dr. Sezai Şaşmaz, Cüzzam Haftası ve Dünya Cüzzam
günü ile ilgili yaptığı değerlendirmede, cüzzamın (lepra), "hansen basili" adı verilen bir mikroorganizmanın
yol açtığı, deri, çevresel sinirler, göz ve testisler başta olmak üzere çok sayıda sistemi ve organı etkileyebilen
bulaşıcı bir hastalık olduğunu söyledi. İnsanları çirkinleştirdiği ve sakat bıraktığı için yüzyıllarca lepradan korkulduğunu ve hastaların izole edildiğini anlatan Şaşmaz, lepranın, tropikal ve subtropikal bölgelerdeki
ekonomik düzeyi iyi olmayan toplumlarda, Afrika,
Asya ve Latin Amerika ülkeleri ile sırasıyla en çok
Hindistan, Brezilya ve Endonezya'da halen ciddi bir
sağlık sorunu olduğunu bildirdi.
Teşhisi kolay, tedavisi mümkün
Bulaşmanın, çok basilli hastaların burun ve üst solunum yolu sekresyonları aracılığıyla uzun süreli ve çok
yakın temasla genellikle çocukluk çağında gerçekleştiğine işaret eden Şaşmaz, ''Ancak bulaşma ihtimali
yok denecek kadar azdır. Bu nedenle uzun yıllar bulaşıcı bir hastalık olarak kabul edilmemiş; ancak halk
arasında en az veba kadar bulaşmasından korkulan bir
hastalık olmuştur'' dedi. Hastalığın kuluçka döneminin
yıllarca sürebileceğini ve kişinin bağışıklık durumuna
göre değişik klinik bulguların ortaya çıkabileceğini belirten Şaşmaz, şu bilgileri verdi: ''Mikrop, kol ve bacaklardaki duyu sinirlerinin veya beyinden iletilen emirleri
kaslara götüren motor sinirlerin çevresinde bulunan
kılıfı oluşturan hücrelerin içine yerleşerek yıkıma yol
açar. Ayrıca, sinir yoluyla deriye ulaşarak deride de "papül", "plak", "nodül" ve "skar" denilen lezyonlara yol
açar. His kaybı ve azalması, bazı hareketleri yapmada
zorlanma ve güç kaybı, burunda tıkanıklık ve aralıklı
kanama görülebilir. Bununla birlikte bu belirtilerin başka hastalıklarda da görülebileceği unutulmamalıdır.
Lepraya bağlı olarak çeşitli sekeller ve sakatlıklar da
oluşabilmektedir. Ancak günümüzde teşhisi kolay ve tedavisi kesin olup; zamanında tedavi edilen hastalarda
bu sekeller engellenebilmektedir''
''Tıbbi tedavinin yanı sıra cerrahi,
fiziki ve psikiyatrik tedavisi de çok önemli''
Lepralı hastaların tedavisinin öncelikle İstanbul,
Ankara ve Elazığ’daki Lepra Hastanelerinde ücretsiz olarak gerçekleştirildiğini ifade eden Şaşmaz, hastaların
takiplerinin ise illerdeki sağlık kuruluşlarında
yapıldığını bildirdi. Tedavinin hastadan hastaya
değişmekle birlikte ,genellikle lezyon sayısı ve basil
miktarına bağlı olarak tek doz, 6 ay veya 1 yıl süreli olarak, basilin duyarlı olduğu ilaçların ikisi veya üçünün
kombinasyonu şeklinde uygulandığını anlatan Şaşmaz,
cüzzamın tıbbi tedavisi kadar gereği halinde cerrahi,
fizik ve psikiyatrik tedavisi de çok önemli olduğunu
vurguladı. Hastalığın yetişkinlere bulaşmadığına dikkati
çeken Şaşmaz, ancak tedavisi tamamlanmamış hastalarla aynı ortamda yaşayan çocuklara bulaşma ihtimalinin fazla olduğunu söyledi.
Şaşmaz, ''Dolayısıyla yakın çevredeki çocukların
hastalıktan korunması düşünülebilir. Bunun için BCG
aşılamaları ve uygun dozda ilaç verilebilir ancak çocukların hastalık olan çevreden uzaklaştırılmaları en uygun
tedbirdir'' şeklinde konuştu. Lepranın, hasta ve ailesini
olumsuz olarak etkilediğine işaret eden Şaşmaz, bunun
hastada ve çevresinde ağır sosyal, psikolojik ve
ekonomik sorunlara yol açabildiğini söyledi. Hastaların
önemli kısmının evlenemediğine, eğitim olanaklarına
sınırlı ulaşabildiğine dikkati çekti. (AA)
Aşırı et tüketirken, "kral hastalığına" yakalanmayın
Eskişehir Osmangazi Üniversitesi (ESOGÜ) Tıp
Fakültesi Romatoloji Bilim Dalı öğretim üyesi ve
Türkiye Romatoloji Derneği üyesi Doç. Dr. Timuçin
Kaşifoğlu, aşırı et tüketimiyle, eskiden kralların
hastalığı olarak bilinen ve eklemlerde kalıcı bozukluklara yol açan "gut" hastalığına yakalanma riski
olduğunu bildirdi.
Kaşifoğlu, yaptığı açıklamada, gut hastalığının eskiden kralların hastalığı olarak adlandırıldığını ve eklemlerde ani başlayan şiddetli ağrı, kızarıklık ve aşırı
hassasiyetle kendini gösterdiğini söyledi. Hastalıktan
en sık etkilenen eklemin ayak baş parmağı olduğunu
dile getiren Kaşifoğlu, şöyle konuştu: "Hastalığa yol
açan, ürik asit denilen bir maddenin eklemlerde birik-
erek iltihabı başlatmasıdır. Bu madde kulak kepçesi
veya el sırtında da birikebilir. Ayak bileği ve diz ekleminde de görülebilir. Hassasiyet o denli belirgindir ki,
hastalar eklemin üzerine çarşaf bile değdiğinde çok
şiddetli ağrı hissedebilirler. Hasta sıklıkla bu denli şiddetli bir eklem ağrısını unutamaz ve atak sonrasında
bile benzer bir sorun yaşama endişesi duyar. Sıklıkla
da hayvansal gıdalardan zengin beslenmeyle ortaya
çıkar. Bu nedenle aşırı et tüketimi eskiden kralların
hastalığı olarak adlandırılan gut hastalığına yakalanmanıza sebep olabilir. O yüzden hastaların uzun süreli
tedavisinde hayvansal proteinleri (et, sakatat ürünleri,
deniz ürünleri) az tüketmesi sağlanmalıdır." Kaşifoğlu, alkollü içeceklerin tüketimininde gut hastalığına
yakalanma riskini artırdığını ifade ederek, bu nedenle
gut hastalarına et ve alkol tüketimini en aza indirmesini önerdiklerini de kaydetti.
Hastalığın ataklar halinde ve tekrarlayıcı olduğuna
dikkati çeken Kaşifoğlu, şöyle devem etti: "Hastalar
sıklıkla sorun yaşadıkları eklemde veya diğer bir eklemde yeniden atak geçirirler. Artan atak sıklığı, bir
süre sonra eklemlerde kalıcı bozukluklara yol açabilir.
Gut hastalarında aynı zamanda, artan sıklıkta böbrek
taşı da görülebilir. Bu nedenle hastaların bir taraftan
diyetlerine dikkat ederken, diğer taraftan ürik asit
düşürücü ve atak başlamasını engelleyici ilaçları
düzenli olarak alması, bunun yanı sıra bol sıvı tüketmeleri gerekir. (AA)
SAYFA 14
SONDAKiKA GAZETESİ >>
SİYAH MAVİ KIRMIZI SARI
Ocak2013
2014Perşembe
Perşembe
14 GÜNCEL7307ubat
Bizi şiddet sarmalının bir unsuru
yapmak isteyenlere kanmayacağız
MHP'nin sokağa çıkartılmak istendiğini söyleyen Genel Başkan Bahçeli, "Esenyurt’ta kanlı girdabın provası yapılmıştır.Tahrik kampanyalarına, nokta atışı yapan bozguncu ve nifak meraklılarına şans tanımayacağız. Demokrasinin kural ve ilkelerinden milim ayrılmayacağız. Hukukun sınırlarından taşmayacağız" dedi
M
HP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, Esenyurt'taki seçim bürosuna düzenlenen saldırıyla
"kanlı bir girdabın" provasının yapıldığını ifade ederek, "Tahrik kampanyalarına, nokta atışı yapan
bozguncu ve nifak meraklılarına şans tanımayacağız.
Demokrasinin kural ve ilkelerinden milim ayrılmayacağız. Hukukun sınırlarından taşmayacağız" dedi.
Bahçeli, partisinin TBMM Grup Toplantısı'nda yaptığı
konuşmada, geçen pazar günü Esenyurt İlçe Seçim
Koordinasyon Merkezi’nin açılışında silahlı bir
grubun saldırı düzenlediğini anımsattı.Olayda Cengiz
Yücel Akyıldız'ın şehit olduğunu, 5 kişinin yaralandığını anlatan Bahçeli, "Hiç kimse kaybettiğimizi
düşünmesin. Hiç kimse yıldığımızı sanmasın. Hiç
kimse yolumuzdan döneceğimizi, ülkülerimizden sapacağımızı, hedeflerimizden çark edeceğimizi aklının
ucuna getirmesin" diye konuştu.Saldırıların MHP'yi istikametinden çeviremeyeceğini ve korkutamayacağını
belirten Bahçeli, şunları söyledi:"Katiller, adiler, insan
canından geçinen iğrenç yaratıklar kendi aralarında
sevinç turları atmasın, döktükleri kanların yerde kalacağını zannetmesin. Sahte kefen edebiyatıyla mağduriyet rolü oynayanlar gerçek manada kimin kefenle
yürüdüğünü, kimlerin kefene büründüğünü görmeli,
çenelerini kapatmalıdır. Musalla taşı, tabut ve kabir istismarıyla siyasal rant hevesinde olan Başbakan ve
yandaşları kefen giymekten bahsedeceklerine, girdikleri ve bir daha da çıkmayacakları ayakkabı kutularının
hesabını vermelidir.Esenyurt İlçe Seçim Koordinasyon
Merkezimize yapılan suikast yalnızca partimizi, yalnızca dava arkadaşlarımızı değil, Türk milletini ve
Türkiye’yi hedef seçmiştir. Vurulan sadece biz değil
demokrasimizdir. Kıyılan sadece dava arkadaşlarım
değil, toplumsal dirlik ve huzurumuzdur. Türk siyaseti
Esenyurt’ta kurşunlanmıştır. Milli irade Esenyurt’ta
saldırıya uğramıştır.Bölücü alçaklar dağdaki provokasyonlarını şehirlerde de sürdürerek niyetlerinde
herhangi bir değişikliğin olmadığını ortaya koymuşlardır. Türkiye’nin bugünkü karmaşa ve kargaşa
ortamından faydalanmaya, kutuplaşmayı genişletmeye
azmetmiş kalpsizler cürümleri kadar yer yakacaklarını
unutarak kavga ve karışıklık havarisi kesilmişlerdir.
Kandil’den İstanbul’a güvenle intikal eden, terörist
kamplarda özenle yetiştirilen aşağılık yüzler öldürerek,
yok ederek, ateş ederek Milliyetçi Hareket'i provoke
etme çılgınlığına soyunmuşlardır. Fakat evdeki hesap
çarşıya uymayacaktır."
-"Mensubiyetle ne kast ediliyor"
Bahçeli, saldırganların belirlenerek layık oldukları
cezalara çarptırılmaları gerektiğini belirterek,
gelişmeleri çok yakından takip ettiklerini söyledi. İçişleri Bakanı Efkan Ala’nın konunun üzerine ciddiyetle
eğileceklerini ifade etmesinin kendileri açısından
olumlu bir tavır olduğunu kaydetti.Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç'ın, gözaltına alınanların saldırıyı
gerçekleştirenler olduğuna atıf yaptığını anlatan
Bahçeli, "Anlaşılan hükümet, emniyette sorgusu devam eden kişilerin suçlu olduğu sonucuna varmıştır.
Hükümet Sözcüsü, gözaltında bulunan şüphelilerden
bahsederken 'belli bir yerlere mensubiyetleri var' demekle neyi kast etmektedir? Bunlar derin AKP’nin
paramiliter unsurları mıdır, yoksa PKK’nın tetikçileri
midir? Sayın Arınç, 'mensubiyetleri var' diyerek meseleyi nasıl küçümser, nasıl hafife almaya kalkışırsın?"
diye konuştu.Terör örgütü eylemlerine katılıp
molotofkokteyli atan bazı kişilerin, mahkemede;
“MİT’e ve emniyete çalışıyorum” itiraflarında bulunduğunu anlatan Bahçeli, Esenyurt’ta da böyle bir tezgah olup olmadığını sordu. Bahçeli, "Türkiye’de gündem değişikliği için ülkücü kanı akıtmaya karar verenlerle, kardeş kavgası kıvılcımıyla ülkemizi hüsrana
götürmeye heveslenenlerin mensubiyetleri AKP midir,
PKK mıdır? Bu muamma mutlaka Başbakan ve
hükümeti tarafından izah edilmelidir" dedi. MHP'nin
seçim bürosuna saldıranların dağdaki Mehmetçiği, şehirlerdeki polisleri şehit eden alçakların taşeronları ve
uzantıları olduğunu öne süren Bahçeli, "Ey Sayın Erdoğan katillerin mihmandarı, koruyucu meleği, rehberi, ortağı ve güvencesi olmayı inatla sürdürürsen,
PKK’yı Kandil’de aramaya gerek kalmayacaktır. Sana
ve etrafına bakan terörü de teröriste de örgütü de kanlı
komployu da tüm yönleriyle görecektir" diye konuştu.
-"Tahrik kampanyalarına şans tanımayacağız"
Devlet Bahçeli, Esenyurt’taki MHP seçim bürosuna saldırının son yıllardaki en kritik vaka olduğunu
dile getirerek, şöyle devam etti: "Türkiye’yi içe dönük
bir hesaplaşmaya, sonu olmayan ve herkesi içine çekecek tehlikeli sürece sokmak için malum çevreler canla,
başla çırpınmaktadır. Bekliyorlar ki Türk milleti birbirine düşsün. Umuyorlar ki etnik ve mezhep temelli
mücadele her tarafa yayılsın, her tarafta hakim olsun.
İstiyorlar ki Milliyetçi Hareket sokağa insin, çatışmanın tarafı haline gelsin. Esenyurt’ta kanlı girdabın
provası yapılmıştır. Esenyurt’ta Türkiye düşmanları,
Türk ve millet muhalifleri bizim üzerimizden toplumsal hassasiyet ve tepkinin seviyesini ölçmüşlerdir.
Rüşvet ve yolsuzluk gündeminin farklı mecralara çekilerek, buharlaştırılması güdülen amaçlar arasında yer
almıştır. Ama biz tahrik kampanyalarına, nokta atışı
yapan bozguncu ve nifak meraklılarına şans tanımayacağız. Bizim duygularımızı ajite etmeye, olayların
merkezine konuşlandırmaya yeltenenlerin heveslerini
kursaklarında bırakacağız. Zor olsa da dayanacağız.
Dişimizi sıkarak sabredeceğiz. İçin için ağlayarak tacizlere kapalı duracağız. Demokrasinin kural ve
ilkelerinden milim ayrılmayacağız. Hukukun sınırlarından taşmayacağız. Bizi şiddet ve dehşet sarmalının bir unsuru yapmak için el ovuşturan şarlatanları muhatap almayacağız. Hesap soracaksak iktidara
gelerek bunu yapacağız. Başbakan ve hükümetinden
kanun önünde, mahşeri vicdan huzurunda, sandık yoluyla alacaklarımızı tahsil edeceğiz. Son sözümüzü,
kuşkusuz milletimiz 'evet gün, bugündür' dediği anda
söyleyeceğiz. O güne değin sağduyulu, olgun ve aklıselim içinde hareket edeceğiz. Bizleri sokak
dövüşçüsü gösterme adiliğini kimsenin yanına bırakmayacağız."Seçim bürosuna yapılan saldırıdan sonra
yazılı ve görsel medyanın uzun süre sessizliğini koruduğunu ifade eden Bahçeli, "Yusufiyeli Cengiz'imizin şehadet haberi, uzun bir süre ekranlardan alt
yazı olarak bile geçmemiştir. Çünkü merhum şehidimizin adı Hrant Dink veya İmralı’ya giden bölücü
kafilenin herhangi bir ferdi değil, Ülkücü Cengiz
Akyıldız’dir. Çünkü merhum şehidimiz Habur’dan
girmemiş, Kandil’den sızmamış, Oslo’dan düşmemiş,
vatan evlatlarına silah doğrultmamış, 63’lükler arasında bulunmamıştır. Görülen odur ki, alayı birden Ermeni olanlar hepten tükenmiştir. Alayı birden PKK’lı
olanlar çoktan iflas etmiştir" diye konuştu.Esenyurt’taki saldırganlığı karşıt görüşlerin çatışması olarak sunmanın, sıradan bir anlaşmazlık olarak lanse etmenin ne
edebe ne objektifliğe ne de basın ahlakına sığdığını belirten Bahçeli, "MHP’yi karşıt görüşlerden birisi olarak
itham edenler, diğer karşıt grup olarak kimleri görmektedir? Biz karşı cephelerden birisiysek, diğer karşı
cephede hem medya hem de PKK’dan başkası olmayacaktır" dedi. Bahçeli, medyanın vicdanını ve habercilik misyonunu karartmaması gerektiğini vurgulayarak,
olayların iç yüzünün çarpıtılmadan, keyfi müdahalelerle budanmadan iletilmesini istedi.
men halk yararına icraat yaptığı iddiasında bulunan,
devletin ana omurgasını felç eden hangi ülkenin iktidarı olursa olsun, bir zaman sonra meşruiyetini kaybetmektedir. Siyaset toplumsal taleplerle çatışıp milli
çıkarlarla çelişince koltukların sallanması, taçların uçması, kibir ve haset yuvası firavunların devrilmesi
kaçınılmazdır."Bahçeli, Orta Afrika Cumhuriyeti’nde
Müslümanlar'a yönelik zulüm ve eziyetlerden dolayı
kahrolduklarını da dile getirerek, "Başbakan Erdoğan,
dün Türkiye’ye resmi bir ziyaret vesilesiyle gelen
Fransa Cumhurbaşkanı’na Orta Afrika’da Müslümanlar'a yönelik acımasızlıkları hatırlatacak ve yüzüne vuracak cesareti açıkça gösterebilmiş midir? Onlarca yıl
Afrika’yı inim inim inletenlerin, yer altı ve yer üstü
ekonomik ve doğal kaynaklarını emenlerin şimdilerde
demokrasi ve insan hakları jürisinde bulunmaları insanlık adına utanç vericidir. Türkiye’yi bunların eline
düşüren, iki dudağından çıkan sözlere mahkum eden
Başbakan’a da hükümetine de yazıklar olsun" dedi.
Myanmar’ın Arakan bölgesinde de Müslümanlar'ın
çilesinin sürdüğünü anlatan Bahçeli, Çin’in Uygur Özerk bölgesinde de Uygur Türkleri'nin her fırsatta katledildiğini söyledi.
-"Başbakan'ın özü 27 kelimede saklı"
Konu Türk veya Türkmen olunca Başbakan Recep
İhanet sözü bile yetmeyecektir
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, Hakimler ve
Savcılar Yüksek Kurulu (HSYK) için Anayasa
değişikliğiyle önerilen RTÜK modeli konusunda, "HSYK’yı RTÜK’e çevirme arayışında olanlar, bu kurumu arpalığa ve bütünüyle hakimiyet altına almaya
çalışan siyaset hokkabazlarıdır" dedi.Bahçeli, partisinin TBMM Grup Toplantısı'nda yaptığı konuşmada, bölgesel ve küresel sorunların biriktiği, birçok
ülkenin istikrarsızlıklarla boğuştuğu süreçten geçildiğini söyledi.Ukrayna'nın bir süredir iç savaşı aratmayacak olaylara gömüldüğünü ifade eden Bahçeli, ülkenin
AB ve Moskova arasına sıkışmasının toplumsal itirazlara ve yüksek dozlu protestolara kapı açtığını,
parçalanma ihtimalinin bile konuşulmaya başlandığını
belirtti.Ukrayna'nın doğu-batı kuşağında bölünmesinin
Kafkaslar'daki belirsizliği derinleştireceğini savunan
Bahçeli, "Hükümet Ukrayna’daki gelişmelere klasik
yanlı tutumuyla değil, itidali tavsiye eden, yatıştırıcı,
demokrasiyi öne alan ve sakinleştirici bir tonla yaklaşmalı; muhalefetinden iktidarına kadar uzlaşmayı önermelidir" diye konuştu.
Bahçeli, "gittikçe büyüyen toplumsal dip dalganın
birkaç ay içinde iktidarı nasıl masaya çektiğini, nasıl
tavizler verdirdiğini, Cumhurbaşkanı’nın Başbakan’ı
nasıl gözden çıkarmak zorunda kaldığını göstermesinin dikkate değer olduğunu" belirterek, şunları
söyledi: "Toplumsal enerjinin volkan ağzına döndüğü
andan itibaren hiçbir iktidar bunun karşısında duramayacak, taleplere dudak bükemeyecektir. Ukrayna
örneğinden her yönüyle sonuç çıkarmak lazımdır.
Demokrasiden sapan, özgürlükleri kısan, halka rağ-
Tayyip Erdoğan'ın sesinin kesildiğini savunan Bahçeli,
şöyle devam etti: "Bu zihniyetin fikrinde Türk olmadığı için zikrinde de yer bulmamıştır. Başbakan’ı
zikrini ve şifrelerini ele verecek anahtar kelimeler çok
fazla değildir. İhvan, Mursi, Rabia, Esad, Barzani,
BOP, Kırmızı Oda, haçlı, papaz cübbesi, Beyaz Saray,
AB’nin sorgu salonları, Bush, açılım, Kürdistan, Öcalan, süreç, ihanet, hıyanet, pazarlık, paralel, Oslo, istismar, 7 Şubat, 17 Aralık, yalan, rüşvet, hırsızlık sözlerinden birisi üzerinde durmak Başbakan’ın kimliğini
ifşa edecektir. Hakikatte Başbakan, öz olarak bu 27
ayrı kelimenin içinde saklıdır. Bu 27 isim ve kavramı
çözen, Başbakan’ın şecere ve sicilini çıkaracaktır.Bu
Başbakan ki Filistin için İsrail’e 'one minute' deyip,
çok geçmeden NATO’ya teminat vererek, Füze
Savunma Sisteminin, İsrail’i korumak için Türkiye’de
kurulmasına ön ayak olan ucuz siyasi kişiliktir. Bu
Başbakan ki, ‘Libya’da ne işi var NATO’nun' dedikten
kısa bir süre sonra koştura koştura aldığı emirleri
uygulayan patolojik vakadır. Bu Başbakan ki sağ salim
evlerine dönmesi için Müslüman katillerine dua eden,
arkasından dönüp İslam camiasında elinde tahta kılıç,
altında kartondan atla sanal yiğitlik taslayan siyasetin
çizgi roman kahramanıdır."
Devlet Bahçeli, Mısır'da insan haklarının kesintiye
uğradığını, özgürlük, can ve mal güvenliğinin rafa
kaldırıldığını; Suriye'deki gelişmelerin de ibretlik
olduğunu dile getirdi.Suriye'de işkenceden ölümleri
gösteren 55 bin fotoğrafın vicdanı olan herkesi allak
bullak ettiğini anlatan Bahçeli, "Gözaltındaki tutuklulara karşı sistematik işkence ve cinayetler Suriye’de insaf, adalet, vicdan ve merhametin çoktan terk edildiği-
ni bir kez daha ispatlamıştır. Şayet bu fotoğraflarda
montaj, Cenevre’deki pazarlıkları kızıştırmak ve
Şam’la muhalifler arasında bir denge kurma amacına
matuf bir tertip yoksa, Esad yönetimi insanlığa karşı
büyük ve bağışlanamayacak bir suç işlemiş demektir.
Ne olursa olsun bu işkence görüntüleri uluslararası bir
suçtur" diye konuştu.
-"Suriye'de özerkliğe ses çıkmıyor"
AK Parti hükümetinin, Cenevre’de, Suriye’deki olayların ve akan kanın sorumlusu gibi sunulduğunu ifade eden Bahçeli, sözlerini şöyle sürdürdü:"Başbakan
ve zihniyeti Türkiye’yi küresel platformda sorgulatmış
ve zorda bırakmıştır. Sınırlarımızda terör lobilerine
karşı verilen yardım ve destekler bilhassa Dışişleri
Bakanı’nın yüzüne çarpılmıştır. Bu milli gururumuz
açısından incitici bir durumdur. Avrupa’daki bazı
siyasetçiler, Suriye’de yakalanan El Nusra terör
örgütüne ait kişilerin pasaportlarındaki mührün
Türkiye giriş-çıkışlı olduğunu iddia etmektedir.
Hükümetin Suriye’deki ölüm kalım mücadelesine
tarafsız ve soğukkanlı yaklaşması gerekirken, muhalif
gruplara TIR’larla silah sevkiyatı yapma izansızlığı
başımıza büyük badireler açma riski taşımaktadır.
Başbakan ve hükümeti Suriye’nin derdine düşüp
muhaliflerin temsilcisi gibi hareket ederken sınırlarımızda PKK-PYD özerk yönetimler ilan etmektedir.
Irak Cumhurbaşkanı Talabani’nin partisi KYP, terör
örgütünün özerklik kararına destek vermiştir. Şimdiye
kadar ne Başbakan’dan ne de herhangi bir hükümet
yetkilisinden sözde özerklik kararına karşı etkili bir
çıkış duyulmamıştır. Acaba Başbakan PKK-PYD özerlik kararına göz mü yummuştur? Hırsızlığa batan
hükümet, İmralı canisinin 17 Aralık’tan beri gündemden olan 'Rüşvet ve Yolsuzluk Soruşturması'nda kendi
tarafında olmasına karşı jest mi yapmış, milli güvenliğimizi zedelemek adına özerkliğe onay mı vermiştir?
Başbakan PKK’ya, PYD’ye ve İmralı canisine sözde
komplo diye tarif ettiği yargısal süreçte yanında durdukları için diyet mi ödemektedir? Biliniz ki
bölücülere sınırlarımızın hemen dibinde özerklik için
yol veriliyorsa bu namertliği tanımlamak için ihanet
sözü bile yetmeyecektir."
-"İş alemini hainlikle suçlamak çirkin"
Bahçeli, ekonominin çatırdadığını, Merkez
Bankası'nın değişik enstrümanlarını devreye soksa da
dövizin yükselişini durduramadığını söyledi. Türk Lirası'ndaki erimenin memuru, işçiyi, esnafı, çiftçiyi, dar
ve orta gelirlileri yüzde 15 ile yüzde 20 arasında fakirleştirdiğini ifade eden Bahçeli, "Başbakan için her şey
elbette tozpembe olup, gelişmeler ekonomik temelde
kendisinin başına talih kuşu gibi konmuştur. Bankalardaki milyon dolarları 17 Aralık’tan beri neredeyse
ikiye katlanmıştır. Döviz borcu olan kardeşlerim ise
çaresizdir" diye konuştu.Hükümetin dövizdeki ateşi
söndürebilmek için faiz kartını kullanmak zorunda
kalacağını belirten Bahçeli, belirli günlerde bankaların
Merkez Bankası’ndan yüzde 9 düzeyinde borçlanmalarının karara bağlandığını anımsattı. Bahçeli, "Bu
kurnazca faiz artırımıdır. Hükümetin faiz lobisinin kucağına bile bile, göre göre düştüğünü kimse inkar edemeyecektir" dedi.Başbakan Erdoğan'ın bu sıkıntılı
dönemde vatana hizmet eden iş alemini hainlikle
suçlamasının çirkin ve suizan olduğunu ifade eden
Bahçeli, "Başbakan Erdoğan rüşvet ve yolsuzluk
çarkının kendisini yutma ihtimalinden dolayı dengesiz,
kontrolsüz ve şuursuzca atıp tutmaktadır. Bu manzara
en başta Türkiye ekonomisini kösteklemekte, zarar
vermektedir" diye konuştu.
-"HSYK için uzlaşma komisyonu önerisi yersiz"
Hükümetin diğer cephelerinin de ekonomiden
farksız olduğunu savunan Bahçeli, şöyle devam etti:
"Emniyetteki curcuna devam etmektedir. Hırsızlar
polisleri ve savcıları kovalamakta, yakaladıkları yerde
görevden almaktadır. Başbakan’ın oğlu için yapılan yol temizliği sonucunda beyefendi lütfetmiş ve sonunda
onca yaşanmışlıkların ardından ifade vermeye hazır
olduğunu avukatı kanalıyla söylemiştir.HSYK
konusunda TBMM Başkanı’nın, Anayasa değişikliği
için komisyon önerisi getirmesi hem yersiz hem de
çok anlamsızdır. Sayın Çiçek daha birkaç ay önce,
'Anayasa Uzlaşma Komisyonu’ndan bir şey çıkmaz'
diyerek görevini bırakan kişi değil midir? HSYK’yı
RTÜK’e çevirme arayışında olanlar, bu kurumu
arpalığa ve bütünüyle hakimiyet altına almaya çalışan
siyaset hokkabazlarıdır. Göreve geldiğinden itibaren
kısa süre içinde hakkında fezlekeler düzenlenen, İzmir
Cumhuriyet Başsavcısına bacanakların da içinde bulunduğu bir soruşturmayla ilgili talimat vermeye cüret
eden bu Adalet Bakanıyla mı yargı tarafsız ve bağımsız olacaktır? Kendisiyle ve evladıyla ilgili iddiaları
savuşturmak niyetiyle hukuk cinayeti işlemeye kadar
işi götüren Recep Tayyip Erdoğan’la mı HSYK örgüt
diye tarif edilen ellerden kurtulacaktır? Meclis Genel
Kurulu’nda tekmelerle, yumruklarla muhalefeti
sindirmeye çalışan bir iktidar mı adalete ve yargıya
güveni artıracaktır? Başbakan ve hükümeti yargıdan
kaçmak için her şeyi denemektedir. Altın kaçakçılarını
korumak için yasa çıkaracak kadar pervasızlaşanlar bu
ülkenin bir numaralı sorunu, yegane musibetidir."Devlet Bahçeli, AK Parti Yalova Milletvekili Temel
Coşkun'un, CHP Grup Başkanvekili Muharrem İnce'ye, "Yalova’ya derenin öbür tarafından gelmişsin.
Ben bu ülkenin Karadeniz’in en güzel yerlerinden
gelmişim ve 40 yıllık Yalovalıyım” dediğini anımsatarak, bu sözlerin maksadını fersah fersah aştığını
söyledi. Coşkun'u kınayan Bahçeli, "Unutulmasın ki
derenin ötesi neyse bu yakası da odur ve hiçbir yorum
ve bakış farkı kabul etmeyecektir. Bu bölücü zihniyetin, derenin iki yakasında da yer bulamaması bir
yana, asıl vatanlarına gelmiş kardeşlerimi tanımayacak
kadar körelmiş birisi olması oldukça düşündürücüdür.
Bizi değil dereler, ölüm bile ayıramamış ve ayıramayacaktır" diye konuştu. (AA)
SAYFA 15
SONDAKiKA GAZETESİ >>
15 SPOR
SİYAH MAVİ KIRMIZI SARI
30
17Ocak
ubat2014
2013Peraembe
Peraembe
Kafkas: Ligi nereden bıraktıysak oradan başlayacağız
Kardemir Karabükspor Teknik Direktörü Tolunay Kafkas, Elazığ maçının kendileri açısından seviyelerini belirleyeceği maç olacağını söyledi.
P
azar günü Elazığspor’u konuk edecek
Kardemir Karabükspor hazırlıklarını
sürdürüyor. Takım, Hasan Doğan Tesisleri halı sahasında 'Life Kinetik' çalışmasında
algılama, çabuk ve doğru karar verme, dikkat
yeteneklerini geliştirme idmanının ardından
sahada kondisyon ve topla mücadele çalışması yaptı. Çalışma sonrası değerlendirmelerde bulunan Tolunay Kafkas, "Ligi nereden
bıraktıysak oradan başlayacağız. Kasımpaşa
maçında aldığımız bir puan altın değerinde.
Ligin ikinci yarısının ikinci maçı olmasına
rağmen Elazığ maçında taraftarımız bizi yalnız bırakmasın. Stat dolu olsun istiyorum.
Coşkulu bir şekilde takımlarını desteklemelerini istiyorum. Çünkü bu maç, bizim nereye
oynayacağımızı, seviyemizi belirleyecek bir
maç olacak. Onun için ben, oyuncularım ve
camiamız ayrı bir önem veriyoruz. Eğer bu
maçı kazanabilirsek daha farklı bir yerlere
oynayacağımızı düşünüyorum. Daha iyi olacağını düşünüyorum. Pazar günü bizim için
çok kritik ve çok önemli bir maça çıkacağız.
Çok kesin bir şeyler söylemek istemiyorum,
ama gidişatımız iyi. Tek üzüntümüz kart cezalısı Mabila'nın bu maçta oynayamayacak
olması. Bu maçta Murat Akça'ya görev vermeyi düşünüyorum. Güvendiğim bir oyun-
cu." şeklinde konuştu.
"FENERBAHÇE’Yİ YAKALAMAK ÇOK
ZOR"
Ligin her şeye rağmen çok zor geçeceğini belirten Kafkas, "Fenerbahçe arayı oldukça açtı. İyi de oynuyor. Kazanma arzusu olan
bir takım. Onu yakalamanın zor olacağını
düşünüyorum. Ondan aşağısı ve gerisi için
YAKUP ASLAN:
Trabzonsporluluğumu
ispata ihtiyacım yoktur
Trabzonspor Kulübü Başkan Yardımcısı ve Basın Sözcüsü Prof. Dr. Yakup Aslan, Trabzonspor camiasına
zarar vermemek için maksadını aşan eleştirilerden kaçınılması gerektiğini söyledi.
B
KAYSERİ ERCİYESSPOR MAÇINDAN 3 PUAN ALMALIYIZ
Ligin ikinci yarısının ilk haftasında üç puan alamadıklarını kaydeden başarılı futbolcu, önümüzdeki hafta Kayseri Erciyesspor ile oynayacakları maçla
üç puana ulaşmak istediklerini belirtti. Almeida, "Artık bu maça üç puan parolası ile çalışıyoruz. Ligde kolay takım yok, bütün takımlar zor. O sebepten
Kayseri Erciyesspor maçı da zor olacaktır. Sezonun ilk yarısında oynadığımız maçta bizi zorladılar, ikinci yarıda da zorlayacaklardır. Ama artık bu
maçla beraber üç puan almak istiyoruz. İkinci yarının ilk üç puanını bu
maçla kazanmak istiyoruz." dedi.
11 golle ligde gol krallığında ikinci sırada bulunan yıldız oyuncu Almeida,
sezon sonunda ulaşmak istediği bir gol hedefinin olmadığını, sadece attığı
gollerle takımına üç puan kazandırmak istediğini ifade etti. (CİHAN)
Bir oyuncu daha almayı düşündüklerini
açıklayan Kafkas, "Ara transfer çok zor. Bu
yapacağımız transferin geleceğimizi olumsuz
bir şekilde etkilemesini istemiyorum. Çünkü
getirdiğiniz oyuncuyu göndermek oldukça
zor bir durum. Bunu bazı oyuncularla yaşıyoruz, yaşadık ve hala yaşamaktayız. Onun
için doğru transfer olursa belki bir tane oyuncu daha alabiliriz." dedi. (CİHAN)
Muğla'nın Fethiye ilçesinde
Türkiye Boks şampiyonasına
emanet eşofmanla giden
sporcu 54 kiloda Türkiye
şampiyonu oldu. Şampiyonluk sonrasında ilçeye geri dönen Merve Türkmen, emanet
aldığı eşofman takımını geri
iade etti.
A
eşiktaş'ın yıldız oyuncusu Hugo Almeida, ikinci
yarının ilk üç puanını
Kayseri Erciyesspor maçı ile
almak istediklerini söyledi. Siyah - beyazlı ekibin golcü
oyuncusu Hugo Almeida, kulüp televizyonuna açıklamalarda bulundu. İlk olarak ikinci
yarının ilk maçında deplasmanda Trabzonspor ile berabere kaldıkları maçı değerlendiren Almeida, Trabzonspor'un
büyük bir takım olduğunu ifade etti. Almeida, şunları söyledi:
"Maçın ilk yarısına çok kötü
başladık hatta ilk yarının bütün
üstünlüğünü Trabzonspor'a bıraktık diyebiliriz. İkinci yarı biraz daha iyiydik pas yapmaya başladık. Oyunun kontrolü bize geçti. Golü
de bulduk. Hatta son dakikalarda biraz daha şanslı olabilseydik maçı da kazanabilirdik. Trabzosnpor'u kutlamak lazım büyük bir takım. İyi bir takımları ve oyuncular var. Onların da hakkını vermek lazım."
kat bundan daha önemlisi tesisleşmedir. Kafamda bununla ilgili başkanla paylaştığım
düşüncelerim var. Karabükspor Akademisi'ni
kurmak benim için öncelikli hedef. En büyük
idealim Karabükspor'a kalıcı bir şey bırakabilmek." diye konuştu.
"BİR TRANSFER DAHA
YAPABİLİRİZ"
Emanet eşofmanla katıldığı
şampiyonada birinci oldu
slan, yaptığı yazılı açıklamada, geçtiğimiz günlerde bir televizyona
verdiği röportajdaki ifadelerinden yanlış anlamlar çıkartıldığını belirtti. Vermiş olduğu o demeçten hareketle, internet medyasında ve
yazılı basında, ‘Fenerbahçe’nin küme düşmesini ve Aziz Yıldırım'ın hapse
girmesini istemediği’ şeklinde yayınlar yapıldığını ifade eden Aslan, “Bu
söyleşide benim vurgulamak istediğim şey çok farklı olduğu halde, ‘hata
yaptı ve şimdi kendini savunuyor’ şeklinde anlaşılmamak için şimdiye kadar cevap verme gereksinimi duymadım. Ancak, ifadelerimin doğru anlaşılamamasından kaynaklanan rahatsızlığı gidermek amacı ile bu açıklamayı
yapma gereksinimi doğmuştur.” dedi.
Kendisine sorulan, ‘Fenerbahçe ile Trabzonspor’un husumeti ne zaman
bitecek?’ şeklindeki soruya, “Sporda husumet olmaz, bizim Fenerbahçe ile
husumetimiz yoktur, kupa davamız vardır, kupayı alınca adalet tecelli edecek ve bu sorun çözülecektir” şeklinde cevap verdiğini söyleyen Aslan, “Fenerbahçe’nin küme düşürülmesi ve Aziz Yıldırım’ın hapse girmesine ne diyorsunuz?’ şeklindeki diğer bir soru üzerine ise; suçu işleyenin cezasını çekmesi gerektiğini belirterek şunları söyledim. Suç işleyenler cezasını çekecekler ki bir daha bu tür manipülasyonlara teşebbüs etmesinler. Ancak, Fenerbahçe’nin küme düşmesini veya Aziz Yıldırım’ın hapse girmesini isteyecek olan biz değiliz, bu bizim değil hukukçuların yetkisinde olan bir durum,
verilecek cezayı onlar tayin edeceklerdir.” dediğini kaydetti.
Eleştirilerin şahsıyla ilgili olanlarını önemsemediğine vurgu yapan Prof.
Dr. Aslan, “Zira, benim Trabzonsporluluğumu ispata ihtiyacım yoktur. Ancak, Trabzonspor camiasına zarar vermemek, camia içinde tartışma yaratmamak ve camiamıza karşı iyi niyet beslemeyenleri sevindirmemek için
maksadını aşan eleştirilerden kaçınılması gerektiğini düşünüyorum.” ifadelerini kullandı. (CİHAT)
Almeida: İkinci yarının
ilk üç puanını Kayseri
Erciyesspor'dan almak
istiyoruz
lig gerçekten çok zor olacak. Fenerbahçe’yi
bir tarafa diğer takımları bir tarafa ayırmak
gerekiyor. Bizim ne yapacağımız önemli. Takımın genel durumu oldukça iyi. Fakat bunu
sezon sonuna taşımak lazım. Ligi nerede bitireceğimiz önemli. Nasıl oyun oynadığımız
önemli. Yolumuz iyi. Bu yoldan sapmadan
her maçı kendi içinde değerlendirerek Karabükspor'u en iyi yere getirmek istiyoruz. Fa-
F
ethiye'nin Karaçulha beldesinde yaşayan lise birinci sınıf öğrencisi Merve Türkmen(16), 4 yıl önce başladığı boks sporunu
zor şartlar altında yapmaya çalışıyor. Karaçulha
Boks Akademisi'nde eğitimlerini sürdüren Türkmen, geçtiğimiz yıl Isparta'da katıldığı Türkiye
şampiyonasını üçüncü olarak tamamladı. Aldığı
bu derece sonrasında hırslanan Merve Türkmen,
bu yıl İstanbul'da yapılacak olan Türkiye Bayanlar Ferdi Boks Şampiyonası'na hazırlanmaya başladı. Antrenörleri Sami Sunay ve Nezir Can ile
17-27 Ocak tarihlerinde yapılan şampiyona için
hazırlanan ve kendini motive eden Türkmen'in
önündeki tek engeli ise maddi yetersizliği oldu.
Amatör sporların devlet tarafından desteklenmemesi nedeniyle maddi sıkıntı çeken akademide, Merve Türkmen ile birlikte şampiyonaya
katılacak 4 sporcunun maçlara çıkacağı eşofmanları yoktu. Sporcuların ailelerinin de aynı sıkıntıyı
yaşaması üzerine antrenörler Karaçulha Futbol
Kulübü ile görüşerek kulübün eşofmanlarını
emanet olarak istedi. Emanet aldığı eşofman takımıyla katıldığı şampiyonada rakiplerini bir bir yenen Merve Türkmen, finalde Buse Yavuz'u mağlup ederek 54 kiloda Türkiye şampiyonu oldu.
Türkiye Boks Milli Takımı'na da seçilen Türkmen, şampiyonluk kazandığı eşofmanlarını Fethiye'ye dönüşte iade etmek zorunda kaldı.
Turnuva öncesi büyük maddi sıkıntılarla
yüzleştiklerini anlatan antrenör Sami Sunay, Türkiye'de futbol dışındaki spor branşlarının desteklenmediğini dile getirdi. Turnuvada sporculara
giydirecek eşofman bulamayınca çareyi amatör
futbol takım olan Karaçulha Futbol Kulübü'nde
bulduklarını anlatan Sunay, "Onlar da bize emanet olarak 4 eşofman takımı verdiler. Sporcularımız turnuvaya emanet eşofmanlarla katıldı. Merve, Türkiye şampiyonu oldu. 1 kızımız çeyrek fi-
nale kadar yükseldi, diğeri son 16'ya kaldı. Daha
iyi sonuçlarda alabilirdik ancak emanet eşofmanla buraya kadar." dedi.
İkinci kademe boks antrenörü Nezir Can da
turnuvaya giderken çok zorlandıklarının altını çizerken, "Son 2 güne kadar giyecek bir eşofman
takımı dahi bulamadık. Salonumuzda Merve gibi
çok kız öğrencimiz var. Eğer bunlara imkan sağlanırsa yeni şampiyonlar çıkar. " diye konuştu.
Turnuvaya giderken maddi zorluklarla karşılaşan başarılı sporcu Merve Türkmen ise şampiyonluğu tek başına değil takım arkadaşlarıyla birlikte kazandıklarını söyledi. Önümüzdeki dönemde Avrupa ve dünya şampiyonalarının yanı sıra
2016 Olimpiyat Oyunları'ndan Türkiye'ye madalyalarla dönmek istediğini açıklayan Türkmen, ailesinin kendisine olan güvenini hiç bir zaman boşa çıkarmadığı için mutlu olduğunu sözlerine ekledi. (CİHAN)
Galatasaray'ın eski başkanı Mehmet
Cansun: Etik tartışması çok komik
Galatasaray Kulübü'nün eski başkanlarından Mehmet Cansun, Bruma'nın
Gaziantepspor'a kiralanmasıyla ilgili
olarak başlatılan 'etik' tartışmasını
komik bulduğunu söyledi.
Radyospor'un canlı yayın konuğu olan sarı kırmızılı kulübün eski başkanı Mehmet Cansun,
"Bruma'nın Gaziantepspor'a kiralık olarak verilmesinde kimsenin serzenişte bulunmaya hakkı
yok. Bir futbolcudan yararlanamıyorsanız. Türkiye'de acayip bir yabancı kontenjanı sınırlama-
sı varsa ve biz futbolcularınızı tribünde oturtmak zorunda kalıyorsanız. Bunun başka bir yolu yok. Yabancı futbolcularınızı bir şekilde göndereceksiniz." dedi.
BU ACAYİP KURALI BİR ŞEKİLDE
DELMEK ZORUNDASINIZ
Fenerbahçe'nin Bruma'nın Gaziantepspor'a
verilmesinin eleştirmesini komik bulduğunu belirten Mehmet Cansun, "Abdullah Kiğılı, dört
dörtlük, düzgün bir insandır. Kendisinin belli
şartlar içerisinde etik konusunu gündeme getirdiğini düşünüyorum. Ben kendi konuşmasını
duymadım. Okuduklarıma itibar ederek, neden
böyle söylüyor da demiyorum. Siz, bir futbolcunuz var oynatamıyorsunuz, onun yerine koyacaklarınız da tribünde oturuyor. Ne yapacaksınız, siz bu futbolcuyu turşusunu kurmak için
almıyorsunuz ki. Oynatmak için adam alıyorsunuz. Bunu kiralayacaksınız. Bir şekilde bu acayip kararı delmek zorundasınız ki, aldığınız futbolculardan yararlanabilesiniz." diye konuştu.
(CİHAN)
SAYFA 16
SİYAH MAVİ KIRMIZI SARI
Tartan:Yaralar en kısa sürede sarılacak
Gün boyu etkisini aralıklarla hissettiren
yağmur, önceki akşam saat 02.00 sıralarında
etkisini bir kez daha gösterdi. Sağanak olarak
1 saat süren yağmur ardından Konak İlçesi'ne bağlı Küçükyalı Semti Necip Mirkelamoğlu Sokak'taki yolda çökme oldu. Zemini yumuşayan yolun kenar kısmı, kot farkından altta kalan diğer sokaktaki arsaya kaydı.
Çökme anında yolda park halindeki 35 ME
036 plakalı otomobil de arsaya düşerek hurdaya döndü. Konak Belediye Başkanı Dr.
Hakan Tartan Küçükyalı semtinde yıkılan
istinat duvarını yerinde inceledi. Yaşanan olayda can kaybı olmamasının sevindirici
olduğunu söyleyen Başkan Tartan yaraların
kısa sürede sarılacağını belirtti. Yıkılan istinat
duvarı ile birlikte hurdaya dönen araç sahibinin de zararının karşılanacağını ifade eden
Tartan sözlerine şöyle devam etti.
“Türkiye’nin ilk sokakta yürüyen merdivenini yapıyorduk ancak hemen yanında bir istinat duvarının yoğun yağmur yağısı nedeniyle
çöktü. Can kaybı yok, bir araç zarar görmüş.
Arkadaşımızın zararının yaralarını en kısa
zamanda saracağız. Kısa sürede buraları
düzenleyeceğiz. Bir ihmal var ancak onu
tartışmanın bir anlamı yok. Belediye olarak
işimiz mazeret üretmek değil; iş üretmek.
Burada vatandaşın zarar görmeyeceği bir
çözümü bulacağız. Eksikler, elektrik, su ile
ilgili düzenlemeler için ekipler çalışma
yapıyor. Kısa sürede güvenlik önlemlerini
alarak mahalleyi normal yaşantısına
döndüreceğiz. Ardından güçlendirilmiş bir
istinat duvarını yapacağız” (HABER
MERKEZİ)
Havran Çayı kıyısında yaşayan Osman Gür, mezbaha,
mandıra gibi fabrikalara ve ovaya ulaşımın sağlandığı yaklaşık 10 yıllık yolu, arsasından geçtiği gerekçesiyle duvar
örerek iptal etti. Gür: "Yakın diye herkes bu yolu kullanıyor. Kalkan toz nedeniyle ailem ve hayvanlarım hasta oluyor. Araçlar hızlı geçiyor. Birçok hayvanım, araç çarpmaları
nedeniyle telef oldu" diye konuştu
30 Ocak 2014 Perşembe
www.sondakikagazetesi.com
Berlin değil "Havran duvarı"
Havran ilçesinde, bir vatandaş, resmi
kayıtlarda yer almamasına rağmen mezbaha, mandıra gibi fabrikalara ve ovaya ulaşımın sağlandığı,
yaklaşık 10 yıl önce
açılan yolu, arsasından geçtiği
gerekçesiyle duvar örerek kapattı. Havran
Sanayisi
civarında
yaşayan Osman Gür
(55), yaptığı
açıklamada,
yıllardır
hayvancılıkla uğraştığını
ve bu işe daha geniş bir alanda devam etmek için 7 yıl
önce Havran Çayı
kıyısında 4 bin 600
metrekare arsa satın
aldığını söyledi. Evinin de bulunduğu bu arsanın bir bölümünün Devlet
Su İşleri (DSİ) tarafından ıslah çalışmaları
kapsamında çay yatağına dahil edildiğini
dile getiren Gür, "Evimin hemen önünden,
çay kıyısından geçen bir yol var. Bu yol
yaklaşık 10 yıldır kullanılıyor.
bazı fabrikalar ile Havran Ovası'na giden
kişiler tarafından kullanıldığını anlatan
Gür, şöyle konuştu: "Yakın diye herkes bu
yolu kullanıyor. Kalkan doz nedeniyle ailem ve hayvanlarım
hasta oluyoruz. Araçlar hızlı
geçiyor. Birçok hayvanım,
araç çarpmaları nedeniyle
telef oldu. Bunun önüne
geçmek için yolu, iki
tarafına ördüğü duvarla
kapattım. Artık bu yoldan ulaşım sağlanamayacak. Hakkımı kullandım ve yolu kapattım. Artık kısa yol yok, normal ulaşımın
sağlandığı diğer yol var. Araçlar mezbahaya çevresini dolaşarak gidebiliyor."
"Sen hayır için
bana bir kilogram
yoğurt verdin mi?"
Gür, duvarı ördükten sonra vatandaşlardan bazı tepkiler aldığını bildirdi. Bir fabri-
ka sahibinin, "Duvarı kaldır, hayır yap"
dediğini aktaran Gür, ona "Sen hayır için
bana bir kilogram yoğurt verdin mi?" cevabını verdiğini anlattı.Hayır için sağlığın
riske atılamayacağını ifade eden Gür, "Zaten burada yol yoktu. Şimdi de duvarla kapattım" diye konuştu. Havran Belediyesi
yetkilileri ise resmi kayıtlara göre söz
konusu yolun, Gür'ün tapulu arsasında yer aldığını belirtti. (AA)
Aslında resmi kayıtlarda yol olarak
görünmüyor ama bu amaçla kullanılıyor"
dedi. Tapu ve Kadastro Müdürlüğüne
başvurarak tespit yaptırdığı bilgisini veren
Gür, kendisine ait araziden yaklaşık 32
metrelik bölümün çay yatağına dahil
edildiğini ancak yolun kendi arsasında
olduğunu vurguladı. Bu yolun, Havran
Belediyesi Mezbahası ve mandıra gibi
İzmir'deki yağışlar ocak
ayı ortalamasını geçti
Meteoroloji 2. Bölge
Müdürü Murat Şahin, son
beş günde bölgeye düşen
yağışlarla ocak ayı yağış ortalamasının üzerine
çıkıldığını söyledi
Şahin, Meteoroloji 2. Bölge
Müdürlüğü'nde düzenlenen tanıtım
ve bilgilendirme toplantısında, dün
akşam saatlerinde başlayan sağanak
ve gök gürültülü sağanağın tüm bölgeyi etkilediğini belirterek, İzmir
merkezde metrekareye 45.6 kilogram yağış düştüğünü, Urla'da ise
bu miktarın 75 kilograma kadar çıktığını ifade etti.
Son 24 saatte bölgeye ortalama
40-50 kilogram yağış düştüğünü
kaydeden Şahin, şöyle konuştu: "Ocak ayı ortalamasının 117.9 kilogram olduğunu düşündüğümüzde
son beş günde metrekareye 118 kilogram yağış düştü. Ocak ayı
yağışlarının üzerine çıktık. Bu ayki
toplam yağış 149.9 kilograma ulaştı. Aralık ortasından ocak ortasına kadar yağışlı sistemler ülkemize
gelemedi. Akdeniz üzerinden gelen
bol yağışlı sistemler Kıyı Ege'de
sürekli yağışları beraberinde getirdi.
Yağış azlığı ortadan kalkmış durumda. Ege Bölgesi'nin kuraklık riski
bulunmamaktadır. Gelecek aylarda
da mevsim normallerinden yağış
bekleniyor. Barajlarda yüzde 55 oranında su var. Herhangi bir sıkıntı
görünmüyor." Şahin, yağışların
akşam saatlerinden itibaren İzmir,
Aydın, Manisa, Çanakkale, Balıkesir bölgesini terk edeceğini, hava sıcaklığında önemli bir değişiklik olmadığını belirterek, bölgenin pazar
günü yeni bir yağışlı sistemin etkisine gireceğini söyledi. İzmir'de 45
noktadaki otomatik gözlem istasyonuyla veri ürettiklerini anlatan
Şahin, "Meteoroloji radarıyla 24
saat boyunca meteorolojik olayları
an be an takip edebiliyorsunuz.
Bölge tahmin ve uyarı merkezimizde de 24 saat boyunca analizler
yapılıyor, veriler takip ediliyor, tahminler üretiliyor. İzmir'i en çok etkileyen olaylardan biri ani seller. Şehir merkezleri daha çok etkileniyor.
İzmir'de bu çok sık yaşanan durumlardan birisi.
Kuvvetli yağışlar oluşmadan 24
ya da 48 saat önce meteorolojik uyarı yayınlıyoruz. Özellikle can
kaybı önleme noktasında ciddi
hazırlıklar yapılıyor belediyemizce,
valiliğimizce" diye konuştu.
Toplantının ardından her gün iki defa havaya salınan ve atmosferde 35
kilometre yükseldikten sonra nem,
basınç, sıcaklığa ilişkin topladığı
verileri üzerindeki verici sayesinde
merkeze aktaran balon havaya
bırakıldı. (AA)
TGF Genel
Başkanı Sertel:
Herkesi bölüyor bunlar
Fransa Cumhurbaşkanı
François Hollande'ın programına, Anadolu Ajansı
dışındaki basın mensuplarının alınmamasına tepki
gösteren TGF Genel Başkanı
Atilla Sertel, “Herkesi bölüyorlar bunlar. Bir matematikçi
olsa bu kadar bölme işlemi
yapmaz. İktidarın toplama
işlemi yapması lazım.” dedi.
Cumhurbaşkan Hollande,
dün Galatasaray Üniversitesi’nde bir konferansa katıldı.
İçeriye, Anadolu Ajansı
muhabirleri dışında basın
mensubu alınmadı. TGF
Genel Başkanı Sertel ise
yaptığı açıklamada, bunun
doğru olmadığını belirterek
şunları söyledi: “Doğru olmayan yöntemlere devam
ediyorlar. Zaten biz
eleştirmekten bıktık, onlar
yanlış yapmaktan bıkmadı.
Yani böyle bir şey olur mu? ‘’
(CİHAN)
Download

İzmir yine göçtü! - Sondakika Gazetesi